« Akıl, Bilim ve Mini Etek | Ana Sayfa | Kürt Sorununda 5. Baskı »

December 12, 2007

Akıl ve Bilim Gerçekten de 'Mürşit’ midir?

[12 Aralık 2007 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Türkiye’deki katı laiklik savunucularının en değer verdiği kavramların başında “akıl ve bilim” gelir. Onlara göre tüm toplumun bu ikisini yol gösterici edinmesi şarttır. Aksi takdirde “aydınlığa” varamayız. Hele de dini değerleri yol gösterici edinirsek, başımıza feci işler gelir ve sonunda hep birlikte “karanlığa” gömülürüz.

Bu söylemin sahiplerinin din konusunda bazı klasik “öcü”leri vardır. Hıristiyanlık’tan söz ettiklerinde andıkları tek şey “Ortaçağ karanlığı”dır. İslam’dan konu açıldığında ise örnekler daha günceldir. Suudi Arabistan, İran, Taliban Afganistanı gibi despot rejimler sıralanır önümüze; dine değer verenlerin başına neler geldiğini ibretle anlamamız için.

Aslında bu seçme örnekler, meselenin yalnızca bir yüzüdür. Öte yanda, modern dünyanın (bilimin, kapitalizmin veya demokrasinin) yükselişinde Hıristiyanlık’ın oynadığı önemli rol vardır. İslam dünyası da, ilk altı asrında, ilhamını dinden alan görkemli bir medeniyet kurmuştur. Ama “laikçiler” dinin sadece en kötü temsilcilerini görür ve gösterirler.

Fakat bunu yaparken de kritik bir noktayı göz ardı ederler: Kendi savundukları dünya görüşünün de feci, hem de çok feci temsilcileri vardır. 20. yüzyılın iki büyük felaketi olan Nazizm ve komünizm gibi…

Bu iki kanlı ideoloji de alabildiğine “akıl ve bilim” temelliydi. Naziler, milyonlarca insanı gaz odalarında topluca öldürürken gayet “bilimsel” bir iş yaptıklarını düşünüyorlardı. İnandıkları Sosyal Darwinist ırk teorisine göre, “aşağı ırkların ve bireylerin temizlenmesi”, insanlığa bir hizmetti.

20. yüzyıl boyunca yaklaşık 160 milyon insanın ölümüne neden olan komünizmin de bir diğer adı “bilimsel sosyalizm”di. “Bir kişinin ölümü trajedidir, milyonların ölümü ise istatistik” diyen Stalin, gayet “akılcı ve bilimsel” bir diktatördü.

Zaten dünya “akıl ve bilim”e dayalı ideolojilerden böyle korkunç sonuçlar da çıkabildiğini gördüğü için, 20. yüzyılın ilk yarısındaki pozitivist hayaller, ikinci yarıda terk edildi. (Bizim “çağdaşlaşmacılar” 1930’larda donup kalmış oldukları için durumdan habersizler.) Bugün Batı dünyası bilimin bir “mürşit” yani yol gösterici olmadığı çoktan anlamış durumda. Çünkü bilim değer yargıları üretmiyor. Size sadece evrenin nasıl işlediğini öğretiyor ve teknoloji kazandırıyor. Örneğin bilim sayesinde atomu parçalayabilirsiniz. Bununla insanları yok edecek bir nükleer bomba yapıp yapmamak, bilimin karışmadığı “ahlaki” bir konudur.

Peki akıl? Onun da size doğruyu göstereceğine dair bir garanti yoktur. Zaten o yüzden bir biriyle zıt yüzlerce akıl ürünü felsefe vardır. Dahası salt akıl yoluyla ahlak inşa etmeye kalktığınızda çok zorlanırsınız. Size, “komşun aç iken tok yatma” diyecek rasyonel bir buyruk bulamazsınız.

İşte bu yüzden günümüzde pek çok Batılı düşünür “dinin ve geleneğin önemi”ni keşfediyor. Demokratik, özgür ve açık bir toplumda, sadece akıl ve bilime değil, aynı zamanda dine ve geleneğe de ihtiyaç olduğunu söylüyorlar.

Çünkü insan sadece akıldan değil, aynı zamanda his ve sezgilerden beslenen, “madde”nin yanında “mânâ” boyutu da olan bir varlık. Zaten tam da o yüzden “akıl ve bilim” tutkunları da çok geçmeden kendilerine “yapay din”ler yaratıyor, Anıtkabir’den “türbe” 10. Yıl Marşı’ndan “ilahi” üretiyorlar ya…

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: December 12, 2007 10:40 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Bu güzel ve kendimce anlamlı bulduğum yazıya,Mevlana'nın bir sözüyle "katkıda" bulunmak isterim:
"Aklın ayağı ağaçtandır.Fakat tahta ayak da tamamıyla çürük olur."

Yazan: sabri ayçiçek Tarih: December 12, 2007 11:44 AM

Yazinin geneline katilmaka beraber itiraz ettigim tek nokta(kismen):

"İşte bu yüzden günümüzde pek çok Batılı düşünür “dinin ve geleneğin önemi”ni keşfediyor. Demokratik, özgür ve açık bir toplumda, sadece akıl ve bilime değil, aynı zamanda dine ve geleneğe de ihtiyaç olduğunu söylüyorlar."

Niye batinin kendi hatalarini anlamasini bekliyoruz?
Batililarin bu noktaya gelmis olmasi onlar icin cok sey ifade eder, bizim "batililasma adina dini hor ve hakir görenler icin" yine bir sey ifade etmeyecektir.

Zaten ulusalcilik, batinin bu gün geldigi nokta bizdeki baticilara uymadigi icin icat edildi bence.

Saygilar

Yazan: Kazim Sulukaryagdi Tarih: December 12, 2007 12:15 PM

Ben de Sabri Aycicek adli yorumcudan esinlenerek birkac bilimciden bir kac veciz soz koyayim dedim:

"DNA sayesinde evrimin tabiat kanunu oldugu ispatlanmistir" Ozdemir Ince.

"Yaratiliscilik insanlari aptallastriyor" Bir Hurriyet haber basligi. ("Muhabir" bilim kadinin adini hatirlayamadim, bir cagdas ve genc hanim idi)
+++++++++++++++++++++++++++++

Bunlar da bilimle biraz alakasi oldugunu duydugum ve fakat Fetullahci olup olmadigi konusunu Ozdemir Ince'ye henuz sormadigim bir zattan bir kac soz:

_My religion consists of a humble admiration of the illimitable superior spirit who reveals himself in the slight details we are able to perceive with our frail and feeble mind.

Benim dinim, aciz ve zayif aklımızla kavrayabildiğimiz küçük detaylarla kendisini ifşa eden sinirsiz yüce ruha mütevazı hayranlıktan ibarettir.


We should take care not to make the intellect our God; it has, of course, powerful muscles, but no personality.

Aklı ilahlaştırmamaya dikkat etmeliyiz; aklın tabiiki kuvvetli adaleleri vardır ama şahsiyeti yoktur.

Try not to become a man of success but rather to become a man of value.

Basarinin değil değerlerin insani olmaya gayret et.

Science without religion is lame, religion without science is blind.

Dinsiz bilim topal, bilimsiz din kördur.

Before God we are all equally wise - and equally foolish.

Allah önünde hepimiz eşit derecede bilge ve eşit derecede aptalız.

Ethical axioms are found and tested not very differently from the axioms of science. Truth is what stands the test of experience.

Ahlaki aksiyomlar bilimsel aksiyomlardan fazla farklı olarak keşif veya test edilmez. Hakikat, zaman (tecrübe) testini gecebilendir.

Few people are capable of expressing with equanimity opinions which differ from the prejudices of their social environment. Most people are even incapable of forming such opinions.

Çok az insan kendi sosyal çevrelerinin on yargılarından arınmış fikirleri temkin ile ifade etmeye muktedirdir. Çoğu insanlar böyle düşünmeye dahi muktedir değildir.

If I had only known, I would have been a locksmith.

Bilseydim çilingir olurdum.

If you are out to describe the truth, leave elegance to the tailor.

Hakikati tasvir etmek istiyorsan zarafet isini terziye bırak.

Imagination is more important than knowledge…

Tahayyül bilgiden daha önemlidir.

The important thing is not to stop questioning. Curiosity has its own reason for existing. One cannot help but be in awe when he contemplates the mysteries of eternity, of life, of the marvelous structure of reality. It is enough if one tries merely to comprehend a little of this mystery every day. Never lose a holy curiosity.

Önemli olan sorgulamayı bırakmamaktır. Merak kendisinin varlık sebebidir. İnsan ebediyeti, hayati, gerçeğin hayretengiz yapısını düşündüğünde huşudan alıkoyamaz kendisini. Her gün bu esrarın küçücük bir parçasını kavramaya çalışmak yetmez. Asla kutsal tecessüsü kaybetme.

The most incomprehensible thing about the world is that it is at all comprehensible.

Dünyada anlaşılması en güç olan, onun (dünyanın) anlaşılabilir olmasıdır.

Albert Einstein (1879-1955)

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 12, 2007 1:14 PM

'Allah'a nasıl inanılır' yazısı için yaptığım pozitivizm eleştirisini buraya da koymak istiyorum.

"Büyük ölçeklerin fiziğini zamanda geri gidip çok küçük ölçekli bigbang koşullarında uygulayınca singularity/tekillik gibi matematiksel hatalar çıkıyor. Elimizdeki teorinin eksiliğinden dolayı ortaya çıkan matematiksel saçmalıklar bunlar. Fiziksel bir realite değil."(Sinan)

İşte eleştirdiğim tavır budur. Aynen genişleyen evren modelini işaret eden çözüme bu çok saçma diyen Einstein'ın tavrını sergiliyorsunuz. Beklentinizin tersine çıkan bir şeye saçma demek ancak bir inanç sahibinin/sabit fikirlinin tavrı olabilir. Bu sonuç saçma değil. Sadece bir başlangıca işaret ediyor. Bilim adamları bu başlangıç olayından rahatsız oluyor, alternatif çözüm arayışındalar. Bu arayış beni rahatsız etmez hatta merak uyandırır. Fakat şu anda bu alternatiflerin doğru olduğunu düşündürecek bir bulgu veya sebep yok. Hatta temel tanımlarımıza aykırı. Biz 'Zaman'ı bu şekilde tanımlamadık. 'Gerçek zaman' sadece ileri gider. Fakat 'hayali zaman'da ileri geri gitmek mümkündür. Böyle bir zaman olgusunu kabul etmemizi geretiren bir gözlem, bulgu yok. Olmayacağı anlamına gelmiyor tabiki. Ama şu anki durum bu. Gelecekte ne olacağını bilemeyiz. Bir bulgu olmadan hemencecik kabul etmek de ancak buna ihtiyacı olanların işi olabilir. Tıpkı Darwinizm'deki temel yanılgı, hala geçiş fosili arıyorlar! Çıkmadık candan ümit kesilmezmiş:) Sadece fosillere bakıpda kademeli yaratılışı görmemek mümkün mü? Başka bir şeyi sorgulamadan.

Geleceğin kendi istediği gibi olacağını varsaymak yanılgısı da ayrı bir hikaye! Bir "God of the gaps" durumu yani? Ateizmin de "God of the gaps" argümanı veya bir varsayım üzerine kurulu olduğunu farketmemk münkün değil. Hep geleceğin kendilerini haklı çıkaracaklarını varsayarlar. Bundan emindirler hatta(yoksa ateist olunamaz!). Çünkü bilim yağmurun NASIL yağdığını açıklamayı başarmıştır:) Çocukca ve komik buluyorum!

Deizmi konumlandırdığım yeri kısaca izah edeyim:
Evrenin varlığı benim için neden anlamlı?

Mark Grasmann'ın ifadesiyle sanal zamanın öngördüğü bu uzay-zaman küresi nerden geldi? Hawking tarzıyla konuşursak(Zamanın daha kısa tarihi, sonuç bölümü. Elimde kitap olsa birebir alıntı yapmayı tercih ederdim.):

Bulduğumuz ve bulmayı ümit ettiğimiz denklemleri kim yarattı? Bunlar neden bu şekilde? Bu denklemlerin uygulanabileceği bir evren NİYE VAR?
Felsefe ve din, bilimin(Nasılın) bittiği bu noktada(Niçin sorusunda) başlıyor.

Bir ateisti nasıl soruları tatmin eder ve olay biter. Onların merak duygusu orda biter. Deistleri tatmin etmez, niçinini de sorarlar...Pek çok deistin bir dine inanması da bu sorunun cevabıdır...

Yazan: Oldumusimdi Tarih: December 12, 2007 1:22 PM

@Oldumusimdi;
Biraz tenhaya çekmeniz isabetli olmuş. Uzun uzun girmeden önemli bulduğum yerlere değinmek istiyorum, iş yerinden encak bu kadar maalesef.
Eleştirdiğiniz tavır Einstein ın itiraf ettiği yanılgısından çok farklı. Einstein ın saçmalığı ile bu hesaplamalarda çıkan saçmalık bambaşka. Einstein doğru olduğuna inandığı şeye ters geldiği için sabit koyma eğilimindeydi. Hesaplamalarında bir sonuç çıkıyordu. Singularite denilen şeyde bir sonuç çıkmıyor. Sorunun "orası" ile değil de kendi elimizdeki 2 fiziğin yetersiz ve birbiri ile çelişkili olmasından kaynaklandığı gün gibi ortadadır. Çıkan sonuç beğenmediğimiz bir sonuç değil, matematiksel saçmalık, sonuç bile değil. Birşey diyen bir sonuç değil yani! Bu kabul edilen birşey fizik camiasında. Singularite nin bir anlamı da o zaten. Mesela "historical singularity" de denir tarih için, tamamen bilgi eksiliğinden dolayı, bilgimizin yetersiz kalmasından dolayı. O açıdan, singularitiye gerek bırakmayan hesaplamalar önemlidir. Bunların gözlem/deney vs ile onaylanıp test edilmelidir. Matematiksel olarak "making sense" olması yetmez. Bu konuda yüz koldan birşeyler yapılıyor. Aslında bilim her zamanki gibi günlük sorunları ile boğuşuyor.

Hatta temel tanımlarımıza aykırı. Biz 'Zaman'ı bu şekilde tanımlamadık. 'Gerçek zaman' sadece ileri gider. Fakat 'hayali zaman'da ileri geri gitmek mümkündür. Böyle bir zaman olgusunu kabul etmemizi geretiren bir gözlem, bulgu yok.
Hayali zamanı fiziksel bir gerçeklik imiş gibi anlamışsınız. Hawkings i tekrar oukuyn derim. "imaginary time" diğer tanımladığımız zaman bakma, modelleme yöntemidir ve kökeni quantum fiziktedir. O anlamda da zaten yanılıyorsunuz. Quantum fizik de uzay zamanın eğri büğrü olması, zamansallığın yok olması, "causality" nin bambaşka işlemesi gözlemlenen bilinen birşeydir, bu anlamda "saçma" bir dünyadır. Causalitinin çökmesi ise bunun üzerine kurulu yanlış teistik iddiaları da çökertiyor, zaten şüpheli halleri katmerleniyor. İddia ettiğiniz gibi, bunlar öyle kafadan üfürülen şeyler değil o yüzden. Gözlem de var bulgu da var yani. Yani zamanın bizim bilmediğimiz şekilde işleyebileceği, hatta zamanın parça pinçik olup iddia edildiği gibi bir zaman "foam" ı oluşturması hiçde sizin zannettiğiniz gibi temelsiz şeyler değildir. Düz birşey var, sadece ilerisi var anlayışı bugün çok şüphelidir. Newton ve daha sonra Einstein da görülen, görülmek istenen "elegant" lık olmayabiliyor. Bu konu da Einstein ın yanıldığı bir noktadır. Zamanında da Quantum fizik de yapılan gelişmeleri görmezden gelmiştir, "elegant" lığı bozduğu için kabul etmek istememiştir. "Tanrı zar atmaz" demesi o tartışmalardan dolayıdır, birilerin zannetiği gibi tanrı tartışması ile alakası yok.

God of the gaps durumunun nerede çıktığı bellidir. Saçma sonuçları olduğu gibi kabullenip yorum değiştirmeye muhalefet edenler belli. Tekillik üzerinden uzun hikayelerin anlatılmasından da belli. Diğerlerinde pek öyle bir tavırları yok. Ama o size tuhaf gelen inatçılıkları ve dirençleri olmasaydı hiç buralara gelinmezdi.

Ateizm konusunda ise nedense sizden farklı konumu göremiyorsunuz. Bir tanrı öngören, onu türlü çeşit hallerle açıklayan sizsiniz!? Ateist olmak için sizin dediklerinizi kabul etmemek yeterli. Çok basit yani. Bir çocuğua daha küçükten ezberletmeyin bakalım ne olacak. Buna cesaretiniz olmadığı için küçükten ezberletmeye başlanır, hiçbir kaçış noktası farklı alan imkanı bırakılmaz. Ondan sonra da bu çocuk büyüyünce orada burada gördüklerini kanıt diye yorumlayıp aslında ondan dolayı inandığını inandırır kendini.
Tesadüfen koca bir ülke o kanıtlardan dolayı inanıverir. Yine tesadüfen başka bir ülkede olanlar başka kanıtlarla komple farklı bir dine inanıverir...O anlamda ben kendi durduğum yeri çok daha özgün görüyorum, 300 küsur dinde ortak olan şeyler yoktur bunda. O yüzden,

Bir ateisti nasıl soruları tatmin eder ve olay biter. Onların merak duygusu orda biter. Deistleri tatmin etmez, niçinini de sorarlar...Pek çok deistin bir dine inanması da bu sorunun cevabıdır...

demenizin somut dayanakları maalesef yoktur. Bu sonradan getirilen açıklamalardan başka birşey değildir.
Yoksa ateistler şimdiye kadar gördüğüm en meraklı insanlardır. Bilim insanı dediğimiz insanların önemli bir bölümünün atesit olması boşuna değildir. Eğitim ve kültür seviyesi yüksek olan yerlerde atesit oranının yüksek olması boşuna değildir. Merak ve düşünmenin daha rahat olduğu yerlerde bu insanların daha çok olması dediklerinizle açıklanamıyor.

Evrim teorisive fosiller hakındaki yorumunuz ise bilim ve tekniğin bizde ne kadar ayrıştırıldığını gösteriyor. Teori baabında o sergilediğiniz mantığın ne kadar kısır olduğunu farkına varamayan mühendislerimiz var. Evrim teorisinin sağladığı teorik çerçevenin, mekanizmaların bu kadar çok şeyde yol gösterici ve başarılı çalışmaya ön ayak olmasını görmezden gelip hiçbir sunamamış bir sözde teori ile aynı kategoriye koymak gerçekten çok çok... Mühendislik bizde bir teknik hamaratlık işine dönüştürülmüş zannedersem. Çok vurgu yapılan "pratik" zekamızdan olsa gerek.

Geleceğin haklı çıkarması meselesinde kısmen haklısınız. Çünkü geleceğe ilişkin belirli bir şablonun dayattığı şeyden doğru bakmıyorlar. öteye bakıp orada kurdukları paradigmaya geriye dogru yansıtıp uydurmaya çalışmyorlar. Geleceğe kayıtsız şartsız abone durumundalar.

Yazan: sinan Tarih: December 12, 2007 3:18 PM

Bizim ulusalcı güruha bakıp kendimizi dev aynasında görmek moda oldu sanırım. Bu ulusalcıların ideolojik lakırtılarındaki akıl bilim söylemlerini alıp bunları gerçekten akılcı ve bilimi savunan olarak kabul etmek kendimizi yanıltmaktan başka birşey değil. Bu güruh ve daha başkaları da akıl, bilim ve demokrasinin yerle bir edildiği bir ortamdan beslenip çıktıklarını görememek yada bilerek görmemek bence pek sağlıklı birşey değil. İşimize geldiği için unu yapıyoruz gibime geliyor. Hangisi olursa olsun. Kendimizi kandırmayalım.

Ahlak meselesi de nedense hep aynı penreden anlaşılmaya çalışılır. Tek bir kaynağı olduğu zannedilir. Yada bilinçli bir süreçle üretileceği varsayılır. Bunun böyle olmadığını görmek için illa antropoloji kurcalamamız gerekmiyor. Etrafımıza dünyamıza baksak hemen anlarız. Ahlak oluşan birşey. İnsanların birbirleriyle kurduğu karmaşık ilişkilerden plansız olarak doğarlar, sonradan onlara eklemlenince de biz geliştirdik zannederiz...
O yüzden farklı farklı toplumlarda farklı farklı ahlak anlayışları vardır ve sürekli bir şekilde yeni ahlak alayışları öğeleri doğar durur belirli birşeyden bağımsız olarak. Örneğin köleliği karşı bir ahlak geliştirmek bir kişinin, akılcı bir zümrenin, yada bir dinin tek bir kaynak olduğu bir şey mi? Değil tabi. İşkenceye karşı geliştirdiğimiz şeyler nereden geliyor? Kadına çocuklara genel olarak insanlara karşı şiddet uygulanmasına karşı gelişen değerler nereden geliyor? teknoljimiz,gelişen özgürlük anlayışımız, dinlerimiz, adetlerimiz ne varsa hepsinin bulamaç olduğu öngörülemeyen kestirilemeyen bir süreçten çıkıyor bunlar. Sürekli üretilmesi de kaçınılmaz olarak çatışmaları doğuruyor...
Onun için bilimi yada bir dini ahlakın tek ve biricik kaynağı olarak görmek sadece bizim söylemimizin ideolojik anlamda gücünü,hegemonyasını arttırma eğliminden başka birşey değil. Tekelimize almaya çalışırız.
Ahlakın belirli bir kaynağı yok. Oluşur. süreklidir, ve sürekli olarak da değişir durur. Değiştirmenin yolu bizim şeylerle olan ilişkimizi değiştirmekten geçiyor.

Yazan: sinan Tarih: December 12, 2007 3:45 PM

Mustafa Bey, Avrupa'da bilim ve demokrasinin kalkınmasında Hristiyanlığın rolü var nasıl diyebiliyorsunuz, size gülüyorum :)

Hristiyanlar eski dünyadan kalan bütün bilgileri, kitapları, yazıları yok ettiler, yüzlerce yıl boyunca kitap okunmasını ve eğitimi yasakladılar; bilim adamlarını astılar; en zeki ve aydın insanları diri diri yaktılar. En sonunda Hristiyanlığın gücü biraz kırılınca bu sefer halk üzerindeki güçlerini kullanmaya başladılar.

Demokrasiye sonuna kadar karşıydılar. Her türlü yeniliğe, her türlü bilimsel ve ahlaki gelişmeye muhalefet ettiler. Köleliği onlar başlattı, zencilerin İncil'de lanetlendiğini onlar söyledi, misyonerler kolonici faşistlerle el ele dolaşıp Hristiyan olmayı reddeden yerlileri öldürüp çocuklarına el koydu.

Köleliğin yasaklanması istendiğinde %1'i hariç bütün Hristiyanlar karşı çıktı. 1920 yılına kadar kilise idam ve işkencelere devam etti. Demokrasi adına, bilim adına, insanlık adına ne yapıldıysa kilisenin muhalefetine uğradı.

Zenci haklarına karşı çıktılar; kadınların oy vermesine karşı çıktılar; eşcinsellere düşmanlık yaptılar; ve 2. Dünya Savaşı sırasında faşistlerin dostları hep onlardı.

Bugün bile papaların işi gücü milletin cinsel hayatıyla uğraşmak ve durup dururken bir yorum yapıp ortalığı ayağa kaldırmak.

Avrupa'daki bütün aydınlar ve sıradan halk ve ABD'li aydınlar İbrahimi dinlerin içeriğinin nasıl bugünki en temel insan haklarına düşman olduğunu ve bu dinlerin var olduğu yerde asla özgürlük ve huzurun olmayacağını gayet iyi biliyorlar. Ve zaten Avrupa'da artık din filan kalmadı. Kimsenin dini umursadığı yok. Zaten Avrupa da o dinleri terk ettiği zaman Avrupa oldu.

Sen bugün sıradan bir Avrupalı aydına dinle ilgili görüşlerini bir açıkla bakalım sana diyecek. Herkes biliyor ki İbrahimi dinler bireysel özgürlüğün en büyük düşmanları.

Bu sitedeki bütün yalanların CAHİL insanlara anlatabilirsin Mustafa Akyol. Sana inanırlar. Aslında onlar her şeye inanır. Onların sırtından iyi para ve güç kazanabilirsin ki hedefin de bu belli. Oysa sen de burada yazdıklarına gülüp geçiyorsun ve gerçeklerin ne olduğunu gayet iyi biliyorsun.

İsa'nın masalları bizim için çok karlı oldu. - Papa 5. Leo

Yazan: Murat Tarih: December 12, 2007 5:35 PM

AKIL VE BiLiM

Akil, dünya gibi karanlik bir varliktir. Bu karanlik varligin
günesi kalptir. Kalp de i$igini Allah'tan alir. Din i$igiyla
güneslenmemis bir kalp ise, kördür. Kör kalplinin akli da,
fizik ötesini göremez, bilemez. Bilemedigi icin de inkârci
olur. Buradan da, aklin cocugu olan BiLiM'in boyunun
ne kadar uzun veya kisa olacagini cikartabilirsiniz.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 12, 2007 7:15 PM

sinan bey,
politikaya atılmayı dusunur musunuz?
sizi,suleyman demirel'e cok benzetiyorum.
kendisini de hep dinlerdim ama hic bir sey anlamazdım.o hep haklıydı,her zaman vardı ve tam zeytinyaglı tadındaydı.


Yazan: Bigalıoğlu Tarih: December 12, 2007 7:49 PM

Sinan Bey

yıllarca ateist olan sonradan bir Tanrının varlığına inanan bilim adamları hiç yok mu?

ateist olmanın özgürlüğü ve özgünlüğü içinde yetişen
eğitimli bir tek kişi bile Tanrıya inanmayı tercih etse bu sizin tezinizi yıkar.

bilim dünyası dindar insanları iyice ezdiği ve bir dönem gücü ele geçirdiği için ateistler üniversitelere yuvalandı..

bunlar değişir ama sizin durumunuz ne olacak onu bilemem..vahim gözüküyorsunuz,kusura bakmayın.

Yazan: saruhan Tarih: December 12, 2007 8:18 PM

"Bizim ulusalcı güruha bakıp kendimizi dev aynasında görmek moda oldu sanırım. Bu ulusalcıların ideolojik lakırtılarındaki akıl bilim söylemlerini alıp bunları gerçekten akılcı ve bilimi savunan olarak kabul etmek kendimizi yanıltmaktan başka birşey değil" (sinan)

"bizum ulusalci guruha" biraz fazla bakan biri olarak buna cevap yazmanin bana dustugunu dusundum.

Mal bu; ben naapiyim sinan Bey? Bunlara bakip kendini dev aynasinda gormek pek zor olmasa gerek.

Sizin "bizim ulusalci kesim" diye majinalize ettiginiz kesimin zihniyeti seksen kusur senedir iktidarda olan rejimin resmi poltikasidir da ondan onlarin soylemlerini koyuyoruz buraya. Gecmiste burada bu "ulusalci kesimin" zihniyetinin entellektuel seviyesinin, ahlaki olcutlerinin Cumhuriyet muhafizlarinin standard lisanini temsil ettigine dair yuzlerce ornek bulabilirsiniz. Ben sadece bu gunun gazetelerinden onlar gibi bir duzine inci bulurum; ya da rektor demeclerinden. Bir suredir Harun Yahya sayesinde atil olan blogumda zaman zaman yayinlardim bu inciler derlemelerini. SAdece son 5-10 yildaki GK bildirileri muvazzaf ve emekli subay beyanlarini, diger seckin ve guclu sahsiyetlerin beyanlarina bakarsaniZ benim yukarda verdigim iki ornegin pekte iyi bir temisili oldugu yargisina varirsiniz. Bu sitedeki yazilar ve yorumlarda da bu tur orneklerin pek coklari nakledildi.

Ahlaki, entellektuel secimlerimiz ve bunlarin ne kadar hur irade urunu oldugu konusunu "Tanri'ya Nicin Inanilir" yazisini muteakip yorumumda ele aldim.

Keske Einstein'in sozleri uzerine de birkac soz etseydiniz (yok, yok mecbur degilsiniz tabii; keske dedim, hani yazi konusu ile direkt alakali oldugu icin).

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 12, 2007 8:33 PM

Bekir L. Yildirim Bey´in blogunda kimselerin olmamasina üzüldüm, demek ki yorumcularin cogu da yurtdisinda degil.Sitenin atil olmasi, yorum yazilmasina engel degil aslinda.Oraya az önce ilave ettigim bir seyi buraya da - Mustafa Bey´in müsaadesiyle- ilave etmek istedim:

"Kalem sahiplerine düşen ilk vazife: Telaş etmemek, öfkelenmemek, kin kışkırtıcı olmamak. Halkı okumaya, düşünmeye, sevmeye alıştırmak. Bir kılıcın kazandığı zaferi, başka bir kılıç yok edebilir. Kalemle yapılan fetihler tarihe mâl olur, tarihe yani ebediyete."

C. MERIC

Bu günler gecer insaAllah.
Devam edin, güzel günlere ulasacagiz.

Saygilar

Yazan: Kazim Sulukaryagdi Tarih: December 13, 2007 12:34 AM

Sinan bey,

"Aynen genişleyen evren modelini işaret eden çözüme bu çok saçma diyen Einstein'ın tavrını sergiliyorsunuz."

Dikkat edin benim eleştirdiğim: bir tavır. Einstein'ın ne için sabit koyduğunu yukarda belirtiyorum. Singülarite ile ilgili konularda saçma dediğini söylemedim. Ama bu önemli değil. Benim vurgum. Sonuçları değerlendirirken inançları/önyargıları işe karıştırmamak gerektiği. Bunun hep idealist deist taraftan yapıldığı düşünülür? Einstein pozitivist cenahtan yapılabileceğine iki örnek sunuyor. Bir tane de sizden verdim: Singülarite saçma bir sonuç değil. Sadece bir sonuç. Gerçeğin ne olduğunu gelecekte öğrenebiliriz. "Ama şimdiden saçma diyemeyiz".

Özel görecelikde ışık hızında gidilemeyeceğini söylüyor. Bu çok saçma deyip ben de hayali hız(Vi =jVr) kavramı ile gidilebileceğini iddia etmem ne kadar bilimselse(bilimsel değil manasında değil! Her fikir değerlidir?)...

Daha da uzatmak isterdim. Fakat, gerçekten işyerinden olmuyor. Birazdan çıkmak zorundayım...

Evrim konusunda da bir gün muhabbet ederiz belki. Pek de öyle göbeğini kaşıyan cinsten düşünmediğimi anlamanız mümkün olabilir.

Umarım bir parça derdimi anlatabilmişimdir.

Yazan: Oldumusimdi Tarih: December 13, 2007 8:48 AM

katkıda bulunmaya gerek yok haddim de değil. bu yüzel yazı için teşekkür ediyorum

Yazan: ahmet Tarih: December 13, 2007 9:09 AM

Dinciler neden her fırsatta din din deyip kendilerini dindar göstermek zorunda hissederler?

Çünkü din, en kolay en bedava geçim kaynağıdır da ondan.

Çünkü her türlü sahtekarlıkları dindar gözükerek örtbas edebilirsiniz.

Her türlü naneyi gözünü kırpmadan yiyen dinciler, bu dünyada verilemeyecek hiçbir hesapları olmadığını tek hesap verecekleri yerin ahiret'te Allah olduğu palavralarını günde bin kere zikretmek suretiyle kendilerini savunurlar.

Bundan dolayıdır ki, akıl ve bilim dincilerin en çok nefret ettikleri konulardır. Çünkü akıl ve bilim'in öncülüğünü kendilerine rehber edinen insanlar kolay kolay kandırılamaz, diktatörlüklere, tiranlıklara, tarikatlara, tarikat şeyhlerine boyun eğmezler. Yıllarca yemeden içmeden biriktirdiği parasını, çoluğunun çocuğunun rızkını ne idüğü belirsiz tarikat şeyhlerine kaptırmaz.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: December 13, 2007 11:53 AM

Tesekkurler Kazim Bey teveccuhunuz icin. Cemil Meric gibi ustadlarin, diger pek cogumuzdan farki sadece ifade dehalari degil, oncelikle bu sabir ve sebatlari da olsa gerek. Harun Yahya'nin Wordpress'e Turkiye'den girisi engelletmesi (benim bir yazi basligindaki ifademle "pire icin yorgan yakma" ) sanal fakirhanenin atil durumda olmasini yalnizca tetikleyen olay. Alternatif, mustakil bir sanal mekanda devam etme niyetindeyiz Insallah ilham geldiginde ve enerjimizi toparlayabildigimizde. Burada yorum yazmak daha spontane, o anki reaksiyon olayi oldugu icin "ciddi yazilar" yazma isinden kolay geliyor.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 13, 2007 2:38 PM

Aşağıdaki yazı 5.11.2007 tarihinde “Adıyamanda Olay” isimli gazetede yayınlanmıştır.


KAZIM YARDIMCI

BİLİM VE ÇEŞİTLERİ

1-Vahye dayanan semavi (göksel) bilgiler:

Bu semavi olan bilginin iki yanı vardır. Birisi ruhani alemle ilgili olan, diğeri hukuki olan, sosyal hayatla ilgili olandır.

2- Maddi Bilgiler:

Bu maddi bilgiler, deneye ve gözleme dayanan bilgilerdir. Somut, fiziki bilgilerdir. Bu bilgileri bilenlere bilim adamı denir.

3-Felsefe:

Felsefe, tefekküre dayanan düşünsel görüşlerdir. Felsefe, bilim değildir, soyuttur. Ancak, feylezofun düşünceleri kendine ait buluşlarıdır. Düşünce hiçbir zaman ilim değildir. Zaten onlara feylezof denir, âlim denmez. Deneye dayanan bilgileri bilenlere bilim adamı denir.

Ancak bu bilginler zahiri bilgileri bilen bilginlerdir. Maneviyatla, ruhaniyetle alakaları yoktur. Çünkü bu ilimler bir nevi teknik ilimlerdir.

Birinci maddede zikrettiğimiz hukuki bilgileri bilenlerin bilgisi kendilerine ait değildir. Bu bilgiler, Peygamberlere ait bilgilerdir. Bu bilimleri bilenlere alim denilmez. Çünkü kendilerinin bir katkısı bir buluşu yoktur. Bunlar bir nevi ezbercilerdir. Ezbercilere alim denilemez. Yaptıkları iş, ezberlediklerini halka aktarmaktır. Bu göksel hukuk ilminin âlimleri Allah ve Peygamberleridir.

Feylezoflara gelince, onlar sadece düşünürlerdir(mütefekkirler); ne Peygamberdirler ne de bilim adamlarıdır. Ruhani bilimleri ise hiç bilmezler. Çünkü ruhani bilimler, soyut âlemle ilgilidir.

Aynı zamanda zahiri hukuk bilginleri, yani ezbercileri olan “Biz Şeriat Alimiyiz” diyenler de soyut alemle ilgili bilgileri bilemezler. Yani ruhani âlemi bilemezler.

“Benim ümmetimin âlimleri Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir” Hadisi Şerifine göre “âlim” olmak için mesela Yahya ve Zekeriya ve Musa Davut gibi olmak lazımdır ki; bu zatlar şeriat bilgilerini bildikleri gibi manevi, ruhani ilimleri de bilmektedirler. Bir şeriat âliminin “Alim” olması için bu zatlar gibi manevi ruhani bilgileri de bilmeleri lazımdır. İşte Peygamberimizin kastettiği bilginler bu manevi bilgileri de bilenlerdir.

Deneye dayanan bilimleri bilen bilginler de soyut âlemi (ruhani, manevi âlemi) bilemezler.

Manevi âlemi (yani ruhani Soyut âlemi) ancak Peygamberler bilir. Bir de Allah’ın seçtiği bazı kulları bilir. Hocayı Hızır ve Veysel Karani gibi…

Ki bunlar ümmi ve Peygamber olmadıkları halde Ledünni-Manevi ilimlere mazhar olmuşlardır. Daha nice Peygamberimizin(S.A.V) ümmetinden Ledünni ilimlere mazhar olmuş seçkin kişiler vardır. Ki bunlar gerçek âlimler ve ariflerdir. “HAMD

ALLAHINDIR. Allah’ın ıstıfa ettiği (seçtiği) seçkin kullarına selam olsun.”(Neml 59)

Bu manevi ilmin adı, Ledün ilmidir. Yani Allah, tarafından bildirilen bilgidir. Ledünni bilgi, gökten kuluna geldiği için, O’nu akılla öğrenmenin yolu yoktur. Bunu bilen kul “ümmi” veya az da okumuş olabilir, fazla okumuş da olabilir. Ancak bu ilim akılla bilinmez. Doğrudan O kula haktan gelen bir ilimdir. BU LEDÜNNİ İLMİ BİLENLER, gerçek “Alimler”dir. Ve ledünni ilmin bir adı da irfandır. Yani gerçek “Alim ve Arifler” bunlardır. Tasavvuf âleminde bu ilmi bilmeyenlere ne âlim, ne de arif diye bakılır.

Bir de ruhaniyet (maneviyat, metafizik, mistisizm) alemi ile beraber ilahiyat ilmi ve konusu vardır. Kitabi dinlerden (Musevilerin İsevilerin ve Muhammedilerin) ilahı, Hz.İbrahim’in vahid-bir tek ilahıdır. Bu üç dinin ilahı da, Hz.İbrahim’in gökleri ve yeri yaratan Rabbı ve Tek İlahıdır.

Hz.İbrahim’in tek ilah düşüncesinde aklı selim için aklın yeri vardır. Çünkü Allah, yarattığı kainatla zahir olmuştur. Aklı olan bir insanın Allah’ı inkar etme gücü yoktur. Çünkü Hz.İbrahim, aklı selimle Allah’a inanmıştır. Ama O, (yüce bir ruh gücüne ve yüksek bir akla sahiptir) aynı zamanda yüce bir Peygamberlik gücüne sahiptir. O, Allah’ın seçtiği kullardandır. O’nun Peygamber olduğunu, kendisi önce bilmese de Allah bilmektedir. Allah, O’nu yüce sıfatlarla donatmıştır. Herkes İbrahim olamaz ve herkes yüce İbrahim’in yüce aklını taşıyamaz. Hz.İbrahim’den evvelki Adem ve İbrahim arasındaki Peygamberlerin de, alemlerin Rabbı olan tek ilaha inandığını; Hz.İbrahim, Hz.İsmail, Hz.İshak, Hz.Yakup, Hz.Musa, Hz. Davut, Hz.İsa ve diğer Ben-i İsrail Peygamberlerinin hepsi beyan etmektedir. Hz.Muhammed de(s.a.v) bu zatların beyan ettiği “Tek İlahı” aynen kabul edip bütün içtenliği ile beyan etmektedir.

(Bakınız Bakara -136)

Ayrıca bundan 4300 yıl önce yaşamış Hz.İbrahim’in elinde herhangi bir ilahi mesaj da yoktur. Kendisinin, Hz.Adem, İdris, Nuh ve kendisinden evvelki Peygamberlerden haberi de yoktur. Elindeki tek güç, Allah’ın kendisine verdiği yüksek ruh ve aklı selimdir.

O, aklı ile sadece alemlerin Rabbı olan Allah olduğuna, kanaat getirmiştir. Bu yargıya varınca Allahu Taala, O’na göklerin ve yerin melekutunu göstermiş, bu suretle ruhani alemi öğrenmiştir. “Böylece biz İbrahim’e göklerin ve yerlerin melekutunu gösteriyorduk ki kesin inananlardan olsun.” (En-am 75)Yani ruhani aleme geçmiştir. O da büyük ruhanilerden olmuştur. Göklerin ve yerin melekutunu, İbrahim’e açtığını, Kur’an-ı Kerim beyan etmektedir. Şu da var ki; aklı ile Allah’ı bulup, melekut alemine (ruhani aleme) geçen ikinci bir İbrahim yoktur. Museviler, İseviler ve Muhammedilerin hepsi İbrahim’idir. Ve Hz.İbrahim’in tek ilahına inanmaktadırlar.

Allah’a insan aklı ile (eğer aklı selim ise) az çok akıl erdirir ve inanır. Çünkü Allah aşikardır; bir yerde Allah yarattığı kâinatla yarı yarıya somuttur. Çünkü Allah, hem zahir (dış) hem de batındır(gizli, soyut). Ama ruhanilik ile ilgili gerçekler tamamen soyuttur. Soyut gerçekler şunlardır: Ruhlar, melekler, cinler, şeytan, cennet, cehennem. Bunları akıl asla çözemez. Bunlara, yukarıda zikri geçen yüce peygamberlerin bildirmesi ile inanılır. İşte iman budur. Burada Peygamberlere ve sözlerine inanmaktadır. Bu soyut varlıkları, aklın bilme imkanı yoktur. İşte zaten bu da bu gerçeklere, Peygamberlere güven ve onların yalan söylemeyeceğine inanmaktır. İşte iman da budur.

Ruhani alem akıl ile bilinmez. Akıl soyut alemi çözemez. Bu saydığım ruhani gerçeklere doğrudan inanılır. Bu konuda doğrudan Peygamberin haberine inanılır. Çünkü bu ruhani soyut varlıklar, Tevrat ve Kur’an gibi İlahi mesajla bildirilmiştir.

İşte bunun için bu gerçekleri bilenlere, manevi-batın-iç alemleri bilen “Arifler ve Alimler” denmiştir. Bunlar büyük mistiklerdir. Bu ilimleri bilmek için okumaya da gerek yoktur. Çünkü bu ilimler okumakla olmaz. İç alemin açılıp bizzat görülmesi ile olur.

Bu gerçekleri yukarıda bahsettiğim konularla ilgilenenlere bir yardımda bulunmak için kaleme aldım. Bu konuyu tartışmaya açık bırakıyorum. Ve bu konuda bildikleri var ise açıklamalarını istiyorum. Biz de düşüncelerinden yararlanmak isteriz.

Gerçeği arayanlara Allah ve Resulünden yardım diler, hepsine selam ve sevgilerimi arz ederim.

Not: Bu konuya ilgi duyanlar Varlıktan Veriler (www.varliktanveriler.com) isimli Internet sitemizde 99 Nolu “Ceddimiz İbrahim Aleyhisselam ve Akıl” isimli verimizi okuyabilirler.

KAZIM YARDIMCI/ADIYAMAN-TÜRKİYE

Bu yazı 5.11.2007 tarihinde “Adıyamanda Olay” isimli gazetede yayınlanmıştır.

www.varliktanveriler.com

varliktanveriler@hotmail.com

bilgi@varliktanveriler.com

Yazan: Ekin Tarih: December 13, 2007 5:42 PM

Sinan Bey,
Olaki evden filan yorum yapmaya kalkarsanız hemen vazgeçin. İyiki ki bu yorumu iş yerinden yazmışsınız yoksa vay halimize yani...

Yine muhteşem olmuş Mustafa Bey. Yarum yapmaya kıyamadım....

Yazan: canan Tarih: December 13, 2007 7:14 PM

Hala işteyim Canan hanım..eve gidince cevap vermeyi düşünüyorum :)

Yazan: sinan Tarih: December 13, 2007 9:18 PM

"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır."

"Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir."

"Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur'an uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir."

"Ve sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: "Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.""


akıl ve bilim yol göstericidir.Yaratıcı'da bunu söyler.
buradaki asıl mesele,nefs(zaaf) sorunu,görememek,sınırlı ve yanlışlanabilir bilgilere sahip olmak,akıl ve bilimdeki gelisimin zamana baglı olması,bir surec olması.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: December 13, 2007 9:52 PM

Bilim ve ahlak birbirine esittir. Evrimsel biyolojide Hamilton akrabana iyiligin evrimsel gudulerimizin bir sonucu oldugunu matematiksel olarak ispat soylemisti. Ayrica toplum icinde insanlar iyidir cunku Oyun Teorisinin matematigine gore iyi olmaya mecburdurlar. Kotuler eninde sonunda ceza gorur. Iyiler butunu iyilestirdikleri icin "iyilik" stratejilerine devam icin odul alirlar.

Bunlari teolojik bir yapida sunan dinler muhakkak bilimsel bir gercegi onceden ilahi bir sekilde saptamistirlar - sunu da soylemek gerekir k (dogru) bilim, onlarin ilahi sekilde buldugunu ya oyle ya boyle ispat edecektir. Cunku hayatin hicbir alani bilime kapali degildir. Sanayici bilim sanayi devrimi ile tarihe karismistir, yerine yeni bilimler gelecektir ve gelmektedir. Newton mekaniginden Kuantum mekanigine geldik. Lineer kontrolden olasiliksal kontrole geldik. Her felsefe temelini bilimden alir. "Iki gunu bir olan bizden degildir" hadisini iceren bir dinin mensuplari lineer bir sekilde zaten dusunemezler ve dusunmemislerdir. Kof bir cagi kacirmis olmak hicbir Islam ulkesini hayiflandirmamali. Iyiki kacirdik.

Yazan: sarp Tarih: December 14, 2007 1:29 AM

Sayın Akyol;

Güzel bir yazı olmuş. Ama size her açıdan katıldığımı söyleyemem. Zira dediklerinizin bazıları kendi öznel yargılarınız. Objektif tespitler değil. Neden mi?

Şöyle demişsiniz:

"Naziler, milyonlarca insanı gaz odalarında topluca öldürürken gayet “bilimsel” bir iş yaptıklarını düşünüyorlardı. İnandıkları Sosyal Darwinist ırk teorisine göre, “aşağı ırkların ve bireylerin temizlenmesi”, insanlığa bir hizmetti."

Naziler yaptıkları işin bilimsel olduğunu düşünebilir. Bu onların yanılgısı. Zira Sosyal Darwinizm artık tarihin tozlu sayfalarında kaldı. Ama Naziler nasıl düşünürse düşünsün. Sosya Darwinizmi bilim kabul edemeyeceğimize göre bilimi neden suçlayalım?

"20. yüzyıl boyunca yaklaşık 160 milyon insanın ölümüne neden olan komünizmin de bir diğer adı “bilimsel sosyalizm”di. “Bir kişinin ölümü trajedidir, milyonların ölümü ise istatistik” diyen Stalin, gayet “akılcı ve bilimsel” bir diktatördü."

Buna da benzer bir cevap verebilirim. Stalin gayet akılcı ve bilimsel bir diktatör ya da lider kabul edilebilir. Bu gerçeği değiştirmez. Bilimsel sosyalizm, diyalektik materyalizm gibi bakış açılarının bilimsel olmadığını biliyoruz. Bilim her şeyden önce belirli bir yöntemler bütünüdür. Bir bakış açısı ya da bir yorumlama tarzı değildir. Ayrıca günümüz biliminin yöntem anlayışı şu sözünü ettiğiniz 1930'ların pozitivizminden doğmuştur. Tabiki o dönemin anlayışı başat değildir. Nice bilim kuramları, yöntem anlayışları çıktı ortaya... Örneğin Popper'ın yanlışlamacılığı dahi artık benimsenmiyor (tümdengelimciliğin problemini çözebilmiş değil). Lakatos'un araştırma programı kavramı, Kuhn'un paradigmalar kavramı ya da Feyerabend'in anarşizmi(!) daha sonra ortaya çıkan görüşler (Bir de Quiene vardı sanırım. Amerikalı filozof. Neyse, tam hatırlamıyorum, karıştırmayayım). Uzun sözün kısası günümüz bilimi eskisi gibi katı pozitivist bir yaklaşıma sahip değil. Buna ek olarak bilimler arasında keskin ayrımlar da yok. Artık günümüz bilimi multi-disipliner bilim çağındadır. Şu klasik fizik, kimya, biyoloji ayrımı yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Bilim daha entegre olmaya başlıyor. Eskisinden daha etkili :):):)

Bilimdeki niteliksel değişimle birlikte eskiden bilimsel olarak kabul ettiğimiz kuramlar da değerini yitiriyor. Freudçu akımın gözden düşmesi ve artık bir bilim kabul edilmemesi bir örnek olabilir. Öjenik ya da Sosyal Darwinizm de öyle kabul edilebilir. Ayrı yaratılış teorisi de bir örnek olabilir. Bugün bunların bilimsel değeri yok (Bunların bilimsel değeri yok derken destek görmeyen kuramlar demek istemiyorum, test edilebilir önermeler sunmadıklarını söylemek istiyorum. Öte yandan bir gün Neo-Darwinist kuram terk edilebilir ve yerine yenisi gelir. Bu, Neo-Darwinist kuramın bilimsel olmadığını göstermez, onun desteklenmediğini gösterir. Şüphesiz ki bugün yanlış olan, destek görmeyen birçok bilimsel kuram vardır. Bir kuramın bilimsel olması onun doğru olduğu anlamına gelmez kısacası).

"Bugün Batı dünyası bilimin bir “mürşit” yani yol gösterici olmadığı çoktan anlamış durumda. Çünkü bilim değer yargıları üretmiyor."

Doğru, bilim değer yargısı üretmez. Bir bilim insanı da zaten böyle bir iddiada bulunmaz. Ama yukarıdaki cümlelerinizden anladığım kadarıyla bilimin yol göstericiliği derken onun değer yargısı üretmek gibi bir işlevi olduğu iddiasında olduğunu düşündüğünüz ortaya çıkıyor. İyi de bilimin yol göstericiliği derken onun değer yargısı üretmesi gerektiği düşünülmüyor. Bilimsel Sosyalizmi savunanlar belki böyle düşünüyor. Ama yanlış düşünüyor. Bilimin yol göstericiliği derken insanı ve evreni kavrayaşımızda en güvenilir araç olduğu anlaşılır. Ama yaşantımızı düzenlememize, hangi ahlaki değerleri benimseyeceğimize dair bilimin bize göstereceği bir yol yoktur.

"Peki akıl? Onun da size doğruyu göstereceğine dair bir garanti yoktur. Zaten o yüzden bir biriyle zıt yüzlerce akıl ürünü felsefe vardır. Dahası salt akıl yoluyla ahlak inşa etmeye kalktığınızda çok zorlanırsınız. Size, “komşun aç iken tok yatma” diyecek rasyonel bir buyruk bulamazsınız."

Dikkat ederseniz bu paragrafta bir çelişki var. Yoksa ben mi yanılıyorum? Aklın bize 'komşun aç iken tok yatma' gibisinden "rasyonel" bir buyruk veremeyeceğini söylüyorsunuz!

Akıl yoluyla her zaman sağlıklı ahlaki bir sistem kuramazsınız, doğru. Ama sağlıklı her ahlaki sistemde aklın rolü vardır. Yoksa yukarıda değindiğiniz gibi nasıl olur da 'komşun aç iken tok yatma' gibi "rasyonel" bir buyruktan söz edilebilirdi? :):):)

Ne olursa olsun insana dair her şeyde aklın bir rolü vardır. İnsan eylemlerinin tümünü (düşünceleri de katıyorum) akıldan bağımsız düşünemezsiniz. Aynı şekilde insani olan diğer özellikleri de, sezgileri, inançları da insan eylemlerinin tümünden bağımsız düşünemezsiniz. Şu şu şeyler aklın şu şu şeyler sezginin şu şu şeyler de inancın ürünüdür gibi eski moda fikirler artık kabul edilemez. Örneğin dinin sunduğu ahlakta aklın hiç mi yeri yok?

"İşte bu yüzden günümüzde pek çok Batılı düşünür “dinin ve geleneğin önemi”ni keşfediyor. Demokratik, özgür ve açık bir toplumda, sadece akıl ve bilime değil, aynı zamanda dine ve geleneğe de ihtiyaç olduğunu söylüyorlar."

Demokratik, özgür ve açık bir toplumda zaten sadece akıl ve bilimin yeri yok. Sadece aklın ve bilimin de olması gerektiği söylenemez zaten. Hangi dönemde ve hangi coğrafyada dinin ve geleneğin ikinci planda olduğu görülmüş? Adı üstünde, gelenek... Geleneği savunanlar her zaman için sayıca çoğunluğu oluşturmuştur (klasik gelenek anlayışından söz ediyorum). Zira geleneğin kendisi onlardır. Bu arada bilimin kendisi de zaten geleneğin bir parçası değil midir? İkisini birbirinden ayrı düşünmek ne kadar doğru olur? Gelenek demek sadece din demek, örf ve adet demek değildir. Belirli bir kültürel birikime sahip olmaktır. Bilim de bu kültürel birikimin bir parçasıdır. Ne var ki toplumun büyük kısmı henüz kültürün, geleneğin bu kısmını sindirememiştir. Zira bilimsel kültür bizim klasik kültür dediğimiz değerlerden çok daha yeni bir değerdir. Öyle ki bilimi geleneğin bir parçası sayamıyoruz. Geleneksel hale gelememiş çünkü.

Doğal olarak yukarıdaki paragrafta ifade ettiğiniz Batılı düşünürlerin vardıkları yargı pek anlam taşımıyor benim için.

"Çünkü insan sadece akıldan değil, aynı zamanda his ve sezgilerden beslenen, “madde”nin yanında “mânâ” boyutu da olan bir varlık. Zaten tam da o yüzden “akıl ve bilim” tutkunları da çok geçmeden kendilerine “yapay din”ler yaratıyor, Anıtkabir’den “türbe” 10. Yıl Marşı’ndan “ilahi” üretiyorlar ya…"

Son paragrafınızdan anladığım kadarıyla yine ikiye bölmüşsünüz insanları. Akıl ve bilim tutkunları ile herhalde gelenekselci, dindar insanlar arasında ayrım yapıyorsunuz (paragrafınızda açıkça belirtmemişsiniz, bu sadece benim yorumum). Ama yukarıda açıkladığım gibi böyle bir ayrımın da benim için bir anlamı yok.

Son olarak, evet, anıtkabire gidip Ata'ya şikayet etmek gibisinden bir ritüel benim de canımı sıkıyor. Doğru, bunun sadece sembolik bir anlamı var. Ama halk arasında Atatürk'ün farklı algılanmasına (olumlu ya da olumsuz) neden oluyor. Bir zamanlar, lisedeyken, bir arkadaşım bana okullardaki Atatürk büstlerinin aslında birer put olduğunu söylemişti. Elbette Atatürk büstleri put değil. Ama az önce dediğim gibi halk arasında yanlış anlaşılıyor. Yine yıllar önce kuzenim, ki o zamanlar ilkokuldaydı, Atatürk büstüyle ilgili bir espri yaptığımda "aaa... ama bu günah" demişti. Gördüğünüz gibi, durum böyleydi...

Saygılar

Emre ÜNVER

Yazan: emre ünver Tarih: December 14, 2007 2:22 AM

Aslinda bu yorumun yeri bir onceki "akil, bilim ve mini etek" olmali idi, ama en ustteki yazinin altina koyarak daha fazla kisinin okumasini saglama kurnazligina kactim. Konu evet, gene testtur.

Zaman'daki bir haber'den bir alinti: "Yasal düzenlemeyle bu meselenin çözülmesini isteyen Devlet Bahçeli, Anayasa'nın 10. maddesine, 'kamu hizmetlerinden yararlanmada engel teşkil etmeyecek' ifadesinin konulabileceğini söyledi.

..........Hiçbir doktorun türbanlı hastaları, hiçbir hakimin türbanlı davacıları reddedemeyeceğini dile getirirken, aynı şekilde genç kızların, tesettürlü oldukları gerekçesiyle üniversiteden dışlanamayacağını anlattı. Devlet Bahçeli, "MHP, başörtüsü yasağına rıza göstermemektedir. Anayasa'da mı, başka yerde mi yeni düzenleme yapılabilir? Kamusal ve özel alan sınırı çizilerek kısıtlamalar kaldırılabilir." dedi." (13 Aralik, Zaman)

Bu araya kadar pek ala pek guzel, di mi?
Ama Bahceli'nin cozum onerisinin devamina bakalim:

"Eğer türban veya tesettür, başörtüsü, bir siyasi simge olarak veya genel anlamda irticai unsurun tehdit algılaması olarak ifade ediliyorsa devletin her biriminde 40 yıldan bu yana tecrübe kazanmış görevlileri vardır. Bunların içerisinde kim inanarak takıyor, kim irticai faaliyet simgesi olarak kullanıyor bunu ayırt etmeye mezun olmak lazım."

Hah, soyle. Nerde kaldi bizim vintage devletci, otoriteryen Bahceli, yoksa suyuna demokrasi tozu mu kattilar, niye boyle sacmaliyor der iken, ne derin yanilgida oldugumu gosterdi devletli bahce.

Demek ki neymis? Kim inanarak takiyor kim irticai faaliyet olarak takiyor ayirt etmeye mezun olmak lazim mis (40 yillik egitimden sonra da artik mezun olnur di mi ama).

Yalniz burada Bahceli'nin eksik, biraktigi bir kategori var gibime geliyor. Bir de hem inanarak hem de "hadi biraz irticai faaliyet yapalim" diye takanlar olabilir. Onlari ortaya cikrmaya da mezun olmak gerekmez mi?

Bir de olayin bazi teknik sorunlari olabilir. Mesela benim aklima gelen bir kaci:

1. Butun universite, orta ogrenim kurumlari, devlet daireleri diger "kamusl alan" yerlerinin hepsinin onunde "inancla mi takiyor irticai faaliyet icin mi" belirlemesini yapmaya mezun 40 yillik egitimi tamamlamis personel SIKINTISI cikmaz mi? Yeni personel yetistirecek kadar 40 yillik egitim kurumu kontenjani var mi?

2. "Mezun olmus debvlet kadrolarina gerek yok canim, bu isi high-tech yontemlerle hallderiz" diye itiraz edenleriniz olcaktir eminim. O nu da dusunmermis degilim. Yalniz:

Daha once Milli Egitim Bakanligi Bilim olimpiyatinda madalya kazanan bir cocugun odulunu almaya basortusu ile gelmesi olayini "iyi niyetle bagdastiramadigi" icin sorusturma emri verdigini okdugumda kendilerine "iyi niyet testi" icin "Good-Intention-Meter 2000" mu kullandiklarini burada bizzat sormus, ve bakandan cevap alamamis idim. Burada da benzeri bir problenm soz konusu.

Henuz "irtica olsun diye mi, inadigi icin mi" basini orttugunu belirleyecek bir alet gelistrildi mi bilemiyorum, ama velev ki boyle bir alet var, bu kadar kamusal alan parselinin her biri icin boylesi bir high-tech yontemi kullanilsa maliyeti Turkiye'deki butun MOBESE kameralari tutarindan fazla cikar; bimiyiorum Unakitan buna razi olur mu?

Anlayacaginiz fakir, Bahceli'nin "iyi niyetle bagdasir" teklifini alkislasa da bunun pratige dokulmesi konusunda, sozusunun "ARGE merkezimiz var" dedigi MHP'nin ARGE calisma sonuclarini aciklamasi gerekir diye dusunuyorum. Nacizane gorusum.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 14, 2007 6:48 AM

Aklı bilimi ve elbette ilimi bedeni ve muazzam olan ruhu Allah yaratmıştır..insanoğlu beyninin bir kısmını kullanabilir sadece.kullanabildiği oranda dünyayı hayatı algılar.günümüz insanları algıladıkları dünya ile yetinip tabiri
caizse at gözlüğü takıp gerçekleri görmüyorlar.şahsi görüşüme göre bilimde akılda aslında önyargısız olarak değerlendirilse insanı hakikate ulaştırabilir.fakat malesef bize ilkokuldan başlayarak (nerdeyse sscb deki gibi bir eğitimle)evrim teorisini dahası ilk insanların mağaralarda yaşayıp cin ali serisi çizdikleri aşılandı.insanlar Allahı gözleri ile görmek istiyorlar inanmak için.fakat bilmiyorlarki hem gözleri hemde göğüslerinin içindeki kör.yazık ettiler kendilerine

Yazan: havva Tarih: December 14, 2007 4:42 PM

[Sanırım yorumum yolda düştü. Tekrar gönderiyorum]


Bekir bey, ben Einstein ı çok severim açıkcası. Anladığım kadarı ile sizde çok seviyorsunuz. Bilge ve mütevazi bir adam. Mütevazi olmak güzel birşey, herşeye ayrı bir güzellik katıyor. Fizik deki çalışmalarında da buna çok önem vermiştir. Sadelik peşinde olmuştur hep. Ve bilime, merakının eriştiği sınırlarda hep bir gizem hissetmiştir. Bu yazdıklarında açıkca belli oluyor. Sadeliğe düşkünlüğü yüzünden de özellikle son dönemlerinde kendi içine kapanıp daha sade bütünsel/"unified" bir teori peşinde koşmuştur. Hatta o kadar kapanmıştır ki daha sonra doğrulanan quantum mekaniğindeki sonuçlara muhalefet etmiştir gereksiz derecede karmaşık gördüğü için. Bazı fizikçilere "tanrı zar atmaz" demesi ondandır. Çünkü kesin ve net kuralları olan bir evren düşünüyordu. Ama bu sözü genelde fizik dünyasındaki problemlerin tartışılması bağlamında kullanılmaz hiç. Halbuki tamamen onunla ilgilidir. O dünyadaki olasılıkla açıklanan şeylere muhalefet etmişti belirli bir süre.... Fakat Einstein tanrı derken hiçbir şekilde bilinen tanrıdan bahsetmemiştir. Evrene ve işleyişine, bilinmeyenine neredeyse dinsel bir duygu yüklüyor ve bu duygu olmadan bilim yapmanın ruhsuz, hiç birşey ifade etmeyen birşeye dönüşeceğinden bahsediyor. Saf teknik. Öğretmenleri din adamı olarak görmesi vs. hep bu şekilde düşünmesinden dolayıdır. "Eğer bir din olacaksa budizm gibi.." birşeyden bahsetmesi de hep ondandır. Yani tanrı derken günümüzün büyük dinlerindeki tanrıdan yada ona benzer birşeyden bahsetmediği açıktır. Bunu problemli gördüğünü de özellikle açık bir şekilde ifade etmiştir değişik yerlerde. Bunları belirtmek istiyorum çünkü Mustafa beyin yazısı bağlamında ne demek istediğinizi anlıyorum.

Aklı ilahlaştırmamaya dikkat etmeliyiz; aklın tabiiki kuvvetli adaleleri vardır ama şahsiyeti yoktur.
Çok tekrarladığı gibi insanların moral değerleri kendi ilişkilerinden ürettiğini sadece soğuk bir akıl mantık işi olmadığını düşünür. Açık bir şekilde birçok yerde bunu savunmuştur.

Örneğin:

My religiosity consists in a humble admiration of the infinitely superior spirit that reveals itself in the little that we, with our weak and transitory understanding, can comprehend of reality. Morality is of the highest importance -- but for us, not for God.
The Human Side

Moral değerleri ait olduğu yere koyuyor olması gerektiği gibi.

I believe in Spinoza's God who reveals himself in the orderly harmony of what exists, not in a God who concerns himself with the fates and actions of human beings.
Buda benim bu sitenin başka yerlerinde savunduğum şeyden çok farklı değil, cezalandırıcı, müdahale edici, ilgili bir tanrı tahayyülü açısından.
I cannot imagine a God who rewards and punishes the objects of his creation, whose purposes are modeled after our own -- a God, in short, who is but a reflection of human frailty. Neither can I believe that the individual survives the death of his body, although feeble souls harbor such thoughts through fear or ridiculous egotisms. Albert Einstein, obituary in New York Times, 19 April 1955, quoted from James A Haught, "Breaking the Last Taboo" (1996)
Buda en önemli görüşlerinden. Kendim de dedim evrim mevrim hikaye diye daha önce, insanların asıl olarak kafasına takılan bu tarz şeyler. Ben çok biliyorum, einstein hiç özel değil o açıdan. Kendimi kopya çekmiş gibi hissediyorum inanın. Ama değil, gayet normal birşey bu şekilde düşünmek bana göre. Ben Einstein gibi zeki birisi değilim.
I do not believe in immortality of the individual, and I consider ethics to be an exclusively human concern with no superhuman authority behind it. Albert Einstein, 1954, from Albert Einstein: The Human Side, edited by Helen Dukas and Banesh Hoffman, Princeton University Press
It seems to me that the idea of a personal God is an anthropological concept which I cannot take seriously. I also cannot imagine some will or goal outside the human sphere.... Science has been charged with undermining morality, but the charge is unjust. A man's ethical behavior should be based effectually on sympathy, education, and social ties and needs; no religious basis is necessary. Man would indeed be in a poor way if he had to be restrained by fear of punishment and hope of reward after death. -- Albert Einstein, "Religion and Science," New York Times Magazine, 9 November 1930
Yani onun inandığı varsayılan şeyi açıkca ciddiye alamayacağını belirtiyor. Aynı şekilde ahlak meselesi yine bizimde tartıştığımız yerlere çekmiş.
It was, of course, a lie what you read about my religious convictions, a lie which is being systematically repeated. I do not believe in a personal God and I have never denied this but have expressed it clearly. If something is in me which can be called religious then it is the unbounded admiration for the structure of the world so far as our science can reveal it.

"Dini kabullenişlerim hakkında duyduklarınız elbette bir yalan idi. Sürekli, sistematik bir şekilde tekrarlanan bir yalan. Kişilik/bilinç sahibi bir tanrıya inanmıyorum, bunu da hiçbir zaman inkar etmedim ve defalarca açıkca ifade ettim. Eğer içimde dini olarak adlandırılabilecek herhangi birşey varsa, bu mevcut bilimin ortaya çıkarabildiği kadarıyla evrenin işleyişine karşı duyduğum sınırsız bir hayranlıktan başka birşey değildir" (bu kadar çevirebildim)

Albert Einstein, 1954, from Albert Einstein: The Human Side, edited by Helen Dukas and Banesh Hoffman, Princeton University Press


Einstein ın bu ve benzeri sözlerinde sürekli aynı anlayış vardır tutarlı olarak.


Kendine göre bir din anlayışı tanımlıyor, hem ateizm, hemde inanç/tanrı denmesinden kurtulup diyeceğini diyor. Ne diyeyim, zekice!



Science without religion is lame, religion without science is blind.

Bu aktardıklarımdan sonra bu sözünü nasıl anladığımı anladığınızı düşünüyorum.



Madem Einstein da davet edildi mürşitliği ne anlamda kullandığımızı bilmemiz lazım. Ahlak, etik, insan ilişkileri bağlamında bir mürşitlik mi? Yoksa evrene anlam verme konusundaki mürşitlik mi? Benim düşüncem, bu konuda bir karışıklık var ve tamamiyle katıldığım Einstein ın anlayışı ile mustafa beyin savunduğu şey arasında zıt bir ilişki var. Tamamen farklı olduğunu düşünüyorum.
Einstein ahlak, moral, etik açısından soğuk bir aklın kişiliksiz ve yetersiz olduğunu düşünüyor açık bir şekilde. Bu yazıda Mustafa beyde de öyle savunuyor gibi görünüyor ama bu sitedeki genel anlayış bizzat evreni anlama konusunda da mürşitlik biçiyor başka birşeye. Ve hatta bu noktada akıl ve bilim tamamen yok sayılabiliyor. Ve bunu aktif olarak yapıyor. Bu açıdan ben Einstein ı anlayış ve ruh olarak çok farklı görüyorum. Einstein ı birazcık anlamakla bunu hemen görebiliriz. Özellikle bu konuda söyledği açık ve net sözleri düşünceleri vardır.

Mustafa beyin kaçırdığı nokta ise ideolojik söylemlerin içeriklerini çok somut bir planda değerlendirmesi. İdeolojik söylemler pek elverişli değildir öyle şeyler için. Bunu biliyor olması lazım. İdeolojiden birşeyi çıkartıp, gerçekten o şeyle muhatap olduğunuzdan emin olamazsınız. Her mesleğin kendi "trick" leri vardır. Siyasetde de böyle şeyler var. Ama siyaset deki, diğer yerlerdeki tricklere benzemiyor. Bizzat bunları konu edecek kişiler bile yanılıp bunun bir "mesele" olduğunu unutuveriyor. Çok tricky dir şu ideoloji işleri.
Bende çıkıp bazı "mana" diyenlerin nanelerini sayardım ama kendimi de gerçekten çok sıkıcı bulurdum.



Şunu da belirtmek isterim gözlerim iyice kapanıp yatmadan önce. Ahlak, moral, etik insana ait olan şeylerdir. Kimsenin tekelinde olan birşey değildir, ne din ne ideoloji nede başka birşey. En baştan bunu kabul etmemiz lazım. Yoksa bizzat bunların gelişmesi tökeze uğrar.



Mustafa bey yapay din diye birşey de yoktur. Sizinkisi ne kadar din ise başkalarınınkisi de o kadar dindir. Sizin açınızdan tek fark sizin kendinizinkinin en doğrusu olduğuna inanmanız, çünkü kendi dininiz öyle diyor! Karşınızdakilerin kendi dinleri de kendileri için aynı şeyi söylüyor.

Yazan: sinan Tarih: December 14, 2007 7:35 PM

Konu "en hakiki mursit", ilim, bilim olduguna gore asagiya koyacagim, simdilerde Turkiye'den ancak kucuk bir mutlu azinligin ulsabildigi blogumda Kasim 2006'da ERKE donergeci uzerine hazirladigim bilimsel raporun bir kopyesi.

Sinan Bey'le Einstein'i taktir etemek yaninda ERKE -fanatigi olmak gibi bir ortak yanimiz oldugunu da kesfettigimden Mustafa Bey'in musamaha edecegini dusunuyorum. Etmezse de sunanin bir yuzu kara yayinlamayan dinci.

Kasım 23, 2006
GENERAL MOTOR Gururla Sunar: “ Atatürk İlke ve İnkılap” Kanunlarına göre çalışan “şey”, Erke Dönergeci

Kategori: Guncel-Politik, sosyal, kulturel — Bekir L. Yildirim @ 7:13 pm

Efendim sanal alemdeki yokluğumu fırsat bilen iç ve dış mihraklar el ele verip bütün önemli siyasi, sosyal ve de bilimsel bombaların hepsini son iki üç haftada patlatmayı seçmişler! Bununla benim radarıma yakalamayacağınızı sandıysanız size bir haberim var baylar, bayanlar: Avucunuzu yalarsınız ! Bana “geç geldi” derler ama “gelmedi” demezler! Hepsine de sıra gelecek rötarlı olsa da.

“Bismillah” deyip bilgi açığını kapatmaya başlayalım, önem sırasına göre. Tabii ki ilk sırada Rahşan Hanım’ın – “Büyükanıt Paşa Hazretleri “(Yalçın Küçük ifadesi) ile kafa kafaya planladıkları Ecevit’in cenazesinin kar maksimizasyonu muvacehesinde zamanlaması ve naşının gezi planı (ilk iki durak devlet mezarlığı ve Rahşan Hanım’ın seçeceği bir arazide özel mezar, sonrakiler bilahare açıklanacak) , Üsküdar’da bütün demokrasilerde ahlak sucu sayılan “public inebriation” (uygunsuz yerlerde kafa çekme) isinin seçkinlerimiz tarafından laiklik eylemine çevrilmesi, MHP-CHP birleşmesi, Atilla Yayla’nın Atatürk’e “adam” demesi yada TESEV’in ölçtüğü halkın kafa karışıklığı endeksi olmayacak tabiatı ile maddi evren hakkında bildiğimiz her şeyin yanlış olduğunu ispatlayan ERKE dururken!

Herhalde duymayan kalmamıştır ERKE Dönergecini. Benim aç karına yaptığım tahminlerimin aksine dönerle falan alakası yokmuş. Efendim, birkaç rejim muhafızı generalimiz kafa kafaya vermişler ve “bu laikçiler bilimciyiz, pozitvistiz, çağdaşız derler ama bunların çağdaşlıkları sadece Bati’nin ahlaksızlıklarını, yüzeysel karakteristiklerinin kotu taklitlerinden öteye gitmez; bütün hünerleri tankların gölgesinde kazanımlarını korumaktır” diyenleri utandırırcasına 1992’den beri harıl harıl AR-GE yapmışlar (siz Bati Çalışma Grubu’nda ne yapıldığını sanıyordunuz?) ve su ana kadar fizik adına bilinen her şeyi tersyüz eden, Türkiye’yi bırakın dünyanın makus talihini değiştirecek, savaşlara, global ısınmaya, afetlere son verecek, Manhattan Project’i çocuk oyuncağı mertebesine indirecek tarihin bombasını patlatmışlar sonunda!!! Önce şanına yakışır şekilde merkez medyaya mensup gazetelerde tam sayfa ilanlarla duyurmuşlar buluşlarını. Ve sonra gene şanına yakışır tarzda, neocon-perver, Richard Perle-friendly Mustafa Süzer ’in Swissotel’inde 28 Şubatçı asker ve bir iki tane de sivil generalin davetli olduğu erkan-i harp’e (pardon ulemaya) ilan edilmiş bu tarihi kökünden sarsan olay! Erke Araştırmalar ve Mühendislik’in Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ruhi Başaran’ın ifadesine göre “Atatürk İlke ve İnkılaplarına bağlı” bir ürün olan donergecin takdim edildiği bilim camiası de tabii ki ayni kanunlara göre çalışan illuminati’den oluşuyormuş. Eski kuvvet komutanları İsmail Hakkı Karadayı, komutanım Muhittin Fisunoğlu (“komutanım” olması kendisi ile beraber çalışmış olmamızdan geliyor -bendeniz acemi er, o ordu komutanı olarak, ama görev dağılımı detaylarına girmeyelim) , Rasim Beti, Necati Özgen, Kemal Yavuz (Aksam’daki yazılarında her gün darbe davetiyesi çıkaran paşamız) , Fikret Boztepe, Köksal Karabay. Sivil general olarak ise Kanaltürk’ün sahibi “Kanalım CHP’nin emrine amadedir” diyen Tuncay Özkan, ve efsanevi Yargıtay Başsavcısı, parti kapatma şampiyonu, literatürümüze milletin seçtikleri için “habis ur, vampir” gibi kelimeleri kazandıran Vural Savaş hazirun arasında imiş. Denktaş yurt dışında olduğu için tebriklerini iletmiş.


Önce Eurovision sunuculuğu yanında enerji uzmanı da olduğunu anladığımız Korhan Abay dünyanın ve Türkiye’nin enerji probleminin vahametini, nükleerden, güneş enerjisine, yakıt hücresinden, yel değirmenlerine kadar değişik enerji kaynaklarının edinilme şekilleri ve enerji krizine çare olma kifayetsizliği gibi konuları birer birer anlatmış (Meltem Cumbul herhalde yurt dışında bulunuyormuş). Daha sonra günün yıldızı Tümgeneral Çetin Uğural, icadı açıklamak için kürsüye çıkmış ve kendisini pür-dikkat dinleyen erkan-i harp’e “Saygıdeğer Komutanlarım” diye hitap ederek buluş hakkında konuşmaya başlamış. Başlamış da, Atatürk’ün “en hakiki mürşit ilimdir” veciz sözüne uygun olarak “bilimsel düşüncenin gücü” mottosu ile ortaya çıkan Pasa ser vermiş sır vermemiş, ‘Yakıtsız çalışan bir kuvvet makinesi’, “bedava elektrik üretecek”, “1992’de bulduk ama simdi acıkıyoruz patent almadığımız için”, “ “Dünya savaşlarına son verecek” “ yerli malı” gibi iştah kabartıcılar dışında. Bir gazete haberine göre “ Milli Savunma Müsteşar Yardımcılığı’ndan emekli olan Uğural, 1992′den bu yana, çok gizli şekilde çalışmaları yürütülen makinenin 2007′de piyasaya sunulacağını açıklamakla yetindi. (Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yetişirimi Paşam? BLY) . Asrin buluşu olan ürünün neye benzediği ve nasıl gerçekleştirildiğine ilişkin soru işaretlerine ise tüm sorulara rağmen cevap bulunamadı. Erke Dönergeç adlı ürünün “Atatürk İlke ve İnkılaplarına bağlı” bir ürün olduğunun altını çizen Erke Araştırmalar ve Mühendislik’in Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ruhi Başaran’ın aksine, Türkiye Makine Mühendisleri Odası Başkanı Emin Koramaz, “Şu anki bilgi ve teknoloji çerçevesinde’ herhangi bir enerji kullanmaksınız, bir makinenin enerji üretmesi mümkün değildir” diye konuştu. (Yeni Şafak 22/11/2006).

Sizi bilmem ama ben General’in general motoru’nu saklı tutmasını anlayışla karşılıyorum. Siz olsanız böyle tabiatın kanunlarını değiştiren bir bulusu iç ve diş düşmanların önünde faş eder misiniz? General Uğural makine için içerde ve dışarıda patent müracaatlarının yapıldığını söylemiş. Patent Enstitüsü Başkanı kendilerine Erke tarafından herhangi bir patent müracaatı yapılmadığını söylemiş ama o ne bilecek! O’na sözüm: Yıldızınca konuş efendi! Simdi Avrupa’nın Amerika’nın patent dairelerine gidip teyit etme imkanımız olmadığı gibi buna gerek de yok. Kocaa general yalan mi söyleyecek, hem de komutanlarının önünde?Bence General Uğural çok mütevazı davranmış “petrol savaşlarına son verecek asrin icadı” gibi tavsiflerle. Petrol dediğin ne, maddesel evren hakkında bildiğimiz tüm temel kanunları tersyüz eden bu mucizeden bahsediyoruz Paşam! Bazı irticacı, her yeniliğe karsı çıkan istemezukculer gene mutat itirazlarını yapmışlar. Nevada Üniversitesi, termodinamik Kursusu Başkanı, Prof. Yusuf Cengel kalkmış “böyle şey olmaz, bu termodinamiğin birinci kanununu ihlal eder” demiş! Senin anlayacağın dille “bolderdash” hoca! Sen bu milleti tanımamışsın! Sen mi daha iyi bileceksin generaller mi? Sen git, Joule gelsin; o da olmazsa Calusius’u göndersinler. Biz enerjimizi de maddemizi de nasıl koruyacağımıza kendimiz karar veririz, siz kanunlarınızı kendinize saklayın!

İTÜ Makine Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Taner Derbentli ve Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi Öğretim Üyesi Hasan Heperkan da asli görevleri olan Atatürk devrimlerine bağlı, çağdaş, Cumhuriyetçi gençler yetiştirme ve “öğrencilerin saçları gerçek mi yoksa sinsice başörtüsü üzerine peruk mu takıyorlar” gibi irticaya karşı kazanımları korumaya donuk bilimsel islerini bırakıp “yakıtsız çalışan kuvvet makinesi olmaz. Sisteme enerji vermeden enerji alınmaz..” buyurmuşlar sanki onlara soran olmuş da. Halt etmişler! Ben Anayasalara baktım (her ikisine de), ve kanunları da az çok bilirim (avukat tanıdığım var) : bir kere termodinamiğin kanunları diye bişey yok. Üstelik onların düşündükleri “sistemi” ben biliyorum: Iran ve Taliban sistemi! Bizim sistemimiz vermeden alınan, üretmeden tüketilen sistemdir. Böyle biline!Türkiye Makine Mühendisleri Odası Başkanı Emin Korkmaz ise daha da ileri gidip “ Şu anki bilimsel bilgi ve teknoloji çerçevesinde, herhangi bir enerji kaynağı olmaksızın bir makinenin enerji üretmesi mümkün değildir. Söz konusu iddiayı ortaya atanların tek amacı reklam” deme küstahlığını yapmış.

Bence bu bedbaht cühelanın bağlı oldukları üniversitelerin generalleri ve Tezic tezden harekete gecip onların irticacı geçmişlerini ortaya çıkarmalıdır! Bahse girerim ya kendileri ya akrabalarından en az biri cumaya gidiyordur! Daha önce de “üniversitelerde bilmesel özgülük” vb irticai söylemlerinden ve bir dinci gazetedeki yazısından hatırladığımız Yusuf Cengel ABD’de olduğuna şükretsin. Yoksa onu Tezic Paşa’nın elinden ne yazdığı bilimsel kitaplar, nede tebliğleri kurtarırdı. Üstelik Las Vegas’ta bilim ne zamandan beri yapılıyor? Orası kumarhane değil mi?
Bırakın Prof. Cengel ve de İTÜ’den Yıldız Üniversitesinden “böyle şey olmaz” diyen irticacılar entel liboşlar, bölücüler ve de yetişemedikleri üzüme koruk diyenleri, laikçi cephenin kalemşörleri dahi mesafeli durmak gereği hissetmişler nedense. Baksanıza Büyük Loca’cı Tufan Turenç ne diyor “Bu sakin daha önce Genelkurmay’da Uğural Pasa ile birlikte çalışan Kandemir Paşa’nın ‘emici memiş’i’ olmasın…..Con-Ahmet olmasın” (mealen) bilmem ne. Hiç yakıştı mi simdi sizin gibi bir “ordu-kurumlar-medya el ele” ci bir nefere Tufan Bey? “ordu göreve” dediniz komutanlar cevap verdi iste bilim cephesinden. İlle tank mi kullanacaklardı? Gerekirse onu da yaparlar, geçmişte yaptıkları gibi! Bence böyle zamanlar kimin gerçek Atatürkçü kimin sahte olduğunun turnusolüdür. Gerçek Cumhuriyetçi, cumhuriyetçinin yaptığını sorgulamaz, kendisine verilen görevi yapar. Baksanıza Vural Savaş “asker isin içinde varsa fiyasko olmaz” demiş. İste ben buna derim gerçek inkılapçı diye! Öyle tatlı su çağdaşlarına , iyi hava dostlarına değil!

“Peki diğer laikçi cephe mensupları niye Swissotel’de değildiler” derseniz soru benim de aklıma gelmemiş değil. Ama sanıyorum her bir değişik cephelerde üzerlerine düşen görevi yerine getirmekle meşguldüler, müsterih olun. İnkılapçı deprem uzmanı, evrimci, irticacı avcısı, ve de askerperest Celal Sengör herhalde komutanlarla telefonda konuşurken bile ayakta durduğu, dolayısı ile o kadar komutanın yanında oturmayacağı bilindiği için müşfik bir jest yapılarak çağrılmadı. Baykal, MHP ile koalisyon hükümetinde bakanlık dağılımı üzerinde çalışıyormuş. BBP Başkanı benim tertip Muhsin Yazicioglu “söz kesildi, nişanlanıyorlar” demiş ama ben koalisyonu birleşmeden daha güçlü görüyorum. Ben Cumhuriyet Gazetesi’nin devrimcileri niye davetli değil” diye merak ediyordum ki diğer haber cevabi verdi. Onlar Üsküdar’da açıkta içki içme yasağını protesto için ailelerini toplayıp demokrasinin vazgeçilmez şartı olan “ortalıkta sarhoş olup gelip geceni rahatsız etme özgürlüğünü” savunmak gayesi ile onuncu yıl marsı söyleyip, “neler yapmadık bu vatan için” demekten aksamcı imişler. Bu tarihin bulusundan en büyük kari sağlayacağını düşündüğüm TUSIAD ise dünyevi islerle değil , evet iyi bildiniz “kazanımları korumak için katsayı eşitliğine karsı muhtıra verme” isleri isle meşgulmüşler. Nerden mi duydum? NTV’ de TC’nin Mill Eğitim Bakanı’na “ama TUSIAD cevaz vermedi, ne yapacaksınız” sorusunu yönelten pek de entel ve özgürlükçü genç aydınımız Can Dündar’dan. Ne yapsınlar , bir taraftan muhtıralar, diğer taraftan balans ayarları, , cenaze isleri , diğer taraftan bilim ve teknoloji, obur taraftan “andic brifingleri” her yere yetişemez ki herkes.

Simdi biraz ciddileşeyim mümkünse (!) ve “her şey bir şeydir” yada “bütün yollar Tophane’ye çıkar” olarak bilinen teorime uygun olarak noktaları birleştirelim. Dostlar simdi tarihin bulusunu yapan, açıklanışında özel davetle hazır bulunan ve henüz bu “buluş” bir kuruş kazanmadan gazetelere yuzbinlerce liralık ilanlar verebilen kaynak sahibi, çoğu bankaların, TUSIAD şirketlerinin yönetim kurullarında oturan emekli generaller ile, Atilla Yayla’yı “hain” diyerek linç ederken Üsküdar’da uygunsuz yerlerde ayyaşlık yapmayı “özgürlüklerin savunması” sananlar, Richard Perle dostları, İsrail alkışçıları, cenazede bakana tükürerek, başörtülüye saldırarak ölüye saygılarını gösterenler, gayrimeşru çocuk yapmayı ilericilik, genç sevgili bulmayı devrimcilik sananlar, bir taraftan yabancı ilaç şirketlerine “Türk kobay” sağlar, kızının ismini gizleyip (İlmiye Çığ’ın kızı Julide yerine “Amerikalı Yuli Weston” oluveren) diğer taraftan camilerde “sevişme odaları olsun” diyen nineler ve Atatürk’ün evindeki hatıra defterinde ülkenin Başbakanına küfreden “dede” ler, “aile resmindekiler” soyguncu, “iyi çocuktur” dedikleri çete mensubu, terörist olanlar, ve ülkenin 10 milyar dolarını cebe indirip sonrada elindeki kanalı TMSF’den kurtarmak için “Cumhuriyet’in kazanımlarını koruma” kampanyası yapan “ihtiyar Parti” liderleri, resimlerini yan yana koyun simdi lütfen. Aslında bu isi sizin yapmanıza gerek yok. Kendileri yan yana koymuş durumdalar kendilerini. Bakin bunlar nerelerde görünüyorlar, neyin yanındalar, neye karsılar, nasıl localarda kulüplerde, sosyete partilerinde, düğünlerde bir araya geliyorlar.

İste baktığınız resim Cumhuriyet’in “kazanımlarını” kurtarmak için el-ele veren “laikçi cephenin” resmidir. Daha önce “laikçi cephenin entelektüel veya popüler gücü yoktur” dedim. Bunların üniversitelerinin bilmesel başarıları da ortada. Ve tek güçlerinin milletin parası ile edinilmiş tüfek gücü olduğunu söyledim. Simdi asil “muasırlaşma” kanıtı olabilecek bilim ve teknolojideki seviyelerini de ortaya koydular. İste Cumhuriyet’i kurtarmak için el-ele veren “çağdaş” taifenin resmi!.

Simdi bu resme baktığımda “Güleyim mi ağlayayım mi” sorusunun cevabini “gülelim” olarak veriyorum. Çünkü geleceği aydınlık görüyorum. Ülkenin demokratları, entellektuelleri, fikir önderleri, kafası karışık vurdum-duymaz halkı veya hükümet olduklarında en büyük icraatı bu laikçi mafyaya kaynak sağlamak olan , kemiksizlerden oluşan politika erbabı sayesinde değil. Düşman intihar ediyor da ondan. Resim bunun resmidir!
*************************************
Ulasabilenler icin link:

http://bekirlyildirim.wordpress.com/2006/11/23/general-motor-gururla-sunar-%e2%80%9c-ataturk-ilke-ve-inkilap%e2%80%9d-kanunlarina-gore-calisan-%e2%80%9csey%e2%80%9d-erke-donergeci/

Not: Sinan Bey'in Einstein'la ilgili yorumunu okudum simdi ama biraz uykuya ihtiyacim var simdi; butun gece uyaniktim. Bu gun ona da gelirim insallah.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 15, 2007 2:40 PM

Mustafa Bey Akil ve bilim tutkunlari sizin tabiriniz ile "yapay din" yaratmaz. Akil ve bilime onem verenler tek tanrili dinlerin kokeninin 6000 yil oncelere, sumerlilere dayandigini ortaya cikaranlardir. Ayrica kim neye tapmak istiyorsa tapsin, herkes tek tanriya inanmak zorunda degildir, dunyada tek tanrili dinlerin disinda yuzlerce farkli din var. Kisi anikabire gidince belki icinde buyuk bir huzur duyuyordur, aynen muslumanlarin kabenin etrafinda donerek duyduklari huzur gibi. Herkes kaliplasmis belli seylere inanmak zorunda degildir, her insan farklidir, her insanin hayati, yasadigi acilar, sevincler, zorluklar farklidir. Bu yuzden insanlarin inanc dunyasi kisiseldir. Akil sahibi olan herkes bunu rahatlikla dunyadaki inanc cesitlerine bakarak gorebilir. Demekki insanlar dunya uzerinde varolan inanc sekillerinden hala tatmin olamiyor ve yeni inanclar yaratabiliyor. Ama bu inancin adinin ne oldugu onemli degil, yeterki bi inanc kalplerde sadece inanan ve inanilan arasinda kalsin. Artik su inanc tartismalarinin asilmasi ve inancin tartisilmamasi gerekliliginin anlasilmasi gerekiyor. Bunun asilamamasi kisilerin kultur duzeyinin zayif ve eksik oldugunu gosterir. Hic kimsenin kimseye kendi inancinin ne oldugu sorulmadigi surece inancinin ne kadar mukemmel oldugundan bahsetmesi kadar anlamsiz bir sey olamaz. Muslumanlarin en buyuk eksikligide kendi dinlerinin mukemmel ve gercek tek din olduguna inanip bunu ispatlamaya calismalari. Sizin inanciniz benimki kadar, benim inancim da sizinki kadar mukemmeldir, biri digerinden ustun olamaz. Inanclari kullanilan ve kullanilmasina izin veren halklarin aydinliga ulasabilecegine inanmiyorum. Aydinliga sadece bilim ve dayanagi olan akil yolu ile ulasilir, aklin kullanilarak bilimsel bir bulus olan bilgisayarinizla aklinizi kullanarak bu yazilari (ulastirmak istediginz mesajlari) yazmaniz gibi, ama sizi bu isi yaparken besmele cekersiniz, baskasi belki rakisini yudumlar, digeri baska birsey yapar, o kisiseldir, baskalarini hic alakadar ya da interest etmez ve etmemesi gerekir.

Yazan: gunka Tarih: December 15, 2007 6:13 PM

Sayın Mehmet Barlas'ın yazısı

Kuşkusuz doğruları olan insanları kıskanmıyor musunuz?

Bazı insanları kıskanıyorum.
Binlerce yıldır filozofların, teologların ve toplum bilimcilerin bir türlü ulaşamadığı "nihai doğrular" konusunda öylesine kesin yargıları var ki bu kıskandığım insanların…
"Karmaşıklık", "kuşku", "araştırma", "soruşturma" gibi kavramlar bu imrendiğim insanların hiç gündemine giremiyor.
Düşüncelerin ve siyaset dünyasının trafik polisleri onlar.
"Bu kesin doğru" ya da "Bu kesin yanlış" dedikleri zaman sanki iş bitiyor.
1991'de 1'inci Körfez Savaşı'nın hemen öncesinde, Suudi Arabistan'ın Taif kentine gidiyordum. Saddam'ın işgali altındaki Kuveyt'ten kaçan Emir Sabah'la, sürgünde yaşadığı Taif'te röportaj yapacaktım.

Bürokrat ve oğlu
İstanbul'dan Cidde'ye giden Suudi uçağındaki koltuk komşularım, 40'lı yaşlarda bir Türk bürokratı ve 13-14 yaşlarındaki oğluydu. Koltuk komşum Cidde'ye kadar bana Atatürk'ün büyüklüğünü, laikliğin önemini ve şeriatçı Suudi rejiminin çarpıklıklarını anlattı.
Cidde'de ayrıldık. Ben Taif'te röportajı yaptıktan sonra Mekke'ye geçip, Kabe'yi ziyaret ettim. Bir baktım ki, uçaktaki koltuk komşum ve oğlu, ihramlar içinde binlerce Müslümanla birlikte Kabe'yi tavaf ediyorlar. Daha sonra namazlarını kıldılar.
Kabe'den ayrılırlarken yanlarına gittim,
- Uçakta bana anlattıklarınızla, şu andaki görünümünüz pek birbirine uymuyor, dedim bürokrata…
O da kendi hikayesini anlattı.
Yanındaki çocuğun annesi olan ve çok sevdiği eşini kısa süre önce bir trafik kazasında yitirmiş. Bunalıma girmiş, ne yapacağını bilemez bir perişanlık içine düşmüş.
- Kalktım, Anıtkabir'e gitti. Çaresizliğimi ve acımı Atatürk'e anlatmayı denedim. Ama bir cevap alamadım. Kalktım buraya geldim. Allah'a sığınıp dua ettim, namaz kıldım… Bunu bir haftadır yapıyorum ve şimdiden ruh sağlığımın yerine geldiğini hissediyorum…
Bunları anlattı… Sonra ekledi:
- Türkiye'deki laikliğin önemi ve Atatürk'ün büyüklüğü konusundaki düşüncelerim eskisi gibi. Ama maneviyat ve inanç dünyasına onlar karıştırılmamalı.

Şeriat ve fal baktırmak
Sizler de bakın çevrenize.
Su katılmamış Kemalist ve laikçi insanların bir yandan "Şeriat geliyor, Türkiye elden gitti" diye çığlıklar atarken falcılara gittiklerini, kurşun döktürdüklerini falan görürsünüz.
Doktrinleşmiş ideolojilerin tartışılmaz kararlılıklar içinde belirledikleri "nihai doğrular"ın ne kadar kısa tarih süreçlerinde yanlış çıktıklarını görmedik mi?
İşin kötüsü bunlar dinlerin tartışılmazlarını tartışmaya açarlarken, dünyevi tartışılırların tartışılmasını yasakladılar. Otoriter, totaliter, bürokratik ve oligarşik rejimlerini kalıcı kılmak için, dünyadaki değişimin algılanmasını bile suç ilan ettiler. Dünyevi gerçekleri ideolojik bir metafizik içine alıp, bunları özgür düşüncenin tartışma alanının dışına taşıdılar.
Ama toplumların karmaşık yapısı ve kaçınılmaz olan değişim, ne yasak dinler, ne de doktrinler dayanabilir buna.

Tartışılmazların dünyası
"Kuşku"yu sözlüklerinden çıkartmış olan kıskandığım insanlar, o yakın geçmişin kalıntıları. Tartışılmaz , kesin ve nihai doğruları var onların. Endişeliler… "Bu gidiş iyi gidiş değil" diyorlar sürekli. Batılı olduklarını söylüyorlar ama Batı'nın özgür düşünce ortamına da kuşkuyla bakıyorlar.
Onların babalarının yasakları yüzünden dünün ne kadar sorunu varsa bugüne birer çözümsüz kriz konusu biçiminde aktarıldılar… Uhrevi ile dünyevi olanı birbirine karıştırdığımız ve dünyevi olanı da özgürce tartışamadığımız için, şimdi iki dünya da bizim için problem üreten alemler konumunda.
Keşke problem "türban" kadar basit olabilseydi.

Sarkozy zırvanın ağırlıklı kişisi…
Şimdi rahmeti olan bir aile büyüğümüz, "radyo günleri"nde haberleri dinledikten sonra "Bu zırva toplantısı nedir?" diye sormuştu bana.
"Zirve"yi "zırva" diye işittiğini anlamıştım.
Dün yapılan AB zirvesinin de Sarkozy tarafından "zırva"ya dönüştürüldüğünü görünce, o aile büyüğünü andım.
Baktım dünkü Financial Times (Almanya) şu yorumu seslendirmişti:
- Sarkozy'nin Avrupa'daki rakiplerinden çekinmesi için bir neden yoktur. Zira, Merkel koalisyondaki gerginlik nedeniyle Avrupa'da giderek güçsüzleşirken, Gordon Brown'un da Avrupa'daki yetkileri azalmıştır. Sarkozy için en büyük tehlike Sarkozy'nin kendisidir.

orjinali için: http://www.milliyet.com.tr/2007/12/15/yazar/zmbarlas.html

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 15, 2007 7:03 PM

Bilimde gözlem çok önemlidir.makro ve mikro alemlerdeki gözlem limitimizi kabul etmek beni rahatlatıyor.ama şahid olduğumuz şu sınırlar içerisinde bile çok rahat manevi ve bizim gözlemleyemediğimiz bir alemin varlığı kabul edilebilir.ne zaman zirve yapınca yani dinimizde de denildiği gibi nasip olunca..nasip olmuyorsa biraz daha dua ve gözlem inşallah Allah yardım eder.
basit gibi görünen bir hayvanın davranışı dahi insanın kavrayışını geliştirebilir

Yazan: ömer faruk ece Tarih: December 16, 2007 1:27 AM

Sinan Bey,

Einstein'in ben de bir kotulugunu gormedim sahsen :) Atom bombasindan onu sorumlu tutmak da adil olmaz. Kendisinin kapsamli felsefesine vakif degilim fakat duydugum sozlerinde bir ic celiski gormedim. Sizin ve benim naklettigim sozlerde one cikan yaklasimi bilge adamin tevazusu, alimin bilgeligi ve teslimiyet olarak ozetleyebilirim ben (bu son kelimeye sizin itiraz edebileceginizi tahmin etsem de). .

Biliyorum Sinan Bey Goethe ve Tolstoy'un aksine Einstain Musluman degildi (bu muhtelif dindar dostlarin Islam'a kredi kazandirmak icin Bati'dan "gizli musluman" sahit bulmalari olayina baylirim) . Ama herhalde onun ateist oldugunu soylemekten daha gecerli bir iddiadir Musluman oldugunu soylemek. Illa onu kategorize etmek gerekirse deist demek herhalde daha manali olur; agnostic oldugu iddiasi da desteklenebilir.

Belki dinlerdeki uhreviyet ile ilgili ogtretilerin sadece akil yolu ile varilamayacagi veya isbatlanmayacagini dusunebilirsiniz. Belki Einstein cezalandiran, mukafatladiran, insanlarin bireysel eylemleri ile ilgilenen bir Tanri’ya inanmadigini veya bu konuda agnostisizmi sectigini dusunebilirsiniz naktettiginiz sozlerden. Ama eminim sizin ve benim naklettigim sozlerden (ki siz de “tevazu” vurgunuzdan da bunu cikriyorum) aklinin aczini kabullendigi, bu kainatta muazzam bir duzenin oldugunu kabul ettigi yargisina da varirsiniz. Yani rastegelelik veya kaos degil duzenlilik, planlilik oldugunu soyluyor Einstein. Bu da esasen sizin ERKE’ye benzettiginiz Akilli Tasarim’in temel argumani. Onlarin soyleyip Einstein’in en az bu sozlerde acik secik ifade etmedigi duzen duzenleyici gerektirir. Biliyorum AT canlilikla ilgileniyor; bu sozlerde canililk icin ozel bir sey soylemiyor Einstein.

I do not believe in immortality of the individual, and I consider ethics to be an exclusively human concern with no superhuman authority behind it. Albert Einstein, 1954, from Albert Einstein: The Human Side, edited by Helen Dukas and Banesh Hoffman, Princeton University Press

Ahlaka gelince, bu konuda muhtelif sozleri tek tek alip ahlak konusundaki kapsamli felsefesini anladigimizi kabul edemeyiz. Burada Emre Unver ve daha once pek coklarinin yaptigi gibi Kuran’dan ayetleri, Islam’in diger naslarini alip baglam disinda, butunluk disinda bir mantikdisilik bulmaya calismak gibi kacak dogus ve fazlaca mutevazi olmayan yontemlere bas vurmak gibi.


A man's ethical behavior should be based effectually on sympathy, education, and social ties and needs; no religious basis is necessary. Man would indeed be in a poor way if he had to be restrained by fear of punishment and hope of reward after death. -- Albert Einstein, "Religion and Science," New York Times Magazine, 9 November 1930

Evet burada ahlaki davranislarin biraz genetic disposition bir miktarda cevreden kaynaklanman nedenlerle olustugunu soyluyor. Yoksa cezalandiririm diye degil insanin firtatinda var olan yuksek melekelerle dogruyu yapmayi ogutluyor. Belki baska yerlerde Einstein bu boslugu doldurmus ve daha kapsamli ve tutarli aciklama getirmistior ama Einstein sempatinin kaynagini aciklamiyor. Neye, kime, hangi kritere gore sempati?

Egitim, sosyal ihtiyaclar ve baglantilar ifadesi de fazla bilgece bir sey soylemiyor. Esasen benim bahsettigim “nurture” kelimesinde ifade edilen seyler; yani genetigin disinda kalan, cevresel olaylar. Bu ahlakin temeli hakkinda fazla aydinlatici gelmedi bana. Bir tanesini alalim. “ihtiyac”. Gandhi ihtiyac uzerine “there is enough for hour need , but not for our greed diyor”. Islam peygamberi (sav) “komsusu acken tok uyuyan bizden degildir” buyuyruyor. Adam Smith esasen insanlar bencildir; onlari boyle kabul edip buna bir ahlaki mudahelede bulunmaz isek bu bencillik bir soyal iyiyi ortaya cikarir diyor (gorunmeyen el) bana. Ve Amerikan milyarderi Ivan Boesky “greed is good” (tamah iyidir) diyor. Bir digeri “anything technically possible is ethically justified” diyor; bir banka soyguncusuna “nicin banka soyuyorsun” dediklerinde cevabi gayet mantiki: “Cunku para orda”. Bir baskasi “niye adami oldurdun" sorusuna, Karisi veya parasina ihtiyacim vardi cevabi da gayet mantiki bir “ihtiyac” veya ayakta kalma gudusu bazli argumandir. Bu da herhalde sizin ahlakin izafiyeti gorsunuzle uyusuyor. , Papa XVI. Benedict’in deyimi ile “ahlaki izafiyetin diktatorlugunun” gunumuz dunyasinda neler mesru hale getirdigini orneklememe gerek yok (diger ilmege koydugum Sami Selcuk’un ahlak konusundaki yazisini da tavsiye ederim bu arada).

Dinler olmadan da ahlaki olunabilecegi, daha onceki bir yorumumda bahsettigim yakinim orneginde oldugu gibi mumkundur, cunku bazi insanlarin mayalarinin iyi olduguna, ya da genetik disposizyonlarinin iyiyi kotuuye tercih etmeye yonlendirdigine inanirim. Ama "ateistim" diyen birinin ahlak olarak neyi olcut olarak kullanabilecegini merak ederim. Daha basit ifade ile onun vicdani, ahlaki, etik olani yapmasi icin ne tur bir rasyonel olabilir ki? Hangi kendi icinde tutarli degerler sistemini baz alacak ? Hangi olcutler ile? Ihtiyaclar , insani iliskileri yukarda bahsettigim gibi farkli insanlara farkli olcutler dikte ediyor. Bilim tahsil ettiginize gore, bilirsiniz ki fizik, kimya problemlerinin cozumunde bir baslangic noktaniz vardir. Bunlar genellikle temel tabiat kanunlaridir. Bunla dogru kabul ederek ise baslarsiniz. Bunu matematikasel olarak ifade eder, pratik cozumlere varmak icin bir takim basitlestrici kabuller yapar, terimleri ifade etmek icin muhtelif diger denklemler monte edersiniz buyuk denkleme. Burada da ahlaki dogrulari bulmayi bu materyal alemi tanimlayan denklemin cozumlerine benzetebiliriz. Ateist neyi baslangic noktasi alacak? Nedir degismez olan? Hersey transitory her sey degisebilir, her sey izafi olduguna gore neyi kistas alacaklar dogrulari belirlemede? Belki tabiati baz alacaklar; tabiat dogrulari dikte ediyor diyecekler. Ama o zaman da mumine cok yaklasacaklar, isimlendirme haric. ABD“de bir Turk arkadasim vardi. Ateist oldugunu soylerdi ama domuz et yemezdi. Nedenini sordugumda sorudan rahatsiz olur „sevmem“ der konuyu kapatmak isterdi.

Bilim bircoklarinin da belirttigi gibi renksizdir, notraldir, karakteri yoktur. Profesor Surus’un ifadesi ile bilim, akil beyin bir donanimdir, TV seti veya bilgisayar gibi. Kalp, inanis ahlak, maneviyat yazilimdir. Hasili kelam dinsiz ahlak zor istir diyeyim daha buyuk bir iddiada bulunmamak icin.

Bir noktayi da ilave etmek lazim burada. Dinsizim diyen pek coklari ahlaken pek te dinli olabilir. Birseye inanmanin otesinde ahlaki secimlerinde bilerek ve cogunlukla da bilmeyerek dini kistaslarla hareket eder. Fazla analiz etmedikleri ahlaki secimlerinin kokenlerini arastirirsaniz bunlarin cogunlukla dini ogeler icerdigini gorursunuuz.

Ahlakin, ya da “iyi olmanin” olmanin belirli bir kesimin tekelinde olmadigini ben de soylenmistim diger ilmekteki yorumumda. "Insan aittir" guzel de hangi insana?
Herkesin kendi ahlakina gore yasadigi bir dunyada yasamak istermisiniz?

“…A knowledge of the existence of something we cannot penetrate, our perceptions of the profoundest reason and the most radiant beauty, which only in their most primitive forms are accessible to our minds: it is this knowledge and this emotion that constitute true religiosity. In this sense, and only this sense, I am a deeply religious man... I am satisfied with the mystery of life's eternity and with a knowledge, a sense, of the marvelous structure of existence -- as well as the humble attempt to understand even a tiny portion of the Reason that manifests itself in nature."

Einstein’in bu cumleleri benim ve sizin naklwettiklerinizi bagdastirici, aciklayici buldugum icin sectim.

Kainatin gizemleri, unpentratable olusu, muazzam olusu, insan aklinin ancak ilkel bir dercede kavrayabilir olusu, varligin muazzam duzeni, varliktaki mazzam akil (reason) bunlarin hepsi bana tevazuyu, bizim aklimizin alamayacagi derecede yuksek bir akli, haddimizi bilmemiz gerektigini telkin ediyor Sinan Bey. Buralarda yorum yapan, akil bilim ile herseyi cevaplamis, her sorunun cevabini "bilmesldir", degildir gibi kelimelerle sip diye verebilen dusunurlerimiz bana bir kim oldugunu bilmedigim bir gavurun “I know so little, but I am so sure” ve Yunus’un

“Ilim bilim bilmektir
İlim kendin bilmektir,
Sen ki kendin bilmezsin
Ya nice okumaktır" sozlerbni hatirlatiyor. Bu da Mustafa Bey’in bir diger yazisnda naktettigi :

„Robert Jastrow’un “God and the Astronomers” (Tanrı ve Astronomlar) adlı kitabındaki şu ilginç yorumunu aktardım:
“… Aklın gücüne inanarak yaşamış bir bilim adamı için, serüven beklenmedik şekilde sona erer. O cehalet dağlarını tırmanmıştır; en yüce zirveyi fethetmek üzeredir, en son kayaya doğru kendini çeker ve tam o sırada, asırlardır orada oturan bir grup ilâhiyatçıyla karşılaşır.”

Bir Islam mutefekkiri de (Bediuzzaman olabilir) „ilim bir okyanus ise insanin bilebilecegi bir damladir“ demis idi. Einstein’in bu tevazusu tereddutunu ve "deference" ini daha once naktettigim « "Evrimin bir tabiat kanunu oldugu DNA sayesinde ispatlandi » (Ozdemir Ince) ve « "yaratiliscilik adami aptal yapiyor" basligi ile Hurriyet’te "haber" yapan kadinin kendine guveni ile karsilastirdiginizda ne dusunursunuz ?


Fazla basit gelecek ama HUKLagu ve Gunka'nin aksine "benim aklim yetmiyor" Sinan Bey. Ben de Einstein gibi teslim oluyorum, o muazzam, yuksek kavramaktan aciz oldugum AKIL’a. Netice de Enistein'in dedigi gibi "Allah karsisinda hepmiz esit derecede akilli ve esit derecede aptaliz".

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 17, 2007 8:38 AM

Sinan Bey'e cevabimda ihmal ettigim bir nokta:

"yapay dinler-hakiki dinler" ayrimi nerde yapildi bilmiyorum ama mesele gene izafiyet teoriosine geliyor. "her din esit derece3de saygiya layiktir" gibi yuzeyde gayet makul gornen bir arguman aslinda fazla sigdir bence.

Ethical axioms are found and tested not very differently from the axioms of science. Truth is what stands the test of experience.

Ahlaki aksiyomlar bilimsel aksiyomlardan fazla farklı olarak keşif veya test edilmez. Hakikat, zaman (tecrübe) testini gecebilendir.
====================

Mustafa Bey'in mursit olrak bilim yerine baska birsey ikame ettigini bu yazisindan ben cikramadim. Esasen burada "bilim deger uretmez" diyor benim yukrdaki yorumumda da bahsettigim gibi. Unutmayin ki bu bir gazete kose yazisi. Butun cevaplar orada degil; bu sitedeki diger yazilarin butunlugunden fikirlerini karakterize etmek daha adil olur. Tabbi ki bir Musluman icin mursitin ne veya kim oldugu tartisilmaz. Ama onun inancini "girdi" olarak kullandigi fikrinde degilim.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 17, 2007 8:54 AM

TANRI INDIRMESI DIN ILE
AKIL UYDURMASI DINLER ESIT DEGILDIR!

(Bu sözler, Kur'an Dini ile akil uydurmasi dinleri esit gö-
ren kimselere söylenmistir.)

Sayin Tartismacilar,

Tanri indirmesi din ile akil icadi dinler bir degildir. Yani
saglam elma ile cürük armutlar toplanmaz. Cünkü birbi-
rine esit degildir. Matematik bilenler bunu ayirdetmesini
iyi bilir. (Tanriya inanmadiginiz icin) Kur'anin "Allah'in in-
dirmesi" bir Kitap olduguna inanmamak hakkinizdir. Bunu
anlariz. Ama Kur'an Dini ile akil uydurmasi dinleri e$itle-
meye hakkiniz yoktur. Cünkü elinizde Kur'anin "Allah in-
dirmesi" bir Kitap olmadigini isbatlayacak kesin bir deli-
liniz yoktur.

"Peki, sizin bunun aksini isbatlayacak bir kanitiniz var mi"
derseniz, bizde delil coktur. Fakat inanmak istemeyenler
icin mûcize göstersek de kâr etmeyecegini bildigimizden,
sözü fazla uzatmak istemiyorum.

Ama "ben o delilleri görmek istiyorum, belki inancimi de-
gistirebilirim" diyorsaniz, ben de derim: O delillerden en
büyügü Kur'andir.

Eger Kur'anin "vahiy olmadigi" fikrinde israrliysaniz, haydi
Kur'andan daha üstün veya ona e$ olacak bir kitap yazip
getirin. Biz de böylece Kur'anin Allah indirmesi bir Kitap
olmadigini görmüs oluruz! Ama böyle bir Kitap yazip ge-
tirmeden; "Kur'anin, Muhammed'in kendi aklinin ürünü bir
Kitap" oldugu iddiasindan geri durmalisiniz.

Kur'an, "akil ürünü" bir Kitap degildir! Neden degildir?
Cünkü Kur'anda öyle bilgiler ve bilimler, öyle sözler ve
olaylar var ki, onlarin insan akli tarafindan bilinmesi veya
uydurulmasi mümkün degildir.

Bir de düsünün bir kere: Hz. Muhammed, okuma-yazma
bilmeyen ve okul yüzü görmemis bir kimsedir. Böyle bir
kimse, bilimin dahi bugün henüz yeni kesfettigi Kur'andaki
o onlarca bilimsel bilinmezi nereden bilsin?

Kur'ani hic okudunuz mu bilmiyorum. Onu bir kere alip in-
celeyin veya incelediyseniz göreceksiniz ki, Kur'an; evrenin
kurulusundan yikilisina, insanin yaradilisindan yeniden dirili-
sine, dünyanin gecmisinden gelecegine, cennet ve cehen-
nemdeki olmus ve olacaklara dair pek cok seyden bahse-
der. Bunlarin akilla bilinmesi mümkün degildir. Uydurmak
ise hic mümkün degildir. Cünkü Kur'andaki yeni kesfedil-
mis bilimsel sirlar bunu cürütür. Hele bir insanin Tanri takli-
di yapmasi ve O'nun yerine gecip konusmasi en büyük sah-
tekârliktir. Muhammed Hazretleri ise, cevresinde "dogruluk"
ve "güvenirlik"le ün salmistir. Böyle yalansiz ve dürüst ve
güvenilir ve hem de (Kur'anin inmesinden önce) yüksek o-
kul okumamis, bilgin ve filozof da olmayan bir kimse icin
"Kur'ani kendisi yazmis" iddiasinda bulunmak, nasil isabet
edebilir? Kur'an nerede, okulsuz Muhammed nerede! Ög-
retimsiz Muhammed, "Hz. Muhammed" olduysa, Kur'an o-
na indirildikten sonra Hz. Muhammed olmustur. Eger Kur'
an indirilmemis olsaydi, dünyanin efendisi olan Hz. Muham-
med, kabilesinin siradan Muhammed'i olarak kalacak, onun
isminden dahi haberimiz olmayacakti. Demek siradan Mu-
hammed'i, "Efendiler Efendisi" yapan bir sir var. Iste o sir,
ona indirilmis KUR'AN'DIR.

Eger hâlâ "Kur'an Muhammed'in aklinin ürünüdür" iddiasin-
da israrliysaniz, haydi Kuran benzeri bir kitap yazip getirin
ve iddianizi isbatlayin! (Bu meydan okuma, onbes asir önce
Kur'an ile Hz. Muhammed tarafindan yapilmisti. Simdi bir
kere daha binbesyüz yil sonra benim tarafimdan yapilmak-
tadir).

Biliyorum: Tanri inancina sahip olmadiginiz icin bu gercekleri
akliniza sigistirmaniz mümkün olmayacaktir. O halde önce
birinci noksaninizi gidermeniz gerekiyor. Bunun icin de: "Be-
nim gibi akilli bir insani vareden, akilsiz madde mi, yoksa a-
kil üstü bir Tanri mi?" sualini sorarak, kalbinizi Allah'a acma-
li ve gercek Tanrinizi bulmaya calismalisiniz. Ancak O'nu
bulduktan sonra, "O'nun sözleri ve konusmasi da olabilece-
gi" gercegi sizin akliniza yatacak, Kur'anin kimin eseri oldu-
gunu anlayacaksiniz.

Eger Allah'a inanmak isterseniz, $u bilgileri de yardiminiza
verelim: Bir deliden dünyanin en büyük bilgin ve sanatkâri
cikmasi mümkün olmadigi gibi, akilsiz maddeden de akilli
bir insan cikmaz. Eger cikiyorsa, ya madde insandan cok
daha akilli bir varliktir, ya da insan; madde ötesi ruh, hayat,
enerji ve i$ik sahibi görünmez bir Tanri'nin eseridir. Mad-
denin sahibi ve yöneticisi yüce Tanri'yi kabul etmediginiz
takdirde, otomatikman madde sizin Tanriniz olacaktir. (Ya-
ni: Bir akilsiz bir akilliya Rab olacak! Bu ise, akilli bir insan
icin kabul edilebilir bir sey olmaz...) Eger maddeyi Tanri-
liga lâyik görmezseniz, bu halde de aklinizi âleme Ilah yap-
mak zorunda kalacaksiniz. Ama siz, size ölümsüz bir mut-
luluk ve gelecek kazandirmayan Tanri'ya "Tanri" dememe-
lisiniz. Eger böyle bir Tanriniz yoksa, elinizde bir "hic" ka-
lacaktir. $ayet siz bu hic olusa razi olursaniz, o güzel ve bi-
ricik aklinizin hic bir anlam ve önemi kalmayacaktir. Fakat
siz bu anlamsiz ve önemsiz kalisa "hayir" demesini bilmeli,
sizin varliginizi anlamli ve önemli kilacak gercek Tanrinizi
bularak O'na inanmalisiniz. Tabii "gercek insan" olmak is-
tiyorsaniz!

(Unutmayiniz: Her seyi akilla cözmeye calisirsaniz, akil bun-
da müflis kalir ve müflistir. Bu iflastan kurtulabilmek icin
kalbinizi de i$letmeli ve bu isletim icin de dinden ve mâne-
viyattan yardim almalisiniz. Yoksa, iflastasiniz!)

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 17, 2007 11:59 AM

MSN acilis sayfasinda , Science Channel'dan alintilanmis "Top 10 celebrity scientist" diye bir baslik vardi. "Bu is te magazilesti" dedim ama bakmadan da edemedim. Bazilarinin veciz sozleri hosuma da gitti , ozellikle hayvanlar hakkinda olanlar. Paylasayim dedim:

"From birth, man carries the weight of gravity on his shoulders. He is bolted to earth. But man has only to sink beneath the surface and he is free." J. Cousteau

"Dogustan beri insan yercekiminin yukunu omuzlarinda tasir. Yere cakilidir. Fakat ancak yerin altina girdiginde ozgurdur"

"I'm smart enough to know that I'm dumb."
Richard Feynman
"Aptal oldugumu bilecek kadar zekiyim"

"The man who kills the animals today is the man who kills the people who get in his way tomorrow." Dian Fossey (bunu benden intihal yapmis Bayan Fossey).Nerde ise aynen kullanmisimdir cok defa. Buna ilaveten sikca kullanirim bu tur benzetmeleri; trafikte, muhtelif kuyruklarda gordugum bazi uyaniklara "Cem Uzan'la senin farkin firsat farki" dedigim vakidir.

"The greatest danger to our future is apathy."
Gelecegimize en buyuk tehlike umursamazliktir.
Jane Goodall

"God not only plays dice, He also sometimes throws the dice where they cannot be seen."

Tanri sadece zar atmakla kalmaz, bazen gorunmeyecek yere de atar zari. Stephen Hawking


"In order to make an apple pie from scratch, you must first create the universe." Carl Sagan

"Sifirdan baslayip elma keki yapmak icin once kainati yaratmalisiniz " Carl Sagan

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 17, 2007 1:06 PM

Dunyada sadece bilimsel buluslar herkes tarafindan ortak kullanilmaktadir. Fakat dinler ve inanclar o kadar farklidir ki hatta tek tanrili dinlerdeki inanc sistemlerinin bile bu kadar farkli olmasi cok dusundurucu ve celiskilidir. Tek tanrili dinlerin ve kutsal kitaplarinin birden fazla olmasi, birbirlerinden sadece kimlik yaratilmak acisindan (islamin araplara, museviligin yahudilere gelmesi gibi)degisik halklara, kulture uyarlamalar yapilarak tekrar yazilmasidir. Bu dinlerin ayni cografyada ortaya cikmasi, kokenlerinin ayni cografyada yasamis olan sumer destanlarindan ve hikayeleri ile gostermis olduklari benzerlikler gercekten ilginctir. Unutulmamasi gereken diger bir konu da peygamberlere bu dinleri yayma gorevi verilmesi, peygamberlerin gorduklerini ve duyduklarini iddia ettikleri olaylara dayanir. Yani sonucta peygamberler gordukleri ve duyduklari seylere inanmis gorunurler, fakat diger insanlardan sadece kendilerine inanmalarini isterler hem de hicbir delil gosteremeden. Insanin bir seye inanmadan once belirli beklentileri olmasi cok dogaldir. Bu beklenti somut bir delil olmasa bile en azindan akildaki sorulari (bireysel) yeterince tatmin etmesi gerekir. Kuranin mucizevi bir kitap oldugunu gormek icin okumaya karar verdigim zaman, hayal kirikligina ugradim. Cunku eger tarif edilemeyen yucelikte bir guc olan ve Tanri ya da Allah diye adlandirilan bir varligin elinden ciktigi soyleniyorsa, ben bu yuce varliga hakaret ediliyor derim...

Ama insan olarak sahip oldugumuz ve cok ufak bir bolumunu kullanabildigimiz beynimizle neler basarabiliyoruz, su andaki rahatligimizi ve luksumuzu iste bu akila borcluyuz.

Ahlak degerlerinin din tarafindan belirlendigine kesinlikle inanmiyorum. Ahlakli bir insan olabilmek icin herhangi bir dine inanmaniz gerkmiyor, oyle olsa idi butun ateistler ahlaksiz ya da butun muslumanlar, hirstiyan ve yahudiler, ahlakli olurdu. Ama tabii bunun boyle olmadigi bellidir...

Ahlak degerlerinin olusmasinda en onemli etkenin kisinin kendi karakteri olduguna inaniyorum ve bu degerlerin yasamin belli kosullarinda mesela genclik yillarinda, orta yaslarda ve daha ilerki yaslarda, kisinin olgunluk, egitim ve yasadigi ortamlara gore degisebildigine inaniyorum. Tabii bu degisimler de farkli sekillerde olabilir, mesela cok tutucu oldugunuz bagzi degerleriniz daha esnek ya da tam tersine esnek ya da toleransli olan bagzi degerleriniz, daha tutucu olabilir. Insanlarin ic dunyasindan bahsetmeye basladiginiz zaman bunlari basit ve kaliplasmis terim ve gerekcelerle anlatamazsiniz. Cunku insanlarin zaruri ihtiyaclarini karsilamalarinin disinda herbiri cok farkli ve karmasiktir herseyiyle...bunu kendinize, esinize, cocuklariniza, arkadaslariniza bakarak anlayabilirsiniz, peki insanlarin binlerce yildir degismeyen kaliplasmis ianaclara, ve bu inanclara gore belirlenmis yasam tarzina nasil sokmaya calisirsiniz. Bir kadin sacini erkegi taciz edip de gunaha sokmasin diye kapatir ve kendini bir gunah araci olarak gorurse, bu sahis erkegin insan olarak kadindan ustunlugunu kabul etmistir. Erkegin kurallari ile yonetilen bu dunyada kadinlar haklari ve esitlikleri icin mucadeleler vererek yerlerini almaya calisirken, nedir bu turban yada sacin kapatilmasi paranoyasi ben anlayamiyorum. Ben bunu cagin kadinina, erkek ile yanyana olan kadina hakaret olarak sayiyorum. Lutfen su sac beleme olayini artik din ozgurlugu diye gostermeyin, cunku hic uygun olmuyor. Dindar bir musluman kadin dinine gore ortunmek istiyorsa sacini ortup, uzerine vucut hatlarini belli etmeyecek sekilde bol ve ayaklarina kadar uzun bir elbise seklinde giymelidir. Dinsel amacli ortunme budur, bunun disindaki bir yerde birilerinin soylemis oldugu gibi "ustu Mekke, alti Paris" tarzi ortunme sadece, baski ya da ideolojik maksatlidir, bu bu kadar basit ve aciktir.

Yazan: gunka Tarih: December 17, 2007 7:34 PM

Selamlar,

Mustafa bey, yazılarınızı genellikle düşüncelerime ters olsa da okumaktan zevk alan birisiyim. Fakat bu yazınız benim düşüncelerimin de ötesinde sanırım en kötü yazınız. Malesef kendinizle çelişmişsiniz.

'Ama “laikçiler” dinin sadece en kötü temsilcilerini görür ve gösterirler.'

demişsiniz fakat kalkıp Nazizm gibi çok spesifik bir örnek vermişsiniz oysa ki bilim, akıl ve teknolojinin gelişimiyle insanlık son 100 yılda nereden nereye geldiğini görmek lazım. Aynı şekilde dinin en kötü yanını görüyorlar demişsiniz fakat gerek belirttiğiniz ortaçağ avrupasında gerekse şuanki 'ağır' İslami kurallarla yönetilen ülkelerde insanların nasıl yaşadığını görüyoruz. Yani kimse en kötü örnekleri göstermiyor genelde olanı gösteriyor siz ise devasa bir çiçek bahçesinde bir tane zararlı ot bulup tüm bahçeyi yakalım diyorsunuz.

Ayrıca düşünür ve bilim adamı arasında fark var. Her bilim adamı bir düşünürdür fakat her düşünür bir bilim adamı değildir. Bilim adamları arasında dinin yayılımını incelersek ne demek istediğim anlaşılır sanırım.

Yazan: Volkan Çınar Tarih: December 18, 2007 10:44 PM

Sayin Gunka,

Cevabiniz yolda. Lütfen biraz sabirli olun...

H.A

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 18, 2007 11:06 PM

ELINDEN TUTULMAYAN BIR AKIL HICTIR!
VE... DINSIZ BILIM VE AKLIN SONUCLARI.

Sayin Gunka,

"Kuranin mucizevi bir kitap oldugunu görmek icin okumaya
karar verdigim zaman, hayal kirikligina ugradim. Cünkü eger
tarif edilemeyen yücelikte bir güc olan ve Tanri ya da Allah
diye adlandirilan bir varligin elinden ciktigi söyleniyorsa, ben
bu yüce varliga hakaret ediliyor derim... " ve

"Ama insan olarak sahip oldugumuz ve cok ufak bir bölümünü
kullanabildigimiz beynimizle neler basarabiliyoruz, su andaki
rahatligimizi ve lüksümüzü iste bu akila borcluyuz." ve

"Ahlak degerlerinin din tarafindan belirlendigine kesinlikle inan-
miyorum. Ahlakli bir insan olabilmek icin herhangi bir dine inan-
maniz gerekmiyor, öyle olsa idi bütün ateistler ahlaksiz ya da
bütün müslümanlar, hiristiyan ve yahudiler, ahlakli olurdu. Ama
tabii bunun böyle olmadigi bellidir..." demissiniz.

Ben de derim:

Insan, "bilgisiz olarak" dünyaya gelen bir varliktir. Eger bu bilgi-
sizce dünyaya gelen (veya gönderilen) varligin elinden tutan biri
olmazsa, insan "ilkel" bir mahlûk olarak kalirdi. Medenî dünya-
nin ögretimli insanlari ile ilkel âlemin ögretimsiz insanlari arasin-
daki fark, bunu isbatlar. I$te elinden tutulmadiginda ilkellige dü-
sen insanin bu halini bilen yüce Yaratici, onu vahsette birakma-
mak icin, ta ilk insandan baslayarak ilham ve vahiyleriyle onu
daima bilgilendirmis, egitmis ve ögretmistir. Bu egitim ve ögre-
tim icin de, insanligin baslangicindan bugüne kadar her kavim ve
kabileye, sonra da milletlere tam 124 bin "Peygamber" gönder-
mis. Tabii bu Peygamberler insanlara masal anlatmak icin gelmi-
yorlardi. Onlara Rablerini tanitmak, vazifelerini bildirmek, güzel
ahlâkli yapmak ve insanlastirmak icin geliyor ve gönderiliyorlardi.
Eger onlarin elindeki "Ilâhî Ögreti" olmasaydi, bugün insanlik, a-
ya cikmak $öyle dursun, ormanda ayilarla oynasiyor, maymunlar
gibi daldan dala atliyor ve belki iki ayak üzerinde dahi yürüyemi-
yor olacakti!

Cünkü insan, "mukallit" bir varliktir. Taklit ederek ögrenir. Eger
"Ilâhî Ögreti" insanin aklinin elinden tutmasaydi, insan tabiatiyla
ve dogal olarak cevresindeki hayvanlari "ögretmen" yapacak,
onlarin taklidiyle ya$ayacakti. Eger bugün insanlik uzaya gitmeyi
ba$armissa, bunun temelinde mutlaka "Ilâhî Ögreti" vardir. Bu
ögreti sayesinde dogru dinden nasibini alamamis Avrupalilar da-
ha düne kadar karanliklar icinde bogulurlarken, Müslümanlar ay-
dinlik icinde yüzüyor, bilimin temelini atiyor ve duvarlarini örüyor-
du. Sonra Avrupalilar, bozulmus dinlerini terkederek "Aydinlanma
Cagi"na girdiler ve o zamandan bugüne de, Müslümanlarin baslat-
mis oldugu bilim binasina bir cati kurup, onu oturulacak bir saray
haline getirdiler. Cünkü daha önce Avrupalilarin akillarina bozuk
dinliler, kilit vurmustu. Ancak bu kilidi kirarak "aydinliga" kavus-
tular. Onlarin bu aydinlanmasi, Kur'anin bir emriydi. Onlar da bu
emri yerine getirmis oldular. Cünkü Kur'an: "Akliniza kilit vurun"
demiyor, "aklinizi i$letin" diyordu. (A$agidaki *yildizli paragrafa
dikkat et.)

Demek bugün dinsizler ve ateistler "ahlâkli" olabiliyorlarsa, bu, in-
sanligin ilk gününden bu yana "Ilâhî Ögreti"nin, insan aklinin elin-
den tutmasinin bir sonucu olarak mümkün olmus ve olmaktadir.
Yoksa bugün dinsizler ve ateistler, -ahlâksiz kalmak bir yana- an-
cak "ilkel" ve "vah$î" bir varlik olabilecektiler.

Öyle ise, yagma yok!

Demek, bugün sahip oldugunuz "güzel ahlâk"in temelinde 124 bin
Peygamberin ve onlarin dâvâsini tasdik etmis milyonlar Evliya'nin
emek ve calismasi vardir. Yani bu temeli "maymunlar" atmadi! O
temel akil ile atildi, ama akil tek ba$ina atmadi. Cünkü elinden tu-
tulmayan akil, bir "hic"tir. Akil ancak kendine verilen bilgileri de-
gerlendirir ve bunlarla fikir üretir, ama ahlâk üretemez. Cünkü ah-
lâkin sahibi, "Tanri"dir. Tanri ögretisi olmazsa, insan ahlâksiz ka-
lir, kötülükcü olur, iyi ahlâkli olamaz.

Bunun icin ne zaman insanlik Ilâhî Ögreti'den mahrum kalmissa, o
zaman akil vah$ette kalmis, her türlü zulüm ve bozgunculugu yap-
mistir. Bunun son örnegi de, "Ortacag Avrupasi"dir. Gerci ortacag
Avrupasi aklin degil, akilsizligin daha dogrusu bilim ve akla kilit vu-
rulmuslugun kurbanidir. Fakat bu dahi, dogru bir elden tutucu olma-
diginda aklin iflâsini ve zavalliligini, ne hale düsecegini gösterir ve
göstermistir. Cünkü bugünün "Yenicag Avrupasi", aklini kullanmayi
henüz yeni ögrenmis, fakat daha "gercek insanlik"a ulasamamis, ama
onu bulmaya calismaktadir. Avrupa'nin bilim ve teknikte zirveye
cikmis olmasi, onun "gercek insanlik"a vardigini göstermez. Avrupa
hâlâ arayistadir. Fakat aradigini yakinda bulacaktir ve bulmak üze-
redir. Avrupa onu buldugunda, bir Osmanli'yi dogurmus olacaktir.

(*Avrupalilar "aydinlanma"yi yakalamis, fakat sapkin ideolojilerin
agina düsmekten kurtulamayarak, fasizm ve komünizm adi altinda
ve iki büyük "emperyalizm" savaslariyla son barbarligini da yapmis-
tir! I$te bütün bunlar dinsiz bilim ve aklin aci meyveleridir. Bu mey-
veleri yiyebilir misiniz? Avrupalilar bu boy aynalarina sevincle bak-
maya tahammül edebilirler mi? Bu gercekleri iyi görmeliyiz degil
mi?: Bilim ve akil neymis ve neredeymis! Bunlari düsünmüyor mu-
sunuz? Yoksa bunlar Avrupa'nin Kur'ansiz bilim ve aklindan cik-
madi mi? Tonlarca kitap okuyanlar bu gercekleri görmüyorsa,
cok yazik! Görmezlikten geliyorlarsa, ahlâksizliktir! Yoksa bu
mudur, "güzel ahlâkli" olmak? Bu gercekler karsisinda; Kur'anin,
"Allah'in lisanindan cikmis" olmasini söylemek, O'na nicin hakaret
olsun? Kur'anin indigi vakti iyi görmek lâzim. O zamanin insanlari-
na ancak öyle bir kitap yara$abilirdi. Ama bizim onu yorumlama-
miz ve ondan faydalanmamiz elbette ki daha farkli olacaktir. Bu
i$in uzmanlarina danistigimizda sorun cözülmüs olur. Öyle ise lüt-
fen, Kur'ani bir kere daha okuyun. Ama iyi okuyun ve bu konuda
rehbersiz ve ögretmensiz kalmamaya dikkat gösterin.)

$imdi tekrar akla dönelim ve aklin arkasindaki "Ögretici"yi görme-
ye calisalim.

Eger dinsizler ve ateistler; "sahipsiz bir kâinat", "ba$ibos kalmis bir
evren", "kendi kendine olmus ve olusmus bir âlem" fikrinden ve i-
nancindan kurtulmazlarsa, isabetsiz teorilerin mahkûmu olarak ka-
lacaklar, gercek insanligi bulamaycaklardir. Bundan sonra gercek
insanligi ve insanlasmayi arayanlarin onu nerede ve nasil bulacagi
artik belli olmustur. Bu firsat kacirilmamalidir. Cünkü insan icin
dünyada, sonsuz zaman ve sonsuz firsatlar yoktur. Firsat kacma-
dan, ölüm tirpanini vurmadan, yapilacak olan yapilmalidir. Yoksa,
"cok gec" olabilir!

Not: Cok az yazmayi düsünmüstüm. Ama söz sözü acti, damla
costu, deniz oldu! Iyi yüzme bilenler bogulmazlar... Bu arada
Kurban Bayrami da geldi. Bütün Müslümanlarin ve Müslüman-
liktan uzak olanlarin bayramlarini kutluyor, ebediyetli saadetlere
ermelerini diliyorum. Eger inancsizlar ve inkârcilar bir kurban
kesmek isterlerse, onlarin kesecegi kurbanlik; "inancsizlik" ve
"inkârcilik" olacaktir. O kurbanliklari kesenler, mutluluga ulasir...

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 19, 2007 11:52 AM

Sayin Huseyin

Sizin yukaridaki bana cevap saymis oldugunuz yorumunuz sadece sizin kisisel inanciniza kaynak gostererek yapmis oldugunuz bir yorumdur. Siz butun insanligin gelismesini tanriya ve dolayisi ile islamiyete dayandirmissiniz. Peygamberleri de insanlara bilgi sahibi olabilmede ve bugunku hale gelmemizde yol gosterici olarak one surmussunuz. Birkac paragraph ile dunya bilim, siyaset, din tarihini tanriya baglamisisniz. Daldan dala oyle bir atlayip herseyi basitlestirmissiniz ki size bir cevap yazabilmek icin, artik ilkcagdan baslayarak butun insanlik tarihini, bilimsel buluslar, inanclar, tarih oncesi ve sonrasi medeniyetler dahil olmak uzere tek tek yazarak karsilik vermek ve bunlarin insan aklina dayali ogrenme ile edinilmis binlerce yillik bilgi birikimini anlatmak gerekiyor. Bu da saatler degil herhalde gunler alir. Yani bu bilgilerin ilahlar ya da vahiyler tarafindan gelmedigi kesindir. Su anda yasamis oldugumuz teknologiyi yaratan bilimsel buluslar, insanoglunun tarihoncesinden bu yana ogrenmis oldugu bilgi birikimin sonucudur ve bu bilgi birikimi devam etmektedir ve edecektir ama inanclara degil akla dayali olarak. Inanclar o kadar kisiseldirki, ayni dinin icinde yuzlerce mezhep olmasi ve ayni kutsal sayilan kitaplarin degisik sekillerde yorumlanmalari inanclarin ne kadar kisisel oldugunu ve insanlarin tek bir inanc kalibina sokularak idare edilemiyecegini gosterecek kadar tektir ve farkli oldugunu gosterir. Inanclar tarihin her savhasinda bir toplum yaratmak, ve bu toplum uzerinde kuvvet sahibi olabilmek ve yonetmek icin insanlar tarafindan yaratilmistir. Hala inanclarin politikaya alet edilmesi ve inanc sahibi insanlarin siyasi menfaatler sonucu somurulmesini gormeye devam ediyoruz. Bunun engellenmesi egitim ve aklin kullanilarak edinilmis bilgi sahibi olmakla ancak mumkundur. Bunun baska alternatifi yoktur.

Benim sizden Kurani okuma hususundaki farkim, ben okumaya baslamadan once onu herhangi bir kitap gibi okuyup, mantik kullanark elestirmektir. Tarif edilemiyecek yucelikte bir varligin Kurani vahyettigine inaniliyorsa, bu varligin insanogluna vermis oldugu akli kullanip onun kitabini tatminkar bulmamasi ve elestirmesi benim acimdam cok dusundurucur.

Ayruca bilimin temelleri islamiyete degil tarih oncesi uygarliklara dayanir. Bunu ozellikle belirtmek istedim, bu daha once defalarca bu yorum sitesinde tartisilan bir konudur...

Yazan: gunka Tarih: December 24, 2007 7:41 PM

Sayin Gunka,

Ben de: "Bugünkü bilimin temelinde sadece Islâmiyet vardir"
demiyorum. Islâmiyetten önceki zamanlarda da bilimsel ca-
lisma ve düsüncelerin yapilmis olabilecegini ve insanlik tarihi-
nin derinliklerinden gelen birikimler üzerine Müslümanlarin da
görünür seyler eklemis olduklarini ben de kabul ediyorum.
Yani, Müslümanlarin bilimi sifirdan baslattiklarini söylemiyo-
rum. Fakat bilimsel gelisme ve ilerlemeyi sadece akla dayan-
dirmanizi dogru bulmuyorum. Cünkü bilimin temelinde Hak din,
aklin temelinde de vahiy ve ilham oldugunu cok iyi görüyorum.
Tanritanimaz birisinin bunu görmesi mümkün olmayabilir. Ama
ben görüyorum! Bunun icin de diyorum: Akilsiz din bâtil, dinsiz
akil da sapikliktir.

O halde dini bilimsiz ve akilsiz, bilim ve akli da dinsiz birakma-
yalim. Simdiye kadar dinden ve bilimden gördügümüz zararlar
da hep; dinin "akilsiz", aklin da "dinsiz" birakilmis olmasindandir.

Islâmiyet ise, bu iki kanadi koruyan bir din'dir. Müslümanlar da
bu iki kanadi takabildikleri zamanlarda göklerde ucmayi bilmis-
lerdir.

Kur'an hakkinda bütün akillarin, sizin akliniz gibi düsünmedigini
de bilmenizi isterim.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 25, 2007 6:45 PM

Hüseyin bey, birisi "inançlı akıl sapıklıktır" dese ne derdiniz?
Klasik, benim gibi düşünmeyen sapıktır yavanlığı..

Yazan: sinan Tarih: December 26, 2007 5:29 AM

Sinan Bey,

Zaten dinsizler de: "Inancli akil sapikliktir" sözünü baska
sekillerde söylemektedir. Fakat ben: "Dinsiz akil sapikliktir"
derken, basit bir damgalama yapmiyorum. Cünkü dinsiz bir
aklin sapiklik ürettigini görüyorum. Bunun en büyük örnegi
de, gercek din'den mahrum kalmis dinsiz "Aydinlanma Av-
rupasi" aklinin imal ettigi komünizm, fasizm, ateizm, mater-
yalizm, naturalizm, satanizm, emperyalizm ve diger izmler'
dir. Bir de bunlarin sonuclaridir. Bunlar elbette ki, "dinsiz
aklin ürünleri"dir. Bir iki dinsizin güzel fikirler üretmis olma-
si bu gercegi degistirmez. Biz, "bütünsel sonuc"a bakmaliyiz.

Siz de buna karsi, Orta Cag Avrupasi'ndaki bilimi dislamis
ve bilimcileri de cezalandirmis olan din adamlarini gösterip,
"bu da inancli aklin sapikligidir" diyebilirsiniz. Hattâ bir Müs-
lüman da bilim ve akli dislasa, o da sapiklik etmis olur. (Din-
siz bilim ve akli dislamak ayri bir meseledir.)

Ama ben diyorum ki: "Dini bilimsiz ve akilsiz, bilim ve akli
da dinsiz birakmayalim". Siz de tabii "bilim ve aklin dinsiz
olmasi gerektigini" iddia edebilir ve isteyebilirsiniz. Fakat
herkes sizin fikrinize katilmayacaktir.

Biz Kur'anlilar, yaratilisi Allah'a verir, bilimi dinli yapariz.
Ama bir gün bilim adamlari cikar: "Yaratilisi baslatan Tanri
degildir" der, isbatlarsa; biz de "eyvah yanilmisiz" deriz. Fa-
kat biz $u anda o noktada degiliz. Cünkü bilim bunun zid-
dini da söyleyebilir. O halde biz de yolumuza devam eder,
"Yaratan Allah'tir" deriz. I$te bu söz: "Bilimi dinli yapmak"
tir. Siz ise, (ateizminizle) bilimi "dinsiz" yapmaktasiniz.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 26, 2007 6:03 PM

Hüseyin bey, size birşey yazmadığımı varsayın lütfen. Sözlerimi geri alıyorum. Bazı şeylerin konuşulması için ortak bir zemin, kavrayış vs. gerek. Sözlerinizin neresinden başlayacağımı bilemiyorum, uzun uzun tarih toplum vs. dersi vermek gibi bir niyetim de yok açıkcası, beni ve zamanımı aşar. Sözlerimi geri aldım!

Yazan: sinan Tarih: December 27, 2007 5:08 AM

Bilimin ahlaki çıkarımlar yapmak için kullanılması başlı başına bir safsatadır. Bu konuda görüşlerinize katılmamak elde değil. Ama ne yazık ki artık Akıl ve Bilimi kılavuz olarak kabul etmememiz bu çağda artık mümkün değil. Tabi hangi konuda kılavuzluk etmesini istediğimize de bağlı bu! Komünizm ve Nazizm bilimin gelişmelerinden etkilenip onu bir kült haline getirdiklerinde, zaten bilimin yol göstericiliğinden ve anlamından saptılar, tartışmayı yasakladılar, kendi düşüncelerini dogma haline getirdiler ve bunu da bilime mal ettiler, sosyal darvinizmi ve diyalektik mataryalizmi araştırmaya ihtiyaç duymadılar, her ikisinde de bu noktadan sonra akılcılık ve bilimin içinin boşaltıldığına dikkat çekmek lazım. Sizin ve diğer köşe yazarlarının kaçırdığı nokta bu. Bilimin iktidar aracı haline getirilmesi, bilim diye bahsedilen şeyin bilim olduğunu kanıtlamıyor ne yazık ki. Kuantum Kuramı materyalist diyalektiğe uymuyor diye yürüyüş yapan insanlar bilimin temsilcisi olamaz. Kuantum kuramını bulanlar bilimin temsilcisidir. Diyeceğim o ki bilim evet iktidarı ele geçirmek için kullanılırsa iyi bir kılavuz değil ve iktidarın emellerine göre yeniden yapılandırılıyor, bilim olmaktan çıkıyor. Bilim Dini tehlikeye sokuyor diye bu kadar ürkmemek gerek bence. Hem İslam dünyasının hali ve akılla bilimi önemsemiş Batı Dışı toplumlar düşünülünce böyle bir yazı kaleme almaya cesaret etmemek gerek bence.

Yazan: Füreya Tarih: January 3, 2008 4:39 PM

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" paradoksu
Ulu önder Atatürk'ün söylediği bu vecize kendi içinde bir ironiyi de barındırır. Zira Atatürk bütün doktorlarının tavsiyesinin zıddına yıpratıcı hayat tarzından (!) vazgeçememiştir. Yani bir anlamda ilmi en hakiki mürşit olarak edinmemeyi tercih etmiştir. Evet, ilk duyuşta kulağa hoş gelen bu tumturaklı vecizenin hakikat planında içi boştur. İspatı olmayan bir aksiyomdur. (O zaman teori oluyor...). Bir de bu arada "bilim fetişizmi" olarak ikinci bir başlık açmak gerekebilir. Ne hikmetse bilim bir şahsiyet ya da bir entite olarak algılanıyor. Oysa bu büyük bir yanılgıdır. Bilim dediğimiz şey aslında bir metotlar ve disiplinler bütününden ibarettir. Tıpkı bir şahsiyet olarak addettiğimiz ama aslı evvelinde muhtelif fizik kimya ve biyoloji oluşumlarının hepsine birden verdiğimiz tabiat adı gibi. Bilim diye bir şey yoktur, bir disiplinler bütünü vardır. Dolayısı ile bilim mi din mi gibi saçma bir dilemmaya düşmeye gerek yoktur. Elbette her konuda bir metod bir disiplin bütününe ihtiyaç olur. Kimsenin bilime karşı olduğu falan yok. Niye olsun ki. Bizler bilimi bir şahsiyet olarak algılayıp onu dinin karşısına bir alteratif gibi koyma yanılgısına karşıyız.

Yazan: Eli Goldberg Tarih: January 3, 2008 5:59 PM

Atatürkün o sözünü tarihsel bağlamı içersinde değerlendirmek gerekiyor. Bir imparatorluk sonrası kurulmaya çalışılan bir cumhuriyet olayı var, ve o zamanlar söylenmiş. Ne anlama geliyor bu sözü? Ahlaki,moral vs. birşey gerektiğinde gidip bir fakülteye soralım anlamında mı demiş? Yada yasa yaparken üniversitelere soralım mı demiş? yoo.

Burada epeyce bir yorum okumuş ve yazmış birisi larak bilime şahsiyet veren bir tavır görmedim.

Bizler bilimi bir şahsiyet olarak algılayıp onu dinin karşısına bir alteratif gibi koyma yanılgısına karşıyız.

Neden öyle yapsınlar, din bir şahsiyet mi ki?
Mesele çok basit, birşey dinlerine uymadığı için yalan yanlış bilgilerle muhalefet etme sorunu var. Asıl sorun buda değil aslında, asıl sorun karşı çıktıkları şeyin geliştiği zeminde bile yanlış olduğu iddiası. Yani insanoğlunun bilimsel eylemi sonucu üretilen birşeye, "bilim buna karşı" şeklinde bir muhalefet.

Yazan: sinan Tarih: January 8, 2008 11:26 AM

20. yüzyılda 160 milyon insanı öldüren komünizm değil, baskıcı sovyet rusyasıdır.
Komünizm sadece bir teoridir

Yazan: Ozan Akın Tarih: January 14, 2008 3:30 PM

Sayın Ozan Akın,

Tabi tabi Sovyet Rusya da zaten ilhamı Müslüm Gürses'ten falan alarak yönetiliyordu...

Sovyet Rusya bir İslam devleti olduğunu savunsa idi böyle bir yorum yazar mıydın?

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: January 14, 2008 11:51 PM

Sayın Ozan Akın,

Tabi tabi Sovyet Rusya da zaten ilhamı Müslüm Gürses'ten falan alarak yönetiliyordu...

Sovyet Rusya bir İslam devleti olduğunu savunsa idi böyle bir yorum yazar mıydın?

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: January 14, 2008 11:56 PM

Mustafa bey, neymis ilham kaynagi?
Ornehin Marx okumasi yapmissiniz bu sekilde yazdiginiza gore. Bana bir kaynak verebilirmisiniz? Sovyet, daha dogrusu Stalin in kullandigi yontemlere iliskin bir ilham kaynagi gosterebilirmisiniz temel metinlerde?
Ve ayni seyden ilham alan Chavez neden insan oldurup durmuyor da "mission" larla milyonlarca insani is guc sahibi yapmaya calisiyor?

Yazan: fuatogl Tarih: January 17, 2008 5:14 PM

Bu yazida soyle bir mantik hatasi yok mu?

Dinsel toplum tasavvuru adina ornek gosterilen Iran, Arabistan, ve Afganistan kotu ornekler deniyor. Dogrudur.

Peki bu kotu orneklerden kacinmak, iyi bir dinsel toplum tasavvuru kurmak icin basvurmamiz gereken ne?

Akil degil mi?

Yoksa elimizde baska bir kaynak var da, ben mi bilmiyorum? Mesela, yuregimizin goturdugu yere falan mi gitmemiz gerekiyor?

Yazan: Balbazar Tarih: January 20, 2008 11:14 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)