« PKK’yı Yenmek, ‘Kürtlüğü’ Kazanmak | Ana Sayfa | Cumhuriyet’in Dindar Çocukları »

October 24, 2007

PKK, El Kaide’nin Stratejisini Kullanıyor

[24 Ekim 2007 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Fuat Hüseyin, ülkesindeki El Kaide liderleriyle birlikte hapis yatmış, bu sürede onları oldukça iyi tanımış ve 2005 yılında da “El Kaide’nin Mastır Planı”nı açıklayan bir kitap yayınlamış Ürdünlü ve İslamcı bir gazeteci. Hüseyin’e göre, Bin Ladin ve örgütünün 11 Eylül 2001’de ABD’yi can evinden vurmasının amacı, onu provoke etmekmiş. “İslam ümmetinin uykuda olduğunu” düşünen örgüt, “yılanın başını” vurarak onu İslam dünyasına saldırtmayı ve doğacak tepkiden yararlanmayı hedefliyormuş. “Onu vurduğumuzda, yılan (ABD), bilincini kaybedecek ve kendine saldıranlara kaotik bir şekilde karşılık verecek” diye öngörmüşler. Ve bunun da “yılanı vuran partiyi (El Kaide’yi) İslam ümmetinin liderliğine getireceğini” hesaplıyorlarmış.

Söz konusu planı yorumlayan araştırmacı gazeteci Lawrence Wright, ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmekle El Kaide’nin bu tuzağına düştüğünü savunuyor. Daha önceki Afganistan savaşının haklı bir karşılık olduğunu, ancak Irak işgalinin El Kaide’yle hiç ilgisi olmayan pek çok Müslümanı da ABD’ye düşman ettiğini anlatıyor. Bush yönetiminin, cepheyi genişletmek suretiyle, Bin Ladin’in ekmeğine yağ sürdüğünü belirtiyor.

Kanımca bu kıssadan Türkiye için de bir hisse çıkarmakta fayda var. Evet, bugünlerde haklı bir öfkeyle doluyuz. PKK’nın alçakça katlettiği şehitlerimizin acısı yüreğimizi yakıyor. Hepsi nur içinde yatsın. Allah ailelerine sabır ve metanet versin. Bu kanı dökerek tüm ülkenin barış ve huzurunu dinamitleyen teröristlere de lanet olsun. Türkiye elbette giderek tırmanan bu saldırılara askeri bir karşılık vermeli, teröristleri hem içerde hem de sınır ötesinde vurmalı. Ama bu işi yaparken ve hatta üzerinde konuşurken, “bilincini kaybetme ve kendine saldıranlara kaotik bir şekilde karşılık verme” tuzağına düşmemeli.

PKK’nın tam da bunu istediğini kestirmek zor değil. Son 8 yıldır süren barış ortamının ve “normalleşme”nin işine yaramadığını gören örgüt, tek bildiği yöntemi yeniden devreye sokarak kontrolü eline almak istiyor. Muhtemelen Türkiye’den beklediği iki büyük yanlış var: İçerde toplumsal gerilimin artması, bir etnik çatışma manzarasının ortaya çıkması. Kuzey Irak’ta ise Türkiye’nin Barzani güçleriyle çatışması. Her ikisi de Türkiye’yi PKK ile değil, Kürtlerle savaşır gibi gösterecek. Irak işgalinin ABD’yi “İslam’a karşı savaş” pozisyonuna düşürmesi gibi.

Bu yüzden çok dikkatli olmalıyız. Cepheyi genişletmek yerine daraltmalı, terör örgütüne odaklamalıyız. Dolayısıyla hükümetin “sadece PKK’yı hedef alıyoruz” mealindeki açıklamaları isabetlidir. Başta CHP’liler olmak üzere “şahinler korosu”nun “Barzani’yi de hedef almalıyız” şeklindeki çıkışları ise, hamasi ve tehlikelidir. Evet, Barzani çiğ bir milliyetçilik üzerinden küstah bir siyaset yürütüyor. Ama Özal zamanında bizle birlikte PKK’ya karşı savaşmış olan Kürt liderin bugün bu noktaya gelmesinde, 2003’ten bu yana sürdüğümüz tehdit edici ve aşağılayıcı üslubun payı olduğunu da görmek gerek. Bugün Barzani, Cengiz Çandar’ın işaret ettiği gibi, “Türkiye’nin asıl niyetinin PKK değil, kendisini ve Kuzey Irak’taki Kürt oluşumunu sona erdirmek olduğuna” inanıyor. Buradan tam da o yönde tehditler savruldukça, o daha da keskinleşiyor. Bu kör dövüşünü diplomatik diyalogla aşmak, öte yandan ABD’yi devreye sokarak Barzani üzerinde işe yarayacak bir baskı kurmak lazım.

İşin iç boyutu ise çok daha önemli. Çankaya’dan, hükümetten ve DSP lideri Sezer’den gelen “kardeşlik” vurguları çok yerinde. Bugün Bursa ve Mersin’den gelen haberlerde, “sahiplerinin Doğu ve Güneydoğulu olduğu öğrenilen bazı işyerlerinin kepenklerinin kırıldığı” ve “Kürt esnafın dükkânlarına saldırıldığı” yazıyordu. Aman dikkat!.. Bunları yapanlar, tam da PKK’nın istediği şeye alet oluyor, yani toplum içinde etnik bir kutuplaşma körüklüyor, “bölücülük” yapıyorlar.

Unutmayalım, PKK’nın amacı bir Türk-Kürt savaşı çıkarmak ve bunun kahramanı rolüne soyunmak. Bu stratejiyi boşa çıkarmak, en az örgütü vurmak kadar önemli.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 24, 2007 12:14 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Cok isabetli bir tesbit, tebrik ederim ama arkada biraktigimiz bunca zaman ve hatalari düsününce ihtiyacimiz olan "itidal" yolunu saglamlastirmak biraz zor geliyor bana, zannigalibim bölge birinci dünya savasi sonrasi tombaladan nasibimize cikan "milliyet" tarifi ve "aidiyetin" sekil ve rengini sorgulama sancisi cekiyor ve bu yara bu haliyle kasinmaya müsait. Büyük devletler ciddi adimlar atar, Cin en bariz örneklerden, daha dün birbirinden milyonlarca insani öldürmüs Avrupa devletleri ve almis olduklari kararlar, Rusya "rejim" degistirdi, öyle marslarla degil gercekten dünyayi harekete gecirmis ve etkilemis önderlerini "bu benim kimligimdir dokunanin gözünü cikartirim" yaygarasi yapmadan zamani gecti, döneme uymuyor diyerek devlet ve millet yeni bir yapilanmaya giristi, biz hala Anayasanin basinda bulunan ön sartlar yüzünden "sapka" giymeyenler icin vaaz edilen ceza-i müeyyideyi, Ceza Hukukun'dan cikaramiyoruz ve daha cikaramadigimiz niceleri var, isin daha kötü tarafi bu memlekette biryerlere gelmis kisilerin ise "ama zaten uygulanmiyor ki" gibi gülünc ve sacma calim oyunlarina girmeleri hele basörtüsüyle Üniversiteye "girilemez"in sözüm ona sebeb ve bahaneleri, yani halimiz acayip ve inanin bu "maraz" birakin devletleri, biraraya gelecek 5 ya da 10 kisinin bile su-istimal edebilecegi bir durum, dolayisiyle kücük bir yaradan bu kadar cok kan akmaz, bunun kücük bir yara degil belki beynimize musallat olmus, bedenimizin cesitli bölgelerinde dönem dönem zuhur eden veya ettirilebilen büyük bir hastalik olmasi. Iste ben davamda samimiyim, bu hal ile "itidali"n muhafazasi zor ama halli cok zor gibi görünen bu hastalik ise tüm dini, tarihi, kültürel, örf, aded ve gelenek degerlerimize uymadigi hatta uyamadigindan dolayi kolay, yeter ki isteyelim ve istiyoruz...


Yazan: özkan batikan Tarih: October 24, 2007 3:16 PM

Sayın Akyol'un tespitlerine katılıyorum.

PKK Sayın Akyol'un bir önceki yazısında vurguladığı devlet tarafından uygulanan yanlışları propaganda malzemesi yaparak, insanların işsizliklerini kullanarak, bazen de baskı ve zor ile, korkutma politikaları ile ve de en önemlisi Türklerin aşırı milliyetçi, ulusalcı tepkilerini PROPAGANDA MALZEMESİ olarak yıllarca kullandı ve Kürt halkının büyük çoğunluğunu kendisine çekmeyi, onları kendi gibi konuşturmayı başardı.

Bu süreçte Kürt halkına da hiç bir faydası dokunmadığı gibi, ZARAR görmelerine de neden oldu.

Fakat 22 Temmuz seçimleri gösterdi ki PKK ile arasına pek fazla mesafe koymayan ve PKK destekçisi indanların oy verdiğini HERKESİN BİLDİĞİ DTP yani dolayısıyla PKK Kürt halkı arasında destek KAYBEDİYOR.

Bunu AK Parti politikaları sağladı.

Buraya Mustafa Bey'in sitesinde başka bir yazıya yazdığım bir yorumumu aynen eklemek istiyorum.

Ak Parti'nin yaptıklarını nasıl küçümsersiniz

Batı'dan oy kaybederim hesabı yapmayarak Doğu illerine yöneldi, hizmet götürdü, Doğu illerindeki insanları PKK'ya itmedi, DTP'ye mecbur bırakmadı. Hain İFTİRALARINA maruz kaldı. Ne hikmetse bazı insanlar kendi partilerindeki Kürtleri unutup, AK Parti'dekileri gündeme getirerek sürekli haksız propaganda yaptı. Büyük ihtimalle kendi partilerindeki Kürtleri de kırmışlardır.

Doğu'dan oy kaybederim hesabı yapmayarak Doğu'da "TEK BAYRAK, TEK MİLLET(HALK), TEK DEVLET, TEK VATAN" mitingi yapan İLK ve TEK parti oldu, insanları ellerinde Türkiye Bayrakları ile coşturdu. O insanlar şimdi PKK'nın ve DTP siyasetinin kendilerini temsil edemiyeceğini, kendi dinleri, kültürleri, inançları ile bağdaşmadıklarını söylüyor, PKK eylemlerine biz kadar tepki gösteriyorlar; tabi biz onları ötekileştirmez, itmez isek.

Ak Parti AZ mı şey yapmış???

Bunları görememek mümkün mü?

AK Parti'yi adım atmakta gecikmekle suçlayanlar

AK Parti'nin PKK ile FARKLI BİR KULVARDA SAVAŞTIĞINI ve bu savaşta başarı gösterdiğini anlamalılar.

PKK gibi sosyalist/komünist çizgideki bir terör örgütünün dini duyguları ve inancı sağlam Kürt halkı üzerinde etkisi göstermesi gerçekten şaşırtıcı.

DTP yöneticilerinin hiçbirisi dini hassasiyet taşıyan kişiler değildi, fakat tabanı dini bütün, inançlı Kürtlerden oluşuyordu.

Bu çelişki İslam'ı BÜTÜNLEŞTİRİCİ olarak görmeyenleri şaşırtacak derecede ORTADAN KALKTI.

Kürtler KÜLTÜRLERİYLE, DEĞERLERİYLE, İNANÇLARIYLA BAĞDAŞMAYAN DTP'yi seçimlerde terk ederek

Kürtleri itmeyen, öteki saymayan, hizmet götüren AK Parti'yi tercih etti.

İŞTE PKK BÖYLE BİTER,

Yoksa ölen 5000 teröristin yerine bir 5000'i daha çıkar,

Bizi bölemezler

Kürt arkadaşlarıma bu olaylar yan baktıramadı, bakamam

Çünkü hepimiz biliyoruz ki

BU MEMLEKET İÇİN ÇALIŞIRSAK BİRBİRİMİZ İÇİN ÇALIŞMIŞ OLACAĞIZ VE KENDİMİZ KAZANACAĞIZ

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: October 24, 2007 3:21 PM

el kaide ile ilgili acıklamaları pek gercekci bulmadım.11 eylul saldırıları hala gizemini koruyor.

barzani ve talabani'nin kustah acıklamalarının nedeni ABD'ye sırtlarını dayamıs olmalarından.barzani ve talabani ABD'nin kuklası bunun gorulemeyecek bir tarafı yok.yoksa ABD olmasa "kedi" muhabbetleri yapabilir mi talabani.

amacın kurtleri ve turkleri karsı karsıya getirmek oldugu dogrudur.bu oyuna gelmedik.hem kurtler hem turkler olarak.

ikinci amac ise kosmaya baslayacak olan turkiye'nin batı tarafından ayagına celme takma girisimi.

kısaca kafasız DTP ve PKK'lılar sozde hayali kurdistan hikayeleri ile batı tarafından cok guzel kullanılıyorlar.

basit bir ornek;siz bu gune DTP'nin agzından doguda siyasi ve ekonomik kalkınma icin bir sey cıktıgını gordunuz mu?hayır.cunku DTP'nin amacı kurtlerin kalkınması,refahı felan degil.

Kafasız DTP ve PKK'lılar.aslında oylede kalmalılar.cunku oyle kaldıkca kurt halkı tarafından ne mal oldukları daha iyi goruluyor ve gorulecek.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: October 24, 2007 6:25 PM

PKK’NIN OYUNUNA GELMEMELİ!..SAĞDUYU VE SOĞUKKANLILIĞI KAYBETMEMEK,TERÖRE VERİLECEK EN İYİ CEVAP!..

Acımızı hiç unutmadan, unutturmadan, nasıl tepki verilmesi gerektiğini düşünürken, aklımızı da devreye sokmanın ve biraz soğukkanlı olmaya çalışmanın yurtseverlik görevi olduğunu düşünüyorum.

Ateş düştüğü yeri yakıyor, ama bu ateş ülkenin her tarafına aynı anda düştü ve bugünün, dünün, önceki günün ve yarının, hatta ertesi günün ve ayın gündemini belirliyor.

Kürt halkını temsil iddiasındaki örgütün, asker-sivil ayırmaksızın son dönemdeki kanlı saldırıları birçok Kürt ailesinin içine de aynı ateşten kor parçaları düşürdü. Bunu yapmakla batı bölgelerinde zaten hiçbir sempati hedeflemeyen örgütün, Kürt halkı nezdinde de nefretten başka bir şeyi kazanmadığı gün gibi aşikâr.

PKK'nın şu ana kadar rasyonalitesi, ideolojik değerleri ve iddiaları olan herhangi bir örgütten beklenebilecek bir hümanizmin kırıntılarını bile sergilememiş olduğu zaten biliniyor. Ancak yine de yaptığı eylemlerde en azından hep bir mesaj için bir hedef kitlesi belirlemiş olan örgütün, bu son eylemde hiçbir kesime hitap etmemiş olması yeterince düşündürücü değil midir?

Türküyle, Kürdüyle, Alevisiyle Sünnisiyle, Lazıyla, Arabıyla, Çerkeziyle Türkiye’nin bütün vatandaşlarının ortak simgesel alanı olan bayram ve sonrasındaki kanlı saldırıları, taşeron PKK'nın artık bu ülkenin, bırakınız Türküne, Kürdüne de söyleyecek hiçbir şeyinin olmadığını gösteren en önemli işaretidir.

Herkesin kötülüğüne fazlasıyla inandığı bir örgütün daha da kötü olduğunu anlatmak için değil bu sözler. Bunları yeterince söyleyen var zaten. Üstelik bütün bunları durumu ortaya koyabilecek sağduyulu bir analizi zorlaştıracak şekilde tekrarlamanın bir âlemi de yok. Aksine bunlar sadece artık PKK diye bir örgütün var olmadığını ifade etmek içindir.

Örgütün başından beri benimsediği şiddet çizgisi her zaman her türlü sınırı aşmaya uygundu. Yine de hiçbir zaman bu kadar çok “anlam yoksunu”, hatta “anlam karşıtı” eylemlere girişmemişti. Girişilen eylemler daha önceleri bir şekilde resmi PKK ağızlarınca belli gerekçelere oturtuluyordu. Geçen yıl eylül başında Diyarbakır'da bir çocuğa taşıtılırken patlatılan bombadan sonra başlayan bu anlamsızlaşma, bayram arifesinde, bayramda ve sonrasında şiddetin tırmandırılma biçimiyle yeni bir safhaya vardı, adeta kendini aştı.

PKK şimdiye kadar bölge halkının en azından bir kısmı nezdinde kendisini var eden ve bir şekilde meşrulaştırabilen anlam zeminini tahrip etmeye varan bir sürece girmiştir.

Bölgede şimdiye kadar örgüte bir şekilde sempatiyle bakan insanlar bile bu yapılanların kendisi için zarardan başka bir şey vermediğini görüyor. Bölge halkı, son yıllarda aldığı devlet hizmetleri, demokratik açılımlar ve davranış kalitesi karşısında PKK'yı mazur gösteren nedenlerden kendini uzak görüyor. Zira, Kürt sorunu konusunda şimdiye kadar örgütün eylemlerine mazeret oluşturan meselelerin büyük çoğunluğunun çözümünde uzun mesafeler kat edilmiştir.

Demokratikleşme sürecindeki reformlar, şiddeti yadsıyan ve gereksiz kılan en önemli açılımdır. Belki tam da bundan dolayı şu anda PKK'nın eylemleri, tek kelimeyle “münasebetsiz” kaçmaktadır.

PKK kendi varlık sebepleri açısından münasebetten ve ideolojik açıdan yoksun kalmış olduğu halde bu kadar ısrarla eylem yapıyorsa, onun varlığı kendini aşıyor demektir. Yaptığı eylemle bir mesaj taşımasını beklediğimiz PKK'nın son eyleminde taşıdığı mesajın münasebetsiz görülmesi aslında, mesajın en kolay yoldan kendisiyle ilişkilendirilmesi hatasından kaynaklanmaktadır. Oysa marjinalleşen ve taşeron örgüt PKK, epey zamandır kendine ait mesajları taşımıyor. Daha açıkçası, o epey zamandır kendi adına veya bir zamanlar dile getirdiği ideolojik iddialar adına eylemler yapmıyor.

PKK, bugün ideolojisini kaybetmiş, taşeron bir örgüt, paramiliter bir örgüt haline gelmiştir. Geçmişte kitlesel desteğe sahip olan örgütlerin, saplantılı politikalardan uzaklaşılmadığında başlarına ne geldiyse, bugün de PKK’nın başına o gelmiştir. Silahlara veda etmeyip, şiddet politikasında ısrar ettiği için, PKK’yı bekleyen son belli olmuştur: Toplumdan tecrit olma ve marjinalleşme.

Unutulmaması gereken en önemli nokta, ne Güneydoğu Anadolu, ne Doğu Anadolu, ne de Türkiye’nin başka bir yerinde artık kimse PKK terörüne karşı sessiz kalmıyor. Türkiye’nin dört bir yanından ve her kesimden PKK’nın kanlı eylemlerine lanet yağıyor. Bir elde silah, bir elde zeytin dalı politika yapmanın hayalini bu ülkede kuranlar, bir noktayı çok iyi bilsinler ki, bu yol bu ülkede artık kapanmıştır.

PKK’nın amacı belli olmuştur: Türkiye’de etnik kökenli bir bölünmeyi ve çatışmayı tahrik edip, iç savaş benzeri bir felakete zorlamak. Zaten acılı ve tepki içinde olan milleti tekrar acılara sevk edip, tahrik etmenin amacı mantıken başka olamaz. Yaşananları sağduyuyla değerlendirince, başka bir sonuca varmak da imkansız. Bazen içgüdülerimize uyup davranmanın bizleri bir şekilde yönlendirmeye çalışmakta olan düşmana (terör örgütü ve arkasındaki dış güçler) verilecek en büyük tepki olduğunu da lütfen düşünelim.

Ancak şu hükümde uzlaşan ve yoğun olarak Kürtlerden gelen bir sese Türkiye’nin acilen ihtiyacı olduğunu da göz ardı etmeyelim: PKK, bir halkın özgürlük mücadelesini veren bir örgüt değildir ve hiçbir zaman da olmamıştır. PKK, terör ile bölge güçlerine taşeronluk eden bir çıkar şebekesinden ibarettir. PKK, ona sempati duyanlara bile zarar veren kontrolden çıkmış, "başkaları"na hizmet eden taşeron bir örgüt. Şimdi bu örgütün her yere sıçratacağı kanı durdurma görevi, en çok "barış ve özgürlük"ten bahsedenlere düşmüyor mu?

Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com

Yazan: nail amudi Tarih: October 25, 2007 3:03 PM


Hollanda’da yaşayan ‘Antepli Kürt kızından, Türkiye’ye kardeşlik mektubu…

1990 yılında yaşadığı Antep’ten Hollanda’ya göçen, 8sutun okuru Medine Doğan, son günlerde yaşanan gerginlikler üzerine bir mektup yollamış bize…

Kan ve gözyaşının eksik olmadığı topraklardaki, çocukluğundan kardeşlik anılerını yazan Doğan'ın mektubunda, Türkiye’nin özlediği günlere kavuşturacak çıkış yolunun anahtarı gizli.


Kendisini ‘Antepli Kürt kızı’ olarak tanımlayan Medine Doğan’ın duygu yüklü, kardeşlik


SİZLER GERÇEK DEĞİLSİNİZ...

Derdi olan efkârlanırmış… En çok da bugünlerde efkârlanıyorum.

Efkâr kalbimi acıtıyor ve çocukluğuma sığınıyorum. 70’li yıllarda ki Güneydoğu’nun bir Kürt köyünde, kasabasında ve ilinde gecen çocukluğuma...

Benim yaşadıklarım gerçekse eğer bugünlerde yaşadıklarımızın hepsinin yalan olduğunu söylemek istiyorum. Benim ‘Kürt dedemin’ böyle bir derdi yok idi. Onun derdi ‘gâvurları vatan dediğimiz bu topraklarda kovmaktı’ sadece.

Yeri geldiğinde dağlarda çete oldular... Gâvurları bu topraklarda kovmak için. Babaannem ve annemden en çok duyduğum dua; "Allah bu devlete zeval vermesin."

Onlar hayatimin en büyük hakikatleridir.

Babamın aldığı gazeteyi okuyamayarak bana uzatıp, okumamı istediği zaman; "benim kızım okuyacak vatanına devletine faydalı olacak" dediği duasıyım ben.

Babam bana bunları Kürtçe dile getirirdi. Ama dil vatanın diliydi. Dua bu vatan içindi.

12 Eylül dönemindeki çocukluğumda bile, bir ailenin içinde her partiden kardeşler bulunurdu.

Ama o partilerin içinde Kürt milliyetçiliği adına hiçbir şey duyulmazdı.

Solcuları, ‘dinden uzak olanlar’, sağcıları, ‘dine yakin olanlar’ diye adlandırırdık biz.

Hepsi bu...

O yüzden diyorum ki; “Hey kargaşa çıkaranlar, kardeşi kardeşe kırdıranlar sizler gerçek değilsiniz...”

Biz bir mecliste Kürtçe sohbet edip, İstanbul’dan gelenlerin hatıralarını dinler, bazen Kürtçe bir uzun hava, bazen Halep radyosundan gelen Arapça şarkılarla annelerimizin dizinin dibinde uyuya kalırdık.

İstanbul önce hayallerimizi süsler sonra rüyalarımıza girerdi. Bu hüzünlü seslerle…

Halep, Kürtçe duyduğum uzun havalar ve İstanbul… Dünyamızda konuşmalarımızda hep aynı yerde duruyordu. Aynı derecede sevgiyle…

Kimse çocukların dünyasına sınır çizemez. Tüm dünya cetvelle çizilse bile!!!

Bizim oralarda her ailenin bir ‘Selahattin’i vardır. Selahattin demek hak demek, hukuk demek, din demek, iman demek. Selahattin demek Müslüman’a merhametli düşmana adaletli davranan demek...
Selahattin birleştirici demek… Selahattin demek, abdestsiz güne başlamamak demek...
Onun için, bizim oralarda hâlâ her aile gurur ile ‘Selahattin’ ismini verir evlatlarına.

Düğünlerimizde damadın evinde üç gün üç gece ay yıldızlı bayrak dalgalanır. Hacca gidenlerin kapısında yeşil renkle birlikte, hilal ve ay vardır.

Sünnet olan çocuğa dua ile birlikte ay yıldızlı bayrak taşıtılır.

Bizim oralarda…

Gelin olan Kürt kızın çeyizinde, ‘Kuran-ı Kerim’ ve bayrak olamazsa olmazdır. Ve bunlar, özel olarak taşınır her zaman.

O yüzden diyorum ki; “Hey kargaşa çıkaranlar, kardeşi kardeşe kırdıranlar, sizler gerçek değilsiniz...”

Dışarıdan memur olarak gelenleri ailemiz gibi korunurdu bizim oralarda.

Küçük kızlarla kan kardeşi olurduk… Kan kardeşlerin dokunmazlıkları vardı. Suçlarını üzerimize alacak kadar bağlı idik... O kızlarla ayni toprakların kokusunu içimize sindirdik.

O yüzden diyorum ki; “Hey kargaşa çıkaranlar, kardeşi kardeşe kırdıranlar, sizler gerçek değilsiniz... Ve bunarlı anlamazsınız”

Bizim bu kardeşliğimiz ezeldendir. Sıfır noktasına inilse de bu ayrımı kimse bulamaz.

Çünkü birleştiğimiz nokta. Dünyanın en onurlu noktası İslam’la başladı. Biz bu noktada tüm inananları kardeş bildik. En çok da efendimizi sevdik."Arap’ın Arap olmayandan hiç bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır" mesajı her birimizin aklına kazınmış çıkmıyordu.

Eğer bana bir irk seçmemi isteselerdi, kesinlikle efendimizin ırkını seçerdim. Ama buna bile Efendimiz gerek duymuyor.

"Düşünmemiz gerekiyor, "Biz kendimizi nerede kaybettik?"

Kaybettiğimiz noktaya gidelim ve orada kendimizi bulalım...

Kardeş kavgalarının dışarıda duyulması evdeki bereketi yok eder. Varlığım "müminler ancak kardeştir" diyenlerin varlığına armağan olsun…

Antepli Kürt kızı
MEDİNE DOĞAN

Yazan: belkıs Tarih: October 25, 2007 6:27 PM

Sayın belkıs hanımın yorumunda yer verdiği Antepli Kürt Kızı MEDİNE DOĞAN'ın mektubunu

OKUMANIZI OKUTMANIZI

Türk ırkçıların, Kürt ırkçıların, Türk bölücülerin, Kürt bölücülerin,

İnsanlıktan ve İslamiyet'ten nasip almamışların

GÖZÜNE sokun sokturun

diyorum.

Bölenler

AHRET VAR

MAHŞER VAR

HESAP VAR, MİZAN VAR

ANLAYANA, ANLAMAYANA

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: October 25, 2007 7:51 PM

Belkıs Hanım, böyle Kürt kızlarımız olunca bizi kimse bölemez Allahın izni ile. Yorumu okudum ve çok huzurlu bir uyku uyuyacağım bu gece. Ne Türkün Kürde, Nede Kürdün Türke üstünlüğü olamaz. Yaradandan ötürü bir ve kardeşiz. Bir ve bütün olarak insanlık alemine faydalı olacak çok hedeflerimiz olmalı. Bazı kendini bilmezler Kürtleri incitecek söylemlerle bölücülük yapıyorlar. Bu en sinsi bölücülük şekli ve şiddetle kınıyorum. PKK terörüde bunu hedefliyor ve asla amacına ulaşmamalı...

Yazan: arif Tarih: October 26, 2007 12:15 AM

KURT AYDIN VE SIYASETCILERINDEN DTP’NE TEPKI! DTP’NIN KURTLER ADINA KONUSMAYA HAKKI YOK!..

Meclis'te yer almasina ragmen paramiliter PKK ile arasina bir turlu mesafe koyamayan Demokratik Toplum Partisi’ne her kesimden tepki yukseliyor. Partinin PKK siddetine karsi net bir tavir alamamasi, Kurt siyasetciler tarafindan da yogun sekilde elestiriliyor.

Parlamento'ya girerek buyuk bir firsat yakalayan DTP'nin “hicbir politika uretemedigi” konusunda birlesen Abdulmelik Firat, Fehmi İsiklar, Feridun Yazar, Altan Tan, Sezgin Tanrikulu imzasiyla yayinlanan ortak basin aciklamasinda, Turkiye’de siddeti tirmandirarak etnik catisma yaratmayi hedefleyen ve bugun emperyalist guclerin taseron orgutu haline gelen PKK ile paralel hareket ettigi muddetce DTP'nin ne kendine, ne de Kurtlere hicbir faydasi olamayacagina dikkat cekilerek, soyle denildi: "Siyaset, sorunlari cozme sanatidir. Ancak DTP’lilerin ortaya koydugu bir proje yok. PKK’dan gelen talimatlari uyguluyorlar. Demokrasi karsitlarinin ekmegine yag suruyorlar. Baskasinin olusturdugu gundem konulariyla ilgili gorus belirtmekten oteye gidemiyorlar. PKK siddetine karsi tavir alamamalari da sorunlarin cozumsuz hale getiriyor, ortami gerginlestiriyorlar. DTP irade gosterip ozgurlugunu ilan etmeli ve PKK siddetine karsi oldugunu acikca ortaya koymalidir. PKK kosulsuz silah birakmali.”


Ortak basin aciklamasinda imzasi bulunan kapatilan Halkin Emek Partisi'nin eski genel baskanlarindan Feridun Yazar, DTP'lilerin ortami sakinlestirici degil, aksine gerginlestirici aciklamalar yaptigina isaret ederek, “DTP'lilerin son gunlerdeki aciklamalari, Kurt sorununu dagdakilerle butunlestirmeye calisma anlamina geliyor. Demokratik alanla silahi kullanan alani birbirinden ayirmak gerekiyor. DTP, bastan itibaren bu kulvari ayirmaliydi. DTP, Kurt sorununun cozumunu AB sureci, uluslararasi hukuk ve Turkiye'nin demokratiklesme surecinde aramalidir. DTP'liler, sorunlari cozmuyor; ortaligi daha da karistiran demecler veriyorlar” dedi.

Eski HAK-PAR Genel Baskani Abdulmelik Firat ise, DTP'nin teror orgutu PKK tarafindan kuruldugunu belirterek, bu partiden Kurt sorununun cozumune iliskin bir calisma beklemenin yanlis olacagini vurgulayarak, soyle dedi: "DTP icin Kurt sorununu cozme iddiasi bir garniturdur. Asil olan Kurtleri oyalamaktir. DTP parti yonetimi kendi iradesiyle bir is yapamiyor, teror orgutunden gelen talimatlara uyuyor. DTP'lilerin buyuk bolumunu iyi tanirim. Aslinda bir kismi PKK'ya inanmiyor, iyi niyetli insanlar; ancak oraya suruklendigi icin buna mecbur kaliyor. Onumuzdeki donemde Abdullah Ocalan'in bir oyun oynayip bu partinin basina bela getirecegini dusunuyorum. Cunku Ocalan, kendi disinda kimsenin isminin bile duyulmasini istemiyor. Eger parti kapatilirsa veya uyeleri hapse gonderilirse bunun mimari Ocalan olur.”


Cesitli partilerde siyaset yapan yazar Umit Firat da, PKK'yi reddetmedigi surece DTP'nin Kurt sorununun cozumune katki sunamayacagini belirterek, "DTP'lilerin Meclis'e girmesini saglayan siyasi guc, onlarin cozum icin bir adres olmalarina izin vermeyecektir. Cunku, partinin uzerindeki iradeler 'sorunun muhatabi biziz' diyor. 'Ahmet Turk'u gonderdik, onunla konusun' diyen olmuyor. Ocalan da, 'cozumun muhatabi benim' diyor" diye konustu.

Kurt kokenli yazar Altan Tan ise, Turkiye'nin demokratiklesmesini engellemeye yonelik bir calisma yurutuldugunu, DTP'nin buna alet oldugu belirterek, sunlari kaydetti: "Ne yazik ki, DTP'nde kayalar yerli yerinde duruyor. Yapilan aciklamalarla gerilimi tirmandirma yontemini one cikariyor. DTP'nin yapmasi gereken sey, hukumete destek olarak Turkiye'nin demokratiklesme surecine katki vermesidir. Oncelikle her turlu siddetin bitmesi icin DTP'nin elinden geleni yapmasi gerekir. Ancak bunu goremiyoruz. Demek ki, birileri DTP'nin boyle yapmasini istemiyor."

Eski HEP milletvekillerinden Fehmi Isiklar, DTP'nin devlet ile teror orgutu arasinda sikisip kaldigi icin basarili olamadigini vurgulayarak; "DTP iki arada bir derede sikismis durumda. 'Boyle yaparsam devlet, soyle yaparsam falan gucenecek' anlayisindalar. Artik bir cizgi tutturmalari gerekir. Her turlu siddete karsi olduklarini acik ve net bir dille gostermeliler. Bence artik bir yol belirlemeleri gerekir. Bir siyasi partinin her anlamiyla bagimsiz olmasi gerekir ve ozgur iradesiyle politika uretmesi gerekir. DTP, bir yerlere bagimli kaldikca basari saglayamaz” dedi.

Bolgedeki sivil toplum orgutlerin sozcusu olarak konusan Diyarbakir Barosu Baskani Sezgin Tanrikulu ise, bugune kadar siddetin hicbir sorunu cozmedigini belirterek, PKK’nin siddet politikasina karsi olduklarini net bir sekilde ortaya koydu. Bolgedeki sivil toplum orgutleri adina PKK’ya siddet politikasina son vererek, kosulsuz silah birakma cagrisi yapan Sezgin Tanrikulu, sorunlarin cozume kavusmasi icin Kurtlerin de degisen kosullara uygun, kendilerini gelistirmeleri gerektigini belirterek, soyle dedi: "Bugun Kurtlerin yapmasi gereken; ne maksatla olursa olsun silahli siddeti tum bicimleriyle kinamak, barisci yollardan demokrasi mucadelesi yapmaktir. Bu mumkundur, gereklidir ve dogru olandir. Sorunun cozumu, siddeti kesin bir dille reddetmekten geciyor. Bugunku siddet politikasi ile sorunlarin cozumune engel olan PKK, gercekten Kurtleri dusunuyorsa, silahi kosulsuz birakmalidir. PKK, sivil ve demokratik cozumde inandirici olmak istiyorsa, ayni zamanda kendisinden farkli dusunen eski yol arkadaslarina ve kendisinden farkli yaklasim sergileyen diger Kurt orgut ve bireylerine karsi daha tahammullu olmali ve cinayetlerine son vermelidir."

Barisa ancak daha fazla demokrasi, daha fazla ozgurluk, insan haklarina da daha fazla saygi yoluyla ulasabiliriz. Bu yolda kine, ofkeye yer olmamalidir. Abdulmelik Firat, Fehmi Isiklar, Altan Tan, Sezgin Tanrikulu, Feridun Yazar’dan yukselen bu sesleri yenileri, hem de acilen ve yuksek volumde eklenmeli. PKK, bir halkin ozgurluk mucadelesini veren bir orgut degil. PKK, teror ile bolge guclerine taseronluk eden bir cikar sebekesinden ibaret. PKK, ona sempati duyanlara bile zarar veren kontrolden cikmis, "baskalari"na hizmet eden bir orgut. Simdi bu orgutun her yere sicratacagi kani durdurma gorevi, en cok "baris ve ozgurluk"ten bahsedenlere dusmuyor mu?

Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com

*****************///////////////////////////**************////////////////////


KÜRT AYDIN VE SİYASETÇİLERİNDEN DTP’NE TEPKİ!..
“PKK ŞİDDETİNE KARŞI TAVIR ALMAYANLARIN KÜRTLER ADINA KONUŞMAYA HAKLARI OLAMAZ!..
PKK SİLAH BIRAKMALI!..”


Meclis'te yer almasına rağmen paramiliter PKK ile arasına bir türlü mesafe koyamayan Demokratik Toplum Partisi’ne her kesimden tepki yükseliyor. Partinin PKK şiddetine karşı net bir tavır alamaması, Kürt siyasetçiler tarafından da yoğun şekilde eleştiriliyor.

Parlamento'ya girerek büyük bir fırsat yakalayan DTP'nin “hiçbir politika üretemediği” konusunda birleşen Abdülmelik Fırat, Fehmi Işıklar, Feridun Yazar, Altan Tan, Sezgin Tanrıkulu imzasıyla yayınlanan ortak basın açıklamasında, Türkiye’de şiddeti tırmandırarak etnik çatışma yaratmayı hedefleyen ve bugün emperyalist güçlerin taşeron örgütü haline gelen PKK ile paralel hareket ettiği müddetçe DTP'nin ne kendine, ne de Kürtlere hiçbir faydası olamayacağına dikkat çekilerek, şöyle denildi: "Siyaset, sorunları çözme sanatıdır. Ancak DTP’lilerin ortaya koyduğu bir proje yok. PKK’dan gelen talimatları uyguluyorlar. Demokrasi karşıtlarının ekmeğine yağ sürüyorlar. Başkasının oluşturduğu gündem konularıyla ilgili görüş belirtmekten öteye gidemiyorlar. PKK şiddetine karşı tavır alamamaları da sorunların çözümsüz hale getiriyor, ortamı gerginleştiriyorlar. DTP irade gösterip özgürlüğünü ilan etmeli ve PKK şiddetine karşı olduğunu açıkça ortaya koymalıdır. PKK koşulsuz silah bırakmalı.”

Ortak basın açıklamasında imzası bulunan kapatılan Halkın Emek Partisi'nin eski genel başkanlarından Feridun Yazar, DTP'lilerin ortamı sakinleştirici değil, aksine gerginleştirici açıklamalar yaptığına işaret ederek, “DTP'lilerin son günlerdeki açıklamaları, Kürt sorununu dağdakilerle bütünleştirmeye çalışma anlamına geliyor. Demokratik alanla silahı kullanan alanı birbirinden ayırmak gerekiyor. DTP, baştan itibaren bu kulvarı ayırmalıydı. DTP, Kürt sorununun çözümünü AB süreci, uluslararası hukuk ve Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde aramalıdır. DTP'liler, sorunları çözmüyor; ortalığı daha da karıştıran demeçler veriyorlar” dedi.

Eski HAK-PAR Genel Başkanı Abdülmelik Fırat ise, DTP'nin terör örgütü PKK tarafından kurulduğunu belirterek, bu partiden Kürt sorununun çözümüne ilişkin bir çalışma beklemenin yanlış olacağını vurgulayarak, şöyle dedi: "DTP için Kürt sorununu çözme iddiası bir garnitürdür. Asıl olan Kürtleri oyalamaktır. DTP parti yönetimi kendi iradesiyle bir iş yapamıyor, terör örgütünden gelen talimatlara uyuyor. DTP'lilerin büyük bölümünü iyi tanırım. Aslında bir kısmı PKK'ya inanmıyor, iyi niyetli insanlar; ancak oraya sürüklendiği için buna mecbur kalıyor. Önümüzdeki dönemde Abdullah Öcalan'ın bir oyun oynayıp bu partinin başına bela getireceğini düşünüyorum. Çünkü Öcalan, kendi dışında kimsenin isminin bile duyulmasını istemiyor. Eğer parti kapatılırsa veya üyeleri hapse gönderilirse bunun mimarı Öcalan olur.”

Çeşitli partilerde siyaset yapan yazar Ümit Fırat da, PKK'yı reddetmediği sürece DTP'nin Kürt sorununun çözümüne katkı sunamayacağını belirterek, "DTP'lilerin Meclis'e girmesini sağlayan siyasi güç, onların çözüm için bir adres olmalarına izin vermeyecektir. Çünkü, partinin üzerindeki iradeler 'sorunun muhatabı biziz' diyor. 'Ahmet Türk'ü gönderdik, onunla konuşun' diyen olmuyor. Öcalan da, 'çözümün muhatabı benim' diyor" diye konuştu.

Kürt kökenli yazar Altan Tan ise, Türkiye'nin demokratikleşmesini engellemeye yönelik bir çalışma yürütüldüğünü, DTP'nin buna alet olduğu belirterek, şunları kaydetti: "Ne yazık ki, DTP'nde kayalar yerli yerinde duruyor. Yapılan açıklamalarla gerilimi tırmandırma yöntemini öne çıkarıyor. DTP'nin yapması gereken şey, hükümete destek olarak Türkiye'nin demokratikleşme sürecine katkı vermesidir. Öncelikle her türlü şiddetin bitmesi için DTP'nin elinden geleni yapması gerekir. Ancak bunu göremiyoruz. Demek ki, birileri DTP'nin böyle yapmasını istemiyor."

Eski HEP milletvekillerinden Fehmi Işıklar, DTP'nin devlet ile terör örgütü arasında sıkışıp kaldığı için başarılı olamadığını vurgulayarak; "DTP iki arada bir derede sıkışmış durumda. 'Böyle yaparsam devlet, şöyle yaparsam falan gücenecek' anlayışındalar. Artık bir çizgi tutturmaları gerekir. Her türlü şiddete karşı olduklarını açık ve net bir dille göstermeliler. Bence artık bir yol belirlemeleri gerekir. Bir siyasi partinin her anlamıyla bağımsız olması gerekir ve özgür iradesiyle politika üretmesi gerekir. DTP, bir yerlere bağımlı kaldıkça başarı sağlayamaz” dedi.

Bölgedeki sivil toplum örgütlerin sözcüsü olarak konuşan Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu ise, bugüne kadar şiddetin hiçbir sorunu çözmediğini belirterek, PKK’nın şiddet politikasına karşı olduklarını net bir şekilde ortaya koydu. Bölgedeki sivil toplum örgütleri adına PKK’ya şiddet politikasına son vererek, koşulsuz silah bırakma çağrısı yapan Sezgin Tanrıkulu, sorunların çözüme kavuşması için Kürtlerin de değişen koşullara uygun, kendilerini geliştirmeleri gerektiğini belirterek, şöyle dedi: "Bugün Kürtlerin yapması gereken; ne maksatla olursa olsun silahlı şiddeti tüm biçimleriyle kınamak, barışçı yollardan demokrasi mücadelesi yapmaktır. Bu mümkündür, gereklidir ve doğru olandır. Sorunun çözümü, şiddeti kesin bir dille reddetmekten geçiyor. Bugünkü şiddet politikası ile sorunların çözümüne engel olan PKK, gerçekten Kürtleri düşünüyorsa, silahı koşulsuz bırakmalıdır. PKK, sivil ve demokratik çözümde inandırıcı olmak istiyorsa, aynı zamanda kendisinden farklı düşünen eski yol arkadaşlarına ve kendisinden farklı yaklaşım sergileyen diğer Kürt örgüt ve bireylerine karşı daha tahammüllü olmalı ve cinayetlerine son vermelidir."

Barışa ancak daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, insan haklarına da daha fazla saygı yoluyla ulaşabiliriz. Bu yolda kine, öfkeye yer olmamalıdır. Abdülmelik Fırat, Fehmi Işıklar, Altan Tan, Sezgin Tanrıkulu, Feridun Yazar’dan yükselen bu sesleri yenileri, hem de acilen ve yüksek volümde eklenmeli. PKK, bir halkın özgürlük mücadelesini veren bir örgüt değil. PKK, terör ile bölge güçlerine taşeronluk eden bir çıkar şebekesinden ibaret. PKK, ona sempati duyanlara bile zarar veren kontrolden çıkmış, "başkaları"na hizmet eden bir örgüt. Şimdi bu örgütün her yere sıçratacağı kanı durdurma görevi, en çok "barış ve özgürlük"ten bahsedenlere düşmüyor mu?

Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com

Yazan: nail amudi Tarih: November 1, 2007 11:33 AM

Sayın arif Bey,

Yorumunuza katılıyorum.

Ayrıca bize böyle Türk kızları da lazım.

İnşallah halkımız ırkçı, sovenist, hamaset kokan sloganlara itibar etmeyip,

Kardeşliğimizi pekiştirecek,

Bu musibetlerde böyle bir hayır görüyorum...

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 1, 2007 6:11 PM

PKK DEMOKRASİNİN ÖNÜNDEKİ BARİKAT!.. SAĞDUYU VE DEMOKRASİ BU BARİKATI YERLE BİR EDECEKTİR!..


Kürtler adına siyaset yaptığı iddiasında olan Demokratik Toplum Partisi’nin, Türkiye’de etnik çatışmayı körükleyerek, Türk-Kürt demeden insanları katleden PKK’ya karşı beklenen tavrı bir türlü ortaya koyamamasına, başta Kürtler olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanından tepkiler yükseliyor.


Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısında “PKK’ya terör örgütü demeyeceğiz” diyen Ahmet Türk ve arkadaşları, bölgede tırmanan şiddet eylemlerinin, bundan sonra Kürt meselesinin çözümüne en küçük bir katkı sağlamayacağını, uzun yıllar bölgede süregelen PKK terörünün, en büyük yıkımı ve kötülüğü Kürtlere yaptığını unutuyorlar. PKK’nın bitmeyen şiddet eylemleri nedeniyle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde feci bir yoksullaşmanın olduğunu, binlerce insanın köyünden kasabasından, hatta kentinden göç etmek zorunda kaldığını, bölgedeki sermayenin Batı’ya kaçtığını, Kürtlerin dinamiklerinin kaybolduğunu, dolayısıyla silahlı mücadele anlayışının çıkmaz yol olduğunu hala göremiyorlar.

Ancak DTP’ne rağmen, PKK’ya rağmen, yaşadıkları acı deneyden ders alan Kürtler, değil silahlı mücadele yapmak, silahlı mücadelenin ismini bile duymak istemiyorlar. DTP’nin aksine, PKK’nın vahşi eylemlerine karşı bölge halkı tepkisini açıkça ortaya koyacak cesareti gösterebiliyor ve başta Diyarbakır, Şırnak, Hakkari olmak üzere, PKK’nın kanlı eylemlerini lanetliyor.

Nitekim, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki 64 baro, oda, dernek ve borsa adına yapılan ortak basın açıklamasında, PKK’nın şiddeti yöntem olarak kullanmaktan vazgeçmesi ve koşulsuz silah bırakması istendi. Sivil toplum örgütlerinin Diyarbakır’da yapılan açıklamada (31 Ekim 2007) şöyle denildi: "Bölgede şiddeti tırmandıran ve kanlı eylemlerini sürdüren PKK, silahsız hale gelmeye hazır olduğunu gecikmeden açıklamalıdır. PKK’nın şiddet eylemleri bölgenin sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel kalkınmasının önündeki en büyük engeli oluşturuyor. Halen alıkonulmaya devam edilen askerler güvenlikleri sağlanarak derhal serbest bırakılmalıdır."

Evet, PKK demokratikleşmeyi engelleyen bir barikattır. Baraj değilse de, settir. Ve burada "demokratikleşme" derken, kavramın içine tabii ki Türkiye’deki sorunların demokratik yollardan çözümlenmesini de dahil ediyorum. Türk veya Kürt, bu, bütün "demokrasi güçleri" açısından kesin bir zorunluluktur.


Marksist lügati kullanırsak, marjinalleşen PKK’nın hem "objektif", hem de "sübjektif" olarak emperyalist güçlerin taşeronu olduğu sonuna kadar doğrudur. Objektif, yani nesneldir; zira TBMM’ye giren Kürt temsilciler dahil, 22 Temmuz’un yarattığı demokratik atmosferi zehirleyen her gelişme bugün o emperyalist güçlerin oyununa hizmet etmektedir.

Sonra, sübjektif yani öznel olan nokta da şudur ki, PKK Türk-Kürt demeden sivil ve askerleri katlederek ve oraya buraya terör saçarak bu "sıradan dışılık"ı yaratmak için canla başla çalışmaktadır.

Üstelik, bu tür mikrokozmos ve kapalı devre örgütler varoluşları için "ileriye kaçış" ve "gemileri yakmak" kumarına oynadıklarından, "strateji"(!) kendi mantığında doğrudur.

O halde, bir defa daha tekrarlayayım: Evet, PKK Türkiye’de demokratikleşmenin önündeki en büyük ve en hayati engeldir. Bertaraf edilmesi ve musibetinin asgariye indirilmesi bir demokrasi yükümlülüğüdür.

Tamam da, nasıl bertaráf edilecektir? Hangi biçimde omurgası kırılacaktır? Tabii ki, zapti güç kullanılacaktır. Ama yerini, yurdunu, yordamı ve derecesi çok soğukkanlı biçimde seçilmek kaydıyda. Çünkü, terör örgütünün yalnız inini, mağarasını, mazgalını değil, özellikle "objektif" ve "sübjektif" planlarını da bertaraf etmek, zeminini dinamitlemek gerekiyor. Yani, bırakın etnik savaş kışkırtması ve uluslararası tecrit tuzaklarını, PKK’nın dikiş tutturamayacağı demokrasi çok daha güçlü kılınmalı ki, bugün Kandil Dağı’na üç bin adam devşirebiliyorsa, yarın ancak üç yüz; öbürsü gün ise topu topu otuz adam devşirebilsin.

Evet, PKK demokrasinin önündeki en büyük barikattır ve onu aşmanın yöntemi de, aynı barikatın kerpiç ve kof tuğlalarını demokrasi denizinin selleriyle yıkmaktan geçmektedir.

Barışa, kardeşliğe ve birlikte yaşama iradesine ancak daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla hoşgörü, insan haklarına da daha fazla saygı yoluyla ulaşabiliriz. Bu yolda kine, öfkeye yer olmamalıdır. Zira, kin ve öfke, taşeronluğa soyunan paramiliter PKK terörüne prim vermektir, PKK’nın ekmeğine yağ sürmektir.

Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com

Yazan: nail amudi Tarih: November 2, 2007 6:05 PM

PKK VAHŞETİNE KARŞI KÜRTLER HAYKIRIYOR

PKK’nın her saldırısının ardından tuhaf biçimde ateşkes ve eylemsizlik konusu gündeme getiriliyor. Sonra terörün yarattığı acı unutuluyor ve siyasal çözüm beklentisinden sonuç alamayan örgüt, yeni saldırılarla, nihai hedefiyle ilgili tehdidi doruğa çıkarıyor.

Irak’ın kuzeyinden Türkiye’ye giren PKK’lı vampirlerin, sivil ve asker demeden insanları vahşice kan dökmeleri, ülkenin batı kentlerinde infiale yol açarken, Güneydoğu Anadolu’da hâkim olan endişeyi de doruğa çıkarıyor.

Bölge insanının terörden kaynaklanan yılgınlığı artıyor, çaresizlik ancak suskunlukla dışa vuruluyor. Bölgenin en büyük kenti Diyarbakır'da yayımlanan Güneydoğu Ekspres Gazetesi, "Vahşet: 12 fidan kesildi, 16 fidan kırıldı" manşetinin altında "İtidal..." diyerek terörün "ağır bir sosyal travmaya yol açtığı"na dikkat çekiyor. Bu başlık siyasal beklentilerini teröre endeksleyenler dışında aslında bölge halkının çok büyük bölümünün duygularını da yansıtıyor.

Türkiye’de çeşitli yörelerinde yaşayan Kürt kökenli vatandaşlardan aldığım yüzlerce elektronik postada, "PKK vahşetinden bıktık artık" diye isyan ediliyor ve ülkenin tüm etnik gruplarının geçmişte olduğu gibi bugün de kardeşçe birbirlerine sarılması gerektiğine, binlerce yıldır “birlikte yaşama iradesi” gösterenlerin bugün de, yarın da PKK’nın şiddet tuzağına düşmemesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

“Tarih tekerrürden ibarettir” deyimi, terörün yarattığı vahşetin içerisinde kendisine yeni bir sayfa açmaktan ileri gitmiyor. Bu kısırdöngü huzursuzluk ve kaosa hizmet etmekten başka bir işe de yaramıyor. Terörsüz bir yaşam için PKK’yı ancak kendisine yakın kurumların ve demokratik kuruluşların kesin ve kararlı biçimde zorlaması gerekiyor. Nitekim “PKK’ya dur” diyecek kapsamlı ve etkili bir deklarasyonun yayımlanması çabaları Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sessizce yürütülüyor.

Artık Kürtler de bu kısırdöngünün kan değirmenini durduramadığını görüyor, kendilerini de yakan ateşi Dicle’nin, Fırat’ın sularıyla söndürmek istiyor. “Bir şeyler yapalım” çağrıları dilden dile dolaşıyor. Şiddetten yakınan her kesimden insanlar, PKK terörünü ancak bölgedeki duyarlı çevrelerin demokratik kurumların ve barış girişimcilerinin engelleyebileceğine inanıyor.


Mayınlı saldırılar, tuzaklar, vur-kaç eylemleriyle hedefine ulaşamayan PKK, güçlü ve organize olduğunu vurgulamaya çalışıyor. Kalabalık gruplar yalnızca bu endişeyi değil örgütsel çözülme ve yılgınlık ekseninde PKK'ya yönelik olumsuz propagandayı da yıkmayı amaçlıyor. Aynı zamanda bu kitlesel saldırı yöntemi, örgüt tabanına sınır ötesi operasyonun püskürtülebileceği yolunda anlamsız ve sonuçsuz bir mesajı da iletiyor!

Amaç, Türkiye'de etnik milliyetçiliği körüklemek, Türk-Kürt çatışması yaratarak, Türkiye'yi terör batağının içine çekmektir. Son dönemde yaşanan mantık, 'terör için terör' amacı taşıyor. Asıl gözden kaçırılmaması gereken nokta, marjinalleşen ve tabanını kaybeden PKK'nin, bugün paramiliter ve taşeron bir örgüt haline geldiği gerçeğidir. Kalıcı çözüm; PKK'nin, terörle mücadele konsorsiyumu tarafından tek hamlede tasfiye edilmesidir!

PKK, bir halkın özgürlük mücadelesini veren bir örgüt değildir ve hiçbir zaman da olmamıştır. PKK, terör ile bölge güçlerine taşeronluk eden bir çıkar şebekesinden ibarettir. PKK, ona sempati duyanlara bile zarar veren kontrolden çıkmış, "başkaları"na hizmet eden taşeron bir örgüt. Şimdi bu örgütün her yere sıçratacağı kanı durdurma görevi, en çok "barış ve özgürlük"ten bahsedenlere düşmüyor mu?

Kesin olarak inandığım bir şey var: Kürtler artık şiddet, ölüm, kan istemiyor. Kürtler daha özgür, daha demokratik bir Türkiye’de sosyal, ekonomik ve kültürel yönden daha iyi yaşamak, Kürtler, medeni dünyanın bir parçası olmak istiyor. Leyla Zana ve onun gibi düşünen Kürt aydın ve siyasetçileri, şiddet yanlısı, şoven milliyetçi ve Pankürdist yaklaşımların ancak teröre ideolojik kaynaklık ettiğini, barışa, huzura, demokrasiye dökülen bir kezzaptan başka bir şey olmadığını unutmamalılar.

Çok renkli çiçek bahçemiz olan Türkiye’mizde, evlatlarımızın el ele sonsuza dek mutlu yaşayabilmesi için, yüksek sesle teröre karşı tepkimizi ortaya açıkça koyabilmeliyiz. Ancak şu hükümde uzlaşan ve yoğun olarak Kürtlerden gelen bir sese Türkiye’nin acilen ihtiyacı olduğunu da göz ardı etmeyelim: “Biz tercihimizi yaptık. İlle de beraber yaşayacağız! İlle de bir arada yaşayacağız! Çünkü biz biliyoruz ki, bu hayat ne Kürtlük ile geçer, ne de Türklük ile. Ölmek değil, yaşamak istiyoruz. Susmak değil, konuşmak istiyoruz. PKK vahşeti, bu ülkede adaleti, vicdanı ve insanlığı ayaklar altına alarak çevremizi kirletebilirler. Ama bu ülkenin özgür vatandaşları olarak bizler, kapımızın önünü her zaman temiz tutacak ve PKK şiddetine karşı korkusuzca haykırmaya devam edeceğiz!..”

Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com

Yazan: nail amudi Tarih: November 6, 2007 10:51 AM

Epeydir bloglari, siteleri seyrek ziyaret eder oldugum icin (kendiminki dahil0 yorumari takip edemiyorum. Bu defa sadece burada zaman zaman, ozellikle PKK, Kurt, Gueydogu meseleri hakkinda yazan bir yorumcu hakkinda bir iki kelime soylemek ihtiyaci duydum. Oyleya zirva, gerzek, cuhela, kotu niyetli oldugun dusundugumuze, demagogji yapanlara bu sifatlari kullaniyorsak iyi niyetle, samimiyetle elini tasin altina koymaya calistigini, vijdani-ahlaki kistaslarla degerlindermeler yaptigini dusundugumuz biri varsa bunu da soylemeliyiz. Butun fikirlerni bilmiyorum, muhtemelen katilmadigim degerlendirmeleri de vardir. Ama edindigim intiba Nail Amudi adli yorumcunun bahseettigim vicdaninin sesini akli ile birlestirmeye calisan guzel kalpli bir vatandas. Vatandas olmasi da onemli degil aslinda.

Iyi kotu spektrumu sanildigi kadar gri alan icermez vicdan sahibne. Vicdan sahibi ne Turkugunu, ne Kurtlugunu, ne mevkisini, ne ait oldugu sinifi veya baska suni bir ayrimi bayraklastirir. Onun icin vicdan, ahlak, hak hukuk kilavuzdur. Bunlar ise hicbir etnik, siyasi ve hatta dini grubun tekelinde degildir. "Turkiye'ye Kurt kedi bile vermem" diyenler, devlet kurmak icin gerekli ciddiyet, medeniyet,. karakter seviyesine ulasmamamis, kabile resileridir. Isgal sayesinde isgal ettikler mevki ne olursa olsun. "onlar bizim kardesimiz" (dolaysi ile onlar katliam yapsa da kinamayiz) zihniyetinin medniyet adina hicbir iddiasi olamaz. Capulcu cete olmaya mahkumdur. Ogun Samastlar'i alkislayan Turk siyasetcisi cikmadi Allah'a sukur; alkislayan ulkucu, ulusalci cetelere de demokratindan dindarina hepimiz gerekenden fazlasini soyledik. Bu site de benim bir zamandir atil durumda olan blog da bu tur yazilarla dolu. PKK ya benzer bir Turk teror orgutu olmadi gene Allah'a sukur. Yalniz hemen her firsatta askere, Turk millyetcisine devletine "demokrasi adina" yuklenirken mangalda kul birakmayan kimi gazelciler her PKK katliaminda, her Barzani, Talabani kardeslerin Irak'a ihaneti, DTP'nin Turkiye'ye ihaneti eyleminde ya sus, pus olurlar ya da Jitem'den, Dersimden koy bosaltmadan dem vururlar bozuk plak gibi. Sapka dustu kel gorundu, "demokrasi; askeri vesayet..." soylemlerinin arkasina siginan, Yahudi muhibleri, kabile irkcilari icin.

Oldu olcak ilave edeyim: Artik askeri hareka yapmmama luksu yoktur Turkiye'nin. Yok bu PKK'yi bitirecegi veya Bahceli_Baykal gibi ucuz kahramanlar, sorumsuz amigolara orgazmik zevkler verecegi icin degil. "sozun bittigi noktadayiz", "inceldigi yerden kopsun", "sabir tasi catladi" soylemlerini kullananlarin artik hareketsiz kalmasinin onun dunyada sayginligini sifira indirecegi icin. Sn. Basbakan, burayi okuyrsunuzdur umarim. Yumsak konusun ama buyuk bir sopa tasiyin yaninizda (Amerikan sozu). Isiracak it hirlamaz (Turk sozu). Besiktas'in baskani uslubu ile konusmayin (simdi uydurdum).

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 6, 2007 8:55 PM

AVRUPA PARLAMENTOSU’NDAN PKK'YA SERT UYARI:
“PKK, Önkoşulsuz ve Derhal Silah Bıraksın!..
DTP, PKK Terörü İle Arasına Net Mesafe Koysun!..”

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu, Hollandalı Parlamenter Ria Oomen-Ruijten’in hazırladığı Türkiye raporunu dün (21 Mayıs 2008) kabul etti.

Genel Kurul’da kabul edilen raporda, DTP’li vekillerden ve belediye başkanlarından PKK ile aralarına açık bir sınır koymaları istendi. Terör örgütü PKK’nın eylemleri şiddetle kınanarak ve terörle mücadelede Türkiye ile dayanışmaya vurgu yapılan raporda, terör örgütünün önkoşulsuz olarak derhal silah bırakması istendi.

Ayrıca, Türkiye’ye karşı terörist eylemlerde topraklarının üs olarak kullanılmasına izin vermemeleri konusunda Irak hükümetine ve Irak’lı Kürtlere çağrı yapılarak, terörle mücadelede bölge ülkelerinin Türkiye ile işbirliği yapmalarından duyulan memnuniyet dile getirildi. Rapor’un genel kurulda görüşülmesi sırasında söz alan Hollandalı Parlamenter, Türkiye'nin terörle haklı mücadelesini desteklediklerini vurgulayarak, Avrupa ülkelerinin PKK’ya yönelik somut tedbirler almaları yönünde de uyarıda bulundu.

Avrupa Birliği Komisyonu adına konuşan Markos Kipriyanu ve Camiel Earlings ise; “AB’nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK, bölgede barış ve istikrarın sağlanmasını ve kalıcı olmasını engelliyor. Kürtlerin çoğu refah ve barış istiyor. DTP’liler PKK terörünü dışlamalı ve kınamalılar” diyerek, DTP’nin PKK terör örgütü ile arasına net mesafe koyması yönünde önemli uyarılarda bulundular.

Bu arada, Türkiye’deki demokratikleşme alanındaki reformların sürmesi gereğine dikkat çekilen raporda, “Terörün hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceği" belirtilerek, PKK terör örgütünün Türkiye’deki reformların yavaşlamasında önemli bir etken olduğunun altı çizildi.

Burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum; PKK, sadece kendisini değil, Kürt aydınları ve siyasetçilerini de siyaseten intihara sürüklüyor.

Çok açık değil mi? Kürtlerin kaderi, Türkiye’de özgürlüklerin gelişmesine ve demokrasi sürecinin sağlıklı yürümesine bağlıdır. 1980’lerde silahla, şiddet ve terörle patlayan Kürt milliyetçiliğinin Kürtlere de, Türklere de yararı dokunmamıştır. Hatta, şiddet eylemleri nedeniyle en büyük zararı da Kürtler görmüştür. Bundan sonra siyaset meydanlarında canlandırılacak Kürt milliyetçiliğinin ve şiddet eylemlerinin, Türkiye’yi istikrarsızlaştıracağına, karşı milliyetçilik akımlarını körükleyeceğine ve Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunu zorlaştıracağına dikkat çekerken, kimlikleri korumanın ve geliştirmenin yolunun, artık bu çağda etnik milliyetçilikten ve şiddetten geçmediğini bir kere daha vurgulamak istiyorum.

Evet, şimdi zaman silahlara veda zamanıdır. Artık ateşkes değil, önkoşulsuz ve derhal silah bırakma zamanıdır. Silah ve şiddetle, legal siyaset arasına yüksek bir duvar çekme zamanıdır. Eğer barış ve demokrasi isteniyorsa, başka çıkış yolu yoktur. PKK, asıl pusuyu Kürtler’e ve onların geleceği üzerine kuruyor. Bu çıkmaz yolda ısrar, acıları daha da artırmaktan, Türkiye’nin demokratikleşme hedeflerine zarar vermekten başka bir sonuç yaratmıyor.

Geçen zaman göstermiştir ki, Kandil-İmralı çizgisinde ısrarlı olan DEP, HADEP, DEHAP, DTP gibi partiler, hukuki meşruiyet sorununu aşamamış, aşmak için de yeterli çabayı göstermemişlerdir. Oysa bu siyasal çizginin PKK ile aralarına mesafe koyması ve teröre karşı tavır alması kendi yükseleceği siyasal zemini var etmenin ön koşuludur. Eğer amaç, demokratik sistem içerisinde siyaset yapmak, halkın taleplerini siyasal sistem içinde temsil etmek ise, asgari şart legalite, yani yasal ve anayasal çerçevede kalmaktır.

Şimdiye kadar Kürtlerin demokratik yollarla ifade edilemeyen haklarını temsil iddiasına dayanan örgüt, son zamanlardaki açılımlarla görevsiz kalmış, marjinalleşmiş ve Ahmet Türk’ün dikkat çektiği üzere, “Kürtlere en büyük zararı verir” duruma gelmiş. Bu esnada yapması gereken tek şey, temsil ettiğini iddia ettiği “halk lehine” koşulsuz silahları bırakmaktı. Oysa şimdi Kürtlere daha ağır bir bedel ödetmenin, kendi varlığını Kürtlere taşıtmanın telaşına düşmüş durumda. Örgüt, Kürtler için de giderek sadece kendini temsil eden ve Kürtlerin toplumsal haklarıyla hiçbir ilgisi olmayan bir liderlik hırsını ifade etmeye başlamıştır. Bu esnada giriştiği şiddet politikasının özelde Kürtlerin, genelde Türkiye’nin kazanımlarını geriletmekten başka bir işlevi olmayacaktır.

Kan ve şiddet üzerinden siyaset yapmayı, etnik ayrımcılığı körüklemeyi, hiçbir demokratik ülke tasvip edemez. Amaç siyaset yapmak değil, illegaliteyi legalleştirmeye ve dünya gündeminde mağdur görüntüsü ile yer almaya çalışmaktır. Yani demokratik ortamı kullanarak, siyaseti güdükleştirmek ve kendine varlık alanı açmaya çalışmak. Bu yaklaşım, demokrasi ve siyaset düşmanlığıdır. Bunun ne ifade özgürlüğüyle, ne de örgütlenme özgürlüğü ile bir alakası vardır. Kendisi gibi düşünmeyen herkesin ölümünü mübah gören, şiddette ısrar ederek Kürtlere en büyük düşmanlığı yapan ve ABD/Avrupa ülkeleri tarafından terörist ilan edilen bir örgütü övmek, finansman ve toplumsal destek sağlamaya çalışmak, şiddeti ve terörü meşrulaştırmaya dönük söylemler üretmek, ifade özgürlüğü kapsamında düşünülemez.

Evet, PKK demokrasinin önündeki en büyük barikattır ve onu aşmanın yöntemi de, aynı barikatın kerpiç ve kof tuğlalarını demokrasi denizinin selleriyle yıkmaktan geçmektedir.
Şiddet yoluyla elde edilmiş hiçbir edinim yoktur, varsa da kalıcı olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.

Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com

Yazan: nail amudi Tarih: May 23, 2008 2:56 PM

Kusura bakma nail amudi abi senin yazılarını artık okumuyorum demiştim ya, -Bu yazınızı da okumuyorum.

Çünkü,Tek taraflısın. İki tarafın iyiliği için yazıyorum numarasını kimse yutmuyor abi, bu derinnn uykudan uyan artık.

Abi, seninle mhp veya mahmut abbas veya tsk hatta mit arasında organik bir bağ olmasa da !? fikri bir bağ var olduğu zannındayım.

Sen daha fitnenin ne olduğunu anlamamışsın abi hemde hiç anlamamışsın.

Ulus temelli yazılarınızı malesef okumayacağım.

İzninizle bundan sonra her gördüğüm yerde bu notuda düşeceğim demiştim ya sözümü tutayım.

Bu yazılarınız islama bir şey katmıyor bence (götürdüğü getirdiğinden fazla yani).

Yazan: mesut Tarih: May 25, 2008 3:31 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)