« Malezyalılar Türkiye’yi İzliyor | Ana Sayfa | Halk İçin, Jakobenlere Rağmen »
November 19, 2007
Araplığı Aşağılamak
[19 Kasım 2007 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
“Türklüğü aşağılama”nın kanunla yasaklandığı ülkemizde, Türklük’ten başka kimliklerin aşağılanması adettendir. Her şovenist, kendi meşrebine göre küçümseyip kötüleyecek birilerini bulur. Kimi, Kürtler gibi etnik gruplara, kimi, gayrı-Müslim azınlıklara hakaret eder. Bu ırkçılıklar içinde en yaygın ve özellikle “beyaz Türkler” arasında en revaçta olanı ise, Arap düşmanlığıdır.
Suudî Arabistan Kralı’nın geçen hafta Türkiye’yi ziyaret etmesiyle birlikte bu “Arabofobi” yeniden su yüzüne çıktı. Kral’ın Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan tarafından ağırlanıp taltif edilmesi, pek çok yorumcuyu çileden çıkardı. Suudî misafirden söz ederken “bedevi çadırları”ndan, evsahiplerini iğnelerken “Arapçılık”tan dem vuranlar oldu.
Oysa, bakın, Türkiye’nin diplomasi duayeni İlter Türkmen, Hürriyet’teki yazısında Kral’a gösterilen ilginin gayet normal ve dahası gerekli olduğunu yazıyor. “Suudî Arabistan Kralı’na her yerde şu veya bu şekilde özel itina gösteriliyor, çünkü Suudî Arabistan Ortadoğu dengelerinde ağırlığı olan bir ülke, petrol zengini… ve Suudî sermayesini cezbetmek çok kârlı” diyor. Emekli büyükelçiye göre, “iş bu kadar basit.”
İşin basit olmayan yönü ise Arap görünce çileden çıkan Türk yorumcular. Türkmen bu durumu “bizde garip bir Suudî fobisi var” diye özetlemiş.
Bu alerjinin kısmen haklı sebepleri olabilir: Suudî Arabistan, bağnaz ve katı bir rejime sahip, kadınlarını ezen, demokrasiden tümüyle uzak bir ülke. Buraya kadar tamam. Ama ortada bunu fazlasıyla aşan bir nefret var. “Arabofobik” Türkler, Arapların diline, alfabesine, giyimine, kültürüne, sermayesine, kısaca her şeyine düşmanlar.
Bu nefretin altında bazı “beyaz Türk efsaneleri” yatar. Biri, Türklerin İslam’dan önce ileri bir kültür ve medeniyete sahip oldukları, ancak İslam’la birlikte “Araplaşıp” geriledikleri masalıdır. Bu bir masaldır, çünkü gerçek bunun tam aksidir. Aslında İslam öncesinde savaşçı ve göçebe bir kavim olan Türkler, sanat, edebiyat, mimari, felsefe, bilim gibi medeniyet unsurlarıyla İslam uygarlığı sayesinde tanışmıştır. Türklerin “altın çağı”nın başlangıcı, Müslümanlığı kabul etmeleri (ve “Araplaşmaları”) ile eşzamanlıdır.
Böyle olması da kaçınılmazdı, çünkü Ortaçağ’da Müslüman Araplar dünyanın ileri milletiydi. Bugün New York ve Londra neyse, o zaman Bağdat ve Kordoba oydu. Avrupa’da felsefe ve bilim okumak isteyenler, önce Arapça öğrenirdi.
Kuşkusuz bu durum zamanla değişti. Araplar 13. yüzyıldan sonra yerlerinde sayarken, İslam dünyasının liderliği Türklere, özellikle de Osmanlı Devleti’ne geçti. Avrupa’nın 16. yüzyıldan sonraki ilerleyişi de, tüm Doğu’yu geride bıraktı.
Osmanlı mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti bugün kuşkusuz Arap ülkelerinin tümünden çok daha gelişmiş durumda. Ama bu, Arapların bize olan katkısını unutmayı gerektirmiyor. Hele de onlara düşman olmayı…
Bu düşmanlığı besleyen bir diğer “beyaz Türk efsanesi” olan “Araplar bizi I. Dünya Savaşı’nda arkadan vurdu” klişesinin de doğru olmadığını belirteyim. Bu işi yapan, Mekke Şerifi Hüseyin ve onunla birlikte hareket eden bir kaç kabiledir, tüm Araplar değil. Öte yanda çoğu Arap, sonuna dek Osmanlı’ya sadık kalmıştır.
“Araplığı aşağılarken” aslında kendi kültürüne ve geleneğine savaş açan Türklere duyurulur.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 19, 2007 11:11 AM




Tevafuk oldu gene, haftasonu Feshane Kutur ve KOnferans Merkezi'nde cereyan eden Milletlerarasi Kudus Bulusmasi ve ona "sonradan gorme Beyazkaptan" gibilerin tepkileri uzerine dusuncelerimi yazmak istiyordum (Buyuk ihtimalle gene yazamayacaktim ya, ayri mesele).
Beyazkaptan'a gore bir suru arap ve Muslumanin Istanbulda bulusturan boyle bir konferans ta Hamas'in Ankara ziyareti gibi bir yuz karasi idi Turkiye icin. Ne idi yuz aki? Yuz aki Peres'i ve simdilerde onun emrinden cikmayan Abbas'i (O da Arap ya neyse ABD ve Israil adam yerine koyduguna gore biz de oole yapalim) Ankara'da kirallar gibi agirlamak ve demokratik ulkeler de esine pek az rastlanir, Meclis genel kurulunda konusturarak taclandirmakti. Beyazturk boyle serfklenirdi. Batili, Israilli ve dahi Islam dusmani entiteler ancak "serefli" idiler.
Mustafa Bey bu kibirin "Turklukten" kaynaklanan yonune deginmis; irkci yonune yani.
Oysa ben bu Beyazturkler'in derdinin Turklukle de fazla alakasi oldugunu dusunmuyorum.
"Atanin ickisi kopuklu kimiz
Arpa suyu icme dedi bir kirgiz".
Oysa bizim bu Araptan nefret eden bu kahverengi burunlu beyaz tenlilerin saygi duydugu Turk elinde sampanya kadehi olan beyaz frak ile hangi renk ipek corap giyilecegini bilen Eksi suratli Turktur. Birileri bu tipe "yerli oryantalist" dedi ama bence terim yetersiz kaliyor. Bu vakialari psikolojik olarak tahlil ettiginizde asagilik duygusu, kendinden nefret gorursunuz kokende. Kazanan, ustun durumda olan tarafinda gorunme siyaset ve felsefelerinin temel cizgisidir. Eee, Bati, Israil, ABD kazanan olduguna ve Islami olan kaybeden olduguna ore (?) tercih bellidir. Ben de onlardanim. Oyle ya hak, hukuk, adalet, ahlaki dogrular temel insani degerler de nesin nesi imis? 0 tan 110 km'ye kac saniyede gider onlar? Kendisi adina sunacak birseyi olmayan parazitin siginagidir guce tapma.
Ama bir problem var. O kazanan beyaz, Avrupalisi, Israillisi beni adam yerine koymuyor. Omurgali muslumandan nefret etse de gene saygi gosteriyor ona. Hatta aralarindan ona "haklisin" diyen kani bozuklar dahi cikiyor.
Hmm, bak bu problemli. Naapalim onlari da Arap hayrani, Turkliye dusmani falan ilan ederiz. Mesele diyelim ki Princeton gibi duyanin en saygin birkac universitesinden birinden Richard Falk adli, cok saygin bir ilim adami kalkmis bir "dinci Turk gazetesinde" yazi mi yazmis; hem de Islam dunyasina oryantalist olmayan bir bakis mi sergilemis?
Kolayi var. " Medrese hocasi, noolcek" deriz "Ikinci Cumhhuriyetcilerin korkulu ruyasi" nin agzindan. Tarzan Ingilizcesi ile adamla roportaj yapmaya kalkan "non-religous" (dindar olmayan) ile atheist (dinsiz, imansiz) in farkini bilmeyen bir hatun kizimizin adami nasil "bozdugunu" konu yapan bir yazi doseniriz.
-Ama okurlardan Ingilizce bilen varsa?
-Dalga mi geciyorsun , yoksa sen de mi ikinci Cumhurriyetci, irticaci falansin?
Sonra da "ne guzel cagdas olmak di mi" diyerek kadeh kaldiririz.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 19, 2007 12:03 PM
Türkiye seçkinlerinin Arap -sevmezliği- üzerine Ali Bulaç'ın şu yazısını tavsiye ederim. http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=615084
Ayrıca Türklüğü aşağılamanın suç olmasına rağmen diğer unsurların aşağılanması ile ilgili bir yasal düzenlemenin olmaması hiç adil değil. Bence yasanın değişmesinin söz konusu bu günlerde -dil, din, ırk vb.- her türlü konuda fertlerin ve toplulukların aşağılanmasının yasaklanması gerekmektedir.
Örneğin başörtüsü tartışmaları sırasında zaman zaman sarf edilen sıkmabaş tabiri bir müslüman olarak beni son derece rencide etmektedir. Bir ayrımcılık yasasının tüm bunlara karşı düzenlenmesi gerekmektedir.
Yazan: Taner AYAZ Tarih: November 19, 2007 12:22 PM
Arapların bizi arkadan vurduğu klişesi ile ilgili fikirlerinize katılıyorum ve hayattaki son istiklal gazimiz yakup Satar'ın hayatından bir bölüm veriyorum. İnternette buldum bunu:
"osmanlı askeri teslim olmaya karar verince elindeki silahların ve topun düşman askerine geçmesini istemez. bütün silahları birbirine çatıp yakar, topları da kullanılamaz duruma getirir. yakup satar kolundan yaralıdır teslim olduğunda. ingilizler onu hastaneye sevk eder. kolunun kesilmesi söz konusudur; ancak ingiliz doktor yarayı bir merhemle tedavi eder. 65 gün sonra taburcu edilir. kolundaki yaradan dolayı çalıştırılmazken diğer esirler para karşılığında işe götürülür. iki seneye yakın esir kaldığı kampta bir arap kendine “german, german” diye seslenir. “ne almanı! müslümanım ben.” der. koynundaki hamaylını çıkartıp yasin-i şerif’i okur. arap şaşırır. olayı, “ingilizler kurnazdı. araplara bizi müslüman değil alman olarak tanıtmışlar. esirlerin etrafında arap olmasını da istemezlermiş. savaşta alman vuruyoruz sanıyorlarmış.” diye anlatıyor. yakup satar’ın müslüman olduğunu öğrenmesinin ardından arap, kaçması için yardım teklif eder.”nereye gideceğim.” düşüncesiyle bu teklifi reddeder. bir süre sonra osmanlı devleti ile ingilizler arasında esir değişimi yapılır. yakup satar da böylece esaretten kurtulur."
Evet, Çanakkale'de de anzaklar arasında Müslümanlarla savaştığını BİLMEYEN, İngiliz sömürgesinin kurbanı olmuş farklı ırklardan binlerce Müslüman yok mu idi?
Bence Arap düşmanlığı hastalığını bırakıp, sömürgeci devletlerin bizi nasıl böldüğünü, nasıl bizi birbirimize kırdırarak siyasi ve ekonomik hedeflerine ulaştığını irdelemeli,
Ama bizi nasıl böldüklerini değil, daha çok nasıl bölünebildiğimizin öz eleştirisini yapmalıyız.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 19, 2007 1:31 PM
Bir zamanlar Ankara Radyosu'nun da çaldığı halk türküsü: Ana beni niye verdin Araba, satar Arap beni verir şaraba vay vay, (...), aman Arap iki gözün kör olsun vay vay.. (müziği olağanüstüdür)
Yazan: librarian Tarih: November 19, 2007 3:02 PM
Mustafa bey konuyu aynen Malezya örneğinde olduğu gibi yine saptırmış. Allah akıl fikir versin.
Kimsenin Araplığı aşağıladığı falan yok. Aşağılanan Cumhurbaşkanı nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin itibarı dir. Bu devletin Cumhurbaşkanı ettiği yemine sadık kalarak devletin itibarını korumakla görevlidir. Yeminine sadık kalmayan Sayın Abdullah Gül derhal istifa etmelidir.
Ayrıca Araplığı aşağılamaya ne gerek var canım. Görüntü ortada.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: November 19, 2007 3:45 PM
Önce olaya tepki verenlerin zihnini okuyoruz sonra onların arap düşmanı olduğu konusunda hüküm veriyoruz, ardından da cevabımızı yapıştırıyoruz. Servis yapılırken islami sosu eklemeyi ihmal etmeden tabi ki, bu arap düşmanları müslüman düşmanı da o yüzden böyle yazıp çiziyorlar okuduk hep akıllarını. Afiyet olsun efendim.
Öncelikle bu eleştrilerin temel nedeni nasıl böyle kolay bağlanıyor anlayamadım, mesela ben de çok eleştirmişimdir ama "elin pis arabı gelmesin ülkemize" diyerek değil. Bin yıl önce arap ırkı yüzünden geri kaldık diyerek bir yazarın kalemini eline alması mantıklı mı yani. Hele hele müslüman olduk, onlar yüzünden geri kaldık, modern putperestlerdik biz zamanında ne de güzeldi diyerek.
Petrol zengini amerikafili Arabistan Kralı ile güzel ilişkilerde bulunulması eleştrilir bir şey değil, hepimiz amerikafili olmuşuz zaten neden eleştrelim dimi ama.
Eleştrilen; hiçe sayılan protokol kurallarıdır. Protokolüde geçtim, ikili ilişkilerde anlam ifade eden hareketler mevcuttur.
En basitinden bir memur olarak odanızda oturmuşsanz ve sizden ricada bulunacak bir kişi kapınızı çalmış ise kalkıp onu ayakta karşılamazsınız. Buyur eder, oturacağı yeri gösterirsiniz. Orası sizin makamınızdır, gelen kişi sizinle aynı konumda olsa dahi makamınızda siz ondan üstünsünüzdür. Bu bir itibar göstergesidir. Siz onu makamınıza kabul edersiniz. O da bu kabülün gereklerini yerine getirmek zorundadır.
Aynı şekilde sizden daha üst bir kimse makamınıza ayak basmış ise o zaman ayakta karşılarsınız. Çalıştığınız binanın kapısına kadar gidip, onu indiği arabanın kapısında karşılıyorsanız bu ona "emrinize amadeyim" demekle eşdeğerdir, bunun için daha zoolojik bir benzetme vardı ama... hatırlayamadım bak şimdi.
Yazan: Cevval Portakal Tarih: November 20, 2007 12:33 PM
Bu zamanda kralı olan bir toplum aşağılanmayı hakeder.
Yazan: Mawy Türkmenistan Tarih: November 20, 2007 3:53 PM
Peki bu zamanda fasist, askeri vesayetle , ve seckinler oligarsisi tarafindan yonetilen bir toplumu naapmak gerekir acaba yayin Turkemistan'in rengini dahi gavurca harflerle yazamayi secen "ozbeozturk" vatandas?
Kirallikla yonetilen butun ulkeleri asagilayacaksaniz ise Ingiltere, Isvec, Japonya, Tayland, Hollanda, Belcika, Danimarka ile baslayabilirsiniz. Haa ayni diil; biliyorum. Medeni, terbiyeli uluslar baska uluslaeri asagilamazlar, sadece yonetim seklini, veya yonetenleri, saiyaseti kulturu elestirebilirler.
Asagilamanin kokeninde assagilik kompleksi vardir. Bkz. yukardaki yorumm.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 20, 2007 5:11 PM
Mustafa Bey gene bir fobi yapistiracak kelime bulmussunuz. Bu kadar cok fobi cesitleri oldugunu hic bilmiyordum. Sayenizde kelime hazinemiz genisliyor.
Siz gene dikkatleri baska bir noktaya kaydirarak asil yapilan saklabanliklari ortbas etmeye calismissiniz. (Hukumette ayni taktigi izliyor ne tesaduf).
Asil olay Turk halkinin %47 sini temsil eden RTE ve Gulun, ozellikle en buyuk makama kendini yerlestirmis olan Gulun, o makama layik olmadigini bir kez daha gostermesi ve Turk Ulusunu temsil etmedigini ve Turk ulusunu temsil edebilecek hicbir nitelige sahip olmadini bir kez daha ispatlamis bulunmasidir. AKP hukumeti ve AKP nin cumhurbaskani Gul sadece ve ve sadece kendi cikarlari ve egolorarini tatmin etmek icin o makamlari isgal ediyorlar yoksa en kutsal gorev olmasi gereken ve herseyin ustunde tutulmasi sart olan ulus ve ulke menfaatlari icin degil. Ayrica Ataturk Cumhurriyetini ve Ataturk'u sindiremediklerini de bir kez daha ispatlamis oldular. Bunun ozellikle ATAMIZIN 69. olum yildonumunde yapilmasi (kralin anitkabiri ziyaret etmemesi) da ne maksatlarla yapildigini acikca gosteriyor. Ustune ustluk bir de Sudi krala Devlet seref madalyasi veriliyor artik adam ne serefli bir is yapti ise...ABD nin hizmetkari sifati ile bir seyler satin alinmistir devletimizden muhakkak...
RTE ve Gulun Kralligi ve Sudi krali ile cekilen fotograftaki poz yanlisligi; aslinda sudi kralinin bir ayaginin dibinde RTE nin, diger ayaginin dibinde de AG un oturmasi daha uygun olurdu bence. TC bu kadar alcaltilabilir mi? Ama son zamanlarda demokrasi adi altinda Turkiyede yasananlar dunyanin en demokratik ulkelerinde bile gorulmemistir. Artik biz demokrasinin adini degistirip super gibi bir laf eklesek onune fena olmaz. Ama hala mecliste "lan sen benim karimin basortusune ne karisiyorsun" gibi konusmalari asamiyoruz. Yani mecliste milletin vekilleri daha turkce konusmayi bile beceremiyor ve milleti temsil etmeye kalkiyor, hangi zihniyetle? Tabii hangi zihniyetle olduklarini da gosteriyorlar acikca.
Asagida eklemis oldugum Bekir Coskunun yazdigi yorum ne kadar samimi ve gercek ve vurgulanmis olan da arap dusmanligi degil...
"Benim cumhurbaşkanım olsaydı...
BEN böyle "devlet adamı" görmedim. Sen kalk git kaldığı otele, Kral'ın dibine otur.
Öbürü de öte yanında...
Kral ortada.
İki gündür bekliyorum:
9 uçak, iki bin bavul, üç yüz gardırop ve altın tahtı ile gelen (iyi ki petrol kuyularını getirmedi) Kral'ın oteline giden ve sağına-soluna oturan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı size "gurur" mu verdi, yoksa "hüzün" mü?
O zaman ben "Benim cumhurbaşkanım olamaz" dediğimde niye kızdınız?
*
"Benim cumhurbaşkanım" olsaydı; Anıtkabir'i ziyareti reddeden, bu ülkeyi kuran insana saygı göstermeyi kabul etmeyen bir Kral'a "Devlet Şeref madalyası" vermezdi.
Hem de 10 Kasım günü...
Mustafa Kemal; son yüzyılda, İslam áleminin Batı emperyalizmine karşı tek onurlu ve şanlı zaferini kazanmış komutandır.
Kral ise; Körfez savaşları boyunca, kendi topraklarını korumak için kutsal mekanların savunmasını dahi elinde bira kutusu olan Amerikalı askerlere bırakmış birisidir.
"Benim cumhurbaşkanım" olsaydı....
Kimin koltuğunda oturduğunu bilir, en şerefli savaşın kahramanına saygı göstermeyen, kutsal toprakları ABD deniz piyadelerine bekleten bir Kral'ın oteline koşmazdı.
Kral, görüşme salonuna Atatürk'ün resimlerinin asılmasını da kabul etmedi, kendi fotoğrafını astırmış, onun altına oturdular.
10 Kasım nedeniyle tüm bayraklar yarıya indirilirken, Suudi Arabistan bayrağının yarıya indirilmesini de reddetti Kral.
Ama bizim "devlet adamları" doğru otele.
Biri sağında, biri solunda.
Ortada Kral...
Tepelerinde de, kendisi yetmiyormuş gibi fotoğrafı.
Ben ise televizyonda şeriat bayrağının altındaki öpücükleri sayıyorum; işte sırayla ve hasretle yumuluyorlar... Sağ yanak bir, sol yanak iki, sağ yanak bir kez daha, etti üç...
*
Ne yapacaksınız?
Abdullah Gül "Benim Cumhurbaşkanım" olsaydı böyle yapmazdı.
Ben böyle "başbakan" ya da böyle "cumhurbaşkanı" istemem.
Benim de; en yüce değerlerimizi ayaklar altında paspas yapanları "reddetme" hakkım vardır.
Böyle yapmazdı "Benim Cumhurbaşkanım" olsaydı. "
Bekir Coskun 13 Kasim 2007
Yazan: gunka Tarih: November 20, 2007 5:30 PM
Sayın Cevat Portakal,
Sanırım bu meseleyi protokol kuralları çerçevesinde tartışmak en safdilli yaklaşım olur,
Sayın Mawy,
Bekir L. Yildirim'ın sorularına vereceğiniz yanıtı sabırsızlıkla bekliyorum,
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 20, 2007 8:05 PM
"İslamiyet öncesi dönemde kadınların hiçbir hakları yoktu, kız çocukları doğar doğmaz toprağa diri diri gömülüyordu safsatası kuyruklu bir yalandır. Kız çocukları diri diri toprağa gömülüyor idiyse Hz.Hatice neden gömülmedi? O dönemde dünyada bütün diğer toplumlarda da görülebilen bu tür münferit olayları sadece Arap yarımadasına mahsus bir eylemmiş gibi göstermek su katılmamış bir cahilliktir. İslamiyet öncesinde kadınların sahip oldukları haklar Hz.Hatice'nin Hz.Muhammed'i kendine eş olarak seçmesi o dönemde kadınların ne kadar medeni haklara sahip olduklarının en büyük kanıtıdır." (Hülagü, Mustafa Akyol'un Kürt Sorununda Yanıldınız. Ya ‘İrtica’? başlıklı yazısına yazdığı bir yorumda)
Sanırım Cevat Portakal'a cevap olur,
Bakınız Hülagü Bey dahi mesele İslam'ın, İslamiyet öncesi Arap toplumuna "iyi bir meziyet kazandırmasına" DAYANINCA
Arapları savunmaya başlıyor,
Halbuki bu yazıya yaptığı yorumda:
"Ayrıca Araplığı aşağılamaya ne gerek var canım. Görüntü ortada. " diyor Hülagü Bey,
ANLADINIZ MI CEVAT PORTAKAL BEY "İSLAMİ SOSUN(!)"
GEREKLİLİĞİNİ
Yazan: Anonymous Tarih: November 20, 2007 8:16 PM
Sayın Bekir Yıldırım;
Şöyle demişsiniz: "Kirallikla yonetilen butun ulkeleri asagilayacaksaniz ise Ingiltere, Isvec, Japonya, Tayland, Hollanda, Belcika, Danimarka ile baslayabilirsiniz."
Bu ülkeler krallıkla mı yöneteliyor? Son söz kralın mı? Suudi Arabistan'da örneğin bir başbakan ya da bir cumhurbaşkanı var mı? Mawy Türkmenistan'ın görüşüne katılmıyorum ama sizin verdiğiniz örnek de pek uymamış gibi.
Saygılar
Emre ÜNVER
Yazan: emre ünver Tarih: November 20, 2007 11:02 PM
Bekir L.,
Magna Carta'yı ve parlamento kavramının gelişimini incelemelisiniz.
Yazan: Mawy Türkmenistan Tarih: November 21, 2007 2:52 AM
Sn. Emre Unver,
Birkac cumlede kac hata oklur oyunu oynayalim sizinle de.
1.Evet, saydigim ulkeler krallikla yonetiliyor. Ve daha pek coklari. Herbiri birer Monarsi'dir. Monrsinin cesitleri vardir. Bunlardan biri de "anayasal monarsidir" (Contstitutional monarchy). aynen Cunmhuriyet'in K. Kore'ninki ve bizimki gibicesiti oldugu gibi.
2. Bu ulkeleri saydiktan sonra kullandigim "Haa ayni diil; biliyorum." cumlesi size ne ifade ediyor.
3. Daha sonra yazdigim "Haa ayni diil; biliyorum. " cumlem size ne ifade ediyor?
4. Hah buldum (evreka!) bu ulkeler S. Arabistan gibi diil Bekir Yuildirim bunu bilmiyor demeden once bur dusunun idiia ettiginiz seyle temelde hangi ruh halini ortaya koydugunuzu.
5. Sizce krallikla yonetilen ulkeler asagilanmaya layikmidir? "mawy Turk"un iddiasi bu idi de.
Boyle dusunuyorsaniz " asagilamanin kokeninde assagilik kompleksi vardir" cumlem uzerinde bir daha dusunun. Saygili uslubunuzu taktir ettim yine de. "Zekasi ile bas edemediklerim" bu terbiyeden de yoksun.
Saygilar bizden
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 21, 2007 4:56 AM
Turkistan'li "mawy" vatandas,
Olur arastiririm Magna Carta'yi fakat bir sartla: SiZ de Pankreas buyumesinin nedenlerini arstirin. Kor alaka!
Bence bos verin boyle buyuk gavurca kelimeleri. sozlugu ve aynayi arastirin yeter size.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 21, 2007 2:15 PM
Bekir L.,
Sanırım arapsınız. Size kralınız ile mutluluk diliyorum.
Yazan: Mawy Türkmenistan Tarih: November 21, 2007 4:05 PM
Bekir L.,
Eger Magna Carta ile krallığın ve parlamento kavramının gelişimi kör alakaysa ben size başka birşey demek istemiyorum. Daha orta çağdan birkaç asır ilerlemelisiniz, parlamentoyu keşfetmelisiniz. Gerçi doğru biz müslümanlar orta çağdayız şimdi değilmi, hicri takvime göre?!
Ayrıca bu laf sokma çalışmaları ile "pejmürde" "laf kalabalığı" ezik müslümanlardan başka bir şeyin imajını çizmiyorsunuz.
Yazan: Mawy Türkmenistan Tarih: November 21, 2007 4:16 PM
Mawy Turk,
Arap degilim; irkindan dolayi ne gurur ne utanc duyan biriyim.
Sizin DNA'niz beni ilgilendirmez. Mal ortada. Ama kendinden nefretini baskalarini asagilamakla tatmineden ve gavurca gibi kelimelerle cehaletini saklayacagini sanan cahil sovenistin teki oldugunuz agizinizdan cikan iki kelimeden anlasiliyor.
Bu size ders olsun. Sikletinizin kaldiramayacagi yuklerin altina girmeyin. Boyle kendinizi rezil edersiniz. Yanlis mekandasiniz.
Byyyy Mawy
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 21, 2007 4:29 PM
Sayın seyirciler,
İşte huzurunuzda Bekir!
Buyrun izleyin.
Yazan: Mawy Türkmenistan Tarih: November 21, 2007 5:46 PM
Mustafa Bey,
Elinize zihninize sağlık..
Hayatte en nefret ettiğim şeylerden birisi ırkçılık bir diğeri de militarizmdir.
Bu tip arabobilik yapmak da bir tür ırkçlılık.
Mustafa bey'in "araplar bizi arkadan vurdu" efsenisini işlediği yazısı buradan okunabilir:
http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2005/12/buyuklere_masallar_i_araplar_osmanliya_ihanet_etti.php
Magna Carta'nın arastırılmasını tavsiye eden vatandaş hazır geri gitmişken biraz daha geriye gitsin de "Medine Vesikası"na araştırsın, bakalım ne görecek..
***
Bekir Abime de selamlar saygılar, her zamanki gibi harika yazmış, altına imzamı atıyorum.
Yazan: Düşünceler Tarih: November 21, 2007 10:51 PM
Sayın Bekir Yıldırım;
İki satırlık yazımdan neler çıkarmışsınız. :) Niyetimi hemen anlamışsınız. Bunun için sizi tebrik ederim. Şaka bir yana, mesele krallıkla yönetilip yönetilmemek değil, asıl mesele 1400 sene önceki hukukun halen uygulanıyor olması. Ha hemen şunu söyleyeyim, böyle bir uygulama var diye Arapları aşağılayacak değiliz. Bu zaten yakışık alan bir şey değil. Dediğiniz gibi aşağılamanın altında aşağılık kompleksi yatıyor olabilir :) (Psikanalist Alfred Adler söylemişti bunu, şimdi pek moda bir laf değil ama). Sözün özü galiba şu: Her halk hakettiği gibi yönetilir.
Saygılar
Emre ÜNVER
Yazan: emre ünver Tarih: November 21, 2007 10:52 PM
bugun arabistan'da
kadinlarin erkeklerden izin almadan kendi baslarina yolculuk yapmalari yasak kilinmis
olmalidir.
yine kadinlarin kendi bedenleri uzerinde yapilacak herhangi bir saglik operasyonuna,
sahsi kararlariyla, onay vermeleri yasak kilinmis olmalidir.
kadinlarin araba kullanmasi yasak kilinmis olmalidir.
kadinlarin oy kullanmasi yasak kilinmis olmalidir.
dini belirli bir mezhep --vehhabilik-- disinda bireysel olarak ozgurce anlamak ve uygulamak yasak kilinmis olmalidir.
burada hersey --onlara gore Allahin yeryuzundeki halifesi ve Kutsal Mescidin serefli hadimi olarak
tayin edilen-- bu kralin ve yandaslarinin gozetiminde uretilmis "tartisilmaz" dini ve sosyal
hukumlere gore yurutulur. bunun aksini dusunmek buyuk bir "gunah" ve yasak kilinmis olmalidir.
bu sekilde Allah ve din adina uydurulmus daha nice "vehhabi" yalanini ve zorbaligini arsizca
butun halkin uzerine empoze etmeye kalkan bu despot "arap krallik duzeni ve esrafi" bence laiklerden once butun dindar insanlar tarafindan bir miktar elestirilebilmelidir --ve elestirilmelidir-- kanaatimce.
******
yoksa onlarin ortaklari mi var, dinde Allahin izin vermedigi seyleri --Kuran'da olmayan uydurma hukumleri 4/105-- kendilerine seriat kildilar.
eger ayirim sozu olmasaydi, onlarin icinde coktan hesap gorulurdu. suphesiz ki, bu zalimler
--Allah ve din adina Kitabta olmayan hukumler uydurup sonra da bunlari Ona "ortak kosmak" en buyuk zalimlik olarak anilmis olmalidir Kitab'ta 4/105 & 18/26 & 31/13-- bunlar icin elemli bir azab vardir. (42.sure 21)
******
Allah ve Resul adina uydurulmus yuzlerce
"vehhabi" yalaninin ve bu yalanlarin uzerine bina edilmis bu despot "arap din kralligi duzeninin" bugun butun dunyada --yukarida bir miktar aktarmaya calistigim gerekcelere binaen, belki de bazi durumlarda bir miktar hakli olarak-- biraz "asagilanmis" olmasi cok da "kahredici" bir durum olmamalidir belki de bizim icin...
Yazan: veysel Tarih: November 22, 2007 12:09 AM
Sn. Emre Unver,
Yok oyle asil obnemli olan sudur falan demek. Adamin biri "krallikla yonetilen ulke asagilamaya layiktir" dedi mealen. Mesele bu. Benim cevap verdigim yorum bu. Anlasildi? Baska konulari konusmak istiyorsaniz ismimi dahil etmeyin. "Yanlis anlamisim soylediginizi; yorumunuzu okumadan cevap yazmisim" vb demek yakisir sizin gibi bir yorumcuya simdi.
Yazan: Bekir L. yildirim Tarih: November 22, 2007 12:23 AM
DANIŞTAY BAŞKANLIĞI'NA / ANKARA
DAVACI : Av. Tezcan Çakır
DAVALI : Başbakanlık
T. TARİHİ : 8 .11.2007 günlü ve 26694 sayılı R. G. Tebliğ ile duyurulmuştur.
T. KONUSU : Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdülaziz El Suud'a Devlet Şeref Madalyası verilmesine ilişkin 3.11.2007 tarihli ve 2007-12760 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemidir.
OLAY:
1- 8.11.2007 günlü ve 26694 sayılı Resmi Gazete yayımlanan Tebliğ; ülkemizi ziyaret etmek üzere gelen Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdülaziz El Suud'a,
" Şeref Madalyası verilmesi "
yolunda 3.11.2007 tarihli ve 2007-12760 sayılı Bakanlar Kurulu kararı alındığını kamuoyuna duyurmuştur. Bakanlar Kurulu kararı, Resmi Gazetede yayınlanmamış olmakla beraber, söz konusu tebliğ ile alındığı anlaşılmaktadır.
2- " Devlet Şeref Madalyası " 24.10.1983 tarih ve 2933 sayılı Madalya ve Nişanlar Yasasının 2. maddesinin (b) bendi uyarınca verilmiştir.
3- İlgilinin madalyanın gerekçesi veya nedeni olarak da;
"… Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin her alanda güçlendirilmesi ve bölgemizin barış ve istikrara kavuşması için sorunların çözümüne yönelik şahsi çaba ve katkıları ... "
gösterilmiştir.
A- Dava ehliyeti hakkında:
1- Ankara Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmaktayım.1136 sayılı Avukatlık yasasının 2. maddesi,
" …. her türlü hukuki mesele ve analaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini, hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını… "
avukatlığın amacı olarak belirtmiştir. Avukatlardan oluşan baroların, hukukun üstünlüğünü sağlamakla görevli olduğu yasanın 76. maddesinde öngörülmüştür.
2- Öte yandan, 30601426046 kimlik numarasıyla, T.C vatandaşlığına sahibim.
Vatandaşı olmakla övündüğüm Ulusumun ve dolayısıyla Devletimin en üstün madalyasının, tebliğde öne sürülen gerekçelerden yoksun bir kişiye Devletim adına verilmesinden üzüntü ve elem duydum.
Madalyanın üzeri altın kaplama olmasa bile,- ki yönetmeliğin 5. maddesi uyarınca, altın kaplamalı ve "T.C." sembolünü taşıması gerekir- ülkeme ait bir değer, öne sürülen nitelik ve değerleri taşımayan bir kişiye verilmiştir. Sade bir vatandaş olarak da, Anayasanın 36. maddesi uyarınca ortaya çıkarılan bu ölçüsüzlüğe hukuki bir tavır koyabilme hakkımın olduğunu sanmaktayım.
B- Hukuki düzenlemeler:
1- 2933 sayılı Madalya ve Nişanlar yasasının 2. maddesi; Devlet madalyasını üç tür olarak tanımlamıştır. Maddede aynen;
a) Devlet Şeref Madalyası; " Devlet Şeref Madalyası, Bakanlar Kurulunun teklifi, Cumhurbaşkanının tevcihi ile Türkiye Cumhuriyetinin bekası, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, toplumun huzuru, birlik ve beraberliği için yurt içinde veya yurt dışında üstün feragat, fedakârlık, başarı ve yararlık gösteren Türk ve yabancı uyruklu kişilere verilir. "
b) Devlet Övünç Madalyası; " İlgili bakanın teklifi, Bakanlar Kurulunun onayı ve Cumhurbaşkanının tevcihi ile yurt içinde veya dışında gösterdiği sorumluluk ve görev anlayışı içinde feragat ve fedakarlık, başarı ve yararlılık dolu çalışmalarıyla Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti adına haklı gurur kaynağı teşkil ederek malul olanlara ve şehit olan kişilerin bu Kanunun 5 inci maddesinde belirtilen mirasçılarına verilir."
Dava konusu Bakanlar Kurulu kararını göremediğimiz için tebliğe itibar ederek, madalyanın yasanın 2/b maddesi uyarınca verildiğini kabul etmemiz gerekmektedir.
Ancak, madalya verilen kişinin yasanın 2/b maddesinde belirtilmiş kişilerden olmadığı çok açıktır.
Eğer, tebliğ ve Bakanlar Kurulu kararındaki yasal dayanak 2933 sayılı yasanın maddesi ( 2/b) ise, hukuki sakatlık daha baştan belirgin bir haldedir.
Kral Abdullah,
" …. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti adına malul ve şehit olan kişilerinden olmadığı gibi, bunların mirasçıları … "
da değildir.
Basında yer alan haberler " Devlet Şeref Madalyasının " verildiğini yazdığına itibar edersek, bu takdirde yasanın (2/a) maddesindeki koşulların oluşmadığını aşağıdaki bölümlerde açıklamağa çalışacağım.
2- Bakanlar Kurulunun 4.07.1988 gün ve 88- 13039 kararıyla kabul edilip, 7.8.1988 gün ve 19892 sayılı Resmi Gazete yayımlanan " Devlet madalya ve Nişanları Yönetmeliği " 2933 sayılı yasanın 13. maddesi uyarınca çıkarılmıştır.
Yönetmeliğin 2. maddesi kapsamı, 4. maddesi de madalyayı tanımlamıştır.
Madalya ;
" yurtiçinde veya dışında, Türkiye Cumhuriyetinin bekasında, ülkenin ve milletin bölünmez. bütünlüğünün korunmasında, Devletin yücelmesinde ve milli menfaatlere katkıda, hizmet ve vazifede, üstün feragat, fedakârlık, başarı ve yararlık gösteren kişilere verilen muhtelif cins ve değerde bir sembol… "
olarak tanımlanmıştır.
Yönetmeliğin 8 . maddesinde belirtilen kişi veya makamların, madalya ve nişanlara layık görülen gerçek veya tüzel kişileri, makama önerebilecekleri öngörülmüştür. Bu makam yönetmeliğin 4. maddesine göre, Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğüdür.
Yönetmeliğin 9. maddesi de, Genel Müdürlükte toplanan tekliflerde ilgilinin kimliği, madalyaya layık ve talep edilme sebepleri ile ve varsa belgelerin de ekleneceğini düzenlemiştir.
Yönetmeliğin düzenleme biçiminden anlaşıldığı gibi, ilgiliye madalya verilmesini isteyen bir kamu makamı ve bunun yazılı neden ve belgeleri anılan genel müdürlükte bulunmaktadır.
Bir Hukuk Devleti olduğumuzdan, herhalde " bana madalya verene, ben de bir madalya vereyim … " denilmemiştir. İdarenin yargısal denetiminin yapılması gerçekten amaçlayan bir Hukuk Devleti isek, madalyayı öneren kamu makamı, önerisinin nedenini ve belgelerini içeren dosya, anılan Genel müdürlükten resen istenip değerlendirilmelidir.
Hukuksal Durum ve İptal Nedenleri:
Bu dava; kralın ziyaret günü ve nedeni, ziyaret biçim ve protokolü, karşılanma ve ağırlama biçimi üzerine kurulu olmamakla beraber, bu hususlarda gösterilen Devlet ciddiyet ve zaafiyet eksikliği veya yetersizliği, aynı zamanda madalyanın verilmesine de neden olduğundan, gerektiği ölçüde bu gibi hususların üzerinde durulmuştur.
Elbette, bir hukukçu olarak konunun diplomatik ve tarihsel, sosyal ve siyasal boyutunu bir yana bırakarak salim kafayla hukuki açıdan değerlendirilmesi çabası içinde olmağa çalışılacaktır.
1- Öncelikle belirtmek gerekir ki, madalya verilmesinin yasal koşulları oluşmuş (!) veya oluşturulmuş veya bu dava nedeniyle hemen oluşturulabilecek olsa bile, ilgilinin ülkemize, ülkenin ve demokratik toplum düzeninin kurucu olan Mustafa Kemal Atatürk' e karşı aldığı tavırlar nedeniyle hakketmediği kanısındayım.
Öte yandan, "ulusal çıkar" kavramı, iki ülke ve toplumlar arasında yaşanılan gerçekler ile halen ve herkez için geçerli hukuk kuralları göz ardı edilerek, iki kişi arasındaki özel ilişki madalya alışverişiyle resmileştirilmiştir.
2- Tebliğde yazılı olan madalya verilmesinin nedeni/ gerekçesi ;
" Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin her alanda güçlendirilmesi ve bölgemizin barış ve istikrara kavuşması için sorunların çözümüne yönelik şahsi çaba ve katkılar … "
imiş.
Anlaşılan odur ki, ilgili kişi iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmek üzere geçmişte esirgememiş olduğu ilgi ve çabayı (!), ileride de devam ettirecek imiş.
Bu hususun güvenceye bağlandığı anlaşılıyor. Bunun yanı sıra, halen bölgenin barış ve istikrara yönelik katkılarından dolayı da, madalyayı hak etmiş imiş. Bu gerekçelerin neler olduğu, madalya teklif yazısında, Bakanlar Kurulu gerekçesinde görüleceğinden, resen getirtilip irdelenmelidir. Böylece, ilgilinin iki ülke ilişkilerini güçlendirme amaçlı olarak yaptığı ve yapacağı kişisel çaba ve katkılar, kamuoyunca da bilinir.
3- Somut olayda Mahkeme'nin re'sen araştırma yetkisinin harekete geçirilmesiyle, idarenin yasal sınırlarını aşıp aşmadığı anlaşılabilecektir. Uyuşmazlığın esasının çözümlenebilmesi için bu görev ve yetkinin kullanılması ve böylece idarenin, hukuka bağlılığı, yasal sınırları içinde olup olmadığı, dolayısıyla hukuka uygun bir Bakanlar Kurulu kararının tesis edilip edilmediği, hukuka saygılı bir idarenin varlığı anlaşılmış olacaktır.
"… Her ne kadar idari yargıda resen araştırma ve inceleme ilkesi geçerli ise de, bu olgu mahkemenin araştırmalarının keyfi bir şekilde yürütülebileceği anlamını gelmez…" [1] , "
"Gerçeğe ulaşılma doğrultusunda yapılan araştırma ve incelemelerin idarenin yerine geçme olarak düşünülmesi de mümkün değildir…" [2]
biçimindeki Danıştay kararları, resen araştırmanın boyutunu ve gerekliliğini ortaya koymaktadır.
İdare Hukuku öğretisinin üstadı, Ord. Prof.Dr. SS. Onar'ın konuya yaklaşımı da oldukça aydınlatıcıdır.
" Dairelerin veya kurulların bu yetkilerinin, tetkik ve hükmü başka mercilerine ait olan hususları kapsamayacağı tabiidir. …. İdari hâkimin bilgi toplama yetkisi, ancak idari hususlar hakkındadır… İdare mahkemesinin yetkisi sadece davanın unsurlarını uyuşmazlığı aydınlatacak bilgi toplamağa inhisar eder, faal idareye emir, talimat ve direktif verme kudreti yoktur… " [3]
biçimindedir.
4- Madalya verilen kişi, Türkiye Cumhuriyetinin sürekliliği, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, toplumun huzuru, birlik ve beraberliği için yurt içinde veya yurt dışında üstün feragat, fedakârlık, başarı ve yararlık gösteren bir kişi değildir.
Eğer davalı idare, bu kanı ve iddiada ise, bunları tek tek kanıtlamalı ve belgelendirmelidir.
Ülkemiz için yaptığı fedakarlıklar, gösterdiği yararlı çalışmalar, uluslar arası arenada ülkemiz için gösterdiği çaba ve girişimler, ulusun bölünmez bütünlüğü, huzur ve birliği için yaptığı çalışmalar, nelerse kanıtlanmalıdır.
İşte bu nedenle, yargının resen araştırma yöntemini uygulamasını istemekteyim.
Kanımızca, iki ülke insanlarının Müslüman olmaları dışında hiçbir ortak yönleri yoktur.
Madalyalı kişi, Birinci Dünya ve Kurtuluş savaşında İngiltere ile birlik olup Türk askerlerin arkadan vuran bir aşiret devletin kralıdır.
Geçmişte Ulusal bağımsızlığımıza yardım ve katkısı olmadığı gibi, bugün geçerli olan Devlet ve hukuk düzenimizi kendisine benzetme çabası içindedir. Tarihin görebileceği en büyük Önderinin kimliğini, anlamını ve tarihsel ağırlığını bilmekten aciz ve saygısız bir kişidir.
Mekke'de Osmanlı mirası ECYAD kalesini yıktırarak tarihi değeri ve mirası yok etmiştir.
Onun yerine inşa ettirdiği iş merkezi- otel yapısıyla, ne kadar paragöz olduğunu göstermiştir.
Şeriat yasalarının uygulandığı, yargısız infazların ve teokratik polis devletinin geçerli olduğu, silah, petrol ve rüşvet ilişkileriyle ABD'nin kuklası olan bir devletin, ülkemizle ilişkileri tartışmalıdır.
Ulusal bir matem gününde, yerleşik diplomatik kuralları ile - anıtkabire gitmemesi, bayrağını indirmemesi, oteline çöl çadırı kimliği vermesi, ülke Cumhurbaşkanını ayağına çağırması vs gibi- Cumhuriyetin kurucusunu ve ilkelerini hiçe sayan kişiye, Türkiye Cumhuriyetinin en büyük madalyasını verilmesiyle, ulusal onurumuz kırılmıştır.
5- Öte yandan daha önceden tanışmış olmaları, 1983-1991 döneminde Cidde İslam Kalkınma Bankasından dolayı amir ve memur ilişkisi içinde bulunmaları,- madem ki kral, Bankanın patronu sayılır ve banka çalışanları da kralın memurudur - aynı manevi değerlerle donatılı olarak yaşamaları, diğerinin de benzeri bir armağan vermesi gibi olgularla devlet adına ve devlet hesabından, madalya ve buna bağlı onurlandırma belgesi verilmez. Verildiğinde, ulusal onurumuz zedelenmiş olur.
Ülkeyi ziyaret eden devlet Başkanlarına sembolik ve bir anı olarak hediye eşyalar verilmesi gelenek ise, bunun ayrıca bir madalyayla desteklenmesi gerekmez.
Ülkemizi temsilen gidilen yabancı ülkelerde ve Ülkemizi ziyaret eden devlet Başkanlarına, gerek duyulursa ve bir karşılık olarak verilmesi gerekiyorsa, açık veya örtülü ödenekten hediye eşyalar, verilegelmiştir.
Bu tür hediyelerin bedeli, tüm vatandaşlardan elde edilen gelirlerden sağlandığı halde, şimdiye kadar kimse " benden aldığım vergi ile ne diye hediyeler veriyorsun " dememiştir.
Ama hediyenin konusu ülkenin onur madalyası olduğunda; olaya oldu-bitti, ahbap – çavuş ilişkisi, karşılıklı alış-veriş gibi bakılamaz.
Hacca gidecek vatandaş sayısını arttırma amaçlı olarak görülemez.
Sorun, Ulusun vatandaşlarını, halen ve geçmişte bu ülke için savaşanlarını, savaşırken arkadan vurulan atalarımızı çok yakından ilgilendirir.
Savaşta bile, on binlerce kişi savaşır, üstün yararlılık ve fedakârlık gösterir, fakat bazılarına madalya verilir. Dünyada o kadar ilişkide olduğumuz ülkeler varken, neden şeriat ile yönetilen bir ülke başkanı seçilmiştir .?
Bir ulusun onur madalyası, herkese değil, hak edene verilir.
Devletimizin kurucusuna ve kuruluş felsefesine açıkça meydan okuyan birine, kamu vicdanı ve tepkisi göz ardı edilerek Devletin en yüksek madalyası verilemez.
Atatürk'e sevgi ve saygısızlığını her ortamda ortaya koyan kişiye Atatürk'ün kurucusu olduğu Devlet, en üstün madalyasını en aykırı kişiye veriyorsa, madalya dışında bunun bir başka nedeni, anlamı olmalıdır. Milli bayramı ve matem günlerini, alternatif bir başka toplantı ve gösteriler düzenlemekle geçiren yöneticilerimiz, ulusal matem gününü seçerek birilerine özel mesaj iletmek istemiş olabilirler.
6- 2933 sayılı yasaya göre,
" Devlet Şeref Madalyası " Bakanlar Kurulunun teklifi, Cumhurbaşkanının tevcihi ile"
ile verilmektedir. Tebliğe göre, Bakanlar Kurulu bir karar aldığı anlaşılmakta ise de, 3-13 Kasım tarihli Resmi Gazetelerde yayımlanmadığı görülmüştür. Bu durum Bakanlar Kurulu kararı olmadığı değil, yayımlanmasından kaçınıldığı anlamında kabul edilebilir.
Bakanlar Kurulu kararının kesinleşmesi veya uygulanabilir bir hale gelmesi ise,
" Cumhurbaşkanının tevcihi " ile mümkündür. "
Tevcih; yöneltme, rütbe verme, mana verme, yorumlama anlamına gelmektedir.
2933 sayılı yasa ve yönetmelikte, tevcihin nasıl sağlanacağına açıklık getirmemiştir.
Tevcih; yazılı karar alma, yazılmış olan kararı onaylama veya yazılı karar doğrultusunda işlem ve eylemde bulunma biçiminde olabilir.
Hangi yöntemle sonuca ulaşılırsa ulaşılsın, Bakanlar Kurulunca bir karar alındıktan sonra yapılabilmektedir.
Bir başka anlatımla, madalya verilmesine dair Bakanlar Kurulu kararı, bir ön- hazırlık- işlemdir.
Bundan sonra Cumhurbaşkanının alacağı karar veya tavır, bu ön işleme kesinlik kazandırmaktadır. Öyleyse, ortada zincirleme- halkalı - bir idari işlemler dizini var denilebilir. Halkalı işleminin başlangıcındaki sakatlık, nihai işlemi de sakatlar.
Öte yandan, Cumhurbaşkanının kararı veya takındığı tavır, yoklukla sakattır.
Çünkü, 5678 sayılı yasada, görevde bulunan Cumhurbaşkanının yasa değişikliğinden sonra hukuki durumunun ne olacağını belirleyen geçici maddeye yer verilmemiştir.
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine dair yasa, referandum sonucunda yürürlük kazanmış olduğundan, görev süresinin son ermiş olması ve 60 gün içinde halk tarafından Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılması gerekir. Yargılama sürecinde söz konusu 60 gün geçirilmiş olacağından, karar aşamasında bu tartışmanın yapılması gerektiği kanısındayım.
7- Hukuk, yaşayan ve yaşanılan toplumsal ilişki ve olaylara bir çözüm getiren, kurallara bağlayan bir bilim dalıdır. Hukuk, toplumsal olaylardan etkilenir, bunları bir kurala bağlar. Bu nedenle madalya verilmesine ilişkin yasal düzenlemeler dışında, iki ülke ve vatandaşları arasındaki tarihi, diplomatik ve sosyolojik gelişme ve olaylara bakılarak bir sonuca ulaşılmalıdır.
" Verilmiş olan madalyanın davası görülmez.", " İptal kararı verilse bile, uygulanması sorun yaratır. "
denilse bile, davanın gerçek sahibi olan toplumun tavır ve tutumuna daha çok önem vermekteyim.
Davanın usulden veya esastan reddi, hukuki inancımı ve vicdani kanımı değiştirmez.Toplumun, Devletimizin kurucusuna ve kuruluş felsefesine sahip çıkacağına inanıyorum. Demokratik ve laik bir Cumhuriyetin, şeriat kurallarını uygulayan bir ülke yöneticisine, Cumhuriyetin en üstün madalyasını vermemesi gerektiğini düşünüyorum. Somut olayda, demokratik, laik ve Hukuk Devletine yakışmayan bir karar alınmış ve uygulanmıştır. [4]
Demokrasilerde hukuk, tarafların gücü ya da statüsüne göre yorumlanmaması gereken, evrensel kurallar bütünüdür.
SONUÇ: Açıklanan nedenler ve resen görülecek sair hususlarla dava konusu kararın iptaline, avukatlık ücreti ile yargılama giderlerinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini, saygılarımla arz ve talep ederim. 13.11.2007
Av. Tezcan Çakır
Yazan: ancazin Tarih: November 24, 2007 2:00 AM
Sayın ancazin,
Mahkeme iptal kararı verirse,
Bu karar iptal edilirse
Gidelim Suudi Arabistan Kralı'na(beraber, ben de sizinle geleceğim) verin madalyayı, bu karar yanlıştır diyelim, mahkeme böyle karar verdi diyelim(!)
Eminim(!)
Hayır veremem, böyle bir madalyaya sahip olmak benim için şereftir, vermem madalyamı diye sızlanmaya başlayacaktır bu kral,
veya düşük bir olasıkla(!)
Madalyayı kafamıza fırlatacaktır,
...
Başka işiniz mi kalmadı?
İnanın Türkiye'nin sizin veya başkalarının böyle bir hassasiyetine HİÇ AMA HİÇ ihityacı yok
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 24, 2007 1:46 PM
yahu ne komedyen arkadaslar var burda... acin youtube'dan zamaninda mustafa kemal ataturk'un iran sahi riza pehlevi'yi karsilarken ayakustu doktugu dilleri, yaptigi jestleri vs. iceren kayitlari izleyin.
ayip yahu sirf muhalefet etmis olmak icin, icinizdeki 1930 model refleksleri tatmin etmek icin bu kadar acilmaniza gerek yok.
Yazan: Anonymous Tarih: November 24, 2007 3:23 PM
Arapları değilde dünyada ne kadar mevcut yönetim şekli varsa sevmiyorum.hiç biri insana değerini vermiyor.ayrıca o millet kötü bu millet iyi deme lüksüne sahipte değiliz.yok protokol olmadı önünde eğildi şeref madalyası verildi bu tartışmalarda bizi bir yere vardırmaz.ilk ırkçılığı yapan iblisti.şimdilerde ne kadarda çok askeri türedi
Yazan: havva Tarih: January 2, 2008 11:30 AM
Bir arap dostum şöyle der: "Siz türkler kendinizi hep dev aynasında görüyorsunuz!". El hak doğrudur. Bizde cehalet makbul metadır. Dünyayı hala 1920'lerin gözü ile görmeyi severiz. Oysa atı alan üsküdarı geçmiştir. Bu gün bir çok arap devleti lüks içinde yaşıyor, süt ile banyo yapıyor. Bizim ise halimiz ortada. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Geçmişte ne yaptığına da bakılmaz. Zamanın çocuğu ol. Evet, bence bütün bu kavram kargaşasının dibinde yatan sebeb kullanılan yanlış software(!). Malesef insanımız seksen küsür senedir öyle berbat bir programla formatlanıyor ki her an her yerinden error mesajı veriyor. Tuhaf bir turancılık ve milliyetçilik anlayışı(ki hiç bir orta asya türki cumhuriyeti bizim gibi düşünmemektedir, onu bırakın kendilerine türk bile demezler), bambaşka ego sentrik bir din ve laiklik diktası, aşağılık kompleksi, ultra idealist görünüp ultra pragmatik bir hayat tarzı sürdürme...hepsi hepsi de bu arkaik software'nin yan etkileri. Ne diyelim her şeyin bir miadı vardır. Windows XP gider yerine Vista gelir. Alternatifler tükenmez.
Yazan: Eli Gold Tarih: January 4, 2008 5:03 PM
Başlık ne diyor?
"Araplığı aşağılamak"
"Arabı" değil..."Araplığı."
Demek olay "Arap olmak" değil "Araplık".
Farkı nedir diye anlamayan var ise anlatayım.
Bu ülkede de Arap var...Arabistan yarımadasında olmayan milyonlarca Arap olduğu gibi.
Bunları içine almayan bir kelimedir bu "Araplık".
Salt olarak ırkı Arap olması nedenli birilerini aşağılık bulmak başka bir şeydir...aşağılık olan bir çok olayın Arap Kültüründe yer etmiş olması başka birşeydir.
Ben Arap kültürünü aşağılamıyorum...zira zaten aşağılık olan bir olguyu aşağılamak mümkün değil sadece bahsetmeniz kafidir.
Neden aşağılık olduklarını da anlamak için yüzyıllara yayılı tarihlerine, bugününe bakmanız kafidir.
Arap yarımadasının zalim ve vahşi iklim ve coğrafyasına siz de maruz kalsaydınız ve yüzyıllar geçirseydiniz siz de bunlardan farksız olurdunuz.
Antropoloji işte bu nedenli var. İklim, coğrafya, sosyoloji ve tarih ve bunların etkileşimleri.
Bunun Türklerin kibiri ile alakası yoktur...Arap kültürünün yazgısıdır bu...
...yedi milyon İsrailliden neyüz milyonu birden dayak yediği halde birbirlerine sırtlarını dönüyorlar ise bunun nedeni kendi başlarının çaresine bakma, kendi canını kurtarma eğilimli olmalarından başka seçenekleri olmayışlarına neden olan çöl kültürüdür.
Arapların böyle olmalarını reddederek bu gerçekleri görmezden gelmenin hele bunu kibirlikle açıklamanın mantığı yoktur.
Arabı aşağılık kılan nedenler vardır...dahası Arabı aşağılık bulan tek millet olmadığımızında bilnimesi lazımdır.
Şimdi siz bu yazıyı da ırkçı yazı olarak alırsınız.
...nasılsa keyfi doğrularınız var öyle değil mi?
Yazan: hubbez Tarih: May 10, 2008 11:59 PM
Mustafa Bey, bakıyorum da Türklük ve Türk düşmanı olan kesimlere, milletlere karşı sempatiniz ve koruma içgüdünüz hiç dinmeyecek.
Neden İslşam adı altında araplaşma tehkesi başlıkllı bir yazı yazmıyorsunuz? Bu ülkede arap ve arapçı şeyhler, din adamları olduğu sürece ben ve benim gibilere düşen görevde diğer bütün ırkları milletleri aşağılamak ve hakaret etmektir.
Neden hiç Türk gibi olmaya Türk olmaya çalışmıyorsunuz?
Yazan: Türk Beğ Tarih: October 3, 2008 5:21 PM