« Nişantaşı’nın Korkuları | Ana Sayfa | Çok İyi Bir Yazı »

February 20, 2008

AK Parti Liberalleri Kaybetmemeli

[20 Şubat 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Son günlerin yükselen tartışması, bazı liberaller ile AK Partililer arasında. 2002’den bu yana süren (ve aslında kökleri çok daha eskiye uzanan) muhafazakar-liberal koalisyonundaki bu “çatlak”, bir grup akademisyenin üniversitelerde başörtüsü özgürlüğü konusunda “üçüncü yol” tutturmasıyla başladı. Polemiklerle devam ediyor. Bu koalisyona hep antipatiyle bakmış olanlar da durumdan pek memnun; “çatlağı” daha da derinleştirmeye çalışıyorlar.

Aslında ortada tek bir liberal tipi yok. Kavramın tanımı gereği bağımsız ve bireysel düşünen bu aydınlar arasında önemli farklılıklar var. Özellikle de Türkiye’nin bam teli olan laiklik konusunda. Kimi liberaller en iyi ihtimalle “Fransız laikliği”ne razı olabilecek, onun uygulanmasında bile bazı “çekinceler” dile getirecek kıvamda iken, bazıları İngiliz modeli bir çok-kültürlülüğü savunuyor, “hizmet alan–hizmet veren” ayrımına bile itibar etmiyor.

Diyeceğim şu: AK Parti’nin sayısı az ama etkisi büyük olan söz konusu liberal yelpazeyi kaybetmemesi, onların da AK Parti’ye biraz daha anlayışlı yaklaşması gerek.

AK Parti’yi Milli Görüş’ten bugüne getiren şey, istikametini “siyasal İslamcılık”tan “liberal demokrasi”ye çevirmiş olması. Yıllardır devlet baskısı ve elit aşağılaması altında yaşamış, kendilerini “öz vatanında parya” olarak hissetmiş muhafazakar kitleler, eskiden bu işten Batı’yı sorumlu tutuyor, çözümü de Doğu’ya dönmekte arıyorlardı. AK Parti’nin kurmayları, çok doğru bir teşhis yaptılar. Sorunun çağdaş Batı’da değil, onun eski bir döneminde donup kalmış olan yerli “Batılılaştırıcılar”da olduğunu gördüler. Aradıkları din özgürlüğünün Batı tarzı liberal demokraside zaten var olduğunu fark ettiler. O yüzden de otoriter seçkinleri “by-pass” edip, AB süreci ile cisimleşen özgürlüğe yöneldiler.

Liberaller ise eskiden beridir o yoldaydı. Dolayısıyla özgürlüğün ve özgürlükçülerin “kriterleri” konusunda söz söylemeye hakları var. Zaten fiili durum da ona işaret ediyor: Türk siyasetine dışarıdan bakanlar, özellikle de Batılılar, AK Parti’nin özgürlükçü olduğuna sadece hükümetin icraatlarına değil, aynı zamanda liberallerin yorumlarına bakarak ikna oluyor. Hükümetin “biz kendimizi zaten ispat ettik” diye kestirip atması doğru olmaz. Yüzde 47’lik halk desteği büyük bir meşruiyet kaynağı olsa da, Türkiye’nin “özel şartları”nın dayattığı zorluklar, ve zaten “İslamofobi”den muzdarip olan Batı dünyasının kuşkuları, “liberallerin vereceği meşruiyeti” de gerekli kılıyor.

Ancak liberallerin de biraz esnek olması lazım. AK Parti geçmiş 5 yılda kadın haklarından Kürt sorununa kadar bir dizi meselede büyük reformlar yaptı. Kendi tabanının hak taleplerine sürekli göz yumması, hem ilkesel hem de siyasi açıdan doğru olmazdı. Başörtüsü meselesini çözmek için MHP’yle ittifak kurması da siyasetin doğasına uygun, rasyonel bir adımdı.

Bazı liberallerin şiddetli bir MHP alerjisi var. Dahası Başbakan’ın başörtüsü uğruna diğer özgürlükleri MHP’ye “sattığına” inanıyorlar. Oysa biraz pragmatik düşünüp iki şeyi görmeleri gerek: Bu süreç içinde MHP “bürokratik oligarşi”nin değil “millet”in yanında olduğunu ilan etti ki, bu Türk demokrasisi için önemli bir kazanım. İkincisi, “AKP-MHP ittifakı” mevcut gündemle sınırlı ve muhtemelen geçici bir durum. Yarın bir gün “Kürtçe öğretimi” gündeme geldiğinde belli ki farklılıklar ön plana çıkacak.

Liberallerin kendi idealizmlerinin büyük kitle partilerince ancak kısmen paylaşılabileceğini kabul etmeleri ve “bardağın dolu tarafı”nı unutmayan yapıcı eleştiriler getirmeleri gerek. Kaldı ki etrafa şöyle bir bakınınca onlar da hemen fark edecekler: Başka AK Parti yok.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 20, 2008 9:44 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

demokrasiyi yaşamak ve yaşatmak adına 'ortayı bulma' çabanızı takdir ediyorum. yazının başlığı 'ak parti liberalleri kaybetmemeli' iken içerikte ; 'ak parti ve liberaller birbirini kaybetmemeli' fikri var. çıkar dünyası. tabi çıkarlar hak ve özgürlükler olunca, hoş görülebilir bu durum. bir de kamuoyunda öyle bir algı oluşturuluyor ki; sanki bütün liberal kesim hükümete sırtını dönmüş. bu fikri enjekte edenlerin başında da malum devletçi hürriyet. başbakanın dünkü konuşmasında dile getirdiği'seçkinci grup' tabirini hemen kafalarınca yorumlayıp 'bakın liberalleri eleştirdi' demiş bugün birinci sayfasında. devletçi medya ak parti-liberal ayrılığı fikrine bayıldı,daha da derinleşmesi için çarpıttıkça çarpıtıyor. ama nafile...

Yazan: ehbe Tarih: February 20, 2008 10:37 AM

"Yarın bir gün “Kürtçe öğretimi” gündeme geldiğinde belli ki farklılıklar ön plana çıkacak."(M.A)

Bunu okuyunca aklıma başbakanının Almanya'da yaptığı bir konuşma geldi;"buradaki Türkler kendi dillerini bilmeden nasıl Almanca öğrenebilecekler?"Asimilasyon değil entegrasyon demişti ki bu "Alman vatandaşlık haklarına sahip Türk" olmanın altını çizen bir cümleydi.

Annesi Türkçe bilmediği için "anadili" Kürtçe olan bir çocuğa Türkçe'yi nasıl öğreteceksiniz?

Yazan: çuvaldız Tarih: February 20, 2008 1:21 PM

Bu defa yorumum kisa.

1. Catlak matlak yok liberalle dindar arasinda, (Bazilarimiz iki sapkayi beraber giyeriz).

2. Bu catlak olayi secimden once Ak-Parti barajin altinda kalacak, CHP supurecek CHP-MHP kolisyonu kurulcak" temennisini GERCEK ile karsitiran catlaklarin hayalleri. Umit fakirin ekmegi.

3. Eger birtakim "liberaller" "yaw bu isten AkP karli cikiyor; dindarlra kazaniyor; ben Akp'li degilim, dindar da degilim ha bir de MHP'den nefret ederim onun icin insan hakki olmasi falan onemli diil" diyorlar ise onlar zaten ne liberal idiler, ne omurgali entellektuel.

4. Bu "catlak" argumanini yapanlar once Haluk Sahin (2. Haluk derim kendisine) , Cengiz Aktar bilmem ne gibileri "liberal" yapiyorlar (hatta kahverenmgibirunlubeyazkaptan dahi liberal imis!)sonra onlar "artik bizi desteklemedigi icin" catlak oluyormus!! wishful thinking brown-nose!

5. Mustafa Erdogan Star'daki sutununda, Ali Bayramoglu Yeni Safak'ta, Ihsan Dagi Zaman;da ve Mustafa Bey Star'da yazdi bunlari. O "ucuncu yolcular" aslinda hep urzgarin estig yone gore pzisyon belirleyen omurgasizlardir (onlara Mehmet Agar ve Erkan neydi soyadi- dan selam var). Yaw Haluk Sahin'in hic bir yerde ozgurlukcu bir opozisyon aldigini goren var mi? (ha 301.e karsiymis, cunku kendisi de yargilanmis; Orhan Pamuk'u severmis) Adam dupeduz fasist. Kendisi gibi laikci Tarhanali Erdem'i "ayagini denk al, ne demek AkP yuzde 47 alcak demek" diye ilk sigaya ceken bu adam hala utanip arlanmadan memlekrte nizam veriyior. Kim o guruhu simdiye kadar liberallikle suclamis?

6. Ali Bulac gibi Islami yazarlar bazi Islam dusmani fasistleri elestirir iken onlarin "Ab ya taraftarligi", 301.e karsitligi, Kurt Meselesi konusunda miltarist pozisyon almayici gibi "tek hususluk" nedenlerle "liberaller" kategorisine koymaya dikkat etmeliler. Cunku o zaman LDT gibi yerledeki gercek liberaller aliniyorlar.

Fasist, ozguruluk dumanin ekmegine yag surmemek icin liberaller de dindarlar da her iki aidiyeti olanlar da fikrin asorumulugu ile hareket etrmeli.

Ben de Mustafa Bey gibi ortada catlak matlak olmadigi fikrindeyim.

Uzgunum kaptan. Bu da tutmadi, Danista komplos gibi, Try another one.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 20, 2008 1:39 PM

AKP nin ABD ye karşı Fransa-Almanya eksenine yaklaşabileceği çok konuşulmuştu. ABD nin İslama karşı saldırgan tutumu, Tezkere sonrası yaşananlar ve AKP ye İslamo-faşist etiketleri; AKP yi ABD den uzaklaştırmıştı. Yaygınlaşan terör, kitle gösterileri ve provakasyonlar ile AKP köşeye sıkışırken AB nin yapabileceği hiçbirşeyin olmadığı ortaya çıktı. Kıbrıstada AB den tek bir olumlu adım gelmemesi bu yapının Türkiyenin hiçbir siyasi sorununda etkili olmayacağı görüldü. ABD ninde İslama açtığı savaşın başta Türkiye ve pekçok başka müslüman ülke -hatta askeri idare altındaki Pakistan bile-
ile arasını açması ve batağa saplanması sonrasında; AKP ile ABD ve tüm savunma sistematiğini ABD ile ortaklaştırmış ordu arasında bir ortaklığın yolunu açmış olmalı. Provakasyonların tezgahtarı örgütünde tasfiyesi bu anlaşmanın içinde olabilir.-Ergenekon-.Bu durum iç siyasi dengeleride etkileyecek elbetde. Birilerinin dediği gibi;Eğer AKP başartüsüne özgürlüğü AB sürecinde arayıp bulamadığı küçük hesaplarıyla yeni bir arayışa yöneldiyse; Bu tutum Türkiyenin devasa bir bölgesel ve küresel oyuncu olmasının önünü açıyor ki; kelebek etkisi denen tamda bu olsa gerek.

Yazan: arif Tarih: February 20, 2008 8:42 PM

Bak kardesim bir daha deneyeyim.

Sahsima hayvan de, kopek de birisi gibi "boguruyor" de beni rahatsiz etmez. Birine hakaret etmek icin hayvan referansi hic kullanmam; hayvan asigiyim.

Beni rahatsiz eden sey riyadir, gayesini sahte argumanlar, yalan veriler ile kamufle etmektir ve cehaletin curetidir. Hakaretamiz olrak algilanan tepkilerim tabii ki taniyip bilmedigim sahsa degil ortaya koydugu argumanlaradir.

Usulde kaybolmayalim, muhtevaya kafa yoralim.

Sadede geleyim , bir defa daha.

Sozun ozu "her kiyafet, veya dis gorunus seklinin dili vardir". ("Turbanin dili var" diyen Bekir Coskun'a "mini etek dilsizmi" demekte muradim budur).

Ama saygideger arkadasim (bu oldu mu?) bir insanin, hizmet veren olsun olmasin, dis gorunumu senden farkli oldugu icin sana adil hizmet VEREMEYECEGI ve bundan dolayi sana benzemek zorunda oldugu fikirini bir daha dusunurmusun lutfen?

Devlet kime aittir; kimin malidir? Halkin yuzde 70'inin giyim seklini "devletin", kamusal alanin (ne demekse?) disinda tutmak kimin hakkidir?

Butun insanlar tek tip , kimligini, aidiyetini, inancini, kisisel tercihlerini belli etmeyen uniforma giyiyor da bir tek basortulu mu birseyleri simgeliyor?

"Normal" kiyafet nedir? Kim karar verir, kimin "normali"? Gunun son modasini "notrmal" olrak ilan eden bir enstitu mu var? Ya o enstitu bugunun "normalini" yarin anormal ve yasak ilan ederse?.

(Ve lutfen ABD 'den ornek verme. Gercekten kendi inanilirligina golge dusurursun. Bu konularda en liberal birkac ulkeden biridir ABD. Burada orayi cok iyi bilen bircoklari var. Benim de 25 yilim gect orda; biraz bilirim).

Bunu dusunurmusunuz lutfen? Beni bos ver. Ben aynen dedigin gibiyim.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 21, 2008 11:01 AM

Teşekkürler Mustafa Bey, Hrant Dink Cinayeti , çetelerin üzerine gidilmesi,vakıflar yasası,301.maddenin yeniden ele alınması TRT'nin Kürtçe yayına hazırlanması ve AB üyeliği için durmak yok yola devam diyen bir iktidar daha ne kadar liberal olabilirki.Bence Ak parti gelmiş geçmiş en özgürlükçü parti hem kendi tabanının hemde kendi gibi düşünmeyenlerin özgürlüklerinden yana bu şimdi olmasa bile ilerde AK Partinin kendisine takdir toplayacaktır.Ayrıca çarşamba akşamları Mehtap TV de yayınlanan programınızda yazılarınız kadar güzel ufkumuzu genişletiyorsunuz Teşekkürler.

Yazan: Gülşen Tarih: February 21, 2008 12:23 PM

En son ki yorum bana aittir. Anonymous a ait değil bilgilerinize.

Yazan: GÜLŞEN Tarih: February 21, 2008 1:21 PM

Mustafa Bey'e katılıyorum.

Ama bence yazının başlığı "Liberalleri" değil de "özgürlük yanlılarını kaybetmemeliydi" olmalıydı. Bu fark önemli zira son tartışmalarda kavramlar yine altüst olmuş durumda.

Canım ülkemde öteden beri birçok kavram ters yüz edilir. Son başörtüsü tartışmalarında da aynı şey “liberal” kavramının başına gelmiş durumda sanırım. Medyada dillendirilen “özgürlük koalisyonu bozuldu”, “liberaller bölündü, bir kısmı şerh koydu”, “desteğini çekti” gibi yorumlar gerçeği yansıtmıyor. Memecan da dün çizmiş aynı şeyi ama oradaki gibi değil ki mesele. (Muhafazakar basın da aynı söyleme itibar etmiş görünüyor. Öyle ki köşe yazıları yazılıyor, cevaplar verilmeye çalışılıyor.)

Bunlar ‘liberal’ denince ne anlıyorlar bilmiyorum. Fakat genel anlamda ülkede özgürlük yanlısı olan herkesi direk ‘liberal’ olarak adlandırma hatası var. Oysa ülkenin önde gelen liberal isimlerinden Prof. Mustafa Erdoğan’ın da dediği gibi bu özgürlük yelpazesi pekçok farklı görüşe sahip aydınlardan oluşuyor; “liberaller, bazı muhafazakarlar, bazı sosyal demokratlar ve sosyalistler, kendilerine ‘demokrat’ diyen kimi aydınlar, ‘İkinci cumhuriyetçi’ olarak anılanlar” gibi.

Ama aslında pekçok meselede aralarında ciddi görüş farklılılları var. Mustafa Erdoğan “Yelpaze içindeki ideolojik farklılık o kadar bariz ki, ‘liberal’ sıfatı yakıştırılanların bazıları her fırsatta bu sıfattan uzak durmaya çalışmış veya liberalizmi eleştirmekle ün salmıştır.” derken de buna vurgu yapıyor.

Mesela Etyen Mahçupyan son zamanlarda Taraf gazetesinde, birbirini ardına, başörtüsü yasağının kaldırılmasını destekleyen enfes yazılar yazıyor ama kendini liberal olarak değil demokrat olarak tanımlıyor. Hatta hatırlayanlar olacaktır, liberallik-demokratlık ekseninde ülkenin ünlü liberallerinden Prof. Atilla Yayla ile tartışma yapmışlardı. Ama hem Yayla hem Mahçupyan başörtüsü yasağının kaldırılmasını koşulsusuz olarak destekliyorlar.

Benim görebildiğim kadarı ile ‘kavramın bilincinde olarak’ kendilerine liberal diyenler ve yine aynı bilinçle ‘liberal’ olarak anılanlar, son başörtüsü tartışmaları ortaya çıktığından beri hep “koşulsuz özgürlükçüler” yanında yeraldılar. “Üçüncü yol”cular, “hem laiklik hem özgürlük” diyenler arasında özgürlük koalisyonunda yeralmış isimler var ama bu görüş ayrılığını “liberaller bölündü” diye sunmak hatalı bir söylem. Çünkü bu bir koalisyon ve çarkedenler, şerh koyanlar liberaller değil.

Zaten öteden beri nahoş bir sıfat olarak görülen ‘liberallik’ bir de bu tip hatalı yargılarla iyice kum torbasına çevriliyor.

Son tartışmalara ışık tutması bağlamında Mustafa Erdoğan’ın “Liberal ve Liberalimsi” başlıklı yazıısı okunmalı; belki böylece kavram/lar biraz daha yerli yerine oturur.

Ve tabii "Özgürlük koalisyonunun anatomisi" başlıklı yazısı da:

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=142731


Yazan: Suat Tarih: February 22, 2008 5:44 AM

bu tartışmada yorumlar birbirine karışmış bence..kim kime ne diyor belli değil..Bekir yıldırıma kim ne dedi ya da Gülşen rumuzlu anonymus kim?

neler oluyor burda:)

Yazan: delikanlı Tarih: February 22, 2008 11:48 AM

Akyol'un "Cok Iyi Bir Yazi" baslikli makalesinin ilk paragrafindan sonrasi, herhalde teknik bir ariza nedeniyle okunamiyor ve o makale hakkinda yorum yapilamiyor. Ama, makalenin yayinlanan bolumundeki "Turkiyenin kendine ozgu laikligi" mealindeki sozleri onemli, bunu esas alarak goruslerimi mecburen burada aciklayacagim.
Turkiyenin kendisine ozgu bir laiklik anlayisi bulunmasi, bunun, Amerika bir yana, Avrupanin anlayis ve uygulamasindan cok farkli olmasi son derece dogaldir. Avrupa, yuzyillarca suren din savaslarindan, aydinlanmadan , reformasyondan,Fransiz ihtilalinden, sanayi inkilabindan sonra, uzun, acili, sancili bir hazmetme surecinden sonra bugun bulundugu noktaya geldi. Cumhuriyet ihtilali, bu surecleri gecmemis, yuzde 90 kusuru okuma yazma bilmeyen, tutucu, dinin esiri olmus bir toplumu, bugunun dunyasinda, bu cografyada ayakta tutabilmenin mucizevi bir formuludur. Laiklik de bu formulun en temel, olmazsa olmaz kosuludur. Bizim laikligimizin "sui generis" olmasindan daha tabii ne olabilir? Yuzyillarca surecek acili/sancili bir surecden gecmeksizin aradaki acigi en kisa surede kapatmak icin gerekli zihniyet ve davranis transformasyonunu saglamak, ancak yukardan inmeci reformlarla ve laiklik ilkesinin en etkili bicimde uygulanmasiyla mumkundu. Bu nedir? Din, iman,inanc ozgurlugu vardir, ama bu, Tanriyla insan arasinda kalacaktir. Dinin, devlet ve toplum hayatina mudahalesine hicbir sekilde izin verilemez. Vatanini, milletinin gelecegini gercekten samimiyetle isteyenler icin bu agir bir bedel midir? Namazini kil, orucunu tut, istedigin gibi ibadet et. Ama bunu hicbir sekilde disariya gosterme, disarda kullanma. Bu, ozellikle devlet gorevlileri icin temel bir kuraldi. Cumhuriyetin kurulusundan itibaren hemen hemen hicbir devlet gorevlisi Cuma namazina, bayram namazina giderek, Demirel doneminden beri goruldugu bicimde sov yapmadi. Bu insanlar dinsiz miydi? Kesinlikle hayir. Ama, ulusun, ulkenin yuksek menfaatlerini herseyin uzerinde tutuyorlardi. Dinlerini kendileriyle Tanri arasinda tutmayi bildiler.
Ozetle, Cumhuriyetin laiklik anlayisinin ve uygulamasinin nevi sahsina munhasir olmasi, Amerikadaki veya Fransadakilerle mukayese edilmemesi zaruridir. Bu Turkiye icin bir olum-kalim sorunudur.

Yazan: Dogu Ertegene Tarih: February 24, 2008 3:20 PM

"Türbanı kazaya bıraksınlar."

Gerçekten söylendi mi bilmiyorum ama bazı yasakçıların ve jakoben laikçilerin buna benzer çok incileri var.

Sonuncusunun örneklerini Dogu Ertegene Bey'den gördük. Hiç bir devlet görevlisi cumhuriyetimizin "altın(!)" çağında(anladığım kadarı ile) Cuma veya Bayram namazına giderek şov yapmamış ona göre. Yani Cuma veya Bayram namazına giden şov yapıyordur manası çıkmaz mı buradan? E, Cuma ve Bayram namazlarının cemaat ile kılındığını, bu namazların özelliklerinin bu olduğunu(yani dogu Ertegene Bey'e göre şov yapmak, fakat bence dinimize göre sosyal hayatı pekiştirmek ve sosyal olmayı teşvik etmek, toplum bilinci geliştirmek vs.) bilmiyor sanırım Dogu Ertegene Bey.

Ayrıca sanırım bizdeki laikliğin "sui generis" olduğunu söylerken sanırım bize "özgü" bir laiklik anlayışının gerektiğini, uygulanmasının normal olduğunu söylüyor. Tabiki karşı değilim, bize özgü bir laiklik anlayışına, fakat laikliğin baskıcı yüzünün bu gerekçe ile savunulması saçma.

Eğer bize özgü bir laiklik yerleştireceksek bu %80'i Müslüman olan bir ülkenin gerçeklerine göre şekillenmiş, bu yönüyle bize özgü bir laiklik olmalı.

...

Davranış transformasyonu, tepeden inmeci reformlarla ilgili kısmını hiç değerlendirmiyorum. Artık sıkıldım bundan. Keşke dedelerime söyleselerdi;

Bak koçum şimdi savaşa gidiyoruz, yanında oğlun da var, dünürün(yani ileride bu satırları yazacak torununun torununun koca koca dedesi zaten Çanakkale'de kalmış, sen Çanakkale'den dönmüşsün ama bak şimdi yine alıyoruz, hem bu sefer oğlun ile birlikte), beraber şehit düşebilirsiniz, fakat savaş bir bitsin biz size bir transformasyon uygulayacağız, tepeden bazı reformlar indireceğiz. Anladın mı? İstiyorsan gelme bak. Demediler de. Deselerdi, dedemin tepkisi eminin şu olurdu:

-Ne, draskormasyone nedir ki? Tepeden inmeci reformlar mı? Tepeden sel inmesin de. Rahmet mi ki bu iniyor. Oh oh iyi.

Ya dedeciğim, o zaman iki sözlük karıştırmışlığın olsaydı böyle mantara gelir miydin?

Şimdi biz uğraşıyoruz. Dedemsin, senin hakkında bari böyle ironi, karamizah yapayım. Çünkü diğer şehitlerle ilgili yapsam, yazdığım konulara kimse bakmaz, direk "vay hain, sen şehitlerimiz hakkında nasıl böyle konuşursun" derler. Zaten öbür şehitler kapılmış, herkes siyasi çıkarlarına alet etmiş, bana da siz kaldınız, kusura bakmayın artık. Allah(cc) size rahmet eylesin.

Bu ülkede meşruiyetimizi ispatlamak için sizi kullanmamız gerekiyor. Ben seni rahatsız eder miydim, ben sevmem hamaseti zaten. Daha öncede Beagle adlı bir arkadaşa yazmıştım. Ama suç benim değil ki. Bizim efendilerimiz, o kadar sığ ve bağnazlar ki, meseleye ta en baştan başlamamız gerekiyor. Adamlarla hak hukuk tartışmaya başlayamıyoruz bile, ya hep tekrar yapmalıyız ya da önce meşrutiyetimizi ispatlamalıyız. Yok biz onlara sormuyoruz bu meşrutiyeti nereden aldıklarını. Ne onların dedelerini görmedin mi cephede. Aman dedeciğim ne haddimize onlara sormak, onlar efendi, onlar sahip, bizi gözden kaçırmışlar transformasyonda, şimdi başlarına bela olmuşuz. Yarım kaldıkları yerden devam etmeleri depreşmiş. Dedeciğim sonra yine yazarım.

Ha, hazır yazmaya başlamışken, bizi İran'a, Suudi Arabistan'a göndermek isteyenler var. Dedeciğim bakın gideriz, yanımıza hanım, çoluk, çocuk, et, süt, bilgisayar, cep telefonu artık ne bulduysak alırız, zaten bütün meselede hanımdan dolayı kaynaklanıyor, kusura bakma, sizin mezarları götüremezsek. Bir de koca koca babaanneme sor, o da orada, nasıl örtüyordu yaşmağını, cemberini. Bir öğrense bizim hanım öyle örtünmeyi mesele çözülecek gibi birşey. Gitmeye gerek kalmaya bilir. Tabi koca koca babaannem gibi inek sağmaya devam ederse. İlk çocuk da kız oldu benim. Artık ona da inek sağmayı öğreteceğiz, zinhar üniversite diye bir okul var, oraya göndermeye kalkmayız. Boşuna mı savaştınız!? Dedeciğim selam eder ellerinizden öperim, acil cevap, koca koca babaannem nasıl örtüyordu şu cemberi?

Bir de dinin esiri olmuşsunuz, bu transformasyoncular sizi kurtarmış. Cidden dinin esiri miydiniz yahu, düşmana karşı değil de dina karşı savaşıp mı esaretten kurtuldunuz? Aman acil cevap dedem.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: February 24, 2008 4:52 PM

Sevgili "liberal",

"Beyaz Turk" kavramini bundan 10-15 yil sene once kendini nitelemek icin icat etmistin. Yillar icinde seninle muhabettimiz ilerlerken, bizim popularitemiz de ilerledi. Hani, Kenan Pasa'dan yadigar, millilestirdigimiz egitim sistemi sagolsun, o senin hor gorup begenmedigin kitleleri, hak, hukuk gibi milli manevi degerlerimize ters kavramlardan vazgecirip, din ve milliyet hassasiyeti gibi faziletlerle donatip yanimiza aldik.

Boylelikle, -haliyle maddiyattan pay vermedigimiz, ellerindekini de aldigimiz icin- bu kitlelerin gonlunu manevi acidan hos tutmak farz oldu. Biz de senin kendin icin uygun gordugun bu adi siyasi rakiplerimize verdik, onlari "seckin" diye niteledik. Simdi anliyorum ki, sen asil seni tasvir eden o guzel sifatlari bu "memur zihniyetlilere" layik gordugumuz icin alinganlik ediyor, onu bunu bahane edip bize naz ediyorsun.

Gel, "boyle seyler olur" diyelim, buyutmeyelim. Bak, ne guzel memleketi sendika, sosyal guvenlik, parasiz egitim falan filan gibi sirtimiza yuk olmus solcu miraslarindan da birer birer kurtariyoruz. Habire ozellestiriyor, isten cikariyor, sendikasizlastiriyor, sigortasiz isci calistirmayi norm haline getiriyoruz. Bak, bu hak hukuk gibi masallardan kurtulunca Tuzla'daki tersanede verimi oyle arttirdik ki, birkac can daha feda edip, kari iyice katliyoruz, iki uc catlak ses disinda da kimse gikini cikaramiyor. Tamam anliyorum, iki uc gariban kiz cocuguna okuma olanagi saglayacagiz diye piyasalari riske atiyoruz gibi gorunuyor. Ama merak etme, gercekten niyetimiz oldugundan degil, yasa da nasilsa mahkemeden donecek, amac biraz daha magdur pozisyonuna duselim. Sen hic merak etme, piyasalara gozumuz gibi bakiyoruz.

Bu MHP alerjini de hic anlamiyorum yani. Adamlar bunca yillik muttefikimiz, onlarin katkilari olmasa, elleri silah tutmasa, bozguncu takimini biraz sindirip yildirmasalar, okullardaki beyin yikama timlerimize lojistik destek vermeseler "ele gecirmek" bu kadar kolay olur muydu? Milli-manevi degerlere "ozgurluk" konusunda da hassaslar, simdi gidip bizim yerimize ulusalci takimiyla ittifak yapsalar daha mi iyi?

Yani simdi, baska Beyaz Parti mi var? Ya da olsa daha mi iyi? Allah korusun, bir alternatifi olsa, gercekten muhalefeten eden, toplumsal esitligi, isci haklarini falan mesele eden bir muhalefet olsa, daha mi iyi olacak? Simdi bulmusuz alternatifsiz partiyi, kurmusuz gazeteci-iktidar ittifakimizi; devam edelim iste pratik tek parti rejimimize. Tek partiden tek yargiya tek burokrasiye de uzaniyoruz Allah'in izniyle, sivil toplumu bile hiyerarsik cemaat orgutlenmeleriyle tek tiplestirdik, tadimizi kacirmaya ne gerek var?

Yazan: Blabazar Tarih: February 24, 2008 8:10 PM

Oyun İçinde Oyun
Oluşturulmaya çalışılan bir oyun düşünün fakat kurallar henüz belli değil…her kesimde farklı bir ses… biri o olsun diyor bir diğeri hayır olmaz diyor …her kesimin renkli taraftarları mevcut…kendince kurallarını söyleyen bir takım ise, ilk bazda hoş karşılanmakta…bu takımın "ben bunları yapacağım" havası birçok kişiyi etkiliyor... ve takım büyük bir potansiyelle destekleniyor…farklı bir kesim bu takıma oldukça temkinli …samimi olmadıklarını ve oyunda başarılı olamayacaklarını düşünüyor…belli bir süreç geçtikten sonra…zaman…ve kuralların bir kısmı yavaş yavaş belirleniyor…kendince argümanlar geliştiren bir takım güçlü olan takımla beraberliğe ışık yakmakta ama diğer takım girdiği girdabın yazık ki farkında değil…ve iki farklı takımın bir araya gelip konuşmasıyla belli durumlar ortaya çıkıyor…fakat sunuma dökülenler sadece ufak bir kesimi mutlu eden ve oyunu, çerçeveleri kısıtlayan bir duruma gebe bırakıyor…bu oyunun kurallarıyla mutlu olunmak mümkün mü!!…bu oyun sadece bir kesime ait olmamalı herkes oyuna dahil olmasa da zevkli bir biçimde seyre dalmalı diye düşünenler yavaş yavaş seslerini çıkarmaya başlıyor… böyle bir oyun içerisinde ben de olmak istiyorum düşüncesi hissiyatları esir alıyor…bu esaretin hiç çıkmamasını isteyenler büyük bir çoğunluğu kapsıyor…oyunun kuralları bir bir değiştirilmeli… takımlar sadece kendilerine ait bir lig olamayacağını anlamalı… ve renklerin mozaiği ortak tema olmalı…oyun içerisinde oyun olmamalı! diye düşünülüyor… başta desteklenen takım artık yanındaki takımın oyununa girmiş ve olacaklara dur demeyi bekleyen seyirciler karşısında yenik bir duruma düşmüşken …keşke ani bir atak olsa... ve oyunda oynanan oyun geniş kitlelerin isteğiyle sonuçlansa diye düşünülüyor…oyunun aşamaları belirlene dursun… test etmek amacıyla oynanan oyunun ilk yarısı yavaş yavaş bitmek üzere…ve desteklenen takım gittikçe oyundan kopuyor… oyunun devamında ne olacağı bilinmezlikte…bir ilerleme kaydedilecek midir yoksa arada hatalar su yüzüne çıkartılmayacak mıdır…bakalım oyun nasıl sonuçlanacak…izleyeceğiz!!
Oyun İçinde Oyun

Yazan: truthful Tarih: March 26, 2008 1:13 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)