« Araplığı Aşağılamak | Ana Sayfa | Müslümanın ‘Ortaçağlı’sı Makbuldür »

November 21, 2007

Halk İçin, Jakobenlere Rağmen

[21 Kasım 2007 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Türkiye’deki siyasi tartışma ve kamplaşmaların özü, temel bir ayrıma indirgenebilir: Bir tarafta “devlet ideolojisi”ni esas alan ve toplumu buna göre tanzim etmeyi hedefleyenler vardır. Öte yanda ise toplumun gerçekliğini esas alan ve devleti buna göre tanzim etmek isteyenler... Birinci tarafından dayağı “kurumlar”, öteki tarafın dayanağı oy sandıklarıdır.

Bu özetleme, geçen hafta sonu İzmit Kartepe’de toplanan Abant Platformu’nu izlerken aklıma geldi. Yüzden fazla aydının katıldığı toplantının konusu “Yeni Bir Anayasa”ydı. Prof. Dr. Ergun Özbudun ve çalışma arkadaşları, hazırladıkları anayasa taslağını anlattılar. Diğer katılımcılardan bir çok itiraz, eleştiri ve öneri geldi. Ancak iki günlük paneller dizisinin kapanış konuşmasını yapan Prof. Levent Köker’in dediği gibi, herkes tek bir noktada anlaşıyordu: Siyasal rejimin üzerinden “askeri vesayet”in kalkması ve ülkemizin “tam demokrasi”ye kavuşması.

Hemen her toplantısında Türkiye’nin kritik meselelerini masaya yatırarak açılımlar yaratan Abant Platformu, zaten “sivil” bir ortam. Dolayısıyla katılımcılarının böyle düşünmesi de normal. Ancak elbette herkes öyle düşünmüyor. Devlet ideolojisine göre toplumu tanzim etmek isteyenler, yani “Jakobenler”, hala ayaktalar. Yola, “halk için, halka rağmen” diye çıkmışlardı. İşin özü kısa zamanda “seçkinler için, halka rağmen”e dönüştü. Bugün ise sadece halka değil, Avrupa Birliği’ne ve hatta tüm “özgür dünya”ya rağmen ayakta durmaya çalışıyorlar. Ama giderek de zayıflıyorlar.

Türkiye’yi “tam demokrasi”ye taşıyacak özgürlükçü bir anayasa, kuşkusuz Jakobenlerin “sınıf çıkarları”na ve “duygu dünyaları”na yaramayacak. Ama halka çok iyi gelecek. Onun için “halk için, Jakobenlere rağmen” demek ve yılmadan yürümek lazım.

Bu yürüyüşün sancısız, çalkantısız olmayacağı ise açık. Toplumun bir sürü farklı kesimi ve bunların çok farklı talepleri var. En çetrefilli mesele de Kürt sorunu.

Nitekim bu konu, Abant Platformu’ndaki tartışma odaklarının birini oluşturdu. Katılımcı Demokrasi Partisi lideri Şerafettin Elçi ile ben, iki zıt görüşü dile getirdik. Sayın Elçi, yeni Anayasa’nın “Kürt halkı”nı da tanıması, hem de bunu “Kürtlerin coğrafyasını” kabul ederek yapması gerektiğini söyledi. Bunun anlamı, biraz Irak’taki gibi, iki halklı ve iki bölgeli bir “federasyon” kurulması. Oysa orada da söylediğim gibi, bu formül Türkiye için ne gerekli ne de gerçekçi. Irak’taki Arap-Kürt ayrışmasının aksine, Kürt vatandaşlar Türkiye’nin dört yanına dağılmış ve toplum geneline önemli ölçüde entegre olmuş durumdalar. Kendilerini ayrı bir “halk” olarak gören Kürtlerin oranının oldukça düşük olduğu, seçim sonuçlarından açıkça belli oluyor.

Ben, Kürtlerin kendilerini “Türkiye halkı”nın bir parçası olarak görmesi ve liberal demokrasinin getireceği hak ve özgürlükler ile yetinmesi gerektiğini savundum. Müslüman Kürt aydını Altan Tan da, “bu formül bizim için yeterlidir” dedi, yüreğime su serpti. Umarım Sayın Elçi ve diğer “federasyoncular” da ayrı bir “halk” inşa etme hedefinden vazgeçer. Yoksa, “demokrasi gelirse ülke bölünür” diyen Jakobenleri haklı çıkarmaya başlarlar ki, hiç hoş olmaz.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 21, 2007 10:37 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Yine keyifle okuduğum,üst düzey bir yazı Mustafa Bey'den..Türkiye'de saltanatın kaldırılmasından sonra MİLLETİN EGEMENLİĞİ hedeflenmiş ve bu uğurda gerekli SIKI yöntemler de uygulanmıştır..Ne var ki sancılı geçiş döneminde bazı uygulamaların elit bir kesim tarafından HALKA RAĞMEN yürtülmesi doğal bir ELİTİST SALTANATI doğurdu..Bu saltanatın da doğası dereği halk iktidarına dayanması mümkün değil..Gelecek yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum Mustafa Bey...

Yazan: MUSTAFA Tarih: November 21, 2007 3:31 PM

"Müslüman Kürt aydını Altan Tan da, “bu formül bizim için yeterlidir” dedi, yüreğime su serpti. Umarım Sayın Elçi ve diğer “federasyoncular” da ayrı bir “halk” inşa etme hedefinden vazgeçer. Yoksa, “demokrasi gelirse ülke bölünür” diyen Jakobenleri haklı çıkarmaya başlarlar ki, hiç hoş olmaz."(Mustafa Akyol)

Mustafa Akyol'un bu tespitlerini iyi okumalıyız diye düşünüyorum,

Ben, CHP ve MHP'yi DTP ile aynı düzlemde, birbirleriyle birleşip kesişmeseler bile aynı paralelde görüyorum.

Farklı düzlemlerde hareket etmemiz lazım Türkiyemiz için.

Ayrıca "paşaların şu malum son itirafları"ndan sonra DTP'lilerin çıkıp "ukalaca, bakın biz demiştik" tavrı içine girmelerini hiç ANLAMLI BULMUYORUM

Çünkü aynı paralelde itirafları, hatta 2 mislisini DTP'nin ve destekçilerinin yapması LAZIM. Hatta terörle ilgili itirafları da katarsak matematik şaşıracak.

Zaten en sinir olduğum, beni bile çileden çıkaran, neredeyse beni bile "bölücü", "rıkçı" yapacak sözleri ağzıma getiriyor bu DTP'lilerin söylemleri.

İnsanları bölecek, aşırılaştıracak NAMERT sözlerini öyle CÜRETKAR sarfediyorlar ve öyle GURULU görünmeye çalışıyorlar ki, bu ukalaca tavırları inanın sinirlerimi bozuyor.

Bugün çarşıda birisinden bir söz duydum, atasözü imiş:

"Yiğidin ve namertin(kötünün) vatanı yoktur"

Yani ne şuralılar, şunlar yiğittir deyip, tüm hepsini yiğit ilan edebiliriz, ne de şuralılar, şunlar namerttir(kötüdür) deyip hepsini karalayabiliriz, herbirinin içinden yiğitler ve namertler çıkar. Bir ananın bütün evlatları birbirine benzer mi; bir anadan 30 farklı evlat doğar.

...

Ayrıca yazıda en hoşuma giden cümle şu oldu:

"Birinci tarafından dayağı “kurumlar”, öteki tarafın dayanağı oy sandıklarıdır."(Mustafa Akyol)

Birinci ve ikinci tarafı biliyorsunuz, okuduk.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 21, 2007 5:38 PM

"Bu özetleme, geçen hafta sonu İzmit Kartepe’de toplanan Abant Platformu’nu izlerken aklıma geldi. Yüzden fazla aydının katıldığı toplantının konusu “Yeni Bir Anayasa”ydı. Prof. Dr. Ergun Özbudun ve çalışma arkadaşları, hazırladıkları anayasa taslağını anlattılar. Diğer katılımcılardan bir çok itiraz, eleştiri ve öneri geldi. Ancak iki günlük paneller dizisinin kapanış konuşmasını yapan Prof. Levent Köker’in dediği gibi, herkes tek bir noktada anlaşıyordu: Siyasal rejimin üzerinden “askeri vesayet”in kalkması ve ülkemizin “tam demokrasi”ye kavuşması." MA

Mustafa Bey yukarida bahsettiginiz konulari anlayabilecek kapasitede bir toplum yaratmamiz gerekiyor once. "Herkes" dediginiz ulkenin kacta kacini olusturuyor ve bu konulari anlayabilecek kapasiteye sahip TC vatandaslarinin kacta kacina hitab edebiliyorsunuz??? Ulkemizin tam demokrasiye kavusabilmesi icin once ulusun bu terimin ne anlama geldigini bilmesi gerekir. Turkiye nufusunun yuzde kaci "anayasa", "tam demokrasi" v.b gibi terimleri anlayabilecek egitime ya da bilince sahip???

Sizin hitab etmeye calistiginiz sorunlari ve vurguladiginiz terimleri anlayabilecek kapasiteye sahip bir toplum olmasi ve bu toplumun ulkenin en az yuzde 80 nini olusturmasi gerekiyor,(inanin ben dunyanin en gelismis ulkelerinden birinde yasiyorum ve burada boyle bir yuzdelik soz konusu bile degil) Aksi takdirde ben sizin hangi topluma ya da ulusa hitab ettiginizi anlayamiyorum.

"Ben, Kürtlerin kendilerini “Türkiye halkı”nın bir parçası olarak görmesi ve liberal demokrasinin getireceği hak ve özgürlükler ile yetinmesi gerektiğini savundum."

Kurtler kendilerini turk halki olarak gormedikleri
surece problemleri bitmez. TC topraklarinda yasayan ve kokenin dini ne olursa olsun ve bu topraklari vatani olarak kabul edebilen herkes turktur. Ama turk ulusunun buyuk bir yuzdesi buna kurd kokenli turklerin cogunlugu dahil olmak uzere, ne kokenden olursa olsun bunu idrak edebilecek bilince ve egitime sahip olmadigi icin bilgisayar gibi ne yuklerseniz onu verebilir sizere ancak...

Yazan: gunka Tarih: November 22, 2007 4:50 PM

AK Parti, kürt milliyetçiliği yapan DTP'nin önünde ciddi ve büyük bir engel olarak duruyor.
Önümüzdeki seçimlerde DTP'nin kabusu AKP olacak.

AK Parti gibi bütünleştirici bir partinin varlığı bölge halkı için de önemli bir fırsat...
Önlerine ilk kez ciddi ve onlara hizmet verebilecek bir Türkiye partisi çıkıyor.
Bölücülük istemeyen ve problemleri çözmek isteyen bir devlet aklı,ayrılıkçı DTP'yi bütünleştirici AKP nin karşısına çıkarmalı.


Yazan: TT Tarih: November 22, 2007 4:58 PM

Başbakan, Azerbaycan'a hareketinden önce pkk'nın termininolojisindeki "silah bırakmak" kavramını kullanınca, medyanın işgüzarları, "Erdoğan'ın kafasında kapsamlı bir plan mı var?" sorusunu ortaya attılar.

Derken, bu sorunun 'alt soruları' gelmeye başladı ardı ardına…

Plan, Oval Ofis'te mi şekillenmişti, Erdoğan'ın son ABD ziyaretinde mi nihai halini almıştı?

Uzun vadeli bir "düze indirme" stratejisi izleniyor ve bu yollar Türk kamuoyunun gazını alma taktikleriyle birlikte mi yürütülüyordu?

Ana muhalefet liderini bile nazlı bir 'barış güvercinine' çeviren, bu büyük plan olmasındı?

Biraz daha cevval olanlar, askerin bu tezgahın neresinde durduğunu da sorguladı.

"Vaşington'un koordinasyonunda yol alan bir asker-hükümet işbirliği mi var?"

soruları ortaya atıldı.

Büyükanıt Paşa'nın artık rutin hâle gelen ve etki dozu giderek düşen

"Biz hazırız, hükümet ağırdan alıyor"

açıklamaları bir yana, askerlerin genel sessizliği ve İlker Başbuğ'un gazetecileri

"Tezkere uygulama aşamasında.. Karar vericileri rahat bırakın!"

diye terslemesi, el altından yürütülen ince bir gizli planın varlığına işaret olarak değerlendirildi…

Basın, "Plan, Vaşington'da mı kotarıldı?" sorusu başta olmak üzere, ortaya yeni atıyormuş gibi yaptığı bütün soruların cevabının "evet" olduğunu peşinen biliyordu…

Üstelik, daha Tayyip Bey Vaşington'dayken biliyorlardı..

Onlar o sıra, "Sabrımız taştı!" manşetleri atma görevini icra etmekteydiler..

"Kapsamlı bir plan mı var?"

sorusunu ne zaman gündeme getirecekleri kendilerine bildirilecek, işte o zaman "Mehmetçik'in gözlerindeki öfke!" edebiyatını bir yana bırakıp, gazetecilikte ender durumlarda başvurulan "soru işaretli haber başlığı" stiline geçeceklerdi..

Ve geçtiler…

"Silah bırakma" sözcüğü tetiklemiş gibi oldu ve basınımız nihayet kükredi:
"Başbakan'ın kafasında gizli bir plan mı var?"
Başbakan, ilk kez öfkelenmedi…

Sevimli buldu böyle sorular sorabilen gazetecileri..

"Sizi gidi yaramazlar siziii!!" babacanlığı ile baktı olaya.

"Akif! Ara şu medya patronunu, falanca densizi işten atsın! Atmazsa, maliye müfettişleri geliyor ha!"

falan demedi...
"Var da diyemem, yok da diyemem…Bekleyin görün. Her şeyi paylaşamayız, biz ciddi devlet adamlarıyız.."

pozunu sergiledi. Piyasayı nazlandırdı da nazlandırdı. Gül kokulu beşiklerde sallanıyor gibi hissettik kendimizi…

"İyi de Sayın Başbakan'ım…İnlerinde vurduk manşetleri, Hain'e tokat gibi cevap yalanları artık baymaya başladı. Vatandaş, Kandil dağının gerçekten dövüldüğünden şüphe ediyor. Palavracılık konusunda zaten sicilimiz bozuk…Manşete sıkıştık biz.. Gelin şu planı artık anlatın da sayfa bağlama sorununu aşalım.."

İşte bu noktada imdada Deniz Baykal yetişti…

"Işıklı merdivenlerden Ricky Martin yürüyüşüyle sekerek gelme" kongresini hatırlatan bir reveransla sahneye atlayıverdi:

"Arkadaşlar, yeni Kürdistan açılımı buldum, bakın!"

("Reverans ne demek?" diye soracak titiz okuyucularımızdan ricam, bu kelimenin anlamını bana yazdırıp da başıma hakaret davası sardırmasınlar. Ekşi Sözlük'e baksınlar, özellikle 6. maddede reveransın güzel bir tanımı var ...)

Bütün bu tiyatro çadırının,
sirk cambazlığının,
sansar politikacı tiplemesinin,
milli meselelere duyarlı basın triplerinin,
"söz ağızdan bir kez çıkar beyler!" şeklindeki asker sertliklerinin,
"çağa ayak uydurmaya karar verdik" kıvamına getirilen ana muhalefet liderinin…

Ve daha aklınıza gelecek- gelmeyecek bir ton tezgâhın, dubaranın, desisenin, şaklabanlığın sebebi şu:

Evet, bir plan var…

"Gizli bir plan" değil, açık bir plan var…

"Düz ova" projesini, çaptan düşmüş, düşük profilli siyasetçilerin ağzında heba etmekten ders çıkaranlar, bu kez planda eksik bırakmadı.

Daha güçlü bir çıkış, daha etkin aktörler, her halükârda Pavlov'un köpeklerini oynayan medyayı daha zekice organize ediş…

Devletin bütün sacayaklarını işin içine katış…

Şehidine yanan Türk milletinin hassasiyetini anlıyormuş gibi yaparak gaz alış…

Önce "Genel af gündemimizde yok!" haykırışları arasında kapsamlı bir "eve dönüş" yasası çıkarılacak.

Bu arada,

Osman Pamukoğlu'nun deyimi ile "Boş kayaların üstüne milyon dolarlık bombalar boca edilecek",

derken DTP'nin "Devlet kendine yediremiyorsa, biz aracı olalım" şeklindeki teklifi, Ertuğrul Özkök vasıtasıyla damardan yudum yudum şırınga edilecek.

Toplum, "Aslında makul be!" ayarına getirilecek.

ABD ile "anında istihbarat" (ne demekse?) ağının nasıl işlediğine ve işe yaradığına dair bir-iki bomba haber patlatılacak.

Bu arada, gündemden uzaklaşmış olan yeni anayasa tecessüm edecek, orada 'kültürel haklar" falan olacak..

Sonra bir de bakacağız ki biz 'federasyon' fikrine alışmışız!

Devlet Bahçeli, "Türk milliyetçileri son sözünü henüz söylemedi" dedi.

MHP bu önemli çıkışın altını, üstünü nasıl doldurur, nasıl dolduramaz bilemem..Ama önemli bir sözdür ve dikkatle kayda geçirilmelidir.

Bu sözün özü doğrudur.

Milli devlet hızla federasyonlaşma felaketine sürüklenirken, Türk milletinin, devlet bilincinin ve dirençli milli unsurların da sürprizleri olacaktır….

Yazan: ancazin Tarih: November 24, 2007 1:59 AM

Star'la siz biribirinize iyi yakisiyorsunuz Mustafa Bey. Orada uzun, basarili yillar dilerim. Bu vesile ile gene Star Grubu'na ait simdiye kadar Turkiye'de ortaya cikmis en kaliteli haber kanali oldugunu dusundugum yirmidort.tv'nin reklamini yapayim. Maddi yersizlikten kaynaklandigini dusundugum eksikleri var ama objektivite, profesyonelizm, orijinallikte benzerlerinin cok ilerisinde. Turkiye'nin El-Cezire'si olmaya namzet. "Doganin cigligi", "Yuz yillik yalnizlik", tarih Sohbeti, "Ortak akil" , "bir sarkisin sen" favori programlarimdan bir kaci. Tavsiye olunur.

Ha, burda yazi hakkinda yorum yapacaktik degilmi?

Tamam, iste yorumum: Budur.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 24, 2007 1:36 PM

Olan olayları tekrar edip "kendini kahin gibi göstermeye çalışan",

Olmayan, olmayacak şeyleri sanki olacakmış gibi anlatıp sonra "bakın bizim tepkimiz bunu durdurdu" şeklinde sahte kahramanlıklar yapan,

basit insanlardan artık sıkıldım.

...

Sayın ancazin,

"Devlet Bahçeli, "Türk milliyetçileri son sözünü henüz söylemedi" dedi. " demişsiniz yorumunuzda.

Türkiye'mizin böyle SOMUT(!?,=-) BÖYLE ORJİNAL([{!}]), BÖYLE MUHTEŞEM(&!#) fikirlere ihtiyacı olduğunu nasıl da bilmişsiniz.

...

Bahçeli yine tribünlere oynamış, bu sözün altından üstünden, sağından solundan, yanıdan, böğüründen, böbreğinden, dalağından önemli veya kayda değer birşey çıkmasını bekleyin efendim,

Gelirse bir el edin, durur alır,

Zaten o vapurun ilk durağı o beklediğiniz yer, kısa zamanda gelir...

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 24, 2007 2:02 PM

herkes tek bir noktada anlaşıyordu: Siyasal rejimin üzerinden “askeri vesayet”in kalkması ve ülkemizin “tam demokrasi”ye kavuşması.(Mustafa Akyol)

Sizlerin tam demokrasiden anladığınız şey ne idüğü belirsiz tarikatların ortalıkta serbestçe cirit atması olsa gerek.

Sevsinler sizin tam demokrasi anlayışınızı. Sizin derdiniz tam demokrasi falan değil sadece tarikatlar için tam demokrasi istiyorsunuz. Sizin tek derdiniz siyasal rejimin üzerinde askeri vesayet olmasın ama ne idüğü belirsiz kerameti kendinden menkul tarikatların vesayeti hiç eksik olmasın.

Tarikatların, din tacirliğinin, dinsel sömürünün önünde tek engel olarak askeri görüyorsunuz çünkü.

Halk için Jakobenlere rağmenmiş. Efendim? Yurt içinde ve yurt dısında milyonlarca masum insanımızın kutsal din duygularını sömürerek milyarlarca dolar para parasını jakobenler mi söğüşledi?

Sizlerin, halk için jakobenlere rağmen anlayışınız işte budur.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: November 24, 2007 6:08 PM

Başörtülü İHL öğrencisi birincilik ödülünü alırken kürsüden indirildi


Adana'nın Kozan ilçesinde düzenlenen öğretmenler günü programında kompozisyon dalında kazandığı ödülü almak için sahneye çıkan imam hatip öğrencisi okul kıyafetinin üstüne başörtüsü taktığı için Kaymakam ve garnizon komutanının uyarıları ile kürsüden indirildi.



24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla Kozan Belediye Sinemasında program düzenlendi. Programın sonunda 24 Kasım münasebetiyle yapılan yarışmalarda derece alan öğrenciler hediyelerini almak üzere kürsüye davet edildi. İmam Hatip Lisesi 11-C sınıfı örgencilerinden Tevhide Kütük, "Bir Öğretmen Olmalı" isimli eseriyle kompozisyon dalında kazanmış olduğu birincilik ödülünü almak için kürsüye çıktı. Birinciliği kazanmanın sevinciyle ödülünü almak için sahneye gelen Kütük, Kaymakam Aydın Tetikoğlu ve Garnizon Komutanı Hüseyin Çopur'un girişimleriyle okul kıyafeti ile salonda olmasına rağmen ödülünü alamadan sahneden indirildi. Kaymakam ve Garnizon Komutanın "İndirin onu" diyerek tepki göstermesi sonrasında öğrenci Kütük gözyaşları arasında kürsüden ödülünü alamadan indirildi. Gözyaşlarına boğulan Kütük, tepkisini Milli Eğitim Müdürü Mutlu Canbolat'ın karşına gelerek "Neden hocam" diyerek gösterdi.

Bu esnada salonda duygulu anlar yaşanırken Belediye Başkanı Kazım Özgan ve AK Parti İlçe Başkanı Abdullah Avcı, öğretmenler ve veliler olayı protesto ederek salondan ayrıldılar. Ak Parti İlçe Başkanı Abdullah Avcı, öğrenciye karşı gösterilen haksız tepkiyi şiddetle kınadığını ve bu tepkisini salonu terk ederek gösterdiğini belirtti.

Kaynak: Zaman, 24 Kasim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 24, 2007 10:25 PM

komutanların çağrıldığı bir toplantıda ihl'li başörtülü bir öğrencinin ne yaşayacağı önceden bellidir zaten..bunu bile bile o hanım kızımızı sahneye örtülü çıkaran öğretmenleri tebrik ediyorum!!

ne kadar ileri görüşlü öğretmenlerimiz var böyle..şimdi o öğrencinin pskolojisinide düzeltsinler bakalım..

inatlaşmak yüzünden oluyor bunlar,ben söylüyorum ama sakalımız yok dinlenmiyor o yüzden.

kızlar üzerinden siyaset yapmanın başka bir örneği..komutanlar tepki gösterince AKP'li başkanlar terk etmişler..lütfetmişler beyfendiler.

sorunu bu noktalara sizler getirmediniz mi zaten?kızları yanlış yönlendirerek,örtü senin kişiliğindir açarsan kişiliğin bozulur söylemleriyle kızların iç dünyalarını berbat ettiler.

Merve Kavakçı'yı sahneye süren siyasi aktörlerin çözeceği bir mesele değil bu.gere gere kızları çatlatacaklar..birileride bu arada ABD'de falan hoca oluyormuş,kahraman oluyormuş bilmem ne?

boşversene sen..bu kızın gözyaşlarını kim silecek onu söyleyin bana..yine mendilimi alıp ben koşacağım galiba..bu hep böyle oluyor çünki..

Yazan: deniz Tarih: November 25, 2007 2:24 PM

Sayın deniz,

"boşversene sen..bu kızın gözyaşlarını kim silecek onu söyleyin bana..yine mendilimi alıp ben koşacağım galiba..bu hep böyle oluyor çünki.. " (deniz)

demişsiniz.

Güzel, duyarlılığınız gözlerimi yaşarttı.

Tabi birazdan bir de çelişkinize değineceğim, o da sizin gözlerinizi yaşartabilir,

1. Bu kızın yaşlarını silelim, fakat bu kızın yarın yine ağlatılmayacağını nasıl garanti edebiliriz???

Size göre onu oraya sürenler, bana göre o densiz kaymakam ve garnizon komutanı, kim olduğu aslında önemli değil, birileri ağlatacak her defasında ve siz mendilinizi alıp koşacaksınız,

Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi o kızı oraya çıkaranlar suçlu ise sanırım sizin çözüm öneriniz "o kızın oraya çıkmaması, 'bile bile oraya çıkartılmaması', ödül kazanacak bir iş yapsa bile ya başkalarının isteklerine boyun eğip örtüsünü çıkarması ve ancak öyle çıkarılması, ya da o ödülü almaya gitmemesi, ya da ödül alacak işlere hiç girişmemesi" sorunu çözer,

Eğer benim iddia ettiğim gibi o garnizon komutanı ve kaymakan suçlu ise benim çözüm önerim de şöyle olmalı: "Bu 'yasak' veya baskıyı uygulayan kafaların değişmesi" sorunu çözer,

Sizin iddianız doğru ise ve sizin çözüm öneriniz "o kızı tecrittir"

Benim iddiam doğru ise ve benim çözüm önerim o kızı bir daha ağlatmayacak, o kızı aklı ve vicdanıyla hür bırakan bir çözümdür,

Sizce hangisi mantıklı?

Evet çelişkinizde burada gizli...

Babasından dayak yiyen çocuğun her defasında gözyaşarını silmek değil, babasından dayak yememesi için o çocuğu savunabilmek marifettir.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 25, 2007 7:12 PM

@ deniz,

Bir ara çalıştığım firmanın personel müdürü emekli askerdi,firma sahibi "disiplin temin etmekte en muktedir" onu gördüğü için işe almış.O ise patronu komutanı,çalışnaları da erat sanıyordu.

Yine asker babaya sahip bazı arkadaşlarımın bu aşırı disiplin yüzünden okul tuvaletlerinde yaşadığı sinir krizlerini unutabilmiş değilim...bu insanların bazılarının eşlerinden duyduğum şu cümle gerçekten ilginçti "komutanların hoşuna giden terbiyede evlat yetiştirmek"!

Kızın gözyaşlarından dem vurmuşsunuz onu baş örtüsü ile oraya çıkaran öğretmenlerden ve terk eden partililerden bahsetmişsiniz.Bunlar güzel eğer bir olay varsa sorumluların hepsi eleştiriden nasibini almalı.Anlamadığım kışlada olmadığını unutan öğretmeni ve öğrenciyi emir eri sanan askerlei bu eleştiriden muaf tutmanız ve hatta üstüne üstlük o askerlerin orada olduklarını "bile bile" bazılarının emre itaatsizlik ettiğini ima etmeniz.Bu nasıl bir bakış açısı?

Şimdi sizin sorunuzu biraz değiştirerek sorayım;sorunu bu noktaya taşıyan sizce hangi zihniyet?

Bu askerlerin oradaki davranışını eleştirebilir bulmuyor musunuz?


Yazan: çuvaldız Tarih: November 26, 2007 1:02 AM

Bazi yorumcu arkadaslar, sonunda isigi gormus imam-hatipli kizimizin, zekasi ile ve dahi zaten Gulhane'de beli dusuk pantolon giyip, sevgilisi ile dolasan "sikmabaslar" icin mendili alip kosmasindaki esbab- i muicibeyi cozmeye dursunlar, ben isin kolayina kacayim gene. Peki bu entellektuelimize "no more sikmabas" dedirten isik nerden gelir acaba sorusu disime gore. Asagiya koyacagim alinti Bu gunku Yeni Safak Gazetesindeki Kursat BUMin yazisindan. Buyurun burdan yakin (ozellikle son kisimdaki Cumhuriyet tanimina bakin da analar ne dehalar dogrurmus ogrenin):
_______________________________________
......"Cansen, üç hafta kadar önce yazısına şu başlığı uygun görmüştü mesela: “Bir tane patlatacam ama elim acır diye korkuyorum”.

Bu başlık ile bir ekonomi sayfasında karşılaştığınızda ne düşünürsünüz? Şöyle bir şey herhalde: Ekonomi yazarı, hararetin son derece yükseldiği bir dönemde (tezkere vs.), ekonomiyi ciddiye alan herkesin paylaştığı bir düşünceyi, yani “ekonomik ilişkilerin gelişmesi barış getirir, savaşı önler” gibi beylik bir varsayımı merkeze alarak milleti ironik bir başlıkla sükunete çağırıyor.

Siz öyle sanın, ne gezer... Ne geçer, çünkü Cansen, tahminlerin aksine savaş güzellemesi yapmakla meşguldür. Şu gülünç düşüncelere bakın:

“Tarihin en büyük gerçeği, savaştır. Barış, ancak savaşla kurulur ve korunur... “

“Savaş, bir yatırımdır. Yatırımın külfetine katlanmayan, nimetine kavuşamaz..”

“Toplum,kendi bekası için fertlerini feda eder...”

“AKP'nin akıl hocalığına soyunmuş, cumhuriyet düşmanı olmakla müftehir (Türkiye'yi Amerika ve AB yönetsin diyen) 'mandacı aydınlar' da...”

Şu sözlerin yanlışlığına, yersizliğine, manasızlığına, münasebetsizliğine filan değil, “gülünçlüğüne” bir bakın...

Bu yazıyı analiz eden Taraf gazetesinden (yeri gelmişken, geç de olsa, Taraf'a hoş geldin der uzun ömür dilerim) Halil Berktay'ın yerinde nitelemesiyle, Cansen, gerçekten de “sahte bir bilgelik” oyunu sergilemektedir.

“Ekonomi”den canı sıkılınca savaş feylosofluğuna soyunmak gibi bir arzu, istek ve de tabii ki cüret...

Cansen konu cumhuriyet, savaş, barış, cumhuriyet düşmanları, mandacı aydınlar gibi ekonomi dışı konular açıldığında çok da ısrarcı bir yazar doğrusu.

Nitekim, “Patlacatam..” başlıklı yazının yarattığı şaşkınlık geçmeden önceki gün de (24 Kasım) “Cumhuriyet ve demokrasi” başlıklı benzer bir yazı daha “patlattı”:

Yazının bizi ilgilendiren son bölümünde, yazar kendine sorduğu şu soruya cevap arıyor: “Türkiye'de 'cumhuriyet' ne demek?”

Cevaba bakın:

“1- Sokakta yürürken, lokantada yemek yerken, uçağa binerken, okula giderken, işini yaparken, aile içi ilişkileri düzenlerken, haliyle, tavrıyla ve kıyafetiyle, üstün nitelikli bir 'Batılı' gibi duran ve davranan,

2- Hayatta en hakiki yol gösterici , bilimdir diyen,

3- Ülkesinin birlik ve bütünlüğünü savunan,

4- İnsanların ırkını, dinini ve soyunu sorgulamayan,

5- Vatanını seven ve onu koruyan,

6- Kendine Türk denmesinden mutlu olan insan tipi yaratma projesidir.”


Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 26, 2007 7:27 AM

Hz.Muhammed'in ölümünden sonra onun din getirici peygamberliği'nin ötesinde aynı zamanda bir devlet kurucusu ve devlet başkanı olmasından dolayı Hz.Muhammed'in sahip olduğu iktidara göz diken gözü dönmüş siyasal İslamcılar'ın İslam dinini bin parçaya böldükleri yetmezmiş gibi karanlık siyasetlerine masum genç kızları da alet etmekten hiç çekinmezler.

Müslüman kadınlar için en büyük talihsizlik Hz.Hatice'nin Hz.Muhammed'den önce ölmesidir. Hz. Hatice yaşasaydı zaten ne kadınlar başlarını örtmeye zorlanabilirlerdi ne de gözü dömüş siyasal İslamcılar ortaya çıkabilirdi.

Masum genç kızların daha çocuk yaşlardan itibaren türban takmak zorunda bırakılması kadınları sadece cinsel bir obje gibi gören gözü dönmüş siyasal İslamcıların bir zorbalığından başka bir şey değildir.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: November 26, 2007 2:42 PM

"Müslüman kadınlar için en büyük talihsizlik Hz.Hatice'nin Hz.Muhammed'den önce ölmesidir. Hz. Hatice yaşasaydı zaten ne kadınlar başlarını örtmeye zorlanabilirlerdi ne de gözü dömüş siyasal İslamcılar ortaya çıkabilirdi."(Hülagü)

Hülagü Bey'e göre, Allah-ü Teala(cc) büyük bir yanlış yapmış(!) Hz. Hatice validemiz(ra)'i Peygamber Efendimiz(sav)'den önce almış bu dünyadan.

Allah-ü Teala(cc) "hazır Hatice'den kurtulmuşken, şu Müslüman kadınları da bir zorla örttüreyim, bir iki ayet indireyim" falan demiş.

Ne yani Hülagü Bey,

Hz. Hatice ölmeseydi, (haşa), Allah-ü Teala(cc) örtünmeyle ilgili ayetleri indirmeyecek mi idi?

Yoksa bu ayetler inse bile, Hz. Hatice validemiz(ra) bu ayetlerin uygulanmasını, kadınların bu ayetleri pratiğe geçirmesini mi engelleyecekti?

Saçmalamayın.

Kardeşim dini ve dindarları sevmiyorsanız, onları sevmiyorum deyin yeter,

Ne demek oluyor onları kategorize edip, etiketleyip, "siyasal islamcılar" tabelası kondurup karalama gayretleri.

ÖNCE KENDİ SAMİMİYETİNİZİ TEST EDİN.

Ve bırakın şu basit sloganları artık, yorumlarınızda somut şeyler görelim biraz.

Masum genç kızıma ne takacağıma ben karar veririm, ben onun ailesi isem onu ben kendi istediğim şekilde yetiştirme hakkına sahibim, bu insan hakları evrensel beyannamesinde bile aileye verilen bir haktır, onu ne devletin, ne Hülagü'nün istediği şekilde yetiştiririm; ha o büyür, reşit olur, o zaman tercihleri değişir mi değişmez mi, onu bilmem, o zaman istediğini yapar, ama o zamana kadar ben müsade ederseniz kendi çocuğumun kafasını "yıkayacağım", siz de gidin kendi çocuğunuzu kafasını yıkayın, benim çocuğum için "üzülmeyi" bırakın, çünkü ben sizin çocuğunuz için üzülmüyorum... Sizin doğrularınız vardır, sizin doğrularınız sizindir, ben sizin doğrularınızı kendi çocuğunuza aktardığınız için sizi eleştiriyor muyum? Benim de doğrularım var, ben de kendi doğrularımı kendi çocuğuma aktarmak istiyorum ve bunu yaparken birileri tarafından zorba, baskıcı olarak "etiketlenmek" istemiyorum. Sizin doğrularınız size göre, benim doğrularım bana göre doğru. Siz doğrularınızla, ben doğrularımla, birbirimize müdehale etmeden yaşayalım. Müdehale ettim mi diyeceksiniz? Etmediniz, ama bir de etiketlemeseniz. Ben sizin çocuğunuza mı örtün diyorum, sizin çocuğunuzu mu örtüyorum da bana "zorba" etiketini yapıştırıyorsun. Çocuğunuz reşit olduğunda inşallah sizi yine bu kadar "özgürlükçü" görmek isterim.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 26, 2007 5:42 PM

Ne yani Hülagü Bey,
Hz. Hatice ölmeseydi, (haşa), Allah-ü Teala(cc) örtünmeyle ilgili ayetleri indirmeyecek mi idi?
Yoksa bu ayetler inse bile, Hz. Hatice validemiz(ra) bu ayetlerin uygulanmasını, kadınların bu ayetleri pratiğe geçirmesini mi engelleyecekti? (mustafa fatih yüce)

Evet mustafa fatih bey böyle ayetler hiçbir zaman inmeyecekti. Bunun kanıtı Kur'an'ın kendisidir. Çünkü Kur'an'daki kadınları ilgilendiren ayetlerin hepsi özellikle Hz.Hatice'nin hayatta olmadığı Medine döneminde inmiştir. Hepimizin bildiği gibi Kur'an ayetleri hep yaşanmış hadiselerin üzerine inmiştir. Bu yüzden vahiy'lerin gelmesi 23 yıl sürmüştür.

Örneğin örtünmeyle ve zina'yla ilgili ayetler Hz.Muhammed'in genç ve en çok sevdiği eşi Hz.Ayşe ile ilgili çıkartılan dedikodular üzerine inmiştir. Yani Kur'an ayetleri sebepsiz yere inmemiştir. Hep Hz.Muhammed'in başından geçen olaylar olup bittikten ve Hz.Muhammed'in eylemlerinin hemen sonrasında inmiştir.

Aynı Ahzab suresinde olduğu gibi eski kölesi sonradan evlatlığı olan Zeyd'in Hz.Muhammed'in halasının kızı Zeyneb'i boşaması ve hemen akabinde de Hz.Muhammed'in Zeyneb'i kendisine eş alması. Hz.Muhammed'in evlatlığının boşandığı eşiyle evlendi dedikoduları üzerine hemen akabinde Ahzab / 37 ayeti inmiştir.

Aynı Leheb suresinde olduğu gibi. Hz.Muhammed'e inanmayan amcası Ebu Leheb Hz.Muhammed'e zulmettiği için Hz.Muhammed'in amcasına karşı olan hisleri Allah tarafından bu ayetle amcasına beddua edilmek suretiyle desteklenmiştir.

Yani bütün ayetler Hz.Muhammed'in eylemlerinden hemen sonra inmiştir. Dolayısıyle Hz.Hatice döneminde Hz.Muhammed'in onun üzerine başka bir hatta bir kaç tane daha eş alması mümkün olamayacağı için doğal olarak böyle olaylar yaşanmasına başta Hz.Hatice müsade etmeyeceğini Hz.Hatice'nin güçlü karaktere sahip olduğu bilindiğinden kadınları, daha doğrusu peygamber eşlerini koruma ya da baskı altına alan ayetler inmesinede gerek olmazdı. Çünkü böyle hadiseler hiç yaşanmamış olacaktı.

Samimiyet testine gelince, elbette çocuklarınızı istediğiniz gibi yetiştirebilirsiniz. Ama onlar üzerinden siyaset yapamazsınız! Bu kadar basit.

Hem neden çocuk yaşlardan itibaren beynini yıkamaya çalıştığınızı anlamadım? Dininizden bir şüheniz mi var ki, buna inandırmak için illa çocuk yaşlardan itibaren beynini yıkamak zorunda kalıyorsunuz? Allah Kur'an'ında çocuklarınızın beynini daha küçük yaşlardan itibaren yıkamaya başlayın diye mi, emrediyor?

Allah Kur'an'ında din üzerinden siyaset yapmanızı mı emrediyor? Allah ile kula arasına girmek, yaratırken istediğini inaçlı istemediğini inançsız yaratmak güç ve kudretine sahip olan Allah'ın işine neden burnunuzu sokuyorsunuz? İnançlı yarattığı birey zaten ona ve gönderdiği dinlere inanacaktır. Çocuğunuz büyüdükten sonra ne yapıp ne yapmayacağını bilemediğinize göre onlara daha çocuk yaşlardan itibaren beyin yıkama operasyonu adı altında neden zulmediyorsunuz?

İşiniz gücünüz Allah'a şirk koşmak. Başka bir şey yaptığınız yok! Kur'an ayetlerinde yaşananları Kur'an'ın kutsallığı içersinde bırakın. Kur'an'ın orasını burasını çekiştirmek vazgeçin artık. İşinize gelmeyenleri pas geçip, işinize gelenleri ise karanlık siyasetinize alet etmeyin. Hz.Muhammed'in iktidarına hiçbir zaman erişemiyecksiniz. Hz.Muhammed'in devlet kurup devlet yönetmesiyle Allah'ın elçisi olma özelliğini birbirine karıştırmayı bırakında İslam dini ve müslüman kadınlar rahat bir nefes alsın artık.

Eğer bugün İslam dini, dünyadaki terörün kaynağı olarak gösterilmeye çalışılıyorsa bunun yegane sebebi gözü dönmüş siyasal İslamcılardır.

Hülagü TTT


Yazan: Hülagü Tarih: November 28, 2007 5:04 PM

Hülagü Bey,

Bu konu kadere kadar gider.

Bizler için zaman bir boyut ve önce geleni sebep sonra geleni sonuç olarak görürüz, bu normal, fakat farklı boyutlardan da düşününce;

Acaba sizin sebep dedikleriniz de ilahi bir planın sonuçları olmasın?

Sizin sebep dediğiniz şey zaman boyutu olmayan bir alemde zaten yaratılmıştı, yani zaman boyutunda "türev"ini alırsak zaten gerçekleşmişti(gerçekleşecekti ki gerçekleşti). Gerçekleşmemesi gibi bir olasılıktan söz edilemez.

Bu sizin yorumunu Allah'ın ilim sıfatına da aykırı.

Bu konuda tartışmaya gerek bile yok, madem sebep sonuç ilişkisini bu kadar seviyorsunuz o zaman gerçekleri kabullenmektede zorlanmazsınız; artık hiçbirşeyi değiştiremeyeceğimize, o olanlar yaşandığına göre tartışmanın manası yok. O ayetler inmiş, olan olmuş, size göre sebepler bana göre sebep olan sonuçlar yaşanmış. Ve Kur'an'ın hükümleri bu yönde gerçekleşmiş, etseydi, bulsaydı, olsaydı demenin manası yok artık.

Ha tabi ne benim ne de sizin iddialarınız kanıtlama şansınız yok.

Siz hala "gerçekleşmezdi" demeye devam ederseniz ben de size "peki o gerçekleşmeseydi Allah(cc)'ın başka bir 'sebep' yaratmayacağının garantisini nasıl veriyorsunuz?" diye sorarım size.

Neyse. Bu mesele çok da önemli değil.

...

"Samimiyet testine gelince, elbette çocuklarınızı istediğiniz gibi yetiştirebilirsiniz. Ama onlar üzerinden siyaset yapamazsınız! Bu kadar basit."(Hülagü)

Onlar üzerinden siyaset yapmak ne demek? Onların ve benim haklarımızın elimizden alındığını düşünüyorsak, hakkımızı yargıda arayacağız, yargı da kanunlara göre hareket ettiğinden ve yargıda da çözüm bulamazsak, medeni bir ülkede kanunların değiştirme yolu olan siyasette ve demokratik yollarda arayacağız.

Başka bir alet mi öneriyorsunuz bize?

Kaldı ki benim çocuğumu küçük yaştan itibaren dinin bazı gereklerine alıştırmam, onları öğrenmem çocuklar üzerinden siyaset yapmak değildir, yine de yukarıda cevap vermiş oldum.

Dinin inanç ve ibadet yönü vardır. Her aile kendi çocuklarını kendi inaçlarına, siyasi eğilimine, dinine göre yetiştirme hakkına sahiptir(not:medeni ülkelerde, insan hakları evrensel beyannamasinde belirtilen bir hak olarak da)

Çocuğa dinin ibadet ile ilgili kurallarını ancak yaparak, yaşatarak öğretebilirsiniz. Modern eğitimin gereğidir bu. Bu gereği neden dini öğretimden çıkarmak istiyorsunuz? Eğitim davranışları kalıcı hale getirme meselesidir bu tip uygulamalı alanlar için. Bunu da ancak alıştırarak, yaptırarak, yaşatarak kazandırabilirsiniz.

Ne yani çocuğuma küçük yaşta örtünmeyi, namaz kılmayı öğretmeyeceğim, 18'ine geldiğinde;

"sen artık reşitsin, İslam diye bir din var, biz ona inanıyoruz, annenle birlikte, bak İslam'da namaz var, şöyle kılınır, örtünme var, İslam şunları emrediyor, bunları yasaklıyor, hadi seç(!)"

mi diyeceğiz???

Yoksa çocuğumuz kendi kararını vermek istediği zamana dek biz ona öğretmeye devam mı edeceğiz. Hangisi mantıklı?

Bence mantıklı olan sizce zulüm mü?

"Yıkamak" derken de bunu kastediyordum ve o yüzden ("") tırnak içerisinde yazmıştım, mecazi bir anlam ifade etsin diye ama yine çatmak için tırnakları görmemişsiniz.

...

"Allah Kur'an'ında din üzerinden siyaset yapmanızı mı emrediyor? Allah ile kula arasına girmek, yaratırken istediğini inaçlı istemediğini inançsız yaratmak güç ve kudretine sahip olan Allah'ın işine neden burnunuzu sokuyorsunuz? "(Hülagü)

Hülagü bey biraz önce sebep ve sonuçlardan bahsetmiştik. Bir fıkra vardır, kimilerine göre imam, kimine göre papazdır, ben budist rahip diyeyim

Fıkra şöyle:

Bir gün Hindistan malum muson yağmurlarından çok etkilenir, şiddetli bir yağmur, her taraf sel, sular basar her yanı, aman buda

Bir rahip selden kurtulur ve tapınağın tepesine çıkar, başlar meditasyon eşliğinde dua etmeye, budaya kendisini kurtarması için, tabi yağmur devam ediyor, sular yükseliyor

Köylüler sallarla yanına gelirler budist rahibin, aman rahip canım rahip gel sıcak pilavımız var, şuracıktaki adacığa(selden önce dağ idi) sığındık, gel bak sen gelmezsen cenazemizi kim yakacak falan filan

Budist rahip inat eder,

-Hayır, ben budayla irtiabata geçtim, o beni kurtarır! Hatta kovalar köylüleri "defolun bre mendeburlar" falan, köylüler birkaç defa geldi ise de netice değişmez...

E tabi sular yükselir, budist rahip budanın rahmetine kavuşur, budaya ulaşmıştır ama sinirli ve ıslak vaziyette, budaya çıkışır:

-Sana dua ettim, neden beni kurtarmadın?(Al işte bütün iman gitti, yerlerde, tüh rezil rahiiip)

Buda cevap verir, her zamanki gibi sakin, eller çenenin altında birleşmiş:

-Sana kaç defa kayık gönderdim, neden hiç birisine binmedin?

(Not:Bu hikayede geçen buda, köylüler ve rahip tamamen hayal ürünüdür, hindistan gerçektir)

Fıkra böyle, Hülagü bey, siz de bu rahip gibisiniz, ne yani bu kula bir kayıkla gitmeyelim mi?

Tabiki kuluna imanı nasip edecek Allah(cc)'dır, fakat biz de vesile olur, sebep oluruz, ha Allah için sebepsiz iş de kolaydır, onun için sınır yoktur da, bu dünyayı bizim için yaratmış, sebepler halk etmiş, bu dünyayı bu düzende işletiyor, bizim anladığımız şekilde, bu düzeni de bozmuyor, bizim kafamız karışmasın diye, bu dünya o düzende işliyor.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 29, 2007 11:31 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)