« Türk İslamı Nasıl Modernleşti? | Ana Sayfa | ‘Mahalle Baskısı’ Devlet Baskısını Aklamaz »
September 13, 2007
Kürt Sorununa AK Çözüm mü?

Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül bugünlerde kapsamlı bir güneydoğu gezisinde. Bölge halkının ona büyük bir ilgi gösterdiği, Sayın Cumhurbaşkanı’nın adeta bir “sevgi seli” ile karşılandığı gözlerden kaçmıyor. Bu, kuşkusuz Türkiye için büyük bir şans. Güneydoğu’nun çoğunluğu Kürt kimlikli olan yurttaşlarının devletin zirvesini bu denli kendilerine yakın ve hatta “kendilerinden” hissetmeleri, 80 yıldır kanayan yaraların sarılması için önemli bir psikolojik zemin oluşturuyor. Sayın Cumhurbaşkanı'nı bu isabetli gezisinden ötürü kutluyor, “milletin evladı”nın milletin en kenarda kalmış kesimlerini kucaklayışını sevinçle karşılıyorum.
Sayın Cumhurbaşkanı kuşkusuz artık hiç bir partiyi temsil etmiyor. Ancak geldiği siyasi gelenek ve bunun ona kazandırdığı değerler ve kimlik göz ardı edilemez. Dolayısıyla kendisine güneydoğuda gösterilen sevginin, AK Parti’nin 22 Temmuz seçimlerinde bölgede kazandığı büyük destekle de paralel düştüğünü kabul etmek gerek.
Bu ikinci meseleyi Türkiye Günlüğü dergisinin sohbahar sayısında yayınlanan bir makalede ele almıştım. “Kürt Sorununa AK Çözüm mü?” başlıklı yazıdaki görüşlerin, Sayın Cumhurbaşkanı’nın güneydoğu gezisiyle de desteklendiğini düşünüyorum. Umarım yakalanan bu ivme devam eder ve “yeni Ankara” ile eskisiyle 80 yıldır ters düşen güneydoğu arasında kalıcı bir kucaklaşma mümkün olur.
......................
KÜRT SORUNUNA AK ÇÖZÜM MÜ?
[Türkiye Günlüğü dergisinin Sonbahar 2007 sayısında yayınlandı]
“Kürt sorunu” tartışmalı bir kavramdır. Kimileri bunun yerine “Güneydoğu sorunu” veya “terör sorunu” demeyi tercih eder. Ancak adına ne dersek diyelim, sanırım şu hükme fazla itiraz gelmeyecektir: Meselenin özü, Türkiye’nin anadili Kürtçe olan vatandaşlarının, bu ülkeye ve devlete sadakat gösterip göstermedikleridir. Bu vatandaşlar Türkiye’nin mevcut sınırları içinde Türk bayrağı altında yaşamayı kabul etmekte midirler? Yoksa ayrı bir devlet kurmak niyetinde midirler? Geleceklerini Türkiye içinde mi yoksa dışında mı görmektedirler? Temel problem budur.
Eğer Kürt vatandaşların talebi “Türkiye içinde kalmak” eksenli olursa, sorunun çözülmesi kolaylaşır. Çünkü o zaman mesele “Türkiye’nin demokratikleşmesi ve özgürleşmesi” hedefiyle birleşir. Zaten Kürt vatandaşların yaşadıkları baskılar ve uğradıkları mağduriyetler — dillerinin yasaklanması, kimlik ve kültürlerinin yok edilmek istenmesi — aslında ülkemizdeki demokrasi ve özgürlük eksiğinin sonucudur. Bu temel sorun sadece Kürt vatandaşları değil, daha pek çok toplumsal kesimi mağdur etmiştir ve halen de etmektedir. Örneğin başörtülü vatandaşlar eğitim hakkından yoksun bırakılmakta, resmi kurumlardan dışlanmaktadırlar. “Başörtü yasağı” ile “Kürtçe yasağı”nı üreten zihniyet aslında aynıdır; “Halk için halka rağmen” diyen “kafa”dır.
Türkiye bu “kafa”nın egemenliğini aşar da, hakimiyetin dar bir zümreye değil tüm millete ait olduğu tam demokratik bir ülke haline gelirse, Kürt vatandaşları mağdur etmiş olan şartlar da ortadan kalkar. Sorun, bu şekilde çözülebilir.
Ancak ne yazık ki mesele bu kadar basit değildir, çünkü “Kürt sorunu” dediğimizde işin içine sadece meşru özgürlük ve demokrasi talepleri değil, aynı zamanda etnik milliyetçilik temeline dayalı bir “devlet talebi” de girmektedir. Hiç bir başörtü mağdurunun aklına “bağımsız başörtü cumhuriyeti” kurmak gelmez, ama bazı Kürt vatandaşların aklına “bağımsız Kürdistan” kurmak hedefi gelmiştir ve PKK’nın 80’lerin başlarında dile getirdiği hedef de budur. Bugün PKK lideri ve kadroları bu söylemden geri adım atmış olsalar da, o çevreden zaman zaman yayılan “Kürt halkının self-determinasyonu” gibi sözler, hedefin “demokratik Türkiye” değil, “bağımsız Kürdistan” olduğunu hissettirmektedir.
Bu hedefe inanan romantik Kürt milliyetçileri elbette her zaman var olacaktır. Ama acaba bunlar Kürt vatandaşların kayda değer bir bölümünü kendi saflarına çekebilirler mi? Yoksa bu vatandaşlarımız, “demokratik Türkiye” hedefiyle iktifa edip, geleceklerinin “Türkiye içinde” olduğuna ve olması gerektiğine karar verirler mi? Ve Türkiye’yi yönetenler bu konuda ne yapabilir? Kürtçe konuşan vatandaşları Kürt milliyetçiliğine “kaptırmamak” için hangi yolları izleyebilirler?
Tehditle ‘Mutlu’ Etmek?
22 Temmuz 2007 seçimleri, üstteki sorulara ışık tutan çok önemli bir tablo koydu Türkiye’nin önüne. Bu tabloya bakarak, Kürt sorununun nasıl çözülebileceğini ve nasıl çözülemeyeceğini görmek mümkün.
Önce olumsuzdan başlayalım. Bunun için de 22 Temmuz seçimlerinin biraz öncesine, ünlü 27 Nisan gecesine gitmek yerinde olur. Bilindigi gibi o gece Türk Silahlı Kuvvetleri’nin internet sitesinde sert bir “laiklik uyarısı” yayınlanmıştı. Kimilerinin “e-muhtıra” olarak da adlandırdığı bu metin, “Ne Mutlu Türküm diyene anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyetinin düşmanıdır ve öyle kalacaktır diye sonlanıyordu. Yani devletin en temel kurumlarından biri, kendi halkına, “ya dediğim şekilde mutlu olacak, ya da düşmanım sayılacaksınız” demiş oluyordu.
Bu muhtıraya açıkça destek veren tek siyasi parti Deniz Baykal’ın liderliğindeki CHP oldu. MHP ise, destek vermese de, muhtırada dile getirilen kimi görüşlere yakın duran bir profil çizdi. Öyle ki MHP’nin İstanbul’dan birinci sıra milletvekili olan (ve 22 Temmuz’da parlamentoya seçilen) Gündüz Aktan, seçim öncesi dönemde CHP ve MHP’nin “Cumhuriyet partileri”, AK Parti’nin ise “Cumhuriyet düşmanı” olduğunu ileri sürüyordu.
Sayın Aktan’ın sözünü ettiği bu “Cumhuriyet” her ne ise, 22 Temmuz’da Türkiye’nin Kürt vatandaşları arasında hiç bir itibar bulamadı. Seçimlerinin belki de en çarpıcı sonucu, Türkiye’nin güneydoğu illerinde oyların AK Parti ve Bağımsızlar arasında paylaşılması, öteki partilerin adeta silinmesiydi. Kürt milliyetçiliğinin sembol kenti haline gelen Diyarbakır’da AK Parti oyları yüzde 47’i aşarken CHP ve MHP’nin oy oranları yüzde 2’yi geçemedi. Kendini “Cumhuriyet’in bekçisi” sayan CHP, tüm güneydoğuda hezimete uğradı. Siirt, Batman, Van, Muş, Bingöl, Ağrı, Hakkari gibi illerin hepsinde CHP’nin oyları yüzde 4’ün altında kaldı.
Bu tablonun ortaya koyduğu sonuç, “CHP siyaseti”nin Türkiye’nin Kürt vatandaşlarının kalplerini kazanmak konusunda en ufak bir başarı gösteremediğidir. CHP’nin temsil ettiği “Cumhuriyet” anlayışı her ne ise — ki bunun “demokrasi”den ziyade “oligarşi” ile tarif edilmesi gerektiğini söylemek bir abartı olmaz — bu, Türkiye’nin Kürt vatandaşları için “çekici” değil “itici” bir unsurdur.
AK Parti’nin Sırrı
22 Temmuz seçimleri CHP’yi güneydoğudan silerken bir başka partiyi yükseltmiş, hatta bölgenin en güçlü siyasi akımını olarak tescil etmiştir. Bu, bölge genelinde yüzde 50’nin üzerinde oy alan, “Kürtçü siyaset”in temsilcisi sayılan “Bağımsız” adayları da gölgede bırakan AK Parti’dir.
Bunun anlamı ise AK Parti’nin Kürt kökenli vatandaşların kalbini kazanabildiğidir. Peki bu nasıl mümkün olmuştur?
22 Temmuz’u ve ondan sonraki bir kaç günü Diyarbakır ve çevresinde geçirerek bu sorunun cevabını aradım. Bulduklarım, Türkiye Günlüğü dersinin Bahar 2007 sayısında yayınlanan “Türk Milliyetçiliği’nin Kürtlükle İmtihanı” başlıklı yazıda vurguladığım “çözüm ilkeleri”ne uygun düşüyordu. Bu ilkeleri; Kürt kimliğine saygı, ortak tarihe saygı, dine saygı ve demokrasi ve özgürlüklere destek diye sıralamıştım. AK Parti’nin bu çizgideki söylem ve icraatlarının, bir de bölgeye götürülen önemli hizmetlerle birleşince, bölge halkı arasında büyük bir kabul gördüğünü söylemek mümkün.
Öncelikle “Kürt kimliğine saygı”yı ele alalım. Bunun, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren “bölünme” endişesi nedeniyle pek mümkün olmadığını, aksine devletin Kürt kimliğini inkar etme yoluna gittiğini biliyoruz. Bu politikanın iflası 90’lı yıllarda devletin en üst noktalarından ifade edilse ve “Kürt realitesi” tanınsa bile, devlette ve “devlet partileri”nde “Kürtlüğü bağrına basma” tavrı yine de pek gözlenemedi. Oysa AK Parti, baştan beridir bu konuda daha açık görüşlü davrandı ve bunu hissettirdi. Başbakan Erdoğan “Kürt sorunu” sözünü telaffuz eden ve devletin bu konuda hatalar yaptığı kabul eden ilk Başbakan oldu. (Bu yüzden de çok sert eleştirilere uğradı; oysaki o sözleriyle bölge halkına umut vermiş oluyordu.)
AK Parti’nin Kuzey Irak konusunda TSK, CHP ve MHP’ye kıyasla daha ılımlı olan söylemi de, Kürt vatandaşların sempatisini kazandı. Çünkü, her ne olursa olsun, Güneydoğu’daki Kürt vatandaşlar sınırın öteki yanındaki Kürtleri akrabaları olarak görüyor ve onlarla kalbi bir yakınlık kuruyorlar. AK Parti’nin Türkiye’nin PKK’ya karşı meşru mücadele hakkı ile Kuzey Irak’taki Kürt otoritesine tahammülsüzlüğü birbirinden ayıran siyaseti, bölge halkını olumlu etkiledi. Hürriyet yazarı Yalçın Doğan, 14 Temmuz tarihli köşesinde, Güneydoğu köylerinde "CHP olmiştir MHP, fark yoktir aralarında, onlara oy da yoktir burada… şövendir onlar" sözlerini çok sık duyduğunu, ama AK Parti’nin aynı bölgede çok güçlü olduğunu belirtiyordu. Belli ki bölge halkı AK Parti’yi “şoven” görmüyordu.
AK Parti hükümeti döneminde Türkiye’de demokrasi ve özgürlüklerin genişlemesi, Avrupa Birliği sürecinin de etkisiyle Kürtçe’nin üzerindeki kısıtlamaların kalkması, örneğin devlet televizyonunda haftada yarım saat bile olsa Kürtçe yayın yapılması gibi gelişmeler de, bölge halkının umutlarını yükseltti.
Meselenin bir diğer can alıcı noktası olan dini değerler boyutuna geçmeden önce, bir de AK Parti’nin bölgeye götürdüğü hizmetlere değinmek gerek. Diyarbakır ve köylerinde konuştuğum pek çok insan, son beş yılda yüzlerce köye su götürüldüğünü, yoksul ailelere eğitim yardımı yapıldığını, AK Parti teşkilatlarının mahalle mahalle çalışarak ihtiyaç sahiplerine el uzattığını anlattı. Ergani’nin köy kahvesinde oğlunun ameliyatını yeşil kartla yapan hammal Adem beyin veya kızına ücretsiz verilen ders kitaplarına sevinen emekli öğretmen Hacı beyin hikayelerini dinledim ve “Allah Erdoğan’dan razı olsun” dualarını işittim.
Burada AK Partili belediyelerin başarısını da belirtmek ve bunu özellikle DTP’li belediyelerin performansı ile kıyaslamak gerek. Zihin ve mesailerini daha çok ideolojik meselelere harcayan DTP'li belediye başkanları pek tatminkâr bir sınav verememiş durumdayken AK Partili belediyeler bölgede büyük takdir kazanmış. Bu hizmetler, ekonomik getirisi yanında, bir de bölge halkına “insan yerine konma” duygusu vermiş durumda.
Dindar Kürtler, Laik Kürtçüler
Gelelim meselenin kritik bir boyutu olan dini değerler meselesine. Malum, AK Parti, kurulduğu günden itibaren bazı çevrelerce “dinci” olmakla ve bu yüzden Cumhuriyet’e tehdit oluşturmakla itham ediliyor. Oysa Güneydoğu’ya bakınca AK Parti’nin tam da bu yüzden Cumhuriyet için büyük bir garanti olduğunu, daha doğrusu temsil ettiği muhafazakar değerler sayesinde Kürt vatandaşlarla bağ kurabildiğini görmek mümkün.
Bunun için de önce Kürt vatandaşların büyük bölümünün aslında son derece dindar bir kültüre sahip olduğunun altını çizmek gerek. Kürt aydın Altan Tan, 30 Temmuz 2007 tarihli Milliyet’te yayınlanan söyleşisinde, güneydoğudaki bu dindar “taban” ile ileri derecede laik “tavan” arasındaki farka şöyle işaret etmişti:
“Şimdi bugün bölgedeki siyasi yapıyı bir düdüklü tencere gibi düşünmek gerekiyor. Tencerenin kapağı Marksist ve Alevi çizgidedir. Bugün PKK'nın yönetici kadrosunun önemli bir kısmı Pazarcık, Elbistan ve Tunceli kökenlidir. Çoğu Stalinist bir anlayıştan geliyor. Tencerenin kendisi ise Sünni, Şafi ve Nakşibendi'dir. Dolayısıyla bugün tencereyle kapak arasında bir uyum sorunu vardır. Çünkü ateş tencerenin altındadır. Tencere yanıyor. Bütün köy boşaltmalar, bütün işkenceler, bütün ölümler bizim başımızdaydı. Yani tencere ateşin üzerinde, kapak da tencerenin üzerindeydi. Ama artık düdüklü tencere ötüyor. Ses çıkarıyor. Artık bu kapağı başımdan alın diyor. 22 bağımsız DTP'li içinde namaz kılan, Ramazan orucunu ful tutan bir tek kişi yok. Bunu hakaret anlamında söylemiyorum, bu bir tespittir. Çünkü bu insanların temsil ettikleri seçmenin yüzde 70'i oruç tutuyor, yüzde 65'i de beş vakit namaz kılıyor. Orhan Doğan'ın mitingine katılan kadınların yarısı çarşaflıydı. Aslında DTP'nin tabanı AKP gibi, kadroları CHP gibi. 'DTP'liler vekili oldukları kitleye benzemiyor.”
Peki acaba nasıl oldu da “Stalinist” bir anlayıştan gelen Kürtçüler, gayet dindar olan bir kitlenin desteğini bugüne dek alabildiler?
Bu soruyu AK Parti’nin 2001’den itibaren Diyarbakır il başkanlığını yürüten 22 Temmuz’da ise Diyarbakır’dan milletvekili seçilen Abdurrrahman Kurt’a sordum. Şu cevabı verdi:
“Eskiden DTP çizgisi bu bölgede çok oy alıyordu, çünkü Kürtlerin çoğu ‘Türk partileri bizi adam yerine koymaz, bir tek bunlar bizim hakkımızı savunuyor’ diye düşünüyordu. Onları ‘dinsiz’ görenler bile böyle düşünüyordu. Ama biz, bir ‘Türk partisi’nin bölgeye saygı, hürriyet ve hizmet götürebileceğini gösterdik.”
Böyle olunca da bölgedeki muhafazakar kitle, “Stalinist” çizgileri hala ağır basan “Kürtçü parti” yerine, Kürt kimliğine saygı gösteren muhafazakar “Türkiye partisi”ne itibar etti.
Bu durum karşısında “80 yıldır devletin aklı nerdeydi” diye sormak, AK Parti’yi Türkiye için hala “tehdit” sayan laik fundamentalistlere ise “izan” dilemek gerekiyor.
Ancak bir de elbette AK Parti’yi uyarmak icap ediyor: Bölgede kazandıkları büyük destek, aynı zamanda büyük bir sorumluluk. Eğer önümüzdeki beş yıl içinde, bölgeye daha da fazla hizmet götürererek, yaraları sararak, Türkiye’de demokrasi ve özgürlükleri daha da yerleştirerek, bir taraftan da terörün önünü keserek “Kürt sorununu” yönetirlerse, Türkiye’nin bu büyük problemine çare bulmaya çok yaklaşmış olurlar. Aksi halde elde edilen bu büyük fırsata yazık olur.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 13, 2007 12:02 PM




Ne yazik ki bazi illerde OHAL veya benzeri uygulamalarin yapilmasi yeniden gündeme geldi.
Devletin kendi eliyle kendi otoritesine zarar vermesi gerçekten yazik. Bu tür yaklasimlar PKK'nin ekmegine yag sürüyor.
Son paragraftaki uyariniz çok yerinde, %47 ile büyük bir halk destegini arkasina aldi AKP. Koalisyonlardan ve geçici hükümetlerden bezmis milletimizin eline böyle tarihi bir firsat bir daha belki 30 yil sonra geçer.
Bu bakimdan AKPlilerin eskisinden çok daha iyi çalismalari icab ediyor. Güney dogu'daki sevgi gösterileri SADECE iyi bir baslangiç. Ama bir tek sevgiyle olmuyor bu isler.
Gerisi gelmeli, yani bir yandan hukuk devleti, bir yandan da projeler. Kim ne yapacak? Ne zaman bitecek? Kaça mal olacak? Kim ne zaman ödeyecek?
Muhabbetle
Yazan: Mehmet Yilmaz Tarih: September 14, 2007 2:31 PM
Olmadi... olmadi Mustafa Bey.
Yarim bucuk gonulle demokrasi calismaz.
Nasilki bir kova suya bir damla dahi olsa siyah murekkep damlatinca o su seffaf rengini kaybeder, aynen o misal azcik olsada Türkcü kafa ile Kürt sorununa bakarsaniz varacaginiz nokta budur.
Sartli, kosullu analiz yapmaniza uzuldum dogrusu.
***
Osmanliyi olusturan pek cok milletin dagilmasi sirasinda ilkonceleri ayrilmaya karar veren Kürtler, Mustafa Kemalin Amasya Tamiminde sinyalini verdigi ve Erzurum Kongresi sirasindaki guvenceleri ve teyitleri neticesinde tavir degistiren Kürt delegeler Türklerle birlikte kurulacak yeni ulkeye Osmanlidaki benzeri bir birliktelik cercevesinde KENDI KIMLIKLERI ile katilmayi kabul ettiler. 1924 e kadar 5 sene suren bu omuz omuza kader birligi ve anlasmasi o gunku cesitli nedenler vede hesaplardan dolayi unutuluverdi. Bu "unutkanligi" protesto eden Kürtler, sembolik birligi saglar niyeti ile Seyh Said etrafinda toplanarak isyan ettiler ve onemli silahli barikat kurdular. Antep uzerinden Fransa himayesindeki Suriyeye gecerek barikati arkadan vurarak dagitan Ankara, isyan sonrasinda meseleye birde "seriatcilar" damgasinida vurarak topu tamamen taca cikartti... ve bu seriatci masali ile bugunlere geldik.
Bugun artik akkoyun-karakoyun farkedildi ve meselenin ne oldugu biliniyor. Bu, genis toplum kesimleri icin yeni ogrenilen mevzuu olsada, meseleyi bilen Kürtlerin bir kismi 80 senedir buna siyasi, sivil careler aramistir fakat Kürt kelimesinin telaffuzuna dahi tahammulun sifir oldugu ortamda birakin bu kimselerin cabalarini duymayi, o kimselerin bir kismi mechule gitti. Sozunu sivil insiyatiflerle duyuramayanlarin kimisi ise cesitli isyanlarla ayaklandiysada nafile. Bu ayaklanmalarin sonuncusu ise PKK dir.
Devlet guclerine, devlet yanlilarina, calisanlara ve sivil halka acimasiz bir sekilde teror taktikleriyle saldirarak teror estiren bu orgut; darbecilerin cahilligi, medyanin abartili bahsi, resmi-inkar politikalariyla yetistirilmis toplumun vurdumduymazligi vs gibi nedenlerle reklami yapila yapila buyudu. Buyudukce yore halkina eziyet eden darbeciler orgutun dahada genislemesine sebep oldu ve hatta uluslarasi ilgiyi cekecek buyukluge ulasti. Gerisi malum.
Bunlar tarihin bilinen gercekleri (facts).
***
Herseyden once, bugun nufusu 20 milyon civarinda olan ve Türk kardesleriyle birlikte omuz omuza bu memleket icin savasan bu insanlarimiza "Türkiye’nin anadili Kürtçe olan vatandaşları" diye etiket yapistirak cozum ararmis gibi yapmak dogrusu bana pek samimi gelmedi. Dili kürtce olan Kürtler demek zor olmasa gerek.
Hele “…bu ülkeye ve devlete sadakat gösterip göstermedikleridir”sozunuzu okuyunca bunu M Akyol’mu yaziyor diye bir kere daha makale basligina baktim. Siz arastirmaci bir gazetecisi ve aydinsiniz, Lutfen 1919 daki Erzurum Kongresinde alinan kararlarin tamamini yayimlayin. Orada Kürt delegelere ne sozler verilmis, nasil anlasma yapilmis ve sizin cumlenize donersek daha sonrasinda o anlasmalara kimlerin “…sadakat gösterip göstermedikleri”ni bir gorelim. Varmisiniz?
Okuyucularin su sorulari kendi kendilerine sormalarini dilerim;
Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleri Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulus asamasindaki en buyuk kilometre taslaridir… ve bu toplantilarin tam metni universiteler dahil hic bir egitim kurumunda ogretilmez, Devler Arsivleri ve Milli Kutuphanelerde isteyen arastirmacilara ve halka kolay kolay verilmez. NEDEN ACABA?
***
Yazinin devamindaki paragraflardada ayni motif vurgulandigi ve nirengi noktasi ayni oldugu icin tema hep ayni kalmis ve samimiyeti sorgulanir bir goruntu vermektedir.
Dogrusu bu makaleyi talihsiz buldum.
***
Cozummu ariyorsunuz?
Ornegin; Britanyadaki milli polis teskilati olan Scotlant Yard’a Gallerli bir genc basvurdugunda “I am Welsh” demekte hic bir sakinca gormuyor, korkmuyor ve kendini asagilik hissetmiyor ya… bu noktaya gelmemiz icin ne gerekiyor?
Cozum o dur.
Yazan: Haydar Tarih: September 15, 2007 11:39 PM
Gelişmeler elbette ki olumlu... Seçim öncesinde de, seçim sonrasında da bu görüşüm değişmedi. Ancak verilen oyların, verilen desteğin altında ezilmek gibi bir durumla karşılaşmasından korkarım AKP'nin.
Nitekim bu endişem hemen somutlaşmakta gecikmedi. Anayasa yenileme çabalarının başında bulunan sayın Fırat çıkıp anayasada kılık kıyafetle ilgili düzenleme olmayacağına, olamayacağına dair açıklama yapmış olmasına rağmen, CNN tarafından açıklanan ve sayın Özbudun tarafından savunulan metinde kılık kıyafetle ilgili düzenleme yapıldığı görüldü.
Bu çelişki nedir? Bu bir kandırmaca mıdır, gerçeği gizleme telaşı mıdır, bunların hiç birini yakıştırmak yerinde görünmüyor ama başka bir açıklaması da yok.
Anayasa kılık kıyafete yer verecekse yeme içmeye, gezip eğlenmeye, yatıp uyumaya da yer versin bari! Böyle bir şey olabilir mi? Üniversitelerde başörtüsüne kılık kıyafet olduğu için yasak getirilmiyor, dini sembol olduğu için yasak getiriliyor. Sarıkla, cübbeyle, Yahudi kippasıyla, sırtına koca bir haç çizili tişörtle girmek isterlerse ne yapacaksınız? Kimsenin öğretim ortamını böyle dinamitlemeye hakkı yoktur. Yarın üniversiteler ideolojik savaş meydanına dönerse bunun hesabını kim verecek? Dini semboller girdikleri yerde tartışma ve gerilim yaratırlar. Çünkü kutsallar tartışmaya konu edilebilir değildir ve bilimsel verilerle açık biçimde tartışılabilir özelliğe sahip değillerdir. Bu konularda sonu olan ve bir sonuca bağlanan bir tartışma yapamazsınız. Bunun masum kızcağızların duygularını rencide veya onore etmekle hiç bir ilgisi yoktur.
Aynı yaklaşım etnitite konusunda da gösterildi. Açıklanan metin adeta Türk sıfatından utanıyor, onu telaffuz etmemek için çaba sarfeder görünümde. Bu kelimeyi hazmedememek bir hastalık haline geldi. Artık anayasadan da Türk sözünü çıkaracağız! Bu kompleks utanç vericidir. Bu ülkede Kürtlerden başka da Türk sıfatını kullanmaktan gocunan kimse yok! Bu ilkelliğe, kabile zihniyetine taviz vermektir. Oldu olacak "töre" yi de kanun maddeleri arasına yerleştirin bari!
Daha önce de söylemiştim: Bu ülkeye Bizans'ı yenerek hakim olan ve devlet kuran ordular "Türk" olduğu için, onlara izafeten Türkiye deniliyor. Bu işi Kürtler yapmış olsa Kürdiye denirdi. Hiç bir sakıncası da olmazdı. Ama Türklere nasip olmuş, Türkiye denilmiş, Türkiye halkına da ülkenin adına izafeten Türk halkı denilmiş. Bu halka mensup olduğumuz için de Türküz diyoruz. Bu kadar basit! Kimsenin soyunun Türklere dayandığı iddia edilmiyor. Kaşın gözün hiç Türke benzemiyor, sen nesin denilmiyor! Bir kaç şaşkın provakatör soyum sopum nutukları attı diye niye dolduruşa geliyoruz hemen? Bu işin aslı budur. Kimseden soy şeceresi isteniyor, farklı kimlik düzenleniyor değil! Nitekim Osmanlı devletine de kurucusuna izafeten Osmanlı devleti deniyordu. Bu sorun olmuyordu da, kimse çıkıp "benim Osmanlı hanedanı ile ne akrabalığım var?" demiyordu da, Tükiye ve Türk niye sorun oluyor? Nasıl Osmanlı dendiği için tüm tebaanın Osmanlı hanedanından gelmediği bir gerçekse, Türkiye halkı olduğu için, buna izafeten Türk denilen halkın da etnik kökeninin, soyunun Türk olduğu iddia edilmiyor. "Selçuklu"dan "Osmanlı"dan gocunulmazken "Türk"ten gocunmanın anlamı nedir?
AKP İslamcı söylemin yanına hemen anti Türkçü bir Kürtçü söylemi de niye çekiyor? Çünkü dinsel bir bileşim yaratmayı amaçlıyor. Ulusalcılığı dışlayan, din faktörünü ikame eden bir anlayış geliştirme çabasında. Bu yaklaşım, tartışmaları ve ayrımcılıkları besleyecek bir gerilim yaratmaktan başka bir işe yaramaz.
AKP aldığı oyların altında hemen ezilmeye başlamıştır. Anayasa çalışmaları kılıfı altında kimsenin bu ülkenin dirlik düzenine dinamit yerleştirme hakkı yoktur. Din ve etnitite üzerinden oy sağlamayı herkes akıl edebilirdi, AKP nin zekası parlak olduğu için bunu akıl edebilmiş değil.
Akıllı olup aldıkları oyun altında ezilmezlerse, gidişat olumlu olmaya devam edebilir. Cumhuriyet kurulalı beri bir türlü tam olarak sağlanamayan halk devlet kaynaşması bu fırsatla sağlanabilir. Bu fırsatı DP yakalamış ve sorumsuz muhalefetin de kışkırtmasıyla sorumsuzca tepmişti. Ardından gerçekleşen haksız idamlar sorunun üzerine tuz biber ekti. Aynı sorumsuzluğu AKP göstermemeli, fırsatı kaynaşma, bütünleşme yararına değerlendirmelidir.
Başörtüsü sorunu ve Kürt sorunu diye sorunlar yoktur. Bu konular üzerinden gerilim yaratma ve toplumu bölme, tartışma yaratma çabaları vardır. AKP nin bu gerilimleri yumuşatma ve giderme şansı elindedir, iyi kullanırsa ülke kazanç sağlar. Aldığı oyların altında ezilirse hepimiz zararlı çıkarız...
Yazan: demirkan efegil Tarih: September 16, 2007 10:33 AM
Erzurum Kongresi Kararları (icinde tek kelime Turk sozu geciyorsa lutfen isaret ediniz) Osmanli Vatani ve Cemaati vurgusu ile hareket esas alinmistir. Turk sozu gecseydi orada hazir bulunan neredeyse tamami Kurt 56 delegenin durumu neye vardiracagina kendiniz karar verin.
Tayyip Erdogan dahil her liderin cikip halka hitabetmesi niteliginde olan -Nutuk- kitabi heryerde milyonlarca nusha ile satiliyor ama memleketin kurulmasinin kararinin alindigi bu belgeyi yakin zamana kadar kolay kolay bulamazdiniz. NEDEN?
***
Asıl Metindir
------------------------------------
Erzurum Kongresi Beyannamesi:
Şarkî-Anadolu Vilayâtı’nın Erzurum Kongresi Beyannamesi’dir. 7 Ağustos 1335 (1919)Erzurum
Bismillah
Mütareke’nin (30 Ekim 1918’de Mondros Limanı’nda) akdini müte’akib gittikçe artan ahd-şikenâne mu’amelat; ve İzmir, Antalya, Adana ve Havalisi gibi aksâmi mühimmei Memalikimiz’in fiilen işgali; ve Aydın Vilayeti’nde ikaa edilen tahammülsüz Yunan fecâyi’i; ve Ermenilerin Kafkasya dahilinde hududlarımıza kadar dayanan (Nahçıvan-Iğdır-Kağızman-Sarıkamış-Kars-Göle’deki) katli’am ve imhâyı İslam siyasetiyle, istila hazırlıkları; ve Karadeniz sahilinde Pontus Hayali’ni tahakkuk ettirmek gayesiyle hazırlıklar yapılması; ve sırf bu maksatla Rusya (Karadeniz) Sahilleri’nden akın akın Muhacir namı altında gelen (Rus teb’ası) Rumların ve bu meyanda da müsellâh (Rum) Eşkıya Çeteleri’nin sevk ü celb edilmesi gibi hadisat karşusunda, Mukaddes Vatan’ın inkısam ve inhilal tehlükesini gören Milletimiz hiçbir iradei milliyeye istinad etmeyen Hükümeti Merkeziyyemiz’in bu âlam ü fecâyi’a çâresâz olamayacağına, emsali meş’umesiyle kaani; ve birçok mü’essirat tahtında, ihtimal ki daha elîm ve gayrikaabili hazm ü kabûl mukarrerata da serfürû edeceğinden, endışenâk bulunuyor.
Binâen’aleyh, kendini en yakın ve hûnin tehlikeler karşusunda gören Şarki Anadolu Vilayâtının Mukaddesatını bizzat muhafaza gaayesiyle, her taraftan Vicdanı Millîden doğmuş Cem’iyyetler’in iştirâkıyle, ahîren mün’akid olan Erzurum Kongresi, 7 Ağustos 335 (1919) tarîhinde mesâ’îsine hitam vererek bi-Lûtfihi-Taala bervechi âtî mukarreratı ittihaz etti:
1- Tırabuzon Vilâyeti (Rize, Tırabuzon, Gümüşhane, Giresun, Ordu) ve Canik (Samsun) Sancağı’yla, Vilâyâtı Şarkiyye nâmını taşıyan: (Bayazıd/Ağrı ili Erzurum, kuzey Bingöl, Kiğı, Yusufeli ve Bayburd’u içine alan) Erzurum, (Amasya, Tokat, Şarkîkarahisar/Şebinkarahisar, Sivas/Merkez Sancaklarıyla) Sivas, (Siverek, Diyarbekir, Mardin ve Palu kesimini içine alan) Diyarbekir, (Adıyaman, Malatya, Dersim/Tunceli, Harput/Elaziz’i içine alan) Mâmûretilazîz, (Hakâri ve Van illerini içine alan) Van, (Si’ird, Bitlis/Merkez, Muş ve Güney Bingöl/Genç bölgelerinden kurulu) Bitlis Vilâyâtı ve bu saha dahilindeki (Erzincan ve Samsun gibi) Elviyei Müstakılle, hiçbir sebeb ve bahâne ile, yekdiğerinden ve Cami’ai Osmâniyye’den ayrılmak imkanı tasavvur edilmeyen, bir külldür.
Sa’adet ve felâkette iştirâki tammı kabul ve mukadderâtı hakkında ayni maksadı, hedef ittihaz eyler. Bu sâhada yaşayan bilcümle ‘Anasıri İslamiyye, yekdiğerine karşı bir hissi fedâkârî ile meşhûn ve vaz’iyyeti ‘ırkıyye ve ictimâ’iyyelerine riayetkâr, özkardaştırlar.
2- ‘Osmanlı Vatanı’nın Tamâmiyyeti ve İstiklâli Millimiz’in Te’mini ve Maakamı Saltanat ü Hilafet’in Masûniyyeti içün, Kuvâyî Milliyye’yi ‘amil ve İrâdei Miliyye’yi hakim kılmak esastır.
3- Her türlü işgaal ve müdâhale, Rumluk ve Ermenilik teşkili gaayesine ma'’tûf telâkkî edileceğinden, müttehiden müdâfa’a ve mukaavemet esası, kabûl edilmiştir. Hâkimiyyeti siyâsiyye ve muvâzenei ictimâiyyeyi muhill olacak sûrette, ‘Anâsırı Hırıstiyâniyye’ye yeni bir takım imtiyâzat i’tası kabûl edilmeyecektir.
4- Hükûmeti Merkeziyye’nin bir tazyîki Düvelin karşısında, buraların terk ve ihmâli ıztırârında kalması ihtimaline göre, Makaamı Hilâfet ve Saltanat’a merbûtiyyetini ve mevcudiyyet ve Hukuukı milliyeye kâfil tedâbîr ve mukarrerât, ittihaz olunmuştur.
5- Vatanımız’da öteden beri birlikte yaşadığımız Anâsıri Gayrimüslime’nin Kavânîni Devleti Osmâniyye ile mü’eyyed hukuukı müktesebelerine, tamâmiyle ri’âyetkârız. Mâl ü cân ve ırzlarının masûniyyeti, zaten mukteziyyâtı diniyye, ‘an’anâtı milliyye ve esâsâti kaanûniyyemizden olmağla, bu esâs, Kongremiz’in kanâ’ati umûmiyyesiyle de te’yid olunmuştu.
6- Düveli İ’tilâfiyye’ce, Mütâreke’nin imza olunduğu 30 Teşrinievvel 334 (Ekim 1918) tarihindeki hudûdumuz daahilinde kalan; ve her mıntıkasında olduğu gibi, Şarkî-Anadolu Vilâyetleri’nde de, ekseriyyeti kaahireyi İslâmlar teşkîl eden; ve harsî, iktisâdî tefavvuku Müslümanlar’a ‘aid bulunan; ve yekdiğerinden gayrikaabili infikâk özkardaş olan din ve ırkdaşlarımızla meskûn Memâlikimiz’in, mukaasemesi nazariyyessinden bilkülliyeye sarfinazarla; mevcûdiyyetimize, hukuuki târihiyye, ‘ırkıyye, dinniyemize ri’âyet edilmesine; ve bunlara mugaayir teşebbüslerin, tervic olunmamasına; ve bu sûretle, tamâmiyle hakk ve ‘adle müstenid bir karâra, intizâr olunur.
7-Milletimiz insânî, ‘asrî gaayeleri tebcîl; ve fennî, sınâî, iktisadî hâl ve ihtiyâcımızı takdir eder. Binâen’aleyh, Devlet ve Milletimiz’in, dahilî ve haricî istiklâli; ve Vatanımız’ın Tamâmisi Mahfuz kalmak şartiyle, Altıncı Mâdde’de musarrah hudud dahilinde; milliyet esâslarına ri’ayetkâr ve Memleketimiz’e karşı istilâ emeli beslemiyen herhangi bir Devlet’in: Fennî, sınâ’i, iktisâdî mu’avenetini memnuniyyetle karşılarız. Ve bu şerâit ‘adile ve insaniyyeyi muhtevî bir Sulh’unda, ‘acilen takarruru, selâmeti beşer ve sükûni alem nâmına, ahassi âmâli milliyemizdir.
8- Milletler’in kendi mukadderâtını, bizzât ta’yin ettiği bu târihî devirde, Hükümeti Merkeziyyemiz’in de irâdei milliyeye tâbi’ olması zarûrîdir. Çünki, irâdei milliyyeye gayrimüstenid herhangi bir Hey’eti Hükümetin, (Millet Meclisinden kuvvetini almayan)’ indî ve şahsî mukarrerâtı, Millet’çe mutâ olmadıktan başka, haricen de mu’teber olmadığı ve olmıyacağı, şimdiye kadar mesbûk ef’al ve netayic ile, sâbit olmuştur.
Binâen’aleyh, Millet’in içinde bulunduğu halî zucret ve endişeden kurtulmak çârelerine bizzat tevessülüne hâcet kalmadan, Hükümeti Merkeziyyemizin Meclisi Milli’yi heman ve bilâifatei an toplanması; ve bu suretle, Mukadderâtı Millet ve memleket hakkında ittihaz eyliyeceği bilcümle mukarrerâtı, Meclisi Milli’nin murâkabesine ‘arzetmesi mecbûrîdir.
9- Vatanımızın mâ’ruz kaldığı âlâm ve hâdisât ile, ve tamâmen ‘ayni maksadla Vicdâni Milliden doğan (“Tırabuzon Muhâfazai Hukuukı Milliyye Cem’iyyeti”, “Viyâyâtı Şarkiyye Hukuukı Milliyye Cemiyyeti”, Diyarbekir Muhafazai Vatan” adlarındaki Cem’iyyetlerin İttihâd ve İttifâfından hâsıl olan kütlei ‘umûmiyye, bu kerre, Şarkî-Anadolu Müdâfaai Hukuuk Cem’iyyeti ünvaniyle tevsim olunmuştur.
İşbu Cem’iyyet, her türlü fırkacılık cereyanlarından külliyen ‘aridir. Bilcümle İslâm Vatandaşlar, Cem’iyyetin A’zayi Tabî’yyesindendir.
10- Kongre tarafından müntehab bir “Hey’eti Temsiliyye” kabûl, ve köyler’den bil’itibâr Vilâyât Merâkizi’ne kadar, mevcut Teşkîlati Milliyye, tevhîd ve te’yid olunmuştur.
7 Ağustos 335 (1919) Pencşenbe (İmza Kongre Hey’eti)
Yazan: Haydar Tarih: September 16, 2007 7:33 PM
Mustafa Kemal asagidaki karari meclise anlatmistir.
---------------------------------
TBMM VEKİLLER HEYETİ KARARI
Kürtlerin kendi geleceğini tayin hakkı ve yerel idare Kürdistan hakkında Büyük Millet Meclisi Vekiller Heyetinin Elcezire (Cizre, simdi Sirnak'ta bir ilce) Cephesi Kumandanlığına talimatıdır.
1. Adım adım bütün memlekette ve geniş ölçüde doğrudan doğruya halk tabakalarının ilgili ve etkili olduğu surette yerel idareler kurulması iç siyasetimizin gereklerindendir. Kürtlerin oturduğu bölgelerde ise hem iç siyasetimiz ve hem de dış siyasetimiz açısından adım adım yere) bir idare kurulmasını gerekli bulmaktayız. Milletlerin kendi geleceklerini bizzat idare etmeleri hakkı bütün dünyada kabul olunmuş bir prensiptir. Biz de bu prensibi kabul etmişizdir. Tahmin olunduğuna göre, Kürtlerin bu zamana kadar yerel idareye ait teşkilatlarını tamamlamış ve reisleri ve etkili kimseleri bu gaye namına bizim tarafımızdan kazanılmış olması ve reylerini açıkladıkları zaman kendi geleceklerine zaten sahip olduklarını, Türkiye Büyük Millet Meclisi idaresinde yaşamaya talip olduklarını ilan etmelidirler.
Kürdistan'daki bütün çalışmanın bu gayeye dayanan siyasete yöneltilmesi Elcezire Cephesi Kumandanlığı'na aittir.
2.Kürdistan'da Kürtlerin Fransızlar ve özellikle Irak hududunda İngilizlere karşı düşmanlığını, silahlı çarpışmayla, değiştirilemeyecek birdereceye vardırmak ve yabancılarla Kürtlerin anlaşmasına engel olmak, adım adım yerel idareler kurulması sebeplerini açıklamak ve böylece bize yürekten bağlanmalarını sağlamak, Kürt reislerinin mülkî veaskeri makamlarla görevlendirilerek, bize bağlanmalarını sağlamlaştırmak gibi, genel çizgiler kabul olunmuştur.
3.Kürdistan iç siyaseti Elcezire Cephesi Kumandanlığı tarafından birleştirilecek ve idare edilecektir. Cephe Kumandanlığı bu konuda Büyük Millet Meclisi Riyaseti ile haberleşir. Vilâyetler tarafından izle
necek hareket çizgisini düzenleyecek ve birleştireceğinden mülkî memurların yöneticilerinin bu hususta mercii de Cephe Kumandanlığıdır.
4.Elcezire Cephe Kumandanlığı, idarî ve adlî veya malî değişiklik ve reformlara lüzum gördükçe bunun uygulanmasını hükümete teklif eder. Elcezire Cephe Kumandanı Mirliva Nihad Paşa Hazretlerine.
Kişiye özeldir. Büyük Millet Meclisi Vekiller Heyeti tarafından zatı devletlerine özel olmak üzere Kürdistan hakkında düzenlenen talimat yukarda olduğu gibi tebliğ olunur.
Büyük Millet Meclisi Reisi
Mustafa Kemal
27 Haziran 1921*
(TBMM Gizli Celse Zabıtları, III, s.550 vd)
* TBMM'nin 22 Temmuz 1922 günü yapılan gizli oturumunda okunan hükümet kararının 27 Haziran 1921 günü Elcezire Cephesi Kumandanlığı'na gönderildiği tutanaklarda belirtiliyor. Bkz. TBMM Gizli Celse Zabıtları, III, c.550 ve 557.
Yazan: Haydar Tarih: September 16, 2007 7:49 PM
Mustafa bey, 57 yıldır aklınız nerdeydi? Kürt sorununa ak çözümmüş.
1950'den beri şeyhlerin, dervişlerin, aşiretlerin, ne idüğü belirsiz tarikatların güdümündeki partiler, iktidarlar yüzünden dogu ve güneydoğu'da yaşayan vatandaşlarımız tarikat şeyhlerine, aşiret ağalarına kul köle olmak zorunda bırakıldılar.
AK değil TEK çözüm var. O da ne idüğü belirsiz tarikatların ve aşiret düzeninin köküne kibrit suyu dökmektir. Çözüm; doğu ve güneydoğu'da yaşayan vatandaşlarımızı ne idüğü belirsiz kerameti kendinden menkul tarikat şeylerinin ve aşiret reislerinin boyunduruğundan kurtarmak ve onları özgürleştirmektir.
Ne zamanki, ne idüğü belirsiz tarikatların ve aşiret düzenin kökü kurutulur işte o zaman ortada ne kürt sorunu kalır nede türban sorunu.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 17, 2007 3:17 PM
KÜRT SİYASETÇİLERİNİN TARİHİ MİSYONU!..
PKK içerisinde yaşanan görüş ayrılıkları nedeniyle dağılma sürecini yaşayan örgüt, şiddet eylemlerini tırmandırarak gündemde kalmaya çalışırken, Kürt aydınları ve siyasetçilerinin “şiddet-terör” ve “demokrasi” arasında bir tercih yapmaları gerekiyor.
Evet, Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) Meclis'te olması demokratik normlar ve temsilde adalet açısından gerekli. Türkiye kamuoyu bu gerçeği kabul etti.
Ancak yadsınamayacak bir diğer gerçek, DTP'nin sırtını demokrasi dışı bir güce dayadığı, önüne sunulan tüm imkanlara rağmen kendini bu güçten soyutlayamadığı. Tabii ki DTP, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin sorunları ve genel anlamda Kürt meselesinin çözümü için bir aracı ve tercümandır. Partinin bu konularla İstanbul'un trafik sorunundan daha fazla ilgilenmesi anlaşılabilir bir durum. Ancak DTP, kendini PKK ya da PKK'ya sempati duyan kitlelerin temsilcisi ya da sözcüsü olarak gördüğü, bu tarz demeçlere yöneldiği anda, Türkiye'de başlayan açılımları zedeler, kendisine gösterilen iyi niyeti eritir ve genel anlamda sistemi tıkar.
Maalesef, parti yöneticilerinden bir bölümü, bunun farkında değil. Temsil ettikleri coğrafyaya zarar vermek pahasına güç aldıkları odaklara hizmet etmek peşindeler. Demokrasi ve Kürtler adına üzücü gelişmeler.
DTP, yeni anayasa çalışmalarına kendi çapında katılarak bazı talep ve koşullar öne sürdü. Resmi dilin Türkçe olmasını kabul ediyor. AB hedefi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin kalkınmasına yaptığı vurgu anlaşılabilir. "Anayasa Türk ve Kürt halkları diye başlasın" gibisinden uçuk önerileri dillendirmemesi önemli. Bence bu, partide ılımlı ve uzlaşmacı kanadın zaferidir.
Ancak DTP'nin Aysel Tuğluk'un "Kürt kimliği" diye adlandırdığı etnik temelli ayrımın anayasaya girmesini istemesi, hem yıkıcı hem de kabul edilmesi imkansız bir tekliftir.
Yeni anayasa çalışmalarındaki vatandaşlık tanımı, 1924 Anayasası'ndaki ifadelerin getirilmesi suretiyle etnisite ve kimlikler üzeri çağdaş bir tanımdır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan herkesin kabul edebileceği, alt kimliklerin özgürce yaşamasına imkan veren çağdaş bir tanımdır.
Oysa "Kürt kimliği" kavramının anayasaya girmesini istemek, Türkiye'nin eninde sonunda etnik temelde bölünmesi sonucunu getirecektir. Irak Anayasası, bu formülle geliştirilmiş, Sünni ve Şii Arapların fazla heyecan duymamasına rağmen "Arap, Kürt ve diğer etnik unsurlar" ibaresi anayasanın temel taşı olmuştur. Ancak Irak, zaten hem idari hem de etnik temelde bölünmüş, parçalanmasına ramak kalmış sakat bir ülke.
Iraklı Kürtler 1974'ten bu yana federal yapıya sahip, 1991'den bu yana ise otonom. Ülkedeki ortak yaşam ideali, Anfal kampanyası ve Saddam dönemi zulmüyle yıllar önce dinamitlendi. İkinci Irak savaşı sonrasında ise tamamen yok oldu.
Türkiye ise homojen olmamakla birlikte kaynaşmış ve farklılıkların bir arada yaşamaktan çekinmediği üniter bir yapı. 2030 yıl sonra Fransa gibi, İspanya gibi kaynaşabilecek bir yapı. Tüm sakatlıklarına rağmen, devlet doğru adımlar atmak niyetinde. Türkiye açısından devletin doğru adım atması, ayrımcılık yapmadan Güneydoğu'da halkı kucaklamaktır. Bu yeni anayasada etnisiteye dayalı olmayan Türk üst kimliği çerçevesinde daha da perçinlenecek, Diyarbakır'da doğan bir genç gururla "Ben Kürdüm ya da Kürt asıllıyım ve Türk milletinin bir ferdiyim" diyebilecektir.
Adım atma sırası DTP'ndedir. Partinin her şeyden önce Güneydoğu Anadolu’ya yönelik doğru adımları fütursuzca eleştirmek yerine alkışlaması lazımdır.
Bu partiden beklenen ikinci şey, PKK'nın sözcüsü gibi davranmamasıdır. Daha da ötesi, kamuoyunun hışmını üzerlerine çekmek istemiyorlarsa DTP'liler "PKK" lafını ağızlarına bile almamalıdır.
Kuşkusuz DTP içinde şahinler ve ılımlılar, PKK'nın atadığı "parti komiserleri" ve bağımsız Kürt siyasetçiler var. Bu ayrışmanın herkes farkında. Ancak PKK komiserleri öne çıktığı noktada, DTP siyasi şansını ve Türk demokrasisine katkıda bulunma fırsatını kaybedecektir.
Kürt kimliği için siyaset yapanların, terör örgütüyle aralarına net, ilkeli, inandırıcı bir çizgi çekmeleri gerekiyor. Terörün siyasi kolu gibi davrandıkları zaman ne içeride, ne de dışarıda hüsnü kabul görmeleri mümkün değil.
Türkiye AB yolunda ilerlerken, Kürt kimliği için siyaset yapanların, militan, radikal, etnik milliyetçi, silahlı geleneği bir tarafa atıp, uzlaşmacı ve bütün Türkiye’ye seslenen bir dünya görüşü geliştirmeleri gerekiyor. Modern uluslararası hukuk da artık evrensel bir hükme varmıştır; kişiler dinlerinden veya etnik kimliklerinden dolayı özel özgürlüklere sahip olamazlar, vatandaşlık statüsünden dolayı genel özgürlüğe sahip olurlar.
Demokratikleşme yolunda yol alan Türkiye fotoğrafının ortasına “terörü”, “şiddeti” kondurarak, bu süreci sekteye uğratmanın marjinal maliyetini, sadece Türkiye’nin değil, Kürt siyasal elitinin de hesaplaması gerekiyor.
DTP'nin gidişatı kontrolsüz gözüküyor. Hem kamuoyunu hem de Meclis'in işleyişini gerilim noktasına sürüklememek, bu partinin elinde. Tabii, niyetleri buysa...
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: September 18, 2007 4:56 PM
Burada yazan bazi yorumcular kisa bir sure oncesine kadar Kürt yoktur diyordu. Ne oldu tugla filanmi dustude "...Diyarbakır'da doğan bir genç gururla "Ben Kürdüm ya da Kürt asıllıyım... diyebilecektir" versiyonuna gectik.
Hani ispanya modeli tu-kaka idi. Katalan, Bask vs öcü idi.
Irak'in "sakat bir ülke" oldugu cok dogru. Etnik ve mezhepsel ayirim yapan Saddam devleti adamlari yuz-binlerle ifade edilecek kiyima ugratti. Nefret ve inkar o kadar ayyuka ciktiki binlerce senedir birada yasayan bu insanlar simdi ilk firsatta birbirinden mumkun oldugu kadar uzakta durmaya calisiyor. Yugoslavya da bir baska ornek.
Oysa her vatandasina, her bolgesine esit, saygili davranan Britanya asirlardir dunyanin super gucu.
Osmanlidada mevcut olan bu tavri tekrar oturtmaliyiz.
Yazan: Haydar Tarih: September 19, 2007 6:40 AM
KÜRTLERDEN DTP’NE TEPKİ!..
“DTP Milletvekilleri, Bölünme ve Terörünün Değil, Bütünleşme ve Demokrasinin Hizmetinde Olmalılar!..”
22 Temmuz genel seçimlerinde Parlamentoya girerek, bölge adına siyaset yapan veya yapmaya soyunanların çok dikkatli adım atmaları gerekiyor. Çünkü önümüzdeki dönemin bir çatışma veya uzlaşma kültürü içinde geçip geçmeyeceği, DTP milletvekillerinin duruşları ile belli olacak.
“Türkiye’nin birlik ve beraberliği için çaba göstermeye” yemin eden DTP milletvekilleri, son dönemde sık sık TV ekranlarına çıkarak sempatik görünmeye çalışıyorlar. Ama söylediklerini dikkatle dinlediğiniz zaman kafalar karışıyor. Hatta başta Kürt kökenli vatandaşlar olmak üzere Türkiye kamuoyundan, başta Ahmet Türk olmak üzere, DTP milletvekillerinin “yemin”lerine aykırı bir yaklaşım içerisinde yaptıkları açıklamalara tepki yağıyor.
Bu tepkilere neden olacak açıklamalardan hemen birkaç örnek vereyim;
Ahmet Türk: “Ancak kendi yurttaşlarını kucaklayacak politika ortaya çıktığı zaman biz etkin oluruz, rol oynarız. PKK’yı terörist olarak kınadıktan sonra benim ve diğerlerinin ne etkisi olabilir ki?”
DTP Batman Milletvekili Bengi Yıldız: “Bizden PKK'yi terörist ilan etmemizi istiyorlar. Biz kendimize küfretmeyiz, halkımıza hakaret edemeyiz.”
DTP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel: “PKK cenazesine biz şehit deriz, kimse Kürtlerin kardeşlerini terörist ilan etmesini beklemesin.”
Bu açıklamalara en sert tepki Malatya Kardeşlik Derneği’nin Başkanı Veysel Şahin’den geldi.
Dernek Başkanı Veysel Şahin, Sabahat Tuncel hakkında Malatya 3.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na suç duyurusunda bulundu. Başkan Şahin, basın mensuplarına yaptığı açıklamada (17 Eylül 2007); “Sabahat Tuncel PKK’lılara terörist demeyebilir, şehit de diyebilir. Bunun denilip denilmemesi konusundaki kararı yargı verecektir. Ancak Sabahat Hanım hiçbir Kürdün PKK’ya terörist demeyeceğini belirtiyor. Ancak ben ve dernek üyesi arkadaşlarım da Kürt. Ben ve arkadaşlarım açıkça diyorlar ki ‘PKK terör örgütüdür, PKK cenazeleri de teröristtir.”
Teröristlere kesinlikle şehit denemeyeceğini ifade eden Veysel Şahin, Müslüman bir kişinin ancak vatanı, şerefi ve namusu için savaşması halinde şehit olabileceğine dikkat çekti.
Evet, DTP, özelde bölge, genelde ülke sorunlarının demokratik yöntemlerle çözümünü destekliyorsa, terör örgütüyle göbek bağını kesmek zorundadır.
Türkiye yeni bir anayasa tartışması içine girmiş, birey hak ve özgürlüklerini genişletmek için adımlar atmaya hazır hale gelmişken, bu girişimi sıkıntıya sokacak en büyük tehdit terör ve teröre prim veren açıklamalardır.
Şiddetin lanetlenip siyasi arenadan atılmamasının bedelini sadece bölge halkı değil, tüm Türkiye ödeyecektir.
Türkiye’nin dört bir yanından yükselen sesler; teröre prim verilmemesi, şiddetin lanetlenmesi, binlerce yıldır süregelen kardeşliğin, dostluğun, hoşgörünün sürdürülmesi, birlikte yaşama iradesine sahip çıkılması, demokratik sürecin kesintiye uğramadan devamı için çaba gösterilmesi gereğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Elbette bu yola taş koyanlar, demokrasi sürecini engellemek isteyenler vardır ve olacaktır. Ancak halkımızın büyük bölümünün teröre karşı çıkarak, zenginleşerek, daha huzurlu bir ülkede birlikte yaşama iradesi çok açık bir şekilde ortadayken, bu gelişmenin karşısında durmak kolay olmayacaktır.
Bölge halkı adına siyaset yaptıklarını iddia edenler, bugün bir tercih yapma noktasındadırlar. Avrupa Birliği yolunda ilerleyen, üniter, demokratik bir Türkiye mi, yoksa terör batağına saplanmış, her gün kan ve gözyaşının eksik olmadığı bir Türkiye mi?
Ahmet Türk ve arkadaşları, PKK’nın her geçen gün tırmanan insanlık dışı terörü kınamaktan sakınarak ne tür bir etkinlik kazanacaklarını umuyorlar acaba? İnsan hayatına saldırmanın hiçbir bahanesi olamaz. Kürt kimliğini terörizm ve cinayetle özdeş hale getirenler, sadece yaşadıkları ülkeye değil kendi köklerine de ihanet ettiklerini bilmeliler.
DTP’liler, kendilerini seçen insanlara yararlı olmak istiyorlarsa, halka zulmeden ve bölgenin sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda geri kalmasının baş aktörü olan canileri kınamaktan korkmamalıdırlar. Uzun vadede önemli olan; DTP’lilerin, Türkiye’nin bütünlüğü içinde demokrasinin gelişmesiyle Kürt kimliğinin daha serbest ifadesini isteyen ve aynı zamanda ekonomik gelişme özlemini duyan büyük kitlelerin taleplerini karşılayacak iradeyi ortaya koyabilmeleridir.
Son cümle: Sertlik, çatışma, kutuplaşma, radikalizm herkes için çıkmaz sokaktır. Sağduyu ve itidal herkes için doğru yoldur.
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: September 19, 2007 2:32 PM
Valla ben sahis olarak bebek katili PKK ya terorist demekten hic cekinmem.
***
Siyaset yapanlar siyaseti kendi adina degil secmenleri adina konusurlar. Mesela Yaser Arafat'i El Fetih'in lideri olarak Hamascisida dahil hemen her Filistinli, Arap kahraman olarak goruyor. Gel gorki israilliler ona terorist diyor.
Israil meclisinde Arap milletvekilleride var. Simdi Israil basbakani cikip kursuden onlara hitaben "Yaser Arafata ve El Fetih'e terorist deyin" dese dunya o adamlara gulermi gulmezmi?
Mesele DTP lileri zorlamaya gelince farkli bir resimmi cikiyor ortaya?
Bunu gormemek demek ya populist manevra ile tribunlere oynamaktir yada pekde safmis dedirtir.
Yazan: Haydar Tarih: September 20, 2007 1:55 AM
Yazıda genel çerçeve olarak doğru teşhis var.Ancak tedavi anlamında eksikler hemen göze çarpıyor.Bölge halkı chp,mhp gibi partileri zaten yeterince değerlendirerek fikrini sandığa yansıttı.Akp ile ilgili tahlili çok detaylı yorumladığınızda bölge halkının Akp yi dtp ye tercih ettiği neticesini çıkarmak son derece yanlış olur.Söz konusu bölge halkından kasıt kürt vatandaşlar olduğunu ve istanbul da sadece iki milyon kadar nüfusları olduğunu unutmamalı,başka bir ifadeyle özetlersek,seçim barajı konmuş ve kürt vatandaşların baraj içi kalabilecek partiler arasında bir tercih yapma durumunda bırakıldığı,halk arasında, dtp yöneticilerine yapılan baskılar nedeniyle bir korku olduğu göz ardı edilmemeli.Yüz binlerce oy bu sebeplerle Akp ye kaymıştır.Zaten konan yüksek barajın amacıda budur.Akp ye düşen demokrat kimliği takmış bir hükümet olarak kürt vatandaşı devletle kaynaştırma projesini anayasal düzeyde planlaması ve bunu vatandaşa iyi anlatmasıdır.Yoksa daha önceki hükümetler gibi bölgeye krediler çıkararak,geziler yaparak bir yere varamazlar Ve bölge halkı roj tv den dünyayı ve ülkeyi yorumlamaya devam eder.
Yazan: ümit budak Tarih: September 21, 2007 12:07 PM
sayın Akyol,
elinize saglık,guzel bir yazı olmus.
Kurt Sorunu ifadesi hariç.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: September 21, 2007 2:39 PM
Sn. Akyol, yazınıza "guzel bir yazı olmus. Kurt Sorunu ifadesi hariç" diye bir yorum yapılabiliyorsa, niyetinizi ve tarzınızı bir daha düşünün derim ben. Kürt sorununun demokratik çözümü üzerine değil de sanki AKP'yi savunmak-yüceltmek için yazılmış bir yazı izlenimi de veriyor. Kürt sorununun çözüme kavuşması için DTP'yi dışlamamak gerekiyor.
Yazan: ahmet Tarih: September 22, 2007 4:51 PM
ahmet bey;
dtp kurtlerin temsilcisi durumunda bir parti degildir.dtp'ye oy veren secmen dtp'ye degil,bagımsız milletvekillerine oy vermistir.bazı yerlerde sablon kullanıldıgına dair iddialarda var.
ozellikle muhafazakar ailelerde aile buyugu ne derse o olur.hatta bizim ailede bile babam ne derse annem oraya oy kullanır.
simdi doguda 20-30 kisilik bir aileyi dusunun.kalabalık ailelerde 10 kisilik soz sahibi kisiyi kendi goruslerinize ikna ettiniz mi bu size 250-300 oy olarak geri doner.
buradan demokrasiden bahsetmek pek mumkun olmuyor tabiki.
ayrıca sayın akyol'un yazısını dikkatli okursanız.dtp'nin tavanı ile tabanının ne kadar celistigini gorebilirsiniz.
sonuc olarak dtp su an bu ulkede resmen boluculuk yapmakta ve kendini kurtlerin temsilcisi olarak gostermeye calısmaktadır.halbuki yok boyle bir sey.
leyla zana bile kan kaybını onlemek icin cıkıp bol keseden atıp tutuyor.kafası calısıyor kadının.diger dtp'liler gibi degil.
ancak ne olursa olsun,dtp ve onun uzantıları bu ulkeye zarar vermekte ve resmen boluculuk yapmaktalar.olay budur...
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: September 22, 2007 11:32 PM
DTP'yi bölücü olarak görmenin hiçbir tarafsız-bilimsel sebebi yoktur. Devletin, siyasal otoritenin ezberlettiklerini tekrar etmekten başka bir şey değildir. Kaldı ki bölücülüğü yapanlar kürtçeyi yasaklayanlardır, serbest olmasını isteyenler değil!
Hiç kimse kürtçeden, kürt kimliğinde ve Kurdistan'dan bahsetmezken, hatta bunları tabu görürken yalnızca DTP çizgisi kürt halkının bu demokratik taleplerini dillendirmişlerdi. Hala da kürt kimliğinin tanınması ve kürtçenin tam özgürlüğü kousunda DTP en ileri partidir. İkincisinin AKP olduğu görüldü. Seçimleri doğru okumak gerekir. Kurdistan'da (bu coğrafi terimden rahatsız oluyorsanız tartışmaya bile gerek yok) yalnızca devlete, rejime muhalif olarak görülen partiler oy aldılar. Devlet partileri olarak görülen MHP-CHP oralarda silindi. Kürt halkı AKP-DTP ikilisine şans tanıdı. Eğer AKP türk-islam (kemalist islam) ideolojisi çerçevesinde kürtlere haklarından vazgeçmelerini öğütlerse akibeti MHP'ninki gibi olur.
Kürt halkı AKP'ye DTP'ye muhalif olduğu için değil, DTP'ye yakın olduğu için oy verdi. 80 senedir ezilen kürt halkı AKP'nin AB çerçevesindeki demokratikleşme adımları ile az da olsa nefes aldı. Kürt halkı AKP'yi DTP'ye daha yakın görüyor. MHP'ye değil.
Son olarak DTP'nin tavanı ile tabanı arasındaki çelişkiye değinmek istiyorum. DTP'nin yöneticilerinin genel olarak seküler hayat tarzını benimsedikleri doğrudur, fakat DTP, CHP gibi elitist-laikçilik yapmamaktadır. Halkın inançlarına saygılıdır. Ayrıca AKP'nin tavanı da tabanıyla çelişmektedir. AKP'nin yöneticileri arasında holding sahibi, zenginler varken; tabanı arasında asgari ücretle geçinmeye çalışanlar vardır.
Yazan: ahmet Tarih: September 23, 2007 5:03 PM
bugune kadar kurt kimligi konusuna hic girmedim,gereksiz gordugum icin.ben kurt kimligini yok saymıyorum.acık acık soyluyorum bunu.ancak hep dillendirilen kurt sorunudur,dpt'dir vs.konulara hep tek taraflı bakılıyor.
80 yıldır doguda kan govdeyi gotururken,yurdumun baska tarafları gulluk gulistanlık mıydı?sağdır,soldur,dincidir,laikcidir kavgasının,turk,kurt kavgasından ne farkı var.
sizin icin soyle bir farkı olabilir.ben o bahsettiginiz kurdistan'a karsıyım.bu gune kadar bir tanesi cıkıpta kurt sorunu konusunda somut guclu bir delil gosteremezken,sayın Akyol'un kitabı da dahi olmak kosuluyla,siz daha ne kurt sorunundan yada kurdistan'dan bahsediyorsunuz?
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: September 23, 2007 10:21 PM
PKK KIMIN TASERONU?..
Bagimsiz bir devlet kurma utopyasiyla yola cikan PKK, 23 yillik silahli mucadelesinde hem buyuk darbe aldi, hem de lideri yakalanip cezaevine konuldu.
Yakalandigi gunden itibaren Turkiye'nin hizmetinde oldugunu soylemeye baslayan PKK lideri de cezaevinde surekli fikir uretmeye basladi. Kemalist oldu, laik oldu, anti-Amerikan oldu, Amerikanci oldu, cevreci oldu, filozof oldu, ekonomist oldu, demokrat oldu, hatta peygamber oldu. Ne yazik ki, binlerce kisilik militan kadrosu ve Turkiye’deki siyasi uzantilari da onunla birlikte bu fikir degisimlerinin icinde kayboldu.
Ancak bugun icin kesin olan bir nokta var ki; o da PKK’nin bagimsiz bir devlet kurma fikrinden vazgecmis oldugunu cesitli yayin organlari araciligiyla kamuoyuna deklere etmesidir.
Oyleyse, bagimsiz devlet idealinden vazgecen, uniter devletten yana oldugunu aciklayan bir orgutun dagda binlerce insan barindirmasinin mantigi yok diye dusunuyorum.
Durum boyle olunca, insanin dogal olarak aklina hemen su soru geliyor: "Bu orgut kime taseronluk yapiyor?"
Turkiye'nin istikrarini bozmak isteyenlere mi, Turkiye'yi kardes kavgasina suruklemek isteyenlere mi, Turkiye'yi bolmek isteyenlere mi, Turkiye’nin bolgede onemli bir guc olmasini istemeyenlere mi? Yoksa Turkiye'nin demokratiklesme ve Avrupa Birligi surecini engellemek isteyen kesimlere mi?
Turkiye’nin yakin gecmisine soyle bir bakilirsa, bu olaylarin ornekleriyle dolu oldugu gorulecektir. Bu topraklari vatan bilen ve binlerce yildir birlikte yasama iradesi gostermeyi basaran sagduyu sahibi butun vatandaslar ve ozellikle de PKK’yi terorist ilan etmekten korkan, 22 Temmuz secimlerinde buyuk bir bozguna ugramalarina ragmen halen bugun Kurtler adina siyaset yaptiklari iddiasiyla ortalikta dolasan Demokratik Toplum Partisi milletvekilleri, Turkiye’nin yakin tarihini iyi okumalilar; gecmiste yasananlardan ders cikarmali ve davranis bicimini ona gore cizmeliler. Demokratik kurum ve kurallari ayakta tutmak icin ortak bir noktada bulusulmali ve demokratik sisteme ve uniter devlete sahip cikilmalidir.
Boylece Turkiye’de yasayan Kurtlerin disinda, Turkiye dusmani herkese taseronluk yapan PKK paramiliter orgutunun, basta DTP olmak uzere, Turkiye’nin altini oydugu gercegi gorulmelidir artik.
Dile kolay, PKK nedeniyle 23 yilda 35 binin uzerinde vatandasimiz kor terore kurban gitti, sakat kaldi, milyonlarca dolar maddi zarar ortaya cikti.
Turkiye, ulkesinin ve halkinin esenligi icin her turlu onlemi alabilir ve almalidir da. Dagda tek bir silahli terorist kalmayana kadar mucadelenin kararlilikla surdurulmesi zorunludur. Cunku cagimizin gercegi; silahli mucadelenin kor terorun bir insanlik sucu oldugu yolundadir.
Sivil, savunmasiz ve masum insanlara yonelik bombali saldirilar duzenleyen bir orgut ve onlari kinama cesareti bile gosteremeyen sozde Kurt siyasetcilerin, demokrasi oyununda yeri yoktur ve olmayacaktir.
Bu, Turkiye’nin sorunlarina goz kapayacagi, gormezden gelecegi anlamina gelmemektedir. Adina ister Kurt sorunu deyin, ister Guneydogu sorunu, ister yoksulluk sorunu, ne derseniz deyin, hic kimse bu sorunlarini buyuk kentlerin gobeginde bombalar patlatarak, belediye otobuslerini yakarak, dagdaki cobani, isciyi, koyluyu kacirarak, cocuklarin servislerine bomba koyarak, okullari, ormanlari yakarak, camileri, santiyeleri kursunlayarak, ogretmenleri, muhendisleri oldurerek cozemez.
Bugun Turkiye’de yasayan herkes icin, siddeti hicbir on kosul olmadan lanetlemek ve siddeti kendilerine yol secenlerle hicbir iliski icinde olmamak temel ilke olmalidir. Ýnsanim diyebilen herkes, 23 yildir suregelen bu insanlik disi cinayetlerin bir grup gozu donmus caninin eylemi oldugunu, amacin Turkiye’yi kamplara bolmek oldugunu bilerek tepki vermeli ve PKK kor teroru korkusuzca, haykirircasina lanetlenmelidir.
Evet, oncelikle uzerinde anlasilmasi gereken temel ve vazgecilmesi mumkun olmayacak tek kural budur. Boyle bir mutabakata varmayi reddedenler, masum insanlarin kanina bulasmis, PKK cinayetlerine ortak olmus olacaktir.
Terore karsi herkesin ortak zeminde bulustugu, hukukun ustunlugunun kabul edildigi bir ortamda hicbir teroristin basari sansi olamaz. Bu boyle biline…
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: September 28, 2007 3:22 PM
Nail bey,
Size birsey sormak istiyorum. Hani pkk ya teror orgutu demiyorlar diyorsunuz ya. Ben sizin ve konuya sizin mantığınızla bakan insanların, devletin uyguladığı teröre terödür dediğini duymadım daha? "Vatandaş Türkçe konuş" bile bir terördür tek başına. Yargısız infazlar terördür. İşkence ve adam kaçırma terördür. Pislik yedirme kulak kesme terördür. Bugün bazı emekli askerlerin kitaplarında itiraf ettikleri taktiklerin hepsi terördür. Ak ve karayı bulanıklaştıran kontr gerilla taktiklerinin hepsi terördür. Bu insanlar sizin karşınıza çıkıp "TCnin terör devleti olduğunu önce kabul edin sonra diyalog kuralım" dediğini duydunuz mu? Başkasına reçete çıkarmadan, önce kendimize çeki düzen verelim. Siz kürtleri inkar eden bir gelenekten geliyor iken, hangi hakla çok büyük bölümü kürt, 35 bin canımızı yakan bir terörden bahsedebiliyorsunuz!!?? Sizin amacınız üzüm yemek değil bağcı dövmek. Karşınızdaki insanlar aynı soruları sorabilecek durumda oysa. Türkiye kimin taşeronu diye sorup, incirlik ten girip israil silah anlaşmalarından çıkabilir. Ama böyle bir tavır ve üslub diyalog yaratamaz.
Herşey karşıtını yaratır, bugün pkk diye birşey oluşmuş ise bunun zemini yaratan bizzat ona karşı çıkanlardır, ve bunun somut kanıtları da mevcuttur.
Yazan: oguz Tarih: September 28, 2007 6:47 PM
Devletimiz birçok şeyi ihmal ettiği gibi güneydoğuyu da malesef uzun zaman ihmal etmiş. Hal böyle oluncada oradaki kardeşlerimiz dış mihrakların kucağına itilmiş ve pkk gibi komünist bir örgütün kucağına bu insanları itmişiz. insanlar denize düşen yılana sarılır misali pkkyi desteklemek durumunda kalmış yazık.. bakalım bundan sonra ne olacak.
Yazan: hamza yusuf Tarih: September 29, 2007 12:01 AM
Sn. Nail Amudi, pkk'nin oluşum sürecini yok sayarak yine kan, terör, 35 bin, masum ve şehit sözcüklerinin kombinasyonlarından oluşan hamasi bir yazı yazmışsınız. Halbuki sizin itirazınız insani değil. İtirazınız genç insanların ölmemesi için değil. İtirazınız barış için değil. Anti-terör hassasiyetiniz dtp'nin siyasi istemlerini reddetmek için. Yani siz terörü, masum insanların ölmesini değil belli siyasi istemleri reddediyorsunuz. Artık bunu anlamanız gerek.
Örneğin DTP kürtçe eğitim hakkından bahsetse hemen terörizmin siyasallaşması kavramını kullanıyorsunuz. Terörün siyasallaşması gibi bir kavram olabilir mi?
Size DTP'nin her istediğini kabul edin demiyorum. Ancak DTP'nin siyasi isteklerini reddederken anti-terörizm yaparak "insanlığı" kullanmayın. Şehitleri, DTP'nin siyasi isteklerini reddetmek için kullanmayın. Zaten hayatını kaybeden 35 bin insanın çoğunu dağda savaşan militanlar oluşturuyor.
Yazan: ahmet Tarih: September 29, 2007 2:46 AM
Birkac Haber:
-Mayanmar Generali Askeri okullardan birinde Kulak Ameliyati nasil yapilir diye nutuk cekmis. Bir Allahin kulu askerin bu isle ne alakasi var diye sormamis. Boyali basin ise "bakin generalimiz doktorlara ders verdi" diye baslik atmis.
-Derin Dusunce grubu nefis bir yazi yayinlamis http://www.derindusunce.org/2007/10/01/ax-welate-min-%e2%80%93-ah-vatanim/ tavsiye ederim.
-Bugun dunyanin super gucu olan ABD nin Genel Kurmay Baskani degisti. HiC HABERiNiZ OLDUMU
Yazan: A. B. Tarih: October 1, 2007 11:31 PM
PKK’NIN “BEŞAĞAÇ KÖYÜ” CİNAYETİNE TEPKİLER!..
“Önce Van, Sonra Diyarbakır, Şimdi de Şırnak!..
PKK, Önce Öldürüyor, Sonra İnkar Ediyor!..”
Hafta sonu Diyarbakır’da Kürt meselesi tartışılırken, Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinin Beşağaç köyünden o korkunç, insanlık dışı katliam haberi geldi. Kana doymayan, kanla beslenen, kendisi dışlayan demokratik yaklaşımlara tahammül gösteremeyen PKK paramiliter örgütü, demokrasi sürecine katkı sağlayan Diyarbakır’daki konferansın Kürtler üzerinde yaratacağı olumlu havayı yok etmek amacıyla, köye su getirmek için yapılan inşaattan dönen işçilerle dolu bir minibüsü tarayarak, 12 masum insanı öldürdü.
PKK’nın Beşağaç köyü cinayetine yönelik Türkiye’nin dört bir yanından her kesimden sert tepkiler yükselirken, Kürtlerden ve uluslararası çevrelerden gelebilecek tepkilerden çekinen PKK yönetimi, geçmişte olduğu gibi, bu defa da “katliamı üstlenmeme” yönünde bir tavır sergiliyor. Ancak, geçmişi katliamlarla dolu PKK’nın, “öldür ve inkar et” propagandası, yerli ve yabancı kamuoyu tarafından inandırıcı bulunmadı.
PKK cinayetine Fransız ve Alman basını başta olmak üzere Avrupa basın-yayın organları geniş yer vererek, PKK terörünü kınadı. Fransa’nın önde gelen “Le Soir” gazetesinde Delphine Nerbollier imzasıyla yayınlanan “PKK, Sivilleri Öldürmeye Devam Ediyor” başlıklı yorumda (1 Ekim 2007), “1990’lı yıllarda PKK lideri Abdullah Öcalan’ın ‘çocuk katili’ imajı, dün Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Beşağaç köyünde 12 sivilin öldürülmesiyle yeniden gündeme geldi. Kürtler adına mücadele ettiğini söyleyen PKK’nın, son katliamında öldürülenlerin tamamını Kürtler oluşturuyor. PKK’nın radikalleşmesi veya DTP ile bir anlaşmazlık anlamına gelebilecek bu katliam, Türkiye ve dünyada büyük tepkiye neden oldu” denildi. Almanya’da yayınlanan “Neue Zürcher Zeitung”un haberinde (1 Ekim 2007), “Terör örgütü PKK, Türkiye’nin güneydoğusunda 12 kişiyi öldürdü. Bu, PKK’nın son dönemde yaptığı en kanlı eylem” denilirken, Rusya’nın önde gelen “Nezavisimaya Gazeta”de ise (1 Ekim 2007) şöyle denildi; “PKK, sivillere yönelik son yılların en vahşi eylemini düzenledi. Yolcu minibüsüne yönelik insanlık dışı eylemde 12 kişi öldü. PKK’nın vahşi eylemine büyük tepki var. Türkiye, PKK’lıların güvenli bir sığınak olarak kullandıkları Irak’taki kampların tavsiyesi için ABD başta olmak üzere uluslararası kamuoyuna bir kere daha çağrıda bulundu.”
Bu eylemin, Diyarbakır’da hafta sonu toplanan “Kürt konferansı”nda Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki sivil toplum örgütlerinin ve Kürt siyasetçilerin PKK’ya silah bırakması yönündeki çağrıları sonrası gerçekleşmesini, PKK’nın, yine geçmişte olduğu gibi, demokrasi ve barış sürecini sabote etmesi olarak görüyorum.
Diğer bir nokta, PKK’nın Beşağaç köyünde gerçekleştirdiği insanlık dışı eylemde ölenlerin çoğunluğunun Kürtler olması ve kurbanlar arasında yaşları 15-17 arasında değişen çocuk ve gençlerin bulunması, örgüte duyulan nefreti bir kat daha artırıyor.
Hatırlanacağı üzere, 9 Mart 2006 tarihinde PKK’lı teröristler tarafından Van’ın şehir merkezinde gerçekleştirilen bombalama eyleminde, patlama sırasında bölgede bulunan vatandaşların yanı sıra, yolcu taşımacılığı yapan bir minübüs ve belediye aracı ile çevredeki binalar zarar görmüş, saldırıda eylemi gerçekleştiren PKK’lı teröristin yanı sıra, 2 vatandaş ölmüş ve bazılarının durumu ağır olmak üzere 18 kişi yaralanmıştı. Yine, PKK tarafından 12 Eylül 2006 gecesi Diyarbakır’daki Koşuyolu Parkı’nda gerçekleştirilen bombalı eylemde 8’i çocuk, 10 sivil ölmüştü.
Patlamaların hemen ardından “Eylemlerle bir ilgimiz yok” diyen PKK yönetimi, bir gün sonra cinayetin bir PKK mensubu tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıkınca; “Saldırı Dengtav kod Devrim Solduk adlı militanımızın kendi inisiyatifiyle ve yanlışlıkla gerçekleşmiştir. Yanlış hedef seçilmiştir. Halkımızdan özür dileriz” açıklamasında bulunmuştu. Özürleri kabahatlerinden büyüktü…
Bu defa da farklı olmadı. PKK, hem acımasızca öldürdü, ama yine “ben yapmadım” diyerek, kendisinden beklenen yaklaşımı sergiledi. Oysa, PKK yönetiminin, köy korucuları başta olmak üzere, bölgede yaşayan ve son dönemde örgüte yardım etmeyerek, köye yiyecek için gelen örgüt mensuplarını kovan, hatta onları güvenlik güçlerine bildirecek kadar onlardan nefret eden köylüleri “ölüm”le tehdit ettiğini herkes biliyor.
Evet, PKK cinayeti tüm çıplaklığıyla ortada. Başta İHD ve DTP olmak üzere, çok sayıda sivil toplum örgütü de PKK cinayetini kınayan açıklamalar yaptı. Bugün Şırnak’ın Beşağaç köyünde yaşananlar, geçen yıl Diyarbakır ve Van’da yaşananların kopyası. Ancak farklı olan, artık PKK’nın yalanlarının dünya kamuoyunda kabul görmemesi...
Nitekim, Avrupa Konseyi adına PKK cinayetini sert bir dille kınayan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene van der Linden şöyle dedi: “Avrupa Konseyi, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde PKK tarafından kurulan vahşi tuzakta sivillerin ve köy korucularının öldürülmesini kınıyor. Bu terörist saldırı Türkiye’nin istikrar ve huzuruna yönelik bir saldırıdır. Avrupa Konseyi, terörle mücadelede Türkiye’nin yanındadır.” (Vatan, 2 Ekim 2007)
Hatırlanacağı üzere, Avrupa Parlamentosu geçen yıl yayınlanan Terör Raporu’nun 21.paragrafında; “PKK terörünü şiddetle kınıyoruz. Sivil halka yönelik şiddet eylemlerinin hiçbir mazeretini kabul etmiyoruz. Terörle mücadelesinde Türkiye ile tam bir dayanışma içinde bulunduğumuzu ilan ediyoruz” denilerek (Milliyet Gazetesi, 18 Eylül 2006) Türkiye’nin terörle mücadelesinin desteklendiği vurgulanırken, PKK’nın terörist kimliği de bir defa daha tescillenmişti.
PKK kör terörü kana doymuyor. Ülkenin her yerinde hiçbir ayırım yapmadan ölüm kusuyor. Karanlıklar içinden kurşun sıkıyor, kalleşçe döşediği mayınları, oraya buraya koyduğu bombaları patlatıyor, minibüsleri tarıyor. Masum ve günahsız insanları çoluk çocuk, yetişkin, ana, baba demeden öldürüyor.
Sözlerim açık ve net: Nereden gelirse gelsin, hangi amaç için olursa olsun masum insanları öldüren her türlü eylemi terörist bir eylem olarak nitelendiriyor ve cinayeti gerçekleştirenler ile ölüm talimatını verenlerin yargı önüne çıkarılmaları gerektiğine inanıyorum.
Sorunların şiddet yoluyla çözülemeyeceğine, bölgede kan akıtarak herhangi bir değişimin veya dengeleri dönüştürecek bir inisiyatifin elde etme şansının kalmadığına bir kere daha dikkat çekmek istiyor ve başta Kürtler olmak üzere Türkiye’de yaşayan ve demokrasiye inanan sağduyu sahibi herkese sesleniyorum;
PKK terörüne ve cinayetlere ahlaki olarak karşı durmadın mı özgürlüğe dokunamazsın. Şiddet ve cinayetler, şimdiye kadar zorluklarla büyütülen demokrasi ve kardeşlik filizlerini zedeliyor. Bölge halkı, yeniden şiddet ve gözyaşı istemiyor. Halk, silah ve şiddet yerine, sorunların demokratik ortamda, konuşularak çözülmesini istiyor. Şiddete sürükleyenlere karşı durabilecek, akıntıya kapılmayacak, akıllı hamlelerle ateşleri söndürecek önderlikler arıyor. Asıl sorun haklı olmak değil, sürüklenmemek, şiddeti aşma becerisi göstermektir. İster Türklük, ister Kürtlük duygusuyla olsun, Türkiye’de etnik çatışmayı körüklemek, Türkiye’ye büyük zarar verecektir. Bugün çatışmacı ideolojiler çağın gerisinde kalırken, rasyonel, uzlaşmacı, müzakereci, pratik, çoğulcu görüşler gelişiyor. Dünyada etnik milliyetçiliğin marjinalleştiği toplumlarda; büyük kitlelerin ve kitle kuruluşlarının, aynı zamanda aydınların büyük çoğunluğunun o toplumlarda eski “çatışmacı” kültürleri aştıkları ve bu şekilde doğası itibariyle çatışmacı olan etnik milliyetçiliğin toplumdan “tecrit” edildiği görülüyor. Aşırı uçların hiç kuşkusuz ki kendilerine göre meşru acıları var. Ancak, o acılarla, akıtılan kan ve gözyaşlarıyla güzel bir geleceğin kurulamayacağı, şiddetin her iki tarafı da tüketeceği, geçmişin tutsağı olarak bir yere varılamayacağı anlaşılmalıdır.
Gerek Kuzey Irak’ta, gerekse Türkiye’de siyasi sürece dahil olamayacağını hisseden PKK, eski kirli çatışma ve şiddet günlerinin koşullarını yeniden yaratmaya çalışıyor. Çünkü PKK yönetimi, Türkiye’nin demokratikleşmesinin kendisinin sonu olacağını çok iyi biliyor. Diyarbakırlılar başta olmak üzere Türkiye’de demokrasiye ve insan haklarına inanan sağduyu sahibi herkes; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak demokratik/çağdaş milliyetçiliğe ve yurtseverliğe destek verildiğini, etnik ayrımcılığı ve şiddeti temel alan tüm grupların karşısında olunduğunu yüksek sesle haykırmalıdır. Bu ses Diyarbakır’dan öylesine gür çıkmalı ki, çocukları öldürecek kadar küçülen ve çaresiz kalan PKK’nın, Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve sorunlara çözüm arayışının önünü tıkamasına izin vermemeli.
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: October 2, 2007 4:22 PM
1.DTP'nin PKK'nin Meclis'teki uzantisi oldugu tescil edilmistir.
2. Yeni teror olaylarnda son minibus katliamindaki gibi kolay hedeflerin secilecegi, muhtemelen sehir merkezlerinde bombalar patlatilacagi yonunde Sedat Laciner'in tahlili oldukca mantiki bir ongoru gibi geldi bana. Insha-Allah yaniliyordur.
3. Basbakan'in "bu terorun can cekistigini gosteririyor" mealindeki tahlili yerindedir. Stratejik olarak hicbir uzun vade gaye dogrultusnda birsey kazanduirmayan, propoganda degeri de olmayan bu katliam ancak yok olmama savasi verenlerin eylemi olabilir.
4. Bu yok olma halinde Ak-Parti'nin secim zaferi ve PKK'nin beyaz yakali unitesi DTP'nin oynayacak karti kalmadigi, artik Kurt Meselesi falan degil kendi varlik sebeplerni bulma mevzilern koruma savasi icerisinde olduklarinin gostergesidir. Bu bakimdan duzenin laikcilerine cok benzemektedirler. Sivil Anayasa'ya gosterdikler tepkideki sig, demokrasi, insan haklari diye bir dertlerinin olmadigini gosteren davranislari artik en iyi destekileri Avrupalilar icin dahi bu capulcularin maskesini indirmistir. Demokratiklesme, nrmallesme yonunde atilan her adima tepkilerine dikat edin ve laikci duznbazlarin tepkileri ile karsilastirin; degisik ynlerden gelip ayni yerde bulusuyorlar etki olarak.
4. Karanlik devlet, derin devlet, devlet icindeki ceteler, Ogun Samastgiller, ulkucu mafya, emekli subaylar, darbeperverler ve DTP-PKK birbirilerinin varlik sebebidir ve statukonun devami onlar icin ontolojidir. Hepsi beraber var veya yok olcaklardir.
5.DTP'nin en korktugu durum refah seviyesi yukselen, egitim sdeviyesi yukselmis, feodal duzenin disina cikabilmis, bireylerden olusan ve insan haklarini kazanmis bir Kurt toplumudur. Bu ortama dogru atilan her adim DTP'nin yuregine saplanan bir hancerdir.
6. Son gelismekle gostermistir ki DTP icersinde bir paradigma kaymasi icin gerekli irade de, kaabiliyet te mevcut degildir. Bu alaattin cakici'nin artik namuslu bir kariyere baslamasi kadar zordur; veya CHP'nin devlet yonetmesi. Butun hunerleri kaos, kargasa, v baskic rejim altinda tekiler ile varolma uzerine kuruludur. Adeta disarida nasil yasanacagini bilmeyen hapishane kabadayilar gibidi bu karamanlar. Gercekten demokratik, refah ortami ihtimali dahi onlari korkutur; cunki oyle bir uzen icin ne hazirliklar vardir, ne vizyonlari ne de niyetleri.
7. Evet Kurt Meselesine'de Musluman Meselesine'de AK-Cozum mumkundur. Bu ise kelleyi koltuga almis, her gurultuye papuc birakmayan, her delinin kuyuya attigi "mahalle baskisi", Malezyalastiramadiklarimizdanmisiniz" gibi taslari cikarmaya ugrasmayacak kadar basiretli, kervanini her halukarda yurutecek dirayetteki liderlerin isidir. Allah'tan liderlerimze gereken basiret, dirayet ve feraset ihsan etmesini diliyorum. Son "mahalle baskisi" ve "Malezya" tepkilerinden dindar ve demokrat medyanin ve bu kesime ait kanaat onderlerinin birkac laikci oyunbasinin yazdigi senaryoyu oynayarak bu hasletlerden yoksun oldugu gostermistir.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 2, 2007 8:51 PM
sorunun çözümü basit islam...müslüman kardeşlikötesi yok bu işin. bu toprakların insanlarının bundn başka dayanağı ve güç kaynağı yok. ABD ırakın üçe bölünmesini tasarlayarak uygulamak için karar alırken biz de bölündükçe bölünelim kavgasına devam ediyoruz. birlik güç iken milyonlar iken yüzbinlere ayrılmak kavgasındayız.
Yazan: ancazin Tarih: October 5, 2007 11:12 PM
ŞIRNAK’TAN YÜKSELEN SESE KULAK VERİN
“KAN VE GÖZYAŞI İSTEMİYORUZ!.. YAŞASIN HAYAT!
LANETLER PKK VAHŞETİNE!..”
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri, 23 yıldır acı çekiyor. Terör binlerce aileyi yüreğinden vurdu, sayısız ocağa ateş düştü. Kara bulutlar dağılır gibi olunca, kanla beslenen değirmen yeniden kan öğütmeye başladı. Paramiliter örgüt PKK, önce Beşağaç köyünde 12 masum insanı evlerine dönerken 400 kurşunla katletti, ardından İzmir’in Buca ilçesinde iki bomba patlatarak evlilik hazırlığı yapan bir genci öldürdü. Kanla beslenen değirmen, kan öğütmeye devam ediyor. Yürekleri ve beyinleri kendilerine ait olmayan paralı katillerin yeni kurbanları; pusuya düşürülen 13 asker…
Dinden imandan, insanlıktan, barıştan bahsederek, fitre zekat toplayan PKK, mübarek Ramazan ayında dahi kan dökmekten çekinmiyor.
Başta Kürtler, DTP olmak üzere, Türkiye’nin dört bir yanından PKK katliamlarına lanet yağıyor.
Şırnak’ta yaşayan bir kardeşimizin mektubunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Şırnak’tan yükselen bu gür sese herkes kulak vermeli;
“Bölgemizde artık kan, gözyaşı ve şiddet istemiyoruz. Kentimizin sokaklarında, caddelerinde kargaşa, kaos, kaygı, stres dolu gergin insanlar, adım başı dilenen insanlar görmek istemiyoruz.
Sokaklarda, parklarda güven içerisinde, mutluluk içerisinde gülen, oynayan çocuklar, analar ve babalar görmek istiyoruz.
Ölümün ve yoksulluğun kutsandığı, şerefli bir değer gibi gösterildiği düşüncelerden, ideolojilerden, inançlardan kurtulmak istiyoruz.
Diyarbakır’da yaşayan bizler; analar, babalar, çocuklar, gençler ölüm yerine yaşamı seçmek istiyoruz.
Yoksulluk yerine zenginleşmek istiyoruz. Onurlu ve insanca yaşayabilmek için, çocuklarımıza mutlu bir yaşam sunabilmek için zenginleşmek ve çocuklarımızın eğitim görmelerini engelleyecek her türlü şiddetten uzak kalmak istiyoruz.
Tembel tembel oturup, sürekli olarak ‘birileri gelip, bizi kurtarsın’ zihniyetini terk etmek istiyoruz artık.
Çalışarak, üreterek, etnik ve bölgesellikten uzak, ‘evrensel kalitede meslek sahibi olarak’ kendi kendimizi biz kurtarabiliriz ancak.
Tembelce oturmaya mazeretler aramak yerine, çalışmanın, üretmenin bütün yollarını zorlamalıyız.
Bölgemizin, halkımızın en büyük sorunu yoksulluk ve işsizliktir. Bizlerin etnik değil, sosyal ve ekonomik sorunlarımız var.
Gelin, bu yoksulluğu, bu sefaleti nasıl yok edebiliriz, bu cehalet karanlıklarını nasıl dağıtabiliriz, bunları tartışalım, bunlar için çaba harcayalım.
En yoğun töre cinayetleri, hala bizim bölgemizde ya da bölgemiz insanlarınca işlenmiyor mu?
Sadece kendisini bile geçindirecek bir geliri yokken 8-10 tane çocuk doğurup sokağa salma, yine en çok bizim bölgemizde görülmüyor mu?
Türkiye’de yeni bir dönem başladı. Şiddeti, terörü yeniden başlatmakla, yeniden silaha sarılmakla, insanların en temel hakkı olan yaşam hakkını yok etmekle; Avrupa Birliği ile bütünleşme yolunda atılan tüm adımları sekteye uğratmış, demokratikleşme ve toplumsal barış sürecinin önünü tıkamış olursunuz.
Gelin, Türkiye’de gelişen yeni demokratikleşme ve AB sürecine hep birlikte destek olalım. Demokratikleşme ve AB yanlısı güzel insanlarla, omuz omuza birlikte yürüyelim ve sosyo-ekonomik düzeyi yüksek bir ülke olma yolunda ilerleyelim. Ülkenin daha fazla demokratikleşmesi, sosyal ve ekonomik yönden kalkınması için çaba harcayan aydınlara, yatırımcılara, politikacılara destek verelim.
Avrupa Birliği bizim için bir rüyadır. AB sürecinin gelişmesi, hem zenginleşmeye, hem de demokratikleşme ve özgürlüklerin gelişimine büyük katkı sağlayacaktır. Bizlerin hem ekonomik, hem siyasal, hem de sosyal ve kültürel kalkınmaya ihtiyacımız çok büyük..
Geçtiğimiz aylarda Diyarbakır’da çok güzel bir kültür sanat festivali gerçekleştirildi. Kendi anadilimizde kültür sanat etkinliklerini izlemek çok mutluluk verici, heyecan verici. Ancak biz Ciwan Haco’yu, Şiwan Perwer’i dinlemeyi sevdiğimiz gibi Sezen Aksu’yu da, Leman Sam’ı da, Nilüfer’i de, Tarkan’ı da dinlemeyi çok seviyoruz. Barış ve huzur dolu bir ortamda Kürtçe ve Türkçe şarkılar eşliğinde dans etmek, halaylar çekmek çok güzel. Eğer bu mutluluğu, bu huzuru bizlere çok görürseniz, bizler de bir gün bunun hesabını sormasını biliriz.
Demokrasiye, insan haklarına, barışa ve kardeşliğe inanan sağduyu sahibi herkese sesleniyorum; Nereden gelirse gelsin, hangi amaç için olursa olsun şiddete hayır!..”
Yürekten desteklediğim bu sesi, sorunları, silahla, şiddet yoluyla, terörle çözebileceğini düşünenlere, DTP’li milletvekillerine, Kürt aydınlarına ve Kongra-Gel yöneticilerine ithaf ediyorum.
DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş’ın ekranlardan “13 evladımızı yitirdik” demesini önemsiyor, ancak yeterli görmüyorum. Zira, mübarek Ramazan ayında, bayram arefesinde 25 kişiyi öldürenleri, onlarca kişiyi sakat bırakanları, bölgede emperyalistlerin taşeronluğunu yapanları, korumak, kollamak, onları siyasileştirmek uğruna vahşi cinayetlerine ortak olmak ve terörü lanetlemek yerine, “teröriste terörist diyemeyiz” diyecek kadar korkmak… Kimse kusura bakmasın; bir elde zeytin dalı, diğer elde silah.. Hiç inandırıcı olmuyor.
“Caniler, katiller değildir bizden,
Nefret kusuyoruz işte bu yüzden,
Barışı, sevgiyi yüreğimizden,
Sildiren TERÖRE LANETLER olsun!..”
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: October 9, 2007 4:00 PM
nerdeyse bütün yorumları okudum ama şunu hala anlayamadım türk kardeşlerimiz devletin hemen hemen her konudaki siyasetine niye sınırsız destek verir. biri bana bunu açıklarsa iyi olur.
Yunanistandaki türklere baskı yapılınca ki yapılıyor ellerinde gelen her tepkiyi vermekteler
pkk karşı tepki verme noktasında ki tepki vermek çok doğal bir durum her eylemi yapmaktalar ama iş devlet kurumları eleştirmeye gelince süt dökmüş kediye dönüyorlar aslında ölen askerler umurlarında olsaydı bu işi bi şekilde bitirmişti işi bitirmek isteyenler(ya savaşarak ya da dialogla)ama önemsenen ölen insanlar değil uygulanan sistemli siyasetin başarısı uygulanan politika her çıkmaza girdiğinde ki bu politika ile bir devletin uzun süre güçlü olarak kalabilmesi mümkün değil.gayrı meşru yollar mübah kabul ediliyor ve olan oluyor ama işin en zor kısmı tepeden tırnağa önyargıyla donatılmış genelde batıda yaşayan bir kısım insana terörle mücadele adı altında yaşanan sıkıntıları anlatmak oluyor.dinlemiyorlar dinlemekle kalmayıp bi de üstüne üstlük sizi konuştuğunuza bin pişman ediyorlar.Yazarı şu noktada eleştiriyorum sanki yazıyı korka korka yazmış bu kadar korku bence yazar olmak için biraz fazla bence başka bi meslek baksın kendine....
Yazan: aslan Tarih: October 12, 2007 11:15 PM
bu ulkedeki insanların artık pkk nın Kürt sorunun çözülememesinden dolayı ortaya çıkan bir olgu oldugunu kabul etmesi gerektigini düşünüyorum.Kürt sorunu cumhuriyetle aynı yaştadır ve çözülmeyi bekleyen ama artık kangrenleşmiş olan Türkiyenin en büyük sorunudur.bu ülkede genellikle en büyük sorun işsizlik diye söylenir ama Kürt sorununun meydana getirdiği olgulardan biri işsizliktirde.Türkiyedeki en büyük işsizlik sorunu dogu ve güneydoguda yasanmaktadır.istanbulun en büyük sorunlarından biri olan kapkaç sorunuda Kürt sorununun bir parçasıdır.istanbulda mafyaların eline düşüp bu işi yapmak zorunda kalanların çogu Kürt insanıdır.
her zaman Kürt sorununun ne oldugu sorulur.Kürt sorununda bir karsılastırma yaparsak batı trakya Türkleri ne zorluklar yasıyorsa Kürtlerdebu ulkede aynı zorlukları yasıyorlar.Kürt dilinin önundeki engeller hala devam ediyor.yasalar çıkarıldı ama hala uygulanamıyor.acılan Kürtçe dil kurslarında kapıların boyları bıle sorun edıldı yangın merdıvenı olmadıgı ıcın ızın verılmedi.soylermısınız Allah askına yapılan kursların hangısı bu tur sebeplerle engenlenıyor bu ulkede.bu ulkeyı yoneten halka ragmen halk için mantıgındakı ınsanların artık beyınlerini degıstırmesı gerektıgını dusunuyorum.
her ne kadar karsıtıda olsam küresellesme diye bir olgu var artık bu olguda azınlıklara veya degısık kulturlere sahıp ınsanlara buyuk onem verılıyor.Türkiyede Amerıkanın SÖZ DINLEYEN muttefıkı oldugu ıcın bu kuresellesmeden etkılenmıyecegını dusunmuyorum ve bunları dusunerek hareket edılmesı gerektıgını düşünüyorum.
Yazan: berbang Tarih: October 12, 2007 11:28 PM