« BBC de PKK’yı Destekliyor mu? | Ana Sayfa | Misyonerlerin Hakkını Müslümanlar Savunmalı »
December 24, 2007
Kürt Sorununun İslam’la İlgisi
[24 Aralık 2007 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Hürriyet yazarı Yalçın Bayer’in 6 Aralık tarihli köşesi “Kürtlerin isyanının İslam’la ilgisi yok” başlığını taşıyordu. Sayın Bayer, “İslamcı yazarlar ülkemizdeki Kürt sorununun geçmişte yaşanmamış, modern bir sorun olduğunu, kökeninin Cumhuriyet’le birlikte İslam’dan uzaklaşmakta aranması gerektiğini iddia ediyorlar” diyor ve sonra da bu yoruma karşı çıkıyordu. Dayanağı ise, Cumhuriyet öncesinde de pek çok “Kürt isyanı”nın varlığıydı.
Oysa mesele o kadar basit değil. Evet, Osmanlı döneminde de bir dizi “Kürt isyanı” oldu, ama bunlar, Cumhuriyet zamanındakilerin aksine, “Kürt milliyetçiliği”ne dayanmıyordu. Hemen hepsi 19. yüzyılda yaşanan bu ayaklanmalar, imparatorluğun merkezileşme çabasından rahatsız olan yerel liderlerin tepkileriydi. Zaten bu yüzyılda, özellikle Tanzimat döneminde, sadece Kürt bölgelerinde değil Anadolu’nun dört bir yanında bir sürü isyan ve direniş yaşanmıştı. Meselenin detaylarını merak edenler, “Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek” adlı kitabıma başvurabilir.
Gerçekte Osmanlı’ya karşı kitlesel bir “Kürt ihaneti” hiç olmadı. Aksine, Kürtlerin ezici çoğunluğu, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarında düşmana karşı Türklerle omuz omuza savaştı. Sarıkamış’ta verdiğimiz 60 bin şehidin çoğu, imparatorluğun Kürt evlatlarıydı. Bir avuç Kürt entelektüel Sevr’de “Kürdistan” için lobi yapınca, doğu Anadolu’daki din adamları ve eşraftan protesto telgrafları yemişlerdi.
“Peki ne oldu da işler değişti” derseniz, Sayın Bayer’in kabul etmek istemediği gerçekle karşılaşırsınız. Çoğu son derece dindar olan Kürtler, Milli Mücadele sonrasında kurulan yeni rejimin Türkçü ve katı laik karakteri karşısında hayal kırıklığına uğramış, bu da Kürt milliyetçiliğini körüklemiştir. Bu, “İslamcıların iddiası” değil, akademik dünyada kabul gören tarihsel bir gerçektir. Örneğin Kürtler konusunda dünyadaki önemli uzmanlardan biri olan Hollandalı antropolog Martin van Bruinessen, Dersim olaylarını inceleyen bir makalesinde şöyle der:
“Kurtuluş Savaşı sırasında yapılan Müslüman birliği çağrıları, Kürtler arasında milliyetçi ajitasyonlardan daha etkili olmuştu. Ama Türkiye laikleştirme işine giriştiğinde bu birliğin temeli ortadan kalktı. Kemalistler, birleştirici bir unsur olan İslam’ın yerine Türkiye-temelli bir milliyetçilik koymaya çalıştılar. Böyle yaparak da, korktukları milliyetçi Kürt reaksiyonunu kendileri provoke etmiş oldular.”
Eminim bunun üzerine bazı okurlar “ne yani, Osmanlı devam mı etseydi, modern bir ulus-devlet kurmasa mıydık” diye itiraz edeceklerdir. Oysa ortada böyle bir ak-kara ikilemi yoktur. Cumhuriyet’in başlangıcında da yoktu. Kazım Karabekir’in liderliğindeki Terakkiperver Fırka, daha ılımlı, tedrici ve “dine hürmetkar” bir modernleşme öngörüyordu. Kürt sorununu da “zorla Türkleştirme” yoluyla değil, ekonomik gelişme, hürriyet ve “ortak değerler”le çözmeyi amaçlıyordu. Ama partinin yaşamasına izin verilmedi…
Terakkiperver Fırka’nın izleri üzerinde yürüyen Ak Parti’nin bugün Kürt vatandaşlarımız arasında büyük teveccüh görmesi bir rastlantı değil. Aynen “Halk Fırkası”nın devamı olan bugünkü CHP’nin son seçimlerde güneydoğu’da hezimete uğramasının bir tesadüf olmayışı gibi.
Einstein’in ünlü sözüdür: "Bir problemi yaratan zihni, aynı düzeyde çalıştırarak o problemi çözemezsiniz" der. “CHP zihni”nin Kürt sorunuyla ilişkisinde tam da böyle bir sorun var. Hatta durum daha da kötü: Söz konusu zihin, problemi çözmek şöyle dursun, anlamakta bile zorluk çekiyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: December 24, 2007 11:42 AM




Her şeyin çözümünü dine, tüm olumsuzlukları da dinden uzaklaşmaya bağlıyorsunuz. halbuki olayın dinle hiçbir ilgisi yok.
kürt sorununun çözümü, oradaki insanların kimliklerinin tanınması, özgürlüklerinin verilmesi ve refah seviyesinin batıyla aynı düzeye getirilmesinden geçiyor. kürtlere yıllarca bu haklar verilmedi. bunda cumhuriyetin veya laikliğin bir suçu yok, sorun sığ politikacılar ve ırkçılık.
bu kadar basit.
Yazan: sawyer Tarih: December 24, 2007 1:12 PM
sanırım sizin gibi özeleştiri yapabilen aydın türklerin sayısı arttıkça ülkemizde kürt sorunu diye adlandırılan bir sorun kalkar ve buna canu gönülden inanıyorum.çünkü sorun soruna bir derman bulunamayışından öte sorunun olup olmadıgının inkar edilmesinde...eger kurtuluş savaşından hemen sonra yönetimdekilerin "HERKES TÜRKTÜR"dayatması olmasaydı eminim bu topraklarda yüzyıllarca beraber kardeş halkların kardeş kanı dökmeleri görülmezdi..yaptığınız çalışmaları dikkatle izliyorum..tebrik eder ve hayırlı günler dilerim..
Yazan: serhat ozan Tarih: December 24, 2007 1:19 PM
Evet tespitlerinizde haklisiniz. Ancak meseleye gunumuz muslumanlarinin veya musluman Turklerin bakisinda da eksiklikler soz konusudur. "Islam kardesligi veya ayrimiz gayrimiz yok hepimiz muslumaniz" soylemi Kurtlerin politik taleplerine karsilik gelmemektedir. Ustelik sorun Kurtlerin muslumanliklarinin eksik!!! olmasi sonucunda ortaya cikmamistir ve bugun de Kurtlere Islami siringa etmekle de cozulmez. Kurtlerin Islam kardesligine itirazi yok. Ayni zamanda mukaddesatci-muhafazakar Turk muslumanlar aslinda Islami Kurt probleminin cozumunde arac olarak kullanmaktadirlar ve amac kardesligi pekistirmek de degildir zira hedefleri herkesi Turk parantezine almak...Evet sorunun cozumunde ortak paydalar onem arzeder ve din de bunlardan biridir. Ancak Kurdun kendi diliyle konusmasi, yazmasi, kulturunu yasamasi, ogretmesi, turkusunu soylemesi vb. taleplerine karsi (ki bu talepler bireysel taleplerde degildir)musluman Turkun kafasini kuma gomup sessiz kalmasi, yasanan zulme istirak etmesi biz musluman Kurtleri inciten asil meseledir. Ummetin birligi ama Kurtler haric.. Dunyanin dort bir tarafinda Turklerin yardimina kosan, zulme ugrayanlara yardim eden Turk insani konu Kurt olunca sessiz kaliyor, asil budur bizi uzen, inciten...
Yazan: Yusuf Musa Tarih: December 25, 2007 11:21 PM
Kürd sorununa İslami temelde "kardeşlik" söylemi ile çözüm önerisinin önünü kesmek üzere son zamanlarda "Şeyhanzade" Sıddık Dursun'un Tenvir Neşriyatı etrafındaki bir grubun çalışmalrına dikkatinizi çekerim.
Bu grup ısrarla Risale-i Nur'lardaki Kürt ve Kürdistan ibarelerinin "Hekimoğlu İsmail" gibi "Türkçü Nur Talebeleri" tarafından çıakrtıldığını ve Risale-i Nur'da Türkçülük adına tahrifat yapıldığını iddia ediyorlar. Bu iddialarının özellikle Doğu-Güneydoğu Anadolu'da kendilerini "Nur Talebesi" olarak tanımlayan gençler üzerinde etkisiz olduğu söylenemez.
Diğer yandan tüm ülkede etkinlikleri ve özellikle İstanbul gibi metropollerde ağırlıkları inkar edilemez bir gerçeklik olan "Doğu-Güneydoğu Anadolu Nakşıbendi Tekkeleri" uzantılarının bu konudaki ısrarlı suskunlukları bana son derecede manidar geliyor. Geniş bir halk yığınını etkileme potansiyelin esahip olan bu "manevi otorite odağı" sanki birileri tarafından "suskunluk sarmalı"na sokulmuş gibi.
Soner Yalçın'ın Barzani'nin Nakşibendiliği(?)nden yola çıkarak herşeyi birbirine karıştırıp "çorba" haline getirdiği bu iki konuda Mustafa Akyol'un düşüncelerini merak ettim şimdi...
Muhabbetle.
---------------
(*) Güya Hekimoğlu İsmail (Ömer Okçu) Sıddık Dursun'a diyesi imiş ki "Biz Atsız'ın yanından Nurculuğa geldik..."
Yazan: hunbek Tarih: December 27, 2007 3:37 PM
Bir dipnot olarak:
Yazarın yazısında ismini verdiği Hollandalı antropolog Martin van Bruinessen'in "Ağa, Şeyh, Devlet" (Agha, Shaikh and State/İletişim Yayınları) adlı kitabı Kuzey Irak Kürtleri üzerine yapılmış ilk ve en kapsamlı saha araştırması olmağa devam etmekte. Bu konuda ülkemizde aynı konu etrafında bir antropolojik/sosyolojik çalışma olmayışı ne talihsizlik.
Kürt coğrafyası üzerine antropolojik ve sosyolojik verileriyle öne çıkan "Ağa, Şeyh, Devlet" kitabında, çatışmaların, uzlaşmaların ve isyanların sürekli yaşandığı bir coğrafyada iyice girift hale gelen sosyal ilişkiler yumağının haritasını çıkarmaya çalışan Bruinessen, ağalık ve şeyhlik kurumunun siyasi iktidarla çatışan/çakışan "menfaatlerini" ele almış. Bölgede tarikat, aşiret ve siyasal mücadeleler tarihinden sosyal gerçekliği çıkartacak çalışmalar için acaba çok mu geç kalındı? Ne dersiniz ?
Yazan: hunbek Tarih: December 27, 2007 3:47 PM
Asagidaki yaziyi DTP'li Aysel Tugluk'un sozlerini icerdigi icin ilginc buldum. Ben de yazar Ahmet Tasgetiren gibi bir DTP vekilinin bunlari soyleyecegini dusunemezdim. Bu da hepimizi on yargilardan arinmis, daha sakin ve objektif bir bakisa tesvik etmeli. IRA gibi DTP ve hatta PKK da degisebilir. Kendine guvenen, feraset, basiret sahibi siyasetci icin basari "dusmani" yenmek veya maco egosunu tatmin degil, dusmani dost ve ortak yapabilmek, koru korune dusmanlikta israr edenleri, siddeti varlik sebebi ve gereksininimi olrak gorenleri yalnizlastirmak, marjinalize etmektedir. PKK'nin dogusundan beri ilk olarak basari isaretleri gozlenmektedir. Aysel Tugluk'un kafa karisikligini da bir olumlu kafa karisikligi olarak okuyorum ben. Sivil siyasetin eli serbest oldugu olcude cozum sansi artar. Her gun yanildiklarini itiraf eden pasalar artik "bu isi biz bilmiyoruz" deme tevazusunu gostermelidirler. Bakin Baykal bile yalandan da olsa sidett disi bir cozum onerisi sunma ihtiyaci hissetti ve "Kuzey Kurdistan cocuklarini Turkiye'deki universitelere alalim" bombasini patlatti! "Bu sorunun cozumumudur, gersi nerde, altini nasil dolduracak" diye kucumsemeyin. Muzmin muhalefwet partisi icin "cozum" yolunda soylenmis ilk sozler olmasidir onemli olan. Devamini bekleriz.
http://www.bugun.com.tr/haberler/281207/p82153y236.asp
Ahmet Taşgetiren
25.Aralık.2007
Kim söylemiş bunları?
Aşağıdaki satırları okuyunca içinizde doğacak ilk söz "Kim söylemiş bunları" olacak, eminim. Önce okuyalım: "-Kürt milliyetçiliği oldukça somut ve canlı bir halde gündemdedir artık
. Buna bir de emperyalistlerin bir yönetim ve savaş stratejisi olarak milliyetçiliği tahrik ettiği eklenirse, yeni uyananlar için kabus şimdi başlıyor!
-'Bizim milliyetçiliğimiz müspet milliyetçilik yoludur' vecizesi masumane bir içeriğe sahip değil. Pekala herkes kendi milliyetçiliğini 'pozitif milliyetçilik' olarak tanımlayabilir. Kerameti kendinden menkuldür çünkü. Hangi yakıştırmada bulunursanız bulunun, milliyetçilik politikada en tehlikeli araçtır."
-Yoksul Kürt halkı mazlumdur evet, ama Kürt egemen sınıfları bu topraklarda olup biten her pisliğe şu veya bu oranda bulaşmışlardır.! Buna Ermeni ve Nasturi kıyımı da dahildir!
-Grup ve birey olarak da zalimliğin her biçimini sergileyenlerin sayısı, diğer halklardakinden az değildir. Kadına yönelik (töre, namus) cinayet biçimlerini hatırlatmak yeterli olur sanırım.
-Kürt milliyetçiliği, en ilkel şekliyle son yüzyılın başından beri çeşitli biçimlerde mevcuttu ve elit politik sınıf tarafından sürekli canı tutuluyor. Konjonktürel nedenlerden dolayı önümüzdeki dönemde daha da boy verecektir.
-'En iyisi biziz' diyebilen her grubun milliyetçiliğe saplanması için biraz zaman ve üreme yeter de artar bile. Sonrası, içeri ve dışarı sınırlarını belirleyen nur topu gibi bir milliyetçiliktir." Bu satırlar DTP milletvekili Aysel Tuğluk'a ait. Tuğluk daha önce de "Türklerin geçen yüzyılın başında yaşadığı travmayı anlamalıyız" diye yazmıştı. Bugün de özetle "Kürt hareketinin milliyetçileşmesi" ndeki tehlikeye işaret ediyor. Önemli mi? Bence önemli. "Çamura bulaşmış Kürt - Çamura bulaşmış Türk" eşleştirmesine daha önce ben de etnisitenin kutsanmasını eleştirirken temas etmiş, Türkiye'de asıl meselenin "sistem restorasyonu" olduğunu belirtmiştim. Aysel Tuğluk bir anlamda "Kürt kutsaması" karşısında ezber bozuculuğa soyunuyor. Aynı şeyler "Türk kutsaması" karşısında da söylenebilir. -Türk olsun da çamurdan olsun söylemi de yanlış...
-Kürt olsun da çamurdan olsun söylemi de...
Aysel Tuğluk'un çıkışındaki asıl önemli taraf ise, DTP camiasındaki beyin sancısını yansıtıyor olmasıdır.
Benzeri bir çıkış DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş'tan geldi mesela. Demirtaş, Taraf'tan Neşe Düzel'e verdiği mülakatta "Biz şiddeti reddediyoruz, PKK ise şiddet kullanan bir örgüt" tanımlaması yapıyor, "PKK, tıpkı Paşalar gibi özür dilemeli" diyor ve "Siyasetin asıl sahibi dağdan inenler değil, gençler olacak" diyor.
Sıcak gerilim ortamından çıkıp, "Ne nereye gidecek?" sorusu üzerinde düşünmeye başlayabilen, karşı karşıya bulunulan sorunları da görüyor. Mesela şu alanlar henüz tam cevabını bulmuş değil:
-Terör örgütü ile ilişkilerin netleşememesi.
-Türkiye'nin bütünlüğü konusundaki tavırda karmaşa.
-Kürtlerin Türklerle karışmışlığını izah.
-Bölgesel bir homojeniteden yoksunluğun getirdiği bölgesel politika imkansızlığı buna karşılık Türkiye çapında politika belirlemekte tıkanma.
-Din unsurunun sosyal ilişkilerdeki etkinliğine karşılık DTP'nin çözümsüzlüğü.
-Kürt toplumunun dindarlığına karşılık, DTP kadrolarının din ile ilişkideki mesafeli durumu. -Halka hizmet ile Kürtçü siyaset arasındaki mesafenin büyümesi ve halkın Ak Parti'ye kayması...
-PKK- DTP çizgisinin antiemperyalist duruşu ile Kuzey Irak oluşumunda bölgeye yönelik emperyalist politikaların etkisi arasındaki izaha muhtaç durum. "DTP siyaset alanında müthiş bir tıkanma yaşıyor" tespiti, pek çok kişi tarafından paylaşılıyor. Aslında, dağdan inse ve siyaset ortamına gelse, PKK militanları, DTP'den çok daha derin bir bocalama içine girecek. Bunu anlamak için Amerika'nın Vietnam'daki askerlerinin yaşadığı "Vietnam sendromu" nu, ya da başka "savaşçılar" ın sivil hayat bocalamalarını düşünmek yeter.
Bence Aysel Tuğluk, ortaya koyduğu sorularla ve "Kürt sorunu"nu çekmeye çalıştığı "Düşünce platformu" ile önemli bir misyon ifa ediyor.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 28, 2007 11:09 AM
GENÇ KÜRT SİVİLLERDEN PKK YÖNETİMİNE ÇAĞRI!..
Silahın çözüm olmadığını vurgulayarak, gerçek anlamda “demokrasiyi, insan haklarını ve barışı” savunan birçok Kürt aydını gibi ben de, beyinleri kendilerine ait olmayan bir grup PKK’lının saldırısına uğradım. Ancak, PKK’nın Kürtlerin temsilcisi olmadığını düşünen ve şiddete, silaha karşı olan arkadaşlarımın yardımıyla bu saldırıdan yaralı da olsa, kurtulmayı başardım.
Uzun süredir sanal ortamda yazdığım yazılar nedeniyle, PKK’lılardan tehdit mektupları alıyordum. Ancak, dün olduğu gibi, bugün ve yarın da, inandığım ilkelerden taviz vermeyeceğim. PKK şiddetine boyun eğmeyeceğim. En azından, sırf PKK yönetimi gibi düşünmediği için “ajan”lıkla suçlanan veya “kayadan düştü, selde boğuldu, yıldırım çarptı, intihar etti” gibi yalanlarla katledilen arkadaşlarımın boş yere ölmediklerini göstermek için, onların ruhlarının huzur bulması için, her türlü tehdide ve emperyalist oyunlara rağmen Türkiye’de binlerce yıldır birlikte yaşama iradesi gösterebilen ve demokrasinin nimetlerinden yararlanmayı hak eden insanların mutluluğu ve huzuru için, PKK şiddeti nedeniyle köylerini kasabalarını terk etmek zorunda olan ve bugün büyük şehirlerde güç durumlarda kalan kardeşlerimin mutluluğu için, PKK tetikçilerinin kurbanı olan öğretmenler, imamlar, mühendisler, işçiler, çobanlar için, bugün emperyalist güçlerin taşeronu, maşası olan ve gençleri para karşılığı satarak, Kürt gençlerinin ölüleri üzerinden siyaset yapmaya çalışan PKK yönetimine karşı demokrasi savaşım ölünceye kadar devam edecektir.
Yaşadığım bütün olumsuzluklara rağmen, beni mutlu eden bir gelişmeyi sizlere aktararak, PKK’nın bugünkü konumunu ve kimlere hizmet ettiğini sizlerin bir kez daha dikkatlerine getirmeye çalışacağım.
Kendilerini “Kürt Genç Sivil Demokratlar” diye adlandıran bir oluşumdan elektronik posta adresime intikal eden bir bildiriyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Şöyle bir not düşülmüştü bildirinin başına:
“Bu şartlar altında sözün bittiği yer dedikleri zamanda konuşmak gerektiğini düşündüğümüz için bu metni yazdık.
Aynı zamanda bu bildiri ile biz Kürt gençlerinin PKK'ye ilk defa seslenmesi de gerçekleşti. Sizden ricamız bize arka çıkmanız.
Bu bildiriye imza atarak PKK ile arasına mesafe koymayı amaçlayan biz Kürt gençlerinin sizin demokrat tavrına güvendiğidir. Arka çıkmak dediğim de şu, lütfen Kürtlerden umudu kesmeyin. Biz gençler belki bir dönüşümü sağlayabiliriz elimizden ne gelir bilmesek de…”
İşte o bildiri:
“Biz bu coğrafyanın Kürt gençleriyiz. Şiddetle tek ilgimiz onun mağdurları olmamız. Türk gençlerden tek farkımız onlardan ayrı olarak sadece okuma- yazmayı değil Türkçe konuşmayı da ilkokulda öğrenmemiz. Yoksa, ne kadar yoksulluğu varsa bu memleketin biz de çektik. Biz de Sezen Aksu'ya, Neşet Ertaş'a ağladık. Ama Şivan Perwer'e, Aynur Doğan'a da ağladık.
Biz buraların Kürt gençleriyiz. PKK köylerimizi yaktı. Göç ettik. Çok zor koşullarda yaşadık. Ama isyan etmedik. Devlete silah çekmedik. Bebeklere kurşun sıkmadık. Köy basmadık. Öğretmen, imam, çoban kaçırmadık. Okulları, camileri kurşunlamadık, yakmadık. Trenleri bombalamadık. Çocukları mayınla parçalamadık. Otobüsleri yakmadık. Çocukları taşıyan servis minibüslerini taramadık. Mağazalara bomba koymadık. Ailelerimizden ölenler oldu, ama intikam peşinde koşmadık. Çözümü, demokrasiden, hukuktan başka bir şeyde aramadık.
Biz buraların Genç Kürt Sivilleriyiz. Biz her türlü acıyı yaşadık. Bir taraftan en büyük asker bizim asker tezahüratları ile havaya atılan gençlerin tabutları dönerken evlerine, bir taraftan da kandırılarak dağlara götürülen veya kaçırılan, birkaç yıl sonra bir gece yarısı sessiz sedasız gömülen gencecik insanların hayatları tükenirken, bizim geleceğimizi karartanlara, bölgeyi yeniden kana bulamak için silah bırakmayan, gençleri evlerine göndermemek için her yolu mübah gören, emperyalistlere satılmış taşeron PKK yönetimine bizim de söyleyecek bir çift lafımız var:
Bu tavırlarınız hangi akla, hangi mantığa, hangi vicdana ve de en önemlisi hangi ahlaka sığıyor.
Bu ülkede yaşayan ve barış isteyenlerin elini zayıflatmaktan başka hiçbir anlamı olmayan mayınlı, bombalı saldırıları, bizim özgürlüğümüz için mi yaptığınızı düşünüyorsunuz? Kürtlerin geleceği için karanlık ilişkilere daldığınızı, emperyalistlere taşeronluk yaptığınızı görmüyor muyuz sanıyorsunuz?
Siyasetin havası esecekken bu ülkede, sorunlar demokrasi içerisinde çözülecekken, temsilcilerimiz Meclis’te düşüncelerimizi, sorunlarımızı özgürce dile getirecekleri bir süreçte, yeniden silahı öne çıkarmanın, bölgeyi kan gölüne çevirmenin, bombalar patlatarak masum insanları öldürmenin, Kürtlere nasıl bir yararı olacağını doğrusu biz Kürt gençleri ve bütün Kürtler merak ediyor?
Öldürdüğünüz askerlerin ardından Kürtçe ve Türkçe ağıtlar yakan analarımızın göz pınarları kururken, nasıl hala “demokrasi, insan hakları, barış” diyerek, insanların size inanmasını bekliyorsunuz? Bir elde silah, diğer elde zeytin dalı… Bu hiç inandırıcı gelmiyor.
Mağdur insanlar zalimleşmeye başladığında, o zaman yeni mağdurlar yaratacaktır değil mi? Siz de biz Kürtlerden zalimleşmemizi mi istiyorsunuz?
Ne Beytüşşebap’ta katlettiğiniz o sivilleri, ne Şırnak’ta ve Hakkari’de öldürdüğünüz o askerleri hiç unutmayacağız. Aynı Diyarbakır’da, Van’da öldürdüğünüz çocukları unutmadığımız gibi.
Bizler sizin gibi asla zalimleşmeyeceğiz. Sağduyu ve demokrasiye inancımızı kaybetmeyeceğiz.
Yoksulluk yerine zenginleşmek istiyoruz. Onurlu ve insanca yaşayabilmek için, çocuklarımıza mutlu bir yaşam sunabilmek için zenginleşmek ve çocuklarımızın eğitim görmelerini engelleyecek her türlü şiddetten uzak kalmak istiyoruz.
Tembel tembel oturup, sürekli olarak “birileri gelip, bizi kurtarsın” zihniyetini terk etmek istiyoruz artık. Çalışarak, üreterek, etnik ve bölgesellikten uzak, ‘evrensel kalitede meslek sahibi olarak’ kendi kendimizi biz kurtarabiliriz ancak.
Türkiye’de yeni bir dönem başladı. Şiddeti, terörü yeniden başlatmakla, yeniden silaha sarılmakla, insanların en temel hakkı olan yaşam hakkını yok etmekle, demokratikleşme ve toplumsal barış sürecinin önünü tıkamış olursunuz.
Gelin, Türkiye’nin demokratikleşme alanındaki reform sürecine hep birlikte destek olalım. Ülkenin daha fazla demokratikleşmesi, sosyal ve ekonomik yönden kalkınması için çaba harcayan aydınlara, yatırımcılara, politikacılara destek verelim.
Barış ve huzur dolu bir ortamda Kürtçe ve Türkçe şarkılar eşliğinde dans etmek, halaylar çekmek çok güzel. Eğer bu mutluluğu, bu huzuru bizlere çok görürseniz, bizler de bir gün bunun hesabını sormasını biliriz.
Biz sivil demokrat Kürt gençleri olarak tercihimizi yaptık. İlle de beraber yaşayacağız! İlle de bir arada yaşayacağız! İlle de bin yıldır süregelen birlikte yaşama iradesine sahip çıkacağız. Demokrasiye sahip çıkacağız. Çünkü biz biliyoruz ki bu hayat ne Kürtlük ile geçer ne de Türklük ile.
Sözün bittiği yerde değil başladığı yerdeyiz. İnsanların yaşadığı yerde söz bitmez çünkü.
Ölmek değil yaşamak istiyoruz, susmak değil konuşmak istiyoruz.
Taşeron PKK, adaleti, vicdanı ve insanlığı ayaklar altına alarak, dağları, ovaları, kentleri kirletmek için çaba gösteriyor. Ama biz Genç Demokrat Kürt Siviller kendi kapımızın önünü her zaman temiz tutacağız ve PKK’ya karşı dimdik ayakta, demokrasi diye korkusuzca haykırmaya devam edeceğiz.”
Evet, PKK demokrasinin önündeki en büyük barikattır ve onu aşmanın yöntemi de, aynı barikatın kerpiç ve kof tuğlalarını demokrasi denizinin selleriyle yıkmaktan geçmektedir. Barışa, kardeşliğe ve birlikte yaşama iradesine ancak daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla hoşgörü, insan haklarına da daha fazla saygı yoluyla ulaşabiliriz. Bu yolda kine, öfkeye yer olmamalıdır. Zira, kin ve öfke, taşeronluğa soyunan paramiliter PKK terörüne prim vermektir, PKK’nın ekmeğine yağ sürmektir.
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: January 3, 2008 1:47 PM
Saddam CBS TV nin ankoru Dan Rather ile roportaj yaptiginda Rather "sizi elestiren vatandaslarinizi hapse attiginiz soyleniyor dogrumu?" diye sordugunda Saddam cevap olarak "elbette. Ben bu ulkenin baskaniyim. Bu ulkenin baskanini nasil elestirebilirsin?... Sizde de baskan Bush'u birisi elestirdiginde onu cezalandirmiyorsunuz?" demisti. Rather cevabinda "bizde baskan hergun binlerce kere elestirilir, daha dun ben onun kanunsuz is yaptigini anlatan bir program yayinladim" demisti.
Bu roportaj Saddamin dunyayi nasil anlayip kavradiginin universal kaniti idi. Kisacasi zir cahildi.
***
2003 yilinin Mart ayinda Kuveyte 250 bin asker yigan ABD Savunma Bakani Donald Rumsfeld askerlerle cektigi pozlardan birinde "yakinda Irak halkini ozgurlugune kavusturacagiz, bizi bu cellattan kurtardiklari icin bagirlarina basacaklar" demis fakat isgalin ilerleyen haftalarinda "bagrina basma"nin hayal oldugu ve Adnan Kasikci gibi birtakim hoduklerin oyununa geldigini anlamisti.
Iraklilarin her ne sebeple olsun yabancilar tarafindan isgal edilmesine halkin gosterecegi muazzam tepkiyi ve o halki tanimadiklarinin farkinda bile degillerdi.
Kisacasi, Bolge insanlarindan siradan birinin bile bildigini bu konu hakkinda, ABD nin sahinlerinin Orta Dogu halki konusunda zir cahil olduklari boylece ispatlanmisti.
***
Yukardaki Nail Amudi rumuzlu yaziyi okuyunca Saddam ve Rumsfeld'in zir cahilligi aklima geldi. Her kim olursa olsun, nerede ve kac yasinda olursa olsun bu yaziyi okuyan tum Kurtler "hadi canim sende" demistir. Tilki Ocaklari Derneginin bir kosesindeki masasi basinda saatlerce duzdugu bu "Kurt genci mektubu"nu yazarken hayatinda tek bir Kurtle sohbet etmedigi, ve -o veya bu taraftan- fikirli bir Kurdun neyi nasil hissettigini gram dahi anlamadigi cok bariz olarak gorulebiliyor.
Ruhun sad olsun Sulun Osman...
Yazan: Haydar Tarih: January 7, 2008 8:08 AM
Bir onceki yorumda dalginlikla "Adnan Kasikci" yazmisim. "Ahmet Celebi" olarak duzeltirim. Ozur.
Yazan: Haydar Tarih: January 8, 2008 7:11 AM
PKK’NIN DİYARBAKIR KATLİAMINA LANET YAĞIYOR!..
“Dünya Kamuoyundan Türkiye’nin Terörle Mücadelesine Tam Destek!..” “Teröre Sessiz Kalanlar Terörün Kurbanı Olurlar!..”
Irak, İran, Türkiye, Suriye ve Avrupa ülkelerindeki operasyonlar sonucu sıkışan PKK’nın, eve dönüş yasalarının ve silah bırak çağrılarının yükseldiği bir dönemde, Diyarbakır’da askeri servis aracına yönelik gerçekleştirdiği bombalı eylemde, 4’ü öğrenci 5 sivilin öldürülmesi ve 68 sivilin yaralanmasına yönelik eyleminin yankıları sürüyor.
Kürtlerden ve uluslararası çevrelerden gelebilecek tepkilerden çekinen örgüt yönetiminin, geçmişte olduğu gibi, “katliamı üstlenmeme” yönündeki tavrı, yerli ve yabancı kamuoyu tarafından inandırıcı bulunmadı.
İsviçre’de yayınlanan Le Temps Gazetesi’ne yansıyan bir yorumda (7 Ocak 2008) Diyarbakır’daki bombalı eylemin PKK’lı teröristler tarafından gerçekleştirildiği vurgulanarak, şöyle denildi;
“Diyarbakır şehir merkezinde uzaktan kumandayla infilak ettirilen bomba, dördü dersten çıkan lise öğrencisi olmak üzere beş sivilin ölmesine sebep oldu. 6’sı ağır 70 sivil de yaralandı. Çok sayıda Kürdün yaşadığı Diyarbakır, bir buçuk sene içinde PKK’nın ikinci defa terörist eylemine kurban oluyor. Eylül 2006'da, yine PKK tarafından patlatılan bombayla aralarında çocukların da bulunduğu 10 sivil ölmüştü. A4 tipi 80 kilo plastik patlayıcı kullanılan bu terörist eylemi, geçmişte olduğu gibi yine PKK üstlenmiyor. Ancak eylem tarzı ve kullanılan patlayıcılar, bu eylemin de 2006’daki gibi PKK tarafından gerçekleştirildiği apaçık ortaya koyuyor. PKK'yı Kandil Dağları'ndaki inlerinde vurmak üzere 16 Aralık'tan bu yana Türk Ordusunun Irak sınırına askeri operasyonları sürüyor. Bu harekatlarla örgütün verdiği maddi zayiat ve adam kaybının ağır olduğu belirtiliyor. Kış aylarında ateşkes ilan etmeye alışmış bu örgütün 3.500 militanına indirilen psikolojik darbe ağır oldu. PKK terör örgütünün son misilleme tehditleri, internet üzerinden gençleri "lüks arabaları (...) benzin, mazot veya gaz ile yakmaya" çağıran Alişer Koçgiri tarafından yapıldı. PKK sorumlusu Koçgiri salı günü, ‘Bir çakmak veya bir kibrit kafi’ diyordu. Bundan bir hafta önce PKK'nın gençlik kolu Apo'yu Savunma Birliği ‘şehir gerillası’ çağrısı yapıyordu. PKK tarafından üç haftada elli kadar otomobil ateşe verildi. Ancak Türkiye’nin PKK terör örgütüne yönelik kararlı ve taviz vermeyen mücadelesi sürüyor. Irak'a müdahalesinde Türk ordusunu destekleyen Birleşik Devletler, ‘terörle mücadelede birlik olunması gerektiğini doğrulayan’ eylemi kınadı. Avrupa Birliği’nin uyarılara rağmen, PKK terörü ile arasına mesafe koyamayan DTP’nin, PKK’nın Diyarbakır’daki kanlı eylemini kınama konusunda kullandıkları cümleler, gerçekten düşündürücü.”
Diyarbakır’da 3 Ocak 2008 tarihinde patlatılan bomba, 2006 Eylül ayında Diyarbakır’da gerçekleştirilen bombalı eylemin aynısı. Tek fark, PKK’nın yalanlarının sadece Türkiye kamuoyunda değil, dünya kamuoyunda da kabul görmemesi... Nitekim, Avrupa Parlamentosu tarafından Aralık ayının sonunda yayınlanan Rapor’da; “PKK terörünü şiddetle kınıyoruz. Sivil halka yönelik şiddet eylemlerinin hiçbir mazeretini kabul etmiyoruz. Terörle mücadelesinde Türkiye ile tam bir dayanışma içinde bulunduğumuzu ilan ediyoruz” denilerek, Türkiye’nin terörle mücadelesinin desteklendiği vurgulanırken, PKK’nın terörist kimliği de bir defa daha tescillendi.
PKK'nın kanlı eylemi bir gerçeği, bir kez daha gözler önüne sermiştir. “PKK asıl Kürtlerin düşmanıdır.” Nitekim, Celal Talabani yaptığı basın açıklamasında (6 Ocak 2008) “PKK’nın Diyarbakır’da gerçekleştirdiği bu kanlı eylem, bu örgütün Kürtlerin en büyük düşmanı olduğunu gözler önüne sermiştir” diyerek, bu gerçeğin altını çizmiştir. Son 25 yıllık dönemi şöyle bir düşünürseniz bana hak verirsiniz. Terör saldırılarından en fazla Kürtler etkilenmiş ve zarar görmüştür. Bölge halkı, PKK'nın alçakça tecavüzlerine maruz kalmış ve onbinlerce insan PKK terörüne kurban gitmiştir.
PKK, Kürt halkının bağımsızlığı(!) için mücadele ettiğini iddia ederek, her türlü gayrı meşru ilişkiyle, dünyanın en büyük mafya örgütü haline gelmiş ve Kürt halkını istismar ederek cebini doldurmuştur. Esasen Kürtlerin, ateist, din düşmanı, Marksist kökenli PKK'lı teröristlerle hiçbir ilgileri de olamaz.
PKK, terörist saldırılarla Güneydoğu'ya hizmet götürülmesini de engellemiş, ekonomik ve sosyal yatırımları baltalamıştır. PKK'nın düşmanca saldırılarının hedefinde Türk kökenlilerin yanında Kürt kökenli vatandaşlar da vardır.
Artık bölge halkı da PKK'nın nasıl bir örgüt olduğunu, amacının ne olduğunu, bu son olaydan sonra iyice anlamış bulunuyor. PKK'nın, sadece kendi örgütsel ve kişisel menfaatlerini korumak için bir korku atmosferi oluşturmak maksadıyla eylemler düzenlediği anlaşılıyor.
Lakin, özelikle DTP'lilerin bu kanlı eylemi kınamaları, timsahın gözyaşlarına benziyor. Ne gariptir ki, kendi örgütlerinin düzenlediği bir terör saldırısını kınama durumunda kalmışlardır. Ancak, olayı kınarken bile, terör örgütünün adını ağızlarına almıyorlar, alamıyorlar. Kendilerini milletvekilliği, belediye başkanlığı koltuklarına oturtan örgüte karşı çıkamıyorlar.
PKK terörüne ve cinayetlere ahlaki olarak karşı durmadın mı özgürlüğe dokunamazsın. Şiddet ve cinayetler, şimdiye kadar zorluklarla büyütülen demokrasi ve kardeşlik filizlerini zedeliyor. Bölge halkı, silah ve şiddet yerine, sorunların demokratik ortamda, konuşularak çözülmesini istiyor. İster Türklük, ister Kürtlük duygusuyla olsun, Türkiye’de etnik çatışmayı körüklemek, Türkiye’ye büyük zarar verecektir. Bugün çatışmacı ideolojiler çağın gerisinde kalırken, rasyonel, uzlaşmacı, müzakereci, pratik, çoğulcu görüşler gelişiyor.
Diyarbakırlılar başta olmak üzere Türkiye’de demokrasiye ve insan haklarına inanan sağduyu sahibi herkes; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak demokratik/çağdaş milliyetçiliğe ve yurtseverliğe destek verildiğini, etnik ayrımcılığı ve şiddeti temel alan tüm grupların karşısında olunduğunu yüksek sesle haykırmalıdır. Bu ses, Diyarbakır’dan öylesine gür çıkmalı ki, çocukları öldürecek kadar küçülen ve çaresiz kalan PKK’nın, Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve sorunlara çözüm arayışının önünü tıkamasına izin vermemeli.
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: January 9, 2008 11:29 AM
geçen hafta mehtap tvde kürt meselesini konuşmuştunuz.benim herzaman söylediğimi siz ekranda dillendirdiniz.insanları birleştiren renkleri dilleri değil dinleridir.insanların en hassas noktası inançları inandıklarıdır.türkiyede laz çerkez türk kürt yaşayabiliyorsa bunun sebebi islamiyettir.tabi bu arada ne kadar islamı yaşayabildiğimiz muğlak bir konu.
Yazan: havva Tarih: January 10, 2008 3:40 PM
Bazı islamcılar pkk konusunda tam bir ikiyüzlülüğe düşüyorlar. Kürtlerin pkk\'ye destek vermediğini çünkü pkk\'nin ateist bir örgüt olduğunu söylüyorlar. Sanki tapındıkları tc evliya, sanki kürtleri ezen, kürtlerin haklarını gaspeden tc islami cumhuriyet. Geçiniz bunları. İslamı kullanarak kürtleri hak istemekten vazgeçiremezsiniz. Sadece kürtleri kemalist islamınızdan soğutursunuz.
Kürtlere hak istemeyin demeyin, hakkınızı silahsız isteyin, siyasi yoldan isteyin deyin. Ki zaten kürtler her defasında diyolog istiyor ama dinleyen kim. Şimdiye kadar silahlı eylemlere destek vermiş kürtler barış ve diyalog dedikçe tc silaha sarılıyor. Dağdakilerin köklerini kazıyınca pkk ve kürt sorununu halledeceğini zannediyor. Bizim zavallı islamcılar da pkk\'ye küfretmekten başka bir şey yapmıyor.
Kürtlük için silah kullanan kötü de türklük için silah kullanan iyi mi? Bu iş silahsız çözülsün, silahlar bırakılsın oturup konuşulsun, kürtlerin hakları verilsin diyen kimse neden yok?
Yazan: ali Tarih: January 11, 2008 11:49 PM
Emine Ayna, Diyarbakır'daki bombalı saldırı olayına da değinerek ilginç yaklaşımda bulundu. Ayna, "Bombalama olayında ölen öğrenciler için ve bombayı koyan 23 yaşındaki genç için 2 gün gözyaşı döktüm" dedi. (zaman gazetesi, 12 Ocak, 2008)
Ah benim de gozlerim yasardi bu 23 yasinda, cicegi burnunda katliamcinin dramini okuyunca :( Kolay mi daha 23 yasinda. Daha onunde nice Kurt, Turk, cerkez, kadin, coluk cocuk katliamlari yapma umidi var iken, dort duvar arasinda, bu ve diger hurriyetlerden mahrum birakilmasi gercekten insanin yuregini paraliyor. Patlamanin cikardigi toz duman, uzerindeki barut, nitrat falan kokusu, bagrismalar, yarattigi stres ve her gun medyada kendisine yapilasn hakaretler yetmiyormus gibi bir de hakim onune cikarilma zulmu! Buna yurek dayanirmi Ayna hanim? Sahi ayna dedinizde aklima geldi: Aynaya bakinca ne goruyorsunuz snAyna-zihinliler?
Yanlis anlamis da olabilirim Sn. Milletvekili Ayna'yi. 23-yasindaki delikanliya 2 gunun ne kadarinda agladigini olen 6 genc ve yaralanan 68 insan (cogu Kurt; benim icin onemli degil etnik kimligi ama onlar icin onemli olabilir) icin kac damla goz yasi doktugunu bilmiyorum. Belki de cocuk niye daha fazla can alamadi diye aglamis ta olabilir. On yargili davranmamak lazim.
Az gelismis yaratiklarin siaridir "turkluk", "kurtluk", "almanlik", bilmem hangi kabile, asiret, grup mernsubiyeti ile gurur duymak ve onun adina hicbir ahlaki kumpas kullanmadan her seyi yapmaya hazir olmak. Kendi adina gurur duyacak bir erdemi olmadiginin gotergesidir. "benden olan iyidir; benim babam amcam, dayim, akrabam, komsumu yargilamam; ahlaki kriterlerim benden olmayan icindir" der bu az gelismis suru. Einstein "millyetcilik kizamik gibi bir cocuklluk hastaligidir" dedmisti. O irkci, katil ceteleri hakkinda konusmamis idi.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 12, 2008 8:49 PM
ARAÇ YAKMA TALİMATINI APO MU VERDİ?..
İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin yanı sıra, Avrupa ülkelerinde gerçekleştirilen operasyonlar sonrasında köşeye sıkışan PKK’nın, son dönemde büyük kentlerde “araç yakma” eylemlerine yönelmesi ve ardından Diyarbakır’daki insanlık dışı katliamı gerçekleştirmesi!…
“İnsan hakları, kardeşlik, demokrasi” söylemlerinin ardından Diyarbakır’daki katliamı gerçekleştirdiği ortaya çıkan PKK’nın, “araç yakma” eylemlerinin talimatını kim veriyor?
PKK tarafından yaygınlaştırılmaya çalışılan ve her gün örgüt televizyonu aracılığıyla “toplam şu kadar araç yaktık” denilerek, insanların binbir güçlükle aldıkları, halen kredi borcu bulunan otomobilleri yakmakla övünecek kadar zavallı hale gelen PKK’lılara, örgüt tarihinde PKK’yı bu kadar “küçültecek” bir eylem tarzı emrini kim verdi?
İmralı Cezaevinden örgütü yönlendirmeye çalışan Abdullah Öcalan, Diyarbakır'daki saldırıyla ilgili olarak, kendisinin olayların dışında olduğunu öne sürmüştü.
Peki, ya araç yakmalar konusunda Abdullah Öcalan ne diyor? Bugüne kadar bu konuda basına yansımış tek bir açıklaması yok.
İnternette yaptığım taramada, Diyarbakır saldırısı sonrasında tüm gözlerin kendisine yöneldiğini gören Abdullah Öcalan, hemen zehir zemberek bir açıklama yaparak, saldırı ile ilgisinin olmadığını, zaten şiddete karşı olduğunu beyan ediyor, hatta PKK’nın şiddet eylemlerinin arkasındaki güçlerin Talabani ve Barzani olduğu yönünde ilginç bir yorumda da bulunuyordu.
Yine, Öcalan DTP'yi de, "Çok öfkeleniyorum, böyle eylemler yanlış diyorum. DTP'nin en büyük eksikliği burada. Çalışmıyorlar, anlatamıyorlar bu tehlikeyi. Halkla beraber barış için çalışılmalılar. Silahın çözüm olmadığını anlatmalılar" sözleriyle eleştirdi.
Açıklamaları Fırat Haber Ajansı'nda anında yer alan İmralı sakini Abdullah Öcalan, daha büyük katliamların önlenmesi için çaba sarf ettiğini iddia etmemiş miydi?
Öyleyse, herkesin merak ettiği bir soruyu Abdullah Öcalan’a yöneltmek istiyorum: Madem şiddetin önlenmesi için çaba gösteriyorsunuz, madem şiddete karşı olduğunuzu beyan ediyorsunuz, neden hala memurun, işçinin, emekçinin yıllarca dişinden tırnağından artırarak, belki de tek lüksü olarak kapısının önüne koyduğu, belki haftada bir kere kullandığı, ama onun varlığıyla mutlu olduğu, gözünden esirgediği, çoğu defa da ekmek teknesi olarak kullandığı, halen taksidini ödediği otomobilini, kamyonetini veyahut emekçinin, işçinin, köylünün, varoşların tek ulaşım aracı olan belediye otobüslerini yakanlar ve daha sonra da “PKK televizyonu Roj TV’den kahraman gibi gösterilenler hakkında tek bir açıklama yapmıyorsunuz?
Daha açıkçası, Diyarbakır’daki saldırı ile ilginizin olmadığını açıkladınız, ama araç yakmalar konusunda tek bir kelime söylemediniz? Eğer zavallılığın bir yansıması olarak nitelendirilen bu araç yakma talimatının arkasında siz yoksanız, kim veya kimler vardır? Bunu hemen kamuoyuna açıklamalısınız. Yoksa, yine Talabani, Barzani mi var diyeceksiniz?
Evet, Kürtler başta olmak üzere, dünya ve Türkiye kamuoyu, Diyarbakır saldırısının talimatını veren PKK yönetimini lanetliyor. Abdullah Öcalan kendini temize çıkarmak için hemen avukatlarını harekete geçiriyor ve “ben sorumlu değilim” diyor.
PKK’lılar “intihar” eylemi yapıyor… Abdullah Öcalan “ben yapmayın dedim” diyor.
PKK’lılar, “kendini yakıyor”… Abdullah Öcalan “yakmayın dedim” diyor.
PKK’lılar, “ormanları yakıyor”… Abdullah Öcalan, “yakmayın dedim” diyor.
PKK’lılar, “emekçilerin otomobillerini yakıyor”… Abdullah Öcalan “?..”
Son bir cümle… 17 Aralık ve 3 Ocak… PKK’nın tarihinin dönüm noktaları. Bu tarihler, PKK’nın, Türkiye’de ve dünyada yapayalnız bir terör örgütü olarak kaldığı tarihlerdir. Şimdi PKK’lıların önlerinde iki yol var: Ya terörü bırakacaklar, sorunların demokrasi içinde çözülmesine ortam sağlayacaklar ya da, marjinalleşerek, er ya da geç, ama mutlaka yok olacaklar. Terörist bir desperado teşkilatı olarak, tarihin çöplüğünde yerlerini alacaklar.
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: January 16, 2008 11:39 AM
Once Nail Amudi'yi Kurt Meselesi konusunda okudugum yorumlarindaki sagduyu ve vicdani muhakemeden dolayi tebrik ederim. Bizler, Kurt, Turk, Alman, Japon, Musluman, Hiristiyan, Gassarayli, Besiktasli, A veya B asiretine, cimbom veya fenere, X veya Y partsine ait olmadan once insaniz. Bu vasfimiz ile once insanlarda var olan hakkaniyet, dogruculuk olaylar konusunda iyi niyetli insanlari ayni yerde bulusturur. Ahlaki ilkeleri kilavuz edinmis insanlar icin cogu konularda ikilem yoktur. Ancak birikim farki, analitik kabilyet faki soz konus olabilir. Urfa'da 12 yasindaki cocuga 12 kursun sikan "emniyet" gorevlisini, ve ona kursunu siktiranlari da Semdinli'nin "iyi cocuklarini" da, akrep yuvasina elini sokan savci Ferhat Sarikya'yi buharlastiranlari butun kalbimizle kinadigimizda bizlere "yasaa, varol; sen de bizdensin" deyip Stalinist, terorist orgut ve onlarin sozculerini kinadigimizda karsi cikanlara sesleniyorum.
_Yaniliyorsunuz; ben sizden degilim. Adalatten, hakkaniyetten yanayim. "size" bende cok daha yakin olanlar bizim Turk irkcisi cetelerimiz. Aranizda zihniyet farki yok; farkiniz cimbomlumu fenerlimi oldugunuz kadar talidir.
Bu vesile ile bir de duyuru: (Mustafa Bey artik katilacagi programlari duyurmuyor burada; is basa dustu demektir). TRT-1'de bu gece 22:45'te "Enine Boyuna" programinda kendisi , Sedat Laciner ve Hasim Hasimi'nin konuk oldugu programda gene Kurt Meselesi tartisilacak. Ben izleyecegim insha-Allah.
Yazan: Anonymous Tarih: January 18, 2008 7:46 PM
herşeyden evvel dürüst olun.pkk niye var.bence pkk sonuçtur.bir halkı yoksayarsan olacağı bu.ne bekliyoruz.aferin iyi ki bizi asimile ediyorsunuz mu desinler.bu gün bile okul ana dilde eğitim konularını konuşmaktan korkuyoruz.batı trakya türkleri için ne istiyorsak kürtler için de aynısını verelim.kürtlere derseniz ^^acıların en büyüğünü yaşatacağız^^ karşılığı gül olmaz.diyarbakırda 6 kişi ölmüş.basın ve arkadaşlar hep bunu işliyor.arabalar yakılmış insan özülür.peki 1990 dan 1997 ye kadar kaç kişi faili belli cinayetlere kurban gitti biliyormusunuz.kaç kişi ilçesinden köyünden kaçtı.bunlar büyük şehirler yerleşti araba yakıyor şimdi.intikam alıyorlar.bunları görmeden sanki olaylar bağımsızmış gibi yazı yazmak insanlara hakarettir.denklemi yanlış kurarsak sonuçta yanlış olur.ulusal basına bakın sizce neye hizmet ediyorlar.saf kan kürt düşmanlığı.insanlar sabah kalkıp bu gün ne marka araba yakalım diye düşünmez.
Yazan: süleyman Tarih: February 3, 2008 11:59 PM
konuyu çok iyi analiz etmişsiniz.kurtuluş savaşı öncesi çok dindar olan halk için tabiki 1. birleştirici unsur dindir.kurtuluş savaşı sonrası dindar halkı yozlaştırma çabaları ile kürt milliyetçilik akımları paralellik gösterir. bu ise çok açık evelemeye gevelemeye gerek kalmayacak kadar malum bişeydir.bunun aksini iddia etmek ideolojilerle kafayı yemiş olmak, objektifliği tanımamaktır.nedense arkadaşlar cumhuriyetin ilk yıllarında izlenen politikaların tamamıyla hatasız kabul ediyorlar. ideolojileriye eleştiriye kapalı dogma haline getiriyorlar ALLAH akıl ihsan etsin.
Yazan: yıldırım yunus Tarih: February 4, 2008 1:42 AM
bence sağduyudan yoksunsunuz.pkk nin öldürdüğü insan sayısı ile devletin öldürdüğü insan sayısı karşılaştırın.yok aslında iksininde farkı.hatta devlet daha beter çünkü pkk yi o var etti.yasaklı bir ortamda hümanistler yetişmez.baş örtüsünü çözmez ise sizce insanlar nasıl tepki verir.şiddete kaymalar muhakkak olacaktır.sorumlu sizce kim olur.bizim devlet anlayışımız 1900 yılların devlet anlayışıdır.kendi ırkı dışında herşeyi red eden anlayış.bence bizler pavlovun köpeklerine dönmüşüz.okadar şartlanmışız ki her demokratik talebe havlıyoruz. partiler bazı insanların talepleri yerine getirilmesi için meclise gider.benim hakım olan şeyleri sanki başkaların hakıyla çelişiyormuş gibi gösterip toplumu o şekilde yönlendiriyorlar. bence kürtler bütün yoksunluklarına göre türklerden daha iyi durumdalar.bu miliyetçiliğin nereye gittiğinde neye varacağını allah bilir. aborjinlerin durumundan kürtler daha iyi değiller(kültürel hakları yönünden) birzaman sonra kürtler den özür dilenecek ve türkiye tazminata mahkum edilecektir.takım tutar gibi sosyal olayları yorumlamayın.
Yazan: süleyman Tarih: February 16, 2008 1:14 PM
sizce anlayış ne olmalı nasıl çözüm bulmalıyız.aydınların kürtlerin taleplerini dillendirmeli okul hakkı üniversite hakkı ve bunları yılda bir kaç defa köşelerinde yada televizyonda söylesinler.somut şeyler söylesinler.güneri cıvaoğlu bir tv de yorucu iken kürtçe kaset satışını serbest bıraktık artık eskisi kadar satılmıyor demişti.anlayiş bu . dürüst olacağız. satılmıyorsa bu kürtlerin sorunu
Yazan: süleyman Tarih: February 16, 2008 1:21 PM
selamunaleykum...
burada görüşlerini beğendiim,kendi görüşlerime yakın bulduğum SÜLEYMAN kardeşime/abime teşekkür ediyorum.
abim sen yazmaya devam et.
Yazan: ebuturab Tarih: April 22, 2008 12:08 AM
Goruslerinizin coguna katilmakla birlikte bu sorunun bu kadar buyumesi ve bu noktaya gelmesinde maalesef Turk islamcilarininda etkisi cok olmustur.Ornegin bosnadaki, cecenistandaki, filistindeki musluman kardesleri icin herseyi yaparken yani basinda binlerce yil birlikte yasadiklari ve butun acilari paylastiklari kardeslerine insan pislikleri yedirildiginde, dilleri, turkuleri yasakladiginda hic ses cikarmadigi gibi buna ses cikaranlarida kolaylikla terorist olarak suclamistir ve halada tavrinda bir degisiklik yoktur. yani kurt sorununda sizinde elestirdiginiz kemalizmin inkarci yaklasimi konusunda nedense turkiyede sag sol islamci hepsi ayni soylemlerde bulunmus ve halende bulunmaktadir. bu konuda istisnai bir kac aydinin olmasi gercegi degistirmez. Ben bir Turk olarak bugun Turkler tarih sayfasinda hala varsa kurt kardeslerimizin malazgirtte ve kurtulus savasinda turklerin yaninda olmasindan dolayidir diyorum. ve kurt sorunu ne kadar kurt sorunuysa o kadarda Turk sorunudur. ve ozellikle ahirette kul hakki soruldugunda milyonlarca kurt kardesimize her turlu adaletsizlik ve cefa reva gorulurken buna karsi bende sunu yaptim diyebilmek icin. inkara kacmadan Allahin yarattigi bir dili ve kulturu yok etmeye calismanin o yuce yaraticiya karsi gelmek oldugunu bilerek hareket edelim ve gec olmadan birlikte hareket ederek islama uygun cozumler icin hepimiz calismaliyiz.
Ferhatavci@live.com
Yazan: Anonymous Tarih: April 29, 2008 2:14 PM