« Müslümanın ‘Ortaçağlı’sı Makbuldür | Ana Sayfa | Orada bir Kürdistan Var Uzakta... »
November 28, 2007
Allah’a Niçin inanılır?
[28 Kasım 2007 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Orhan Pamuk'un ilk romanı olan "Cevdet Bey ve Oğulları"nda, Nusret adlı bir Jön Türk tiplemesi vardır. Koyu bir Fransız hayranı ve Abdülhamid karşıtı olan Nusret, ömrünün son günlerindedir. Ölüm döşeğinde küçük oğlu Ziya'yı kendi kardeşine emanet ederken, çocuğu dindar akrabalarının eline bırakmamasını tembih eder. "Yoksa," der, "oğlum da onlar gibi Allah'a inanır, olmadık yalanları doğru sanır, herkes gibi uyuşuk biri olur, dünyayı anlayamaz."
Nusret bir roman karakteridir elbette, ama son yüz yıldır ülkemizde bol rastlanan bir aydın modelinin de özetidir. Bu aydınlar, içinden çıktıkları geleneksel toplumun durağanlığına ve kapalılığına tepki duymuş, Avrupa’daki pozitivist ve din karşıtı felsefelerden etkilenmiş, sonuçta dini inancın “hurafe” olduğuna kanaat getirmiştir. Bunların bazıları liberal eğilimlidir ve dolayısıyla dine baskı yapılmasına taraftar değildir. Diğerleri Jakoben’dir; toplumu “aydınlığa” çıkarmak için zor kullanmak, “gericilerin” tepesine binmek gerektiğini düşünür. Ortak yönleri, Allah’a imanı bir tür “batıl inanç” saymalarıdır.
Bütün bunlar, geçenlerde (18 Kasım’da) Mahfi Eğilmez’in Radikal gazetesindeki “İnanç ve Evrim” başlıklı yazısını okurken aklıma geldi. Sayın Eğilmez, “İnanç, bilimsel bir kökeni olmayan, kanıtlamayan konularda ortaya çıkan bir çeşit taraf olma eğilimi; örneğin tanrı inancı bu tür bir şey” diyordu. Sonra da, “hiç kimse tanrıyı görmediği ve duymadığı için, onu duyduğunu söyleyen peygamberlerin söyledikleri kanalıyla inanç oluşuyor” diye ekliyordu.
Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: İnsanların Allah’a inanmalarının sebebi, bir dine inanmalarıdır. Tabii bir dine inanmanın sebebi de, yine bu mantık örgüsüne göre, gelenekler ve duygulardır. Dolayısıyla, Allah’a inanmak, kültürel ve psikolojik bir “tercih”tir. Zaten Sayın Eğilmez bunu “mavi rengi sevmeye” benzetmiş.
Ve bence yanılmış. Onun gibi düşünenler de yanılıyorlar. Iskaladıkları nokta, Allah’a imanın akılcı dayanakları. Bu dayanaklar, modern öncesi dönemde Aquinalı Thomas, Maimonides, İmam Gazali gibi ilahiyatçılar tarafından ele alınırdı. Aydınlanma devrinin ve sonrasının ateist filozofları (örneğin David Hume), modern bilimin bu dayanakları boşa çıkardığını ileri sürdü. Oysa 20. yüzyılın ikinci yarısında, önce bilimin aşırı iddiaları törpülendi, sonra da bizzat bilim dünyasının içinden Allah inancını destekleyen yorumlar gelmeye başladı. Bugün Amerika veya İngiltere’de bir kitapçıyı gezerseniz, özellikle fizik alanındaki bulgulardan yola çıkarak inanca yol bulmuş bilim adamlarının eserleriyle karşılaşabilirsiniz. Dünyanın en ünlü ateist düşünürlerinden biri olan Anthony Flew’ün, 2004 yılında, “evrende bir tasarım bulunduğuna işaret eden kanıtlar”la ikna olduğunu ve bir Yaratıcı’yı kabul ettiğini açıklaması, boşuna değil.
Bunlarla “Allah’ın varlığının bilim yoluyla kanıtlandığı” gibi bir şey söylemiyorum; bu aksi yönde bir pozivitizm olur ve yanlıştır. Dinin akla indirgenemeyecek derin bir duygusal ve ruhani boyutu olduğu da kuşkusuzdur. Ama dinin akılla olan ilişkisi, bizdeki çoğu seküler aydının sandığından daha sağlıklı. Bunu görebilmek içinse biraz ezber bozmak gerek.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 28, 2007 12:13 PM
Mustafa bey,
Bir tasarımcının olduğunu kabul etsek bile bunun dinlerin akılla olan ilişkisiyle ne ilgisi var? Dinleri "batıl inanç" olmaktan öteye götüren şey nedir? Dünya tarihinde birbirinden tamamen farklı yüzlerce belki de binlerce din orta çıkmıştır. Bunların bazılarını batıl inanç olarak görüp bazılarını batıl inançtan farklı değerlendirmenizi neden olan kriter nedir?
Yazan: DB Tarih: November 28, 2007 2:17 PM
Sayın DB,
Bir mağara adamı ile modern çağdaki bilimleri kavramış birini yanyana koysak ikisininde hislerinin aynı olduğunu görürüz; aşk, nefret, elem, sevgi, şefkat, kin... Aynı sorulara cevap aradığını da görürüz; "kimim, nereden geliyor, nereye gidiyorum, nasıl davranmam gerek..." Modern bilim bize bilimin de yaradanı olan Allah'ı anlatıyor. Fakat çağlar geçmesine rağmen insan hala aynı sorulara cevap arıyor ve sorulara cevap bulacak ve bulduğunu uygulayacak yöntem ve kurallar bütününü arıyor. Dini basit anlamda (eksik olabilir) bu şekilde tanımlayabiliriz. Ayrıca şu da bir gerçektir ki inanmak insanın fıtratında olan birşeydir. Ateistlerin bile inandığı bir olgu vardır. Dinleri batıl olmaktan çıkaran insanların sahip olduğu hisleri mantıklı bir şekilde dini düşüncelerle açıklıyor olabilmeleridir. Tarihte birbirinden habersiz toplumlarda aynı ya da benzer inannışların ve başlı başına inancın olması zaten sorunuza verdiğiniz cevaptır. Batıl dinlere gelince; işte insanların fıtratlarındaki bu his birbirlerinden haberdar olmayan toplumlarda aynı hislerle farklı şeylere inanmalarıyla sonuçlanmıştır. Batıl dinler çoğu zaman menfaatlar açısındna kullanılmımştır. Gerçek dinler ise el-İslam'dır. Hz. Adem'den son peygamber Hz. Muhammed'e (sav) kadar gelen bütün peygamberler aynı ve tek Allah'ın elçileri ve onun yolunun davetçileridir. İnsanların zamanla, Musevilik, Hıristiyanlık örneklerinde olduğu gibi dinleri yıpratmaları Allah tarafından yeni peygamberler gönderilmesiyle veya yeni din gönderilmesiyle sonuçlanmıştır. Böylece son gerçek din ve son peygamber Hz. Muhammed (sav) insanları imana çağırmak için gönderilmiştir. Kur'an'da da, Kur'an-ı Kerim'in ve İslamiyet'in kıyamete kadar korunacağı belirtilmiştir.
Yazan: Talha CAN Tarih: November 28, 2007 4:02 PM
Sayın DB,
"Dünya tarihinde birbirinden tamamen farklı yüzlerce belki de binlerce din orta çıkmıştır. Bunların bazılarını batıl inanç olarak görüp bazılarını batıl inançtan farklı değerlendirmenizi neden olan kriter nedir?" demişsiniz.
Mustafa Bey bu yazıda belli bir dinden bahsetmiyor. Allah inancından bahsediyor. Birbirinden farklı yüzlerce dinin ortak noktası Allah inancı değil mi? Batıl olmayan ortak nokta budur zaten.
Yazan: fizikci Tarih: November 28, 2007 4:22 PM
Dinlerin değilde din getirici peygamberlerin kesinlikle zamanlarının çok akıllı insanları olduğu muhakkak.
Ama getirdikleri dinlerin akılla yakından uzaktan bağdaşır bir tarafları yoktur.
İnsan hangi din'den örnek vereceğini şaşırıyor. Dinlerin akılla bağdaştığını iddia etmek bile Allah hakkında şüpheye düşmek için yeterlidir.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: November 28, 2007 5:38 PM
Bugün milyonlarca inananı olan olan yaklaşık 200 tane din var. Bu bir inanç meselesi. Inanırsınız, bitti, gerisini getirmeye çalışmanın anlamı da yok. Fizikcilerde de Mustafa beyin belirttiği gibi bir eğilim yok. Fakat Big-bang gibi teorileri yanlış bilgilerle bir tasarımcıya yorma gibi bir popülerlik var son yıllarda, fizik öğretmeni bile "fizikçi" olarak kitap yazıyor. Bir kaç tanesini biliyorum. Bildiğimiz Lee Smolin, RogerPenrose, vs. kalibresinde fizikçiler değil. Flew de artık iyice yaşlanmış, sürekli birileri tarafından kullanılıyor. Son izlediğim röportajda bir yaratılışcı her istediğini söyletiyor, adamın yorgun konuşmasından konuşmasından belli artık. Yaşlıları rahat bırakalım. İnanacaksak da inanalım, kimse birşey demez. Ama yalan yanlış bilgilerle zorlama evrim, big-bang yorumları, bir tasarımcı sokuşturma işleri çok gereksiz.
Özellikle şu akıllı tasarım meselesi, insanların cahilliğinden faydalanmak çok yanlış.
Yazan: sinan Tarih: November 28, 2007 8:46 PM
Talha bey,
Siz buna iman ettikten sonra gerisi boş zaten. Dananın kuyruğunun koptuğu yer de burası zaten. Bunlar sizin inancınızdır. Hiçbir akli temele dayanmayan kör inançlardır.
Sitenizin adını pakvizyon yerine islamivizyon yaparsanız bence çok daha isabetli olur. Yukarda yazdıklarınızı görünce karşımda Fethullah hoca var sandım bir an için.
Yazan: DB Tarih: November 28, 2007 9:19 PM
sayın Akyol,guzel bir yazı olmus,elinize saglık.altına kaşemi basarım.
hatta daha da ileri giderim,
“Allah’ın varlığının bilim yoluyla kanıtlandığı”
soyleyebilirim.ancak bunun icin biraz daha zamana ihtiyac var tabii.
dini yobazlastıran,insandır.bunu da bir kenara not etmek gerekir.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: November 28, 2007 10:22 PM
Bilimsel yollarla anlamak icin uzak oldugumuz sorulari din yoluyla cevaplamak kolayciliktir. Sorunu cozmekten ziyade icimizi rahatlamaktir. Anlayamadigimiz karmasikligin icinde "akilli bir yaratici" her seyi duzenli tutuyor diye korkularimizdan kacmaktir. Dinin dogal bilimlerin yakinindan bile gecmemesi gerekir.
Yazan: OmerKs Tarih: November 29, 2007 6:54 AM
Yazan: sinan Tarih: November 29, 2007 9:13 AM
sayin DB arkadas,
----------
Dünya tarihinde birbirinden tamamen farkli yüzlerce belki de binlerce din ortaya çikmistir. Bunlarin bazilarini batil inanç olarak görüp bazilarini batil inançtan farkli degerlendirmenizi neden olan kriter nedir?
----------
diye sormussunuz.
sanirim Kuran zaten basli basina bu soruya "cevap olmak icin" indirilmis bir Kitap olmalidir.
soyle ki, Kuran'a gore,
Allaha ait olan "ilahi bir mesaj" kendisinin diger batil mesajlardan farkini yine kendisi icinde var olan "Cok Ozel Bir Plan" ile ortaya koyabilmis olmalidir.
ve hz. Muhammedin doneminde, daha onceden prensibleri iyice belirlenmis "Edebiyat Uslubu ve Kurallari" bir mesajin icindeki "Entellektuel
Zihni" ortaya koyan en iyi bir teknik olarak kabul ediliyor olmalidir.
bu sebeble, Kuran'da daima bu Kitabin icinde yer alan olaganustu "Edebi Kurallar ve Uslub"
bunun gercekten (insanlar tarafindan taklid edilmesi asla mumkun olmayan) "tek gercek ilahi bir mesaj" olabilecegine dair en onemli bir "entellektuel kriter" olarak ortaya konulmus (Tur Suresi 29-34 & Isra Suresi 88), ve buna binaen butun inanan insanlar derhal ellerindeki diger "batil ilahi mesajlari" terkederek bu Kuran'a ve bu Kuran'in tanittigi "gercek Allaha" ve "gercek Dine" donmeleri hususunda uyarilmis olmalidirlar. (Araf Suresi 28 & Enam Suresi 148-150 & Muminun Suresi 84-92...)
*****
fakat Kuran'in bu olaganustu "Edebi Kurallari ve Uslubunu" daha iyi anlamak ve takdir edebilmek icin "bir miktar Arapca bilmek gerektigi" de yine Kuran'da, belki de sadece bundan oturu, oncelikle ve ozellikle vurgulanmis olmalidir. (Fussilet Suresi 2-3 & Zuhruf Suresi 2-3)
*****
bu ana yaklasimin --benim anlayabildigim-- en temel ve onemli baska bir boyutu hakkinda da kisaca su hususlara deginmek isterim:
Kuran'a gore butun peygamberler
= hz. Ibrahim & hz. Ishak & hz. Yakup...
= hz. Ismail & hz. Elyesa & hz. ZalKifl...
olmak uzere "iki temel soydan" cikip gelmis olmalidirlar. (Ankebut Suresi 27 & Sad Suresi 45-48)
bu vesileyle, tarih icinde bildigimiz butun buyuk peygamberlerden
= hz. Musa & hz. Isa & hz. Davud --ve su an belki de tam olarak bilemeyecegimiz bunlarin arasindaki digerleri 4/164-- yukarida anilan "birinci uc buyuk peygamberin" soyundan,
= hz. Suayb & hz. Salih & ve hz. Muhammed (muhtemelen bu ikinci soyun "hatemi-muhru" olarak)
--ve su an belki de tam olarak bilemeyecegimiz bunlarin arasindaki digerleri 4/164-- yukarida anilan "ikinci uc buyuk peygamberin" soyundan gelmis olmalidirlar.
ve bu cok ozel iki soydan cikip gelmis olan tum bu buyuk peygamberler "temelde" birbilerine verilmis olan "ilahi mesaji" onaylayip tasdik etmis ve bu "ilahi mesajlarin" kesinlikle uygulanmasini ve asla terkedilmemesini "temelde" tavsiye etmis olmalidirlar. (Maide Suresi 45-46 & Maide Suresi 48, 68)
dolayisiyla, su an yeryuzunde yaklasik 4 milyardan fazla izleyicisi bulunan butun bu "Ibrahimi & Ismaili Dinler" --yukarida aciklamaya calistigim "onemli kriteri" de burada goz onunde bulundurarak-- temelde Allaha ait olan "gercek bir ilahi mesaj" hukmunde,
bunun disinda kalanlar ise, Allaha ait olmayan uydurma "ilahi mesajlar" hukmunde olmalidirlar, bu degerlendirmemize gore.
bu konudaki --benim de yurekten katildigim--bu "genel perspektifi" boylece bildirdikten sonra, yukarida bildirmis oldugunuz:
----------
Bir tasarimcinin oldugunu kabul etsek bile bunun dinlerin akilla olan iliskisiyle ne ilgisi var? Dinleri "batil inanç" olmaktan öteye götüren sey nedir?
----------
argumaniniza karsi yine kisaca soyle bir cevap vermek isterim:
oncelikle, sanirim bir "Yaraticinin varligina" gonulden ve derinden inanabilmek icin
sadece "akil" (= bes duyumuz ile cevremizi gozlemleyebilme ve bunun sonrasinda buna gore ozel bir sahsi "yargiya" varabilme kabiliyetimiz) tek basina "cok yeterli" olmayabilir.
bu konuda "akil" ile birlikte yine o Yaraticinin kendisi tarafindan bize daha onceden programlamis oldugu derin bir "ruhani algi" da mevcut olmalidir bizde sanirim. ve iste belki de bu sebeble, Kuran'da yeryuzundeki bircok insanlara
--daha kendileri dunyaya gonderilmeden once-- bu cok ozel "ruhani alginin" da halihazirda verilmis oldugu, fakat bunun disinda kalan diger bircok insanlara ise bu ozel "ruhani alginin" --cok ozel bir hikmet ve sebebe binaen-- verilmemis oldugu haber verilmis olmalidir. (Araf Suresi 172 & 179)
bu sebeble, yukarida sn. mustafa akyolun cok ozlu ve guzel bir sekilde ortaya koyduguna inandigim
----------
Bunlarla “Allah’in varliginin bilim yoluyla kanitlandigi” gibi bir sey söylemiyorum; bu aksi yönde bir pozivitizm olur ve yanlistir. Dinin akla indirgenemeyecek derin bir duygusal ve ruhani boyutu oldugu da kuskusuzdur.
----------
gorusune "temelde" yurekten katildigimi belirtmek isterim.
ve bunun disinda, yine bu sitede yer alan "Evrim Savaslarinda Son Durum" baslikli bolume girerek (eger yeterli vaktiniz varsa) orada hem bana ve hem de bu konuda benim gibi dusunen diger bazi dindar arkadaslara ait --yine Kuran'a dayali bazi veriler dogrultusunda-- ateizme & agnostisizme vs. karsi temelde nasil bir "genel perspektif" icinde baktigimizi gosteren bazi yazilari okumanizi oneririm.
ayrica yine (eger yeterli vaktiniz varsa) www.kurandaceliskiyoktur.com isimli sitede ve "Ateist Felsefenin Cokusu" ve "Evren, Bilim ve Inanc" baslikli bolumlerde bu konuyu bir miktar daha detayli ele almis olan bazi kisa ve ozlu yazilari (en sonlara dogru ve "musa kerim" isimli bir arkadas tarafindan ele alinip incelenmis olmali) okumanizi oneririm.
sonucta cok ozetle ve kisaca burada belki sunu soyleyebilirim, en temelde:
ne yuce Allahin, ne de hz. Muhammedin --dindar insanlara ve inanclarina karsi saygili ve hosgorulu kalan-- "ateist ya da agnostik" insanlarla bu baglamda hicbir "uhrevi mucadelesi" mevcut olmamis olabilir temelde. hatta Kuran bu tip "ateist ya da agnostik" insanlara ayni sekilde
saygili ve hosgorulu olarak yaklasmis,
ve bu baglamda onlari despot --teistik--"kafirler" (= inkarcilar) ile bir gormemis ve oyle vasiflandirmamis dahi olabilir, fakat onlari sadece "gafiller" (= habersizler) statusunde algilayarak "apayri bir kategoride" degerlendirmis, ve genelde rahat ve serbest birakmis da olabilir. (Mumtehine Suresi 8 & Araf Suresi 179)
ve yine Kuranin "en son tahlilde" yeryuzundeki "yaratilmislarin en kotuleri" olarak vasiflandirdigi ve bildigimiz uhrevi "Ebedi cehennemle" tehdit ettigi insanlar arasinda yine bu tip "ateist ya da agnostik" insanlar kesinlikle anilmamis olabilirler, fakat sadece "Allah" ismini kullanarak "buyuk dini yalanlar" uretmis olan "bozuk teist" insanlar nihayi ve tek olarak "suclanmis ve sorumlu tutulmus bir sekilde" anilmis olabilirler burada. (Muminun Suresi 84-89 & Zuhruf Suresi 19-20, 58 & Tevbe Suresi 31...) = (Beyyine Suresi 98/6...)
yani kisaca "Allahin varligina" --belki 7/172 ayetinde vurgulanan ozel durumdan da oturu-- halihazirda inanmis bulunan butun insanlar icin
Onun varligini ve gercek "ilahi mesajini"
bizlere "aklimizi ve ruhani algimizi" kullanarak burada net bir sekilde gosterecek "nice somut deliller" verilmis olabilecek iken,
bunun disinda kalan diger insanlar icin --belki 7/179 ayetinde bildirilen ozel durumdan da oturu--
Onun varligi ve gercek "ilahi mesaji" konusunda
doyurucu nitelikte ve cok "somut deliller" verilmemis, fakat bu konuda Yaratici --muhtemelen bilincli olarak-- Kendisini tamamen "gizli" (= elBatin) birakmayi dilemis de olabilir, bu tip bircok insanlarin gozunde. (Hadid Suresi 3 & Enam Suresi 103) (Araf Suresi 172 & 179)
tabi burada
"su icinde bulundugumuz ileri cagda "Edebi Kurallar ve Uslup" ile orulmus boyle bir mesaj acaba gercekten bu mesajin bize "gercek bir ilahi mesaj" oldugunu ve yeryuzundeki diger tum "sozde ilahi mesajlardan" farkli oldugunu gostermeye tek basina yeterli bir "somut delil" hukmunde algilanabilir mi?"
sorusunu dusunebilecek olan tum arkadaslara gelince,
bu konuda butun bu inanan arkadaslara ve kendime "biraz sabirli" olmamizi tavsiye ederim.
cunki gelecek gunler ve "ayetler-deliller" su an ancak Allah'in katinda olmalidir. (Yunus Suresi 20 & Ankebut Suresi 50)
ve O elbette bu ileri caga uygun ve yakisir bir sekilde de, ve yine muazzam "Cok Ozel Bir Plan" ile, yine bu gercek "ilahi mesajini" ve dogru yolunu tekrar "baska bir boyutta" da gozlerimizin onune "tam ve essiz bir sekilde" yine serecek olabilir yakinda, insallah. (Enbiya Suresi 37 & Neml Suresi 93...)
selamlarimla.
Yazan: wisdom Tarih: November 29, 2007 10:40 AM
"İnsan hangi din'den örnek vereceğini şaşırıyor. Dinlerin akılla bağdaştığını iddia etmek bile Allah hakkında şüpheye düşmek için yeterlidir."(Hülagü)
Hülagü Bey ben bunun için bir çıkar yol buldum,
Bir tabum var benim:
"Akılla bağdaşmayan birşey dinle hiç bağdaşamaz"
Bu yüzden,
Dinden akılla bağdaşmayan bir hüküm çıkarırsam, "din akılla bağdaşmaz" demiyorum onun yerine "ben akılla bağdaşmayan bir hüküm çıkardım, tekrar deneyeyim" diyorum.
Nasıl ama?
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 29, 2007 11:39 AM
Sn DB;
şöyle demişsiniz.
"Yukarda yazdıklarınızı görünce karşımda Fethullah hoca var sandım bir an için."
F.Gülen'i kulaktan dolma tanıdığınız belli.Size tevhidin etrafında serisini öneriyorum.Termodinamikten atomlardan da ,vs. bahsediyor.Ayrıca Evrimle ilgili konferansı da kitap olarak yayınlandı.Bkz Yaratılış gerçeği ve evrim
Yazan: Aslan Tarih: November 29, 2007 12:09 PM
"Bilimsel yollarla anlamak icin uzak oldugumuz sorulari din yoluyla
cevaplamak kolayciliktir. Sorunu cozmekten ziyade icimizi
rahatlamaktir. Anlayamadigimiz karmasikligin icinde "akilli bir
yaratici" her seyi duzenli tutuyor diye korkularimizdan kacmaktir.
Dinin dogal bilimlerin yakinindan bile gecmemesi gerekir."(OmerKs)
OmerKs Bey, açıkçası ben sizi kolaycı yorumculardan gördüm. Yazıdaki
argümanları çürütmeye çalışmak yerine bu yaşıma kadar duyduğum
sloganları tekrar etmişsiniz,
Sanki ortada Mustafa Akyol Bey'in bu konuda bir yazısı yok, veya o
yazıda sizin yorumunuzda değindiğiniz meselere bir cevap verilmiyor
gibi tutup yine kolaycı bir yolla ezberinizdeki sloganı söylemişsiniz,
Bunu yapan tek yorumcu siz değilsiniz üzülmeyin.
Yahu bana anlatırmısınız "bilimsel yollarla anlamak için uzak
olduğumuz soruları din yoluyla cevaplamak(OmerKs)" nasıl kolay?
Mesela din yoluyla cevaplamak kolaysa bir zahmet şu soruyu bilimsel
yolla değil de din yoluyla kolayca bir cevaplayın;
Soru: Yanmalı motorlarda, verimliliği nasıl artırabiliriz?
Yahu ne olur bu soruyu din yoluyla bir cevaplar mısınız?
...
Yazıda anlatılanda buydu, okuduysanız.
Anlamak isterseniz.
...
Positif bilim ve dinin kulvarı farklıdır, ikisini birbiriyle
kıyaslayamazsınız.
Nasıl ki yanmalı motorlarla ilgili soruya biyoloji ilmi cevap
veremiyorsa, kimse biyolojiden onunla ilgili bir cevap beklemiyorsa,
siz de dinden veya bir başkasının dinden bu sorulara cevap vermesini
bekleyemezsiniz. Bekleyen bir ateist de olsa, dindar da olsa, inanan
fakat dindar olmayan birisi de olsa yanlış yapar.
Fakat olayları farklı pencerelerden değerlendirebilmeliyiz, her soruya
her ilim cevap veremeyeceği gibi bir soruya sadece bir ilim dalı cevap
verir demek yanlıştır. Her biri kendi penceresinden cevaplar verebilir veya veremez.
Olayları din ilminin de değerlendirme hakkını elinden alamazsınız,
Veya dindarların veya inananları her soruya din ilmiyle cevap aradığını söyleyemezsiniz, ha dinin o kanudaki cevabını da pek ala düşünebilir, merak edebilir, fakat bu onun din dışında hiçbir bilimle o sorulara cevap aramadığı manasına gelmez.
Bu tezinizle bilim tarihinde çığır açmış bilim adamlarının çoğunluğunun dindar insanlar olduğunu veya inanan insanlar olduğu gerçeğini açıklayamazsınız.
Din bilime mani değildir, inanmak bilime mani değildir, hatta size farklı pencerelerden bakma fırsatı da verir.
Fakat yazıda vurgulandığı gibi positif bilimin sunduğu verileri farklı pencerelerden de ele aldığınızda bir yaratıcının varlığını işaret edibilir. Zaten Mustafa Akyol "Bunlarla “Allah’ın varlığının bilim yoluyla kanıtlandığı” gibi bir şey söylemiyorum" diyor ve ekliyor:
"Dinin akla indirgenemeyecek derin bir duygusal ve ruhani boyutu olduğu da kuşkusuzdur."(Mustafa Akyol)
Bu sözden yaratıcıya inanmanın akıldışı olduğu değil, akıl boyutunun YANINDA bir de akıl ötesi bir boyutunun olduğunu anlıyorum.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 29, 2007 2:10 PM
Dindeki emir ve yasakları akılla ve mantıkla sorgulamayan insanların üzerinde oldukları din körükörüne inançtır ve Allah'ın elçileri vasıtası ile göndermiş olduğu vahiylere ters bir inanış biçimidir.Kur'an'ın birçok ayetinde "Hiç düşünmezler mi?" cümlesi geçer ve Allah'ın varlığına delil olan kanıtlar için yeryüzü ayetlerini akıl yolu ile bulmamız beklenir.Ezber bozmayı beceremeyen filozof aydın kesim madem ki inananlardan daha akıllılar,Kur'an'ı ellerine alıp baştan sona bir okusunlar bakalım akla ve mantığa ters gelen ne var.
Yazan: Bulut Tarih: November 29, 2007 2:17 PM
mustafa fatih bey,
İster din akılla deyin ister akıl din ile deyin değişen bir şey yok.
Daha önce söylediğim gibi eğer akıl ile dini inançları birbiriyle ilişkilendirmeye çalışırsanız Allah hakkında hemen şüphe etmeye başlarsınız. Allah'a atfedilen 99 sıfatın bir anda hiçbir hükmü olmadığını görürsünüz.
Örneğin Leheb suresi. Kendisine 99 sıfat atfedilen doğmamış doğurmamış kainat'ın tek yaratıcısı ve sahibi bir varlık kendi yarattığı aciz bir kuluna hiç beddua eder mi? Ama Leheb suresinde Allah, kendi yarattığı aciz bir insan olan Ebu Leheb'e iki elin kurusun inşallah diye beddua ediyor.
Dolayısıyla dinsel inançları akılla ilişkilendirmek inançların geleceği açısından çok sakıncalıdır. Ama siz isterseniz inatla bu inançlarınıza akılsal destek aramaya devam edin. Bu çabalarınız Allah'ı acz içinde göstermekten başka bir işe yaramayacaktır.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: November 29, 2007 3:58 PM
Sn DB,
sorunuza cevap verme hatasına düştüm, doğrudur...
Sizin gibi alemin körüne laf yetiştirmek haddime değil. Bu benim hatamdır, size doğruları ve gerçekleri anlatırken bunları her halde inkar edeceğiniz ve üstüne üstlük beni "tanım"larla itham edeceğiniz belliydi. Akla dayanmayan kör inançlar demişsiniz, nereden biliyorsunuz? İnanıyor musunuz da konuşuyorsunuz? Benim durduğum konumdan gözüken bizzat dinimin ilme ve bilme dayanmasıdır.Evet, bu benim inancımdır ve gerçekten de gerisi boştur ve önemli bir nokta da vardır ki kaybeden gerçeğe tutunamayan boşluktakilerdir. Keşke daha derin ilme sahip olsaydık da sitemiz dediğiniz gibi olsaydı. İkinci benzetmenize gelince; OTUDUĞUNUZ YERDE OTURUN, UKELALIK YAPMAYIN, benle tartışırken niye hem beni hem de konuyla alakası ve haberi olmayan birini "tanım"lamaya kalkıyorsunuz. Şurada yorum yaparken küstahlık da yapmayın bizahmet...
Bu konuda size tek cevap bile vermeyeceğim, elbette bu size cevap verilemeyeceğinden değil yobaz tavırlarınızdandır...
Yazan: Talha CAN Tarih: November 29, 2007 4:35 PM
Bilimin varolusun tum bilinmezlerine eninde sonunda bir cevap bulacagina inanan arkadaslar, tarihi seyir icinde bilimin `hakikat` addettigi seyi kolayca tersyuz edebildigine sahit olmamislar midir? Gundemimizi en cok mesgul eden konulardan birine, kuresel isinma meselesine goz atalim mesela. Son yillarda ciddi bir yogunlukta kuresel felaket senaryolarina maruz kaliyoruz. Gecenlerde bir gazetede weather.com sitesinin kurucusu, butun bu felaket senaryolarinin asilsiz oldugunu, dunyanin tehlikede falan olmadigini, 30-40 yilda bir boyle bir dongunun yasandigini, ancak bu yolla bilim cevrelerinin devletlerden ciddi finansman destekleri aldigini iddia ediyordu. Hatta ben bir adim daha ileri giderek, belki de asil amacin bu yolla alternatif enerji arastirmalarina finansal destek saglamak olabilecegini dusunuyorum. Cunku boyle ucuz, temiz bir kaynak bulan dunya liderligini garanti edecek... Hakikat nedir? Elbette bilmiyorum. Ama artik bu konuda duydugum herseyden suphe ediyorum.
Bilimi, yasantimiza kattigi degeri inkar ediyor degiliz ama varolusun tartismasiz realitesi, biricik yol gosteren olarak kabul etmek, bilimin kendi ic dinamiginde dahi mumkun degil. Aksine bizzat kendisi bize ''aklin varsa suphe et'' diyor.
Din`e gelince, eger bir vakit ayirir bakarsaniz, Kuran size varolusun hakikatlerini bir bir siralarken bu hayatin bir imtihan yeri oldugunu haber verir. Size sorulari ve cevaplari verir, bu sistemi anlayacak kabiliyette yaratildiginizi soyler. Ancak imtihanlar herkesin gecmesi icin yapilmaz elbette... Birilerinin ayrilmasi, secilmesi isteniyor. Varolusun hikmetini anlayan,yani akleden, dusunen, takdir eden, gonulden baglanan belli olsun isteniyor. Geri kalanin bir ehemmiyeti yok diyor Kuran. Ister inan, ister inanma, nasil olsa sonunda hakikati ogreneceksin! Yani oyle herkesi ikna etmek gibi bir kaygi yok.
Simdi bilim, bilim diye bu cagriya kulaginizi tikamakta serbestsiniz. Bu hayat sizi memnuniyetle oyalar. Ancak O, kendisini taniyan, sanatini, guzelligini takdir edene kendi sevgisini vadediyor... Ve iste diyor, bu akil bunun icin yaratildi ey insanoglu! Ama hakikate ulasmak icin bir sisteme muhtacsin. Bu sistemi yaratan ve bunun adina 'din' diyen, peygamberleri vasitasiyla bu dini insana teblig eden de bizzat
Allah'tir.
Saygilar...
Yazan: Elif Tarih: November 30, 2007 12:53 AM
Zavalli insanoglu; Dunya neredeyse yok olmaya dogru gidiyor, bizlerin ugrastigi konulara bakin ...
Yazan: Izninizle Tarih: November 30, 2007 7:56 AM
İlahi Hülagü Bey,
Diyorsunuz ki;
"Örneğin Leheb suresi. Kendisine 99 sıfat atfedilen doğmamış doğurmamış kainat'ın tek yaratıcısı ve sahibi bir varlık kendi yarattığı aciz bir kuluna hiç beddua eder mi? Ama Leheb suresinde Allah, kendi yarattığı aciz bir insan olan Ebu Leheb'e iki elin kurusun inşallah diye beddua ediyor."(Hülagü)
Akılla bağdaşmaz derken bunları mı kastediyordunuz?
Aman, ben de önemli birşey var zannetmiştim.
Yazan: Anonymous Tarih: November 30, 2007 10:10 AM
Elif hanım...evidence please..varmı böyle birşey?
Sizin dediklerinizin doğru olduğuna nereden bileceğiz. Doğru olduğuna dair hiçbir kanıt yok. Akılcı olduğu söylenen şeyler ise yine inanç meselesi, daha olası yada makul yapan bir durum söz konusu değil. Bir sınav yapılacaksa bazı şeyler açık olmalı ki haksızlık olmasın değil mi? Bilimde ise şüphe vardır, ve doğru kabul edilen birşey mutlak kabul edilmez, yeterli veri olduğunda değişebilir. Gücü ve güzelliği de buradadır, donuk değildir, dinanmiktir, sürprizlerle doludur. Sürekli daha çok doğru bilgiye yaklaşmamızı sağlar. Newton yanlışlandı mesela, ama çöpe gitmedi, daha doğru hale getirildi. Onca zaman insanlar tamamen saçmalık olan birşeye inanmadı yani.
Fakat sizin anlattıklarınız tamamen sizin inançlarınızdır. İçine doğduğunuz bu durumu olağan ve "gerçek" zannediyorsunuz. Öyle yetiştirildiniz, küçükten beri size bunlar aileniz ve çevreniz tarafından öğretildi. O yüzden sizi anlayabiliyorum, kolay değil farklı düşünmek, dışarıya çıkmak. Aynı şey hristiyanlar, hindular, zerdüştcüler içinde geçerlidir. Hepsi en doğru, en üstün dinin kendi dinleri olduğunu zanneder. Eğer ben haklı isem şöyle birşey beklenmeli; Tamamen özgür bırakılan, sorgulamayı öğrenen, belirli bir bilgi,inanış "kesin doğru" diye verilmeyen insanlar genelde dinlere ve çeşit çeşit tanrılardan birisine seçip inanmaz(neredeyse hepsi!!). Bugün baktığımızda da aynen öyle olduğunu gözlemleyebiliyoruz! Şahsen ailem hiçbir zaman din dayatmadı bana. Dinleri bilmeme rağmen hiçbir zaman inanma ihtiyacı hisetmedim, şu doğrudur diye bir aşılama ve onu uygulama görevi verilmedi hiçbir zaman. Nasıl tesadüf ise, hiçbir şekilde benden etkilenmeyen ve aynı şekilde serbestce yetişen kardeşlerim de benim gibi.Bu genlerimizde mi var, yoksa özgürlükten mi geliyor? Örneğin isveçde de insanlar aynı şekilde yetişir, kimse küçükten kolay kolay birşey dayatmaz, ne okulda nede ailede. Bu toplumun neredeyse 70%-80% inançsızdır. Norveç, finlandiye, danimarka, ingiltere hepsinde aynı durum. Demek ki, nasıl yetiştirildiğimiz ile ilgili, bu "gerçek doğru" yu bilme ayrıcalığı. Günümüzde tanrı, indoctrination olmadan var olamaz insan toplumlarında. İnançlı insanlar demek ki aile ve belirli çevrelerde yetişmesi gerekiyor inançlarına sahip olmak için. Türkiyenin müslüman, yunanistanın hristiyan olması herhalde tesadüf değil. Yani sizin "sınav" olayınızın altını ufalanıp gidiyor gibi. Bu iş pek de öyle imtihana benzemiyor. Bir tanrı böyle koşullarda dediğiniz gibi bir imtihan işine girerse açıkcası ben adaletinden şüphe duyardım. Olmaz öyle birşey. Hani tanrı diye birşey olsa bile, emin olun böyle işlerle uğraşmaz.
Ve bu imtihan sonucunda bazı insanlar ayıklanıp atılacak sanırım. Bizim gibi olanlar. Yani değersiz insanlarız değil mi? Aslında bunu tekrarlayıp duruyorsunuz. Bu tarz düşünmenin ne kadar sorunlu olduğunu göremiyorsunuz, fark etmiyorsunuz. Ama birisi sizin din ile ilgili birşey söylediğinde (inancınız değil dinin kendisine), ki bence sonuna kadar hakkı var, hemen "saygı" meselesine getiriyorsunuz. İnsanları ıskarta diye ayıran bir dine başkalarının saygı göstermesini bekleme hadisesini hiçbir zaman anlayabilmiş değilim. Sizin inanmanıza saygı göstermek ayrı, ve gerekli birşey tabi. Ama diğerini anlamam mümkün değil.
Ben sizin bizlere biçtiğiniz sondan daha adaletli bir "son" tarifi yapmak istiyorum. Hepimiz öleceğiz! inançlı inançsız hiç fark etmeyecek. Ölüm adaletli olacak ve sonrasında hiçbir uyanış olmayacak. Ateist kişi haklı olduğunu göremeyecek. İnançlı kişi de inancı yüzünden asıl hayat olan dünyevi hayattan başka birşeyin olmadığını öğrenemiyecek. Yaşadığı hayattan daha değerli bir hayatın olmadığını ve dünyadaki hayatını daha dolu dolu yaşanmış olabileceğini hiçbir zaman öğrenemeden ölecek, ve sonrası diye birşey olmayacak. Bakınız ne kadar adaletli. "Kötülük yapanlar da mı ölüp gidecek?" Aynen öyle kötülük ölen olursa eza çekmeden bu hiçbir yere yazılmayacak, üzgünüm ama durum biraz böyle gibi. Yani ne yapacaksak bu dünyada yapacağız. Cennet de cehennem de bu dünyada, başka yer yok!
Yazan: sinan Tarih: November 30, 2007 11:00 AM
Sayın Elif,
Kur'an bizlere varoluşun hakikatlerini bir bir sıralıyor demişsiniz. Kur'an'daki şu hakikatleri bir bir sıralayında bizde görelim Allah aşkına.
Kur'an'ın, Hz.Muhammed'in başından geçen yaşanmış eylem ve söylemlerinin Tanrısal açıdan desteklenmesi dışında başka bir özelliği yoktur. Sanırım sizde Kur'an ezbercilerindensiniz.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: November 30, 2007 5:31 PM
""Ben sizin bizlere biçtiğiniz sondan daha adaletli bir "son" tarifi yapmak istiyorum. Hepimiz öleceğiz! inançlı inançsız hiç fark etmeyecek. Ölüm adaletli olacak ve sonrasında hiçbir uyanış olmayacak. Ateist kişi haklı olduğunu göremeyecek. İnançlı kişi de inancı yüzünden asıl hayat olan dünyevi hayattan başka birşeyin olmadığını öğrenemiyecek. Yaşadığı hayattan daha değerli bir hayatın olmadığını ve dünyadaki hayatını daha dolu dolu yaşanmış olabileceğini hiçbir zaman öğrenemeden ölecek, ve sonrası diye birşey olmayacak. Bakınız ne kadar adaletli. "Kötülük yapanlar da mı ölüp gidecek?" Aynen öyle kötülük ölen olursa eza çekmeden bu hiçbir yere yazılmayacak, üzgünüm ama durum biraz böyle gibi. Yani ne yapacaksak bu dünyada yapacağız. Cennet de cehennem de bu dünyada, başka yer yok!""
çok güzel,harika,superrr.
keşke bu kadar basit olabilseydi.
kafamızı kuma gomup,sorular sormazsak,bir kac yuzyıl oncekiler gibi,guzel guzel yasayıp ölürüz,olur biter.
ama NEDEN? diye sormaya basladıgımızda aslında hicbirseyin o kadar basit olmadıgını goruruz.
ateistlerin en buyuk sorunu ne biliyormusunuz?
sormak istedikleri soruları sorup,almak istedikleri cevapları alıp,gerisini dusunmemek.
tıpkı bilim insanları gibi,cevabını bulamadıkları soruları hep gormezden gelirler.
gercekler orada duruyor.
kim ortaya cıkartmak ister???
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: November 30, 2007 10:27 PM
Mongolların temsilcisi sn Hülagü,
Kur'an'dan işine gelen ayetleri cımbızlayıp, işine geldiği gibi yorumlayıp birde insanların akıllarına şüphe düşürmek için kullanacağına önce aklını kullananlar gibi kafana/keyfine göre tercüme yayınlama. Senin leheb dediğin Ashabın ise Tebbet adnı verdiği surede "inşaAllah" kelimesi geçmediği gibi ayetin meali de ne yazdığın gibi ne de yazdığın kadardır.
tanrı olgusunda takılıp kalmışlığından olsa gerek Allah'ın Subhan sıfatlarını 99 ile sınırlandırmaya çalışmışsın. O senin bildiğin 99, Allah'ın sadece 99 güzel isminin listesidir. Allah (C.C.) sadece Esmaül Hüsna'dan ibaret değildir. Dünya üzerindeki müslümanların Hak Teala'yı Tesbih etmesi sadece 99 isimden ibaret değildir, O'nun sıfatları sonsuzdur ki "akıl" erdiremezsin. O yüzden de Subhandır Allah Celle ve Celaluhu.
Bahsettiğin Tebbet suresinde Yuce Allah, Elçisine olmadık sıkıntılar çektiren ebu leheb'e Kıyamet'e kadar Müslümanlar tarafından defalarca tekrar edilecek bir Bedduayı hediye etmiştir.
Elif hanımdan bekleyeceğine o hakikatleri, gözlerini açta bak bir yaşadığın aleme, Kur'an*ı Kerim hiçbir şekilde tahrif edilmiş incil gibi sonradan havarilerinin anlattığı İsa'nın hayatıdır, ne de Yahudilerin işlerine geldiği gibi değiştirdikleri Tevrat gibidir. Kur'an ezberlenir ve hayata geçirilir, bu anlamda da Kur'an ezbercisi olmak onu anlama ve hayata geçirmek ve namazlarımızda her an hatırlamak bu yolun olmazsa olmazlarındandır.
Bana göre Allah'ın varolduğuna inanmak için bilimsel bir kanıt aramaya gerek yok. Ama Newton, bilimi araştırdıkça Allah'ın mutlak varlığının farkına varan inançlı bilim adamlarından biridir. Ateizme karşı çıkmış, bunun için pek çok makalesinde yazılar yayınlamış ve eserlerinde Yaratılış gerçeğini savunmuştur. Newton'un, dünyanın seyrini değiştiren buluşlarının temelinde Allah'a yakınlaşma isteği vardır. Principia Mathematica adlı eserinde bu gerçeği şu sözlerle dile getirmiştir. "Bizler Allah'a muhtaç kullar aciz olarak, kendi aklımıza göre Allah'ın aklını büyüklüğünü ve yüceliğini görmeli ve O'na teslim olmalıyız."
Yazan: C e m S u n b u l Tarih: November 30, 2007 11:20 PM
sinan,
Senin dediğin gibi ölüp de öbür dünya yokmuş diyeceksem bile (ki demeyeceğim daha gerçek) Allah'a sonsuz şükürler olsun, beni yarattığı ve nasıl mutlu olabileceğimin reçetesini sunduğu ve insanlık tarihi boyunca bana Peygamberleri vasıtasıyla öğretti ve genlerime işledi. İşte bu sebepten eğer Hakikatı arıyorsan dünyanın neresinde olduğun önemli değil. Hiçbir din görmemiş, yıllarca başka insan tanımamış ve bir adada yaşamış olan bir zat-ı muhterem (ah birde adını hatırlasam) bunların hepsinin bir yaratıcısı olmalı diyerek Allah'ı, Yaradanın olduğuna vakıf olmuştur.
Bugün Amerika'da yaşayan New York'ta Columbia üniversitesinde okuyan Portekizli bir genç kendi kendine müslüman olup İstanbul'a gelip Allah'ın teklif ettiği hayat şeklini üzerimizde dinini tamamladığı son peygamber Hz. Muhammed'in ilettiği (S.A.S.) Kur'an'ı daha iyi anlayabilmek için Çamlıca'da arapça dersi alıyorsa adalet vardır ve kıyamete dek tecelli edecektir. Nargilesini içerken tevafuk tanıştığım bu kişi gibi kaç kişi var Allah bilir, ama biliyoruz ki böyle kişiler çok ama çok var.
Ne benim ne senin, ne de kimsenin yaptığı yanına kar kalmayacaktır ve burda canını alsan hesabını ödetemeyeceğin katiller, caniler, sapıklar ve dahaları Büyük Mahkeme'de hesabı vereceklerdir. Tıpkı dünyada olduğu gibi nasıl büyük sorunlar daha büyük mahkemelere taşınır işte aynı şekilde burda cezasını çektiğini veya yırttığını düşünenler için o büyük mahkeme günü mutlaktır.
Cennet de Cehennem de bu dünyada değildir. Bu dünyadaki hayatın sonucundadır. Başka Allah da (Acze ve Celle) Yok! Başka gidecek kapında yok! Yani yok öyle yağma Sinan, hiç heveslenme, sonunda çok zararlı çıkarsın ama iş işten geçer. Birde bakarsın, Babası Kilise'de Azizlerin figürlerini resmeden eski Cassius Marcellus Clay yeni Muhammed Ali hesap verdikten sonra Cennet'e giderken, Hacı olan yan komşunun ateist oğlu Cehennemin yolunu tutmuş.
Yazan: C e m S u n b u l Tarih: November 30, 2007 11:54 PM
Sinan Bey, evidence istemissiniz. Olum en buyuk ders, en buyuk kanit. Adaletli olacak, oyle mi? En sevdiklerinizin, caninizdan cok sevdiklerinizin olumune sahit olacaksiniz. Belki bir hoscakal bile diyemeden cekip gidecek, cigerinizi alev alev yakacak, umudun bittigi tukendigi noktayi yasayacak ve adaletli oldugunu dusuneceksiniz. Bitti, yok oldu, peki ben niye sevdim onu? Bu nasil agir bir yuk boyle hocam? Bunu gercekten kabul edebiliyor musunuz yoksa dusunmekten mi kaciyorsunuz?
Evidence mi demistiniz? Peki size olumden sonra hayatin olmadigina ikna eden sey nedir? Gidip de gelen var mi benim bilmedigim?
Imtihanin sirri da burada iste. Eger oluler mezarlarindan kalkip konusabilseler tartisacak meselemiz olmayacakti zaten. Sizden hayatin anlami uzerinde dusunmeniz isteniyor. Korktugunuz seyi inkar etmek kolayciligina kacmis olmayasiniz yanlislikla? Hesap verme fikri de agir geliyor insana degil mi? Sorumluluk duygusu... Yaptiginiz en ufak bir iyilik de kotuluk de kayit altindadir deniyor. Insan bu dunyaya gonderilip basibos birakilmadi deniyor. Inkar et, kurtul, oh ne rahat... olmasin sakin Sinan bey?
Gelelim su indoctrination meselesine. Kuzey Avrupa`yi ornek vermissiniz. Dogrudur, dinle pek bi isleri kalmamis gorunuyor. Tikir tikir isleyen sosyal duzenleri var. Refah duzeyi en yuksek toplumlardir ayni zamanda. Ne var ki dunyanin en yuksek intihar oranlari da bu toplumlardan cikar. Otenazi uygulamasinin yasal duzenlemesi yapilir. Afrika`nin ac, hasta, bicare insanlari kendi canlarina kasdetmeyi dusunmez onlar kadar. Ne yaman celiskidir degil mi Sinan bey?
Sunu da israrla belirtmek isterim, bu bahsettiginiz ulkelerde cocuklari dinin baskisindan kurtarmak adina, dinin onemsiz ve gereksiz oldugunun ''ogretilmediginden'' emin misiniz? Genelleyelim hadi; inancsiz aile, cocuguna dinin toplum hayatinin bir realitesi oldugunu mu, yoksa dinin cahil ve akilsiz kimselerin isi oldugunu mu asilar? Bunun calismasi yapilmis midir bu ulkelerde?
Ustelik bu toplumlarda da inancli ailelerden gelmedikleri halde kendi tercihleriyle inanclarina uygun yasamaya calisan insanlar var. Her inancli ailenin cocugunun ayni yolu izleyecegi garantisi de yok ustelik. Bu olayi genellemekle hata ediyorsunuz korkarim ki. Nefesinizi kesecek kadar cok istisnasi vardir, emin olun.
Iskarta yorumunu kendiniz cikardiniz, dikkatinizi cekerim. Ben dinin herkesi ikna etmek iddiasi yok, demek istiyorum. Cunku hakikate ulasmak caba gerektiriyor. Hayatin bizzat kendisiyle, tum zaaflarinizla, korkularinizla, vicdaninizla yuzlesmeniz gerekiyor. Inkar edip kurtulmak, ya da mesaja kulak vermek sizin tercihiniz.
Sayin Hulagu, anlasilan siz coktan okuyup cozmussunuz olayi! Bu onyargilarinizla, bu at gozlukleri ve bu kustah tavrinizla, benim size birsey siralamam sanirim abesle istigal olur.
Saygilar...
Yazan: Elif Tarih: December 1, 2007 1:24 AM
Sayın Sinan,
İnanç ile ilgili söylediklerinize katılmamak mümkün değil. İnancın çevresel faktörlerle, aile eğitimi ile şekillenip oluştuğu doğru. Fakat bu inancın akıl dışı olduğuna kanıt değildir. Sorgulanmayan bir takım ön kabuller neticesinde inanç oluşur. Peki bu ön kabuller bunu akıl dışı yapar mı? Bence yapmaz. Kendi içerisinde çelişmediği sürece her inanç da akıl sınırları içerisinde olabilir. Aslında her sistemi oluşturan ve kendi içerisinde uyumlu, kendiyle çelişmeyen sistemler bir takım ön kabullere mecburdur. İnanç sistemi de.
Mesela bilgisayar, bilgisayar veriler üzerinde işlem yaparak bir takım sonuçlar elde eder, ilk bakışta tümü değişken gibi görünün bu veriler aslında bir takım sabitlere(ön koşullara) muhtaçtır. Veriler, verilerin tabi tutulduğu işlem bunların hepsi değişken olabilir. Fakat bilgisayar sistemi ta en başta başlayıp o verileri alacak, işleyecek sistemi kurarken bir takım sabitlere ihtiyaç duyar. Mesela verileri nasıl alacağı, nasıl işleyeceği ile ilgili kuralları bir yerden alması ve belleğine yüklemesi gerekir. Hayır daha bu aşamada da sabitler yok. Bunlar da değişken olabilir. Nasıl alacağı ve nasıl işleyeceği ile ilgili kurallar da değişken olabilir. Fakat bilgisayar ilk açılırken ne yapar, CMOS denilen bir bellekten bir takım ayarları okur, BIOS denilen bu sistem CMOS'taki ayarlara göre bu bilgileri nereden alacağına karar verir. Bu bilgileri alacağı yer bilgisayar için bir sabittir(bir ön koşuldur) Bu yer, bilgileri alacağı, bilgi depolama kapasitesine sahip olan ortamların (boot sectorü yani) açılış bölümüdür. Bilgi depolayan birimler sectorlere ayrılmıştır. Ve açılış ile ilgili(verileri nasıl alıp işleyeceği ile ilgili bilgiler, yani işletim sistemini tanımlayan bilgiler ve işletim sistemine ait komutlar) bilgiler her zaman için ilgili depolama biriminin İLK sectoründe bulunur, bizim kullandığımız bilgisayarlarda en azından. Ha ikinci sectoründe de bulunabilir, ama o tipteki tüm sistemlerde hep ikinci sectordedir ve bu o sistem için bir ön kabuldür. Ha, peki herhangi bir sectore yerleştiren bir sistem olabilir mi, olabilir, ama o zaman BIOS'un açılışta tüm sectorleri taramasını ve o açılış ile ilgili bilgilerin bulunduğuu sectorü tespit etmesini sağlamalıyız, bu olanaklı mı, evet, ama yine de bir ön kabul yapmaktan başka bir çaremiz yok, bu sefer ön kabulümüz o açılış ile bilgilerin bir şablonudur. Açılış ile ilgili bilgileri tespit edebilmesi için bir şablon tanımlamamız kaçınılmazdır. Sanırım bilgisayar üreticileri için bu ikincisi biraz daha gereksiz ve zor olduğu için ön kabulü en başta yapıp kendi işlerini zorlaştırmak istemiyorlar.
Bilgisayar sadece bir örnektir, bilgisayar için ön kabullere ihtiyaç olması diğer tüm sistemler için ön kabullere ihtiyaç olduğu manasına gelmez tabi. Zaten bazı sistemlerin bu tür kabüllere ihtiyacı olmadığını ileride söyleyeceğim.
İnanç veya dinde bir sistemdir. Ve inancında bir takım ön kabullere ihtiyacı vardır. İnanç derken tanrıya inanmayı kastediyor isek, bunun için de bir takım ön kabullere ihtiyacımız var demektir. Bu ön kabuller kimilerine göre dini, inancı bilim olmaktan, bilimsel olmaktan çıkarıyor. Aynı şey matematik için de geçerli. Matematik tamamen kabullere dayanıyor. Bu yüzden matematiğin de bilim olmadığını söyleyenler var.
Fakat matematik ve din arasında şöyle bir fark var. Matematikte aynı kabullerle aynı sonuçlara ulaşırsınız. Fakat dinde aynı kabullerle farklı sonuçlara ulaşabilirsiniz. Bu dinin bir üstünlüğü müdür, zayıflığı mıdır, tartışılır.
Fizik için, kimya için bu kabuller söz konusu mu? Hayır, diyebiliriz. Aslında evet de diyebiliriz. Tek fark şu ki matematik, bilgisayar, din(inanç) vs. bu sistemleri kurarken bazı ön kabulleri bizim yapmamız gerekiyor. Çünkü bu sistemler bizim kurduğumuz sistemler. Fakat bu ön kabullerin bulunması o sistemi akıl dışı kılmıyor, bu sitemler de pek ala kendi içerisinde bir mantık ve akıl içerebiliyor. Tabi siz sistemi yanlış kurmazsanız. Fakat fizik için böyle ön kabullere ihtiyaç yok, kimya için yok, biyoloji için yok. Çünkü bunlar bizim kurduğumuz sistemler değil. Bunlar tanrının kurduğu sistemler de değil, şu aşamada. Böyle kabul edelim. Çünkü tanrının varlığı konusunda henüz bir mutabakatımız yok. Fakat bu sistemler bir takım ön kabullere değil, gerçeklere(fact) dayanıyor değil mi? Mesela, yerçekimi bizim bir kabulümüz değil, bir olgu.
Aslında din de bizim kurduğumuz bir sistem olduğundan bazı ön kabullere ihtiyacımız var. Fakat inançsızlık da bizim kurduğumuz bir sistemdir ve onunda bazı kabuller yapmasına ihtiyaç vardır.
Şunu demek istiyorum, inancın ne kadar "tanrının varlığını ispat etmeye ihtiyacı var ise"; inançsızlığın da o kadar "tanrının yokluğunu ispat etmeye ihtiyacı vardır"
O yüzden, lütfen kendinizi bu konuda ayrıcalıklı, bilimden torpilli görmeyin. Fizik, kimya, biyoloji, vs. pozitif bilimler(ön kabüllerini bizim yapmadığımız, gerçeklere dayanan) size ve bana(inanca ve inançsızlığa) aynı mesafede.
Yeri gelmişken,
Benim şöyle bir "tabum"un olduğunu daha önceki yorumlarımın birisinde söylemiştim:
"Akılla bağdaşmayan birşey din ile asla bağdaşamaz"
Tabi bu benim kurduğum(ön kabullerini benim belirlediğim) din(inanç) sistemi, tabi beriki de aynı ön kabullerle(mesela İslam dini benim için) de farklı bir sistem kurabilir ve akılla bağdaşmayan veya daha doğrusu benim aklımla bağdaşmayan fikirler ortaya çıkarabilir, din aynı kabüllerle farklı fikirlerin elde edilmesine mani değil,
Bu yüzden dinden, dinimin kabüllerinden aklımla bağdaşmayan bir sonuç çıkarırsam "din akılla bağdaşmaz" demiyorum; onun yerine "ben akılla bağdaşmayan bir sonuç çıkardım, yeniden deneyeyim" diyorum.
Yani pek ala siz kendi kurduğunuz sistemi akıl sınırları içerisinde tutabilirsiniz,
Elif Hanım'ın yorumuna karşılık yazarken bir takım sorular sormuşsunuz, veya dinin çeliştiğini düşündüğünüz bir takım noktalar belirtmişsiniz,
Aslında din, bu sorduğunuz sorulara cevap veriyor,
Mesela demişsiniz ki:
"İnançlı insanlar demek ki aile ve belirli çevrelerde yetişmesi gerekiyor inançlarına sahip olmak için. Türkiyenin müslüman, yunanistanın hristiyan olması herhalde tesadüf değil. Yani sizin "sınav" olayınızın altını ufalanıp gidiyor gibi. Bu iş pek de öyle imtihana benzemiyor. Bir tanrı böyle koşullarda dediğiniz gibi bir imtihan işine girerse açıkcası ben adaletinden şüphe duyardım."(Sinan)
Aslında din buna bir cevap veriyor, kendi içinde yaptığı kabullerle bunu akla uyduruyor, kendi ile çelişmiyor
Mesela böyle bir soruya kader ile cevap veriyor, kader onun bir kabulü evet, ama bu kabül onu kendi içinde çelişmekten kurtarıyor, yani akla uygun yapıyor
Sizin bu sorulara cevap verememeniz, bazı çelişkiler görmeniz, dini akıl dışı kılmıyor,
Nasıl ki DNA'dan habersiz bir kişinin varlığı DNA'nın varlığını çürütmüyor, DNA'nın olmadığı manasına gelmiyorsa, sizin dinin bu yönlerini bilmemeniz, cevap verememeniz(daha doğrusu aramamanız) dinin bu konuda bir cevabı olmadığı manasına gelmiyor, buna cevap verebiliyor, veya verebileceğini umuyor ki o sistemi, o inancı hala sürdürüyor,
Pozitif bilimler(kabüllerini bizim yapmadığımız, gerçeklere dayanan) nasıl ki tanrının varlığını ispat edemiyorlar sa, yokluğunu da ispat edemiyorlar
Yani inaç ve inançsızlık bu yönüyle birbirlerinden üstün değil,
Fakat bazı insanlar inançsızlıklarını haklı gösterebilmek için hep pozitif bilimleri kendi arkalarında göstermeye çalışıyor,
Hayır bu böyle değil, diyene bir zahmet tanrının yokluğunu ispatlamasını ve bunu bilimsel yollarla yapmasını isterim ki,
Emin olun tanrının varlığını ispatlamaktan daha zordur.
Mesela bir deney yapın ki görelim, tanrının gerçekte yok olduğunu gösteren, madem pozitif bilim sizin arkanızda, haydi hodri meydan,
O zaman eşit koşullarda olduğumuzu kabul edin, ve inançsızlığın bilimsel, inanmanın bilim dışı olduğu görüşünü bir kenara bırakın
Tekrar ediyorum, inanç ve inançsızlık ön kabüllerimizle bizim kurduğumuz sistemlerdir,
Tanrının varlığını veya yokluğunu bilimsel yollarla ispat etmenin imkanı yoktur
*****Tanrının var olMAdığını pozitif bilimlerle ispat etmeye imkan var diyorsanız
"ispat isterim"
ona göre,
Hatta, madem bilim şüphecidir, nasıl ki 10000 sene önce elektiriğin insanlar tarafından bilinmemesi, tarif edilememesi elektiriğin yok olduğunu kanıtlamıyorsa,
*****Pozitif bilimlerin de tanrının varlığını kanıtlayamıyor olması, tanrının yok olduğu manasına gelmez, bilim şüpheciliği gereği asla yok demez, belki "OLABİLİR" demek zorunda kalıyor
*****Bu açıdan bakınca hatta bilimin inanma ve inanmamaya eşit mesafede, fakat yönünün inanmaya dönmüş olduğunu da söyleyebiliriz.
Belki de şüpheci bilim, bir gün inancın yanına gelebilir, fakat inançsızlığın yanına asla
Belki bir gün şüpheci bilimin dayandığı gerçeklerin(hani bizim kurduğumuz sistemler ön kabullere, pozitif bilim ise gerçeklere dayanıyordu ya) aslında bir yaratıcı tarafından konulmuş ön kabüller olduğunu göreceğiz
Ondan sonra hangi yaratıcı diye sormaya başlayabilirsiniz
Hani başta bilgisayarla ilgili bir kolay bir de daha zor bir ön kabulden bahsetmiştim ya
İşte ben ailemden aldığım eğitim sonucunda daha kolay olan kabül belirleme yolunu seçtim,
Keşke siz de böyle yapsaydınız,
Mantık ve bilim aynı şey mi? Diye şüphelenmeye başladım şimdi, öyle ya mantık da bizim kurduğumuz bir sistem ve bazı kabüllere dayanıyor.
Sanırım tanrının varlığını görebilmek bilimle değil, mantıkla olabilir.
Bu da TEFEKKÜR işte.
Tanrıyı görebilmek(algılayabilmek) için beş duyumuza, hayvanların sahip oldukları duyulara, bizim icad ettiğimiz duyu araçlarına değil de akıl ve mantığımıza başvurmalıyız.
Ama yine söylüyorum şüpheci bilimimiz(sadece sizin değil) belki tanrının varlığını gösteren bir duyu aracı da bulabilir, ama ondan önce mantık ve akılla biz onu algılayabiliriz
Ah şu mağara adamları bize ne çok derler veriyor
Bir mağara adamı daha düşünün, daha önce düşündüğünüz birisi de olabilir tabi, şöyle bir gerçekten:
"Çocuklarım ya annelerine, ya bana, ya da benim veya annelerinin anne veya babalarına vs. benziyor"
Evet böyle bir gerçekten şöyle bir tez ortaya atıyor:
"O zaman bende veya annelerinde bulunan "BİRŞEY" çocuklarımızın dış görünüşlerini belirliyor"
Buna biz DNA diyoruz değil mi?
Fakat zavallı mağara adamları ne bilsin,
En afilli mağara üniversitesinin bir profesörü çıkıp diyor ki, ispatla,
Garibim nasıl ispat etsin, ondan önce birilerinin elektron mikroskobunu icad etmesi lazım herhalde
Ama tezi kendi içinde bir mantık örgüsüne sahip değil mi? Kabülleri kendi içerisinde akıl dışı değil, aksine akılcı.
İşte bugün bilimle Allah'ın varlığı ispat edilemese bile, veya hiç edilemeyecek olsa bile(yokluğu da ispat edilemiyor unutmayın)
Kendi içerisinde akılcı, bir mantık örgüsüne sahip olan bir inanç sistemi, tezi ne de inanmak mümkün
İnananlar da işte bunu yapıyor
*****Fakat inançsızlığın bir tezi bile yok, sadece inanma tezinin "henüz" ispatlanmamış olmasına dayanıyor
İşte o yüzden bilim Allah'n varlığını ispat ediyor demiyorum,
Mustafa Akyol Bey de bunu söylemiş:
"Bunlarla “Allah’ın varlığının bilim yoluyla kanıtlandığı” gibi bir şey söylemiyorum; bu aksi yönde bir pozivitizm olur ve yanlıştır. Dinin akla indirgenemeyecek derin bir duygusal ve ruhani boyutu olduğu da kuşkusuzdur."(Mustafa Akyol)
Ama mantığınızla, aklınızla emin olun siz de bir "tez" sahibi olmalısınız,
İlle de kıyaslayacaksak
İşte görüyorsunuz, bilime yakınlıkta inanç, inançsızlıktan bir gömlek önde...
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 1, 2007 1:29 AM
Sinan Bey, indoctrination olmayan toplumlardan bahsederken Rusya`yi nasil unuttuk? En ozgur ruhlarin ulkesi Rusya`yi. Herhalde dunyada cocuklarini dinin baskisindan koruyup kollayan Rusya gibi bir devlet enderdir. Neticeye bir gozatalim: Her üç Rus erkeğinden biri ve her yedi Rus bayanından biri alkolik. Rusya’da çalışma çağındaki Rus erkekleri arasında ölümlerin yüzde 43’ünün, alkolden ileri geldigi bildiriliyor. Gecenlerde bir BBC spikeri, '' bir millet oluyor...'' diyordu.
Bu da bir yaman celiskidir degil mi?
Yazan: Elif Tarih: December 1, 2007 2:50 AM
Sayin Akyol,
"Nusret bir roman karakteridir elbette,.." diye baslayan ve "Bu aydınlar, içinden çıktıkları geleneksel toplumun durağanlığına ve kapalılığına tepki duymuş, Avrupa’daki pozitivist ve din karşıtı felsefelerden etkilenmiş, sonuçta dini inancın “hurafe” olduğuna kanaat getirmiştir" diye devam eden paragrafiniz cok uzucu, onyargili.
Nereden biliyorsunuz biryerlerden etkilendigimizi?
Sizin gibi dusunmeyen, inanmayan fakat inanc hurriyetini temel hak ve ozgurluklerden sayip inananlara saygi duyan agnostiklere karsi da bu turlu onyargili, carpik yaklasiminizin oldugunu bilmiyordum.
Talihsiz bir paragraf dogrusu.
...ve yazinizdan totaliter kokular geliyor.
Yazan: Haydar Tarih: December 1, 2007 4:31 AM
Sayın Haydar,
"Bu aydınlar..." derken sizce ne kastedilmiş olabilir,
Evet, Nusret gibileri.
Sizin yanlış anladığınız şekilde olması için "Bütün aydınlar..." denmesi gerekmez miydi?
...
"Nereden biliyorsunuz biryerlerden etkilendigimizi?" (Haydar)
Pardon siz de mi Nusret gibilerdendiniz?
...
"Sizin gibi dusunmeyen, inanmayan fakat inanc hurriyetini temel hak ve ozgurluklerden sayip inananlara saygi duyan agnostiklere karsi da bu turlu onyargili, carpik yaklasiminizin oldugunu bilmiyordum. "(Haydar)
Hay Allah,
Asıl önyargı hangisi, Mustafa Akyol'un önceki yazılarından onun "kendi gibi düşünmeyenlere bakış açısını" anlamayıp, yahu bu adam böyle yazılar yazıyordu, kesin başka birşey ifade etmek istemiştir, hem orda "bu" demiş, "bütün" dememiş, ben yanlış anlıyorum galiba, bir daha okuyayım demek mi? Yoksa hemen "kendi gibi düşünmeyenlere kaka diyorsun" yaftasını yapıştırmak mı? Hangisi önyargı?
Ayrıca bu yazıda "inanmayan fakat inançlara saygılılardan" bahsedilmiyor onlara bir önyargı olduğunu nereden çıkardınız? Bakın bütün inanmayanlardan değil, sadece "Nusret gibi" örneklerden bahsediliyor.
...
"Talihsiz bir paragraf dogrusu."(Haydar)
Sanırım bunu kendi yorumunuz için yazdınız.
...
"...ve yazinizdan totaliter kokular geliyor. "(Haydar)
Neresinden, nasıl? Bu günlerde nezleyim de...
Aman mutfaktan yanık kokuları geliyor,
Bir dakika! Ocakta hiçbirşey yok ki!..
Siz nereden çıkardınız, totaliter kokuları.
Aman, yemek yoksa kesin mutfak yanıyor!
Sanırım Mustafa Akyol Bey'in yazısını bir kez daha okusanız iyi edersiniz, belki de inançla ilgili tartışmaya katılırsınız.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 1, 2007 2:28 PM
Sayın C e m S un b u l, Sayın Elif,
Demogoji yapmayı bırakında şu Kur'an'daki varoluş hakikatlerini bana bir bir açıklayında sizi tebrik etmek zorunda kalayım.
Verdiğim ayetler sadece kısa bir örnekti. Sizin seçtiğiniz Medine döneminde inen herhangi bir ayeti de tartışabiliriz. Leheb ya da diğer adıyla Tebbet suresinde Kur'an eğer gerçekten bir Allah kelamıysa Allah, resmen aciz bir yaratığı olan Ebu Leheb'e beddua ediyor. Bu kainatın tek sahibi ve mutlak hakimi bir Allah hiç beddua eder mi? Ayrıca Leheb (Tebbet) suresinde ey müminler kıyamete kadar Ebu Leheb'e beddua edeceksiniz diye bir hüküm yok.
Ayetleri işinize göre bir güzel yorumlayıp çarpıtmakta üzerinize yok. Kur'an'dan elinizi çekin artık. Kur'an kutsal bir inancın kutsal bir kitabıdır sadece. Onu Hz.Muhammed'in iktidarına sahip olmak isteyen Hz.Muhammed'in devlet kuruculuğuyla peygamberliğini birbirine karıştıran siyasal İslamcılar bin parçaya böldüler. Hz.Muhammed'in devlet kurucu başkanlığıyla aynı zamanda din getirici peygamberliğini birbirine karıştıran gözü dönmüş siyasal İslamcılar, ellerinizi hem İslam'ın hemde kadınların üzerinden çekin artık! Çekinde hem İslam dini hem kadınlar rahat bir nefes alsınlar.
Newton ya da bir başka bilim adamının Tanrı hakkında bir şeyler söyledikleri doğru ya da yalan olsada hiçbir şey değişmez. Tanrı fikri güzel bir duygu olduğu muhakkak. Ama bu mevcut dinlerin Tanrı tarafından gönderilmiş olduğunun bir kanıtı değildir.
Sonuç olarak, Kur'an varoluşun hakikatlerini bir bir sıralayan bir kitap değildir. Kur'an ayetlerinin çok çok az bir bölümü ahiret hayatıyla ilgilidir. Geri kalan büyük bölümü ise Hz.Muhammed'in Medine'de dönemine ait inmiş ayetlerdir. Ayetlere konu olan olaylar ve eylemlerin hepsi önceden yaşanmış olup hemen akabinde de Allah tarafından eyetlerle desteklenmiştir.
Eberciliği, kulaktan dolma İslamcılığı bırakın. Kutsal kitabı anlayarak okuyun. Yoksa meydan Siyasal İslamcılara kalacak.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: December 1, 2007 4:44 PM
Sonraki yorumunuzda ise Rusyadan örnek vermişsiniz. Bence Rusyaya bir daha bakın. Totaliterizm ayrı inançsız olmak ayrı. İkincisi Rusya duvar yıkıldıktan sonra daha da berbat olmuştur. Kutsanan kapitalizm daha iyi yapmamıştır. Kiliseler de daha iyi yapamamıştır. Sorunları da inançsızlık değildir Elif hanım, Ruslar inançlı insanlar, sorunları işsizlik yoksulluk ve geleceği görememektir. Ben inançsızlığı illa da iyilik doğoran bir dinamik olarak görmüyorum. Kötülük de doğurmadığını söylüyorum. Buna neredeyse toplumun hemen hemen tamamı inançsız olan isveç kanıttır. inançsızlığın toplumu bozucu bir yapısı olsa isveç gibi tıkır tıkır işleyen, farklı farklı kültürleri barındırabilen, insanların sosyal ihtiyaçlarını karşılayan, suç oranların düşük olduğu bir düzen devam edemezdi. Bu kadar yaygın olan inançsızlık bir kötülük doğururdu eğer öyle birşey barındırıyor olsa. Daha da ileri gidip vereceğiniz Stalin pol-pot örnekleri de bu gerçeği değiştirmez. Bence sorunlu olan şudur; neden inançsızlığın illa da şer olduğunu göstermeye çalışıyorsunuz, yada ille kötülük doğurmayacağını kabul etmek istemiyorsunuz? Çünkü en iyi ve doğrunun sizin yolunuz olduğuna inanmanız size yetmiyor; bunu göstermek ve bu şekilde kabul edilmesini istiyorsunuz değil mi?
Yazan: sinan Tarih: December 1, 2007 5:33 PM
Mustafa Fatih, aydinlatici yaziniz icin cok tesekkurler. Guzel toparlamissiniz, sahsen cok istifade ettim.
Gercekten, batinin kendi deger sistemiyle hesaplasma surecinde bilim, dine meydan okuma araci haline geldi. Halbuki hadise bilimin ideolojik istismarindan baska birsey degil.
Aslinda gokkubbenin altinda yeni birsey yok; bu kavga insanlik tarihi kadar eski. Bir yanda degerler sistemini kendi aklina, gucune kuvvetine, saltanatina, nefsine... dayandiranlar, bir yandan da Allah`in varligina inanip onun bildirdigi sisteme gore yasamaya gayret edenler var. Yeni birsey buldugunu sanan varsa yaniliyor, biraz da ''bilim'' etiketi ile deneyelim diyor birileri, hepsi bu...
Yazan: Elif Tarih: December 1, 2007 6:07 PM
Mustafa Yüce bey,
Bilgisayar mimarisi açıklamanız için teşekkürler. Fakat bunun neyi gösterdiğini anlamış değilim. Bilgisayar mimarisindeki ön kabuller "dogma" değildir. O anlamda bir kabul ediş ve onun üzerine bina etmek söz konusu değildir. Abaküsden, Turing e kadar, Bell lab deki transistöre, oradan delikli kartlara, uzun yılların bilimsel problem çözme çabaları, dijkstranın algoritmaları, komplexity teorileri, gibi farklı farklı kollardan süzülüp gelen bilimsel çaba, problem çözme ihtiyacı ve konseptlerin birbirleri üzerine yükselerek gelişmesi sonucu oluşuyor temel ilkeler ve sürekli bir biçimde değişmeye dönüşmeye açıktır. Bilgisayar ve işlem yapma mimarileri değişmiştir değişmeye devam edecektir. Bilgisayar mimarileri hiçbir şekilde direnç göstermez çevresine. Başka konseptleri kendisine uymuyor diye yok etmeye çalışmaz sizin dini inancınızın evrimie olan muhalefeti gibi. Tekbir örnek bulamazsınız. Ayrıca bu alandaki belirli bir aşamaya temel sağlayan (sizin ön-koşul dediğiniz) şeyler sorgulanmayan şeyler değildir! Tam tersine sürekli bir şekilde sorgulanır ve hergün değişime açıktır ve değişmektedir. Yanlış analoji kısaca!
O yüzden şu cümleniz bana göre yanlış;
İkisi birbirinden 100% farklıdır.
İnanç da bir sistemdir, ve değişmeyen mutlak ön yargılara sahiptir, ve bunlar sabit ontolojilerdir. Kritik ve sürekli bir biçimde değişim ve dönüşüme açık değildir.
Yapmayın lütfen.Ayrıca birşeyi gösterememiz onu yok etmez. Haklısınız da. yok olduğunu gösteremememiz onu varda etmez! Eğer birşey yok ise, onun yokluğunu gösteremeyiz ki zaten, neyi göstereceğiz bi defa?
Bingo..Kesinlikle haklısınız. İnsanların bu akli süreçleri dışındadır, dolaysıyla sizin "akılcı olmadığı anlamına gelmez" iddianız biraz eğreti duruyor bana sorarsanız. Mesele yine aynı noktaya geliyor. İnanç! en ufak bir kanıt olmadan inanırız bu durumun içine doğduğumuz için, ve bu inancımızı savunmak için akılcı şeyler bulmaya çalışırız. Mesela big-bang konusunda yazılan çizilenleri inceledim bir ara. İnsanlar resmen bilgisizlik ile kendisini bile kandırabiliyor bu "aklılcı yapma" eylemi sonucunda. Akıl almaz bir şekilde tekilliği/singularity fiziksel bir gerçek, ve tanrının geçilmez duvarı filan olarak gören insanlar var, ve buna inanmak dini inançlarına uygun savunmaya bile kalkabiliyor. Bu şekilde çok temel bir yanılgıya düşebiliyorlar inançlarını akla uygun yapma çabaları sonucu. Problemlidir yani bu "akılcı" yapma çabaları. Birşeyi akılcı yapacağım diye tamamen akla uygun olan şeyleri yok sayma gibi bir çelişki ortaya çıkıyor. Bence çok önemli bir fark var. Hemen yukarıda saydığım şeylere başvurma ihtiyacı yok inançsız bir insanın! inançsız insanlar bir iddia ile ortaya çıkan insanlar değil ama sizin karşınızda. Birşey ile gelen inançlı insanlar. Haksızmıyım? Durduk yere inançsız bir insan çıkıp birilerinin "şu şu şeyler gerçek hakikattır" demiyor. Bunu diyen sizsiniz, ısbat yapması gereken de sizsiniz. İnançlı insan sadece sizin söylediğiniz şeyin aslından öyle olmadığını söylüyor. BAna birşeyn var olduğunu iddia ediyorsunuz, ama benim yokluğunu ısbatlamamı istiyorsunuz. Böyşe birşey olmaz ki. Var olduğunu söyleyen sizsiniz, kanıtlama yükümlülüğü sizde dolaysıyla. "Ben qunatum cinlere inanıyorum, buyurun olmadığını ısbatlayın, bak ısbatlayamıyorsunuz dolaysıyla ikimizin durduğu yer eşittir" desem aynen sizin yaptığınız şeyi yapmış olurum.Aynı şekilde DNA örneğiniz de yanlış. DNA bilgisi zaten DNA nın bulunmasından sonra geliyor. DNA yoktur diyebilme şansımız yok DNA dan önce! DNA a dan önce hiçkimse DNA yoktur dememiştir. Ama tanrı bilgisi DNA gibi bir bilme keşfetme sürecinden gelmiyor. Vardır deniliyor ama bunu gösterme kanıtlama gibi bir durum söz konusu değil. Sadece sizin söylediğiniz gibi bir "akla uygun yapma" süreçleri ile ilişkilenebiliyor. DNA nın bile geçtiği sınavları geçebilme şansı yok. :) Bu harici akla uygun yapmalar ise o şeyi daha akılcı yapmıyor, kusura bakmayın ama... Tamda bu yüzden farklı farklı tanrılar için tamamen aynı akla uygun yapma yöntemleri kulanılmıştır vekullanılmaktadır.
Bakınız siz öyle yapıyorsunuz;
Emin olun tanrının varlığını ispatlamaktan daha zordur.
Bahsettiğim gibi, bu pozisyon çok sağlıklı bir pozisyon değil, inandıklarımıza en ufak bir değer katmaz düşüncesindeyim. Dedim ya, bu çok sağlam bir yer değil. İkincisi bilim inancınıza destek sağlamıyor. Kendinizde kabul ediyorsunuz. Dolaysıyla inanmanın bilim dışı olmadığını ima eden cümlenizi anlayamıyorum. Hem ben bilim tanrının olmadığını ısbat etmiyor demedim hiçbir yerde. Fakat "mutlak doğru" olarak kabul edilen birşeyin bu kadar bilimsel bilgi ve çabanın tekbir yerinde sağlam bir şekilde destek bulamaması bence ilginç ve karar verirken dikkate alınması gereken birşey. Çok güzel diyorsunuz. Bende böyle olduğunu anlatmaya çalışıyorum zaten. Self-contained dir. Bana problemli gelen de budur. Evet çok doğru, aynen odin, freja, zeus, 3-gözlü yeşil devlerin konumu neyse değişik tanrı ve inanç sistemlerinin durumu da aynı düzeydedir. Bunların olmadığını ısbatlamak mümkün değildir, kimsenin de böyle bir yükümlülüğü yoktur. Ama bir insan kesin vardır diyorsa, ondan ısbat beklemek yanlış değildir, ısbat yükümlülüğü o tarafdadır, egeğ akılcı ve mutlak gerçek olduğunu iddia edecekse tabi!!! Çıkıp inancı yüzünden bilimsel olarak ulaştığımız bilgilere karşı çıkacaklar ve "gerçek" algımıza müdahale edilecekse böyle bir ısbat bekleme hakları vardır insanların.Birşeyi kabul edeceksek varlığına ilişkin kanıtlara bakarız. Yok olduğunu ısbatlayanların olup olmadığına bakmayız. Anlatabildim umarım.
Sonrasında yazdığınız şeylere de cevap verdim sanırım, aynı şeyler sayılır.
Ayrıca Haydar beye totaliter-koku konusunda katılıyorum.
Saygılarımla...
Yazan: sinan Tarih: December 1, 2007 6:25 PM
''Evet o şekilde öğretilmediğinden eminim. Din dersleri geneldir, geniş olarak overview verilir, şuna inan buna inanma gibi birşey yoktur. Birçok hristiyan papaz bile görevlerini profesyonel olarak yapar! Pek öyle çok inançlı insanlar değildir. Ve anlamadığım şekilde geleneksel olarak solda dururlar ve yabancı düşmanlığı konusunda ilericilerdir.''
Sinan Bey, asil siz yapmayin!! Isvec`te yasiyorsunuz muhtemelen. Size guzel birsey soyleyeyim, ben de Danimarka`dayim. Daha gecen sene bir papazin okullarda okutulmak uzere yazdigi bir kitaptaki Islam aleyhtari ifadeler tartisiliyordu. Burada yetisen arkadaslarim var, gercek hic de sizin savundugunuz gibi masum ve gunahsiz degil. Birkac ay once bir arkadasin oruc tutan ogluna ogretmeni etmedigi eziyeti birakmadi, agzina geleni soyleyerek sinifta rencide etti. Bunun sistematik birsey oldugunu iddia etmiyorum, ancak hakaret ve asagilama karsiliginda sistemin verdigi cevabi hatirlatmakla yetiniyorum. Karikatur krizinin dumanlari hala tutuyor...
Yabanci dusmanligi konusuna hic girmeyelim hatta! Sadece Avrupa`nin en sert yabancilar yasasinin Danimarka`ya ait oldugunu soyleyelim. Gordugunuz gibi Iskandinav mutlu azinligi da tek tip degil.
Her yil hristiyanliga gecen 300 kisi icinde ''integration'' kaygisi tasiyan kac kisi var acaba? Hatta bu kaygi ile Turk isminin yaninda Danish ismi tasiyan arkadaslarim da var. Bazilari nedense apartman listesinde Turk isminin gorunmesini de istemezler.
''Ben inançsızlığı illa da iyilik doğoran bir dinamik olarak görmüyorum. Kötülük de doğurmadığını söylüyorum. Buna neredeyse toplumun hemen hemen tamamı inançsız olan isveç kanıttır. inançsızlığın toplumu bozucu bir yapısı olsa isveç gibi tıkır tıkır işleyen, farklı farklı kültürleri barındırabilen, insanların sosyal ihtiyaçlarını karşılayan, suç oranların düşük olduğu bir düzen devam edemezdi.''
Inancsizligi iyilik ya da kotuluk doguran bir dimamik olarak gormuyorsaniz, Isvec`in basarisini da halkinin inancsizligina baglamayiniz lutfen. Madem Rusya`nin problemi issizlik ve yoksulluktur, o zaman Isvec`in basarisini da inanc disindaki faktorlerle aciklamaya calisalim. Sosyal adalet anlayisi, esitlik, kardeslik, neredeyse iki yuz yildir savaslarin disinda kalabilme kabiliyeti... gibi degil mi? Bunlarin da inancsizlikla uzaktan yakindan alakasini goremiyorum ben.
''Çünkü en iyi ve doğrunun sizin yolunuz olduğuna inanmanız size yetmiyor; bunu göstermek ve bu şekilde kabul edilmesini istiyorsunuz değil mi?''
Hic de degil. Inancim bana yetiyor, sizin inanip inanmamanizin bana ne faydasi yada zarari olacak? Tekrar soyleyelim, din size yapilan bir tekliftir. Kabul yada red sansiniz var. Ondan sonrasi, sizin yolunuz size, benim yolum bana...
Saygilar...
Yazan: Elif Tarih: December 1, 2007 7:38 PM
Hülagü,
Kur'an evrenseldir, sen ise medine devrinde kalmışsın. Cevapların ise Kur'anın bir bölümüne inanıp bir bölümüne inanmayanların cevapları. Ben sana ayetin yanlış mealini yanlış mesajlarla veriyorsun, yani işine geldiği gibi değiştirip birde Allah'ın "HAŞA" acziyetine bağlıyorsun, sonra İslam diyorsun. Bu ne perhiz ne lahana turşusu. Birde zaten cevabını verdiğim halde aynı soruyu tekrarlaman hemde cevaptan hiçbirşey almadan takılman düşündürücü.
kafa karıştırma çalışmalarını yapan misyonerleri hatırlatıyorsun bana sadece...
Sinan bey,
benim yolumu kabul edin diye uğraşmam insanlığın iyiliği içindir ve zaten benim yolum değildir, Allah'ın (Celle ve Celaluhu) yarattığı insan için teklif ettiği hayat şeklidir. Bir işletim sisteminin takılacağı noktaları ve işlevlerini ve aklınıza gelebilecek herşeyi en iyi onu kodlayan kişinin bilmesi gibi bizi yaratan Allah'ın bizim ihtiyacatımızı en iyi bilmesi ve ilacımızı da ona göre sunması ve benimde bunu insanlarla paylaşmak istemem gayet doğaldır. Ölmeye değil sonsuzluğa programlanmış insanın ilacını bulmuşken elbette kendime saklayacak değilim.
Yazan: C e m S u n b u l Tarih: December 2, 2007 12:55 AM
sayın hülagü bey!bir''Leheb ya da diğer adıyla Tebbet suresinde Kur'an eğer gerçekten bir Allah kelamıysa Allah, resmen aciz bir yaratığı olan Ebu Leheb'e beddua ediyor. Bu kainatın tek sahibi ve mutlak hakimi bir Allah hiç beddua eder mi?''diyorsunuz.Bir''Ayetlere konu olan olaylar ve eylemlerin hepsi önceden yaşanmış olup hemen akabinde de Allah tarafından ayetlerle desteklenmiştir.''diyorsunuz.Sizce KURAN kim tarafından yazılmıştır?Görüşünüzü bekliyorum.
Yazan: tarkan bey Tarih: December 2, 2007 3:06 AM
Elif hanım,
Yabancı düşmanlığı her zaman olmuştur bazı kesimlerde. Fakat etrafda kol gezen açık bir ırkçılık olmadığını sizde biliyorsunuzdur, samimi olalım şimdi, daha koyu bir yabancı düşmanlığı bizde de var. Danimarkada ne kadar yaşadınız bilmiyorum ama. Ben orada doğdum, işim gereği İstanbul isveç danimarka da bulunuyorum değişik zamanlarda. Geleceğini eğitim ve sosyal haklar üzerine kurmuş bir toplumda, aşırı kolaylaştırmalara rağmen, ekonomik sosyal tüm desteklere rağmen yüksek eğitim almaya yanaşmayan, 20 yıl gibi bir sürede zahmet edip dili ve en basit kuralları öğrenmeyen, sosyal desteklere abone olup onun yanında çaktırmadan kaçak-siyah işlerde çalışan insanlara karşı gösterilen hoşnutsuzluğa da ırkçılık denmez, hatırlatayım. Kendim mühendisim, ve birçok mühendis vb. çalışan Türk ve Kürt arkadaşlarım var, ne işyerlerinde bi ayrımcılık nede genel bir ırkçılıktan bahsedildiğini duymadım. Ki bu arkadaşlar Hizmet sektörü, Novo, IBM den Microsoft a kadar irili ufaklı yerlere herkesle aynı koşullarda işe girebilmiş insanlar. Hatta bir tanesi de bu bloglarda aktif olarak katılıyor yorumcu olarak.
Ben oraların 20-25 yıl önceki halini biliyorum, neyin nereden nereye geldiğini, nasıl değiştiğini açık bir şekilde görebilecek konumdayım.
Sizin o bahsettiğiniz din adamı ise Søren Krarup. Din adamından öte geçmişi olan koyu bir anti-komünisttir, ve muhafazakar-milliyetçi-sağcı halk partisinde şu anda siyaset yapmaktadır. Din adamı açısından geneli temsil edecek birisi değildir. Biliyor olmalısınız kendiniz. Kilise içinde 1 tane grup var yabancı düşmanlığından saçma sapan fikirlere kadar şeyleriyle meşhur olan. "İndre mission" - dini bütün hristiyanlar. Son yıllarda Akıllı tasarım/yaratılışcılık vs. gibi şeylere de çok emek harcıyorlar. Ne kadar ilginç...Koyu dindarlar sizi beni pek sevmezler. Kilisenin geneli ise daha liberal ortodoks olmayan din adamlarından oluşur. Değişik fikirlere sahip olabilen devlet memurları gibi. Zaten kiliseler dinden çok evlendirme daireleri gibi, hoş akustiği kültürel etkinliklerde kullanılan, insani yardım organizasyonları olan vs.vs Pazar günleri ise konu komşu toplaşır sosyalleşir. Bu arada kendiniz şahit oldunuz, üyelerinin neredeyse tamamı ateist olan, sol-sosyalist parti olan enhedslisten hoşgörü ve farklı renkler adına şeriatçı görüşleriyle meşhur Asmaa Abdul Hamid i aday göstermeye kalkan tek partiydi!
Entegrasyon, yabancı isimlerin vs. nereden geldiğinini de biliyorum. Böyle bir teşvik yok, fakat bazı kişiler yaşanan olumsuzluklardan aşağılık kompleksine kapılık isim değişikliği yoluna gidiyor. İsim değiştirmek kolay belediyeye gidip 1-2 günde yapabiliyorsun. Müslüman olup ismini Abdul Wahid Pedersen yapan danimarkalı din adamı gibi.
Pek sizin anlatmaya çalışdığınız gibi değil yani bu işler. İkincisi karikatür krizini de yakından biliyor olmalısınız, kimlerin bu durumdan nemalanıp kışkırtma turlarına çıktığını, neler yazılıp çizildiğini, hangi masum olaydan başladığını gayet iyi biliyorsunuz.
Üçüncüsü, isveç dinsiz olduğundan çok iyi durumdadır demedim hiçbir yerde. Toplumun büyük bir kesimi inançsız olmasına rağmen buna bağlı herhangi bir "kötülük" ortaya çıkmıyor diyorum, buna bağlı olarak tutucu fikir üretme paradigmaların birisinden kurtuluyorlar diyorum, ne insanlıklarında bir sorun var nede başka şeylerinde. Benim demek istediğim, daha özgür ve açık ortamlarda gelişen insanlar dindar olmamayı seçiyor büyük oranda, doğal olarak. Dinler indoctrination olmadan bu kadar güçlü bir şekilde var olamaz dememden yola çıkmıştım. İnsana daha küçükten mutlak doğru diye öğretmeye kalkarsan, uygulamalı olarak ona göre yetiştirirsen istediğiniz şeye inandırırsınız. Noel babaya bile inanabiliyorlar. Durum da budur, o açıdan akılcılık vs. denmesini de anlayabilmiş değilim. O süreç çok kutsanacak birşey değil açıkcası. Dünyada gözlemlediklerimiz de söylediklerimi destekliyor tamamen.
Yazan: sinan Tarih: December 2, 2007 1:23 PM
Sinan Bey,
"Bilgisayar mimarisi açıklamanız için teşekkürler. Fakat bunun neyi gösterdiğini anlamış değilim."(Sinan)
diyorsunuz verdiğim bilgisayar örneği için.
ve paragrafınızı
"Yanlış analoji kısaca!"(Sinan)
diyerek bitiriyorsunuz.
Keşke bana teşekkür edeceğinize, örneğimi açmamı isteseydiniz.
Öyle ya anlamadığınız, anlamış olmadığınızı beyan ettiğiniz bir şeyin "yanlış analoji" olduğuna nasıl karar verdiniz?
...
Ben yine de sizin anlamanız için açayım konuyu, böylece anlamadan "ukalalık" yapmanızı da engelleyebilirim diye umuyorum.
...
İnsanlar kurdukları sistemleri bir takım ön kabullere dayandırır. Kendileri için kurdukları inanç sistemini de. Ön kabul derken neyi kastettiğimi anlamazsanız konuyu anlayamamanız normal. Ön kabul derken o sistemin en önündeki değil, en gerisindekini kastediyorum.
Bilgisayar sistemlerinin değişmesi bu sistemlerin ön kabullerini teker teker ayıkladıkları manasına gelmiyor. Her sistem kendi kabulleriyle kuruluyor.
Bilgisayarda herşeyin değişken olduğunu sanmayın, bir takım ön kabullerden başlayıp, sabit verilerden(kabul dediklerim, tabi ta en gerideki sabitler) yola çıkarak değişken verileri elde ediyor bilgisayar.
Bilgisayar elbette sadece bir örnek,
Matematik de bizim kurduğumuz bir sistem ve bir takım kabuller yapmamızı gerektiriyor. Bu kabuller olmasa matematik sistemi de kurulamaz. Her işlem, hatta sayılar birer kabul.
Mantık da bizim kurduğumuz bir sitem ve o da kabullere muhtaç.
İnanç da bizim kurduğumuz bir sistem ve o da bazı kabullere muhtaç.
İnançsızlık da bizim kurduğumuz bir sistem ve o da bazı kabullere muhtaç. İnançsızlığın kabullerine değineceğim.
Ama önce inanç ile bilgisayar arasında bir analoji kurmak istiyorum. Belki bu sefer anlarsınız. İnancın kabulü(ta en gerideki) evrende hiç bir şeyin kendiliğinden var olamayacağına dayanıyor değil mi? Açalım. Yani inananlar kendileri için, inanç sistemini kurmak için şöyle bir kabul yapıyor:
"'Hiçbir' şey kendiliğinden var olamaz, ben, evren var ise(ki var, sanırım bu akıl dışı olmuyor) o zaman bu evreni var eden bir güç var. Hiçbir şey kendiliğinden var olamaz kabulü bu evren(zaman ve mekan boyutu ile algıladığımız) için geçerli. O zaman sormakta haklısınız, peki bu evreni var eden varlık da mı kendiliğinden olamaz? İşte kendi sistemini kuran inanç yine kendi tercihiyle bir kabul daha yapıyor, öyleyse kendiliğinden var olamayan bu evreni veya bu gibi evrenleri var eden gücün varlığı kendisindendir."
Dikkat edin bunlar bilimsel gerçekler demiyor inanç, bunlar benim "kabullerim" diyor. Fakat inançsızlık... Ona geleceğiz.
Nasıl ki matematiğin kabullerini sorgulamıyorsak, inancın da kabullerini sorgulayamayız. Adı üstünde inanç. Kendisine kendi akıl tanımı sınırları içerisinde, mantık örgüsüne sahip bir kabul yapabilir pek ala. Bu ön kabulleri inancın elinden alırsanız, TABİKİ(bingo) inanç çöker, nasıl ki bilgisayar sistemi için hiç bir ön kabul yapmadan o sistemi kuramayacağınız gibi.
MESELA matematik, ön kabullerini bir alsanız elinden, 2'nin 2'ye eşitliğini, hatta eşitliği bile İSPAT EDEMEZSİNİZ. Üniversitede matematik bölümü okumuş arkadaşlarınız var ise bir sorun, 2'nin 2'ye eşit olduğunun ispatı için ne kadar uğraştıklarını.
Bilgisayar sistemi nasıl ki bir takım sabitlerden yola çıkarak işlemleri yürüteceği sistemi belleğine yüklüyor ve o sistemi yürütüyorsa, inanan da bu veya buna benzer kabullerden(sabitler) yola çıkarak kendi işletim sistemini yüklüyor. Mesela benim işletim sistemim İslamiyet dini. Beriki için Hristiyanlık vs. Fakat ortak kabul bir var edicinin varlığı. Bilmem beriki din bu var edicinin varlığı kendindendir kabulünü yapıyor mu? Bilmem. Ama benim dinim için böyle bir kabul gerekli.
Bilgisayarların tarihi gelişimini bildiğinize göre bilgisayarlar hakkındaki şu bilgiyi de bilirsiniz. PC(IBM uyumlu bilgisayarlar), Apple vs. Bunlar farklı bilgisayar mimarileri. Ve sistemlerini yüklemek için farklı kabulleri var bu sistemlerin. Zaten farklı olmaları da buradan kaynaklanıyor. Bu sistemleri kuran mühendisler farklı kabuller yaparak farklı sistemler kurmuş. Ve şunu da biliyorsunuz, her bir sistem(bilgisayar mimarisi) için TEK BİR işletim sistemi yoktur. Mesela PC'ler için DOS, Windows, Unix, Linux değişik işletim sistemleri kullanabilirsiniz. Bu sizin tercihinize bağlı. Ama Apple bilgisayarlara Windows işletim sistemini kuramazsınız. Çünkü en gerideki ön kabuller farklı. Nasıl ki tek tanrılı bir inancın üzerine çok tanrılı bir din kuramazsanız veya varlığı kendisinden olan bir var edici kabulü olmayan bir inancın üzerine sonsuz ilim sahibi bir yaratıcının var olduğunu söyleyen bir din anlayışı kuramayacağınız gibi.
Analojimin bir boyutu şuydu; inanmak bilgisayar mimarisini, işletim sistemleri ise o inanç temeli üzerine kurulmuş dinleri ifade ediyordu. Tabi bu sadece bir boyutuydu.
Siz bilgisayarın geliştiğini söylemiştiniz ya, evet gelişiyor, farklı sistemler kuruluyor, fakat bu sistemlerin hepsi en temelde bir takım sabitlerden yola çıkılarak kuruluyor. Bunu anlatmaya çalışıyordum. Siz ise bilgisayarların gelişmediğini, sabit kaldığını söylediğimi ZANNETMİŞSİNİZ ki, hem bu örneğin neyi kastetiğini anlamadığınızı söyleyip, hem de "yanlış analoji" olduğu kanısına varmışsınız.
...
Evet, her sistem bazı kabullere muhtaç kendisini ayakta tutabilmek için. Ve bu kabuller onu akıl dışı kılmıyor, aksine bu kabuller ZATEN o sistemi kendi içerisinde akılla bağdaşan, çelişmeyen bir hale getirmek için kullanılıyor. Dikkat edin kendi içinde diyorum.
Peki inançsızlık farklı mı, ayrıcalıklı mı?
Hayır,
Aslında inançsızlık farklı diyenlerin farkını ortaya koyup ispat etmesi LAZIM(!) ama yine de ben büyüklük yapıp neden inançsızlığın da inançdan farksız olduğunu açıklayayım.
İnançsızlık da, bir takım ön kabullere muhtaç. (Bakın ön kabul derken dini veya dinin hükümlerini kastetmediğimi, daha gerideki bazı sabitleri kastettiğimi yukarıdaki bilgisayar örneğinde açıklamıştım, o yüzden dini ve inanmayı ayırmış, dini işletim sistemine, inanmayı ise daha gerideki kabullere(BIOS mesela) benzetmiştim. Yani ön kabuller derken herhangi bir dinin hükümlerini değil, daha gerideki inanmanın kabullerini kastettiğimi tekrar edeyim ki analojiyi anlayın.)
Neyse,
Evet, inançsızlık da bir takım ön kabullere muhtaç.
Mesela evrendeki maddelerin nereden geldiğini sorduğumda size siz de bir takım ön kabullerle bunu açıklamaya kalkarsınız.
Belki de yaratıcının yok olduğunu ispat edin derken, size yokluğu ispat edin demek istemiyorumdur değil mi? O yüzden asıl sizin "odin, freja, zeus, 3-gözlü yeşil devlerin" örneğini vermenize gerek yoktu. ONUN YERİNE benim aslında ne kastettiğimi anlamaya çalışsaydınız daha verimli olurdu. Tabi suç bende. Keşke sizden "tek akıllının siz olmadığınızı" görmenizi istemeseydim de açık açık sorsaydım.
Evet "yaratıcının yok olduğunu ispat edin" derken şunu kastediyordum:
"Evrendeki bu maddelerin nereden geldiğini bir açıklayın"
Nereden geliyor bu maddeler? Bakın konu dağılmasın diye canlılar demiyorum, saat demiyorum, meyve demiyorum.
Bu maddeler, atomlar nereden gelmiş?
ELBETTE AÇIKLAMANIZIN "BİLİMSEL" olmasını bekliyorum.
*****Aksi taktirde inançsızlığın da bazı ön kabullere dayandığı tezimi kabul etmiş olmanızı bekliyorum.
Eğerki bilim nereden sorusuna cevap aramaz, nasıl sorusuna arar gibi bir ukalalık yaparsanız;
O zaman soruyorum,
Peki madem öyle neden inançsızlığı bilimsel, inanmayı bilim dışı görüyorsunuz?
"Big bang" veya benzeri bir örnek verirseniz(ki bu teoriyi inananlardan da kabul edenler, kendi kabullerini desteklemek için kullananlar var, nasıl ki inançsızlar kendi kabullerini desteklemek için bu teoriyi kabul ediyorlarsa)
O zaman da yine soracağım, "big bang" teorisi veya benzer bir teoride bahsedilen o enerji nereden geldi?
Görüyorsunuz inançsızlık sisteminizi temellendirmek için aynı inanların yaptığı gibi bazı kabullere muhtaçsınız.
Sanırım inananlar sonsuza dek bu soruların devam etmemesi için kendilerini bir yerde sabitliyorlar, varlığı kendisinden olan bir varedici kabulü yaparak.
FAKAT "TA EN GERİDE" yapılan bu kabul evrenimizdeki bilimsel gerçekleri aramasına, araştırmasına, anlamaya çalışmasına mani değil, ve hatta çoğu inanan için bir MECBURİYET.
Buradan da şu sonucu çıkarıyorum: İnanmak bilime mani değil, ve hatta belki bir itici güç. Çünkü kabulleri bu evrenle alakalı değil, bu evrenin ötesinde.
Böylelikle inancın bilimin önünü tıkadığı, inanların sorgulamadıkları bazı sabitleri, kabulleri nedeniyle bilimsel olmadıkları tezi çürümüş oluyor. Tekrar:çünkü, ön kabul bu evrenin gerisinde.
...
Evet hala "yaratıcının yokluğunun ispatını" DEĞİL, varlıkların(maddenin) nereden geldiği sorusunun cevabını, tabi bilimsel cevabını bekliyorum...
...
*****İnançsızlığın ve inanmanın bilime aynı mesafede olduğunu söylerken neyi kastettiğimi anladığınızı değil, daha iyi açıkladığımı sanıyorum.
...
Ve yine ekliyorum,
*****Bilim madem şüphecidir, o zaman bir yaratıcının varlığı konusunda "VAR" demese, diyemese, diyemeyecek olsa BİLE, "YOK" da DEMİYOR, belki "OLABİLİR" demek zorunda kalıyor.
İşte bu yüzden inanç ve inançsızlığı, bilimden ayrı, ikisine de eşit mesafede fakat yönünü "inanca" dönük olarak görüyorum.
...
...
...
"İnanç da bir sistemdir, ve değişmeyen mutlak ön yargılara sahiptir, ve bunlar sabit ontolojilerdir. Kritik ve sürekli bir biçimde değişim ve dönüşüme açık değildir."(Sinan)
Sizin ön yargı dediğiniz bu kabullerin bu evren ile ilgili değil, daha geride, olduğunu, ön kabul derken de sizin zannettiğiniz sabit ontolojileri(dinleri) kastetmediğimi yukarıda açıkladım. İşletim sistemiyle ilgili örneğin bulunduğu yere bakın.
...
"Akılla bağdaşmayan birşey din ile asla bağdaşamaz" sözüme karşılık
"Yapmayın lütfen." demişsiniz.
Yukarıdada açıkladığım gibi inançsızlık gibi ön kabullere muhtaç olan inancımı akıl sınırları içerisinde tutabilmem için yaptığım bir kabuldür bu, böylelikle dinimi yanlış yorumlarsam dini değil, yorumumu yanlış görüyor ve yeniden düşünmeye başlıyorum. Benim algoritmam böyle.
...
"DNA yoktur diyebilme şansımız yok DNA dan önce!"(sinan)
Evet o yüzden örneği verirken mağara adamının
"Çocuklarımın bana ve anllerine vs. benzemelerini sağlayan 'BİRŞEY' vardır muhakkak" diye bir tezi olabileceğini söylemiştim.
"Haklısınız da. yok olduğunu gösteremememiz onu varda etmez!"(Sinan)
Evet ben de aksini söylemiyorum, fakat bilimin şüpheciliğini vurgulamak için bu örneği vermiştim.
YANİ YANİ YANİ
"Yok olduğunu gösteremediğimize göre var deriz" DEĞİL
"Yok olduğunu gösteremediğimize göre, ama ortada bir olgu var ise(ki örneğimdeki mağara adamı bir olgudan yola çıkıyordu), var olup olmadığını araştırabiliriz" DEMEK İSTEDİM.
...
"Pozitif bilimler(kabüllerini bizim yapmadığımız, gerçeklere dayanan) nasıl ki tanrının varlığını ispat edemiyorlar sa, yokluğunu da ispat edemiyorlar"
sözüme cevap verirken,
"Bingo..Kesinlikle haklısınız. İnsanların bu akli süreçleri dışındadır, dolaysıyla sizin "akılcı olmadığı anlamına gelmez" iddianız biraz eğreti duruyor bana sorarsanız. Mesele yine aynı noktaya geliyor. İnanç! en ufak bir kanıt olmadan inanırız bu durumun içine doğduğumuz için, "(sinan)
diyorsunuz,
Ben de farklı birşey söylemiyorum, fakat fazladan inançsızlık da bir inanç gibi ön kabullere muhtaçtır, bir nevi inançsızlık da bir inançtır diyorum. Yukarıda açıkladığım gibi(bknz, yukarıdaki açıklamalarım). İnancın ve inançsızlığın her ikisinin de bilimsel olmadığını, bazı ön kabullere muhtaç olduğunu. Mesela hiçbir delil olmadan inançsızlaşır insan.
Ne delili mi?
Evrendeki bu maddelerin nereden geldiğiyle ilgili bir bilgi, ispat ve delili yokken, "VAR EDEN YOKTUR" der, "kendiliğinden, rasgele, spontan vs." der, inançsızlığa inanır.
Evet burada önemli bir tekrar daha yapmam gerekecek:
"İnananlar da varlığını kendinden olan bir var eden kabulü yapıyor" demiştiniz diyebilirsiniz
Hemen cevaplayayım,
İnananların kabulü bu evren için değil, bu evrenin dışında yani daha geride bir kabul, inanmayanların kabulü ise bu evrende,
Acaba hangisi "bilim için daha tehlikeli"?
Bilim tarihinde birçok inanan ve hatta dindar bilim adamının varlığı inanmanın daha geride(bu evren dışında) bir kabulü olduğu için, inanmanın bilime mani olmadığını hatta merakı(neden ve nasıl) ve araştırmayı tetiklediği için her zaman olmasa bile tetikleyici olabildiğini gösteriyor;
FAKAT
Bir teoriyi veya teorisizliği inançlaştırıp, inançsızlığı için "delil"ler arayanların da bilim adına nasıl sahtekarlıklar yaptıkları gerçeği hangisinin daha tehlikeli olduğu cevabını veriyor. (Bakınız ervimcilerin sahtekarlıkları konusu...)
...
Diğer yanıtlarınız yine "yok olanın yok olduğunun ispatı" ile ilgili ki ona şu cevabı vermiştim yukarıda tekrar edeyim:
Evet "yaratıcının yok olduğunu ispat edin" derken şunu kastediyordum:
"Evrendeki bu maddelerin nereden geldiğini bir açıklayın"
...
"O zaman eşit koşullarda olduğumuzu kabul edin, ve inançsızlığın bilimsel, inanmanın bilim dışı olduğu görüşünü bir kenara bırakın"
sözüme karşılık
"Dedim ya, bu çok sağlam bir yer değil. İkincisi bilim inancınıza destek sağlamıyor. Kendinizde kabul ediyorsunuz. Dolaysıyla inanmanın bilim dışı olmadığını ima eden cümlenizi anlayamıyorum."(sinan) diyorsunuz.
Durduğum yerin sağlam bir yer olmadığını gösterdiğiniz için teşekkür ederim(!)
Durduğum yer sağlam değil evet. Ben gidip inancın bilime inançsızlıkla aynı mesafede olduğunu söyleyerek, sanki geri adım atmış gibi duruyorum.
SANIRIM ben de siz gibi İNAT EDEREK konumumu korumalıydım(!!!)
Yukarıdaki açıklamalarımı birkez daha okumanızı tavsiye ederim. Özellikle inançsızlığın neden ön kabullere ihtiyacı olduğu savımla ilgili açıklamalarımı.
mustafa fatih yüce
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 2, 2007 1:47 PM
Sayın Elif Hanım,
Teşekkür ederim,
Ben aslında Mustafa Akyol Bey'in şu sözlerini çok doğru bularak:
"Bunlarla “Allah’ın varlığının bilim yoluyla kanıtlandığı” gibi bir şey söylemiyorum; bu aksi yönde bir pozivitizm olur ve yanlıştır. Dinin akla indirgenemeyecek derin bir duygusal ve ruhani boyutu olduğu da kuşkusuzdur."(Mustafa Akyol)
sizin de dediğiniz gibi bilim etiketini kullanmaya çalışanlara karşı yazdım o yorumumu.
İnancın ön kabullerini(bir yaratıcının varlığı ki bu sanırım Mustafa Akyol'un kastettiği duygusal ve ruhani boyutu) ve inançsızlığın ön kabullerini(evrendeki maddenin nereden geldiğiyle ilgili, kendiliğinden, rastgele, spontane vs.) vurgulayarak ikisinin de ön kabullere muhtaç olduğunu vurgulamak istedim.
Tek farkla ki birisinin ön kabulleri bu evrende, birisinin ön kabulleri bu evrenin de ötesinde, gerisinde. Bu açıdan ikisinin de(maddenin bir yaratıcı tarafından yaratıldığını ne de maddenin kendinden, rastgele, spontane vs. oluştuğunun) bilimsel yollarla kanıtlanamayacağını söyledim ve Sinan Bey'in bana verdiği cevaba cevaben yazdığım yorumda da belirttiğim gibi asıl bilime mani olabilecek olanın kabulleri bu evrenin ötesine geçmeyen inançsızlık olduğunu söyleyerek evrimcilerin(genelde inançsızlığa bilimsel tabela olarak kullanılan kuramın) başvurdukları sahtekarlıkları hatırlattım.
Hangisi bilim için daha tehlikeli?
Değil mi?
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 2, 2007 2:15 PM
Sinan Bey bir argümanınızı çürütmeyi unutmuştum onu da sonradan hatıladım:
Diyorsunuz ki;
"Bilgisayar mimarisindeki ön kabuller "dogma" değildir. O anlamda bir kabul ediş ve onun üzerine bina etmek söz konusu değildir."(Sinan)
Hatırlarsanız bilgisayar sistemiyle ilgili ön kabüllere örnek olarak, bilgisayarın açılış için gerekli komutları depoloma ortamlarının boot sectoründen aldığını söylemiştim. Boot sectörün de ilgili depolama biriminin İLK sectorü olduğunu söylemiştim.
Siz bu kabuller dogma değildir diyorsunuz öyle mi?
O zaman gidelim Bell(Dell) laboratuvarlarına, IBM laboratuvarlarına,
SORALIM MÜHENDİSLERE
NEDEN NEDEN NEDEN İLK SECTOR?
"NEDEN İLK SECTOR?" DİYE SORALIM...
Eminim bilimsel cevaplar alacağız(!)
İkinci sector olamaz mıydı?
Olurdu.
Üçüncü?
Olurdu.
.
.
.
Sonuncu?
Olurdu?
Peki NEDEN ilk sector?
Bizi laboratuvardan kovmazlarsa iyidir...
...
Hiçbir bilimsel dayanağa dayanmıyor "ilk sectör" kabulü.
Mantıklı gerekçeler sunabilirler, akılla bağdaşan gerekçeler sunabilirler, öğrenilmiş alışkanlıklar diyebilirler; fakat filanca prensipten dolayı ilk sectördür demezler.
Ya siz dogmanın ne olduğunu bilmiyorsunuz.
Ya kendi dogmalarınızın farkında değilsiniz.
Ya hepsi.
mustafa fatih yüce
Yazan: mustafa fatih yuce Tarih: December 2, 2007 4:31 PM
Merhaba;
Güzel bir konudan söz açılmış. Ben de birkaç şey söylemek isterim. İnsanlar neden Allah'a inanmaktadır? Bu soruyu cevaplamadan önce bazı noktaların üzerinde durmakta yarar var. Allah (daha genel anlamda Tanrı) her şeyden önce bir kavramdır ve aklı başında herkes bunu kavramaktadır. Tanrı kavramı anlaşıldığı kadarıyla çok eski çağlardan beri vardır. Herkes bir şekilde bu kavram üzerine düşünmüştür. Tanrı'nın ne olduğu ve ne gibi özelliklere sahip olduğu üzerine birçok düşünce vardır. Her şeyden önce Tanrı "yaratandır". Bir ilk nedendir. Başlangıcı ve sonu olmayan bir varlık, sonsuzdur. Bu tanımlar ilk olarak akla gelenlerdir. Öyle bir varlık ki, her şeyden üstün ve her şeyden farklı... Bu tanımlar çerçevesinde düşündüğümüzde "Tanrı'yı kim yarattı?" gibi bir soru yanıltıcı olacaktır. Zira bu soru mantıksal bir çelişki içermektedir. Tanrı zaten başı olmayan, yani yaratılmamış olandır. Bir üçgeni nasıl tanımlarsınız? Üç köşesi ve üç kenarı olan geometrik cisme üçgen deriz. Şimdi birisi çıkıp da üçgenin neden dört köşesi yok diye sorarsa sorunun mantıksal bir hata içerdiğini hemen farkederiz. Üçgen zaten üç köşesi olan şeydir. Tanrı'ya dönelim yine. Tanrı yaratılmamış olan ya da sebebi olmayan şey ya da bir ilk nedendir. Bu tanımdan gidersek Tanrı'yı birçok şekilde hayal edebiliriz. Örneğin, evreni başı ve sonu olmayan bir varlık olarak düşünürsek evrenin kendisini Tanrı olarak düşünebiliriz. Panteist inanışa benzedi biraz. Ya da evrenin yasalarını (ki bu yasaların birer ilk neden, sebebi olmayan şeyler olarak düşünürsek) Tanrı olarak kabul edebiliriz. Tanrı evreni yöneten yasalardır. Elbette Tanrı'yı bilinçli bir varlık olarak da düşününebiliriz. Ama bu bilinç nasıl bir bilinçtir? Her şeyden önce bilinçli olmak ne demektir? Biz daha kendi bilincimizin yeterli bir tanımına ve açıklamasına sahip değilken nasıl olur da çok daha ileri boyuttaki bir kavramın "bilincinden" söz edebiliriz? İşte bu noktada işler biraz değişiyor. Tanrı'ya atfedilen bilinç ne yazık ki insanınn sahip olduğu bilinç gibidir. Tanrı insan suretindedir. Neredeyse insan gibi görür, işitir ve bilir. Peygamberler (ya da inisiyeler) Tanrı'yı genelde böyle görmüşlerdir. Onların Tanrı anlayışı daha çok insan biçimcidir. Tanrı'nın kendisi de hiyerarşinin bir parçasıdır. Bir ülkedeki yöneticilerin hiyerarşisinde olduğu gibi Tanrı da tüm insanların en üstünde yer alan kutsal varlıktır. Peygamberler de doğal olarak "ikinci" önemli insan (ya da varlık) olmaktadırlar. Zira onlar Tanrı ile iletişime geçmişlerdir. Benim görüşüme göre kutsal dediğimiz kitaplar peygamberlerin kendi sözleridir (bu durum bu kitapların kutsallıklarını neden bozsun?). Vahiy olgusu bana göre esin duygusudur, tıpkı bir şairin esinlendiği gibi. Kutsal kitaplar ister Tanrı sözü ister peygamber sözü olsun hiç fark etmez, bir takım mesajlar içermektedir. Bu mesajlar insanların nasıl yaşamaları gerektiğinden evrenin nasıl varolduğuna ve ölümden sonra neler olacağına ilişkin birçok konuyu içerir. Bu kitaplar her şeyden önce Tanrı'dan söz eder. İnsanlığın binlerce yıldır sahip olduğu bir soyutlamadan, insanlığın ortak mirasından bahseder. Dinlerdeki Tanrı görüşü de Tanrı üzerine ortaya atılmış, O'nun ne olduğuna, O'nun ne gibi özellikleri olduğuna ilişkin birçok düşünceden biridir. Bu düşünceleri geliştirenler sadece peygamberin kendisi değildir. Peygamberler yüzlerce, binlerce yıllık fikirleri derlemiş kişilerdir. Tabiki sonuçta yeni bir Tanrı kavramı ortaya koymuşlardır. İslam'ın, Hristiyanlık'ın ya da Yahudilik'in Tanrı'sı gibi kabaca sınıflayabilceğimiz, birbirine birçok açıdan benzer ama bazı noktalarda ayrışan Tanrı kavramlarıyla karşılaşırız. Bu Tanrı'ların hepsi insanbiçimcidir. Yunan Tanrı'ların daha farklı olarak daha soyutturlar ve daha başka bazı özellikleri vardır. Diyeceğim şu ki, Tanrı, bir kavram olarak insanlığın ortak mirasıdır. Binlerce yıldır Tanrı üzerine düşünüldü, O'na ulaşmak istendi. Dinlerin kökeninde işte insanlığın böylesine güçlü bir fikir mirası yatmaktadır. Bununla birlikte Tanrı, hiçbir dinin tekelinde değildir. Herkesin Tanrı üzerine söyleyebileceği şeyler vardır. Hatta kimileri öyle bir şey olmadığını da iddia edebilir. Nitekim zaman kavramı üzerine de çok konuşulur. Bir örnek vereyim. Zaman kavramı da çok eski çağlardan günümüze ulaşmış olsa gerektir. Zamanın varlığı üzerine, ne olduğu üzerine çok düşünülmüştür. Zamanı ölçebiliyoruz. Buna rağmen zama nın ne olduğuna ilikin o kadar da net bir görüşümüz yok. Bir fizikçiye zamanın ne olduğunu sorun. Kesin bir cevap veremeyecektir. Varlığından bu kadar emin olduğumuz bu kavram üzerine o kadar çelişik düşünceler vardır ki, kimileri zaman diye bir şey olmadığını söyleyebilmektedir. Tanrı kavramıyla işte bu noktada biraz benzeşiyor. Zaman, Tanrı ve buna benzer birkaç kavram daha ('bilinç' ya da 'renk' ya da 'boyut' ve hatta 'madde' kavramları olabilir mesela). Mesele var olup olmama meselesi değildir. Mesele ne olduğu meselesidir. Tanrı var mı yok mu sorusu hatalı bir sorudur. Mantıksal bir çelişki içermektedir. Benzer şekilde ölümden sonra hayat var mı sorusu da hatalı bir sorudur bence. Ölümden sonra kimin hayatından söz ediyorsunuz ki? Hem üstelik ölen şey ne? (felsefeye uzak kişiler bu soruları çok anlamsız hatta komik bulabilirler, ama üzerinde düşünmelerini öneririm).
Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi ortada bir tarafın haklı bir tarafın haksız (inanan ve inanmayan) olduğu bir durum yok. Bu durum sadece bazı dinler için geçerlidir. İslam, Hristiyanlık gibi. Bu dinlerde ya bizdensin ya da değilsin anlayışı vardır. Aynı zamanda cennetlik ve cehennemlik anlayışı vardır. İnsanlar ikiye ayrılır, sadece ikiye, bizden ve bizden olmayan... Tanrı var mı yok mu sorusu bu kadar basit düzeyde, şu dine inanan şu dine inanmayan düzeyinde düşünülebilir mi? Gerisini siz düşünün artık.
Saygılar
Emre ÜNVER
Yazan: emre ünver Tarih: December 2, 2007 6:33 PM
Mustafa Yüce bey,
Kurmaya çalışdğınız ilişkiyi anlamadığımı söyledim, yani bir ilişkinin olmadığı anlamında! Dolaysıyla yanlış analoji olduğunu belirttim. O anlamda ön kabul farklıdır, "statement" ler farklıdır!. Boot sektörün nerede olduğu pragmatik yada rastgele olması ile evrene ilişkin "deklarasyon" sunmak arasında dağlar kadar fark vardır. Boot sektör konumu, yada şifreleme için rastgele seçtiğim public-key ile dinlerin ön kabulleri arasında büyük fark var. İşletim sistemini "boostrap" edecek şeyin konumunu seçmek ile fizik dışında bir varlık var demek arasındaki farktan bahsediyoruz!!! Dolaysıyla çok yanlış bir analoji. Boot sektörün konumunun herhangi bir ontik değeri yoktur konumu dışında! Yani sabitlerden bahsediyorsunuz. Bir "sabit" ile "statement" aynı değildir. Yani kabul edilen şeylerin nitelikleri aynı değil. Boot sektör de öyle her yere konamaz, fiziksel dünyada ölçülebilen, sınanabilen sınırları vardır. Onu okuyacak "medium" a ulaşılabilir olmalıdır, kalıcı hafızada olmalıdır, rastgele yazıma karşı korunmalıdır vs.vs belirli koşullar dahilinde gerçleştirilir. İster 5.ci ister 1.ci sektöre koyun. İkincisi modern işletme sistemlerinde bootstrap etmemizi sağlayacak böyle birşey olmalıdır, lazımdır. İşletim sistemleri boot etme özelliğinin kendisinden doğmamıştır, birbirleri ile ilişkilidir. "fizik ötesi bir varlık herşeyi var etti" gibi birşey bu şekilde hiçbir temele dayanmayan birşeydir. Dolaysıyla, bu tarz iddiaları, dogmaları, sıradan herşey ile aynı konuma yükseltme çabanız bence boşuna.
İyi güzelde, biz ne diyoruz? Kendini haklı çıkarmak için keyfine göre kabul yapıyor! "statement" ler kuruyor, boot sektörü ile bu yüzden alakasız. Aynen sorduğunuz şekilde, mühendis, şurasıda olur burası olur diyebiliyor, ama sistemi kurabiliyor, teknik bir mesele. Sizinkisi ise bambaşka birşey. Yani şu "ön kabul" metaforunuzu fazla abartmayın.
Ayrıca;
Nereden biliyorsunuz? yoktan birşeyin var olduğunu gördünüz de mi bunu söyleyebiliyorsunuz? Sizin tanrı için "kendi tercihiniz" ile yaptığınız gibi evrene neden öyle kendini içeren birşey biçemiyorsunuz? Evrenin yoktan var olduğuna dair bir kanıt yok, big-bang bile bunu söyleyemiyor, yeni yeni ortaya çıkanlar ise bunun aksini gösteriyor. Örneğin hawkings de aynı sonuca varıyor. En azından bu evreni gözlemliyoruz, varlığından şüphemiz yok. Ama sizin tanrınınz öyle değil! Saf inançdan başka birşey değil. Güzel kardeşim, zaten bizde onu diyoruz. Fakat bunu kabul etmenize rağmen çıkıp da akılcıdır, akla uygundur, bilim ile çelişmez gibi şeyleri nasıl söyleyebiliyorsunuz ? İnanmanıza karşan yok ki. Güzel kardeşim, dinlerin temelindeki dogmalar değişmez. İslamın temel dogmaları değişmez benim bildiğim. O yüzden değişim üzerine kurulmuş bir sistem ile karşılaştırmak yanlış. İsteye mühendis aynı windows OS i istediği yerden boot ettirebilir değiştirerek. flash hafızaya yazabilir, diskte atabilir, katta kastıktan sonra bildiğimiz kasetlere bile yazaıp oradan boot ettirebilir...Windows un niteliği değişmez...Hatta sürekli açık, memoriden silinmeyen boot edilmesine gerek kalmayan bir sistem bile yapabilirsin... dogmanın ne olduğuna tekrar bakın bence. Dogma ayrı, boot sektör konumu seçmek ayrı, zerre kadar alakaları yok. O yüzden din-işletim sistemi benzetmeniz bence tamamen karavanaya, bu konuda diyeceğimi dedim. Yazdıklarımı tam olarak okumamışsınız. Bir defa bu soruyu sorduğunuz siteyi takip etiyormusunuz? İnançsız insanların görüşleri bilim ile çelişmiyor. "bilimseldir" diyen yok! Ama bilim ve yöntemleri ile, ortaya çıkan bilgi ile çelişmiyorlar, böyle bir iddiayı ortaya çıkaracak bir dinamik değildir inançsızlık. İnançsız olmak için bilimin verileri ile çelişmek gerekmiyor. İnanmak bilim dışıdır da demedim. Ama sık sık, günümüzde ve geçmişte BOL BOL gördüğümüz gibi inançlı insanlar bilimin ortaya çıkardıklarına her zaman muhalefet etmiştir. Kendi dogmaları(sizin ön kabul dediğiniz) ise bilimsel bilgi üretmenin çabaları sonucunda oluşmuş değildir. Bilim dışımı değilmi bilmem ama, bilimsel olmadığı ise sanırım açıktır. İnanç diyorsunuz zaten kendiniz. İnanç ve bilim arasında epeyce kalın bir çizgi vardır! Bu nasıl mantık ama!? Herşeyi bildiğimizi iddia filan mı ettik? Sizin verdiğiniz cevapların cevap olmadığını, uydurma cevaplar kullanmadan bunların incelenmesi gerektiğini söylemek sizin dogma üretme yeteneğiniz ile nasıl karşılaştırırsınız? BEn çıkıp "3 gözlü yeşil dev" yapmıştır desem sizinle aynı konumda olurdum. Ama öyle birşey demiyorum! Herşeyi bilmiyoruz, ama bilimimizle daha çok şeyi öğrenmeye açıklamaya çalışıyoruz. Bu konu araştırılıyor, ve henüz bilinmediği içinde sizin hazır açıklamalarınız gram değer kazanıyor. Bilimin her zaman bilgi açısından sınırları, ve o sınırları genişletme gibi bir özelliği vardır. Bu noktada bilimsel tavır, araştırmaktır, ne olduğunu nasıl öldüğünü çözmektir, eldeki teorileri geliştirmektir. "tanrı yapmıştır" demek değildir. Tarihde aynı benzeri sınır konularda benzeri yanlgılar olmuştur dinlerin, hepimizin bildiğini tekrar etmeye gerek yok. Bugün görecelik ve quantum uyumsuz, dolaysıyla geriye doğru uygulandığında belli bir noktada "SAÇMA" sonuçlar veriyor. İnsanlar bu teorileri düzeltmek için muazzam emek harcar iken, bir sürü inanç sahibi insan bu çıkan yanlış-saçma sonuçları tanrı açıklamalarında kullanıyorlar. Tekillikten bahsediyorum. Bunun ne kadar sakat bir konum olduğunun ise farkında bile değiller, aslında inançlarını çürütmeye yardım ediyorlar. Hani nerede görüyoruz? nerede ne dogması-ön koşulu uydumuşuz? Ön koşul demek de yanlış. Şunun adını doğru koyalım. DOGMA. Bu sadece kendimizi kandırmak. Tüm bilimin hemfikir olduğu bilimin tarihin en önemli teorilerin birisi olan evrim-teorisine karşı american-aşırı sağı ile yapılan ittifakı görüyoruz. Dogma kabul ettikten sonra, herşeyi bu dogma ile çelişmiyecek şekle sokma eğiliminden doğuyor bu tarz muhalefetler. İlk kısmı hariç çok talihsiz bir cümle. Bu evrenin ötesindeki, hiçbir dayanağı olmayan "inanç" larımızdan dolayı bu evrene ilişkin söylenen şeylere muhalefet edebiliyoruz. Sağlıksız olan bu. Yoksa hem bir tanrıya inanıp hemde bilim yaparken inancına uydurmaya çalışmayan bir sürü insan var. Ben size böyle birşey mi vaat ettim? Herşeyin cevabını bilmemek dogmaya inanmamayı neden temelsiz yapıyor? Herşeyin cevabını kolayca vermek sizin için keyifli olabilir, ama beni tatmin etmiyor, araştırmak istiyorum. Ve herşeyin cevabını bilmediğimi de peşinen kabul ediyorum. Sanırım daha sağlıklı bir tutum. O yüzden birşeyi ısbat ediyormuş gibi "herşeyin" cevabını sormayın bana.
İyiy de kim var demiş yok demiş diyor? Denilen şu, bilim hiçbir şekilde bir tanrı için, din için kanıt-evidence sunmuyor!
Ama dinlerin yüzlerce yıldır söylediği şeyin bilim tarafından geçersiz kılındığı da tarihde ve günümüzde sabittir!
inançsılık ve inanç arasındaki fark da büyük. inançsızlar dogmaya inanmıyor. Bu kanımca büyük bir fark. Hiçbir açıklamadınız, inançsızlık, dogmaya muhtaç filan değil. Dininiz bir inanç/dogma, ve görünen o ki öyle kalmaya devam edecek. Benim şahsen öyle bir "inanma" durumum yok, olmadıda herhangi bir o anlamda ön kabulüm de yok. İnançsız insanlara "inançlı olma" dan doğan şeyleri yükleyemezsiniz, yoksa tartışmamız zaten anlamsız olurdu, hepimiz inanan olurduk. Yahu neden kabul edeyim? Cevabını henüz bilmediğim birşeye sınayamıyacağım, mantıklı olmayan, test edemiyeceğim bir cevap bulan ben miyim? Öyle yapsam sizinle aynı konumda olurdum. Açık açık bunu henüz bilmediğimi söylüyorum zaten. Bilim tarihinde sürekli aynı şey var. Hep birşey bilinmez iken bilinir hale gelmiştir, dini açıklamaların tamamen karavana olduğu görülmüştür. (100 yıl sonrada evrim konusunda benzeri bir tarih yazılacak.) Bu konumu nasıl eşit görebilirsiniz? Sen hazır cevap bulmuşsun emin olamıyacağımız kaynaklardan. Ben ise araştırma taraftarıyım, birkaç ay sonra tarihin en büyük deneyini (ATLAS) merakla bekliyorum acaba güvenilir bilimsel bilgiye ulaşabilir ve biraz daha birşey öğrenebilrmiyiz diye.
Lafı uzatmanın anlamı yok, tekrar a girecek. Özetle, varız, ve etrafımızdakilere anlam vermeye açıklamaya çalışıyoruz. İnançlı insanlar temelsiz, sınanamaz, kanıtlanamaz, test edilemez cevaplar sunuyor, kaynağını blmedikleri anlatımlardan. İnanmayanlar ise bu cevapların aslında cevap olmadığını söylüyor, ve haklı olduklarını gösteren çok fazla iddia çürütüldü tarih boyunca. Böyle olduğu içinde tarihin çöp sepetinde bir sürü dinsel iddia vardır...Bu kadar basit!
---
Diyorsunuz ki;
"Bilgisayar mimarisindeki ön kabuller "dogma" değildir. O anlamda bir kabul ediş ve onun üzerine bina etmek söz konusu değildir."(Sinan)
Hatırlarsanız bilgisayar sistemiyle ilgili ön kabüllere örnek olarak, bilgisayarın açılış için gerekli komutları depoloma ortamlarının boot sectoründen aldığını söylemiştim. Boot sectörün de ilgili depolama biriminin İLK sectorü olduğunu söylemiştim.
Siz bu kabuller dogma değildir diyorsunuz öyle mi?[...]
Mustafa Yüce kardeşim. Bence çürütme işlerine başlamadan önce bir zahmet sözlüğü açıp "dogma" nın ne anlama geldiğini öğrenin lütfen. Rastgele bir sektör seçmek ile dogma yı nasıl ilişkilendirebiliyorsunuz gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum. Bence bu hatalı benzetmeler kullanma işini bırakın.
Yazan: sinan Tarih: December 2, 2007 9:40 PM
Sinan Bey`e son soz...
Inancli biri size ne anlatirsa anlatsin,
bu yanlis...ciirt!...
bu onemsiz...ciirt!...
bu gereksiz....ciiirt!...
hayir o oyle degil boyle...ciiiirttt!..
yok boyle birsey....ciiirrttttt!...
uydurma!...ciiiiirrrttt!...
Bosa kurek cekiyoruz.
Sadece su noktada umitvar olunabilir. Etrafinizdakilere anlam vermeye calismaniz takdir edilecek bir cabadir. Ancak bilim, o aradiginiz anlami hicbir zaman temelli, sınanabilir, kanıtlanabilir, test edilebilir yapamadi ve yapamayacak maalesef.
Anliyorum, oyle birsey olsun ki ikna eksin su benim muhendis aklimi, diyorsunuz ama bilim sizi asla tatmin etmeyecek, ben size bunun mujdesini vereyim. Bu onun gucunu kuvvetini asar. Size hisseden bir kalp lazim.
Ve en sonunda, size ozel bir mesaj var:
" Kalpler, ancak Allah`i anmakla mutmain olur..."
Rad.28
Yazan: Elif Tarih: December 3, 2007 2:01 AM
Elif Hanım,
Dini duygular güzel ve rahatlatıcı olabilir. Ben bunlara karşı değilim. Güzel duygularda birşeyi gerçek yapmaz. Ve fakat dünyadaki tek güzel duygu biçimi de değildir. İşini gücünü, şatafatlı şehir hayatını bırakıp kendisini afrikadaki aç çocuklara adayan insanlar da belirli bir duygu yoğunluğu, hayata anlam verme çabası içersinde. Farklı farklı biçimleri var bunun. Fakat iş evreni, etrafımızdakilere anlam vermeye gelince, kusura bakmayın ama dinlerin sunacağı pek birşey yok, insanları belirli bir kalıba hapsetmekten başka. Evet ben çok meraklıyım ve olabildiğince bazı şeylere cevap bulmak istiyorum. Gerçekten ne olduğunu öğrenmek istiyorum, o yüzden mesela 3.sınıf bilimlerle evrim teorisi gibi sağlam ve köklü bir teoriye karşı çıkılmasını anlayamıyorum.
Hem hakikat deyip hemde evrim gibi artık her olayda doğanın gözümüzün içine içine soktuğunu görmemek, insanın en önemli başarılarından birisi olan bilimsel faliyeti kafa kafaya inkar etmek çok anlaşılır bir durum değil. Doğanın bu biçimlerinden hayranlık ve merak duymayıp!, sırf dini açıklamalara uymuyor diye inkar etmek kalple şunla bunla ilgisiz bence çok büyük bir YAZIK. Bana göre çok büyük bir noksanlık, bu hayatı ve dünyayı önemsiz görmeye götüren bir noksanlık üstelik.
Ben herşeyin cevabını elbette bulamıyacağım, ama bazı merak ettiğim şeylere de cevap bulacağımdan eminim. Birilerinin evrenin gizeminden bir parçacık birşey kopartıp aydınlatması bile beni büyüler ve tatmin eder. Herşeyi bildiğim, cevap bulduğum, ve kulluk ilişkisi içersinde bulunacağım bir durum bana mutlak olarak bunaltı ve sıkıcı geliyor.
Eğer tanrı madem sonsuz adaletin kaynağı. Ben ondan rica ediyorum, kendisini kabul etmiyorum diye beni asıp kesip bana işkence yapmasın. Ben böyle birşeye katılmak istemiyorum, bu benim özgür tercihim ve bana bu hakkı tanısın madem. Öldüğümde de öleyim, şikayet etmem, benden intikam da almasın vicdani ret hakkımı kullandığım için. Madem benim varlığım üzerine tasarruf hakkına sahip, ondan bunu rica etme hakkım vardır diye düşünüyorum. Problem burada Elif hanım, anladınız mı bilmiyorum. Ben aklıma sokamam sonsuz kudretli bir varlığın, koca koca galaksileri yaratan, atomu ve quantum davranışları yaratan bir varlığın benimle ilgilenip üstelik beni cezalandıracağı. Bilimle şunla bunla alakası yok bununda. Bu cezalandırma işi, "şöyle olmazsa, böyle olacaksın" durumu bende asıl olayı bitiren şey. Normalde yanlıyor olsam, öldükten sonra "aaa yanılmışım" derim. Cezalandırmak ne? ben suç mu işliyorum? bana verilmiş beyinle işleyeceğim suç en fazla bir düşünce suçudur? O şekilde tarif edilen bir tanrı düşünce suçlularına işkence eder mi yahu? Ben ciddiyim, olay budur, bunu siz istediğiniz biçime sokun kafama anlatamam. Yanacaksın azab çekeceksin olayı ancak bir insanın fikri olabilir. Kanıt olarak farklı farklı dinlerde (size göre tanrısal olmayan) de aynı biçimde "iktidar" mekanizmaları kullanılmıştır. Farkında mı arkadaşlar bilmiyorum ama, evrim teorisi vs. gibi şeyler değil insanları dinden uzaklaştıran. Kör dövüşü yapıyorlar. Asıl sorun bu totaliter dilin kendisi. Bir biçimde düşünüyor, evreni farklı yorumluyor diye bir insanın öyle yada böyle cezalandırılacak olması fikri gerçekten insanlığın geliştirdiği ve alışdığı duygu ve fikirlere çok uzak. Hoşnutsuzluk ve direnç buralardan geliyor, bilimsel gelişmeler ancak işin cilası olur...bir düşünün...
Yazan: sinan Tarih: December 3, 2007 11:19 AM
Mutlak ceza yok. Şartlı ceza var. Şefkat, affetme v.s. vurgusu ceza vurgusundan daha çoktur. Aslolan affetmektir. Cezaya karşı gelen arkadaşlar,
Siz bir yaptırım uygulanmazsa insanların ciddiye alacağını düşünüyor musunuz? Mesela, hırsızlığı, rüşveti, devletin malını yemeyi nasıl engelleyeceksiniz? Şöyle bir din mi öneriyorsunuz?
Hırsızlık yapmazsan iyi olur. Ama çalarsan da ben sana bir şey yapmam!
Deniliyor ki benim ki fikir suçu. Ne münasebet! Varlığını ve kurallarını kabul etmeni bekliyor. Önce yaptırımı burdan uygulamaya başlamalı ki gerisi bir anlam ifade etsin...
Bilim ve din çelişkisi de sizlerin birer safsatasıdır...İhtimal hesapları ve evrim konusunda ciddi bir yanılgı içindesiniz Sinan bey... Keşke daha fazla yazabilsem... Ciddi bir yanılgı içindesiniz.
Yazan: EsDeliRuzgar Tarih: December 3, 2007 1:27 PM
Dinin akilla iliskisi oldugu kabul edilirse, dunya genelinde sadece tek bir dinin ya da inancin varligi soz konusu olurdu ve dunyada inancsiz tek bir insan bile kalmazdi. Dindar kesimin inanclarini neden bir bilimsel ve akilciliga dayandirmak icin birseyler ispatlama cabasinda olduklarini anlayamiyorum. Lutfen artik din, bilim ve akili birbirinden ayirin. Bilim ve akil bagdastirilir, cunku bilimin akila ihtiyaci vardir fakat inancin akila ihtiyaci yoktur. Ayrica bilimin inanca da ihtiyaci yoktur. Su andaki bilim ve teknolojik alanda bulundugumuz konum aklin eseridir dinlerin degil. Dinler ve inaclar tartisma konusu yapildiginda hicbir yere varilamaz. Hani bagzi hastalar vardir doktorun hap olarak verdigi aslinda seker olan ilaclari kullandiktan sonra iyilestiklerine inanirlar...Inanc oyle bir sey ki inanan icin herseyin cevabi, inanmayan icin bir hictir...O yuzden tartisilmasi da anlamsizdir...
Yazan: gunka Tarih: December 3, 2007 6:23 PM
@EsDeliRuzgar;
İyide, ben yanılmışsam beni affediversin eğer madem öyle ise? İşkence neden yapıyor? Hani öldürse sorun değil, zaten ölmüşüm. Ama ateşlerde yakmak ne ola? Büyük, onuz adalet, iyilik, tanrı!? Hadi tanrıya inanın da, böyle bir tanrı gerçekten tanrı olabilir mi?
Ki bir düşünün, ben keyfime göre mi fikir oluşturuyorum? Bilinçli bir tercih mi bu? Siz isteseniz 2 dakikada eski dininizi bırakıp budist olabilirmisiniz? Varoluşal birşey, öyle kutulara çarpı atmak gibi birşey değil fikir oluşturma süreci. Ve bunun sonucunda, ben başka şekilde düşündüğüm için bana işkence vaadeden tonlarca din var! Sonrada, bu tarz şeyler mutlak iyi, adaletli, herşeyin kaynağı bir varlığa atfediliyor!?
Benim, bu tarz şeylerin ancak insan ürünü olduğuna inanmam kadar doğal, kendiliğinden gelen (eğer indoctrination yok ise) birşey olabilirmi?
YAni bu kadar muğlak şeyleri temel alan birşey, insanı onuçta yakacak bir hukuk mekanizmasına dahil olamaz. Adaletli olmaz çünkü. Bu cezalandırma işi ancak egosu da mutlak sonuz olan birşeyin işi olabilirdi.
İkincisi kıyas ederken yanlış şeyleri kullanıyorsunuz. Ben hırsızlık yapmıyorum, başkasının hayatına öyle yada böyle müdahale de etmiyorum. Sadece başka şekilde düşünüyorum kafamı kullanma şekline bağlı olarak. Bal gibi düşünce suçu yani. Varlığına inanmadığım şeyi tanımam ceza konusu olamaz. Bu aynen noel-babaya inanmadığım için babamın bana dayak atması gibi adalet ile bağdaşmayacak birşeydir.
Olasılık konusunda da yanılmadığımı biliyorum. Şimdiye kadar AT ve eski nesil yaratılışcıların yanlış matematik uygulamaları dışında yeni birşey varsa lütfen göterin, yoksa ben o hesapların yanlışlığını çocuk iken anladım, yıllardır da aynı şeyi tekrarlamak zorunda kalıp duruyorum. Ki bu bilimlerle uğraşmaktan saçını döken milyonlarca bilim insanını resmen aptal yerine koymak ise baya iddialı birşey. Dünyanın tüm elektronikçileri elektrik nedir bilimiyor demek gibi birşey. Büyük iddialara büyük dayanaklar lazım. Tüm bilim ile ilgili insanların yanıldığını düşünüyorsanız lütfen dayanakları ile beraber orjinal bir makale yayınlayın herkes faydalansın, bu sayede aynı mecrada kritik yapma şansı da doğar.
Benim kişiel tavsiyem. Dine inanın isteyen kişi, buna kimenin karışma şansı yok. Ama kendi dinimize destek bulacağız diye bilime vs. ye saldırırlarsa dininize her türlü şekilde kritik etme hakkını vermiş olursunuz. Gerçi bu hak her zaman var da... onuçta çok daha şiddetli olur. Yahu okullarımızda bilim diye yaratılış gibi açma şeyler okutuluyor (evet, bilim diye okutulduğu için saçma deme hakkım var). Bunun gibi akıl almaz şeyler varken, din-akıl-mantık demei anlayamıyorum. Yeni nesil, sonradan görme liberal müslüman gençliğin ancak bu noktaya kadar gelebilmiş olmaları çok üzücü. Anti(kemalist/resmi-ideoloji) tavırlarından dolayı
zihinleri için daha geniş bir uzam bulduklarını düşünüp çok daha zengin bir fikir dünyaları olacağına samimi olarak inanıyordum kaç zamandır. Ama görülen o ki eski şeye yeni cila atmaktan başka yeni birşey yok.
Gunkaya arkadaşa da katılıyorum. Yahu tarih açık seçik meydanda. Son yüzyıllardaki bilim, dinden kurtulmuş olmasaydı buralara mümkün değil gelemezdi. Dinlerin şu aşamada katkısı değil zararı var.
Yazan: sinan Tarih: December 3, 2007 7:39 PM
sayin akyol ben su "duragan ve kapali" kismina takildim. nasreddin hoca misalini tersden isletirsek hirsizin cok sucu var da bu duragan ve kapali toplumun olusmasina sebep olan dinamiklerin, etkenlerin hic mi sucu yok? biraz da bunlari arastirip, irdeleseniz...
Yazan: Anonymous Tarih: December 3, 2007 9:13 PM
HESAP SORACAK BIR TANRI VARDIR
"Tanri yoktur. Ben hesap vermem" diyen yorumcuya:
Sizden bir hesap sorulmayacagini nereden biliyorsunuz?
"Ben hesap vermem" derken, nasil bu kadar kendiniz-
den emin olabiliyorsunuz? Madem bilimin, Tanri'nin yok-
lugunu isbatlayamadigini kabul ediyorsunuz, o halde orta
bir yerde durup: "Benden hesap soracak bir Tanri cikabi-
lir" ihtimalini de neden elde tutmuyorsunuz? Cünkü Tanri'
nin yoklugu isbat edilmemistir! Öyle degil mi?
Bu evreni siz yaratmadiginiza ve yönetmediginize göre;
"ben hesap vermem" kesin yargisinda bulunmanizin da bir
anlami yoktur. Siz Tanri'ya inanmiyor veya inanmak iste-
miyor olabilirsiniz. Ama hesap vermeme konusunda bu
kadar aceleci olmamalisiniz. Cünkü bilim de henüz son
sözünü söylememistir.
Fakat sizin, bilimin son sözünü söyleyecegi vakte kadar
ömrünüz olmayabilir. Bu durumda sizi aydinlatacak baska
kaynaklara ihtiyac duyabilirsiniz. Eger böyle bir kaynak
varsa, ondan faydalanmamak akilsizlik olur.
Gelelim: Biz inanclilar, "Tanri'nin varligi bilimsel olarak
kanitlanmadigi halde nicin inaniyoruz" sualine.
Cünkü Tanri'nin varligi hakkinda tek merci "bilim" degildir.
Bilimden baska "ilham" vardir, "sezgi" vardir ve en önem-
lisi ortada "Kur'an" gibi Ilâhî bir "Kitap" vardir. Ve bunlar-
dan baska; "Allah vardir, hesap sorma hakikattir" diyen
mucizeler sahibi 124 bin Peygamber ve onlari her asir tas-
diklemis olan Allah'tan ilham alan yüz milyonlar Evliya var-
dir. Tabi sizin icin gecmisteki tasdikcilerin bir önemi olma-
yabilir. Fakat inanclilar icin bunun önemi coktur.
Cünkü nasil bir bilim adami cikip; "yer cekimi vardir", "i$te
düsen elma da bunun delilidir" dediginde onu inkâr etmek
mümkün olmazsa; bir Peygamber de cikip: "Ben Allah'in
Elcisiyim. Buna delilim i$te bu Kur'andir veya Incil'dir ve
bir de bakin bu mucizelerdir" dese ve denizi yarsa, ayi ikiye
bölse, havada ucsa, ölüleri diriltse, parmaklarindan akan
suyu susuz kalmis ordusuna icirse, tersane mühendisi olma-
digi halde koca bir gemi in$a etse ve daha yüzlerce hârikalar
gösterse, bunun inkâri olur mu? Elbette inanmak isteyenler
bunu tasdik edeceklerdir. Ama inanmak istemeyenler ise,
mucizeleri gördükleri halde inkâr edeceklerdir ve etmislerdir.
Ama siz: "Ben ne Peygamberi gördüm, ne de bir mucizesine
sahit oldum; nasil inanayim" diyebilirsiniz.
Bir bilim adami: "Atom vardir. Atomun cekirdegi ve parca-
ciklari vardir. Nükleer kuvvet vardir. Kuarklar ve kara delik-
ler vardir. $unlar vardir, bunlar vardir" dediginde, biz onlarin
dediklerini gözümüzle göremesek de inaniyor ve kabul edi-
yoruz. I$te bize nakledilmis olan Peygamber haberlerini ve
mucizelerini de bu sekilde inanabiliriz ve inaniyoruz.
Eger bu konuda size bilimden bir fayda yoksa, Kur'ani veya
onun cagin seviyesine göre yapilmis (ateistler icin Risalei-i
Nur önerilebilir) yorumlarini ve Peygamber hakkinda anlati-
lan güvenilir kaynaklari yeterli bulacaksiniz. Bunlari reddet-
tiginiz takdirde kazanacaginiz birsey olmayacaktir.
Inanc konusunda siz bunlari yeterli bulmadiginiz takdirde
kendi akliniz veya inancli bir kimsenin aklindan baska reh-
beriniz kalmayacaktir. Eger inancli bir akildan yardim almak
isterseniz, $u gelen sözlere -eger inanmak istiyorsaniz- kalp
ve kafa verebilirsiniz:
Bir ülke devletsiz, bir devlet de kanunsuz ve basbakansiz
olmaz. "Ama bu cok ince bilimlerle ve cok hassas ölcü ve
hesaplarla i$lemekte olan kâinatin, gökler üstünde veya
ötesinde bir Ilâhî Saltanati ve Dünyalilar icin Kur'an gibi bir
kanunu ve Allah gibi görünmez bir Basbakan'i yoktur!"
Öyle mi?
Bu evreni siz yaratmadiniz ve yaratamazsiniz. Böyle bir yara-
ticiligi yapabilmeniz icin aklinizdan baska her seyi bilen, her
seyi gören-duyan, herkese ve her atoma söz gecirebilen,
her seye kuvvet ve kudreti yeten ve ayrica ölümsüz ve do-
gumsuz olmak gibi ezelî ve ebedî yüce sifatlara ve daha
"yaratma", "ya$atma" ve "yönetme" kabiliyetine ve bu fiiller
arasinda gerekli olan yüzlerce fiile ihtiyaciniz vardir.
Simdi siz bunlara sahip olmadiginiz halde ve koca akliniz da
bir kâinat yaratip onu i$letebilecek degilken, nasil oluyor da
aciz ve akilsiz ve de acimasiz atomlarin kendi kendine veya
tesadüf ve evrimle bir evren kurduguna ve onu calistirmakta
olduguna inaniyorsunuz? Eger siz buna inaniyorsaniz, "aklin"
ve "akilli" olmanin ne anlami kaliyor? Eger "akilda bir anlam
aramaya gerek yoktur" derseniz, o zaman sizin inkârciliginiz-
da ne anlam kalir ve bu inkârciliktaki inadiniz nedendir? Ma-
dem inkârciliktan vazgecmiyorsunuz, demek bunda bir anlam
buluyor ve mücadele ediyorsunuz. Demek akilli olmakta bir
anlamsizlik yoktur. Demek akilli bir insanin yapamayacagi bir
yaraticiligi, akilsiz atomdan beklemek, kos koca bir akilsiz-
liktir. Insan ise, bu akilsizliga razi olamaz. Madem razi olamaz,
o halde madde ötesinde veya ruhaniyetiyle bütün varligi avuc-
lamis Ilâhî fiil ve sifatlara sahip gözle görünmez, fakat kalp ve
akilla anlasilir bir Yaratici, bir Allah olacaktir. Eger bir Allah
varsa, O'nun Kendini tanitmasi ve yarattigi insanlardan neler
bekledigini bildirecek bir Elcisi ve Kitab'i da olacaktir ve
olmustur. O büyük Yaratici, Kur'an vasitasiyla: "Kâinati Ben
yarattim, bütün kâinatlilarin sahibi Ben'im" demektedir. Bilim
adamlari Tanri'nin yoklugunu isbat edene kadar bu sözleri
ciddiye almalisiniz. Cünkü madde ve tesadüften, bu evreni
onlarin yarattigina ve yönettigine dair bir ses cikmamaktadir
ve cikmasi da mümkün degildir.
I$te Kur'ana ve Hz. Muhammed'e bir de böyle bakin. Ve bu-
rada yazilanlari bir daha düsünün. Ve "ya günün birinde karsi-
ma bir Tanri cikip benden hesap sorarsa ne yaparim" ihtimali-
ni de hesaba katarak, geleceginizi garanti altina alma akilliligi
icinde olunuz. Bu, sizin yarariniza olacaktir. Ama mutlak inkâr-
cilikta diretmenizin size hic bir faydasi olmayacagina inanabilir-
siniz. Cünkü ölümlüsünüz! Ebedî bir varlik degilsiniz. Ama kal-
biniz ölümsüz olmak istiyor. Acaba ölümsüzlük nerede? Bunu
arayip bulmak da herhalde sizin en önemli hedefiniz olmali. E-
ger böyle bir hedefiniz yoksa, ya$aminizi bir kez daha gözden
geciriniz: "Nicin ya$iyorsunuz?" Bunu ben sormuyorum. Siz
kendinize sormalisiniz. Ve size ebediyet kazandiracak tatmin
edici bir cevap buluncaya kadar da hedefinizden sasmamali-
siniz. Ama gec de kalmamalisiniz. Cünkü hayatiniz bitiyor ve
karsidan da ölüm geliyor! Eger ölümsüz olsaydiniz, belki bun-
lari yazmamiza gerek kalmayacakti. Ben bunlari yazdim ki,
günün birinde karsiniza bir Tanri cikip: "Bu gerceklerden haber
veren biri yok muydu" dediginde, bahaneniz kalmasin.
Ey insan! Sen, bütün kâinatla ve kâinatlilarla beslenen nazenin
bir varliksin. Seni besleyen ve büyüten, yaratan ve ya$atan; aci-
masiz madde ve kör tesadüf ve amacsiz evrim olamayacagina
göre, senin varligin icin cok büyük masraflarda bulunan bir
"Hesap Sorucu" mutlaka vardir ve olacaktir. Hal ve i$leyis diliyle:
"Benim büyük bir Sahibim vardir" demekte olan bu kâinat var
oldukca ve senin aklin da timarhaneye konmadikca bu gercegi
inkâr edemezsin. Öyle ise kendini, sorulacak hesaba göre hazirla
ve o hesap sorucu Zat'i tanimaya calis. Inkârcilikla insanliktan
cikma!
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 4, 2007 12:39 AM
Sevgili Sinan,
Bilime saldırmak ifadesi içinde kastedilen bilim(!) evrim olsa gerek. Göbeğini kaşıyan yaratılışcıların evrim karşısındaki durumu, ateistlerin Bigbang karşısındaki durumuna benziyor. Tabi ki siz burda bir benzerlik göremiyorsunuz. Çünkü sizin itirazlarınız haklı, ama sefil yaratılışcıların ki değil! Biraz insaf rica edeyim. Ama ben de göbeğini kaşıyan bir yaratılışcı olarak evrim eleştirisi yaparken bilime saldırdığımı düşünmüyorum. İfadelere dikkat etmek lazım.
Eğer gerçekten hasta olan birisine yanlış teşhis koyup bunun bir şeyi yok diye şeker verirseniz ilerde hastalık iyice nüksedip hasta ciddi komplikasyonlarla karşılaşabilir. Onun için şu anda bir şey olmuyor diye(gerçekten olmuyor mu?) ilerde ciddi sorunlar yaşamayacağınızı garanti edemezsiniz. Bu yüzden Dine şeker benzetmesi yapmamalısınız:-)
Bilimi ve Dini yarıştırıp karşılaştıran birileri ne dini anlamıştır ne de bilimi! Geçmişte bir takım güç sahibi odakların(Kilise) gücünü kaybetmemek için yaptıklarını dine maletmek ne kadar doğru?
Allah bir çok din göndermiştir. Herkes bildiği kadarından sorumludur. Batıl dediğimiz dinlerin ilahi kökenli olma ihtimali oldukça kuvvetlidir. Aslolalan tek tanrı inancından çoklu sisteme geçiştir (Dinlerin evriminde iddia edildiğinin tersine). Çoklu sisteme geçiş için en yakın olması hasebiyle güzel örnek hristiyanlıktır v.s.v.s
Benim anne-babam eğitim itibariyle bana telkinde bulunma pozisyonundan çok uzaktır. En fazla yaptıkları Allah taş eder demek ve zorla hocaya göndermek olmuştur(kaçardım) herhalde. Allah'a inandırmanın en güzel yöntemidir tabiki bunlar:) Tabiki Allah'a hep inandım. Başkası nasıl mümkün olabilir ki? Evrim bilem buna engel olamaz. Kurulu bir saat gibi çalışan her sistem beni Allah'a yaklaştırır:-)...
Noel baba konusunda haklısınız. Eğer varlığına dair hiç bir delil görmüyorsanız Noel babaya inanmama hakkınız ve cezalandırılmama hakkınız olmalı. Eğer, bir Padişah'ın kudretini görüp de ona kafa tutarsanız da o Padişah'ın azametinin/adaletinin gereği olarak size ceza vermesini de anlamsız bulmamalısınız. Ama ben istemiyorum böyle bir oyunun içinde olmak diyorsanız bazen seçimleri biz yapamıyoruz maalesef. Devletin bütün kanunlarını bilmesek de tabiyiz, sevsek de sevmesek de, istesek de istemesek de. Devlet olmasın diyorsanız, artısına ve eksisine bakmak lazım...Bir de gerçekten yok olmak istiyor musunuz? Gerçek bir yokluk(iyi düşünün). Şahsen ben kesinlikle istemiyorum. Sonunda mükafat da vaadeden bu oyun benim hoşuma gidiyor ve de huzur manyağı oldum bu oyun içinde.
İsterseniz artık size entellektüel ateist olma şansı veren(!) evrime geçebiliriz. Çocukken gördüğünüz benim hala göremediğim yanlışlık nerdeydi acaba?
1-) İlk hücre için yapılan hesaba evrimsel mekanizma(Genetic algoritma) ile cevap vermeyin, 2-) Genetic algoritmanın ve evrimin sınırlarını iyi düşünün. Random process şeklinde çalışan bir mekanizma(mutasyon+doğal seleksiyon) tasarım yapabilir mi? Yapabilirse nereye kadar? Tasarım nedir? Unit(Product) integration nedir?
Yazan: Esdeliruzgar Tarih: December 4, 2007 10:51 AM
@Hüseyin;
Güzel kardeşim yazdıklarımı anlamamışsınız. Her yokluğunu ısbatlayamadığım şeye neden inanayım? Ben adece tanrıya değil, ejderhalara, devlere, perilere, cinlere, hayaletlere, cadılara ve noel babaya da inanmıyorum. Ha adam akıllı bir kanıt bulgu gösterge ola hemencicik inanırım. Bunlara adam akıllı kanıt lazım çünkü, az bişi değil. Madem yok, bende inanmıyorum, bu kadar basit! HAdisler söylenceler, kuran, incil, hindu yazıtları, toralar bunlar kanıt değil.
Bunların hiçbirisinin yokluğunu ısbat edemeyiz. Ama varlığını da kanıtlayan olmadı daha. Ama bunlara inanan milyonlarca insan yine de vardı. Cadılara inanıp kitlesel cadı yakma ayinleri yapıldı bu dünyada.
İkincisi ben hesap vermem gibi birşey demiyorum. Hesap verme olayının kendisinin absürd ve ilahi bir gücün işi olamıyacağına inandığımı öylüyorum. İlahi bir gücün korkutup işkence ile tehdit etmiyeceğine inanıyorum, eğer öyle bir güç olsaydı. İşkence, korkutma, itaat ettirme evrenin yaratıcısı bir gücün CV sinde yazmaz diyorum. Bunan inanmam için adam akıllı kanıt görmek isterim, bu benim hakkım eğer hesap sorulacaksa. Az buz bir iddia değil çünkü. Ama böyle bir kanıt yok. Yukarıda aydığınız mucizeleri ben görmedim, ve görüldüğüne de inanmıyorum, diğer başka hikayeler gibi hepsi efsanedir. Ayrıca adaletsiz olurdu gerçek olsa dahi. Denizlerin bölünmesini gören bir insanın kanıt görme durumu ile benimkisi farklı. Böyle eşitsiz bir durumda adalet mi olur? üstelik ilahi mutlak adalet!?!?!?
İkincisi ben evrimi "inanç" temelinde kabul etmiyorum. Sayısız bilimel bulgu ve kanıtlar evrim
geçirdiğimizi göteriyor. Kör tesadüf demeniz ise ilgisiz. Kimse kör bir tesadüf demiyor. Varyasyonların ortamın seçiciliğinde ayıklanması kör tesadüf değildir. Konuyu belki bilmediğiniz bu şekilde anlatmış olabilirsiniz. Ama iddianız, "Osmanlı imparatorluğu diye birşey hiçbir zaman olmadı, hepinizi kandırıyorlar" demek ile eşdeğer.
Yukarılarda da birşey fark ettim. Bir çeşit "bilimsel" ortam oluşmuş sanırım :) Biryerlerden bir iddiayı, bilimsel bir konuyu, "blogumuzda cevap verdik" gibi bir tavırlarla "cevaplayan" insanlar var. "Şipşak bilim" :). Çağ atlıyoruz, bunun karşısında gururlanıp gözleri yaşaran arkadaşlar var birde.
Zannedersem yeni bilimsel ortam bu. İnsanlar profeyonel olarak üniversitelerde, denetimli yayın süreçlerinde orjinal suya sabuna dokunan çalışmalarını yayınlasın. Ama bu süreçlere girme zahmetinde bulunmayıp hemencicik blogunda "cevaplayan" insanlarımız var. Bu alternatif bilim insanı tipi blogla gazete vs. ile bu işi götürüyor demek ki. Hatta zannedersem bunlardan hiçbirisi doğa bilimleri içersinde herhangi bir disiplinden geçmiş değil. Gerek yok hani bir alanda bu kadar büyük laf edebilmek için. Bu mudur yani!?
Gazeteci, blogcu, öğretmen, felsefeci insanlar yılların süreçlerinden süzülüp gelen denetimli mekanizmalarda bilim üreten insanların çalışmalarını 2 yazıda saçmalık olduğunu, "ideolojik propaganda" olduğunu göterebiliyorlar. Valla bravo da. Madem bu yeni bilim neferleri bu kadar parlak, hatta gidip diploma almaya, laboratuvar a girip çalışmalarını yayınlamadan bile yapacak kadar ustalar... Merak ettim, biliminizden faydalanıp, teknoloji, yeni bilgi, vs gibi alanlarda meyve veriyor mu?
"Cevap" verici arkadaşların bloglarına da bir uğradım. Daha kullandıkları, yazılarına güzel havalar veren "sofistike" kavramların ne anlama geldiğini bile tam olarak anlamadan çok büyük sonuçlara varmışlar. Bu sitede bile termodinamik gibi temel ve yeni olmayan birşeyi tamamen yanlış yorumlayarak akıl almaz sonuçlara varan arkadaşlar var. Hadi ufak bir fark olsa neyse. Tamamen "mind blowing" akıl almaz bir fark var. Bu prensipleri kullananlara resmen aptal diyorlar...
Pseudo-science/yapmacık-bilim dedikleri bu olsa gerek.
Yazan: sinan Tarih: December 4, 2007 11:30 AM
@Esdeliruzgar;
Yoo sadece o değil, ama en keskin olduğu nokta orası. Evrim teorisi günümüz biliminin en önemli teorilerindendir. Ve evet, ona ve bilim insanlarına saldırılıyor. Kavramların anlamı kaydırılıyor, çalışma yapan isanların yayınlarına "misquotes" ile tecavüz ediliyor. Bilim olan bilim değilde ideolojik propaganda muamelesi yapılıyor. Zerre kadar alakası yok.Hüseyin beye cevaben yazdığım yorum dediklerinizi cevaplıyordu, ama henüz yayınlanmamış.
Bigbang karşısında ateistlerin durumu da neymiş efendim? Bigbang in ne olduğunu bilen bir yaratılışcı daha görebilmiş değilim. Bigbang ile şahen sorunum yok. Tekrarlanan "god of the gaps" şeylerini çok duydum, bunlara karşı çıkmak bigbang e karşı çıkmak değildir. Tanrıyı destekleyen en ufak bir durum söz konuu değildir, teist yorumlar dışında. Onlarda yanlış verileri doğru kabul ederek akıl yürüten yorumlar.
Daha ben, arkaplan-radyasyonu yoktur diyen bir ateist görmedim. Karşılaştıma yapacaksanız böyle yapmalısınız. Sizin iddianızın düzeyi tamda budur.
Mutasyonları bile daha yeni kabul etti birçok yaratılışcı. En onunda tasarımcılar insan ve primatların ortak bir atadan geldiğini kabul edecek duruma geldiler. Evrim de var, "ama gizli bir hokus pokus el olmalı", "olmalı çünkü bizim kafamız almıyor bunun olabileceğini, bu kadar basit olamaz". Durum budur!!!
Diğer yazdıklarınız da aynı mantığın tekrarı, cevapladığımı düşünüyorum.
Kusura bakmayın ama bu gibi şeylere çok fazla vakit harcamak itemiyorum. Yazdığınız şeyin sorunlu olduğunu kendiniz göremiyormuunuz gerçekten? Ne kafa tutması? ne padişahı? Ben birşeyin olmamasından, ve olursa despot bir padişah olmasının absürd olmasından bahsediyorum, siz bana padişahın hak hukuk ve adaletinden bahsediyorsunuz!? Beni evrim ateist yapmadı. Ben ateist doğdum senin gibi, ve hiçbir zaman bir tanrıya inanmadım, kafam almadı o işleri. Evrim ile zerre kadar alakası yok. Sırf evrimden dolayı ateist olan birisi belki vardır ama, ben daha görmedim hiç! Çocukken gördüğüm, bu olasılık iddialarının saçma olmasıydı ama sadece bu değil. Ceza işkence, ateş cehennem hiçbir zaman kafamın alacağı birşey olmadı. Eğer olsa bile kafa tutulması gerektiğine inanıyorum!
mutasyon+doğal seleksiyon = random process değildir.
Tasarımcı olan sizsiniz siz cevaplayın. Bilim tasarım gibi muğlak, her tarafa eğilip çekilen kavramları pek kullanmaz.Bir balığın yüzgeçlerinin olması random değildir. Yüzgeçlerin olaşubileceği bir seçilim dizisinin gerçekleşebilmesi için olması gereken varyasyonlar random dur! Karıştırmayalım.
Evrim işleyiş mekanizmaları ile ortamda varlık götermeye devam edebilecek yenekte canlıları geliştirebilir. Geliştiriyor... Bu mekanizmalardan faydalanan yapay süreçler pronblemlere çözüm bulabiliyor random değişiklikler üzerinde hareket ederek.
Evrim fordist üretim yapan, unit production gözeten bir süreç değildir.
Şuraya kadar dır gibi birşey diyebilme durumunuz yok. Sadece olanın nasıl olmuş olabileceğine bakarsınız. Bal gibi evrim olduğu ortada. elde olana bakıp geriye doğru olasılk hesabı yapma şanınız yok, çünkü hangi basamaklardan naıl geçtiğini, koşullarını bilmiyorsunuz.İlk hücre evrimin konusu değildir. İlk kopya yapan organic yapı da hala araştırma konusudur. Kimyasal bir self-organizasyon olduğu düşünülmekte ve ona göre araştırma yapılmaktadır. Bilim sizin alışık olduğunuz şekilde hemencicik herşeye cevap bulmuyor, henüz bilmiyor ise birşey uydurmuyor, uyduranların da foyaı er yada geç ortaya çıkıyor.
Yazan: sinan Tarih: December 4, 2007 12:37 PM
"Tanrıyı destekleyen en ufak bir durum söz konuu değildir, teist yorumlar dışında."
Evrim de Ateizmi desteklemez ama ateist yorumlar pek çoktur! Onlarda yanlış verileri doğru kabul ederek akıl yürüten yorumlar. Big Bang bal gibi de deizmi destekler ama ispatlamaz! Her zaman kaçmak isteyene bir kaçış vardır. Mutlak bir ispat olsaydı oyunun kurallarına aykırı olurdu!
"Daha ben, arkaplan-radyasyonu yoktur diyen bir ateist görmedim."
Daha ben doğal seleksiyon+evrim yoktur diyen bir yaratılışcı görmedim! Yanlış yorumlandığını söyleyen gördüm ama :-)
Karşılaştıma yapacaksanız böyle yapmalısınız. Sizin iddianızın düzeyi tamda budur.
"Kusura bakmayın ama bu gibi şeylere çok fazla vakit harcamak itemiyorum. Yazdığınız şeyin sorunlu olduğunu kendiniz göremiyormuunuz gerçekten? Ne kafa tutması? ne padişahı? Ben birşeyin olmamasından, ve olursa despot bir padişah olmasının absürd olmasından bahsediyorum, siz bana padişahın hak hukuk ve adaletinden bahsediyorsunuz!?"
Ben de bir şey(Tanrı) varsa ve varlığı ile ilgili deliller(dikkat edin mutlak ispat demiyorum) varsa ve ortada bu Tanrı'dan size haber getirdiğini söyleyen birileri varsa ve siz bunu ben böyle Tanrı istemiyorum diye elinizin tersiyle itiyorsanız sonuçlarına katlanmayı da göze almalısınız diyorum basitce. Düşünün eski devirlerde bir aracı kurum/kişi size Padişahın mührüyle bir emir getiriyor ve siz ben bu padişahı hiç görmedim, varlığına inamıyorum, dediğini de yapmam diyorsunuz. Bunu diyorsanız bir risk alıyorsunuz demektir ve sonuçlarına katlanırsınız.
"mutasyon+doğal seleksiyon = random process değildir.
Bir balığın yüzgeçlerinin olması random değildir. Yüzgeçlerin oluşabileceği bir seçilim dizisinin gerçekleşebilmesi için olması gereken varyasyonlar random dur! Karıştırmayalım."
Mutasyon+doğal seleksiyon random bir süreçtir. Bu süreçte bir hedef yoktur. Random oluşan diziden uygun olmayanlar elenir. Bu süreçten bir yüzgeç çıkabilir de çıkmayabilir de. Sonuç tamamen olma ihtimali ile ilgilidir. Bu şekilde işleyen bir süreçte bir neticenin oluşup oluşmayacağını anlamanın yolu ihtimal hesabı ve denemelerin sayısını karşılaştırmaktır. Tasarım bilimsel bir kelimedir. Eğilip bükülen bir yanı yoktur. Ortada bir tasarım olduğunu kimse inkar etmiyor. Tek anlaşılmayan husus Darwinyen süreç mi yoksa bir tasarımcının işi mi?
Darwinyen süreçte hesaplar geriye dönük yapılmaz. Çünkü cevap bellidir: Darwinizmde bir yüzgeç gibi hedef yoktur. Bahtımıza ne çıkarsa! Fakat, bir iş gören sistemde sistem parçaları vardır. Ve bunların birbiriyle entegrasyonu sözkonusudur. Bu sistem parçalarının her biri diğer(ler)i için bir hedeftir. Bu yüzden komplike sistem parçalarından oluşan sistemler kendiliğinden oluşamaz(ulaşılması ihtimali düşük hedefler sunarlar). Fakat bazı basit mekanizmaların oluşması mümkündür (mesela bir frekans değeri için sonsuz çözüme sahip R ve C'den oluşan R/C low pass filter.) Herşey olma ihtimali/denemelerin sayısı ile ilgilidir. Evrim fordist üretim yapan, unit production gözeten bir süreç değildir. Bu yüzden de tasarım yapamaz.
İlk hücre tabiki evrimin konusu değil. Genelde benim gördüğüm hesaplar ilk hücre için yapılıyor(Şu Göbeğini kaşıyan yaratılışcı arkadaşlar tarafından). Bunlarda ne gibi bir yanlışlık gördüğünüzü sordum. Cevabınız kimyasal bir self-organizsayon oldu. Ortada kimyasal bir organizasyon olduğu ortada da bunun self olduğuna ne zaman, nerde ve nasıl karar verdiniz?
Yazan: Esdeliruzgar Tarih: December 4, 2007 1:54 PM
"Beni evrim ateist yapmadı. Ben ateist doğdum senin gibi, ve hiçbir zaman bir tanrıya inanmadım, kafam almadı o işleri."
Ben ateist doğmadım. Allah iyi bir ressam edasıyla imzasını atmış genlerime(Bknz Tanrı geni:-) Böyle bir gen olsa da olmasa da umrumda değil. İnanıyorum arkadaş. That's all.).
Allah, niye bu evreni ve canlıları yarattı diye sormak bir ressama niye bu resmi yaptın diye sormak kadar abes.
Allah'ı şu anki kapasitemle anlamamam mümkün değil; bunu biliyorum. Çünkü sahip olduklarım şu an için onu anlamama izin vermiyor. Örneğin ben zaman mefhumu olmadan meseleleri anlamıyorum. Fakat, rölativite teorisinin gösterdiği gibi zaman maddeye bağlı(hıza ve çekim kuvvetine göre değişen) bir mefhum. Burdan anlıyorum ki zaman da diğer madde gibi yaratılmış olmalı.
Tasarımcı/yaratıcı ürünle aynı cinsten olmak zorunda değil (ama muhtemelen kendinden bir şeyler de verir. örnek olarak Robot/insan ilişkisi). Öyleyse, yaratıcı zamana bağlı olmak durumunda değil. Öyleyse, Evreni yaratmadan önce ne yapıyordu? sorusunu anlamaya çalışmak beyhude bir uğraş. Allah'ı kafamızın alması her durum için mümkün olmayabilir. O yüzden kapasitenin üzerinde düşünmemek gerekir! Sıkıntıya yol açabilir:-))) Fakat birisinin kafasının almaması bir şeyin yok olduğu anlamına gelmez.
Hawking der ki: Evrendeki toplam enerji sıfır, toplam elektrik yükü nötr, açısal momentum sıfır. Bunun anlamı nedir? Bunun ne anlama geldiği bilimsel çerçevede bilinmemektedir henüz. Hiç bir şeyi ispatlamaz!? Hiç kimse korkmasın:)
Yazan: Esdeliruzgar Tarih: December 4, 2007 3:02 PM
Sayın Sinan,
Dogma ve analoji kavramları üzerinde anlaşamadık sizinle,
Sözlüklerden kelimelerin, kavramların çok farklı manalarını, açıklamalarını bulabilirsiniz, hangisini kabul edelim, biri dogmayı tarif ederken direk dini hükümler diyor, arkasından ekliyor dogmaların zorunlu sonucu zorbalıktır, hayda, bu senin yorumun be adam, yani din zorbalıktır demeye getiriyor, ben hangisine inanayım,
Fakat verdiğim örnekte görüldüğü gibi boot sektörün ilgili veri depolama biriminde kaçıncı sektör olacağı kabülü için;
1.Hiç bir bilimsel dayanak yoktur, bu manada bilimsel NEDENİNİ sormayız(sorabilirsiniz de cevap bilimsel olmaz onu kastediyorum), aynen dogmalar, veya bahsettiğim kabüller gibi, yani sorgulanmaz, ilk sektördür, bu kabul edilmiş ve sistem o kabül üzerine mana bulmuştur
2.Bu kabul o sistem için değişmezdir, ZATEN değişse o farklı bir sistem olur
Bu yönüyle dogma sayılabilir, bir kabuldür
Analoji konusuna gelince, benden her yönüyle birbiriyle uyumlu birbiriyle benzer örneklerden analoji kurmamı beklemeyin(zaten o zaman analoji diye birşey olmazdı), benim vurgulamaya çalıştığım benzerlikleri görün
Bilgisayar örneğinin yanına matematik örneğini de vermiştim
Matematik de tamamen kabullere dayanır, bu kabuller olmasa 2'nin 2'ye eşitliği hatta eşitlik kavramı bile İSPAT edilemez demiştim,
Aynen kabullere dayanan matematik gibi inanç da kendi kabullerini yapar, tabiki o kabulleri elinden alırsanız o sistem oluşmaz, ayrıca nasıl ki kabüllere dayanan matematik bilim dışı olmuyor hatta bilime araç oluyorsa, inanma da bilim dışı değildir ve hatta araştırma ve öğrenmeyi tetikleyici olabilir.
Aynen KABULLERE DAYANAN, KABULLERSİZ VAR OLAMAYAN MATEMATİK GİBİ, kabullere dayanan inanç da AKIL DIŞI DEĞİLDİR.
Kabullere dayanması matematiği akıl dışı yapmıyorsa, inanmayı nasıl yapıyor?
Diyorsunuz ki
"İyi güzelde, biz ne diyoruz? Kendini haklı çıkarmak için keyfine göre kabul yapıyor! "(Sinan)
Peki matematik bunu yapmıyor mu? Mantık bunu yapmıyor mu? Tüm sistemler bunu yapar, çünkü o sistemler kabuller üzerine inşaa edilmiştir.
Nasıl ki matematik kendini haklı çıkarmak, akla uydurmak için kabul yaptığından dolayı akıl dışı olmuyorsa, inanma da öyle...
ve şu argümanıma karşılık
"Nasıl ki matematiğin kabullerini sorgulamıyorsak, inancın da kabullerini sorgulayamayız. Adı üstünde inanç. Kendisine kendi akıl tanımı sınırları içerisinde, mantık örgüsüne sahip bir kabul yapabilir pek ala."(Ben)
Buna cevaben,
"Güzel kardeşim, zaten bizde onu diyoruz. Fakat bunu kabul etmenize rağmen çıkıp da akılcıdır, akla uygundur, bilim ile çelişmez gibi şeyleri nasıl söyleyebiliyorsunuz ? İnanmanıza karşan yok ki. " diyorsunuz,
Matematik için de bunu söyleyin. Akıl dışıdır deyin. Ayrıca asıl iddiamın inanmanın bilimsel olmadığını, fakat bilimle çelişmez olduğunu anlamanıza da sevindim.
...
"Güzel kardeşim, dinlerin temelindeki dogmalar değişmez. İslamın temel dogmaları değişmez benim bildiğim. "(Sinan)
diyorsunuz,
Benim kastettiğim kabullerin dinin hükümleri olmadığını size birkaç defa tekrar etmiştim, o yüzden BIOS ve işletim sistemi örneklerini vermiştim, İşletim sistemi din, benim bahsettiğim kabuller(inanmaya temel olan kabuller) BIOS demiştim hatırlarsanız
Ayrıca değişmez olması onu dogma yapmaz, bilim nasıl deneyler sonucunda elde ettiği verilerden genellemeler yapar, newton'un yerçekimini açıklaması için ondan bütün elmaların, armutların, taşların, kedilerin vs. vs. yere düşmesini göstermesini beklemeyin, yerden her defasında bir nesne alıp "a, bu da düşer mi acaba" diye deneylerini tekrar etmesini beklemeyin, sonuçta bilimde değişmez hükümleri bulmaya çalışmıyor mu?
Din kendi mantık örgüsü, onu(aynen matematiğin kabulleri gibi) kendi içerisinde mantıklı ve akılcı kılan kabulleri içerisinde bir takım genellemeler yapmaya, hükümler koyma hakkını da verin, dine haksız yere dogma, batıl demeyin
Dinin hükümleri değişmez,
Tabiat kanunları da,
Değişen nedir?
Bizim dinin hükümlerinden çıkardığımız sonuçlar, dinin hükümlerini nasıl anlamamız gerektiği
Nasıl ki taiatın kanunları da değişmiyor fakat bilimin tabiat kanunlarına yönelik açıklamaları değişiyorsa, mesela atom prensibi, bu gün tarif edilen atom prensibi ortaya çıkana dek çok değişiklik yaşamıştır
Bu manada dinden de farklı birşey beklemeyin, o da inandığı yaratıcının koyduğu hükümleri, yarattıklarını(doğayı, seni, beni, kuşu, böceği) KENDİ YÖNTEMİYLE açıklamaya çalışıyor, değişmeyen bu hükümler fakat onları ANLAMA BİÇİMİMİZ, AÇIKLAMA BİÇİMİMİZ ELBETTE DEĞİŞİYOR
Mesela Nuh Tufanı Kur'an'da bahsedilen ve doğru olduğu kabul edilen bir gerçek buna inananlar için, ben dinimden aldığım bu bilgiyi bu gerçeği araştırmak için kullanabilirim, araştırırım, bilimsel gerçekler bunun dünya çapında bir tufan olmadığını gösterirse, ben derim ki bu yerel bir afettir,
Yani her inanan dininin hükümlerini farklı yorumlayabilir, onda inat etmeyebilir, inancını bilimle çelişmeyen hale sokabilir, tabi aynı zamanda kendi diniyle ve inancıyla da çelişmeyen bir hale
Ha tersini yapanlar da varmış, bana ne efendim, o zaman toptan inanmayı, İNANCI suçlayamazsınız
İnançsızlar arasında da İNATÇILAR, YOBAZLAR var ki,hatta bilime yeterince güvenmiyorlar ki, "evrimle ilgili sahtekarlıklara" başvurabiliyorlar
NEYSE ben kabul derken ZATEN ZATEN ZATEN bunları kastetmediğimi,
İnanmanın kabullerini, yani daha gerideki kabulleri kastettiğimi zaten açıklamıştım.
Bu kabuller bu evren dışında bir varlıkla ilgili olduğu için bilimle çelişmez, bilimle çelişen yorumlar yapanlar, İNATÇILAR var elbette, fakat bunun için İNANCI değil, o İNATÇILARI SUÇLAYIN
Yoksa bilim tarihinde çığır açmış birçok bilim adamının İNANAN, HATTA DİNDAR İNANANLAR olması GERÇEĞİNİ açıklayamazsınız. Hatta Mendel bir Papaz, ama İNATÇI değilmiş demek ki, hem de hristiyanlığa dair insanların ürettikleri öyle hükümler varki(bunlar o gerideki kabuller değil, bu taraftaki kabuller) bilimle hiç bağdaşmaz, akılla hiç bağdaşmaz, ama o zaman hristiyanların çoğu buna inanıyordu, Papaz olan mendel "bir yaratıcının varlığına inanmasını sağlayan kendi inanç sistemini öyle kurmuş ki" bakın bilimle çelişmeyen hatta ortaya bilim çıkaran bir bilim adamı da olabilmiş, tabi bu bulduklarına dini açıklamalarda getirmiş midir kendince? Belki,
Fakat zaten bilim ve dinin kulvarları farklı
O yüzden çoğu yorumumun arkasında Mustafa Akyol Bey'in şu sözlerine yer veriyorum:
"Bunlarla “Allah’ın varlığının bilim yoluyla kanıtlandığı” gibi bir şey söylemiyorum; bu aksi yönde bir pozivitizm olur ve yanlıştır. Dinin akla indirgenemeyecek derin bir duygusal ve ruhani boyutu olduğu da kuşkusuzdur. Ama dinin akılla olan ilişkisi, bizdeki çoğu seküler aydının sandığından daha sağlıklı. Bunu görebilmek içinse biraz ezber bozmak gerek. " (Mustafa Akyol)
Sanırım Mustafa Akyol'un "ezber" dediği seküler aydınlar dediği kişilerin kafalarındaki dogmaları...
...
Sinan Bey,
Diyorsunuz ki
"İnançsız insanların görüşleri bilim ile çelişmiyor. "bilimseldir" diyen yok! Ama bilim ve yöntemleri ile, ortaya çıkan bilgi ile çelişmiyorlar, böyle bir iddiayı ortaya çıkaracak bir dinamik değildir inançsızlık. İnançsız olmak için bilimin verileri ile çelişmek gerekmiyor. "(Sinan)
Evet ben de inanç hakkında tam da onu söylüyordum ya. İnananlarında görüşleri bilimle çelişmiyor derken keşke siz de benim "inanma bilimin elde ettiği verilerle çelişmiyor" dediğimi anlasaydınız
Mesela daha öncede bahsettiğim gibi bilimsel yöntemler Nuh Tufanının dünya çapında yaşanmamış bir felaket olmadığı yönünde bir genel kanaata ulaşırsa ben bunda diretmem, Nuh Tufanı yereldir derim, pek ala İNAT etmeden kendi bilgilerimi, "dogma(!)" larımı değiştiririm, inanç sistemimi ona göre revize ederim
Kİ ZATEN tekrar ediyorum benim "kabul" derken kastettiklerim bunlar DEĞİL, DAHA GERİDEKİLER, HATTA ÖTEDEKİLER,
Bilimin de gücü yetmez o ötelere geçtiğine göre, yani bilimsel verilerle benim o öte dediğim yere ne gösterebilirsiniz, ne de orayla ilgili bir bilgi edinebilirsiniz ki, ben onla ÇELİŞEYİM
Tekrar : İnanma bilimseldir demiyorum, BU İNANMANIN DARLIĞINDAN DEĞİL, HATTA BİLİMİN DARLIĞINDAN
O yüzden daha önce de dediğim gibi ELBETTE BİLİMLE ALLAH'I göremezsiniz, ama şüphe edin acaba diye,
Fakat MANTIK VE AKILLA görülebilir(hala inanmayla akılı kabüllerinden dolyı bağdaştıramıyorsanız, MATEMATİK ÖRNEĞİNİ TEKRAR TEKRAR TEKRAR EDİYORUM)
...
"Bu maddeler, atomlar nereden gelmiş?"(Ben)
Soruma karşılık verirken
"Bu nasıl mantık ama!? Herşeyi bildiğimizi iddia filan mı ettik? Sizin verdiğiniz cevapların cevap olmadığını, uydurma cevaplar kullanmadan bunların incelenmesi gerektiğini söylemek sizin dogma üretme yeteneğiniz ile nasıl karşılaştırırsınız? BEn çıkıp "3 gözlü yeşil dev" yapmıştır desem sizinle aynı konumda olurdum. Ama öyle birşey demiyorum! Herşeyi bilmiyoruz, ama bilimimizle daha çok şeyi öğrenmeye açıklamaya çalışıyoruz. "(Sinan)
demişsiniz
Evet herşeye cevap vermenizi beklemiyorum,
Herşeyin cevabını bilimden beklerseniz yanılırsınız diyorum
Bilim ancak bu zaman ve mekan için size cevaplar verebilir,
Bir mühendisin neden ilk sektörün seçtiği boot sektör olarak belirlediği ile ilgili soruya nasıl bilimsel bir cevap alamıyorsanız, başka bazı konularda da BİLİM SİZE CEVAP VEREMEYECEK
O YÜZDEN MANTIK VE AKIL YOLUYLA
TEFEKKÜRÜN BİR BOYUTUYLA YANİ
ANCAK BO ŞEKİLDE BİR YARATICIYI GÖREBİLİRSİNİZ
Ha şu sizin 3 gözlü yeşil dev var ya, işte ona varlığının kendisinden olması ve herşeyi yaratmış olması kabulüyle inanırsanız, evet o zaman benle aynı olmasada yakın konuma gelirsiniz
Fakat ben yaratıcı için bir biçim tanımlamadığım gibi, sadece ve sadece VARLIĞI için bir kabul yapıyorum, 3 gözlü bir yeşil dev derken şu bizim bildiğimiz hayali kahramandan bahsediyorsanız(ki inanmayı hafife almaya çalışıyorsunuz), onun öyle özellikleri yok diye biliyorum, ha ona o özelliklerin dışında bazı özellikler yüklüyor ve onu yaratıcı kabul ediyorsanız bilmem, fakat o sistemler kabullerle kendilerini akıl sınırları içerisinde tutabilir demiştim ya, sizin ve benim farkım şu sanırım, ben inandığım yaratıcı için bir biçim tanımlayamıyorum, bunu akıl sınırlarına sığdıramıyorum, siz bunu yaparsanız söyleyin bir test edelim sizin sistem akıl sınırları içinde mi diye!
....
Ha bir de sürekli
"Bu konu araştırılıyor, ve henüz bilinmediği içinde sizin hazır açıklamalarınız gram değer kazanıyor."(Sinan)
veya
"Herşeyi bildiğimizi iddia filan mı ettik? Sizin verdiğiniz cevapların cevap olmadığını, uydurma cevaplar kullanmadan bunların incelenmesi gerektiğini söylemek sizin dogma üretme yeteneğiniz ile nasıl karşılaştırırsınız? "(Sinan)
diyorsunuz
BEN İLK MADDENİN KAYNAĞINI, NEREDEN GELDİĞİNİ SORDUKÇA.
Peki siz bu sorunun cevabını bilimin verebileceğini mi sanıyorsunuz?
BENCE BU SORUNUN CEVABI BİLİMİN İLGİ ALANI DIŞINDA.
Fakat tabi araştırmak serbest.
O yüzden yaratıcıyı bilim değil, akıl ve mantık ispat eder, o yüzden tefekkür diyorum.
...
Evet ben inançsızlığın da inanç gibi, matematik gibi kabullere MUHTAÇ olan bir sistem olduğunu söylediğim de siz :
"Hani nerede görüyoruz? "(Sinan)
diyorsunuz.
BAYRAMLIK AĞIZIMI AÇMAK ZORUNDAYIM KUSURA BAKMAYIN
İnançsızlığın ön kabulü
Bu evrenin, maddenin, enerjinin kendiliğinden var olduğudur. Yoksa İNANÇSIZ olmaz ama BELKİ VAR DERDİ.
BAYRAMLIK AĞIZ AÇILIYOR
Newton'un "yerçekimi var" demesi için bütün elmaların, armutların, kayısıların, balkabakları ve ceviz Nasrettin Hoca'nın, kivinin, muzun, taşın, böceğin herşeyin kafasına düşmesi mi gerekirdi.
Hayır bir elma yetti de arttı bile.
Siz evrende kendiliğinden olan, hiç bir güce dayanmayan bir tek şey görebiliyor musunuz?
Size teker teker hepsini göstermek mi lazım?
Elma düşerse armut da düşer.
Saat varsa, bir yapan var.
Arabayı bir yapan var.
Yapanı yapan var, yapanı yapan.
Ta maddeye kadar git, onu bir yapan olmaz mı?
Kendiliğinden olan ne var bu evrende.
Rasgele diye birşey yok dünyada. Sadece bizim kontrol edemediğimiz, ölçemediğimiz süreçler var.
Hepsinin gerisini bu gözle, bilimle görmeye çalışırsan daha çok yanılırsın, çünkü bilim bu evreni açıklayabilir, göz bu evreni görür, gerisini akıl görür
Fakat akıl ve mantık bana diyor ki "elma düşerse armut da düşer", saatin yapanı varsa, onun da bir yapanı var" ta nereye kadar, varlığı kendisinden olan bir yaratıcıya dayanana kadar,
Da evren varsa bir yapan yok mu?
...
Yani inanmayanlara yapılabilecek en basit açıklama bu ama
İNANANLAR SANIRIM BU KADAR BASİT BİR ŞEYİ DÜŞÜNMEMELERİNİ, DÜŞÜNMEMEKTE İNAT ETMELERİNİ, ANLAYAMAMALARINI İNANMAYANLARIN YÜZÜNE VURARAK KABALIK YAPMAK İSTEMİYORLAR SANIRIM.
AMA BİR YERE KADAR, BAYRAMLIK AĞIZ AÇILIYOR İŞTE BİR YERDEN SONRA...
...
Sürekli evrim teorisini örnek veriyorsunuz, fakat o da ilk maddeyi, ilk enerjiyi açıklamaktan aciz
Tüm diğer bilimler gibi
Bilimin de sınırları var
bir de evrimcilerin neden sahtekarlıklara başvurduklarına değinseniz.
"Tüm bilimin hemfikir olduğu bilimin tarihin en önemli teorilerin birisi olan evrim-teorisine... "(Sinan)
diyorsunuz, bazı "evrimci bilim adamları" hemfikir(!) değilmiş ki sahtekarlıklara başvurmuşlar, ben olsam en azından tutarlı kalabilmek adına bundan çekinir, bilime güvenmeye, onu sınırsız görmeye devam ederdim, en azından kendimle çelişmezdim, ben iyi sistem kurarım kurdum mu(tabi kul yapısı)
...
Benim
"Buradan da şu sonucu çıkarıyorum: İnanmak bilime mani değil, ve hatta belki bir itici güç. Çünkü kabulleri bu evrenle alakalı değil, bu evrenin ötesinde."(Ben)
sözüme karşılık
"İlk kısmı hariç çok talihsiz bir cümle. Bu evrenin ötesindeki, hiçbir dayanağı olmayan "inanç" larımızdan dolayı bu evrene ilişkin söylenen şeylere muhalefet edebiliyoruz. Sağlıksız olan bu. Yoksa hem bir tanrıya inanıp hemde bilim yaparken inancına uydurmaya çalışmayan bir sürü insan var. "(Sinan)
Diyorsunuz, evet böyle insanlar var, fakat inançsızlardan da böyle insanlar çıkıyor(hani şu sahtekar evrimciler)
Fakat inandığı için değil, inancı yanlış temellere dayandığı için
Mesela Hristiyanlar evrenin sanırım 6000 yıllık bir geçmişi olduğuna inanıyor, tabi yine hepsi değildir, ama böyle inanana birisine 50000 yıllık fosiller var desen o da sana "tanrı bu işe evrenin yaşı kaçsa 5000000 yıl önce başlamış gibi başlayıp aslında 6000 yıl önce yarattı, o elli bin yıllık fosili de 44000 yıllık olarak orada o halde yarattı" dese, bilime inanan bir insan olarak, bana mantıklı gelmiyor diyebilirsin fakat bilimsel gelmiyor diyemezsin, çünkü dönüp tekrar etme, gözlemleme şansın YOK. Bilim tekrar etmeden, gözlemlemeden karar veremez. Ha ben böyle inanmıyorum, böyle inanan birisi için bile bu düşüncesi bilime mani olarak görmez, gene araştırmaya, bilime pek ala devam edebilir. YANİ BİLİMİ SINIRSIZ GÖRME, 1 SALİSE ÖNCESİ bile bilim için artık karanlıktır. BİLİMİN CEVAP VEREMEYECEĞİ VEYA BİLİMSEL NEDENLERE DAYANDIRAMAYACAĞIMIZ O KADAR ÇOK ŞEY VAR Kİ BU DÜNYADA.(Mesela boot sektörün ilk sektörde olması kabulü, 2 kabulü, eşitlik kabülü) bilimsel cevapları yoktur, sadece ve SADECE KABULDÜR BUNLAR.
Kalkıp mucizeleri örnek vermeyin, onlar tabiki tabiat kanunlarına aykırı fakat o sonsuz güç açıklaması içinde o sonsuz gücün peygamberlerine verdiği istisna güçler.
...
"Ama dinlerin yüzlerce yıldır söylediği şeyin bilim tarafından geçersiz kılındığı da tarihde ve günümüzde sabittir!"(Sinan)
Evet dinlerin söyledikleri(GERÇEKTE DİNLERDEN BİZİM ANLADIKLARIMIZ ARASINDAN BAZI BİLGİLER) bilim tarafından geçersiz kılınmıştır.
...
Bir arkadaş üçgen ile ilgili bir yorum yapmış onu da bir okumanı tavsiye ederim:Emre Ünver'in yorumu
...
Sonuç:
Bilimin açıklayabilecekleri sınırlıdır. Bu sınırlar bu evrenden ve içindekilerden ibarettir. İnançsızlık "bu evrenin, maddenin, enerjinin nereden geldiğini açıklayamıyor", bilimsel yollarla bunu açıklaması da mümkün değil. Çünkü konu bilimin sınırlarını aşıyor. İnançsızlığın kabulü de "bu evrenin yaratıcısız, var edensiz var olduğudur" Fakat madem bilim şüpheci ve madem inançsızlar bilimsel sonuçlarla çelişmiyorlar, "var" demiyorlarsa bile "yok" da demesinler, "olabilir" desinler en azından, MADEM CEVAPLARI(inananlar kabüllerle cevap veriyor ya) YOK... Newton'un tüm elmaların yere düşmesini beklemesi gibi. Bekleyin. Akıl ve mantığa hiç yer yok, herşey bilimsel, deney, gözlem ve tekrar öyle mi? Ha hiçbirşey de değil, sözlerim yanlış anlaşılmasın.
Yaratıcının varlığı bilimle açıklanmaz. Bilimsel veya bilimsel olmamasından bahsedemeyiz.
Yaratıcının varlığı bir kabuldür, İNANMADIR. Tüm diğer sistemler gibi. İnançsızlık, matematik vs.'nin kabüller üzerine inşaa edilmesi gibi.
İNANMANIN kabüllere dayanması onu AKIL DIŞI YAPMAZ. Nasıl ki tamamen kabüllerden oluşan MATEMATİK akıl dışı olmuyorsa, inanma da kabüllerinin varlığından dolayı akıl dışı olmaz.
Dinin hükümleri aslında bizim dinden anladığımızdır. Bilime test düşen bir hüküm varsa dinde, aslında bu dinde değil, benim dini anlama biçimimdedir. Dini veya inanmayı sorgulamak yerine benim onları anlama biçimimi sorgular ve DEĞİŞTİRİRİM.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 4, 2007 3:07 PM
Bu yorumdan önce iki yorumum daha vardı. Aşağıdaki kısmı iyi okumadığımı farkettim. Benim dediğim gibi self organizasyon olduğuna henüz bir karar verilmemiş sadece düşünülüyormuş. Pardonumu dilerim:)
"Bilim sizin alışık olduğunuz şekilde hemencicik herşeye cevap bulmuyor, henüz bilmiyor ise birşey uydurmuyor,"
Derken Tanrı bizden uzak olsun diyor diyorsunuz işin Türkçesi(Yüce bilim hazretleri öyle buyurduysa bize ne düşer?). Yoksa aşağıda ifade buyurduğunuz gibi bir kabul var:
"Kimyasal bir self-organizasyon olduğu düşünülmekte ve ona göre araştırma yapılmaktadır."
"uyduranların da foyaı er yada geç ortaya çıkıyor."
Hahahaha!Ben yağmurun hala Allah tarafından yağdırıldığına inanıyorum:-) Daha önce belirttim; güzel çalışan bir mekanizma varsa o mekanizmayı bir kuran olduğunu düşünürüm. Fakat, dini inanç olarak da Newton tarzı bir ilk sebeb şeklinde Allah inancım yoktur. Benim inandığım Allah daha aktif. Bu son kısım tamamen bir inanç sadece bir ilk sebeb şeklinde bir Tanrı'ya inanmadığımı vurgulamak istedim. Bu kısma girmek şu aşamada anlamsız. Asıl vurgulamaya çalıştığım da sebebleri(işin mekaniğini) her zaman merak ederim. Benim Allah inancım(İslam'daki Allah inancı) işin mekaniğinin araştırılmasına engel değildir, aksine teşvik edilir.
Bu durum(mekaniğin araştırılmasına engelimin olmaması) benim bütün gözlemlerime ve aldığım eğitime ters olan bir durumu sorgulamama engel değildir:
Bir tasarım ürünü gibi görünen ilk canlı kendi kendine nasıl olabilir? Yapılan açıklamalar bu soruya cevap vermenin yanına bile yaklaşamıyor. İhtimal hesaplarına saçma diyorsunuz, bense hiç bir saçmalık ve yanlışlık göremiyorum. Aksine doğru olduğunu düşünüyorum.
İhtimal hesabı niye yanlıştır sahi? İlk hücre öylesine bir madde yığını! Ve anlamsız bir sürü parça uygun şekilde biraraya gelmiş ve çok harika işler yapıyor. Müthiş bir organizasyon. Bu neden olsun ki? Bana Tanrı yapmıştır dedirtmeyen süreç random işleyen bir süreç olmalı ve random süreçler böyle netice vermez. Çünkü düşük olasılık problemine takılır. Bir yerlerde bir terslik var. Sırf materyalist olacağım(Dinsiz/ateist olmak manasında değil) diye bu tersliği gözardı edemem!
Hadi şimdi bana self-organizasyon dersi verin :-)))) Yoksa darılırım ha :-)))) Bilimi de bırakır filim seyrederim bak hemi de göbeğimi kaşıyarak, beynim de örümceklenir:-))))
Yazan: Esdeliruzgar Tarih: December 4, 2007 5:44 PM
Sizce KURAN kim tarafından yazılmıştır?Görüşünüzü bekliyorum.(Tarkan bey)
Kur'an, ait olduğu dönemin ve o döneme hitab eden insan aklının en güzel bir örneği olduğunu düşünüyorum. İnsan aklına her zaman değer verip saygı duyduğum için Kur'an'a da saygı duyuyorum.
Ait olduğu toplum ve inanırları tarafından ilahi olduğuna inanılan Kur'an'ın kutsallığına da saygı duyuyorum.
Her ne kadar ilahi bir kimliği olduğuna inanmasamda yaşadığı dönemin en akıllı insanı olduğu şüphe götürmez olan Hz.Muhammed'e daha büyük saygı duyuyorum.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: December 4, 2007 6:28 PM
Ha Sinan Bey,
Birde
"...evrim teorisini kolaycıcık hiçbir çaba göstermeden yalan diyebiliyorsunuz!?"(Sinan)
diyorsunuz,
Evrime muhalefetimizin dini inançlarımızdan kaynaklandığını,
Evrimcilerin ilk maddenin nasıl var olduğuna cevap aradıklarını ama inananların kabülleriyle bu soruya cevap verdiklerini ve araştırmaya gerek duymadıklarını iddia ediyorsunuz.
...
Kolaycacık hiçbir çaba göstermeden yalan demediğimizin kanıtını Mustafa Akyol Bey'in sitesinde de görebilir, bu konudaki yazıları okuyabilirsiniz.
Ayrıca evrim teorisine karşı çıkışların çoğunun bilimsel verilere dayandığını da internette basit ve kısa bir arama yaparsanız görebilirsiniz
Tabi ki dini tepkilerde vardır, ama bunların yanında çok daha fazla bilimsel tepkiler vardır.
Ayrıca evrim teorisi "ilk maddenin nasıl varolduğunu" açıklamaktan çok çok uzak...
Birşey daha söyleyeyim mi:
Mızıkçı demezseniz ama,
Bir gün evrim teorisini bile kabul ederim(fakat bilimsel veriler evrimi destekleyemiyor)
Tabi bilimsel yollarla ispat edilirse, ve
Buna karşın İNANMAYA İLİŞKİN KABULLERİMDE EN UFAK BİR DEĞİŞİKLİK OLMAZ,
Çünkü evrim teorisi ispat edilse bile, bilimsel raya girse bile, EVRENDEKİ İLK MADDEYİ, İLK ENERJİYİ AÇIKLAMAKTAN ÇOK ÇOK ÇOK UZAK
Bu yüzden yaratıcı inancıma hiçbir ters düşen hiçbir yanı olmaz
Yani BIOS değişmez benim için, fakat işletim sisteminde küçük bir yama yaparak işe devam ederim,
İnanın ben İNAT ETMEM, çünkü zaten inanmayla ilgili kabullerime "halel" gelmez, evrim ispatlansa bile
Dinimin bu yönü ona inanmam için bir başka delil benim için...
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 4, 2007 6:39 PM
TANRI NiCiN HESAP SORACAKTIR?
Bir i$ci bir fabrikaya calismak icin girmisse, o i$ci o fabrikanin
patronunu, $efini ve ustasini taniyacak, yapilan anlasmaya uyacak
ve verilen i$leri yapacaktir. Bu i$ci; "usta, $ef, patron da kimmis!
Ben kendi keyfimce calisirim veya calismam" diyemez. Dedigi an,
fabrikadan atilir.
Devlet dairesindeki bir memur da bu durumdadir. Bir ögrenci de
bu durumdadir. Bir ülkenin vatandasi da bu durumdadir. Yani o
da diyemez: "Devlet de neymis, Basbakan da kimmis, kanunlar-
dan da bana! Ben özgür bir vatandasim ve kendi bildigimce ya-
$arim!" Böyle dedigi takdirde ya hapsedilir, ya da o ülkeden ka-
pi disari edilir.
I$te kâinat ülkesinin Dünya memleketinde ya$ayan bir insan da
o i$ci, memur, ögrenci ve vatandas gibidir. Kâinatin Sahibi'ni ta-
nimadan kendi keyfince ya$ayamaz. "Ben Tanri'ya inanmak iste-
miyorum. O'na bir borcum ve zararim da yok. Verecek bir hesa-
bim da olamaz" diyemez. Dedigi vakit, masum görünüslü asî bir
$eytan olur! Cünkü bu kâinati siz (yani Tanri'yi tanimak istemeyen
ve Tanrisiz ya$amak dileyen kisi) yaratmadiniz. Evrenin sahibi siz
degilsiniz. Bu kâinat babanizin mülkü de olmadigina göre, siz bir
Tanri yaratigi ve misafirisiniz demektir. Bu misafir de, "Peygamber"
denen taniticilar vasitasiyla büyük ev Sahibini taniyip, yaratilisin ve
ya$atilisin tesekkürünü yapmakla mükelleftir. Bir insan: "Bu kâinati
ben yarattim ve ben yönetiyorum. Isbatim da i$te budur" diyeme-
digi müddetce, o bir "yaratik" ve "ya$atik"tir. Bir yaratik ve ya$atik
icin de Tanri'ya kul olmaktan baska care yoktur. Cünkü bu evrenin
bir Sahibi vardir. -Sizin inkârciliginiz O'nun varligini yok etmez.- Ve
sizi yaratmis ve ya$atmaktadir. Bu yaratma ve ya$atma ile de size
kâinat capinda büyük masraflar yapmakta ve bunlarla da sizin üze-
rinizde sonsuz haklari olusmaktadir. Bunun karsiliginda da sizden
sadece (inanc ve ibadet vasitasiyla) taninma ve tesekkür istemek-
tedir. I$te dinin özü ve gercegi budur. Siz bu tanima ve tesekkürü
yapmadiginiz takdirde elbette ki hesap vermekten kurtulamazsiniz.
Bu caresizlik karsisinda kimse: "Ben Tanri'dan, beni yaratmasini
istemedim ki!" gibi aptalca bir savunmaya kalkismamalidir. Cünkü
siz yaratilmadan önce bir "yokluk"tunuz. Yoklara ise sual sorula-
maz! Yapacaginiz i$, varliginiza ve varlik Sahibi'ne tesekkür etmek-
tir. Bunun icin de Vareden'in varligini kabul etmek gerekiyor. Tabi
insan olmak, insan kalmak istiyorsaniz.
***
INKÂRCILARIN CEZALANDIRILACAK OLMASI
"ADALETSiKLiK" MiDiR?
Bir kisim inancsiz ve inkârci kimseler: "Ben namuslu bir kimseyim.
Kimseye de bir kötülügüm dokunmamaktadir. Bu durumda benim
inancsizlik veya inkârciligimdan dolayi Tanri beni nicin cezalandir-
sin? Eger beni cezalandiracak olursa, adaletsizlik etmis olur. Tanri
ise adaletsiz olamaz. Öyle ise benden bir hesabin da sorulmamasi
gerekir" demektedirler.
Siz Tanri'ya inanmadiginiz veya O'nu inkâr ettiginiz veya O'na kul
olmayi kabul etmediginiz zaman, Tanri'yi yok sayarak kâinatin an-
lamini yok etmis ve bütün kâinatlilarin calismalarini bo$a cikarmis
oluyor ve dolayisiyla kâinatin Calistiricisi'na en büyük hakareti yap-
mis oluyorsunuz. Yani kâinatin anlamini ve Yaradan'in amacini yak-
mis, yikmis ve yok etmis olarak cok büyük bir katliam yapmis ve
cinayet i$lemis oluyorsunuz. Bu büyük cinayet ve katliamin karsi-
ligi da -adalet olarak- kâinat vüsatinde ebedî bir ceza oluyor. Dün-
yada bir kimse haksiz olarak bir insani öldürdügü zaman nasil ebe-
di hapis cezasina carptiriliyorsa, bir inkârci ve inancsiz da (inkârci-
ligiyla) bütün kâinat ve kâinatlilari katletmis bir cani olarak ebedî
cehennem hapsine atilacaktir. Dolayisiyla inkârciligin ne anlama
geldigini herkes iyi bilmeli ve ona göre hareket etmelidir. Ve kimse,
elinde Allah'in yokluguna dair kesin bir bilgiye sahip olmadan inkâr-
ciliga kalkismamalidir. Inkâra kalkan, (hesap sorulma ve cezalan-
dirilma gibi) sonuclara da hazir olmalidir.
Not: Bu yaziyi, ateizmi agnostizme tercih eden sayin Murat Belge
de okumalidir.
***
VAHIY VE ILHAM BIR HAKIKATTIR
PEYGAMBERLERIN PEYGAMBERLIGI
KENDI UYDURMALARI DEGILDIR!
Bir yorumcu da, vahyi inkâr etmis ve Peygamberlerin peygamber-
liginin "kendi uydurmalari" oldugunu iddia etmektedir.
Vahiy: (Insanin kalbine indirilen Tanri sözü) ve Ilham: (Insanlarin
ve hayvanlarin beyinlerine yapilan Ilâhî yayinlar) bir hakikattir. Bu
konuda ancak bu i$ten anlayan uzmanlar konusabilir. Dolayisiyla
vahiy ve ilhami inkâr edenlerin inkârlarinda bir kiymet yoktur.
Vahiy, Tanri sözünün ya direkt olarak bir Elci'nin kalbine indirilme-
si veya bir melek vasitasiyla Ilâhî sözün Elci'ye iletilmesiyle olur. Bir
de, Tanri'nin perde arkasindan konusarak Elci'ye hitap etmesi var-
dir. Bu bakimdan vahiy, safî Tanri sözüdür. Karisiksizdir. Peygam-
berlerin peygamberligi de vahiy ile gerceklesir. Bu i$e $eytanin ka-
rismasi mümkün degildir. Cünkü bütün i$lemler Tanri ile Elcisi ara-
sinda direkt olarak yapilmaktadir. Bunun icin vahiy "özel"dir.
Ilham ise, "genel"dir ve bir cok insanlar ve hayvanlar ilhama mazhar
olabilir. Cünkü ilham, hayvanlarin ve insanlarin beyinlerine yapilan
"Ilâhî yayinlar"dir. Bu yayinlar sayesinde bazi cahil insanlar bir anda
bir büyük bilgin veya sanatkâr olabilir veya bilimsel kitap yazabilirler.
Bu yayinlar sayesinde bir cok bilinmeyenler bilinir hale gelebilir, so-
runlar kolaylikla cözülebilir. Yine bu yayinlar vasitasiyla bir ari (kim-
ya fakultesinde ögrenim görmedigi halde) hârika bir sekilde bal yap-
mayi ögrenir ve bunun meyvesini insanlara yedirir. Bir cok hayvan
da bu Ilâhî yayinlarla, bilinemez ve bulunamaz yemlerini ve yollarini
kolaylikla bilir ve bulurlar. Bunun icin okuma yazma bilmeyen bir
Peygamberin "Kitap sahibi" olmasina $asilmamalidir.
Kendi varligimda ilham ve vahiy hakikatlerini bizzat ya$amis bir
kimse olarak ben, Peygamberlerin peygamberliklerini tasdik edi-
yorum.
Not: Sinan Bey'e! Kâinatin varligini, i$leyisini ve varliklarin yöne-
tilisini Tanri'nin varligi icin bir delil görmüyorsaniz, sizin karsiniza
Tanriyi cikaracak degiliz. Eger böyle bir sey olsaydi herkes ister
istemez inanckâr olurdu! Ya gönderilen Elcilere inanacaksiniz, ya
da inkâr edeceksiniz. Baska yol yok!
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 4, 2007 8:04 PM
Mustafa yüce kardeşim,
Aynı şeyi tekrar ediyorsunuz ama, cevapladım tekrar ettiğiniz şeyleri. Boot sektör seçimi bir "statement" midir? Dogmanın anlamı hoşunuza gitmeyebilir, ama hoşumuza gitmiyor diye anlamını yok etmeyelim. Boot sektör seçimi hiçbir şekilde dogma olarak sınıflandırılamaz. Sizden tıpatıp eş durumlar için analoji yapın demiyorum. Ama elma ve transitörleri karşılaştırmayalım. Kendinize bir armut bulun derim analoji için.
VE, evet matematik tamamen insan ürünüdür, mantık da insandan doğar, onun tarafından tanımlanır. Aynı şekilde din de öyledir. Matematik "self-contained" dir. Tutarlılık şeylerini dışarıdan değil bizim kendi kurduğumuz kurallar ve kabüllerden alır, o yüzden mesela en güvenli tümden/gelim-gidim matematiksel olanıdır, çünkü tüm işleyişini hakimiz, biz tanımlarız. Ama matematiğin temel nitelikleri çıkıp da evren hakkında yargı/statement belirtmez, yani kendi dışı hakkında! O anlamda da dogmatiktir gibi birşey yöneltemezsiniz matematiğe. Çünkü referansını kendinden alır. Dinde bu açıdan aynen referansını kendinden alır! zayıf olması da bundandır. MAtematik demi zayıf diye soracaksınız, hemen cevaplıyayım: Matematik kendi dışındaki şeyler için kesin yargı ön kabul belirtmez, böyle bir iddiası yoktur, kendi dışına ilişkin yargıları ile çelişiyor diye mesela antropolojiye müdahale etmeye kalkmaz. Örneğin zamanın yaratıldığını, ama öncesi olduğu gibi açma sapan yargıları içermez kendi paradigmasını oluştururken. Fizikel evren dışından birde fizikel olmayan vardır gibi şeylere kalkışmaz, kendi dışına refere ederek. Din referansını kendinden alır,self-contained dir, ama kendi dışına ilişkin yargılarda bulunur. Zayıf ve güvenilmez olması bundandır! Bilim referansını dışardan alır, ve dışarısı için yargıda bulunur! En büyük fark buradadır. Güçlü ve daha güvenilir olması bundandır. O kadar güçlüdür ki söylemi, her zaman değişik ideolojiler, yada satıcılar için iştah kabartmıştır (bkz: bilimsel soyalizm, diş-macunu reklamları, deterjan-reklamları vs.). Evrim teorisine saldırılmaının sebebi de budur, bilim diyor çünkü bunu, hemde güçlü bir şekilde diyor. Güçlü bir borazandan, herkesin itimat etmeye meyilli olduğu şeyden geliyor. Bunu budistler söyleseydi kimse pek ciddiye alıp kendince çürütmeye kalkmazdı.
Dolaysıyla benzetmeniz alakasız, daha iyi açıklayamam. Ben bir enformatik mühendisi olarak veritabanı oluşturuken A ve B alanının önce/sonra gelmesini rastgele seçebilirim, SQL çağrılarımı da yaparken bu rastgele seçtiğim şeye göre yaparım yapmak zorundayım. Ama A ve B nin konum ve sırası kendi dışına ilişkin bir yargı oluşturmaz!. Dolaysıyla DOGMA için gereken kaliteye sahip değildir!
Şimdi ilk madde den kastınız ne? Bir ilk fikri nereden geliyor? İnsan oğlu yaşamı boyunca bir değişim görür. Bu süreçte bazı şeylere ilişkin konseptler oluşturur. Konseptler bir sürecin donuk halidir. Örneğin elma. Dünyaya bakarken elma koneptinin var olduğunu ve sonrada yok olduğunu görürüz. Ama bu bizim elma konsepti için geçerli sadece. Oysaki var olan ve yok olan bir madde söz konusu değildir. Yoktan var olduğunu, yada vardan yok olduğunu görmedik. Bir değişim dönüşüm var. Dolaysıyla konseptler bizim beynimizdeki yansımalardır. Benimizdeki yansımaların beynimizdeki ilişkilerini gerçek dünyaya reflekte edersek sizin gibi yanlış sonuçlara varırız. Birşeyin yoktan var olduğunu nereden gördünüz ve biliyorsunuzda ilk madde diye bir soru sorabiliyorsunuz sanki öyle birşey varmış gibi? Ne bigbang böyle birşey der, ne quantum. böyle bir kanıt, bilgi olarak sınıflandırılabilecek birşey yok? dolaysıyla sorunuz ne idüğü belirsiz bir varsayımı temel alıyor. Yani cevap vermeye kalkışmak sizin muğlak varsayımını kabul etmek ile aynı şeydir. Bu yanılgınızla bayramlık ağzınızı açıp sorular soruyorsunuz: Saat dediğimiz şey yoktan var mı olmuştur? yoksa birşeyin dönüşmesi sonucu mu oluşmuştur? Dönüşen birşey var. Dönüşen birşeyin olmadığı varsayımı yapıp sorular soramazsınız bu örnekleri temel alarak. Klasik yanılgılar bunlar. Mind-trick. Yanılıyorsunuz, bu evrende rastgele diye birşey var! Sanırım siz hala evrene newton'un penceresinden bakıyorsunuz. gerisinin olduğunu bilmiyoruz! Bilgi diye sınıflanabilecek en ufak birşey böyle birşeyi desteklemiyor. Başka boyutlar diyoranız o farklı bir mevzuu, "gerisi" sınıfına girmez pek. Bu konuda neden karıştırdığınızı anlattım. algılarımızın, beynimizdeki olaylarını dışarıya yansıtıp, aynene o konseptler ilişkisinin dışımızda da varolduğunu zannediyorsunuz. Evren dediğimiz "elma" gibi birşey değildir. Milyonlarca insandan oluşan bilim camiası ilahi/mükemmel insanlardan oluşmuyor. Her bilim dalında şarlatanlar çıkıyor. Ve bunlar yine bilim camiasının kendi süreçleri dahilinde ortaya çıkartılıyor, insanlardan ünvanları geri alınıyor. Dolaysıyla herşey olması gerektiği gibi. Evrim teorisi ufak bir grup şarlatan bilim insanı tarafından geliştirilip desteklenmiyor. Bilim dünyasının neredeyse 99% tarafından kabul edilen, kurucu bir teoridir. Quantum ve görecelik düzeyinde temel bir teoridir. O yakalanan bilim insanları ise muhtemelen şan şöhret için yapmıştır. Sadece biyoloji konusunda değil, her alanda mevcut bu tür olaylar. Çok nadirdir ve eninde sonunda yakayı ele verirler. Bilim camiası kutsal birşey değildir, et ve kemikten oluşan milyonlarca insandan bahsediyoruz. Dediğim gibi, ufak bir grup "evrimci bilimadamı"ndan bahsetmiyoruz. Gidin istediğiniz üniversiteye sorun. Anlamadığınız şey, inançsızlık kendi başına iddiası şusu busu olan birşey değildir inançlılar düzeyinde. Sadece insan ilişkilerine ona buna karışan müdahale eden doğa üstü bir varlığa inanmazlar. Bu kadar basit. Ama ya öldükten sonra varsa diye kendini korkutmaz çünkü ona işkence edecek bir tanrının olabileceğini kafasına sokamaz. Burada sergilediğiniz akıl yürütmenin neden sorunlu olduğunu anlattım sanırım. Bu dünyanın 6bin yıl olduğunu iddia etmek akılla bağdaşmaz! Siz buna inanmıyor olabilirsiniz ama milyonlarca insan dinlerinden dolayı buna inanıyor! Dolaysıyla bunlar din hanesine yazılır. Bilmem kaç yıl önce tüm dünyayı tufan bastığını, nuhun gemisi ile çift çift canlıların korunduğuna inanmak pek akıl ile bağdaşmaz. Bir zamanlar dinlerinden dolayı dünyanın dümdüz olduğuna inanan insanların halleri akıl ile bağdaşmaz. Birkaç bin yıl önce insanlar ve dinozorların yanyana yaşadığını iddia etmek akıl ile bağdaşmaz. Koca bir evreni yaratıp, sonra insanların yemesine içmesine, cinsel hayatlarına kadar karışması, hüküm vermesi akıl ile bağdaşmaz. Bunlar INANÇTIR, kanıt olmadan olağanüstü şeylere inanmaktır. Sizin mantığınızla yola çıkarsak, dünyada görünmeyen pembe benekli devlerin trafik kazalarına yol açtığını iddia etmek de akıl dışı değil. Uçan makarna canavarına inanıp korsanları kutsal saymak ve küresel ısınma ile bağlantılandırmak da akıl dışı değildir. İnanırlık seviyesi mantıksal olarak aynı seviyededir. Çocuğunuzu ona göre yetiştirip sizin gibi hararetle savunmasını sağlayabiliriniz. Bu pembe benekli devler birde quantum ve bigbang i güzel güzel yorumlarsa al sana AKIL ile çelişmeyen bir din. Yüzlerce birbiriyle uyumlu uyumsuz din var. Hepsi yoklanamaz alanda birşeylere inanır ve doğru-haklı olduklarını iddia eder. Bunlara inanmayana da hepsi bir şekilde olumsuz anlamlar yüklemiştir. Ben sadece sizin dininize inanmıyorum, gelmiş geçmiş yüzlerce dine de inanmıyorum. Sizden tek farkım ben fazladan 1 tane daha dine inanmıyorum.Yazan: sinan Tarih: December 4, 2007 8:11 PM
@Esdeliruzgar ;
Yapmayın lütfen!!!! Ben çok gördüm araıra hala denk geliyor. Evrim vardır, ama gizli bir el yönlendiriyor miyonlarca yıldır iddiası daha yeni yeni yaygınlaşıyor. Çünkü evrimin değişimin inkar edilecek yanı kalmadı. Mesela büyük ilim insanı Harun Yahya hala insan ve primatların ortak bir atadan gelme gerçeğini ateist-materyalist neredeyse gominist bir komplo olarak görürken yeni nesil yaratılışcılar, pardon, akıllı tasarımcıların (wiki de neo-yaratılışcı denmiş :D) epeyce bir bölümü bunun güçlü dayanakları olan birşey olduğunu kabul ediyor artık. Eskiden din kültürü öğretmenlerimin "biz maymundan mı geldik" diye saçma soruları aklıma geliyor ister istemez. Bu anti-evrim cephesinde kafalar baya karışık...Birbiriyle 180 derece çelişkili iddialar birbirine giriyor... Bende diyorum ki, tarif edilen tanrının işkence ile sonuçlanacak bir sürece dahil olmayacağına inanıyorum. Sadece bu durum bile inançsız olmam için yeterli diyorum. Bu şekilde sizin cümlenize de hakim olan "tehdit" etme şeyi ancak insanların bir üretimi olabilir. Omnipotent birşeyin bu şekilde sınav yapması, minik minik insanlara akıl almaz işkenceler yapması durumu... beni aşıyor, bağışlayın. Rastgele mutasyon ve doğal seçilim kaotik ve öngörülemez fakat rastgele değildir. Suyun içersinde kuş kanadı oluşmaması rastgele değildir! Seçilimin öyle durumlar oluşturmaması tesadüf değildir! Bunu diyorum. Ne yüzden!? Böyle bir hedef yok. Transistörün bilgi birkimimiz içinden "emerge" etmesi Skype yazılımını hedeflemiyordu. Bir karıncanın 3-4 basit kurala dayalı random hareketleri organize görünen bir toplu davranışı hedeflemiyor. Bir ilacı alt eden virüdeki bir mutasyon başka türlü ileride ilişkilere girdiğinde, o ilişkiler sonucu doğacak farklı ilişkileri hedeflemiyor. O büyük kaotik havuzda belirli bir düzen teşkil edebilecek ilişkiye girebiliyor, girmeyedebiliyor. Girdiği takdirde de bir mucize oluşmuş olmuyor. Bu muğlak şeylerle "Bu yüzden komplike sistem parçalarından oluşan sistemler kendiliğinden oluşamaz" gibi güçlü bir yargıya varamazsınız. Tamamen bu süreçlerin simulayonunu ile komplike sistemler oluşturulabiliyor. Gün geçtikce de daha karmaşıklaşıyor bunlar. Simulasyon ile suni evrimin somut/fiziksel DNA bilgisine tercüme edildiği günler yakındır, benden söylemesi. İncelenebilir bir şekilde bu süreçlerin neler yaptığını hepimiz göreceğiz. İşlem gücü ucuzladıkça daha karmaşık simulayonlar kaçınılmaz. O zaman ortaya çıkan karmaşık sitemlerin önceden yüklenip yüklenmediği bizzat test edebileceğiz. Şimdi hatırlayalım, bilim ne yapıyordu? Şeylere doğal açıklama getiriyordu değil mi? Oturup bunu tanrı mı yaptı gibi bilim ile alakasız bir sorudan yola çıkmaz, çıksaydı bugün ulaştığı noktaya gelmezdi. Bilimin en temel özelliklerinden birisi bu. Şimdiye kadar da bu konuda başarılı olduğunu gördük hepimiz. Eğer bunda anlaşamıyorsanız yeni bir bilim tarifi yapıp biz daha iyi yaparız deyin bilgi üretin. Neyse, bir karar verme süreci yok, öyle iddia etmedim. Doğal olarak kimyasal oscilator ların oluşabildiğini biliyorlar. oscillation replication için önemli bir veri. Bunu bir ipucu olarak alıp bu pencereden bakıyorlar. Deniyor, öğrenmeye çalışıyor. Bu budur, bak çözdük diye size hazır cevap vermiyor. Bu alanda da 10-15 farklı kola ayrılıyor değişik hipotezler. RNA world diyen var başka birşey diyen var. Hokus-pokus-wupti, da-na-na-naaaa "God did it!" gibi bir cevaptan daha değerli bu çabalar bana sorarsanız.
Aslında süreç çok basittir evrim açısından. Açık bir sistem, sürekli rastgele değişiklikler var ve ortamın kendine özgü çok farklı biçimlerde kendini gösteren şartları var. Bunun eninde sonunda karmaşaya, ve "emergent" denen düzen oluşumlarına yol açacağı sürpriz değil. Ilya Prigogine bunlara far-from-equilibrium-systems demiştir.
Bunlar sadece biyoloji de mevcut değil, matematik ve bilgisayar biliminde, teorik biyoloji de bolca konu edilen şeyler. Yani sistem/karmaşa oluşmaz iddiası gerçekten çok havada bir iddia. Oluşuyor! Bunların fiziksel 3D, yani "functional" halleri de başladı. Yani bu sistemler saf matematiksel olmaktan çıkıp çok daha somut hale gelmeye başlıyor.Cybernetics özellikle çok ilginç bir alan olacak.
Fakat sizin gibi baksak kesinlikle böyle şeyleri konu edinmezdik. Ve ne ilginçtir konu da edilmiyor zaten, hep başkaları yapıyor. Sonrada biz neden bazı alanlarda geriyiz diye tartışmalar yapılıyor. Elin yabancı şirketleri bize sattıkları ilaç paralarından elde ettikleri korkunç paralarla evrim araştırmalarına üniversitelerde enstitülerde beleş fonlar oluşturuyor, biz ise diabet ilacımızı aldıktan sonra akıllı tasarım gibi şeyler peşinde koşuyoruz. Hepsi birbiriyle bağlantılı... Yahu ben allaha birşey sormuyorum, böyle birşeyin varlığına ve cezalandırıcı özelliğine ilişkin konuşuyoruz. Ayrıca ressama da sorarım neden yaptı diye. Eminim güzel bir cevabı vardır ve benden kıskanmaz cevabını. Bu kadar kolay bir şekilde, bu kadar iddialı sonuçlara varmak sizi rahatsız etmiyor mu? en azından kafanıza takılmıyor mu :) Ben olsam "garip kokular geliyor burnuma" derdim :) Zaman kavramı maddeden ve varoluş biçiminden ayrı düşünülemez! Ayrıca "yaratılmış" birşey değil. Maddenin "tik tak" ını soyutlamamızdan başka birşey değil. Einstein çok güzel açıklamıştır bunu. Hızla değişen şey ise bu farklı tik-tak ların "birbirine-görece" hıza bağlı olarak değişmesidir, o görecelik olmadan zaman diye bir kavramlaştırma yapamayız. Böyle bir soru zaten yanlıştır çünkü öncesi olmaz. Zamanın öncesi diye birşey olmaz. Dolayıyla yaratılmış olduğu iddiası bile kendisi ile çelişir. Ve zamana bağlı olmayan birşeyin (ne demekse) zaman içersinde devam eden süreçlere müdahale etmesi mantıkal olarak çelişkilidir, paradoxsaldır. Zamana bağlı olmayan bir tanrının zaman içersinde 2 noktaya müdahale etmesi zamanın olmadığı anlamına gelir, ama referansımızı bizim zamanımızdan alıp tanrının zamansız olduğunu kabul ettik. Nasıl oluyor bu!? problemi görüyormusunuz yoksa açayım mı daha? Elbette gelmez, tartıştığımız o değil. Kafamızın almayacağı durumların işkence ile sonuçlanacak süreçlere yol açması, ve bunun ilahi olması iddiasındaki sorundan bahsediyoruz. Mesele bu. "Benim kafam alıyor, seninkisi ise almıyor, padişaha karşı geldin yanacaksın" çok primitif padişahlıktan beklenebilir bir adalet. İnanmamak içinse en güçlü gerekçe bana göre. Evrim de neymiş, peh. Sağlam evrimci olup bir tanrıya inanan bir sürü insan var. Abowww..Bu neye işaret ediyor acaba? zaman da dahil olmak üzere self-contained olmasın sakın :) Bence bu konuda Hawking in kendi vardığı sonuçlara bakınız...
Yazan: sinan Tarih: December 4, 2007 9:56 PM
Merhaba;
Yukarıdaki yazıları okuduktan sonra tekrar yazmak istedim. Sinan Bey'in Tanrı'yı bir zalim gibi görmesine hak veriyorum. Tanrı şu açıdan zalim olabilir: Tanrı'nın, kendisine sırf inanmadılar diye kullarını ebedi bir ateşe ve ızdıraba mahkum etmesi vicdan sahibi bir insan için ahlak dışıdır. Ne var ki, Tanrı dilediğini yapabilme vasfına sahiptir. Dilerse tüm kullarını ebedi bir ızdırabın içine atabilir. Böyle bir tanrı kötü bir tanrı olacaktır. Öte yandan kendisine inananları ebedi bir ızdırabın içine atabilir. Böyle bir tanrı hileci bir tanrı olacaktır. Kendisine inanmayan kullarını ebedi bir ızdırabın içine sokması ise belki adil bir tanrı olmasını sağlayacaktır. Ancak Tanrı'nın hileci, kötü ya da adil olması sadece O'na inananlar için geçerlidir. İnanmayanlar için geçerli olamaz; çünkü inanmayanlar için hepsi birer "sürpriz" olacaktır. Tanrı ister hileci olsun, ister adil, isterse de kötü; fark etmez. Her olasılık inanmayan için bir sürprizdir. İnanan ise beklentilerinin ya boşa çıktığını ya da faydası olduğunu görecektir. Dolayısıyla inanan için Tanrı'nın hileci, kötü ya da adil olma olasılıkları önem taşımaktadır. Kısaca söylemek istiyorum ki, Tanrı'ya inanmak ebedi kurtuluşu garanti etmiyor. İnanan da inanmayan da bu durumda eşit konumdadır. Çünkü karşılarında nasıl bir Tanrı olduğunu bilmeleri olanak dışıdır. İnanan insanlar Kuran'ı işaret edebilir. Kuran'daki Tanrı adil Tanrı'dır diyebilirler. Ama "hileci" tanrı hipotezini bir kez daha düşünün derim. :)
Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi dinlerin işaret ettiği tanrı modeli insanbiçimci tanrı şeklindedir. Tanrı kötü olabilir, hileci olabilir ya da adil olabilir.
Bir önceki yazımda vurgulamak istediğim gibi Tanrı kavramı sadece dinlerin bize sunduğu biçimiyle sınırlı değildir. O'nu çok farklı şekillerde hayal edebiliriz. Yeter ki, Tanrı'nın öncelikle "ne" olduğuna ilişkin bir içgörümüz olsun.
Gelelim inanç ve akıl arasındaki ilişkiye... Bana göre inanç ile akıl arasında keskin sınırlar yoktur. İnançlar akıl dışı değildir. Örneğin tanrı inancının mantıksal temelleri vardır. Mantıksal temeli olmayan bir şey zaten bir inanç olarak değerlendirilemez. Batıl inançları ise artık mantıki temelini yitirmiş inançlar olarak kabul edebiliriz.
Bilim ile akıl arasında zaten herkesin bildiği gibi güçlü bir ilişki vardır. Ancak bilimi dinden ayıran en önemli özellik belirli bir yönteme sahip olmasıdır. Belirli bir sistem içinde bilgi üretir. Din ise daha çok felsefeye yakındır. Felsefe de sistematik bir düşünme şeklidir. Ancak bilimde olduğu gibi katı sınırlarla belirlenmiş bir yönteme sahip değildir (şunu da eklemeliyim, bilimsel yöntem çeşitli felsefi ekollerin bir ürünüdür). bir sıralama yapmak gerekirse şöyle yapabiliriz: din -> felsefe -> bilim. Bunların hepsi de mantığa ve akla dayalıdır. Pek tabi olarak hepsi de belirli önkabuller dahilinde işlev görürler. Yani bilimde dahi kabul edilmiş bazı inançlar vardır. Moda bir deyişle bilginin temelinde inanç yatar. Bu ne demektir? Bilimsel bilgi inançtan mı ibarettir? Tabiki hayır. Bu anlama gelmiyor bu. İfade edilen şey şu: Bilimsel yöntem ile elde edilen bilgi, yani bilimsel bilgi, belirli önkabuller çerçevesi içinde en güvenilir bilgi kaynağıdır. Zira felsefe ve din de birçok önkabule dayalıdır. Ancak felsefenin ve dinin bize sunduğu öğretilerin en güvenilir öğretiler olduğunu söyleyemem. Kısaca söylemek istediğim, din, felsefe ve bilimin aslında aynı temele dayandığı; fakat aralarında belirgin farklar bulunduğudur. Bu farkların oluşumu zaman içinde gelişmiş ve sonunda farklı alanlar olarak günümüze gelmişlerdir. Bu üç etkinliğin de insanı ve evreni anlama çabasının bir sonucu olduğunu unutmamak gerekir.
Yazan: emre ünver Tarih: December 5, 2007 12:54 AM
sinan bey,maasallah döktürüyorsunuz.epey bilgilisiniz su evrim konusunda.
bir de sizden duymak isterim.
basit birkac soru.
evrim nedir?(yorum yapmadan somut bir kac cumle ile alayım,eger cok zor olmazsa)
evrim teorisinin tam anlamıyla somut bir kac kanıtına ornek verebilirmisiniz?(yine yorum yapmadan somut olan seyler)
tesekkur ederim.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: December 5, 2007 1:59 AM
Merhaba;
Bu yazım Hüseyin Avdiç Bey'e olacak. Anladığım kadarıyla vahyi inkar ettiğimi söylüyorsunuz. Öncelikle bir kavram hatasını düzeltmek istiyorum. İnkar etmek demek bildiğiniz bir gerçeği bilmemezlikten gelmek demektir. Örneğin bir cinayete şahit olurum ama görmedim ve duymadım derim. Bu açıkça bir inkardır. Ama vahyin bana göre şöyle şöyle bir izahı vardır diyorsam bu inkarcılık değildir. Sanırım yeterli bir açıklama olmuştur.
Esinlenme (ilham) konusundaki görüşlerinize katılmıyorum. Zira benim kastettiğim ilham kavramıyla sizin bahsettiğiniz ilham kavramı tamamen farklı. Büyük bir ihtimalle Risale-i Nur Külliyatından örnekler vermişsiniz ve oradaki anlamlar üzerinden yorum yapıyorsunuz. Ama şunu söyleyeyim Risale-i Nur Allah sözü değil! :)
"Kendi varligimda ilham ve vahiy hakikatlerini bizzat ya$amis bir
kimse olarak ben, Peygamberlerin peygamberliklerini tasdik edi-
yorum."
Yukarıda yazmış olduğunuz ifade ile neyi kastetmek istediğinizi tam olarak anlayamadım. Yoksa düşündüğüm şey mi? Bu ifadenizi biraz açarsanız sevinirim. Özellikle şunu: Vahiy hakikatini yaşadım ne demek!?
Saygılar
Emre ÜNVER
Yazan: emre ünver Tarih: December 5, 2007 2:19 AM
Sinan Bey, size sesimizi duyurmak cok zor ama yine de birkac sey ilave edeyim bari dedim. Bu nokta cok onemli :
Kafamızın almayacağı durumların işkence ile sonuçlanacak süreçlere yol açması, ve bunun ilahi olması iddiasındaki sorundan bahsediyoruz. Mesele bu. "Benim kafam alıyor, seninkisi ise almıyor, padişaha karşı geldin yanacaksın" çok primitif padişahlıktan beklenebilir bir adalet. İnanmamak içinse en güçlü gerekçe bana göre. Evrim de neymiş, peh. Sağlam evrimci olup bir tanrıya inanan bir sürü insan var, diyorsunuz...
Bu durum bana Turkiye`den Danimarka`ya ilk kez gelenlerin vergi sistemi hakkindaki fikirlerini hatirlatti. Turkiye`de alisik oldugunuz (indoctrination!) vergi duzeni uzerine insa ettiginiz dusunce sistemi ile Danimarka`daki sistemi elestirmeye baslarsiniz once. Kazandiginiz her kurusun yarisi vergiye gidiyor! Zaten deli gibi pahali ulke... Sosyal sistemin yuku hep calisanin sirtinda... vs... Fakat sistemin icinde yasamaya basladiginiz zaman yuksek vergi oraninin karsiliginda aldiginiz hizmeti goruyorsunuz ve bunun hic de alisik olmadiginiz birsey oldugunu anliyorsunuz. Karsi komsu yasli hasta bir kadincagiz, her gun sicak yemek geliyor evine. Sokaga cikiyorum, her yer tertemiz, piril piril... Imkansizlik yuzunden okuyamamak ki? Boyle birsey bilmiyor bu halk. 4-5 gun hastanede yatmistim, ben hicbir talepte bulunmadigim halde domuz eti yemedigimi tahmin eden hemsire vejeteryan yemek ismarlamisti. Bu ne nezaket! Evet, vergisini aliyor ama hizmetini de veriyor bu devlet.
Bu iskence rahatsizliginiz da baska bir sistemin icinden dine bakip hosunuza gitmeyen parcayi koparip kotudur, demenizden kaynakliyor. Uzgunum hocam, hakikaten din hakkinda HICBIR SEY bilmiyorsunuz siz. Heralde size verilen overview dan iskence eden tanridan baska birsey kalmamis.
O Tanri sever, korur, gozetir, ikram eder ayni zamanda. Bu varlik alemi icinde onun belirledigi duzene itiraz eden, hesap soran hicbir varlik yoktur insandan baska. Gunes aman bugun moralim bozuk, dogmayayim demez. Dunya hep bir tarafa donuyorum, biraz da obur tarafa doneyim demez. Bahar gelince ciceklerin, grevdeyiz arkadaslar, bu sene acmiyoruz dedikleri gorulmemistir. Sadece insana verilmistir itiraz hakki. Ancak her hak, sorumluluguyla beraber gelir. Ve sonsuz adalet bunu gerektirir...
Oyleyse evrimi bir yana birakalim simdi. Hem zaten evrimin sizi ateist yapmadigini kendiniz soyluyorsunuz. Kendinizi icinde buldugunuz durumu anlamlandirmak icin sariliyorsunuz evrime. Ustelik adeta din gibi! Tartisilmasina bile tahammulunuz yok. Halbuki adi ustunde, ''teori'' diyoruz di mi? Tartisilmayacak olsa kanun derdik.
Suphe yok ki kafaniz calisiyor. Su blogda harcadiginiz zaman inanilmaz! Kac koldan cevap yaziyor arkadaslar... nereye bu gidis?? ne icin bu kadar ugras?
Halbuki iman... cok farkli bir boyut arkadas. Stockholm` de yeni musluman olmus bir Isvecli`yle tanismistik. Cok merak ettik hikayesini tabii. Adam bundan 30 sene once Afganistan`a gitmis. Enteresan insanlardir bilirsiniz, hangi ruzgar atti onu oraya kimbilir. Gitmis gezmis oralarda birkac ay. ''Cok fakirdiler.'', dedi. ''Hicbir seycikleri yoktu ama mutluydular. Benim herseyim vardi ama ben onlar kadar mutlu degildim. Cok etkilendim, bu etkinin de adini koyamadim. Senelerce okudum, arastirdim ve sonunda ikna oldum. Aradigimi buldum...''
Boyle birsey iste.
Yasamadim, bilmiyorum, anlamiyorum deyin. Ikna olmadim deyin. Ama sacma, olmaz boyle sey demeyin. Cunku dini gercekten bilmiyorsunuz.
Saygilar...
Yazan: Elif Tarih: December 5, 2007 2:55 AM
"Suyun içersinde kuş kanadı oluşmaması rastgele değildir!"
Bak sen şu Allah'ın işine! Tabiki rastgele değildir. Akıllı bir tasarımcı böyle hatalar yapmaz :-)
Kalp, beyin(ve üzerinde koşan algoritmalar), üreme sistemi, ve karaya çıktıktan sonra uçmaya başlayan mahlukat! Bunların hiç biri de hedeflenmemişti. Böyle bir sonuca gitmesini gerektiren bir doğal seleksiyon mekanizması da yoktur. Rastgele ilerlerken karşımıza mükemmel işleyen sistemler çıktı. Ve tekrar yazıyorum. Bir sistemin oluşması için birbiriyle uyumlu parçalara ve bunların entegrasyonuna ihtiyaç var. Rastgele ilerleyen süreçlerde bu şekilde uyumlu parçalar oluşmaz ve birbiriyle entegre olmaz. En temelde her şey deneme sayısına bağlı tabiki. Gerçek hayattaki deneme sayısı ve oluş biçimi ile bilgisayar ortamını bir tutmayalım isterseniz peşin peşin. İsterseniz daha sonra bilgisayar ortamına da geçiş yaparız. Sonra da böyle hesaba bu algoritma çok diye işin içinden çıkıverirsiniz:-)
Yazınızı uzun uzun okuma ve cevap yazma şansım yok şu anda. Sadece göz gezdirdim. Aslında vardığınız sonuçlar(zaman ile ilgili olanlar) anlatmak istediklerimin ta kendisi:-) Allah'ı bütünüyle anlamamız mümkün değil. Allah inancını baltalamayı hedefleyen sorular birer paradoxal durumdur. Kaldıramayacağı taş yaratabilir mi? Evreni yaratmadan önce ne yapıyordu? Herşeyin bir ilk sebebi var peki Allah'ı kim yarattı? v.s.
Bir noktada şu ki: yazdığım her şey direk sizin yazdıklarınızla ilgili değil. Biraz zihin cimnastiğine yönelik diyelim. Emin olun sizin ne yazdığınızı anlıyorum. Sizin neye takıldığınızı çok iyi görüyorum ve cevabı gereksiz görüyorum. Cezalandıran Tanrı kavramı bana ters gelmiyor. Zulmeden Tanrı kavramı derseniz o çok farklı.
"Ayrıca ressama da sorarım neden yaptı diye. Eminim güzel bir cevabı vardır ve benden kıskanmaz cevabını."
Diyelim ki ressamın cevabı: "ilham geldi yaptım" şeklinde oldu bu size ne ifade edecek? Abesle iştigal etmiş olacaksınız:-) Ayrıca Allah da niye yarattığının cevabını veriyor yani sizden kıskanmıyor:-)
"Hokus-pokus-wupti, da-na-na-naaaa "God did it!" gibi bir cevaptan daha değerli bu çabalar bana sorarsanız"
Benim bundan önceki son yorumumu okudunuz mu?
"Bir karıncanın 3-4 basit kurala dayalı random hareketleri organize görünen bir toplu davranışı hedeflemiyor."
Bu karınca sonuçta kendisi şuurlu ve de komplike bir varlık(sistem). Feromen maddesinin yoğunluğunu process etme yeteneği var ve içgüdüsel(!) olarak bir davranışı sergiliyor. 3-4 basit kural hep aynı optimizasyonu veriyor. Son derece deterministik bir süreç. Random işleyen bir süreçde(evrim) bu şekilde deterministic sonuçlar elde etmek için olma ihtimalini olduracak kadar deneme imkanı verilmelidir. Bu da darwinyen mekanizma ile ancak basit çevre adapatasyonu anlamına gelir. Komplike sistem(ler) tasarlamak Darwinyen mekanizmaların boyunu aşar.
"Abowww..Bu neye işaret ediyor acaba? zaman da dahil olmak üzere self-contained olmasın sakın :) Bence bu konuda Hawking in kendi vardığı sonuçlara bakınız".
Bir hiçliğe de işaret ediyor aynı zamanda:-) Sıfır ne demektir, Beyefendi? Öncesinde fizik kanunlarının anlamsızlaştığı planck zamanı öncesi için bu hiçlik ne anlama geliyor acaba? Hawking'in kendi varsayımları sadece bir varsayım(sanal zaman v.s.), şu anda fiziksel bir gerçekliğe tekabül etmiyor. Dediğim gibi bu bulgu hiçbir şeyi ispat etmez, bilimsel çerçevede ne anlama geldiği henüz bilinmiyor. Ve Allah'a inanan birisi olarak gerçekten beni tatmin edecek bir açıklamayı çok merak ediyorum. İçimdeki merak duygusunu öldüremiyorum bütün örümcek kafalığıma rağmen:-) İnadına Kuran'da zaten habire sorgulamamı istiyor! Bir bildiği mi var acep diye düşünmeden edemiyorum.
Neyse benim yüzümden(!?) bayağı dağılacak gibi görünüyoruz. Nedense-Deli rüzgar mı esti ne?- aklıma geldikçe rastgele yazasım geldi bugünlerde:-)
Yazan: Esdeliruzgar Tarih: December 5, 2007 9:30 AM
Emre Bey,
Sözlerimden anladiginiz kadari size yeterli
olsun. Zira herseyi herkese apacik söylemek
dogru degildir. Vahiy konusunda sizinle
tartismak istemiyorum. Selamlar...
H.A
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 5, 2007 10:47 AM
Merhaba;
Bir yazim daha vardi. Sayin ilgili kisi o yaziyi da yayinlarsa mutlu olacagim.
Tesekkurler.
Yazan: emre ünver Tarih: December 5, 2007 11:10 AM
Elif hanım,
Her yazdığınız şeye değiniyorum ama, nasıl ulaşamıyorsunuz. İnançlarınızı kabul etmiyorum diye uçmuş mu oluyorum :)
Verdiğiniz örneklerin ilgisini anlayamadım. Dünya elbette durduk yere ters yöne dönemez, doğanın kanunlarına ayrıkır. Güneş de doğmaz, dünyanın dönmesinden dolayı bize öyle gelir. Birgün de enerjisi tükenecek sönecek. Eldeki veriler bunu rahatça söylememizi sağlıyor.
Vergi sitemi ile benim anlatmaya çalışdığım şey arasındaki paraleliği anlayamadım! 50%,( fazla mesaimden 70% e kadar veriyorum) vergi alıp ateş dolu gaz odaları kurup beni orada yakmaya kalkışalar, ve ben bunu onaylasam o zaman analoji kurulacak bir zemin oluşmuş olurdu. Ama böyle birşey ben görmedim. Ha vergi vermezsem ve hizmetlerden faydalanırsam elbette bir yaptırımı var bunun. Ama işkence, sonuza kadar yakma gibi ölçüsüz bir ceza değil. Sonsuzluk çok uzun bir süre, adalet duygusu ile bağdaşamıyacak kadar uzun. Hele krypto kanıtları(!) görememenin cezası 1000üzeri1000üzeri1000[...]... kadar uzun bir süre boyunca işkence olamaz! Buna adalet diyebilmek için kendimizi baya bi zorlamamız gerekiyor. Fırsatı olsa bunu yapacak kin dolu insan vardır, ama herşeyin kaynağı mutlak iyi bir tanrı!? I don't think so...
Bir parçasını mı kopartıyorum, yoksa üzerine dayandığı temelden mi bahsediyorum? İşin temeli bu değil mi? İşkenceden rahatsız olmak, korkmak ve korkutulmak dan rahatsız olmak benim ölçütlerime göre sağlıklı birşey. İnsanların bu tarz şeyleri üretme konusundaki başarısı da ortada, ve bunları evrenin yaratıcısı gibi bir varlık ile bağdaştıramamam ise saçma değil, kusura bakmayın. İşkence aşağılık birşeydir, adalet, hak ve hukuk ile ilgisiz aşırı ve hastalıklı bir iktidar-zor kullanma biçimidir. Hiçbir şekilde insandan daha üstün olacak birşeye yakın olamaz.Overview konusunda da çok şanslıyım, size hastanede sordukları gibi bana da din dersine girip girmemem konusunda fikrimi sordular müslüman olduğumu düşündükleri için,.. gavur ama eskiden böyle ince düşünürlerdi :) Sadece birkaç defa uğramışlığım vardır. Ne öğrendiysem kendim öğrendim. Bir hocanın yada "otoritenin" 7-8 sekiz yaşındaki bir çocuğa birşey ezberletmesinden daha sağlıklı olsa gerek.
Ne alakası var dinle, kendini anlamlandırma ile? Dinin özelliği bellidir, evrim din ile alakasızdır. Anlamlandırmaya da dikkat edelim. Dışımızdaki "herşeye" cevap verme zorunluluğu ise bu anlamlandırma değil aldatma olur. Evrim teorisi canlıların değişimine ilişkindir, hayatıma anlam veren birşey değil. Vakit harcamama şaşırmanızı da anlamıyorum. Sizin gibi düşününen sayısız insan büyük çabalar ile bilime doğru düzgün vakıf olmadan bilimsel birşeye karşı çıkıyorsunuz, okullarda biyoloji dersinden yaratılış okutulmasını, akıllı tasarım okutulmasını savunuyorsunuz, buna 1-2 kişi karşı çıkınca da büyük bir olay olarak görüyorsunuz? Anlamadım ben bu işi. VE, teori nedir bence bir yeniden göz atın. quantum, görecelik, evrim için kullanılan teori kavramı hipotez,sadece bir fikir vs. anlamında değildir. Bilimsel sınıflandırma da en üst aşamadır. O anlamda kanun diye birşey yoktur. Kanun dememiz tek bir yargıya/statement e indirgenebilecek basit yapıdaki şeylere pragmatik hitap etme şeklinden başka birşey değildir. "sadece bir teori" dediğiniz şey en üst aşamadır! Teorinin kendisi bir gerçek değildir, gerçekleri açıklayan anlam vermemizi sağlayan açıklamalardır. Önce hipotez sonra teori sonra kanun diye bir hiyerarşi yok.Gazali den Kurana kadar elimden geldiğince okudum birşeyler, islamcı yazar ve düşünürlerin ne yazıp çizdiğini takip ederim yıllarca. Türkiyede nurcu bir yurtta kaldım 1 yıldan fazla, üstte cami altta yurt. Şuralara da katıldım, bir bölümü hardcore süleymancı olan akrabalarım da çok el attı. Türkiyedeki islamın hangi şekil ve şemallere girdiğini, okullarda ne öğretildiğini, kitaplarda ne yazdığı "en azından" ortalama bir müslüman kadar biliyorum. Dini sizin gibi kabul etmemem, merak edip öğrenmediğim, bilmediğim anlamına gelmez. İnancın insanlara verebildiği huzuru, güven duygusunu da biliyorum ve inkar etmiyorum. Aynı şey budistlerde de var, başka başka dinlerde de, benzeri şey kendisine evrenin büyüsüne kaptıran fizikçide de var. Fakat bu duyguların kendisi birşeyi illa da doğru yapmaz, yanlış da yapmaz. "din kitlelerin afyonudur" sözü dinlere bir hakaret olarak değil bu özelliğine yapılan bir vurgu idi. "Acıları dindiren, vicdansız bir dünyanın vicdanıdır, din bir nevi kitlelerin afyonudur" denmiştir. Söylendiği zaman da, diskolarda alkol içinde kendinden geçip uyuşturucu kullanan kendinini kullandırttıran insan imgeleri yoktu. Afyon daha çok medical anlamda insanların acısını dindirmek için kullanılırdı.
Anlattığını Stockholm lu kişi de bu dünyada tek bir kişi. Bende tanıyorum öyle insanlar. Verdiği rahatlamadan, mistik havasından budist olan da tanıyorum, dinden vazgeçen de biliyorum. Tek tek insanlardan yola çıkarsak yine kendimizi buluruz çünkü çok sayıda çok değişik biçimde yaşayan milyonlarca insan var.
Bunu bana değil, hararetle liberalizm/kapitalizm diye "ihracat" yapan müslüman arkadaşlarınıza anlatın. İnsanın sadece mal ve mülk ile mutlu olacağı, bunlara ulaşma güdüsünün kendisinin herşeyi düzene sokacağı(serbest-piyasa) fikrinden şahsen çok zaman önce uzaklaştım. Söylediklerimde yanlış bilgi varsa söyleyin lütfen. Ceza ve işkence, cehennem ateş yakma yok mu? Ben bunlardan bahsediyorum. Küçük çocukların sürekli bunlarla korkutulduğunu da biliyorum, sayısız defa şahit oldum. Bunlara saçma deme hakkım vardır diye düşünüyorum. Kuru hakaret olarak almayın. Sonuçta benim gibi insanların kötülüğe yozluğa meyilli olduğunu hayatım boyunca işitmek zorunda kaldım, hakaret olmasına rağmen hakaret olarak almayıp anlamaya çalıştım. Sizde beni anlamaya çalışın.Yazan: sinan Tarih: December 5, 2007 12:43 PM
Caner Taslaman'a ait bir kitaptan alıntıdır (http://www.bigbang.gen.tr/bolum5.asp).
Hiçbir gözlemsel delil ve teorik sebep yokken, Açılıp Kapanan Evren modelinin ortaya konması, sadece ve sadece evrenin başlangıcı olduğu sonucunun bizi evren dışı bir Sebep’e ve Güç’e götürmesi yüzündendir. Fakat bu çaba bir şeyi ispatlamaktadır: Big Bang’in delilleri o kadar güçlüdür ki, bu teorinin götürdüğü felsefi sonuçlardan kaçınmak isteyenler bile, sonuçta bu modeli tekrarlatarak, bu teorinin bir başlangıcı gerektiren felsefi sonucundan kaçınma yoluna sapmışlardır.
EVRENİ YENİDEN AÇACAK BİLİMSEL BİR MEKANİZMA YOK
Her şeyden önce bu model, fiziğin bilinen tüm kurallarına aykırıdır. Yale Üniversitesi’nden Profesör Tinsley’in dediği gibi evrenin kapanışını geriye doğru sıçratacak hiçbir fizik kuralı yoktur. Fiziğin bize söylediklerine göre evren, uzay ve zaman hep beraber Big Bang ile başlar, daha sonra bu genişleme ya Big Chill (Büyük Donma) veya Big Crunch (Büyük Çatırtı) ile son bulur.
Evrendeki genişlemenin bir noktada durup kütle çekiminin etkisiyle geri kapanmanın (Big Crunch) mı yaşanacağı, yoksa genişleme hızının kütle çekimine galip gelip evrenin bir ısı ölümüyle (Big Chill) mi yok olacağı hala tartışılmaktadır. Bu senaryolardan hangisinin doğru olduğunun bilinebilmesi için şu değerlerin tam olarak hesaplanması gerekmektedir:
1- Evrendeki madde yoğunluğu
2- Evrenin yaşı
3- Evrenin genişleme hızı
İki senaryodan hangisinin daha doğru olduğunun hesabı için özellikle “madde yoğunluğunu” hesaplamak önemlidir. Saydığımız üç şıktan en çok sorunlu olan ise madde yoğunluğunun hesaplanmasıdır. Çünkü evrendeki karadelikleri (ışık yaymadığı için) ve nötrino gibi egzotik maddeleri tam olarak hesaplamak mümkün olmamaktadır. Evrendeki kapanmayı sağlayacak madde miktarı “Omega” diye adlandırılan kritik bir değerle ifade edilmektedir. Şimdiye kadarki hesaplar, evrendeki madde yoğunluğunun kritik değerin altında olduğunu göstermektedir. Bu beklenenden çok egzotik madde veya karadelik bulunmasıyla (veya kütle çekimi olan başka maddeler) değişebilir.
AÇILIP KAPANAN EVREN MODELİNİ GEÇERSİZ KILAN DELİLLERİN ÖZETİ
Bu modeli Hindu reenkarnasyon inancının bilimsel karşılığı olarak görenler olmuştur. Hindu inancında evren ezelidir ve ruhlar, evrenin içinde döngüsel bir gelip gitme yaşarlar. Hindu “reenkarnasyon” inancı da köklerinde ezeli evren fikrini taşımaktadır. Açılıp Kapanan Evren modeli ezelilik ile döngüselliği bir arada taşıdığı için, Hint reenkarnasyonuna benzetilmiştir.
Açılıp Kapanan Evren modelinin tek bir delili bile yoktur. Üstelik bilimsel deliller, Açılıp Kapanan Evren modelini geçersiz kılmıştır. Bu modeli geçersiz kılan bilimsel verilerin bir kısmını şöyle özetleyebiliriz:
1- Kapanan bir evrenin yeniden açılması, yer çekimi gibi fiziksel yasalara aykırıdır.
2- İzafiyet teorisinin formülleri üzerine çalışmalar Big Bang’in, uzayın ve zamanın başlangıcı olduğunu ortaya koymuştur.
3- Evrendeki maddenin homojen yapısı Açılıp Kapanan Evren modeli ile uyuşmaz.
4- Termodinamiğin ikinci kanunu (Entropi Yasası) bütün verilerden bağımsız olarak ezeli Açılıp Kapanan Evren modelini geçersiz kılmıştır.
5- Tolman’ın çalışması, eğer evren kapandıktan sonra yeniden açılabilseydi, her açılmanın ilkinden daha hızlı olması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu ise bir noktada, tüm maddenin bir daha toplanamayacak şekilde dağılması demektir. Sonuçta evren ebedi olamıyorsa başlangıcı olmalıdır.
6- Açılıp Kapanan Evren modeli evrenin “kritik hızda” genişlemesini gerektirir. Fakat ayarlayıcı üstün bir Güç olmadan, bu kritik hızın nasıl gerçekleştiğini tarif edemez.
7- Açılıp Kapanan Evren modeli bu “kritik hızın” sürekli korunmasını da gerektirir. Bu ise tesadüfen ucu üstünde durmuş olan kaleme her tekme atılışında bu kalemin yine ucu üstünde durmayı başarması gibidir.
SADECE FİZİK KURALLARIYLA SINIRLI KALMAK ARZUSU
Hawking formüllerin içine “hayali zaman” kavramını sokarak, Penrose ile beraber çalışmalarında vardığı evrenin ve zamanın başlangıcı olduğu sonucundan kaçınmaktadır. Penrose ile çalışmaları ise “gerçek zaman” için yine geçerli olduğundan, onlardan da vazgeçmemektedir. Hawking, Zamanın Kısa Tarihi isimli kitabında şöyle demektedir: “Gerçek zamanda, evren, uzay-zamanın sınırını oluşturan ve bilim yasalarının işlemediği tekilliklerde başlamakta ve son bulmaktadır. Fakat hayali zamanda, tekillikler ve sınırlar bulunmamaktadır.” Bu durumu şöyle özetleyebiliriz:
1- Hawking, zamanı “gerçek zaman” olarak ele aldığımızda, zamanın başlangıcı olduğunu kabul etmektedir.
2- Hawking, zamanı “hayali zaman” olarak ele aldığımızda, evrenin zamansal bir başlangıcı olduğundan kaçınabileceğimizi söylemektedir.
Hawking, evrenin hayali zamandaki tarihsel başlangıcını Güney Kutbu’na benzetmektedir. Ona göre “Başlangıçtan önce ne oldu?” diye sormanın hiçbir anlamı yoktur. Bu tür hayali zaman, Güney Kutbu’nun güneyindeki noktalar kadar tanımsızdır.
Hawking, Tanrı’nın varlığını hiçbir zaman ateist bir tavır ile inkar etmez. Fakat O, Tanrı’nın varlığına başvurmadan açıklanacak bir evren tasarımı yapmaya uğraşmaktadır. Böylece evreni açıklamak için Tanrı’ya olan ihtiyaç yok olacak, fizik kanunları ile her şey açıklanabilecektir. Hawking, “Zamanın Kısa Tarihi” kitabında açıkça “Zaman ve uzayın sınırsız ve sonlu olduğu düşüncesinin yalnızca bir öneri olduğunu vurgulamak isterim” demektedir. O, zamanın, Güney Kutbu gibi sonlu ama sınırsız (başlangıçsız) olduğuna dair yaklaşımının, bilimsel gözlem ve verilere dayanmadığını açıkça söylemektedir. Bu önerisi, O’nun, fizik kurallarının bir başlangıçla kesilmesini psikolojik olarak istememesinden kaynaklanmaktadır.
HAYALİ ZAMANIN GERÇEKLİĞİ
Hawking, “hayali zaman”ın varlığını önerirken, kendi uzmanlık alanı olan fizikten felsefeye geçmektedir. Çünkü bu kavram bilimsel gözlem ve deneyden kaynaklanan bir kavram değildir. Benim gibi, bilgide bölünme olmadığını, felsefe ve fizik gibi bilgi alanlarının hepsini gerçekliğe ulaşmak için birleştirmek gerektiğini savunan biri, bir fizikçinin felsefe yapmasını, bir felsefecinin fiziki problemlere girmesi kadar hoş karşılar. Fakat sorun Hawking’in felsefe yapması değil, ne kadar doğru felsefe yaptığıdır. Bu noktada “hayali zaman” kavramının fizik ve felsefe açısından gerçekliğini tartışma aşamasına geliyoruz. Soruyu felsefi ağız ile sorarsak “Hayali zamanın ontolojik gerçekliği nedir?” ana sorumuzdur.
Aslında Hawking, Zenon’un ve Russell’ın gerçek ile zihinsel kurguyu karıştırmasındaki hataya düşmüştür (“Evrenin başlangıcı olduğunun felsefi delilleri” başlığı ile bu konuyu önceden işledik). Kurguladıkları matematiğin gerçeklikteki karşılığı ile ilgilenmeden, sırf karşılarındaki sayılarla ilgilenenler bunu anlayamamışlardır. Oysa evreni açıklamak için matematiksel formüllere başvuranlar, kurguladıkları matematiğin gerçeklikteki karşılığıyla ilgilenmek zorundadırlar. Çünkü fizik, matematiği alet olarak kullanan bir bilimdir. Kurgusal olup, gerçeklikte karşılığı olmayan matematiğin, fizik ile bir alakası yoktur.
Güncel hayattan bir örnek ile “gerçeğin matematiğinin” ve “zihinsel kurgunun matematiğinin” farkını göstermeye çalışacağım. Üç kişinin, üç ayrı elma ağacını düşünelim. Bence bunlardan ikisi bazı durumlarda, üçüncünün elma ağacındaki elma sayısını bilmeden “Bizim üçümüzün elma ağaçlarındaki elmaların sayısı 100’den fazladır.” diyebilirler. Örneğin bu ikisi sırf kendi elma ağaçlarındaki elmaları sayıp birinci ağaçta 70, ikinci ağaçta 80 elma saymış olabilirler. Oysa Hawking gibi matematiği sırf kurgusal olarak düşünen biri, yaptığı formüllerin evrendeki gerçekliğe karşı gelip gelmediğine aldırmadan bu formüllerle başarılı bir şekilde oynadığı için, bizim üç ağaçtaki elmaların hiçbir şekilde 100’den fazla olduğunu bilemeyeceğimizi, üçüncü ağacın elma sayısını her zaman bilmek zorunda olduğumuzu söyler. Biz eğer “Nasıl olur? Sırf iki ağaçta 150 elma var!” dersek, O da bize “ya üçüncü ağaçta (-60) elma varsa ne yapacaksınız? 80+70+(-60)=90 eder.” der ve sizi mat etmenin sebep olduğu rahatlık ile gülümser!
Basit elma ağacı örneğinde; Hawking gibi matematiği gerçekteki karşılığına bakılmayan formüller olarak görenlerle, bizim gibi düşünenler arasındaki fark görülmektedir. Hawking birçok yerde matematiksel formüllerin gerçeklikteki karşılığı ile ilgilenmediğini söylemektedir. Örneğin “Ceviz Kabuğundaki” Evren kitabında şöyle demektedir: “Bununla birlikte, pozitivist açıdan bakıldığında bir kişi neyin gerçek olduğunu belirleyemez. Yapabileceği tek şey içinde yaşadığımız evreni tanımlayan matematiksel modeli bulmaktır.”
Oysa “hayali zaman”ın, bırakın gerçeklikte bir karşılığının bulunmamasını, gerçekliğe tamamen aykırıdır da. Hawking’in, “Zamanın Kısa Tarihi” ndeki “hayali zaman” tanımı bunu göstermektedir: “Birisi hayali zaman içinde ileriye doğru yol alıyorsa, dönüp geriye gidebileceğini de düşünebiliriz. Bu demektir ki hayali zaman içinde ileri ve geri yönler arasında önemli bir ayrım yoktur.” Hepimiz zamanın tek yönlü olduğunu ve geri çevrilemeyeceğini biliyoruz. Hiçbirimiz “Geriye dönüp de büyükbabasını öldüren birine ne olacak?” şeklinde bir soruya “Bu zamanın tanımına ve gerçekliğine aykırıdır” dışında bir cevap vermek zorunda değiliz. Görüldüğü gibi Hawking, elma ağacının problemini kağıda (-60) elma yazmayla çözdüğünü zanneden kişi gibi, matematiksel formüllerde zamanı hayali olarak kurgulayabilme ile gerçekte zamanın hayali olmasını karıştırmıştır.
Evrensel gerçeklikle kurgusal matematiği karıştırmak, gerçeklikten kopuk birçok matematikçinin düşmüş olduğu bir hatadır. Hawking’in zaman konusunu ele alırken yaptığı bu hata, O’nun, felsefi değerlendirmeler yaparken fizikteki kadar başarılı olmadığını göstermektedir. Aslında bu başarısızlığın asıl sebebi “Ben nasıl gerçekliği kavrarım?” çabası yerine “Ben kafamdaki kurguyu nasıl doğru çıkartırım?” zorlamasıdır.
HAWKING’İN KABULLENDİĞİ BİR HATASI
Hawking, zamanı Kuzey ve Güney Kutbu benzetmesi ile anlamaya çalışmasının kendisini önemli bir hataya düşürdüğünü kabullenmektedir. Hawking, “Zamanın Kısa Tarihi” isimli kitabında yanılgısını şöyle aktarır: “İlk önceleri, evren çökmeye başladığı zaman düzensizliğin azalacağına inanıyordum. Çünkü evrenin yeniden küçüldüğü zaman düzgün ve düzenli duruma dönmesi gerektiğini düşünüyordum. Bu, büzülme evresinin, genişleme evresinin zaman içinde tersi gibi görünmesi anlamına gelmekteydi. Büzülme evresindeki insanlar yaşamlarını geriye doğru yaşamalıydılar: Doğmadan önce ölmeleri ve evren büzüldükçe gençleşmeleri gerekmekteydi... Birazcık, dünyanın yüzeyi ile kurduğum benzetmeden dolayı yanılgıya düştüm. Eğer evrenin başlangıcının Kuzey Kutbu’na karşı geldiğini düşünürsek, evrenin sonunun da, nasıl Güney Kutbu, Kuzey Kutbu’na benziyorsa, başlangıcına benzemesi gerekirdi. Ama, Kuzey ve Güney Kutupları hayali zaman içinde evrenin başlangıcına ve sonuna karşılık gelmektedir... Bir yanlış yaptığımı anlamıştım: Sınırsızlık koşulu aslında, düzensizliğin büzülme evresinde de artmayı sürdüreceğini söylemekteydi. Evren küçülmeye başladığı zaman, ya da karadeliklerin içinde, zamanın termodinamik ve psikolojik okları yönlerini değiştirmeyecekti.”
Zaman tek yönlü işler. Zamanın en önemli kavramları “önce” ve “sonra”dır. “Sonra”, hep “önce”yi takip eder. “Sonra”nın sebepleri hep “önce”dedir. Bir filmi tersten izlediğimizi düşünelim. Normalde geriye işlemeyen zamanı, filmi sondan izlerken geriye işletmiş gibi oluruz. Bu filmde mantıki tutarlılık yoktur ve evrende böyle bir geriye sarma mümkün değildir. Bu örnekte, filmi sondan izlediğimizde, sebeplerle etkilerin yerini değiştirmiş oluruz, fakat zamanın içinde “önce” ile “sonra”nın arka arkaya gelmesinden yine kendimizi kurtaramayız. Yaptığımız “önce” ve “sonra”nın mantıki tutarlılığını yok etmektir, fakat “önce” ve “sonra” kavramları yine mevcuttur. Zamanın tek yönlü işleyişine ve “önce”, “sonra” kavramları üzerine kurulu oluşuna herkes tanıktır. Daha evvel değindiğim gibi, entropi sürekli arttığı için, termodinamik ok da tek yönlü ilerler.
Ana konumuz açısından bir sonucu değiştirmese de, Hawking’in termodinamik oku ile insanın psikolojik okunun aynı yönde ilerlediğine dair fikrini de yanlış bulduğumu belirtmek istiyorum. Evrende hem zamanın tek yönlü ilerlediği, hem de entropinin artarak tek yönlü ilerlediği elbetteki doğrudur. Fakat bu ikisini özdeşleştirmek hatadır. Evrende toplam entropi sürekli artar, bir odanın ufak bir bölgesinde klima çalıştırıp, klimanın makinesini odanın dışına çıkartıp, pekala bir odanın köşesindeki entropiyi düşürebiliriz. Ama ne yaparsak yapalım toplam entropi hep artar. Oysa ne yaparsak yapalım hiçbir insanın zaman kavramını değiştiremez, psikolojik oku ile oynayamayız; kimsenin “önce” ve “sonra”sının yerlerini bir an bile değiştiremeyiz. Zaman, her insan için ve evrenin her noktası için, her an, tek yönlü akar. İlerleyen zaman, hiçbir zaman “toplam zaman” kavramıyla ifade edilmesine bağlı olarak tek yönlü değildir, oysa termodinamik ok hep “toplam entropi” ile ilerler. Ayrıca insanın zamanı algılayışıyla Entropi Yasası arasında mutlak bir örtüşme gösterilemez. İnsanlar, Entropi Yasası’nın farkına varmadan evreni algılarlar, eğer sistemdeki entropi artıyorsa, insanın zaman algısının değişeceğine dair mantıki hiçbir gerekçe yoktur. Bu da psikolojik ok ile termodinamik okun farklı olduğunu gösterir ve Hawking burada da yanılmaktadır. Görülüyor ki Hawking, entropinin tek yönlü akışı ile zamanın tek yönlü akışını özdeşleştirme ( paralel olanı özdeş sanma) hatasına düşmüştür.
HAWKING VE BİLİM-KURGU
Bizi ilgilendiren asıl konuya dönersek, Hawking’in kendi itiraflarından, zaman konusu hakkındaki yanlış değerlendirmelerinin kendisini düşürdüğü hatalar bellidir. Kim bilir bunun belki de bir nedeni Hawking’in bilim-kurguya olan merakıdır ve O, kitaplarında bir bilim-kurgu heyecanı oluşturmak istemektedir. Onun sonradan yanlışlığını anladığını söylediği; önce ölüp, sonra yaşayıp, en sonunda da doğacak olan insan fikri, bu heyecanı hem Hawking’in zihninde, hem de okuyucularda oluşturabilmektedir. Hawking’in fikirleriyle ilgilenenlerden, hatta onun projeleri için para bulunmasını sağlayanlardan biri en ünlü bilim-kurgu yapımcısı Spielberg olmuştur. Bu ikili buluşmalarında birbirlerine iltifatlar etmiş, Hawking şaka yaparak çevireceği filmin isminin “Dördüncü Geleceğe Geri Dönüş” olması gerektiğini söylemiştir.
Hawking’in zaman hakkındaki yaklaşımlarının gerçek dünyada karşılığı yoktur, felsefi olarak söylersek bu zaman anlayışının ontolojik bir değeri yoktur. Cavalleri’nin dediği gibi: “Gözlemlere dayanan her değer gerçek bir sayı ile ifade edilmelidir, yoksa o hayali bilimin veya bilim-kurgunun konusudur.” Hawking fizik teorilerin sadece matematiksel modeller olduğunu ve bu modellerin gerçeğe karşılık gelip gelmediklerinin önemsiz olduğunu söylemiştir. Bu zihniyet Hawking’in “hayali zaman” kavramını oluşturmasına ve bu hayali zamanda bir bilim-kurgu filminde olduğu gibi ileri-geri gidebileceği iddiasını ortaya atmasına sebep olmuştur. Cavalleri’nin, gözleme dayanan gerçek sayıları kullanmayanların, bilim-kurgu yaptıklarını söylemesi, ne kadar da doğrudur!
Hawking’e getirilen diğer bir eleştiri ise, Hawking’in modelinde evrenin başına gittiğimizde gerçek zamandan hayali zamana geçişte, zaman kavramının uzaysal boyutlarla eşitlenmesidir. Uzayın boyutlarında arada olmak esastır; örneğin X ile Y doğrusunun ortasında A noktası var olabilir ama zamanda “öncelik” ve “sonralık” esastır. Örneğin: B olayı, C olayından öncedir, C ise D olayından öncedir gibi. Hawking’in yaklaşımında zaman, uzayın diğer boyutları ile aynı kategoride kabul edilir ve kendine has özelliği göz ardı edilir.
Hawking’in en büyük sıkıntılarından biri “hayali zaman” ı, “gerçek zaman” a bağlamaktır. Hayali zamanda, kuantum durumundan nasıl gerçek zamana geçilmiştir? Hawking’in hayali zaman ve gerçek zaman konusundaki sıkıntısını, Zamanın Kısa Tarihi isimli kitabının şu sözlerinden anlayabilirsiniz: “Bundan dolayı gerçek zamanın mı, yoksa hayali zamanın mı gerçek olduğu sorusunu sormanın anlamı yoktur.” Hawking’in hayali zaman tasarımı, ne felsefe, ne fizik, ne de sağduyu açısından geçerlidir. Hawking, uydurduğu bu kavramdan gerçek zamana nasıl geçildiğini hiçbir zaman gösterememiştir.
HAWKING VE POZİTİVİZMİ
Evrenin başlangıcında Planck zamanında, bütün fiziksel kanunlar yok olur. Bu durumda tam bir tarif edilemezlik hatta hayal bile edilemezlik vardır. İbni Sina, yokluğun bir şey olmadığını, o yüzden hayal bile edilemeyeceğini söyler. Evrenin ilk hali İbni Sina’nın “yokluk” tanımına tam uymaktadır. Yokluktan beklenen tarif edilemezlik ve fiziksel kanunların yokluğu durumu, evrenin başlangıcında vardır. Evrenin başlangıcına dair matematiksel formüller, evrenin bu durumunda yoğunluğun sonsuz olduğunu göstermektedir. Oysa evrendeki hiçbir şeyin yoğunluğu sonsuz olamaz, bu durum da evrenin başlangıcının yokluğa karşılık geldiğini desteklemektedir. İşin ilginç yanı, bilimsel formüller ve matematik hesaplar, evrenin tam başına geldiğimizde fizik kanunlarının işlemeyeceğini göstermektedir. Kısacası bilimsel formüller, evrenin başlangıcının “yokluk” ile aynı tanımlara sahip olduğunu göstermektedir. Evrenin başlangıcında uzayın yok olması, zamanın durması da bu başlangıç durumunun yokluğa denk olduğunu göstermektedir. Uzay ve zamanın olmadığı maddi bir varlık tarifi mümkün değildir.
Görülüyor ki Stephen Hawking bu sonucu görmüştür ve kendisinin de belirttiği gibi fiziksel kanunların kesilmemesini arzu etmektedir. Birileri Hawking’e arzu edilenle gerçek olanın farkını anlatmalı! Hawking bunun üzerine kendi pozitivizmini evrene yüklemek için “hayali zaman” kavramını tasarladı. Hawking’i pozitivizmin kelamcısı (pozitivist-dinin savunucusu) olarak görebiliriz, O kendi dinine inançlı Hristiyan arkadaşlarının çoğundan daha çok bağlıdır. O, evrendeki fizik kurallarının durduğu anı kabul etmeyi dinden çıkma (pozitivist-olmama) olarak görmekte ve “hayali zaman” ile direnmektedir. Fakat Hawking’in, fizikten felsefeye geçip felsefe yaptığı anlarda, başarılı olamadığı görülmektedir. Fiziki konuları iyi takip edemeyen birçok kişi, ne yazık ki O’nun, evrendeki gerçekliği tam açıklayan bilim yaptığını sanmakta ve kötü felsefesini fark edememektedirler. Ne yazık ki bilimsel konulardan uzak durmayı marifet sayan birçok felsefeci de Hawking’in “hayali zaman” konusundaki yanlışını ve bu yanlışı kurgulayış nedenini anlayamamışlardır. Görülüyor ki bu kavram hem felsefeye, hem fiziğe, hem de sağduyuya aykırıdır. Evrene ne bu kavramı, ne de Hawking’in pozitivizmini yüklemek mümkün değildir.
BIG BANG’İN GÜCÜ
Sonsuz evren modelleri termodinamiğin ikinci kanunundan kaçamazlar. Bu kanunun bizi götürdüğü sonuç, entropinin sürekli arttığı ve sonunda sistemleri termodinamik dengeye getirdiği, bu yüzden tüm fiziki sistemlerin bir başlangıcı olduğudur. Ayrıca sonsuzun aşılamayacağına dair daha evvelden incelediğimiz felsefi deliller de bu modellerin hepsini geçersiz kılar.
Bu bölümün en başından itibaren incelenen hiçbir model, Big Bang’in sahip olduğu delillere sahip değildir. Hatta tek bir delile bile sahip değildir. Big Bang’in temel delillerini incelerken Big Bang’i doğrulayan gözlemsel ve teorik delilleri inceledik. Ayrıca Big Bang ile bizi aynı sonuçlara götüren yıldız incelemeleri, radyoaktif elementlerin incelenmesi, termodinamik kanunlar ve felsefi deliller de bu teorinin gücüne güç katmaktadır. Alternatif olarak ortaya atılan teoriler ise hem bilimsel dayanağa sahip değildir, hem de gözlemsel ve teorik deliller ile geçersiz olmaktadır.
Evrenin genişlediği anlaşıldıktan sonra, bir daha evrenin ezeli olduğunu bilimsel açıdan makul olacak bir şekilde izah etmek mümkün olmamıştır. Bundan sonraki bölümde görüleceği gibi, evrenin ezeli olduğunu savunan materyalistler, tarih boyunca; evrenin, maddenin, hatta yıldızların değişmez yapıda olduklarını savunmuşlardır. Big Bang’in ve modern fiziğin bulguları keşfedilmeden önceki bu materyalist inanç, evren ezeli ise bilimsel beklentinin nasıl olması gerektiğini göstermektedir. Bilimsel deliller ortaya konmadan önceki bu süreç samimi fikirlerin anlaşılmasına daha müsaittir, çünkü bu durumda, psikolojik durumun sonucu olarak bilimsel olanın çekiştirilmesi mümkün değildir. Yeni bulguları ve Big Bang’in verilerini materyalist yorumlarla birleştirmeye çalışmak, sadece tek Tanrılı dinlerin tarih boyunca savunduğu sonuçlardan kaçışın psikolojik bir göstergesidir. Materyalizmin biricik unsur (cevher) olarak gördüğü evrenin, ezeli değişmezliğine ihtiyacı çok açıktır; fakat Big Bang’in, bir başlangıçtan itibaren hiç durmayan bir değişimi gösterdiği de çok açıktır.
Yazan: GoodPoint Tarih: December 5, 2007 1:10 PM
son iki paragraf cok sakat. irdeleyelim:
"Ve bence yanılmış. Onun gibi düşünenler de yanılıyorlar. Iskaladıkları nokta, Allah’a imanın akılcı dayanakları. Bu dayanaklar, modern öncesi dönemde Aquinalı Thomas, Maimonides, İmam Gazali gibi ilahiyatçılar tarafından ele alınırdı."
sanki bu akilci dayanaklar bilinmeyen veya gozden kacirilan seyler. soz konusu tezleri, tanrinin varligi konusuna felsefi ilgi duyan herkes bilir. yani iskaladiklarini nereden biliyorsunuz? bunlardan tatmin olmamak pek ala mumkun.
ayrica, son bolumde bilim dunyasinda dine buyuk bir yonelim var gibi bir anlam cikiyor ki bu suphe goturur. en azindan, dawkins gibi karsi taraftaki insanlar, genel trendin tam ters yonde oldugunu soyluyorlar. kime inanalim? bu konuda yapilmis bilimsel bir arastirma bilen varsa bizi bilgilendirsin.
"Dinin akla indirgenemeyecek derin bir duygusal ve ruhani boyutu olduğu da kuşkusuzdur. Ama dinin akılla olan ilişkisi, bizdeki çoğu seküler aydının sandığından daha sağlıklı. Bunu görebilmek içinse biraz ezber bozmak gerek."
dogmalarla aklin ciddi bir sekilde catismadigini soyluyorsunuz yani. eger bilimadamlarinin bilimsel suphelerinin en temel dini gercekleri bile kapsayabilecegi, din adamlari tarafindan da kabul goruyorsa dediginiz dogrudur. sizin dine bakisiniza gore bu dogru olabilir. ama toplum icinde yasayan din bakalim gercekten o kadar akilci mi?
Yazan: d j Tarih: December 5, 2007 1:28 PM
Merhaba;
Yazim yayinlanmis. Tesekkür ederim.
Yazan: Anonymous Tarih: December 5, 2007 2:11 PM
@Bigalıoğlu;
Döktürüyor filan değilim, temel şeyleri aklım erdiğince anlatmaya çalışıyorum. Ülkemizdeki eğitim bu konularda adam gibi olsaydı bunları bloglarda bana yada başkasına sorma ihiyacınız olmazdı sanırım. Ve bizlerin bloglarda ele aldığı konular buzdağının tepesi bile değil. Somut çalışmalardan kaynaklı sürekli yayınlanan karmaşık görünen o makalelerin hepsinin bir anlamı var. 1-2 tane değil binlerce farklı koldan yapılan bilimsel çalışmalar buralarda konu edilen 3-5 şeye indirgenebilecek birşey değil. Dolaysıyla birçok insanın bu meseleleri, hocalardan (sağolsun adnan bey), gazetecilerden, yazarlardan öğrenmesi başlıbaşına bir problem. Eğitim kurumlarımızın hali ise içler acısı. Büyük bir yazık. Bizlerde herhalde en fazla temel mekanizmalara ve temel prensiplerde birşey söyleyebiliriz. Eğer bu konuda "bilgili" birileriyle görüşmek isterseniz bunun yeri bloglar yada benim gibi 3 ekran karşısında farklı farklı şeylerle multi-tasking yapan insanlar değil. İlginiz çok ise bir üniversitenin biyolji bölümüne yazılın bence. Eğer "yok çüş" derseniz üniversite yayınlarına yada biyoloji birliklerinin yayınlarını takip etmenizi tavsiye ederim. Popüler alana değil, bilginin üretildiği yerlere bakın yani.
Evrim nedir? biyolojik evrim için en genel tanım herhalde; bir generasyondan bir sonraki generasyona aktarılan kalıtsal materyalin zamanla değişmesidir.
Mekanizma açısından bunu şu şekilde anlatırdım kendim;
Replikasyon/kendini kopyalama var. Replikasyon memory/hafıza demek. Kendi kendine işleyen bir "sistemi" bir üst noktaya çıkartacak bilinen en önemli özellik zannedersem. Doğada kendiliğinden oluşan statik sistemlerin sadece "statik"/(aynı düzen içersinde aynı şekilde salınması), belirli bir "pattern" e takılması bu memory eksikliğindendir (ve memorynin değişebilmesi). Replikasyonla beraber ufak değişikliklerin olabilmesi birşeylerin birikmesi/acumulation özelliğini de getiriyor. Yani replikasyon ve değişim var. Sırf bu ikisinin potansiyel anlamda oluşturduğu "bağlam" sabit değildir. Noise denir. Gaz gibi düşünün. Hava gibi düşünün, havayı yüzeyi esnek ve homoyen olmayan bir balona üflerseniz havanın aldığı bir şekil olur yüzeyin belirlediği. Hava her türlü şekle girebilme potansiyelini taşıyor. Bağlamın sabit olmadığını anlatmaya çalışıyorum.
Şimdi bu tarz bir mekanizmayı, termodinamik anlamda açık bir sisteme salıverirsenin şu yada bu şekilde ortam ile bir dengeye girecektir ve karmaşıklık üretme eğilimindedir. Sürekli biçimde gerçekleşen ve "hatırlanan" ufak değişiklikler zamanla ortamla olan denge halini sürekli değiştirecektir, ama her zaman bir denge noktası bulunur.
Bu sistemlerin en önemli özelliği karmaşıkık yaratma potansiyellerinde yatıyor, açık sistemlerde doğanın böyle bir özelliği var(*). Ve bilgisayar biliminde özellike bu mekanizmaların konu edilmesi, farklı farklı problemlerin çözülmesinde kullanılması tamamen bu özelliklerinden dolayıdır. Ne tesadüf ki işe yarıyorlar. Ve karmaşıklık yaratabilme özelliği uzun zamandır artık bilinen ve incelenen birşey. "kör süreçler" diye küçümsenen bu mekanizmaların çok ilginç özellikleri var, saçma denilip geçilecek birşey değil. Prigogine e boşuna nobel ödülü vermediler....
Dedik ki bağlam dışı bir özellik sergiliyorlar, rastgele her türlü kombinasyonu içerme potaniyeli var. Seleksiyon dediğimiz şey ise "belirli" bir ortamın belirli bir bağlam/context sağlamasından başka birşey değil. Bu iki şey karşılaşırsa ortaya çıkan şey ortamla dengeli bir hal olur ve bağlam dışı olanın belirli bir "state" e indirgenmesi ile sonuçlanır, daha doğrusu seçilmesi. Her yeri dolduran bir gazı belirli şekildeki bir kaba hapsetmek gibi birşey kabaca. Gaz bağlam dışı, kap ise ona nazaran sabit/fixed birşey. Ve ortaya çıkan denge halindeki şeyi bizim "tasarım" diye soyutlamamız kendi subjektif şeylerinden başka birşey değil. "aa bak nasıl da uyumlu ortamına" deyip hayranlık duymak bizim kendi yanılgılarımız. Elbette uyumlu olacak başka ne beklenir ki zaten böyle bir istemden. Bu ilkelere dayanan modeller elbette bizim kolayca bulamadığımız problemlere çözüm bulacak ve buluyor. Evolutionary computing daha emekleme aşamasında, sadece enformasyon alanında değil fonksiyonel halleri de çıkmaya başlıyor. Yani fonksiyonel sistem dizaynı. Tamamen bu mekanizmalarla işleyen modellerin ürettiği bilginin mesela DNA ya aktarılması. Yani şu yılların "tasarım" argümanı gerçekten havada. Ve temelden yanlış bir teori kolay kolay faydalı işlerin yapılmasını sağlayacak bir ilham kaynağı olmaz.
O yüzden.., japonyada bir atık meydanında insan ürünü olan naylonu sindirebilen(ana besin olarak) bir bakterinin çıkmasına şaşmamak gerekir. Normalde başka "bağlamlarda" ölümcül olacak bir mutasyon o zaman ve mekanda ona ortamla dengede kalma şansı veriyor. Bu mekanizmalar ortamına "convergent" dir. Tamda bu yüzden optimizasyon problemlerinde çok başarılı bir şekilde kullanılıyorlar.
Kanıt için ne tarz birşeyden bahsettiğinizi bilmiyorum. Sınırlarını bizim çizip tanımladığımız matematikdeki gibi bir kanıt istemiyorsunuz sanırım. Evrim teorisi tek başına basit bir yargı gibi birşey değildir. Bütüncül olarak tek başına kanıtlayan bir kanıt olmaz. Mesela kozmik arkaplan ışıması tek başına bigbang i kanıtlamaz. Bigbang teorisinin mantıksal sonucu olan öngörüsünü destekler güçlü bir şekilde, ve bu teorinin doğruluğuna ilişkin güçlü bir veri olarak kaydedilir. Bunların birikmesi o teoriyi daha da güçlü yapar. Varolan çelişkili durumlar bile kolay kolay bigbang i çöpe gönderemez.
Evrim teorisinde de durum aynen budur üstelik önemli bir çelişki de söz konusu değildir. Örneğin teori ortak ata diyorsa, ve insanlarda 46, primatlarda 48 kromozom varsa ve bunun sonucu olan "eğer ortak-ata bu canlılar için doğru ise şunun gibi bir birleşme olmalıdır" gibi bir öngörü yapılıyorsa ve sonradan tamda bu şekilde (bazı akıllı tasarımcıların bile kabul ettiği) bir füzyon tespit edilebiliyorsa kromozomlarımızda,.. bu bunu destekleyen güçlü bir veri olur. "ehe ehe bu evrimi kanıtlamıyor ama" gibi birşey aynen bigbang için "öhö ehe kozmik ışınım bigbang i kanıtlamaz" demek gibi saçma birşey. Teoriler böyle işlemiyor. Matematik gibi tüm paradigmayı bizim kurduğumuz bir alandaki gibi ısbatlar yoktur doğa bilimlerinde. Bir teorinin görmeden birşeye işaret etmesi ve işaret ettiği şeyin gerçek çıkması bilimde çok önemli birşeydir. Bir teori daha DNA nedir bilinmeden, kendi iddialarının sonucu olan "bir şekilde canlılar arasında bilgi aktarılmasını sağlayan, bunu taşıyan bir mekanizma olmalı" gibi birşey söylettiriyorsa Darwine, buda destekleyen birşeydir. Şimdi biz alıştık tabi DNA ya, ama onun bir teori tarafından çok uzun zaman önce öngörülmüş olduğunu unutuveriyoruz. Mutayonların tamda teorinin öngördüğü gibi DNA lar üzerinde işlediğini tesbit etmemiz aynı şekilde çok güçlü verilerdir. Bir teoriye güç veren şeylerdir. Bunun gibi yüzlerce, binlerce destekleyici şey varsa, temel mekanizmaları artık deneysel olarak tespit edilebiliyorsa bu teori öyle çöpe atılacak birşey değildir. Gücü buralardan gelir. Ki biraz zahmet edersenin popüler alanda söz edilen şeylerin sadece minik bir kesit olduğunu görürsünüz. Akıllı tasarım gibi şeyler bu konuda evrim-teorisinin yanına bile yaklaşamıyor, bırakın yarışmayı, hele hele alternatif olarak görmek anlaşılır gibi değil. Bir araştırma programına bile esin kaynağı olamıyacak kadar kısır. Kitap, konferans ve propagandaya o kadar zaman ayıracaklarına iddialarını destekleyecek bir araştırma programı kursalar ya?
O yüzden bilim insanlarının neredeyse tamamının teoriyi desteklemelerini komplo teorileri ile açıklamak çok büyük bir aymazlık.
(*)tanrı doğaya bu özellikleri vermiştir ki evrim vs. olsun gibi bir iddia çok daha makul bana sorarsanız. Genome projesini yürütmüş olan inançlı Francis Collins gibiler bu şekilde yorumlar mesela. Şu saatten sonra sağlam bir şekilde evrimi yok saymak mümkün görünmüyor gerçekten.
Yazan: sinan Tarih: December 5, 2007 2:53 PM
@GoodPoint;
Yazdığı konu hakkında vakıf olmayan bir kişi bunun gibi saçma cümleler kurar. Ne Plank dan haberi var ne o bahsettiği kanunlardan, ne tekillik/singularity denen şeyin ne anlama geldiğinden haberi var. Bigbang in aşırı zorlama yorumlarla teizime çekilmesinin hiçbir dayanağı yoktur. Bigbang deki hesaplama problemi hala varolan karadeliklerde de mevcuttur, ve "her kanun yok oluyor" gibi bir durum değildir söz konusu olan. Durum başkadır. Kendiniz tartışmak isterseniz açayım, yoksa boşluğa yazı yazmak istemiyorum. Yani açmak istediğiniz bir konu varsa kendi sözünüzle birşeyler yazın bizlerde katılalım yorumlarımızla.Taslamanın bütün yazıları yanlış veri ve yorumları baz alır. Böyle komple copy-paste lere şahsen vakit ayıramam. Buraya linkini verip kendi yorumunuzu yazsanız doğrudan muhatab alınacak bir kişi olurdu karşımızda. Yoksa bende üşenmeden yorum yazmam, tonlarca copy-paste ile doldururdum ortalığı. Tartışma ve diyalogu boğan, blogculuk ile alakasız şeyler bunlar.
@DJ Dostum. Bu konularda tam bir kavram kargaşası var. Ve "ben fizikçiyim" diye ortalığa kitap salan bir sürü insan var, bunu diyebilmesi için ucundan kıyısından fizik ile ilgilenmiş olması yeterli. Fizik öğretmenlerini büyük fizikçi olarak görürler, ama Hawkings, Penrose, Edward Witten, Lee Smolin gibi önemli fizikçileri ise yanılıyor olmakla itham ederler.
H-index e göre yukarından aşağıya sıralanan fizikçilere bakın mesela. Bu teistik yorumlarda kullanılan malzemelerinin epeycesine katkı sağlayan insanlar:
* Edward Witten: = 88
* Steven Weinberg: = 40
* John Ellis: = 35
* Cumrun Vafa: = 31
* Dimitri Nanopoulos: = 30
* Nathan Seiberg: = 27
* Stephen Hawking: = 27
Fizik eğer öyle birşey diyor olsaydı bu işin en önde giden insanlarında bir eğilim beklerdik değil mi? Bir sorsunlar bakalım ne diyorlar.
Gerçek şu ki, bilimsel camianın kendisinde böyle bir eğilim yok verilerin ona işaret etmesine bağlı olarak. Kaldı ki tanrı diyenler bile "personal god" / yani insan ilişkilerine karışan, kişiliği olan, doğaya müdahale eden bir tanrı demiyorlar. Dağlar kadar fark var tanrı anlayışlarında. Einstein buna iyi örnek mesela. Hatta bu epeyce bir bölüm hristiyan bilim insanları için bile geçerli büyük oranda.
Örneğin amerikadaki hristiyan bilim insanlarının birliğine bakabilirsiniz: http://www.asa3.org/
Durdukları noktanın ne kadar farklı olduğunu görebilirsiniz. Hristiyan apologetik in bu noktaya kadar gelmesi hangi eğilimlerin oyunda olduğu konusunda bir ipucu verebilir. Özellikle yeni nesil bilim insanları içersindeki eğilim ise Mustafa beyin iddia ettiği şeyden baya baya uzaktır. Bizzat görüyorum, yaşıyorum...
Yazan: sinan Tarih: December 5, 2007 3:53 PM
Eureka,
Tamam Sinan Bey,
Anladım,
"Yaşamım boyunca bir değişim gördüm. Bu süreçte bazı konseptlere ilişkin, aman, dur, dur, bazı şeylere ilişkin konseptler oluştu. Bu konseptler elmanın yarısıydı. Hayır hayır, bu konseptler bir pizzanın donmuş hali, yok aman, bir sürecin donuk hali. Bir değişim dönüşüm var. Yoktan var olan vardan yok olan birşey yokki İLK MADDE nereden geldi diye soralım."
DA,
O zaman
İLK MADDE NEREDEN NASIL GELDİ, OLUŞTU?
Aman "İLK" demeyecektim.
MADDE NEREDEN GELDİ? NASIL GELDİ?
İLK YOKSA "Dİ" DE YOK. GELİR? OLUŞUR? GELİYOR MU Kİ HALA. GELMİŞ GİTMİŞ. BOŞ VER. ŞİMDİ ABES OLUR;
İLK MADDE PARDON
MADDE NEREDEN GELMİŞ? diye sormak...
Tarih mi ki bu "di" "du" ama değil mi? Bu fizik.
...
(Aaa, bir cevap: Demek onun için inanma evren hakkında da birşeyler söylemek istiyor, bu konuda fikir yürütme gereği hissettiriyor bize. Öyle ya inanmanın sınırını, ilgi alanını Sinan Bey belirleyecek değil ya.
"Ama matematiğin temel nitelikleri çıkıp da evren hakkında yargı/statement belirtmez"(Sinan)
E, matematiğin sınırı, ilgi alanı onun dışında, fakat inanmanınki değil. Ne yapalım şimdi?
Zaten bir türlü anlatamadım matematik örneğini NEDEN verdiğimi. Matematik ve inancın ilgi alanları, bahsettikleri konulardan çok, ikisininde diğer tüm sistemler gibi(inanmama gibi, bilgisayar gibi) bazı KABULLERE dayandığını, o kabulleri olmadan o sistemlerin olamayacağını. Bu kabullerin varlığının o sistemleri akıl dışı yapmayacağını, fakat akıl dışı olsalar bile "o kabullerin varlığının" değil, o "kabullerin tutarsızlıklarının" o sistemleri akıl dışı yapacağını söylemek istemiştim. İnanmanın kabulleri derken de dinden çıkardığımız hükümleri değil, "varlık varsa, kendiliğinden var olamazsa, bir varlığı kendisinden olan bir var eden olmak zorundadır" gibi bir kabulü olduğunu söylemiştim.
Tabi yoktan var olan, varken yok olan birşey görmediğime göre, değişim dönüşüm var, ZATEN VARDI(da nereden vardı yahu, sormadan da edilmiyor işte)
Ben aslında etrafımdaki bebekleri görüp de kendimin de bir zamanlar bebek olduğunu sanıyordum, aslında ben hiç bebek olmadım, etrafımdaki bebekleri görüp böyle bir konsept oluşturmuş olmalıyım. Benden başka herkes bebek oldu herhalde ama ben olmadım, ben de bir zamanlar bebektim derken yanılıyordum, etraftaki diğer bebekleri görüp kendimin de bir zamanlar bebek olduğunu sanıyordum, bir bebek konsepti oluşturdum, kendimin de bebek olduğunu sandım, ah, ah, hem elmalar ağaçtan yere düşmez, biri düşmüş olabilir, öbürü de düşmüş olabilir, hepsini görmem lazım, hepsi, hepsi düşmeli ki ancak o zaman inanırım... Ya ben doğmadan önceki elmalar? Aman onlara da onlar elma değildi derim olur biter. Hem bana ne ilk elma düşmüş mü düşmemiş mi? İlk yok. Amaaan(!)...
...
Hem trafik kazalarını da pembe benekli cinler yapıyor,(!)
Ben sistemler kabuller üzerine kurulur dedim, matematik kabuller üzerine kurulduğundan dolayı akıl dışı olmuyorsa, inanma da kabulleri olduğu için akıl dışı görülemez dedim,
*****Akıl dışı diyorsanız "inanmanın kabulünün(dinden insanların çıkardıkları hükümlerin değil(sahtekar evrimcileri düşünün) tutarsızlığını gösterin" derim.
Tabi pembe renkli cinler kabulü bir kabul olduğu için değil, tutarsız olduğu için saçma, akıl dışı ki bana analoji dersi veren birisinin yapmaması gereken bir hata... Tutarsızlığını söylememe gerek yok sanırım.
Fakat siz madem bu kadar iddialısınız, inanmanın yukarıda örnek verdiğim kabulünün tutarsızlığını açıklamalısınız.
Tabi değişim dönüşüm de,
İşte adam sormadan edemiyor
NEREDEN, NASIL yahu???
"İlk"i çıkardım sorumdan, "madde"yi çıkardım. Kaldı "nereden".
Şimdi aslında oluşturduğumuz konseptlerden dolayı NEREDEN dediğimiz "gerçeği(!)"ni de gözüme sokunca
ben ne soracağım?
Neyse "NASIL" var bir sürede onla idare ederiz.
Ama işte sormadan edemiyor insan
NEREDEN? NASIL?
NEREYE? NEDEN?
mustafa fatih yüce
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 5, 2007 7:27 PM
TANRI MADDESEL BiR VARLIK DEGiLDiR
MANEVÎ BiR VARLIK GÖZ iLE GÖRÜLEMEZ!
Sinan Bey,
$u gelecek sözlerin aklinizda bulunmasinda fayda görüyorum:
Peygamber de olsa, Tanri'yi getirip sizin kucaginiza koyamaz,
gözünüze sokamaz. Bilimin de bu konuda zaten eli kisadir, bi-
liyorsunuz. Cünkü Tanri, maddî veya fiziksel bir obje degil, fi-
zik ötesi bir varliktir. Mânevî bir varligin göz ile görülemeyece-
gini de iyi bilirsiniz. Var olan, fakat göz ile görülemeyen bir sey
veya kimsenin varliginin varligi da, onun belirtileriyle anlasilir.
Dumani, alevi veya isisi olmayan bir ates olmaz. Dumani görün-
ce, atesin varligini anlariz. Tikir tikir i$leyen bir evren varsa,
"onu bir yapan ve i$leten de vardir" deriz. Aklin elinden bu ki-
yaslama alinirsa, insan bir cok seyi aciklayamaz hale gelir. Bu
halde insan, dumani görür, ama "ates yoktur" demeye baslar.
I$te inanc konusunda bu kiyaslamayi yok eden ateistler de,
i$leyen bir kâinati görürler, ama "onu i$leten bir Tanri yoktur"
veya "kendikendine kurulmus, kendikendine i$liyor" derler.
Medenî dünyanin fabrikalarindan habersiz ilkel bir adamin önü-
ne i$leyen bir bilgisayar koysak ve bu bilgisayardan da o adama
hitaben: "Ey adam! Senin yaraticin benim" diye sesler ciksa, eger
gercekler o adama bildirilmezse, o ilkel kimse belki o âleti ken-
dine Tanri yapacaktir. Fakat medenî dünyanin insani ise, o bilgi-
sayarin mühendisler elinde planlandigini ve büyük bir fabrikada
yüzlerce usta ve i$ci tarafindan imal edildigini ve fabrikanin da
cok büyük bir Patronu oldugunu pek iyi bilir ve o âlete tapmaz.
Bir inancli da, Peygamberler araciligiyla kâinatin kendikendine
olusmadigini, onun bir Yaratan'i oldugunu bilir ve kâinatin atom-
larina yaraticilik vermez.
Bir bilim adami, "atomun cekirdegi vardir" der, ama onu bize
gösteremez. Bize ancak onun belirtilerini gösterebilir. Biz de bu
sekilde atomun cekirdegine görür gibi inaniriz.
Tanrinin varliginin önemli bir belirtisi de, O'nun "konusmasi" ve
"Elci göndermesi"dir. Biz de bu sekilde evrenin madde tarafindan
degil, madde vasitasiyla Allah tarafindan yaratildigini ögreniyoruz.
124 bin Peygamber de hep: "Sizin yaraticiniz ve ya$aticiniz Allah'
tir, O'ndan baska Tanri yoktur; yaratiklar Yaratici olamaz" demis-
tir. Ve Allah'tan ilham alan milyonlarca Evliya da bu Peygamber-
lerin dâvâsini daima tasdik etmis ve milyarlarca insan da onlara
inanmis ve inanmaktadir. Tabi bu inanclilar karsisinda inancsizlar
da bulunmaktadir. Fakat inancsizlarin inancsizligi veya inkâri, Pey-
gamberlerin dâvâsini gecersiz kilmiyor ve kilamaz. Bu sekilde in-
sanlar inanmaya devam ediyor.
Inancsizlar karsisinda ise bize, dâvet ve uyaridan baska birsey kal-
miyor. Nasil medeni dünyadan habersiz ilkel bir adam Newyork'un
cok i$lek bir caddesine getirilse ve: "Bak, $u lambalara dikkat et.
Kirmizi i$ikta karsiya gecersen, arabalar seni carpar. Yesil i$ik yan-
digi zaman gecmen gerekir" dese, ve o ilkel adam da medenî adami
dinlemeyip, "carpilmak da neymis" diyerek kirmizi i$ikta karsiya
gecse, elbette kendi aklina güvenen o anlayissiz adamin bir trafik
kurbani olmasi ve otomobillerin altinda ezilmesi kacinilmaz olur.
I$te Peygamberleri dinlemeyenlerin akibeti de böyledir. Bunun icin
biz Hak Elcileri: "Aman dikkat! Inanc isiginda gec, inkâr isiginda
dur. Yoksa cehennem sizi carpar" diyoruz. Bu uyariyi yapmak da,
inanc dünyasinin trafik polisleri olan bizlerin bir görevidir. Biz de
görevimizi yapiyoruz ve yaptik!...
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 5, 2007 9:27 PM
sinan bey,
""bir generasyondan bir sonraki generasyona aktarılan kalıtsal materyalin zamanla değişmesidir.""
bu kadarını yazmanız yeterliydi.
yani,daha anlaşılır bir ifadeyle,
zaman içerisinde tamamen doğal şartlar yolu ile bir canlı türünün başka bir canlı türüne dönüşmesi.
örneğin,milyonlarca yıl önce şempanzenin ortak atası doğal şartlar yolu ile evrim geçirmiş ve bugünkü maymunu ve insanı ortaya çıkartmıştır.
ve bu günümüzde bilimsel bir gerçekliktir.her ne kadar binlerce canlı türüne ait araformlara henuz ulaşılamamış ve milyonlarca yıllık canlı fosillerinin hiçbir değişime uğramamıs oldugunu görsekte...!!!
zaten biz bilimden felan anlamayız.gavur bilim adamları her seyin iyisini bilir.oyle diyorlarsa oyledir.
ama allah bana akıl fikir vermis,bende istemeden de olsa dusunuyorum iste.bir balık nasıl kerkentele olur,bir maymun nasıl insan olur.zürefa nasıl gergedan olur diye.ha bi bunların araformlarını bulabilsem sorun kalmayacak ama.yok iste yok.kusura bakmayın,ister istemez dusunuyor insan.
evrim yada doğa isini iyi yapamamıs bence,keske bizleri de diger canlılar gibi biraz aptal yapsaymıs.boyle abuk subuk seyler dusunmezdik.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: December 5, 2007 9:27 PM
Ayrıca bir "ilk" sorusunun ne kadar muğlak olduğunu kendiniz de kabul ediyorsunuz sanırım. Buralardan bir tanrı için sağlam dayanak çıkmadığını hepimiz anlayabilecek düzeydeyiz diye düşünüyorum.
@Delirüzgar;
Bunu neye dayandırıyorsunuz? Değişimi görebiliyoruz. Herhangi bir müdahale işareti de yok. Neye dayanıyor bu "sağlam" yargınız? Her zaman mükemmel işlemediğini, bol bol hata olduğunu, hastalıkların olduğunu, türlerin bile yok olabildiğini görebiliyoruz. Bu "mükemmel" vurgusu çok subjektif birşey. Referansını bizzat bu canılardan aldığı için de güvenilmez. Bu yazdıklarınız hiçbir dayanağı yok. Varsa gösterebilirmisiniz? Rastgele değişimlerle ilerleyen sistemlerin bunu yapabileceği bilinen birşey. 15-20 yıl gibi kısa bir süre gözlemlenen bakterilerdeki değişim buna delil sunuyor. Lenski diye google yapın. Bilgisayarlarda yapılan ve yapılacak olanlar bizzat bu süreçleri "imitate" ediyor. Bu konuda yapılan hangi matematiksel modeli veri alıyorsunuz? Bu "sağlam" görüşlere neye, hangi somut bilgiye dayanıyor? Hakkında düşünülmesi bile paradoxal durumlara yol açan birşeye inanmayı nasıl bu kadar sağlam ve güvenilir buluyorsunuz? Hatta ateşlere atılmaya gerekçe olacak bir "adalet" mekanizmasına nasıl aklınız çelişmeden entegre edebiliyorsunuz? Bunu edememek ceza konusu olamaz. Dediğim gibi düşünce suçu. 301 gibi, ama 301000000000[...] şeklinde. Random olduğuna kabul etmemek için herhangi bir veri yok. Aynı random davranışları basit bir bilgisayar programına yüklediğimizde tamamen aynı organize davranışı görüyoruz. OK! Demek insanı ateşe atmak zulüm değil size göre!?!? Ceza da insan toplumlarında nasıl çıkıyor ve nasıl organize oluyor hiç düşündünüz mü? Birgün vaktiniz olursa Foucault nun "Hapishanelerin tarihi" ni okumanızı tavsiye ederim. Allah yazdırıyordur :)
Yazan: sinan Tarih: December 5, 2007 10:15 PM
zaten sınav soruları birileri tarafından önceden alınmış olsaydı adil olmazdı.bunun sonucu olarak aynı sorular ve aynı şartlar herkes için geçerlidir.şöyle ki herkes akıl hastaları hariç en vasat akli ve de ilmi yeteneğe sahip olanlar ile en yüksek akli ve de ilmi yeteneği olanlar aynı sorulara cevap vermekle yükümlüdür.burada fizik aleminde(sebebler dairesinde) olup bitenler ilmi olarak açıklanabilir ,yani düşen bir taşın hangi hızla kaç saniyede düştüğü açıklanabilir.fakat aynı taş 99 defa aynı şartlarda düşerken 1 defasında da olmayacak bir hızla düşerse bunu bilim açıklayamaz.ve artık metafizik devreye girer.burdan itibaren metafizik kuralların konuşulması gayet doğaldır çünkü ilim susmak zorunda kalmıştır.mesela 1000 tank ile savunmasız birtopluluğa saldırıken birden tankların tamamının motorlarının durması ve devre dışı kalması hiç akli değildir benzin bitmedikten sonra...şimdi böyle bir olayı bilimsel olarak açıklayamamak bir zayıflık değil fakat bilimin sınırının orada tükenmesidir.zaten objektif bir tarihçi dahi şöyle biraz makro ölçekte olaylara baktığında her zaman aynı ya da benzer tecelliler(olaylar) olageldiğini görebilir.yani milletlerin varoluşları yükselmeleri ve de tarih sahnesinden çekilmeleri dahi aynı kalıptan çıkmış ürünler gibi benzer ya da aynıdır biraz çizim farklılıkları olabilir fakat hemen hemen aynıdır.
selam ve sevgilerimle
Yazan: nef'i Tarih: December 5, 2007 11:49 PM
@Hüseyin;
Peki siz bu görülemezi nasıl gördünüz de bu kadar emin şeyler yazabiliyorsunuz görünemez yoklanamaz hakkında? Bence iyi düşünün. Eğer ateş diye birşeyi görmemiş hissetmemiş olsaydınız dumanın ne olduğunu bilemezdiniz, ve ateş sonucuna varamazdınız! Ateş duman ilişkisini önceden ağlam bir şekilde gördüğünüz için bu tür yargılara varıyorsunuz. Karıştırmayalım lütfen. Anlattığınız örnekteki gibi evrene bakıp tanrı dememizi sağlayacak bir ilişkiyi görmediniz, ama görmüş gibi kesin olarak inanabiliyorsunuz. Kusura bakmayın ama, bunlar gerçekten akılda tutulmaya değecek şeyler değil. Kendi kendimizi kandırırız böyle benzetmelerle.
@Bigalıoğlu;
Evet, insan ve maymunların ortak bir atası var, kanıtlar onu gösteriyor. Az biraz biyolojiden nasibini alan bir insan bunları inkar etmenin absürdlüğe yakın olduğunu bilir. Tamda bu yüzden Akıllı Tasarımın biyolojiye kıyısından köşesinden bulaşmış insanları "çok güçlü kanıtları var" diyebiliyor ortak-ata için. Berbat bir eğitim, dini dergiler ve konuya vakıf olmayan insanlardan, harun yahya lardan öğrenirsek elbette farkına bile varmadan kolayca "hade len ordan, maymunmuyuz lan biz" diyebiliriz. Bunlar 100 yıl sonrası için, "biz niye geri kaldık" denilen tartışmalarda konu edilecek. Biyoloji dersinde yaratılış anlatılmasını savunup, modernlik, ilerilik-geri kalmışlık tartışması yapanları anlayamıyorum gerçekten. neyse...
Düşünmeniz elbette iyi birşey. Ama düşünmeye başlamadan önce kavramları da iyi öğrenmek lazım. Ara form denilen şeyi yanlış anlamışsınız. Her canlı bir araform dur. Zıplamalar şeklinde bacakları köpek, kafası kedi olan araformlar yoktur. Birbirine yakın iki araform arasında herzaman başka bir araform vardır. Bu şekilde sonuza kadar devam edip aradığını bulamazsınız.
Ama şu bulamama meselesini iyice düşünseniz! Mesela neden 1-2 milyar yıl önceden kalma insan fosilleri yok? madem bulamama dan açtınız. Neden 1 -2 milyar yıl öncesinden kalma kedi yok? neden fil yok! bunlara vereceğiniz dayanaksız "e ama şöle olmuştur!" dan başka birşey değil.
Fosil kayıtları ise sürekli bir değişimi gösterir. Basitten karmaşığa bir gidişi açık ve seçik ortadadır, yok sayılabilecek birşey değildir. Bazı türlerin belirli bir süre fazla değişmeden kalabilmesi ise çelişkili değildir. Bunlar beklenebilecek şeyler, fitness-landscape / equilibrium...
Ama milyonlarca yıl hiç değişmemiş derseniz buna bir kaynak göstermenizi dilerim.
Temel kavramları anlamaz ve yanlış anladıklarımızla düşünürsek bilimden birşey anlayamayız, yada yanlış anlarız, doğru söylüyorsunuz. Ondan sonra hep elin gavurları üretir biz anlamaya çalışırız.
Haklısınız, doğa mükemmel şeyler yapar diyen yok zaten. Tanrı işi olsa zaten bu tarz hatalı, dengesiz, kimisi aptal kimisi akıllı, kimisi deli, kimisi sakat, kimisi hasta, çift ciniyetli beş cinsiyetli, mükemmellikten uzak olmazdı yaratılan şeyler. Tamda doğadan beklenebilecek şeyleri görüyoruz.Ki bilime göstermediğiniz şeyi, hiç görmediğiniz şeye gösteriyorsunuz, bu size hiç tuhaf gelmiyor mu? Madem o kadar düşünüyorsunuz kafanızda hiç soru işareti doğurmuyor mu? Bir kavramı yanlış anlayıp, sanki eksik olan bildiğiniz birşey varmış gibi, "yok ama yok" diye salınabiliyorsunuz, ama gram kanıt sunamıyacağımız şey için "VAR ama VAR ama VAR VAAAAAR" diyorsunuz. İnsanoğlu işte...ilginç...
Yazan: sinan Tarih: December 6, 2007 4:38 AM
Muğlak(!), tuğlak
Sormadan edemiyor insan,
Nereden? Nasıl? Neden? Nereye?
Sormadan edilmiyor işte.
...
Ayrıca dönüp dönüp bakıyorum da sormadan edemiyorum yine ben de açıkladığımı sanıyordum:Matematiğin ilgi alanı onunla sınırlıdır. İnanmanın ilgi alanını, sınırını, söyleyip, söyleyemeyeceklerini siz belirleyemezsiniz ki.
Matematik ve inanmanın neler söyleyip söylemediği DEĞİL ki benim benzetmemin altında yatan, ah bir anlasanız, "dön şurayı oku" demekten vazgeçersiniz.
şu adresteki bilgileri bir inceleyin
http://tr.wikipedia.org/wiki/Belit
http://www.geocities.com/temelfelsefe/belit_nedir.html
ve
http://www.geocities.com/gizlisehir/bilim/matematik.htm
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 6, 2007 5:59 AM
"Hakkında düşünülmesi bile paradoxal durumlara yol açan birşeye inanmayı nasıl bu kadar sağlam ve güvenilir buluyorsunuz?"
Paradox nedir sinan bey? Şu anki kabullerimizle ve elimizdeki bilgilerle bile henüz anlayamadığımız bir sürü paradoxumuz yok mu? Bi zahmet google'dan meşhur paradoxları bir araştırıverin. Bu paradoxlarla nasıl yaşıyoruz sinan bey? Herbiri de bir şeyleri eksik anladığımızı, yorumladığımızı göstermiyor mu? Yani kurduğumuz bilimsel dünyanın cilveleri değil mi? Diyorum ki Allah ile ilgili bilgilerimizde eksiklikler var, tamamen anlamak için farklı bir algılama kabiliyetimizin ve daha fazla bilgimizin olması gerekir?
"Hatta ateşlere atılmaya gerekçe olacak bir "adalet" mekanizmasına nasıl aklınız çelişmeden entegre edebiliyorsunuz?"
Şöyle; 1-) Bana inanırsan ve Dediğimi yaparsan cennete.
2-) Bana inanırsan, emir ve yasaklarımı kabullenirsen ve fakat dediğim yapma konusunda sınırı fazlasıyla aşarsan Bir süre cehennemde istirahat sonra cennete.
3-) Beni tamamıyla görmezden gelirsen ve garajındaki ejderha muhabbeti çekersen ebediyen cehenneme.
Şimdi insanların yukardaki şıkları seçme hakkı var mı? Var! İnsanlar birini seçerse bu seçim onun seçimidir, Allah'ın değil. O'na da vaadini gerçekleştirmek düşer:-)
Daha doğal seleksiyonu doğru anlayan bir darwinist görmedim. Sizin Big-bangi doğru anlayan yaratılışcı görmemeniz gibi bir şey:-) Algoritmaları analiz ettiğiniz zaman gerçek durumla ilgisi olmadığını anlamanız aslında çok zor değil ama bu sizler için gerçekten zor olsa gerek. Bu konularda bir hayli tartışmalarım oldu. şimdi bu tartışmalara girecek vaktim yok(inanın ki böyle). Çok temel şeyleri bir türlü anlatamadım. Bahsettiğim şeyler basit bir kaç probability theory kuralı/hesabı ve tasarım gerçeği. Siz mühendis olarak çok rahat anlarsınız. Sizden sadece anlamaya çalışmanızı ve mutasyon+doğal seleksiyon mekanizmasının sınırlarının nasıl çizilebileceğini anlamanızı rica edeceğim şu aşamada.
Yazan: Esdeliruzgar Tarih: December 6, 2007 10:35 AM
sinan bey siz kazandınız-ancak görüşleriniz değil-,ben pes ediyorum.
büyüklerimin sözünü dinleyecegim.
büyükler ne demiş,
alim olanla tartışma,karşıdan gören seni de alim sanır.haddini bil otur yerine,sen evrim çocuğusun.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: December 6, 2007 1:31 PM
"Örneğin teori ortak ata diyorsa, ve insanlarda 46, primatlarda 48 kromozom varsa"
Birde patatesdeki kromozom sayısını söyleseydiniz, konuyu daha iyi anlardık. Karşılaştırmanın temeli yanlış olunca...
Evrimi pek anlamamışsınız birader. Evrimcilere sorarsanız 1 milyar yaşında değişmeyen fosil bulmak mümkündür. Fosillere konusunda olağanüstü bir esnekliği vardır evrimin. Ah bir bilsen evrimi çürütmek imkansızdır :-) Çünkü özünde hiç bir şey söylemiyor. O kadar generic ki nereye çeksen oraya gider! En büyük gücünü de canlılara bahşedilmiş adaptasyon yeteneğinden alıyor kanıt bazında! Gerisi hayal gücü!
Yazan: Oldumusimdi Tarih: December 6, 2007 3:11 PM
@bigalıoğlu;
Yok ben kazanmadım, böyle demekle siz kazandınız :)
@olmadıtabi;
Ben kromozom derken bir hipotezin görünürde çelişkili bir durum karşısındaki deneysel olarak desteklenen bir akıl yürütmesinden bahsediyorum. Sayılar yakın o halde benzerdir değil.
Fosil işi de zor bir iş, çıkarım bulma tasnif işi büük bir iş..ve fosil kayıtlarında herhangi bir çelişki yoktur. Değişim açıktır, ağaç ilişkisi sergileyen şeyler de tesadüfler değildir. Karl Popper da ilk zaman öyle düşünüyordu..sonra kafa yorunca baktı ki durum farklı. Evrimi çürütebilecek sayısız senarjo kurulabilir. Ama doğru olması halinde de çürütülememesi tuhaf olmasa gerek. Demek evrim birşey söylemiyor, pes doğrusu. O yüzden mi o kadar kampanya var hakkında? Generic birşey de her yere çekilebilen birşey değildir. Belirli sınırlar içersinde kapsayıcıdır.
Evrimi siz anlasaydınız değişim konusundaki söylediklerinizin anlamsız olduğunu görürdünüz.
micro evrimciler sizi :) Adaptasyon fikri nereden geldi size :)Yazan: sinan Tarih: December 6, 2007 5:23 PM
GÖRMEMEK OLMAMAYA DELIL OLMAZ!
Sinan Bey,
"TANRI MADDESEL BiR VARLIK DEGiLDiR
MANEVÎ BiR VARLIK GÖZ iLE GÖRÜLEMEZ!"
demistim. Ve siz de:
"Peki siz bu görülemezi nasil gördünüz de bu kadar emin seyler
yazabiliyorsunuz görünemez yoklanamaz hakkinda?" demissiniz.
Yazabilirim. Cünkü Tanri'dan haber getiren "Elciler" var. O Elci-
ler, Tanri'nin; ruh, hayat, i$ik ve enerji sahibi oldugunu ve O'nun
her seyi bildigini, duydugunu, gördügünü; iradesi, kudreti, seckisi,
bulundugunu; ezelî ve ebedî, ölümsüz ve dogumsuz oldugunu Ki-
taplari ile (bkz: Kur'an) bize bildirmislerdir.
"Dumani, alevi veya isisi olmayan bir ates olmaz. Dumani görünce,
atesin varligini anlariz" sözüme karsi da:
"Bence iyi düsünün. Eger ates diye birseyi görmemis hissetmemis
olsaydiniz dumanin ne oldugunu bilemezdiniz, ve ates sonucuna
varamazdiniz! Ates duman iliskisini önceden saglam bir sekilde
gördügünüz için bu tür yargilara variyorsunuz. Karistirmayalim
lütfen. Anlattiginiz örnekteki gibi evrene bakip tanri dememizi
saglayacak bir iliskiyi görmediniz, ama görmüs gibi kesin olarak
inanabiliyorsunuz. Kusura bakmayin ama, bunlar gerçekten akilda
tutulmaya degecek seyler degil. Kendi kendimizi kandiririz böyle
benzetmelerle" diyorsunuz.
Tamam, atesi görmedik. Farzedelim ki, bir bilim adami ilk defa bir
duman gördü ve "acaba bu nedir" diye merak ederken birden ve
görünmez bir yerden ates dile geldi ve bilim adamina seslenip: "Bu
gördügün duman, benim yanmamdan meydana gelen bir isarettir.
Ben, kirmizi renkte ve yakici bir varligim. $u calilari tutusturursan
beni görür ve tanirsin" dese, bilim adami da söyleneni yaptigi tak-
dirde o "ates" denen varligin ne oldugunu bilecek ve dumanin neye
isaret ettigini anlayacaktir.
Ayni bu sekilde cok merakli bir insan veya bir Peygamber de:
"Acaba benim varligimi ayakta tutan ve ya$amami saglayan bu
âlemi kim var etti veya nasil olustu" diye düsünürken ve sahibini
merak edip görmek isterken birden bir ses duyup: "Ey insan! Me-
rak ettiklerinin sahibi ve senin yaraticin ve ya$aticin Benim. Ama
Beni göremezsin. Fakat $u daga bak. O dag yerinde durursa,
Beni göreceksin" dese ve daga göründügünde dag paramparca
olsa ve o merakli kimse de bu siddetli patlamaya dayanamayip
bayilip yere düsse, artik neyin ne oldugu ve Yaratan'in göz ile gö-
rülemeyecegi anlasilmaz mi?
(Evet, ates ele avuca sigar. Fakat Tanri, bir yaratik degildir. Yara-
tik olmadigi icin de bir sekil alamaz. Sekli ve maddesi olmayan bir
varlik da gösterilemez. Sizin yarattiginiz bir bilgisayar, sizi göremez.
Ama siz ona bir göz ve akil takarsaniz, o sizi görmeye baslar. Eger
siz bir ruhanî varlik olur veya bir perde arkasina gecer veya dünya
ötesine [meselâ baska bir galaksiye] giderseniz, sizin yaratiginiz ar-
tik sizi göremez olur. Fakat siz ona dünya ötesinden bir fax ceker
veya mesaj gönderir ve telefon ederseniz, o da sizin varliginizi bilir
ve anlar; sizin görünmemeniz, yoklugunuza delil olmaz.)
I$te "duman*" hükmünde olan kâinatin da "Tanri" denen bir varliga
i$aret ettigi, bize Peygamberler vasitasiyla bildirilmis, onlar da dog-
ruluklarini, yalanci olmadiklarini, ellerindeki kitap ve mucizeleriyle
ve inkârcilarin felâketlerle tokatlanmasiyla göstermisler.
O halde bir degil, iki degil, üc degil; tam 124 bin Peygamber Tanri
ile konussa ve varligina sahit olsalar, daha Tanri'nin varligini inkâr
mümkün olur mu? Siz buna ister inanir, ister inanmazsiniz. Bu, size
kalmis bir meseledir. Inanmamakta özgürsünüz, fakat "ben gözüm-
le görmedikce Tanri yoktur" dememelisiniz. Cünkü elinizde O'nun
yokluguna dair kesin bir delil yoktur. Ve bilim adamlari da bu de-
lili size hic bir zaman veremeyeceklerdir. Cünkü onlarin da akillari
kisa ve yetersizdir.
Akil, kendi ba$ina cok $eyi bilir ve görür. Fakat her seyi bilip göre-
mez. Akil gözü, dünya ve evreni görür, ötesini göremez. Evren öte-
sini görmek icin ise, "kalp gözü" gereklidir. Akil, i$igini kalpten alir.
Kalp ise, "din" ile aydinlanir. Dinsiz (yani Hak Din'den mahrum olan)
insanin ise, kalp ve akli kördür. Kalp ve akli kör olan bir insan ise;
dünyaya nereden geldigini, nereye gidecegini ve neci olacagini bile-
mez; bitkisel ve hayvansal bir ömür gecirir ve sonunda olür gider.
"Insanî bir ya$am" istiyorsaniz, bunu Peygamberlerin mesajlarinda
ve gösterdikleri yolda bulacaksiniz. Bunun disindaki yollarda insanî
bir ya$am yoktur. Cünkü onun "insanî" oldugunu tasdikleyecek bir
makam bulamazsiniz. Kendi kabullerinizin ise bir gecerligi yoktur.
Cünkü evrenin hâkimi siz degilsiniz!
Not: (Duman*): Benim bilimsel tesbitlerime göre evren; buhardan,
buluttan, gaz veya duman'dan yaratilmistir. Yani evren "Büyük Pat-
lama" ile degil, "Büyük Buharlasma" veya "Bulutlasma" ile yaratil-
mistir. Patlamalar, bu buharlasma ve bulutlasma'dan sonra meyda-
na gelmistir.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 6, 2007 6:23 PM
efendim ben de mühendislik mezunuyum fakat aynı zamanda nötrino ve de antinötrinolardan da haberdar olabilecek düzeyde bir mühendisim.şimdi siz bana bir atomdaki proton nötron dengesizliğinin bir hata olduğunu söylerseniz ki normal elementlere oranla öyle de bakılabilir ben de size bu bir hatadan ziyade muhteşemlikdir derim.çünkü sizlerin gözünde hata olarak görülen bu olay dahi bize verilmiş bir nimettir çünkü radyoaktif elementlerin hepsinde bu dengesizlik sizce hata bence ise muhteşemlik vardır.çünkü böylece ışırlar.yani olaya bakış açısı çok önemli bir zamanlar teorik olarak nötrinolar olamaz diyenlerin şimdi cehaletlerini itiraf ederek anti nötrinoları dahi kabul etmeleri gibi birşey.nasıl diyorlar EĞİTİ ŞART..
saygı v de sevgilerimle
Yazan: nef'i Tarih: December 6, 2007 8:17 PM
@Hüseyin;
Kusura bakmayın ama bu "bize anlattılar" durumunu sizin kadar sağlam görmüyorum. Yüzlerce yıldır birileri hep birşey iddia etmiş anlatmıştır. Hepside kendisinin haklı olduğunu iddia etmiştir. Haber getiren elçiler birşey için kanıt olamaz. Bugünde var öyle elçiler, yeni yeni dinler çıkıyor. Scientology mesela..inananı da var..yarınki nesilleri de sizin gibi hararetle savunacak belki. Böyle elçilerle, aracılarla insanları işkence etme olasılığı olan bir sınav sistemi adalet mekanizması kurulamaz MUTLAK adalet adına.
Ateş örneğinizin sorunlu olduğunu kabul edin bence. Elçi yoktu ilk anlattığınızda, sonra birden kulaklarına birşey fısıldanan elçiler sokuverdiniz işin içine. Algımız dışındadır, ama elçi var :D
İnsanın kendisi birşeyin insani olduğunu tasdikleyemeyecek yani? Kusura bakmayın ama, bu görüşler delik değiş artık, savunulacak ciddiye alınacak bir tarafları yok.İnsanlık tarifiniz, ve sizden farklı düşünenlere, anlamsız kalp gözleri ile bakamadığı için hayvanlığı layık görmeniz ise bu işlerin mutlak adalet, iyilik, evren, sonsuzlukla ilgisiz olduğunu gösteriyor. Herhalde kanıtların sağlamlığından ve kalplerin aydınlanmasından dolayı bunlar; başkaları hayvan seviyesinde görülüyor, ve yakma/işkence gibi ilkel şeyler söz konusu olabiliyor. Sizinle ortak bir zeminde buluşamam. Yorumlarıma cevap verdiğiniz için teşekkürler.
@nef'i;
Güzel kardeşim meselenin mühendislikle vs. ile alakası yok. "Ben mühendislik mezunuyum da ondan dolayı dediklerim şöledir de" gibi bir vurgu yapmadım. Bu bağlamda hiç kullanmadım mühendislik kelimesini. Gayet parlak zekalı birşeylere inanan mühendis arkadaşlarım var.
İnsanoğlu bu, mükemmel de görüyor, harika da görüyor, müthiş olarak da görüyor. Fakat kendisinin bu gördüklerinin önceli olmadığını bir türlü göremiyor! Kavrama yetisinin göreceliğini de göremiyor bir türlü!
Onun için, bu subjektif yargılarımız hiç birşeye işaret etmiyor. İnsan aklının bu şeylerinin, güvenilmez olduğunu çoook defa gördük tarih boyunca.
@elif;
Ne müthiş bir EGO. İnsan gibi mübarek. Bu mudur yani :) Vallahi helal olsun... aslında bizi yakan yok, ama kendimiz ediyoruz değil mi? Kurnazca.
Düşünce suçluları içinde aynı şeyi dediler hep. "Düşünmeyiver, yazmayıver, kabul ediver sende arkadaş, devlet bu asar da keserde, kendin kaşındın" gibi bir mantıkla ne farkı var? Neden hep bu şekilde sınır durumlara geldiğimizde totaliterizm kokuları geliyor? Hiç düşündünüz mü?
Hiç sağlam değil bu şeyler.. hemde hiç!
Tekrar ediyorum, kanıt diye gösterilen şeyler ile; elçiler, kalp gözleri, o bunu dedi, şurada bu yazıyor, elektronlar ne güzel dönüyor, yüzlerce yıl önceden anlatılan şeyler hiçbir şekilde seni sonsuzluğa kadar işkenceye götürecek bir sınava konu olamaz, bu hiçbir şekilde adalet ile bağdaşmaz, en ilkelinden olsa bile.
Kaldı ki, çıkıp kesin bir mucize bile yaratsa, ve gıcık birisi inat olsun diye yinede karşı çıksa, bir tanrının bu insancıkları muhatap alıp sonsuza kadar yakması, muhatap alması..ne bileyim..çok insanca!!! Herşeyin, evrenin, doğa kanunlarının, milyarlarca milyarlarca galaksinin, bizden milyarlarca yıl öncesi şeylerin yaratıcısı bu kadar insandan beklenecek şeyler sergileyecek? Hem , anlaşılmaz, kavranamaz, edilemez tutulamaz, ama asıl işini yapmaya gelince insandan beklenebilecek düzeyde davranmasını bekleyeceksiniz?
Bu anlattığınız şeylerin aslında birer tanımlama olduğunu unutmayın. Tanımlanamaz aşkın dediğiniz şeyi, birilerinin yüzyılları aşkın bir zaman önce kalp gözleri ile görüp, ve bu "aktarılan" şeyleri alan kişilerin ve kitapların size aktardıkları şeyler ile tanımlayıp durduğunuzu bir türlü göremiyorsunuz.
Feuerbach ı anmak gerekiyor, ama formumda değilim...
Yazan: sinan Tarih: December 7, 2007 2:44 AM
"micro evrimciler sizi :) Adaptasyon fikri nereden geldi size :)"
Darwinizm'den tabiki:-) Ne o gücünüze mi gitti? Tapusunu filan almadınız umarım:-)
"Generic birşey de her yere çekilebilen birşey değildir. Belirli sınırlar içersinde kapsayıcıdır."
Sınırları çok yukardan çizersen, geniş bir sahada istediğin gibi at koşturursun ve bu atı sıkıştırmak/yakalamak mümkün olmaz:-).
Pardon fosil kayıtlarını tasarım/yaratılış olarak yorumlamanın önündeki engel nedir? Tasarım kademeli yapılır. Birden en karışık model piyasaya çıkmaz değil mi? Tasarımı/yaratılışı evrime üstün kılan, bulunan fosillerin ezici çoğunluğunun türlerin değişmez(insan ırkları gibi mikroevrimi hariç tutarsak) olduğunu göstermesidir. Geçiş fosili olarak kanıt olarak sunulan bir kaç tanesi de zorlama yorumdan başka bir şey değil.
Yazan: SimdiHiçOlmadı Tarih: December 7, 2007 8:42 AM
Sinan Bey,
Iddialariniz, sizin "zanniniz" olmaktan öte
gidemez. Zan ise, gercegin yerini tutmaz. Size,
"insaallah günün birinde Ilâhî Gercegi görür-
sünüz" demekten baska söylenecek söz kalmiyor.
Ve nihayet sözün sonuna gelmis bulunuyoruz. Ben,
simdiye kadar konusarak hep gümüs kazandim. Bun-
dan sonra da susarak "altin" ve "pirlanta" ka-
zanmak istiyorum. Size de bana da bol kazanclar!
Beni dinlediginiz icin ben de size tesekkür ede-
rim.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 7, 2007 11:21 AM
"Hem , anlaşılmaz, kavranamaz, edilemez tutulamaz,..."
Bunu bile yanlış anlamışsınız. Tamamen anlaşılabilir olmak ile kısmen ve/veya çoğunlukla ve/veya gerektiği kadar anlaşılabilir olmak farklı şeyler. Şahsen ben yeterince anlaşılır buluyorum, polemiğe girmeye gerek yok. Anlaşılır olmanın sınırlarını gerçekten çok güzel çizmiş. Ucuna kadar getirip bırakıyor! Ve biraz düşününce anlamak mümkün ama her zaman takılıp kalınacak minor şeyler hep var! Müthiş bir oyun organizasyonu!
"... Hiç düşündünüz mü?"
Evet.
"Hiç sağlam değil bu şeyler.. hemde hiç!"
Bu kadar eminseniz bırakalım herkes yoluna gitsin.
Bazen bir kaç saniyelik küçük bir eylem ömür boyu hapis cezası ile neticelenir Tamamen yok etmek ilkel bir davranıştır(idam):-) Tamamen yok olmuyorsunuz. ne güzel işte :) Hep yanıp durmak da güzel(: Bunlarda çok insansı oldu değil mi? Nasıl yani? insan algısının üzerinde şeylerle mi ifade edilmeli her şey? Tabii canım! her şey çok kozmik olmalı:-)).
Yazarken radyoda sevdiğim bir türkü çalıyordu:
Geçti dost kervanı, eğleme beni.
Yazan: Esdeliruzgar Tarih: December 7, 2007 11:28 AM
CEVAP BEKLEYEN SORULAR
$u suallerin cevabinin verilmesi gerekiyor:
1- "Big Bang" bombasini kim imal etmis ve kim patlatmistir?
2- Eger "kim yapmistir" demek akil disiysa veya böyle bir
sualin "sorulmamasi gerektigi" iddia edilirse, bu bomba ve
patlama "kendi kendine" mi olmus ve olusmustur?
3- Kendi kendine olusum nedir?
4- Böyle bir olusumu kim görmüs, kim sahit olmus?
5- Bunu "gören" ve "bilen" yoksa, o "kendi kendine olmus"
yargisina nasil variliyor?
6- Böyle bir yargi "bilimsel" midir?
Buyursun, bilenler konussun!
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 7, 2007 11:28 AM
Bence Francis Collins in son çıkan kitabını okuyun. Durduğunuz yerin ne kadar kendinden menkul olduğunu anlatıyor inançlı ve bilime vakıf bir insan olarak.
Yazan: sinan Tarih: December 7, 2007 2:01 PM
Allah'a inanamak gibi derin bir konuda tartışan herkese selamlar,muhabbetler..
kuzenimin kanser hastalığının metastaz yapması ve komada olması nedeniyle tartışmalara katılmama kararı almıştım..çok başarılı bir mühendis olarak kariyerinin zirvesindeyken genç yaşta kaybediyoruz..yazımı okuyanlar dualarını esirgemezler inşaallah..
sadece maddenin kör bir terkibi olduğumuz düşüncesiyle Tanrı var mı yok mu derken hayat saatide işliyor..hayatın hay huyundan uzaklaşıp derin düşünmek için insanın kendine zaman ayırması gerekir diye düşünüyorum..
şimdiye kadar okumaya fırsat bulamadığım Dr. Alexıs Carel'ın 'insan denen meçhul' kitabı var elimde..Nobel ödülü aldığı çalışması.okumayanlara tavsiye ederim.konuyla denk düştüğü için katılmak istedim.
çok kaba bir özetle Carel;
bugüne kadar modern bilimdeki teknik gelişmelerin insanın yapısıyla,onu bütün olarak anlamakla paralel gitmediğini bu yüzden yeni buluşların bir faydası olmadığını çünki insanların artık dağınık bilgiyi toparlayamadığını ve kendi fıtratına ters bir gidişat içinde ezildiğini ve insanı bütünüyle bilmeye yarayacak yeni ilmi anlayışların gelişmesi gerektiğinden bahsediyor..analize,analitik düşünmeye çok önem verildi..fakat sentez yapacak bilim adamları yetişmiyor.
bir bilgine gereken muhiti,ne yalnız laboratuarlar,ne yalnız cihazlar ne de mükemmel bir organizasyon temin edebilir.şimdiye kadar modern şehrin hareketliliği arasında,tefekküre dalmayı mümkün kılacak inziva adacıkları kurmaya çalışmadılar..
Carel insanı tanımayı merkeze alarak yeni bir ilim anlayışı oluşması gerektiğini söylüyor..
bir fenomenin önemi onun teknik olarak incelenebilir olmasından ileri gelmemelidir.realitenin açık ve basit olması gerekmez.realite değişik şekillerde görülebilir.
çocuğunu kaybeden bir annenin acısı,bir kanser hastasının ızdırabı,mistik bir ruhun duyduğu sıkıntı ölçülür şeyler olmamakla beraber açık birer hakikattirler.
gaipten haber verme olaylarının ölçülemediği ve tekrarlanamadığı bahanesiyle bu olayları ihmal edemeyiz.
bazı konuları ilmi araştırma sahasından çıkarmaya ve böylece onları tanıma hakkını reddetmeye götüren şeyler teknik güçlüklerdir.
nihayet bilginlerde insandırlar.devirlerinin ve çevrelerinin peşin hükümleriyle doludurlar.eldeki teorilerle izah edilmeyen şeylerin mevcut olmadığına inanmakta gönüllülük gösterirler.işte bundan dolayı insan hakkında tam bir anlayışa götürecek envanter eksik kalmıştır.
ilmi metot müşahedeye dayandığı için ölçülemeyen şeylere tatbik edilemiyor.övünme,nefret,aşk,güzellik,dindar bir ruhun Allah'a yükselişini ölçemiyor.bu psikolojik durumların maddi sonuçlarını fizyolojisini kaydedebiliyor.bu yüzden biz estetik,moral ve mistik fonksiyonları dolaylı olarak keşfedebiliriz.
entellektüel sahanın dışında hiçbir şey apaçık tarif edilemez.bir şeyin tarifinin imkansız oluşu onun mevcut olmadığını göstermez.
gemi sis içinde ilerlerken kayalar görünmez ama,mevcutturlar.zaman zaman tehdit edici şekilleri görünüverir.sonra sis tekrar üzerlerini kaplar.sanatkarların ve büyük mistiklerin hayallerinde görünüp kaybolan realitede böyledir.
tekniklerimizle sezemediğimiz,tutamadığımız bu şeyler,vukuf sahiplerine yine de görünür bir iz bırakır.ilim,tarife göre nüfuz edemediği manevi alemi bu şekilde dolaylı olarak tanır.
-------------------------------------------------
alıntı biraz uzun oldu,kusura bakılmasın..önemli gördüm.sadece ölçülebilir olanı baz alıp materyalist bir dünya kurmakda insanların hakkı tabiki..fakat bazı sıkıntılar var ki dr.Carel bu kitabı yazmış..bir yerde bir sıkıntı var..teknik geliştikçe kendimize yabancılaşıyoruz..
Sinan Bey ateist inancını oldukça başarılı bir şekilde temsil ediyor.
ateistlerin argümanları tanrıcı anlayışa sahip olanlarınkinden daha mantıklı görünür bana..(burda tartışan inançlı arkadaşları tenzih ederim..kastım bu değil).
dini gökteki bir tanrıyı memnun etmek,O'nu kızdırmamaya çalışmak gibi algılamak ciddi sorun çıkartıyor..Hz.Muhammed(as) zamanında yaşayan putperestlerin inancıda böyle birşeydi..tanrıya kurban kesmeler,putlarla Tanrıya kendini beğendirme çabaları..Hz.Muhammed(as)ın öğretisi bu inancı yıkmaya yanlışlarını göstermeye yönelikti zaten..hem bedevileri düzeltmek hemde bugünün modern insanına hitap edebilmek ancak sembolik anlatımlarla mümkündür..
eski insanların Tanrı ve cezalandırma kavramlarını algılayışları kendi dönemlerindeki ilmi kapasiteleri çerçevesinde olmuştur ve bu kadarından sorumludurlar..fakat dini derinlemesine anlayanların İslami yorumları çok daha farklıdır..o yüzden derin anlayışı olan insanlar sevgiyi ve hoşgörüyü ön plana tutarak dini yaşarlar..zahirde kalanlar ise sembollerin ötesine geçemedikleri için kaba ve haşin,sevgisiz yargılayıcı bir dini anlayışa sahiptirlerki onların kapasiteleri bu kadar olduğu için onlarıda kınamıyoruz..
Hz.Ali kendi canına kasteden haricileri cehaletlerinden dolayı mazur görür..kapasite daha derin algılamaya müsait değil.
benim anlayışıma göre(ki tasavvufi öğretiden çıkardığım kadarıyla);
Kuran'da bize anlatılmak istenen şey bir sistemin tanıtımıdır..bizim bilmediğimiz Allah'ın pek çok başka sistemi var ve her sisteminde kendine özgü kanunları var,varlıkları var..
müşahede ettiğimiz evren ve onun en önemli varlığı olan insan ve onunla ilgili meseleler Kuran'da bize tanıtılıyor..herkes ilmi kadar ve yapabildiği açılım kadarıyla bundan nasiplenir.
yaratıcının buyruklarının yapılmamasıyla insanı cehennemde ebediyen cayır cayır yakmak gibi adeta sadistçe bir durum değil anlatılmak istenen.
bir kitapta yüzme bilmeyenlerin denizde boğulacağı yazılmış ve ilerde muhakkak deniz denilen yere gidileceği ve yüzme öğrenmemiz gerektiği söylenmiş olsun.yüzme bilmeyenlerin ise bu azgın denizde çok sıkıntı,acı çekecekleri uyarısı yapılmış olsun.
bunu dikkate alanlar denizle karşılaşınca rahat ederler..çünki deniz denilen ortamın şartlarına kendilerini hazırlamışlardır..
sizin yüzme öğrenip öğrenmemeniz kitabın yazarını bağlamaz..ister öğren ister öğrenme..o seni uyarıyor sadece,bilgilendiriyor.
deniz denilen bir yer var ve burada yaşamanında şöyle şöyle koşulları var diyor..bu bilgiyi ciddiye almamanız denizi yok etmeyecektir..
teşbihte hata olmasın;
Allah,kendi sahip olduğu özelliklerini değişik derecelerde yansıtarak farklı boyutlarda farklı özelliklerini açığa çıkartmıştır.
İnsan denilen varlıkda eğer hakikatini bilirse Allah'ın esmasının mükemmel bir yansımasıdır..bunları açığa çıkartabilmesi kendi derununa yönelmesiyle mümkün olabilir..
dr.Carel'ın dediği gibi modern hayat insanı kendine yabancılaştırıyor..kendini keşf için inziva gerekir.
uzaklarda,gökte vs..güneşe aya tapar gibi Tanrıya tapınmak değil kendi özündeki yaratıcıya yönelmek ve kendi hakikatini keşfetmek için ibadet yapılır.yapılan ibadetler yüzme öğrenme alıştırmalarıdır..bizim için gerekli..
bu dünyadan farklı bir boyuta gideceğiz..oranın şartlarına dayanmak için burda yüzme öğrenmek gerekiyor.
Allah'ın zatında bulunan esmanın tecellisi olduğu için alemler(cennet-cehennem-insan-melek-hücre-atom-yıldızlar..)o esmanın gereği yerine gelecektir.
Allah'ın esmasında birbiriyle zıt kuvvetler mevcut..Rahmet yanında Gazapda var..rahmetinin tecellisiyle cennet denilen sistem oluştuğu gibi ADL ve KAHHAR olduğu içinde bu sıfatların tecellisiyle cehennem denilen boyut vücuda gelmiştir.
Allah'ın yakalayışı çok şiddetlidir..Çünki Cebbar'dır,Kahhar'dır.
insanın Allah'ın rızasını gözeterek yaptığı tüm ibadetlerin sonucunda ruhunun kapasitesini artırarak ölümden sonra yaşayacağı aleme hazırlık yapar..
ölümden sonra bir hayat olmadığına dair kesin delili olan arkadaşlar inanmayı tercih ederlerse birşey kaybetmezler..eğer biz yanılıyorsak daha anlamlı bir hayat sürmüş oluruz.. o kadar..peki ya gerçekten biz haklıysak..
orda kimse kimseye yardım edemiyor.sistemin kuralları gereği..tüm kalbimle can yeleği atmak isterdim yüzme öğrenmeyenler için:))
soğuk bir espri oldu ama ne yapalım..sistem acımasız.
Yazan: deniz Tarih: December 7, 2007 5:01 PM
@Deniz hanım, kimdi kimdi bu derken tekrar hatırlamak için bir güncelleme yapmak zorunda kaldım sizin fikirlerinde gevher bulduğunuz Alexis için. Çoktan tarihin çöp sepetine atılmış, ismi caddelerden, sokaklardan ve binalardan sökülmüş sosyal darwinist, eugenics ci (soy geliştirilmesi bilimi) bir zaat. Gaz odalarının fikir babalarından, hasta ve suçluların toplu halde gazlanmasını AÇIKCA savunmuş bir kişi,... ve bu fikirlerini uygulama şansı buldu ve daha sonra uygulandı başka yerlerde bildiğimiz gibi. 1920-30-40 larının "düşünce" ortamında pek aktif. Faşizme ideolojik malzeme, faşizmin "sağlıklı", "güçlü", "temiz" vurgularına katkı sağlamış bir kişi. Bu kadar derin ne buldunuz bu kişi de? Günümüzde ırkçı-sağcı fransız bir Le-Pen gibilerinin adını andığı bu kişiye, bazı yerlerde özellikle "bazı islamcı düşünürler için ilham verici" notu düşülmesi sizin açınızdan bir talihsizlik olmalıydı.
Şu paçavra düşünceleri savunuyor kitabında:
Günümüzün standarları için tek kelime ile iğrenç.İkincisi aldığı nobel ödülü 1900 lerin başında tıbbi araştırmaları içindir. "İnsan denen meçhul" kitabından almamıştır. Kitabında açıkca faşist ideolojiyi savunuyor, hemde daha ütopik bir şekilde. Toplumun elit bir grup tarafından yönetilmesini ve "sosyal temizlik" için gaz odalarını savunuyor açıkca. Kitabın yayınlandığı yıllardaki popülerlik, dönemin faşist düşünce akımları ile paralel. Ve kesinlikle nobel ödülü alacak orjinallikte bir yapıt değil. Birkaç eleştiri ve 2-3 sayfasını okudum...Ne diyeyim, allah akıl fikir versin. Okumak iyi birşey de, ne okuduğumuzu da anlayalım. Ve dediğim gibi, kitabın nobel ödülü ile zerre kadar alakası yok. Faşizmin hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere tavsiye edilebilir.
Zaten yapıyor insanlar bunu, illa inanç sahibi olursan yapmış olursunuz diye birşey yok. Bence faşizm ve 1900 lerin başı hakkında okuma yapınız biraz, ondan sonra Carel ve benzerlerini tekrar okuyun. Teknik den kastınız sanırım bilim. bilim ile insan yabancılaşmaz. inanç ise yabancılaşmaya çare değildir, absürd bir iddia olurdu. Yabancılaşmayı önlemek için insanın kendisini gerçekleştirmesi gerekir. Serbestce kendi yaratıcılığını ifade edip, kafasında korku olmadan özgürce düşünebilmesi lazım. Korkutmanın önemli bir öğe olduğu bir din yabancılaşmaya ilaç olamaz! Kesinlikle olamaz. Şu ana kadar en sağlam yabancılaşma analizini de başkası yapmıştır. Meselenin inziva olmadığı da çok açık ortada. "alienation" diye araştırın, kamyonlar dolusu fikir üretilmiş bir alandır. Bilgi nedir Deniz hanım? Bizler neye bilgi deriz ve nerelerden gelir? Ben insanların inançlarından başka birşey görmüyorum, ne bilgi nede uyarı. Buda bildik bir korkutma klişesi.. Siz yanılıyorsanız, asıl ve tek olan bir dünyanın geçici bir yer olduğuna inanmış olarak yaşamış olacaksınız? Bu mu daha anlamlı? Eğer kriter doğru olduğuna inanmak ise sizinkisini değerli kılan şey ne? Nedir yani bu kendi inanışlarınızı başkaları üzerine kıymetli "değerli" ve "anlamlı" kılan? Aynı şey moral değer konusunda da var. Yıllarca kendi inançlarını paylaşmayanı moral olarak bir şekilde düşük görme eğiliminde oldu bu söylem. Hala daha, "ama sen temiz iyi bir insansın, nasıl olur?" diye saçma sapan şeyler duyuyoruz. Çok sağlıksız birşey.Ben bu dünyayı tek ve biricik olarak görüp yaşıyorum. Ki dediğim gibi, bilgi olarak sınıflanacak 1 tanecik şey bile haklı olduğunuza işaret etmiyor. Diğer yanılgınız ise insanın tombala çeker gibi fikir seçtiğine inanmanız. Siz tercih etmediniz, sizi küçükten başlayarak böyle yetiştirdiler. inananların 99% için bu geçerlidir. Bu durumdan kaçamayız.
Ve bu saatten sonra keyfinize göre din değiştirip budist olamazsınız. Tercih değil yani, varoluşsal birşey. Dinlerin ceza-işkence meselesindeki en büyük problemi de burada. İnanın evrim teorisi bunların yanında halt etmiş gerçekten.
Siz tabi kendinizi güvertede güvende hissettiğiniz için, sizin gibi inanmayanların boğulacağına inandığınız için bu şekilde olduğunu zannediyorsunuz.
Ayrıca, "ya haklılarsa,..ceza?" diye bir fikir edinme biçimi olmaz. Bu düşünme ve fikir edinme denen şeye hakarettir. İnsana yakışmaz. Yine farkına varmadan korkutma, ve çomak gösterme var aslında bu şeyin ardında. "ama biz haklıysak yanacaksın haaa!"... Sonsuz bir zekanın işi değil bunlar... Hem hangsinden başlayalım? Siz birşey diyorsunuz başkası başka birşey. Hangi dinden başlıyacağız ya haklıysa diye sormaya? Tabiki sizinkisi değil mi? çünkü en doğru din sizin dininiz, çünkü dininiz öyle diyor ve siz öyle olduğuna inanıyorsunuz!?!? Dediğim gibi, bunlar pek sağlam şeyler değil. Hiç değil hatta. Bu durumu normal karşılamak için bu şekilde "yetiştirilmek" gerekiyor.
Kusura bakmayın ama, devamında yazdıklarınız da tamamen "inanç" kategorisine giriyor, hiçbir şekilde bilgi ile, nesnellik ile ilişkilenebilecek bir tarafı yok. "yazılmış","anlatılmış","denmiş"... Hepsine birşeyler yazmıştım yukarılarda.
Neden? adaletinden bir şüpheniz mi var da kurtarmak istiyorsunuz? İnsanlar kızgın ateş içinde işkence çekmesi, ölüp kurtulamadan derilerinin kaynar sularla yüzülmesi dağlanması hak ettikleri birşey değil miydi adalet gereği? Bunlara gerçekten "alışmak" gerekiyor. iyi ki küçükten alıştırmamışlar mutlak iyi!? adaletli!? sonsuz zeki!? bir varlığın bu şekilde ortaçağ zihniyeti sergileyeceğini. The Ultimate işkence. Büyük şölen, ateş ve acıdan oluşmuş kutsal şalale.Uzman işkenceciler kurbanın ölmemesi için teknikler geliştirirler, bazıları da bunu acıyı uzatmak için yapar. Eskiden yaratıcı bazı insanlar, kurbanı içi oyulmuş bir ağaç kavuğuna, sadece kafası çıkacak şekilde zincirle hapsedip aylar boyunca sürekli bir şekilde bolca beslerlermiş. Kurban en sonunda kendi foseptiği içinde eriyerek-çürüyerek ölürmüş. İnsanlar ancak bunu yapabilmiş ölümlü bir kurban ile. Hiçbir insan acıyı daha da katlamak ve katlanılmaz yapmak için ölümsüzlüğü kullanamamıştı gerçek dünyada. Ama hayal dünyasında bu "mükemmel" işkence mümkün olmuştur ve sonuna kadar kullanılmıştır. İşkencenin kutsal kadehi yani.
Cehennem anlatımlarındaki yaratıcılık gerçekten dikkate değer. Özellikle Gazali bu konuda favorim sayılır, anlatımları enfes, insanın yanası gelir.
Yazan: sinan Tarih: December 8, 2007 5:07 AM
@Sinan;
"Ayrıca bir "ilk" sorusunun ne kadar muğlak olduğunu kendiniz de kabul ediyorsunuz sanırım."(Sinan)
demişsiniz, her ne kadar "ilk" sorusunun muğlak olduğunu kabul etmesem de siz kabul ettiğim kanısına varmışsınız,
Hem sizin için sizin tezlerinizi destekleyen herşey "saçma" ve sizin tezlerinizi destekleyen şeyler "bal gibi olur". Mesela ihtimal hesapları saçma oluyor vs.
Keşke ben de sıkıştığım yerde saçma veya bal gibi olur diyebilsem(!)
...
Şimdi dönelim "ilk" mevzuuna,
Evet ben "ilk madde nasıl oluştu, nereden geldi?" diye sordukça
siz
"Dönüşen birşey var. Dönüşen birşeyin olmadığı varsayımı yapıp sorular soramazsınız bu örnekleri temel alarak. Klasik yanılgılar bunlar. Mind-trick."(sinan)
veya
"Şimdi ilk madde den kastınız ne? Bir ilk fikri nereden geliyor? İnsan oğlu yaşamı boyunca bir değişim görür. Bu süreçte bazı şeylere ilişkin konseptler oluşturur. Konseptler bir sürecin donuk halidir. Örneğin elma. Dünyaya bakarken elma koneptinin var olduğunu ve sonrada yok olduğunu görürüz. Ama bu bizim elma konsepti için geçerli sadece. Oysaki var olan ve yok olan bir madde söz konusu değildir. Yoktan var olduğunu, yada vardan yok olduğunu görmedik. Bir değişim dönüşüm var."(Sinan)
ve yine bizim sunduğumuz önerme sizce "saçma" oluyor ne idüğü belirsiz oluyor.
"Birşeyin yoktan var olduğunu nereden gördünüz ve biliyorsunuzda ilk madde diye bir soru sorabiliyorsunuz sanki öyle birşey varmış gibi? Ne bigbang böyle birşey der, ne quantum. böyle bir kanıt, bilgi olarak sınıflandırılabilecek birşey yok? dolaysıyla sorunuz ne idüğü belirsiz bir varsayımı temel alıyor. Yani cevap vermeye kalkışmak sizin muğlak varsayımını kabul etmek ile aynı şeydir."
demiştiniz.
...
Peki "bir ilk yoktur, değişim dönüşüm vardır derken"
"Evren sonsuzdan beri vardı, zaten vardı yani bir ilkinden bahsedilemez, bugün gözlemlediğimiz evrenin yaşadığı değişim dönüşüm" mü demek istiyorsunuz?
Eğer böyle ise "yine de insan nasıl sorusunu sormadan edemiyor biliyor musunuz?"
NEYSE
Eğer böyle ise bir yaratıcı yoktur diyebiliriz ama nasıl diye sormak hakkımızdır değil mi?
*****
"Evren için ilk yok, zaten vardı, sadece değişim dönüşüm var, ilk yok" diyenin, bunu mantıki bir temele oturtması lazım, hatta bilimin gösterdiklerinden başka birşeye inanmadığını söyleyen, bence "sadece pozitif bilim" diyerek yüzündeki gözü değil ama kafadaki gözü kapatan birisinin bu iddiasına BİLİMSEL BAZI AÇIKLAMALAR getirmesi LAZIMDIR.
Yoksa kendisinin de inanalar GİBİ bir ön kabulü olduğu gerçeğini kabul etmesi gerekir.(veya saçma diyerek sıyrılabilir)
*****
Ayrıca ona bunu söyleyen kişi "ön kabullerini VARLIĞININ DEĞİL(ki her sistem ön kabullere muhtaç demiştim zaten), VARLIĞININ DEĞİL, bir sistemin akıldışı olduğunu göstermek için ön kabullerini değil, o ön kabullerin mantık ve akılla çelişen yanlarını göstermek gerektiğini tekrar ederim.
...
Evet görüyorsunuz, inanmayanların bir ön kabulünü de siz ağzınızdan kaçırıverdiniz:"evrenin zaten var olduğunu, bir ilkinin olmadığını"
Öyle ya evrenin zaten var olduğunu, bir ilkinin olmadığını gösteren bir tek bilimsel kanıt var mı?
(Evet değişim dönüşüm olabilir fakat "ilki olsa" gene değişim dönüşüm olabilir, "ilki olMAsa" yine değişim dönüşüm olabilir)
Fakat evrenin bir ilki olduğunu söyleyen bazı bilimsel teoriler biliyorum ben:"Mesela big-bang"
Sürekli savunduğunuz evrim teorisi ilk maddeyi değil, ilk canlıyı açıklamaya çalışıyor. İlk madde için onun(okuduğum, duyduğum çok evrimci) yorumu da evrenin sonsuzdan beri var olduğu KABULÜDÜR. Aman Allah'ım bilimsel(!) bir teori kabul yaptı.
Tabi bu kabul bilimsel gelişmelerle değişmeli fakat değişmiyor. O hep ilk hali gibi "taze"...
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 8, 2007 8:43 AM
"Pardon fosil kayıtlarını tasarım/yaratılış olarak yorumlamanın önündeki engel nedir? Tasarım kademeli yapılır. Birden en karışık model piyasaya çıkmaz değil mi?"
demişim. Siz de demişsiniz:
"1. Bunun akılla mantıkla bağdaşır bir tarafı yok."
Mantıklı olan önce insanın/ineğin yaratılması sonra bakteri gibi daha basit canlıların yaratılması mıdır sözkonusu tasarım/yaratılış olunca.
Her yeni tasarım ürünü bir önceki ile benzerlikler taşır. Mantıklı olan sıfırdan yepyeni model geliştirmek değil. Önceki üzerine geliştirmeyi yapmaktır. Bu durum ikincisini yapanın birincisini yapamayacağını göstermez. Sadece son derece akıllı olduğunu gösterir.
Daha bugün evrimi destekleyen bir kitabı kitapçıda karıştırırken dikkatimi çekti:
Fosil kayıtlarından aradığını bulamayan bilim adamları canlıların DNA'larına yöneldiler şeklinde bir ifade vardı(birebir aynı değil). Fosillerin ezici çoğunluğu canlıların değişmediğini gösteriyorsa bu size çok şey anlatmalı.
"2. Evrim teorisinin içerdiklerinden, bu kadar bilim insanının destekleme sebebinden zerre kadar haberiniz yok."
Tabiki var! Bilimin tamamen materyalist ve pozitivist kalması gerektiği düşüncesi yüzünden evrim seçiliyor. VE ben bunun sebebini anlayabilecek kadar bu konuda hoşgörülüyüm. Bilimin neden Tanrı'yı dışlama ihtiyacında olduğu belli: Bilimsel çalışmaların durması kaygısı. Bu durum evrimi ispatlamaz. Yoksa tasarım ve evrim teorisinin bilimsellik düzeyleri aynı:)
Mutasyon/doğal seleksiyon demek sadece var olan canlılarda mikroevrim demektir. Bu mekanizmayla daha ne bekliyebilirsiniz ki? Ayrıca Collins doğru söylüyor! Sözkonusu iyi kurulmuş bir mekanizmaysa o mekanizmayı Allah kurmuştur. Kendi kendine mekanizma mı kurulurmuş hiç?
Bilimin neden Tanrıyı dışlama ihtiyacında olduğu belli: Bilimsel çalışmaların durması kaygısı.
Bu kaygı Bigbangde de kendisini gösterir. Eldeki bütün teoriler bir başlangıca işaret ediyor. Bu başlangıçtan kurtulmak için şu anki bütün bilimsel algımıza ters yeni kavramlar ortaya atılıyor(sanal zaman gibi). Bu şekilde konu geçiştirilmeye çalışılıyor. Demek istediğim şu: Şu anki bütün teorilerin/bilimsel algımızın vardığı yer belli: hiçlikten yaratılma at time t = 0. Bu sonucu konuyla ilgili dini olamayan kitaplarda üstü açık/kapalı görmek mümkün. Fakat bu sonucu açıkca ifade etmek bilimsel anlayışa ters olduğu için ve de şu aşamada her şey çok açık olmadığı için peşin peşin bir "god of the gaps" yapılmak istenmiyor. Singularity'yi açıklayacak yeni yaklaşımlara ihtiyaç var. Bilim adamları daha başka bir teori(her şey teorisi mi diyorlardı şu anda hatırlayamadım. Her şey daha basitce ifade edilebilmeli şeklinde bir yaklaşım var) geliştirmeyi ümit ediyorlar. Yeni yaklaşımlarla daha pozitivist sonuçlar elde etmeyi ümit ediyorlar! Yeni teorilerin ne getireceği bilinmez:-) Fakat kesinlikle bilimsel araştırma arzusu bitmemeli. Ve Allah inancı "God of the gaps" argümanı üzerine bina edilmemeli. En azından (Makro)Evrim teorisinden bir farkı olmalı değil mi :-)
Yazan: Oldumusimdi Tarih: December 8, 2007 4:08 PM
@Mustafa yüce bey, tırnak içine alıp bende alıntı yaparken yazdıklarımdan farklı birşey koymayın lütfen!
Konuyu çevirdiniz yine ve sorduğunuz soru anlamsız bir soru. Bunun böyle olmadığını iddia eden sizsiniz, dolaysıyla kanıt göstermesi gereken sizsiniz. İkincisi, bir düşünün, eğer yukarıdaki gibi olsa, bunu isbatlamanın bilimsel kanıtı olur mu? Öyle bile olsa ısbatlanabilir mi sizce? Ben durduğum nokta açıktır, sizin iddia ve varsayımlarınızın doğru olduğuna ilişkin elde hiçbir somut bilgi yok. Şu ana kadar birşeylerin dönüştüğünü, hiçlikten var olduğunu gözlemlemediğimizi (quantum effects başka birşey), dolaysıyla sizin sorularınızın temelsiz olduğunu söylüyorum. Evren kesin şu şekildedir, bu şekildedir gibi bir SON, MUTLAK bir iddiam yok. Ve unutmayın iddia sahibi olan sizsiniz. Ben sizin iddianızın temelsiz olduğunu söylüyorum, doğrudan sizin iddianızı temel alıyorum. Kanıt sunması gereken sizsiniz yani. Böyle bir kanıt da hiçbir zaman gösterilemedi, tanımı gereği de zaten gösterilemez! Yoklanamaz aşkın birşeyi akılcı hiçbir süreç ile bağdaştıracak bir "ilişkilenme,etkilenme" söz konusu olamaz. Sadece bizim bilmediğimiz anlam veremediğimiz şeyler olabilir. Bunlarda hiçbir şekilde birşeye "akılcı" dayanak olamaz, herhangi bir sınav ve adalet mekanizmasına konu olamaz! Saçma dediklerim bunlardır. Kaldı ki bu akılcılık iddialarının daha yolu uzun, çoook uzun hemde...varlığın böyle bir özelliği olduğunu göstereceksiniz, fizik dünya dışında. Ondan sonrada bufizik ötesinin bir kişiliği, aşkın zekası, insanlara ilgi duyan birşey olduğunu iddia edeceksiniz ve akılcılıkla bağdaştıracaksınız. Bu herkülade entiti birde destansı ceza verme mekanları kuracak ve bazı insanlar içinde sonsuz mutluluk huriler vs. ler sunacak...Bunlar ancak inanç olabilir, akılcılıkla ilişkilendiğini "zannedebiliriz" sadece. NEden illaki inancı akılcı göstermeye çalışırlar anlamış değilim.Benim sizle neyi tartıştığım belli. Ben olanı söylüyorum. Bu olan, bilgi diye ayırabildiğimiz şeylerin hiçbirisinin sizin kanıt diye öne sürdüğünüz sorulara dayanak sağlamadığını söylüyorum. Öncesi olmayan bir ilk olmak zorunda yargısını destekleyen hiçbir şey yok. Ben sizin önermelerinizi konu ediniyorum, sizden bağımsız çıkıp "ilk yoktur" gibi bir iddia ile gelmiyorum. Evren şöyledir, evren böyledir ve bu kesindir demedim hiçbiryerde. Evren hakkında şu ana kadar bildiğimiz şeyler içinde sizin "aklıcı" yargılarınızı destekleyen en ufak birşey yok diyorum. Ön kabul kurmuyorum, varolan bilgiden yola çıkıyorum. Varolan bilgi şimdiye kadar birşeyin somut ve mutlak bir şekilde "öncesiz ilk" gibi birşey ile ilişkilendiğini göstermiyor. Kaldı ki, biz evrenin içindeki şeylerden yola çıkıp birşey iddia ediyoruz. Evrenin kendisi, uzay-zaman vs. bunlar çıkarım yaptığımız şeyler ile aynı değil. Yani bu "akılcı" iddiaların dayandığı zemin gerçekten çok kaygan. İşin içine "inanç" girince de bunlar hemen sabit yanlış şeylere fix ediliyor.
Yazan: sinan Tarih: December 8, 2007 4:36 PM
sayin sinan bey,
yukarida bana ait tek bir yaziyi yazip (= wisdom, november 29) buradan kesinlikle ayrilmaya niyetliydim. fakat isi o kadar actiniz ve
Allahin bizzat "varliginin ve erdeminin ve adaletinin ve rahmetinin sorgulamasi" haline getirdiniz ki, tekrar yazmaya bir nevi "mecbur" hissettirdiniz beni.
o halde, ben de --belki kendimi tekrar biraz yineleyerek, ama bu isi en bastan ve temelden alabilmek icin-- burada oncelikle size benim Kuran'da anladigim ve tanidigim kadariyla inandigim yuce Allah ve hz. Muhammed'in tum insanliga bakis acisinda sergiledikleri temel yaklasimlarindan ve perspektiften ve buradan cikan bazi belirgin ve onemli sonuclardan bir miktar bahsederek baslamak istiyorum oncelikle:
en basta, Kuran'a gore yeryuzunde iki cesit insan grubu olmalidir. bunlardan birinci grub hz. Ademin soyundan gelip daha yeryuzune gonderilmeden once kesinlikle yuce Allahin huzurunda bulundurulmus ve kendilerinden Allahin disinda
hicbir Melegi,
hicbir Peygamberi,
hicbir Din Adamini,
Rab (= Allah adina hukum ureten Otorite 42/10)
edinmeyeceklerine dair kendilerinden kesin bir ahid alinmis insanlardan mutesekkil olmalidir.
(7.sure 172 & 3.sure 80 & 9.sure 31)
cunki yuce Allah adina erdemli ve bilgili hukumler uretebilecek tek yetkili ve yetkin merci yine yuce Allahin kendisi olarak acikca bildirilmis olmalidir Kuran'da. (42.sure 10 & 18.sure 26 & 4.sure 105 & 6.sure 114)
bunun aksini iddia edip Onun adina sahte ve cahil hukumler uretmeye kalkanlar ve bunlara uyanlar
--dine ve insanliga karsi-- buyuk bir haksizlik ve zorbalik yapmis ve yetkin olmayan sahte Rabler edinmis olarak aniliyor olmalidirlar yine Kuran'da. (42.sure 10) & (5.sure 44, 47 & 9.sure 31)
bunlardan ikinci grub ise yukarida anilan sahitlikten kesinlikle "habersiz" (= gaafilun) birakilmis ve kendilerinden kesinlikle boyle bir ahid alinmamis insanlardan mutesekkil olmalidir. dolayisiyla, bu ikinci gruba dahil insanlarin genelde yuce Allaha ve Onun dinine karsi tamamen "duyarsiz" kalacaklarina ve bu tip konulari dogal olarak kavramak, isitmek, gormek dahi istemeyeceklerine isaret edilmis olmalidir. fakat bu tip insanlarin sadece hayvansal icguduler ve --hatta onlardan daha kuvvetli bir sekilde-- ihtiraslar (= kuvvet & zeka sergileme, yeme, icme, ureme, eglenme) arzusu ile dolu olacaklarina isaret edilmis olmalidir. (7.sure 179) (not: bircok insanlar bu ayeti okurken burada bahsedilen bu tip "habersiz" insanlarin tamamen asagilandigi izlenimine kapilmaktadirlar. halbuki kanimca burada sadece gercekci ve adil --hatta evrim kuramini da burada bir miktar isin icine katarsak belki ayni zamanda tamamen bilimsel-- bir durum tesbiti yapiliyor olmalidir belki de. ve bu tip tum insanlar da bu yasam tarzlariyla yine bilerek veya bilmeyerek cogu zaman ve bir sekilde (= belki bazen bilim ve teknoloji ureterek & bazen adil sosyo-ekonomik duzenler ureterek & bazen yeme-icme, giyinme veya moda vs. ureterek vs.) yeryuzunde yuce Allahin iradesine ve butun topluma hizmet ediyor olarak anilmis olmalidirlar temelde. 29.sure 20 & 48.sure 7 & 13.sure 15 & 7.sure 26 & 36.sure 41-42...)
dolayisiyla, yukarida anilan birinci gruba dahil insanlar --ozellikle Allaha verdikleri bu ahdi bozarak Onun disindaki kimseleri (= Melekler & Peygamberler & Din Adamlari) sahte Rabler edinenler-- ahirette yuce Allahin huzurunda
"biz Senden ve Sana verdigimiz bu kesin ahidden tamamen habersizdik" (= gaafilin) argumanini kullanamayip yaptiklari kotu davranislardan dolayi tamamen ve ebediyyen sorumlu tutulacak olmalidirlar. (7.sure 172-173 & 98.sure 6)
yukarida anilan ikinci gruba dahil insanlar ise,
gercekten "yuce Allahin varligindan ve Ona verilen ahidden tamamen habersiz" (= gaafilun) birakilmis olabilecekleri icin, ahirete intikal etmeden sadece burada sonlandirilacak olmalidirlar belki de.
(not: Kuran'da "cennet" ifadesi bazen sadece burada bildigimiz "dunyevi bahceler" anlaminda ve bazen de ileride-ahirette bilecegimiz "ebedi bahceler" anlaminda kullanilmaktadir. 6.sure 141 & 98.sure 8 dolayisiyla, yine Kuran'da kullanilan "cehennem" ifadesi de bazen sadece "dunyevi corak-yerler" (= mezarlar)
ve bazen de ileride-ahirette bilecegimiz "ebedi corak-yerler" anlaminda algilanabilmelidir. buna gore neden bu ayetlerde (= 7/179 & 98/6) sirasiyla birinci ve ikinci anlamlari gorebildigimiz, belirgin bir sekilde, anlasilabilmelidir sanirim. 7.sure 179 & 98.sure 6)
dolayisiyla, yine yukarida anilan birinci gruba dahil insanlar bu dunyada yapilan test esnasinda
yuce Allahin kendisini,
Onun Meleklerini,
"bes duyulari" vasitasiyla tesbit edebilmeyi
--Onun gonderdigi Mesaja inanmak icin-- bir on sart olarak dahi isteyip taleb etme hakkina da sahip olamamalidirlar. (2.sure 55 & 25.sure 21)
cunki bu konudaki "yeterli delil" henuz dunyaya gonderilmeden once bu tip insanlara verilmis ve yuce Allahin --ve Meleklerininin-- varligi onlarin ruhlarina zaten "kazinmis" olmalidir. (7.sure 172)
fakat elbette yukarida anilan ikinci gruba dahil insanlar icin ise, yine boyle bir durum ve sorumluluk yuklenmis olmamalidir. cunki yuce Allah --ve Melekleri-- bu tip insanlarin gozunde tamamen Gizli (= ElBatin) olarak birakilmis olmalidirlar, ezelden beri. (57.sure 3 & 6.sure 101) (7.sure 172 & 179)
ve yine buna bagli olarak yukarida anilan birinci gruba dahil insanlar yuce Allahin butun evrenle olan vahiysel (bir nevi telepatik) emir-kumanda iliskisini de "bes duyulari" ile tesbit edibilmeyi dahi bir on sart olarak isteme hakkina da sahip olamamalidirlar. bu konu da yine sadece ayni sekilde insanin "bes duyusu ile algilayamayacagi" fakat gaybi olarak iman etmekle yukumlu kilinacagi "dini iman esaslari" arasinda yer almalidir. (17.sure 44 & 41.sure 11...)
fakat elbette yukarida anilan ikinci gruba dahil insanlar ise, yine boyle bir sorumluluktan da dogal olarak muaf tutulmus olmalidirlar.
cunki yuce Allahin butun evreni ve herseyi yaratmaya baslarken kullandigi "ol" emri ve bunun neticesinde evrenin kendisinin ve butun canliligin "el degmeden" ve Onun vahyi dogrultusunda --her ikisinde de yine muhtemelen evrimsel bir surec icerisinde, 21.sure 30 & 71.sure 13, 14-- olusumu konularinda bu ikinci gruba dahil insanlar butun bu olusumlari sadece bir "self organization" (= kendiliginden duzenlemeler) ve "random processes" (= kendiliginden islemler) olarak algilayacak ve daha sonra bunu dogal olarak "tabi bir iradenin tecellisi" seklinde gorecek olmalidirlar, "ilahi bir iradenin tecellisi" seklinde degil. cunki burada yukarida anlatmaya calistigim sebeblerden oturu yuce Allah kendi vahyini ve butun evrenle olan bu emir-kumanda iliskisini de yine tamamen Gizli (= ElBatin) olarak birakmayi tercih etmis olmalidir. (17.sure 44 & 41.sure 11...)
yani burada bu ikinci gruba dahil insanlar bize "eger butun bu hadiseler gercekten sizin iddia ettiginiz gibi bes duyumuz ile tesbit edemeyecegimiz "gizli bir ilahi iradenin tecellisi" olarak gerceklesiyor ise, o halde rica edin yuce Allahiniz bunu bize en azindan su sekillerde kanitlasin:
a) su an buyuk bir hizla genislemeye ve evrimlesmeye devam eden butun evreni --vahyi ile--emredip birkac gunlugune "genislemez ve evrimlesmez sabit" bir sekilde yerinde durur kilsin.
b) su an butun yildizlarda suregelen elementsel evrim surecini (hidrojen, helyum....) --vahyi
ile-- emredip birkac gunlugune durdursun, ya da tersine cevirsin.
c) yeryuzune --vahyi ile-- emredip yercekimini birkac saatligine gecersiz kilsin.
d) gezegenlere --vahyi ile-- emredip onlari birkac gunlugune yerlerinde hareketsiz biraksin, ya da aksi yonde donmelerini saglasin.
vs. gibi daha bircok taleplerde bulunma girisiminde de olabilmelidirler temelde. fakat bunlarin bize ogretilen kesin "dini cevabini" herhalde yukaridaki aciklamalardan da bir miktar tahmin edebiliyor olmaliyiz. (41.sure 12 & 17.sure 44 & 41.sure 11...
(not: yukarida anilan birinci gruba dahil olan butun insanlarin ise, buradaki maddelerde anilan, ya da bunun gibi niceleri, Allahin butun evren ve tabiat uzerindeki bu buyuk "yaratici kudret ve yonlendirmesine" de ruhsal anlamda yine bundan once, ve hatta butun evrenin yaratilis esnasinda
dahi, yine bizzat "sahid" kilinmis olabileceklerini ise, yine Kuran'da isari olarak hz. Ibrahimin verdigi ornekte --karsi taraftaki Allahin disinda sahte Rabler (= Allah adina sahte hukum ureten otoriteler & putlar 9.sure 31 & 53.sure 19-20, 43.sure 20, 6.sure 148-150) edinerek boylelikle dunyaya gonderilmeden once Allaha verdikleri o kesin ahde (7/172) vefasizlik eden bazi ortakcilara hitaben-- anliyor olabilmeliyiz sanirim. (7.sure 172 & 21.sure 56)
cok kisaca anlatmaya calistigim bu durum bu olayin birinci temel basamagi ve belki de anlasilmasi gereken en onemli ilk vasfi olmalidir.
bunu en temelde tekrar su sekilde somut olarak toparlayip mumkun oldugunca net bir sekilde soyle bir cikarim ile de ortaya koyabiliriz belki:
yani burada yuce Allah eger --sizin de bunu sorguladiginiz sekilde-- gercekten erdemli, merhametli, adaletli ve rahmetli bir Yaratici ise
(ki bundan hic kuskumuz olmamalidir) yukarida aciklanan sebeblerden oturu ve bu konuda --Kendisinin bilincli olarak yaptigini bildirdigi-- bu "gizlilik" ve buna bagli "somut-delil yetersizligi" yuzunden Kendisine
--ve Meleklerine-- ve dinine karsi tamamen "duyarsiz" kalacaklari bildirilen bu ikinci grub insanlari bir sekilde mazur gorup "Ebedi cehennem" ile degil, fakat sadece "dunyevi bir cehennem" (= corak-toprak: mezarlar) ile sonlandiracak olmalidir belki de. (7.sure 179)
not: tabi bu tip insanlar burada oteki turde adi suclar islerlerse (= cinayet, gasb, hirsizlik, dolandiricilik vs. gibi) yine burada hesabini bir sekilde mutlaka vermelidirler, bu ayri bir konu.)
simdi gelelim olayin ikinci basamagina:
yukaridaki ayetlerde anilan ve bu dunya hayatinda test edilmek icin --yuce Allahin kendisi disinda hicbir Rab edinmeyecekleri konusunda-- yaratilmis olduklari bildirilen birinci gruba dahil insanlar peki yuce Allaha verdikleri bu ahde bagli kalarak bu testten basariyla cikabilmek icin, Onu gercek anlamda nasil bulacaklardir? cunki bu testten basariyla cikabilmek icin oncelikle Onun "gercek mesajini" bulabilmek ve daha sonra sadece bu gercek mesajin icinde Onun adina ortaya konulmus olan "sozlere ve hukumlere" itibar ederek bu sekilde Onu tek Rab edinmek sart kosulmus olmalidir. (42.sure 10 & 4.sure 105 & 3.sure 80...)(5.sure 45, 47 & 9.sure 31...) bunu basaramayanlar ve bu gercek mesaj disinda Onun adina uydurulmus zorba ve cahil "sahte sozlere ve hukumlere" itibar edenler ise bu testte elenecek olmalidirlar. (... & 3.sure 80) (... & 9.sure 31) iste Kuran'a gore, yuce Allah ve hz. Muhammed tam burada su sekilde devreye girip sunu beyan ediyor olmalidirlar:
madem yeryuzunde yuce Allah adina uydurulmus
bu sekilde tonlarca "sahte ilahi mesajlar" var, ve bunlara binaen
kendilerine Melekleri (= Lat, Uzza, ve Menat ismini verdikleri ve muhtemelen disi Melekler olduklarini iddia ettikleri --ve buna binaen sembolik anlamda putlarini diktikleri-- varliklar, 53.sure 19-20, 26) sahte Rabler (= Allah adina hukum ureten Otoriteler) edinen, (43.sure 19-20 & 6.sure 148-150 & 7.sure 28)
kendilerine Peygamberleri ve Din Adamlarini (= ozellikle Isa peygamberi ve tum yahudi ve hristiyan ruhban ve hahamlari, 9.sure 31) sahte Rabler (= Allah adina hukum ureten otoriteler)edinen, (9.sure 31)
ve bu sekilde Allaha verdikleri ahdi cigneyip
--dine ve tum insanliga karsi-- haksizlik ve zorbalik yapan bircok insanlar var,
o halde, iste size gercek manada Allaha ait "gercek bir ilahi mesaji" bulup Ona yonelebilmeniz ve bu sekilde sadece bu gercek ilahi mesajin icinde Onun adina ortaya konulmus olan "sozlere ve hukumlere" uyarak Onu tek Rab edinip kurtulusa erebilmeniz icin buyuk bir delil ve kriter verilmistir:
bu Kuran sizin elinizde olan ve Allah adina uydurulmus olan tahrif edilmis kaynaklardan farkli olarak
insanlarin taklid edemeyecegi bir "edebi uslup ve kurallar" ile orulmus olarak indirilmis "tek gercek bir ilahi mesaj" olmalidir. buna binaen derhal bu mesajin size tanittigi gercek Allaha donun, elinizde bulunan uydurma ve vasifsiz kaynaklara binaen Allah adina yalan uydurup Ona verdiginiz ahdi cignemeyin. (52.sure 29-34 & 17.sure 88) (7.sure 28 & 6.sure 148-150 & 2.sure 78-79...)
tabi butun bu delillere ve "benzersiz kritere" ragmen bu mesaja kulak vermeyenler ve bunu Allah adina uydurulmus sahte bir mesaj olarak nitelendirip derhal savas acanlar ise
Rablerini inkar etmis, (67.sure 6-10)
Allaha iman etmemis, (69.sure 33-34)
kisiler olarak tanimlanmis olmalidirlar.
(not: Kuran'da daima once sadece bu Kitabta tanitildigi ongorulen gercek Allahin kudretine dair deliller (goklerin ve yerin yaratilmasi & canlilarin yaratilip yayilmasi & ruzgarlarin estirilmesi & bitkilerin yesertilmesi vs. gibi) verildikten sonra, butun bunlara binaen karsidaki --zaten Allahin varligina %100 inandiklarini beyan eden-- butun bu insanlarin bu gercek ayetlerin ve ilahi mesajin tanittigi gercek Allaha inanmasi --temelde yukarida aciklamaya calistigim benzersiz edebi uslub ve kurallar kriterine binaen-- emredilmekte olmalidir. (23.sure 84-89) & (21.sure 30-32 & 52.sure 29-34...) Allahin butun bu "kudretini" gosteren ayetlerini ve bunu en temelde destekleyen bu "buyuk kriterini" reddedenler ise direkt olarak "Allahi inkar ettiler" seklinde tanimlanmis olmalidirlar. (67.sure 6-10) yoksa butun bu ornekler ateistleri & agnostikleri Allahin varligina ikna etmek ve sonra da onlari ebediyyen sorumlu tutmak icin verilmis ornekler olmamalidirlar. bunun en temel sebeblerine daha yukarida deginmeye calistim. burada kisaca tekrar soylece yineleyeyim: cunki anlatilan butun bu olaylar yine yuce Allahin "ol" emrine binaen kesinlikle "el degmeden" Onun gizli vahyi ve daha onceden belirledigi doga kanunlarina gore derhal olmaya baslayip ve sonra yine "el degmeden" ayni sekilde devam edecegine gore (36.sure 82 & 29.sure 20 & 36.sure 37-40...), burada butun bu surecin "ilahi bir iradenin" yansimasi oldugunu gosterecek somut bir delil olmayacaktir (17.sure 44 & 41.sure 11), ve bu sebeble de bu tip insanlar dogal olarak bunu sadece "tabi bir iradenin" yansimasi olarak algilayacaklardir. bunlari "ilahi bir iradenin" yansimasi olarak algilayabilmek ve o sekilde inanabilmek icin ise, zaten ilk etapta daha onceden o Allahin huzurunda bizzat bulundurulmus ve Onun varligina ve kudretine kesin ve net bir sekilde sahid
kilinmis olmak gerekli olmalidir. (7.sure 172 & 7.sure 179)
yani burada butun bu olayi tekrar toparlayip somut bir sekilde en net olarak belki soylece ortaya koyabiliriz:
a) yuce Allah Kendisine ait olan gercek bir "ilahi mesaji" insanlara iletebilmek icin en basta Kendisi adina ortaya konulan bu mesajin icinde benzersiz "entellektuel bir kriter" ortaya koymus olmalidir. (hz. Muhammedin zamaninda bu "edebi kurallar ve uslub" seklinde kendisini gostermis olmalidir. bu cagimizda ise ancak "matematik kurallar ve uslup" ile kendisini gosterecek olabilirdi belki de boyle bir ilahi mesaj, buyuk ihtimalle. bu konuda yukaridaki ilk yazima da bir goz atabilirler dileyen arkadaslar.)
---------------
not: Kuran'da 19 mucizesi seklinde sunulan yapi
benim sahsi inceleme ve kanaatime gore kendi icinde makul ve tutarli veriler sunamamaktadir malesef, bugun elimizde bulunan saglam Kuran nushalarinda. fakat 19 mucizesini ancak Kuranin ileride baska bir boyutta ortaya cikacak baska bir "benzersiz ilahi planin" habercisi olarak dusunebilirim en fazla. (27.sure 93 & 74/26-30) bu konu cok derin ve apayri bir konu oldugu icin bu kadarla yetinip bunu burada derhal kapatmak istiyorum. bu konuyu daha derin arastirmak-tartismak isteyen arkadaslar
www.kurandaceliskiyoktur.com
sitesinde "19 mucizesi" basligi altindaki bolume girerek bu konuda orada daha detayli bir fikir alisverisinde bulunabilirler belki.)
---------------
b) elbette bu benzersiz "ilahi kriteri" gerektigi gibi inceleyip daha sonra buna binaen sadece bu mesaja yonelenler, ve sadece buradaki Onun adina uretilmis "sozlere ve hukumlere" itibar ederek bu sekilde sadece Onu kendilerine tek Rab edinenler (42.sure 10 & 4.sure 105 & 5.sure 44, 47) & (3.sure 80 & 9.sure 31) ve daha sonra burada aktarilan salih amelleri de (Allahi anmak, oruc, yoksullara yardim, insanlar arasinda baris ve merhameti saglamak, ana-babaya hurmet vs. gibi) isleyenler Allahin sevgisine ve buyuk bir mukafata eristirilmekle vadedilmis olmalidirlar. (29.sure 50-51 & 13.sure 29...)
c) butun bu sergilenen benzersiz "entellektuel kritere" ragmen yine de bu mesaja kulak vermek istemeyenler ve bildikleri eski dini yolda "ebediyyen" devam etmek isteyenler ise, yine bu dunya hayatinda diledikleri sekilde ve rahatca yasama hakkina sahip olabilmelidirler.
bu temel ilahi mesaja ve buna inananlar aleyhine zorbalik yapmayan bu tip insanlarla temelde iyi iliskiler icinde olmak yine esas olmalidir. (109.sure 1-6 & 60.sure 8) fakat ahirette ise bu tip insanlar ancak "cehennemin" (= corak-gezegen) en hafif bolgesinde "ebediyyen" (= bunun sebebini idrak edebilmek icin yukaridaki birinci
"ebediyyen" vurgusuna da tekrar dikkat edelim lutfen) kalacak olmalidirlar. bu bolgede yakmak & dovmek vs. gibi kati muameleler kesinlikle soz konusu olmamalidir. (6.sure 132)
d) bu temel ilahi mesaja hicbir yerde ve hicbir zaman soz hakki tanimayan, fakat buna inananlari
derhal katletmeye ve gasbetmeye ve yurtlarindan kovmaya ve hatta diri diri yakmaya calisan (60.sure 9 & 9.sure 8 & 85.sure 4-8) kisiler ise
bu davranislarinda "ebediyyen" devam etmeye niyetli iseler
---------------
fakat burada dahi Allahin rahmeti yine cok genis olmalidir. bu insanlar eger bu dunya hayatinda yukarida acikladigim "buyuk kriter" uzere tekrar bu gercek ilahi mesaja donmeye karar verirlerse, derhal gecmis gunahlari ve zorbaliklari toptan affedilecek olmalidir. 8.sure 38
---------------
bu takdirde ahirette de --burada bu ilahi mesaja ve inananlara karsi sergiledikleri butun bu zorbaliklara binaen-- bu yaptiklarinin tam karsiligi olarak yine "ebediyyen" (= bunun sebebini idrak edebilmek icin tekrar yukaridaki birinci "ebediyyen" vurgusuna dikkat edelim lutfen) "cehennemin" (= corak-gezegen) en agir bir bolgesinde cezalandirilacak olmalidirlar.
(85.sure 10...)
not: sn. sinan bey, bu tip bozuk teist insanlarin genelde kendi din ve anlayislarina uymayan diger
--dindar ya da ateist-- tum insanlara karsi nasil despot ve zalim olabildiklerini ve bu tip insanlari --onlara kendi kati ve zalim dini ve toplumsal uygulamalarini zorla empoze edip uygulatabilmek icin-- gerekirse her tur silah ve bomba ureterek dahi nasil Allah adina alenen dovmeye veya hatta bazen yakmaya calisabildiklerini ve hatta cogu zaman tepeden tirnaga dovup yakabildiklerini (bu arada bugunku modern hacli ordusunun kumandani buyuk bush'un ve yakip-yikici bir kisim ordusunun da kulaklari cinlatilmali belki burada bir miktar) anlatmama gerek yok herhalde. dolayisiyla, yuce Allahin bu tip bozuk teistlere ahirette gercek dine ve ahlaka ve butun insanliga bu yaptiklari zulmun ve zorbaligin aynisi olan bir cezalandirma ile karsilik vermesini cok "gaddar, kati ve adaletsiz" bir yaklasim olarak gormeyeceginizi ummak isterim.
hz. Muhammedin yasadigi donemdeki --kendisine dusman kesilen-- eski arap din ve zihniyeti veya eski katolik hacli zihniyeti gibi bir radikal-dusuncenin yonetimindeki bir yerde "ebediyyen" yasamis olma durumunda kalsaydiniz, ve orada Allah adina uygulanan butun o zalim muamelelere bizzat sahid olsaydiniz, ya da maruz kalsaydiniz, sanirim belki de yuce Allahin bu "erdemini ve adaletini ve bu tip insanlara verecegini bildirdigi bu ebedi tam karsiligini" (85.sure 10 & 98.sure 6) o kadar da yadirgamazdiniz, belki de tam aksine butun benliginizle cok hakli bulurdunuz, kimbilir....
evet, sanirim benim bu konuda size iletebilecegim
en net bilgim ve yaklasimim en temelde bundan ibaret olmalidir.
fakat yukaridaki ilk yazimda da deginmeye calistigim gibi bu konuda yapilmis daha detayli
fakat ozlu bazi aciklamalari gozden gecirmek isteyen tum arkadaslar yine www.kurandaceliskiyoktur.com adresine girerek orada ozellikle
Ateist Felsefenin Cokusu
Yaratilis ve Darwin
Evren, Bilim ve Inanc
basligi altindaki bolumleri ve oradaki tum yorumlari da bir gozden gecirebilirler.
********************
simdi de yine yukarida gozume carpan bazi enteresan! argumanlara karsi yine, bildigim kadariyla, bazi kisa cevaplar vermek isterim:
1) turkceye "sey" olarak gecen ve = "bes duyumuz ile algilayabildigimiz her tur nesne veya eylem" anlaminda anlasilan kelime aslen arapca bir kelime olmalidir. ve bu kelime "sin-ya-hemze" kokunden turetilip bunun fiil hali = "istemek" isim hali ise "isteme & istenen" anlamlarinda cokca kullanilmis olmalidir Kuran'da. dolayisiyla, turkceye cogunlukla
"Allah her 'seye' kadirdir."
diye cevrilen cumlenin arapcadan turkceye tam dogru cevirilmis hali sanirim aslinda
"Allah her 'istedigine' kadirdir."
seklinde anlasilmalidir. bu ifadeyi bu sekilde dogru anladiktan sonra, sanirim yukarida da anilan
"madem Allah her seye kadirdir, o halde kaldiramayacagi bir tas yaratabilir mi?"
sorusunun Kuransal dogru cevabi da hemen kendisini kisaca su sekilde gosterebilmelidir
umarim=
Allah hicbir zaman kaldiramayacagi bir tas (= veya Kendisini aciz birakabilecek baska herhangi bir nesne veya eylemi) yaratmak "istemez" kesinlikle.
cunki O her 'istedigine' kadirdir her zaman ve sadece,
ve O hicbir zaman boyle absurd seyler 'istemez.'
2) evet "pembe benekli canavarlar" ve bizim inandigimiz "kanatli melekler," bu olaya sadece bilimsel acidan baktigimizda (= bes duyumuz ile algilama acisindan), temelde "ayni yerde" durur gorunmektedirler. cunki bunlarin her ikisi de
gorulemezler,
isitilemezler,
tadilamazlar,
koklanilamazlar,
dokunulamazlar,
fakat benim acimdan buradaki en onemli fark su olmalidir: bizim elimizde su an bu "pembe benekli canavarlar" tarafindan bize ulastirilmis oldugunu dusundugumuz herhangi "ilahi bir mesaj" mevcut degildir, bildigim kadariyla! halbuki bu "kanatli melekler" tarafindan bize ulastirildigina inandigimiz "ilahi bir mesaj" mevcuttur. ve ben sahsen bu ilahi mesajin icindeki sagduyuyu ve "entellektuel kriteri" inceleyip degerlendirebilecek kadar bir bilgi birikimine ve anlayisa da sahib olabilmisimdir simdiye kadar umarim. dolayisiyla, eger bazi insanlarin elinde bu "pembe benekli canavarlar" tarafindan bize ulastirildigina inanilan herhangi bir ilahi mesaj varsa, ben derhal bunu inceleyip ve benim inandigim temel sagduyu ve "entellektuel kriterle" karsilastirip,
daha sonra eger gercekten buna gore bu "pembe benekli canavarlarin" getirdigi ilahi mesaj ustun cikarsa, derhal ona tabi olmaya da hazirim! (bkz. 28.sure 49) fakat bu yapilamadigi surece, sadece "kanatli meleklere" dini bir imanla bes duyu ustu (= gormeden & isitmeden ...) olarak kesinlikle iman etmeyi (2.sure 285) ve "pembe benekli canavarlara" ise sadece kucuk bir "tebessum" ile yaklasmayi tercih ederim her zaman...
not: bu cevabi yine ateist & agnostik insanlar boylece "once Allahin ya da Meleklerin varligina ikna olsunlar ve sonra da Onun bu benzersiz ilahi mesajina kulak versinler" demeye getirmek icin vermedigim herkese cok aciktir umarim. cunki ateist & agnostik insanlari daha birinci basamakta Allahin ve Meleklerin somut varligina ikna edebilecek herhangi somut bilimsel bir delilin (= bes duyu ile algilanabilir sekilde) verilmeyecegini ve bunun
--bizim inandigimiz dini perspektiften-- sebeblerini yukaridaki yazimda elimden geldigince aciklamaya calismistim. bu sebeble, daha bu birinci basamakta takilmisken, ikinci basamaga gecmeye calismanin, ya da bunu (birinci basamagi da boylelikle otomatikman atlayip-gecmeye kesin olarak sebeb olabilecek) "somut bir delil" olarak kullanmaya kalkmanin yetkisizligi & yetersizligi hususu yine hepimize cok aciktir umarim.
dolayisiyla, sn. sinan bey, sizin yukarida Ona
ve Meleklerine --somut bicimde-- inanmamak icin ortaya koydugunuz bircok --bilimsel icerikli-- gerekceleri aslinda Kuranin bize tanittigi yuce Allah zaten sizden cok daha once gorup (ve hatta bunlari bizzat ozel olarak bu sekilde Kendisi planlayip) bu --bilimsel icerikli-- somut gerekcelerinizi buna binaen buyuk oranda "mazur gorulmeye yeterli gerekceler" olarak coktan kabul etmis olmalidir bile belki de. (7.sure 172 & 179) (6.sure 103 & 17.sure 44 & 7.sure 27...)
bu sebeble, burada sizden benim bekledigim tek sey sadece dinimize ve buna bircok yonlerden temelde "gaybi" olarak inanan (temelde 7.sure 172 ayetinde bildirilen ozel ruhani sehadetten oturu) butun arkadaslara, eger mumkunse, biraz daha fazla saygi, duyarlilik, anlayis, ve karsilikli hosgoru... hepsi bu.
3) yukarida cokca degindiginiz evrim kuramina ise ben zaten, coktan beri, bircok diger dindar arkadaslar gibi, "ilahi bir iradenin tecellisi" olarak temelde inaniyorum ve destekliyorum. (29.sure 20 & 21.sure 30 & 71.sure 13-14 & 6.sure 133 & 7.sure 69...) bu konuda hem ulkemizde ve hem de diger bazi islam ulkelerinde cok degerli bazi musluman bilim adamlarinin ve hatta en ust kademedeki ilahiyat profesorlerinin dahi olumlu yonde gorus bildirmis olmalari da beni gercekten
cokca mutlu kiliyor. Allah kendilerinden ve tum salih amellerinden razi olsun. bunlarin bazilarini incelemek isteyen arkadaslar su verecegim linklere girebilirler:
http://www.yenisafak.com.tr/diziler/nasa/nasa04.html
http://www.irfi.org/articles/articles_151_200/muslim_responses_to_evolution.htm
http://www.tempodergisi.com.tr/toplum_politika/03636/
dolayisiyla, ben temelde kati evrim karsitligini sadece bir "evanjelik hristiyan saklabanligi" olarak goruyorum ve tarihe oyle gecmesini diliyorum.
nasil ki bunlarin atalari bundan onceki yuzyillarda da dunyanin evrenin merkezinde olmasi gerektigini iddia ederek (cunki onlara gore Tanrinin biricik oglu Isa elbette ancak butun evrenin merkezinde olan bir gezegende yasamis olabilirdi) bilime karsi amansizca mucadele etmislerse, bunlarin torunlari da simdi
butun insan turunun bir anda ve hokus pokus ile Tanrinin gorunumunde --asla evrimlesmez ve degisemez bir surette-- yaratilmis oldugunu ve Isa'nin da buna binaen Tanrinin mukemmel bir tecellisi olan mukemmel bir insan formunda yeryuzune gonderilmis olmasi gerektigini iddia ederek (Incil, tekvin 1/27 & yuhanna 1/14) bilime karsi 100 yildir amansiz bir mucadele veriyor olmalilar. fakat yine Allahin izniyle --belki evrim kuraminin da buradaki buyuk destegiyle-- bu acidan da yakinda husrana ugrayacaklar insallah.
3) ve son bir konu olarak suna deginmek istiyorum: eger siz "o halde, ben de --sizin iddia ettiginiz sekilde-- dunya hayatindan once bizzat Allahin huzurunda bulundurulup Onun varligina ve kudretine bizzat sahid kilinmis olmak
ve bahsedilen teste tabi tutulup bunun sonrasinda Onun yanindaki ebedi yasama girmek icin calismak isterdim. (7.sure 172) madem sizin inandiginiz bu yuce Allah dediginiz kadar erdemli ve merhametli ve adaletli ise neden beni bundan mahrum kildi?" sorusunu yoneltebilirsiniz belki.
buna cevabim kisaca su olmalidir:
eger siz gercek bir ateist ya da agnostik iseniz, zaten en basta yuce Allah ve Onun dini konusunda hicbirseyi kavramak, gormek, isitmek dahi istemiyor olmalisiniz. fakat sadece icguduleriniz dogrultusunda Ondan uzak bagimsiz ve ozgur bir hayat yasamayi tercih ediyor olmalisiniz burada. (7.sure 179) ve o Allah da insana diledigini veren comert bir Allah olarak (14.sure 34) size bu isteginizi coktan bagislamis olmalidir belki de. (7.sure 172 & 179)
fakat eger bunun aksi bir sekilde icinizde Onu aramak ve bulmak ve ebediyyen Onun yaninda olmak arzusunu tasiyorsaniz --en kucuk bir sekilde dahi olsa-- o halde siz gercek bir ateist veya agnostik olmayabilirsiniz. Allahin kapisi ve "benzersiz mesaji" size daima acik kalacak olmalidir boyle bir durumda. ve eger gercekten samimi iseniz --dini sadece insanlar arasinda maddi & manevi ustunluk edinebilmek icin cikarlari ugruna kullanmak isteyen sahte din adamlari veya yine bunlarin emri altinda dunyevi menfaat ve rahat yasama ugruna hayvanlar gibi bunlara koru korune baglanan kisilerden olmamak kaydiyla, 9.sure 34 & 25.sure 44)-- Onun yeryuzundekini "essiz mesajini" bulmaniz ve sonra buna gore bireysel ve ozgur bir sekilde bunu uygulayip Onun yaninda ve Ona sadik kalarak ebediyyen mutlu yasama sansini kazanmaniz hic de zor olmayacaktir umarim. (29.sure 50-51 & 5.sure 16...)
butun dogru sozlerim Allah'tan, butun yanlislarim nefsimdendir.
size, ve butun arkadaslara, selamlarimla.
Yazan: wisdom Tarih: December 8, 2007 6:16 PM
ALLAH KATINDA ATEiSTLERiN iNSANLIGI
NiCiN KABUL EDiLMEYECEK?
-Yaratan ve ya$atan, mülkün sahibi büyük Allah'i taniyip
O'na kul olmayi kabul etmedikleri icin.
Cünkü bu âlemde hic birsey insana ait degildir. Baskasina
ait seylerle de insan bir "kazanc sahibi" olamaz. Dolayisiyla
insan, varligina ve benligine sahip cikamaz: "Ben, beninim"
diyemez. Cünkü insan, varligini kendisi yaratmadi, kendisi
ya$atmiyor. Aksine o, yaratiliyor ve ya$atiliyor.
Bir ateist ve Tanri tanimaz ise, bu yaratilis ve ya$atilisi ya
evrene ve maddesine, ya da doga ve tesadüfe malediyor.
Fakat o maledilenler, maledenin malettiginden habersiz bu-
lunuyor! Cünkü bilincleri yok ki, ateistin iddiasina sahip cik-
sin ve onu tasdik etsinler!
Ateistler ise böyle bir tasdikten mahrum olduklari halde,
yaratilis ve ya$atilisi "Bilincli Tanri"ya degil, "bilincsiz varlik-
lar"a vermekten geri durmuyorlar. Geriye ne kaliyor? Ate-
istlerin kendi kendilerine gelin-güvey olmasi tabii!
Ama bu kalis karsisinda Allah, Kitap ve Elcileriyle onlarin
karsisina cikip ne diyor?: "Hayir! Hic birsey kendi kendinin
sahibi degildir. Her seyin sahibi Benim. Yaratis ve ya$atis
yalniz Bana aittir" diyor.
Ateistler de tabii buna inanmiyor! Peygamberlere, "siz ya-
lanci ve delisiniz" deyip, i$in icinden cikiyorlar!
I$te Allah da, onlarin bu inancsizligi dolayisiyla onlarin insan-
ligini, insaniyetligini ve iyi i$lerini hice sayiyor, kabul etmiyor.
Cünkü onlarin inancsizligi müthis bir zulüm ve haksizligi ice-
riyor. Cünkü mülkü, "hak sahibi"ne degil, hakki olmayanlara
veriyorlar.
Ateistler, kendi kendilerine kazandiklarini zannettikleri in-
sanlik, insaniyetlik ve iyilikciliklerinden dolayi kendilerini
"iyi insan" olarak görebilirler. Fakat bu görüslerini tasdik
edecek "Tanri" gibi cok yüksek ve ebediyetli bir mercileri
olmadigi icin, onlarin o görüsleri havada kaliyor, kiymet-
sizdir. Evet, bazi insanlar, onlarin "iyi insan"ligini onaylaya-
bilir ve kiymet verebilirler. Fakat o insanlar mülkün "gercek
sahibi" olmadiklari ve "fânî varliklar" olduklari icin, ateist-
lerin insanligi da neticesiz kalir. Bu da, onlarin insanliginin
"hiclige" inkilâp etmesi demektir.
Tabii Allah katinda bu hiclik; ta$, odun ve $eytanlik olarak
kabul görecek ve atese atliacak, ateistler de böylece "müeb-
bed hapsi" hak etmis olarak cezalarini cekeceklerdir.
Neden böyle olacak?
Cünkü: "Mülkü, gercek mülk sahibi olan Allah'a vermedik-
leri" ve "izinsiz tasarrufta bulunduklari" icin!
Demek "iyi insan" olmak icin önce "inanmak" gerekiyor. I-
nanc olmadan iyi insan olmak mümkün olmuyor, gecersiz
kaliyor. Insanin insanligini "gecerli" kilacak tek vasita: "E$i,
ortagi, oglu ve kizi olmayan tek Allah'a iman"dir. Iman, pa-
radaki "mühür" gibidir. Bu mührü kazanan, insanligi kazan-
mis olur. Kazanmayan, mühürsüz para gibi "gecersiz" kalir.
Bu gecersizligi "gecerli" kilacak bir madde, bir evren, bir
evrim ve bir raslanti da bulunamaz.
I$te bunun icin ateistler, "gecersiz insanlar"dir. Gecersiz in-
sanlar ise, hayvanlik mertebesini dahi kazanamazlar. Cünkü
hayvanlar, "kendilerinden bir üstteki" insanlara hizmet eder-
ler. Gecersiz insanlar ise, "kendilerinin üstündeki" Allah'a
iman ve ibadet etmeyi kabul etmeyerek, "kâinatin sömürü-
cüsü" yani "mânevî emperyalist" olurlar.
Öyle ise ey insanlar! Kendinize önce, insanliginiza gercek-
lik ve cennet fiati kazandiracak bir inanc ve Ilah bulun. In-
sanliginizi, hiclige ve atese düsmekten koruyun. Aradiginiz
inanc ve Ilah, Kur'anda mevcuttur.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 8, 2007 6:38 PM
Merhaba;
Tartışma bayağı bir ilerlemiş ve güzel bir şekilde devam ediyor. Yukarıdaki yazılara bakıyorum da Sinan Bey oldukça güzel cevaplar vermiş çoğu konuda. Görüşlerim Sinan Bey'inkilere yakın.
Yukarıda da sıkça değinildiği gibi şu "ceza verici" tanrı meselesi kanımca inananlar tarafından kolay bir şekilde benimsenecek bir şey değil. Zira eğer benimseyecek olsalar zaten dinden çıkarlardı. İnsan bir kere, ya nasıl olur da böylesine kudret sahibi bir varlığın (düşünün ki koca evreni yaratmış, hem de yoktan!) kendi yarattığı kulları arasında kendisine inanmayanları pek abes, pek insanlıkdışı bir şekilde, hem de sonsuza dek cezalandırması nasıl kabul edilebilir, diye sorduğunda zaten dinden çıkmıştır. Dolayısıyla inananların böyle bir tanrıyı sorgulamalarını bekleyemeyiz.
Robin LePoidevin'in dediği gibi ("ateizm" adlı kitabın yazarı) "ordunun kuralları askerler için geçerlidir". Evet, bir dinin kuralları o dine mensup kişiler için geçerlidir pek tabii olarak ve aynı zamanda o dinin temel argümanları da o dine inanan kimseler için anlam kazanmaktadır. Bir kere o dine inandınız mı o dinden çıkmak o kadar kolay olmayacaktır. Zira din öylesine sağlam bir mantık yapısına sahiptir ki, kendi içinde o dini çürütmek imkansızdır (mantıken yani). Kuran'da şu türden ayetlere çok sık rastlanır: "Allah dileseydi onları doğru yola sokar, gözlerindeki perdeyi indirir ve kalplarindeki mührü açardı." Bu ayeti (ayetin orjinal hali değildir, aklımda kaldığı kadarıyla) iyi analiz edin. Ne diyor, Allah dileseydi, diyor. Şüphesiz ki çok mantıklı bir argüman bu. Allah dilediğini yapabilme serbestliğine sahiptir. İnananlar Allah dilediği için inanmakta, inanmayanlar Allah dilemediği için inanmamaktadır. Ne var ki, bu yargıyı yanlışlayacak ayetler de buluruz Kuran'da. Zira Allah insana akıl vermiştir ve seçimini bu aklı kullanarak yapar. İnanan bir insan, aklını kullanıp, kendi seçimi sonucu inandığını söyleyecektir. Doğal olarak, inanmayan insanların da aklını kullanıp inanmaları gerektiğini düşünecektir. Ne yazık ki, bu durumda bir çelişkiye düşecektir. Diyecektir ki, ya nasıl olur da varlığı apaçık belirli olan Allah'a iman etmezler, O'nun verdiği aklı kullanıp O'na inanmazlar... Bu durumda az önce sözünü ettiğim türdeki ayetler yardımcı olacaktır. Bu sefer diyecektir ki, Allah dileseydi onları doğru yola getirir, gözlerindeki perdeyi indirir, kalplerindeki mührü açardı... Kendisinin kuvvetle inandığı bir varlığın diğer insanlar tarafından kabul edilmeyişi, yine kendisinin kuvvetle inandığı o varlık sayesindedir, eğer o varlık dileseydi onları imana getirirdi. Dikkat ederseniz inanan kişinin inancı böylece iyice pekişmiş oluyor. Bir yandan kendisi aklını kullanıp O'na inandığını söylüyor, öte yandan inanmayanların yine O'nun lütfu gereği inanmadığını söylüyor. Bir forumda bir yorumcunun şöyle dediğini hatırlıyorum: 'Siz iman etmeyenler, Allah'ın bizim için sunduğu imtihan ortamında sadece birer ibretlik figürsünüz.' Bu arkadaşı samimi bir şekilde düşüncelerini dile getirdiği için tebrik etmek isterdim. Doğru söze ne demeli ki, acaba bir kişi dahi çıkacak mı bu söze karşı olan. Sanmıyorum.
Kendi döneminde bir devrim yaratmış olan Muhammed, kitabında çok zekice bir mantık kullanmış. Şüphesiz ki o bir dahi. Bir lider, bir bilgin ve şüphesiz ki takdir edilecek bir insan, zira milyonlar onun öğretisinin peşinden gidiyor (diğer inisiyeleri ya da peygamberleri unutmamak gerek bu arada). Muhammed, inananlar için kutsaldır. Allah'ın elçisidir çünkü. O yüzden önemlidir ve saygıyla anılır. Ama İslam'a inanmayanlar için de şüphesiz ki büyük ve saygı duyulan bir insandır. Örneğin bir dinsize göre en büyük dinsiz aslında peygamberlerdir. Benim için Muhammed en büyük dinsizlerden biridir (umuyorum ki bu yorumlarım bir hakaret olarak alınmaz, zira burada "dinsiz" derken küfretmediğim açıkça belli). Büyük bir olasılıkla kendisinin yakın çevresi de bu dinsizler arasındaydı. Zira dinler insan eseriyse bu durumda o dinlerin kurucuları aslında (eğer o din vahyi içeriyorsa) gerçeğin pekala iyice farkındadır. Tanrı'ya inanmadıklarını söylemiyorum, kendi kurdukları dinin Tanrı'nın eseri olduğuna inanmadıklarını söylüyorum. Pek doğal olarak.
Son paragraftan anlaşılacağı gibi dinler ve onların kurucuları hafife alınacak, önemsiz şeyler değildir. Dinleri, Tanrı'yı ve ilgili başka şeyleri anlamanın başka yolları da vardır. Robin LePoidevin şunu da söylemişti kitabında: "Ateizm de bir dindir!"
Bu arada lütfen, bu yazıyı destekleyici olması bakımından, yukarıda yazdığım diğer yazıları da gözden geçiriniz. Özellikle "hileci tanrı" hikayesini. Şimdilik bu kadar.
Saygılar
Emre ÜNVER
Yazan: emre ünver Tarih: December 8, 2007 8:06 PM
Sinan Bey,
"...tırnak içine alıp bende alıntı yaparken yazdıklarımdan farklı birşey koymayın lütfen!"(Sinan)
Bu çirkin bir suçlama ki dönüp yorumumu 3 defa tekrar okudum fakat sizden alıntı yaptığım yerlerde isminizi eklemişim parantez içerisinde (Sinan) şeklinde. Yani sizden alıntı yaptığım yerler belli oluyor, """onun dışında""" tırnak işaretini kullandığım yerlerin ***sizden alıntı olmadığı anlaşılıyordur***. Tırnak işaretinin nerelerde kullanıldığı veya nerelerde kullandığımı açıklamama gerek yok sanırım. Yine de tutamadım kendimi açıklayacağım: önemini belirtmek istediğim, cümle içerisinde cümlenin bir öğesini bütün halinde belirtmek istediğim zaman, vurgulamak istediğim bir ifadeyi öne çıkarmak için, mecazi anlamlarda vs.
Yani kullandığım tüm tırnaklar alıntı maksadıyla değil, alıntı olanların sonuna kimin sözünden alıntı yapıyorsam adını (rumuz) şeklinde yazıyorum,
Dikkat ederseniz bazı tırnakların sonunda (Sinan) şeklinde birşey yok. Onlar benim sözlerinizden anladığım özetler vs.
Aslında hangi tırnakta takıldığınızı söyleseniz açıklama yaparım,
mustafa fatih yüce
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 8, 2007 8:54 PM
Sinan Bey,
Ayrıca ne haddimize düşmüş bizim sizin önermelerinizi "konu etmek", siz bizi şereflendiriyorsunuz(!) bizim önermelerimizi konu ederek(!)
Hem herşeyi ispatlaması gereken de biziz. Sizin bir iddianız yok. Sadece inanmıyorsunuz. Öyle mi?
Birşey sorarsam hep anlamsız oluyor. Ya da herşeyi cevaplandırdığınız gibi bir iddianız olmadığını duyuyorum. Öyle mi?
...
Sizi daha iyi anlamak için şunu sormak istiyorum,
Aşağıdaki numaralı seçeneklerden hangisi sizin için tam uygun.
(1)"Evrenin bir ilki, başlangıcı vardır"
(2)"Evrenin bir ilki, başlangıcı yoktur"
veya
(3)Yukarıdaki (1) önerme için henüz bir bilimsel kanıt yok, fakat ispatlanması mükün
(4)Yukarıdaki (2) önerme için henüz bir bilimsel kanıt yok, fakat ispatlanması mümkün
veya
(5)Yukarıdaki (1) önerme zaten bilimsel yolla ispatlanamaz
(6)Yukarıdaki (2) önerme zaten bilimsel yolla ispatlanamaz
veya
(7)Yukarıdaki (1) önermenin bilimsel kanıtı var(Belirtiniz:...)
(8)Yukarıdaki (2) önermenin bilimsel kanıtı var(Belirtiniz:...)
(9)Diğer.(Açıklayınız:...)
Şimdi soruyorum(sizi anlamak için, sizi tam anlayayım ki cevap verebileyim, yani sizi kapana almaya çalışıyorum tabiri caiz ise)
Yukarıdaki (8) seçenekten başka ihtimal varsa (9) seçenekteki gibi açıklayın,
1'den fazla seçenek de seçebilirsiniz,
Evet yukarıdaki seçeneklerden hangisi sizin için en uygunu değil, tam uygunu.(Diğer seçeneği de mevcut)
...
mustafa fatih yüce
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 8, 2007 9:55 PM
"Bilimin neden Tanrıyı dışlama ihtiyacında olduğu belli: Bilimsel çalışmaların durması kaygısı."
@oldumusimdi,meseleyi cok guzel kavramıssınız.ve cok guzel ifade ettiniz.
buradaki asıl mesele,evrimin gercekligi veya akıl-mantık dısılıgı degil.bilim adamlarının cekinceleri.amac su,evrim yasatılmak zorundadır.butun bilimsel bulgular bunun tersini gosterse de.
sinan bey,akıllı,bilgili ve tartısma kulturu oturmus bir evrim savascısı.bu kadar insan ona laf yetistirmeye calısıyor.herkes onun haksız oldugunun farkında,o da biliyor ama...
bu biraz ego tatmini,yılların yanılmıslıgının verdiği ızdırabın azaltılması cabası.
soylede ornekleyebiliriz,siz bir olay yasamıssınızdır,suclusunuzdur.ancak iyi bir avukat tutarak olaydan sıyrılırsınız.
sonuc,gercekte suclusunuz,ancak avukatınız sayesinde dısarıdasınız.
avukatlar bilim adamları,suclu evrim.evrimi dine karsı korumak gerek.bir sekilde evrimi bilime uydurmak icin degisik cabalar sarfedilecek gelecekte de.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: December 8, 2007 10:02 PM
Sayın Oldumuşimdi;
Demişsiniz ki:
"Bilimin tamamen materyalist ve pozitivist kalması gerektiği düşüncesi yüzünden evrim seçiliyor."
Doğru demişsiniz. Size katılıyorum. Pozitivizm kabaca nedir, olguların yine olgularla açıklanmasıdır. Burada olgulardan kasıt, önermelerin bilimsel olarak açıklanabilir, yani indirgenebilir, işevuruk olarak tanımlanabilir ya da test edilebilir olmasıdır. Açıklamaya çalıştığınız bir fenomeni açıklarken, yine açıklanabilir fenomenler kullanmanız gerekmektedir. Dolayısıyla evrim teorisi bilimsel tek teoridir. Oysa ki, akıllı tasarım açıklanmaya muhtaç bir olguyu yine açıklanması gereken bir olguyla açıklamaya çalışıyor -ki buna bilim diyemeyiz (ya da pozitivist bakış açısı). Eğer siz bilimin pozitivist çizgiden (pozitivizm materyalizmin bir uzantısıdır bu arada) ayrılması gerektiğini söylüyorsanız, yani yetersiz olduğunu iddia ediyorsanız size katılabilirim. Ama bundan sonra hangi çizginin benimseneceği önemlidir. Pozitivist çizginin yerine sunduğunuz model pozitivizmden daha mı açıklayacı ya da başarılı? Eğer pozitivist çizgi yerine örneğin akıllı tasarım modelinin temelinde yer alan mantığı koyarsanız bunu kabul edemem. Çünkü daha açıklayıcı değil, kaldı ki ortaya başka problemler sokuyor (parsimoni ilkesini hatırlayınız). Şu anda görünen o ki en açıklayıcı ve doğal olarak en işe yarar bakış açısı pozitivistik bakış açısıdır. Bunun dışındaki bakış açılarının pozitivizmden daha üstün olması gerekir. Eğer varsa böyle bir yöntem elbette o yöntem benimsenecektir. Aksi taktirde pozitivist açının başarısının altında kalan akımlar "bilim" tanımından uzak kalacaktır. Bilimi bağlamından koparacaktır.
Umuyorum bu açıklama yeterli olmuştur. Zira bilim insanlarının evrim teorisini desteklemeleri bilimden sapmak istemedikleri, bir başka deyişle bilimin moda akımı olan pozitivist akımdan sapmak istememeleri nedeniyledir. Kuşkusuz ki diğer kuramlar için de bu geçerlidir.
19. yy'da evrim teorisinin yanı sıra "ayrı yaratılış teorisi" vardı. Bilirsiniz. O zamanlar daha çok sayıda bilim insanı bu teoriyi savunuyorlardı. O dönemlerde bu teori bilimseldi. Yine aynı dönemlerde ise pozitivizm gelişmekteydi ve 20 yy'da artık neredeyse tüm kuramlar pozitivist bakış açısının sınırları içinde değerlendirilmeye başlanmıştı. Kim bilir, ileride bir dönemde pozitivist ekolün daha da ilerisinde bir görüş benimsenir ve belki de o görüş açısından "evrim teorisi" bugunkü haliyle kabul edilmez. Bunu zaman gösterecek.
Sonra şöyle demişsiniz:
"Bilimin neden Tanrı'yı dışlama ihtiyacında olduğu belli: Bilimsel çalışmaların durması kaygısı. Bu durum evrimi ispatlamaz. Yoksa tasarım ve evrim teorisinin bilimsellik düzeyleri aynı:)"
Bu ifadenize de, son cümlesi dışında, katılıyorum. Evet, eğer bilim doğaüstü bir varlığın kabulünden yola çıkarak hareket ederse bilimsel çalışmalar bilimsel olmaktan çıkar ve doğal olarak bilim biter. Bilimsel bir etkinlikten söz edilemez. Ancak şu önemli: Tanrı'yı nasıl kavrıyorsunuz? İnsan benzeri bir varlık olarak mı yoksa daha soyut bir varlık olarak mı? Bununla ilgili olarak yukarılarda bir yazım vardı.
Evrim teorisi ve akıllı tasarımın aynı bilimsel değere sahip olduğunu söylemişsiniz. Bu görüşe katılmıyorum. Nedenini zaten üst paragraflarda görebilirsiniz. Ama şüphesiz ki akıllı tasarımı savunabilirsiniz. Bu da bir açıklamadır. Ama bilimsel bir açıklama değildir. Eğer akıllı tasarımı bilimsel olarak savunmak istiyorsanız 19 yy'a gitmeniz gerekli. :) Zira pozitivist bakış açısından akıllı tasarım hipotezi açıklayıcı değildir.
En iyisi her ikisini bilimsel düzeyde değil, felsefi düzeyde karşılaştırmak. Evet, felsefi açıdan her ikisi de eşit açıklama gücüne sahiptir.
Saygılar
Emre ÜNVER
Yazan: emre ünver Tarih: December 8, 2007 10:59 PM
God doesn't exist.//
A man went to a barbershop to have his hair cut and his beard trimmed.
As the barber began to work, they began to have a good conversation.
They talked about so many things and various subjects. When they eventually touched on the subject of God, the barber said: "I don't believe that God exists."
" Why do you say that?"asked the customer.
"Well, you just have to go out in the street to realize that God doesn't exist.
Tell me, if God exists,would there be so many sick people? Would there be abandoned children? If God existed, there would be neither suffering nor pain. I can't imagine loving a God who would allow all of these things."
The customer thought for a moment, but didn't respond because he didn't want to start an argument.
The barber finished his job and the customer left the shop. Just after he left the barbershop, he saw a man in the street with long, stringy, dirty hair and an untrimmed beard. He looked dirty and un-kept.
The customer turned back and entered the barber shop again and he said to the barber: "You know what? Barbers do not exist."
" How can you say that?"asked the surprised barber. "I am here, and I am a barber.And I just worked on you!"
"No!" the customer exclaimed. "Barbers don't exist because if they did, there would be no people with dirty long hair and untrimmed beards, like that man outside."
"Ah, but barbers DO exist! What happens is, people do not come to me."
"Exactly !"- affirmed the customer. "That's the point! God, too, DOES exist! What happens, is, people don't go to Him and do not look for Him. That's why there's so much pain and suffering in the world."
Yazan: a.esin Tarih: December 9, 2007 12:00 PM
Sinan Bey
benim Carel'dan alıntıladığım yerlerde ,ne gibi bir sıkıntı var,onu göstermenizi tercih ederdim..
toptan süpürücülük iyi bir okuyucu tavrı olmasa gerek.ben pirincin taşını ayıklayıp yerim..taşlı diye pirinci attığımı hiç hatırlamıyorum.
Nobel ödülünü kitabından almamış,doğru,,kitabın arkasındaki bilgi beni yanıltmış.tekrar baktım.teşekkürler.
burdaki arkadaşların pirinci ayıklayabileceklerini düşündüğüm için kitabı tavsiye ediyorum yinede..
insan, kendini tesadüflerin ve bir anlamsızlığın ürünü olarak düşündüğünde kendini gerçekleştirme dediğiniz şeyin çok bir anlamı olmasa gerek.
neyi gerçekleştiriyorsunuz?zaten rastgele oluşmuşsunuz..bir anlamınız yok ki..sahip olduğunuz yaratıcılık ve kabiliyeler niçin var,nerden çıkmış sorularına cevap veremediği için bilim, bu yabancılaşma derinleşiyor gitgide.
Tolstoy'un bu konudaki derin ızdıraplarınında okunmasını tavsiye ederim.komünist Rusya'da materyalist anlayışın eziciliği altında çektiği ızdıraplar,fikir çileleri benim için çok değerlidir.
gördüğüm kadarıyla bazı önyargılar geliştirmişsiniz..siz tercih etmiyorsunuz,şartlandırılmışsınız,korkutulmuşsunuz..sizi böyle yetiştiriyorlar gibi..
hep genelliyorsunuz..süpürüp atıyorsunuz..neden böyle?
sizin işkenceci Tanrı ve Emre Beyin kader mevzuunda yaptığı itirazları beraber ele alıp konuyu daha derin ele almak gereği hissettim.
dini açıdan itiraz ettiğiniz konularda sizi kısmen haklı buluyorum..güzel açılardan olayı yakalamışsınız.Tanrı kavramını redderek hanif dine yaklaşmışsınız.
bence sizi tıkayan şey(siz gerçi açılım kazandığınıza inanıyorsunuz) 5 duyu ile gördüğümü yaşarım,bilgi benim için sadece bilimsel bilgidir demeniz.ki bu, sonsuz büyük evrende kıytırık birkaç alet edevatla evrenin sırrını çözdük yaratıcı yok,evrende bunu göremedik demenin yegane bilgi sayılmasının popülerliğinden de kaynaklanıyor.
herşeyi bir çırpıda vurup kırıyorsunuz gördüğüm kadarıyla..yok öyle birşey..siz bilmiyorsunuz,etmiyorsunuz..5 duyunun ötesi yalan..çok şükür mesele halloluyor böylece.
ALLAH,KADER,CEHENNEM.....
bu konularda yapacağım açıklamalar klasik din anlayışına sahip kimseler için çok şaşırtıcı olacaktır..18 yaşından küçükler için okunmamasını tavsiye ederim:)
Sinan ve Emre beylerin geldikleri nokta itibariyle biraz derin girme zarureti hasıl oldu.
siz bana hangi din,hangi yaklaşım,neye inanacağız diye soruyorsunuz..tabiki ben Kur'anı evreni yaratan Allah'ın kendi sistemini tanıttığı kitabı olarak aldığım için, bana kaderde biçilen rol bu olduğu için bu çerçevede anlatacağım.
inanıp inanmamak ise sizin elinizde değildir..eğer size ezelde inanmak takdir edildiyse inanacaksınız.
Kur'an bir sistem tanıtır demiştim..bu sisteme ayetler çerçevesinde giriş yapalım..
-------------------------------------------------
İSLAM İLAHİ SENARYONUN ADIDIR..İSLAM TESLİM OLMAKTIR..TESLİM OLMAMAK DİYE BİR SEÇENEK YOKTUR.
Göklerin ve yeryüzünün ve her ikisi
arasındakinin mülkü Allāh'ındır. O dilediğini yaratır ve Allāh her şeye kādirdir. (Mâide/120)..
------sistemde Allah'ın mülkünün bir parçası olarak ve O'nun mutlak otoritesine boyun eğmiş olarak yaşıyoruz.
Şurası gerçektir ki Biz her şeyi Kader'e göre yaratırız. (Kamer/49)..
-------sistem kader denilen bir program ile programlanmış.
..Gaybın anahtarları O'nun indindedir, onları ancak O bilir. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O'nun bilgisi dışında bir yaprak dahi düşmez. Ve yeryüzünün karanlıkları içinde bir tek tâne bile yoktur ki, yaş ve kuru hiç bir şey bulunamaz ki apaçık bir Kitap'da tesbit edilmemiş olsun. (En'am/59)..
..Yeryüzüne ya da nefislerinize gelip çatan hiç bir musîbet yoktur ki Biz, onları yaratmadan önce onu, bir Kitap'da tesbit etmemiş olalım. Şüphe yok ki bu, Allāh'a pek kolaydır. (Hadîd/22)
----herşey Allah'ın katında olmuş bitmiş bir senaryodur.
fakat biz bu senaryoyu bilmiyoruz..o yüzden kendimize kolaylaştırılanı yaşama çabasından başka birşey yapamıyoruz ve bu da senaryo gereği.
bu konuda bir hadis yazacağım.
...Resûlullah bir gün oturmuş ve elindeki değnekle yeri çiziyordu. Bir ara başını kaldırdı ve: "Sizden hiçbirisi yoktur ki Cennet ve Cehennem'deki yeri bilinmesin" buyurdu. Bunun üzerine orada bulunanlar: Yâ Resûlullah, öyle ise niye çalışıyoruz ki? Her şeyi bir kenara bırakıp tevekkül etmeyelim mi?" dediler. Resûlullah dedi ki: "Hayır; çalışınız, kendinizi bırakmayınız! Çünkü herkes ne için yaratılmışsa, o iş kendisine kolay hâle getirilir" buyurdu. Sonra da şu meâldeki âyet-i kerîmeyi okudu: “Muhtaç olanların hakkını veren, Allāh’dan korkup emir ve yasaklarına riayet eden ve o en güzel sözü (Kelime-i Tevhîd’i) tasdik eden kimseye gelince ... Biz onu Cennet’e hazırlarız. Allāh’ın hakkını yoksullara vermeyen, sevâbına karşı ilgisiz görünen ve o en güzel sözü (Kelime-i Tevhîd’i) yalanlayanı da en güç olana (yâni Cehennem’e) hazırlarız (Leyl Sûresi/5-10)”. (Buhârî, Kader:4; Müslim, Kader:7; Ibni Mâce, Mukaddime:10/C. Uşşak: 654)
KUR'AN'DA ANLATILAN ALLAH TANRI DEĞİLDİR..
eğer dini anlayışımızda bir Tanrı ve O'nun iradesi birde kulları ve kullarının iradesi diye ikili bir bakış açısına sahipsek sizin dediğiniz problemler başgöstermeye başlıyor.
Tanrı buyuruyor,kul kendi özgür iradesiyle inanıp inanmamayı seçiyor,inanmazsa Tanrı öfkeleniyor,ebediyen işkence yapıyor.
bu çelişkilerin sebebi Allah'ın vahdaniyetinin kavranamamış olmasından ileri gelir.
bu vahdaniyet sayısal bir teklik değildir..sayısal anlamda tek bir yaratıcı kabul etmek çok tanrıdan tek tanrıya inmektir.
Kur'an tek tanrı kabulünüde reddeder.fakat insanların birçoğunun algılarındaki seviye vahdaniyeti anlamaya müsait olmadığı için avam seviyesinde kendi somut algılarındaki tanrı kavramıyla öğretilmeye çalışılmıştır.
hakiki anlamda Allah'ı tanıyanlar ilimde derinleşmiş olanlardır..Allah kendine seçtiği kullarına kendini açar.herkesin kaderinde bu ilimden nasip yoktur..
bu yüzden Kur'an Allah'ı tanıtırken iki anlatım tarzı uygular.
1)Allah'ın manasının insanın anlayışına göre tarifi
2)Allah'ın kendisinin kendisini tarifi..
birinci kategori tüm insanların somut algıları çerçevesinde bir yaratıcıyı tanımaları için benzetmeler ve sembollerle yapılan tariflerdir.
ÖRNEKLER:-O,ne uyuklar ne de uyur,başını ne yana çevirsen O'nun yüzünü görürsün,zahir batın evel ahir O'dur,O size şah damarınızdan daha yakındır
ayetleri gibi..anlatımları beşerin algısına hitap eder.sembolik tariflerdir,mutlak tarifler değildir.Allah'ın ezeli ve ebedi olması da semboliktir.Allah katında zaman kavramı yoktur çünki..öncelik sonralık insansı bir durumdur.
bu kavramları kullanmak anlamanın ilk basamağıdır.soyut bir şeyi anlamak için hayali çizgiler çizmek gerekir.
gündüzü mutlak soyut bir varlık olarak alalım..gündüzün ne olduğunu anlamak için gece devreye girer ve gündüzün mutlaklığına bir çizgi çeker.
İnsan-ı kamil denilen varlık Allah'ın mutlaklığına çekilmiş bir hayali çerçeve olarak yorumlanır.bu yüzden insan çok önemlidir.Allah'ın yüzüdür insan.
ALLAH KENDİNİ NASIL TARİF EDER..
Allah'ın Allah'ça tarifi şudur:
--gul huvallahu EHAD..
Allah'ın Ehadiyetini anlamak Tanrı kavramından sıyrılmaya başlamaktır.
Ehadiyet,Allah vardır ve O'nunla beraber hiçbir şey yoktur demektir.yalnız ve yalnız var olan Allah'tır..gerisi yokluktur..
biz ve Allah değil yalnızca ALLAH..
La ilahe İLLA ALLAH bunu anlatır hakikatte.
there is no god ONLY ALLAH..
evrende var olan herşey öncelikle Allah'ın ilminde meydana gelmiş ilmi suretlerdir.
ilmindeki bu manaları irade ve kudret sıfatlarıyla varlık sahnesine çıkarmıştır..varlık suretlerine dönüştürmüştür..
Allah ve başka varlıklar değil,Allah'ın kendi ilmindeki suretleri seyretmesi söz konusudur.
O yüzden yalnız Allah ve O'nun dilemesi vardır..biz birşey dileyemeyiz ve bizim irademiz onun iradesinin varlık sahnesine çıkmasından başka birşey değildir..yalnız hakikatte külli irade vardır..
kul rabbine tabidir,hepsinin alnından çekip götüren O'dur..hud-56
ve ma teşaune İLLA EN YEŞAALLAH..insan-30
siz dileyemezsiniz..ancak ALLAH DİLER.
bizim kendimizde bir irade var zannıyla yaptığımız fiiller ise Allah'ın ilmindeki manaların bizim tarafımızdan algılanış biçimidir.
Kader mevzusuna burada tekrar dönelim..Allah'la beraber ikinci bir varlık yoktur ki O'nun kendine bir kader çizme şansı olsun..
bu kabül ikilik ve Tanrı kavramından kurtulamayışın bir neticesidir.
CEHENNEM..
Bismillahir-RAHMANİR-RAHİM
var olan herşey Allah'ın rahmetine ermiştir ve kader programında yeri cehennem olanlara da ulaşacaktır..ebedi cehennemde kalınsa da ebedi azap olmayacaktır..Kuran'da ebedi azaptan bahsedilmez..ebedi cehennem boyutunda kalınacağı anlatılır.
cehennem bir yanmadır..ve bu yanma sadece ölümden sonrasına özgü değildir..cennete girmek içinde ölümü beklemeye gerek yoktur..herşey bu dünyada başlar..cehennemin ve cennetin farklı boyutları var..ahirette yaşanılacak cennet cehennem boyutları olduğu gibi bu dünyada da vardır..
dünyada kaderine razı olamamanın,tevekkülsüzlüğün verdiği içsel yanmalarda bir nevi cehennemdir..bu yanmadan kurtulmak teslim olmakla mümkün olur..
istemediğiniz bir durumla karşılaşınca kendinizi aşırı üzüp yangınlara atmanızın sebebi bakış açınızdaki yanılgıdır..kendi kendinizi cehenneme atıyorsunuz..halinizi kabullenince acınız hafifliyor cennet boyutunu yaşamaya başlıyorsunuz.
öldükten sonraki yanma ise yaratıcı konusundaki yanlış algılarınızla yüzyüze gelmenin ızdırabından kaynaklanacaktır.
bu yanmalar ise yorumlandığı şekliyle bir işkence değil bir rahmet ve arınmadır..
dünyadaki yanmalarımız bizi pişirir,olgunlaştırır.Allah'ı tanımaya vesile olur..insanlar çoğu kez büyük acılar sonunda Allah'a yakın olabilmişlerdir.
ahiretteki yanmada arınma içindir.arınma acı versede sonunda temizlenme olduğu için bir rahmettir.
kolumuz kangren olunca doktorlar onu keserler..bu acı verir ama sonu hayırlıdır..pislikten arınmam için kolumun kesilmesi gerekir..
biz insanlar olarak dünyadaki fizik kanunları çerçevesinde yaşamımızı sürdürmeye hay huyumuza devam edeceğiz..kaderde yazılan programı biz bilmiyoruz ve Allah'ın sistemi hakkıyla kavrayacak yapıda olmadığımız için bu bilgi bize yansımayacaktır..sadece bize düşen teslim olmaktır..tabii teslim olmak bize kolaylaştırılmışsa..
o yüzden tasavvuf ehli hoşgörülüdür..kimseyi inancından dolayı kınamaz..Allah'ın planında rolü neyse onu yerine getirir herkes..Allah'tan başka hakiki varlık olmadığı için herkes ve herşey birdir.bu da eşyaya sevgiyle bakmayı getirir..
KUR'AN Hz.MUHAMMED'İN SÖZÜ MÜ?
Muhammed(as) döneminde insanlar inançsız değillerdiki..Muhammed(as) ateistlerle uğraşmadı..Tanrıya tapanlara Allah'ı anlatmaya çalıştı..amacı inançsızlıktan kurtarmak için kitap yazmak olsaydı hem bu kadar sertleşen bir mücadeleyi sürdüremezdi hemde dayanamazdı.
sadece bir filozof olur,kitabını yazar köşesine çekilirdi..O,mevcut sistemi karşısına aldı,rahatını bozdu,evsiz yurtsuz kaldı,işkenceye uğradı fakat bir elime ayı diğerine güneşi verseniz davamdan dönmem dedi..
Hamidullah'ın deyişiyle O'nun örnek hayatı bir mucize..başka mucize aramaya gerek yok.
kendini insanlara beğendirmeye ve kabul ettirmeye çalışan bir kitap yazarı kitabında kendini şiddetle uyarmaz herhalde..senin şah damarını koparırız eğer kendi sözünü katarsan diyor Allah sözlerime.
konu çok ağırlaştığı için herkese çok beğendiğim bir ilahiyi gönderiyorum..herkese sevgiler,muhabbetle
http://www.youtube.com/watch?v=d0C-QvQS9Ds&feature=related
Yazan: deniz Tarih: December 9, 2007 2:44 PM
@Bigalioğlu;
Bu biraz ego tatmini,yılların yanılmıslıgının verdiği ızdırabın azaltılması cabası.
Dostum neden böyle psikolojik "halka ilişkiler" yöntemlerine başvuruyorsunuz :) Gerçekten haksız olduğumu "bildiğimi" mi düşünüyorsunuz :) Bak bir tane de ben yapayım o zaman. Şimdiye kadar ikili yüzyüze sohbetlerde inanç savunucularının belli bir noktadan sonra savunma yapamadıklarını gördüm. İstisnasız. Bloglar da o kadar kıstıramıyorsunuz :) "yaa tamam ya sen öyle inan ben böyle..." diye biter hep o kadar hararetli tartışmacılar. Hele biraz kitap okumuşsa, birkaç şeye hakim olduğunu düşündümü tadından yenmez... Bu insanların aptal olmasından da değil. Ama savunduğumuz şey dogma/inanç olunca istediğiniz kadar akıllı olun belli bir nokta da iş bitiyor gerçekten.
Ego dediniz de, bir anlamda haklısınız. Çok değişik insanlarda aynı nokta var farkettiğim. Bu yetiştirilme sürecinin insanlar üzerindeki etkisi, insanların hararetle ve inatla savunması artık belli bir noktadan ego ile de ilişkileniyor. Çünkü "hmm..haklı olabilir" demek çok zor insanoğlu için, hele hararetli tartışmalarda bu kaçınılmaz. Elbette benim gibilerinde de var aynı insani özellik, ama hiç "hmmm" diyecek noktaya getiren olmadı beni. Ha gayret, hem biliyorsunuz, sevap ;)
Neyse, bu ego yüzden genelde bu tartışmalar saçmadır. Uzun bir süreç gerek insanların dönüşmesi için, başlarında bir yol gösterici, onunla inantlaşan birisinin olmaması lazım. Artık yaş belli bir yere geldi, bunu bizzat gözlemleyecek fırsatım oldu.
....Yoksa ben beni kimsenin yakmayacağını zaten biliyorum, yılların yanılmışlığı gibi bir duygum filan da yok. Bu duygu sizde olması lazım aslında :) Bilgi ve anlama anlamında benim savunduklarımın durumu gayet iyi. Bilgimizin, bilim yapmamızın sonuçlarının artması ve bununla beraber bazı şeyleri daha iyi anlamamız vs... Dinlerin bu anlamda hiçbir görkemi olmamıştır. Yanılmışlık duygusu yok yani bende. Hani ölüp de uyansam "yanılmışım" derdim, öyle bir duygum olurdu. Ve hemen bilgi olarak kafama sokardım bu durumu. Elbette yine de beni yakan olmaz dı :) Böyle absürd işler olmaz çünkü,...merakla bakarım etrafıma, anlam vermeye çalışırım bu garip duruma...
@Mustafa yüce bey, özür dilerim. Ama yinede bakınca sanki ben öyle birşey savunmuşum intibası veriyordu. Neyse, öyle olmadığını anlattım. Ayrıca bana bu şekilde kaygan balık muamelesi yapmanıza gerek yok seçmeli şıklarınızla :) Benim ne dediğim yukarılarda açıktır.
(2)"Evrenin bir ilki, başlangıcı yoktur"[...]
Diye devam eden bir sürü şık vermişsiniz bana. Ben kendim nerede durduğumu anlatayım;
Evrenin bir ilki vardır/yoktur sorusunun kendisinin bile anlamlı olup olmadığını bilmediğimizi söylüyorum. Ve evrenin ilki vardır diyebilmek için elimizde rasyonel, somut hiçbir veri yoktur diyorum. Bu şekilde inançlarını doğrulamak için acelece evrenin bir ilki vardır diyen insanların yanıldığını, ve bilimsel görünmek için argümanlarına kattıkları sözde bilimsel bilgilerin yanlış yorumlanıp kullanıldığını söylüyorum. Dolaysıla, ilk vardır yoktur cevaplarının zemini çok kaygan. Hatta sizin zannettiğinizden de çok kaygan. Yani kanıt göstermemi istemeniz anlamsız, çünkü ben sadece varolan bilgilerin neyi gösterdiğini söylüyorum. Bir cevap verme iddiasında olan sizsiniz, dolaysıyla kanıt gösterme yükümlülüğü sizde. İlki vardır, tanrıda vardır, yakarda vs. gibi şeyleri savunan sizsiniz, ben değilim ki! Bunlara büyük ve iddialı şeyler, ve önemli kanıtlar gerekir. Sözde verilen kanıtların hiç de kanıt olmadığını iddia eden benim. Sizlerin kuvvetlice inanmanız, ve inandıklarınızı kanıt olarak görmenz onları kanıt yapmaz. Kanıt denilen şey üzerinde bu kadar tartışma yapılmasına izin vermez zaten.
Ve ayrıca şunu diyorum; Bu meseleler bile benim açımdan çok önemli değil. Ben ilk ile değil, sizlerin çıkardığı ve inandığı sonuçla ilgileniyorum. Bir tanrının insandan bildiğimiz özelliklere (sadece daha üstün) sahip olmasının akıl almaz olduğunu söylüyorum. Adalet gibi, ahlak gibi insanların tanrıdan bağımsız olarak üretebildiğini gördüğümüz şeylere sahip olması.. Cezalandırıcı olması, gerektiğinde akıl almaz şekilde işkence mekanları kurması, insan ilişkilerine dair komutlar-emirler vermesi ve bunları ceza/ödül mantığı içersinde sunması... Bunları üstün özellikte, hele hele sonsuz üstün ve akıllı özellikte bir varlığa yormak bana inanılmaz derece de uzak.
Ki, evren için bizim bildiğimiz bir zincirleme anlamda bir "ilk" olduğunu kanıtlasak bile sizin vardığınız sonuçlara varılmaz! Nedir anlatılan: "sebebsiz bir sebeb" diye anlatılır bu poblemin çözümü. Tamam öyle olsun. Bildiğimiz doğadan/fizikten bağımsız bir "etki" olsun. bu şey herneyse, bildiğimiz evrene yol açabilecek özellikte olsun. Bu şey ne kadar basit ise o kadar makul olur benim açımdan. Neden illa cezalandıran, zeki, insan varlığı ile ilgili, din gönderen, cezalandıran birşey olsun? Bence hiçbir sebep yok! .... Ki bu ilk meselesinde durum kesinlikle bu noktada bile değil... Ayrıca cevapların kolay verimesi genelde beni şüphelendirir, düşündürür. Evrenin kendisine gelince, hemencicik akıl matık vs. çok keskin olunur. Ama fizik ötesine(!) geçiverince hemencicik herşey kolaylaşır. E onun sebebi yok, sebebsiz olarak var. Ve evreni başlatan da o! E bizi aşar, bunu aklımız alamaz zaten, çelişkili değil! Peki evrenin kendisine neden bu özelliği veremiyoruz? Evrenin kendisinin bizim bu şekilde anlamadığımız bir özelliği var, o hep vardı demek neden anlamsız da fizik ötesi diye birşey icat edip oradaki bir varlığa yormak daha akla uygun? Her türlü özelliği kolayca verilebiliyor da evrenciğe neden birtanecik kısıtlı aklımızın almadığı bir özellik verilemiyor? Demek istediğim, buralar çok kaygan, şu aşamada fikirleri daha üstün yapacak ölçülerin olmadığı bir yer fizik ötesi denilince. "God of the gaps" denir. Boşlukların tanrısı yani. Hep böyle sınır bölgelerde, bilginin henüz az olduğu yerlerde argüman geliştirilir. Aynı şey fine tuning için de biyolojinin bazı noktaları içinde geçerli. Nerede bilgi az, oracıkta doğa üstü güçler,"kanıtlar" patlamış mısır gibi oluşuverir. Eskiden hastalıklarda, güneş sistemimizde, yıldırım da yağmurda bile olşurdu bunlar. Bilgimiz genişledi, kanıtların ortaya çıktığı noktalar da bununla beraber başka sınırlara kaydı.
Yani benim durduğum noktanın hiçbir zayıf tarafı yok diğer şeylere nazaran. Dinlerin anlatımı ise benim için hiçbirşey ifade etmiyor. Saolsun Hüseyin arkadaş bolca alıntı aktarmış. Saolsun, ama ben zaten okudum bunları. Zaten inandırılmışsak kanıt gibi gelir bize onlar, zaten öyle görmek isteriz peşinen. Dinlerin kendi iç mantığı var, o fikirler insan beyni ile ilişkiye girip sürekli bir şekilde kendini yeniden üretir durur, günümüz bilgisiyle mümkün olduğunca uyumlu olmaya çalışır. Aslında bu tüm fikirler için geçerlidir. "Memes" denir (Bkz:Dan Dennett, memetic). Hiç dikkanizi çekti mi, mesela ayet yorumlamakla günümüz bilimine uydurmaya çalışırlar ve "waaay bak kuranda taa ne zaman yazılmış" denir. Bu kanıtların büyük bölümüne bakarsanız, özellikle güncel bilimin vardığı nokta belirler hep, aşması zaten mümkün değil :) Tesadüfen bütün bu kanıtlar şu yaşadığımız son 30-40 yılın bilimsel seviyesine denk geliyor ve çoğunlukla oradaki şeylere bağımlı hep, birkaç istisna hariç :). Kanıt diye ortaya atılan şeylerin birçoğu daha önce savunmuş başka dinlerde de ortaya çıkıveriyor. Hani "kanıt" idi? Aynı kanıt daha önce hinduizm de vardı oda mı kanıtlandı şimdi? Müthiş bir adaptasyon gücü sözkonusu yani. Bakınız sizde burada bu adaptasyonun motor güçlerisiniz. İnanmışsınız bir kere, nasıl daha makul ve inanılır olur diye çabaıyorsunuz, inandırmaya çalışıyorsunuz, haklı olduğunuzu göstermeye çalışıyorsunuz. Bu durduğum noktayı destekleyen, insanların özellikle bu konuda çok yaratıcı olduğunu gösteren birşey var mı peki? Biliyormusunuz ki bugün 1 milyondan fazla inananı olan yaklaşık 150 tane farklı din var. Hepside, istisnasız kendi dinlerinin en hakiki din olduğunu savunur. Kimi en son benim der, kimisi en hakikisi benimkisi der, der oğlu der. Yeni tanıştığım iran kökenli zerdüşt bir türkmen arkadaşım var. İslam, hristiyanlık vs. hep bizden kopya diye oda kendince bir yol tutturmuş, aklına uydurmuş, sarsılmaz bir şekilde inanmış öyle gidiyor...
İnançsızlar için dinlerin aşağı yukarı hepsi aynı şeyi söylüyor sanırım. "Yanacaksınız, azap çekeceksiniz, iyilik kötülük nedir bilmezsiniz" vs. diye. Buda bir tür adaptasyon, kendini koruma mekanizmasının sonucu olmasın sakın :) Benden iyi bilirsiniz, mesela inançsızlığı hep ahlaksızlıkla, kötülükle, sapkınlıkla ilişkilendirtmediler mi kafalarınızda :) Çünkü inanç gerekir insana, yolunu bulmak için, ahlaklı ve iyi ve dürüst ve ölümüzlük için değil mi? Bensiz yapamazsınız der dinler.
Küçükten bunlarla yetişmiş bir insanın bunun dışına çıkması çok zor, ve büyük bir başarı olurdu kanımca.
----------------
Akıllı tasarımı bilimsel anlamda evrim teorisi ile bir tutmak bilim konusunda gerçekten büyük bir cahillik. Bunu savunanlar hem bilim hemde evrim konusunda en hafifinden bilgisizdir.
Bilimi bilim olmakla suçlamak çok tuhaf olsa gerek. Bilim şeylere doğal açıklamalar getirir, işi budur, en yalın tanımı da budur. Böyle tanımlanmıştır bilim! Bununla sorunu olan insanlar aslında toptan bilime karşı çıkıyor ve farkında değiller. Zaten teoloji denen, bana göre bir güzel sanatlar kolu olan bir "ilim" dalı var. 2 tanesine ne gerek var?
Bilime "sadece doğal açıklamalara bakmasın" demek bilim yapmayalım demek, sulandıralım demek! Buna hevesli insan çok. Akıllı tsarımcı M.Behe nin çıkıp "bilimin tanımını astrolojiyi de kapsayacak şekilde genişletmek lazım" demesi örnektir. YAni bilimin tanımı ile oynuyoruz. Bilimi bilim yapan şeyle. Ki tanımlar hep beraber oturulup kararlaştırılan birşey değil. Oluşan birşey. Böyle iddiası olan insanlar bilimi kendilerine göre tanımlayıp "bilim" yapmalıdır, faydalı birşey çıkıyorsa başkalarını ikna edip tanımı doğal yollardan değiştirmelidir. Yol budur. Şimdiden başarılar, kolay gelsin derim.
İkincisi evrim teorisi sadece desteklenen birşey değil, zengin ,kullanılan ve sürekli bir şekilde geliştirilen bir teori. Evrim teorisi olmadan biyolojiden birşey anlaşılmaz sözü bir klişe değil. İnsanlar bilimsel olduğu için, sürekli geliştiği için, faydalı teorik ve araştırmalarda yol gösterici bir çerçeve oluşturduğu için bu teoriyi destekler. Holiganlık olsa hergün onlarca çalışma yapılmazdı aktif araştırma programları olmazdı. Top oynamak holiganlık değildir!
Ve böyle iddiaları olan insanlar, inanç sahibi bilim insanlarının neden evrim terorisini desteklediğini, aktif olarak geliştirdiğini açıklamak zorundadır. Bu site de de konu edilen Francis Collins gibi hem inançlı hemde bilimci bir insan neden çıkıp "evrim teorisinin inkar edilecek bir tarafı kalmamıştır" gibi birşey diyebiliyor? Bu kişi satılmış bir inançlı mı yoksa bilim mi yapıyor?
Yazan: sinan Tarih: December 9, 2007 11:45 PM
"Öncesi olmayan bir ilk olmak zorunda yargısını destekleyen hiçbir şey yok."
Sinan bey, Hem bunu söyleyip hem de ben kesin bir şey söylemiyorum diyorsunuz. Hawking, Penrose ile yaptığı hesaplarla bir başlangıcın olduğunu ispatlamıştır(Evden yazdığım bir gün sayfa sayfa, birebir olarak alıntı verebilirim Hawking'in kitaplarından). Hawking'in kitaplarında Tanrı ile nasıl boğuştuğunu bilirsiniz(okumuşsunuzdur diye tahmin ediyorum). Muhtemelen bunun sebebi kendisini pozitivizme ihanet etmiş gibi hissetmesidir:-) Genel görelilik/kuantum denklemlerinden gerçek zamanlı çözümlerde ulaştıkları sonuç bu(bir başlangıç). Bu durumdan kurtulmak için her türlü spekülasyonu(hayali zaman) yapmakta bir beis görmemektedir. Spekülasyon tabiri de Mark Grassmann'a ait(Evrim yayınları, fizik ve ötesi kitabı yazarı, zavallı fizik bölümünde. Bu kitap normal bir fizik kitabidır, temel fizik kavramlarını öğretmeye çalış bir kitap yani. Dinsel bir vasfı yoktur.).
Daha önce söyledim tekrar ediyorum. Tanrı inancı "God of the gaps" argümanı üzerine bina edilemez. Yani fiziğin bittiği yere Tanrı'yı koymamalıyız(Şöyle düşünün, evren niye var?, niye bu şekilde kanunları var? Bu mekanizmaları bir Tanrı kurmuş olmalı gibi düşünceler daha anlamlı olabilir). Şu anki bilimin soncucu bir başlangıç olsa da başka kuramların bu sonucu muğlak bırakma ihtimali de olabilir. Bu ihtimal her zaman vardır. Dikkat edin. Çünkü bilim, evreni daha iyi anlamak için oluştrduğumuz modellemeler topluluğudur. Her zaman daha iyi bir model olabilir. Soru şu: Bilim yanılmaz sağlam bir referans mıdır? Unutmayın her zaman daha iyi bir model her zaman vardır. Eğer yeni modeller bir öncekinin tamamen tersini söyleyebilirse bilim sağlam bir referans olamaz. Eğer tam tersini söylemez diyorsanız, buyrun d(t)eizme! Unutmayın şu anki çözümler bir başlangıca vurgu yapıyor.
Evrim ile ilgili düşününce de vardığım yer belli. Kısmen yukarlarda bahsettim.
Yazan: Oldumusimdi Tarih: December 10, 2007 9:58 AM
"Tesadüfen bütün bu kanıtlar şu yaşadığımız son 30-40 yılın bilimsel seviyesine denk geliyor ve çoğunlukla oradaki şeylere bağımlı hep, birkaç istisna hariç :)"
Ayetlerin bilimsel gelişmelerle daha iyi anlaşılması sizi niye rahatsız ediyor? Din adamları müneccim veya bilim adamı değil(en azından olmak zorunda değil), elbette bilimsel gelişmeler ışığında değerlendirme yapacaklar. Eğer "Kur'a'da Göğü biz kurduk ve muhakkak genişletmekteyiz" gibi bir ayet varsa bu ayet ancak Big-bang'e yol açan bulgulardan sonra anlaşılabilir. Düşünsenize Einstein bile kozmolojik sabit ekledi, kendi denklemlerinde öngörülebileck bu durumu önlemek için!
Kur'an'da insanların dünyayı düz düşündükleri bir zamanda dünyanın yuvarlak olduğu net bir şekilde geçiyorsa ciddi bir cesaret işidir. Hep doğruların geçmesi de elbette tesadüf değildir. Yazdığını iddia ettiğiniz kişinin bilimle, felsefeyle hiç bir ilişkisi tesbit edilememişken çok cesur sizinde çok cesur olduğunuzu ifade etmeliyim. Varsayalım ki felsefyle, bilimle uğraştı ve hep doğruları yakaladı!? Einstein örneği ortadayken bir insanı biraz yüceltmekle(çok zekiydi de, çok dahiydi de, saygı duyuyorum da) hiç bir yere varamazsınız. Adam kendi denklemlerinden yanlış sonuçlara varıyor!?
Evrim bir model. Yukarda kısaca izah etmeye çalıştım. Tasarım yaklaşımı ile de güzel bir model kurulabilir ve mutasyon/doğal seleksiyonu inkar etmeyen bu model emin olun çalışır. Tasarımcının varlığı doğal bir açıklamadır da aslında. Kendisinin özellikleri tamamen anlaşılamayabilir. Yani kendisini sorgulamak bilimin boyunu aşabilir. Fakat bir tasarımcı ile işleri izah etmek bilim dışıdır diyemeyiz. Sadece şu anki bilimde tercih edilmiyor. Yoksa Makro boyutta hiç bir delili olmayan ve ihtimal hesaplarına uymayan bir teori ne kadar bilimseldir (Evet bu ihtimal hesapları konusunda çok ciddi olarak yanılıyorsunuz!. Yanlış olduğunu iddia eden siz yanlışlığını gösterin önce ve sonra nerelere varacağımızı bir görelim! Sizi o bilgisayar simülasyonları kurtarabilecek mi bakalım?)
O sadece bir kabuldür/seçimdir. Hepsi bu kadar! Sizin uçmaya ihtiyacınız var diye herkes de mi uçmalı?
Allah'ın var olması ve zalim/merhametli/insansı/kozmik olması farklı konulardır.
Her şeyden önce kendi inançsızlığınızı kesin bir doğru olarak sunuyorsunuz. İnanan insanları itham ederken bu sizin ilk çelişkinizi oluşturuyor. Allah'ın nasıl bir varlık olması gerektiğini tanımlıyorsunuz. Bunun için referansınız nedir?
Allah vardır(Hadi aksini ispatlayın! En azından evrenin, fizik kanunlarının varlığını ve benim varlığımı onun varlığı için bir delil olarak görüyorum.) Son derece zalim de olabilir son derece şefkatli de. Bu sizin belirleyebileceğiniz bir şey değil. Eğer özelliklerini sevmezseniz. Ben Allah'ı sevmiyorum diyebilirsiniz. Yoksa ben özelliklerini sevmedim, öyleyse Allah yoktur derseniz ne kadar sakat bir düşünce sisteminiz olduğunu göstermiş olursunuz.
????
Yazan: Oldumusimdi Tarih: December 10, 2007 11:49 AM
Sayin Deniz Hanim;
Acik bir sekilde düsüncelerinizi dile getirdiginiz icin size tesekkur ederim. Guzel bir sekilde anlatmissniz fikirlerinizi. Bana biraz panteizmi animsatti bu dusunceler. Mevlana'ninki gibi.
Ne var ki, tahminimce, her müslümanin, dinini sizin anlattiginiz sekilde kavradigini sanmiyorum. Siz Kuran'i bir alegori olarak ele aliyorsunuz (ister Tanri sözu olsun ister peygamber). Dogal olarak cok farkli bir yorum cikmis. Ama iyi ki cikmis, farkli bir yorum olmus.
Saygilar
Emre ÜNVER
Yazan: emre ünver Tarih: December 10, 2007 1:10 PM
Inanisa da bilime de felsefeye de kullanici perspektifinden yaklasmayi yeglerim. Ornegin din konusunda „olmasa idi nasil bir dunyada yasiyor olurduk“ sorusunu cevaplmak „nihai hakikat“ nedir sorusundan daha uygundur disime (muhendis optimizasyonu).
Goruyuluyor ki buradaki bilimci filozoflar cok sevdigim "en hakiki mursit ilimdir" Cin atasozunu dustur edinerek hakikati bilimsel olarak belirlemisler. Bu derece akla guveni edinebilmek icin Harvard, MIT falan kurtarmaz; YOK'un guzide bilim yuvalarinda veya ERKE research laboratories'te ARGE gerek olmali. Bu siklet cekmez anlayacaginiz.
Diger disime gore sorulardan biri Islam’i bilincli olarak sectigim universiteye girdigim yilda kendime sordugum “hangi din tarihi boyunca ve bu gun ahlaki olarak ustunu temsil etmistir” sorusu olmustu. Oyle ya gavurlarin sozu ile "muhallebeninin isbat yen ildiginde ortaya cikar". Ya da onu yaptigi ile taniriz. Ben hangi arabanin daha yuksek tweknoloj urunu olduguna kafam basmaz ama hangisinin gazinin cabuk bittigine kafam basar. Bu soruya objektif cevap vermenin zorlugunun farkindayim. Sadece tarih boyunca ve bu gun "evrensel iyi ve kotu" tanimlarini baz alarak, inanisa dayali yargilari disarda birakarak yapilabilecek bir degerlendirme objektif olabilir. Mesela “modernite” nin “iyi” oldugu tartissilan bir konudur dolayisi ile kriter olarak kullanilamaz ama soykirimi evrensel olarak lanetlendigi icin kriter olarak kullanilabilir.
Goruldugu uzre fakirin Islam’a yolculugu oncelikle ahlaki baz alan bir sorglama icerir. Bu gun dahi iyi Musluman, iyi insan kriterleri oncelikle ahlaki baz alir. Sahsen “iyi insani” "dindar insana" tercih ederim. Olmadi mi? Soyle duzelteyim: Dindar bir tanidigim “cok iyi insan ama (imani olmadigi icin) cennete gidemeyecek” dediginde pek kafama yamadigini soylemistim kendine. Yuksek ahlaki kistaslari kullanan kimsenin daha iyi Musluman olcagini dusunurum. Bu da benim "iyi" tanimimdir. Aklima
“Cennet cennet dedikleri
Bir kac koskle birkac huri
Isteyene ver anlari
Bana seni gerek seni”
diyen Yunus geldi. Tabii Yunus’un Allah sevgisini tam olarak tasavvur edebilmek icin Yunus olmak gerek. O da her sikletin cekebilecegi yuk degildir.
Uzattim; aslinda bunlarin hepsi asagiya koyacagim Sami selcuk yazisinin konuyla ilgisini kurmak icindi. Ulemadan olmadigim, ve dahi buradaki bazi filizoflarin aksine aklim da bilgim de cok sinirli oldugu icin ahlak felesefesi yazisini daha islevsel buldum.
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=133076
‘İçimdeki ahlak yasası’ YAZARLAR
Kant’a (1724-1804) göre, evrende değer üreten, özgürlüğünü iyi iradeyle yaşayabilen, bir amaç ortaya koyabilen biricik canlı, insandır. O nedenle ahlak da, hukuk da ortaya amaç koyabilen insanın ürünleridir.
İnsan aklı iradeyi yönlendirir; davranışlar arasında seçim yapar. İrade aklın dışında olduğu zaman insan seçim yapma gücünü yitirir.
Özetle seçim, aklın ürünü olduğu sürece insan iradesi özgürdür.
Böylelikle Kant, ahlak bilimini felsefenin bir parçası yapar ve evrensel boyutta iyi niyet yörüngesine oturtur. Aklın işlevi, bir araç olarak değil, bir amaç olarak iyi olana kendiliğinden koşmaktır, ulaşmaktır.
Kısacası Kant, düşünceyi algıya yeğler, duyguyu ödev bilinci düzeyine yükseltir.
Çünkü, ödev bilinci, davranışa ahlaksal değer katan kaynaktır.
Davranıştaki bu ahlaksal değer ölçütü, bencilliği, Makyavelizmi, hazcılığı, yararcılığı, çıkarcılığı ve aklı bunlara ulaşmak için bir araç olarak kullanan çocukça ve bencilce kurnazlığı mahkûm ve reddeder, Kant. Çünkü, Kant’a göre, belli bir sonuca ya da amaca yahut da başarıya ulaşmak için belli davranış(lar)ı benimsemek yetmez. Önemli olan, davranışın, aklın evrensel yasasına uymasıdır.
Bu yasa, kökenini insanın içinde/vicdanında bulan kutsal bir sestir, Kant’a göre. Bu yüzden akıl, eğer mutluluk, haz ve yarar/çıkar gibi değişkenlerle iradeyi yönlendirir ve davranışı belirlerse, ahlaksal değerini yitirmiş, ahlakın dışına taşmış olur.
Ahlakın dışında kalan gerçekler, görelidir, değişkendir. Sözgelimi, bir köye gitmek için kara yolu varsa, demir yolu yapma zorunluluğu duyulmayabilir. Akıl, bu ‘ teknik buyruğu’ verebilir, kolaylıkla. Bunun ahlakla ilgisi yoktur.
Bir de erişilmek istenen amaca bir araç olarak bir başka şeyi buyuran ‘ koşullu olan/kesin olmayan buyruk’ vardır . Sözgelimi, ‘sınavı başarmak istiyorsan, çalışmalısın’ buyruğu gibi. Böylece ortaya, bir başka şeye bağımlı olan ‘eğerli’ bir buyruk çıkar. Elbette bu buyruğa uyulması zorunlu değildir. Zira, koşullu olan/kesin olmayan buyruk, ahlaksal değer ve düzey açısından yalnızca bir öğütten ibarettir. O kadar.
Buna karşılık, Kant’a göre bir de ‘kesin/koşulsuz buyruk’ vardır. Matematik kadar değişmez gerçekliği, öncelliği (a priori) ve evrenselliği olan, hiçbir ayrık kural tanımayan ahlaksal zorunluluk yasasının buyruğu.
Bu buyruğun özüne, ahlak ve hukuktaki yansımalarına bir başka yazımda değineceğim.
Kant’ın özetlemeye çabaladığım bu ülkücü ahlak görüşü, hiç kuşkusuz bütün zamanlar için geçerlidir: ‘Her davranışınızda, kendinizde ve başkalarında olan insanlığı amaç edinin, onu asla araç kılmayın ‘.
Buradan yola çıkan Kant, ahlakın, hukukun yasalarını, ilkelerini kotarır.
Gerçekten hiçbir düşünür, ahlaka, hukuka Kant gibi yaklaşmamıştır.
O, ‘ ahlaksal akıl ve zorunluluk’ ile ‘ kesin/koşulsuz buyruk’ kavramlarından yola çıkar, Ulpianus’tan esinlenir, üç değişmez ödeve değinir: ‘Onurlu yaşa (honeste vive), yani ilişkilerde kendini araç kılma, amaç ol, değerini koru. Kimseye zarar verme (neminem laede). Çok açık değil mi? Herkese hakkını ver (suum cuique tribue). Bu da çok açık.
‘Pratik Aklın Eleştiri’sinde, şöyle demişti, Kant: ‘İnsan ruhunu sürekli olarak hayranlık ve saygıyla dolduran iki şey vardır: Üzerimdeki yıldızlı gökyüzü, içimdeki/vicdanımdaki ahlak yasası’.
Kant’ın yaşamını ve felsefesini özetleyen bu son cümle, mezar taşına yazıldı.
Herkes bir kez daha okusun ve sonsuza dek düşünsün diye.
Not: Geçen haftaki yazımda Kant’ın doğum tarihi, 1724 yerine 1794 olarak çıkmıştır. Aynı yazıda 1789 Fransız Devriminin gerçekleştiği gün Kant’ın evinden çıkmadığı ve günlük yürüyüşünü yapmadığı da belirtilmiştir. 1789’da evinden çıkmayan birinin 1794’te doğması elbette doğa yasalarına aykırıdır. Ancak ben, bu maddi yanılgı nedeniyle yine de özür diler ve duyarlılıklarından dolayı okurlarıma teşekkür ederim. S. Selçuk
10.12.2007
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 10, 2007 2:35 PM
@olmaztabi;
Şimdi beğendiğimizi alıp beğenmediğimizi atmak olmaz :) Ki beğendiğiniz şey de sizin düşüdüğünüz şey değil. Öyle olsa bile henüz tam olarak kabul görmüş birşey değil. Onun dediği "no-boundary" sizin anladığınız anlamda bir "başlangıç" değil. Sizin anlama biçiminizle bizat çelişen birşey. İkincisi, sanal-zaman dediği şeyde gerçek değil anlamında bir sanallık değil. "imaginary-time" spekulatif değil, bizzat quantum fizikten çıkan tanımlanmış bir kavram. Uyduruk birşey değil yani. Mark Grassmann a iletebilirsiniz. Ha kullanımına ilişkin itirazı varsa orası tartışılır. Bilimin gelişimi hakkındaki fikirlerinize de katılmıyorum. Birşeyi kabul edip sonra tamamen aykırı birşeyi kabul edip sürekli bu şekilde devam ediyor o yüzden güvenilmezdir demek bence doğru değil. Vektörel bir özelliği var. Büyük oranda üstüstü e binme, birbirini sürekli tamamlama, ayıklama söz konusu. Yanıldığında açıkca bunu belirtir ve beraberinde belki yeni şeylere yol açan bir eleştiri sunulur. O yüzden bazı konularda mutlaklıktan kaçınıp "it's highly probable" diyebilmesi insanın bilimsel eyleminin iyi bir özelliğidir bana göre. Dürüsttür yani, ve istisnalar kaideyi bozmaz, piltdown, yada yalan klonlamalar yanına bile yaklaşamaz. Bu şeyler bizzat işleyişinden zorunlu olarak doğan dürüsütlükten dolayı ortaya çıkarılmıştır. Başkası "yakalamamıştır".
Bu dediklerime en güzel örnek Newton-fiziği ile görecelik-fiziği arasındaki ilişkidir. Benzeri bir süreç de görecelik ve quantum fiziği arasında olma yolunda. Bilimi yukarıda anlattığım şekilde bir çeşit doğrultusu olan birşey olarak görürseniz itiraz noktamı anlarsınız. Yanılabileceğini, o yüzden sürekli bir şekilde şüphe etmesi gerektiğini söyleyen bizzat bilimin kendisi. O yüzden doğaya ilişkin şu ana kadar yarattığımız en önemli referans. Başka alternatif, faydalı bir araç göremiyorum. Dinlerin doğayı anlama noktasında yanıltıcı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ben bilimi insandan ayrı birşey olarak görmüyorum. Merak, hayranlık duyma, araştırma ve anlama güdüsü insana ait, bence çok önemli özellikler. Başlangıç konusundada, sebebsiz-dışşal bir başlangıça vurgu yapılmıyor. Dediğim gibi öyle birşey olsaydı bizzat bu işlerin mutfağında böyle birşey görürdük. Bildiğim kadarıyla da fizikçiler içlerinde en çok inançsızı barındıran topluluk. Tanrı sözünü edenler bile sizlerin anlatmaya çalışdığı tanrıdan tamamen farklı birşeyden bahsediyor bir tür metafor olarak. Buna Einstein iyi bir örnektir. Bunu odun kafalılıkla açıklamaya çalışabiliriz tabi, tercih meselesi. Hem bu tartışmalardan ne çıkarsa çıksın, ceza ve insan işlerine müdahale edenbir tanrıya buralardan hiç mi hiç destek çıkmaz bana göre. Beni rahatsız eden birşey yok, sadece ilgiç gelen nokta bu yapılan "yorumların"/"okumaların" güçlü kanıtlar diye sunulması ve pek de aşkın olmayan, insan bilgisinin belirlediği şeyler olması. Ben sizin gibi inanmıyorum ama, aşkın ve sonsuz zeki bir varlığın kendini çok daha iyi ifade edip kanıt sunabileceğini tahayyül edebiliyorum ve yinede anlaşılmaması için muğlak şeyler söylemiyeceğini de :) Bu şekilde yapılan yorumlamalarla, binlerce satır içeren herhangi bir yapıttan herşeye uygun "yorumlar" çıkarılabileceğini de biliyorum. Ve görüşüme uygun olarak da başka başka inanışlarda tamamen aynı şeyleri gözlemliyoruz. Heryer kanıt kaynıyor mübarek, bizlerde tabi kütük kafalı olduğumuz için anlayamıyoruz ve sonsuza kadar çatır çatır yanacağız. Hey Allahım diyesim geldi... Ben öyle demiyorum, anlatılan inanılmaz şeylerin bir tanrıya atfedilmesi pek öyle yenilir yutulur birşey değil diyorum. Ve bu anlatılanlara inanmak içinse fiziğin problemlerinden devşirdiğimiz kanıtlar, söylencelerde anlatılanlar kesinlikle yeterli değildir diyorum. Sakat bir düşünce sistemi değil yani.
@Deniz hanım..biraz faşizm okuması yaparsanız, faşizmin biyolojik özelliklere, ahlak a, güçlülüğe, temizliğe yaptığı vurgulara bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz. Bunları bağlamından kopartıp anlayamayız. Sizlerin aktardığı sözler ise belirli bir anlayışa meşruluk devşiren "güzel sözler" den başka birşey değil. Örneğin daha iyi bir bilim gibi ilk başta kulağa hoş gelen şeyler en sonunda bir seçkinler zümresinin toplumu yönetmesi, ve iyiliğin,güzelliğin vs. gelişmesi içinse aktif olarak çalışan püfür püfür gaz odaları önermektedir. Bir defa bilim gibi şeyler tek başına insana iyilik ahlak vs gibi şeylerde yol gösterecek şeyler değildir zaten. Böyle sakat bir çıkışı var, ve en sonunda sosyal darwinizme kadar vardırıyor işi. Düşüncelerinin hangi tarihsel bağlamda ortaya çıktığını da göz önünde bulundurun. Eğer bunu yapmazsanız faşizme beşik olan düşüncelerde keramet bulduğunuzu zannedebilirsiniz.
@BLY;
Bence haklısınız Bekir bey. Özellikle de dinlere de o şekilde bakılması gerekiyor. Sonuçta basit şeyler değil ve heryerde birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkma eğilimi gösteriyorlar. Özellikle hiyeraşi kurma özelliği bana çok ilginç gelir. yanlış doğru anlamında değil. Ama bunun çok önemli bir özellik olduğunu düşünüyorum. Ben şahsen öyle bir "hakikat" kategorisinden biraz şüpheliyim. Mustafa Kemalin sloganlarını da fazla ciddiye almayıp tarihsel bağlamı içersinde bakmak lazım. Ve tek bir şeyi, örneğin bilimi o şeyin terkisine koşma eğiliminde olmamak gerek. Eğer ilahi bir adalet varsa da İhsan Doğramacının ve dahil olduğu ekibin YÖK yüzünden birazcık sopa yemesine göz yumabilirim şahsen. Cezaları cop la verilse daha bir tadından yenmez olur :) YÖK den her türlü pislik çıkmıştır, ve hala devam etmektedir. ERKE demeniz de ilginç oldu. Mesela benim bloglara ilgi duymamın sebebi bizzat o ne idüğü belirsiz ulusalcı alet olmuştur. Epeyce bir ERKE ci taife ile uğraştığımı söyleyebilirim. Onlarla cebelleşirken birden benzeri birşey olan Akıllı Tasarım denen şeyle karşılaştım. Ulan ne ERKE si, memlekette neler oluyor derken bide o çıktı başıma. Sonra kendimi buralarda buldum işimin gücümün arasında :)
Ahlak konusunda ise bence neyi seçseniz aşağı yukarı aynı olursunuz. Benim görüşüm. Kendimizden de epeyce birşeyler giriyor. Eğer öyle olmasa aynı gerekçelerle aynı dini seçen insanlarda bu kadar farklılık olmazdı.
Çok sevdiğim, dürüst, güçlü bir iyilik anlayışı olan, yardımsever birçok süzme-inançsız eşim dostum arkadaşım var. Aynı şekilde özelliklere sahip inançlı tanıdıklarım da var. Mesela vefaat eden, eskiden bir Celal Çakmak vardı yakından tanıdığım milli görüşcü, sıkı refahçı milli eğitim müşaviri memleketlim bir kişi. Sonradan trafik kazasında genç oğlu ile birlikte öldü adamcağız. İnsanlara nasıl koşturduğuna bizzat şahit olmuşudur, evinde barkında kalmışımdır, insanı utandırcak ölçüde mütevazi ve iyi bir insandı. Çiçek böcek, sevgi kelebeği muhabbeti değil :), öyleydi adam. Birçok insanda da benzeri özellikleri görmüşümdür az yada çok. Fakat illa da birşey seçmemiz gerekmiyor bunun için, seçmemeslik yapmak da gerekmez. Bize öyle gibi geliyor ama dinleri yaşayış biçimlerini bile büyük oranda insanın kendisi belirliyor. Benzeri şey inançsız insanlar içinde geçerli. Bence böyle...
Yazan: sinan Tarih: December 10, 2007 5:21 PM
Sinan Bey;
Benden bir alinti yapmissiniz yukarida. En sondaki degil de ondan bir onceki yazinizda. Ama sanirim yanlis anlasildim/anladiniz. Cunku ifadem kinayeliydi. Alintiladiginiz paragraftan bir oncekinde daha acik bir sekilde ne dedigim daha acik.
Saygilar
Emre ÜNVER
Yazan: emre ünver Tarih: December 10, 2007 5:47 PM
Sinan Bey'in ahlaki, dini felsefi sistem seciminiz hayatta dogrulari yapmanizda fazla onemli etken degildir mealinde anladigim tesbitinin cagriastirdigi bazi dusunceler:
Gavurlar kisiligin olusmasinda insanin irsi karakteristiklerinin mi yoksa cevresel etkenlerin mi daha fazla rolu oldugu sorusunu "nature or nurture" seklinde ifade ederler. Dini inanis veya baska bir felsefeye abone olma her ne kadar nurture kategorisine girse de (yani yetistigimiz aile, gittigimiz okul, okudugumuz gazete veya oturdugumuz semt gibi tesadufi diyecegimiz etkenler sonucu gorunse de) sahsen ahlaki secimlerde mayamizin yada tabiatimizin (nature) rolunun daha buyuk oldugunu dusunurum hep.
Guncel somut bir ornek vereyim noktayi vurgulamak babinda: Adana'nin Kozanli (?) ilcesinde 13-14 yasindaki bas ortulu kiz icin "indirin onu asagiya" diyen garnizon komutanina, ve "git surdan; olmaz, mudurun gelsin" diyen Milli egitim mudurune de bunlari yatiran saik laik egitim, indoktrinasyondan gecmis olmalari olamaz. Pek parlak bir askeri kariyeri olan, Ataturkcu, dindar olmayan, hatta muhtemelen itikadi olarak agnostik olan bir yakinim var. Hayatta bunu yapmazdi; adim kadar eminim. Ama konjuktor, strateji, takiyye adini ne koyarsaniz koyun saiki ile bunu yapabilecek tiynette dindar, millyetci sagci vs kesimlerden insan da taniyorum.
Evet insani ahlaki kilan erdemler herhangibir kesimin tekelinde olmadigi gibi dindarlik indeksi ile dogru orantili degildir. Pratik perspektiften benim icin Islam bu evrensel ahlaki degerler manzumesinin - tarihi boyunca ve bu gun- en fazlasini barindirabilmis ve koruyabilmis olan dindir.
Fazla literati olmadigim icin olacak stilim gozlemlerimden yola cikrak tesbitler yapmaktitr. Bu cercervede burada daha once bahsettigim bir musahhas ornek daha. Ben pek te Ataturkcu, laik, Batici ve dahi Ecvitci idim lise sona kadar. Onlarin beni kaybetmesine neden olan olaylardan biri liselerarasi bilgi yarismaasinda kemalist-laik egitim burokrasisinin Imam Hatipliler'in "Nobel edebiyat odulunu kazanan Pablo Neruda Sililidir" cevabina yanlis diyerek bizim lisenin kazanmasini saglamalari olmustu. Kenmdim de yedek yarismaci listesinde idim ve lisem kazanmisti ama sevinememistim boyle kazanmaya; utanmistim bilakis. Ve Ecevit'in "ne ezilen ne ezen insanca hakca bir duzen" veya Nazim'in "bir agac gibi hur ve bir orman gibi kardescesine" sloganlarinin samimiyetini sorgulamaya basladim. Ve o kritik bakis neticede beni aldatilidigim yargisina goturdu.
Demek istedigim genetik olarak kotuye meyilli olmayan (yani mayasi bozuk olmayan) insanlarin neticede dogru ile bulusacagina inanirim. Bu sitede birinin "bence inanis geni var bazi insanlarda" seklindeki fikri uzerine ben de konuyu biraz kaikaturize ederek "acaba seytan geni var mi" sorusunu sormustum.
Bu gun ve dun Turkiye'de Islami sorgulyan onun naslarini gericilik, irtica, ve geri kalmisligin nedeni olarak sunan insanlar arasinda "iyi" olanlar da var' biliyorum. Ama iyi olduklarini isabatlamadikca suphelidirler benim gozumde.
Sebeplerimden en onemlisi: Zamanlama.
Tesadufe bakin ki bu sorgulama Osmanli'nin ve /veya Islam dunyasinin "kaybetmesi" ile baslamistir. "batan gemiden atlama" psikolojiosini hepmiz biliriz hayatimizda. Ilk atlayanlar en uyaniklardir. Bati kazandi biz (yani benim zaten ait olmadigim biz) kaybettik ; o zaman ben de Batiliyim. Hepiniz bilirsiniz bu tipleri; taa ilkokul siralarindan. Ogretmenin sevdigi veya onemli kisinin cocugu oldugu icin el ustunde tutulan cocuklarin etrafinda pervane gibi dolasan cocuklar vardir ya. Nietzsche bu kazanan arabaya atlamakta mahir tiplere panayir sinekleri der. Dusenin dostu olmaz. Islam dusmustur. "Ben 17nici yuzyilda yasasam da soylerdim" Hadi ordan yalanci kahraman! Seni iyi tanirim. Yasadin 17nci yuzyilda; soylemedin.
Dunden beri Islamin yanlislarini sorgulayanlarin samimi bir hakikat arayisi veya temel ahlaki kistaslar kullanarak bu sonuca varmis olmalari da mumkundur. Ama bu sorgulama dun degil evvelki gun yani Osmanli'nin veya Islam'in guclu oldugu zaman yapilsa idi 'supheli" olmazdi. Bu gun moda olma ihtimali cok daha gucludur, ilk bakista. Ve ornekleri alip incelediginizde bu ilk bakisin asizi yaniltmadigini gorursunuz.
Bir Country-Western sarkisi vardi "I was country, when country wasn't cool" diye. Ben de adamin hicbir gorunur getirisi olmayan, moda , hip veya kool olmadigi halde bir fikri savunan onun icn fedakarliklara katlananlari severim. Samimiyet testim budur.
Lutfen hemen reaksoyoner tepki yerine bir adim geriye gidin ve su soruyu sorun kendnize. Bu "ozgun felesfem" ne kadar ozgun ne kadar bagimsiz? Menfaat, kolaycilik, grup statusunden yararlanma gibi asagi gudulerden arinmis, durust entellektuel sorgulama ile varilmis diye. Ayni soru tabii ki "dindar kesim" icin de varittir. Ama unutmayalim Musluman olmak henuz "kool" degil dunyada ve Turkiye'de. Bu isin karli oldugu zaman ve mekanda onlari da ayni sorgulamaya tabi tutariz ve tutuyoruz da. Bir diger yorumumda davadan nemalananlari sorguladim; devam da edecegim "ozelestiri" cercevesinde.
Bir diger yorumumda da soyledigim gibi Turkiye'de laik oligarsi son nefesinde. Benim korkum muzaffer tarafin ruhunu kaybetmesidir.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 10, 2007 10:46 PM
Özür dilerim Emre bey. Şimdi yorumlar çok fazla uzamaya başladı. Mouse u biraz oynatıyorum 2-3 yorum birden atlatıyor. Sıradan giderken herhalde orada kaldığımı zannettim ve klasik, bildik suçlamalardan birisi olduğunu zannettim. Sizin kinayenizle Mustafa beye yüklenmişim. hehe, strawman in gerçeğinden kurmuşum yani :)
Yahu 100 küsur yorum arasında okuyup takip etmek zor gerçekten. Yorumlar açılıp kapanan cinsden olsa çok rahat olacak.
Yazan: sinan Tarih: December 11, 2007 1:30 AM
Sinan Bey, size tesekkur etmek isterim. Imana giden yol akildan bilimden geciyor ama orasi son durak degil. Hic bunu bu kadar net gormemistim dogrusu.
Bugunku verilerle bilim Allah`in varligini ispatlamiyor diyorsunuz. Bir yerlere kadar gidiyoruz, bir noktada imkanlarimiz yetmeyince olsa olsa Allah`tir deyiveriyoruz biz inananlar. Halbuki inanmayanin boyle bir mecburiyeti yok. Yolun sonuna gelinmedi ki, devam ederim diyor. Cunku onun icin hakikatin dayanagi, bilimdir.
Sonra Allah olsa dahi benim aklimi ikna eden Allah, Islam`in anlattigi Allah degil diyorsunuz.
Allah`a insanca ozellikler yakistirilmaz, cezayla falan ugrasmaz, aklimizi esir edecek, pes dedirtecek ozellikleri olmali. Cunku bu noktada hakikatin kaynagi, kendi akliniz.
Halbuki Islam`in kelime manasi teslimiyet zaten! Imanin sartlarina bakalim. Allaha, meleklerine, kitaplarina, peygamberlerine, ahiret gunune, kadere, hayrin ve serrin O`ndan geldigine iman etmek... Bilimin omru yetse bunlara, benim omrum yetmez kesinlikle. Oyleyse burada bambaska bir hakikat tasavvuru var. Iman eden icin hakikatin kaynagi "vahiy" dir. Akil, vahiy sinirlari icinde hareket eder. Bilim, bu sinirlar cercevesinde istedigi kadar suphe edebilir. Bilim ve teknigin muslumanlarin elinde oldugu caglarda bilim, yaratilis sistemlerini inceler ve bilim adami O`nun sanatinin guzelligine hayran olurdu. Tarihi tecrubede o caglarda dine kafa tutan, hesap soran bir guruhun varligina rastlanmiyor. Inancin bilimsel dusunceye engel olacagi icadi o iklimin urunu degil besbelli.
Sonra... muslumanlar bilimi kaciriverdiler ellerinden. Nedenlerine hic girmeyelim, cok tartisilmis bir mesele. Ve bati kesfetti bilimi.
Kilisenin akla ve bilime nefes aldirmayan baskisindan silkindi once. Gercek hic de kilisenin dedigi gibi degilmis! Peki nedir hakikatin biricik kaynagi? Olsa olsa akildir, insandir yani. Oyleyse indirelim tanriyi, yerine koyalim insani...
"Ve bu anlatılanlara inanmak içinse fiziğin problemlerinden devşirdiğimiz kanıtlar, söylencelerde anlatılanlar kesinlikle yeterli değildir diyorum. Sakat bir düşünce sistemi değil yani."
Ozetle, sizin dusunce sisteminizi sekillendiren
bir tarihi surec var.
Halbuki vahye inanan insanin dusunce yapisi boyle islemez. Batinin hakikat felsefesi, kendi tarihi tecrubesini genelleyip tum dinlere "test edilemez, sinanamaz, olculemez, bicilemez, geri kalmisligin sebebi" etiketini yapistirmasi dindar insanda bir reaksiyon olusturuyor. Bu ithamlara yine batinin hakikat felsefesi dinamikleriyle cevap vermeye calismaktir asil mesele...
Bati, bilimi uretmeye baslayinca teknoloji avantaji sagladi, derken ticareti kontrolune aldi, derken savaslar, derken siyasi ustunlugu eline gecirdi. Simdi durdugumuz noktada " hakikatin biricik kaynagi benim!" dese cok mu yani? Hatta belki tarihin sonu gelmistir!
Bu surecin nereye gidecegi de ayri bir tartisma konusu. Ona da girmeyelim. Sadece bilinen tarihi surec icinde ustunlugun elden ele gectigini hatirlatmakla yetinelim.
Cok yukarilarda kalmis bir bahsi hatirlatmak istiyorum simdi, Marx`in din afyondur, sozunu hatirlatmistiniz. Ne varsa bu insanoglunda, birtakim agri kesiciler ariyor kendine.
"Biliyormusunuz ki bugün 1 milyondan fazla inananı olan yaklaşık 150 tane farklı din var. Hepside, istisnasız kendi dinlerinin en hakiki din olduğunu savunur. Kimi en son benim der, kimisi en hakikisi benimkisi der, der oğlu der..."
Nedir bu insanoglunun derdi? Niye yetmiyor akil? Niye yetmiyor bilim? Bu aci da neyin nesi ustelik? Nereden geldi bulasti bize? Halbuki dusunelim, calisalim, lay lay lom yasayalim gidelim, yok olalim. Nedir bu aci?
Iste yollarin ayrilis noktasi burasi. Bana bilim yeter, diyenin yolu acik olsun. Ama yetmiyor, bilim de aklim da yetmiyor, nedir bu olan biten, nereye bi gidis diye soran varsa ona cevap verecek olan dindir. Peki 150 tane din var, nasil bulucaz dogru olani derseniz, yollarimizin ayrildigini hatirlatmakla yetinirim. O, o yolu tercih edenin meselesi...
Yazan: Elif Tarih: December 11, 2007 1:40 AM
"Onun dediği "no-boundary" sizin anladığınız anlamda bir "başlangıç" değil."
Sinan bey,
Tamamen yanlış anlamışsınız. Hawking'in imaginary time'ı kullanarak ulaşmaya çalıştığı sonuç: No-boundary. Sınır yoksa bir başlangıca ihtiyaç yok demeye çalışyor. Fakat, gerçek zamanlı çözümler, hepimizin doğru anladığı anlamda bir başlangıca isabet ediyor. İmaginary time'ın vektörel gösterimi ona bir anlam kazandırmıyor. Elbette bir elektronik mühendisi olarak imaginary sayıların ne anlama geldiğini biliyorum. Bir reprezentasyon yöntemi(vektörel diyerek bilimsel olmaya çalışmayın :-)). Voltajı bu şekilde göstermek mümkün ve bir anlamı var gerçekten! Fakat bütün bilimsel modellerimizde kullandığımız ve algıladığımız zaman tanımı gerçek zamandır ve sanal zamanın fiziksel dünyamızda bir anlamı yok!
Genel görelilik, gözlemlerle doğrulanmış bir modelleme. Newton/görelilik ilişkisinde olduğu gibi yeni modellerin onun vardığı sonuçları devredışı bırakacağını sanmıyorum. Olsa olsa bir şeyleri daha iyi anlamamızı sağlayan yeni modeller(kuramlar) geliştiririz diye düşünüyorum.
Hawking bu sonucu(başlangıç) pozitivist anlayışına uygun bulmadığı için bir sınırsızlık arayışında. Adam bunu pozitivizm uğruna yaptığını açıkca belirtiyor. Ben zorlama bir yorum yapmıyorum. Normal şartlar altında bu işi pozitivizm adına yaptığı için pek ses çıkarılmıyor herhalde. Yoksa normalde yaptığı felsefe, spekülasyon! Normal şartlar altında siz buna pseudo-science dersiniz:-) Yukarda bir çırpıda silmeye çalıştığınız Caner Taslaman alıntısı kesinlikle olayı güzel izah etmiş.
Hatta Hawking'in kitaplarını okuyunca pozitivist olmayan bir bilimin nasıl olacağını anlıyorum: Tanrı'nın ne düşündüğünü anlamaya çalışmak. Bu işte pozitivist olmayan yaklaşımların motor gücü olabilecek bir motivasyon kaynağı. Aynısı Akıllı tasarımda da kullanılabilir:-) Aslında Hawking, pozitivizm açısından düşünülünce tam bir ihanet içinde:-) Niyeti bu olmasa da! Bu arada pozitivist yaklaşımı mantıksız bulmadığımı yukarda belirttim. Ama pozitivist kalacağız diye de yanlış sonuçlara varma konusunda ısrarcı olunmamalı(kozmolojik sabit örneğimiz çok güzel bir örnek). Pozitivizm de sorgulanabilmeli! Hiç olmazsa bunu kabul edin birader:-)
Ha bu arada bilim adamlarının Tanrı'sı tabiki bahsettiğiniz gibi bir şey olmalı. Bilim, din değildir. Bakınız Bilim nedir? Din nedir?
Evrime girmeye bile gerek yok. Bence Tasarım gerçeği çok net. -Değişmeyen- fosiller, matematik(ihtimal hesapları), tasarım yapan mühendislik süreçleri hep onun yanında! Öyle kendimi zorlayıp da Darwinizm'in sınırlarını zorlayamam. Darwinizm'in sınırları belli ve son derece bilimsel. Fakat gerisi hayal gücü ve inançtır. Bir şey olabildiği kadar olur der istatistik!
Ayetler konusunda yazdıklarımı teğet geçmişsiniz. Hepsini bırakalım ve sadece şuna konsantre olalım isterseniz:
"Göğü biz kurduk ve muhakkak genişletmekteyiz" ne demektir? Kur'an'da tesadüfen mi yer almaktadır? Einstein burnunun dibindeki denklemlerden bu sonucu devredışı bırakırken Kur'an'da bu ifade nasıl geçebilmektedir?
Son söz: Size Hımmm dedirtmek mümkün değil. İnanmam arkadaş inat ettim bir kere der gibi bir haliniz var! Lütfen bana yanıldığımı söyleyin!
Yazan: SimdiHicOlmadi Tarih: December 11, 2007 9:01 AM
KUR'ANLILAR ATEiSTLERE MAGLUP MUDUR?
Bu sitede bir ateistle tartistiktan sonra Kur'ana bakip görü-
yorum ki, Kur'an onlara en güzel cevabi vermis. Ben de
bununla, Kur'andaki sözlerin bos yere edilmemis oldugunu
daha iyi anliyorum. Ve sanki Kur'an yeniden indiriliyormus
gibi bir hal ya$iyorum. Ve Allah'in sözleri gönül dünyamda
yildizlar gibi parildiyor, onlari hayranlikla seyrediyorum.
Biz Hakk'in dâvetcileri; inancsizlara, inkârcilara ve ateistle-
re din hakkinda ancak "gerekenleri" söyleriz. Eger muhata-
bimiz ikna olmuyor veya olmak istemiyorsa, susmayi tercih
ederiz. Ama bu ikna edememeyi bir maglubiyet olarak gör-
meyiz. Varsin muhatabimiz, kendinin galip geldigini zannet-
sin! Elbette biz de sonsuza kadar (yani ömrümüzün bitimine
kadar) fikir üretebiliriz. Fikir depolarimiz doludur. Bosalsa
bile Allah onu yine doldurur. Fakat gereginden fazla söz
etmek faydasiz olacagindan, kelâm israfi yapmamayi kazanc
sayariz.
Hem, cünkü din, ateistleri maglup etmek icin degil, onlari u-
yarmak ve dâvette bulunmak icin inmis ve gönderilmistir. E-
ger ateistleri maglup etmek icin olsaydi, Allah melekler or-
dusuyla bizzat ortaya cikar onlari sustururdu. Fakat bu hal-
de imtihan sirri bozulur, yok olurdu. Bunun icin Allah onlara
mühlet vermekte ve onlari gözlemektedir. Fakat bu sessiz
kalma kaidesinin istisnasi da olmus ve Peygamberlerin ta-
mamen maglup olmalarina izin vermeyerek, inkârcilari fe-
lâketlerle yok etmesini de bilmis, varligini göstermistir. Ama
inkârcilara karsi uygulanan esas kaide (saldirgan olmadik-
lari takdirde): "Mühlet vermek"tir. Biz de bunun icin gerek-
tiginde susmasini bilmeliyiz, biliriz.
Bu sözlerimi de, herhangi bir inancsizi muhatap almayarak,
inancli (Kur'anli) arkadaslarla paylasmak icin serdediyorum.
Ve diyorum:
Dünyanin, akilli bir insani olsun da, aklin varedicisi bir Tanri
(burda "Tanri" derken, evrenin tek ilahi "Allah"i kasdediyo-
ruz. Kavram kargasasi ya$amayalim lütfen!) olmasin!
Sual: Olmasi mi gerekir?
Cevap: Olmamasi da gerekmez! Ama bu belirsizlik sonsu-
za kadar gidemez. Gidemeyecegi icin Tanri cikar: "Aklin
ve evrenin sahibi Benim. Insani Ben yarattim, Ben ya$ati-
yorum" der, belirsizligi bozar. Bu bozgun karsisinda inan-
mak isteyenler (daha dogrusu bir Sahip arayanlar) inanir.
Inanmak istemeyenler ise, inanmaz; inancsizliklarinda di-
retirler. Mucize gösterilse bile "büyüdür" derler, inkârla-
rini sürdürürler.
Kazanclari nedir? Bosluk, basibosluk ve bosubosunalik!
Ama kalp ve akillari bu hicligi sonsuza kadar kabul ede-
meyecegi icin fen ve felsefeye, sanat ve edebiyata sarilir-
lar. Veya akil uydurmasi dinler ve oyunlar icad ederler.
Ya$amin amacinin da "tanrilasmak" veya "seytanlasmak"
oldugunu iddia ederler. Veya zevkciligi, cileciligi hayat
felsefesi yaparlar. Kendilerince inancsizliktan ve bosubo-
sunaliktan kurtulurlar! Cünkü gayelerini bilmis ve bulmus-
lardir! Fakat bu büyü ve rüya ne vakte kadar devam e-
der? Ölümle bozulur mu? Veya yeni bir dirilisle karsilasip
hesaba cekilirler mi? Biz cevabi elbette biliyor ve bildigi-
mize kesin inaniyoruz. Ama onlar yalanliyor! Bu halde
bekleyip görmekten baska care kalmiyor. Biz de bekle-
yip görecegiz! Kazanan kim, kaybeden kimmis yakinda
bilecegiz. (Tabii inancsizlara göre biz de bilmeyecegiz!):
"Zira ölümle hersey biter, yeniden dirilis ve hesap veris
bir hikâyedir". Tabii bu da onlarin inanci! Akillari evrenin
tek hâkimi ya! Biz bilemeyiz, onlar bilir... Fakat biz de
onlarin akillarinin bu egemenligini tanimiyor, "bekleyelim
görelim" diyoruz. Ve görecegimize eminiz! Cünkü:
"Allah'tan baska ilah yoktur, tek ve ortaksizdir O. Mülk
O'nundur, neticesi O'na aittir. Diriltir ve öldürür, ama
Kendisi ölmez ve dogmaz. Her iyilik O'ndandir, O'nun
elindedir. O herseye kadirdir ve O'na dönülecektir."
(Ortaksiz Allah bu sözlerle gümbürderken; madde ve
doga, evrim ve tesadüften bir ses gelmiyor! Ne garip?)
Ama yanilmayalim. Ateistler, o sessizlerin sözcüsü olmayi
bilmislerdir!... Fakat onlarin sözcülügü, insanliga bir ebedi-
yet ve ölümsüzlük kazandirmiyor. Biz de elbette ebediyet
Vadeden'e bakacak ve O'nu dinleyecegiz.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: December 11, 2007 11:46 AM
"Bilimin gelişimi hakkındaki fikirlerinize de katılmıyorum. Birşeyi kabul edip sonra tamamen aykırı birşeyi kabul edip sürekli bu şekilde devam ediyor o yüzden güvenilmezdir demek bence doğru değil. Vektörel bir özelliği var. Büyük oranda üstüstü e binme, birbirini sürekli tamamlama, ayıklama söz konusu."
Bilimin gelişimi ile ilgili bir şey anlatmadım. Sadece bilimin şu anki kuramları bir başlangıca vurgu yapıyor dedim. Eğer bilimin zırt pırt tam aksini söyleyen bir yaklaşımı olduğunu düşünüyorsanız bu vurgu sizin için bir şey ifade etmez. Ve böyle düşünülen şey(bilim) de sağlam referans olamaz dedim. Ben böyle düşünüyorum demedim. Fakat, Newton/görelilik ilişkisindeki gibi bir gelişimden söz ediyorsak başlangıç vurgusu oldukça anlamlı olmalı dedim.
Bundan önceki yazımda vektör kelimesini kullandığım ifade için özür dilerim. Hızlı okuduğum için vektör kelimesini nerde kullandığınıza dikkat etmemişim. Yukarda alıntıladığım kısımda ve farklı bir anlamda kullanmışsınız.
Ben de bu kadar işimin gücümün arasında sizin yazdıklarınıza hızlı ve konsantre cevaplar vermeye çalışıyorum. Aslında bu kadar bile uzatmaya niyetim yoktu. Ama laf lafı açıyor. Ayrıntılara çok giremiyorum, fakat en azından bir şeyi birilerinin gösterdiği gibi tu kaka demeden önce gerçekten bir anlamak lazım diye düşünüyorum. Tabii ki bu son generic ifadem herkes için geçerli olabilecek bir ifade :-) Belki birbirimizi dinlersek ne demeye çalıştığımız anlaşılır. Yukarda iki anlamama örneği verdim.
"Bunu odun kafalılıkla açıklamaya çalışabiliriz tabi, tercih meselesi."
???????????? hatta ??????????????????????????
"Hem bu tartışmalardan ne çıkarsa çıksın, ceza ve insan işlerine müdahale edenbir tanrıya buralardan hiç mi hiç destek çıkmaz bana göre"
Şu sizin resmi niye yaptığı konusunda bir cevabı olan ve bu cevabı kıskanmayan ressama ne oldu? Tanrı insan işlerine karışmamalı mı? İslam'daki Allah inancını çok basite indirgiyor ve gereksiz bir küçümseme(?) içindesiniz... Bilimi O'na rakip görüyorsunuz. Gerçekten bu tür bir anlama gelecek bir ifadeniz var yukarlarda. Bacak bacak üstüne atıp, bir de kasılarak bilimi Allah'a ortak koşuyorsanız, sizin için hoş ayetler var Kur'an'da gerçekten... Halbuki benim inandığım Allah zulmetmez. Kimseye hakettiğinden fazlasını yapmaz. ... Ben tefsir'den de anlamam fetva da vermem. Eğitimimi fazlasıyla aşıyor. Ama Emre Ünver'in yaptığı gibi yanlış tefsirleri de anlayabilecek kadar da fikrim var. Ama hiç olmazsa bu konuya hiç girmeyeyim.
Ben burda kesiyorum.
Yazan: Oldumusimdi Tarih: December 11, 2007 1:30 PM
"Sebeplerimden en onemlisi: Zamanlama.
Tesadufe bakin ki bu sorgulama Osmanli'nin ve /veya Islam dunyasinin "kaybetmesi" ile baslamistir. "batan gemiden atlama" psikolojiosini hepmiz biliriz hayatimizda. Ilk atlayanlar en uyaniklardir."
Bekir bey, muhteşem bir tesbit. Gerçekten bu kadar güzel ifade edilebilirdi. Siz uyanık demişsiniz de bir de fareler terkeder versiyonu var galiba? Cennet ehli de çoğunlukla saflardan oluşacakmış. Bu yüzden saf(!) olmak güzeldir.
Yazan: GobeginiKasiyanBidonKafali Tarih: December 11, 2007 2:28 PM
Sayin oldumusimdi;
Söyle demissiniz:
"Ama Emre Ünver'in yaptığı gibi yanlış tefsirleri de anlayabilecek kadar da fikrim var."
Anlayamadigim sey su: Ben hangi yazimda tefsir yapmisim???????
Saygilar
Emre ÜNVER
Yazan: emre ünver Tarih: December 11, 2007 2:55 PM
Sinan Bey
size bir sohbet yolluyorum..çok da kendinizi yormayın..olan olur,su yolunu bulur..
http://www.youtube.com/watch?v=I3rCMX53Cnw&feature=related
Yazan: saruhan Tarih: December 11, 2007 3:37 PM
Kainatın, pozitivist, determinist, nedensellik yaklaşımları ile açıklanmaya çaılışılması şu örneğe benziyor:
Anadolu'nun ücra bir köyüne bir gün elektrik hattı çekilir. Dünyadan hiç haberi olmayan köylülere uzaktan kumandalı bir televizyon hediye edilir. Bütün köylüler, her akşam bu garip "görüntü kutusu"nun etrafında toplanıp ekrana yansıyanları seyrederken büyük bir merakla insanların ve evlerin nasıl bu küçük kutuya girdiğini düşünmeye başlarlar. İçlerinden biri:
“Bu kutunun içine küçük insanlar girmiş” diyerek bu kutunun sırrını çözmeye çalışır.
Bu açıklama zeki olan Haşmet'in kafasına yatmaz. Haşmet, kutuyu açar, içine bakar; fakat içinde insan falan görmez. Büyük uğraşılardan sonra televizyonla gelen küçük bir alet dikkatini çeker. Üzerinde "uzaktan kumanda" yazan aleti paketinden çıkarır ve düğmeleriyle oynamaya başlar. Çok geçmeden büyük bir heyecanla sokağa fırlar:
“ Ey ahali! Duyduk duymadık demeyin ... Esrarengiz kutunun sırrını çözdüm. “
Bütün köylüler Haşmet'i dinlemek için köyün orta yerindeki büyük meydana toplanır. Herkes taş gibi sessiz kesilip Haşmet'in açıklamasını bekler. Haşmet büyük bir gururla konuşmaya başlar:
“Ey ahali! Aylardır sırrını
çözemediğimiz "görüntü kutusunun sırrını çözdüm. Şu elimdeki alete bakın. Yeşil düğmeye basınca görüntü çıkıyor, kırmızıya basınca kayboluyor. Dahası var, şu düğmeye basınca konuşuyor, şuna basın sesiini kesiyor. Gördüğünüz gibi, görüntü de ses de şu aletten kaynaklanıyor. Bu işin arkasında başka şey aramanın hiçbir mantığı yoktur. Evet, tekrar söylüyorum. Bu küçük ekrandaki görüntünün sebebi bu alettir. Başka hiçbir sebep aramaya gerek yoktur. Söylediklerime inanmıyorsanız gelin sizde elinizle deneyin. Aynı şeyi göreceksiniz. “
Kuşku içinde olan birkaç kişi, hemen ortaya atılır. aleti eline alır ve söylenilenlerin doğruluğunu test eder ve Haşmet'in doğru söylediğini halka ilan eder.
Ahali arasında Hikmet isimli bir köylü vardır. Hikmet anlatılanları pek makul görmez. Bir önceki gün "göruntu kutusunda izlemiş olduğu bir belgeseli hatırlar, bu belgeselden pek çok şey öğrenmiştir. Kendi kendine, "Akıl ve şuuru olmayan bu küçük aletin bu bilgileri bilmesi imkansızdır" der.
Hikmet, televizyon kutusundaki kullanım kılavuzunu alır ve köyde okuma yazma bilen tek kişi olan Halim'e götürür. klavuzda, televizyon ve kumanda hakkındaki bilginin yanında, ekrandaki görüntünün nasıl oluştuğu da yazmaktadır. Hikmet, gerçeği öğrenince heyecanla sokağa fırlar, bütün köylüleri meydanda toplanmaya çağırır. Herkes gelince konuşmaya başlar:
"Televizyonla beraber bir kitapçık gelmişti. Halim'e götürdüm. Halim orada yazılı olanları bana okudu. Kitapçığa gore, görüntü bir istasyonda insanlar tarafından hazırlanıyor. Sonra da bir aletle havaya yüklenip bize ulaştırılıyor. Televizyon kutusu ve kumandayı yapan, kasıtlı olarak, ikisini birlikte yapmış ve aralarında bir bağ kurmuş. Kumandadaki yeşil düğmeye bastığınızda görüntünün çıkması yeşil düğmenin görüntüye sebep olduğu manasına gelmez. Kumanda, ileri derecede bilgi, hikmet ve kudret gerektiren görüntüyü yapamaz. Bu nedenle, kumandaya görüntünün sebebi diyemeyiz. Olsa olsa görüntüsel bir sebep diyebiliriz. Hakiki sebebi başkadır."
Haşmet, itiraza başlar:
“Yazılanlara inanmayın, uydurma bunlar. Gözünüzle görüyorsunuz ki kumanda ekrandaki görüntünün sebebidir. Hikmet, sizi kandırıyor. Gerici ve yobazdır. Siz, kimin yazdığı bilinmeyen bir kitaba değil, gözünüzle gördüğünüze inanmalısınız.”
Ahalinin bir kısmı Hikmet'i doğru bulmasına rağmen, çoğu okumayı bilmediği için Haşmet'i haklı bulur. Hikmet'i bağnazlıkla suçlarken Haşmet'e gerçeği açıklamaya yardımcı olduğu için "asrın alimi" ödülünü verirler.
Nedensellik gözlüğünden kainata bakan determinist ve pozitivist yaklaşımların da aynı şekilde kainattaki kompleks nesneleri açıklaması yukarıdaki örnege benzer. Sonsuz kudret ve hikmet sahibi olan Allah, hemen her şeyi bir sebebe bağlamış. İnsan, aklını kullanarak kompleks nesnelerin görüntüsel sebeplerini bulabilir. Ancak akıl, şuur, ilim, hikmet ve kudretten yoksun olan sebeplerin hikmetli, faydalı, sanatlı ve kompleks olan nesneleri yapması mümkün değildir. İnsan, kendi yaptığı eserlerle kainattaki İlahi eserleri kıyasladığında bu hakikati anlayabilir.
Kamera, bilgisayar ve cep telefonu gibi kompleks nesneler, ilim ve kudret sahibi olan şuurlu insanların icadı olduğu gibi bunlardan daha kompleks ve mükemmel olan insanın gözü (kamerası), beyni (hard diski), kulagi (telefonu) vb. de cok hikmet ve kudret sahibi bir Zat’in icadı olmalıdır.
Yazan: ilhanb Tarih: December 11, 2007 8:09 PM
Hüseyin bey, böyle ulvi duygular yaşamanıza katkı sağladığım için sevindim doğrusu.. millet tartışıyor siz gözünüzü yumup ayetlerle kendi aleminize dalmışsınız. Aklıma bir rolling stone konseri öncesi çekilmiş bir video geldi...stones lar habire bişilerden bahsediyor konuşup duruyorlar. En arkada da Hendrix var kendi halinde, dumanı çekip ver ediyor gitarına kimseyi iplemeden..aklıma getirdiniz :)
@Elif;
Tam olarak öyle değil Elif hanım. Bunlar büyük iddialar diyorum. Gerçekten sağlam kanıtlar olmalı diyorum. küçükten o şekilde yetiştirilmediğim için gerçekten zor. Anlayın lütfen, kendi pencerenizden bakmayın sadece. Ve evet kendi aklımdan başka bir sermayem yok birşeyleri anlama konusunda. Ve bu aklımla sizlerden farklı sonuçlara varıyor olmam ceza ve işkence konusu olamaz, bu benim kabul edebileceğim, kendimi inandırabileceğim birşey değil. Ben bilim, evrimi vs. öğrenmeden önce 7-8 yaşlarımda vardım bunun farkına. O zamanlar da ne osmanlı, ne cumhuriyet nede moda akımlardan haberim de yoktu. 7-8 yaşında bir çocuğun varabileceği şeylerin sonsuz bir cezaya yol açması benim açımdan sınırları aşan birşey. Hiçbir mutlak gücün böyle bir egosu olamaz bana göre. Bu sizce de çok zayıf bir argüman değil mi? Kendimizi herşeye teslim edebiliriz. Bu şekilde herşeye varabiliriz. Mutezile diye bir mezhep var. Yanlış hatırlamıyorsam biraz farklı düşündükleri için yok edildiler. Neyse bu ayrı birşey de. inancın bilimsel düşünceye engel olacağı bir icat değildir. Somut dayanakları olan birşeydir. Ha bu durum mutlak demek farklıdır. İnançlar değişik değişik yaşanır. Ama bazı yerlerde inanç yüzünden bilime karşı bir muhalefetin olduğu ise şüphe götürmez. Bunu açıkca söyleyen/savunan bile varken "icat" demek temelsiz. Ha sizin inancınızdan öyle birşey çıkarmıyor olabilirsiniz. Ama sizin islamı, yada herhangi bir dini yaşama biçiminiz islamı yada X inancını tanımlamaz tek başına.
Batı tartışmalarına şahsen girmek istemiyorum. Tarihin sonu iddiası da fukuyamanın saçmalığı bana sorarsanız, ideolojik bir saçmalık. Daha çok kavga gürültü kopacak şu biricik mavi gezegende.
İnsanoğlunun ürettiği acı hiçbir doğa üstü iddiayı doğru yapmaz. Dinin verdiği güven duygusu da aynı şekilde dini doğru yapmaz.
Ne içki içen sarhoşun gördükleri doğru nede kokain ile rüya görenlerin gördükleri doğru. Ayrıca bence hepsinin yan etkisi var.
Ayrıca din sayısı 150 den de fazla, sanırım bi 250-300 arası birşey son durum :) irili ufaklı.
Özetle, ben bilimi dışarıda bir alet olarak görmüyorum. Aklımızın aleti içinde yaşadığımız gerçeği anlamak için. Elbette felsefe yapacağız, spekulasyonlar yapıp farklı farklı kombinasyonlar yapacağız kafamızda. Fakat belli bir sınıra geldi mi işler hiçde öyle kesin vs. olmuyor. Belli bir noktadan sonra bence mütevazi olmak gerekiyor çünkü zemin gittikçe beliriyor. O yüzden inanç deriz, ama böyle kesin mutlak demek için mütevaziliği elden bırakmamız gerekiyor. Biraz farklı bakın dediklerime. İlla da illa da yok diyor olarak değilde, dedikleriniz pek sağlam değil hemen bu kadar kesin sonuçlara varacak zemin yok diyorum olarak düşünün. Yok çünkü. Kitaplar ve bir sürü inanan insanda kanıt oluşturmuyor. Ama inanmanız gerekiyor dedikten sonrada işin kıymeti kalmıyor. İnanmaya gerekçe inanmanın kendisi olamaz. Sizler sürekli bunu iddia ediyorsunuz aslında.
İlginç olduğu için tavsiye etmek istiyorum. Simulasyon teorileri var bazılarının ortaya attığı. Sağlamlığı en az dinlerin iddiası kadardır akıl açısından, iddialarına bakmanızı tavsiye ederim...Akıl dediğimiz öyle birşey ki Elif hanım...gerçekten bu tartıştığımız mevzularda ceza konusu olamaz. Bir gücün hem akıl vermesi, hemde o akıldan doğan şeyleri ceza konusu yapması gerçekten çok büyük bir iddia. Dinlerin bence en büyük iddiası bu.
@BuGidisleZatenOlmaz;
Evet vektöreli farklı yerde kullandım, ama yanlış anlamanız isabetli olmuş. Sanal zaman da vektörel bir ifade. Ama dediğiniz gibi bir yanlış anlama söz konusu değil sanırım. Açmanızı isterim eğer öyle düşünüyorsanız. Modellemede kullandığımız şeyler modelin kendisine içkin olmak zorunda değildir. Yani Hawkings in yapmaya çalışdığı şey quantum fiziğinde geçerli bir kavramı alıp kendi olayı için ete kemiğe büründürüp "aha bak zaman" demek gibi birşey değil.
Big-bang konusunda bir problem var. Ve bu problem inanç kanıtlarında kullanıldığı gibi "herşeyi çökerten bir duvar/sınır" gibi bir durum değil. Çok daha farklı bir mesele. Bu meseleyi aşmak için bugün her koldan çaba gösteriyor insanlar. Gerek CERN deki başlamak üzere olan yeni büyük deneyler gerekse Hawking ve benzerilerinin yaptığı yeni teorik açılımlar. Hawkings bu konuda tek değildir, farklı kollardan giden başka fizikçiler de var. Problemin özü de bizim modern fizikten geliyor. Elimizde iki tane çok sağlam, her türlü deney ve gözlemden başarı ile çıkan iki tane kuram var. Bir tanesi genel görecelik diğeri de quantum mekaniği. Problemin ana kaynağı bu iki problemin birbirisiyle uyumsuz olması! Genel görecelik, "elegant" de denilen, çok pürüzsüz ve kaotik olmayan bir uzay zaman öngörür. Ve büyük ölçekli dünyada, yani gezegenler galaksiler vs. ölçeğinde çok başarılıdır. Quantum fiziği ise uzay zamanı çok kaotik,kopuklu,eğri büğrü olarak modeller. Ama iki tane evren yok! Birtane fiziksel gerçeklik var, ama elimizde iki tane "doğru" teori var bu gerçekliğe ilişkin ve bunlar birbiriyle çelişiyor! Bigbang teorisi de görecelik fiziğine göre hesaplanır. Büyük ölçeklerin fiziğini zamanda geri gidip çok küçük ölçekli bigbang koşullarında uygulayınca singularity/tekillik gibi matematiksel hatalar çıkıyor. Elimizdeki teorinin eksiliğinden dolayı ortaya çıkan matematiksel saçmalıklar bunlar. Fiziksel bir realite değil. Saçmalık olan sonuçlardan birşey çıkartamayız!!! Bugün birçokların yaptığı budur. Saçmalığı mutlaklaştırıp orada bırakılması istiyorlar yorumlarına uydurdukları için. CERN in son milyar dolarlık LHC le kurup ATLAS vs. deneylerine ateistlerin son çırpınışları ve entellektüel masturbasyon olarak para ısrafı olarak gören şaşkınlar bile tanıyorum. İnsanda hiç mi merak olmaz.
Singularity konusunda o yüzden bu kadar çok emek sarfediliyor. Genel göreceliğin bir şekilde uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. Gravitasyonun quantum teorisi gerekiyor bu tip problemlerde hesaplama yaparken çünkü çekiçle vida sökmeye çalışmak gibi birşey şimdiki durum. Bu aynı problem kara delikler de de mevcut. Tamamen bigbang de ortaya çıkan problemin aynısı, aynı şekilde saçma sonuçlar çıkıyor oralarda da.
Özetle; yani eldeki şey tanrıyı gösteriyor, ama fizikçiler kör oldukları için saçma işlerle uğraşıyorlar gibi bir durum yok. Fiziğin temel bir problemini çözmeye çalışıyorlar. Hawkings kendi teorik çıkışı ile singulariteyi önlediğine inanıyor. Başka fizikçiler başka şeklde çözme taraftarı. Quantum loop cular var, sesi daha gür çıkan sicimciler var, Penrose gibi zamanın belli bir notadan sonra "tik tak" ın bitmesinden dolayı yeni bir döngüye gireceğini söyleyenler var..... Daha fazla deney ve çalışmanın gerektiği bir konu. Klasik bir durum. İlerledikçe bugünkü gibi 100 olan sesler 50 ye inecek yarın 25 e inecek...Bilimdeki klasik bildiğimiz şey...bakalım yani hemen peşin sonuçlara varmadan önce.
Evrime de bence girmeyin zaten. O konu açık seçik meydanda kalp gözleri açık olanlar için :) Birisi açıkca bilim, diğeri ise içbirşey üretmeden başkalarının üretimini istismar eden, bilimsellik kriterlerinin hiçbirisini karşılamayan bir sözde-bilim kategorisi. ERKE arkasına komutanları diziyor. AT ise hristiyan cemaatleri ve değişik dinlerden mensup, bilimi dinleri açısından problem olarak gören insanları. Nedense hep dini ortalamadan fazla düşünen insanlar birden süper bilimci kesiliverir bu durumda.
Değişmeyen fosillere takmışsınız da. Bence fosil kayıtlarının geneli durumu açıkca gösteriyor. milarlarca yıl bounca inişli çıkışlı kademeli kademeli olarak basitten karmaşıpa bir gidiş. Bir üstün tasarımcı olsaydı bu kadar zaman aşama aşama uğraşmadı. 50-100 yıl sonra insan bile daha iyisini yapacak duruma gelecekken, herşeye kadir bir gücün böyle milyar yıllara yayılan bir süreç de aşama aşama, "sadece" bazı noktalara müdahale etmiş olması iddiası bugünkü standartlara göre artık bilim olarak kabul edilemez. Eskidendi o. Bu saatten sonra kimse geriye gitmez.
Matematik konusunda da o kadar iddialıysanız bir model oluşturun lütfen, ne sorunu varmış görelim. Laboratuvarda görülmüyor, teorik çalışmalarda görülmüyor, doğada da görülmüyor bu sizin sorun dediklerinizi. Yıllarını vermiş bilim insanları da görmüyor, yine yıllarını vermiş, samimi olarak inanç sahibi insanlar da görmüyor. Frncis Collins gibileri çıkıp üstelik evrim terorisinin artık inkar edilemiyeceğini ve bunun tarının dili olduğuna inanıyor. AT dediğiniz gibi doğru bir bilim olsaydı, faydalı araştırmalara konu olurdu. Farkında mısınız bilmiyorum ama, tekbir faydalı araştırmaya konu olamıyacak kadar kısır bir "teoriyi" evrim teorisi gibi birçok şeyde temel olan ile karşılaştırmak gerçekten sınırları baya aşan bir durum. Ve din asla bilime zarar vermemiştir, engellememiştir iddiasının ne kadar absürd olduğunu belgeliyor sonraki nesiller için. 40-50 yıl sonra AT nin nasıl başka formlara girdiğini, hiçbir bilimsel çalışmaya temel olmayacağına kendiniz şahit olacaksınız!
Bekir beyin yorumu için birşeyler yazacaktım ama vaktim kısıtlı. Artık bir daha ki sefere.
Yazan: sinan Tarih: December 11, 2007 10:41 PM
Merhaba;
Şu ana kadar yazmış olduklarım kaç kişi için ne anlam ifade etti bilmiyorum. Ama sanıyorum ki değindiğim bazı noktalarda hemfikir olduğum kişiler var. Örneğin inançsızların iman edenler için birer figür olduğu fikri (ki bu fikir aslında benim değil, başka bir forumdaki arkadaşın) sanıyorum içten içe benimsenen bir fikir. Zira iman edenlerin başka bir seçeneği yok. İnançsızların niçin inançsız olduklarını başka türlü açıklayamazlar.
Az önce saruhan nickli arkadaşın gönderdiği video'u izledim. Adam gayet duygulu ve içten bir şekilde anlatmış. Ama konuşmasının ilk başlarında şöyle bir yargısı vardı: İnançsızlar da Kuran'ın hak dini olduğunu, Allah'ın varlığını biliyor diyordu. Başka türlü düşünmesine imkan yok. Çünkü kendisi zaten teslim olmuş, Allah'ın varlığına tüm benliğiyle inanmış, Kuran'ı hak dinin kitabı kabul etmiş; o halde inançsız olanların (ki konuşmasında inançsız olduğunu düşünen diye bir ifade vardı) inançsızlığını nasıl açıklayacaktı? Tabiki inat etmeleriyle, yani inkarla. İnkar etmek demek -ki yukarıdaki bir yazımda açıklamıştım- bildiğiniz halde inanmamak demektir. Oysa ki, Allah'a inanmayan bir kişinin (yani Kuran'ın hak dinin kitabı olduğuna inanmayan kişi) inkar ettiği falan yoktur. Bildiğiniz bir şeyin varlığını nasıl inkar edebilirsiniz? Sırf nefsinize hakim olamayıp da, işinize gelmediği için mi? Böyle bir argüman mantıklı mı sizce? Konuşan kişinin ne kadar samimi olduğu anlaşılıyor; ama maalesef yanılıyor. Kuran'ın hak dinin kitabı olduğuna inanmayan kişilerin tek farkı, kutsal olanı, doğaüstü denileni daha farklı yorumlaması ve kavramasıdır. Ama bu farklı yorumu iman etmiş bir kişinin benimsemesini bekleyemeyiz. Aksi halde zaten iman etmiş olmasını bekleyemeyiz.
Esas konuya geleyim. Bahsetmek istediğim şey vahiy konusu ve tabiki Kuran'ın kutsallığı. Vahiy ne demektir her şeyden önce? Yine yukarılarda bir yerde bir yazımda bahsetmiştim. Vahiy demiştim, bir esindir. Tıpkı bir şairin esinlenmesi gibi. Ama vahyin geleneksel tanımı Tanrı ile kul (peygamber) arasında bir haberci vasıtasıyla gerçekleşen iletişim olmasıdır. Bildiğiniz gibi Cebrail Allah'tan aldığı sözleri Muhammed'e iletir. Allah'la karşılıklı bir konuşma söz konusu değildir (İslam'da bu böyle). Bu olaya hiç kimse tanık olmamıştır. Zira mantıken eğer biri vahiy olayına şahit olsaydı o kişi de bir nevi peygamber olurdu (ya da ona yakın bir şey). Bununla birlikte günümüzde zaten bu olaya tanık oldum diyen olamaz; çünkü geçmişte kaldı. Ne var ki, birileri kendisine vahiy geldiğini söyleyebilir. Böyle insanlar çoktur. Bu vahyin kanıtı olabilir mi? O insana göre kanıt olabilir. Ama diğerlerine göre olamaz. Üstelik zaten İslam'ı kabul etmiş bir kişinin Cebrail aracılığıyla Allah'tan sözler aldığını söylemesi apaçık bir çelişkidir. Görünen o ki, vahyin, yani Cebrail'in Allah'tan aldığı sözleri Muhammed'e aktardığını ispatlamanın yolu yok. Hem mantıken hem de İslam dininin gereği olarak.
İslam inanışında Kuran'ın Allah sözü olduğunun kabulü çok büyük bir önem taşımaktadır. Aksi halde bir değeri kalmayacaktır. Kuran'ın Allah sözü olduğuna inanmak peygambere inanmak demektir. Zira sadece peygamberin kendisi vahiy olayına tanık olmuştur. Geriye sadece peygambere inanmak kalıyor. Böylece Kuran'ın kendisi Allah'ın somut bir kanıtı oluyor. Çünkü O'nun sözleri. O'nu göremiyoruz ama sözlerini görebiliyor, okuyabiliyoruz. Birisinden mektup almak gibi bir şey. Mektup, onu yazan birinin olduğunun en büyük ispatıdır. Ne var ki, Kuran'ın Allah sözü olduğuna inanmak öncelikle peygambere inanmaktan geçiyor. Peygambere inanmamak demek Allah'a inanmamak demektir bir bakıma (İslam açısından tabiki). Bu sebeple olacak peygambere, Kuran'a yapılan hakaretler İslam dünyası tarafından çok sert bir şekilde tepki görür. Danimarka'daki karikatür krizi ya da Salman Rushdi'nin Şeytan Ayetleri kitaplarına gösterilen tepkinin boyutlarını hepimiz biliyoruz. İlginç olarak Allah'la (ya da Tanrı ile) dalga geçildiğinde (ki birçok örneğini biliyorum) aynı tepkiyi görmüyoruz. Tanrı'nın sözü kendisinden daha önemli sanki. Bunu anlamak kolay; çünkü Tanrı sözü O'nun somut halidir. O'nun bir nevi cisimleşmiş halidir. Tanrı ise daha soyuttur. Daha belirsizdir bir başka deyişle. Birçok anlamda hayal edilebilir. Ama Kuran ya da peygamberin kendisi... Burada durum daha ciddidir. O yüzden hep derim ki, bir müslüman Allah'tan (Tanrı'dan) çok Kuran'a (ya da peygambere) inanır. Bu sözüm çelişik gibi duruyor değil mi? Ama öyle değil; çünkü kinayeli bir söz. Üzerine iyice bir düşünün (tabiki dikkate alırsanız). Bir müslüman için Kuran-ı Kerim neden Yaratıcıdan daha önemlidir? Bir başka deyişle Kuran'a olan inanç neden Tanrı'ya olan inançtan önce gelir?
Saygılar
Emre ÜNVER
Yazan: emre ünver Tarih: December 12, 2007 12:03 AM
Sinan Bey, Dilbert`i bilirsiniz eminim. Hani su muhendis olacak Dilbert`i :))
http://www.youtube.com/watch?v=nLTkrv6b2k4
Saka bir yana, muhendisler biraccik ...farkli oluyorlar gercekten de. Yakinen tanirim. Surada 126 mesaj olmus, uzerinde anlasabilecegimiz, ortak birsey insa edebilecegimiz bir zemin bulamadik maalesef. Size ulasmak zor, derken bunu kastediyordum iste.
Sadece birkac sey ilave edeyim. Mutezile mezhebi, Abbasiler doneminde cikan bir dusunce akimi; dinde herseyin akli ile izah edilebilecegini savunuyorlardi. Bu donemde Yunanca`dan Arapca`ya yapilan ceviriler sayesinde felsefe uzerine kafa yoran Islam alimleri arasinda ciddi tartismalar yasanmis. Dinin anlasilmasinda aklin sinirlari, insanin iradesi, Allah`in iradesi... gibi kavramlar ele alinmis. Ancak burada din var midir yok mudur, Allah inanci bilimle celisir mi gibi bir tartisma yok. Yine vahyin sinirlari icinde hareket ediyor akil. Kimi akli vurgulamis, kimi teslimiyeti. Evet, mutezile destek bulamamis, marjinal kalmis. Ayni sekilde tamamen teslimiyeti savunan akimlar da marjinal (cebriyye gibi).
Bir de ceza meselesinde sebep-sonuc iliskisi ters isliyor sizde. Ceza korkusuyla Allah`a iman edilmez; Allah`a iman eden, bu hayatin sonunda bir mukafat ve ceza olduguna inanir. Ve tekrar soyluyorum, "inanir" diyorum. Sorumlu olduguna inaniyorum, yaptigim herseyin bir karsiligi olduguna inaniyorum, ve O`nun magfiretinin gazabini gectigine inaniyorum. Cevrenize bir sorun bakin, ceza korkusuyla Allah`a inandim diyen bulamazsiniz. Allah`in butun bu kainatin sahibi olduguna, insana irade vererek butun varlik aleminden ustun tuttuguna, bu dunyayi tumuyle onun hayat bulmasi icin emrine verdigine ve karsiliginda sadece ve sadece yaraticisini kabul etmesini ve insanca yasamasini istedigine iman edeceksiniz... de arkasindan ceza gelsin. Butun bu asamalardan sonra inancsizligin bir kufran-i nimet oldugunu idrak edebilirsiniz ancak. Halbuki biz daha madde 1.deyiz.
Yanliz nacizene ben de birsey rica ediyorum sizden. Bir adres; Endulus. Literature asina oldugunuzu soyluyorsunuz. Belki okumuslugunuz da vardir ama tekrar bakmanizi tavsiye edecegim. Basarilari ve hezimetleriyle ezber bozan bir hikayedir o. Hatta yolunuz duserse bir de Granada, Elhamra Sarayi. Allah`tan baska galip yoktur, ifadesi dantel gibi islenmistir duvarlarina ve kalem sutunlarina. Hikayelerini dinleyin.Bir kerecik de kalbinizle dinlemenizi umit ediyorum....bir kerecik...
Yazan: Elif Tarih: December 12, 2007 2:18 AM
Emre Bey size bir sorum olacak..
(yazıları okuyorum fakat tartışmaya giremiyorum malesef..kusura bakılmasın,hastamız var..konsantre sorunu..)
.. Kuran'ın hak dinin kitabı olduğuna inanmayan kişilerin tek farkı, kutsal olanı, doğaüstü denileni daha farklı yorumlaması ve kavramasıdır.EMRE Ü...
doğaüstü olanı nasıl kavrıyorsunuz..açabilir misiniz?..merak ettimde.
vahyin değişik çeşitleri var..Melek vasıtasıyla olan en yaygın olanı..fakat Yaratıcıyla Hz.Muhammed(as) konuşması da vardır(mahiyetini bilemiyoruz)..insan bünyesi bunun için çok müsait değil..aracı melek vasıtasıyla iletişim kuruluyor..
ayrıca peygamberler dışında başka insanlarında böyle tecrübeleri olduğunu biliyoruz..buna ilham deniyor..Allah'la iletişim kurmak insanlar içinde mümkün..yoğun çabalar ve arınma gereklidir..bazende Allah seçtiği kulunu çalışma olmaksızın cezbe yoluyla kendine çeker.
sadece İslam dini mensubu olmakda gerekmiyor 5 duyu ötesini keşfetmek için..6.duyuyu geliştirmek başka inanç mensupları içinde mümkün..kabiliyeti olanlar madde ötesini keşfedebilir..bu İslami birşey değildir sadece.
ayrıca her insan Kuran'dan veya peygamberden haberdar olamayabilir..birçok insan için bir yaratıcının varlığını aklıyla tefekkür ederek bulmak kurtuluş için yeterlidir.
herkes bulunduğu koşullar ve imkanlar çerçevesinde mesuldür..kendine vahiy ulaşmış insanla ulaşmamış insanlar bir değildir.
son paragrafınızı anlayamadım doğrusu..biz müslümanız..Kuran'da anlatılan Allah'a inanıyoruz.
çünki bu bizi ikna ediyor..aklımıza uygun ve ayrıca hissediyoruz..kalp gözümüz açık..pek çok sebebimiz var.
sizi anlayamadım,kusura bakmayın..
cevabınız olursa okurum,karşılık veremeyebilirim belki..
sevgiler..
Yazan: deniz Tarih: December 12, 2007 2:29 AM
Saruhan bey teşekkürler video için. Fakat sohbet denmez ona. Monolog denir!
Emre bey,
figür konusunda çok haklısınız. Bana da habire aslında sen inanıyorsunda, vs.vs diye devam edilirdi. Başka birçok arkadaşım da aynı şeye şahit oluyor. Nefsimize yenik düşme durumu da aynen o şekilde çok kullanılır. Dünyayı tek ve biricik gören bir insan, başka bilmediğimiz boyutlarda sonsuzluğa kadar bolluk güzellik ve huriler içinde yaşama fikrini aklına sokamazken nasıl nefsine yenik düşebilir? İnanmayarak bunları da yok ediyor.
Bende izledim o videoyu. Hayatımız boyunca sürekli duyduğumuz şeyler. Hele bu nefis konusunda, söylenilenler ise hiç tutmuyor. Memlekette tüketim almış başını gidiyor ama bu insanlar nefsine yenik düşmedikleri için müslüman yinede!? Af edersiniz ama genel evlere dolmuş kalkıyor bu memlekette. Ve sorunca erkeklik, gereklilik vs. lerle açıklanıyor, müslümanlığa değinen yok. Ama birisini zina etti diye taşlamaya kalkasalar aynı kişiler kendini geri tutmaz. Habire nefis denilince insan söylemeden edemiyor bunları. İnsan şöyle bir etrafına bakar yahu. Hadi bunlar yine o kadarda değil daha neler var.
Bu nefs meselesinin biraz daha abartılmış hali "öcü" olayına dönüyor. Birşeyleri öcüleştirerek tukaka etme eğilimi çok fazla. Benim gibi yada benzeri düşüncelere sahip insanlar inançsız, yada ne bileyim dine inanmayıp tanrıya inanmasını allem edip kallem edip, bir şekilde ahlaksızlıkla, terbiyesizlikle, türlü çeşit pisliklerle eşleştirilir. O yüzden bu insanların "a-aaa ama sen ne kadarda iyi bir insansın" gibi farkına varmadan söylenen aşağılayıcı şeylerle karşılaşması çok normal. Dinler, yada değişik ideolojiler asıl gücünü buralardan alıyor. Seni pislikle, foseptikle, ahlaksızlıkla, hainlikle, satılmışlıkla vs. lerle eşleştirip bertaraf etmeye çalışıyorlar ve bir kötü model oluşturuyorlar.
Halbuki durum gayet basit. Ben hiçbir zaman inanmadım, çok küçükken duyduklarımdan duyduğum birazcık korku dışında bir din veya tanrıya hiçbir zaman inanmadım. Şimdide inanmıyorum.
Manyakmıyım ben? Emre bey çok güzel sormuş. Böyle inanıp inkar etmek akıl alır birşey mi? Olabilir mi böyle bir durum? Tam tersine inananların büyük bölümü aslında inanmıyor sadece korkuyor demek çok daha mantıklı, ve bunu diyebilmemizi sağlayacak tonlarca veri var. Hem herşeyi gören gözetleyen, ilahi bir varlığa inandıklarını söyleyip hemde inanılan buyruklara tamamen ters şeyler yapılıyor. O bahsettiğim evlerin bulunduğu mahallelere bi gidin sorun bakalım kaç tanesi "ben müslümanım" diyecek. Neden bu? Acaba korkuyorlar mı yoksa inanıyorlar mı?
Ben yerçekimine inanıyorum, ve daha işime hızlı gitmek adına evden çıkarken balkondan atlamış değilim. 1 kere bile, denemeye dahi kalmadım!
Biliyorum ve kesin inanıyorum, manyakmıyım öyle birşey yapacak. Ama bu nefsine yenilmeyip, inanmayı seçen bir sürü (elbette herkes değil!) hiç de öyle imiş gibi davranmıyor. Günahkarlıkla açıklıvercek birşey değil bu şeyler. Daha uzatırım, ama anlatabildim sanırım.
Şimdi böyle birşey var, ama inanmadığını söyleyen insanlar bir türlü gerçeçkten inançsız olamıyorlar nasılsa. Ben mesela gizli gizli namaz kılmıyorum! Çaktırmadan bir olay olduğunda dua okumuyorum işim rastgitsin diye! "millet ben londraya gidiyorum bu hafta sonu" deyip mekkeye kaçamak yapmıyorum. İnançsız olduğunu söyleyip de bu dediğim şeyleri yapan yok. İçimden de geçirmiyorum benzeri birşeyi bir duyguyu yada inancı. Biliç meselelerine, yıldızlara, fiziğe bana ilginç gelen şeylere bakıp çok daldığım olmuştur, ama hiçbir zaman, birşey vardır ve benim şöle şöle yapmamı istiyordur gibi çaktırmadan aklımdan geçirmedim.
Şimdi durum bu iken, biz hala ne isek o olamıyoruz, ama inançlı olduğunu söyleyen insanlar rahatca inançlı olarak kabul ediliyor. Akıl alacak gibi değil gerçekten. İnanan inansın, buna da kimse müdahale etmesin, ama inanmayanların da varlığını olsun kabul edelim.
Bekir bey, Emre beyde bahsetmiş, bence bu tarz etrafımızdaki şeylere anlam verme ile ilişkili şeyler moda yada başka şeylerle açıklanamaz kolay kolay. Birşeyi kabul etmek çok bilinçli bir süreç değil, bilincindeyiz ama öle herşey keyfimize gre olmuyor. Birşeyi bilmeden, kabul etmeden önce ona karşı negatif bir tavrımız olabilir karşılaşmamızı engelleyen. Ama inanç konusu bence öyle bişey değil tam olarak. Bir amerikalı bu durum görülebilir belki, ama müslüman bir dünyada müslüman bir ailenin evladında kolay kolay oluşacak bir durum değil.
Çok haklısınız. Bende çok severim. Cool luğun 2 aşaması var sanırım. Birşeyi cool edenler, yada koşullar gereği ister istemez cool olanlar, cool bir tavır sergileyenler. Birde sonradan buna özenip, bunu markalaştırıp kendine "brand" seçen, "bende cool um" diyenler. Böyle bakınca bence ateist olmak 1. sınıfdakine daha çok uyuyor. Hiçbir çıkarın yoktur inançsız olmakta. Hatta memleketimizde bu gizlenir. Annem gizlemeye çalışırdı mesela, "ne denir oğlum" diye düşünürdü. Gönlünü almak için istediği şekilde yapardık,davranırdık yada konuşurduk. Kredibilitesi çok yüksek değildir bizim memleket de. Şu anda yaşadığım yerde de pek kimse ilgilenmiyor inançsızlıkla. Bir çıkar, menfaat durumu yok yani. Toplumsal anlamda da inançsızlığından dolayı aidiyet kurabileceğin "korunabileceğin" şeyler yoktur bizim memleketimizde. Fakat sizin müslüman dediğiniz "daha müslüman olan" yada islamcılar yada neyse tercih edilen tanım; bu insanlar için öyle bir durum söz konusu değil. Pek ala inançlı olmanın karlı olduğu durumlar da mevcut. Bunları inkar edemeyiz kanımca. Mevcut olmasa, oligarşiye kafa tutup ortak olmaya hamle yapılabilir mi? Bence yıkılması konusunda da fazlaca aceleci davranmayın, sonra kızabilirsiniz. Pek birşey yıkılıyormuş gibi durmuyor çünkü. Kapitalizmin, neo-liberal politikaların kaçınılmaz baskısını, yeniden düzenleme gücünü arkasına alıp bir restorasyona girişme ortak olma durumu var sanki. Sonuçta bir denge halini bulup yeni bir hakim ittifak oluşacak gibi, zorunlu da olsa. Zaten hangi oligarşi mutlu bir evlilik gibi olmuştur? AKP ye oy veren çok değişik kesimden insanlara bakın, sınıfsal olarak da bakın. Neyse işte...bunlar büyük oyunlar, ve söz sahibi olan/olabilenler var. Fazla zaman geçmez bu "zulüm" görme durumları da pek duyulmaz, geriye aşağıdaki gerçek ve zorunlu "cool" lar kalır. Ateist ve benzeri insanlar da daha epeyce bir süre harbi "cool" olmaya devam edecek gibi bizim memleketimizde.Örneğin canınız istese çinlilerin yeşil renkli 4 bacaklı insanlar olduğuna inanabilirmisiniz moda diye? Ayrıca modanın özelliği sürü psikolojisi özelliği göstermesi. Siz nasıl görüyorsunuz bilmiyorum ama, ben memleketimizde ateist bir kabarma, sürüleşme görmüyorum. Tam tersi bir durum söz konusu denilebilir. Ateist cemaatlerin okulları, dernekleri, yurtları ve oralarda yetişen insanları yok bildiğim kadarıyla. Hatta bir cemaatleri bile yok. Bu kadar azlar iken nasıl moda akım oluşturabilirler ki. Ki elini sallasan ateiste çarptığın bir yerde yaşıyorum. Burada bile bu kadar inançsız olmasına rağmen herhangi bir sürüleşme, toplaşma, cemaatleşme, birşeylere topluca şekil verme gibi bir olay pek yok. Moda konusu da değil pek. Moda farklı birşey. Popülerlik deseniz, belki diyeceğim ama, bizim memlekette öyle birşey de yok.
Yazan: sinan Tarih: December 12, 2007 5:45 AM
"Birtane fiziksel gerçeklik var, ama elimizde iki tane "doğru" teori var bu gerçekliğe ilişkin ve bunlar birbiriyle çelişiyor!"(Sinan)
Doğru söylüyorsunuz, hata ettim. Adam gibi uzun uzun yazmayıp (Karşındaki insanın seni anlamaya çalışmayacağını ve senin zaten baştan yanlış anladığını düşündüğünü bilip de) konsantre şekilde verince sonucun böyle olacağı belliydi. Ya hiç yazmayacaktım ya da adam gibi uzun uzun yazacaktım. Doğrusu bir an için teğet geçmeyeceğini düşünerek hata ettim.
Ben size pozitivizm eleştirisi yaptım. En baştan söylediğim gibi "God of the gaps" argümanı kullanmadım. Şu an vardığımız sonucun bir başlangıca vurgu yaptığını söyledim. Ama çalışmaların devam ettiğini ve değişebileceğini söyledim. Allah inancının "God of the gaps" argümanı üzerine bina edilemeyeceğini de açıkca belirtmiştim. Ayrıca Allah inancı için insanın ve evrenin varlığını kullanırım diye belirttim. Bu kısma döneceğim.
Fizikçiler 4 kuvveti kapsayan daha başka bir kuram(ya da denklemler dizisi diyelim) peşindeler. Kuvantumu da, genel göreliliği de içeren bir kuram bulmaya çalışıyorlar. Bu yeni kuramın neticesi ne olur bilemeyiz... Hawking'in sanal zamanı gerçek zamandan kopuk bir zaman kavramı değil. Sanal zaman, bir sürü evren modeli(uzay-zaman modeli) çıkarıyor karşımıza. Hepsi sınırsızlık önerisi GETİRMİYOR. Hawking kendi varsayımındaki doğru uzay-zaman modelini tesbit etmek için gerçek zamanın davranışını baz alıyor. Bu gerçek zamanda her zaman t=0 anından başlıyor. Sanal zaman kavramı şu an oluşturduğumuz fiziksel dünyada bir anlam ifade etmiyor. Hawking'in de dediği gibi "EĞER SINIRSIZLIK SONUCU DOĞRUYSA...". Gerçek zaman sonucu bir singülarite. Bu sonuçtan kurtulmak için çaba gösteriliyor. Yeni kuramların ne getireceğini bilemeyiz. Ama eskilerini tamamen uçurmayacaktır. Yaptığım durum tesbiti idi. "God of the gaps" argümanı değil.
Şimdi evrenin varlığı benim için neden anlamlı o kısma gelelim. Grasmann'ın ifadesiyle sanal zamanın öngördüğü bu uzay-zaman küresi nerden geldi? Hawking tarzıyla konuşursak(Zamanın daha kısa tarihi, sonuç bölümü. Elimde kitap olsa birebir alıntı yapmayı tercih ederdim.):
Bulduğumuz ve bulmayı ümit ettiğimiz denklemleri kim yarattı? Bunlar neden bu şekilde? Bu denklemlerin uygulanabileceği bir evren NİYE VAR?
Felsefe ve din, bilimin(Nasılın) bittiği bu noktada(Niçin sorusunda) başlıyor.
Evrim(daha doğrusu Darwinizm) ve tasarımla ilgili düşüncelerim daha farklı. Bu kısma nispeten daha az girdim. Az açıklamayla olmayacağı aşikardı zaten. Ama hiç olmazsa basitten karmaşığa fosil olayına cevap verdim, bu evrimin delili olmak zorunda değil diye. Bunu bile ıskalamışsınız. Siz delil olarak görürsünüz ama başkası farklı yorumlayabilir (Kademeli yaratılış/tasarım). Evrim ile ilgili çıkarımlarım daha keskindir. Darwinist mekanizmaların makroevrimi izah etmekten uzak olduğunu düşünüyorum. Fosil kayıtlarının Darwinizmi desteklemediğini de düşünüyorum. Bu da tamamen bilimsel temellere dayanıyor elbette. Elbette Franciss Collins gibi düşünmem de mümkün. Fakat ben pozitivizmi sorgulayan birisiyim:-) Akıllı tasarımı da Darwinist mekanizmalara alternatif daha deterministik mekanizmalar bulabileceği düşüncesiyle destekliyorum. Tabi ki şu ana kadar bilimsel bir veri ürettiklerini ben de göremedim. Fakat, ben ipuçlarını verdiğim şekilde kurabileceğim bir tasarım modeli ile şu anki bütün bilimsel çalışmaları kapsamak mümkün olabilir diyorum. Pozitivist Darwinistlerin yaptığı ile benim yaptığım esasında boşlukları doldurmak olacaktır (Bir tasarımcı da doğal açıklamadır). Ben ne yaptığımı biliyorum! Fakat Darwinistler boşluk doldurduğunun çok farkında değil. Bu mızrak bu çuvala sığmaz! Bilmek en güzeli. Bilmediğini bilmek de güzel. Fakat bilmediğini bilmemek en kötüsü.
Emre Ünver kardeşim son yorumunuzu okumadım. Belki düşüncelerimi değiştirecek bir şeyler de yazmış olabilirsiniz. Tefsir derken kastettiğim kısım şurası:
"Kuran'da şu türden ayetlere çok sık rastlanır: "Allah dileseydi onları doğru yola sokar, gözlerindeki perdeyi indirir ve kalplarindeki mührü açardı." Bu ayeti (ayetin orjinal hali değildir, aklımda kaldığı kadarıyla) iyi analiz edin. Ne diyor, Allah dileseydi, diyor. Şüphesiz ki çok mantıklı bir argüman bu. Allah dilediğini yapabilme serbestliğine sahiptir. İnananlar Allah dilediği için inanmakta, inanmayanlar Allah dilemediği için inanmamaktadır. Ne var ki, bu yargıyı yanlışlayacak ayetler de buluruz Kuran'da...." Şeklinde devam ediyor.
Bu gerçekten son yorumumdu.
Saygılarımla
Yazan: OlsaydiSasardim! Tarih: December 12, 2007 9:28 AM
"Büyük ölçeklerin fiziğini zamanda geri gidip çok küçük ölçekli bigbang koşullarında uygulayınca singularity/tekillik gibi matematiksel hatalar çıkıyor. Elimizdeki teorinin eksiliğinden dolayı ortaya çıkan matematiksel saçmalıklar bunlar. Fiziksel bir realite değil."
İşte eleştirdiğim tavır budur. Aynen genişleyen evren modelini işaret eden çözüme bu çok saçma diyen Einstein'ın tavrını sergiliyorsunuz. Beklentinizin tersine çıkan bir şeye saçma demek ancak bir inanç sahibinin/sabit fikirlinin tavrı olabilir. Bu sonuç saçma değil. Sadece bir başlangıca isabet ediyor. Ve bazı bilim adamları bu başlangıç olayından rahatsız oluyor, alternatif çözüm arayışındalar. Ve bu arayışın beni rahatsız etmediğini hatta merak uyandırdığını belirtmiştim. Şu anda bu alternatiflerin doğru olduğunu düşündürecek bir bulgu veya sebep yok. Hatta temel tanımlarımıza aykırı. Biz zamanı bu şekilde tanımlamadık. Gerçek zaman sadece ileri gider. Hayali zamanda ileri geri gitmek mümkün. Böyle bir zaman olgusunu kabul etmemizi geretiren bir gözlem, bulgu yok. Olmayacağı anlamına gelmiyor tabiki. Ama şu anki durum bu. Gelecekte ne olacağını bilemeyiz. Bir bulgu olmadan hemencecik kabul etmek de ancak buna ihtiyacı olanların işi olabilir. Tıpkı Darwinizm'deki temel yanılgı!
Geleceğin kendi istediği gibi olacağını varsaymak yanılgısı da ayrı bir hikaye! Bir "God of the gaps" durumu yani, farkettiniz mi? Ateizmin de "God of the gaps" argümanı veya bir varsayım üzerine kurulu olduğunu. Hep geleceğin kendilerini haklı çıkaracaklarını varsayarlar. Bundan emindirler hatta(yoksa ateist olunamaz!). Çünkü bilim yağmurun NASIL yağdığını açıklamayı başarmıştır:) Çocukca ve komik buluyorum!
Ben deizmi nereye konumlandırdığımı bir önceki yorumumda yazdım. Bir ateisti nasıl soruları tatmin eder ve olay biter. Onların merak duygusu orda biter. Deistleri tatmin etmez, niçinini de sorarlar...Pek çok deistin bir dine inanması da bu sorunun cevabıdır...Hz. Muhammed'in peygamber olduğuna inanmak salt bir inanç değildir. Onun peygamber olduğunu düşündürecek bir sürü delil vardır. Delil ve ispat aynı şey değildir. İspat olsaydı, herkes kabul ederdi...
Yazan: Oldumusimdi Tarih: December 12, 2007 11:31 AM
İlahi Sinan Bey,
"Evrenin bir ilki vardır/yoktur sorusunun kendisinin bile anlamlı olup olmadığını bilmediğimizi söylüyorum. "(Sinan)
diyorsunuz,
O zaman evrenin ilki vardır veya yoktur yargılarında çıkarılacak sonuçlara eşit mesafede olduğunuzu anlıyorum.
Öyle ya bırakın bu sorulara cevap verecek bilgiye sahip olmayı, bu soruların sorulmasının bile anlamlı olup olmadığını BİLMEDİĞİNİZE göre,
TÜM İHTİMALLERİ DÜŞÜNMEYE ÇALIŞALIM
(Bakın hep "bilir" diyeceğim, kesin birşey yok, yani ihtimalleri sıralamak istiyorum)
(1)Bu soruları sormak anlamsız olabilir
(2)Bu soruları sormak anlamlı olabilir
eğer (2) yargı doğru ise
(3)"Evrenin bir ilki var mıdır?" diye sorabiliriz
Bu soruya
(4)"Evrenin bir ilki vardır" sonucuna ulaşabiliriz
(5)"Evren sonsuzdan beri vardı" sonucuna ulaşabiliriz
(4) sonuçtan şu yargılara varabiliriz:
(6)"Evrenin başlamasının sebebi evren olabilir" diyebiliriz
(7)"Evrenin başlamasının sebebi bu evrenin dışında varlığı kendisinden olan bir varlık olabilir" diyebiliriz
Eğer (5) sonuçtan yola çıkarsak
(8)...
Yok böyle birşey. İnanın evren sonsuzdan beri vardı yargısı için ihtimal bulamadım. Bulursanız siz eklersiniz.
Belki biraz zorlamayla "(8)Yaratıcı yok olabilir" diyebiliriz
.
.
.
Bu yargılardan çıkan sonuçlara EŞİT MESAFEDE OLMANIZ GEREKİR,
TABİ
TABİ
TABİ
İDDİA ETTİĞİNİZ GİBİ ÖNYARGISIZ, ÖN KABULÜ OLMAYAN BİRİ İSENİZ.
Yok BU SORULARIN SORULMASININ BİLE ANLAMLI OLUP OLMADIĞINI BİLMEDİĞİNİZ HALDE eşit mesafede değilseniz,
"Bir tanrı yoktur" gibi kesin bir kanaat sahibi iseniz,
Sizin de bir takım ön kabulleriniz vardır,
İşte size kaygan balık muamelesi yapmamın nedeni?
Yok "bir yaratıcı olabilir" ihtimalini de göz ardı etmek istemiyorsanız,
"bilimi bırakın demiyeceğim,"
"O ihtimali size bilim gösteremez diyeceğim, gösteremez fakat bilim destekleyeBİLİR o ihtimali, o yüzden teşvik bile edebilir fakat gösteremez, o ihtimali gözlemlemek istiyorsanız beklemelisiniz, fakat geç olabilir"
Bilime devam edin ama gıdaları dondurmak, sonrada çözmek için bir alet yapmak için, filanca yerdeki arkadaşınızla görüntülü olarak eş zamanlı görüşmek için, güneş enerjisiyle çalışan bir araba yapmak için, için, için, için,
Zaten bu güne kadar yaşamış binlerce bilim adamı da bunu yapmış
İnandıkları için