« PKK’ya Karşı Öfkeyle Kalkarken | Ana Sayfa | PKK’yı Yenmek, ‘Kürtlüğü’ Kazanmak »

October 17, 2007

Evrim Savaşlarında Son Durum

[17 Ekim 2007 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Şu günlerde Radikal gazetesinin sütunlarında evrim, yaratılış, bilim ve hatta "budalalık" konusunda ilginç bir tartışma sürüyor. Önce gazetenin 7 Ekim tarihli "Yaratılış teorileri insan haklarına tehdit" başlıklı haberinde, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin aldığı “Eğitimde Yaratılışçılık Tehlikeleri” başlıklı bir kararı duyruldu. Yazar Nuray Mert, bu kararı "Bilim budalalığı" olarak yorumladı. Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan ise üst üste iki yazı yazıp Mert'in suçlamalarını karşıladı, hatta eleştirdi.

"Bu dünya üzerinde yaşam nasıl var oldu" sorusuna verilen farklı cevaplardan doğan bu tartışmada belli ölçüde dirsek çürütmüş biri olarak ben de bir şeyler söyleyeyim.

Aslında ülkemizde yüzyılı aşkın bir geçmişi olan evrim-yaratılış kamplaşmasında, diğer pek çok konuda olduğu gibi, gereksiz bir ak-kara ikilemine düşüyoruz. Oysa bugün bilim ve felsefe dünyasında bu konuda çok daha karmaşık bir tablo ve farklı ekoller var.

İlk ekol, ateist evrimciler. Bunlar, "yaşam tesadüfi bir evrim sürecinin ürünüdür" diyor ve bunun da Allah'ın varlığı fikrini çürüttüğünü iddia ediyorlar. Kitapları TÜBİTAK tarafından Türkçe'ye çevrilen İngiliz zoolog Richard Dawkins, söz konusu "militan ateistler"in başında geliyor. Dawkins, Charles Darwin’in evrim teorisi sayesinde ateizmin kanıtlandığı inancında.

Ancak Darwin'in evrim teorisini aynen kabul eden, fakat cansız maddelerin olağanüstü derecede karmaşık canlı sistemlere dönüşmesinde ilahi bir plan gören "inançlı evrimci"ler de var. Bunlardan biri, ünlü "İnsan Genomu Ulusal Araştırma Enstitüsü”nün direktörü olan genetikçi Francis Collins. Prof. Collins, "evrimci" olmanın yanında iyi bir Hıristiyan. DNA’yı konu alan 2006 basımı "The Language of God" (Tanrı’nın Dili) adlı kitabının altbaşlığı ise yeterince açıklayıcı: "Bir bilim adamı imana dair kanıtlar sunuyor."

Darwinizm'i kabul eden ama farklı yorumlayan bu iki ekolden sonra, üçüncü bir grup olarak, evrimi kabul eden ama Darwinizm'i eleştirenler var. Bunlar, "doğada daimi bir değişim olduğu doğrudur, ama Darwin'in mekanizmaları bunu açıklamak için yeterli değildir" diyorlar. "Akıllı Tasarım" teorisini savunanların çoğu da bu ekole dahil. Söz konusu teori, evrim sürecinin sadece doğal etkenlerle değil, aynı zamanda "bilinçli müdahale"yle işlediğini savunuyor. Bilinçli müdahalenin izinin de canlıların karmaşık sistemlerinde sürülebileceği görüşünde.

Gelelim dördüncü ekol olan “yaratılışçılar”a. Aslında Yaratıcı’nın varlığını kabul ettikleri için inançlı evrimcilere ve Akıllı Tasarımcılara da “yaratılışçı” denebilir. Nitekim ikincisine bazen deniyor da. Oysa aynen “dinci” kelimesinde olduğu gibi, “yaratılışçı” kelimesinde de özel bir anlam var. Bunu savunanlar, “Allah canlıları bugün gördüğümüz halleriyle yaratmış ve sonra da bir değişim yaşanmamıştır” diyorlar. Bunu derken de bazı bilimsel verileri alıp kullansalar da, aslında dini kaynaklara (ve dahası onların belirli bir yorumuna) dayanıyorlar.

İşte burada İsmet Berkan’ın da sık sık işaret ettiği bir problem var. Çünkü eğer siz dini bilgileri bir “veri” olarak bilime katarsanız, İslam’a, Hıristiyanlık’a veya Budizm’e göre bilim yapmaya başlarsınız. Oysa bilimin insanlığın ortak ve objektif malı olması gerekir. Dolayısıyla aynen “laik hukuk” gibi “laik bilim” de iyidir ve gereklidir.

Ancak “laik hukuk”tan “laikçilik” çıkarma tehlikesinde olduğu gibi, “laik bilim”den de materyalist despotizm çıkarma tehlikesi var. Bu iş en kaba haliyle Sovyetler Birliği’nde yapılır, bilimsel çalışmalarda “diyalektik materyalizme uygunluk” zorunluluğu aranırdı. Günümüzün Darwinci ateistlerinde de benzer bir dogmatizm, bilimi ateizmin yedeğine alma çabası var. Bilimsel verilerden din lehine çıkan her sonucu “Ortaçağ zihniyeti” diye yaftalayıp susturmaya çalışmaları, bariz bir örnek. Bu yolla kanıtladıkları bir şey varsa, o da bağnazlığın kimsenin tekelinde olmadığı.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 17, 2007 11:07 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

mustafa bey haklısınız nitekim nuray mertin de iddia ettiği materyalist despotizme geçit vermemek. bilimin laiklik prensibine göre yapılması doğaldır yalnız bunu ülkemizdeki laiklik anlayışının tezahürü bir prensiple yaparsanz bu sefer imanlı insanların inançlarına saldırmış olursunuz...

Yazan: imdat Tarih: October 17, 2007 11:45 AM

Bilim derslerinde, bilimin güncel görüşlerinin/teorilerinin okutulmasını talep etmek materyalist despotluk değildir.

Dawkins, Charles Darwin’in evrim teorisi sayesinde ateizmin kanıtlandığı inancında.
Dawkins in bunu nerede söylediğini/yazdığını gösterebilirmisiniz? Merak ettim.

Ve tüm saydıklarınız aynı seviyede birer "ekol" değildir Mustafa bey. Ayrıca Dawkins ve Collins in durduğu yer aynı evrim teorisidir.

Günümüzde bilimsel anlamda kabul edilen bir evrim teorisi vardır. Diğeri(Yaratılış/ID) henüz bilimsel olarak bir varlık gösterememiştir, öyle bir eğilim de gözükmemektedir. Konumları çok farklıdır.

Yazan: fuat Tarih: October 17, 2007 10:39 PM

Fuat Bey Dawkins ve collins'in durduğu yer aynı evrim teorisidir demiş..
-----------------------------------------
Prof. Collins, "evrimci" olmanın yanında iyi bir Hıristiyan. DNA’yı konu alan 2006 basımı "The Language of God" (Tanrı’nın Dili) adlı kitabının altbaşlığı ise yeterince açıklayıcı: "Bir bilim adamı imana dair kanıtlar sunuyor."M.A

demekki Dawkins'te imanlı bir evrimci..tabii aklın yolu birdir..güzel gelişmeler bunlar..diğer evrimcilerinde Dawkins gibi imana gelmelerini bekliyoruz..

Yazan: deniz Tarih: October 18, 2007 10:23 AM

bu yazindan oturu seni gonulden tebrik ederim, sn. mustafa akyol.
nihayet evrime genel anlamda bircok yonleriyle inanan cok sayida dindar insanin varligini da boylelikle guzel ve adil bir sekilde gundeme getirdin.
bu konuda "Kuran'da Celiski Yoktur" isimli
sitede ve "Yaratilis ve Darwin" konu basligi altinda (ozellikle en sonlara dogru) yapilmis bircok inancli okuyucu yorumlarinin da
okunmasini gonulden tavsiye ederim, konuyla ilgilenen butun arkadaslara.

evrim kesinlikle sadece ateizmin mali olmamalidir,
ve bu konu kesinlikle sadece ateistlerin
(bize gore soguk ve manasiz yorum ve bakis acilarinin) tekeline birakilmamalidir, diye dusunuyorum ben.

selam ve sevgilerimle.

Yazan: hakan turkeren Tarih: October 18, 2007 12:27 PM

Bilimden din lehine sonuç çıkıyormuş hiç güleceğim yoktu sayın Akyol!

Bilim diye Harun Yahya'yı referans alırsanız böyle rezil olursunuz...

Sizin gibi sahte demokratlar daha çok rezil olacak...

REZİL EDECEĞİZ SİZİ...

REZİL...

Yazan: Efe Tarih: October 18, 2007 6:05 PM

Dawkins, Charles Darwin’in evrim teorisi sayesinde ateizmin kanıtlandığı inancında.
Böyle birşey yok Mustafa bey. Kusura bakmayın ama bu sizin uydurmanız. Dawkins evrim teorisi ile yaşamın başlangıcının farklı konular olduğunun farkında olacak kadar bilgili bir kere. Yani evrim teorisinin doğru olmasının tanrının yokluğunu göstermediğinin farkında. Evrim teorisinin doğruluğu İbrahimi dinlerdeki yaratılış hikayesini yalanlamış oluyor ama genel olarak tanrıyı yanlışlamıyor. Dawkins'in sözlerini ve düşüncelerini çarpıtıyorsunuz. Zaten bu yaratılışçı ve AT'cilerin genel tavrıdır. Yani bu tavrınızı olağan karşılıyorum.

Ayrıca bence bu sözünüzün karşısında şunu söylemek çok daha doğru olacaktır: Mustafa Akyol'a göre AT, İslam'ın tanrısının yani Allah'ın varlığını kanıtlıyor.

Yazan: freedom Tarih: October 18, 2007 6:14 PM

Efe rumuzlu şahıs acaba fikirlerini hakaret etmeden dile getiremiyor mu? bu ne hazımsızlık..

Dawkins'i savunmaya çalışan arkadaşlarda bir tenakuzdur gidiyor..bir insan hem ateist hem Darwinist evrimci olursa,evrenin yaratılmamış ve tesadüfen oluşmuş olduğunu savunmuş olmaz mı?..yani bu anlamdaki evrim Tanrı'nın yokluğunu farklı bir dille anlatmış olmaz mı?biz okuduğumuzu mu anlamıyoruz yoksa..

farklı inançlardaki yaratılış anlatımları ise asla bilimin konusu değildir..bunu bilime karıştırmak isteyenler yanlış yapıyorlar..bu platformda AT'yi savunan arkadaşların yaratılışla ID teorisini karıştırmamak için titizlik gösterdiklerini yakından takip ediyorum..

Mustafa Akyol inançlı bir müslüman olduğu için kendi tefekkür dünyasında evreni tasarlayan büyük tasarımcının şeriki olmayan Allah olduğunu düşünmesi ve bunu dile getirmesi gayet normaldir..AT'ye inanan bir deist için bu tasarımcı edilgen bir Tanrı iken bir AT'ci Hristiyan için bedenlenmiş İsa'dır..vs..bu işin inanç boyutuna girer ki kimse bu inancından dolayı kınanamaz ve hakareti haketmez..

Evrim konusuna ilgi duyan, büyük bilgi birikimleriyle bizi rezil etmek isteyen arkadaşlardan samimi olarak birşey öğrenmek isterim:

bilimsel olarak ispatlanmış bir evren kanunu vardır..Termodinamiğin ikinci prensibi olan Entropi kanunu..

düzenlenmiş bir deste oyun kağıdını düşünün..karışmamış,unmixing..düzenli bir deste kağıdın karışmış,mixing hali evrende spontane bir süreçtir..kendi kendine gerçekleşir.

ya da yüksekten bırakılan bir küp şeker yere düştüğünde dağılır ve yapılan iş ısıya dönüşmüş olur.bunun gibi olaylar yani düzenli bir halden düzensiz hale geçişler evrenin olmazsa olmaz kanunlarındandır..siz yere düşen şekerin dağıldığı andaki ısı kadar bir ısıyı dışardan alıp toparlanarak uçup eski yerine döndüğünü göremezsiniz..

evrende düzensiz yapılar spontane olarak düzenli hale geçemezler..Entropi yasası gereği..ve bu yasa bize der ki evrende sürekli düzensizliğe doğru bir gidiş vardır ve evrensel bilgi devamlı yitirilmektedir..

başa dönersek düzensiz oyun kağıtlarından birisinin müdahelesi olmadan bir deste düzenli kağıt oluşmazdı entropi yasasına göre..düzenli duruma geçmek için bir müdahele ve dışardan enerji gereklidir..

ben ciddi olarak merak ediyorum bu arkadaşlar söyleyebilir mi acaba;

evrende herşey bozulmaya doğru giderken bu düzenli
kanunlarla donanmış tabiat nasıl varolmuştur?müdahalesiz,kendi kendine ve tesadüfen..

aydınlanırsam çok memnun olacağım..


Yazan: deniz Tarih: October 18, 2007 8:30 PM

Sevgili sayın freedom,

"Zaten bu yaratılışçı ve AT'cilerin genel tavrıdır."

Yaratılışçı ve AT'cilerle ilgili asılsız genellemeler yapmakta evrimcilerin genel bir tavrıdır.

Kesinlikle evrimin doğru olmadığına inanıyorum. Hatta doğru olsa bile bunun ibrahimi dinlerdeki yaratılışı yanlışlamayacağını iddia ediyorum.

Hristiyanlıktaki 6000 yıl meselesini izah etmek de zor olmaz. Bir yıl bir güneş yılı olmak zorunda değildir. Veya yaratılış 6000 yıl önce olmuştur. Fakat Tanrı bu işi çok önceden başlamış gibi yapmıştır. Bu şekildeki açıklamalarla insanlar inanmaya devam edebilir. İslamiyetde bu şekilde bir süre meselesi kesinlikle yoktur.

İlkel İnsan maymunla ortak atadan türemiştir. Daha sonra modern insanla (Adem/Havva ve çocukları) kaynaşmıştır. Bu da bir açıklama. Nasıl ki siz evrimciler sabun gibi kaymayı başarıyorsanız(aslında başaramıyorsunuz) aynı kabiliyeti Allah'ın başkalarına da vermiş olduğunu görüyoruz:) Ha bu arada ben evrime kesinlikle inanmıyorum. Tekrar vurgulayım dedim. Yani sabun gibi kaymaya hiç ihtiyacım yok.

Ateizmin bir ayağıda dinleri inkar etmek değil mi sayın freedom? Öyleyse M. Akyol'un neden Dawkins ile ilgili söyledikleri yanlış olsun?

Yazan: EsDeliRuzgar Tarih: October 18, 2007 9:22 PM

"Bilim diye Harun Yahya'yı referans alırsanız böyle rezil olursunuz..."

Bilim diye Dawkins'i referans alanlar mı rezil edecek? Ha ha ha ha! Bir ruzgar esintilik işiniz var rezil olmak için. Rezil olmak için acele etmeyin. Yavaş yavaş. Bilirsiniz: Birike birike göl olur. Yoksa evrim mi olurdu ya? Gene kafam karıştı. Hep bu Harun yahya yüzünden:) Dedim ki anama beni bilim adamı yap. Gittik filim adamı olduk. Böyle rezil oluyoruz cümle aleme.

İsmi Efe acaba o yüzden mi efeleniyor ki? Ya da çok mu biliyor? Anlamadım ki. Gene kafam karıştı. Boşver bilim işlerini en iyisi filim: Ben kurtlar vadisine bakacağım.

Yazan: EsDeliRuzgar Tarih: October 18, 2007 9:31 PM

Evet yine geldik aynı meseleye; yukarıda Mustafa Beyin yargı belirten ifadelerini oldukça objektif buldum.Bununla birlikte ben meseleyi biraz daha felsefi temelde ele almak istiyorum.

Şöyleki; canlılardaki muhteşem karmaşık ve kompleks yapı bize bunun akıllı daha doğru bir ifadeyle ''bilinçli'' bir varlığın ürünü olduğunu akla getiriyor.Bunun felsefi tartışmasına girmeksizin aksini düşünmek tamamen mantıksız ve aslında hiçbirşeyi açıklamayan tesadüf iddialarından ibaret.Demek istiyorum ki varlık bilinçsizce varoldu ve hareket ediyor demek hiçbirşeyi açıklamadığı gibi bilimsel bir tez olmaktan öte bir değer yargısı bir ''dogma'' ifade etmekte mamafih bilinçsizce hereket ettiğini nasıl bilebiliriz; bunu biraz açarsak bunun için bilimin nihai sınırlarına ulaşmış olması yani bir aşkın güç ya da Tanrı her ne derseniz, olmadığını ispatlamış olması gerekmektedir böyle bir durum olmadığına göre A.T'nin genel tezi mantıki bakımdan doğruluk/geçerlilik kazanmaktadır.

Bu da şunu kanıtlamaktadır ki insan daha anlamayı dahi beceremediği çok karmaşık bir sistemi tesadüf olarak niteleyip kolaycılığa kaçmaktadır.

2. olarak akıllı tasarımın herhangi bir dinin teolojik iddialarını kanıtladığını düşünmekte mantıksızlık olur çünkü A.T'nin söylediği gibi Akıllı bir tasarımcıya buradan yol alabilsekte bu o tasarlayanın mahiyeti hakkında bize herhangi bir şey söyleyemez ancak bu sistem bizi hayret içinde bırakıp durur bu Aşkın gücün; bunu nasıl yaptığını, yapmaktan ne kastettiğini bu aşkın gücün nasıl birşey olduğunu bize söylemez.Felsefi argümanlar ileri sürerek tüm bunların bir manası olmadığı ya da neden böyle olmak durumunda olduğu sorgulanabilir dahası bu yapılagelmiştir.

Dolayısiyle ben tesadüfi bir bakış açısını mantıklı bulmadığım gibi ''boşlukların Tanrısı''nıda mantıklı bulmuyorum her bilinemeyen şeyle alakalı ''Tanrı'nın vardır bir bildiği demek'' ve bunu kendi inancımıza dayanak olarak getirmek aslında aynı yukarıdaki tesadüfçülerin söylediği kadar hiçbir şeyi açıklamamaktadır ve mantıksızdır.Eğer bir mana var ise ben bilmeli değilmiyim? Ben bilemezsem banane bu karmarkarışık şeylerden bu Tanrıyı biraz şifreleyiciye benzetmek oluyor gibi.

Demek istiyorum ki Prof. Antony Flew gibi dinlerin Tanrısını çok despot gören bu kadar müdaheleci ve hükümran herşeye karışan bir Tanrı algılayışı yerine biraz daha İslam filozoflarının Tanrısı gibi ''ilk Neden''e indirgenen bir Tanrı harmonisi içinde A.T'nin bakışı temel alınarak seçim yapılabilir.

Anlaşıldığı üzere ben bir Tasarlayan olmadığı iddiasını dışarda tutarak daha çok bu Tasarlayanın nasıl bilinebileceği dahası bilinip bilinemeyeceği daha açık ifadeyle bilginin konusu olup olamayacağını tüm bu varlıkların ne anlama geldiği gibi temel felsefi sorunların nasıl halledilebileceğiyle ilgileniyorum.Bana bunlar İsbatı Vacipten daha önemli görünüyor.

Saygı Ve Selamlar

Yazan: Muhammed Ali Diktaş Tarih: October 18, 2007 9:56 PM

bence konuyu fena çarpıtmışsınız. evrim teorisinin dini inançlarla hiçbir ilgisi yoktur. bu ilişkilendirmeyi siz yapıyorsunuz. yapmayanları da ateist olarak nitelendiriyorsunuz (mesela, depremi dini olarak yorumlamayan ahmet mete ışıkara bir ateist deprembilimci)

ayrıca, akıllı tasarımın öne sürdüğü "bilinçli müdahale"nin ne olduğunu, bir türlü açıklamadınız?

ha bilinçli müdahale var, ha yoktan pat diye yaratılmışlar. fark ne? ikisinde de bilinmeyen bir "güç" işleri hallediyor.

yani, akıllı tasarım === yaratılışçılık

nokta.

Yazan: sawyer Tarih: October 19, 2007 1:28 AM

Deniz bey/hanım,
Yazdığımı anlamadınız herhalde. Dawkins ve Collins "Evrim teoris" diye hepimizin bildiği teori den bahsediyor. Collins in başka alternatif bir teorisi yok. Bir tanrıya inanan bir insan olarak evrim teorisinin açıklamalarının kendi inandığı biçinde tanrı ile çelişmediğini düşünüyor. Bu kadar basit. Kimsenin bununla sorunuda olamaz. Adam inancı uğruna birşeyleri rayından çıkartıp manipule etmeye çalışmıyor.

İkincisi kim demiş evrim ateistlerin malıdır diye? Yok böyle birşey. Evrim teorisi günümüz biliminin, canlılığın evrimini açıklamak için geliştirdiği bilimsel bir teoridir. Tonlarca ateist, tonlarca inançlı bilim insanının ortak çalışmaları sonucu geliştirilmiştir, gelişmeye devam etmektedir. Ve dinlere karşı geliştirilmiş bir teori değildir.

Mustafa bey,
Vaktiniz olduğunda, Dawkins adlı yazarın evrimin ateizme kanıt olduğunu iddia etiği yerin kaynağını verebilirmisiniz?

Saygılar...

Yazan: fuat Tarih: October 19, 2007 3:32 AM

Sn. Freedom,

Sanırım siz Dawkins'i pek tanımıyorsunuz. Dawkins Evrim Teorisinden yardım alarak Ateizmi yaymaya çalıştığını ve kanıt olarak sunduğunu en başta kendisi söylüyor. Bunu da kendi sitesinde ve yazdığı kitaplarda açık açık belirtiyor. "The God Delusion" kitabını kim yazdı acaba?

Yazan: Farshad Tarih: October 19, 2007 11:18 AM

"...Oysa bilimin insanlığın ortak ve objektif malı olması gerekir...." o zaman bilimin kabul etmediği herşeyimizi reddedelim.İkincisi evrim bal gibi sadece ateistlere aittir haksızlık yapmayın onlara.

Yazan: abdullah Tarih: October 19, 2007 4:27 PM

Evren matematik bir dille yazılmıştır sözü doğrumudur.Evcrimcilerin iddiası buna tersmidir*

Yazan: ahmet Tarih: October 19, 2007 4:30 PM

Farshad bey,

Dawkins Evrim Teorisinden yardım alarak Ateizmi yaymaya çalıştığını ve kanıt olarak sunduğunu en başta kendisi söylüyor.

Lütfen bunun kaynağını gösterebilirmisiniz? Bunu aktarabildiğinize göre kaynağını da biliyorsunuzdur.
Bu lafı edebileceğine inanmıyorum, çünkü yok öyle birşey. Demişse hatadır, ama dediğini de şimdiye kadar hiç duymadım.

Saygılar...
Bu bir kampanya meselesi. Modern bilimin teorilerini toplum nezdinde gözden düşürmek için sürekli bir şekilde din karşıtlığına vurgu yapılır. İnsanlara, bir teoriyi kabul edince dış dışı olacağını inandırmak için. Maaşallah herkes çoktan inanmış ona. Tekrar ediyorum, Evrim teorisi ateistlerin teorisi değildir. inançlı inançsız bilim insanlarının geliştirdiği bir teoridir ve bilim dünyasındaki konumu tartışmasızdır. 99% larla ifade edilebilir.

Efe arkadaşa da birşey söylemek istiyorum. Üslub bazen söylenen şeyden daha önemlidir. Rezil edeceğiz tarzındaki retorik söyleyeceğiniz herşeyin değerini düşürür. Örneğin "sahte demokrat" diyeceğinize gördüğünüz çelişkileri yazın ki insanların akıllarına hitap etmiş olun. Bunu yapmak zor değil. Hatırlatmak istedim :) Hem-vatandaşlarımızla, kim olursa olsun insan gibi bir tartışma kültürünü oturtmamız gerekiyor artık bu ülkede.

Deniz bey/hanım,

Dawkins'i savunmaya çalışan arkadaşlarda bir tenakuzdur gidiyor..bir insan hem ateist hem Darwinist evrimci olursa,evrenin yaratılmamış ve tesadüfen oluşmuş olduğunu savunmuş olmaz mı?..yani bu anlamdaki evrim Tanrı'nın yokluğunu farklı bir dille anlatmış olmaz mı?biz okuduğumuzu mu anlamıyoruz yoksa..

Bunun çok dogmatik bir bakış olduğunu söylersem çok haksızlık mı etmiş olurum sayın Deniz? Ayrıca bilim bağlamında konuşursak, darwinist evrim diye ayrı bir teori yoktur. Genel anlamda evrim teorisi diye birşey vardır.

Termodinamik konusunda da yanılıyorsunuz. Termodinamiğin hiçbir yasası öyle birşey iddia etmez. ikinci yasanın anlamı şudur; bir yerdeki entropi azalırsa başka bir yerde aynı miktarda bir entropi artışı olur ve dengeye ulaşma eğilimindedir. Bunu söylerken de izole bir sistemden bahsettiğinin altını kalın kalın çizer. Biryerde entropi zalır, yada yükselmek zorunda olduğunu iddia etmez. Karmaşadan düzen çıkabileceği bilinen ve gözlemlenen bir olaydır. Çok farklı disiplenlerde de uygulaması vardır....
Bilim dünyasının kendi ortaya koyduğu yasaları görmezden gelmesi de pek akla yatkın değil. Onlarda sanırım termodinamik nedir biliyordur.

Yaratılışcılık IDcilik konusu da gayet açık değilmidir? Bir yaratılış kitabını alıp, yaratılış vs geçen yerleri "tasarımcı" ile değiştirerek IDci bir kitap elde edebiliyorlarsa, ki aynen öyle yapmışlardır...ID=yaratılışcı diyen insanların söylediklerin biraz haklılık payı yok mudur? Suç ve Cezadaki raskolnikov ismini "hasan-emmi" diye değiştirirsek, bu yine dostoyevskinin eseri olmayacak mıdır? Yada kuran daki "Allah" geçen yerleri "Süper-ilahi-güç" diye değiştirirsek içerdiği mesaj değişecek midir? Hiçbir fark yok, üslub değişikliği vs. var sadece.

Yazan: fuat Tarih: October 19, 2007 4:43 PM

Sayın EsDeliRuzgar,

Kesinlikle evrimin doğru olmadığına inanıyorum. Hatta doğru olsa bile bunun ibrahimi dinlerdeki yaratılışı yanlışlamayacağını iddia ediyorum.

Eğer evrime karşı çıkıyorsanız burada benimle değil ilk önce Mustafa Akyol ve AT'cilerle tartışmanız lazım çünkü onlar da evrimi kabul ediyor. Yoksa Mustafa beyin yazısını okumadınız mı?

Sayın Farshad,

Sanırım siz Dawkins'i pek tanımıyorsunuz. Dawkins Evrim Teorisinden yardım alarak Ateizmi yaymaya çalıştığını ve kanıt olarak sunduğunu en başta kendisi söylüyor. Bunu da kendi sitesinde ve yazdığı kitaplarda açık açık belirtiyor. "The God Delusion" kitabını kim yazdı acaba?

Sanırım Dawkins'i iyi tanımayan sizsiniz. Evrim teorisinin doğru olması İbrahimi dinlerdeki yaratılışı masalını yanlışlar. Bu nedenle evrim teorisi teizmden deizme geçişte etkili olabilir. Ama Dawkins kesinlikle evrim teorisinin doğru olması tanrının olmadığını kanıtlar demiyor. Burada tanrı derken genel tanrı kavramından bahsediyorum yani sadece teizmdeki tanrılardan değil, bir deistin veya panteistin tanrı kavramı da buna dahildir. Yani Dawkins kesinlikle evrim teorisi tanrının olmadığını kanıtlar demez, en fazla İbrahimi dinlerin tanrısının olmadığını kanıtlar der çünkü evrim teorisi kutsal sayılan kitaplardaki yaratılış masalını yanlışlar.

Yazan: freedom Tarih: October 19, 2007 6:32 PM

sn. freedom arkadas,

...çünkü evrim teorisi kutsal sayılan kitaplardaki yaratılış masalını yanlışlar.

demissin. oysa Kutsal Kitaplarda bircok olaylar sadece ahlaki guzel bir ders ve ibret vermek icin "sembolik" olarak verilmis ornekler de olabilir.
yani Kutsal Kitaplardaki her beyanati sadece
mota mot somut "bilimsel" beyanatlar olarak algilayip yorumlamaya kalkarsak, daha bircok bilim dalinin Kurani yanlisladigi sonucuna varanlar cikabilir.

Ornegin Kuran'da butun cinlerin de "atesten" yaratildiklari yazilidir. (15.sure, 26-27)
ve bu cinlerin en yakin evrende dolastiklari ve insanlari gorup isittikleri yazilidir. (7.sure, 27 & 72.sure, 8-9) ve yine bu cinlerin
nufusunun en az insan nufusu kadar olabilecegine isaret vardir. (7.sure, 179)
o halde, su an butun evreni gozlemleyen en guclu teleskoplardan biri dahi nicin bu milyarlarca
--"atesten" yaratilmis-- cinlerden bir tekini bile tesbit etmemistir?
(not= cunki aslinda cinlerin insanin bes duyusu ile algilayamayacaklari su an bilemedigimiz tamamen baska bir maddeden yaratildigina isaret edilmis olmalidir. 7/27)

ve yine Kuran'da "gecenin gunesi sarip-orttugu"
ifadesi yer almaktadir. (91.sure 1-4)
bu ifadeyi nicin bugun hicbir bilimsel
veri-gozlem dogrulamamaktadir?
(not= cunki Kuran'da bircok anlatimlarin
--bilimsel degil-- fakat sadece "sembolik" olarak (mesel yoluyla) verildigine isaret edilmis olmalidir. 17/89)

bu listeyi boylece daha baska orneklerle de uzatabiliriz belki sanirim epeyce,
fakat sozun ozu sudur: Kuran mota mot bilimsel bir Kitap olarak yorumlanmamalidir.
Kurani bastan sona tamamen boyle yorumlayip
bugunun en saygin bilimsel bulus ve verilerine
savas acmak kesinlikle dine hizmet etmek anlamina gelmemelidir.
ve yine Kuran'daki bu bazi sembolik anlatimlari bahane ederek "bugun bilimin dini kesinlikle yanlisladigi" sonucuna varmak makul bir yaklasim olmamalidir.

selamlarimla.

Yazan: wisdom Tarih: October 20, 2007 3:43 AM

sayın freedom!hangi masallar kutsal kitaplardaki...Bu masalları okudunuzmu hangilerini yanlışlıyor.Peki Tanrı hakkında bir yorumda yapmışmı dawkins?Nasıl birşey olduğundan bahsetmişmi?Yoksa yeni bir dinmi oluşturdu Dawkins?Siz onun dediklerine inanıyormusunuz?

Yazan: tarkan bey Tarih: October 20, 2007 11:50 AM

‘’Every indication of contrivance, every manifestation of design, which existed in the watch, exists in the works of nature; with the difference, on the side of nature, of being greater or more, and that in a degree which exceeds all computation.’’

Charles Darwin’in  doktor olmaktan hoşlanmadığını anlayan babası onu papaz olmaya ikna eder. Böylece Charles 1828-1831 yılları arasında okumak için Cambridge’e gider. Burada William Paley’i okur ve etkilenir; kınkanatlı böcekleri toplar, onları açıp içlerini inceler. 1  

Görülüyor ki W.Paley sadece Akıllı tasarımcıları etkilememiş..Burada  değişik adlarla ama sürekli aynı kimliklerle yorum yapan Darwincilerin dinleştirdikleri materyalizmlerinin sağlaması olan Darwinizme karşı tartışmak Papanın dogmalarını bir kardinalle tartışmaya benzer.. beyhude çabalardır…

Blogumda yayınladığım makalelerimden kısa açıklamalarla fikir beyan etmek istiyorum.Mesela son zamanlarda Darwincilerden çok basit bir bilimsel isteğim oldu ama bir türlü yüzde yüz bilimsel olduğunu iddia edenlerden bir cevap gelmedi.İsteğim Darwinizmin en temel mekanizmalarından olan mutasyonlar hakkında idi ;

İstediğimde tüm canlıların evrim sürecindeki tüm mutasyonların ayrıntılı dökümünü istemek gibi akıl almaz derecede arsürd bir talep değil sadece sürüngenden kuş yada memeli olan Darwincilere göre bolca bulunması gereken bir kaç örnek. Yani rastgeleliğin türleşmeyi yönlendirdiğini gösteren mutasyon dizileri, hangi mutasyon neyi nasıl gerçekleştirdiği bilgisi  gibi dünyanın araştırmasını yapan mağrur materyalist bilimden küçük bir istek..Madem bu kadar eminler Darwinciler bu basit isteği karşılarlar umudundayız.

  Burda birkaç yorumda sığ olarak geçilmiş entropi konusunda ilk açıklama ile başlayalım;

 http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=4&soru_id=2891

Bu linkte tartışmalara güzel cevaplar verilmiş. Entropi kanunu ile ilgili apaçık gerçekler sergilenmiş tabi birde tavuk ve yumurta sorunumuz var okudukça Darwincilerin çıkmazlarından birini daha iyi anlamış olacaksınız..

 Hayat için evrende kuralların kuralı ve her şeyin kendisine bağlandığı kural olarak tanımlayabileceğim entropi, en temel anlamda evrende giderek düzensizliğin artmasıdır. Fakat hayat ATP sürecinde görüldüğü üzere entropiyi belirli sınırlarda artırarak var olmaktadır. Bu da temelinde yıkım olan bir kanunun ”düzen sağlar” ve organizasyonu artırır olabilmesinin ancak bu gücün bilinçli bir şekilde yönlendirilmesiyle mümkün olabileceğini gösterir.(Tıpkı dinamitle yapılan kontrollü yıkımlar ya da saha çalışmaları gibi) Evrendeki her atomun bağlı olduğu bir kanuna karşı, bağlı olan tüm maddenin ”içsel bir zekaya sahip ” şekilde organizasyonunu olasılıklar dairesinde oluşturabileceğini düşünmek, kanımca bu büyük kanunu hafife almak yada en kötüsü amaca uygun kullanmaktır. Eğer bu yol bilimsel olarak olası değilse (maddenin olası içsel bir zekâ ile entropiye karşı onu kısıtlı bir dairede artırarak cevap vermesi) bunun önceden tasarlanmış, bu şekilde davranması için yönlendirilmiş bir kanun olması kaçınılmazdır.

Oysaki her ağ yapı büyüdükçe ve karmaşıklaştıkça daha çok enerji tüketir ve entropiyi olabildiğince çoğaltır. Eğer karmaşıklık seviyesi bir ağ için ne kadar yüksekse, o ağın enerji dar boğazı yaşaması da o kadar çoğalacaktır. Bundan çıkarabileceğimiz sonuç evrimde gelişme ve ilerlemenin sağlanması için sürekli bir entropi artışının gerekliliğidir. Evrim dış etkilerden doğrudan etkilendiği için dışarıda entropiyi artırırken bir yandan da bu artan entropiye karşı ”çözümler” üretmek zorundadır”.

 Bunu yaparken deneme ve yanılmanın işe yararlılığını ele alırsak, sanırım PC’nizin elektrik kesintisindeki durumu analoji olarak kullanılabilir. Harici güç kaynağı olsa bile, bir PC bu durumda belirli bir süre çalışabilecektir. Enerji kesildiğinde işlemlerde ”doğal” olarak sona erer. Hatta PC’ lerde de devre akımı donanıma zarar verirse işlem bir daha başlamayacaktır. Tıpkı ATP oluşturan mekanizma bunun için bile kullandığı enerjide azalma yaşarsa aynı sorunla karışılacağı gibi. Süreci taşıyan yapı ister organik ister inorganik olsun ağ sistemlerinde donanımsal zarar kalıcı hasar hatta ölümcül sonuçlar ortaya çıkarır. Basit olarak, Kimyasal biyolojik yaşamda enerjinin bırakın kesilmesi anlık düşüşleri bile ”işlemin” yani canlılığın son bulması anlamına gelebilmektedir. Bu düşüşler entropiye karşı kullanılan dengenin ortadan kalkması anlamına gelir ve süreç yıkıma doğru hızla ilerler. Donanımsal bir zarar yoksa PC’ye tekrar güç sağlanırsa yeniden işlemlerine devam edebilecektir. Biyolojik yapılarda ise bu dönüş ” en azından PC kadar geniş bir ağ yapısına sahip canlı yapılarda” (örneğin flagella gibi) ”imkânsızdır’.

 Peki, öyleyse nasıl oluyor da entropi’nin yıkıcı gücüne rağmen, hayat onu besleyerek ve büyüterek kendini var kılabiliyor? Nasıl bu kadar kırılgan yapıya ve hassaslığa rağmen hayat evirilebiliyor? Madde gibi kendi varlığını bile tamamen kendisi oluşturamayan bir yapı nasıl oluyor da bu düzeni ortaya çıkarabiliyor? Kör şansla mı? Yoksa yönlendirilmiş evrensel kanunlarla mı?

Eğer canlılığın karmaşık protein ağlarından oluşmuş  ilk hücre nerden geldi sorusunu yöneltirsek Darwin cephesinde suskunluk yada evrimin bu konuyla öncelikli olarak  ilgilenmediğini  duyarsınız ki.Gerçek hiç de öyle değildir Dawkins Bencil Gen adlı kitabından Kör saatçi adlı eserine değin hatta son birkaç çalışmasında da silikon yapıların kendilerini kopyalayarak nasıl mutasyonun yardımıyla Darwinici mekanizma ve ön kabullere göre canlılığı oluşturmuş olabileceği üzerine epey atıp  tutmuştur.

 Bazı Darwinciler bile ilk RNa fikrinin Darwinizmle zorunlu uzlaştırmasından azap duymaktadırlar.Buna en güncel örnek R.Shapironun blogumda çevirsini yayonladığım Scientific American’daki makalesidir. Shapiro bir Darwinci olarak Darwinciliğin en önemli mitlerden olan Miller deneyi üzerinden olaya çok açık ve bilimsel olarak bakmaktadır.

Shapiro ; Miller Deneyi gibi ortamlarda üretilen amino asitler, nükleotidlerden çok daha az karmaşıklık içeren yapılardır.Amino asitlerin tanımlama özellikleri, bir amino gruptan (nitrojen ve iki hidrojen) ve bir karbon silik asit (bir karbon ve iki hidrojen) grubundan oluşmalarıdır. Her iki grupta aynı karbona bağlanmıştır. 20 amino asit türünün en basitleri iki karbon içeren doğal proteinleri inşada kullanılır.Bu 20 grubun 17’si 6 yada daha az karbon atomu içerir. Miller deneyinde ortaya çıkan amino asitler ise iki yada üç karbon atomuna sahiptirler.

 Buna karşılık, nükleotidlerin herhangi bir türünün Miller tipi deneylerin bir ürünü ya da meteorit çalışmalarında bulunan bir madde olduğunu rapor edilmiş değildir. Açıkça görülen, canlı olmayan doğanın, moleküllerin oluşumunda daha çok karbon atomlu molekül yerine daha az sayıda karbon atomu kullanmaya ya da oluşturmaya eğilimli olduğu ve bizim hayatımızı için gerekli nükleotidleri yaratma konusunda herhangi bir tarafgirlik göstermediğidir.

 İlk RNA fikrini, bu gibi başka birçok ölümcül hatalardan kurtarmak için, bu tasarımın savunması prebiyotik sentez adı verilen disiplinin oluşturulması ile mümkün olmuştur. Bunu savunanlar, RNA ve parçalarının, kendileri tarafından laboratuar ortamında gerçekleştirilmiş biz dizi kontrollü tepkimelerle, başlangıç malzemelerini ve durumlarını oluşturacak ilgili koşulları gerçekleştirebileceğini göstermeye çabalamışlardır.Bu konuyla ilgili bilgi www.sciam.com//ontheweb adresinde bulunabilir.Burada prebiyotik sentez araştırmalarının eksiklikleri ile alakalı detaylı bilgi bulabilirsiniz.

Problem şu analojiyi akla getirmektedir: 18 delikli bir sahada golf oynayan bir golf oyuncusu düşleyin, daha sonra farz edelim ki top oyuncu olmadan kendi kendine bu sahada oyuna devam etsin. İşte bu çalışmada böyle bir olasılığı göstermektedir. Prebiyotik sentezin, nükleotidleri oluşturması için doğal güçlerden meydana gelen (depremler, rüzgârlar, kasırgalar, seller vs gibi) bir birleşimin golf sahasındaki topun gerçekleştirdiği sonucu yeterince zaman verilirse gerçekleştirebileceğini kabul etmek zorundadırlar. RNA’nın kendi kendine oluşumunu engelleyecek herhangi bir doğa yasası bulunmamaktadır, fakat bunun gerçekleşmesi için ”gerekli şans gerçektende devasadır.” 2

 Şimdi Atesit materyalizmin en büyük savunucularından Dawkinsinde yakın arkadaşı D.Dennett bakın bizlere kendi kitabında neyi fısıldıyor;

Araştırmamızın bu düzeyinde keşfettiğimiz eyleyiciliğe benzer şeyde, bize yabancı ve hafif itici gelen bir şey var; ortada amaca yönelik telaşlı bir koşuşturmaca olmasına rağmen, ‘evde kimse yok’. Mükemmel bir şekilde tasarlandıkları ve yaptıkları şeyden hiç haberdar olmadıkları anlaşılan moleküler makineler, şaşırtıcı marifetler sergiliyor 3

 Peki Dawkins neler yumurtluyor bir bakalım; Dawkins aslında Kör Saatçi adlı eserinde   tam tatmin olmamış içsel endişelerini de susturmayı denemektedir. 3.bölümün başında üstat şöyle der;

‘’Canlıların rastlantı eseri ortaya çıkamayacak kadar olasılık dışı ve güzel ‘tasarlanmış ’olduğunu gördük. Öyleyse, nasıl var oldular? Yanıt-ki Darwin’in yanıtıdır bu şöyle: Canlılar, basit başlangıçların, rastlantı eseri hayat kazanabilecek kadar basit ilkel varlıkların, kerte kerte, adım adım dönüşümüyle ortaya çıktı. Bu birikimli süreci yönlendiren etken hayatta kalabilme çabasıdır ve gelişigüzel değildir. Bu bölümün amacı da, birikimli seçilimin gelişigüzel olmayan, temel bir süreç olarak gücünü gösterebilmektir.’’ 4

 Gördüğünüz gibi Mustafa Beyin ve Sayın Nuray Mert Hanım efendinin yazılarında bahsedilen materyalist despotizmin kökenleri kendine Darwinizmde yuva bulmaktadır. Gerçekler ortada iken gözleri kapamaya gerek yok meğer ki kör bir saatçi sizin için saat yapmıyorsa…

 

1.Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 37.

2. http://www.sciam.com/article.cfm?articleID=B7AABF35-E7F2-99DF-309B8CEF02B5C4D7

3.Daniel C. Dennett, Aklın Türleri-bir bilinç arayışına doğru-Varlık/Bilim, sayfa 32

4. The Blind Watchmaker, Oxford University Press 1986 TÜBİTAK popüler bilim kitapları 3.basım Çeviri Feryal Halatçı S. 55

 

 

 

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: October 20, 2007 3:03 PM

İslamiyet’e göre insanlığın annesi birdir, bilim bu gerçeği nasıl karşılamaktadır?
________________________________________
Ekim 1987’de Chicago’da Amerika Antropoloji Enstitüsünde Rebecca Cann, aylardır süren araştırmasını “Havva Hipotezi” diye özetliyordu. Rebecca Cann, yakınlarda keşfedilen bir biyolojik gerçekten yola çıkarak, hücrenin küçük bir organcığı olan mitokondri DNA’sının, hücre çekirdeğindeki DNA’dan farklı olduğunu tespit etmişti. Çekirdekteki DNA, nesiller boyu yeni yeni kombinezonlara girerken, mitokondri DNA’sı hiç kombinezonlara girmeden, aynen aktarılıyordu. Yani, bir annenin mitokondri DNA’sı, çekirdek DNA’sı gibi babanın DNA’sına karışmıyor; kendi çocuklarına aynen geçiyordu. Onun kızları da kendi kızlarına, onlar da kendi kızlarına... mitokondri DNA’sını olduğu gibi aktarmaktaydı.

O halde, şu andaki kız çocuklarının mitokondri DNA’larına bakılarak, neden Hz. Havva’ya kadar gidilmesindi? Ve Rebecca Cann, doğuma hazırlanan 147 hamile kadının doğumdan sonra rahimden atılan plasentalarını aldı. Kimi Asyalı, kimi Orta Doğulu, kimi Afrikalı, kimi Avrupalı olan bu kadınların plasenta dokularından elde ettiği mitokondri DNA’larını birbirine kıyasladı. Aynı sıralarda, Emory Üniversitesinden bir grup genetikçi, dört ayrı kıtadan toplam 700 insanın kanını bir araya toplayıp, kan hücrelerinin mitokondri DNA’larını incelemeye koyuldular.

Sonra, her iki araştırmanın sonuçları birleştirildi. Görüldü ki, ayrı kıtalarda yaşayan farklı ırk mensubu insanların mitokondri DNA’ları arasında hemen hemen hiç fark bulunmuyor; DNA’ların hepsi, gele gele tek bir kadında noktalanıyordu. Araştırmaları baştan sona izleyen Allan Wilsan’a göre “Hepimizin ortak bir annesi olmalıydı.”

Ünlü paleontolog Stephen Jay Gould da bu görüşü destekliyor. “Havva Hipotezi” için, “Kalıbımı basarım, müthiş bir buluş bu. Çünkü, hepimizi, şimdiye kadar fark etmediğimiz yakınlıkta, birer biyolojik kardeş yapıyor.”

“Aynı ailenin çocukları gibi” diye tamamlıyor, California Üniversitesi biyologları.

Evrimci bir paleontolog ise, “DNA’lardan elde edilen bu yeni bilgiler öylesine hassas, öylesine gerçek ki, bizim anlattıklarımızın hepsi, bir anda kocakarı hikayesine dönüverdi.” diyerek “Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık.” ayetini bilmeyerek tasdik ediyorlardı.

Yazan: abdullah Tarih: October 20, 2007 3:04 PM

bir arkadaş akıllı tasarım=yaratılışçılık demiş..

evrenin bir müdahaleyle meydana geldiği noktasında bir örtüşme olsada bu ikisi birbirinden çok farklı şeyler.
yaratılış teorisi kutsal metinlerdeki yaratılışı bilimsel olarak yorumlar ve din referanslıdır..

yaratılış teorisinde evrenin bigbang'ten evrimleşerek bugünki haline geldiği görüşü kabul edilemez.evren ilk yaratıldığı gibidir..aşamalardan geçmemiştir.

AT ise dine atıf yapmaz..kutsal kitaptaki yaratılışı doğrulamaya çalışmaz..bilimin bigbang konusunda bir kabulü varsa bunu önemser..din adına bilim yapmaya çalışmıyor anladığım kadarıyla.böyle bir kaygısı yok..

Fuat beyin açıklamalarıyla bu durumu birleştirdiğimde Collins'i AT'ci kategoride değerlendirmek daha uygun olur gibi görünüyor.Darwinist evrim tesadüfçü olduğuna göre AT'ci evrime bilinçli müdahaleyi savunan ve biyolojik mekanizmaları daha farklı yorumlayan bir ekol olarak bakabiliriz..zamanla bilim dünyasında daha geniş yer bulacağını sanıyorum..yenilikler ilk başta hep bir dirençle karşılaşmıştır..bu da normal..

entropi konusundaki verdiğim örnekler termodinamik dersinde bize öğretilen örneklerdendi..kendim uydurmadım..

evrende iş ısıya çevrilir..kendi kendine olur bu..
ısıdan iş elde etmek ise evrendeki işleyişin tersine hareket etmektir..ayrıca sadece ısıda yetmez..bu ısıyı kullanabilecek mekanizma lazımdır.

bir şekerin dağıldıktan sonra eski haline kendi kendine dönememesi dünyada gerçekleşen bir olay.dünya sizin bahsettiğiniz gibi güneşe açıktır..izole değildir..hoş mutlak anlamda izole bir sistemi nerden bulacağız onuda bilemiyorum.her sistem az ya da çok güneşe,dış enerjiye açıktır.adyabatik koşullar özel olarak oluşturulur.

dünyanın ilk ilkel şartlarını evrimcilerin söylediği gibi düşünelim..bol bol enerjisi var dünyanın..güneşten geliyor..peki bu enerji cansızdan canlılığa daha komplekse geçmek için yeter mi?güneş enerjisini canlılar direk kullanamazlar..onu kullanılabilir hale getirecek kendi bünyelerinde mekanizmaları olması gerekir.

evrim hadisesinde ilkel yapıların gelişigüzel şekilde güneşten aldıkları enerjiyle daha kompleks yapılara uzun bir süreç içinde dönüştüğü iddia edilir..burada spontane bir şekilde ısının işe dönüştüğü iddia ediliyor.. bu muazzam korkunç
büyüme için maddenin yapısında dev motorlar olması gerekir..

ısıdan verimli şekilde iş elde etmek mühendisliğin en önemli sorunlarından biri..bu kolay bir şey değil..doğanın yapısı buna karşı direnç gösteriyor.doğa düzenli hale geçmek istemiyor.

düzensizlikten düzen çıkabileceğini ispata çok çalışmış biri olan Prigogin'in itirafını da aşağıda vereyim;
-----------------------------------------------

Kaos Teorisi ve... canlıların oldukça düzenli olan hücreleri ele alındığında, bunlardaki biyolojik düzenlilik, teorinin karşısına net bir problem olarak çıkmaktadır. (Ilya Prigogine, Isabelle Stengers, Order Out of Chaos, New York: Bantam Books, 1984, s. 175)
--------------------------------------------------

bu alıntıyı yaptığım makalenin linkide aşağıda.

http://www.entropi.net/entropi/entropi.php?id=9

evrimci bilim adamları entropi sorununu sihirli bir değnekle aşıyorlar,görmek istemiyorlar bu sorunu..bilim adamlarına her zaman çok güvenmeyin bence..onlar da ideolojileri ve inançları olan insanlar sonuçta..bazen inançları için kendi koydukları kanunları bile görmezden gelebiliyorlar.

Yazan: deniz Tarih: October 20, 2007 4:10 PM

deniz bey, yazımın öncesini okumadınız mı allahaşkına?

ben şunu söyledim:

"ha canlıları bir yaratıcı (veya yaratıcılar) birdenbire yaratmışlar, ha canlılar evrimleşmişler, ancak bu süreç bir yaratıcı (veya yaratıcılar) tarafından yönlendirilmiş. Bunların ikisi aynı şey."

ikisinde de doğaüstü birşeylerin (veya birilerinin) parmağı var.

bu nedenle, akıllı tasarım, yaratılışçılığın bir çeşidinden başka birşey değildir. çünkü DOĞAÜSTÜ VARLIK(LAR)A gönderme yapar.

demiştim.

eğer akıllı tasarım doğaüstü birşeylere gönderme yapmıyorsa beni düzeltin lütfen.

Yazan: sawyer Tarih: October 20, 2007 6:51 PM

Mustafa Bey, dört kategoriden bahsetmiş. Birincisi "ateist evrimciler", ikincisi "inançlı evrimciler", üçüncüsü "akıllı tasarımcılar" ve dördüncüsü "yaratılışçılar". Aslında buna benzer ayrımlar yapılıyor. Mesela Futuyma'nın, "evolution" adlı kitabında ateist evrimciler "materyalist evrim teorisi", inançlı evrimciler de "teist evrim teorisi" başlıkları altında sınıflanmıştır. Akıllı tasarım, eğer salt materyalizmden salt doğaüstüne doğru bir sıralama yaparsak üçüncü sırada gelir. Geriye doğru ilerlediğinizde yaratılışçılığın çeşitli biçimleri gelir. Yeni ve eski dünya yaratılışçılığı gibi. Kuşkusuz, böyle bir sınıflandırma yapmakta özgürüz. Ancak böyle bir sınıflandırma bizi maalesef yanlış sonuçlar çıkarmaya zorlayabilir.

Bu yanlış sonuçlardan biri akıllı tasarım iddiasının bizi dini kaynaklarda belirtilen yaratılış düşüncesine götüreceği (ve böylece aslında akıllı tasarımın dinlerin hizmetinde olduğuna), materyalist evrim teorisinin de bizi ateist dünya görüşüne götüreceği (ve böylece evrim teorisinin aslında ateizmin hizmetinde olduğuna) düşünceleridir. Teistik evrim ise materyalist evrim teorisinden tek bir noktada farklıdır; o da felsefi düzeydedir. Bu fark evrimsel sürecin ilahi bir müdahale sonucunda gerçekleştiğidir. Bunun dışında materyalist evrim teorisinin iddialarıyla çelişmez, aynıdır. Doğrusu materyalist evrimciler ile teistik evrimciler arasında hangisi doğru hangisi yanlış diye bir tartışmaya girmek anlamsız olacaktır. Ancak akıllı tasarım iddiasının materyalist evrim teorisinden (ve tabiki teistik evrimden) belirli farkları vardır. Akıllı tasarım iddiası, karmaşık yapıların oluşumlarının mevcut fizik kanunları çerçevesi içinde açıklanamadığını ve dolayısıyla mevcut fizik kanunlarının ötesinde birtakım argümanlara ihtiyacımız olduğudur. Böylece bir "tasarımcının" varlığı ileri sürülmektedir. Bu iddianın teistik evrimden şöyle bir farkı vardır: Teistik evrimde Tanrı'nın varlığı zaten kabul edilmektedir. Evrimin mekanizmalarını Tanrı tayin etmiştir. Evrimleşme vardır ve bu Tanrı sayesinde olmuştur. Bir başka deyişle Tanrı'nın evrimleşmeyi "nasıl" mümkün kıldığını ileri sürmektedirler. Akıllı tasarım iddiasında ise materyalist evrim teorisinin "mekanizmaları" tam anlamıyla benimsenmez. Biyolojik çeşitlilik evrimin mekanizmalarıyla açıklanamaz. Bunun yerine başka bir hipotez ileri sürülür. "Tasarımcı" hipotezi. Ancak dikkat ederseniz burada açıklanmaya çalışılan bir fenomenin (canlıların karmaşıklığı ve çeşitliliği) yine açıklanması gereken bir fenomenle (tasarımcı) açıklanma çabası olduğunu görüyoruz. Oysa ki evrim teorisinde böyle bir sorun yoktur. İster materyalist isterse teistik olsun, fark etmez. Şunu söyleyebilirsiniz, iyi de teistik evrim teorisinde de doğaüstü bir varlık var, o halde o neden aynı hataya düşmüyor? Bunun nedeni şudur ki, teistik evrim teorisi Tanrı'nın "nasıl" yarattığını açıklıyor. Açıklaması da materyalist evrim teorisinin açıklamasından pek farklı değil. Ama akıllı tasarım iddiasında böyle bir açıklama yok. Canlılar bir şekilde varolmuşlar, nedenini bilmiyoruz, ama görünüşe bakılırsa "birinin" bunda parmağı var (biraz karikatürleştirmiş oldum). Doğrusu bu tür bir açıklama "bilimsel" bir açıklama değildir.

Gelelim materyalist evrim teorisinin ateizme olan desteğine. Elbette birçok kişi evrim teorisinin ateist dünya görüşüne destek olduğunu söylemekte haklıdır. Destek olmaktadır; ancak kanıtlamamaktadır! Aynı şekilde akıllı tasarım iddiası da göksel dinlere olan inancı destekler niteliktedir. Doğru, desteklemektedir; ancak kanıtlamamaktadır! O halde nasıl oluyor da bir görüşü destekleyen bir kuram ya da bir iddia o görüşü kanıtlayamamaktadır? Bunun nedeni yanlış bir anlamadan kaynaklanıyor. Bir görüşü destekleyen bir kuram ya da iddiadan söz ettiğimizde aslında o görüş ve kuram/iddia arasındaki "benzerlikten" bahsetmekteyiz. İki görüş arasında benzer yanlar olabilir. Bu benzer yanlardan çıkarak birinin diğerinin kanıtı olduğu iddia edilebilir. Ama salt benzerlikten yola çıkarak birinin diğerinin kanıtı olduğu söylenemez. Zira bu sadece bir mecazdır. Ateizm ve evrim teorisi arasında kurulan bağlantı da sadece bir mecazdır (Dawkins'in yaptığı gibi).

Ateizm hakkında da birkaç şey söylemek istiyorum. Çünkü ateizm genellikle "kötü" olarak gösterilir ve anneler-babalar çocuklarının böyle kötü ideolojilere inanmasını önlemeri için uyarılır. Ateizm her şeyden önce teistik tanrı anlayışının reddidir. Teistik tanrı anlayışı ise çoğu kişiye göre "insani" bir tanrıdır (yani insan benzeri bir tanrı). Zira insanlarla iletişim kurabilir, görebilir, işitebilir, ödüllendirir ve cezalandırabilir. Ateizm, işte böyle bir tanrının reddidir. Oysa ki, Tanrı'yı sadece hep varolan ve yaratan (ya da sebep olan diyelim) olarak düşünürsek ateizmin pek bir hükmü kalmayacaktır. Tanrı'yı sözünü ettiğim türde tanımladığımızda hep varolan ve sebep olan bir fenomeni "tanrı" olarak adlandırmak yanlış olmayacaktır (örneğin fizik yasaları ya da belki daha da temelde yatan unsurlar). Böyle bir tanrının reddetmek pek mümkün gözükmüyor doğrusu. Görüldüğü gibi ateizm (mutlak ateizmden bahsetmiyorum) her anlamda tanrının bir reddi değildir. Bu bağlamda ateizm-teizm tartışmasının pek de sonu gelecek bir tartışma olmadığına ve zaten bu tartışmanın anlamsız olduğuna inanıyorum. Hele ki ateizm-evrim tartışmasını iyiden iyiye anlamsız buluyorum.

Saygılar

Emre ÜNVER

Yazan: emre ünver Tarih: October 21, 2007 1:05 AM

Mitokondrial DNA konusunda son yapilan
calismalar ve gelinen nokta hakkinda cok
kisa ve ozlu genel bir bilgi sahibi olabilmek
icin, asagida bilimsel bir sitede yer alan
bir makalenin en belirgin ana basliklarini
kisaca soylece cevirip vermek istiyorum
burada:

--------------------
evrim kurami: Insan Evriminin
arastirilmasi
"Mitokondrial DNA Insan Evrimini
belirginlestiriyor"
by Max Ingman
bir "ActionBioscience.org" orijinal
makalesidir.

makalenin ana basliklari=

bircok populasyon uzerinde yapilan en son (mitokondrial) DNA calismalari bize sunlari onermektedir:

= modern insanlar ilk olarak Afrika'da
ortaya cikmis olmalidirlar.

= tek bir temel populasyon icinde
yeryuzunde belirmis olmalidirlar.

= yaklasik 170.ooo yil once evrimlesmis olmalidirlar.

= ve diger hominidlerin (insanimsi) yerini
almak uzere buradan (dunyanin diger
bolgelerine) gocetmis olmalidirlar.

------------------
Yazar hakkinda: Max Ingman, bir
Avustralyali, medikal genetik dalindaki
doktora derecesini Isvecin Uppsala universitesinde tamamlamaktadir.
Yakin bir zaman once, o ve doktora
arkadaslari cesitli farkli cografi, irki
ve dilsel koklerden gelmis topluluklarin butun "Mitokondrial Gen" yapilarini
analiz etmislerdir. Ve bu calisma gunumuze
dek yapilmis en detayli calisma olarak
kabul edilmektedir. Ve o su anda belirli,
bir acidan enteresan, populasyonlarin
evrimsel tarihlerini arastiran projeler
uzerinde calismaktadir...

********************

yasin'in notu: Kuran'da Hz. Ademin
yeryuzunde bir "halife" olarak ortaya
cikarilmis oldugunun ozellikle vurgulanmis
olmasi burada bizim icin onemli bir isaret olabilir belki. (Bakara Suresi 30)
cunki "halife" kelimesi Kuran'da

"bir ferdin ya da toplulugun
zurriyetinden-arkasindan cikarilan
--ve bazen fiziksel ve zihinsel
acidan (2/247)--
yaratista evrimlestirilip-arttirilmis olabileceklerine isaret olunan (7/69)
ve bunun ardindan kendisine iktidar
yetkisi verilen
sonradan gelen kisi ya da topluluklari

kasteden bir ifade olarak da
kullanilmaktadir. (Araf Suresi 69)

dolayisiyla, burada hz. Ademin baskani
oldugu bir modern insan populasyonunun
--yukaridaki makalede anilan verilere
gore-- yaklasik bundan 170.000 yil once yeryuzunde ortaya cikarildigi ve bundan
sonra --yine yukarida anilan-- diger
hominidler (insanimsilar)in arkasindan
yeryuzunde bir "halife" olarak tayin edilmis
olabilecegini dusunebiliriz belki.

********************

bu konuda daha genis bilgi sahibi olmak
isteyen tum --inancli ya da ateist--
arkadaslarin asagidaki siteye de ugramayi
unutmamalarini onemle tavsiye ederim.

http://www.actionbioscience.org/evolution/ingman.html


Yazan: yasin Tarih: October 21, 2007 5:06 AM

Sawyer,

Allah'ın aşkına kurban olurum ben..o yüzden hemen fikrimi söyleyeyim..

akıllı tasarım yaratılışın bir türü değildir kanımca.yaratılış çok farklı birşey..yaratılışta kutsal kitabı önlerine alıp o doğrultuda bilim yapmaya çalışılıyor ve bilimin sınırlarını da kutsal kitap belirliyor..

ortaçağdaki din-bilim savaşları bu yüzden değil miydi?..dünyanın dönmesini iddia bile incile aykırı olduğu için aforoz sebebiydi.hastalıkları duayla üfürükle tedavi etmeye çalışırlar,aşı vs.türü şeylere din adına hücüm edilirdi.vs....

bunun İslami versiyonuda var tabiki.Kuran'daki ayetleri referans alıp bilimi buna uydurma çabaları var..bu işler herşeyden önce dine yapılmış bir zulümdür bence..yaratılış ayetleri müteşabih ayetlerdir..mahiyetini tam bilemeyiz..çeldiricilerdendir..iman testi gibi.

AT aşkın bir yaratıcının yaptığı tasarımdan ziyade,evrendeki kurulumun bizatihi bilinçli olduğunu söylemeye çalışıyor..mekanizmalar tesadüfi değil..evrenin kendisi bilinçli hareket ediyor..

burdan aşkın bir tanrıya gidip gitmemek bireyin tefekkürüne kalmış..kendisini bağlar..bir Tanrı yapmamışda denebilir....evrenin kendisi dev bir canlı organizmada olabilir.

yaratılışçılar AT'yi kendi taraflarına çekmek istedikleri için bu karmaşa çıkıyor.hatta Mustafa Akyol'un müslümanlığının bile sorgulandığını biliyorum.müslüman ancak yaratılışçı olabilir.AT insanı dinden çıkarır diyen çok bilmiş ahkam kesicilerde var.

benim kanaatim böyle Sawyer..din üzerinden bilim yapılmasına bende çok karşıyım..mantıklı değil duygusal heyecanla yapılan şeyler bunlar..dini savunma adına belki iyi niyetli ama yanlış şeyler..

Yazan: deniz Tarih: October 21, 2007 12:03 PM

Kaynak soran arkadaşlar için:

Kaynak #1:
Dawkins'in meşhur lafı:
"Darwin made it possible to be an intellectually fulfilled atheist."

Kaynak #2:
"There is just no evidence for the existence of God. Evolution by natural selection is a process that works up from simple beginnings, and simple beginnings are easy to explain. The engineer or any other living thing is difficult to explain -- but it is explicable by evolution by natural selection. So the relevance of evolutionary biology to atheism is that evolutionary biology gives us the only known mechanism whereby the illusion of design, or apparent design, could ever come into the universe anywhere."

Kaynak #3:
"First, most of the traditional arguments for God's existence, from Aquinas on, are easily demolished. Several of them, such as the First Cause argument, work by setting up an infinite regress which God is wheeled out to terminate. But we are never told why God is magically able to terminate regresses while needing no explanation himself. To be sure, we do need some kind of explanation for the origin of all things. Physicists and cosmologists are hard at work on the problem. But whatever the answer - a random quantum fluctuation or a Hawking/Penrose singularity or whatever we end up calling it - it will be simple. Complex, statistically improbable things, by definition, don't just happen; they demand an explanation in their own right. They are impotent to terminate regresses, in a way that simple things are not. The first cause cannot have been an intelligence - let alone an intelligence that answers prayers and enjoys being worshipped. Intelligent, creative, complex, statistically improbable things come late into the universe, as the product of evolution or some other process of gradual escalation from simple beginnings. They come late into the universe and therefore cannot be responsible for designing it."

Kaynak #4:
"Science offers us an explanation of how complexity (the difficult) arose out of simplicity (the easy). The hypothesis of God offers no worthwhile explanation for anything, for it simply postulates what we are trying to explain. It postulates the difficult to explain, and leaves it at that. We cannot prove that there is no God, but we can safely conclude the He is very, very improbable indeed."

Yazan: Farshad Tarih: October 21, 2007 8:38 PM

evet bence de Kuran'da neyin "sembolik" bir
ornek olarak verildigini ve neyin "gercek"
bir ornek olarak verildigini iyi tesbit edip ayirmamiz ve buna gore dogru yorum ve
yaklasimlar yapmamiz gerekli olabilir, oncelikle.

ornegin yine Kuran'da Allahin insani "iki
eliyle" --aynen bir comlekcinin camuru sekillendirmesi gibi-- oturup yarattigina isaret edilmis olmalidir. (38.sure 75 & 55.sure 14)
bunun yine --diger bircok ornekler gibi--sadece "sembolik" bir ornek olarak verildigini (17.sure 89), cunki gercekte Allahin hicbir sey icin oturup asla "iki eliyle" ugrasmayacagini, fakat sadece "ol" emrini kullanacagini ve daha sonra herseyin Onun bu emri dogrultusunda el degmeden ve kendiliginden --Onun daha onceden belirledigi bir dogal plan ve zaman icerisinde-- olacagini yine Kuran'da belirgin olarak ogrenebiliyoruz sanirim. (36.sure 82 & 77.sure
20-23)

********************

yasin'in notu: bundan sonra, diger bazi
sitelerde evrim kuramina genelde olumlu
yaklasan bazi inancli arkadaslarin yapmis olduklari cesitli --bana buyuk oranda makul gorunen-- yorumlari aynen kendi isimleriyle kopyalayip asagida aktarmak istiyorum.
umarim bu arkadaslarin buna hicbir itirazlari olmaz. sadece dusunmek, tefekkur etmek, bu
olaya cok cesitli ve farkli acilardan
bakabilmek ve bunun ardindan daha saglikli kararlar verebilmek amaciyla...
herkese selamlar.


Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 1:08 AM

Gecenlerde cnn’de okudugum bir makaleyi burada sizinle paylasmak istiyorum.
Bu makale su an Amerikada “Insan Genleri Projesinin” basinda bulunan unlu profesor
Francis Collins tarafindan kaleme alinmis.

Bu sahis insanda bulunan yaklasik “uc kusur milyar” genin haritasini cikaran bilimadamlari grubunun basindaki en kidemli profesor.

Bu profesor bu makalede, mealen ve ozetle, gencken neden bir ateist oldugunu ve sonra neden ve nasil Allaha yoneldigini aciklamis.

Ve makalenin ileriki bolumunde “Evrim Kurami”
ile ilgili olarak yine, mealen ve ozetle, su fikirleri dile getirmis:

Buna gore, Prof. Collins acisindan Evrim Kurami ile Yaratici fikri asla catismamaktadir.
Cunki Yaratici Evrim Mekanizmasini
kullanarak da yeryuzundeki butun canliligi yaratip yaymis olabilir.
Ve Profesore gore bugunku butun degisik canli turlerinin “genel ortak bir atadan tureyerek”
ilk zamanlarda siniflar-tavirlar halinde yeryuzunde yayildiklari gorusu (descent by common ancestry) gercekten somut delillerle desteklenmis dogru bir gorustur. (Bu konuda Kuranda 71/13-14 ayetinin okunmasini tavsiye ederim.)

Yine Prof. Collinse gore, Evrim Kuramini destekleyen bunca fosil kayitlari hala bazilarini ikna etmemisse, Prof. Collins bu kisilere kendi uzmanlik alani olan “Canlilardaki Genetik Benzerlikleri” kullanarak da yeryuzundeki butun canlilarin nasil birbirleriyle benzer ve iliskili olduklarini en guclu bir sekilde ispat edebilecegini dile getirmis. (Bu konuda 6/38 ayetinin okunmasini tavsiye ederim.)

Yine Prof. Collinse gore Amerikada bazi dindar hristiyan gruplar arasinda
(gecen asrin basindan beri suren) Evrim Kurami karsitligi sadece Incilin mota mot uyarlanip yanlis anlasilmasindan kaynaklanmaktadir.
Oysa Prof. Collinse gore Incildeki bu yaratilis hikayesi sadece sembolik bir anlatim da olabilir. Ve bunu bu sekilde anlayip bilime ve bilimsel buluslara olumlu bakan ve yakin duran insanlar daima var olmuslardir hristiyan aleminde... (Ingilizce bilen arkadaslarin cnn.com-commentaries bolumunden arastirarak bu makaleye ulasmalarini ve tamamini okumalarini onemle tavsiye ederim.)

Sozun ozu, ben de yukarida bazi arkadaslarin degindigi gibi, cagimizda
basgosteren bu bilim ve evrim kurami karsitliginin aslinda bir hristiyan "evangelist" bagnazligi oldugunu, ve bizim yuce dinimizde boyle bir bagnazligin yeri ve geregi olmadigini dusunuyorum... ERCAN DOGRUKUL

********************

yasin'in notu: bu arkadasin yukarida bahsettigi ingilizce makaleye asagida verecegim linkte
hemen ulasabilirsiniz:

http://www.cnn.com/2007/US/04/03/collins.commentary/index.html

Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 1:29 AM

Onun kudreti herseye muktedir degil midir ki,
O birseyin olmasini diledigi zaman, ona sadece “ol” der ve o da hemen olur.

diye sormus yukarida, yine sn. metin arkadasimiz.

bu konuda once “Evren, Bilim ve Inanc” basligi altindaki bolumde “Inancli Bilimci” isimli bir arkadasin yaptigi bir yorumu kismi olarak
aynen buraya kopyalamak istiyorum:

--------------------
yuce Allahin emri geregi, yukaridaki ozel hususu (Demirin yaratilip-indirilmesi) arastirdigimizda, bildigim kadariyla bugunku bilimsel veriler isiginda –inancli bir perspektiften– su sonuclara ulasabiliyoruz:

1) Yuce Allah demiri yaratmak istedigi zaman, bu is icin oncelikle “ol” emrini kullanarak yaratma hadisesini sifirdan ve yildizlarda baslatiyor olmalidir.

2) bu yildizlarda yuz binlerce yil suren bir surecte butun elementler –en basitten en komplekse dogru– Onun vahyi dogrultusunda, kendiliginden ve el degmeden, olusmaktadirlar. bunlar sirayla

Hidrojen & Helyum & Lityum & Berilyum & Bor...

seklinde gitmekte ve “Demir” ise bu evrimsel cizginin cok daha sonralarinda ortaya cikmaktadir.

3) ve daha sonra yuce Allahin bu yildiza bictigi sure doldugunda, ve artik yakitini tamamen tukettiginde, bu yildizlar buyuk bir
patlamayla son bulmakta,
ve bunun sonucunda, bu yildizda o ana kadar uretilmis olan butun elementler ve “Demir” butun evrene ve gezegenlere, yine Onun vahyi dogrultusunda ve el degmeden, indirilmektedirler.

bu aktarilan ornekten benim cikarabildigim bazi en onemli noktalari & fikirleri soylece ozetlemek istiyorum=

1) Yuce Allahin zihninde her tur varligin
“yaratis plani” icin buna benzer bir evrimsel surec –en basitten baslayip en komplekse
dogru, Onun vahyi dogrultusunda, kendiliginden ve el degmeden ilerleyen– olmasi mumkun ve makul olabilir Kurana gore...

2) Burada Kuran’da kullanilan bazi sembolik & mesel anlatimlari gercek manada
algilayip-yorumlayarak bu tip bilimsel bulgulara
karsi cikmak dogru ve uygun bir davranis olmayabilir. Ornegin=

Ve biz gogu (yildizlar & gezegenler) ellerimizle bina ettik... (51/47)

ayetini kullanarak yukarida anlatilan
“yildizlarin, Onun vahyi dogrultusunda, el degmeden kendiliginden olusumu” hadisesini
tamamen reddetmek gibi...

cunki yuce Allah gercek manada hicbir sey icin “ellerini” kullanmayacagini, fakat sadece “ol” emrini kullanacagini,
ve bunun sonrasinda, diledigi herseyin, Onun vahyi dogrultusunda, kendiliginden olmaya baslayacagini acikca bildiriyor olmali. (36/82)

ve yine yukarida aktarilan bu ilk ayeti (36/82) yanlis algilayip-yorumlayarak

Demirin vs. Allahin “ol” emrinin sonrasinda “hemen ve bir anda
olmus olmasi” gerektigini iddia ederek

yukarida aktarilan sureci reddetmek yine hic uygun ve dogru bir yaklasim olmayabilir.
--------------------

evet, buna binaen, sanirim, bence de 3/47 ayetinin (ve benzeri ayetlerin) en dogru cevirisi su sekilde olmalidir:

...ve O bir isi planlayip-bitirdigi zaman
(= qada emren), ona sadece “ol” der,
ve o da (daha onceden Onun planladigi sekilde ve
duzende) hemen olmaya baslar...

bu durumu su somut ornekle, tekrar daha net bir sekilde, algilayabiliriz belki:

yuce Allah butun evreni yaratmak icin de bundan yaklasik 15 milyar yil once “ol” emrini kullanmis,
ve bunun ardindan butun evrenimiz buyuk patlama (big bang) ile –Onun daha onceden en ince ayrintisina kadar planladigi sekilde ve duzende–
hemen olmaya baslamis,
ve hala da olmaya devam etmektedir sanirim.
ve bu evrenimiz her an daha da genisleyerek
ileride “en genis boyutuna” ulastigi zaman,
saniyorum artik Allahin izni ve emriyle
–Onun takdir ettigi bir zaman diliminde–
tamamen “olmus” olacaktir artik.

dogru soylediklerim Allahtan, yanlislarim yine nefsimdendir.
selam ve hurmetlerimle. HASAN ABDULLAH

Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 1:51 AM

dusun ki, Rabbin meleklere: muhakkak ben
yeryuzunde bir halife TAYIN EDECEGIM dedigi vakit,
biz seni tesbih ve takdis edip dururken, orada fesat cikaracak ve kanlar akitacak birini mi YARATACAKSIN dediler.

seklinde bir arguman sunmus yukarida, sn. metin arkadasimiz,

bu ayetin kelime kelime tam tercumesi, bildigim kadariyla, soyle olmali:

ve o zaman, Rabbin meleklere dedi= Suphesiz ki, Ben yeryuzunde bir Halife KILACAGIM.
dediler ki= Sen orada fesat cikaracak ve kan akitacak birini mi KILACAKSIN… (2/30)

burada gecen "Halife" kelimesi bir toplulugun
ya da ferdin “arkasindan gelen” ve kendisine yonetme & iktidar yetkisi verilen bir baska toplulugu ya da ferdi kastederek kullanilmis
bir terim olmalidir Kitabta genelde.
(7/69 & 7/142)

dolayisiyla, burada hz. Ademin -–su anki en gecerli bilimsel verilere gore–- sanirim Austrolopithecus turu degisik bir toplulugun
zurriyyetinden ve “arkasindan gelen”
ve bedensel olarak ve zihinsel olarak olumlu yonde
evrimlestirilip Halife TAYIN EDILEN yuce bir Peygamber olmasi -–cok kati bir sekilde itiraz edilemeyecek–- makul bir fikir olabilir sanirim Kitaba gore. (2/30 & 6/133)
(bedensel ve zihinsel artis & evrim isareti icin bkz. 7/69 & 2/247)

dogru soylediklerim Allahtan, yanlislarim yine nefsimdendir.
selam ve hurmetlerimle. HASAN ABDULLAH

********************

yasin'in notu: 6.sure 133'te gecen
(ve insanlarin onlarin zurriyetinden insa edilip ortaya cikarildiklarina isaret olunan) bu "qavmen aheriyne" (sonraki & baska bir kavim) ifadesi bizim icin belki onemli bir isaret olabilir burada. cunki bu "aheriyne" ifadesi Kuran'da hem
"sonra ortaya cikan" ve hem "baska bir formda olan" anlamlarinda kullanilabilmektedir.
buna gore, modern insan toplulugunun kendisinden evrim kanaliyla turetildikleri dusunulen bu pithecus (insanimsi) turleri bu tanimlamaya cok uygun dusebilmektedir.
cunki bu tip bir kavim hem --jeolojik katman bulgularina gore-- yeryuzunde "cok sonra" ortaya cikmis, ve hem de modern insan turunden bir miktar "baska bir formda" duzenlenmis bir kavim olarak nitelendirilebilir. (6. sure 133)
ayrica Kuran'da sadece modern insan turunun degil, fakat diger --insana bir miktar benzeyen ya da hic benzemeyen-- butun canli turlerinin de
"ummetler" (= kavimler & halklar) olarak
vasiflandirilabildigini burada unutmamaliyiz. (6.sure 38)

Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 3:13 AM

yeryuzunde hareket eden canli turleri,
ve iki kanadiyla ucan kuslar,
ancak sizin BENZERLERINIZ (=EMSALUKUM) olan
ummetlerdir... (6/38)

********************

yukaridaki ayette, sanirim belki de yeryuzundeki bircok canli turlerinin insan turu ile bedensel acidan “BENZER KALITEDE” muhtesem topluluklar olarak yaratildigina da isaret edilmis olup,
bu konuda bu canli turleri bu baglamda kesinlikle insandan “daha asagi seviyede” tutulmamis olabilirler.

nitekim bugun genetik acidan da bircok canli turunun bedensel olarak insan turune ne kadar “benzer kalitede” yaratildigina acikca sahid olabiliyoruz sanirim.
bazi primatlarin genetik acidan %99.6 oraninda insan turu ile bedensel olarak benzerlik arzetmesi de belki yine yukaridaki ayetin isaret ettigi baska mucizevi bir kesif olarak algilanabilir, bu acidan.

dolayisiyla, yeryuzundeki bu diger canli turleri belki sadece zihinsel acidan insan turunden
“daha asagi kalitede” yaratilmis olup,
buna binaen yuce Allah bizden bu tip bazi canli turlerinin zihinsel baglamdaki bu bazi
“asagi kalitede” davranislarini kesinlikle
taklit etmememizi onemle emretmisken
(7/176 & 7/179 & 31/19 & 5/60...
olaya bedensel acidan yaklastigimizda, kesinlikle boyle bir durum soz konusu olmadigi sonucuna varabiliriz sanirim.

dolayisiyla, insan turunun Evrim kanaliyla yine insana bedensel acidan “benzer kalitede” ve harika bir sekilde yaratilmis baska bir canli turunden -–burada sadece bu canli turunun bu harika bedeni arac olarak kullanilarak–-
vucuda getirilmis olma fikrinde bu acidan
cok yadirganacak bir durum soz konusu
olmayabilir belki de.

cunki boyle bir durumda, yuce Allah sadece daha onceden yaratmis oldugu harika bir bedeni kullanarak yeryuzundeki Halifesini yine bedensel acidan buna “benzer bir kalitede”
-–elbette gorunum olarak biraz daha farkli ve cok guzel bir sekilde–-
ortaya cikarmis,
ve zihinsel acidan ise, bundan “cok daha kaliteli” ve ustun bir tarzda takdir edip biricik Halifesi olarak tayin etmis olabilir belki de.
(6/133 & 2/30 & 17/70...

selam ve hurmetlerimle. HASAN ABDULLAH

Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 4:04 AM

"biz muslumanlar olarak sozu dinler ve sozlerin en guzeline uyariz.”

demissiniz, sn. serkan taskin arkadasim, sizi kutlarim. cunki Kurana gore cok guzel ve dogru bir yaklasim bu. (39/18)

o halde, simdi ben bu konu hakkinda soylenmis
“iki soz” daha ileteyim hepimiz icin,
belki Rabbimizin emri geregi, bunlari da dinleyip sonra hangi yolun daha guzel ve guvenli olduguna daha iyi karar verebiliriz:

bunlardan birincisi, su an Amerika’da butun canlilarin genetik yapilari hususunda en kidemli ve saygin bilim adami olarak kabul edilen
Prof. Francis Collins’e ait.
bu Profesor ayni zamanda insanda bulunan yaklasik 3.5 milyar genin haritasini cikarmayi basarmis olan bilimadamlari grubunun liderligini yapmis onemli bir kisi.
ayrica bu Profesor gencliginde ateizmin etkisi altinda kalmisken, daha sonra bu yolun cikmazini idrak edip Allah inancina donmus,
ve su an dunya capinda yazdigi kitaplarla butun insanlari ve bilimadamlarini Allah inancina yonlendiren cok saygin kisilerden biri.
iste bu Profesorun Evrim Kurami hakkinda bildirdigi goruslerinden kucuk fakat can alici bir bolumunu asagida aktarmaya calisayim:

“Gercekte ben bu konuda (Evrim Konusu) hicbir celiski gormuyorum.
ve (Amerikadaki) inancli bilim adamlarindan
%40'i da bu konuda benimle ayni fikirdeler.
Evet ortak bir atadan tureyerek evrimlesme
fikri acikca dogru gorunuyor. Eger bu konuda fosil kayitlarindan kaynaklanan en ufak bir suphesi kalan varsa, bu kisiler icin DNA
uzerinde yapilan calismalar butun canlilarin birbirleriyle nasil iliskili olduklarini en guclu bir sekilde gostermeye yeterli olacaktir.
O halde, nicin bu (evrim) Tanrinin “yaratis plani” olarak algilanmasin?...”

bu makalenin tamamini okumak isteyenler,
sanirim cnn.com adresinden arastirarak kolayca ulasabilirler buna.
ve ben sahsen ingilizce bilen butun arkadaslarin bunun tamamini mutlaka okumalarini yurekten tavsiye ederim.

--------------------
yasin'in notu: bu makalenin direkt linkini yukarida vermistim sanirim. burada ise Collins ile Dawkins'in "evrim & din & ateizm" konusunda yapmis olduklari TIME tarafindan organize edilen ve sanirim 90 dk. suren tartismanin metnini iceren bir linki asagida vermek istiyorum.
butun inancli, ya da ateist arkadaslar --eger yeterli vakitleri varsa-- bunu mutlaka okumalilar,
en azindan ahlak, tartisma adabi, karsilikli saygi konularinda bir miktar ibret almak ve guzel bir derse ve tartismaya taniklik etmek icin...

http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,1553986,00.html
--------------------

bunlardan ikincisi, Islam dunyasinin yakin tarihte yetistirdigi en onemli bilim adamlarindan biri olarak kabul edilen,
ve ayni zamanda NASA’da gorev almis,
ve yillarca bircok Islam ulkelerine “Bilim Danismani” olarak en yuksek kademede hizmet vermis,
ve uzay arastirmalari tarihinin ilk musluman astronotu olan Prens Ahmeti kendi eliyle ozel olarak yetistirip egitmis,
ve bugun Islam dunyasinda ve hatta batida en saygin inancli bilim adamlarindan biri olarak kabul edilen Prof. Dr. Faruk ElBaz.
bu Profesorun yine Evrim Kurami hakkinda bildirdigi goruslerinden yine kucuk fakat can alici bir bolumu asagida aktariyorum:

“Eger Yaraticimiz (Allah) oyle dilemisse, hayat bu sekilde de yurur. Yok eger dilemezse, bilime uygun bir vesile turetir ve o turun varligini sona erdirir. Dinazorlarin, insanlarin var oldugu bir dunyada onlarla birarada yasadiklarini dusunebiliyor musun? Herhalde korkunc seyler olurdu yeryuzunde. Ama evrim denilen surec duruma mudahele ederek onlari bu dunyadan daha yolun basinda –bir sekilde– cekip almis. Birilerinin “evrim” dedigi bu ayiklanma programina bizler ise rahatlikla “Allahin kulli iradesi” diyebiliriz.
Kisacasi, musluman bir bilim adami olarak ben Evrim arastirmalarindan cok da rahatsizlik duymuyorum. Dahasi bu alanda calisan bilginlerin belli bir noktaya kadar mantikli sonuclara
vardigina da inaniyorum...”

bu makalenin tamamina sanirim Yeni Safak gazetesinin web sitesinden ulasilabilir.
yine ben sahsen butun inancli arkadaslarin
-–ve hatta ateist arkadaslarin–- bu makalenin tamamina ulasarak hepsini okumalarini yurekten tavsiye ederim.

Allah daima her konuda tek yardimcimiz ve yol gostericimiz olsun. INANCLI BILIMCI

--------------------
yasin'in notu: bu makalenin direkt linkini de yine asagida soylece vermek istiyorum:

http://www.yenisafak.com.tr/diziler/nasa/nasa04.html
--------------------

Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 5:09 AM

Yaratici neden yarattigi bir canliyi degistirmeye gerek gorsun ki?

diye sormus yukarida, sn. metin arkadasimiz.

Allahin butun isleri mutlak-zeka ve ilim uzeredir mutlaka, ve yaptigi butun islerinin altinda cok buyuk hikmetler ve hakli gerekceler mevcut olmalidir.

benim anlayisima gore, su an “en kritik olan” iki temel gorus olmalidir yeryuzunde,

bunlardan birincisi: “Papazci Yaratilis”
bunlardan ikincisi: “Evrimci Yaratilis”

fikirleri olmalidir.
(ateizmi, agnostisizmi vs. hesaba katmiyorum
burada, cunki konuyu sadece dini bir perspektiften
degerlendirmek istiyorum.)

“Papazci Yaratilis” fikrinin temeli Incil-Tekvin 1/24-27 ayetlerine dayaniyor olmalidir.
ve bu fikre gore, Tanri yeryuzundeki butun canli turlerini

kendi eliyle,
bir anda,
ve –birbirlerinden bagimsiz olarak– ayri ayri,
ve asla degisemez ve evrimlesemez,

bir sekilde yaratmis olmalidir.

ve bunun ardindan yine insan turunu

kendi eliyle,
bir anda,
ve yine asla degisemez ve evrimlesemez bir sekilde,
ve “Kendi Suretinde,”

yaratmis olmalidir. (Incil-Tekvin 1/27)

Evet, eger gercekten yuce Allah “Kendi Suretinde” bir canli yaratmayi dilemis olsaydi,
(ki O boyle birseyi asla dilemeyecegini 42/11 ayetinde acikca isaret edip vurgulamis olmalidir bizim icin)
burada Allah’tan iki sey beklenirdi:

1) bu canliyi “bir anda” yaratmis olmasi,

cunki yuce Allahin kendisi butunuyle “bir anda” vardir, ezelden ve ebede kadar,
ve kendisi cesitli asamalardan gecerek var olmamistir.
dolayisiyla “Kendi Suretini” bagislamak isteyecegi herhangi bir canli turunu de yine butunuyle “bir anda” yaratip ortaya cikarmasi
uygun olani olacaktir.

2) bu canliyi asla “degisemez ve evrimlesemez” bir sekilde yaratmis olmasi,

cunki yuce Allahin kendisi hicbir zaman icin “en kucuk bir degisim ve evrim” gecirmez. O ezelden ebede kadar hep aynidir ve mukemmeldir.

iste yukaridaki (Tekvin 1/24-27) ayetlerine dayali olarak gelistirilen bu batil “Papazci Yaratilis” fikrini temelinden sarsip yikmak,
ve bu batil fikri tamamen gecersiz kilmak icin,
yuce Allah “Evrimci Yaratilis” fikrini benimseyerek, ve “ol” emrini kullanarak,

yeryuzunde hayati
en basit organizmalarla suda baslatmis, (29/20 & 21/30)
ve daha sonra muazzam bir evrim kanaliyla
butun diger canlilari asamalar halinde ortaya cikarmis (71/13-14)
ve bu halkanin en sonunda da insan turunu ortaya cikarmis olabilir. (76/1)

ve yine butun bu canli turlerini
gerek kendi turleri icinde,
ve gerekse yeni bir tur halkedecek sekilde,
daima “evrime ve degisime” –ihtimal olarak– acik
birakmis olabilir. (7/69 & 14/19)

dogru soylediklerim Allahtan, yanildiklarim nefsimdendir.
daha sonra devam etmek uzere insallah,
selam ve sevgilerimle. HASAN ABDULLAH

Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 6:55 AM

asagidaki yazilar sirasiyla

www.apologeticspress.org
www.christiananswers.net

hristiyan sitelerinde, bugun evrim dusuncesini temelde bircok yonleriyle kabul eden ve “theistic evolution” (=dindar evrimcilik) olarak anilan hristiyan dusunce akimina karsi yazilmis bazi karsit fikirli yazilardan alintilardir.
hristiyan dunyasi icindeki bu suregelen tartismayi biraz daha iyi anlamak, belki bizim de evrim konusuna bakis acimizda daha derin ve tutarli bir perspektif kazanmamiz acisindan faydali olabilir umidiyle, bunlari asagida kisaca aktarmak istiyorum.

-------------------------

dindar evrimcilik & kilisenin laneti

r.l. wysong yazisinda diyor ki=

(hristiyan aleminde) dindar evrimcilik tarihte Augustine ve Aquinas tarafindan vaaz edilmisti.
bugun ise artik moda haline geldi. bugun artik evrime su veya bu sekilde inanmayan birini bulmak cok zor hale geldi,
ve yine bir yaraticiya su veya bu sekilde inanmayan birini bulmak cok zorlasti.
bu melez inanc (dindar evrimcilik) bu ikisi arasinda (kilise & okul) kesin bir secim yapmak istemeyenlere buyuk bir kapi acmis oldu.

**********

bert thompson yazisinda diyor ki=

evrim teorisi elbette evrimin milyarlarca yillik bir surecte olustugunu iddia ediyor. halbuki incil-cikis 20/11, 31/17... bunun tam aksini soyluyor.
incil-tekvin 1. bolum bize yaratilisin her gununun “gunduz ve geceden” mutesekkil normal “gunler” (toplam 6 gun) oldugunu
bildiriyor,
ta ki bu konuda bu “gun” ifadesinin uzunlugu konusunda suphe olusmasin. (Abdulmelikin notu= halbuki “gun” ifadesi Kuran’da, bunun aksine, ayni zamanda “uzun devirler” anlaminda da kullanilmis olmalidir. 70/4)

incil-tekvin 1/27 erkek ve kadinin bildigimiz tek bir “gun” icinde yaratildigini bildiriyor.
ve bunlar tamamen yetiskin, ve Tanrinin
butun emirlerini derhal yerine getirebilecek kadar eriskin idiler.
fakat evrim oncelikle Adem ve Havvanin olmadigini, ve sonra yeryuzundeki ilk ciftin uzun jeolojik zamanlardan sonra evrimleserek ortaya ciktigini soyluyor. (Abdulmelikin notu=
halbuki Kuran’da da ilk insanin (ve esinin) yeryuzunde ortaya cikisinin “uzun devirlerden” sonra ve muhtemelen “evrimsel asamalar”
halinde olduguna isaret ediliyor olabilir. 76/1 & 71/13-14)
o halde, bu iki iddia (bilimin iddiasi & incilin iddiasi) arasinda hicbir tutarlilik yoktur.
oyleyse bu (hristiyan) evrimci dindarlar bunun hangisini kabul edecekler simdi?
o halde, bu cirkin ve asagilayici incil karsiti (evrimci) sistem nicin bugun bircoklarina cazip geliyor?
bu sadece incilin ilahi yazarlarini (Abdulmelikin notu= incilin onemli bir bolumunu kendi elleriyle yazan papazlar kastediliyor olmali burada) yalanci ve sarlatanlar haline cevirecek olan buyuk
bir odun verme olayidir.
o halde, Tanrinin kendi sozunde bildirdigi bu yaratilis (alti normal “gun” icinde ve aniden) fikrinde ne zarar vardir?
yoksa Onun sozu artik bizim icin yeterince dogru degil midir?

**********

christian-answers yazisinda diyor ki=

Tanrinin kendi oglu Isa Mesihte tecellisi
Incilin ana ogretilerinden biridir.
Incil der ki: Kelime ete burunduruldu ve
(Tanrinin Tecellisi olarak) bizim aramizda yerlesti.
Mesih Isa (Tanrinin Tecellisi olan) mukemmel bir insan seklinde yaratildi.

Halbuki Evrim Dusuncesi bu bizim Kurtulus doktrinimizin temelini sarsmaktadir.

Evrim Dusuncesini destekleyen (hristiyan) Hoimar Von Ditfurth Isanin bedenlestirilmis Tanri olmasi inanciyla Evrim Dusuncesinin uyusmazligini soyle dile getirmektedir:

Evrim Dusuncesi kacinilmaz olarak bizi bu Hristiyan doktrinini ciddi olarak sorgulamaya goturecektir.
Bu suphesiz ki, en temel Hristiyan inanci olan
“Tanrinin Isa’da Tecellisi” fikri icin de gecerlidir.

-------------------------

selamlar ve saygilar. ABDULMELIK

Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 7:13 AM

asagida yine

www.apologeticspress.org

hristiyan sitesinde,
EVRIMIN MODERN DUNYANIN DUSUNCE TARZINA ETKISI
isimli bir makalede tesbit edebildigim bazi onemli hususlari aktarmak istiyorum.

bu makaleyi kaleme alan hristiyan dinbilimci profesor Furman Kearley, Ph.D.
burada oncelikle Evrim dusuncesini

once marksizimin, nazizimin, pragmatizimin vs,
ve sonra yeryuzundeki hirsizligin, dolandiriciligin, ahlaksizligin,
ve akla gelebilecek baska herturlu kotulugun vs,

temel kaynagi olarak gosterip lanetledikten sonra,
en sonunda yine isi bugun Evrim dusuncesini bircok yonleriyle destekleyen hristiyan dindar akima getiriyor, ve bakin konuyu nasil bagliyor=

Evrimin “Tanri ve Incil” inancina yonelik etkisi
ise asamali olarak soyle gelismektedir:

Evrimin boyle bir (hristiyan) kisi tarafindan kabul edilmesi once onu theistic evolution (=dindar evrimcilik) fikrine,
ve buradan dindar liberalizme,
ve buradan da sonunda (Incilin ogretisini) tamamen
kufre (=inkara) goturmektedir.

oncelikle boyle bir (hristiyan) kisi ozel yaratilisi (=Incilde aktarilan ve 6 normal “gunde” ve aniden oldugu bildirilen yaratilis fikri) reddetmekle ise basliyor.
(abdulmelikin notu= bu tip hristiyanlar Kuran’da aktarilan ve 6 “uzun devirde” olduguna isaret edilen yaratilis fikrine daha yakin insanlar olmus oluyorlar boylelikle)

daha sonra bu (hristiyan) kisi evrensel tufan fikrini reddediyor. (abdulmelikin notu= bu tip hristiyanlar yine Kuran’da isaret edilen
ve buyuk ihtimalle bolgesel oldugu izlenimi tasiyan Nuh tufani fikrine daha yakin insanlar olmus oluyorlar belki de yine temelde)

---

ve son olarak boyle bir kisi Mesihin bedensel olarak tekrar dirilisini (Incilde aktarilan Mesihin carmiha gerilme hadisesinden 3 gun sonra, bedensel olarak dirilip tekrar kisa bir muddet icin havarilere geri donmesi inanci) reddediyor,
ya da bunu tamamen manevi bir olay olarak algiliyor. (abdulmelikin notu= bu tip hristiyanlar yine Kuran’da bildirilen
hz. Isanin –carmiha gerilmeden once– Allah tarafindan vefat ettirilip Onun katina yukseltildikten sonra,
tekrar 3 gun icinde asla fiziksel olarak geriye donmedigini acikca bildiren Kuransal goruse (Maide Suresi 117) daha yakin insanlar olmus oluyorlar boylelikle yine)

ve makalesinin sonunda bu prof. hristiyan dinbilimci soyle ikrar ediyor=

Evrim dusuncesi elbette burada tartistigimiz bu seytani meyvanin (=bencillik, ahlaksizlik, hirsizlik, arsizlik vs.) en buyuk temel sebebi degildir kuskusuz.
fakat gunahkar insan –insanin Tanriya baskaldirma arzusu– en buyuk temel sebebtir.
Evrim ise burada sadece felsefi bir sistem olarak islev goruyor, ve insanoglunun Tanridan bagimsiz olmasi dusuncesini gerceklestiriyor.
(abdulmelikin notu= bu kisi Yaraticiya inanan ve ayni zamanda evrime inanan ve ahlakli yasayan bircok hristiyanlari asla gercek dindar insanlar olarak gormedigi, ve asla kabul etmek
istemedigi icin,
ve diger evrime inanan bircok medeni ve ahlakli insanlari israrla topyekun gormezden gelme egiliminde oldugu icin, herhalde yine boyle kesin ve genel bir yargiya variyor olmali burada.)

ve makalesini soyle bitiriyor, bu prof. hristiyan dinbilimci=

o halde, haydi bu seytani felsefeyi (Evrim dusuncesi) birakalim tamamen, ve kendimizi Tanriya teslim edelim.
(abdulmelikin notu= tesekkurler sayin hristiyan dinbilimci, fakat izninizle ben almayim.
sizin Tanriniz size, benim Yaraticim bana olsun...

selamlar ve saygilar. ABDULMELIK


Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 7:25 AM

asagida yine –yukarida belirttigim– ayni hristiyan siteden bir alinti daha aktarmak istiyorum.
burada yine hristiyan dinbilimci profesor Bert Thompson theistic evolution (=dindar evrimcilik) fikrine su sekilde elestiri getiriyor=

...bu problem elbette (hristiyan) evrimci dindarlari uzun zamandir rahatsiz etmektedir.
bu sebeble, “ilerleyici yaratiliscilik”
ve “ilkselci yaratiliscilik” fikirleri ortaya atildi –-fakat basaridan yoksun kaldi.
cunki Incil acikca beyan eder ki: Tanri insani Tanrinin suretinde yaratmistir (Tekvin 1/27) ve onun icine bir ruh uflemistir.
o halde, simdi bu ruh insanin oteki butun organlari gibi evrimlesmekte midir?
o halde, bu (hristiyan) evrimci dindarlar insanin icine bu ruhu nasil yerlestirecekler simdi?

**********

Abdulmelikin notu= oncelikle, Kurana gore Allahin kesinlikle misli (=benzeri) yoktur,
dolayisiyla hicbir yaratik gercekte asla Onun suretinde olamaz. (42/11)
ve insanin icine Allahin ruhundan (=ilahi mesajindan) uflenmesi olayi ise,
-–sadece insana mahsus bir ozellik olarak–-
belki de ana rahminde gerceklesmekte olan bir olay
olmalidir. (32/8-9)
buna gore, insanin evrimlesmesi fikrinde bu acidan da Kurana aykiri bir durum soz konusu olmamalidir. bilakis bu evrim dusuncesi sadece bugunku hristiyanligin bu en temel (Kurana gore tamamen yanlis) doktrinini sarsan onemli bir “bilimsel tehdit” hukmunde olmalidir.

cunki belki, kisaca tekrar soyle ozetlersek, yuce Allah

daha ana rahminde iken -–Ademe ve onun soyundan gelen–- herbir insana bu ruhundan (= ilahi mesajindan) ufleyerek:

...ben sizin Rabbiniz degil miyim? (Araf 172 & Secde 8-9)

butun bu insanlari teker teker boylece yetkin ve sorumlu kilmis,

----------
ruh kelimesi Kuran’da “Allahin ilham ettigi her turlu ilahi mesaji ve bildiriyi” kasteden bir ifade olarak da kullanilmaktadir. (Sura 52)
----------

ve ayni zamanda diger yandan da insan turunun bedensel evrimini tarih icinde diledigi sekilde devam ettirerek (Araf 69)
boylece kesinlikle insani “kendi suretinde” yaratmadigini (cunki Allahin kendisi asla evrimlesmez, dolayisiyla evrime acik
olan hicbir tur Allahin suretini temsil edemez)
ortaya koymus olabilir; Allah en iyi bilendir.

selamlar ve iyi gunler. ABDULMELIK

Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 8:09 AM

yukarida da linkini verdigim yine bu

www.apologeticspress.org

ayni hristiyan sitesinde, ayrica soyle beyan ediliyor=

ulusal capta yapilan yedi Gallup Anketinde
1982, 1993, 1997, 1999, 2001, 2004
ve son olarak 2006
bu rakamlar buyuk capta sabit kaldi.
2006 Anket sonuclarina gore,

Amerikan halkinin %46’s¡

“Tanri insanlari buyuk oranda simdiki suretlerinde,
ve son 10.000 yil icinde yaratti.”

fikrini benimsediklerini acikladilar.

Amerikan halkinin %36’si

“Tanri evrim olayini kullanarak ve yonlendirerek insanlari ortaya cikardi.”

fikrini benimsediklerini acikladilar.

ve diger %13′u “Tanrinin bu iste hicbir alakasi yoktur.”

fikrini benimsediklerini acikladilar.

--------------------

Abdulmelikin notu= Amerika’da yaklasik bir asirdir devam eden bu cok yogun anti-evrimci Evanjelik hristiyan propaganda ve baskiya ragmen,
Amerika’daki dindar hristiyan halkin %36’sinin evrim fikrini genel olarak benimsemis olduklarini aciklamalari (ki diger %46′lik bolum icinde baski nedeniyle bunu acikca ifade edemeyenlerin sayisini bilemiyoruz) gercekten azimsanacak
bir sayi olmamalidir.

ve yukaridaki yazilarimda bir miktar aciklamaya calistigim bazi ozel ayetlerden ve sebeblerden oturu, sanirim Islamin bize tanittigi

“benzersiz tek ilah yuce Allah”
ve “Onun sade insan elci kulu onurlu hz. Isa”

inancini ahirzamanda bizlerle paylasacaklari
ve bu Evanjelik hristiyan inkarcilara karsi ustun kilinacaklari Kuran’da isaret edilen (Ali Imran 55 & Maide 17)
bazi samimi hristiyanlar belki de yakin bir zaman sonra bu %36′lik kesimin icinden cikacak olabilirler, insallah...
Allah en iyi bilendir.

en icten saygilarimla. ABDULMELIK

Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 8:18 AM

...butun bu alintilardan sonra, ben burada direkt olarak Evrim konusunda degil ama, daha genis cercevede -–Kurandan edindigim–- su fikirlerimi iletmek istiyorum.
belki bunlar genelde

Evrim konusuna,
Darwinist Ateizme,
Evangelist Hristiyanliga vs.

karsi nasil bir tutum icinde olmamiz,
ve nasil yaklasmamiz gerektigine dair,
bize daha derin ilahi bir perspektif kazandirabilir ve onemli ipuclari verebilir
belki de umarim, Allahin izniyle...

1) Kurana gore yeryuzundeki butun ateistler
“kafirler” (= inkarcilar) olarak degil, ancak “gafiller” (= habersizler) olarak nitelendirilmis olabilirler.
cunki bunlar -–dunya hayatindan once–-
Allahin huzurunda hicbir zaman icin bulundurulmamis, ve kendilerinden bu konuda

(Melekleri & Peygamberleri & Din Adamlarini 3/80 & 9/31)
sahte RAB (Allah adina hukum ureten otorite
42/10 & 9/31) edinmeyeceklerine dair

hicbir ahid alinmamis,
fakat bu buyuk ilahi sehadetten ve huzurdan tamamen “gafil” (= habersiz) birakilmis kisiler olabilirler. (Kuran 7/172 & 179)

dolayisiyla, bu tip kisilerin Allaha (Onun Meleklerine, Kitablarina, Din Gunune, Cennet ve Cehenneme...) karsi tamamen duyarsiz kalacaklarina ve bu konulari asla dusunmek, isitmek, gormek istemeyeceklerine isaret edilmis olabilir. (7/179)
ve bilakis, bu tip insanlarin sadece temel hayvani icguduler dogrultusunda (kuvvet & zeka sergileme, yeme, icme, ureme, eglenme vs.) yasama arzusuyla dolu olacaklarina isaret edilmis olabilir. (7/179)
ve yuce Allah, buyuk ilahi adaleti geregi,
-–bu kisileri daha onceden Kendi huzurunda bulundurmaktan gafil biraktigi icin–- belki de bu insanlari dunya hayatindan sonra “cehenneme” (mezar) sokarak sonlandiracak,
ve bunlarla “ebedi bir hesaplasma” icine
-–inkarci Arap musrikler, Hristiyanlar, Yahudiler vs. ile girecegini bildirdigi tarzda–-
girmeyecek de olabilir. (7/179) & (98/6)
(dunyevi cennet x cehennem anlamlari icin bkz. Kuran 6/141 & 7/179)

dolayisiyla, bu tip insanlar temelde dine karsi saygili kaldiklari surece,
ve dindar insanlarin ozgurce kendi dinlerini, kendi aralarinda yasamalarina mudahele etmedikleri surece,
ve dindar insanlara zorbalik yapmadiklari
surece, kendileri de erdemli ve onurlu olarak diledikleri sekilde ozgur yasama hakkina sahip olabilmelidirler sanirim. (60/8-9)

bunun disinda, yukarida anilan sahidlik olayinda hazir bulundurulduklari halde (7/172),
Allaha verdikleri bu ahde ihanet ederek
Isayi ve Papazlarini sahte RABLER edinen (9/31)

-–ve su an dunya capinda faaliyette olan isgalci ve somurucu–-

ozellikle bu antievrimci Evangelist Hristiyan zihniyet ise, Kurana gore direkt olarak “kafirler”
(= inkarcilar) olarak vasiflandirilmis, (5/17)
ve bunlarin isledikleri bu Allah adina buyuk yalan ve gunah soylemleri

yeryuzundeki en buyuk igrenclik,
ve butun evreni yikima ugratacak buyuk bir zulum

olarak nitelendirilmis olabilir. (19/88-91)

Allah katinda her zaman en kotu & en zalim olan kisiler

Allah adina yalan uyduran “dini kisveli”
kisiler ve kurumlar olmalidir. (6/93)

bundan otesi ise, ancak ikinci planda
daha az kotu olarak yer almalidir her zaman, sanirim... KARTAL

----------------------
yasin'in notu: bu arkadasin yazisinda degindigi bazi noktalari (ozellikle ateizme bakis acisi ile ilgili olan) hayli enteresan buldugum icin
bunu da burada bir miktar alintilamak istedim.
fakat elbette Evanjelik olsun, ya da baska ne olursa olsun, hicbir dini goruse karsi
en ufak bir provokasyon olusturabilecek hicbir tarzi kesinlikle benimsemedigim icin yaziyi burada kesmeyi uygun gordum.
----------------------

Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 9:56 AM

ey insanlar, Rabbinizden sakinin, ki O sizi tek bir nefis (erkek turu) olarak yaratti ve onun icin esini yaratti, ve sonra bunlardan bircok erkekler ve kadinlar yaydi... (Nisa suresi 1)

yukaridaki ayette gecen "tek bir nefis" (= nefsin vahidetin) ifadesini genel bir tarzda "erkek turu" olarak algilamak, ve "ondan" (= minha) ifadesini "onun icin" seklinde algilamak mumkun olabilir sanirim.
cunki bu ayni "min" edati baska bir ayette de
yine "den-dan" eki yerine "a-icin" eki olarak kullanilmis olmalidir. (7/56)
boyle bir anlayisla yaklasirsak, belki yukaridaki
ilk yazimda degindigim "mitokondrial DNA" calismalari sonucu bugun bilimsel olarak gelinen

= modern insan turu ilk olarak bundan 170.000 yil once ve "tek bir populasyon icinde" Afrika'da
evrim kanaliyla ortaya cikmis olmalidir.

gorusuyle baglantili olarak soyle bir kanaate de
ulasabiliriz:

yuce Allah burada sadece bir aile (Adem ve esi) yerine, onlarla birlikte birkac aileyi daha
--evrim kanaliyla-- bir arada ve ayni zamanda ortaya cikarmis da olabilir. ve sonra buradaki erkek ve kadinlardan diger butun modern halklari turetmis olabilir. (6/133)
boyle bir anlayisi ozellikle tercih etmemin sebebi
burada hicbir ensest (aile ici cinsel iliskiye)
ihtiyac kalmamasi nedeniyledir.
ve ayrica Havvanin Ademin kaburga kemiginden yaratildigini bildiren Incil beyanatini (Tekvin
2/21-23) su an cok saglam bir veri olarak
gormemem nedeniyledir. fakat en dogruyu Allah bilir her zaman.
selam ve saygilarimi ileterek, izninizle artik ayriliyorum burada.
sabriniz ve nezaketiniz icin, buradaki butun arkadaslara cok tesekkur ederim.

(ve ayrica yukarida aktarmaya calistigim butun yazilarda --alintilar ve bana ait olanlar--
mevcut olabilecek olan her dogru gorus yine elbette sadece Allah'tan, mevcut olabilecek olan her yanlis ise suphesiz ancak bizlerin kendi nefsimizdendir. 34/50)

Yazan: yasin Tarih: October 22, 2007 11:31 AM

ilk zamanlarda siniflar-tavirlar halinde yeryuzunde yayildiklari gorusu (descent by common ancestry) gercekten somut delillerle desteklenmis dogru bir gorustur. (Bu konuda Kuranda 71/13-14 ayetinin okunmasini tavsiye ederim.)

Yine Prof. Collinse gore, Evrim Kuramini destekleyen bunca fosil kayitlari hala bazilarini ikna etmemisse, Prof. Collins bu kisilere kendi uzmanlik alani olan “Canlilardaki Genetik Benzerlikleri” kullanarak da yeryuzundeki butun canlilarin nasil birbirleriyle benzer ve iliskili olduklarini en guclu bir sekilde ispat edebilecegini dile getirmis. (Bu konuda 6/38 ayetinin okunmasini tavsiye ederim.)

Yani onca yıl inkar ettiğiniz evrim teorisini şimdi de ayetlerle mi ıspatlıyorsunuz :)
Bırakalım da bilim insanları işlerini yapsın, ayetlerle de desteklendiklerine göre demek ki doğru yoldalar :)

Yazan: sinan Tarih: October 22, 2007 2:40 PM

Sayın Farshad,

Kaynak #1:
Dawkins'in meşhur lafı:
"Darwin made it possible to be an intellectually fulfilled atheist."

Burada evrim teorisi tanrı olmadığını kanıtlar diye birşey söylemiyor görüldüğü gibi. Eğer Dawkins sizin dediğiniz gibi düşünüyor olsaydı şöyle demiş olması gerekirdi: "Darwin made it impossible to be a intellectually fulfilled theist."

Tabi şimdi buna karşı 2 yerde olumlu/olumsuz kullanmışsınız yani Dawkins'in söylediğiyle aynı şey bu diyenler çıkabilir. Ama Türkçe'yi biraz bilen ve akılını kullanabilien biri bu ikisinin aynı şey olmadığını rahatlıkla anlayacaktır.

Kaynak #2:
"There is just no evidence for the existence of God. Evolution by natural selection is a process that works up from simple beginnings, and simple beginnings are easy to explain. The engineer or any other living thing is difficult to explain -- but it is explicable by evolution by natural selection. So the relevance of evolutionary biology to atheism is that evolutionary biology gives us the only known mechanism whereby the illusion of design, or apparent design, could ever come into the universe anywhere."

Doğru söze ne denir? Ama dikkat ettiyseniz burada evrimin tasarım argümanını yanlışladığından bahsediyor. Yani burada evrimin tanrının olmadığını kanıtladığı gibi birşey kesinlikle yok. İlk cümle ise evrimle zaten ilgisiz ve klasik ateist argümanıdır. Yani "tanrınnı varlığını gösteren hiçbir delil yoktur" argümanı zaten ateizmin temel argümanıdır. Ama bu argüman tanrının yokluğu kanıtlanmıştır falan demez. Yani Dawkins'in burada söylediklerinin "evrim teorisi tanrının yokluğunu kanıtlar" ile uzaktan yakından bir ilgisi yok.
Kaynak #3:
"First, most of the traditional arguments for God's existence, from Aquinas on, are easily demolished. Several of them, such as the First Cause argument, work by setting up an infinite regress which God is wheeled out to terminate. But we are never told why God is magically able to terminate regresses while needing no explanation himself. To be sure, we do need some kind of explanation for the origin of all things. Physicists and cosmologists are hard at work on the problem. But whatever the answer - a random quantum fluctuation or a Hawking/Penrose singularity or whatever we end up calling it - it will be simple. Complex, statistically improbable things, by definition, don't just happen; they demand an explanation in their own right. They are impotent to terminate regresses, in a way that simple things are not. The first cause cannot have been an intelligence - let alone an intelligence that answers prayers and enjoys being worshipped. Intelligent, creative, complex, statistically improbable things come late into the universe, as the product of evolution or some other process of gradual escalation from simple beginnings. They come late into the universe and therefore cannot be responsible for designing it."

Pes doğrusu. Buradan da "evrim teorisi tanrının olmadığını kanıtlar" iddiasını çıkarıyorsanız size birşey diyemeyeceğim. Buradaki argüman çok basit.
İlk başta karmaşık, akıllı birşeyler olamaz. İlk başta çok basit birşey olmalı. Karmaşık şeyler daha sonra basit şeylerden oluşmuş olmalı. Bu nedenle en başta tanrı gibi en karmaşık birşeyin olması mümkün değil.

Dawkins'in dediği bu. Bir öncekinde olduğu gibi burada da "evrim teorisi tanrının yokluğunu kanıtlar" ile uzaktan yakından ilgili birşey söylemiyor.
Kaynak #4:
"Science offers us an explanation of how complexity (the difficult) arose out of simplicity (the easy). The hypothesis of God offers no worthwhile explanation for anything, for it simply postulates what we are trying to explain. It postulates the difficult to explain, and leaves it at that. We cannot prove that there is no God, but we can safely conclude the He is very, very improbable indeed."

Bakın bu güzeldi. Koyu renkli kısımda zaten Dawkins sizi açıkça yalanlıyor. Tanrının olmadığını kanıtlayamayız diyor gördüğünüz gibi. Bunu göre göre daha neyin savunmasını yapıyorsunuz anlamıyorum.

Yazan: freedom Tarih: October 22, 2007 9:16 PM

Sn. Freedom,

Konuyu sırf kendi bakış açınızdan bakıp ben bunu böyle görüyorsem herkeste böyle görmelidir gibisinden bir mentalite içerisinde gördüm sizi. Olabilir itirazım yok. Bu kadar açık olarak ifade edilmiş görüşleri nasıl bu şekilde görmezden gelirsiniz hayret ediyorum. Tabi bu sizin bileceğiniz birşeydir. Sadece işinize gelen kısımları dikkate aldığınızın en güzel örneği bold olarak işaretlediğniz son cümledir. Birde böyle bakalım:

"We cannot prove that there is no God, but we can safely conclude the He is very, very improbable indeed."

Gördünüz mü? Anlamı nasıl da 180 derece değişti.

Eskiden bir fıkra anlatılırdı. İmamin biri "sarhoşken namaz kılmak günahtır" demiş. Sonra gazetecinin biri de başındaki "sarhoşken" kelimesini silip "falanca imam namaz kılmak günahtır diyor" diye bir haber yapmış. Sizin de işinize gelen tarafı bold yapıp geri kalanını görmezden gelmeniz ancak bu fikra kadar ciddiye alınabilir.

Neyse...

Kaldı ki benim söylediğim şeyler benim kişisel iddialarım değildir. Bilim ve felsefe dünyasının ortak kanısıdır. Dawkins bir biyolog ve aynı zamanda militan bir Ateisttir. Uzun yıllardır biyoloji adına en yaptığı bir buluş var ne de yayınladığı bir makale. Laburatuvara girip bilim yapmak yerine kendince bilimi Ateizmi doğrulamak ve Tanrıyı yanlışlamak için yoğun bir şekilde suistimal etmektedir. Bunların uzun uzun tartışıldığı forumlar, bloglar ve siteleri bir gezin isterseniz. Dawkins kişisel olarak ta bunu yalanlamıyor ki; Ateizmin kesinlikle bilim tarafından desteklendiğini iddia ediyor ve bu görüşünü yaymak için yoğun bir mücadele veriyor. "The God Delusion"'i hiç okudunuz mu? Bu kitapla ilgili yaptığı söyleşileri hiç mi dinlemediniz?

Bu cümleden de ne anladığınızı çok merak ettim:

"Darwin made it possible to be an intellectually fulfilled atheist."

"Darwin['in Evrim Teorisi] bizim entelektüel açıdan tatmin olmuş ateistler olmamıza olanak sağladı"

Biraz daha açarsak:
"Darwin ve onun evrim teorisi, Ateizm inancını sırf bir inanç sistemi olmaktan kurtarıp akıl ve bilim yönünden de onaylanmasına ve teyit edilmesine olanak verdi."

Siz bundan farklı birşey anlıyorsanız diyecek birşeyim yok.

Yazan: Farshad Tarih: October 22, 2007 11:15 PM

deniz bey,

şu cümlenizi aldım. sanırım genel context e uygun bir alıntı yaptım. ne demişsiniz:

"AT aşkın bir yaratıcının yaptığı tasarımdan ziyade,evrendeki kurulumun bizatihi bilinçli olduğunu söylemeye çalışıyor..mekanizmalar tesadüfi değil..evrenin kendisi bilinçli hareket ediyor.."

bu ifadeyi aynen richard dawkins'ten de duyabilirsiniz!!

"evrenin kendisi" dediğiniz şey nedir? yenir mi içilir mi nerede yaşar? görebilir miyiz? elle tutabilir miyiz?

peki bu "evrenin kendisi"nin hint tanrısı vishnu veya şeytan veya masonların yüce bilinç vs. gibi birşey olma ihtimali var mı?

bakın, alın bir televizyonu orta çağa gidin. bazı insanlar görüntünün nereden geldiğini anlayamadığından buna "sihir" diyeceklerdir. bazıları ise bunun mantıklı bir açıklaması olduğunu bileceklerdir.

AT'cilerin tüm yanılgısı, anlayamadığınız şeyleri doğaüstü nedenlere bağlamanız. zaten bu yüzden de bilimsel topluk tarafından ciddiye alınmıyorsunuz.

Yazan: sawyer Tarih: October 23, 2007 12:42 PM

Sayın Sawyer

 Size sitemde de Darwincilere yazdığım karşılıklardan oluşan bir cevap yazalım.Bakalım Darwinciler açıklayamadıkları şeyler hakkında ne diyorlar :) şimdi imkansız olasılıklara nasıl iman ediliyor görelim..


  İnsan zihninin karakteristik yapısı olarak şimdilerde gözükmektedir ki, bir sürecin mekanizmalarının bilgisinden yoksun olunduğunda insan zihni, rahatlıkla, işlemeyen, etkisiz yapı basamaklarının, kusursuzca işleyen yapılara dönüşebileceğini hayal edecektir. Buna en güzel örnek komedi dizisi Kalvin ve Hobbes’tir. Kalvin yakın arkadaşı Hobbes ile beraber küçük bir kutunun içersine atlayarak zamanda yolculuk yapan yâda oyuncak bir silah yardımıyla kendilerini çeşitli hayvan şekillerine dönüştüren yâda bir çoğaltıcı kullanarak kendi kopyalarını üretip dünyasal kuvvetler olan anne ve öğretmenlerinle uğrasan macera tutkunu küçük bir oğlandır. Kalvin gibi küçük bir çocuk çok kolaylıkla bir kutunun bir boeing uçağı gibi uçabileceğini hayal edebilir, çünkü Kalvin’in uçağın nasıl çalıştığı ile ilgili bir bilgisi yoktur.(1)


Dünyanın en ünlü DNA kimyacısı ve gene ünlü bir Darwinci olan R.Shapiro Scientific Americanda henüz çıkalı birkaç oy olmuş ve sitemde tam metnini bulabileceğiniz makalesinde hayatın başlangıcı ve efsanevi Miller Deneyi ile ilgili görüşlerini açıklıyor. Makalenin temel konusu ise ilk RNA fikrinin -ki Darwincilerin büyük bir sempati ile baktığı başlangıç teorisi- geçerliliği üzerine nelerden bahsediyor bir bakalım;


Miller Deneyi gibi ortamlarda üretilen amino asitler, nükleotidlerden çok daha az karmaşıklık içeren yapılardır.Amino asitlerin tanımlama özellikleri, bir amino gruptan (nitrojen ve iki hidrojen) ve bir karbon silik asit (bir karbon ve iki hidrojen) grubundan oluşmalarıdır. Her iki grupta aynı karbona bağlanmıştır. 20 amino asit türünün en basitleri iki karbon içeren doğal proteinleri inşada kullanılır.Bu 20 grubun 17’si 6 yada daha az karbon atomu içerir. Miller deneyinde ortaya çıkan amino asitler ise iki yada üç karbon atomuna sahiptirler.


Buna karşılık, nükleotidlerin herhangi bir türünün Miller tipi deneylerin bir ürünü ya da meteorit çalışmalarında bulunan bir madde olduğunu rapor edilmiş değildir. Açıkça görülen, canlı olmayan doğanın, moleküllerin oluşumunda daha çok karbon atomlu molekül yerine daha az sayıda karbon atomu kullanmaya ya da oluşturmaya eğilimli olduğu ve bizim hayatımızı için gerekli nükleotidleri yaratma konusunda herhangi bir tarafgirlik göstermediğidir.


Bakın kendisi ne diyor hayatın materyalist bakış açısıyla oluşma olasılığı konusunda ;
Problem şu analojiyi akla getirmektedir: 18 delikli bir sahada golf oynayan bir golf oyuncusu düşleyin, daha sonra farz edelim ki top oyuncu olmadan kendi kendine bu sahada oyuna devam etsin. İşte bu çalışmada böyle bir olasılığı göstermektedir. Prebiyotik sentezin, nükleotidleri oluşturması için doğal güçlerden meydana gelen (depremler, rüzgârlar, kasırgalar, seller vs gibi) bir birleşimin golf sahasındaki topun gerçekleştirdiği sonucu yeterince zaman verilirse gerçekleştirebileceğini kabul etmek zorundadırlar. RNA’nın kendi kendine oluşumunu engelleyecek herhangi bir doğa yasası bulunmamaktadır, fakat bunun gerçekleşmesi için gerekli şans gerçektende devasadır...(2)



Bugünkü bilim dünyasının temeli olan skolastik materyalizmin söylemi bilim dünyası için gene bilimsel anlamda doğa üstü değil mi? Olasılıklar açısından matematiksel açıdan.Siz matematikten daha bilimsel bir dil biliyorsanız :) Kim bilir belki Darwincilerin hayal dünyasında oda vardır:)Alice harikalar diyarında her trülü olasılık mümkün, bir gün mutlaka açıklanacaktır ne de olsa deyip atın olasılıklar kuyusuna...

Evet matematik soyut kavramlarla somutu açıklar fakat matematiğin bile soyutluğunun kendiden kaynaklanan bir sonu vardır.İşte materyalizmin Lucretius dan beridir belini bağladığı sonsuzluk aslında insanın soyut hayal dünyasının bir keşfidir ve insan zihni açıklayamadığı yada açıklayarak kendi ideolojisini yok edecek her türlü gerçekliği bu soyut kavramın içine hapsederek etkisizleştirmeye çalışmışıtır.


Halbuki evren içinde olasılıkların ve olasılıkların varyasyon güçünün bile bir sınırı varken, bu evrende yaşamın evrimini açıkladığını iddia eden bir teoride böyle bir sınırın olmaması bu teorinin lafzan bilimsel ve ideolojik olarak hayaller diyarının ürünü olduğunu göstermeye yeter. Gerçeğin bir kısmı (Adaptasyon) ile gerçeğin diğer büyük kısmını (Tasarım-Yönlendirilmişlik) red etmeye çalışmak bunun için bir araç olan bilimi reddi gayesellik için amaç olarak kullanmayı gerektirmiştir.Bunun adınada positivizm denir ve modernleşmenin eğitimli sınıfa armağanı bir tür hastalıktır.


Şimdi Tasarım çıkarımını nerden yapıyoruz birde ona bakalım


Tasarımın Dawkinsin dediği gibi bir yanılsama değil de yönlendirilmişliğin manifestosu sanatın içe gömülmüş saklanmış bir formu olduğunu gözlemliyorum. Bunu yapay tasarlanmış aletlere bakıp bile kolaylıkla yapıyorum. Çünkü akılla bizler tarafından incelikli tasarlanmış son derece karmaşık makinelerin (örneğin F1 araçları ve onların motorları) daha incelikli ve üstün hallerini moleküler dünyada görüyorum. Averaj zekamda bana bu yapıların arkasında 5 milyar yıllık süreç esnasında bu şekilde tasarımların milyarlarca kez üstü üste oluşması için gerekli kademelerin ( örneğin Dünyanın konumundan tutunda bu canlıların oluşması için gerekli binlerce koşullun) tamda olması gerektiği gibi derlenmesi ve sürekli organisazyonu artırarak hayatı çeşitlendirmesi tasarım fikrini kabullenmem için yeterlidir.Tersine mühendislik sanırım insan aklına verilmiş güzel bir hediyedir. Tıpkı motoru tasarlayan mühendislerin verimliliği dayanıklığı ve işlevselliği hesaba katması gibi ortaya çıkan bu canlıların organik yapılarını gördüğümde bunların arkasında tamamen yıkıcı güçlerin hüküm sürdüğü bir evrende rastlantısal ve kör bir süreçin olması benim için tamamen irrasyonel bir görüştür.


'' anlayamadığınız şeyleri doğaüstü nedenlere bağlamanız''


Kimin neyi nereye bağlıyor..Evrim tartışması çok uzun süre devam edecektir.Evrimin gizemini çözmek için belkide daha çok uzun yolumuz var,  fakat şurası giderek daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır ki Darwinizm ( yani materyalist naturalizmin) ömrünü artık tamamlamıştır . Behe nin sözleri ile tamamlayayım;


''   Sonuç olarak şunu fark etmek çok mühimdir. Bizler bilgimiz dâhilinde olanlardan tasarım çıkarımını yapmaktayız. Bizler tasarım çıkarımını kara kutuları açıklamak için değil, aksine açık kutuları izah etmede kullanıyoruz.  Ama bizler bu şoktan kurtulmalı ve elimizden gelenin en iyisini yaparak bilime katkıda bulunmaya devam etmeliyiz. Yönlendirilmemiş Evrim Teorisi çoktan ölmüştür, fakat bilimin çalışmaları sürmektedir.'' (3)


 


 


1.ve 3.http://www.arn.org/docs/behe/mb_mm92496.htm



Tam metin çevirisi şuan sitemdedir.



2.http://www.sciam.com/article.cfm?chanId=sa003&articleId=B7AABF35-E7F2-99DF-309B8CEF02B5C4D7


 


Tam metin çevirisi sitemdedir.



 

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: October 23, 2007 8:29 PM

Sawyer kardeş

din-bilim çatışmalarında dediğin gibi bazı insanlar birçok şeyi Tanrıya maledip arkasında açıklanabilir bir doğa yasası olup olmadığını sorgulamamışlardır..ortaçağda buna birçok örnek verilebilir..

bilim adına kaygı duymanı anlıyorum..bende kaygı duyuyorum..

sana samimi olarak şunu söyleyeyim..tesadüfen,rasgele atomların elementlere,bileşiklere ordan daha kompleks yapılara,yıldızlara,dünyaya,dünyadaki cansız ve canlı oluşumlara hemde bu kadar matematiksel bir düzenlilikle kurulmuş olmalarını aklıma sığdırmam mümkün değil..

bu düşüncenin arkasında mutlaka dinsel bir bağnazlık aramak insaflı mı sence?

evrenin kendisi denilen şey evren işte..gözlemlenebilen herşeyin toplamı..nesnel dünya..ütopik birşey değil..idealar değil.

atomların akıllı olması akılsız ve tesadüfen hareket etmelerinden daha mantıklı değil mi?

evrim teorisi bildiğim kadarıyla şöyle diyor,yanlışsam düzelt lütfen..

evren büyük bir patlamayla oluşmaya başladı..başta bir dağınıklık ve karmaşa vardı..yavaş yavaş soğumayla birlikte elektronlar,protonlar,atomlar,elementler vs..oluştu..bu dağınıklıktan tesadüfen uzun zaman boyunca bu dünyamız ve canlılık ortaya çıktı.

çok kabaca böyle durum..tamamen maddenin tesadüflerle hiçbir bilgi ve program olmadan organize olmasıyla gerçekleşti herşey..

şimdi ben termodinamik okuyorum..halen uğraştığım birşey..basit bir öğrenci olarak..bu dersi okutan hocamız ise Tübitaktan birçok ödülü olan çok değerli biri..

onun bize derste verdiği örneği söyledim ben..

bir deste oyun kağıdı kendi kendine dağılabilir..çevresel etkilerle vs..fakat kendi kendine biraraya gelip eski düzenli yapısını oluşturamaz entropi kanunu gereği..

bu, dünyanın kendi kendine oluşumu yanında çok çok çok.....basit birşeydir..

ısıdan iş eldesi de kendi kendine olamaz..yani doğal değildir..doğaya uygun değildir..

evrim teorisi ise ısı enerjisinin kendi kendine canlılığa dönüştüğünü söylüyor..

eğer bir yapıda güneş enerjisini kimyasal enerjiye çevirecek mekanizma yoksa güneşin canlılık vermesi o yapıya imkansızdır.

bir bünyenin güneş enerjisini hayat enerjisine dönüştürecek mekanizması varoluşuyla beraber yapısında olmalıdır.yoksa güneş onu yakar,tahrip eder..

termodinamik bir teori değildir,bilimsel olarak ispatlanmış kanunlardır..tartışmasızdır..

o yüzden tesadüfen cansızdan canlılığa gidiş bilimsel açıdan bana hiçbir şey ifade etmiyor..

tesadüf olmayacağına göre bundan sonraki kısma ister tasarım de,ister atomlar canlı ve akıllı de..farketmez..bunların hepsi tesadüften çok daha mantıklı geliyor bana..

ayrıca tesadüf konusunda ısrarcı olmayan evrim teorilerini de ciddiye alırım..bilimsel bir değeri vardır..benim düşüncelerim böyle..

bu kadar olaya din veya Tanrı açısından bakma bence..plan ve programda bilimin bir parçası..

Yazan: deniz Tarih: October 23, 2007 10:24 PM

bence de elbette bu dunyada gozlemledigimiz herseyin (butun canliligin yeryuzunde ortaya cikisi ve yayilisi da dahil) dogal kanunlara dayali mantikli birer bilimsel aciklamalari olmalidir.
fakat is bundan sonra bireysel secime ve inanca birakilmalidir. bu secim ve inanc belki iki ana
sekilde kendini gostermektedir:

a) butun bu dogal kanunlarin sonucunda ve cercevesinde olusan ve mucizevi gorunen hersey "tabi bir iradenin" urunudur.
"Tabiat Ana" ve su an bazi cevrelerde cok populer olan "Evren" ifadeleri bu inanci gosteren en belirgin iki soylem olmalidir. ("Tesaduf Ana" inancini da ben yine bu grubun icinde --degisik alt bir versiyon-- olarak kabul ediyorum burada.)

b) butun bu dogal kanunlarin sonucunda ve cercevesinde olusan ve mucizevi gorunen hersey gizli "ilahi bir iradenin" urunudur.
"Allah" ve "Tanri" ifadeleri bu inanci gosteren en belirgin iki soylem olmalidir.

dolayisiyla "akilli tasarim" hareketine ben
bu acidan baktigimda, bunu biraz "gereksiz"
buluyorum. cunki bu teori sonucta bu baglamda hicbir seyi degistirmeyecektir. cunki

a) bu akilli tasarimci "Tabiat Ana" (veya "Tesaduf Ana") olmalidir.

b) bu akilli tasarimci "Allah" (veya "Tanri") olmalidir.

seklinde, ayni tas ayni hamam, devam edip gidecektir olay...

cunki Allah'in belki Kuran'da da isaret ettigi uzere,

a) evrenin kendisi ve icindeki butun isler sadece Onun ol emrine binaen "el degmeden"
dogal kanunlar cercevesinde olustuguna ve her daim olusacagina gore, (36.sure 82)
b) ve Allahin butun evrenle olan bu iletisimini ve emirlerini anlamamizin hicbir zaman mumkun kilinmayacagina gore, (17.sure 44)
c) ve Allah kendini --cok ozel bir gayeye ve hikmete binaen-- bu sekilde hareket ederek yeryuzundeki bircok insanlarin gozunde varligini tamamen Gizli (=Elbatin) birakmayi diledigine gore, (57.sure 3) & (7.sure 172 & 179)

bundan baskasini empoze etmek pek "akilli bir yaklasim" olmayabilir belki de...

not= ve sanirim bu nedenle Kuran'da verilen
--yerin ve gogun ve canlilarin vs. yaratilmasi ile ilgili-- butun ornekler ateistlere degil, fakat o donemde zaten Allahin varligina %100 inandiklarini beyan eden bazi kimselere
--"Allahin varligini" degil, fakat muhtemelen "Allahin kudretini" gosteren deliller olarak-- veriliyor olabilir. ve butun bu orneklere binaen ve Kuranin arapca "metinsel mucizevi uslubuna" binaen bu insanlar imana davet ediliyor olabilirler. (52.sure 30-34 & 23.sure
83-89)
fakat bunlari reddeden cesitli dinlere mensub bazi "dindar" kimseler ise tamamen "Allahi inkar ettiler" seklinde tanimlaniyor olabilirler.
ve buna binaen siddetli ebedi bir azabla tehdit ediliyor olabilirler. (23.sure 83-89 & 67.sure
6-10 & 98.sure 1-2 & 6)
yani kisaca tekrar soyle toparlamak gerekirse: Kuran'da yapilan mucadele temelde
kesinlikle "ateizme" karsi yapilmis bir mucadele olmayabilir. (7/179)
fakat arabi, arami vs. birtakim bozuk "teizme" karsi yapilmis bir mucadele olabilir. (98/6)
bunun derin ilahi ve felsefi ve hikmetli nedenlerine de yine burada bir miktar deginmeye calistim. (7.sure 172 & 7.sure 179) (7.sure 172 & 3.sure 80 & 9.sure 31)



Yazan: wisdom Tarih: October 24, 2007 5:29 AM

deniz bey,

güzel bir yazı yazmışsınız, teşekkürler. ama ben argümanımın hala çürütülmediğini düşünüyorum. ben hala şu pozisyonu koruduğunuza inanıyorum ve bence bu kesinlikle "akıllı tasarım"ı kanıtlayan birşey değil:

"doğanın işleyişini anlayamadığıma göre, doğaüstü bir güç yapmış olmalı."

varoluşla ilgili birçok bilinmeyen var bunu kabul ediyorum. mesela, büyük patlama. tek bir elementten tüm elementlerin oluşması. sonra gezegenlerin, sonra yaşamı oluşturan koşulların, sonra da canlılığın ortaya çıkması. gerçekten de inanılmaz gözüküyor. ama dışarıdan baktığınız zaman, bir sebep-sonuç ilişkisini açıkça görebiliyorsunuz. arada doğaüstü hiçbir müdahale yok.

bu bilinmezliği dawkins de kabul ediyor, zaten etmemesi mümkün değil. milyonalrca yıllık insanlık tarihine baktığınızda en fazla 100 yıldır bu konuları ciddi olarak araştıracak kapasiteye erişmişiz. insanlar çok yakın bir süreye kadar evrenin dünya etrafında döndüğünü sanıyorlardı!

bana sorarsanız, varoluşta metafizik bir müdahaleyi aramak, çok erken bir yargı olur ve üstelik bence bu yargıya varmamızı gerektirecek herhangi bir neden yok.

siz eğer böyle bir müdahalenin olduğunu düşünüyorsanız, buna inanabilirsiniz. ama bakın, bu bir "inanç"tır. inancın kanıtı olmaz, kanıta gerek duymaz. dawkins'inki de bir inanç. ve inanç, kanıtsız ve yanlışlanabilir olmadığı için, bilimde yeri yoktur. örneğin ufolara inanabilirsiniz, ama
bilimsel bir yazı yazarken piramitleri ufo ların inşa ettiğini söyleyemezsiniz. söyleseniz bile, ciddiye alınmazsınız.

kısacası benim tavsiyem, madem ki öğrencisiniz, bilim yolundan ayrılmayın. hemen pes edip olayların arkasında metafizik nedenler aramayın. kendiniz inanıyorsanız canı gönülden inanın, ama bunu bilimsel bir tez olarak ortaya koymayın.

teşekkürler.

Yazan: sawyer Tarih: October 24, 2007 6:45 AM

Sawyer bende sana teşekkür ederim fakat siz beni anlamıyorsunuz sanıyorum..

ortada metafizik bir durum yok..sadece maddenin rasgeleliklerle biraraya gelip bu kompleks yapıyı oluşturmasınının bilimsel olarak açıklanabilir bir tarafı yok..bunu söylüyorum..

bunu anlamak bu kadar zor mu?..

bilim Tanrının varlığı ya da yokluğuyla ilgili bir yargıda bulunamaz zaten..bu konuda bir sorun yok.

neyse..beni yemeğe çağrıyorlar..şu an uzatamıyorum:))

bye.

Yazan: deniz Tarih: October 24, 2007 7:33 PM

Sayın Farshad,

"We cannot prove that there is no God, but we can safely conclude the He is very, very improbable indeed."

Gördünüz mü? Anlamı nasıl da 180 derece değişti.
Anlam 180 derece değişti mi? O sizin hüsnü kuruntunuz. Değişen birşey yok. O cümlenin birinci ve ikinci parçaları zıt şeyler ifade etmiyor.

Mesela ben "Zeus'un olmadığını kanıtlayamam ama yine de rahatlıkla çok çok ihtimal dışı olduğu sonucuna varabilirim" dediğim de sizce birbirinin tersi iki şey mi söylemiş olurum? Yani "Zues'un olmadığını kanıtlayamam" ile "yine de rahatlıkla çok çok ihtimal dışı olduğu sonucuna varabilirim" tamamen zıt ve çelişen şeyler mi? Lütfen biraz sağduyu, mantık ve akıl...

"The God Delusion"'i hiç okudunuz mu? Bu kitapla ilgili yaptığı söyleşileri hiç mi dinlemediniz?

Kitabı da okudum konuşmalarını da dinledim.
Biraz daha açarsak:
"Darwin ve onun evrim teorisi, Ateizm inancını sırf bir inanç sistemi olmaktan kurtarıp akıl ve bilim yönünden de onaylanmasına ve teyit edilmesine olanak verdi."

Siz bundan farklı birşey anlıyorsanız diyecek birşeyim yok.
Dawkins'in söylediği şudur. Darwin'den önceki ateistler tasarım argümanına karşı tatmin edici ve doyurucu bir cevap veremiyorlardı. Darwin sayesinde bu olanağı buldular.

Siz buradan "evrim teorisi ateizmi kanıtlar ve tanrının yokluğunu kanıtlar" anlıyorsanız o sizin sornunuz.

Yazan: freedom Tarih: October 24, 2007 8:06 PM

deniz bey,

dediğinizi gayet iyi anlıyorum.

şöyle demişsiniz

"ortada metafizik bir durum yok..sadece maddenin rasgeleliklerle biraraya gelip bu kompleks yapıyı oluşturmasınının bilimsel olarak açıklanabilir bir tarafı yok..bunu söylüyorum.."

bir kere bu ifadeniz kendi içinde bir çelilki barındırıyor: bilimsel olarak açıklanabilir tarafı yoksa, metafizik olarak açıklaması vardır. ya fiziki, ya metafizik. üçüncü bir olasılık var mı?

ayrıca son cümlenizde, maddeyi rasgele olarak bilimsel olarak açıklaması olmadığını söylüyorsunuz.

bir kere, "rasgele = bilimsel" değil. bilim de zaten maddenin varoluşuna rasgele oldu demiyor. bu konuya hiçbir açıklama getirmiyor. bilim, sadece madde var ve bunu inceliyor. "nereden geldi" "niçin geldi" bilimin konusu değil. çünkü bu sorulara yanıt bulmak mümkün değil. bu nedenle bunlar, erik von daniken gibi şarlatanların tartışma konusu.

Ayrıca, bir mantık kuralı olarak, bizim birşeyi açıklayamamamız, mutlaka bu şeyin açıklanamaz olduğu anlamına gelmez. bu açıklamayı bilmiyor olabiliriz.

dediğinizi anlayabilmiş miyim?

Yazan: sawyer Tarih: October 24, 2007 9:14 PM

sn. freedom arkadas,

bugun bu "evrim x yaratis" mucadelesinin en yogun yasandigi ulke --yaklasik 100 yildir-- ABD olmalidir. ve oradaki "dinci x demokrat"
mucadelesindeki temel mantik ve yaklasimlar
kisaca soyle olmalidir:

evanjelik hristiyan dincilere gore,
"evrim teorisi kesinlikle sadece ateizme zemin hazirlamaktadir,
ve tanrinin yoklugu fikrine zemin hazirlamaktadir"

burada bu her iki cikarimi da elbette biraz daha "guclendirebilmek" ve butun dindar hristiyanlari bu sekilde doldurusa getirip kendi saflarina cekebilmek icin, her ikisini de
"kanitlamaktadir" seklinde verip-iletmeyi tercih ederler genelde. (ozellikle egitim seviyesi dusuk hristiyan bir topluluga hitab ediyorlarsa.)

serbest amerikan demokratlara gore,
"evrim teorisi ateizme de, dindarliga da ayni sekilde zemin hazirlayabilir; bu kisinin kendi inancina ve yaklasimina kalmistir."

(fakat elbette bu izahin bugun Incili harfi harfine "bilimsel" bir kaynak olarak alip, buna gore:

dunyanin yaklasik bundan tam 6000 yil once
ve bir anda "hokus pokus" seklinde ortaya cikarildigini,
ve daha sonra butun canli turlerinin ve nihayet insanin en kutsal bir sekilde aynen Tanrinin gorunumunde "hokus pokus" diye bir anda ortaya cikarildigini,

dusunen evanjelik hristiyan grubu kesinlikle tatmin etmesi dusunulemez, bilakis bu yaklasim onlari daha da kizdirmaktadir.
cunki onlara gore bu da yine
diger hristiyanlarin kalblerini celbetmek ve onlara evrim fikrini bu sekilde asilayabilmek icin dusunulmus "sinsi bir ateist propaganda taktigi" olmalidir.)

bu olayin birinci boyutu olmalidir. bundan sonra
ikinci basamakda olay yine kisaca soyle gelismektedir=

evanjelik hristiyan dincilere gore:
bu evrim fikrini ve dogal kosullar icinde
olusum fikrini yikmanin ve boylece "evanjelik Tanri'nin varligini ispatlamanin" en iyi yolu hayatin ne kadar --evrim ve dogal kosullar icinde olusmasi imkansiz derecede-- "kompleks" oldugunu ortaya koymak ve insanligin gozu onune sermektir.

serbest amerikan demokratlara gore:
su an butun evrende ve canlilarda gozlemledigimiz "kompleks" yapilar ne bu evrenin ve ne de canlilarin evrim kanaliyla ve dogal kosullar icinde olusmasi ve gelismesi fikrine aykiri olmamalidir. (bu arada evanjelik hristiyan anlayisin buyuk bir bolumunun "evrenin big bang sonrasi asamalar halinde bugunku muazzam yapisina ulastigi" fikrini de temelden reddettiklerini yine ozellikle belirteyim burada)
ve bu "evrimsel asamalar" ve bunun sonucunda olustuklari dusunulen "kompleks" yapilasmalar yine dileyenler tarafindan "Evrensel Bir Irade & Plan" ve dileyenler tarafindan "Tanrisal Bir Irade & Plan" olarak kabul edilebilmelidirler.

(fakat elbette bu izahin yine bugun Incili harfi harfine "somut & gercek" bir anlatim olarak alip,
buna gore:

Tanri'nin butun evreni ve canlilari bizzat kendi "elleriyle" ve bir anda "kompleks" olarak yarattigini dusunen bu evanjelik hristiyan grubu kesinlikle tatmin etmesi dusunulemez, bilakis
--yukarida aciklamaya calistigim ayni nedenden oturu-- bu yaklasim onlari daha da kizdirmaktadir.

"akilli tasarim" hareketi ise, sanirim yukarida aktarilan iki yol arasinda "orta yolu" gosteren itidalli durust bir hareket olarak ortaya cikmak istemistir, ya da en azindan oyle sunulmaktadir. fakat elbette bu hususda amerikan --inancli
ya da ateist-- butun demokratlar bir miktar kaygi icinde olmalidirlar.
cunki ne de olsa bu evanjelik hristiyanlara
yine Incilde kendi yorumladiklari & algiladiklari kendi Isa'lari aynen soyle emretmektedir:

...o halde yilanlar kadar "kurnaz" olun, fakat guvercinler kadar "saf" gorunun. (Matta 10/16)

--------------------
(not= buradaki turk "akilli tasarimci" arkadaslarin iyi niyetlerinden ve samimiyetlerinden kuskum yok elbette, fakat daha genis cercevede --kuresel boyutta-- durum, cok kisa ve kabaca anlatmak gerekirse, sanirim temelde bundan ibaret olmalidir...


Yazan: wisdom Tarih: October 25, 2007 3:01 AM

sn.Sawyer

bilimsel olarak açıklanamayacak bir şeyin tek alternatifinin metafizik açıklama olduğunu nerden çıkartıyorsunuz?

ben diyorum ki atomlar tesadüfen bir araya gelip,düzensiz halden düzenli hale geçemezler.big bang te oluşan o kaostan sıyrılıp kendi kendilerine organize olup dünyamızı ve hayatı varedemezler..bunun olabilmesi için bilgiye ihtiyaçları vardır..bu iş spontane olmaz..bu entropi kanununun bir sonucudur.

Darwinin ortaya koyduğu evrim teorisi maddenin rasgele seçimler sonucunda düzenlendiğini söyler..benim bildiğim bu..evrim teorsinin bu savı değiştiyse bir sözüm yok.

yazından anladığıma göre, bir antinomiyle beraber,klasik mantıktaki 3.halin imkansızlığı durumuyla karşı karşıya olduğumu düşünüyorsun..
--------------------------------------------------
alem tesadüfen meydana gelmiştir..(evrimin savı)

alem bilinçli bir planla meydana gelmiştir..(AT'nin savı)

birşeyi bilimsel olarak açıklayamıyorsan,metafizik olarak açıklarsın..üçüncü bir şık yok..

--------------------------------------------------

burda karıştırılan durum şu bence..yukarıdaki çelişik iki önerme Kant'ın öne sürdüğü ;

(Evrenin oluşunda bir evrensel varlık vardır – Evrenin oluşunda bir evrensel varlık yoktur).

antinomisiyle aynı değildir..

Kant,bu önermeler üzerinde akılcı bir çözüme varılamaz çünki bunlar noumenler dünyasına aittir,bu yüzden akılcı bir kozmoloji kurmak mümkün değildir, sonucuna ulaşır..

yani ne bir Tanrı vardır ne de bir Tanrı yoktur diyemiyoruz pozitif bilim açıdan.o yüzden Tanrı kavramı bilimin konusu olamaz diyor..

çok doğru söylüyor..yani bilim ateizme de yaratılışçılığa da geçit vermez..bu bilim açısından rasyonel bir durum değildir..haklı..

ama benim söylediğim bu değil..benim önermem Kant'ın önermesiyle aynı değil..

ben noumenlerden hiç bahsetmiyorum..tamamen fenomenik bir açıklamam var.evrimi yadsımıyorum..sadece tesadüfçülüğü bilimsel açıdan sorguluyorum.

bana göre;

alem tesadüfen meydana gelmiştir önermesinin karşısına koyulan bilinçli bir planlamayla oluşmuştur önermesi test edilebilir iki önermedir.

alemin tesadüfen meydana gelmesi demek,düzensizlikten kendi kendine düzen(organizasyon) ortaya çıkması demektir...kendi kendine gerçekleşen proseslere termoda spontane prosesler denir.

spontane proseslerin hepsinde evrenin entropisi artar..evrenin entropisini artıran reaksiyonlar gerçekleşebilir..evrenin entropisini azaltan olaylar spontane olarak gerçekleşmez..

evrim teorisinin savı şu:evrendeki düzensizlikten kendi kendine,spontane olarak bir düzenlilik,organizasyon ve komplekslik ortaya çıkmıştır..

yani spontane olarak evrende entropi azalmış ve evrim böyle vuku bulmuştur der..

ENTROPİ KANUNU DA DER Kİ,EVRENDE SPONTANE OLARAK ENTROPİNİN AZALDIĞI HİÇBİR REAKSİYON GERÇEK-LE-ŞE-MEZ....

taştan,tuğladan..vs..bir binanın meydana geldiğini
görüyoruz çevremizde..oturduğumuz evler..düzensiz taşlar birleşmiş kapısı,bacası belli organize ev olmuşlar,değil mi?..bu düzenli hale geçiş evrenin entropisini azaltmakla beraber gerçekleşmiştir.

bunun gerçekleşmesinin sebebi sürecin spontane olmaması..bir plan ve proje dahilinde dışardan taşa toprağa müdahale ile meydana gelmesinden dolayı geçici olarak T.D ikinci kanununa karşı bir üstünlük kazanılmıştır..dışardan müdahale denilen şey bu..bir plan ve proje ile eşyanın yönlendirilmesi gerekir..

anne rahmindeki döllenmiş yumurtanın evrimleşerek insana dönüşmeside DNA'daki plan,program sayesinde olur..böylece entropiyle mücadele edilebilir.

evrendeki olayların kendi kendine organize olamaması demek Tanrı müdahalesiyle olur anlamında değil..kendi kendine teknik bir terimdir..spontane
prosesin Türkçeleşmişi..

ben Kant'ın ortaya sürdüğü önermelerden çok farklı birşey söylüyorum..

benim fikirlerimle örtüşen,tamda anlatmak istediğimi anlatan bir yazı buldum nette..onun linkini veriyorum:

http://66.102.9.104/search?q=cache:mLqVhN_92IkJ:www.hayat8.8m.com/Evrim.html+evrim+nedir&hl=tr&ct=clnk&cd=15&gl=tr

akıllı hücrelerle ilgili görüşümü destekleyen bir yazı olmuş..kim yayınladıysa emeğine sağlık..ordan bir kısım alıntılayıp bitireyim.
--------------------------------------------------
Hayat yarışında kimin daha başarılı, kimin daha başarısız olduğunu "doğal ayıklanma" ile açıklamaya kalkışmak da hücreler hakkında yeterli bilgi sahibi olmamaktan kaynaklanmaktadır. Hücrelerin kendilerine has bir bilgi ve bilinç sistemi vardır. Bir canlının yaşayacağı ortama ne kadar uyumlu veya uyumsuz olacağı, tamamen onun kromozomlarındaki genlere işlenmiş bilgilerce denetlenir. Bu bilgileri kromozom kitapçıklarına kayıt edenler bizzat hücrelerin kendileridir, dışarıda esen rüzgar veya düşmanları değildir. Dolayısıyla "doğal ayıklanma" terimi asla ve asla kullanılmamalıdır, çünkü bu terim hücrelerin kendilerine has bir bilgi ve bilinç sistemi olduğunu inkar etme anlamına gelir!
---------------------------------------------------

saygılar..

Yazan: deniz Tarih: October 25, 2007 10:44 PM

Deniz bey, Yazdıklarınızın çoğuna yukarılarda cevap verildi de. Şu entropi konusu;

ENTROPİ KANUNU DA DER Kİ,EVRENDE SPONTANE OLARAK ENTROPİNİN AZALDIĞI HİÇBİR REAKSİYON GERÇEK-LE-ŞE-MEZ....

Bunu nereden öğrendiniz? termodinamik çok kullanılır ama evrimle çelişen bir durum söz konusu değildir. Denge de olmayan bir sistemin entropisi artar ve denge durumunda maksimuma ulaşır, ve bu kapalı sistemler için geçerlidir.İkinci yasa. Sizin söylediklerinizle alakasız gerçekten.

Yukarıda buna ilişkin bir cevap verildi. Ama siz cevap vermeden aynen devam ediyorsunuz. Söylediklerinizin sağlamasını yaparmısınız lütfen?
Sonra ben size tasarımcısız entropi artışına örnek vereyim. Yazdıklarınız gerçekten yanlış.

Yazan: sinan Tarih: October 27, 2007 1:55 PM

burdaki yazıların hepsini okuma imkanı bulamamıştım..bir kısmını inceledim..

M.Ajlan Bey entropi konusuna güzel değinmiş..sağolsun..At konusundaki heyecanının hiç eksilmediği de görülüyor..

Emre Ünver Beyin açıklamalarını çok mantıklı buldum.benim fikirlerimle örtüşüyor düşünceleri..

bende ateizm konusunda benzer düşünüyorum..ben teist değilim..teizmi kabul etmeme anlamında a-teist olabilirim ama inançsızlık anlamında değil..kendimi İslami çerçevede monist olarak tanımlıyorum..

M.Ali Diktaş beyefendinin metafizik bağlamdaki kaygılarını da anlıyorum..Tanrı kavramının bilimsel bilgi konusu olamayacağı görüşündeyim..

Yasin rumuzlu kardeşimizin büyük çabasını görmemek mümkün değil..ilginç şeyler..baktım bir kısmına..

Mustafa Akyol Bey'de bir konu atıyor sonra kaybolup gidiyor..arasıra yorumlara katılsa daha iyi olur bence..madem AT'nin temsilciliği iddiasındasınız..bütün bilim dünyasını karşınıza alıyorsunuz..bir iki araya karışsanız iyi olurdu ama neyse..

teşekkürler yine de bu zemine vesile olduğu için..

Yazan: deniz Tarih: October 27, 2007 4:04 PM

Akıllı tasarım ve buna bağlı olarak "tasarlanmış varlıklar" konusunda bir-iki şey söylemek istiyorum, zira yukarıdaki yazılardan dolayı yazma ihtiyacı hissediyorum. AT'cilerin (ve tabiki yaratılışçıların) en meşhur anlatımlarından biri "her şeyin bir ustası vardır." anlatımıdır. Bu çok basitleştirilmiş bir ifade olsa da AT mantığının temelini oluşturur. Eninde sonunda iş buraya varıyor çünkü. Bu anlatıma göre nasıl ki bir bilgisayarın, uçağın ya da bir masanın bir tasarımcısı varsa; bir canlının da, örneğin bir papatyanın, bir örümceğin ya da insanın da bir tasarımcısı vardır. Zira masayı yapan marangoz "bilinçli" bir şekilde masanın planını kafasında oluşturmakta ve sonra uygulamaya dökmektedir. O halde karmaşık olan diğer varlıkların, yani canlıların da "bilinçli" bir şekilde tasarlandıkları ve oluşturuldukları neden kabul edilmesin?

İlk olarak şöyle bir itiraz yapılabilir: İyi de, biz, uçak, bilgisayar ve masa gibi eşyaların tasarlandığını, imal edildiğini, yani insanlar tarafından yapıldığını zaten biliyoruz. Ama canlıların bir tasarımcısı olduğunu bilmiyoruz ve onu gözlemleyemiyoruz.

Bu itiraza hemen karşı bir itiraz gelebilir. Şöyle ki: Evet, tasarımcıyı gözlemleyemiyoruz, canlıların nasıl varolduklarını bilmiyoruz; ama onların yapısını (ve işlevini) inceleyerek bir tasarım sonucu olduklarını çıkarsayabiliyoruz. Zira doğal süreçlerle böylesine karmaşık varlıklar (uçakta, bilgisayarda olduğu gibi) açıklanamaz. Uçak ya da bilgisayar gibi karmaşık varlıkların insanlar tarafından, yani bir bilinç tarafından yapıldığını bildiğimize göre neden daha da karmaşık yapıda olan canlılar için benzer bir bilinçten, bir tasarımcıdan söz etmeyelim?

Buna da şöyle bir itiraz yapılabilir: Bir kere canlıların yapısı karmaşık olmakla birlikte onlar bilgisayar, uçak gibisinden varlıklarla aynı kategoriye sokulamaz. Canlılar kendini kopyalayabilen, temel birimlerden meydana gelmiş (hücreler örneğin) bir varlıklar bütünüdür. Oysa ki uçak gibi bir varlık bu özelliklerin hiçbirine sahip değildir. Canlılar ve öteki karmaşık varlıklar arasında "kesin" bir sınır vardır. Birbirlerine karmaşıklık dışında hiçbir şekilde benzemezler.

Ne var ki, yukarıda yazdığım itiraz durumu kurtarmaz. Canlılar ve diğer karmaşık varlıklar arasında çok önemli farklar olmasına rağmen her ikisi de karmaşıktır. Salt karmaşık olmalarından dolayı her ikisinde de bilinçli bir müdahalenin rol oynadığı söylenebilir. Ancak bilincin rol oynadığı her şey karmaşık değildir. Bir insan pekala bir taşı diğer taşın üzerine koyabilir ve bu kesinlikle bilinçli bir davranıştır. Doğal olarak, üst üste konmuş iki taş da bilinçli bir tasarım örneği olacaktır. Böyle bir olay doğada her zaman olan bir şeydir. İki taşın üst üste binmesi dalgaların, toprak kaymasının, rüzgarın, depremlerin, su taşkınlarının rahatlıkla yapabileceği bir şeydir. Bu durumda üst üste duran iki kaya tamamen doğal bir sürecin sonucudur. Burada vermiş olduğum bu aşırı basitleştirilmiş örnek karmaşık olmayan varlıkların da pekala bir tasarımcı tarafından oluşturulabileceğinin kolaylıkla savunulabilmesidir. Karmaşık veya değil, bir tasarımcının parmağı olabilir. Burada önemli olan tasarımcı iddiasını neye karşı kullandığınızdır. Tek başına savunmak durumunda olsanız karmaşıklık gerekçesini ortaya atmanın bir anlamı yok. Ama eğer (bilinen) doğal süreçlere karşı bu argümanı ileri sürüyorsanız işte o zaman karmaşıklık gerekçesi anlamlı hale gelir. Çünkü doğal süreçlerin karmaşık yapıları açıklamasını beklersiniz.

Son olarak şu iddiada bulunabilirim: Evet, doğru, karmaşıklığı açıklamam gerek, bilinçli bir müdahaleye yer vermeksizin bunu açıklamam gerek. Peki neden bilinçli bir müdahaleden kaçıyorum. Bunun nedeni bilinçli varlığı, tasarımcıyı cevapsız bırakacağımdan dolayıdır. Öte yandan insanların "bilinçli" tasarımcılar olarak nasıl davrandılarını biliyoruz. Dolayısıyla makinelerin nasıl varolduğunu açıklamak zor değil. Ama yine de burada açıklanması gereken bir durum var. İnsanların bilinçli varlıklar olduğunu söyleyerek işin içinden sıyrılıveriyoruz. Bilinçliliği beyin nasıl yaratıyor? Nihayetinde beyin de karmaşık bir nöron ağıdır; ama onun işleyişi çevrede "bilinçli" tasarım örnekleri dediğimiz şeyleri, uçakları, bilgisayarları, kitapları, köprüleri, resimleri vs. yaratıyor. Burada "bilinç" dediğimiz şey doğal süreçlerin sonucunda oluşan bir fenomendir. Benzer olarak doğanın kendisinde de bir bilinç olabilir mi? Düzen ya da karmaşıklık yaratan herhangi bir sistem bilinçli olabilir mi? Tasarım belirli bir bilince (bu bilinci salt farkındalık olarak ele almayın) atfediliyorsa -ki bunu gerektiriyor, bilincin kesinlikle doğaüstü bir fenomen olarak ele alınması mı gerekiyor? İşte görüş ayrılığı da burada başlıyor. AT savunucuları bilincin ne olduğunu açıklamıyor. İster istemez bilinç (tasarımcı) sorunu onlar için doğaüstü bir fenomen olarak kalıyor. Yine bir bilincin (ya da bir tasarının) ürünleri olduğunu kesin olarak bildiğimiz bilgisayar, uçak vb. varlıkların oluşturulmasında rol oynayan bilincin bir açıklaması (beynin işleyişini ve çevreyle etkileşimini açıklayan her türlü kuram) yapılırken, neden doğadaki biyolojik varlığı ("tasarı" ürünü olduğunu söyledikleri) açıklamaya çalışan AT savunucuları tasarımcıyı (ya da bilinci) açıklamıyorlar? Yoksa açıklanacak bir şey yok mu? Bilgisayar yapımcısının bilincini açıklıyoruz (elbette teorilerle), şöyle ki, bilgisayar yapımcısının bir bilinci olduğunu kabul etmişiz. Ortada bir tasarım var (bilgisayar), onu bir tasarlayan olmalı (mühendis), ama aynı zamanda onu tasarlayanın bunu nasıl yapabildiği, bunun için ne tür özelliklere sahip olabildiğini de açıklamalıyız (sahip olduğu bilgiler ve beceriler ve nihayetinde bunları da açıklayan beynin işleyişini ve çevresiyle etkileşimini). Bu durumda bir "bilinç"ten söz etmek son derece anlamlıdır. Ama ya, biyolojik varlığın açıklanması... Bir bilincin ürünü olduğunu söyleyebiliriz, ama zaten doğal süreçlerle açıklama çabaları işte bu bilincin ne olduğunu ve onun nasıl işlediğini açıklama çabasıdır. İnsanın bilinçli eylemlerini açıklama çabasında olduğu gibi. Daha fazla tartışmanın ne anlamı var?

Yukarıda kısa bir şekilde anlatmaya çalıştığım görüşler elbette spekülasyondur. Felsefi temeldedir. Ama görmezden gelinemeyeceğini düşünüyorum.

Saygılar

Emre ÜNVER

Yazan: emre ünver Tarih: October 27, 2007 10:53 PM

Sinan bey

teşekkür ederim yazıma itiraz ettiğiniz için..bende kim bunu yapacak diye merak ediyordum..

benim entropi konusundaki bilgim laboratuar şartlarında reaksiyonları gözlemlemek durumunda olmaktan kaynaklanıyor..yani benim işim bu..ben bu işin eğitimini alıyorum..

biz bir kimyasal reaksiyonun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini(spontane olarak) önceden teorik olarak hesaplayıp öngörebiliriz.

bir reaksiyon sırasında sistemin ve çevrenin entropi artış durumu hesaplanır.sistemin entropisindeki azalma çevrenin entropisini artırabilir.ya da tam tersi de olabilir..fakat sonuçta çevre ve sistemin entropisinin toplamına bakılır..bu evrendeki entropiyi verir.sonuç pozitif çıkarsa evrenin entropisi artar,öyleyse bu reaksiyon gerçekleşebilir sonucu çıkartılır..fakat
hesaplamalar sonunda evrenin entropisi negatif yani azalıyor çıkarsa bu veri bize reaksiyonun kendi kendine gerçekleşmeyeceğini söyler..

kapalı sistemin ne olduğunu da bilmiyorsunuz sanıyorum..ben kapalı sistemi yadsıdım mı?

evrenin entropisinden bahsediyorum devamlı olarak dikkat ederseniz..evren zaten kapalı (izole )bir sistemdir..bende farklı birşey söylemiyorum..

ben tasarımcıdan hiç bahsetmedim.. termodinamik eğitimi alan herkesin bildiği sıradan şeylerden bahsediyorum..

sizin vermek istediğiniz örneği öğrenebilir miyim??


Yazan: deniz Tarih: October 28, 2007 10:12 PM

Deniz Hanım: Mustafa Bey şu sıralar bir seminer için İngilterede bulunuyor; sanıyorum bu yüzden tartışmalara katılamıyordur.

Yazan: Muhammed Ali Diktaş Tarih: October 28, 2007 11:10 PM

Deniz Bey,
Entropiyi bilmek için illa tüplerle çalışmak gerekmiyor. Ortalama bir fizik eğitimi yeter. Ortalamanın üzerinde sağlam bir fizik eğitimi aldığımı düşünüyorum. Tekrar edeceğim, termodinamiği uygulama yönteminiz yanlış.

Termodinamik hiçbir şekilde biryerde entropinin artmak zorunda olduğunu söylemez. Genişleyen kapalı bir sistem için söylenen ortalama dengeyi evrendeki tüm noktalar için genelleştiremezsiniz. Evrim bağlamında da herhangi bir termodinamik engel söz konusu değildir. Evrenin ortalama entropisinin genişlemeden artıyor oluşu evrenin herhangi bir yerinde entropinin azalmıyacağını göstermez. Tam tersine bilinçli müdahale gerektirmeden entropide azalma olabileceği bilinen bir olgudur. Bunun yadsınacak bir tarafı yoktur. Tersini iddia edecekseniz bu konuda bir bilimsel kaynak vermenizi rica edeceğim.

Dışarıdan enerji alabilen bir sistem neden entropisini azaltamasın ki?

Yukarıda yazmışsınız:

evrende düzensiz yapılar spontane olarak düzenli hale geçemezler..Entropi yasası gereği..

Böyle birşey yok Deniz bey! Yasa hiç bir şekilde böyle birşey demez! Bunun yanlış olduğunu da hergün gözlemliyebiliyoruz. Biryerde entropi artışına yol açtkta sonra, bir entropi azalmasının meydana gelmesinde herhangi bir engel yoktur! Yani dışarıdan enerji alabildikten sonra hiçbir engel yoktur.

Entropiyi öğrenmiş olabilirsiniz, ama uygulamanız yanlış. Dilerseniz complexity teorisine bakabilirsiniz.


"Complexity theory explores how systems that are open to sources of energy are able to raise themselves to higher levels of self-organization."

Yani olamaz dediğiniz şeyler bugün inceleniyor.

Yazan: sinan Tarih: October 30, 2007 6:12 PM

"Ak-kara yok, gri var" derken yillardir insanlara griyi ak ve kara diye gostermeye calisanin bizzat kendiniz oldugunuzun farkindasinizdir umarim Mustafa Bey.

"Evrim teorisi insanlarin dini inanclariyla celisir" gibi yanlis bir dusuncenin yillardir propagandasini yaparken, insanlara bir "ak" ve bir "kara" sunup bunlardan birini secmeye zorladiginizin farkinda miydiniz? Ya o savundugunuz, dinsel inanclari bilimsel teori diye ogreten egitim sistemi? Onun da ancak iki cesit ak/kara zihniyetinde insan ureteceginin farkindasinizdir umarim: Ya (i) "bilim herseyi acikliyor, onun icin dinsel inanclara itibar etmem" diyen, ya da (ii) "bilim dogayi benim inanclarima ters yorumluyor, onun icin bilime itibar etmem" diyen.

Yukarida, her zamanki gibi, bircok gercek gormezden gelinmis. Listeleyelim:

1. F. Collins ve R. Dawkins'in pozisyonlari arasinda "bilimsel" acidan hicbir fark yoktur. Ikisi de, sizin deyisinizle, "Darwinist"tirler.

2. F. Collins ve R. Dawkins gibi insanlar bilimsel bulgulara iliskin felsefi yorumlarini efendi efendi tartisirlar, kimse birbirini "din dusmanligi", "yobazlik" gibi seylerle itham etmez.

3. F. Collins yillardir kampus kampus gezip hucre biyolojisinde Tanri'yi buldugunu anlatirken, tek bir "materyalist zorba" cikip kendisini hedef gostermis, militan ilan etmis, okuldan uzaklastirmaya calismis, dava etmis vs. degildir.

4. R. Dawkins sadece entelektuel duzeyde savundugu fikirleri tarafindan yillardir kitlesel lince tabi tutulmakta, hedef gosterilmekte, internette Dawkins'e yonelik nefretin kusuldugu siteler pitrak gibi uremektedir. Yukarida da goruldugu uzere, fikirlerini begenmeyenler, Dawkins'i "militan" olarak nitelemekte hicbir sakinca gormemektedirler.

5. Evrim kuraminin bilimsel gecerliligi ve dinsel inancilarin evrim kurami dahil bilimsel bulgularla celismedigi, hem Vatikan gibi en ust kurumsal duzeyde, hem de ABD'de 10.000 din adaminin katildigi imza kampanyasi gibi kitlesel duzeyde kabul edilmistir.

6. Akilli Tasarim, bilim kamuoyunun ezici bir cogunlugu tarafindan bilimsel bir teori olarak kabul gormemektedir.

7. Akilli Tasarim ve yaradiliscilik arasinda kitlesel, kurumsal ve fikirsel duzeydeki bag organikten de otedir. Akilli Tasarim literaturunun buyuk bir bolumu yaradilisci literaturun copy&paste, find&replace teknikleriyle "bilimsellestirilmesinden" ibarettir.

8. Yaradiliscilar, isleri sadece arastirma yapmak olan bilim insanlarini bulgularindan dolayi "din dusmani" ilan eder ve kitlelere hedef gosterirler. M. Akyol da, bu sitedeki yazilarinda, zora dustugu anda "Darwinistlerin dine tahammulerinin olmadigini" sik sik tekrarlamistir.

9. Bugune kadar, F. Collins'e ya da K. Miller'e "ortacag zihniyetli" diyene rastlamadim. Irkciya irkci demek, beyazlara hakaret etmek anlamina gelmez.

10. Evrim kurami konusunda bir savas degil, yuzyili askin suredir evrim kuramina yonelik bir saldiri vardir.

Ve bu saldiri yuzyildir "mikroevrim tamam da ya makroevrim" orneginde oldugu gibi, yenildikce geri adim atmakta, ama imana gelmemektedir.

Yukaridaki "ak-kara yok, gri var" manevraniz da, cok acik bir geri adim.

Yarin, bu geri adimlarin sonunda, bugun F. Collins'in bulundugu noktaya "sigindiginizda" ne diyeceginizi cok merak ediyorum.

Yazan: Balbazar Tarih: October 30, 2007 11:37 PM

sayin balbazar,

bence Mustafa Akyolun bu makalesinde sergilemis oldugu durustluk & aciklik ve adil tutum "takdire sayan" bir hareket olmalidir.
hepimiz zaman zaman istemeden cesitli "biraz asiri" zihinlerin etkisinde kalip cevremizdeki diger bircok insanlara belki de farkinda olmadan buna binaen maddi & manevi cesitli incitici davranislar sergilemis olabiliriz mutlaka.
fakat onemli olan bunu farkettigimizde, derhal hatamizdan donup "daha makul bir davranis sekline" yonelebilme gucunu gosterebilmemiz
olmalidir kanimca.
ve saniyorum bu gucu gosterebilenler Kuran'da da
ovgu ile anilmis olmalidirlar. (3.sure 135)
bu acidan ben kendi adima burada Mustafa Akyolu bu makalesinden oturu tekrar tebrik etmek, ve ileriki yasaminda bizleri --bu durust & acik ve adil tutumunu surdurerek-- bu konuda daha
guzel ufuklara yonlendirmesini temenni ederek bitirmek isterim.
ve buna benzer buyuk bir "erdemi" karsi taraftaki "evrimi sadece dine karsi buyuk bir kozmus gibi kullanip" somuren,
ve bircok dindar (ve belki bircok ateist) durust insanlarin bu sekilde cok "incitilmesine" sebebiyet veren bazi insanlarin da cok yakinda gosterebilmesini umid ederim. saygilar.


Yazan: hakan turkeren Tarih: October 31, 2007 1:18 PM

Sn Balbazar,

Yorumlarınızı kısa kısa cevaplamak isterim:

1. F. Collins ve R. Dawkins'in pozisyonlari arasinda "bilimsel" acidan hicbir fark yoktur. Ikisi de, sizin deyisinizle, "Darwinist"tirler.

Dawkins, Collins'in Tanrı hakkında ifade ettiği düşüncelerini tamamen bilimdışı ve zırva olarak nitelemiştir. Her ikisi de "Darwinist" demişsiniz ama korkarım Dawkins'in Darwinism'den anladığı tamamen farklıdır. Collins'in Darwinism'den anladığı şeyler Dawkins'in anladıkları ile örtüşmez. Dawkins "Neo-Darwinist"'tir ancak Collins "Theistic-Evolutionist" sınıfına girer.

2. F. Collins ve R. Dawkins gibi insanlar bilimsel bulgulara iliskin felsefi yorumlarini efendi efendi tartisirlar, kimse birbirini "din dusmanligi", "yobazlik" gibi seylerle itham etmez.

Dawkins doğrudan Collins'a yobaz diyemez çünkü Collins "Human Genome Project"'in başkanıdır. Öyle kolay değil o makamdaki birine yobaz demek. Ama Collins daha düşük bir rütbeye sahip olsaydı hiç merak etmeyin, Dawkins ve onun "müritleri", yobaz dahil hertürlü suçlamayı yapmaktan geri kalmazlardı.

3. F. Collins yillardir kampus kampus gezip hucre biyolojisinde Tanri'yi buldugunu anlatirken, tek bir "materyalist zorba" cikip kendisini hedef gostermis, militan ilan etmis, okuldan uzaklastirmaya calismis, dava etmis vs. degildir.

Tekrarlayım, "Human Genome Project"'in başındaki bir bilim adamını öyle kolay kolay hedef tahtası yapamazsınız. Buna rağmen Dawkins ve onun gibi düşünenler Collins'i karalamak için ellerinden geleni yapmışlardır. Örneğin, Dawkins'in yakın arkadaşı "Sam Harris" Collins'in düşüncelerine defalarca saldırmış ve bundan aşırı rahatsızlık duyduğunu dile getirmiştir. Netekim, Evrimci Biyolog "PZ Myers" blogunda Collins'e defalarca saldırmış ve ona yobaz demiştir.

4. R. Dawkins sadece entelektuel duzeyde savundugu fikirleri tarafindan yillardir kitlesel lince tabi tutulmakta, hedef gosterilmekte, internette Dawkins'e yonelik nefretin kusuldugu siteler pitrak gibi uremektedir. Yukarida da goruldugu uzere, fikirlerini begenmeyenler, Dawkins'i "militan" olarak nitelemekte hicbir sakinca gormemektedirler.

Buna kesinlikle katılmıyorum. "Din Bütün Kötülüklerin Anasıdır" diye belgesel yapan R.Dawkins değil midir? Dawkins o kadar dine ve inanç sistemlerine saldırı da bulunuyor ki karşı taraftan da karşılık gelmesi gayet doğaldır. R.Dawkins, çocuklarına din eğitimi veren inançlı aileleri çocuk tacizciler ile aynı kefeye koyan biridir. Pardon, "militan" mi dediniz?

5. Evrim kuraminin bilimsel gecerliligi ve dinsel inancilarin evrim kurami dahil bilimsel bulgularla celismedigi, hem Vatikan gibi en ust kurumsal duzeyde, hem de ABD'de 10.000 din adaminin katildigi imza kampanyasi gibi kitlesel duzeyde kabul edilmistir.

Bu da komedinin diğer bir perdesidir. Bu din adamları Evrim Teorisini okuyup anladıktan sonra mı imzalarını atmışlardır? Bu din adamları biyolog mudur? Madem ki bu teori için imza atmışlar bizahmet Kuantum Fiziğini de onaylasınlar ki fizikçiler rahat bir nefes alsın.

6. Akilli Tasarim, bilim kamuoyunun ezici bir cogunlugu tarafindan bilimsel bir teori olarak kabul gormemektedir.

Bu ezici çoğunluğun içinde din adamları da var mı? Hayır şunu anlayamadım. Çoğunluk lehte fikir belirttiği için mi bilimsel kuramlar doğru olarak kabul ediliyor? Fizikte Işık hızını ölçmek için çoğunluğun fikrine mi başvuruluyor? Hayır, sahaya çıkıp gerekli enstrümanlarla ölçüyörsunuz çoğunluğun ne dediğinin önemi yoktur.


7. Akilli Tasarim ve yaradiliscilik arasinda kitlesel, kurumsal ve fikirsel duzeydeki bag organikten de otedir. Akilli Tasarim literaturunun buyuk bir bolumu yaradilisci literaturun copy&paste, find&replace teknikleriyle "bilimsellestirilmesinden" ibarettir.

Kesinlikle doğru değil. Detaya girmeye lüzum görmüyorum.


8. Yaradiliscilar, isleri sadece arastirma yapmak olan bilim insanlarini bulgularindan dolayi "din dusmani" ilan eder ve kitlelere hedef gosterirler. M. Akyol da, bu sitedeki yazilarinda, zora dustugu anda "Darwinistlerin dine tahammulerinin olmadigini" sik sik tekrarlamistir.

Madem Dawkins'dan söz açıldı, Dawkins'in son 10 yıldır hangi konularda ne araştırma yaptığını buraya yazar mısınız? Dawkins'in asıl işi dine ve inanca saldırmaktır.

9. Bugune kadar, F. Collins'e ya da K. Miller'e "ortacag zihniyetli" diyene rastlamadim. Irkciya irkci demek, beyazlara hakaret etmek anlamina gelmez.

"Kenneth Miller" Akıllı Tasarıma %100 karşı olmasına rağmen ateşli Ateistler tarafından saldırıya uğramıştır. PZ Myers ve Sam Harris Bloglarında Miller'i tanrıya inandığı için bilime zarar vermekle suçlamışlardır. Dawkins, Myers ve Harris'e göre "Theistic Evolution" an az "Intelligent Design" kadar tehlikelidir.


Yazan: Farshad Tarih: November 1, 2007 1:42 AM

Sayin Farshad, cevaplar icin tesekkurler. Hepsini kisa ve oz olarak yanitlamaya calisacagim.

1. Dawkins de Collins de canliligin cesitliligin Darwiniyen mekanizmalarla ortaya ciktigini kabul ederler. Yani, tavirlari arasinda "bilimsel" acidan hic bir fark yok.

2. Collins'in mevkisinin onemli oldugunu dusunuyorum. ABD, siradan insanlarin "Aptal Bush" tisortleriyle gezebildikleri bir ulke. Varsayimlar uzerinden tartisamayiz. Oyle olsaydi ne olacagi degil, ne oldugu onemli.

3. Collins'e yonelik tepkiye verdiginiz ornekler munferit gozukuyor. Ben oldukca buyuk bir universitede verdigi seminere katildim, kendisine karsi ne ogrencilerden, ne hocalardan, ne universite yonetiminden en ufak bir taskinlik/kabalik gormedim. Materyalist zorbalar neredeydi bilmiyorum.

4. Dawkins'in dinin zararli oldugu konusundaki tavrinin evrim kurami ile bir ilgisi yok. Ayrica, bu fikirlerini de savunmaya hakki var, bir azinligi, ezilmis bir inanc grubunu degil toplumsal egemenlige sahip dinleri hedef aliyor. Yaptigi sey "inanca saygisizlik" degil yani.

5. Hayir, o din adamlari sadece bilimin hakkini bilime teslim etmislerdir. Bunun icin de evrim teorisini anlamalarina gore yok, bilimin ne oldugunu anlamalari yeterli. Onlar biyolog degiller ama , Akilli Tasarimi fanatikce savunanlarin, konferanslara davet edilip bize biyoloji ogreten yaradiliscilarin hepsi biyolog maasaallah. Zaten bu din adamlarinin yaptigi, diger kendini biyolog sananlara tepkiden ibaret.

6. Yetkili bilimsel kurumlar tarafindan da kabul edilen tek kuram evrim kurami. Demokratik teamullere gore olusturulmus kurumlar. Ve evet, kitlenin ve kurumlarin ne dedigi onemli, cunku bilimsel bilginin uretimi denetleniyor, her onune gelen nesnel delil gostermeden istedigini yayinlayamiyor. Birseyin "bilimsel" oldugunu iddia ederken bilim kamuoyu ve bilim kurumlarini degil de neyi kaynak gostereceksiniz?

7. Kesinlikle dogru. Ayni adamlar, ayni kitaplar, ayni iddialar. Intelligent design'in creationism olduguna dair mahkeme kaydini suradan gorebilirsiniz: http://www.pandasthumb.org/archives/2005/09/of_pandas_and_p.html

8. Burada bahsedilen sadece Dawkins degil, evrim kurami calisan butun bilim insanlari. Evrim kurami Dawkins demek degildir, Dawkins'in fikirlerinin sizleri rahatsiz etmesi size butun bir bilim kamuoyunu kitlelere hedef gosterme hakki vermez.

9. F. Collins ve K. Miller'e yonelik bahsettiginiz tepkiler son derece kisisel. Kitlesel ve kisisel arasinda ciddi farklar var. K. Miller populer evrim savunusunun sesi cok cikan insanlarindan biri, eger inanan bir insan olmasindan kitlesel duzeyde rahatsiz olunsaydi, mesela talk origins'te kendine yer bulabilir miydi? Sadece Dawkins'e yonelik degil, evrim kurami calisan butun insanlara yonelik kitlesel yaradilisci nefreti tanimak icin ise su bloga yazilmis yorumlara goz atmaniz yeterli.

10. Buna cevap vermemissiniz, tekrarlayayim: Evrim kurami konusunda bir savas degil, yuzyili askin suredir evrim kuramina yonelik bir saldiri vardir.

11. Butun konumunuzu Dawkins'in konumuna endeksliyorsaniz, uzgunum ama son derece sagliksiz bir konum.

Yazan: balbazar Tarih: November 1, 2007 4:04 PM

Collins'in makami uzerine kucuk bir not:

Watson, DNA'yi bulan adam olarak bilim kamuoyunda oldukca saygin bir yere sahipti. Gecen gunlerde, irkciligi bilimsel temellere oturtmaya calisan bir yorum yapti. Onursal baskani oldugu kurum da dahil (CSHL), hepsi tarafindan aninda dislandi ve yogun tepki aldi.

Yani, Amerikan akademik standartlardinda, eger konumunuz "sakincali" ise makaminiz sizi kurtaramiyor.

Onun icin de, Collins'in "soyle olmasaydi boyle olacagi" iddianizin farazi olarak bile degeri yok, cunku bu ornek Collins'in konumunun "sakincali" bulunmadigini cok net olarak gosteriyor.

Not: Hakan Turkeren'e de bir yanit yazip, Akyol'un ilimli ya da hatasini duzelten bir konumda olmadigini, aksine kendisinin toplumu propaganda yoluyla "ak ve kara"ya ikna etmek, egitim sisteminde cocuklarin "ak ve kara"ya zorlanmasina lojistik destek saglamak gibi edimleriyle bizzat "ak-kara"ci bir tavir sergilemeye devam ettigini soylemistim. Ya yorumum teknik nedenlerle ulasmadi, ya da Sayin Akyol yayinlamaya uygun bulmadi, birincisi oldugunu tahmin ediyorum.

Yazan: Balbazar Tarih: November 1, 2007 6:03 PM

M.Ali bey cevabınız için teşekkür ederim..bende Mustafa Beyin çok yoğun olduğunu farkettim yazılarından..kolay gelsin diyelim kendisine..

Sinan Bey;

ben entropiyi bilmek için illa tüplerle çalışılır demedim..siz bana bunları nerden öğrendiniz diye sordunuz..onun için söyledim..uygulama konusunda bir yanlışım olduğunu sanmıyorum..ama herzaman öğrenmeye açığım..bilgilerinizden istifade edebilirim..yanlışlar varsa düzeltilir..

şimdi,..
--------------------------------------------------
Termodinamik hiçbir şekilde biryerde entropinin artmak zorunda olduğunu söylemez. Genişleyen kapalı bir sistem için söylenen ortalama dengeyi evrendeki tüm noktalar için genelleştiremezsiniz.
SİNAN.
-------------------------------------------------

ben küçük örnek vermek istiyorum:

termodinamikte çevre ve sistem kavramları anlaşılmadan evrenin entropisindeki artışın ne olduğunu oturtmak biraz zor olabilir.(sizin için söylemiyorum..bilmeyenler için anlatıyorum)

buzdolabından çıkmış soğuk bir suyu 80C'lik bir odaya koyalım..suyumuzun 10C'lik bir sıcaklığı olsun..zamanla oda ve su arasında bir ısı akışı olacaktır..dengeye ulaşana kadar..kendi haline bırakılan bu sistemde suyun daha da soğuduğu hiç görülmez..su zamanla 5C olmaz..soğuk sudan sıcak odaya ısı akışı olmaz..aksine zamanla su ısınır..sıcak odadan soğuk suya ısı akışı olur, doğal olan budur..kendi kendine,doğa böyle ayarlar bunu.

toplam enerji korunduğu için(1.prensipten dolayı) soğuktan sıcağa da ısı akışı olması beklenirken bunu göremedik.nedeni ikinci prensip..
enerji entropinin arttığı yöne kayar..

80C'lik oda=sistem
10C'lik su=çevre olsun..


su ısı kaybederken entropisi azalacaktır.(çevre)
oda ısı aldığı için entropisi artacaktır..(sistem)

sistem ve çevrenin entropisindeki artış ve azalışı matematiksel olarak hesapladığımızda sonuç sıfırdan küçük çıkıyor..bu proses sonunda ısı dengesi oluşuyor fakat evrenin entropisi azalıyor.

ısı dengesi oluşsa dahi evrenin entropisi azaldığı için bu olay doğada kendi kendine gerçekleşmez..

zaten biz bunu günlük tecrübelerimizden biliyoruz..soğuk suyu sıcak bir odaya koyarsanız su zamanla ısınır..sıcak oda kendi ısısından suya verir .kendisi soğur(entropisi azalır)..suda ısınır(entropisi artar) sistem ve çevre birlikte evrenin entropisini artırmış olurlar..ve bu kendi kendine gerçekleşir..

kapalı bir sistem olan evrenimizin işleyişi böyle..

entropi kanununun bazı evrensel sonuçları var..bunları ben uydurmuyorum..

doğada kendi haline bırakılan sistemler için;

işten ısı eldesi,sıcaktan soğuğa ısı akışı,düzenlilikten düzensizliğe geçiş..gibi..

dediğiniz gibi sistem dışardan enerji alırsa evrendeki bu bozulmaya ve dağılmaya karşı direnç gösterip büyüyebilir..düzenli hale geçebilir..sürekli enerji almak koşuluyla..enerji alamadığı zaman entropi başında bekliyor cellat gibi..evren düzenli yapıyı ezmek istiyor çünki,fırsat kolluyor..ölüm kaçınılmaz bir son..

EVRİM ÇELİŞKİLERİ

--evrim,evrenin kendi kendine düzeni tercih edebileceğini ve ettiğini söylüyor..(entropi evrende bozucu,dağıtıcı kuralların hakim olduğunu söyler)

---dışardan enerji almak bir sistemi daha organize hale getirmez..(evrim enerji almakla atomların tesadüfen organize olabileceğini söylüyor)

güneş enerjisine uzun süre maruz kalan birinin cildinin eskisinden daha güzel olduğunu söyleyebilir miyiz?yoksa o insan cilt kanseri mi olur?

çölde kalmış bir hurda araba,yıllar içinde lüks bir jipe dönüşebilir mi?

güneş enerjisi uzun süre etkisi altına aldığı cismi parçalar,yakar..cansız yapılar güneş enerjisi almakla organize canlı yapılar oluşturamazlar.

güneş enerjisinin kimyasal enerjiye dönüştürülmesi gerekir..yoksa güneşten faydalanılamaz..fotosentez mekanizması ya da yediğimiz besinlerin enerjiye dönüşmesi için sindirim sistemi gibi..enerji dönüştürücü mekanizması olmayan yapıların enerji almaları, tek başına entropiyle mücadele için yetmez..

bir cansız varlık ben organize olup daha bir kompleksleşeyim demeden,güneş enerjisi ve evren onun işini bitirir.

entropiyle mücadele ederek büyüyüp kompleksleşebilmek için (enerji+enerjiyi dönüştürücü mekanizma) lazımdır..

evrimin ilerki safhalarını tartışmadan önce daha ilk başta ciddi bir termodinamiksel engel vardır..

bahsettiğiniz self-organization işte bu engelin fazlasıyla bilincinde olan bilim adamlarının bu sorunu aşmak için yaptıkları bir girişimdir..yani masadan düşüpte dağılan bir şekerin nasıl olupta çevreden kaybettiği enerjiyi alarak tekrar uçup eski halini alıp masaya konabilirin tasarımını yapıyorlar..

ben kendilerine kolay gelsin diyorum..iyi uçuşlar..ne diyelim..


Yazan: deniz Tarih: November 1, 2007 7:47 PM

Bir de su var.

Demek ki, Dawkins'in "Din Bütün Kötülüklerin Anasıdır" diye belgesel yapmasi ve "çocuklarına din eğitimi veren inançlı aileleri çocuk tacizcileri ile aynı kefeye" koymasi bizleri bu kadar rahatsiz ediyor ve bu bize ona militan yakistirmasi yapmayi, topluca linc girisimlerinde bulunmayi hak kiliyor.

Ayni zamanda: Bircok camide, kilisede, cemaat toplantilarinda hergun butun kotuluklerin Tanri'yi inkardan kaynaklandigi, ateistlerin ne denli buyuk bir sapkinlik icinde bulunduklari, namussuz, esrarkes, zinaci olduklari vb. vaaz'ediliyor. Dinlerin temsilcileri, karsilikli birbirlerine de turlu ithamlarda bulunuyorlar. Arada Amerikan TV'sindeki vaaz programlarini izliyorum, Islam dini hakkinda hem yanlis bilgi veriliyor, hem de hakarete varan ithamlarda bulunuluyor, bizde Hiristiyanlarin, Yahudilerin hakkinda ne soylendigine deginme geregi duymuyorum.

Bunlar ile Dawkins arasinda temel bir fark da var: Dawkins, dusuncelerini ifade ederken neden oyle dusundugunu acikliyor (sahsen katilmiyorum dusuncelerine, ki bunu beyan etme geregi hissetmem hem sizi hem beni utandirmasi gereken birsey), vaaz edenlerse kendileri gibi olmayan insanlarin "kotu" olduklarini hicbir aciklama yapmadan, mutlak bir gercekmis gibi ifade ediyorlar.

Bu durumda, eger Dawkins militansa, butun bu din adamlarinin sovenist olduklarini soylesek haksizlik etmis olmayiz sanirim.

Peki, kitlelerce sozu dinlenen ve saygi duyulan, onemli siyasi ve toplumsal gucu olan bir din adami cikip "adam oldurmek ateizme esdegerdir" derse, buna da "terorizm" diyebilir miyiz mesela? Hele bu din adami kendine hosgoru, diyalog vs. meziyetleri yakistiran birisiyse? Peki, insanlar boyle aciklamalara tepki gosterdiklerinde, bu nevi aciklamalarin kitlesel olarak savunulmasi, tepki gosterenlerin "din dusmanligi" ile suclanmasi bir nevi savas ilani mi?

Yoksa, yine kendimize ayricalik, farkli dusunenlere de olum mu istiyoruz? Tipki Salman Rusdi, Turan Dursun, Aziz Nesin, Teslime Nesrin ve nicelerine yaptigimiz gibi.

Elbette, butun bunlarin evrim kurami ile hicbir ilgisi olmadigini tekrarlamaya gerek yok. Savunma tarzi militanca ya da medenice olsun, Dawkins tarafindan savunulan evrim kurami degil, ateizm de degil, "tek tanrili dinlerin zararli oldugu" fikri.

Yazan: Balbazar Tarih: November 1, 2007 8:14 PM

evrim teorisinin ibrahimi dinlerdeki yaratılış masalını ortadan kaldırdığı falan gibi bir yorum okumuştum..islam dini çerçevesinde evrimi yorumlamak o kadar zor değil..hristiyanlıktaki problem daha fazla bu noktada..yaratılışçılar insanın gökten ışınlandığını falan sanıyorlar galiba..insan cennet denilen bir yerden dünyaya düştü gibi bir algılama var..

Kuranda insanın çamurdan yaratıldığı anlatılır..çamur cansız bir yapı değil mi?.ilk kökenimiz cansız toprak..ordan evrimleşmişiz..

ayrıca yeryüzünde bir halife kılacağım deyince Allah,melekler fesat çıkaracak birini mi yaratacaksın,biz seni hamd ile tesbih ediyoruz zaten diye soruyorlar..yani melekler yeryüzünde kan döken varlıklardan haberdarlar..yine buna benzer birşey olacak sanıyorlar..halifenin mahiyetini bilmiyorlar..yeryüzünde insan anatomisine sahip hayvansı türler var demekki..bu insanımsı varlığa akıl verilerek adem olma vasfına yükseltiliyor..bu da evrimin bize benzeyen hayvansı yapılar olduğu iddiasını doğruluyor..

bu konuda bana da mantıklı gelen bir yazıdan alıntı yapacağım...evrimin tesadüfçü yorumuna itiraz ettiğimi ama genelde evrimle sorunum olmadığını tekrar belirteyim..

--------------------------------------------
Bilincin Arınışı - AHMED HULÛSİ

"İNSANSI"LAR ve "İNSAN"LAR

Burada Cenâb-ı Hak'kın bize açtığı çok önemli bir gerçeği açıklamak istiyorum.. Bu elbette bizim değerlendirmemizdir ki, kimse bunu kabul ile zorunlu değildir..

Bizim müşahedemize göre...

"Yeryüzünde kan dökücü, fesat çıkarıcı varlıklar" ifâdesi meleklerin o an için yeryüzündeki "insansı"ları ve onların yaşantılarını tesbit etmelerinden ileri geliyordu.. Çünkü o sıralar yeryüzünde ilk "insan" varolmamıştı ve yalnızca "insansı"lar yaşamaktaydı!.

Dikkat edilirse, Kur`ân-ı Kerîm’de Adem`in ilk insan türünden bir varlık olduğuna dâir hiç bir âyet yoktur!. Kur`ân ‘daki bu açıklama "yeryüzünde Halife meydana getirileceği" yolundadır..

O devirde yeryüzünde bir tekâmül sürecinden geçerek bugünkü "insan"a son derece benzeyen; fakat zihnî fonksiyonlar yönünden düşünce, muhakeme gibi insanî vasıflardan yoksun; "homo-saphien" olarak adlandırılan, insan bedeninde hayvanlığı yaşayan topluluklar vardı... Ki biz bunlara "insansı" demekteyiz..

Bunlar kişisel menfaatleri için birbirlerine her türlü zararı verebiliyorlar; kan döküp, fesat çıkarıyorlardı!.. Yaşamları yalnızca hayvansal düzeyde olup, yeme-içme, çiftleşme, olabildiğince her şeye sahibolma gibi son derece sınırlı bir şekilde devam ediyordu.

Ve elbette o zaman yeryüzünde en bilinçli varlıklar olan "CİN"ler de bunlar üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunabiliyorlardı..

Melekler de kendi kapasiteleri ve gördükleri örnekler kadarıyla, "Halife" olacak "insan"ı, o ana kadar yaşayagelmekte olan "insansı"lar gibi değerlendirerek; onu "Yeryüzünde kan dökücü, fesat çıkarıcı bir varlık olarak" zannetmişlerdi!.

Oysa, "Adem" ismiyle işâret edilen "şekillenmiş çamur" yani "hücresel beden" sahibi varlığa, yani, "insansı"ya, belli bir kıvama -sevveytu- geldikten sonra Allah "ruhundan üfle"miş; böylece o, bir "mutasyon" geçirmişti!.. Bundan sonra da "insansı"lar arasında da ilk "insan" olmuştu Hazreti Adem !.

"Onu kıvama erdirip, ruhumdan üflediğim zaman" (Sad-72)

Burada dikkat edilmesi gereken husus, öncelikle insan bedeninin, "insanî" hakikatı ortaya çıkartabilecek bir "kıvama", kemâle gelmesidir... Ki bu da yukarıdaki âyette ön oluşum olarak belirtilmiş; daha sonra da "ruhum" ifadesiyle "esmâ-i ilâhi’nin mânâları" anlatılmak istenmiştir! Bilindiği gibi "ruh" kelimesinin çok önemli bir anlamı da "mânâ"dır..

"Allah, Adem`e bütün isimleri tâ`lim etmişti"!.

"Ruh nefhi" ifadesiyle anlatılan, "esmâ-i ilâhi’nin" kapsamlı bir kapasiteyle ortaya çıkarılabilmesi yeteneğini oluşturan "mutasyon" olayı sonucunda, beyin kapasitesi Allah-u Teâlâ`nın "tâlim edilen" tüm esmâsının özelliklerini ortaya koyabilecek kemâlâta ulaşmış; böylece de cennet hâli diye bahsolan yaşama geçmişti Adem!..

Yani, kendi esmâ-i ilâhi’sini, zâhiren ve bâtınen bütün boyutlarda ortaya çıkarabilecek kemâl üzere Adem`i meydana getirdiği için, bu kemâlinin neticesi olarak Adem, varlıkları, mevcûdâtı değerlendirmeğe gitmişti..

Adem’in, bütün varlığı ve mevcûdâtı kendisindeki geniş mânâ kapasitesi ile değerlendirmesi sonucunda, melekler şaşırmışlar, hayrete düşmüşlerdir!... Ki bu da gayet doğaldır!. Çünkü kendi bileşimlerinde o isimlerin mânâları yok, ortaya çıkmıyor...

Bunun neticesi olarak:

"Sen mutlak olarak münezzehsin, biz ancak senin bizde izhâr ettiğin ilim kadar değerlendirme yapabiliriz..." ( 2-32)

demişlerdir...

Ve bu deyişin ertesinde de, Adem`e "secde" etmişlerdir!.

Yâni, Adem`in kemâlini, Adem`de çıkan mânâların, ilâhi isimlerin yanında kendi kapasitelerinin yetersiz kaldığını itiraf etmek sûretiyle secde etmişlerdir!... Buradaki "secde"yi, "O`nun Halife`lık kapasitesi önünde yetersiz ve âciz kaldıklarını itiraf" diye anlamak mümkündür.......

----------------------------------------------------

Yazan: deniz Tarih: November 2, 2007 11:53 AM

Deniz bey,
Termodinamik ile ilgili doğru şeyler anlatıp yanlış sonuçlara varıyorsunuz.

EVRİM ÇELİŞKİLERİ (dedikleriniz)

evrim,evrenin kendi kendine düzeni tercih edebileceğini ve ettiğini söylüyor..(entropi evrende bozucu,dağıtıcı kuralların hakim olduğunu söyler)
Evrim evren için hiçbir şekilde öyle birşey söylemez. Termodinamiği bu kadar andığınıza göre Prigogine i biliyor olmasılısınız. "far from equilibrium systems" lerde düzenin çıkabileceğini anlatır. Genel olarak kimyada da complexity teorisinde de karmaşadan "emergent" olarak düzen çıkabileceği bilinen, tespit edilebilen, gözlemlenebilen birşeydir.
dışardan enerji almak bir sistemi daha organize hale getirmez..(evrim enerji almakla atomların tesadüfen organize olabileceğini söylüyor)
Sadece enerji demez. Fakat rahat enerji alışverişi sizin uyguladığınız şekilde termodinamiğe aykırılık olurşturmaz.

Ki bunları anlatmaya hiç gerek yok. Sizin söyledikleriniz yanlış olduğu bilimsel olarak gösteriliyor. Lenski adlı bilim insanı 20 yıl bakteri evrimini gözlüyor, ve ayrıntılı bir şekilde bu bakterilerin yeni özellikler kazandığını gösterebiliyor! İkinci aklıma gelen örnek ise görece yeni bir bakteri türü olan naylon sindirici bakteri; ekleme yapan bir mutasyon sonucu yepyeni bir özellik kazanıp normal besini yerine insan ürünü olan naylon sindirebilecek hale geliyor, enerji kaynağını değiştiriyor! Ki daha sayısız örnek verilebilir. Dolaysıyla, söylediklerinizin tümü bugünkü bilimsel verilerle tam anlamıyla çelişiyor.


güneş enerjisinin kimyasal enerjiye dönüştürülmesi gerekir..yoksa güneşten faydalanılamaz..fotosentez mekanizması ya da yediğimiz besinlerin enerjiye dönüşmesi için sindirim sistemi gibi..enerji dönüştürücü mekanizması olmayan yapıların enerji almaları, tek başına entropiyle mücadele için yetmez..

Yine bildik yanlış anlamalarınız. Enerji dönüştürücü mekanizmaların oluşamıyacağını iddia edebilirsiniz, ama bunu bilimsel olarak termodinamiğe dayandıramazsınız maalesef. Bu bir defa, "tüm bilim yanılıyor, ben onlardan daha iyi biliyorum" demektir. Buyurun bir makale ile bilimsel çalışma ile bunu gösterin ve tarihe adınızı yazdırın, bloglarda harcamayın bu fikirlerinizi. Sizin dedikleinize ulaşmak için "yeni" termodinamik yasaları geliştirmek gerekiyor, hatırlatayım.

Ki biyolojik sistemlerle ilişkili olarak termodinamik gayet anlamlıdır, bu konuda araştırmalarda öteden beri vardır.
http://en.wikipedia.org/wiki/Biological_thermodynamics
http://en.wikipedia.org/wiki/Entropy_and_life

Hepside Non-equilibrium thermodynamics altında incelenir ve sağlam bilimsel temellere dayanırlar.

Yazan: sinan Tarih: November 2, 2007 5:13 PM

Sinan Bey

enerji dönüştüren mekanizmalar bilinçli olarak oluşmuştur zaten,bekleye bekleye taştan vs.. kendi kendine fotosentez mekanizması çıkar diyenlerin bunu ispat etmesi gerekir.bu iddianın sahibi ben değilim.

termodinamikle evrimin çatıştığını Prigogine kendiside itiraf etmektedir ayrıca;
-------------------------------------------------
Yüzyılı aşkın bir süredir aklımıza takılan bir soru var: Termodinamiğin tanımladığı ve sürekli artan bir düzensizliğin hüküm sürdüğü bir dünyada, canlı bir varlığın evriminin nasıl bir anlamı olabilir? (Ilya Prigogine, Isabelle Stengers, Order Out of Chaos, New York: Bantam Books, 1984, s. 129.)
--------------------------------------------------


Prigogine’nin çalışmaları mutlak bir gerçek sonuç ortaya koymuş değil..böyle yansıtılmaya çalışılması yanlış olur..kendi teorisiyle ilgili bir itirafını aktarayım.

---------------------------------------------------

canlıların oldukça düzenli olan hücreleri ele alındığında, bunlardaki biyolojik düzenlilik, teorinin karşısına net bir problem olarak çıkmaktadır. (Ilya Prigogine, Isabelle Stengers, Order Out of Chaos, New York: Bantam Books, 1984, s. 175)
--------------------------------------------------
Farklı bilim adamlarının teori hakkındaki görüşlerini de vermek karşılıklı olaya bakmak açısından iyi olur.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
termodinamik, istatiksel mekanik ve biçim oluşumu (pattern formation) konularında otorite sayılan fizikçilerden ve Review of Modern Physics kitabının yazarlarından biri olan P. Hohenberg'in, Prigogine'nin çalışması hakkındaki yorumu Mayıs 1995 tarihli Scientific American dergisinde, şöyle aktarılır:

Teorisinin açıkladığı tek bir olay bile bilmiyorum. (Scientific American, Mayıs 1995, "From Complexity to Perplexity".)

Wisconsin üniversitesinden teorik fizikçi Cosma Shalizi de Prigogine'in çalışmalarının hiçbir somut sonuç ya da açıklamaya varmaması hakkında şunları söylemektedir.

(Prigogine'in yazdığı) "Self Organization in Nonequilibrium Systems" (Dengeden Uzak Sistemlerde Öz Örgütlenme) isimli kitabının tam beş yüz sayfası içinde, gerçek verilerle ilgili sadece dört tane grafik var ve modellerinin deneysel sonuçlarla karşılaştırması hiç yok. Her ikisinin de istatiksel fiziğin başlıkları olması dışında, geri-dönüşümsüzlük hakkındaki fikirlerinin hiçbirisi öz-örgütlenme (self organization) ile bağlantılı değil. (Cosma Shalizi, "Ilya Prigogine", www.santafe.edu/~shalizi/notebooks/prigogine.html)

Not..buraları alıntıladım..

--------------------------------------------------


Sinan Bey siz benim fikirlerimin yanlışlığını evrime dair örnekler vererek göstermeye çalışıyorsunuz..oysaki benim evrimle bir sorunum yok..bu konuya nasıl baktığımla ilgili bir linkte vermiştim..

http://www.hayat8.8m.com/Evrim.html

ben evrimsel sürecin çok bilinçli yürüdüğünü aksinin mümkün olamayacağını söylüyorum..atomlar bir yol haritasına göre hareket ediyorlar..ne yaptıklarını biliyorlar..

ayrıca,

bir çok değişkenin birlikte idare edildiği organize bir sistem olan canlı mekanizmalarla, insan yapımı makinelerin işleyiş benzerliklerini inceleyen ‘sibernetik’ bilimi, canlı yapıların nasıl tıkır tıkır makine ayarında çalıştığının çok güzel örneklerini veriyor..

makine;kendi kendini düzenleyen bir örgütlenmeye sahiptir.yapaydır.

Prigogine de doğada kaos içinde kendi kendini örgütleyebilen yapılar olduğuna atıfta bulunur..self-organization.

Complexity teorisine fikren katkıda bulunanlardan Waldrop şöyle diyor;
---------------
Matematiksel olarak analiz edilmek için çok karmaşık da olsa, canlı bir hücre, besin biçiminde enerji alan ve enerjiyi ısı ve atık madde olarak dışarı atan kendi kendini örgütleyen bir sistemdir.---------

Burada temelde vurgu yapmak istedikleri şey şu;entropi evrende devamlı bozulmaya ve ısı kaybına doğru giden bir süreç öngörüyor..kendi haline bırakılan yapılar örgütlenmeyi değil bozulmayı tercih ederler..oysa biz öz-örgütlenme denilen kuramla bunu aştık..

Burada çok enteresan bir durum var..maddenin kendi kendine kaos içinde örgütlenebileceğini söylerken aslında evrimin tesadüfçü yorumuna kendileri bir darbe indiriyorlar..

Entropi kaosa doğru gidiştir,kaostur..burada düzen oluşması zaten işin mükemmel tarafı..madde kendi kendini örgütlüyor..bizde bunu söylüyoruz zaten.

Bunun tesadüfen olamayacağı,plan dahilinde olduğu ise sibernetik bilimine müracaatla daha iyi kavranabilir.sibernetikte canlı varlıklar bir çeşit makine olarak ele alınır..işlevsel olarak makine ve canlı yapı aynı şekilde hareket ederler.

Organize sistem;belli bir denge durumunu elde etmek için çalışan ve bu denge durumunu bozmaya yönelik dış tesirler karşısında kendi iç dengesini koruyabilen çeşitli elementlerin birliğidir.

Organize sistemlerin işleyebilmeleri için hem kendilerine ait hemde dış ortamdaki değişikliklerden haberdar olmaları gerekir.bir makine bu değişkenleri kontrol ederek halini ona göre ayarlayabilmelidir.

örneğin,buzdolabı iç sıcaklığını belli sınırlarda tutabilmelidir..iç sıcaklığı yükseldiğinde bu yükselmeyi, kendi sıcaklığını ayarlayan sisteme haber verir.. buzdolabının iç sıcaklığının belli bir alt ve üst sınırı vardır.bu sınırın dışına çıkamaz.sistem bunu bilir..ve bu sınırlar bir plan dahilinde kendisine verilmiştir.bu ana plan dolabın mühendisi tarafından belirlenmiştir...dolap kendi kendine bu sınırları aşamaz.bunu feed-back denilen bağlantı ile yapıyor.

Dolap,sıcaklık değişimini sistemi yöneten beyne iletiyor beyinde tekrar durumunu gözden geçirip yeni durum için sistemi düzenliyor..kendi kendini düzenleyen bütün sistemler bu feed-back bağlantısıyla çalışır..

Sibernetik bilimi canlı yapıların, makinelerdeki gibi ana-plan ve bu çerçevedeki feed-back sistemiyle çalıştığını keşfetmiştir.

insan vücudunun normal şartlarda 36,5 c lik civarında bir sıcaklıkla çalışabilmesi ve bunu koruyabilmek için kendini geritepme bağlantılarıyla kontrol altında tutmasını örnek verebiliriz.sıcakta terleme ve damarların genişlemesi ile soğukta da damarların büzülmesi ile 36,5’u tutturmaya çalışır..beyin vücut sıcaklığını ayarlarken aynı zamanda meydana gelen pek çok değişkenide yönetir..

bir mühendisin buzdolabı için yaptığı plandaki iç sıcaklığın alt ve üst değerleri insan vücudu içinde ayarlanmıştır.sibernetik açıdan makine olarak bakarsak insana,vücudu tasarlayan mühendis bu makinenın beynine hangi sıcaklık aralığında çalışabileceğini kodlamıştır..alt ve üst limitleri bellidir..bütün hücreler bunu ayarlamaya,dengede tutmaya çalışırlar.

kainattaki canlıların mekanik çalışması modellenerek mühendisler tarafından yapay mekanizmalar tasarlanmaktadır.

Konuyu başlangıç kısmına bağlarsak,entropinin hüküm sürdüğü bir evrende canlıların ölüme karşı geçici bir süre direnebilmeleri ve entropi artışının önlenmesi feed-back denilen sistemle sağlanır..

Sibernetik,kendi kendini ayarlayan tüm sistemlerin canlı olduğunu söyler..makine ve biyolojik varlıklar birbirinin işlevsel homoloğudur ve bir plana göre çalışırlar.

Entropi içinde varolan düzen kaçınılmaz olarak plan ve programı devreye sokuyor...Prigogine’nin kaostan çıkardığı düzen aslında bu plan ve programın başka bir ifadesi.

Entropi kendi haline bırakılan şeylerin bozulup dağılacağını söylerken,Prigogine aslında hiçbirşeyin kendi haline bırakılmamış olduğunu söylüyor.teorisinin açmazı tersinmez süreçleri geri döndürmeye çalışması ki teorisiyle ilgili itirazları yukarda vermiştim.

Aslında entropiyle mücadele edeyim derken evrendeki plan ve programı görmüş..

Kaostan çıkan düzeni anlatan Marksist bir siteden bulduğum makaleninde linkini vereyim..konuyu tek taraflı okumalarla ele almadığımı belirteyim..

http://www.marksist.com/


ayrıca blogta bunları yazmak öncelikle bana çok şey kazandırıyor..karşılıklı bilgi paylaşımıyla açılım yakalamaya çalışıyoruz..bilimsel makalelerim olursa onları tabiki ilgili yerlerde yayınlatmaya çalışırım..burda dost meclisinde samimi sohbet ediyoruz.ben sizi ciddiye almışım,cevap yazmaya çalışıyorum..o vurgunuzu çok şık bulmadım..ayrıca çok iddialı konuşuyorsunuz ama bir sürü boşluk var sözlerinizde..konuya vakıf olmadığınızı anlayabiliyorum.

Bir tek kişiye ulaşabilirsek bu kazanç olarak yeter,emeğimize de değer..

Yazan: deniz Tarih: November 3, 2007 2:56 AM

Deniz bey aynı şeyi yapıyorsunuz ama. Benim de aktardığım doğru şeyleri sıralıyorsunuz ondan sonra aktardıklarınızla uyumsuz yorumlar yapıyorsunuz.

ben evrimsel sürecin çok bilinçli yürüdüğünü aksinin mümkün olamayacağını söylüyorum..atomlar bir yol haritasına göre hareket ediyorlar..ne yaptıklarını biliyorlar..
Bu iddianın bilimsel temeli yok maalesef. Bunu göstermeniz gerekiyor. Gözlemler hiçbir doğa dışı yada herhangi bir dışsal müdahale gözlemlemeden evrimsel süreçlerin işlediğini gösterebiliyor.
bir çok değişkenin birlikte idare edildiği organize bir sistem olan canlı mekanizmalarla, insan yapımı makinelerin işleyiş benzerliklerini inceleyen ‘sibernetik’ bilimi, canlı yapıların nasıl tıkır tıkır makine ayarında çalıştığının çok güzel örneklerini veriyor..
Yanlış analoji. makine gibidir, o halde tasarımdır mantık yürütmesi yanlış.
makine(canlı anlamında kullanmışsınız);kendi kendini düzenleyen bir örgütlenmeye sahiptir.yapaydır.
Söz konusu disiplinlerde bu şekilde bir anlam çıkmıyor, tam tersi söz konusu.
Prigogine de doğada kaos içinde kendi kendini örgütleyebilen yapılar olduğuna atıfta bulunur..self-organization.
Benim size anlatmaya çalışdığım şey zaten!? Buradan nasıl "bilinç" anlamı çıkartıyorsunuz?
--------------- Matematiksel olarak analiz edilmek için çok karmaşık da olsa, canlı bir hücre, besin biçiminde enerji alan ve enerjiyi ısı ve atık madde olarak dışarı atan kendi kendini örgütleyen bir sistemdir.---------

Burada temelde vurgu yapmak istedikleri şey şu;entropi evrende devamlı bozulmaya ve ısı kaybına doğru giden bir süreç öngörüyor..kendi haline bırakılan yapılar örgütlenmeyi değil bozulmayı tercih ederler..oysa biz öz-örgütlenme denilen kuramla bunu aştık..


Bozulmayı tercih etmeyeceklerini iddia etmek self-organization ile çelişir Deniz bey. Temelde yapılmak istene vurgu "SELF"-organization dur. Bu tip doğal süreçler termodinamikle hiçbir şekilde çatışmaz ve karmaşık yapıların oluşması için bir dışsal bilincin gerekmediğini gösterir (entropinin azalması için).
Sırf bu bile sizin argümanınızı yanlışlıyor. Eğer gözlemlenebilen doğal süreçlere gizli bir "hokus-pokus" elin müdahale ettiğini iddia ediyorsanız konumuz bilim değil başka birşey olur zaten. Bilim böyle bir gizli-eli tespit etmeden organizasyon görebiliyor.
Burada çok enteresan bir durum var..maddenin kendi kendine kaos içinde örgütlenebileceğini söylerken aslında evrimin tesadüfçü yorumuna kendileri bir darbe indiriyorlar..
Tam tersine "ermergent" durumların gayet doğal oluşabileceğini gösteriyorlar, termodinamik bir "bozucu etki" vs. lerle çakışmadan. Ayrıca evrimin tesadüf dediği şey mutasyonlardır. "random-noise"/rastgele-gürültünün ortamın belirlediği selektif bir baskısından söz eder. Darbe söz konusu değil yani, tam tersine bir uyum söz konusu. Bilgisayar simulasyonları da bu duruma uyumludur.
Entropi kaosa doğru gidiştir,kaostur..burada düzen oluşması zaten işin mükemmel tarafı..madde kendi kendini örgütlüyor..bizde bunu söylüyoruz zaten.
Siz bunu söylemiyorsunuz. Tam tersine bunun kendi kendine oluşamayacağı temelinde argüman geliştiriyorsunuz.Genel olarak tüm yaratılışcı/tasarımcı bunun üzerine bina edilir. Ayrıca bu disiplinlerde mutlak bir kaos dan bahsedilmez. Belirli "düzey" ler den bakılır. Bir düzeyde karmaşık ve kaotik olan birşey başka bir düzeyden bakınca bize organize ve düzenli görülebilir.
Bunun tesadüfen olamayacağı,plan dahilinde olduğu ise sibernetik bilimine müracaatla daha iyi kavranabilir.sibernetikte canlı varlıklar bir çeşit makine olarak ele alınır..işlevsel olarak makine ve canlı yapı aynı şekilde hareket ederler.
Sibernetik bilimi sizin söylediğini söylemez. Sibernetik bu disiplinlerin yardımı ile bu konseptleri ve prensiperi kullanıp sistem geliştirmeye çalışırlar. Sibernetik in bir ürününü alıp, doğal çevrede karşılamaya çalışdığı şey ile aynı imiş gibi gösteremezsiniz. Sibernetikcilerin kendileri de bu şekilde görmez kesinlikle.
Organize sistemlerin işleyebilmeleri için hem kendilerine ait hemde dış ortamdaki değişikliklerden haberdar olmaları gerekir.bir makine bu değişkenleri kontrol ederek halini ona göre ayarlayabilmelidir.
Bir bütün olan şeyi özne-nesne çerçevesi içinde ele alıyorsunuz ve "haberdar" olmak gibi o bilimlerde olmayan bir kavramdan bahsediyorsunuz? Haberdar değildir, sistemin kendisinin sonucudur zaten, "ona rağmen" var değildir.
örneğin,buzdolabı iç sıcaklığını belli sınırlarda tutabilmelidir..iç sıcaklığı yükseldiğinde bu yükselmeyi, kendi sıcaklığını ayarlayan sisteme haber verir.. buzdolabının iç sıcaklığının belli bir alt ve üst sınırı vardır.bu sınırın dışına çıkamaz.sistem bunu bilir..ve bu sınırlar bir plan dahilinde kendisine verilmiştir.bu ana plan dolabın mühendisi tarafından belirlenmiştir...dolap kendi kendine bu sınırları aşamaz.bunu feed-back denilen bağlantı ile yapıyor.

Dolap,sıcaklık değişimini sistemi yöneten beyne iletiyor beyinde tekrar durumunu gözden geçirip yeni durum için sistemi düzenliyor..kendi kendini düzenleyen bütün sistemler bu feed-back bağlantısıyla çalışır..

Sibernetik bilimi canlı yapıların, makinelerdeki gibi ana-plan ve bu çerçevedeki feed-back sistemiyle çalıştığını keşfetmiştir.


feddback-loop ları biliyorum. Bunların doğal oluşabileceği de bilinen birşeydir. Bu tarz cihazları alıp benzetme yoluyla "tasarımcı lazım" şeklinde yorumlamak yanlış analojiden başka birşey değildir. SELF-organization sözün gerçek anlamıyla SELF/(kendi kendine) dir, verilmiş bir plana göre işleyen bir kendi kendinelik değil. Sizin tasarım/plan diye atıfta bulunduğunuzun bizzat kendisi için SELF tir, uygulayıcısı anlamında değil. Bu şekilde anlamak bizzat bu bilimlerle çelişmektir.
Konuyu başlangıç kısmına bağlarsak,entropinin hüküm sürdüğü bir evrende canlıların ölüme karşı geçici bir süre direnebilmeleri ve entropi artışının önlenmesi feed-back denilen sistemle sağlanır..
Deniz bey, entropi hüküm sürecek birşey değildir. Entropi bir ölçü dür. Nasıl cm bir ölçü ve hüküm sürme gibi bir dinamiği yoksa entropi de aynen öyledir. Termodinamik ise herhangi bir şey için "mutlak ölüm" demek değildir. Termodinamiğin yasaları ile çelişmedikten sonra karmaşık olmuş düzen olmuş onu ilgilendirmez ve çelişik bir durum yoktur. Biyolojik self-organization süreçlerinin de termodinamik ile çelişmediği bilinen açık birşeydir.
Sibernetik,kendi kendini ayarlayan tüm sistemlerin canlı olduğunu söyler..makine ve biyolojik varlıklar birbirinin işlevsel homoloğudur ve bir plana göre çalışırlar.
Yine yanlış analoji, ve bu disiplenlerin kendisi bile bu sonuca varmıyor. Sizin birşeyi tasarlama eyleminiz benzerlik ve homologluk ile başka doğal şeylere uygulanıp bu şekilde sonuç çıkarılamaz. Çıkabilir ama bilimsel herhangi bir geçerliliği olmaz.
Entropi içinde varolan düzen kaçınılmaz olarak plan ve programı devreye sokuyor...Prigogine’nin kaostan çıkardığı düzen aslında bu plan ve programın başka bir ifadesi.
Gerçekten muğlak ifadeler bunlar Deniz bey. Prigogine in kendisi de böyle sonuçlar çıkarmaz. Ve birşey entropi içinde var olamaz. Dediğim gibi bir ölçüdür, sistemin iş yapabilme yeteneğine ilişkin bir ölçü. Bu benim yorumum değil, en yalın tanımı budur.
Entropi kendi haline bırakılan şeylerin bozulup dağılacağını söylerken,Prigogine aslında hiçbirşeyin kendi haline bırakılmamış olduğunu söylüyor.teorisinin açmazı tersinmez süreçleri geri döndürmeye çalışması ki teorisiyle ilgili itirazları yukarda vermiştim.

Aslında entropiyle mücadele edeyim derken evrendeki plan ve programı görmüş..


Dediğim gibi entropi öyle birşey söylemez. Bir denge eğilimi olduğunu söyler termodinamik. Söz konuşu şeylerin olamıyacağını söylemez, olması için dışsal bir müdahale gerektiğini de söylemez. Prigogine tersinmez/irreversible sistemlerin geri döndürüleceğini iddia etmez!?

Sonuç olarak, doğada gözlemlenen SELF-organization, "ermergent" davranışlar termodinamikle çelişmez ve bir tasarımcı gerektirmez. Bilim bunu gerçekten çok sağlam bir şekilde gösterebiliyor. Bu bağlamda, evrim teorisinin temel mekanizmaların da ,bilimsel zeminde, termodinamik ile çelişmediği
biliniyor. Termodinamik ve evrim teorisi çok uzun bir süre bilinen şeyler. Böyle bariz bir hatanın gözden kaçması zaten düşünülemez diye düşünüyorum.

Sizi rahatsız eden ifademi inanın rahatsız etmek için kullanmadım. Söylediklerinizin günümüz biliminin sonuçları ile ne derece de aykırı olduğunu belirtmek için kullandım. Yoksa üslubu aşağıya çekmek gibi bir kaygım yok.

Saygılar...

Yazan: sinan Tarih: November 3, 2007 11:36 PM

yukarida "sinan bey ile deniz bey" arasinda suren
bu diyalog sanirim "dawkins ile collinsin" bundan bir sure once gerceklestirdikleri bir tartismanin
"degisik bir mekanda tekrar yankilanan kucuk bir benzeri" gibi gorundu bana, bazi acilardan.
yukaridaki iki arkadasa da kendi fikirlerini
ve bakis acilarini olabildigince "net, ozlu ve acik" bir sekilde ortaya koyabildikleri icin cok tesekkur ederim oncelikle, cok faydalandim.
ben de bu diyalog icinde hangi konuda hangi tarafta oldugumu kisaca sebebleriyle maddeler halinde tekrar soylece belirtmek istiyorum,
--belki de bu tip tartismalarin genel seyri icerisinde degisik bir acidan faydali olabilir umidiyle,

a) ben de hem butun evrenin ve hem de tum canli turlerinin "ilahi bir irade" tarafindan onceden belirlenen ve her an kontrol altinda tutulan
tabi kanunlar ve kosullar icinde ve "bilincli bir plan cercevesinde" yaratildigina ve yaratilmaya ve evrimlestirilmeye devam ettigine inaniyorum. bu konuda deniz beyle birlikteyim. (yukarida evrim & adem iliskisi konusunda aktardiginiz o enteresan bilgi ve yaklasimlar icin de ayrica tesekkur etmek isterim size burada)

b) fakat yukarida bahsettigim bu "ilahi iradenin" insanin "bes duyusu" ile asla algilayamayacagi
--Allah ile butun evren ve tabiat arasinda cereyan eden-- algilanamaz bir "iletisim" tarzinda tezahur ettigine inandigim icin (Isra Suresi 44 & Fussilet Suresi 11) bu konunun tamamen "bilim" disinda tutulup sadece "inanc" basligi altinda ele alinmasi gerektigine inaniyorum. bu sebeble bu konuda sinan bey ile birlikteyim.

c) Allahin kendi yaratmis oldugu butun bu "doga kanunlarinin" Onun disinda hickimse tarafindan asla degistirilemeyecek olan "sabit ve degismez" kanunlar olduguna inaniyorum. (Fatir Suresi 43 & Rahman Suresi 5-7) fakat ancak Allahin kendisinin diledigi zaman bu kanunlara --yine gorunmez bir elle-- mudahele edip bunlari bir sure icin (veya ebedi olarak) gecersiz kilabilecegine veya degistirebilecegine inaniyorum. (= bazi mucizelerde oldugu tarzda) bu sebeble bu konuda f. collins ile birlikteyim.

d) fakat yine yukarida bahsettigim bu tip bazi "mucizelerin" hicbir sekilde yine "bes duyumuz" ile su an algilayamayacagimiz bir tarzda ve boyutta gonderildigine inaniyorum. (Isra Suresi 59) bu sebeble bunlarin yine tamamen "bilim" disinda tutulup sadece "inanc" basligi altinda ele alinmasi gerektigine inaniyorum. bu sebeble bu konuda r. dawkins ile birlikteyim.

saglicakla kalin.


Yazan: wisdom Tarih: November 4, 2007 6:21 PM

Yukarıdaki mesajlarda, çoğu bilgili insanların, konuyu iyi bilmeyen ama inançlarına bir tavır olarak algılayan kişilere Evrim Teorisini anlatmaya çalıştıkları izledim.

Çok kısa bir savunma ile katılmak isterim.

Evrim Teorisini çürütme çabaları AT/Yaratılışçılık tezinin doğru olduğunu İSPATLAMAZ!

Yaratılışçılık, Evrim Teorisinin karşı tezi olamaz. AT'ın deneysel, bilimsel, teorik, matematik vs. hiç bir dayanağı yoktur. Tek dayanağı din kitaplarıdır. Din kitapları ise bilimsel olmaktan hayli uzaktır.

Evrim teorisi bilimsel esaslar üstüne kuruludur. Bu esaslardan birisi yanlışsa, düzeltilir ve teori yoluna devam eder.

Evrim teorisini, moleküllerin tesadüfen ve rasgele bir araya gelerek tam teşekküllü bir insan oluşturması zanneden bir arkadaşın teori hakkında pek çok şey öğrenmeye gereksinimi vardır. Bilmeden , öğrenmeden tartışmak ise insanı gülünç duruma düşürmekten başka bir işe yaramaz.

Zevkle okuduğum bilim yolundan sapmayan yazıların yazarlarına saygılarımı sunuyorum.

Yazan: tepe Tarih: November 6, 2007 2:41 AM

Sinan Bey;

öncelikle benim uyarmamamdan kaynaklanan bir hatayı düzelteyim..bana rahatsızlık vermeye başladı çünki.
Deniz Hanım denmesini tercih ederim..

biz bu konuşmada sizinle mutlak bir zıtlık içinde değiliz..ortak bazı noktalar çıkması normal..
--------------------------
Bu iddianın bilimsel temeli yok maalesef. Bunu göstermeniz gerekiyor. Gözlemler hiçbir doğa dışı yada herhangi bir dışsal müdahale gözlemlemeden evrimsel süreçlerin işlediğini gösterebiliyor.
----------------------S.-----


gözlemler bize dışsal bir müdahale(Tanrı) yoktur diyemez ki hiçbir zaman vardır diyemediği gibi.bunun bilimin konusu olmadığını en başta söyledim..aynı şeyleri tekrar etmemek için yazmadım..Sawyer'la konuşuyorduk o zaman..siz atladınız sanırım.

bilim Tanrısal bir müdahale olup olmadığını bilemez.

Tanrı elle tutulur,gözle görülür birşey değil ki..bilim sadece gözlemini yapar,maddeyi ve evreni tanımaya çalışır..bunun dışında bir görevi yok..

bu yüzden,doğa dışı bir müdahale yoktur iddiası da bilimsel değil.bilim bu konuda birşey öngöremez.

ben Tanrı'yı hiç işe karıştırmıyorum ama öyle bir anlam çıkmış sanırım.

bir tasarım var,öyleyse tasarımcısı olmalı konusunun ,kelam ilminin kullandığı isbat-ı vacip delillerinden 'hudus' delili,ilk muharrik delili gibi kozmolojik deliller kapsamında ele alınması gerekir.

eşya oluş ve yokoluşa tabi..ezeli ve ebedi değil..o halde sonradan var olmuş,hadistir..
her hadisinde bir muhdisi vardır..o muhdiste ezeli ve ebedi olan vacib-i mutlak Allahtır,diye giden,aleme bakarak Tanrıya ulaşmaya çalışan deliller vardır..

kelam ilmi metodu bakımından aklı ve nakli birarada ele alır..Kur'an Allah'ı bu şekilde bulmamızı ister..kelamın metodu Kuranın metodudur..bu konuda çok fazla ayet var..

ilimlerin sınırlarını ve sahasını iyi belirlersek karışıklıklar daha kolay çözülür..bilim ilahiyatın sahasına girdiğinde de bir problem var demektir,mesela biz inanç olarak cinlerin varlığını kabul ederiz..fakat bilim ben bunu gözlemlemiyorum o halde yoktur,bu inanç batıldır dememelidir.

bilim ve din birbirinin sahasına o kadar kaymaya müsaitki bundan kurtulmak o kadar kolay değil..

kelamda veya metafizik felsefede de ikisi ortak çalışıyor..o yüzden bu tartışmalar bitmez..

benim iddiam, deneme yanılma yoluyla,rastgele mutasyonlarla maddenin bu organize canlılığı oluşturmasına müsait bir evrensel ortamın olmaması..o yüzden kendi kendine organizasyon hücrenin bilinçli davranışıyla gerçekleşiyor..şuursuzca değil..fakat bu tartışmaya yeniden başlayamam..aramızda bir iletişim kopukluğu var..bir kısır döngüye girdi bence..

benim vurgu yaptığım ,altını kalın kalın çizmeye çalıştığım kelime tasarım değil BİLİNÇ...iyi anlatamadım sanıyorum.bilinç maddenin,hücrenin özünde,yapısında var..bunlar salak varlıklar değil.(argo oldu ama idare et:)

evrimle ilgili görüşümü bir daha yineleyip noktalamak istiyorum..
-------------------------------------------------
Hayat yarışında kimin daha başarılı, kimin daha başarısız olduğunu "doğal ayıklanma" ile açıklamaya kalkışmak da hücreler hakkında yeterli bilgi sahibi olmamaktan kaynaklanmaktadır. Hücrelerin kendilerine has bir bilgi ve bilinç sistemi vardır. Bir canlının yaşayacağı ortama ne kadar uyumlu veya uyumsuz olacağı, tamamen onun kromozomlarındaki genlere işlenmiş bilgilerce denetlenir. Bu bilgileri kromozom kitapçıklarına kayıt edenler bizzat hücrelerin kendileridir, dışarıda esen rüzgar veya düşmanları değildir. Dolayısıyla "doğal ayıklanma" terimi asla ve asla kullanılmamalıdır, çünkü bu terim hücrelerin kendilerine has bir bilgi ve bilinç sistemi olduğunu inkar etme anlamına gelir!

http://www.hayat8.8m.com/Evrim.html
-------------------------------------------------

wisdom'a da yazılanlarla ilgilendiği için bende teşekkür ederim..ayrıca bu kadar farklı düşünen insanlarla ortak noktalar yakalaması da çok objektif olduğunu,tutucu olmadığını gösteriyor..bu da bir meziyet tabiki..

selamlar.

Yazan: deniz Tarih: November 7, 2007 12:05 AM

Deniz hanım, ilk yorumlarımda "Deniz bey/hanım" diye devam ediyordum fakat başkalarının bey demesine güvendim sanırım. Özür dilerim.

gözlemler bize dışsal bir müdahale(Tanrı) yoktur diyemez ki hiçbir zaman vardır diyemediği gibi.
Buna birşey diyemiyeceğim, inanç meselesi. Siz bilimin doğal yasalar çerçevesinde gözlemlediklerine bu anlamda tanrı işi derseniz buna itiraz edemem. Benim anlatmak istediğim, bilimin verili doğal koşullarda ve bilinen yasalarla belirli süreçlerin çelişmediğidir. Bilim anladığı doğa çerçevesinde görüngülerin olabileceğini gösteriyor. Örneğin termodinamik ile biyolojik yapıların çelişmediğini, organize ve düzenin dengeden çok uzak termodinamik sistemlerde oluşabileceğini gösterebiliyor bir aykırılık tespit etmeden.

Ve gözlemlenemiyecek, bilimsel olarak sınanamıyacak şeylerin var olduğuna inanabiliriz. Ve haklısınız, varlığını ve yokluğunu ısbat edemezsiniz. Bilimin böyle bir çabası yok. Ama örneğin şunu söyleme hakkına sahip; Biyolojik süreçler herhangi bir doğa dışı müdahale görülmeden işleyebiliyor. Dengeden uzak termodinamik sistemlerde düzen ve organizasyon ortaya çıkabiliyor. Feedback-loop(geri besleme döngüsü) olması durumunda birikim yapabilen daha da karmaşık olmaya eğilimli kompleks yapılar ortaya çıkabilir diyebilir. Eğer bunu kendi çizdiği çerçeve içersinde gösterebiliyorsa, kurduğu terorileri test edebiliyorsa bunu diyebilir. Ve bu belirli bir dinin söylencesine/anlatısına uymuyor diye özellikle dinleri yanlışlamaya çalıyor dememizi haklı çıkarmaz.

benim vurgu yaptığım ,altını kalın kalın çizmeye çalıştığım kelime tasarım değil BİLİNÇ...iyi anlatamadım sanıyorum.bilinç maddenin,hücrenin özünde,yapısında var..bunlar salak varlıklar değil.
Bunlar inceledindiğinde doğaya aykırı, çelişkili herhangi birşey gözlemlenemiyor. Fakat doğa yasalarına uygun süreçleri o şekilde yorumlamak isterseniz buna birşey deme hakkım yok. Fakat doğanın kendi uyumlu devinimine bilinç derseniz ve bunun gösterilemiyeceğini yanlışlanamıyacağını iddia ederseniz size kimse birşey diyemez.İnanç meselesi dediğim gibi.
benim iddiam, deneme yanılma yoluyla,rastgele mutasyonlarla maddenin bu organize canlılığı oluşturmasına müsait bir evrensel ortamın olmaması..o yüzden kendi kendine organizasyon hücrenin bilinçli davranışıyla gerçekleşiyor..şuursuzca değil..
Bakınız buna inanmanıza ben şahsen karşı çıkamam. Fakat günümüz biliminin bunu bu şekilde kabul etmediğini, ortamın gayet müsait olduğunu gösterebildiğini, doğa ile çelişmeyen herhangi birşeyi tespit edemediğini de teslim edelim. Benim tek itiraz noktam burası aslında. Yani bilimin ortaya çıkardığı şeylerle çelişiyor gösterilmesine itiraz ediyorum. Böyle değil çünkü.

Evrim hakkında yazdıklarınıza katılamıyacağım maalesef. Ve doğal ayıklama konusunda gerçekten yanılıyorsunuz. Biyolojik süreçlerin termodinamiği bu süreçlerin karmaşıklaşma eğiliminde olduğunu gösterebiliyor. Yani değişiklik bazında bir rastgele-gürültü(random-noise) söz konusu. Belirli bir ortamın seçici bir baskısı söz konusu olunca bundan karmaşık yapılı düzenin çıkmasında herhangi bir engel yoktur. Aynı prensipleri bilgisayar simulasyonları ile de gösterebiliyoruz. Hatta bunların yaygın kullanımları var. Bu tarz sistemlere sadece "rastgele" demek biraz fazla basite kaçmak gerçekten. Durum biraz farklı çünkü.

Birde geçen yorumunuzda yazdığınız ve kağıt baskısı olduğu için kitapta hemen bulamadığım birşey vardı Prigogine hakkında.
Prigogine den alıntınız:

Yüzyılı aşkın bir süredir aklımıza takılan bir soru var: Termodinamiğin tanımladığı ve sürekli artan bir düzensizliğin hüküm sürdüğü bir dünyada, canlı bir varlığın evriminin nasıl bir anlamı olabilir?

Şimdi bazı yöntemleri alışık olduğum için hemen aklıma gelen birşey oldu okuduğumda. "misquotes", yani bir bir yazıyı bağlamdan kopartıp anlamı değiştirmek, yada anlam eksilmesi. Prigogine in bunu demiyeceğini de biliyordum, ki adamın Nobel ödülü aldığı şeyi inkar etmesi olurdu. Sizi suçlamak istemiyorum, eminim bu şekilde aktarılmıştır sizede. Fakat bence kaynağınıza tekrar bakın o cümlenin devamı için. Bende kitabın farkli ingilizce baskısı var, aktardığınız pasaj eksik. İsterseniz sizde inceleyin. Sonrasında sorduğu soruyu cevaplıyor.

Prigogine orada, biyolojik sistemlerin klasik denge(equilibrium) termodinamiği ile anlaşılamıyacağını, dengeden uzak (nonlinear) termodinamik ile bakmamız gerektiğini anlatıyor ve genel olarak biyolojik evrimin termo dinamiğin 2. yasası ile çelişmediğini belirtiyor.

Yazı şu şekilde bir özet ile başlıyor zaten;


The functinal order maintained within living systemms seems to defy the Second law: nonequilibriyum thermodynamics describes how such systems come to terms with entropy.

Önceki itirazlarım da bu noktadaydı. Kapalı bir sistemin denge eğilimini ve buradan çıkardıklarımızı dengeden çok uzak açık sistemlere genelleştirmek doğru sonuçlar vermez.

Saygılar...

Yazan: sinan Tarih: November 7, 2007 5:59 PM

Sayın Deniz hanım,

"benim iddiam, deneme yanılma yoluyla,rastgele mutasyonlarla maddenin bu organize canlılığı oluşturmasına müsait bir evrensel ortamın olmaması..o yüzden kendi kendine organizasyon hücrenin bilinçli davranışıyla gerçekleşiyor..şuursuzca değil..
...
...
benim vurgu yaptığım ,altını kalın kalın çizmeye çalıştığım kelime tasarım değil BİLİNÇ...iyi anlatamadım sanıyorum.bilinç maddenin,hücrenin özünde,yapısında var..bunlar salak varlıklar değil.(argo oldu ama idare et:)

evrimle ilgili görüşümü bir daha yineleyip noktalamak istiyorum..
-------------------------------------------------
Hayat yarışında kimin daha başarılı, kimin daha başarısız olduğunu "doğal ayıklanma" ile açıklamaya kalkışmak da hücreler hakkında yeterli bilgi sahibi olmamaktan kaynaklanmaktadır. Hücrelerin kendilerine has bir bilgi ve bilinç sistemi vardır. Bir canlının yaşayacağı ortama ne kadar uyumlu veya uyumsuz olacağı, tamamen onun kromozomlarındaki genlere işlenmiş bilgilerce denetlenir. Bu bilgileri kromozom kitapçıklarına kayıt edenler bizzat hücrelerin kendileridir, dışarıda esen rüzgar veya düşmanları değildir. Dolayısıyla "doğal ayıklanma" terimi asla ve asla kullanılmamalıdır, çünkü bu terim hücrelerin kendilerine has bir bilgi ve bilinç sistemi olduğunu inkar etme anlamına gelir!"

=====================================================

Yukarıdaki ifadenin talihsizce dile getirilmiş bir önerme olduğunu düşünüyorum.

Yukarıdaki iddiaya aksi delillere bir bakalım:

1. Mutasyonlar her canlıda ve her seviyede gözlenir. Kimi hücre kanser hücresine dönüşür, kimi canlı 3 bacaklı doğar. Kimi genler DNA içerisinde yanlış kopyalanır, fazla kopyalanır veya yanlış yere yapışır. (Örneğin renkli görmeyi sağlayan birbirine çok benzer göz genleri gibi)

2. Doğal seçilim hem deneysel olarak, hem de doğal ortamda gözlemlenmiş ve gösterilmiştir. Burada kaynak vermeye kalkarsam okuyucunun önüne oldukça kalabalık bir liste çıkar. Yapay seçilim ise tarımda sıkça başvurulan bir yöntem olup tamamen evrim teorisinin uygulamalı sonucudur.

İddia'nın lehine, yani canlının genetik bilgisini BİLİNÇLİ olarak düzenlediğine dair bir bulgu var mıdır? Herhangi kendini kopyalayan bir DNA molekülünün kopyalarında bilinçli değişiklik yaptığı yönünde hiç bir delil yoktur. Alıntı yaptığınız yazıdaki örnekler oluşumunu tamamlamış canlı üzerindedir. Bunlar mutasyon veya doğal seçilim değil, hücrelerin içinde bulundukları koşullara verdikleri yanıtlarla ilgilidir. Uzayda kalan bir insanın zayıflaması evrim teorisiyle değil, kas fizyolojisiyle açıklanır.

Genetik bilgisinde bilinçli değişiklik yapabilen bir canlı, iddia doğru olsaydı oksijensiz ortama konulduğunda hemen genetik yapısını fotosentez yapacak şekilde değiştirir ve yaşamaya devam ederdi. Ne yazık ki mekanizma böyle işlememektedir.

Occam'ın Usturasını dikkate alıp çözümlerden en basit olanını, yani mutasyon ve doğal seçilimi seçmek tercih edilmesi gereken en kestirme yoldur.

Sıkça yapılan bir hataya düşerek, mutasyon ve doğal seçilimi bir tesadüfler zinciri olarak görmeyiniz. Evrimde tesadüf diye bir şeye yer yoktur. Her zaman mutasyonlar olur, ancak ve ancak çevresel koşullara ayak uydurabilenler hayatta kalır. Uyduramayanlar genetik kodlarını BİLİNÇLİ olarak değiştirmez!! Etcil bir hayvan et bulamadığında otcul olmaz!

Evrim açısından doğal seçilim mikro düzeyde (hem moleküler, hem hücresel) deneysel olarak yinelenebilmektedir. Makro düzeyde ise ani çevresel değişikliğe uğrayan bölgelerdeki floranın değişimiyle rahatça gözlenmektedir.

İnanç baskısıyla bilim ve evrim teorisi üstüne yürütülen bu karalama ve kötüleme kampanyasına artık bir son verilmesi lazım. Zamanının dini inançlarına ters diye dünya nasıl tepsi haline dönüşmediyse, inançlara ters geliyor diye evrim teorisi de yıkılmayacaktır. Belki yerine daha iyi ve gelişmiş bir model gelebilir, ancak kesinlikle bu Yaratılış modeli olamaz!

Dini gerekçelerle evrime karşı çıkan kişilerin kutsal kitaplardaki diğer bilim karşıtı önermeleri (örneğin evrenin 6000 yaşında olması gibi) tam olarak benimsememesi de merak konusudur. Bir kaynak kitaptaki bazı önermelerin yanlışlığını kabul ederken, diğer önermeleri sorgusuzca doğru kabul etmek ya samimiyetsizlik, ya saflık, ya da iki yüzlülüktür.

Konu dışı olarak - Cinlerin gözlemlenememesi cinlerin olmadığını tabiki ispatlamaz... Ancak, çok büyük olasılıkla olmadıklarını gösterir. Ben size güneşin etrafındaki bir yörüngede teleskoplarla gözlenemeyecek kadar küçük bir çin çaydanlığı dolaştığını iddia etsem, siz bu konuda nasıl bir sonuca varırsınız? "Olmadığını gösteremediğime göre vardır" mı? (Bu örnek "yörüngedeki çin çaydanlığı" başka bir düşünüre aittir.)Bkz: http://tr.wikipedia.org/wiki/Russell'in_%C3%87aydanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1

Neyse, konuyu din tartışma boyutuna çevirmeden saygılarımı sunarım.

Yazan: tepe Tarih: November 8, 2007 2:57 AM

Sinan Bey ve Tepe rumuzlu arkadaşın yazılarını okudum..teşekkür ederim kendilerine..

ciddi bir vakit sorunu yaşıyorum bu aralar..otel gibi uğruyorum eve..fırsat bulduğum en kısa zamanda fikirlerimi yazmaya çalışacağım.

ilk gözüme çarpan şu çaydanlık örneği..çok garip duruyor..bir el atmak lazım:)

bir tek kişinin çin çaydanlığı iddiası illaki yanlış olacak değil..gerçekten bir çaydanlık güneşin etrafında dönüyor olabilir.fakat bunu görmeyenler buna inanmak zorunda değildir ama bu çaydanlığın olmadığına mutlak anlamda bir delil olmaz..çaydanlık olabilirde olmayabilirde..

ben çaydanlığın olduğuna inanıyorum,çünki içindeki çayı içtim..fakat ikram edemediğim bir çayın varlığına inanmaya insanları zorlayamam..

bir gün fırsat olursa çay içmeye beklerim,buyrun misafirim olun..kahve de ikram edebilirim:))

görüşmek üzere..selamlar,saygılar.

Yazan: deniz Tarih: November 8, 2007 11:12 PM

bu tartisma icinde kendimce onemli gordugum birkac noktada daha fikirlerimi kisaca soyle iletmek istiyorum=

1) bugun bilime ve ozellikle evrim kuramina iliskin ortada cok kullanilan terimlerden olan "randomly" ve "natural selection" gibi ifadeler turkceye (belki de bazen biraz kasitli olarak) biraz hatali cevrildigi ve buna binaen (belki de bazen biraz kasitli olarak) biraz hatali bir anlam yuklenildigi icin
tartisma uzayip gidiyor olabilir bir miktar...

bugun gelismis ulkelerde ve ozellikle abd'de bilim adamlari bu "randomly" kelimesini (= kendiliginden; disaridan GORUNEN bir mudahele olmaksizin) anlaminda kullanmaktadirlar temelde sanirim, (= tesadufen; disaridan GORUNEN & GORUNMEYEN hicbir mudahele olmaksizin) anlaminda degil.
(ingilizceden ingilizceye iyi bir sozluk bulup inceleyenler veya bilimsel yaklasimlari direkt olarak ingilizceden kavrayip takip edebilenler ne demek istedigimi bir miktar daha iyi anlayabilirler burada belki.) yani bu bilim adamlari temelde butun evrenin olusumunun ve dunyada canliligin ortaya cikisinin ve evriminin
"kendiliginden islemler" (= random processes)
sonucunda oldugunu ifade ediyor olmalidirlar, "tesadufi islemler" (= processes by chance) sonucunda degil.

ki bu durum Kuranin bize tanittigi Allah tarafindan da aynen onaylanmaktadir sanirim=

...ve O bir isi planlayip-bitirdigi zaman,
daha sonra ona sadece "ol" der ve o da
--kendiliginden-- olur. (Ali Imran Suresi 47)

yani bu bilim adamlari "kendiliginden islemler" (=random processes) sonucunda devam eden ve olusan ve daha sonra "dogasal secim" (=natural selection) --dogal secim degil-- kanaliyla rayina oturan herseyin "harika bir bilinc" seklinde kendisini sergilemis olmasi gerektigini zaten cesitli makalelerinde de dile getirmekten cekinmiyorlar.
yukarida bazi arkadaslar bununla ilgili guzel ornekler vermisler sanirim= golf sahasi ornegi vs. gibi...)

bu acidan bu konuda bazen bazi arkadaslar tarafindan yapilan

tesaduf degil BILINC olmali

itirazi sanirim bu gelismis ulkelerde --ozellikle abd-- bu acidan cok gecerli bir itiraz olarak kabul edilmeyebilir. cunki burada hickimse burada bu anlamda bir BILINC olmadigini iddia etmiyor zaten, sadece bu BILINCIN kendisini --disaridan GORUNEN hicbir mudahele olmaksizin--"kendiliginden islemler" (=random processes) ve "dogasal secim" (=natural selection) seklinde tezahur ettirdigini ve bilimin sinirinin iste tam burada bittigini soyluyor olmalidirlar. bu BILINCIN kaynagi-mensei hakkinda ise daha derin herhangi bir spekulasyona girmek istememektedirler. bu konuyu tamamen "inanca" birakmaktadirlar. (yukaridaki bir yazimda deginmeye calistigim
"Tabi bilinc X Ilahi bilinc" mevzusu yine...)

fakat elbette yukarida aktarmaya calistigim bu ozel "bilimsel terimlere" (belki de bazen kasitli olarak) yanlis anlam yukleyip bu durumu tamamen "dine ve inanca" karsi kullanmaya calisan bir kisim baskici ve despot bazi "ideolojiler" karsisinda bazi arkadaslar tarafindan cokca yapilan bu itiraz (tesaduf degil, bilinc olmali yaklasimi) belli bir miktar gecerlilik kazanmaktadir sanirim.

burada dikkat cekmek istedigim ikinci bir nokta ise, bizim dinimize gore tabiatta "kendiliginden" olan hersey

= kumsalda ruzgar ve dalgalar sonucu ustuste binmis basit tas yapilar,

= ya da ruzgar ve mevsimler sonucu dallarindan dusmus yapraklar ve bunlarin olusturdugu basit yapilar,

Allahin vahyi sonucu ve Onun bilgisi dahilinde olusan "bilincli" yaratmalar olmalidirlar. (Enam Suresi 59) yani "tabiatta gozlemledigimiz bu tip basit yapilasmalar rastgele olabilir, fakat kompleks yapilasmalar kesinlikle bize Allahin mudahelesini gosterir" mantigi bu acidan cok gecerli bir mantik olmayabilir.
bunun yerine "tabiatta gozlemledigimiz her yapilasma en basitinden en komplekse kadar Allahin vahyi dogrultusunda olusan yaratma hadiseleridir. fakat bu konuda bu "ilahi vahiy ve yonlendirmeye" dair hicbir somut (bes duyu ile algilanabilir) delil verilmeyecektir. bunlara "gaybi" (=bes duyu ustu) olarak iman etmek esastir" mantigi daha gecerli bir yaklasim olmalidir. (Isra Suresi 44 & Fussilet Suresi 11-12 & Fatir Suresi 18)
ve yuce Allah daha yeryuzune gondermeden once kendi huzurunda bulundurup onlari kendisi disinda hicbir Rab (=Allah adina sahte hukum ureten otorite) edinmeyeceklerine dair ahid aldigini bildirdigi bir kisim insanlar bu tip dini bildirileri otomatik olarak kabul edebilecek bir "altinci duyu" ile programlanmis olarak yeryuzune gonderilmis olmalidirlar. (Araf Suresi 172) fakat bu ahidden tamamen "habersiz" birakilmis diger bir kisim insanlarin ise bu dini bildirilere kulak vermesi mumkun kilinmamis olmalidir. (Araf Suresi 179) ve bunlar bu sebeble belki de "genel dini imtihan" ve bunun sonucundaki "EBEDI cehennemden" muaf tutulmus insanlar olabilirler. (Araf Suresi 179 X Beyyine Suresi 6)

-------------------------------------------------
burada en basit bir deneyle butun "Allahin varligina" inanan arkadaslarin sunu test etmelerini oneririm:

kendinizi zihinsel olarak bir sandigin icine koyun, heryer kapkaranlik olsun,
kendi bedeniniz de dahil hicbirseyi gormeyin ve dusunmeyin,
sonra sorun kendinize "Allahin varligina" inaniyor muyum diye?

cevabinizin muhtemelen EVET oldugunu goreceksiniz.

sanirim bu en basit deney yukarida aktarmaya calistigim bu metafizik ilahi duygularin & egilimlerin gercek kaynagini bildiren ayetlerin anlam ve onemlerini bir miktar daha netlestirmeye yardim edecek olmalidir.
--------------------------------------------------

bu sebeble, butun buyuk Peygamberlerin ana mucadelesi yukarida bahsedilen bu ahide haksizlik ederek melekleri ve peygamberleri ve din adamlarini sahte Rabler (Allah adina sahte hukumler ureten otoriteler) edinen kisiler aleyhine olmus olmalidir. (Araf Suresi 172 & Ali Imran Suresi 80 & Tevbe Suresi 31...)

--ve belki de bu sebeble Kuran'da verilen butun ilahi kudret-delil ayetleri ve mucizeleri karsi taraftaki insanlari Allahin "tek Rab" (=Allah adina hukum uretme yetkisine sahip otorite 42.Sure 10) olduguna ikna etmek icin verilmis olmalidir,
ta ki onlar da Allahin disinda "sahte Rabler" olarak tesis ettikleri meleklere (53.Sure 19-20, 27) peygamberlere (9.Sure 31) din adamlarina (9.Sure 31) bu baglamda artik kulluk etmeyi birakip tek Rab Allaha inansinlar ve Ona donsunler. (5.Sure 65 & 3.Sure 51-52 & 23.Sure
84-90 & 7.Sure 28-29...)
yoksa bu ornekler temelde ateistleri Allahin varligina ikna etmek icin verilmis deliller ve mucizeler hukmunde olmamalidir, cunki insanlari Allahin varligina ikna edecek herhangi bir somut (bes duyu ile algilanabilir) herhangi bir delil "BILINCLI" olarak verilmeyecek, fakat Allahin varligi bu baglamda bircok insanlarin gozunden --buyuk bir hikmete ve imtihan sirrina binaen-- tamamen "GIZLI" tutulacak olmalidir. (57.Sure 3) & (7.Sure 172 & 179)--

ve belki de bu sebeble bu Peygamberler cogunlukla bu "bozuk teist" kisiler tarafindan belki de bircok kere "dinsizlerin & ateistlerin" arkadaslari ve isbirlikcileri olarak gorulmus olmalidirlar. (Muminun Suresi 84-89 & Sad Suresi 62 & Mearic Suresi 36-38) (Incil, Matta 10/5-6 & 11/19)

daha fazla uzatmayayim, yukaridaki bazi
yazilarda da deginilmeye calisilmis saniyorum bu derin dini-ilahi konulara yine bir miktar.
bana da musaade artik. sevgiler ve saygilar.

**********

not= sn. tepe arkadas, yazinizi bu yazimi bitirdikten sonra farkedip okudum. bu yazimda cok kisaca deginmeye calistigim yukaridaki bazi hususlari da goz onune almanizi onerdikten sonra, size sadece tekrar sunu hatirlatmak istiyorum: bizim dinimizde

Allahin varligina,
meleklerin-cinlerin varligina,
Allahin vahyinin varligina,

"gaybi" (=bes duyu ustu) olarak inanmak esas kilinmis olmalidir. bu konularda bes duyumuz ile algilayabilecegimiz hicbir delilin kesinlikle verilmeyecegi zaten basta bildirilmis olmalidir. (Furkan Suresi 21 & Araf Suresi 27 & Sura Suresi 51)
dolayisiyla, bizim bu "gorunmez" varliklara olan
--yine yukarida bahsetmeye calistigim bize verilmis olduguna inandigimiz "altinci duyumuz" vasitasiyla-- inanmamizi elbette siz "bes duyu ustu hicbir olguya inanmama" hissiyatiniza ve gorusunuze binaen paylasmama hakkina sahip olabilirsiniz. (Araf Suresi 172 & Rad Suresi 1) fakat bu inancimizi "cin caydanligi & spagetti canavari" gibi orneklerle rencide etme hakkina sahip olup olamayacaginizi bir kez daha dusunmenizi tavsiye ederim. iyi gunler dilerim.



Yazan: wisdom Tarih: November 9, 2007 11:09 AM

Bir öneri: Arkadaşlar, diğer yorumculardan yaptığınız alını metinleri "blockquote" HTML etiketi arasına koyarsanız yorumlarımız daha anlaşılır olur. Şahsen okurken karıştırıyorum.



ÖR:
<blockquote> alıntı yaptığınız metin </blockquote>


Sonuç:

alıntı yaptığınız metin
alıntı yaptığınız metin
alıntı yaptığınız metin

Yazan: sinan Tarih: November 9, 2007 5:16 PM

Sn. Deniz hanım,

Yorumlarınız için teşekkür ederim.

Yanlış anlaşıldığı kanaatiyle bir-iki hususta fikrimi belirtme gereksinimi duydum.

"Yazan: tepe Tarih: November 8, 2007 2:57 AM"

Bu mesaj benim rumuzumla çıkmış olmakla beraber bana ait değildir. Sanırım bir yanlışlık oldu.

----------------------------------

Yazınızda belirtmiş olduğunuz Natural Selection ise genel olarak "Doğal Seçilim" olarak dilimizde terimleşmiştir. Doğal seçim veya sizin yazdığınız gibi "Doğasal Seçim" olarak değil...

Burada "Seçilim" sözcüğünün edilgen vurgusu önemlidir.

------------------------------------

Yazınızda ısrarla evrimde esas olan düşüncenin "BİLİNÇLİ" seçilim olduğunu vurguluyorsunuz ve bunun dini yaklaşımlarla çelişmediğini söylüyorsunuz. Oldukça modern bir düşünce tarzınız olduğunu kabul etmeliyim. Ancak, yaratılışçı düşünce için sizin söylediklerinizi kabul etmek mümkün değil.

Yaratılışçılar veya modifiye şekli AT'lar için din kitaplarında yazılanlar yazıldığı şekliyle geçerlidir. Siz bu kavramı entellektüel bakış açınızla esnetmişsiniz.

AT veya yaratılışçılık, hangisini derseniz deyin, evrim teorisi fizik kanunları dışında bir bilince gereksinim duymaz. Fizik kanunlarını bir "BİLİNÇ" olarak kabul ediyorsanız, o sizin takdirinize aittir, yorum yapmam uygun olmaz.

---------------------------------------

Kişisel olarak, belirli bir inancı benimsemiş kişilerin evrim teorisini inançlarıyla bütünleştirmesinde bir mahsur görmüyorum. Ancak, teorinin bir inanç sisteminin delili, veya kanıtı olarak gösterilmesini de doğru bulmuyorum.

-----------------------------------------

İspatı asla mümkün olmayan önermeleri doğru veya yanlış kabul etmek kişilerin inançlarıyla doğrudan ilişkilidir. Bazı dini gerekçelerin 5 duyuyla asla farkedilemeyeceği, bu yüzden de var olduğunun önyargısızca kabul edilmesi gerektiği şeklinde bir önerme ne yanlış, ne de doğru olarak algılanamaz.

Benzer bir şekilde, farklı bir evren olduğunu, bu evreni sadece bende bulunan 7.duyu ile gördüğümü, bunu 7. duyusu olmayanların göremeyeceğini iddia etsem, sanırım bu önermeyi çürütemezsiniz. Ama hakkımda akıl hastası olduğum şeklinde bir şüphe oluşacaktır sanırım.

Buradan varmaya çalıştığım sonuç, bilimsel veya kavramsal açıdan hakkında delil elde edemeyeceğimiz şeylerin tartışılmasının ve varlıklarının kabul edilmesinin beyhude olacağıdır.

----------------------------------------------

======"...fakat bu inancimizi "cin caydanligi & spagetti canavari" gibi orneklerle rencide etme hakkina sahip olup olamayacaginizi bir kez daha dusunmenizi tavsiye ederim."=======

Burada ifade ettiğiniz sitem ise bu düşüncelerin gerçek sahiplerine yönelik olmalıdır. Çin Çaydanlığı özgün fikri ünlü filozof Bertrand Russell'a aittir ve tam da bu düşünce için dile getirilmiştir. Amacım herhangi bir dini görüşü rencide etmek değil, soyut inançlarla somut bilimin yorumlanamayacağını göstermektir.

Sonuç olarak, şunu açıkça belirtmek isterim; Evrim Teorisinin inançlarla bir alıp veremediği yoktur.. bilimsel bir teoriden ibarettir. Tam tersine, inançların (belli bir inancı ayırdetmiyorum) evrim teorisini kendisine bir tehdit olarak görmesi ve teoriyi orasından, burasından çekiştirme çabası söz konusudur. Bilim dünyasında ezici bir çoğunlukla kabul edilen teoriyi 100 yıldır kendisine hedef seçen kitle aşırı dinci kesimlerdir. Belki teorinin bu kadar göz önünde olmasının en önemli nedeni bu ardı arkası kesilmeyen saldırılardır.

Kişisel düşünceme göre AT, teori karşısında ağır darbeler alan yaratılışçılık felsefesinin acil çıkış kapısından başka bir şey değildir.

Küçük bir öngörüyle, yaratılışçılık akımının varacağı son noktada "yaratıcı, fizik kanunlarının ta kendisidir" fikrine indirgeneceğini, bu aşamadan sonra kutsal kitaplarda kişiselleştirilen ve insani vasıflara sahip bir yaratıcının anlamlı olmayacağını belirtmek isterim.

Yazdıklarımın kişisel olarak inançlara bir saygısızlık gibi algılanmamasını, tamamen kuramsal açıdan değerlendirilmesini rica ederim.

Saygılarımla..

Yazan: tepe Tarih: November 10, 2007 1:19 AM

sn. tepe arkadas,

yukarida hakkinda birkac noktada itirazda bulundugunuz yazi "wisdom" rumuzuyla yazan bana aittir, gozden kacirmis olmalisiniz sanirim.
deniz arkadas bu konudaki sahsi dusuncelerini daha sonra bildirecegini aciklamis olmali yine yukarida sanirim. (hickimsenin sahsi dusuncelerine bir mudahale-karisma yapmis olmamak icin burada oncelikle belirtme geregi duydum.)
siz onunla ve diger arkadaslarla bu onemli konu uzerindeki diyalogunuzu umid ederim surdurursunuz bundan sonra,
ve ben de olabildigince faydalanmaya devam ederim umarim bu seviyeli ve samimi tartismadan.

sadece bir iki noktada benim yukaridaki yazima getirdiginiz itirazlara kendimce kisaca cevap verip burada ayrilmak istiyorum:

1) oncelikle, Kitabtan kucuk fakat benim acimdan somut ve onemli bir ornekle baslamak istiyorum:
yine Kuran'da bize cinlerin en yakin evrende yerlestikleri ve bu cinlerin bulundugu mekanlara bircok zamanlar "sihab" (=isin) bombardimani yapildigina isaret ediliyor olmalidir. (37.Sure 6-10 & 72.Sure 8-9)
bundan bir asir oncesine kadar butun inananlar buna "gaybi" (=bes duyu ustu) olarak sadece "dini bir imanla" inaniyor olmalidirlar. fakat artik biz buna "zahiri" (=bes duyu seviyesi) olarak da "hem dini hem de bilimsel bir imanla" inanma sansina sahip olabilmeliyiz sanirim. soyle ki, evrende bircok bolgelerde su an bes duyumuz ile acik bir sekilde gozlemleyemeyecegimiz siddetli "x ray" ve "gamma ray" bombardimani oldugu sanirim bugun bilimsel olarak da teyid edilmis nesnel bir gerceklik olmalidir. hayat biz inananlar icin bu sekilde "tatli surprizlerle" dolu olabilir...
fakat elbette ben yukaridaki yazilarimda da
onemle deginmeye calistigim gibi, bu tip bulgular sadece biz inananlari buyuk bir heyecana ve mutluluga sevkedebilmesine ragmen, ateist arkadaslar icin "cok anlamli ve yeterli" bir delil hukmunde olmayabilirler.

2) butun bunlarin --bize gore-- sebeblerine ve genelde "ateizme" karsi --Kutsal Kitaba dayali olarak-- nasil bir bakis acisi icinde olduguma
deginmeye calistim yine yukarida, inandigim Kitabtan bazi ornekler vererek... (lutfen eger vaktiniz varsa, bunlari bu bolumun en basindan alarak tekrar bir gozden gecirmenizi oneririm,
hem bana ait olanlar, ve hem de diger bazi dindar arkadaslara.)

3) ve yine bugun evrim kurami bugun belki de bu konunun bir asirdir en cetin bir sekilde tartisilmakta oldugu abd basta olmak uzere, diger butun gelismis ulkelerde de inananlar arasinda
--olumlu veya olumsuz-- cok farkli iki sekilde algilanmakta olmalidir.
bugun abd'de butun hristiyan dindar insanlarin yaklasik yariya yakin bir bolumu evrim kuramini temelde bircok yonleriyle kabul edip desteklemekte olmalidirlar. ayni sekilde islam ulkelerinde de bu konuda belirgin bir ciddiyet ve uyanis gozlemlenebilmektedir bazi cevrelerde. fakat elbette fanatik anti-evrimci evanjelik hristiyan sahinler ve bilincsizce bunlarin etkisinde hareket eden bir kisim diger dinlere mensub sahin bazi grublar evrim kurami dusmanligini bagnazca dunya capinda butun inananlara maledebilmek icin ahlaki ya da gayri ahlaki her metodu kullanarak bir asirdan
beri buyuk bir gayretle faaliyet gosterebilmektedirler. bu durum --dindar ya da ateist-- bilimden yana olan butun insanlarin sorunu olmalidir...

4) ve yine bu sebeble basta abd olmak uzere
--evanjelik hristiyan kokenli-- bu evrim kurami dusmanligina karsi, dindar ya da ateist, butun insanlar mumkun oldugunca birlikte hakli bir mucadele verebilmektedirler. iste bu sebeble, bu gelismis ulkelerde hicbir bilincli dindar insan ateizmi --ve belki de evrim kuramini benimsemis-- bu demokrat ateist insanlari "gavurlukla & kafirlikle" suclamazlar, ve hicbir bilincli ateist insan dindarligi --ve belki de evrim kuramini benimsemis (veya bazen tam benimsememis) bu demokrat dindar insanlari-- "akli dengesi supheli meczublar & yobazlar" olarak damgalamazlar.
bunu yapan insanlar da var tabi her iki tarafta da, ve evanjelik hristiyanlar bugun dunya capinda hepimize hissettirdikleri politik ve bilimsel alandaki olumsuz etkilerini ve talihsiz
propaganda ve bunun sonucundaki gunluk basarilarini da bu tip insanlara borclu olmalidirlar belki de bir miktar maalesef...

(bu baglamda kimi zaman insan dusunmeden edemiyor "usame Bin ladin" veya "richard Bin dawkins" bu evanjelikler tarafindan mi gercekte finanse ediliyor acaba diye...)

daha fazla uzatmayayim. size tavsiyem,
eger gercekten arzunuz evrim kurami gibi ciddi
bir bilimsel dalin --dindar ya da ateist diye ayirt etmeden-- butun insanlar tarafindan
rahatlikla ve her yonuyle arastirilmaya, ogrenilmeye ve ogretilmeye devam etmesi,
ve bunun ardindan dindar ya da ateist butun insanlar tarafindan kendi inanclari dogrultusunda rahatca yorumlanabilmesi ise, bu konuda sizinle beraberim.

fakat eger arzunuz sadece --evrim kuramini da burada belki de haksizca bir miktar kendi lehinize kullanarak-- dini inanclarimizin ne kadar "spagetti canavarlari" kadar yersiz oldugunu bize "kuramsal acidan" ispatlayabilmek ise, bu arzunuzu malesef hicbir zaman tatmin edemeyeceginizi bildirmek isterim. bunun tartismasina neden girmeyecegimi de yukaridaki diger bazi yazilarimi tekrar bir gozden gecirme imkaniniz olursa, kolaylikla idrak edebilirsiniz saniyorum.

size ve buradaki butun diger arkadaslara tekrar iyi gunler ve esenlikler dilerim.

* sanirim bundan sonra belirli bir muddet uzak kalmak durumunda olabilirim bloglar dunyasindan...


Yazan: wisdom Tarih: November 10, 2007 2:58 PM

...eger gercekten arzunuz evrim kurami gibi ciddi bir bilimsel dalin --dindar ya da ateist diye ayirt etmeden-- butun insanlar tarafindan rahatlikla ve her yonuyle arastirilmaya, ogrenilmeye ve ogretilmeye devam etmesi, ve bunun ardindan dindar ya da ateist butun insanlar tarafindan kendi inanclari dogrultusunda rahatca yorumlanabilmesi ise, bu konuda sizinle beraberim.

Böyle bir fikre itiraz etmek mümkün değil.

Fen dersi kitaplarından Evrim Teorisini çıkarmaya veya yanlışlamaya ve yerine Yaratılış Teorisini koymaya çalışan kişiler için de aynı şekilde düşündüğünüzü umarım.

İnaçlı veya inançsız her hangi bir insanın evrim teorisini doğru olarak öğrenmesi esastır. Yaratılışçılık akımı ise dini bir yaklaşım olup DERS OLARAK OKUTULMAMALIDIR!

Çeliştiğimiz kısımlar genelde bu kavramlardan kaynaklanıyor sanırım.

...fakat eger arzunuz sadece --evrim kuramini da burada belki de haksizca bir miktar kendi lehinize kullanarak-- dini inanclarimizin ne kadar "spagetti canavarlari" kadar yersiz oldugunu bize "kuramsal acidan" ispatlayabilmek ise, bu arzunuzu malesef hicbir zaman tatmin edemeyeceginizi bildirmek isterim. ...

Böyle bir tartışma arzusu içinde değilim. Açıkcası beni ilgilendiren kısım insanların dini inançları değil, inançlarını Evrim Teorisi lehine veya aleyhine kullanmalarıdır.

Her ne kadar siz inancınızı BİLİÇLİ bir evrim ile bütünleştirebilmişsenizde, çeşitli platformlarda tartıştığım aşırı inançlı kişilerin neredeyse tamamı SADECE dini gerekçelerle Evrim Teorisini reddetmektedir.

Spagetti Canavarı Dini, ABD'de okul müfredatında evrim teorisine alternatif olarak Yaratılışcı yaklaşımın okutulmasına tepki olarak çıkmıştır.

Her ne kadar ustalıkla yapılmış bir taşlamadan ibaret olsa da bir an için Spagetti Canavarı Dini'nin gerçek olduğunu kabul edelim.. Siz bu girişimi kendi inancınıza bir hakaret olarak görüyorsunuz. Peki bu dine gerçekten inanan biri varsa sizin davranışınızı kendi dini için bir hakaret olarak görmeyecek mi? Bu kişinin kendi dini çerçevesinde Evrim Teorisine bir alternatif sunması diğer dinlerin Yaratılışçı yaklaşımlarından daha az mı değer taşıyacaktır?

Varmak istediğim nokta, Evrim Teorisinin tamamen alternatifsiz ve inançlardan bağımsız bir teori olduğudur.. Bir inanç sistemi değildir. Semavi dinlerde tasvir edildiği gibi bir yaratıcıya gerek duymaz. Yaratıcı, bu kitaplarda bahsedilen farklı bir kavram ise de, bu konu dinlerin tartışma alanıdır, evrim teorisinin değil...

Amacım Dawkins gibi dini inançlarınızın yersiz olduğunu ispatlamak değildir. Bu sizin kendi dünya görüşünüzle ilgilidir ve beni ilgilendirmez. Eleştirdiğim nokta, dini inançların evrim teorisine bir kaynak veya bir ölçüt olarak kullanılmasıdır.

Açıkcası evrim teorisi, dinin ne arkasında durmasını, ne de karşısına geçmesini hiç umursamaz. Yaptığı tek şey canlı dünyanın gelişimini açıklamaktır.

Sevgi ve Saygılarımla,

tepe

Not: Yazıları gönderen kişi isimlerinin sürekli değiştiğini görüyorum. Kendi yazdımlarımın başka rumuzlarla, başkalarının yazdıklarının ise benim rumuzumla çıktığını farkettim. Herkes için böylemidir bilmiyorum.

Yazan: tepe Tarih: November 11, 2007 2:04 AM

bazı arkadaşların vurguladığı gibi yorumlarla yazarları birbirine karışmış..wisdom'ın uyarısı için teşekkür ederim..ben ne zaman böyle şeyler söyledim acaba diye şaşırmıştım ilk etapta..

çok medenice yürüyen bir tartışma oluyor gerçekten..ortak noktalar bulabiliyoruz..bilimle dinin sahalarını birbirine karıştırmamak gibi ortak kaygılarımız var.evrim teorisinden yaratılışçılığa karşı veya ateizme taraf bir sonuç çıkarmak bilimsel değil felsefi bir durum..bu noktada mutabık olduk sanıyorum.

aslında Dawkins'in yaptığı hatanın bir benzerini de yaratılışçılar yapıyor..fark yok.ben yaratılışçılar safında olmayan inançlı bir müslümanım..

fakat olaya bilimsel değil felsefi açıdan bakıldığında bu tartışmalardan keyif aldığımı söyleyebilirm.Yaratıcı var mı yok mu tartışmalarına bilimden destek bulmak da başka bir disiplinin konusu..benim bildiğim,İslam ilahiyatında kelamın böyle bir metodu var..

bu noktada bilimin sahasından çıkılmış oluyor..bu tartışmalarıda normal karşılamak lazım..

Dawkins ateizme evrimden deliller bulabilir..bende evrimle İslami yorum yapabilirim..felsefede tartışmanın sınırı yok..

bu tartışmalarda dikkatimi çeken bazı noktalara değinmek istiyorum.

---------------------------------
Küçük bir öngörüyle, yaratılışçılık akımının varacağı son noktada "yaratıcı, fizik kanunlarının ta kendisidir" fikrine indirgeneceğini, bu aşamadan sonra kutsal kitaplarda kişiselleştirilen ve insani vasıflara sahip bir yaratıcının anlamlı olmayacağını belirtmek isterim...TEPE..............
--------------------------------------------

yaratıcıyı fizik kanunlarına indirgemek çok basitleştirmek olur fakat insan-tanrı formunununda bilimin geldiği nokta itibariyle tatmin edici olmadığını söylemeliyim.uzaklarda bir yerlerde bir makamı olup insanları yöneten,buyruklar veren
bir Tanrıyı bu uçsuz bucaksız evrenin neresine oturtacağını bilemez bir duruma geliyor insanlar.

çok tanrılı anlayışın tek tanrıya indirgenmesi arasında nicelik bakımından bir fark var sadece.

teizm deyince ben çok tanrıcılığın tek tanrıya indirgenmesini anlıyorum..a-teizmde insanlar bu tanrı formunu reddediyorlar.

benim İslami anlayışımda Allah,böyle bir Tanrı değil.uzaklarda biryerde bir makamı yok..benden ve evrenden ayrı değil..evrensel enerjinin kaynağı ve var olan her zerrede değişik özellikleriyle mevcut.size şah damarınızdan daha yakınım ve nereye başınızı çevirseniz O'nun zatını(vechini)görürsünüz buyuruluyor..

fizik kanunları, yaratıcının yaratma vasfının,(HALK)sıfatının açığa çıkış şekli..yaratıcıyı bu yönüyle temsil ediyor.sadece bir yönü bu.

benden uzakta birçok tanrıya tapınmakla,tek bir tanrıya tapınmak arasında bir fark yok bence.

Tanrı'nın sonsuz güçlere sahip bir süpermen gibi
düşünülmesinde hristiyanlığın Tanrıyı tamamen insan formuna sokmasının çok büyük etkisi var..Tanrıyı öyle bir forma sokuyorlarki insan bedenine girebilecek kadar şahsileşiyor..İslamda teizm kapsamında değerlendirilince Allah'da bilinç altında farkında olmadan uzaklarda bir yerlerde yaşayan bir tanrı gibi algılanıyor.

bilim-din çatışmalarınıda şiddetli şekilde ortaçağda hristiyan batı dünyasında görüyoruz.evrenin büyüklüğünü anladıkça bu insan-tanrı anlayışını bir yere oturtamadılar ki haklılar.

bu tartışmaya bu kadarla katılmış olayım..

ENTROPİ TARTIŞMALARI..

wisdom'un dediği random prosesleri ben spontane proses olarak ifade etmeye çalıştım.böyle öğrendim daha doğrusu.bunun anlaşılması gerçekten çok önemli..bu doğanın kendi işleyiş düzenini,kendi tercihini anlatmak için kullanılıyor.

entropide tartışmalar açık sistem-kapalı sistem meselesi etrafında dönüp kitleniyor..

bunlar kavram kargaşasından başka birşey ifade etmiyor bana..çünki entropi kanununun yaşadığımız dünyada pratik sonuçları ve uygulamaları var ki dünya dışarıdan enerji alan bir açık sistem olmasına rağmen..biz entropiden çıkardığımız sonuçları Marsta uygulamıyoruz..veya adyabatik(izole)bir sistem kurup burdaki termodinamiksel değişimleri incelemiyoruz..

iş makinalarının yapımında,verim hesabında,kimyasal reaksiyonların takibinde,yediğimiz besinlerden ne kadar kalori elde ettiğimize kadar yeryüzünde uygulamaları olan bir alan termodinamik.

tekrar anlatmayı deneyeceğim;

random prosesler,spontane proseslerin bir diğer anlatım şeklide gerçekleşen proseslerdir.hiçbir müdahale olmadan(çevreden ısı almak,yapay mekanizmalar kurmak vs gibi),doğanın işlettiği sistemdir.
ÖRNEK 1;
soğuk suyu sıcak bir günde açık havaya bıraktığımızda doğa kendi kendine soğuk suyu ısıtır..soğuk su daha da soğumaz.bunun sebebi entropi kanunudur..soğuk suyun ısınması sırasında evrenin entropisi artar.doğa,entropinin arttığı olayları spontane olarak gerçekleştirir.

ÖRNEK 2;
işten ısı eldesi kendi kendinedir.entropi kanununun sonucu olarak..tersi için dışardan müdahale gerekir.


sonsuz enerji kaynağı olan denize bırakılan bir gemi hareket etmez..tek bir enerji kaynağı bir prosesi çeviremez.sıcak ve soğuk iki rezervuar gerekir..ısı sıcak kaynaktan soğuk kaynağa giderken makine çalışır.

çevrimsel bir proseste makinenin ısı alıp iş elde etmeye çalışması doğanın işleyişine terstir..doğa tercih etmez..kendi kendine değildir.

doğanın işleyişine ters olan bu durumu gerçekleştirmek için iki kaynaklı bir sistem kurulur,bu ısının büyük bir bölümü kullanılamaz,verim çok düşük olur..kullanılamayan enerji denize,soğuk kaynağa atılır..denizin atık enerjiyle ısınması türlerin yaşamını tehdit eden çevre sorunlarından birisidir.

EVRİMLE BAĞLANTISI..

verilen örneklerde doğanın işleyiş düzeni anlatılıyor..açık sistem,kapalı sistem tartışmalarına hiç gerek yok.evrenin entropisini azaltan olayları doğa(dünya şartları)gerçekleştirmiyor.. bu kadar yalın,açık,net bir durum..olayı kaosa sokmaya gerek yok..kaostan çıkan düzen meselesi çok farklı bir şey.termodinamiğin ikinci prensibinden kaynaklanan sorunu çözmüyor.

evrim diyorki,ısıdan iş eldesini doğa kendi kendine gerçekleştirir..entropide diyorki doğa bunu kendi kendine süreçlerle yapamaz.(doğa işten ısı elde eder spontane olarak)

ÖRNEK 3;

bir masadan düşen küp şeker yerde dağılır..düşme sırasında iş yapar,yerde bu iş ısıya dönüşür.doğal bir süreç..

yere düştüğü andaki dağınıklığını da ayrı bir düzenin kurulumu olarak ifade etmek kaostan düzen çıkarmaktır..fakat bu bir organize küp şekeri tekrar geriye döndüremez..ancak bunu şöyle tarif edebilirsiniz..bir düzenden(küp şeker),başka bir düzene(dağınık şekere)geçiş..

Prigoginin özgün yorumu bu..düzenden düzensizliğe değil,bir düzenden başka bir düzene geçiş ki bu yorum benim işime çok yarar..bunu da ayrıca belirteyim.burdan bir felsefi tartışma açmak istemiyorum şu an.

güneşten gelen ısıyla bir canlılık yani iş eldesi için doğa kendini zorluyor..bu zorlanmaya,bu kadar baskıya rağmen organize canlılık ortaya çıkmışsa bu mutlaka bir bilinçle olmuştur..atomik bilinç,hücresel bilinç..canlı evren anlayışı da diyebiliriz.

daha fazla uzatmadan burda şimdilik noktalayayım.
çok dağıtmamışımdır umarım..benim görüşlerim kısaca böyle..

selamlar,sevgiler.


Yazan: deniz Tarih: November 11, 2007 3:49 PM

Mustafa bey ilginç bir argümanınız var: "Materyalist Despotizm". Bana "materyalist olmayan bilim"e örnek verebilir misiniz? "Laik olan bilim" hangi ortak platformda bilim yapacak? Mistisizm? Bilim materyalist yapılır, onun dışındakiler felsefedir. Laik bilim diye bir şey de yoktur; Bilim vardır. Hukuk laik olmadan da hukuk olur, ama bilim laik olmadan bilim olmaz. Türkiye'de evrim kamplaşmalasının 100 yıllık tarihi yoktur, Türkiye'nin 100 yıllık konuyu tartışacak elit tabakası yoktur bir kere. Günümüzde dahi herhangi bir dişe dokunur tartışma yoktur; monolog vardır. Sizin gibi evrim karşıtı bilim nedir bilmeyenler tarafından yürütülen bir monolog. Ülkemizde evrimci ve bilimciler yobaz takımı tarafından sindirilmiştir. Bilim yapılmamaktadır, hurafe üretilmektedir; Bu zaten kuranda yazıyordu diye.

Yazan: kodoman Tarih: November 29, 2007 4:55 PM

"Ülkemizde evrimci ve bilimciler yobaz takımı tarafından sindirilmiştir."

1-) Evrimciler, bilimci değil midir? ayrıca niye belirtiyorsunuz? Evrimcilerin bilim yaptığı konusunda şüpheniz mi var yoksa?
2-) Diğer seçenek de bilimcilerin bastırıldığı konusunda şüpheniz var. Evrimin özel konumunu kullanarak argümanınıza(muhtemelen kendiniz de inanmıyorsunuz?) destek arıyorsunuz.
3-)Evet Türkiye'deki üniversiteler her türlü engellemeye rağmen yobazların eline geçmiştir!!!!?? Ve maalesef bilim üretilememektedir???!!!!Yazık bu ülkeye!!! evrimci aydın insanlara ihtiyacımız var!!!!Şu ülkede herkes evrime kayıtsız şartsız bir iman etse şaha kalkacağız:)


"Bilim yapılmamaktadır, hurafe üretilmektedir; Bu zaten kuranda yazıyordu diye"
Tabiki canım. Bilime ne gerek var. Zaten her şey Kuran'da yazıyor:) Kuran'da yazdığını anlamak için gene de önce bilim yapmalıyız-Bir yobaz olarak böyle olmasından çok müteessirim :-)))))

Monolog konusunda haklısınız. Gerçekten monolog yapılıyor. Bir tarafta evrimperverler, diğer tarafta evrimpervermezler, Kendi aralarında takılıyorlar.

Yazan: Esdelirüzgar Tarih: November 30, 2007 8:52 AM

Deniz hanım,
yukarılarda anlatmaya çalışdım uzun uzun. Tekrara a girmeyeceğim. Sadece şunu söylemek istiyorum. Sizin "inanç" dediklerinizle sorunum yok. Sorun şu; evrimin bilimsel anlamda bir çelişkisi yoktur! N termodinamik, nede herhangi bir doğa yasası ile çelişen bir durum söz konusu değildir. Bilimsel açıdan diyorum. Bilimsel açıdan evrim pekala mümkündür, o yüzden de tüm bilimin ortak görüşü budur! Dedikleriniz olsaydı biyolojinin kurucu, zemin teorisi evrim teorisi değil başka bir teori olurdu.

Yazan: sinan Tarih: November 30, 2007 11:12 AM

Deniz Hanim,

Termodinamigin ikinci yasasini bir yaraticinin varligini kanitlamak icin referans almissininiz. Tabiatin duzeninin arttigi ve gorunuste bu yasaya ters dustugu bir gercektir. Fakat termodinamigin ikinci yasasini dikkatlice okursaniz, yasanin sunu soyledigini gorurusunuz: "Kapali bir sistem icinde, entropi daima yukselir." Burada kapali sistem derken anlatilmak istenen, enerjisi sabit, enerji giris-cikisi olmayan bir sistemdir. Dolayisiyla ustunde bulundugumuz gezegen, kapali bir sistem degildir. Fakat gunes-dunya sistemini ele alacak olursak, bu kapali bir sistem olacaktir. Bu sistemde, dunya uzerindeki entropi dusmekle beraber, gunesin entropisi yukseldiginden (icinde meydana gelen hidrojen-hidrojen fuzyonundan dolayi), sistemin toplam entropisi yukselmektedir. Bu nedenden dolayi, tabiat ve yasamin varligi, bu yasaya karsi bir duzen artisi anlamina gelmez.

Yazan: izel Tarih: December 10, 2007 6:45 PM

kodoman@

Bilim materyalist yapılır, onun dışındakiler felsefedir.

Bilim materyalist yapılmaz. Bilim özgür bırakılmalıdır.Materyalizme karşıt bir kanıt varsa ne yapacaksınız? Tasarım delilini nasıl açıklayacaksınız? Bilimsel bulgular doğa üstü bir tasarımcıya işaret ediyorsa?

Materyalizm bilimle özdeşleştirilmemelidir.Bilim en basit tanımıyla "gerçeği aramak"tır.Herşeyi materyalizme uydurmaya çalışmak değil.

Materyalizmi yada darwinizmi a priori olarak kabul etmek, pek çok bilimsel hataya yol açmıştır.Örneğin KNM-ER 1470 kafatasının parçaları aslında doğru olmamasına rağmen insansı bir yüz olacak şekilde birleştirilmiştir.Oysa bu canlının insanla alakası olmadığı araştırmalarla ortaya çıkmıştır.Bu hatanın nedeni elbette darwinist evrim senaryosunu apriori kabul etmektir.

Bir başka örnek için Caner Taslaman'ın kitabındaki EVRİM TEORİSİ’NİN DEĞERLENDİRİLMESİ kısmında, "DOĞAL SELEKSİYON VE MUTASYONLAR İLE TÜRLERİN OLUŞUMU AÇIKLANABİLİR Mİ?" adlı bölümü okumalısınız.

Yazan: TasarımGerçeği Tarih: January 6, 2008 12:07 PM

Bilim materyalist yapılmaz. Bilim özgür bırakılmalıdır.Materyalizme karşıt bir kanıt varsa ne yapacaksınız? Tasarım delilini nasıl açıklayacaksınız? Bilimsel bulgular doğa üstü bir tasarımcıya işaret ediyorsa?
Bence biraz kafanız karışmış Tasarım bey. Bilim mentalite anlamında özgürdür, tasarımcıların saldırılarına rağmen. Materyalizm ise bir felsefi görüştür. Doğa üstünü rededer, fizik dünya dışında metafizik bir uzamın olmadığını iddia eden bir felsefedir. Bilim ise Materyalizm değildir tam olarak. Fakat fizik dünya dışında bir alanda hareket edemiyeceği için yöntemleri materyalizm ile uyumludur. Keyfi değil, zorunlu birşeydir. Zorunludur çünkü fizik varlık dışında birşeyi inceleyecek bir metodoloji ve espistemoloji geliştime imkanı yoktur! Bilimin birtakım yöntemlerden oluştuğunu unutmayın. Kendisine bunu konu edinmiştir, dolaysıyla özünde "metafizik yoktur" gibi bir iddia yoktur, ilgi alanı dışındadır basitçe. Fakat bilimin bu yöntemlerinin başarısı birçok insanda metafiziğin safsata olduğuna dair bir fikir vermektedir doğal ve kaçınılmaz olarak. Bilimin anlattığım şekilde uygulanması sadece 200-300 yıl içersinde binlerce yıllık doğa üstü metafizik açıklamalardan kat kat verimli ve aydınlatıcı olması...ne derseniz deyin artık.
Materyalizmi yada darwinizmi a priori olarak kabul etmek, pek çok bilimsel hataya yol açmıştır.Örneğin KNM-ER 1470 kafatasının parçaları aslında doğru olmamasına rağmen insansı bir yüz olacak şekilde birleştirilmiştir.Oysa bu canlının insanla alakası olmadığı araştırmalarla ortaya çıkmıştır.Bu hatanın nedeni elbette darwinist evrim senaryosunu apriori kabul etmektir.
Yine yanılıyorsunuz, mesleki ahlaksızlığı bilim yapmanın geneline yayamazsınız efendim. Unutmayın ki bu tarz yanlışlıkları bizzat bilimsel süreçler kendisi ortaya çıkartıyor! Darwinizmin a-priori kabul edilmesi ise söz konusu değildir. Darwinin önayak olduğu teori en yüksek bilimsel standartları karşılayan bilimsel bir teoridir. Evrim ile ilgili yıllara göre bilimsel makale sayısı aşağıdaki gibidir: 2006 - 33,573 2005 - 33,263 2004 - 28,818 2003 - 27,998 2002 - 24,717 2001 - 22,310 2000 - 22,223 1999 - 21,651 1998 - 19,727 1997 - 18,414 1996 - 17,177 1995 - 15,554 1994 - 14,539 1993 - 13,086 1992 - 12,547 1991 - 11,362 (science citation index) 2006 de evrim ile ilintili 33bin makale! Bu kadar veriyi es geçip hala daha a-priori demek, ve tersini gösteren hiçbir üretim yapmamak bu muhalefetin sadece dinsel kaygılarla yapıldığı fikrini destekliyor. (Bu arada sayılarda da görüldüğü gibi bilim nezdinde evrim teorisinin itibarı gittikçe düşüyor, tabi yukarıdan aşağıya zamanda geri gitmek gerekiyor!)
Materyalizm bilimle özdeşleştirilmemelidir.Bilim en basit tanımıyla "gerçeği aramak"tır.Herşeyi materyalizme uydurmaya çalışmak değil.
Materyalizm kısmına değindim. Bilimi tanımlarken bile aslında daha baştan işi yanlış anladığınızı gösteriyorsunuz. Hayır efendim, bilim basitce "gerçeği aramak" kadar muğlak, kendinden menkul bir ifade ile tanımlanamaz. Bilimin en basit tanımı şeylere "doğal açıklamalar" getirmektir. Gerçek diye algıladığımız şeyin bizzat kendi anlamına da teğet geçen güçlü bir tanımı vardır.

Caner Taslaman ise ciddi iddialarda bulunduğu konuya ilişkin hiçbir üretim yapmmış, 100 yıllık bildik argümanları tekrarlayan bir teolog dur. Nasıl alternatif bir bilim önerdiğiniz de ortadadır bu tarz örneklerle. Lafla bilim olmuyor, bu saatten sonra da olacakmış gibi durmuyor. Eğer bu kişilerin bir hikmeti olsaydı ciddi bilimsel çalışmaları olurdu. Onun yerine meclis arşivlerinde alengirli işlerle ilgili haklarında raporları vardır.

Yazan: sinan Tarih: January 6, 2008 10:18 PM

benim bildigim Caner Taslaman evrim dusuncesini kesin bir dille ve tamamen reddetmiyor olmali.
fakat bu konuda "bilinemezci" bir tutum takinmanin en makul yol oldugunu dusunuyor ve oneriyor olmali. yanlis mi biliyorum yoksa?

(digerlerine nazaran) akilli adamdir Caner, yas tahtaya basmaz, onlemini alir.
Evrimin sakasi olmaz cunki,
defalarca geri adim attirdi --fanatik hristiyan-- karsitlarina... (michael behe, phillip johnson
ve benzerleri...)

su Francis Collins'den ogrenecekleri cok sey olsa gerek bu adamlarin...

http://www.cnn.com/2007/US/04/03/collins.commentary/index.html


Yazan: firat kahraman Tarih: January 7, 2008 1:27 PM

evrim teorisinin mimarlarının en büyük hatası yanlış soruyu sormaları.biz kimiz ben kimim yerine biz neydik biz neyiz olmuştur.kendilerini bilmedikleri içinde kaybedenlerin başını çekmektedirler muhtemelen.çok basit bir soru evrim varsa neden halen maymunlar soylarını devam ettiriyorlar.neden halen maymunlar maymun.hiç gözlemlenmiş bir evrim varmı kayıtı tutulmuş.
evrim bence hür ve akıllı insanların oyuna gelerek hürriyetlerinin ve akıllarının farkına varmamasıdır.

Yazan: havva Tarih: January 31, 2008 4:51 PM

Benim anlamadığım ve hiç bir zamanda anlayamayacağım şey insanlar neden evrim denilen olguyu bu kadar basit olarak yorumluyorlar.
Evrim denilen şey öyle kendi kendine tesadüfen değişme değildir. Evrim hiç bir zaman atın deveye maymunun insana yada v.s. gibi canlıların bir birine dönüşmesi değildir ki. Evrimi bu kadar basit algılamaya çok üzülüyorum. Evrim kısa zaman dilimlerinde olup bitecek şey değildir bu sınır yüzyıllarla değil binlerce yıla dağılır. Ve burda ki amaç değişim değildir canlı metobolizmanın doğanın sağladığı yaşam koşullarına uyum sağlayıp kendi türünü devam ettirmesidir. Yani insanlar boşu boşuna hadi değişik bir yaratık olsun, şimdi niye değişmiyor bu canlılar diye kendilerini sorularla oyalıyorlar. Böyle bir değişim daha doğrusu doğaya ayak uydurması ne bir insan ömrü nede bir çağda meydana gelir. Evrim denilen olay doğanın normel işleyen sisteminin büyük değişim geçirmesinden sonra yeni oluşturduğu yaşam koşullarına uymak için yaşanır ve bu değişimler tam anlamıyla değil sadece şartlara uyum sağlamasına neden olacak vücut şekilleri yada yaşam metobolizmalarında oluşur. Bir kere insanlar şu saçma düşünceyi akıllarından silmedikçe evrimi anlayamazlar ve evrimi bu kadar basit görmeye devam ederler. Neymiş evrim insanın maymundan evrildiğini savunuyormuş. Ne kadar gülünç işte düşünmeyen araştırmayan beyinleri evrime düşman yapan temel saçmalık hiç insan hayvandan dönüşür mü tezidir. Oysa ki evrim ilk insanların günümüz insanına benzemediğini yaşadıkları doğal şartlara uygun olarak daha bir maymunsu şekilde oldukarını (maymunsu derken maymun demiyorum) yani günümüz insanından daha kaba saba bir canlı şekli nitelediğini savunuyor. Ama bir kez daha söylemek isterim ki bu insanlar binler değil belki on binlerce yıl önceki yaşam koşullarında yaşıyorlardı ve emin olun ki bu koşulların günümüzde ki rahat insanların algılaya bileceği kadar basit şartlar değildi. Yani anlatmak istediğim evrim tesadüfler üzere yaşanan hokus pokuslu bir değişim değil tamamiyle yaşayan canlıların hayat ta kalabilme mücadelesi döneminde geçirdikleri çok yavaş gelişen bir değişim sürecidir ve bir zamanlar benimde kendime sorduğum niye bu değişimler sonucunda daha değişik yaratıklar olmuyor ve neden değişim devam etmiyor diye bir sorununda açıklamasına yer vermek istiyorum. Şimdi yazacağım şeyleri büyük bir kısım direk sert bi şekilde reddedecektir. Ama şunu söyliyebilirim ki evrim devam ediyor ve hayatın her anında devam edecektir çünkü doğa şartları değiştiği sürece canlılarda hayatta kalabilmek için değişimin hızına oranla değişeceklerdir. Bu orana ayak uyduramayan ve insan gibi bi canlının normal doğa şartlarını zorlayan ve etkileyen bu değişimin hızlanmasına neden olacak davranışları sonucu canlılar değişimin hıza ayak uyduramadıkları için etkilerine adapte olamadan yok olurlar. Bununda kanıtı şu anda yok olan canlı türlerinin birebir insan kaynaklı saldırılarının yada insanların kendileri için zarar verdkleri doğanın sonucu olduğu tüm dünyaca kabul görmektedir. Değişik yaratıklara gelince ise şu anda yaşayan canlıların yaşamak için gerekli şartlara ayak uydurması için alabilecekleri son halleri ile görüyor olmamızdan kaynaklanıyor. Şayet örnek verecek olursak her hangi bir kuş türü eğer yaşamını sürdürdüğü besin kaynaklarına sadece su olan bir bölgede elde edebilecek ise o kuşun hayatına devam edebilmesi için zaman içinde kara hayatından uzaklaşıp su hayatına uyum sağlaması için gerekli değişimleri geçirmek zorunda kalır. Yani karada daha iyi tutunabilmesini sağlayan pençeleri yerine suyun üstünde daha rahat hareketedebilmesi için perdeler gelişmeye başlayacaktır. Ama işte evrimin ispatlayamadığı noktada budur. Çünkü dediğim gibi kuşun yavrusu yada onun bi sonra ki yavrusu değişmez çok yani belki binlerce yıl sürecek bir zaman içinde değişime uğrayacağı için bunu insanlığın tarihinde gözlemlemek imkansızdır ancak binlerce yıl önceki o canlının karadaki pençe ayaklı atasının fosilinden anlıyabiliriz. İşte evrim böyle bir şeydir yani su hayatına ayak uydura bilmesi için kuşun balığa dönüşmesini söyliyeceğimi bekleyen (evrimi basit algılayan) kişilerin beklediğini söyleyemediğim için özür dilerim.

Yazan: ışıkhepvar Tarih: August 1, 2008 12:44 AM

Sayın deniz bey yazınızı okudun ve şu notu eklemeden geçemeyeceğimi anladım.
Öncelikle sizi rencide etmek veya kırnak için hiç bir kelime kullanmak istemediğimi dile getirmek isterim. Ama yazımda sizi rencide edebilecek bir anlam çıkrtırsanız şimdiden özür dilerim.
Gelelim yazınıza ilk insan Adem'i mükemmel bir dille var olan insansı canlının Allah'ın istemiyle değişime uğratıldığını açıklamışsınız ve bunu ayetlerle (kendi dilediğiniz bakış açısıyla)açıklamışsınız. Yani sizin yazınızdan ilk insan Adem yaratılmamış, daha önceden yaratılmış bir insansının Allah tarafından mutasyona uğratılmış olduğunu anlıyorum.
Öncelikle bu yorumunuzu yine sizin dilinizden anlatarak yanlışlığını göstermek isterim.
Madem ki Allah Ademi yaratmadı var olanı sadece mutasyona soktu peki neden bir ayetindede "şühesiz biz Adem'e eş olsun diye ona Havva'yı verdik ve onuda Adem'in omurgasından yarattık' diyor. Neden Adem'i mutasyona uğratıyorda Havvayı mutasyona uğratmıyor ayrıca yaratıyor. Yoksa bu insansılar sadece erkek cinsiyetimi taşıyorlar dı?
Ve üzülerek bir gafını daha dile getirmek istiyorum.
Meleklerin kan döken insansılardan bahsettiğini söylüyorsun ve o insansıların düşünemiyen akılsız varlıklar olduğunu söylüyor mutasyonla akıl verildiğini anlatıyorsunda. Nasıl oluyorda düşünemeyen, akılları olmayan canlıların çıkar, menfaat gibi sadece akılla anlaşılacak soyut kavramları bu canlılara yakıştırıyorsun. Düşünemeyen canlı menfaat ve çıkar gözetmez sadece iç güdüsel yaşamak için beslenmeyi ve diğier canlılarda korunmayı hedefler. yani senin dediğin gibi düşünemeyen hayvanlar hem cinsleriyle (bazı özel durumlar hariç çiftleşme ve alan hakimiyeti gibi) çatışmaz tersine koloni oluşturup kendi türlerini devamı için birlikte hareket ederler. Kendini kendi cümlelerinde boğmak çok kötü bir gaftır. Kırılmamanı temenni ederim. Gerçi sen bu yazılarını çok uzun zaman önce yazmışsın ama olsun belki sana olmasa bile senin yazını okuyan arkadaşları düşündürür bu yazım.

Yazan: ışıkhepvar Tarih: August 1, 2008 1:44 AM

Evrim, evrim, evrim bir canlının başka bir canlıya dönüşümü (Maymunun insana, köpeğin eşeğe, arslanın ineğe gibi v.s.) ne kadar basit bir konu değil mi? Hiç bir canlı başka bir canlıya dönüşür mü? Yok olurmu öyle şey inek başka arslan başka köpek başka maymun başka insan başka... Hepsi ayrı ayrı yaratılmışlardır ve şimdi nasıl iseler ilk yaratıldıklarında da öyleydiler. Evet bilim bu nasıl yaratıldılarsa öyle yaşadılar geçen binlerce onbinlerce yılda hiç değişmediler. Peki şu evrimperest diye fişlenen boş kabul edilen insanların boş düşüncelerine bir bakalım ne anlatıyorlar. Örneğin bir yarasayı ele alalım karanlık köşelerde özellikle mağralarda gün ışığına çıkmayan geceleri avlanan bir hayvan.
( El parmakları uzamış ve esnek uçma derisiyle çevrilmiş canlılardır. Çoğu tür, baş aşağı tutunarak uyurlar. Geceleri aktif olan bu canlıların koklama ve tat alma duyuları çok iyi gelişmiştir. Meyveyle beslenen türler haricinde, görme duyuları iyi gelişmemiştir. Çıkardıkları çok yüksek frekanslı ses dalgalarının, etraflarındaki cisimlere çarpıp geri dönmesi yardımıyla yönlerini bulurlar (ekolokasyon). Bu sesler, çoğunlukla insanlar tarafından duyulamaz. )Yarasanın tanımı için alınmış bir alıntıdır.
Şimdi gözleri görme işlevini yapamayacak şekilde olan bir canlının bir çift göz taşıması kendisi için ne fayda sağlar. Araştırılan ve incelenen bilim tarafından aktarılan bir yazı.
(Yarasalarda göz bulunur. Ancak, yarasalar etkinliklerini gece yaptıklarından ve daha çok mağaraları yaşam alanın olarak seçtiklerinden görme işlevini yerine getiren gözler işlevini bildiğimiz anlamda yapmıyor. Belki 50 milyon yıl sonra yarasalarda göz tamamen körelecek ve hiçbir işlev yapmayacak. Bugün körfare (Spalax sp.) olarak bilinen toprakaltı memelileri, topraküstüne hiç çıkmazlar. Devamlı toprakaltında yaşadıklarından gözler işlevini tamamen yitirmiş ve üzeri deriyle kaplanmıştır. Benzer bir durum yarasalarda da ileride gerçekleşebilir. Bunun yanında meyve yarasaları, gündüz de dışarı çıktıkların gözleri oldukça iridir ve görme işlevini yerine getirir.)
Parantez içi paragraf tübitağın yarasa gözleri hakkında sorulan soruya karşı yaptığı cevaptır.
Bu açıklayıcı yazıyı eklememin nedeni bilimin yarasa gözlerinin bir işe yaramadığını kabul etmesidir. Peki bir işe yaramayan ve o gözlerin yerine mükemmel denilebilecek bir algılama sistemine sahip olan yarasalarda göz niye vardır.
Bu noktadan sonra şu boş evrimperestler boş düşüncelerini saymaya başlıyorlar.
Evet ilk zamanlarda ki bu zamanlar belki on binlerce yıl önce bizim şimdiki tabirimizle yarasaların atalarının yaşadıkları dönemlerde yarasaların gözlerini kullandıklarını ama o günlerden bu zamana yarasaların gerek doğal şartlar gerekse besin kaynakları bakımından gündüz yerine gece zaman dilimini ve aydınlık yerler yerine karanlık mağraları kullanmak zorunda kalmaları bu hayvanların görme fonksiyonunu zaman içerisinde işlevsiz bırakmaya neden olmuştur. Boş düşünce sahibi insanlar ise bu noktadan sonra bu hayvanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için kendilerine gözün işlevini yapabilecek bir sistem geliştirdiklerini ve oluşan yeni doğal yaşam şartlarına adapte olduklarını söylerler.
Yani bu süreçte zamanla gözler işlevlerini yitirip küçülür ve yok olurlarken. Gözlerin yerini alan yeni algılama sistemlerinde önemli rol oynayan uzuvları gelişme gösterir ki burda algılamada rol oynayan kulaklarıdır.
İşte bu kadar küçük uzuvların bile kısmi olarak değişimleri yüz binlerce yıl sürebiliyorken evrimin nasıl oluyorda kısa bir sürede olup bitmesini bekleyip hani niye yabancı yaratıklar yok niye şimdiki canlılar değişmiyor gibi bu konuyu basite alan alaycı sorular sorulabiliyor anlıyamıyorum. Evrim yoktur inceleme gereksimi duymadan araştırmadan konu hakkında belki en ufak bilgisi bile olmadan sadece yoktur ben bunu bilir bunu söylerim nede olsa benim düşüncemin destekçileri çok.
Şimdi benim sormak istediğim iki sorum var sizin formunuz sayesinde belki cevap alabilirim.
1. Madem ki görme işlevini yapamayan bir çift göze sahip yarasalar var bana bu gözlerin ne hikmetle yaratıldığını açıklayabilirmisiniz ?
2. Birde tarih öncesi dev mamutların ve kılıç dişli kaplanların olduğu döneme ait iskeletleri bulunuyorda neden o döneme ait günümz fillerinin yada kaplanlarının iskeletleri bulunamıyor.
İlk yorumumu yayınlamamıştınız bu yorumumu yayınlamanızı temenni ederim.
Şu notumuda eklemek isterim yanlış anlaşılmamak için ben evrimin maymundan insana dönüşümü olduğunu savunmuyorum yalnızca evrim aynı cinslerin yaşam için doğaya adapsiyonu olduğunu savunuyorum. Ve çizgilere karikatürlaere konu olmuş olan önce maymun resmi sonra yavaş yavaş insana dönüşmesi diye bir şey yoktur. İlk insanların günümüz insanlarından daha kaba saba bir vücut hatları olduğunu düşünüyorum. Bu resimlerde karikatürize edilmiş safsatalar eminim ki gelişmiş bilim tarafındanda kabul edilmiyordur. Bilim insanın atalarının maymun olduğunu değil maymuna benzeyen canlı olarak tanımlar.

Yazan: ışıkhepvar Tarih: August 3, 2008 3:58 AM

sn.ışıkhepvar,

çok nazik bir uslupla yönelttiğiniz sorular için teşekkür ederim..yaz mevsiminde Mustafa Beyin bloğunu pek takip edemiyorum ama sizin sorunuzu görme şansım olmuştu..ancak cevap yazabiliyorum..

Ben bu konularda kendi bakış açımı sunup bırakabiliyorum,profesyonel bir iddiam yok..Adem'in Evrimi konusundaki yazı araştırmacı Ahmed Hulusi'ye aittir ve büyük ölçüde görüşlerini paylaşırım..

Evrim ve Din konusu üzerinde sakin bir tartışma zemini henüz bulunamadı ama konuşa konuşa orta yol bulunacaktır umarım..Evrim Teorisi denince sanki öcü görmüş gibi yaklaşan ilahiyatçılar ve din deyince de buz kesen bilim insanları kendi kalelerini korumak yüzünden birbirlerinden faydalanamıyorlar..

Eski dinsel anlayışların tabu gibi korunmaya çalışılması din cephesinde bulunanların büyük bir zaafı..Bilim adamlarının kutsal kitap metniyle hareket edip buna göre bilim yapmaları yönünde bir beklenti var..Bu,sadece günümüzün değil bilim tarihinin bir sorunu..

Laboratuarında çalışan,formüllerle boğuşan insanların tüm dogmalardan arınmış şekilde özgür düşünebilmesi gerekir(dinsiz olmalı anlamında değil)..Kur'an ekseninde konuşursam ,bilim ilerledikçe ve evrenin şifrelerini okudukça Kur'an'da bu bilimsel ilerleme yönünde yeniden ele alınmalıdır..

Şimdi eski dinsel anlayış müslümanlardan şunu bekliyor...Allah Kur'an'da evrenin yaratılış hikayesini verdi,söz bitti kalem kırıldı..Bu yüzden Kur'an'da yaratılışla ilgili söylenen sözün dışındaki bilimsel üretimleri caiz göremeyiz..Kur'an yanılmaz,bilim ise yanılabilir..

Buradaki ince nokta şu olmalı bir müslüman için....Kur'an'daki bütün ayetlerin Allah'ın sözü olduğuna inanırız ama yorumların yanılmazlığına inanmak zorunda değiliz ve her çağda Kur'an yeni bilimle yeniden yorumlanabilir..

Kur'an bize hakikati misallerle anlattığını söylüyor..Özellikle 1400 yıl öncesinde evrenle ilgili bilimsel bir açıklama nasıl yapılabilirdi?..o zamanlar bunu anlatmaya yetecek kavram bile yoktur dilde..çünkü kavramlar bilimsel gelişme ister..dünyanın düz olduğunu sanan insanlara Kur'an nasıl yaratılışı anlatabilirdi?..Bunun için sembolik dil kullandığını söylüyor..Biz misallerle anlattık ve size bir akıl verdik..aklınızı kullanın, ne demek istediğimizi anlayın demiştir Kur'an..Bu hedefte bilimsel ilerlemeyle mümkündür ancak..Bilim adamlarını özgür bırakmak dinin şifrelerini de bize çözdürecek..

Bu bağlamda Evrimin de korkulacak hiçbir tarafı yoktur İslam için..eski yorumlardan beyinler arındırılabilsin yeter ki..

Bu çok uzun girişten sonra konuyu toparlamaya çalışacağım,becerebilirsem tabii..

ilk önce şu temel meselede bir karar vermemiz gerekir..

Yaratılışa, insanca mı bakacağız Allah'ça mı?..

Bakın çok kritik bir mesele var burada..tıkanılan yerde burası kanımca..

Vahiy denilen Yaratıcıyla bağlantı olayı iki yönlüdür..

Allah'tan insana giden ve insandan Allah'a giden iki yönü vardır..

Biz acaba kafamızda yarattığımız bir Tanrıya Allah ismini verip sonra da bu yarattığımız Tanrıdan beklediklerimizi bulamayınca O'nu inkar mı ediyoruz?..Şimdiye kadar üzerinde tartıştığımız Tanrı, Allah mıdır acaba?..Allah neyin ismidir,hiç düşündünüz mü?..

Allah nedir,İnsan nedir ve bu bağlamda Adem nedir,Havva nedir???

Din açısından varoluşu kavramak için önce Allah'ın hakikatini bilmek gerekir ki oradan insana ve dolayısıyla Adem ile Havva'ya geçilsin..

Basit dini anlayışta şu vardır..yeryüzünde hiç insan türü yoktu..Allah insanı var etmek istedi,cennet denilen bir yerde onu dünyadan meleklerin getirdiği toprakla şekillendirip bir ruh üfledi ve bir hatasından dolayı da cennetten kovup dünya gezegenine yolladı..

Bu inanış yaygın olmakla birlikte ilmin yetersizliğinden kaynaklanan ve gerçeklerden uzak biraz mitolojik bir inanıştır..

insan türü olan homosapiens hep dünyadaydı,dünyada ortaya çıktı ve dünyanın koşulları değiştikçe çevreye adapte olarak evrimini yaşadı ve halen de yaşıyor..

Evrim olayı gerçektir,bilim insanları bunu keşfettiler ama eski kafalı din adamları bunu kabullenemiyorlar..kendi kafalarında bir Tanrı yarattılar ve bu Tanrının Adem'ini ilk insan cinsi olarak yerden bitirdiler,uzaydan ışınlattılar ve bu inanç üzerine bir din kurumsallaştırıldı..Özellikle Hristıyanlık açısından ciddi sorun var burada..Düşünebiliyor musunuz insan onlar için Tanrı'dır aynı zamanda..İsa geriye doğru gittiğinde modern insandan daha ilkel görünümlü bir türden gelebilir mi?..Bu bir yerde sanki Tanrıyı da aşağılama gibi geliyor onlara..Kopernik öncesi de aynı sorunu yaşadılar..

(Evrim derken Darwinizmi kastetmiyorum..bunu anti-parantez belirteyim..)

Kur'an-ın tanıttığı Allah, Hrıstıyanlıktaki Tanrıyla karıştırıldığı için Evrim noktasında müslüman din adamları da çelişkiye düşüyor..Hrıstıyan din adamlarının yanılgısının kurbanı oluyoruz..Allah yere göğe sığmaz bir varlıktır diye düşünürken bilinç altında yine bir forma sokuyor O'nu..

Hrıstıyanlarda soyut düşünme yeterince gelişmemiştir..ne kadar bilinç boyutunda düşünmeye alışırsanız Allah'ı anlamaya daha çok yaklaşırsınız..

Allah denilen varlık bir TÜMEL TEKİLLİKTİR(KÜLL)..Duyu organlarımızla algıladığımız 400-700 nm'lik dalga boyu aralığı bizim maddi dünyamızdır..Bizim hissettiğimiz ya da hissedemediğimiz tüm varlık kendisine çizilmiş bir sınır içinde yaşar..Bu onun birimsel yapısıdır..Bu sınırın dışına çıkamaz..

Allah isimli varlık KÜLL'dür ..bizler ise O KÜLL içinde KÜLL'e ait cüzleriz..cüz, Küllü hiçbir zaman kapsayamayacağı için İsa, asla Tanrı olamaz..

Bize çizilmiş sınırlar içerisinde bizim maddi alemimizi oluşturan dünyamız ve görebildiğimiz uzay kendisine verilen fiziksel kurallarla kendi gerçekliğinin içindedir ve bize göredir..

İnsan olmamızın getirdiği sınırlılıkla alemi insanca değerlendiririz..Allah'ı da insan bakış açımızla insanca anlamaya çalışırız..soyut düşünme yeteneğimiz gelişip,bilinç varlığımıza nüfuz edebildikçe de Allah'ı Allah'ca anlamaya başlarız..

Vahiy olayında Allah'tan insana giden yönde sorun olmazken,insandan Allah'a giden yoldaki bilgiyi değerlendirişte, bilinç tıkandıkça parazit olmaya başlar..

Resuller vahyi Allah'tan alıp vahyin manasını insani özellikleri içinden verirler..Bu vahiy bilgisini değerlendirecek olan insan ise Allah'ca okuma yapabildiği kadarıyla Allah bilgisinde ilerleyebilir..

buradan gelmek istediğim nokta şu...Adem Allah'ca bakışta bir sembolken insanca bakışta homosapiens oluyor..o zamanda ilk insan Ademdi,ondan önce insan formunda hiç canlı yaşamadı yeryüzünde diye inanmaya başlıyor..

Oysaki Allah'ın tanıttığı Adem yeryüzüne dağılmış birçok homosapiens içinden seçilmiş bir kişidir.

Allah katındaki İnsan biyolojik bir tür olan homosapiens değildir..İlk insan olan Adem,homosapiensler içinde Allah'ın istediği dönüşümü yaşayarak bir bilinç sıçraması yapıp Allah'ın varlığını ilk farkeden zattır..Eşi Havva'nın kaburga kemiğinden yaratılması da yine kinayeli bir anlatımdır..yoksa Ademin kaburga kemiğinden bir parça alıp,toprakla yoğurup ortaya ilk kadın çıkmış falan değil..

kadının erkekle beraber halifeliği paylaştığı anlatılmaya çalışılıyor..bir anlamı budur kanaatimce..ayrıca eğri kemik narinliği anlatır..ne düzeltilebilir ne daha çok eğilebilir..Erkeğin narin bir tamamlayıcısı,halife olmakta ortağı anlamındadır..Halifeliği taşıma noktasında resullük görevi ağır olduğundan erkeğin omzunda olacaktır ve kadın erkeğin himayesi altında halifelik görevini icra edecektir..

topraktan yaratılmamız ise bedensel varlığımıza,dünya ile olan yerçekimsel bağımıza işarettir..toprak dünyaya aittir ve biz toprak yapımızla bu dünyanın varlığıyız..Allah'ın Ruhundan üflenmekle yani yaşadığımız bilinç sıçramasıyla ebedilik özelliği kazanıyoruz ve homosapiens olan hayvani halimiz Ademe dönüşüyor..

yazımda insansı varlığa akıl verilerek Ademe dönüşmesinden bahsetmeme itirazın olmuşş..burada sana katılıyorum..anlatımım güzel değil,çok da aceleye gelmiş..ama Ahmed Hulsui'nin bahsettiği bilinç halini anlatmak istemiştim akıl derken..bu kadar dikkatli olmana sevindim..şunu söylemek istedim,

--------------------------------------------------

"Ruh nefhi" ifadesiyle anlatılan, "esmâ-i ilâhi’nin" kapsamlı bir kapasiteyle ortaya çıkarılabilmesi yeteneğini oluşturan "mutasyon" olayı sonucunda, beyin kapasitesi Allah-u Teâlâ`nın "tâlim edilen" tüm esmâsının özelliklerini ortaya koyabilecek kemâlâta ulaşmış; böylece de cennet hâli diye bahsolan yaşama geçmişti Adem!..
----------------------------------------------

burada yaptığım açıklamalar tamamen benim fikirlerim..her müslüma böyle inanıyor diyemem,kimseyi temsil etmiyorum..

şimdilik bu kadar olsun..

saygılar..

Yazan: deniz Tarih: August 14, 2008 12:47 AM

Sevgili Deniz hanım
Anlatımınızı geniş çapta açıklayarak anlattığınız için teşekkür ederim. Ama ilk yazımda olduğu gibi size ait olan düşüncenin yanlış anlamazsanız ne inanmayan bir kişinin nede inanan bir kişinin kabullenebileceği bir olgu olduğunu söyliyebilirim. Çünkü her iki düşünceninde farklılaşma yaşadıkları şey en başı yani temeli olan yaratılıştır. Şayet ilk insan yaratılışçılara göre yaratılmıştır ondan önce benzeri yoktur. Bu %99 oranla değişmez bir kaidedir. Ama nasıl yaratılışçılar için değişmez bir kaide varsa inanmayan insanlarında kendilerince bir kaideleri vardır buda canlılık sudan oluşmuştur ve hiç bir güce ihtiyaç duymadan sadece (canlılığın en önemli temeli olan) hayatlarını sürdürmek yahut türlerinin devamını sağlamak amaçlı doğanın şartlarına ayak uydurarak evrimleşmesini kabul eder. Yani bu iki görüştede sizin konuyu ince noktalardan bağlamak isteyişiniz iyi niyetli algılama farklılığı olabilir ve saygı duyulması gereken düşüncedir. Ama açıklamak istediğim gibi ikisinin arasında kuracağınız bir bağlantı olma ihtimali düşük bir ihtimaldir. İsterseniz dini bilgilerin anlatıldığı güvenilir sayılan kitaplardan yaratılış ve ilk zamanları, Adem ve Havva'yı ve dünyanın yaratılışı konuları incelerseniz nedemek istediğimi ve iki düşünce arasında ki uçurumları göreceksiniz.
Yazımın sonuna konuyla ilgisi olmasada bi soru eklemek isterim ve cevabını bilenlerin beni aydınlatmasını temenni ederim.
Şayet Hep öldükten sonra ruhların başına gelecekleri ve yaşarken ruhların nasıl korunacağından bahseder kutsal kitaplar. Benim merak ettiğim konu ise dünyaya gelmeden önce nerdedir bu ruhlar ve nerede beklerler ve kutsal kitaplarda neden hiç doğmadan önceki ruhlardan bahsetmez cevaplarsanız sevinirim.

Yazan: ışıkhepvar Tarih: August 14, 2008 3:34 PM

sn.Işıkhepvar,

benim açıklamalarım aslında yeni değil ama klasik teistik anlayışta yaygın değil..Yaratılışçıların nasıl inandığını biliyorum elbette..

yalnız bu kadar kesin bir gerçeklik gibi sunmayın bence..benim fikirlerimi dayandırdığım mütefekkirler din biliminde mutasavvıf olarak geçer..tasavvuf ile uğraşmış muhakkik alimlerin ortaya koyduğu şeyleri anlatıyorum ben..

bugün Kur'an'da bildirilen Adem,birçok Ademlerden bir Adem'dir diye düşünülür..bunu çok eski yüzyıllarda İslam mutasavvıfları ortaya koymuş..

bazı fikir ayrılıkları olsa da böyle bir inanış var,ben de bu fikirdeyim..

Kur'an-ı anlamada tek bir çeşit anlayış var,burada iş donmuş kalmış diye düşünmeyin lütfen..

inanmayan insanlar canlılığın sudan oluştuğuna inanır diyorsunuz..

ben size Enbiya Suresi 30.ayeti yazmak istiyorum..

'inkar edenler,göklerle yer bitişik bir halde iken bizim onları birbirinden ayırdığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi?..yine de inanmazlar mı?..'

yaratılış meselesi tek kalemde bitirilmiyor,aşamalar halinde anlatılır Kur'anda.

sudan,topraktan,ana rahmindeki evrelerden bahsedilir..Allah 'ol' deyince bu dünya bu haliyle kuruldu demiyor ki...gökle yer bitişikti biz onları ayırdık ve göğü sürekli genişletiyoruz,durağan değildir diyor..

şu anki ilmi verilerle uyuşan şeyler bunlar..Kur'an-ı devamlı yeniden yorumlamalıyız..eski yorumları birileri dondurmuş olabilir,bu Kur'an-ı bağlamaz..biz akletmek zorundayız..

bu blogta daha önce de dünyanın dönmediğini Kur'an'a dayandırarak açıklamaya çalışan hatta bu yönde birde fetva vevern İbn Baaz isimli bir din adamının fetvasını incelemiştik..bu yorum Kur'an-ı bağlamaz,,fetvayı veren kişinin yetersizliğini gösterir sadece..

http://suledeniz.blogcu.com/dunyanin-sabitligi-iddiasina-itiraz_7413631.html

yaratılış konusunda da körü körüne yapılan evrim karşıtlığı ve buna Kuran'dan delil bulma çabası da ayrı bir cehalet göstergesi bence..

dini kaynakları araştırın demişsiniz ama ben nacizane ilahiyat eğitimi aldım..az çok gündeme vakıfım..ama çok iddialı konuşmuyorum,her an yanılabiliriz çünkü..bizim yanılgılarımızın yeni araştırmacıların önünü tıkamasını istemem şahsen..

RUH MESELESİ..

yine çok yaygın bir inanış olan ruhlar aleminde bekleşen ruhlar meseleside ilmi yetersizlikten kaynaklanan bir büyük hatadır..ruh alemi diye bir yer yoktur..bu da kökleşmiş hatalı bir bilgi..

ayetlerin hep zahiri anlamında takılıp kalmaktan,beynini yeterince açamamış insanların hatası mı diyelim ne diyelim bilmiyorum..ilim eksikliği sorunu hep,az düşünme sorunsalı..

Ahmed Hulusi'den bir alıntı yapacağım yine,(insan ve sırları isimli kitabından)
-------------------------------------------------

İnsanın, ölüm ötesi yaşamda devamını sağlayan yapısı, bilindiği gibi «RUHU»dur.

«RUH» nedir?.. Elbette ki, burada sorulan ve açıklanmak istenen,

«RUH», bireysel ruh yani-«insan ruhu»dur.

Peki, «İnsan Ruhu» nasıl meydana gelmektedir ve özellikleri nelerdir:

Ana rahmindeki 120. günde cenine «ruh üflenmesi» diye anlatılan olay tamamıyla mecazî bir anlatımdır. Elbette ki Allah, «üflemekten», hele hele, «kendi ruhunu üflemekten» tamamıyla münezzehtir!.."

Nitekim bu durumu yaklaşık 1000 sene evvel yaşamış olan büyük tasavvuf ehli Gavsı âzam Abdülkâdir GEYLANİ, Kaside-i Ayniyye isimli eserinde açıklamış ve özetle şöyle demiştir:

«- Bu bir kinâyedir!.. RUH, Onun kendisi değil midir ki?..»

Evet, burası SON DERECE ÖNEMLİ, üzerinde son derece geniş ve peşin hükümsüz tefekkür edilmesi zorunlu bir husustur.

İmam GAZALİ'nin de işaret ettiği gibi, «İNSAN RUHU» dışarıdan gelip insan bedenine giren bir şey değildir? [1]

---------------------------------------------------

burada da görüldüğü gibi ruh meselesi üzerine çok eski zamanda yaşamış İslam düşünürleri farklı fikirler söylemişler ama bunlar yaygınlaşmamış,bunun yerine ilkel yorumlar,zahire takılıp Kur'an-ı basitçe değerlendiren yaklaşımlar halk arasında yaygınlaşmıştır..

yine eski alimlerin yorumlarından bahseden bir bölüm aktarayım size,

--------------------------------------------------

Evet söz İMAM GAZALİ'den açılmışken O'nun RUH konusunda çok değerli açıklamalarının yer aldığı iki eserinden söz etmeden geçmeyelim...

Önce birinci eserinin sadece adını verelim, arzu edenler bu kitabı temin edip okuyabilirler...

"MİŞKAT'ÜL ENVAR" (Nurlar Feneri) isimli eseri Bedir yayınevi tarafından yayınlanmış küçük bir kitapçık olup; "RUH'un hakikatı, ALLAH'ın tekliği ve varlıkta ALLAH dışında birşey olmadığı" yolundaki İMAM GAZALİ'nin görüşlerini ihtiva etmektedir... Konuyla ilgilenenlere bu eseri bulup okumalarını tavsiye ederim.

İmam Gazali'nin "Kitab-ı maznun-bih alâ gayrı ehlihi" isimli kitabından "ruh" ile ilgili bazı görüşlerinden bahsetmeden önce; Gavsı Â'zâm Abdulkâdir Geylâni'nin "Kaside-i Ayniyye"sindeki şu açıklamasına dikkatlerimizi yöneltelim:

-"O'na RUH üfledim" buyurulması kinâyedir!.. Ey münakaşacı kişi, RUH O'nun aynı değil midir?..

Lâkin Hak'kı hulülden tenzih et!..

Zira, O'nun gayrısı yoktur!.. Ve her şey O'nun tekliğine dönüktür!.. Ey çoklukta olan mevlâ!.. Ey eşyanın hâliki !. Zâtın herşeyi meydana getiren orijindir!."

Gavsı Â'zâm Abdulkâdir Geylâni'nin gerek "Kaside-i ayniyye"sindeki bu satırlarında; ve gerekse de "Risâle-i GAVSİYYE"sindeki açıklamalarında, (daha geniş olarak incelemek isteyenler aynı isimli kitabımızdan konuyu araştırıp bilgilenebilirler) görülmektedir ki, "RUH" hakkında geçmişte çok önemli açıklamalar yapılmıştır.

Şimdi burada sözü daha fazla uzatmadan önce GAZALİ'nin bazı açıklamalarına geçelim, sonra da "RUH" hakkındaki kişisel düşüncelerimizi açıklıyalım...

Gazali rahmetullahu aleyh şöyle diyor...

-Kavli ilâhideki tesviye (15-29) ve RUHUN ne olduğunu bana sordular...

Cevap verdim ki, tesviye, RUH'u kabul eden mahalde fiilden ibarettir. Bu mahalde Adem hakkında evlâd ve ahfadı tasfiye ve tâdil şartıyla meniden ibarettir.

Nefh ise, nutfede ruhun nûrunu iştigaline bâ’s olan şeydir...

İşte bunun gibi nutfede de bu özellik hâsıl olursa, hâlik RUH'ta hiç bir değişme meydana gelmeyerek, O'ndan nutfede RUH ihdâs olunur..."

Burada son derece hassas ve kesin bir şekilde dikkat etmemiz gereken konu şudur:

Nutfede esas ve îtidal vukûu bulmazdan evvel, insan "RUH"unun henüz yaratılmamış olmasıdır.

Gazali, "RUH" hakkında şöyle devam etmektedir:

-"RUH cisim dahi değildir... Suyun kaba girmesi gibi bedene dışarıdan girmiş değildir! Cisim bölünebilir. RUH ise cisim olmadığı gibi bölünebilir bir şey de değildir. Eğer ruh bölünebilseydi, onun bir parçasının bir şeyi bilip diğerinin bilmemesi mümkündü... Tek yerde iki zıddın olması çelişik bir fikirdir.

Cüz kelimesi ruh için uygun değildir. Çünkü, cüz kül’e izâfet demek olup, bu hususta ise ne kül ne de cüz vardır. Ruh bölünmez bir yapıdır. Ve yer de tutmaz"

"Ve kadim değil hadistir anlamına olarak RUH mahlûktur, denilir. İnsan RUHLARI nutfede zuhûruyla hadis olmuştur..."

Gazali'nin bu ve daha başka bu konudaki izahlarından sonra ortaya çıkardığı sonuçları ise şöyle sıralamak mümkündür:

"A- Ruh aslında gayrı mahlûk, bâki, kendiliğinden kâim ve TEK'tir!..

B- Cesetlere taalluk olmadığı zaman RUH tek cevherdir... Yâni, O'nda çokluk, ayrılık yoktur!..

Diğer bir deyimle, falanın veya filanın ruhu değil, genel TEK RUH'tur!.

C- Cesetlere taalluku hâlinde bir takım çeşitli vasıflar kazanır ve bu vasıflarla cesetten ayrıldıktan sonra da bâki kalır.

Bu vasıfların aykırılığı sebebiyle ruh ta da bir hususiyet, bir özellik peyda olarak, falan veya filanın ruhu böylece taalluktan önce TEK iken, çoğalmış olur..."

"RUH" hakkındaki İmam-ı Gazali'nin bu görüşlerini daha detaylı olarak Çağrı yayınları arasında çıkmış olan Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi'nin yazmış olduğu "ALLAH'ı inkâr etmek mümkün mü" isimli kitabında bulabilirsiniz!..

"RUH" konusunda önemli açıklamalar yapmış olan bir diğer hakikat ehli, ehlullah da Abdülkerim Ceyli hazretleridir.

"İNSAN-I KÂMİL" isimli kitabında, "Ruh adlı melek" bölümünde tasavvuftaki adıyla "Ruh-u Â'zâm" olan bu tek orijin ve asıl "RUH"tan sözeden Abdülkerim Ceyli, ayrıca "Ruhülkuds" bölümünde de çok detaylı bilgileri bize sunmaktadır. İsteyenler "RUH" hakkında büyük çoğunluğu mecâzî olan bu bilgileri adı geçen eserlerde tetkik edebilirler...

---------------------------------------------------

Kuranla ilgili anlamadığımız m€vzuları h€m€n inkar y€rin€ ilmimiz mi €ksik acaba diy€ düşünm€k g€r€k.

şimdilik bu kadar diyelim..ilginize de teşekkürler,

Yazan: deniz Tarih: August 15, 2008 12:08 PM

Sevgili Deniz hanım açıklamanız için tekrar teşekkür ederim. Ama velakin benim aptal kafam anlattıklarınızı sorumun cevabı olarak yorumlayamadı yada sorumun cevabının bu satırların neresinde olduğunu algılayamadı. Bu yüzden size zahmet verdiğim için özür dilerim. Umarım yazıyı anlayanlara bir faydası olur.
Ayrıca embiya suresi 30. ayeti biliyorum. Ama ben orda canlılığı sudan yarattık derken kasdedilenin o zamanların bilimiyle bulunamıyacak bilimsellikte sudan olduğunu değil insan menisini su olarak anlatıldığını düşünüyorum bir damla sudan yarattık yada sudan yarattık cümleleri insanların ve canlıların çiftleşme esnasında meni yoluyla sağlandığı bilindi için oluşacak yeni canlının meniden yani kibar tabiriyle bir damla su yada sadece sudan olduğu anlatılmasıdır. Bu benim kişisel düşüncemdir. Ayrıca yine bahsedilen cümlelerde yerle gök birleşikti biz ayırdık kelimeside düşünüldüğünde aslında yerle gök her zaman bitişik olduğunu ve ayrılamayacağını anlayabiliriz. Yani magmadan yukarı doğru çıktığımızda yer kürenin son katmanı yaşadığımız yüzeye geldiğimizde yer küre bitiyor ve gökyüzü başlıyor. Yani biri biterken biri başlıyorsa birbirlerinden ayrı değil bitişik olduğunu anlarız en basit anlatımıyla ayrıca havayla yer kürenin birbirinden ayrı olma gibi bir durum olamaz. Ve daha öncede bitişik olma gibi bir ihtimal yoktur zaten hep bitişiktir. Zaten yaratılış efsanelerinde görürsünüz ki hep dünyanın yaratılmasından gökyüzünün üstüne örtülmesinden yıldızların konmasından güneşin yaratılmasın ayın yaratılmasından bahseder ve hepsi dünya için yapılmış ifadeleri vardır oysa ki bunlardan en önemsizlerinden biridir dünya çünkü Yıldızlar gece karanlığında yol göstermesi için yaratılmış ifadesi vardır ki sanki hiç bir anlamları yokmuş gibi. Oysaki hepsi güneşle aynı özellik taşıyan birer gök cismidir ve belki güneşin bize faydası olduğu gibi binlerce dünyalara faydası vardır. Göğü üstüne örtmek terimi oysaki gökyüzü düz bir yer için yukarıda olması normal ama yuvarlak bir cisme göre neresine göre yukarda gök yüzümü üstümüze örtülmüş yoksa biz gökyünün içinde bir parçayız.
Neyse konuyu dağatmıyayım. Sana yeni konular sundum yardımcı olursan sevinirim ama bu sever anlayabileciğim basitlikte olsun :)
Saygılarımla

Yazan: ışıkhepvar Tarih: August 16, 2008 5:14 PM

sn.ışıkhepvar,

aramızda bir anlaşmazlık olduysa bende de hata vardır mutlaka..kendinize haksızlık etmeyin..soyut meseleleri konuşmak her zaman zordur..konuşa konuşa yol alabiliriz umarım..

ENBİYA 30--

ben bu ayete önce tekrar dönmek istiyorum..ama önce sizin ifadelerinizi alıntılayacağım,

--------------------------------------------------

bahsedilen cümlelerde yerle gök birleşikti biz ayırdık kelimeside düşünüldüğünde aslında yerle gök her zaman bitişik olduğunu ve ayrılamayacağını anlayabiliriz. Yani magmadan yukarı doğru çıktığımızda yer kürenin son katmanı yaşadığımız yüzeye geldiğimizde yer küre bitiyor ve gökyüzü başlıyor. Yani biri biterken biri başlıyorsa birbirlerinden ayrı değil bitişik olduğunu anlarız en basit anlatımıyla ayrıca havayla yer kürenin birbirinden ayrı olma gibi bir durum olamaz. Ve daha öncede bitişik olma gibi bir ihtimal yoktur zaten hep bitişiktir. (IŞIKHEPVAR..)

----------------------------------------

Şimdi güzel kardeşim,

sizin böyle bir yorum yapmanıza sebep benim yetersiz açıklamam olmuş..kusura bakmayın..

Enbiya 30,yer ve gök bitişikti demiyor..sizin yerden anladığınız üzerine bastığımız zemin,taş toprak,arazi vs..gök ise hemen üstündeki hava..

ayet bundan bahsetmiyor..bu birinci durum..

benim sizden ricam şu;

Kur'an bu kainatı kurmuş olan Allah ismi ile anılan Zat tarafından, insanın dünyasına ve algısına indirilmiş vahiyler topluluğudur..

Kıyamete kadar gelecek tüm insanlara hitap ederken aynı zamanda indiği asrın insanının bilimsel yetersizliğini de dikkate almıştır ki mesaj alay konusu yapılıp reddedilmesin..

örnek verecek olursak,ilk çağda yaşayan ve gökyüzünü ay,güneş ve birkaç yıldızdan ibaret sanan insanlara bir peygamber dese ki..milyarlarca yıldız kümesi var,bizim dünyamız zerre bile değil falan dese onun getirdiği bilgileri ciddiye alan olur mu?..delirmiş derler,kimse ciddiye almaz..

Kur'an ancak bilimsel gelişmeyle anlaşılacak mevzuları misallerle anlatabilmiştir..ayrıca Kur'anın amacı bilim yapmak falan da değildir.

sembolik dil konusunda anlaşabiliyoruzdur umarım..

ikinci bir ricam daha var,

ayetlerin orjinali Türkçeye çevrilirken anlamı tam
verilemiyor bazen..ayetlerin orijinali bizi bağlar,çevirileri değil..

Bilimsel gelişmeye paralel olarak ayetlerin arkasındaki anlamı keşfedebilmek,tefekkür edebilmek lazım..yoksa biz kendi yanlış anlayışımızın kurbanı oluruz ki bu Kur'an-ı bağlamaz..

Enbiya 30'a tekrar dönersek,

ayet göklerle yer bitişikti diyor..yer kelimesini siz türkçedeki yerle karıştırdınız sanıyorum..arapça orijinalinde ARD kelimesi vardır..yani dünyamız..gezegen olarak yer..atmosferiyle,zeminiyle,mağmasıyla bütün olarak gezegenimize ARD denir..

bu bağlamda gökler ile kastedilenin gezegenimiz oluşmadan önceki uzaydır..Gök ,Türkçedeki gök anlamında değil..diyorum ya bilimsel kavramlar Kur'an-ın indiği dönemde yok..var olanı kullanıyor ve bununla bize yaratışı anlatıyor..basit düşünmeyelim lütfen..

bugün bilim adamları bildiğimiz uzaydan başka uzaylar mı var meselesi üzerinde yoğunlaşmış durumdalar..paralel evrenler konusunu araştırmanızı tavsiye ederim..

Ayet bize göklerden bahsediyor..birden fazla uzay varmış gibi bir hava veriyor ayet..zaman gösterecek bunu tabiki..bekleyip göreceğiz..

bu konuda daha önce yazdığım bir yazıdan alıntı yapacağım,daha iyi anlaşılır umarım..

-------------------------------------------------
Kur’an çerçevesinde yaratılışa ilmimizin verdiği ölçüde göz atmaya çalışalım..

Allah,insanın yaşaması için dünyayı özel olarak yaratmış,ince ayarlar yapmıştır gezegenimizde.

Enbiya-30'da Allah(cc),'gökler ve yer(arz) bitişikken biz o ikisini birbirinden ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık..'buyurur.


Su molekülünde herşeyde olduğu gibi ince bir ayar vardır..H-O-H şeklinde doğrusal değildir su molekülü..açısaldır.h-o-h arasında 104,5 derecelik bir açı vardır..bu açı olmazsa h-o-h yanyana gelmekle su oluşturmazlar..herşeyi bir ölçü ile var etmiştir Allah..ölçüsüzlük düzensizliktir..canlılığın oluşumunda tesadüfe tesadüf edilmez..


Bu kısa bilgiden sonra ayetimize tekrar dönelim..

ayetin orijinalindeki kelimelere mota mot anlam verecek olursak,


ennes-semavati vel-arda kaneta RATGAN..


RTG--sözlükte yamamak,elbisenin söküğünü dikerek vs. kapatmak anlamında kullanılmış.

ayete uyarlayınca semalar ve arz birbirine yamanmıştı,birbiri üstüne kapanmıştı anlamlarına geliyor.

devamında,


FE-FETEGNA-HÜMA..deniyor.


FTG--Sözlükte birşeyin dikişlerini söküp ayırmak anlamına geliyor..türkçeye geçmiş olan fıtık kelimesi de aynı kökten..fıtık yarık anlamına gelir.


ayete uyarlayınca,o ikisini birbirinden söktük ayırdık diyor.


burdan bakılınca bir evrimin olduğu çok açık görülüyor..dünyayı bütünün içinden özel olarak çekip çıkarmış,yarmış almış..ftg'dan türeyen fiilerde doğurmak,çıkarmak anlamları da var..uzay dünyayı doğurmuş gibi de düşünebiliriz.. dünya birden bire ortaya çıkmamış..uzayda bir tekamül süreci geçirmiş..


ayrıca ayetin devamında her canlı şeyi sudan yarattık buyrulur..insanın yaratılışında balçık var..yani sulu çamur..insanda bir evrim geçirmiş.balçıktan ,cansız topraktan evrimleşmiş..

--------------------------------------------------

Enbiya 30 ile ilgili daha önceki bir tartışmadan alıntıydı,şimdi konuya tekrar dönersek,

MENİ-SU MESELESİ..

bu konuda yine sizi yanıltan Türkçe mealler..Enbiya 30'daki suyun, bir damla su yani meni olduğunu düşünmüşsünüz..

bir damla su Türkçe'de meni için kullanılabilir,bu bir yan anlamdır..ama arapçada buna bir damla su denmiyor..bunun arapçada ismi (nutfe) dir..Türkçeye çevrilirken bir damla su olmuş..

Enbiya 30 ise açıkça bildiğimiz sudan yani h2o dan bahsediyor..bunun ismi arapçada (mae) diye geçer..işte bu sudur..canlılığın kaynağı olarak bahsedilen su Enbiya 30'da geçer..

bu ayetin devamıyla meniden bahseden ayetleri alt alta yazacağım,farkı fark etmeniz için..

---Enbiya 30,

....Ve cealna minel-MAİ(su) külle şey'in hayyin(her canlı şeyi)

topluca bakınca ayete,biz her canlı şeyi sudan yarattık buyruluyor..hiç istisna yok burada..sadece insan için değil..canlı olan yani hayy olan hayat bulmuş olan herşeyi biz sudan yarattık diyor..

Kur'an'da ayetler kendi kendini tefsir ederler..bunun tamamlayıcı ayetini yazayım ben size,

NUR SURESİ-45.AYET,

--vallahu halega külle dabbetin min main (su)..

ayetin devamını yazmadan mealini vereceğim,bu kısım gerekli şu an,gerisini yazmıyorum.

Türkçesi...

(Allah,her canlıyı sudan yarattı..bunlardan kimi karnı üstünde sürünür,kimi iki ayağı üzerinde yürür,kimi dört ayağı üstünde yürür..Allah dilediğini yaratır,Allah herşeye kadirdir..)

Enbiya 30 ve nur 45'in Türkçesine bakıldığında ikisinde de Allah her canlıyı sudan yarattı diye çevrilmiş..ayetin verdiğimiz orjinalinde ise Enbiya 30'da canlı (hayy) olarak geçerken Nur 45'de (dabbe) olarak geçmiş..bunlar önemli farklılıklar..

Nur 45'te özelleştirme yapmış ve hayvanları ele almış..hayvanlar aleminden bahsediyor..Dabbe kökeninde bu var..Biz tüm hayvanları sudan yarattık diyor..

Kur'an tefsir ederken şöyle bir usul vardır..bir kelimeye mana vereceğiniz zaman o kelimenin bütün türevlerine bakılır ve anlam bu kelime topluluğundan çıkarılır..bir kelimenin aynı kökten gelen tüm türemiş halleride manaya katılır..

sözlükte dabbe ile aynı kökten gelen (DÜVEYYİBE)

kelimesi var..ne anlama geliyor biliyor musunuz?

çok küçük organizma demek..

yani Nur 45 bize şunu söylüyor aynı zamanda..(Biz en küçük organizmayı,canlı birimi sudan yarattık).

MENİ'den YARATILMAMIZ..

insan yaratılışı anlatılırken geçtiği aşamalardan bahseden Kur'an sudan,topraktan ve nihayet meniden bahseder..

sizin bir damla su dediğiniz şeye Kur'an nutfe der.neden bir damla su demişler söyleyim size,

NTF(NUTFE) kelimesinin türediği fiil olan (NeTaFe)

damla damla akmak,süzülmek demektir..Türkçedeki meni arapçada damla anlamındadır..Nutfe yani damla yani meni..su eklemesi Türkçeye çevirirken çıkan birşey..

Meni olayı ile ilgili ayetleri yazayım size,

Mü'minun(12-13-14-15)..ben hepsini yazmıyorum,anne karnında insanın oluşum aşamalarını anlatıyor ayetler.

.....sümme cealna NUTFETEN fi kararin mekiin....

bir damla su dediğiniz meni işte nutfe olarak geçiyor..

yine Vakıa suresi 57-58 59 bakın,ben ilgili yeri yazacağım,

--Efera eytum ma tumnun?

burada bir soru yöneltiliyor?..görmüyor musunuz, o akıttığınız meni nedir?..

meninin arapça kökenli olduğuda ortaya çıkıyor burda..tumnun,meninin akıtılması demek..

topluca anlamı yazarsak?

---sizi biz yarattık,tasdik etmeniz gerekmez mi?

söyleyin o rahimlere akıttığınız meni nedir?

O'nu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?


VEL HASILI KELAM;

Kuran'ı Kerimi anlamak ilim isteyen bir iştir..Bilimle ilgili ,yaratılışla ilgili mevzular Türkçe mealle içinden çıkılacak mevzular olmadığı gibi hem fen bilgisi hem Kuran bilgisi ister..

kulaktan dolma birkaç şey ile ya da Türkçe mealler ile meseleye bakıp da hüküm vermek adilane bir durum değil..inkar ederken lütfen iyice araştırın..

RUH MEVZUSU..

insan varolmadan önce ruhlarımız neredeydi sorusuna verdiğim cevabı anlamadığınızı söylemişsiniz..yaptığım alıntıların ağır olduğunu yazarken de fark etmiştim ama ben şunu size göstermeye çalıştım..

sizin yüzde 99 inananların düşüncesi belli diye sunduğunuz gerçekler yüzeysel bilgidir..işin gerçek uzmanları olayı ne kadar derin ele almışlar,ayetlerin arka planını ne kadar incelemişler gördünüz..çünkü alimler biliyor ki ayetler sembolik dille inmiştir..

İmam Gazali ve diğer alimler diyor ki insan anne rahmine düşmeden ruhu mevcut değildi..bir hadiste anne rahminde 120.günde ruh üflenir ve canlanma başlar denmiştir..hadisteki ruh üfleme olayı halk tarafından sanılıyorki biryerde ruhlar bekleşiyor,vakti saati gelince anne karnında bir melek ruhu beklediği yerden alıp cenine üflüyor..

bu avam anlayışıdır..işi bilen alimler de diyor ki,yok öyle bir şey..ruh dışarıdan gelen birşey değil..bunlar kinayedir..insan oluşurken 120.günde beden tarafından oluşturulur..

özetle alimler bunu söylemek istemiş..

anlatabildim umarım..

Yazan: deniz Tarih: August 16, 2008 11:50 PM

Evet bu sefer anladım.
Ama aklıma hemen şu soru geldi peki 120. günün sonunda beden ruhu oluşturabiliyorsa neden ölüm anında yok etme gibi bir olasılı olmuyor. Yoksa ruh dediğimiz olay cenin 120. günü sonunda bir bütünsel mekanizma olarak enerji kullanmaya başlayan bir otomasyonun bir olgusu olmasın yani beden düşünme hareket etme ve bir çok olayı yapması için enerji kullanır bu enerji hayatın kaynağıdır eğer bu enerji vücut tarafından üretilip kullanılmassa canlı vücutun yaşama olasılı yoktur. Belkide sizin ruhunuz vücudun ürettiği enerjinin karşılığıdır. Vücut canlılığını yitirdiği vakit canlı olan bedenin içindeki ruhun bir anlamı kalmıyor ve vücuddan ayrılıyor aynı şekilde ölü beden enerji üretemiyor ve düşünme ve hareket gibi bir çok olguyu sağlayan enerji olmadığından ölümle beraber enrji arık yok oluyor bu sadece insan bedeni için değil tüm canlılar için geçerli. Ruhla, canlı mekanizma haline gelen ve yaşamını sürdürmek için enerjiye ihtiyaç duyan ve enerji üreten bedenin ürettiği enrji aynı şey olmasın !!
Ayrıca surelerin açıklamasına gelince güzel ve derin açıklamalar olmuşlar.
Ancak sizin işin başından beri anlatmak istediğiniz olgu yani sureleri zamana uydurmak olgusu;
Bu olguya şöyle bakalım isterseniz.
Kitap niye vardır. İnsanların bu kitabın izinden gitmesi neden istenmişitir?
Şayet Allah tüm bilgilerini tüm insanlara bakın tüm insanlara diyorum burda akıllı yarım akıllı yada süper akıllı diye ayırmıyorum vahi yolu ile seçilmiş bir kişi tarafından aktarmış ve bunların kalıcılığı için kitap haline getirmiş ve değişmezliği Allah'ın kudretiyle korunmuş. Gerçi Burdada ayrı bir polomik varya kısaca geçeyim Kuran sonsuza kadar korunacak ve değiştirilmiyecek bunu bizzat yaratanın kendisi koruyacak anlamadığım öteki kitaplarda onundu onların tahrifatına neden izin vermiş veya insanların acaba Allah'ın kitaplarını değiştirmeye gücü yetiyormu yoksa.
Neyse konuyu dağıtmayayım nerde kalmıştım
Tüm insanlar için diyordum. Evet Allah dinini tüm insanlar için indirmiştir her kes anlasın diye yavaş yavaş indirmiştir ve araplar iyice anlasın diye onların dilinde indirmiştir. Bunlar Allah'ın ayetlerindeki sözleri yanılmadığımı biliyorum.
Şimdi sadece araplar anlasın diye arapça olan ve herkes iyice anlasın diye yavaş yavaş inen bir kitabın arapçasında neden türlü yorumlar aranıyor ve tüm insanların anlaması gereken bir kitap neden süper akıllı olarak bilinen yani alimler tarafından her şeyiyle anlaşılıyor.
Şimdi sanan bir örnek şayet ben 1000 yıl önce yaşasam ve 5 10 hanelik bir köyde olsam ve dinsiz olsam ve bir şekilde kuran elime geçse ve bana kuranı sağlayan kişi açıklarken ve öğretirken vefat etse yarım kalan bilgilerimi ben eğer bu kadar karmaşıksa ve yabancı bir dil olan dille yazılmışsa nasıl tamamlarım ve sence o günden sonra kuranın derin olduğunu söylediğin biçimiylemi algılarım yoksa sadece basit bir insanın yüzeysel algıladıklarını mı algılarım.
Öyleyse her insan için indiğiyse ve doru yolu gösteriyorsa örnekteki insanın ayrı tutulmaması gerekiyor ve onun anladığı şekilde yorumlanması gerekiyor aksi takdirde o insanın anlayamacağı derin bilgiler olması bu insanın bilinçsizleşmesini sağlar ki buda Allah'ın adaletiyle uyuşmaz Allah'ın adaleti ve kitabı herkezedir ve herkesin eşit faydalandığı şeylerdir. O yüzdendir ki ben Kuranın arapçalığına ve derin yorumlanmasının tekelciliğine karşıyım.
Şöyleki sen ne güzel uzun uzun açıklamışsın araştırmışsın şimdi sana sorarım kuranı alıp okuyan basit bir insan yani ben araştırma fırsatım yok diyelim ve olduğu gibi okuyorum sence allah benim anlamam gereken şeyleri neden gizlesin beni kendinden neden mahrum etsin diye soruyorum?
Allah'ın adaleti şaşmaz olarak biliniyorsa ve eşit ise ve Allah bizzat bize yol göstermesi için Kuran'ı yolladıyssa doğru olan her şeyiyle her kes tarafından anlaşılan kuran olmalıdır.
Çünkü ben size kuranı veriyorum sımsıkı sarılın demez ben size Başta peygamberimi ve sonra size yollayacağım alimleri veriyorum onlara sımsıkı sarılın demez miydi. Kuranı ancak onlar tam anlar siz onlardan öğrenin demezmiydi. Haksızmıyım?
Yazdıkların her nekadar derin bilgiler olsada ve araştırma gerektirsede cevaplarından memnunum ben olmasam bile anlayan insanları mutlu ettiğinden ve konuya benim bakış açım haricinden bakan insanların bilgi hazinelerine ilavelerinden ötürü tekrar sana teşekkür ederim ve itiraf edeyim ki usanmadan cevaplayan nadir insanlardansın gerçi yüzyüze olsak belki kızgınlığın ve sertleşmen olabilir çünkü genelde ben bu konuları konuştuğum insanlar ileryen safhalarda sertleşmeye başlarlarda. Ama inanan kesim şu bölümü hep es geçiyorlar. Akılı veren kim Allah düşünmeyi sağlayan kim Allah konuşmayı sağlayan kim Allah diye inanıyorlar ve herşeyin ondan olduğuna inanıyorlar ve benim bu düşüncelerimi düşüneceğimi sanki Allah bilmiyor mu inanca göre biliyor e o zaman herkes istediğini düşünür neden tartışmalarda hakaret olmadığı sürece sertleşiyorlar anlamıyorum. Şaşarım her zaman ban bu işe.

Yazan: ışıkhepvar Tarih: August 17, 2008 2:51 PM

sn.ışıkhepvar,

akıl yürütme şeklinizi çok beğendim o yüzden elimden geldiğince açıklama yapmaya çalışıyorum..
-------------

Ama aklıma hemen şu soru geldi peki 120. günün sonunda beden ruhu oluşturabiliyorsa neden ölüm anında yok etme gibi bir olasılı olmuyor.IŞIKHEPVAR
------------------------------------------------

Kuantum fizikçisi prof.Dürr ile yapılmış bir röportajın linkini vermek istiyorum..derdimi anlatabilmem için gerek gördüm..

http://www.okyanusum.com/profdurr.html

özellikle son kısım benim için çok önemli.prof.Dürr'e ölüm ötesi yaşam hakkındaki düşünceleri soruluyor,

------------------------------------------------
78 yaşındasınız. Ölüm ötesi hayata inanıyor musunuz?

DÜRR;

---Çok enteresan bir soru. Biz sadece maddeyi ve dokunabildiklerimizi yaşadığımız hayat diye adlandırıyoruz. Ölüm ötesi hayat aslında, çok daha büyük olan, her şeyi kuşatan gerçekliktir. Bu hayat, ölüm ötesi hayatın içindedir. Yani şu andaki hayatımız ölüm ötesi hayat tarafından kapsanmakta. Buradaki hayatımda kendi küçük hard diskimi kayıt yapıyor aynı zamanda sürekli olarak kuantum alanlarına yani gerçekliğin internetine de kayıt yapıyorum. O zaman bu kayıtlar beden ölümümden sonra kaybolmazlar. İnsanlarla yaptığım her konuşmamda ruhsal bütünlüğün bir parçası oluyorum. Ben ne kadar sen idiysem, o kadar ben ve diğer her şey ölümsüzdür.

--------------------------------------------------

prof.Dürr,bu dünyada yaşarken kendi hard diskimizi kayıt ettiğimizi ve beden ölümünden sonra bu kayıtların yok olmayacağını ve bir sonsuzluğun parçası olarak kaydedildiğini söylüyor..bilimsel olarak ulaştığı netice bu..

ölümden sonra bedenimizden ayrılacak olan ruhumuz,beyin tarafından 120.günden itibaren üretilmeye başlanan bir nevi hard disktir,bellektir..beyin tüm fonksiyonlarını ruh adı verilmiş ikinci bir ışınsal bedene aktarır..

bunları anlatacak en uygun kelimeleri şu an bilemiyorum ama anladığım kadarıyla beynimiz kendi kopyasını çıkarıyor ve bu kopya beden nurani,ışınsal bir yapı olduğu için beyin biyo enerjisini kaybettiğinde de o yaşamaya devam edebiliyor..

ruh,beynin hafızası,belleğidir..iyilik veya kötülükten her ne yüklemişsek beynimize bu hafızada kayıt altına alınıyor..ölüm denilen biyoelektrik enerjimizin bitmesiyle bu hafıza, kuantum alanlarda yaşamını bedenden bağımsız sürdürüyor..

eğer belleğimize pozitif şeyler yüklemişsek ruhumuz bunun karşılığı olarak cennet denilen pozitif alanda yaşamına devam ediyor..bellekte negatif yüklenme olmuşsa cehennem denilen negatif bir boyutta varlığını sürdürüyor..

yok olmak anlamında bir ölüm söz konusu değil..bedenimizin yaşaması için nasıl bu dünya var ise ruhun yaşamı içinde hazırlanmış boyutlar var..cennet ve cehennem olarak adlandırılmış kutsal kitapta..

beden(beyin) hem ruhu üretiyor hemde ürettiği bu ruha ihtiyaç duyuyor..bir arabanın motoruyla aküsü arasındaki ilişki gibi..

KUTSAL KİTAPLARIN TAHRİFATI MESELESİ..


Allah,Kur'an'da göndermiş olduğu tüm vahiylerine sahip çıkar ve tevrat,zebur,incil ve diğer sahifelerden bahseder ve eski hükümleri neshedebileceğini ve buna da kimsenin karışamayacağını söyler..Kur'anın nazil olmasıyla beraber önceki şeriatların hükümleri geçersiz olmuştur..buna nesh denir..

Tahrifat meselesine gelince,ben Allah'ın diğer vahiylerinin de korunduğuna inanıyorum..Tahrif olan şey vahiy değil,insanların yanlış yorumlarının zaman içinde akideleşmesidir..benim görüşüm bu..Allah kendi vahyini elbette korumaya kadirdir..

KUR'AN HERKESE HİTAP EDER,

Kur'anın ilk muhatapları alimler değildi,dikkatinizi çekerim..ilk olarak okuma yazma bilmeyen,ezilmiş köleler ve az sayıda da hali vakti yerinde insanlar tarafından benimsendi..

Derinlemesine Kur'an ilmi ise Muhammed(as)'ın sahabileri arasında dahi çok az kişiye nasip olmuş birşeydir..Ashab-ı suffa denilen özel bir grup sadece ilimle meşgul olmuşlardır..Kur'an-ı derinden bilen tek kişi Hz.ALİ'DİR.

O ilk dönemlerde dahi bu ayrışma vardı..Kur'an-ı Kerim her seviyeden insanı doyurabilecek bir kitaptır..derinlemesine ilim isteyene kendini derinlemesine açar,yüzeyde kalanıda zahiriyle aydınlatır..

sen eğer köyde yaşayan ve dinsiz ama Kur'an-ı öğrenmek isteyen bir insansan sana bunu öğretecek kişi müteşabih ayetlere girmez..Kur'an'da Allah,ayetlerinin bir kısmının muhkem bir kısmının müteşabih olduğunu söyler..ayetlerdeki müteşabihat,ilim ehli insanların anlayabileceği şeylerdir..Kur'an eğer İlim ehli insanların derinlemesine dalmasına müsait olmazsa, bu seferde bu ilim ehli için adil bir durum olmaz..

Kur'an'ın hem köydeki insana hemde ilimde derinleşmiş insanlara hitap edecek bir belagatı vardır ve bahsettiğimiz kitabın en önemli özelliği belagat mucizesi olmasıdır..herhangi bir kitaptan değil bir mucizeden bahsediyoruz..

1000 yıl önce köyde yaşayan bir insanın evrimle bir sorunu olmayacağı için yaratılış mevzusunu da Allah bilir,bu mevzu beni aşar anlayışıyla karşılar sanıyorum..inanmaya niyeti varsa inanır zaten kalkıp da Adem'in cennetteki yaşantısına takılmaz,öğreten kişininde zaten bu mevzuda zamanının ilminin dışında söyleyeceği sözü olamaz.

Kur'an'da ayetleri en iyi anlayanların ilimde derinleşmiş alimler olduğunu söylüyor(rasihun) ve ilme çok önem veriyor..ilk ayet okudur ve kalem suresi vardır,kalemle yazılanlara yemin eder..ilme verdiği önemi vurgulamak için..

Evrenin yasalarını açığa çıkarmak,keşfetmek için bilim adamlarının nasıl kafa patlattığını hepimiz biliyoruz..gerçekleri açığa çıkarmak asırlarca birçok dahinin emekleriyle oluyorken biz bu yasaları koyan ZAT'ı anlamaya,tanımaya çalışıyoruz..

nasıl olurda bu ZAT'ın gönderdiği vahiylerinde kendini ve sistemini anlatışının çok basit olacağını ve her akıl sahibinin aynı şekilde anlaması gerektiğini düşünebiliyorsunuz?

Einstein'ın izafiyet teorisini çalışıp bana çok basit bir şekilde anlatın desem anlatabilir misiniz?..

Bu yasaların sahibi olan ZAT'IN hakikaten anlaşılmasının ne kadar büyük bir zeka istediği ortada..

ilim sahipleri içinde kullandığı bir sembolik dili var,bunu da dahiler için çok görmeyin derim..herkese hitap ediyor çünkü..sadece basit insanlar yaşamıyor ki dünyada..

gelmiş geçmiş yeryüzünün en dahi insanı olan Muhammed(as)'a da bu vesileyle salat ve selam olsun..

saygılar..

Yazan: deniz Tarih: August 18, 2008 12:36 AM

Tanrı yanılgısı kitabının yazarı Dawkins,evrimin rastgele mutasyonlarla,tesadüfi bir şekilde olamayacağını kabul etmiş..

http://www.haber7.com/haber/20080806/Tanri-Yanilgisi-yazari-ve-Turkiye.php

Dawkins'in Tanrı yanılgısı diyerek inkar ettiği Tanrı'yı Hristiyan toplumda yaşasam bende inkar ederdim..Çünkü onların Tanrı diye bildiği bir insan..uzayda yaşayan,bizden uzakta bir insan-Tanrı formuna inanıyorlar..Nietzsche'nin Tanrı'yı inkar etme şeklinide çok beğenirim..

bu arada küçük bir sitemim de Mustafa Bey'e..siyaset meselelerine çok ağırlık verdiğinden beri AT,Evrim vs..tartışmalarındaki son durumlara girmiyor epeydir..

saygılar..

Yazan: deniz Tarih: August 18, 2008 1:03 PM

Yukarida bahsedilen haberde Dawkins evrimin mutasyonlarla olamayacagini kabul etmiyor, bilim insanlarinin yillardir anlatmaya calistiklari seyi tekrarliyor: Yaradilisci yaygaranin iddiasinin aksine, evrim kurami herseyi kor tesadufle aciklamaz, icinde rastgelelikle modellenebilen mutasyonlarin da bulundugu bir mekanizma ile aciklar. Bunu Amerikan yaradiliscilari da biliyor, Akilli Tasarimcilar da, Harun Yahya da, Mustafa Akyol da. Ama "kor tesaduf" etiketini yapistirarak kafa karistirmak kolaylarina gidiyor, cunku ellerinde saglam bir arguman yok.

Sayin Akyol'un bu israrli kor tesaduf yaftalamalarina yonelik Dawkins'in soyledigiyle ayni mealde seyleri yillar once buraya tekrar tekrar yazmistim, Sayin Akyol sonunda "Nothing Buttery'ye Giris" adli yazisinda bana referans vererek, alay da etmisti, "bunlarla nasil kendi tezini savundugunu anlamak guc" diye. Sayin Akyol ve yaradiliscilar kendi islerine geldigince tanimladiklari rastgelelik kavramina siki sikiya baglandiklari ve bu konuda farkli fikirleri dinlemek yerine "din dusmanligi" ile itham etmeyi aliskanlik haline getirdikleri icin, rastgeleligin gercekte ne oldugunu aciklamaya calisan her fikir onlara ya sacmalik ya da itiraf/kabul gibi gorunuyor.

Sayin Akyol'un artik neden evrim meselelerine girmedigine gelince... Bence yukaridaki yazi bunun acikliyor zaten. Sayin Akyol da biliyor ki yaradiliscilarin barutu tukendi. Biyoloji artik cok hizli ilerliyor, kavram kargasasi yaratarak ortaligi daha fazla bulandirma sansi kalmadi. Mesela, iki yil once Sayin Akyol "gen duplikasyonlari cok nadirdir ve hemen her zaman zararlidir" diye ahkam kesiyordu; ayni yil yayinlanan calismalar insan DNA'sinin en az %10'unun farkli insanlarda farkli sayida bulundugunu ortaya koydular. Bunun icin Sayin Akyol, Harun Yahyaciliktan baslayip Akilli Tasarimcilikla sozumona ilimlanan seruveninde, nihayet siginagi "Darwinist" Collins'in "Evrimci Tanri"sinda buldu. Hadi Collins'i bir yere kadar yaradilisci diye pazarlayabiliyor simdilik, ama evrimi (arkasinda Tanri olsa da) bu nebze kabul etmeye henuz Sayin Akyol'un evrimi curutmeye kosullan(diril)mis kitlesi hazir degil. Onun icin ya yukarida yaptigi gibi caktirmadan, yavas yavas geri adim atmak, ya da uzun suredir yaptigi gibi meseleyi hasiralti etmek durumunda. Ha, bir de bilimsel dusunceden ve kamuoyundan ozur dilemek gibi bir secenegi var, ama boyle birsey yapmaya ideolojik angajmaninin izin verecegini sanmiyorum.

Yazan: Balbazar Tarih: August 20, 2008 8:53 AM

bilim ve dinin birlikte yol alması gerektiği ile ilgili Yaşar.N.Öztürk Hoca bugün güzel bir yazı kaleme almış..

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9710390.asp?yazarid=277&gid=229&sz=27708

Yaşar Nuri Hocanın akademik yazılarının okunmasını tavsiye derim..din alanında köhnemiş fikirlerle mücadele eden önemli isimlerden biridir..

siyasi duruşunu veya kişiliğini beğenmesenizde fikirlerini yabana atmayın derim..

saygılar.

Yazan: deniz Tarih: August 21, 2008 11:28 AM

sn.Balbazar,

Sizin daha önceden Mustafa Akyol Bey'le yaptığınız tartışmalar ve onların sonuçları üzerinde benim yorum yapmam doğru olmaz,..şimdi geriye dönüp o tartışmalara da bakamıyorum açıkçası..

Ben Mustafa Akyol adına yorum yapabilecek biri değilim,bir açıklama yapma lüzumunu görürse kendisi gereğini yapar,bana düşmez böyle birşey..

Ben ne AT teorisinin ne yaratılışçılığın ne de Darwinizmin safında ya da karşısında körü körüne yer alan biri değilim..Hepsinden faydalanabileceğimiz birşeyler vardır..önemli olan hakikati aramak ve ona yaklaşmaya çalışmak..

Dawkinsin yorumundan şöyle bir çeviri yapılmış,

-------------------------------------------------

"Ben şahsen bir köpek ya da bir insan gibi kompleks bir canlıyı salt tesadüfün ortaya çıkarabileceğini düşünemiyorum. . . Eğer bu bir tesadüf teorisi olsa, o zaman bunun işlemeyeceğini en akılsız kişi bile bilir. "(Al Jazeera Televizyonu ile 21 Temmuz 2008 tarihinde yaptığı röportajından)

"Eğer rastgele olsaydı o zaman gördüğümüz fevkalade karmaşık ve mükemmel formların oluşmasına neden olamazdı... Evrimin kendisinin rastgele bir süreç olduğu fikri oldukça gülünçtür. İnsanların gerçekten bu akıl almayacak saçmalığa inanıp inanmadıklarını merak ediyorum. Darwinizm gerçekten tesadüfleri anlatan bir teori olsaydı işe yaramayacağı, ezici, ses getirici ve kesin biçimde açıktır."

--------------------------------------------------

Benim gördüğüm kadarıyla ciddi bir paradoks var ortada ve ben hem aydınlanmak hem de ikna edilmek isterim..Neler oluyor,anlamıyorum açıkçası..

Dawkins diyor ki,insan gibi karmaşık bir varlığı salt tesadüf ortaya çıkarmaz,bu saçmalıktır ..

O zaman evrimi yönlendiren tesadüf değilse hücreler bunu bilinçli yapıyor demektir..Eğer Dawkins bunu kabul ediyorsa,AT teorisyenleri ile ayrıntıda anlaşmazlığa düşmeleri hiç önemli değil bence..Temel sorun, evrim bilinçli mi yürüyor yoksa şansına mı tuttu bu düzen?...

Tesadüf işi değilse ve Darwincilerde bunu kabul ettiyse tartışacak bir mevzu kalmamıştır bence..Bundan sonraki tartışmalar felsefi içeriklidir,bilimi ilgilendirmez...

Eğer hala tartışma devam edecekse Darwinizm ne yapmak istiyor,nerede yanılgı oluyor?..ben anlayamıyorum doğrusu..

anlatmak isteyen varsa da sabırla dinlerim..

şimdiden teşekkürler.

Yazan: deniz Tarih: August 22, 2008 1:03 AM

Kisa cevap su: Tesaduf'un alternatifi bilinc degil, nedensellik. Bilincin alternatifi de tesaduf degil, nedensellik. Evrim kurami da, tesadufe ya da bilince degil, nedensellige dayaniyor. Aciklayayim.

Evrim kuraminin canliligin cesitliligine yonelik aciklamasi bir mekanizmayi ongoruyor: (1) Kalitim: Canlilarin ureme yoluyla genetik bilgilerinin devamini saglayabilmeleri. (2) Cesitlilik: Ureme sirasinda genetik bilgide meydana gelen "hata"lar ve caprazlanma yoluyla cesitliligin saglanmasi (bu hatalar, yani mutasyonlar cok cesitli nedenlerle olusuyor, ve rastgele olarak modellenebiliyorlar). (3) Secilim: Farkli genetik bilgiye sahip canlilardan en avantajli olanin hayatta kalmasi yoluyla, bu cesitliligin, cevreye uyum saglanacak sekilde filtrelenmesi.

Bugunku fizik, kimya, biyokimya, molekuler biyoloji bilgimiz, bu mekanizmanin calisabilmesi icin yeterli kosullarin dunyada var oldugunu gosteriyor. Bu mekanizmayi calistiran kosullar (nedenler) varoldugu surece, bu mekanizmanin (sonucun) ardinda bir bilinc yahut iradenin olup olmadigi kapsam disi kaliyor.

Elbette, butun bu bulgular, bu mekanizmanin arkasinda bir bilinc ya da irade olmadigini gostermiyor, ama oldugunu, olmasi gerektigini de gostermiyor. Bu mekanizmanin sasirtici guzelligi konusunda olsun, mekanizmanin calisabilmesi icin gerekli kosullarin bir araya gelmesi konusunda olsun, bir mucizevilik gorup, butun bunlarin arkasinda bir irade olduguna inanmamiz mumkun. Ama sadece inanmamiz mumkun; bilimsel yontemin dogasi geregi, bunu nesnel olarak gosterme sansimiz bulunmuyor, cunku butun bunlarin arkasinda bir irade oldugu fikri, (ereksellik) test edilebilir bir onerme degil - bir felsefi tartisma konusu.

Bu felsefi tartismada cesitli taraflar var; Dawkins, bu mekanizmanin varliginin, mevcut cesitliligi olusturmak icin bir bilince olan ihtiyaci ortadan kaldirdigini, boylece bir Tanri'nin varolmadigini gosterdigini soyluyor. Collins ise, bu mekanizmanin mucizeviliginin, ilahi bir bilince isaret ettigini soyluyor (teistik evrim). Bu insanlarin hemfikir olduklari nokta ise evrim kuraminin ongordugu mekanizmanin canliligin mevcut cesitliligini ve karmasikligini acikladigi, buna iki yaklasim da itiraz etmiyor.

Itiraz edenler yaradiliscilar ve uzantilari (AT vs.). Onlara gore, evrim kuraminin ongordugu mekanizmanin bir bilince degil de, neden-sonuc iliskilerine dayaniyor olmasi, kuramin canliligi “kor tesaduf” ile acikladigi anlamina geliyor. Bu tesaduf yakistirmasini ikna edici kilmak icin de yukaridaki 2. maddeye dayaniyorlar: Mutasyonlar rastgele olduguna gore, evrim tesaduf!

“Kor tesaduf” deyince ilk akla gelen ne peki? Elbette, ortada fol yok, yumurta yokken, insan gibi karmasik bir varligin hic nedensiz ortaya cikivermesi. Bunun sacmalik oldugunu da herkes biliyor, sizin gosterdiginiz haberde Dawkins’in de soyledigi bu. Yaradiliscilar da bunun sacma oldugunu bildikleri icin evrim kuramini oyleymis gibi gostermeye calisiyorlar: “Arkasinda bilinc yok, demek ki kor tesaduf!” Aksine, evrim kurami insanin hic nedensiz, birdenbire ortaya cikivermedigini, neden-sonuc iliskileriyle birbirine bagli bir surecin urunu oldugunu soyluyor.

Mekanizma bilinc icermiyor diye evrim kuramini begenmemenin, “maddelerin birbirlerini koru korune cekmeleri imkansiz, onlari arkadan ittiren bir irade lazim” diye yercekimi kanununu begenmemekten cok farki yok.

Yazan: Balbazar Tarih: August 22, 2008 7:42 PM

Sevgili Deniz Hanım
Kısa bir süreliğine yazılarınıza cevap veremediğim için kusura bakmayın gerçi cevap verecek olsamda uzun uzadıya uzuyacak bu tartışma ben size kısaca şunu söylemek isterim.
3-ağustos-2008 tarihinde yazdığım yorumu okursanız evrimin tesadüfler üzere değil tamamiyle canlılık gereği olduğunu ve AT ile ilgili değil sadece sürekliliğinin devamı için olduğunu anlayacaksınız sanırım. Evrim hiç bir güce ihtiyaç duymaz sadece yaşama uyum sağlar.
Canlılar zaten uyum sağlamak için evrilir şartlara uyum sağlayamayanlarsa yok olurlar ki
doğanın düzeni diye nitelendirdiğimiz olguda budur.

Yazan: ışıkhepvar Tarih: August 22, 2008 9:03 PM

cevap yazan arkadaşlara teşekkür ederim öncelikle,

Eski devirlerde yaşayan insanlar doğada açıklayamadıkları ama hissettikleri gücü, tanrısal bir güç olarak yorumlamışlar ve pek çok tanrıya tapmışlardır..fırtına çıkmışsa gök tanrı öfkelenmiştir,kurbanlar falan kesilip bu öfke dindirilir ya da deprem oluyorsa yer tanrısı böyle istemiştir falan..

İnsanların gözlemleri,bilgileri ve muhakemeleri güçlendikçe Tanrısal diye bilinen olguların arkasında açıklanabilir bir mekanizma olduğunu görmüşlerdir.Bir olayın meydana gelişini hazırlayan,birbirini etkileyen ,açıklanabilir süreçler ortaya koyulmaya başlanmıştır..

İnsanın oluşumunda da olağanüstü olmayan,fiziksel,kimyasal,biyolojik mekanizmalarla açıklanabilir bir durum olmalı diye düşünülmüş ve araştırmalar evrimin yani değişim-dönüşüm mekanizmasının insan içinde geçerli olduğunu ortaya koymuş..

Ortada,Meleklerin yerden toprak alıp Gökteki Tanrıya götürüp,Tanrınında elleriyle şekil vererek,ruhundan üflediği ve cennetine yerleştirdiği sonra da kızıp dünyaya yolladığı olağanüstü bir varlık yok..insan denilen varlıkda açıklanabilir mekanizmalarla dünya kanunlarına tabi bir varlıktır..

İnsanın varoluş mekanizmasında da evrim söz konusudur..güneş sisteminin,dünyanın,inorganik ve organik bileşiklerin oluşumunda olduğu gibi bir değişim,dönüşüm ve gelişim yani evrim var..

Tanrının bir ol demesiyle değişimsiz-dönüşümsüz olarak ortaya çıkan insan formuna bende inanmadığımı söyleyeyim.İnsanın oluşumunun mutlaka açıklanabilir bir mekanizması vardır..

değişim-dönüşüm olmadan varlıkların yaratılması inancı oldukça ilkel bir inanç ve bu yüzyılın inançlı bilim insanları tarafından da kabul gören bir şey değil..

Bir evrimin olduğu muhakkak..sorun evrimin hangi mekanizmayla açıklanacağında düğümleniyor ..Darwinist mekanizma evrimi açıklamakta yeterli değil diyen bir grup ve bunu yeterli gören bir grup var..

sn.Balbazar,

siz bana evrimle ilgili Darwinist mekanizmayı özetlemişsiniz,teşekkür ederim..

1)Kalıtım
2)çeşitliliği sağlayan rasgele mutasyonlar
3)doğal seçilim,

bu evrim mekanizmasıyla ilgili olarak rasgele mutasyonlar ve doğal seçilim üzerinde ittifak sağlanamıyor şu an itibariyle.

Darwinizmin öngördüğü evrim teorisinde,canlılığın ortak ataları suda oluşmuş tek hücreli canlılar. ..bu tek hücrelilerden değişip dönüşmelerle tüm türler açığa çıkmış..tek hücreli canlılar rasgele mutasyonlar geçirerek daha gelişmiş formlara dönüşmüşler bunların doğaya uyum sağlayanlarıda kalıcı türlere olmuş,zayıflar elenmiş.ve bu olay bir mekanizma olarak doğada gerçekleşiyor.

bu kısım yanlışsa düzeltin lütfen,ben böyle biliyorum..

Darwinist evrim mekanizmasıyla ilgili itirazlarıda şöyle toplarsak;

1)rasgele mutasyonlar basit bir türü daha kompleks hale getirmez,termodinamiksel sebeplerle,entropinin yıkıcı etkisiyle daha kırılgan olan kompleks tür, oluşma aşamasında dağılır,gider..

tabiatta varlıklar hep daha az enerjili,basit hali tercih ederler..komplekslik ise yüksek enerjili bir durumdur ve bu durumu muhafaza etmek güçtür..heleki bu kompleksliği sağlayan etmen rasgele mutasyon ise sürecin tamamlanma ihtimali imkansız bir hal alır..doğal süreç,reaksiyonları daha komplekse,karmaşık organizasyona yönlendirmez.

bir hücreliden evrimle kompleks bir canlının oluşması,organizmanın enerjiyi çok bilinçli çevirebilmesine bağlıdır..yani hücrenin elinde bir bilgi kitapçığı olmalı..bir yol haritasına ihtiyacı var,rasgele mutasyon yeterli değildir..

2)doğal seçilime de itirazlar vardır..

çevresel şartlara en iyi uyum sağlayan türün hayatta kalması türlerin çeşitliliğini açıklamak için yeterli değildir..

bir türün gen havuzu içindeki genlerin yapısı neye müsade ediyorsa o kadar değişebilir..bu da bir tür için, yaşadığı şartlara elverişli yeni bir kombinasyon olabilir..yepyeni bir tür oluşumunu yine açıklamaz..

Benim kabul ettiğim evrim mekanizması Darwinist mekanizma değil,şöyle açıklamaya çalışayım,

Tek bir hücre, değişim ve dönüşümler geçirerek canlı bir organizma oluşturur.Bu değişim ve dönüşümler ise hücresel ölçekte planlanır,programlanır..O tek hücrenin içerisinde, oluşacak kompleks varlıkla ilgili tüm bilgi mevcuttur ve evrimin yönü de bu tek hücrede planlanır,programlanır hücrenin kendisi tarafından.

Her farklı türün hücresi kendine özgüdür,bir başka türün hücresinden evrilmemiştir..İlk canlı organizma olan tek hücreler,her tür için özel olarak tatlı sularda oluşma imkanı bulmuş olmalı..

Çünkü evrim eğer hücresel ölçekte planlanıyorsa bu her tür için ayrı bir program demektir..

Bir türün yaşadığı şartlar değiştiği zaman ve o tür değişmiş şartlarda izole kaldığında, kendini yeni şartlara göre adapte eder,ve bu yerde uzun süre kalırsa bu adaptasyon kalıcı hale gelerek yeni bir tür oluşur. fakat bu yeni jenerasyon,atasının gen havuzundaki imkanlar ölçüsünde değişikliğe uğramıştır yani atasının bir akrabası olarak vücut bulmuştur..yoksa bir tavşandan kuş oluşması şeklinde değişim mümkün gözükmemektedir..

değişemeyen atası ise şartlara ayak uyduramadığı için ortadan kalkıyor zamanla,biz fosiller yardımıyla böyle bir tür de yaşamıştır diyoruz..

işte bütün bu değişimler ve yeni tür oluşumları rasgele mutasyonlarla ve doğal seleksiyonla değil tamamen hücrenin kendi bilinç sistemiyle olmaktadır..

sn.Işıkhepvar yukarıda şöyle bir soru yöneltmişler,
--------------------------------------------
1. Madem ki görme işlevini yapamayan bir çift göze sahip yarasalar var bana bu gözlerin ne hikmetle yaratıldığını açıklayabilirmisiniz ?
2. Birde tarih öncesi dev mamutların ve kılıç dişli kaplanların olduğu döneme ait iskeletleri bulunuyorda neden o döneme ait günümz fillerinin yada kaplanlarının iskeletleri bulunamıyor.
----------------------------------------------------

1)yarasalar görme işlevini yapamayan bir çift göze sahipse bu onların atalarının ışıklı ortamda göze ihtiyaç duyarak yaşadığını gösterir. fakat bu ataların yaşadığı çevresel şartlar değişip,göze ihtiyaç duymayacakları bir alanda uzun süre izole kalmışlarsa, göze ihtiyaç olmadığını anlayan hücreler göz oluşum komutunu bloke ederler ve yeni şartlara adapte olacak farklı bir özellik geliştirirler ve zaman içinde bu durum kalıtsallaşarak gözleri görmeyen bir yarasa türü açığa çıkmış olabilir ve diğer ataları ortama adapte olamayıp soyları tükenmiştir..

2)günümüzdeki fil ve kaplanların ataları olan büyük yapılı yaratıklar, yaşadığı vahşi doğa ortamından daha değişik bir ortama geçtilerse yeni ortamlarına uyum sağlayacak şekilde evrimleşmişlerdir..

HÜCRE BİLİNCİ KAVRAMI..

rasgele mutasyon ve doğal seleksiyon yerine hücre bilinci kavramıyla evrime bakmak ne demektir?

evrimle kastettiğimiz nedir,önce bunun bir tanımını verelim;

Evrim;hücre bilincinin,değişen doğa koşullarının farkına varıp,kendilerini yeniden dizayn etmeleri olgusudur.

çevremizde gördüğümüz,ev,araba vs..gibi varlıklar nasıl planlanıp yapılmışsa,ağaç,kuş,insan gibi varlıkları planlayıp yapanda hücrelerdir.

madde-enerji-mekan üçlüsü arasındaki ilişki doğadaki değişim-dönüşümün yani evrimin sebebidir.

Newton mekaniği çağında yaşamadığımız için daha gelişmiş bir mantıkla kuantum mekaniğine göre yaşamın kökenine ve evrime bakmamız gerekiyor..

Kuantuma göre madde ve enerji birbirine dönüşen yapılardır ve bu dönüşümler sırasında kapladıkları mekanda değişir..

5 duyumuzla çokluklar alemi olarak kavradığımız dünyamızdaki nesnelere dev bir elektron mikroskobuyla bakınca tek tek varlıklar değil,hepsinin atomlardan oluştuğunu görürüz..bir atom deniziyle karşılaşırız..daha derine inildikçe de gözlemlenebilen madde(elektron,proton,nötron,kuark vs..) kaybolup Tek bir enerji okyanusuyla karşılaşılır..

aslolan bu enerjidir..

1)tesbit edilen en küçük parçacıklar olan atom-altı parçacıklar çok yoğun enerji ortamlarında yaşarlar.

2)ortamdaki enerji yoğunluğu azalınca bu parçacıklar birbirleriyle kombinasyona girerek proton,nötron gibi atom çekirdeğini oluşturular..

3)ortamdaki enerji yoğunluğu biraz daha azalırsa bu parçalar elektronlarla etkileşime girip demir,bakır,carbon,azot,oksijen vs.gibi temel kimyasal elementleri oluşturular.

4)enerji yoğunluğu daha da azalınca,temel elementlerin bileşimlerinden su,metan,karbondioksit,amonyak ve bunların etkileşimlerinden de adenin,timin,kuanin,sitozin ve bunların kombinasyonundan aminoasitler,yağlar vs.oluşur.

böylece tek bir çeşit enerjiden madde çeşitliliği ve dolayısıyla enerji çeşitliliği oluştu.

enerji,maddeleri bir arada tutan güçtür ve değişik enerji bağlantıları vardır.Gezegenleri,yıldızların etrafında tutan,elektronları çekirdek etrafında döndüren hep enerji bağıdır.

canlı varlıkların yapısındaki en önemli enerji bağı da 'bilgi-bilinç'tir.Bu enerji bağlanmasının bir sonucu olarak hücreler hangi ortamda ,nasıl konumlanacaklarını,ne kadar kol veya bacak yapacaklarını vs. bilirler.

Maddeleri bağlayan enerji asla sabit durmaz
Bir yandan küçük parçacıkları bağlayıp büyük moleküller oluştururken,bir yandan da büyük molekülleri parçalar..

HAYATIN OLUŞUMU.

Canlılar,doğadaki tekrar parçalanma olayına direnmeye ve bunu aşmaya çalışan öğelerden oluşur.Canlı denilen her öğe nasıl oluştuğunun bir kaydını tutup,parçalanacağı zaman bunu bir sonraki kuşağa aktarır.Buna hücresel bilinç oluşumu denir ve hücre,değişen koşulları sürekli okuyarak kendini ona göre değiştirerek,yapılandırır ki yaşam devam edebilsin.

yani değişen şartlara ayak uyduracak yeni türleri oluşturan olgu,rasgele mutasyon ve doğal seleksiyon değil,bizzat hücrenin kendisidir..Hücre,bilinçli bir varlıktır ve çevresini okuyabilme ve kendini yeniden yapılandırabilme özelliğine sahiptir.

Bilinç,canlılara has bir özelliktir.yani,kendi mevcut bedeninin farkına varma,anlamını sorgulama ve değişen koşullara ayak uydurabilme yetisidir.

Canlılar,bilinç sistemlerini işletebilmek içinde gerekli önlemleri almışlardır..kendilerini koruyucu bir zar ya da duvarla çevirip,enerji giriş-çıkışını kontrol ederler.

Hayat,denilen olgu değişim ve dönüşümler sürecidir.Evrim olmazsa hayatda olmaz,fakat evrimsel mekanizma rasgele mutasyonlarla değil bi enerji- madde dönüşümlerinin bilinçli olarak kayıt altına alınmasıyla olur..

benim kabul ettiğim evrimsel döngü kısaca böyle..

Daha fazla konuyu dağıtmadan bırakıp,sabrınız için teşekkür ederim.

saygılar.

Yazan: deniz Tarih: August 23, 2008 6:13 PM

Hele şükür be güzel arkadaşım bak düşününce oluyormuş değil mi?
Sorulara verdiğin yanıtlar zaten sana evrimi anlatışımdaki açıklamalardı.
İşte Din bunu kabul etmiyor Tanrı canlıyı en mükemmel haliyle yarattı ve canlıda işe yaramayan hiç bir fazlalık olamaz aksi halde Tanrının yaratma gücüne ve yaratıcılığındaki ahenge aykırı olur.
Evrimide din bu yüzden kabul etmez ama bak kendinde bizzat olayı anladın.
Canlılar hayatta kalabilmek için tüm şartları zorlarlar. Bunun hücresel bilinçle ilgisi yoktur.
Tamamiyle hücrelerin etkenlere adaptasyonuyla ilgilidir.
Örneğin şayet dış etkenlerden biri olan sıcaklığı ele alırsak zaman içinde sıcaklığın eksi yada artı yönden değişmesine canlının metobolizması değişimin zamana olan orantısıyla aynı şekilde doğru orantıda uyum sağlamak için temel olan hücresel değişikliklere gidecektir. Buda hücrenin
bilinciyle değil sıcaklığıa vücudun tamamının uyum sağlamasıyla doğru orantılı olacaktır hücreler kendi doğrularında değil vücudun tamamının doğrularında gideceklerdir ama zaten vücudun doğrusundaki hareket otomatik olarak yapı taşı olan hücrenin doğrusu olmuş olacaktır ki burdanda aynen senin düşüncen çıkar ama atlanan şey hücrenin kendi canlılığı için değil oluşturduğu karmaşık metobolizmanın tamamı için değişim geçirdiğidir. Bu değişim kalıtımsal olarak aktarıldığı zaman sanki hücrenin iradesindeymiş gibi gözüksede hücrenin yönlendirmesini canlı metobolizmanın tamamın maruz kaldığı şartlardan dolayı metobolizma aslında hücreleri tetikler.
yani kısaca karmaşık metobolizmalarda metobolizma hücreye değil hücre metobilizmanın sürekliği için çalışır ve değişir.
Tek hücrelilerin karmaışık yapılara dönüşümü ise tesadüf değil canlılığın gerekliliğidir. Zaten gerekliliği açıklayacak bilime ulaşmış olsaydık şu anda her halde bunları tartışmazdık.
ama eminim ki araştıran ve durmayan bilim bununda nedenini bulacaktır.
Ama şunada eminim ki bulsa bile karşısına yine peki bu neden oldu yada oluştu soruları çıkacaktır.

Yazan: ışıkhepvar Tarih: August 24, 2008 4:48 PM

sn.Işıkhepvar,

benim dini düşüncemin temelinde de değişim-dönüşüm gerçeğinin kabulü vardır..bu konuyla ilgili düşüncemi daha sonra ayrıntılı olarak anlatırım ama şu an vakit bulamıyorum..

evrim inancının dine ters olmadığını anlatacağım ama bahsettiğim din İslam tabiki..

benim evrimle ilgili yorumuma yaptığınız katkıdan dolayı da teşekkür ederim,tamamlayıcı bir bilgi olmuş..

çevredeki değişiklikleri algılayıp,değişmeye karar veren tek bir hücrenin bilinci değil,hücreler arası etkileşimle açığa çıkan bilinçtir..

Evrimin Newton mekaniğinin geçerli olduğu zamanda mekanizma olarak,rasgele mutasyon ve doğal seleksiyon düşünülmüş olsada kuantum gerçeği ve genetik bilimindeki gelişmeler birleştiğinde olay daha derinlikli açıklama istiyor..

benim evrim olayında anlatmaya çalıştığım bilgi-bilinç mekanizması 'sinerjetik sistem' adı altında ele alınıyor..

nette bu konuda birkaç makale var,bakılabilir..

şimdilik şunu söyleyip bırakayım;

herşey değişim ve dönüşüme tabi..değişmeyen tek şey değişimin kendisidir..Darwinist evrim mekanizmalarıda artık yeni bilimle yetersiz hale gelmiştir..Artık birbirinden bağımsız parçalardan değil,atom-altında hepsi birbiriyle etkileşim halinde olan tek bir bütünsel yapıdan bahsediyoruz..Evrimdeki etken olan bilgi adlı enerji türü de kozmik bilincin bir yansıması..en küçük zerre dahi bir bilinç sistemine sahip..

daha sonra buradan devam edebilme dileğiyle,

saygılar.

Yazan: deniz Tarih: August 25, 2008 12:47 AM

sn.ışıkhepvarın bir sorusu gündem yoğunluğundan dolayı hakkını vererek cevaplayamamışız,es geçmek olmazdı.
---------------------------------------------

Madem ki Allah Ademi yaratmadı var olanı sadece mutasyona soktu peki neden bir ayetindede "şühesiz biz Adem'e eş olsun diye ona Havva'yı verdik ve onuda Adem'in omurgasından yarattık' diyor. Neden Adem'i mutasyona uğratıyorda Havvayı mutasyona uğratmıyor ayrıca yaratıyor. Yoksa bu insansılar sadece erkek cinsiyetimi taşıyorlar .IŞKHPVR.
---------------------------------------------

soruda ayet olduğu söylenen sözler Kur'an ayeti değildir..Tevratta geçer..İslamda Peygamberden nakledilmiş rivayetlerde sorun vardır..rivayetleri aktaranların yanlış anladığı rivayetlerin yorumlarının birbirinden farklı olmasından anlaşılıyor..ayrıca bu rivayetlere israiliyat karışmıştır..Tevrattaki ayet baz alınıp yorumlar yapılmaya çalışılmış ki bunların hiçbirini ben kabul etmiyorum ve etmek zorunluluğumuzda yok.

benim kabul ettiğim anlayışı İhsan Eliaçık Bey güzel bir analizle vermiş..daha fazla uzatmadan yazısının linkini vereyim..

http://64.233.183.104/search?q=cache:KRjVJcpAhdsJ:www.haber10.com/makale/6767/+ihsan+elia%C3%A7%C4%B1k+kaburga+kemi%C4%9Fi&hl=tr&ct=clnk&cd=1&gl=tr

link biraz uzun eğer çıkmazsa (kadın erkeğin kaburga kemiğinden mi yaratıldı) başlığıyla google'dan bakılabilir.

saygılar.

Yazan: deniz Tarih: September 8, 2008 9:49 PM

Bütün darwini şahıslar bu kadar kısa ve detaya girmeden dizilen bir yazı üzerine buraya toplanmış, veryansın ediyorlar.
Baylar korkunuz, bu ağız dolusu salyalar püskürmeniz neden? Söylediğiniz gerçek ise, burda yazılanları gerçeği örtmeye yeter mi ki siz, telaştasınız. Yok baylar yok sizde ceddinizin maymun olmadığını biliyorsunuz ama bunu kendinize dahi itiraf etmekten acizsiniz. Bay darwinist-marksist-materyalist, görünmemek olmayaya delil midir?
ALLAHın dunya gözü ile görünmemesinin sebebi zıddının olmamasındandır, zıddı yokki görünsün, tektir birdir ezeli ve ebedidir. sen aydınlığın var olduğuna nasıl kanı getirdin, karanlık sayesinde değil mi? karanlık olmasaydı aydınlıktan bahsedermiydin?
elhasıl HAKİKATİ MADDEDE ARAYANLARIN AKILLARI GÖZLERİNDEDİR GÖZ İSE MANEVİYATTA KÖRDÜR.......

Yazan: Selahaddin Tarih: November 23, 2008 9:11 PM

burda sunu belırtmek ıstıyorum..yaratlıscılar ALLAH ın butun canlıları bugunku halıyle yaratıldıgını soylemez..soyleyemezde...evet cogu yaratılscı boyle dusunur...cunku kuranda OL emrı ıle herseyın bır anda varoldugunu soylerler...halbukı ALLAH zamansızdır...onun bır seyı asama asama yaratmasıda hep tek bır andadır...dıyelımkı evrım dogru...ALLAH ınsanı evrım ıle de yaratmıs olabılır ve bu tek bır andadır cunku ALLAH zamansızdır.....zaten ınsanı degerlı yapanda vucudu degıldır..cogu dın adamı ınsan bedenıne ceset der..muhatap bıle kabul etmez...beden dedıgımız sey yedıgımız etın,otun ve suyun vucutta paracalanarak yapı maddesı halıne getırılıp vucudu ınsa etmesıdır..şimdı bedenımız kıymetlıdır derken bu etın otun suyun mu degerlı oldugunu soyleyecez...tabıkı hayır..kutsal olan ınsanın ruhudur.....ben bır yaratılıscıyım ve acık acıkta kuranı ve onu gonderenı savunuyorum..hıc suphem yokkı ıslam su anda kotude anılsa ılerde vıcdanlı ve aklını kullanan ınsanların kalbınde yer edecektır...ben evrenın 15 mılyar yıllık evrım sonucunda olustugunu kabul edıyorum...canlılarda boyle olumus olabılır ..bunda hıc bır sorun gormuyorum...ama ıs darvınızme gelınce orda durmak gerekır...su andakı canlı cesıtlılıgını ele alsak ve turu yok olmus canlı cesıtlılıgınıde ele alsak..ortaya ınanılmaz bır rakam cıkar heralde..dunya canlı ureten bır fabrıka degıl...canlıların vucutlarında o kadar komplex sıstemler mevcuttkı bu asla tesaduflerle acıklanamaz......ayrıca tasarım ve sıstemler sadece kendını canlılarda degıl tum evrende gosterıyor....yıldız sıstemleri, galaksıler vs.....

Yazan: akın aydın Tarih: November 28, 2008 2:46 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)