« Evrim Savaşlarında Son Durum | Ana Sayfa | PKK, El Kaide’nin Stratejisini Kullanıyor »

October 22, 2007

PKK’yı Yenmek, ‘Kürtlüğü’ Kazanmak

[22 Ekim 2007 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Ben lise çağına gelinceye dek “Kürt” kelimesini duymamıştım bile. Türkiye’de bu kimliğe sahip insanların yaşadığına dair hiç bir fikrim yoktu. Nasıl olabilirdi ki; o zamanlar, yani 1980’lerde, Kürtçe konuşmak gibi Kürtler’den bahsetmek de yasaktı. Bize “milli tarih” öğretmek için Orta Asya’nın iki bin yıl önceki bulanık geçmişini kurcalayıp duran eğitim sistemi, Osmanlı’dan miras kalan etnik mozaiğe dair hiç sır vermemişti.

Türkiye’de yaşayan herkesin anadilinin Türkçe olmadığını, ilk defa, bir inşaatta çalışan iki gencin sohbeti kulağıma çalındığında fark etmiştim. Belli ki bu adamlar turist değildi. Dolayısıyla konuştukları “yabancı dil” o kadar da yabancı olmazdı.

Biraz daha büyüyünce ve “okuyunca” anladım her şeyi. Bu topraklarda bin yıldır Türklerle kardeşçe yaşamış olan Kürtlerin, 1920’lerin ortalarından itibaren zorla “Türkleştirilmek” istendiklerini, kimliklerinin yok sayılmaya başlandığını öğrendim. “Bölünme” korkusuyla başlatılan bu yanlış politikanın ne denli büyük bir travmaya ve tepkiye yol açtığını, asıl bölünme tehlikesinin de bu yüzden kök saldığını fark ettim.

Türkiye “Kürtlüğü inkar” politikasını 90’lara kadar inatla sürdürdü. Artık mızrak çuvala sığmayınca da sessiz sedasız terk etti. Bugün artık çok şükür ki Kürt kimlikli vatandaşlarımız özgür. Kendi dillerinde konuşup, şarkı söyleyip, yayın yapabiliyorlar. Ama onlarca yıl sürmüş olan baskının açtığı yaralar daha tam sarılmadığı gibi, Jakobenizm’in bekçileri de hala eski alışkanlıklarını tam terk etmiş değiller. Eskiden Kürtlüğü inkar etmek için gösterdikleri gayreti, şimdilerde de onu aşağılamak için devreye sokanlar var. Kuzey Irak’taki Kürt yönetiminin önünü kesmek için, “Kürtlerin dili ilkeldir, tarihleri yoktur” diyor, oradaki yöneticileri “aşiret lideri” diye küçümsüyorlar.

Oysa böyle şeyler doğru olsa bile söylenmez. Bize, bin yıllık kardeşlerimizi, bırakın aşağılamayı, onore etmek düşer. Hele de işlediğimiz onca hatadan sonra.

* * *

Tüm bunları bugün yazmamın nedeni, PKK’nın dün haince katlettiği askerlerimiz. Bu gencecik şehitlerimiz ve acılı aileleri için içimizin sızlamaması, teröristlere karşı öfke ve nefretle dolmamamız mümkün değil. Türkiye’nin bir tür cinnet hali içinde tırmanan PKK saldırılarına askeri bir karşılık vermesi gerektiği de açık. Ama PKK’ya karşı bu haklı mücadeleyi verirken, sakın eski hataları tekrarlamayalım. Sakın olaki hedefi kaydırıp “Kürtlük”le uğraşır hale gelmeyelim.

Bu ikisi arasında kuşkusuz bir bağ var: PKK, Kürtlerin haklarını savunmak iddiasıyla ortaya çıkan ve dahası Kürtlerden oluşan bir örgüt. Ama Öcalan’ın “Kürtlüğü temsil” iddiası, Bin Ladin’in “İslam’ı temsil” iddiasından daha fazla geçerli değil. Ülkemizdeki milyonlarca Kürt vatandaş, PKK’nın siyasi çizgisine itibar etmiyor, ona yakın duran partilere oy vermiyor. PKK’ya sempati beslemiş olanların çoğu bile artık “silahlar sussun” diyor. Zaten bugün “örgüt”, Kürtlere daha fazla özgürlük ve refah getiren süreçleri dinamitlemeye çalışan bir “huzur bozucu” durumunda.

PKK ile Kürtlük arasındaki bu ayrımı tam da bugünlerde iyice derinleştirmemiz lazım. Hem askerlerimizin süngüleri hem de kanaat önderlerimizin söylemleri, PKK’dan başka hiç bir hedefe yönelmemeli. Cepheyi genişletmemeli, aksine daraltıp terör örgütüne odaklamalıyız.

Unutmayalım ki PKK, arkasına ne kadar çok Kürt alabilirse o kadar kazanmış olur. Onu yenmenin yolu da Kürtleri Türkiye tarafına kazanmaktan geçer. AK Parti’nin Güneydoğu’daki büyük seçim başarısı, bunun mümkün olduğunu gösterdi. Dün televizyonlara görüş bildiren bazı CHP ve MHP sözcüleri hükümeti yeterince şahin olmamakla suçluyorlardı. Ama nedense son seçimde neden “bölge”de hiç oy alamadıklarından söz etmediler. Onların siyasi vizyonu Türkiye’deki tek vizyon olsaydı, PKK’nın tabanı da bugünkünden bir kaç kat daha büyük olurdu.

Zaten asıl tehlike o “toplumsal boyut”tadır. Ve en büyük mesele, PKK’ya karşı haklı mücadelemizi yürütürken Kürt vatandaşları bağrımıza basabilmektir.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 22, 2007 2:28 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

PKK’NIN ŞİDDET TUZAĞINA DÜŞMEYELIM!..
TERÖRÜ LANETLEMEK,AMA TÜRK-KÜRT ÇATIŞMASINA GEÇİT VERMEDEN!..”

Marjinalleşen ve taşeron örgüt haline gelen PKK’nın, Türk-Kürt ayrım yapmaksızın şiddet eylemlerini sürdürmesine Türkiye ve dünya kamuoyunun laneti yağıyor.
En sonda söyleyeceğimi başta hemen söylemek istiyorum; bu vahşi eylemler PKK’nın bir oyunudur. Amaç, Türkiye’de etnik milliyetçiliği körüklemek, Türk-Kürt çatışması yaratarak, Türkiye’yi terör batağının içine çekmektir. Bugüne kadar sağduyusunu kaybetmemiş ve terörle mücadelede her zaman demokratik ve hukukun üstünlüğünü esas alarak mücadele etmiş olan Türkiye ve ülke vatandaşları, bundan sonra da sağduyularını kaybetmeyecek, terörü lanetleyecek, teröre karşı topyekun mücadele edecek, ama teröristin şiddet tuzağına düşmeden, demokrasiden ayrılmadan, hukukun üstünlüğünü esas alarak ve en önemlisi “birlikte yaşama iradesi göstermeyi” sürdürerek.
Terörist Abdullah Öcalan’ın yakalanarak, yargılanması sonrasında ömür boyu hapse mahkum edilerek, İmralı cezaevine konulmasının ardından yaşanan süreç iyi değerlendirilmelidir. Özellikle son dönemde yaşanan vahşi terör eylemlerinin mantığı, bir halkın kültürel ve politik haklarını savunma amacından çok “terör için terör” amacını taşıyor. Ortaya adı konulmuş hak talepleri getirmeden sadece terör üreten bir mekanizmayla karşı karşıya Türkiye.
PKK artık, Kürt Türk ayırmayan bir ölüm makinesine dönüşmüştür. Bu da Kürt sorununun çözümüne ilişkin adımların atılması durumunda bile dramatik bir durumun varlığına işaret etmektedir. Birtakım demokratik ve kültürel haklar verilecek olsa dahi PKK bunlarla ilgili değildir. Tersine, bu hakların artırılması, demokrasinin gelişmesi, bölgenin ekonomik olarak kalkındırılması PKK’yı daha da acımasız ve tahrip edici bir örgüt haline getirecektir.
Nitekim, Türkiye’nin AB açılımlarıyla birlikte görece en demokratik ve özgürlükçü yılları sayılması gereken son 5 yılın ardından PKK’nın yeniden aktif hale gelmesi bunu göstermektedir. Sorun bir hak mücadelesi ise, Kürtçe kursların açılabildiği, gazete ve televizyonların yayınlanabildiği veya bölgeye yatırımların anlamlı bir şekilde arttığı sürecin ardından; tam tersine durulması ve silahtan uzaklaşması gerekirken PKK, yeniden kan dökmeye başlamıştır.
Ardından, 22 Temmuz seçimlerinde PKK’nın desteklediği bağımsız adayların başarısızlığı, daha doğrusu Kürtlerin PKK terörüne geçit vermemeleri, PKK’nın tabanla bağının zayıflamakta olduğuna dair güçlü bir işaret olmuştur. Son saldırılarda seçim sonuçlarıyla hesaplaşma niyeti de açıktır. PKK, bölgeyle arasında kaybolan bağı güçlendirebilmek için “ölmek ve öldürülmek” üzerine çılgın bir stratejiye dönüş yapmış bulunuyor. Ama, asıl gözden kaçırılmaması gereken nokta, marjinalleşen ve tabanını kaybeden PKK’nın, bugün paramiliter ve taşeron bir örgüt haline geldiği gerçeğidir.
Bazılarının iddia ettiği gibi bu çılgın stratejinin amacı Türkiye’yi sınır ötesine ve dolayısıyla Irak’taki şiddet bataklığına çekmek de olabilir. Ama PKK bugün böylesine yüksek stratejiler üretebilecek bir görüntü vermemektedir. Yıllardır terörle mücadele eden Türkiye’de yaşayan herkes, terörün tuzağına düşmeme ve soğukkanlılığı elden bırakmama konusundaki duyarlılığı her zaman göstermeyi başarmıştır.
Yine bu atmosferde beklendiği gibi, “Gerektiğinde terörün üssü olan yerlere yönelik sınır ötesi operasyon da dahil olmak üzere...” bütün yolların kullanılması kararı alındı. Kamuoyu beklentilerini karşılamanın başka yöntemi de kalmamıştır.
Hem terörü bitirecek, hem de bir daha ortaya çıkmamasını sağlayacak yöntemlere ihtiyaç vardır.
Kalıcı çözüm; uluslararası terör örgütü olarak kabul edilen ve vahşette sınır tanımayan, Kürtlerin hakları falan umurunda olmayan, kanla beslenen PKK’nın, terörle mücadele konsorsiyumu tarafından tek hamlede tasfiye edilmesidir. Bununla birlikte terörle mücadelede sürecinde; demokrasi sürecinden taviz verilmemeli, reformlar sürdürülmeli ve PKK’nın şiddet tuzağına düşülmeden, etnik çatışmayı körükleyecek her türlü yaklaşımdan uzak durulmalıdır.
Türkiye’de yaşayan sağduyu sahibi herkes şunu unutmamalı: Irkı, dili, dini, cinsi, mezhebi ne olursa olsun, hoşgörü, öbürünü rencide edecek her türlü yaklaşımdan kaçınmak, sosyal münasebetler, evlilik yoluyla kaynaşmadan ödün verilmeden; kasisli, keskin virajlı, uçurumlu yoldan demokrasinin, insan haklarının, eşitliğin ve hukukun egemen olduğu yöne doğru emin adımlarla, düşmeden yola devam. Binlerce yıldır birlikte yaşama iradesini göstermeyi başaranlar, bu defa da başaracak, PKK’nın şiddet tuzağına düşmeyeceksiniz!..

Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com

Yazan: nail amudi Tarih: October 22, 2007 2:53 PM

Gelin kendimizi kandırmayalım;

Bu savaş İsrail El Fetih savaşı gibi olacak Türkiye yi ister El Fetih ister İsrail yerine koyun, fark etmez. Çünkü din anlam olarak ayrıca medeniyet de demektir. Yani medenileşememiş iki tarafın mücadelesi olacak. Çünkü her iki tarafında arkasında dünyanın gerçek terörist (fitneci) yetiştiren, medenileşememiş en büyük tağutu ABD var. Ve ABD ile dostluk varoldukça bu savaşlar böyle devam edip gidecek, bizlerde şu haklı bu haksız deyip yazıp konuşup duracağız.

Gelin gerçekten Tarihin Yükünü Kaldırmak için tevhid dini İslamın arkasında duralım, savaşı engelleyelim.
Allah’a emanet olunuz.

Yazan: Birlik Tarih: October 22, 2007 4:40 PM

Mustafa bey,

1920 lerin ortası dediğiniz yıllar Cumhuriyet'imizin henüz daha ilk yılları. Kimsenin zorla Türkleştirilmesi diye bir şey söz konusu değildir. Yalanında bir sınırı var hani. Lütfen dürüst olun biraz! Sanki Türkiye Cumhuriyeti etnik temele dayalı bir devlet olarak kurulmuş bütün etnik unsurlar zorla Türk yapılmaya çalışılmış. Yalanın dolanın böylesine Yazıklar olsun!

Bütün hadise emperyalistlerin tam parçaladık pay ettik diye düşündüğü koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nun umutsuz ve bitkin düşmüş insanlarına umut olmuş önderlik etmiş bağımsızlık sembolümüz ATATÜRK'ün yoktan var ettiği Türkiye Cumhuriyeti'ni parçalama girişimleridir.

Yok efendim Kürt sorunuymuş. Cumhuriyet daha yeni kurulmuş peş parasızken daha doğru dürüst ordusu bile yokken kendi varolma sorunlarıyla boğuşurken ortada fol yok yumurta yok herkes perişan ve savaş yorgunuyken Kürtler sosyal haklar derdine mi düşecek?

Sorun irtica ve bölücülük sorunudur. Cumhuriyet'imizin daha kuruluşundan itibaren siyasal islamcılarla, emperyalistler tarafından satın alınıp kışkırtılan bir kısım bölücü Kürtler emperyalistlerin amaçlarına hizmet etmektedirler.

1920'li yılların ortasında da İngilizlerin kışkırtmasıyla ilk Kürt kalkışması yaşanmıştır. Başınada Şeyh Sait isimli ne idüğü belirsiz bir tarikatın Şeyhi'ni geçirmişlerdir. Kalkışmanın etkili olabilmesi içinde din elden gidiyor naraları atarak masum Kürt kardeşlerimizi daha yeni kurulmuş Cumhuriyetimize karşı kışkırtmışlardır.

Tekrar tekrar hatırlatmak gerekirse boş emperyalist yalanlara Türk milleti'nin karnı tok'tur!

İrtica & bebek katili PKK omuz omuza bugüne kadar görülmemiş bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmaya, bölüp parçalamaya ülkemizi kan gölüne çevirmeye çalişmaktadırlar.

Şeyh Said'le, Said-i Kürd-i'yle başlayan bu filmi 84 yıldır izliyoruz. Eh artık kabak tadı verdi. Değil mi? Don't panic!

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: October 22, 2007 6:43 PM

guzel bir yazı olmus,elinize saglık.
kurt vatandaslarımızı ve pkk'yı ayırmak gerekir.pkk'nın kurtleri temsil etmekten uzak oldugunu,yabancıların masası oldugunu,teror olmadıgında yasadıgı yerlerin nasıl gelistigini ve kalkındıgını oradaki vatandaslarımız gormus durumda.

ancak herhangi bir operasyon durumunda pkk ile beraber peşmergeler de hatta barzani bile yok edilebilir.cunku kendileri defalarca uyarıldı.kedilerini bile vermezlermis bize.yardım ve yataklık yapıyorlar.aklı selim normal kurt vatandasları oralarda olmasalar iyi olur diye dusunuyorum.cunku herhangi bir savas halinde askeri olmayan kayıplarda olabilir.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: October 22, 2007 9:22 PM

1922-45 arasında devrimlerle” vatandaş yaratılmaya” çalışılıyordu,o insanlar güneşi görünce tarlaya giden,yat kalk namaz kılan demokrasi,insan hakkı nedir bilmeyen ümmettiler.
Hiçbir ülkede devrimler halka sorulmaz!
Devrimler,tepeden inme yapılır,vatandaş yaratmanın kısa yol reçetesidir,kendisine bırakılsaydı bu 500 yıl sürebilirdi.
Halk o devrimler sırada ne kadar mutluydu onu bilemem!
Demokrasi ben getirdim demekle olmaz “önce vatandaş yaratacaksın”…

Evvelsi akşam skytürk kanalında Emre Kongar’ın sarf ettiği laflar..

O vatandaş olmanın şartlarından biri de“ne mutlu Türküm diyene" değil midir?

Yazan: çuvaldız Tarih: October 22, 2007 11:58 PM

Cumhuriyet mitingleriyle başlayan, büyük şehirlerde bombalamalarla devam eden ve en sonunda Şehit cenazeleriyle milleti galeyana getirme operasyonunun ardında ABD nin Irakta düştüğü durum vardır ve Türkiyeye en az ödünle ondan ençok yararlanmanın pazarlıklarıdır bu yaşananlar. Hudson senaryoları gerçek olsaydı bu çözümde bugünkü hükümet yerine bir milli birlik koalisyonu olurdu. Yaşadıklarımız gelinen noktada artık sona yaklaşıldığını gösteriyor. Hükümet gerek seçimler ve gerekse sonrasında elini güçlendirdi. Bu anlaşma artık hükümetinde bu denklemde yer almasını ve çözümün Demokratik, laik bir çerçevede olacağını gösteriyor. Demokratik çerçeve hükümeti ve özgürlükleri güvence altına alırken laik çerçeve malum çevreleri ve Batı kampını rahatlatmaktadır. Kürt meseleside kalıcı bir çözüm yoluna girebilir. Gerektiğinde savaşa girebilme kararlılığıda pazarlıkta Türkiyenin elini güçlendirmiştir. Stratejik ve taktik adımlarla bazı pozisyon elde etmeler sağlanmaya çalışılabilir. Yalnız İran ve Rusya yakınlaşması Türkiyenin vazgeçilmezliğini birkez daha ıspatlamıştır. ABD kongresi Ermeni tasarısından vazgeçerken İranın Ermeni yanlısı tutum almasıda taşların yerleşme işaretlerindendir. Yani Türkiyenin İrana benzeme imkanı kalmamıştır. -Artık Malezyamı olur, yoksa Singapurmu ona Şeriat ölçerler karar versin.- Bütün bunlar reel politika denen hesaplardır. Ancak,Herşeyin ötesinde Irakta akan kanın durması en acil insani konudur. Yüzbinlerce kayıp var, milyonlar hicretde. Bu ayıp Batı için yüzkarasıdır. Ancak kör hiddet yerine akılcı çözümlere yönelmekte herşeyden önce hükümetin görevidir. Umalımki sağduyu hakim olsun ve Milletimiz savaşa girmek zorunda kalmadan çözüme ulaşılsın. Çok yıkıcı ve yakıcı bir güce sahip Türk ordusuda bu savaşa dahil olursa tahribat çok büyük olur. Belkide üçüncü dünya savaşı yaşanabilir. Herkes akılcı olmalı ve Türkiyenin sabrı taşırılmamalıdır. Hertürlü bilgi ve gelişmeden haberdar olan devlet ve hükümetin atacağı adımları teenniyle karşılamak ve desteklemek yurttaşların öncelikli görevi olmalıdır. Son referandum sonuçları milletimizin ferasetini ve basiretini birkez daha ıspatlamıştır. Allah milletimizin yar ve yardımcısı olsun.

Yazan: arif Tarih: October 23, 2007 2:38 PM

Sayın Hülagü TTT,

Tebrikler gene irticayı sokuşturmuşsunuz, araya, kıyıya, köşeye, bir yerlere işte

İrticaya hepimiz karşıyız da, irtica denirkern dinimiz kastediliyor sa, buna iki kere karşıyız.

Ülkede laiklerin, ulusalcıların, cumhuriyetçilerin irticacı diye suçladıkları insanlardan 3-5 gömlek fazla mürteci olduklarını da o açıdan söylüyorum.

Gelelim şu 1920'den başlamadığını iddia ettiğiniz, ama neden bu sorunla karşı karşıyayız acaba diye sormadığınız, nedenini sadece dış güçlerin hain emellerine ve ona Kürtlerin alet olmasına bağladığınız meseleye.

Maalesef Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren benimsenen, şiddetlenen, pompalanan bir "resmi devlet ideolojisi" sadece Kürtler değil, ülkedeki birçok farklı unsurlar üzerinde etkili kılınmaya çalışıldı.

E tabi sadece Kürtler değildi bu tip şekillendirme operasyonlarına maruz kalan

Ha bu terörü haklı çıkarır mı? Benim amacım terörü haklı çıkarmak mı?

HAYIR HAYIR HAYIR

Benim amacım bunların terörün eline PROPAGANDA malzemesi verdiğini söyleyip, terörün elindeki propaganda malzemelerini almak istiyorsak(ki terör ancak böyle biter) bu özeleştiriyi yapması lazım bazılarının

...

Cumhuriyetin belli dönemlerinde devletin üst kademesindekiler, memurlar vs. neredeyse tek tip insanlarmıştı.

Maalesef Türkiye'de tek tip insan yetiştirme hastalığı uzun süre devam etmiş.

Toplumsal değişmeye ve gelişmeye insanların katılması engellenmiş, onlara bazı kalıplar biçilmiş.

Taki halk yontulacak kereste olmadığını hissettirinceye kadar, anadolu köylüsü misafirperverdir, kapısına geleni çevirmez, bazı "sürçü lisanaların"ı hoş görür misafirinin, ses etmez, nazik ve kibardır, kalp kırmak istemez

O yüzden yıllarca tahammül ettiyse de kendilerini yontulacak olarak görenlere, ses çıkarmadıysa bunun tek nedeni kalp kırmamaktır

Ama tabi anadolu insanının da sabrı bir yere kadar

...

Neyse asıl şunu en çok vurgulamak istiyorum

Said-i Nursi(Kurdi, vs-i) ile ilgili sözleriniz, beni hayretler içerisine düşürdü.

Onu Şeyh Said ile irtibatlandırma çabanız gözden kaçmadı ki siz de göze batmasını istemişsinizdir zaten. Bir manada onu Kürt bölücülüğü ile birleştirmeye çalışmışsınız.

Halbuki büyük bir düşmanlığınız sesizliyor kendisine, böylesine büyük bir düşmanı iken onun fikirlerinden haberdar olmamanız, sözlerinden haberdar olmamanız mümkün değil,

Said-i Kürdi(Said Nursi) ne diyor bakın:

-Allah u Zülcelâl Hazretleri Kur’an-ı Kerim'de "Öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah'ı severler, Allah da onları sever buyurmuştur. Ben de bu beyan-ı ilahî karşısında düşündüm. Bu kavmin, bin yıldan beri âlem-i islamın bayraktarlığını yapan Türk Milleti olduğunu anladım. Bu kahraman millete hizmet yerine ve 450 milyon (o zamanki islam âleminin nüfusu) kardeş bedeline, birkaç akılsız kavmiyetçi (bir kısım kürtçü) kimsenin peşinden gitmem.

...

Yahu bırakın insanları böyle karalamayı, iftiralar atmayı.

O kadar softa, yobaz insanlar yetiştiriyorsunuz ki bu anlayışınızla;

Bir keresinde internette Şeyh Said'i, Said-i Nursi(Kurdi) zanneden hararetli, sizin fikriyatınızda birinin yorumuyla karşılaşmıştım.

Ne cehalet Allah'ım.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: October 23, 2007 3:03 PM

Yazınız için teşekkür ederim


evet kürt ve pkk'yı bir birinden ayırmalıyız yoksa bazılarının ulaşmak istediği hedefe sürükleniriz..
Kürt'lerin asimile edilmesi durumunu içine sindiremiyen zihniyet ,bagdat caddesinde son model arabalara binip kurt figürleri ile korna çalmasını, ve oturduğu yerden karşıdaki insanın milli duygularını ölçebilen ve şunu diyebilen kesimdir..
''Kürt yoktur, dağlı Türklerin karda yürürken çıkardıkları kart-kurt seslerinden dolayı bu isim Kürtlere verilmiştir'

Saygılar

Yazan: adam Tarih: October 23, 2007 4:03 PM

TALABANİ, BARZANİ VE PKK!..VE ABD!.. VE AVRUPA BİRLİĞİ!.. VE ARAP BİRLİĞİ!..VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER!..VE TÜRKİYE!..

PKK’nın sivil-asker demeden Türkiye’ye yönelik kanlı saldırılarına “insan yaşamına, insan haklarına, demokrasiye ve kardeşliğe” inanan herkesten lanet yağıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, PKK’lı teröristlerin Irak topraklarından Türkiye’ye yönelik kanlı saldırılarda bulunmalarının kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, “Irak hükümeti ve Iraklı Kürtler, Irak topraklarının PKK tarafından kullanılmasına izin vermemeliler” derken, ABD Başkanı George Bush da; “Irak’taki Kürt yönetimi bir an önce terörist PKK’ya karşı harekete geçmeli ve onları etkisiz hale getirmeli” diyerek, Barzani ve Talabani’yi uyardı.

PKK’nın kanlı saldırılarına geniş yer veren ve bölgede tansiyonun yükselmesinde Barzani ve Talabani’nin etkin olduğunu vurgulayan İngiliz ve Alman basın-yayın organlarına yansıyan yorumlarda şöyle deniliyor; “PKK’nın Türkiye’yi sınır ötesi operasyon yapmaya zorluyor. PKK yangından medet umuyor. Geçmişte PKK ile savaşan Talabani ve Barzani de, bugün bu örgütün eylemleri karşısında hiçbir faaliyette bulunmayarak, teröre geçit veriyorlar. PKK saldırılarına karşı sadece Ankara’da değil, Washington ve Brüksel’in de soğukkanlı ve hızlı düşünmesi gerekiyor. Zira Türkiye gibi NATO üyelerinin, sınırları saldırı tehdidi altında olduğunda müttefiklerinden yardım talep etme hakkı var. Irak ordusunun PKK’nın faaliyetlerini bastırmasını beklemek anlamsız. Bölgede düzenli kuvvet bulunmuyor. Talabani ve Barzani de PKK saldırıları konusunda harekete geçmede isteksiz. Çözüm, Washington’da. PKK’yı dizginlemek için Iraklı Kürtlerle çalışmak Amerika’ya düşüyor. Washington PKK konusunda harekete geçmek zorunda. Iraklı Kürtler de Türkiye’nin uyarılarını dikkate almalılar.”

Uluslararası kamuoyunun uyarılarına rağmen, on binlerce masum insanın katili uluslararası terör örgütü listesinde ilk sırada yer alan PKK’ya “terör örgütü değil” diyen Mesut Barzani ile Irak Cumhurbaşkanı olduğunu unutarak KYB lideri gibi konuşan Talabani’nin “PKK’nın Irak’ın kuzeyinde faaliyet göstermesine engel olmayacaklarını ve teröristleri Türkiye’ye vermeyeceklerini söylemesi ne anlama geliyor?

Talabani ve Barzani, Türkiye’nin sınır ötesi bir harekata girmesini belki de en çok isteyen kişiler. Petrol fiyatlarının yükselmesinden olağanüstü karlar sağlayabilecek bu ikili, bir yandan PKK’yı kullanıp, bir yandan Türkiye’yi tahrik ederek, kendilerine yönelik hiçbir tehlike olmadığını düşünüp büyük bir kumar oynuyorlar. Çünkü sınır ötesi gündeme geldiğinden beri petrol fiyatları yaklaşık 25 sene sonra ilk kez bu kadar yükseldi ve 88 doları gördü. Bölgede PKK terörünü destekleyerek şiddetin tırmanmasını isteyen Talabani ve Barzani’nin asıl amacı, petrol fiyatlarının artması. Varil başına 150, belki de 200 dolara çıkacak petrol fiyatları, Talabani ve Barzani için, insan yaşamından çok daha önemli.

Nitekim, Rusya’nın saygın ekonomi gazetelerinden Kommersant’ın 22 Ekim 2007 tarihli haberinde, petrol fiyatlarının geçen hafta rekor bir şekilde artarak 88 dolara ulaştığını belirterek, petrol fiyatlarındaki bu yeni artışın Türkiye’nin kuzey Irak’a yönelik olası operasyonundan kaynaklandığını ifade etti. Bölgede terörist eylemlerin tırmanmasının başlıca sorumlusu olarak ABD ve Iraklı Kürtleri gösteren Kommersant’ın yorumunda şöyle denildi; “Bölgede terörü destekleyen ABD ve Iraklı Kürtler, şimdi barışsever gibi davranıyorlar. Ancak buna başta Türkiye olmak üzere kimse inanmıyor. Türkiye toprak bütünlüğüne yönelik saldırılar karşısında sessiz kalmayacaktır.”

PKK’nın bölgede şiddeti tırmandırmasına en önemli katkıyı sağlayan Talabani ve Barzani, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 49.maddesini ihlal ediyorlar. BM Şartı’nın 49.maddesinde “Hiçbir ülkenin topraklarını bir başka ülkeye saldırı amacıyla kullandıramayacağı” belirtilerek, aksi durumda saldırıya uğrayan ülkenin meşru savunma hakkından doğan sınır ötesi operasyon hakkının doğacağına dikkat çekiliyor.

Şimdi herkese sormak istiyorum: PKK’nın son dönemde tarihinin en kanlı saldırılarını gerçekleştirmesi aslında kimin işine geliyor?.. PKK, bu eylemlerin sonunda hiçbir siyasi çıkar sağlayamayacağını, üstelik askeri olarak tamamen imha edileceğini göremiyor mu?.. Yoksa, sınırın ötesindeki birilerine alet mi oluyor? Yoksa emperyalist güçlerin taşeronu olduğunun farkında değil mi?..

Petrol fiyatlarının artmasının yanı sıra Iraklı Kürtler, aslında başka bir oyunun peşindeler. Irak’ın bölünmesinden yana olan Iraklı Kürtler, taşeron PKK’nın kanlı oyunundan yararlanarak, kendileri dışında herkesin karşı olduğu Kerkük referandumunun bu yıl yapılmasını çıkarmak da istiyorlar.

Ama Iraklı Kürtler bir şeyi unutuyorlar!.. Uluslararası hukuk ve küresel terörizmle mücadele konsepti kapsamında Türkiye’nin Iraklı Kürtlerin bu kadar ileri gitmesine seyirci kalmayacağını, çok güvenilen ABD’nin bile, bu kadar hasmane bir tutuma onay vermeyeceğini unutuyorlar… Aynı şekilde Avrupa Birliği’nin de onbinlerce insanın hayatına mal olan ve kanlı eylemlerini sürdüren, sadece Türkiye için değil, Avrupa ve Ortadoğu için önemli bir tehdit oluşturan, uyuşturucu, insan ticareti, kara para, haraç, çocuk kaçırma gibi organize suç eylemleriyle Avrupa’nın en tehlikeli mafya örgütü haline gelen PKK’ya seyirci kalmayacağını unutuyorlar… Yine, Arap Birliği’nin, İslam Konferansı’nın ve Birleşmiş Milletler’in de, bölgede bir oldu bitti ile Irak’ın toprak bütünlüğünün parçalanmasına sessiz kalmayacaklarını unutuyorlar…

En önemlisi de, Talabani, Barzani, ABD, AB ve taşeron PKK, yıllarca birlikte yaşama iradesi gösteren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, Türkiye’nin üniter yapısına yönelik en küçük bir saldırı karşısında Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi, ırk, din, dil, mezhep ayrımı gözetmeksizin hep birlikte, omuz omuza emperyalist oyunları bozacağına ve etnik teröre geçit vermeyerek, cumhuriyetin demokrasi ve çağdaşlaşma hedefinden asla ödün vermeyeceğini unutuyorlar…

Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com

Yazan: nail amudi Tarih: October 23, 2007 4:25 PM

Mustafa Bey,
Size yürekten teşekkür ediyorum.Hiç kimse Kürt vatandaşlarımız ile pkk arasında farkı böyle güzel izah edemezdi.Kürt vatandaşlarımız bugüne kadar her konuda ihmal edildi,buna rağmen pkk ya prim vermedi.Ben inanıyorumki bu hükümetin politikaları bu yönde devam ederse bizi bölmeye çalışan içerden ve dışardan kimse kalmayacak.Biz ülke olarak kürt vatandaşlarımızı çok ihmal ettik.İnşaallah bundan sonra her şey çok daha güzel olacak.Yeterki biz milletimize ve kültürümüze sahip çıkalım.

Yazan: gulsen Tarih: October 23, 2007 5:54 PM

Bence doğu illerimizde refarandum yapılmalı ve şu soru sorulmalı "Özerk yada eyalet sistemini istiyor musunuz istemiyor musunuz?" İşte demokrasi budur. Yoksa PKK terörine arkaplan oluşturan etkenler ortadan kalkmaz ve kalkmayıncada bu terör bitmez. Unutmayalımki hiçbir toprak parçası kimsenin tekelinde değildir orada yaşayan halk hariç!

Yazan: harun Tarih: October 23, 2007 6:15 PM

Sayın mustafa fatih yüce,

Şeyh Said, Said-i Kürd-i 'yi birbirine karıştırdığım kanısına nerden vardınız? Her ikiside nevi şahsına münhasır ayrı ayrı şahsiyetler. Yanlız ikisininde ortak özelliği bölücü olmalarıdır.


Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: October 23, 2007 6:47 PM

Sayın Hülagü,

Sizi kastetmemiştim, sanırım yazıyı çok hızlı okudunuz. İnternette böyle birinin yorumuyla karşılaşmıştım,

Bana çok şaşırtıcı geldiği için, böyle cahillik olur mu diye şaşkınlık yaşadığım için bir bilgi olsun diye aktardım.

Sizi kastetmedim.

Fakat siz sanırım yazıyı hızlı okurken

oraya ekdediğim ve Said-i Kürdi'nin kitaplarında bulabileceğiniz bir sözünü kaçırmışsınız ki o sözleri bölücü değil aksine birleştirici(hem de sizin birleştiriciliğine inanmadığınız Müslümanlık yolu ile) olduğunu kanıtlıyor ve Türk milletine bir övgü de yapıyor o sözünde.(orada size de bir saldırım vardı yahu boşa gitmesin:))

Bir önceki yorumumu tekrar iyi okuyun derim.
Bir önceki yorumumu tekrar iyi okuyun derim.

Bir önceki yorumumu tekrar iyi okuyun derim.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: October 23, 2007 9:30 PM

Said-i Nursi(Kürdi, vs-i) Hz.'lerinin şu sözünü tekrar özellikler eklemek istedim(kitaplarında geçer)

Said-i Kürdi(Said Nursi) ne diyor bakın:

-Allah u Zülcelâl Hazretleri Kur’an-ı Kerim'de "Öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah'ı severler, Allah da onları sever buyurmuştur. Ben de bu beyan-ı ilahî karşısında düşündüm. Bu kavmin, bin yıldan beri âlem-i islamın bayraktarlığını yapan """Türk Milleti""" olduğunu anladım. Bu kahraman millete hizmet yerine ve 450 milyon (o zamanki islam âleminin nüfusu) kardeş bedeline, birkaç akılsız kavmiyetçi (bir kısım kürtçü) kimsenin peşinden gitmem.

Türk Kürt kardeştir,

Aslına bakarsanız insanlar kardeştir de bunu anlamaları biraz zor,

ŞİMDİLİK Türk ve Kürd'ün kardeşliğini vurgulamak daha yerinde, zamanında ve doğru

sa.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: October 23, 2007 9:49 PM

Sayın mustafa fatih yüce,

Ahir zaman peygamberi Said-i Kürd-i hazretleri sadece etnik anlamda bölücülük değil yani sadece Kürt İslam Devleti kurma mücadelesi yapmakla kalmamış kerameti kendinden menkul, okuyanın anlamakta bile zorlandığı adına Nur dediği risaleler yazmak suretiyle Kur'an'daki İslam'a alternatif başka bir İslam anlayışı getirmek suretiyle dinsel bölücülükte yapmıştır.

Kur'an dururken başka bir kitap meydana getirmek ve onu zikretmek Allah'a şirk koşmak değil midir?

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: October 24, 2007 10:40 AM

Sayın Hülagü,

Gerçekten ya yazdıklarımı YARIM YAMALAK okuyorsunuz ya da İFTİRA sizde kişisel "doyum" sağlayan bir özellik.

Said Nursi'nin şu sözü ortada iken NASIL NASIL NASIL etnik bölücü olduğunu HALA iddia edebiliyorsunuz?

Said-i Kürdi(Said Nursi) ne diyor bakın:

-Allah u Zülcelâl Hazretleri Kur’an-ı Kerim'de "Öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah'ı severler, Allah da onları sever buyurmuştur. Ben de bu beyan-ı ilahî karşısında düşündüm. Bu kavmin, bin yıldan beri âlem-i islamın bayraktarlığını yapan """Türk Milleti""" olduğunu anladım. Bu kahraman millete hizmet yerine ve 450 milyon (o zamanki islam âleminin nüfusu) kardeş bedeline, birkaç akılsız kavmiyetçi (bir kısım kürtçü) kimsenin peşinden gitmem.(Kopyala/Yapıştır var Allah'tan yoksa size bu sözü okutana kadar bunu bir kaç kez daha yazmam gerekecek sanırım)

...

Gelelim dinsel bölücülük iddianıza(iddia hududunu aşan iftiraya yaklaşan)

Sizin bu iddianızı doğru kabul edersek

Tüm müfessirleri dinsel bölücü olarak görmek ve şirk içinde düşünmek gerekir ki bunun ne kadar mantıklı olduğunun değerlendirmesini size bırakıyorum.

Sanırım bir müslümanın kitap yazmasını şirk olrak görmek ancak yobazların, matbaayı ve hoparlörü şirk, bidat sayanların görüşüdür.

Evet Mustafa Akyol'un dediği gibi bazıları yobazlığın kimsenin tekelinde olmadığını kanıtlıyor.

Yorumuma cevap yazacaksanız lütfen bir sonraki yorumunuzda şu sorumu kesin cevaplayın. Lütfen.

Önceki son 3 yorumuma eklediğim ve Said Nursi'nin Türk Milleti hakkındaki sözlerini ve kavmiyetçi Kürtlere verdiği cevabını okudunuz mu?

mustafa fatih yüce

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: October 24, 2007 2:53 PM

merhaba,

Mustafa Akyol,pkk demişsiniz bu ne demek.yanı bu kavramın içini neyle doldurdunuz.benım bu konuda pek bılgım yok ve sızın bu konudakı dusuncelerınızı açıkçası merak ediyorum.eğer bu konuda bir yazınız varsa okumak ısterım ya da bu konuda bir şeyler yazarsanız memnun olurum.

Mustafa Fatih Yüce kardeş siz de Said-i Nursi'ye ait olduğunu sözylediğiniz bir söz yazmışsınız.bu sözün aslı hangı kıtabında yazıyor.kitabın ismini yazarsanız sewınırım.

saygılar

Yazan: kronik_öğrenci Tarih: October 26, 2007 6:39 PM

Sayın mustafa fatih yüce,

Sanırım siz kulaktan dolma Nur'cusunuz ya da sempatizanısınız diyelim hadi. Ya da risaleyi tedrisat'tan geçmemişsiniz henüz. Türk ırkı'nı yecüc mecüc benzetmesiyle aşağılayan bir insanın Türk milleti hakkında olumlu düşünmesi mümkün değildir. Zaman zaman olum sözler sarfetmiş olsa bile bu Said-i Kürd-i'nin etnik ve dinsel bölücü olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Çünkü bütün amacı ve tek arzusu şeriata dayalı bir Kürt İslam Devleti kurmak olmuştur.

İngiltere destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla oluşturulan Kürt Teali Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer alan Said-i Kürd-i taraftarlarına; Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün! Vasiyet etmiştir.

Özetle bölücülük, hem dinsel anlamda hemde etnik anlamda hiç te iyi bir şey değildir. Said-i Kürd-i sadece Türkiye Cumhuriyeti döneminde değil Osmanlı İmparatorluğu döneminden de tescilli sabıkalı bir bölücüdür.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: October 26, 2007 6:59 PM

Hülagü TTT,
demişsiniz ki;
okuyanın ANLAMAKta bile zorlandığı adına Nur dediği risaleler yazmak suretiyle Kur'an'daki İslam'a alternatif başka bir İslam anlayışı getirmek suretiyle dinsel bölücülükte yapmıştır.


buyuk sozler sarf etmişsiniz.madem bu kadar buyuk soz sarf ettınız bır dayanağınız olmalı.
cümlenizde cevabını veremedıgım bazı sorular buldum.Dayanagınız da olduguna gore sorularımı cevaplarsanız sevınırım;

1) kur'andakı ıslam ne alternatıf ıslam ne???
2) dınsel bölücülük ne demek??yenı mezhep mı kurmak,tefsır mı yapmak, vs
3) bunu da meraktan soruyorum rısalelerı kac kez okudunuz?

önemli olan anlamak değil; doğru anlamak:):):)

saygılar...

Yazan: kronik_öğrenci Tarih: October 26, 2007 10:24 PM

Okullarda ne kadar büyük bir imparatorluk olduğumuzu, göç hareketlerini işlerken içimizde farklılıklar olduğunu bu kadar zor kabullenmemiz ve biribirimizi bu kadar zor kabullenmememiz benim için çok anlaşılmaz.Biz öğrendiklerimizden sonuç çıkaramıyacak kadar mı kendimizi teslim ettik.Bize bir şey öğretmek için benliğimizi teslim mi aldılar acaba?Gerçekten anlayamıyorum.

Yazan: medine küçük Tarih: October 26, 2007 11:56 PM

Sayın Hülagü,

Maalesef yine soruma yanıt vermemek için iyi manevra yapmışsınız.

Son yorumunuzda, son paragrafa "özetle" diyerek başlamış, ancak yukarıda yazdıklarınızla alakalı olmayan, "damardan" kelimeler sarfetmişsiniz.

Özetin ne olduğunu bilmediğinizi düşünemem.

Sorumu tekrar ediyorum, son 3 yorumumda dile getirdiğim, Saidi Nursi(Kürdi, VS-i) Hz.lerine ait, Türk Milletini ÖVEN sözlerini, ve ırkçı(kavmiyetçi) yaklaşımları olduğunu düşündüğü Kürtlere verdiği YANITI OKUDUNUZ MU???

BİR SORU DAHA

BU SÖZLERİN SAHİBİ NASIL ETNİK VE DİNSEL BÖLÜCÜ OLABİLİR???

DİYE SORMAK İSTERDİM AMA ***DAHA FAZLA MERAK ETTİĞİM BİR HUSUS VAR

O DA:

"""SİZİN""" ***NASIL OLUP DA *HALA *HALA *HALA BU SÖZLERİN SAHİBİNİ DİNSEL VE ETNİK BÖLÜCÜ OLARAK NİTELEME"NİZ"???

Ayrıca o son üç yorumumda yer verdiğim ve Said-i Kürdi(Nursi, vs-i)'ye ait olan ve size OKUTMAYI BECEREMEDİĞİM O SÖZ Said Nursi Hz.lerinin "Kürt Teali Cemiyeti REİSİ" Seyyid Abdülkadir'e verdiği YANITTIR.

Prf. Dr. Ahmet AKgündüz'e ait şu makaleyi okumanızı isterim;

http://www.nur.org/index.php?WS=&Page=Display&ItemID=575

Keşke İDDİA HUDUDUNU AŞIP İFTİRAYA YAKLAŞAN sözlerinizi DESTEKLEYECEK birkaç kaynaktan bahsetseydiniz, bir kaç argümanla sözlerini destekleseydiniz.

Daha verimli ve zevkli bir tartışma olurdu.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: October 27, 2007 2:37 PM

Öncelikle bu güzel yazı için tebrikler...

Saniyen,halen bu yazının ve yaşanan sürecin 1920'lerden çok ötede olduğunu anlamayan Hülagular var! 1258 yılındaki, 1492'deki 2003'teki müfsit anlayış halen geçerli!August Comte'un katı pozitivist bakış açısıyla mezcedilmiş, teorik anlamda bir şey sunamayan ve bunca yıldır ne Ermeni Soykırımı ne Kürt Meselesi ne de İrtica vs kavramlar, teoriler, iddialar ve meseleler ile ilgili hiçbir şey yapamayan zihniyetin bu yazıyı anlaması mümkün değil! Hele buraya yorum yazamamaları da işin cabası! Kürt Kelimesini kabul edemeyen bir mantık kalkmış mücadeleden, Türk Yurdu, vatan, millet Sakarya edebiyatı yapıyor? Ya hu gidin de bunu slogancı forumlarda, sitelerde yazın. Hem bu satırların yazarı hem de sayın Akyol bu kadar basit düşünse zaten bu yazılar ortaya çıkmazdı! Ne Mutlu Türküm diyene diyerek bir şey olmuyor beyler. Dünyayı ve zamanı okuyun artık!

Yazan: Media Warning Tarih: October 27, 2007 5:21 PM

DTP'ye “PKK ile aranıza mesafe koyun” çağrısı yapiliyor ama konması gereken başka mesafeler olması gerektiğine de inanıyorum:
1) Devlet, derin devlet ile arasına mesafe koymalı,
2) Türkler, ulusalcılar ile aralarına mesafe koymalı,
3) TSK bazı hataları işleyen mensuplarıyla arasına mesafe koymalı.

Bizim gibi yurtdışında yaşayan Türklerin çok iyi bildiği ama Türkiye’de yaşayanların bir türlü anlamadıkları bir gerçek var :

Uluslararası ortamlarda Türkiye’yi haklı olduğu davalarda bile savunmak çok zor.

Zira Hırant Dink, Atilla Yayla veya Elif Şafak gibi insanların söyledikleri hatta söylemedikleri bir kelimeden dolayı mahkeme edilebildikleri bir ülkenin demokratik bir hukuk devleti olduğunu Avrupalılara veya Amerikalılara anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zor.

Gene ordu mensuplarının “halkı eğitmek için Hakkâri’de bomba attırdım, Şırnak’a günlerce havan ateşi yağdırdım” diye gazetelere demeç verebildiği ve bunun arkasından hapse girmediği bir ülkeye dünya kamuoyunun desteğini çekmek imkânsız.

Binlerce insanın öleceği bir savaşı engelleyebilecek son şans olan bir toplantıyı “Kürtlerle aynı masaya oturmam” diye boykot edenlerin barış istediğini gezegenimizde yaşayan hiç bir insana kabul ettirmek mümkün değil.

Muhabbetle

Yazan: mehmet yilmaz Tarih: October 27, 2007 8:35 PM

Said-i Nursi'nin (veya o devirlerde Said-i Kürdi adı takılmıştı). Yuzbinlerce insanı imana kavusturan 6000 sayfalık Risale-i Nur Kulliyetinden ve bazı belgelerden bazı yazılar:

1) Said Nursi’nin , kendisinden (ayaklanmada) destek isteyen Şeyh Said’e verdiği cevap :
Türk milleti asırlardan beri İslâmiyet’in bayraktarlığını yapmıştır. Çok veliler yetiştirmiş ve çok şehitler vermiştir. Böyle bir milletin torunlarına kılıç çekilmez. Biz Müslümanız. Onlarla kardeşiz, kardeşi kardeşe çarpıştıramayız. Bu şeran caiz değildir. Kılıç harici düşmana karşı çekilir. Dahilde kılıç kullanılmaz. Bu zamanda yegane kurtuluş çaremiz., Kuran ve iman hakikatleriyle tenvir ve irşad etmektir. En büyük düşmanımız olan cehaleti izale etmektir. Teşebbüsünüzden vazgeçiniz zira akim kalır. Bir kaç cani yüzünden binlerce masum kadın ve erkekler telef olabilir” ((Tarihçe-i Hayat, s. 135.)

2) Dr Emin Şimşek: "sözlerimi Said Nursi' Türk Milletine bakışını gösteren birkaç cümlesi ile noktalayıp , onu bir Türk düşmanı , menfi bir Kürt milliyetçisi gibi göstermek isteyenleri -şayet varsa- “vicdanlarına” havale ederek bitirmek istiyorum.”:

“….Türk milleti Kur’ân’ın bayraktarı ve senâ-i Kur’âniyeye mazhar olduğu için…” (Şualar, Sayfa 327)

“….Türk milletinin daima dinde ve imanda ileri olduğunu…” (Şualar, Sayfa 329)

“Bu kahraman İslâm Türk milleti başka bir devletin boyunduruğu altına giremez. “ (Şualar, Sayfa 469)

“…Türk milletinin geçmiş asırlardaki milyarlar şerefli merhum ordularına ve milyonlarla şehidlerine…” (Emirdağ Lahikası, Sayfa 191)

“Ve Türk milletinin bin yıllık kudsî mefahir-i milliyesine mümasil, yine Türk milletinin dünyaya örnek olmuş kahraman ecdadının yerinde İslâmiyet hakikatlerine sarılarak yine Kur’ân’ın bayraktarlığı vazifesiyle istikbalin kıt’alarında hâkim-i mânevî olacağını hissedebilirler.( Emirdağ Lahikası, Sayfa 368)

“…Türk milleti Kur’ân ın bayraktarı ve sena-yı Kur’âniyeye mazhar olduğu için..” (Emirdağ Lahikası, Sayfa 245)

3) Bediüzzaman, Meşrutiyetin ilanıyla Kürt aşiretleri arasında meydana gelen rahatsızlığı gidermek için 1910-1911 yıllarında aşiretleri dolaşarak “gelecek adına iyi bir zemin oluştu” demiştir ve aşiretlerin devlete bağlılıklarını temine çalışmıştır. Irkçılık hareketlerine karşı çıkarak, İslam toplumunun birliği ve beraberliğine, sulh-u umumiye dikkat çekerek, siyasi ve içtimai tavrını ortaya koymuştur. Asıl mesele olarak bütün insanlığın imanını kurtarma davasına soyunmuştur. Kaçınılmaz olan yeni halle birlikte, “Batının maddeciliği olarak gördüğü şeyin İslam kültürüne de sızmasını önlemek, maddecilikle savaşmak için, önce Osmanlıların sonra da Türklerin İslamî mirasını yeniden canlandırmaya yönelik misyoner faaliyetlerinde bulunmuştur”. ( A.g.e., s. 20. )

4) “Sana Said-i Kürdi derler. Belki sende unsuriyet (ırkçılık) fikri var, o işimize gelmiyor. Hey efendiler! Eski Said’in ve yeni Said’in yazdıkları meydanda. Ben onları şahit göstererek diyorum ki, eskiden beri ırkçılığı katetmiştir. Kesmiş atmıştır. Irkçılık riya, zulmet, sefalet, gaflet ve dalaletten mürekkep bir macundur. Onun için milliyetçiler milliyeti mabud ittihaz ediyorlar. Unsur lazım ise bize İslâmiyet kafidir”. (Göldaş, a.g.e., s. 36.)

5) ““Ey efendiler! Ben, her şeyden evvel Müslüman’ım. Yüzde doksan dokuz menfaatli hizmetim Türklere olmuş ve en çok hayatım Türkler içinde geçmiş ve en sadık ve en halis kardeşlerim Türklerden çıkmış ve İslamiyet ordularının en kahramanı Türkler olduğundan, meslek-i Kur’aniyem cihetiyle, her milletten ziyade Türkleri sevmek ve taraftar olmak, kudsi hizmetimin muktezası olduğundan; bana Kürt diyen ve kendini milliyetperver gösteren adamların bini kadar Türk milletine hizmet ettiğimi, hakiki ve civanmert bin Türk gençlerini işhad edebilirim.” (Tarihçe-i Hayat, s. 215.)

6) “Dini-i İslâmiyet milletiyle ebedi ve hakiki bir uhuvvet ile, Türk denilen bu vatan ehl-i imanı ile şiddetli ve pek hakiki alakadarım. Ve bin seneye yakın Kur’an’ın bayrağını cihanın cihad-ı sittesinin etrafında galibane gezdiren bu vatan evlatlarına, İslamiyet hesabına, müftehirane ve tarafdarane muhabbettarım”. (Mektubat, s. 393.)

7) Bediüzzaman da diğer ulema gibi, devrinin olaylarıyla yakından ilgilenmiştir. İttihad ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleriyle görüşmüştür. Hürriyet taraftarlığı konusunda onlarla mutabık kalmıştır. II. Meşrutiyet ilân edildiği zaman Selanik Hürriyet Meydanı’nda “Hürriyete Hitap” adıyla bilinen konuşmasını yapmıştır. İstibdadı kötülemiş, buna mukabil Meşrutiyet’i savunmuştur. 1909’da kurulan İttihad-ı Muhammedî Fırkası’nın kurucuları arasında yer almıştır. Volkan gazetesinde ateşli yazılar yazmıştır. Bu yazılarından dolayı 31 Mart Hadisesi’nin tahrikçilerinden olduğu gerekçesiyle Divan-ı Harb-i Örfî’de mahkeme edilmiştir. Olayla ilgisi görülmeyerek beraat etmiştir. 1911 yılında Şam’a giderek Emeviye Camii’nde İslâm dünyasının meselelerine değinen ünlü hutbesini okumuştur.
Bediüzzaman Said Nursî’nin vatan müdafaasında cepheye fiilen silahlı katılması I. Dünya Harbi’ne rastlamaktadır. I. Dünya Savaşı sırasında Van ve Muş’ta talebeleri ile birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek cephede savaşmıştır. Muş’un Ruslarca istilası üzerine orada kalan 8 topu kurtarıp Bitlis Muharebesi’ne iştirak etmiştir. Burada yaralanarak Ruslar’a esir düşmüştür. Tiflis’te esir bulunduğu bir sırada kendisine Dahiliye Nâzırı Talat Paşa tarafından 60 lira (mukabili 1254 mark) gönderilmiştir.(2) İki yıldan fazla bir zaman Kosturma’da, sürgünde kalmıştır. Sonra firar edip kurtularak İstanbul’a dönmüştür.(3)
İstanbul’da bulunduğu bir sırada, Bitlis vilayetinin bazı bölgelerinin etnoğrafik haritalarının düzenlenmesi hususunda Dahiliye Nezâreti’nin talebi üzerine kendisinden bilgi alınıp yardımlarından istifade edilmek istenmiştir.(4)
Said Nursi, bu yıllarda Said-i Kürdî olarak bilinip tanınmakta idi. O, henüz birkaç yıl öncesine kadar bir milletler topluluğu görünümündeki Osmanlı Devleti’nin, devletine sâdık kalan iki halkından biri olan Kürt ırkına mensup bir şahsiyetti. Ne var ki aynı yıllarda Türklerle “et-tırnak” şeklinde birbirine kaynaşmış olan Kürt toplumu üzerinde bir takım oyunlar oynanıyor ve bu birlikteliğin parçalanması için bütün imkânlar kullanılıyordu. Bu ayrılığı körükleyen milletlerin başında ise İngilizler geliyordu. İstanbul’daki İngiliz elçisinin İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği bir telgrafta bu gerçek şu şekilde dile getiriliyordu:
“Hükümetimizin niyeti, Türkleri ne olursa olsun zayıf düşürmek ise de, Kürtleri onlardan ayırmak hiç de fena değildir ve bu mümkündür. Ancak bu çok dikkatli bir şekilde icra edilmelidir.” (5)
İngilizler bu düşüncelerini hayata geçirmek için boş durmuyor, bölgeye gönderdikleri özel ajan ve heyetlerle amaçlarına ulaşma gayreti içinde bulunuyorlardı. Rahib Frew ve Binbaşı Noel bu alanda en fazla ün yapmış şahsiyetlerdi. Diğer taraftan merkezi İstanbul’da olmak üzere kurulmuş bulunan Kürt Teali Cemiyeti de bu işin gönüllü üstlenicisi idi.(6)
Kürt Teali Cemiyeti amacı doğrultusunda her türlü etkinlikte bulunuyor ve etki alanını daha da güçlendirmek için bir takım Kürt aydınları ile diyaloga geçiyordu. Cemiyetin bu amaçla temas kurduğu aydınlardan biri de Said Nursi idi. Kürt Teali Cemiyeti üyelerinden Gazeteci Mevlânzâde Rıfat, Bediüzzaman’a bağımsız bir Kürt Devleti kurulması fikrini bir mektupla bildirmiş, ancak gayet sert bir tepki ile karşılaşmıştır. Said Nursi cevabî mektubunda, Devlet-i Aliyye’yi yeniden diriltmek için yapılacak her türlü hareketin içinde yer almaya hazır olduğunu, ancak Kürt Devleti tahayyülünün sadece İslâm düşmanlarının işine yarayacağını ifade etmişti.(7 )
Bu dönemde Said Nursi’nin en fazla sıkıntısını çektiği konu, Şerif Paşa’nın Ermeni Nubar Paşa ile Paris’te imzaladığı itilafname olmuştur. Ona göre bu itilafname gerçekten tehlikeli ve etkisiz hale getirilmesi gerekli bir yayındı. Bediüzzaman bu konuda da anında tepki göstermiş ve Şerif Paşa gibi beş-on şahsın Kürt milletini temsil etme yetkisinin olmadığını bildirerek Kürt milletinin hakiki temsilcilerinin Meclis-i Mebusân’daki mebuslar olduğunu söylemiştir.(8 )
Said Nursi gazete ve mecmualarda yayınlanan bu tür yazılarının yanı sıra bazı Kürt aydınlarını da harekete geçirerek bir protesto hazırlanıp gazetelerde yayınlanmasına öncülük etmiştir. Söz konusu protesto metninde şöyle deniyordu:
“...Vahdet-i İslâmiyye’nin fedakâr ve cesur, hâdim ve taraftarları olarak yaşamış olan Kürtler, henüz beş yüz bine yakın şühedâsının kanı kurumadan şişlere geçirilen yetimlerin, gözleri oyulan ihtiyarların hatıralarını teessürle anarken, İslâmiyet’in zararına olarak tarihî ve hayatî düşmanlarıyla itilaf akdetmek suretiyle salâbet-i diniyyeleri hilafına iftirak-cûyâne âmâli takib edemezler. Binâenaleyh Kürt vicdan-ı milliyesinin bu tarz tahassüsüne mugayir hareket eden zevâtı da tanımazlar.” (9)
Şerif Paşa, gördüğü bu tepki üzerine bir süre sonra emelinden vazgeçmek ve hilafet yanlısı politika izlemek zorunda kalmıştır. Ayrıca Paris Konferansı’ndaki Kürt temsilciliğinden de istifa etmiştir.(10) Şerif Paşa’nın bu düşüncesinden vazgeçmesinde Said Nursi’nin şiddetli tepkisinin büyük etkisi olmalıdır. Sadece İstanbul değil, Doğudaki ulema ve eşraf üzerinde de büyük bir etkinliği bulunan Bediüzzaman, bu gücünü sonuna kadar bu cereyanın aleyhinde kullanmıştır. Nitekim gazetelere gönderilen protesto yazılarından onun bir çok Kürt muteberânı tarafından desteklendiği anlaşılmaktadır.(11 )
Bediüzzaman’ın bu dönemde Kürtçülük cereyanının akim kalması gayretlerinin yanı sıra, diğer bir hizmeti de işgallere karşı bayrak açan Anadolu hareketine destek vermesi olmuştur. Bu doğrultuda yazdığı “küçük” bir risale olan Hutuvât-ı Sitte ile “büyük” ses getirmiştir. Risale, halka moral ve heyecan vermiştir.(12 )İngilizlerin bir takım entrikalarla Şeyhülislâm ve diğer bazı ulemayı lehlerine çevirmek maksadı ile Anglikan Kilisesi’ne hazırlattıkları bir bölüm soruya karşılık olmak üzere kaleme alınan bu eser, İngilizler’i çaresiz bırakmıştır. Eser sebebiyle Said Nursi, idam kararına çarptırılmış, ancak onun idamının bütün Kürtler’in sonsuza kadar İngilizler’e düşmanlık göstermesine sebep olacağı ve aşiretlerin de bu sebeple isyan edeceği göz önünde bulundurularak bu karardan vazgeçilmiştir.(13 )
Hutuvât-ı Sitte’de çürütülen İngiliz propagandası şu maddelerden meydana geliyordu:
-Kadere boyun eğerek işgalcilerin her türlü muamelesine rıza gösterilmesi,
-Daha önce Almanlarla dost olunduğu gibi İtilaf Devletleri’yle de iyi geçinmekte dinen bir sakınca olmadığı,
-Geçmiş idarecilerden herkesin şikayetçi olması sebebiyle duruma rıza gösterilmesi gerektiği,
-Anadolu’daki sergerdelerin niyetlerinin din ve İslâmiyet olmadığı,
-Hilafet’in söz konusu sergerdelerin aleyhinde olduğu.
Bediüzzaman yukarıda ifade edilen bu hususlara bir mantık silsilesi içinde cesaret ve şecaatle cevap vermiştir. Bu cevaplarda düşman işgali altındaki halka moral verici ifadeler kullanılmış ve her fırsatta halka mesaj ulaştırılmaya çalışarak İngilizlerin psikolojik savaş taktiklerine yine psikolojik mukâvemetle karşılıkta bulunulmuştur.(14 )
Said Nursi’nin millî harekete bir diğer hizmeti de, İstanbul Hükümeti’nin fetvasının tutarsızlığını ve Millî Mücadele hareketinin meşruiyetini ilan etmek olmuştur. Fetva için, iki tarafı dinlemenin zaruretine işaret edilerek Anadolu tarafının da dinlenmesi gerekliliğini öne sürmüş ve sonuçta yapılanın zulme adalet, cihada isyan, esarete hürriyet demek olduğunu göstererek İstanbul’da Hükümet’in (hatta İngilizler’in) etkisinde verilen fetvayı çürütmüştür.(15 )
Millî hareketi desteklemekteki gayretleri ve eserleri Ankara Hükümeti’nce takdirle karşılanan Bediüzzaman, şifre ile Ankara’ya davet edilmiştir. Mustafa Kemal, Bediüzzaman’ı: “Bu kahraman Hoca bize lazımdır.” sözleriyle taltif etmiştir. O ise bu davete verdiği cevapta şöyle demiştir:
“Ben tehlikeli yerde mücadele etmek isterim. Siper arkasında mücahede hoşuma gitmiyor. Burasını daha tehlikeli görüyorum. Buradaki vazifem henüz tamam olmamıştır. Tehlikeyi bertaraf edince inşaallah oraya geleceğim.”
Bir süre sonra İstanbul’daki vazifesini bitirdiğine inanan Bediüzzaman, Ankara’ya gitme hazırlıklarına başlamıştır. Bu esnada Mustafa Kemal’in direktifiyle ve Bediüzzaman’ın yakın dostlarından Van Eski Valisi Mebus Tahsin Bey tarafından tekrar davet edilen Bediüzzaman, 19 Kasım 1922’de yeğeni Abdurrahman ile birlikte trenle Ankara’ya gelmiştir. Kendisi burada resmî bir törenle karşılanmıştır.(16 )
Dr., Başbakanlık Devlet Arşivleri.
. Bediüzzaman Said Nursi (Hizan 1878): Medrese eğitimi gördü. Keskin zekâsı ve üstün yetenekleri ile dikkati çekti. Devrin ulemasıyla çeşitli yerlerde yaptığı münâzaralarda ilimdeki üstünlüğünü ispatladı. Bediüzzaman lakabını aldı (Başbakanlık Osmanlı Arşivi (B.O.A.), Dahiliye Nezâreti Şifre Kalemi (DH-ŞFR), Dosya nr. 89, Gömlek nr. 138, 21 Temmuz 1918; Bediüzzaman Said Nursi, Sünûhat, “Takdim”, İstanbul 1995, s. 7-10).
2. Bu konuda daha geniş bilgi almak için Osmanlı Arşivi belgelerinin yayınlandığı şu esere bkz. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler-1, Bediüzzaman Said Nursî’yi Anlatıyor, İstanbul 1993, s. 65-68.
3. Bediüzzaman Said Nursi, Hayatı, Mesleki, Tercüme-i Hali, İstanbul 1976, s. 102-108; İsmail Kara, İslâmcıların Siyasî Görüşleri, c. II, İstanbul 1995, s. 314; Kadir Mısıroğlu, Sarıklı Mücahidler, İstanbul 1992, s. 285. Ayrıca Bkz. Ek: I.
4. Bkz. Ek: II.
5. Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, c. I, Ankara 1976, s. 135.
6. Kürt Teali Cemiyeti’nin en önemli şahısları şunlardır: Seyyid Abdülkadir, Emin Ali (Sâbık Adliye Müfettişi), Hamdi Paşa, Halil Bey (Eski Polis Müdürü), Bedir Ali (Emekli Jandarma Albay), ulemadan Bahazâde Şükrü, Ali, Cemil Paşazâde Ekrem, Mevlânzâde Rifat ve Memduh. Bkz. İsmail Göldaş, Kürdistan Teâli Cemiyeti, İstanbul 1991, s. 16-45; Tansel, Mondros, c. I, s. 132.
7. Mustafa Nezihi Polat, Mülâkat, Erzurum 1964, s. 30-34; Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul 1979, s. 214-216.
8. Sebilürreşad, “Kürdler ve İslâmiyet”, c. XVIII, sayı 461, 4 Mart 1920, s. 224-226. Ayrıca bkz. Ek: III.
9. İkdam, “Kürdler ve Osmanlılık”, 22 Şubat 1336/1920, 27. sene, nr. 8273. Ayrıca bkz. Ek: IV.
10. Tansel, Mondros, c. I, s. 131.
11. İkdam, a. g. m.
12. Bediüzzaman Said Nursi, Hutuvât-ı Sitte, “Takdim”, İstanbul 1991, s. 4-5.
13. Hutuvât, s. 12-17; a. mlf., Şualar, İstanbul 1960, s. 379; a. mlf., Asar-ı Bediiyye, Beyrut 1979, s. 114-116.
14. Bediüzzaman’ın cevapları ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Hutuvât, s. 12-24.
15. Hutuvât, s. 16-17 ; Bediüzzaman Said Nursi, Tulûat, Ankara 1979, s. 80.
16. T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, c. XXIV, Ankara 1960, s. 439; Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi, Mufassal Tarihçe-i Hayatı, c. I, İstanbul 1990, s. 422-423, 428-436; Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, s. 466.

Yazan: ilhanb Tarih: October 28, 2007 5:53 PM

sn Akyol Orta Asya nın iki bin yıl önceki karanlık geçmişi diye bir ifade kullanmışsınız.Siz nereden biliyorsunuz iki bin yıl önce Orta Asya da karanlık bir geçmişin olduğunu.Tarihi tarihçilere bırakın bence orta asya tarihi ile ilgili ne okudunuz ne bilginiz varki yorumda bulunuyorsunuz.Bence amacınız Türk tarihini küçümsemek ve aşağılamak.

Yazan: Anonymous Tarih: October 29, 2007 12:33 AM

. Bediüzzaman Said Nursi (Hizan 1878): Medrese eğitimi gördü. Keskin zekâsı ve üstün yetenekleri ile dikkati çekti. Devrin ulemasıyla çeşitli yerlerde yaptığı münâzaralarda ilimdeki üstünlüğünü ispatladı. (ilhanb)

İlimdeki üstünlüğünü radyo konusunda ispatlamıştır sanırım. Keskin zekasının ürünü olan risalelerini anlayabilmekte ayrı bir bilim dalı zaten. Risaleleri Rusya'da yasaklandığına göre demekki Saidi Nursi'nin keskin zekası ve üstün yeteneklerini kıskanıyor Rus'lar.

Sahi koskoca Arap alemi bu üstün zeka'nın, böylesine yetenekli bir dahi insan bediüzzaman'ın neden farkında değil acaba?

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: October 29, 2007 4:44 PM

evet mustafa bey yazınız her zaman ki gibi enfes ve tarih; yorumunuzla daha bir netleşmiş.düne kadar kürtçe konuşmak bir yere dursun etnik aidiyetinin bile açıklanması bir suç sayılırken(hatta bugün bir takım türk kardeşlerimz ben bir kürt olarak kürtçe konuştuğumda uzaylı mıyım diye iki kez düşünmeleri beni üzmektedir.)hülagü beyfendi gibi insanlar resmi tarih tezinden başka bir şey bilmezler.etnik aidiyet seçilmez neyse öyle dogarsınız.bu nedenle hülagü bey kürt doğmuş olsaydı belki hülagü değilde adar-baran-ciwan vs.. isim konulmuş olabilirdi.sanırım ikisi de bölücü dediği insanları bugün ki paradigma ile değil kendi tarihsel dönemi içerisnde değerlendirdiğinde ise haksızlığa uğramış insanlar olarak görürdü.neyse ben böyle düşünürüm diğeri şöyle.önemli olan bütünlüğümüz ve birliğimiz.bu kelimeleri de böyle futursuz kullanmakda ne kadar doğru bilmem ama her geçen gün kelimelerin anlamını yitirdiğidir.bu kan ne kadar devem edecek?insanlar ne zaman ölmeyecek?her etnik aidiyet bu topraklarda kendini tam manasıyla ne zaman ifade edebilecek.(sadece yasa çıkarmaklar değil uygulamalarda da)? ne kadar güzel empati kurduğunuzu yazınızda belli etmişsiniz.sizin gibi yazar düşünür bilim adamlarına ihtiyaç var.teşekkür ederim.

Yazan: murat Tarih: October 30, 2007 3:41 PM

Hülagü TTT,

Dinleme ve öğrenme yeteneğini ne zaman kaybettin?

Yazan: s Tarih: October 30, 2007 8:48 PM

Anonymous rumuzlu, veya rumuzsuz arkadaş mı demeliyim

"orta asyanın 2000 yıl önceki bulanık(karanlık değil) tarihi"ne takan arkadaş

Yahu bana bir anlatsana orta asyayı, tarihi, yoksa sen de tarihçilere mi bıraktın,

Kim Moğoldur, kim Türktür, Türk ne demektir, ne zaman çıkmıştır?

Bir anlat gözün sevem, madem bulanık değil, bir anlat

Ama o kurcalanıp drurlan basma kalıp laflardan bir farkı olsun.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: October 30, 2007 11:25 PM

Hülagü Bey,

Bunu söylemek bana tarifi mümkün olmayan bir zevk veriyor efendim:

"Hala cevap vermediniz soruma"

(Yahu bu kadar da açık sözlü olunmaz ki, neyse)

Ayrıca ilhanb arkadaşın verdiği onca kaynağa slogan yerine somut birkaç cümle ile cevap versene.

Mustafa Akyol Bey bizi siteden kovmazsa iyi :)

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: October 30, 2007 11:29 PM

Sayın mustafa fatih yüce,

Yanıtlarımı okumuyorsunuz galiba. Buyurun size somut bir yanıt. Said-i Kürdi ruh hastası bir bölücüdür. Kerameti kendinden menkul risaleleri de Allah'a bir şirktir.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: October 31, 2007 2:05 PM

"Somut" kelimesi üzerinde anlaşamayacağız sanırım.

İlhanb rumuzlu yorumcunun ve benim yazdığım Saidi Kürdi'ye ait sözleri okudunuz mu? Bunların kendi kitaplarında geçtiğini biliyor musunuz? Bu sözlerin sahibinin bölücülüğü ve ruh hastalığı ne kadar somuttur?

Bir cevap,

Okudunuz mu yahu?

Niye uzatıyoruz.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: October 31, 2007 10:05 PM

Sayın Akyol;
Yazınız yine toplumsal bir olayı çok güzel bir şekilde tasvir etmiş. Yazınızda da belirttiğiniz üzere insanlar artık PKK ile Kürt arasındaki farkı çok iyi anlamalı ve tepkilerini o şekilde yapmalıdır. PKK yıllardır adını verdiği "sözde Kürt haklarını savunma" eylemlerinde en fazla Kürtleri katletmemiş midir? Yakılan köylerin kaç tanesinde Türkler yaşamaktaydı? PKK tamamen kominizm ideolojisinin savunucusudur ve daha da beteri içerisinde bir çok Türk'ü de barındırır. Gerçek davanın Kürtçülük veya Kürt halkının özgürlüğü kesinlikle değildir. Zira henüz yeni yapılan bir araştırma sonucu Güneydoğu Anadolu bölgesindeki insanların olası bir Kürt devletine %99 gibi büyük bir çoğunlukla gitmeyeceğini gösteriyor ve aynı çoğunluk PKK nın hiçbir eylemini meşru görmüyor.

Kürtler Anadolu üzerinde İslam adına da büyük alimler yetiştirmiş bir millettir. Böyle bir milletin önderi veya örnek alacağı kişi kesinlikle terörist başı değil bu büyük alimlerdir. Bunu Güneydoğuya ziyarette bulunmuş her Türk vatandaşı kendi gözleriyle de görebilir. Büyük bir İslam şemsiyesi altına toplanmış insanlar "Bir kişinin canına kıyan tüm insanların canına kıymış gibidir." Emriyle tüm suçlamalara kulaklarını tıkamışlardır.

Aynı topraklarda aynı alimleri okuyarak, aynı fikir ve inançla yaşayarak düşmanlık olmaz. Ben Kürt halkının bu vatanı bir gemi olarak gördüğünü düşünenlerdenim. Yine sizinde belirttiğiniz gibi biz yıllarca onları yok sayarak zaten suçluyuz. Biraz da kendimize bakalım derim...

Tekrar bu güzel yazı için teşekkür ederim...

Saygılarımla...

Yazan: Yavuz Selim ÇATALBAŞ Tarih: November 15, 2007 7:55 AM

Sonunda diyeceğimizi başında diyelim: Türkiye'de halkın yüzde 85'i Amerika'ya karşı ama Türkiye'yi Amerika yönetiyor.
Dünyada böyle bir çelişki daha yok.
Nasıl oluyor?
ABD ne isterse onu yapan bir hükümet tarafından yönetildiğimize göre; asıl başbakanımızın Oğul Bush olduğunu söyleyebiliriz.
Alın şu PKK terörünü...
Türkiye'nin 2002 yılına kadar bu konuda kendisinin oluşturduğu bir planı vardı. Şimdi ise ABD'nin Türkiye'ye verdiği bir plan var.
1999 yılında hapse konulan teröristbaşının adamları da moral yönünden çökmüştü. Dağa çıkmayı düşünen kalmamıştı. Askere, polise saldıran yoktu.
Amerika Irak'a girme kararını kesinleştirince PKK da harekete geçirildi. Hükümet; Türkiye'ye demokrasi getirmek adına; PKK'nın önünü açtı. Avrupa Birliği; bize hiçbir şey vermeden PKK'nın istediği her şeyi aldı.
ABD, terör örgütünün silah ihtiyaçlarını sağladı.

BUYURUN, KÜRDİSTAN
ABD'nin asıl hedefi; Irak'ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurdurmaktı. PKK bu iş için bir baskı gücü olarak kullanılıyor. ABD için bölünmüş Irak, birinci amaçtır. Kürtler; İsrail'in kalkanı haline getirilecektir. ABD, ancak ve ancak böyle istikrarsız bir bölgede otoriteyi sağlayan güç olarak hep 'istenilen' konumunda kalabilir.
Amerika; Kuzey Irak'ta Barzani liderliğinde bir devlet oluşturtmuştur. Bundan sonrası, bu gerçeği Türkiye'ye kabul ettirmektir. PKK; saldırılara başlatılarak; Kuzey Irak'taki oluşuma Türkiye'nin ses çıkarmaması sağlanmıştır. Daha önce de yazdığım gibi Türkiye; Kuzey Irak'ta bir Kürdistan'a razı olduğunda PKK'nın ipi çekilecektir.

SIRA AFTA
Amerikan planında; PKK'lılar için af çıkartılması isteniyor. Türkiye'ye gelenler de ABD'den konuşanlar da döne döne bunu vurguluyorlar. ABD ne derse onu yapmak için can atan Sayın Erdoğan'ın bütün çabası işte bu PKK affına bir kılıf bulmaktır.
Dikkat ediniz: AKP'liler ve Başbakan Erdoğan; Kuzey Irak'ta yuvalanan PKK çetesinin üstüne gitmemek için bin dereden su getiriyorlar. Meclis, hükümete sınır
ötesi harekat için yetki verdi ama hükümet milleti açık açık oyalıyor. Sayın Başbakan son olarak da 'Eli silahlı kovboy değiliz!' diyerek Barzani'yi rahatsız etmek; PKK'yı korkutmak gibi bir niyetinin olmadığını ortaya koydu. Biz, o sıralar da yazdık: Bu hükümet; Kuzey Irak'a operasyon yaptırtmaz. Çünkü bunu Amerika istemiyor...
AKP; yakında 'Reform Paketi' adı altında PKK'ya gizli affı getirirse kimse şaşırmasın. Başbakan'ın, 'Önceliğimiz silahların bırakılmasıdır.' sözü bunun ilk işaretidir.

PSİKOLOJİK HARP
Milletin yüzde 85'i ABD'ye karşı... PKK için ne düşünüldüğü malum...
Bu ortamda PKK'lılar affedilebilir mi?
Affedilemez ama Başbakan Erdoğan bunun yollarını arıyor.
CHP Lideri Deniz Baykal; onun bu niyetini sezip hemen uyarısını yapıyor.
Başbakan; bunu anlamazlıktan geliyor. Eşkıyanın üstüne gitmemek için; 'Demokrasiden fedakarlık yapamayız!' diyor.
Sanki terörle mücadele etmek; demokrasiyle mücadele etmekmiş gibi...
Hele hele PKK'nın siyasi uzantısı DTP'nin kapatılması için Yüce Mahkeme'ye dava açılması karşısındaki AKP'nin ve Başbakan Erdoğan'ın tavrına bir bakın. Sanki bu parti kapatılırsa Türkiye'de demokrasi sona erecek. Demokrasi ile teröre destek olmayı aynı anlama getiren bu yaklaşımın arkasındaki gerçek; Amerika'dır.
Şimdi milletin kafasını karıştırmak, onları yanıltarak PKK'nın istediklerini yapmak için haberler de çarpıtılıyor. Gazetelerde, televizyonlarda haberler verilirken denilenlere bakın: 'ABD İle Anlaştık', 'Türkiye Amacına Ulaştı', 'PKK'nın Tasfiye Süreci Başladı', 'PKK'nın Etekleri Tutuştu', 'Barzani Sınır Ötesine Razı Oldu', 'DTP'nin Kapatılmasını PKK İstiyor', 'Kuzey Irak'a Girmemiz PKK'ya Yarar'
Bunların tümü yalan...
Gerçek olan bir şey var: ABD planı işliyor...
Türkiye; çokuluslu şirketler tarafından sömürge alanı haline getirilmiş. Dolar yağdırılıp borçlandırılıyor; geleceği esir ediliyor. Bu ekonomik tutsaklık; ileride topraklarımızın satışını gündeme getirecektir.
Unutulmasın ki Osmanlı Devleti de böyle çökertilmiştir

Yazan: ancazin Tarih: November 24, 2007 2:32 AM

"Türkiye'ye demokrasi getirmek adına; PKK'nın önünü açtı."(ancazin)

Sayın ancazin,

Peki 22 Temmuz seçimlerinde DTP'ye ne olduğunu hatırlıyor musunuz?

Büyük oy kayıbı.

Peki yerel seçimlerde, bir alevere görmezsek, eminim DTP "kalesi" zannettiği çok yerde de seçimi kaybedecek desem, size ne ifade eder?

Dağdaki terörist sayısının artması PKK'nın güç kazandığını göstermez,

PKK'nın halk desteğini kaybettiğini ve bunu o sizin sakıncalı gördüğünüz demokratik adımların(ve tabi bunların yanında ekonomik, sosyal adımlar da var) rol oynadığını,

Kürt halkının PKK'nın ve DTP'nin kendisini temsilden uzak gördüğünü, Kürt halkının PKK'yı ve DTP'yi değerlerinden, kültüründen ve inançlarından uzak gördüğünü,

Kürt halkına ve Türkiyemize faydadan çok zarar veren örgütler olduğunu Kürt halkının görmesi de yine bu demokratik açılımlar sayesindedir desem;

size biraz jimnastik fırsatı vermiş olur muyum?

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 24, 2007 9:25 PM

Son zamanlarda gelisen olaylar tekrar PKK nin bitirilmesi icin bir firsat. Bu firsati kullanmaya calisan Basbakan Erdogan, toplumsal baris ve uyum icerisinde demokratik reformlarla bu sorunu kapatmak yerine "Kasimpasali" kurnazligi ile cozumu yuzune gozune bulastirmak uzere.
Inkar politikalarindan bikmis-usanmis olan Kurtlerin icinden silah yontemini secenlerin daglara, siyaset yontemini secenlerin meclise, demokratik yontemini secenlerin ise meydanlara doldugunu ve "taraf"in bunlar oldugunu gormek yerine, Kurt kokenli AKP milletvekillerinin ve onlara oy verenlerin bu sorunun cozumu oldugunu zannediyor. Yada oyle oldugunu ima ederek politik kazanc pesinde kosuyor.

Halbuki, aklinda kimlik sorunu diye bir derdi olmayan Kurt kokenli milletvekilleri bugunde mecliste var, gecmistede vardi, CHP, MSP, MHP icindede var olmustu, Menderes, Inonu, Demirel, Ciller hukumetlerindede olmustu.
Olmustuda ne farketmisti?
Kasimpasali taktigiyle "aha bak bu milletvekilleride Kurt, cozum bunlardir" diyerek DTP yi izole edince PKK dagdanmi inecek? Kurt Sorununun sonumu gelecek? Kurt isyanlarinin ardimi kesilecek?
Hayir.
Sadece buyuk bir firsat daha kacacak.
***

Sayin Erdogan, Baykal bir kampanya baslatip "aha bak CHP milletveklleride Musluman! memleketteki Inanc Sorununu onlar cozer" dese bunu komik bulurmusunuz?
Bakin, siyasi tavla ogrenecekseniz Ozal'in yaptigi gibi kurallarina gore ogrenin.
(yazinin tamami icin http://demokrasidemokrasi.blogspot.com/ ).

Zar tutanlarla kimse ikinci kere tavla oynamaz.

Yazan: Haydar Tarih: December 2, 2007 10:49 PM

Kürt sorunununa bakışınızı doğru buluyorum ancak bununla kalmamak lazım.Sorunu konuşmak,mantığını yakalamak basit ancak yaşaması zor.Türkiye cumhuriyetinin susturma ,bastırma politikası değil yaşananları unutturma çabası sarfetmesi ve dolayısıyla bu ülkenin KÜRT vatandaşları olduğumuzu kabul edip bunu bize hissettirmesi gerek.Şikayetimiz içinde bulunduğumuz sınırlar değil sahipsizliktir.Kendimizi sahipsiz hissettiğimiz sürece savunmak durumunda kalacağız ve devleti tanımayacağız devlet bizi tanıdımıki? bu soruya olumlu yanıt bulduğumuz zaman kürt sorun değil çözüm olacaktır.Bu ülkeye zarar değil aksine yarar sağlamaya son derece meyillidir.Hadi kardeşler gelin el ele verelim YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ...

Yazan: deniz Tarih: December 22, 2007 6:23 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)