« Çankaya Köşkü de Artık Milletin Olacak | Ana Sayfa | Kürt Sorununa AK Çözüm mü? »
August 31, 2007
Türk İslamı Nasıl Modernleşti?
[31 Ağustos 2007 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Washington'daki "Türkiye uzmanları" arasında en çok Brookings Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Ömer Taşpınar'ın görüşlerine katılırım. Radikal'deki düzenli yazılarını daimi bir beğeniyle okuyorum. 20 Ağustos tarihli "Batı AKP'yi Anlamaya Çalışıyor " başlıklı makalesini ve içindeki "Türk İslamı modernleşiyor" görüşünü de isabetli buldum. Ancak bu modernleşmenin nasıl ortaya çıktığı konusunda öne sürdüğü argümanlardan birine bir "şerh" düşmeye gerek gördüm.
Bu, "Türkiye'de İslam'ı bu kadar ılımlı hale getiren Kemalizmin ta kendisi” argümanı. Dr. Taşpınar bu yargısını şöyle desteklemiş: “Neden mi? 28 Şubat sürecini hatırlayın ve Adalet ve Kalkınma Partisi neden böylesine dört elle Avrupa Birliği projesine sarıldı diye sorun."
Bu argümanı aslında Dr. Taşpınar gibi liberal demokratlardan çok, “askeri vesayet”e inanan anti-demokratlar kullanıyor. Örneğin Hürriyet’in “laik fundamentalist” yazarlarından Özdemir İnce, 21 Ağustos tarihli köşesinde , akademisyen Hakan Yavuz’un “Modernleşen Müslümanlar” adlı kitabını yererken, "Kemalizm… olmasaydı, Nurcular, Nakşiler, Milli Görüş ve AK Parti modernleşebilir miydi?” diye itiraz ediyor.
Meseleyi 28 Şubat gibi dar bir dönemle ele alınca bu argüman ikna edici olabilir. Ama madem “Milli Görüş”ten veya diğer İslamcı akımlardan söz ediyoruz, o zaman biraz daha geriye girip “iyi de bunlar nasıl ortaya çıkmıştı ki” diye sormak gerekiyor.
Tepki ideolojisi İslamcılık
Önce İslamcılık’ı inceleyen pek çok uzmanın paylaştığı genel bir tespiti belirteyim: İslam dininden siyasi bir ideoloji çıkaran bu akım, bir “tepki ideolojisi”dir. İlk önce Osmanlı’nın çöküş sürecine bir tepki olarak doğmuş, sonra çok daha sert formlarda Arap dünyasında ortaya çıkmıştır. Temel motivasyonu hep bir şeylere reaksiyondur: Batı sömürgeciliğine, Arap diktatörlere, İsrail işgaline veya ABD’nin Ortadoğu politikalarına.
Gelelim Türkiye’ye. Cumhuriyet’in başlangıcına, 1924 yılına baktığımızda, ortada modernleşme karşıtı bir İslamcılık olmadığını görürüz. Bir tarafta Mustafa Kemal’in Halk Fırkası, öteki tarafta Kazım Karabekir’in Terakkiperver Fırka’sı vardır. Bu ikincisi, sonradan üzerine yapıştırılan “mürteci” damgasına rağmen, aslında modernleşmecidir; sadece daha az devletçi ve dinle daha barışık bir “terakki” öngörmektedir. Ama yaşamasına izin verilmez; kurulduktan altı ay sonra kapatılır.
Ve 1925’ten 1950’ye dek İslami tarikatler yasaklanır, cemaatler baskı altına alınır. Yine de Türkiye’nin dindarları “rejim”le çatışmayı değil onu demokratikleştirmeyi hedefler. 1950’de ve sonraki on yıl boyunca Demokrat Parti’ye destek verirler. Ama, malum, “rejim” buna da tahammül edemez ve 27 Mayıs 1960’ta “darbe” indirir. “Müslüman demokratlar”a bir türlü hayat hakkı tanımayan bu despotizm, bir süre sonra “Müslüman radikaller”i üretecek, Erbakan hareketi 1960’larda bu zemin üzerinde yükselecektir. Yani “Türk İslamcılığı” da bir şeye tepki olarak çıkmıştır, ve bu, Kemalizm’in aşırı uygulamalarından başka bir şey değildir.
Fakirleştirilen İslam
Meselenin ikinci bir boyutu, Kemalizm’in “Osmanlı modernleşmesi” ile Cumhuriyet nesilleri arasındaki bağı koparmış olmasıdır. Söz konusu Osmanlı modernleşmesine öncülük eden Namık Kemal, Cevdet Paşa, İzmirli İsmail Hakkı, Mansurizade Mehmet Sait, Mehmed Akif ve hatta Ziya Gökalp gibi Müslüman entelektüeller, “İslam’a rağmen” değil, onunla uyumlu bir modernleşme vizyonu geliştirmişlerdi. Milli irade, anayasa, parlamento ve hatta bireysel özgürlükler gibi kavramları İslami dayanaklarla savunmuşlardı. Karşı çıktıkları olgu ise, modernleşme değil, yüzeysel ve şekilci “Batılılaşma” idi. Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi, “bir Fransız gibi giyinen, bir İngiliz gibi gezinen, bir İtalyan gibi şarkı söyleyenimiz var; fakat bir zırhlı yapacak mühendisimiz, bir fabrika kuracak adamımız yok” diye eleştiriyordu kendi devrinin “çağdaş yaşam” tutkunlarını.
Cumhuriyet’in Jakoben devrimciliği, tüm İslami eğitim ve kültür kurumlarını kapatarak söz konusu “Müslüman modernleşmesi” geleneğini kesti ve Türkiye’deki İslami düşünceyi de fakirleştirmiş oldu. Ortaya çıkan boşluk, bir zaman sonra dışarıdan ithal edilen radikal fikirlerle, Seyyid Kutub veya Ebul Ala Mevdudi gibi Arap veya Pakistanlı ideologların keskin görüşleriyle dolmaya başladı. (Osmanlı geleneğini her şeye rağmen koruyan “Nurcular”ın ve Fethullah Gülen hareketinin bu radikalizmden hep uzak durması, kayda değerdir.) Türkiye’nin temel fay hatlarından biri olan “kentli laik-taşralı dindar” çelişkisi de aynı Jakoben siyasetin ürünüydü. Büyük şehirler devlet eliyle sekülerize edilince, din sadece taşrada yaşama imkanı buldu ve “köylülük”le özdeş sanılmaya başlandı.
Tüm bunların anlamı, “rejim dindarları döve döve ılımlılaştırdı” diye düşünenlerin yanılmakta olduğudur. Aksine, bu yolla sadece bazı dindarlar radikalleştirilmiştir. Bu radikallikten geri adım atılmasında 28 Şubat gibi “musibet”lerin uyarıcı rolü olsa da, asıl faktörler Osmanlı geleneği ve 1950’de başlayan 80 sonrasında da hızlanan şehirleşme, dışa açılma, piyasa ekonomisine katılma gibi dinamiklerdir. Kuşkusuz Kemalizm’in Türkiye’ye getirdiği modernleşme (özellikle kadın hakları ve bilimsel eğitim alanında) Türkiye’deki her kesim gibi dindarları da olumlu yönde geliştirmiştir; ama bu dolaylı bir etkidir, İslam’a yönelik Kemalist politikaların sonucu değildir.
Zaten bu politikaların hedefi “modern İslam” yaratmak değil, İslam’ın hiç bir rol oynamadığı bir toplum kurmaktır. (Recep Peker’in ifadesiyle “dinin yeri ancak vicdanlar ve mabedlerdir.”) O yüzden bugün Kemalistler her türlü dini hareketi peşinen “irticai tehdit” sayıyorlar. Oysa hem bizde hem de Batı’da, bırakın “dinle birlikte modernleşme”yi, “din sayesinde modernleşme” örnekleri bile var. Ama onlar, bir başka yazının konusu…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 31, 2007 10:39 AM




Önümüzdeki hafta, Chicago üniversitesinden Prof. john Mearsheimmer ile Herward'dan meslektaşı, Stephen Walt'ın İsrail lobisi ve ABD dış politikası adlı bir kitabı yayına girecek. ABD nin mutlak İsrail yanlısı tutumunu ve bunun Batıya olan olumsuz maliyetini sorguluyormuş kitap. ADL de şimdiden karşı argümanlar içeren bir kitabı aynı tarihte yayına sürüyor. Atatürk'ün ölümünden sonra İnönü-Peker sürecinde oluşan Mandacı-vesayet süreci yaşanan. Ve bu Kemalizm diye formüle ediliyor. Bu dönemde oluşan
siyasi yapı üçbuçuk ABD destekli darbe ile ve yaşanan siyasi ve sosyal gelgitlerle bugüne dek geldi.-ABD desteği Poul Wolfofitzin söylemi- Türkiyenin İslamla uzak durmasını adeta
mühürleyen bu süreç nasıl işledi. Bunda içimizdeki gizli dinlilermi başattı, İsrailmi buna köprü oldu, Yoksa tek ve gerçek patron ABD miydi, -en olmasını istediğim- Rus tehdidine karşı
Askerin ABD güvencesini garanti etme gayretimi idi bu sürecin belirliyeni. Halacoğlunun açıklamaları ilk ayağı ilk bakışta mariz gibi görünsede potaya sokmuş oldu. 1 Marttan beri daha
Bağımsız bir Türkiye var. İslamla daha barışık olacağımız kesin. Şimdi ılımlı İslam, Tasavvuf ve tarikatlar, selefi-vahabi tekfirci anlayışlar
fikir ve tartışma hayatımızda yer bulacak. Eğer
ABD ve batı medeniyetler savaşında kesin kararlı
ise Kemalist şemsiye bundan bizi korumak için yeni bir hamle yaparmı? Böyle bir hamle mutlak bir İslamcı kopuşla karşılık bulabilir mi ?Yoksa Türkiyenin çabaları
medeniyetler uzlaşması için artarak sürer ve
AB üzerinden barışçı bir açılım bulabilirmi?
Süreç kritik ABD de yeni yayınlanan bir askeri makalede sinsice Hz. Muhammed için terörist yakıştırması yapıldığını yazıyor İbrahim Karagül
Hasılı ABD ve İsrail ortadoğu için planladıkları ve sıkıştıkları projeden vazgeçermi? Yoksa taktik
bir ricat arayışınamı yönelir bunlar bizdeki İslamın uygulamasını etkiliyor. Irakta ABD başarılı olsaydı AKP nin defteri çoktan dürülürdü. Bunun için çabalandı ama nefesler yetmedi. Tüm bunlardan azade olarak:İslamın Anadolu damarı hep Tarikat-Tasavvuf merkezli olmuştur ve bu şeriatçı şekilciliğe göre daha içsel-derin ve manalandırıcı bir yoldur.
Yazan: arif Tarih: August 31, 2007 11:52 AM
Mustafa Bey,
mükemmel bir analiz olmuş. Yapılan "Türkiye'de İslam'ı bu kadar ılımlı hale getiren Kemalizmin ta kendisi” yorumunun sahiplerinin İslam'a olan bakış açılarıyla değerlendirmekte fayda var. Son paragrafta dediğiniz gibi "bu politikaların hedefi “modern İslam” yaratmak değil, İslam’ın hiç bir rol oynamadığı bir toplum kurmaktır" anlayışı Türkiye'de ılımlı olarak karşılanan İslam'ı sonradan moderleşme kalıbının ürünü olduğunu düşünmekte, "Tehdit" olarak gördükleri tutumları kendi politikalarının ürettikleri gerçeğini bir kenara bırakarak İslam'ın kendisi olarak ileri sürmektedirler. Sebep olarak İslam'dan uzaklıkları, tanımadıkları kadar anti-teist damarlarının da etkili olduğunu düşünüyorum. Bu anti-teist damar, İslamın çağımızdaki yaşantısını temsil eden cemaat ve gruplara radikal eleştirilerden ziyade dünya politikasında uşaklık iftiralarıyla sonuçlanıyor.
Muhabbetle...
Yazan: Talha Can Tarih: August 31, 2007 2:29 PM
İslamın önü kesilmeye çalışılarak yok edileceği sanıldı belkide.Ama daha bir sıkı sarılanlar oldu, kimilerine göre aşırı durumuna geçenler..Bu durum sadece islam için söz konuu değil yine yazarımızın bahsettiği gibi.PKK nın çıkışına, kürt halkın bunlara verdiği desteğin sebebine bakıldığında, hala neden bu teröre son verilemediğine, alevilerin yıllarca kimliklerini saklamak zorunda kaldıklarına ama daha bir sıkı sarıldıklarına(ermeniler içinde aynı şey söz konusu) şahit oldum.Belkide bu konuda da haklı olabilir yazarımız, AKP belirttiği zincirleme olaylardan nasibini alarak bu durumuna geldi.
Tüm bunlar gösteriyor ki yapılan baskı sindirmenin yanı sıra tam aksinide doğuruyor.
Yazan: zencir Tarih: August 31, 2007 2:52 PM
evet noktasına kadar katılıyorum aynen oyle dusunuyorum cok dogru bır degerlendırme.
Yazan: ancazin Tarih: August 31, 2007 5:15 PM
Din sayesinda modernlesme??? Hangi din, demek istediginiz cogunluk olan hangi din ise degilmi Mustafa Bey? Yani muslumanlik, yani nufus cuzdanlarina gore belirlenen bir cogunluk olsa gerek, ya da neye inandiginin bilincinde bile olmayan ulkemin insanlarina gore yapilan bir belirleme...Benim nufus cuzdanimda dini islam yaziyor fakat bana kimse bu konuda fikrimi sormadi, yani dogustan dayatilmis bir din. Yani bir insanin dini boyle belirleniyor demek. Yani insanlar bir dini inceleyerk ve ogrenerek ondan sonra karar veremiyorlar. Once beyinler bir yikaniyor yalan yanlis ve korkutmalarla, chennem tehditleri ile ondan sonra, kendin bir arastirma ve inceleme yapip da ogrensen bile kac kisi kurtulabilir psikolojik yonde islenmis korku ve kutsallik dayatmalindan acaba??? Butun hayati boyunca sadece gunah diye kapanan bir insana mayo giydirmeye calismak gibi birsey. Turkiye'nin yuzde 95i musluman ve bu yuzdenin icinde kaci muslumanligi once ogrenerek ve anlayarak kabul etmistir acaba...Boylelerinin yuzdeligi belirlenirse ercekten musluman sayilan onlardir... Ben yabanci ulkede yasiyorum ve cevremdeki yuz turk muslumandan birinin bile kurani kerimi okumadigini ve sadece din bilgilerinin kulakdan dolma bilgiler oldugunu biliyorum.
Peki su andaki Modern Turkiye Cumhurriyeti Din sayesinde mi kurulmustur yani??? Hayir sadece ulususunu ve ulke topraklarini herseyin ustunde tutan buna (vicdani inanclar da dahil), insanlar tarafindan kurulmustur. Ve milletin ozgurlugunu ve vatan sevgisini herseyin ustunde tutan bir lider esliginde. Kurtulus savasinda verilen mucadele vatan adi verilen topraklar icin verilmistir ve bu topraklar turklere aittir, bu turklere musluman turklerin haricinde diger azinlik ve dinlere tabii olan turkler de dahildir.
Insanlarin modernlesmesine din degil bilim ve akil sebep olmustur. Hala anlamiyormusunuz biz hala turbani ya da ortunmede sayikliyoruz. Ataturk 15 senede bir ulkeye cag atlatmis, hala bunun onemini anlayamiyorsunuz, tarihte devletler ve uluslarin cag atlayabilmesi icin yuzlerce yil gecmistir. Biz bundan sonraki 40 senede bir turbani asamadik. Goruyormusunuz dini saplantilarin nelere maaloldugunu. Ataturkun milli sermaye diye actirdigi fabrikalar bile kapatilmis. Hala siz din sayesinde modernlesmeyi dusunun bakalim...Tabii basa sac mahremdir diye turban takilsin ama yuzler makyajlansin, lux ve en marka urunlerden kullanilsin, her ortama girilip cikilmak istensin yani hicbir lux ve modernlikten kusur kalinmasin, bu gunah degil? Ama bu ortamlarin hepsi erkek dolu celiski de burada zaten, bu ortunen zihniyet erkekleri tahrik etmesin diye ortunmuyormu??? Ne isleri var peki erkeklerin bulundugu ortamlarda?
Dinlerini herseyin ustunde tutan insanlar hayatlarini ona gore yasayabilirler yani dini hukumlere gore belirlenmis degismez bir hayat. Dini hukumler degismez, nasil modernlesilebilinir degismezle???
Islamda kadin erkek yuzunden ortunur ve erkeklerin bulundugu ortamlara serbestce giremez. dindar ortamlarrda bulundugunuz zaman kadinlar ve erkekler ayri odalarda ya da ayri gruplar halinde bulunurlar. Yani birbirlerine insan gozu ile gorebilecek zihniyete sahip degiller.
Yasadigim ulkedeki Feytullahcilarin yapmis oldugu etkinliklere katilan biri olarak, izlenimlerime gore, gorunuste dinlerine duskun gostermeye calisip da, aslinda dinlerini istedikleri gibi yogurmus bir dusunceye ve uygulamaya sahipler. Ozellikle en buyuk gelirleri de acmis olduklari ozel islami okullardan karsilaniyor burada... Yani kisacasi islamiyeti kendi menfaatleri icin kullanan bir topluluk. Ama ortunen kadinlara bakildiginda buna genc kizler da dahil olmak uzere, ustlerinde vucutlarina yapisan ve vucut hatlarini belirleyen son moda kiyafetler. Kapalilar ya, onemli olan bu olsa gerek. ama ne sekilde kapandiklari onemli degil. Artik bu dinin modernlesmis hali olsa gerek. Ama sac gostermek hala gunah. Yani bunlari tartisip mevzuu yapmak bile cok gulunc, ne anlamsiz geliyor bu cagda...
Bir devleti bir ulusu yonetmekle gorevli sahislarin en kutsak gorevi ulusun ve memleket menfaatine calismaktir. Kendi sahsi kutsalliklari ve menfaatleri kesinlikle sozkonusu olamaz, (inanclari ne olursa olsun), olmamalidir. Eger oluyorsa bu sahislar bir ulke ve ulusun sorumlulugunu alacak bilince ve hassasiyete ve aska sahip degiller demektir. Cunku inanc ve sahsi menfaatler kisiden kisiye degisir. Ama tabii muslumanlarin bir tek asamadiklari olay kendi dinlerini tek ve mukemmel kabul etmeleri ve herkesin islamiyeti boyle gorduklerini zannetmeleri. Turk halkinin gelismesi icin bir tek cozum egitimdir, bu egitim tarafsiz bir bilgi egitimi olmalidir, herhangi bir ideolojy ya da din asilanmadan, sadece bilgi yuklu bir egitim. Hukumetin halkin zaaflarini kendi ideolojilerine ve meenfaatlerine kullanmaktan vazgecmedikleri surece turk halki pek bir yerlere ulasamaz bu gidisle halka bos umutlar verilir, bir torba komure ya da bulgura daha cok oylar satin alinir, egitimsiz ve ac bir halki kandirmak hele inanclari kullanilarak zor olmasa gerek.
Yazan: gunka Tarih: September 1, 2007 8:49 PM
Fazlur Rahman'ın İslam ve çağdaşlık adlı eserinden bazı bilgiler konuyu aydınlatması bakımından elzem görünüyor.Aşağıya alıntılıyorum;
''Batı'nın -özellikle de tek taraflı olarak Fransızlar'ın gürül gürül akan fikir çeşmelerinden kana kana içen Tanzimatçılar, geleneksel eğitimi çağdaşlaştırma meselesini göğüsleyecek cesareti bile gösteremeyen, temelde laik görüşlü kimselerdi. Onlar için çağdaşla gelenekseli yanyana koymakla yetinmek daha kolaydı. Halbuki bu, belli bir azınlık için yeni ''aydınlanma'', fakat diğer taraftan da geniş halk kitlesi için de değişmeyen eski kalıplaşmış durum demekti. Geleneksel ile çağdaş arasınadaki uçurum, yani bir bakıma ''ezeli ve öbür düyaya ait olan''ile ''dünyevi ve geçici olan'' arasındaki uçurum, zamanla Türk halkı ile seçkinler arasındaki bir uçurum halini aldı. Tanzimatçılar, Batı'nın kandırılmış sadık takipçileri ve Batı'lı güçlerin, özellikle de onların himayesindeki Hıristiyan azınlığın Osmanlı teminatçıları olduklarından, tanzimatçılar'ın aşırı Batı hayranlığı, Genç Osmanlıların-bilhassa Ziya Paşa ve Namık Kemal'in- sert tepkisini uyandırdı. Bu düşünürler, Tanzimat hareketlerini hem İslam'a hemde Türklere karşı bir cereyan olarak gördüler. Bu yüzden Genç Osmanlılar, çağdaşlaşma ile birlikte eğitimde dini ve milli unsurları da vurguladılar.
Ancak eğitimde tamamen Batı’nın ders programını uygulamakla Müslümalar, yukarıda işaret etmiş olduğumuz şu iki etkenden dolayı kendilerini tamamen batılı kimliğinde görmüyorlardı : 1. Değişik coşkudaki milli duygular,2. İslami değerler. Milli duyguların etkisini ilk hisseden ülke yine Türkiye idi. Gökalp zaten milli kültür ideolojisine dayalı bir eğitim sistemini teorik düzeyde geliştirmişti .Bu sistemin uygulanmasında Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yaptığı temel değişiklik, sadece okulların ders programından din derslerinin çıkraılması idi. Halbuki İslam’dan uzaklaşma pahasına da olsa Batı eğitimini elde etmek için çok büyük bir çaba harcanmasına rağmen, temeli Atatürkçülük olan Türk milliyetçiliği , İslam’ı zaten benliğinin kopmaz bir yapısı olarak kendinde birleştirmişti; ve nitekim Atatürk’ün dine karşı duyduğu allerjiye rağmen gündüzün geceyi zorunlu olarak takip etmesi gibi, milleyetçilik kanalıyla İslam tekrar milli eğitime girdi.Böylece milliyetçiliğin, İslam ile çelişkiye düşmesi mümkün olmasına rağmen, her ikisinin birbirinden ayrılamaz özellikler olarak algılandığı çok önemli bir anlayış vardı (nitekim Bursa ve İzmir’de iki Müslüman kızın Hıristiyan olması üzerine, Atatürk hükümetinin bu illerdeki Hıristiyan misyoner okullarını kapatmış olması bunun delilidir.
''Aslında 1900'lerin başında, ikinci Meşrutiyete kadar geçen dönem, genel olarak fikri ve manevi çatışmalarla dolu bir dönem olup, uyanmakta olan bir Türkiye'yi temsil etmektedir.Bu dönemde hayatın her yönü ile ilgili konular -aile kurumu, ekonomi, siyaset eğitim vs.- tatışılmakta idi.Bu dönemde, hür bir konuşma ortamı vardı.Bazı kimseler halka verdikleri konferanslarda ve yaptıkları konuşmalarda medrese tipinde olmayan yeni ilköğretim sistemlerini o güne kadar hiç alışılmamış şekilde anlatıyorlardı ki, Niyazi Berkes bunlara ''etkin eksantirikler'' adını vermektedir. Bunların konuşmalarında değindikleri temel konu, bedeni harekete geçirmeye teşvik -dik durmak, koşmak, güreş yapmak, ki bütün bunlar, sakin ve ağırbaşlı olunmalı yolundaki geleneksel anlayışa açıkça aykırı hususlardır- yerleşmiş olan bazı alışkanlıkları açıkça alaya almak, fen ve sanatları(arts) açıkça yüceltmekte idi.Bu yeni akım, o kadar güç kazandi ki, bunun üzerine medreselerin bile jimnastik(beden eğitimi) dersleri vermeye başladığı söylenmektedir.Tamamen seküler bir eğitim sistemi ile ilgili olarak yukarıda da bahsettiğim Rıza Tevfik (1868-1949), Selim Sırrı(1874-1957) ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu(1889-1978)bu görüşleri savunanlardan idi.Meşhur hümanist deist Tevfik Fikret (1867-1915), Galatasaray Lisesi'nin müdürlüğünü eline geçirir geçirmez, dini eğitimde yenilik getiren kendi eğitim politikasını ilan etti.Buna göre kendisi, dini hurafelerden temizleyip onu akıl ve bilim üzerine bina ediyor ve böylece ulemanın getirdiği din-dünya ayrımını ortadan kaldırıyordu.
Şuna dikkat edilmelidir ki, sekülaristlerden ayrı olarak müslüman çağdaşçıların çoğu, burada Tevfik Fikret'in belirtilen görüşünü benimsemekte idiler. Yine unutulmamalıdır ki, Tevfik Fikret'in tabiatçılığı Hintli alim Seyyid Ahmed Han'ınkinden pek farklı değildi.Buna rağmen Türk islamcılarının Tevfik Fikret'e gösterdikleri tepki, Hindistan'daki tutucuların Seyyid Ahmed Han'ın fikirlerine gösterdikleri tepkiden daha azdı.Aslında, bu sıralarda Türk ulemasının tamamı olmasa da çoğu, Türk gençliğine hem milli, hem de bilimsel ruhu aşılayan bir eğitim verilmesi gerektiğini artık kabul etmekteydi.İşte yukarıda da belirttiğim gibi İslamcılar'la, Batıcılar, Liberaller ve teknik eğitimi savunanlar arasında yürütülen böyle bir tarışma ortamında, milliyetçi görüşün şampiyonu olarak Ziya Gökalp'in ortaya çıktığını görmekteyiz. Gökalp, Türk geleneklarinde ifadesini bulan İslami değerlerin Türk gençliğine verilmesini savunuyordu ve buna ''terbiye'' (eğitme veya kişilik geliştirme)diyerek bunu eğitimden (education) ayrı tutmaktaydı.Zira ona göre eğitim, ''nesnel'' ve ''tamamen bilimsel'' olmalı idi.
Ancak 3 Mart 1924'te çıkan tevhidi tedrisat kanunu, gerek Evkaf nezaretinin gerekse özel vakıfların yönettiği, tüm dini okulları kapattı.Tanzimat'ın getirdiği yenilikler, dini eğitimle seküler eğitim arasında bir uçurum doğurduğu halde; Atatürk hükümeti eğitimi birleştirme iddiası ile geleneksel eğitim veren bütün okulları ortadan kaldırarak eğitimi sadece ''bu dünyaya'' yönelik, yani ''seküler'' bir hale soktu. Tanzimat yeniliklerinin sorunlarına çömzüm olarak, özellikle Sadrazam Said Paşa, medreselerde reform yaparak bu okulları kendisinin teklif ettiği üniversiteler bünyesinde ilahiyat fakültelerine dönüştürmeyi önermekte idi. Halbuki Atatürk hükümeti gerçektende eğitim birliğini sağlamıştı; ancak bunu, geleneksel kültürle yeni eğitim sistemini kaynaştırıp uyumlu bir şekilde birleştirerek değil, ikisinden birini yok ederek başarmıştı. İmam ve Vaiz gibi din adamlarının eğitimi, Milli Eğitim Bakanlığına verildi; ancak 1928'de her türlü din dersi eğitimi okullardan kaldırılınca, bu okullar da kapatıldı.Nihayet bu okullar, 1940'ların sonlarında ve 50'li yılların başlarında tamamen halkım baskısı ile İmam-Hatip Okulları olarak yeniden açıldı. Bir sonraki bölümde göreceğimiz gibi, bu dini eğitim okulları zamanımıza kadar çok büyük gelişmeler gösterdi.
Diğer taraftan, Türkiye'de ise, tamamen geleneksel olan okul sistemi 20'li yıllarda tamamen seküler olan bir sisteme kasden -ve tamamen intikam hırsı ile- yerini bırak(tırıl)mıştır.
Halbuki Türkiye'de din eğitimi, ders programlarından bir çeyrek asır boyunca silinmişti. Bugün Türkiye'nin dışında özellikle Batı'da rastladığımız çağdaş Türkler, bu tamamen seküler eğitimin ürünüdür.
Türkiye'deki seküler eğitimin mimarları, Allah' adının halk önünde ağza alınmasını bile laikliğin(secularism) kutsallığını zedeleyeceğini düşünen Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü idi.
-------------------------------------------------
Tüm bu anlatılanlar muvazenesinde Kemalizm'in ve Kemalistlerin müslümanların çağdaşlaşmasına ne kadar katkıda bulundukları; ya da bulunmadıklarımı demeliydim, belkide tartışma götürmez bir biçimde ortaya çıkmıştır.Ayrıca Türkiyede zaten başından beri problemli olan modernleşme sürecinin ve uygulamalarının hemen her yerde karşımıza çıkan naifliğine baktığımızda durum daha iyi anlaşılmaktadır.
Yukarıda Mustafa Beyinde işaret ettiği gibi Türkiye'deki bazı, dini tümden sosyal hayattan silmeye yönelik hareketler ve bunu yapanların referans verdiği Batı'lı değerler; büyük yığınların Batı'da ortaya çıkmış hertürlü gelişmeye körükörüne karşı çıkmalarını perçinlemiş; bu eğitimsiz kalabalıkların Batı'yı bütün kurumlarıyla mahkum etmesi sonucunu doğurmuştur. Dolayısiyle Müslümanların modernleşme ve çağdaşlaşma adımlarını çok geç vakitlere ertelemesine sebep olmuştur bana göre halen, hali hazırda topluma malolmuş bir modernleşmeden de sözetmek mümkün değildir, Türkiye'de yönetici kadro ve aydın/akademisyenleri bir tarafa bırakırsak insanların hala geniş ölçüde çeşitli ve hiçte çağdaş diyemeyeceğimiz tarikat ve cemaatlerin etkisi altında manipüle edildiklerini görmekteyiz. Mustafa Beyin yukarıda bahsettiği cemaatin hiyerarşik yapılanması gözönüne alındığında bu cemaatinde hiçte modern demokrasilerde olduğu gibi Liberal ya da birey merkezli hareket etmediğini görmek zor olmasa gerektir.
Son olarak Ömer Taşpınar’ın ifadeleri nasıl okunmalı diye bir paragraf açmak isterim.
''Türkiye'yi ılımlı hale getiren Kemalizmin ta kendisi'' derken aslında dışarıdaki hakim kuvvet tarafından Türkiye'de dağıtılmış hakimiyetin yeri geldiğinde; kendisine belli nebze hakimiyet hakkı verilmiş kuvvetlerin birine ağırlık verilmesiyle ''esas hakim kuvvetin'' etkisi altında olan tüm unsurlardan istediği tavizleri alıp biribirini dengelemesini anlamak lazım gelir.Aslında bu yazıda bizzat A.B.D'nin ahlaksız politikası onun amatör bir elemanı tarafından ifşa edilmiş olmaktadır.
Yoksa ne Mustafa Kemal'in ne de onun yolundan gittiklerini söyleyen Kemalistlerin müslümanların çağdaşlaşmasında menfi tesirden başka herhangi olumlu bir etkisinin olmadığı gün gibi açıktır.
Mamafih Türkiye'de Cumhuriyetle başlayan sözde muasırlaşma ve terakki hareketinin gayri insani uygulumalarını Atatürk'ün şahsında değil dönemin süper gücü İngilterenin emellerinde aramalıdır.Başka bir yazıda da müslümanları modernleşmeye iten etkenler ele alınırsa teferruatlı bir biçimde bunlardan da bahsedilibilir.
Saygı ve Selamlarımla...
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: September 2, 2007 12:19 AM
bu yorumcunun katıldıgı goruslerı belırten alıntılanmıs yazı ve ekledıgı kendı goruslerınde cıddı bır bılıncsızlık bulunuyor. mustafa kemalın yetıstıgı donemı bıraz ırdeledıgımızde oncelıkle mustafa kemalın etkılendıgı ve rahatsız oldugu konu balkanlardakı turk olmayanların hem dın hem de etnık temellı eylem kalkısma ve etkınlıklerı ıdı o donemlerde ıttıhat ve terakkı osmanlıcılık ve gelısecek olan turkculuk akımlarının yanı sıra muassırlasan daha guclenen ve yasam bıcımlerı ıle yonetım anlayısları hızla degısen ve sıstematıklesen batıdan da modellenme osmanlı cokecek ıse de yenı ulkenın yonetım bıcımını anlayısını rejımını meydana getırmede osmanlının cokusunde ve ortaya cıkan devletler ve bundan harıcen guclenen batı olgusunun etkısı ıle yenı turkıyenın olusumunda hanedan yonetımı yerıne cumhurıyet ve demokrası cok uluslu devlet yerıne unıter ve de ulusal bır devlet modelı gelıstırılmıstır. yanı mustafa kemalın gercekte yaptıgı devrımlere bakınca kendıne ozgu ve buyudugu ve yestıstıgı devrın halkı adına acılarını degerlendırerek osmanlının cokus surecınde daha yenı ulusal bır turk devletını kurma konusunda tasarılarının oldugu o yıllarda dıllendırmeye basladıgı da bır gercektır. mustafa kemalın hakanlık yonetımınden halk yonetımıne gecmesı daha oncesınde kuzey afrıka dahıl pek cok cephede osmanlı subayı olarak bulunması netıcesınde cokus kargasasını bızzat solumus olması elbette onu anadolu kurtulus mucadelesı sırasında turk halkı ıle bırlıkte aynı aclıgı yoklugu paylasarak azımkar bır sekılde ulusu orgutlemıs olması basarılı bır kısılıgını yalanlanamayacak bıcımde acıkca ortaya koyar aynı basarıyı devletlesme surecınde de gorururuz. musrafa kemalın kuzey afrıkada bulundugu zamanlarda muslumanları ısgalcılere karsı orgutledıgı ve yerel asayısı saglamak konusunda da mucadele ettıgı hatta orada gorevlı bazı osmanlı subaylarının harac rusvet gıbı bırtakım kırlı ıslere bulastıgını ve bunları onlemeye calıstıgını carka dahıl olmadıgını bılıyoruz. mustafa kemalde gercek anlamda kısısel cıkarları adına asla hareket etmeyen gercek bır yurtseverlık hakımdır. elbette kı parlak bır zaferın ardından ınce sıyasetı ve asla vazgecmedıgı kararları ıle ulkede devrımlerı sırasında cıddı bır guce erısmıs ıken bu kısının halıfelık ve kendı soyundan devam edecek bır hanedanla daha da tanrısallastırılamayacagını kım ınkar edebılır kaldı kı bunu da yapabılecek kadar yeterlı zemın vardı. yanı bır humeynı bır stalın mao castro gıbı bir ulke halıne gelebılırdık. ancak sureklı halk yonetımıne gecılmesı konusunda bazen acımasız tutumlar sergılemıstır. sonucta onun olumunden sonra avrupa ve amerıkanın ulkemızdekı lıderler uzerınde etkın olabılmeye basladıgını mason localarının yenıden acılabıldıgını ıslamın devletten tamamen uzaklastırılması yeterlı olmazmıs gıbı halkın yasamından da uzaklastırılmak en azından ılımlı bır bıcımledırme ıle devlet elı ıle yapılmak ıstenmıstır. bugun akepenın Allah katında hak dın yalnızca Islamdır ayetının artık camılerde bugune dek alısılagelmısın dısında hutbe ve vaazlarda soylenmesının kaldırılması suleyman demırelın bazı ayetlerın ıstendıgı bıcımde yorumlanması yasar nurı zekerıya beyaz gıbı hocaların marıfetlerı tvlerden bır zamanlar eksık olmayan tarıkatlar ve sapık ılıskılerı ısmet ınonu donemınde camılere koltuklar konulmak ıstenmesı ve bırtakım dıne ozgu uygulamaların yasaklanmak ıstenmesı kurban bayramlarında muslumanların sureklı asagılanması tavuk kesın olur dıyen hocaların mansetlerden ınmemesı ve bazı tıplerın ne vahsı olay dıye salya sumuk basın ve yayında boy boy arzı endam etmelerı okulda ya da kamusal bır alanda ya da bır kamu gorevlısının namaz ve benzerı dıne ozgu bır eylemde bulundugunda yobazlık gerıcılık laıklık elden gıdıyor ırtıca hortladı dıyerek ve adeta ılkel bır tapınma ımıs gıbı asagılamaların sergılenmesı ordunun uyarılarında laıklık vurgu bır kez ulusal cıkarlar on kez yınelenmesıne karsın malum partı ve yandaslarının turban ve dın somurusu ıle mazlumları oynayarak ordunun bunların dumenıne su tasıyor dedırtecek duzeyde olayı kendı lehlerıne cevırerek munafıkca takıyyeler yapmalarını, cumanın en yırmıbes mılyon erkegın ulkemızde uzerıne farz oldugunu bılerek ımkanları dahılında yarısından cogunun da ıstırak ettıgı esı olmayan bır ıbadet saatınde esneklık gosterılmez ıken hrıstıyansız yerlerde kılıseler onarılması, ayvalıkta kocun tarıhı kılıseyı onarır ıken balkanlarda turk-ıslam eserlerının yuzde doksanının yok edılmesıne seyırcı kalınmasında aslında yuz yıl oncesını yok saymak anlamında geldıgı ve boylce sonuc oalrak derım kı mustafa kemalle baslayan devrım ve kurulan yenı ulkenın rejımı devletten dını soyutlamak olsa da turk halkının dını ıslam olmasından dolayı ıslamla herhangı bır sorunu olmayan ve daha cok osmanlının son zamanlarındakı sorunların etkısı ıle dınler arasınd ayrım yapmaksızın esıt duran ve halkıın dınlerıne saygılı ve haklarını koruyan bır yapı gozetılmek ıstenmıs ıse de , cok uluslu yapının cokusunde ulkenın kurucusu olan turklerın pek cok ulus ya da topluluklarca ısgal ve saldırganlıklarının etkısı ıle de arapların sırpların yunanlıların bulgarların ermenılerın ve saırelerın etnık ayrımla devletlesmelerının netıcesınde turklerın de yenıden bır araya gelerek ulusal devlet kurma modelını mustafa kemalın turkıyenın rejımının bır parcası olarak mıllıyetcılıgı tanımlaması yadırganır bır durum degıldır.
turklerın kanında gecmısınde yayılmacılık vardır bugun balkanlarda kafkaslarda ortadoguda kıbrısta kırımda gozu olmayan turkıyenın, turk bırlıgını daha hayırlı bır alternatıf olarak gormeyen turkıyenın, devletın dını olmasa da resmı olarak dını ıslam olarak tanımayan turkıyenın, tum yurttaslara esıt ve adaletlı olmakla bırlıkte turk devletı ve yurdu oldugunu ozumsemeyen turkıyenın parlak bır gelecek acısından cok da sanslı oldugunu dusunmuyorum.
Yazan: ancazin Tarih: September 2, 2007 4:24 AM
Din sayesinde modernlesme nasil oluyor cok merak ettim dogrusu. Ve nerede oldu? Dinin etkisinin azalmasi ile mi oldu acaba? Bir dinin modernlesme tetikleyicisi oldugu gorulmus ve bunun uzerine gelismis bir literatur de bilinmiyor zannedersem. Merak ile bekliyoruz diyer yazinizi. Bir nokta daha belirtmek istiyorum. Turkiyedeki muslumanlar, Diyanet gibi bir kurumu, okullarda belirli bir inanci guden din derslerini, bilim derslerinde yaratilis dersleri gibi seylere acik yureklilikle karsi cikmadikca ozgurlesemez. Bir cephenin(su bizim oligarsi) iktidar aygiti olarak kullandigini savunarak(gormezden gelerek), ayni paradigma icersinde pek fazla yol alamaz diye dusunuyorum. Samimi de olmaz zaten.
Yazan: Baris Sevim Tarih: September 2, 2007 5:50 PM
din sayesinde çağdaşlaşma ve ilerleme nasıl gerçekleşebilir bunun örneği geçmişte ve bugün var mıdır diye özetleyebileceğimiz yukarıdaki barış sevimin yazısı yine bildik aymazlığın örneği. hristiyanlık avrupaya karanlık bir çağ yaşatmıştır bugün bile pek çok bağnazlıklarını zaman zaman sergilemekte olsa da hepimizin bildiği gibi avrupalının dinsel örgütlerin gücünü kırdıktan hatta uzunca süredir dini ile hiç de barışık olmayan ve bizim osmanlıyı atladığımız zamanlardaki gibi onların da köklerini helenistik dönemlerde arayan bir kalıba girdikten sonra avrupa sonuç olarak lordlar derebeyleri kontlar devrinden kendileri için bir açılım sürecine girmeyi başarabilmişlerdir. sonuç teknik bilim ve devlet yönetimleri anlamında başarılı ancak helenistik döneme inen soylu bir geçmiş efsanesi ile atalarını üstünleştirerek halen ırkçılığı oldukça diri olan ancak şu anki nesillerinin çoğu kırma ve çoğu kez de evlilik dışı olduğu gerçeği ile de yoz kere yoz bir uygarlık peydah olmuştur. dolayısı ile din avrupayı modernleştiren bir etken değil sadece vicdanları ve ruhları tatmin edemeyen nesnel bir kimlik görevi görmektedir. ancak islam için durum böyle değildir. kesin olan şudur ki hristiyanlığın devlet ve yaşam üzerindeki etkisini kıran avrupa modernleşme aşamasına girerek oldukça yol almıştır. islamdan kopan müslüman halklar ise yukarıdaki durumun tam tersine yol almışlardır. islamda olmasa dahi ulemada bir miskinlik hakim olduğu son dönemlerde atatürkün yeniden maturidiliğe dikkat çekmesi akıl ve fenden bahsetmesi bu miskinliğe ve bağnazlığa karşı idi din işleri halifeliğe seçeneksel olarak kurulan bir kurum değildi yalnızca aynı zamanda islamın tarikat ve ulemaların eli ile öğrenilmesi yerine islamın dosdoğru bir biçimde yansıtılması amacını da taşıyordu ancak biz gerçekte çok doğru bir yönelim olan bu durumu da çavdırmayı başardık ve günümüzün saçma sapan bir rejim algısı ortaya çıktı ve sonucunda hiç hak etmediğimiz halde turk toplumu da avrupa toplumları kadar olmasa da onlarla aynı duzlemde bir yozlaşma yaşayagelmiştir ve daha kötüsü de özenti ve öykünme kendini aşağı görme....
oysaki islam ayetler ve hadislerden oluşur. fıkıh kelam tefsir gibi kendine ait ilimleri bulunur ve bir araya getirilse onlarca kat büyüklüğünde bir islam kütüphanesi meydana gelir ki zengin ve gösterişli bir uygarlığının anıtını ortaya koyar. islamın doğuşundaki ilk islam yönetiminden sonra önce arap daha sonra türklerce kurulan devletlerin hiç bir zaman başka toplumların uygarlıklarını dışlayıcı eylemleri olmamıştır. bilakis yunancadan pek çok eser arapçaya çevrilmiş düşünce hayatı oldukça ileri seviyeye yükselmiştir. bilim adamları korunmuş ve devlet kavramı islam halklarında berkitilmiş böylelikle adalet hizmet kavramları devletle buluşmuştur. bir yahudi kafilesinin hzreti Ebu Bekri görmek amacı ile mekkeye geldiklerine ki o zaman halifedir, yahudiler çok büyük bir saray ve görkem bekliyorlardı geldiklerinde tek odalı basit bir evde ikamet ettiklerini gördüklerinde şaşkınlıklarını gizlemeyerek bu beklentilerini açıkça söylemek zorunda kaldılar ve bu durum onların müslümanlığı kabul etmelerine neden oldu. halifenin gayesi ise halka ait olan günümüz deyimi ile kamusal edinimlerin kazançların asla kendisi için kullanmayarak yine halka dönmesini sağlamak devletin gücünü ortaya koyacak savunma savas ve camı ve benzeri işler için harcamaktır. dolayısı ile aynı dönemde belki de bunun benzeri bir yönetim yeryüzünde yoktur. çok değil bir insan ömrü kadar önce çken osmanlı da ve onun öncesinde selçuklu memlükler ve eyyubiler akşitler ve tolunoğulları harezmşahlar baburluler gaznelılerin devlet yönetım anlayısları incelendığınde genel olarak adalet hızmet refah ve guvenlık ılkelerının devletın ana yapısı olarak kabul edıldıgı gorulur kaldı kı osmanlının manevı kurmayı olan edebalı osman beye ınsanlarını yasat kı devletın yasasın seklındekı ogudu tum bunları bırlestıren bır slogandır. barıs sevım dınlerın modernlesmeyı saglayamayacagını soyluyor ve dının etkısının azaltılması netıcesınde bu modernlesmenın gerceklesmıs olabılecegını soruguluyor. evet bunu hrıstıyanlık ıcın dıyeceksen sorgulanmaya deger bulurum ancak bu sorgulamana ıslamı da katarsan yalnızca dus kırıklıgına ugrarsın maksatlı ısen ve bu senı yalanlara goturur ve kendınde bocalaya kalırsın. ıkna etmeye calısmanın anlamı yok tarıh ortadadır. bugunden ornek vereceksen bugunun bu hale gelmesının tek sebebı musluman halkların aldanmıs ve kulturlerını ve geleneklerını de duzenlemıs ve bu nedenle tum ıslam toplumlarında ortak kelımeler ortak gelenek ve kulturel kaynasımlar meydana getırmıs ıslam ahlak ve ılmınden kaymanın kopmanın sonucudur derım nıtekım dedıgım gıbı ıslam musluman halkları hangı ırktan olursa olsunlar bır mıllet halıne sokacak kadar yaklastırmıs ıdı kı ıslam halkları arasında gıren mıllıyetcılıklerın hepsınde ıslam oncesı tarıhlerıne duyulan ılgı de ayrıca baska bır facıadır. bunu yasayan yalnızca turkıye degıldır tum ıslam halklarıdır. bugun kurtculugu ya da yalnızca kurt karsıtlıgına dayalı kucuk bır kesım olsa da turk mılloyetcılıgının sorunu yukarıdakı facıadır. oysakı turk mıllıyetcılıgı kendını alp ve eren sozcuklerının bırlesmesı ıle tanımlayacak kadar ıdeolojık bır gelısımı basarmıstı ancak bugun kımılerı ıcın hunlar ve gokturklerden ıbaret kımılerı ıcın osmanlıcılık kımılerı ıcın hepsı kımılerı ıcın kemalızm kımılerı ıcın yalnızca ermenı rum yunan ve son eklemesı olan kurt dusmanlıgı kımılerı ıcın yalnızca devlet kımılerı ıcın kafatsının ebatlarından ıbaret olabılıyor. ıslama gore ıse ırklar mılletler ınsanların bırbırını tanıması ıcın bır nedendır ancak ıslam devlete ve vatana onem verır bu bazılarınca kusku ıle karsılansa da buradakı devlet anlayısı ulusal vurgulardan cok ummet ıle acıklanır ve ıslamın barıs ve huzuru tesıs ettıgı devlet ıcerısınde muslumanlara basınızdakı bır azad edılmıs zencı bır kole bıle olsa kurana uydugu surece ona karsı bıat edılmesı bıldırılmısıtr. yanı ıslam devlet mekanızmasının ana hatlarını da cızecek kadar genıs bır dındır. uc kısı yola cıktıgında bırınız onder olsun dıyen peygamberımız orgutlenmeyı duzenı ve otorıteyı ıslam ahlak ve ılmı ıle oldugu surece hayırlı bır olgu olarak bızlere gsotermıstır. dolayısı ıle ıslam tarıhı ve ıslamın tum ılımlerı ayetler hadısler ve kuranın anlattıgı her ıbretlık olay bıreyden topluma ve devlete kadar her durum ve olusa bır acıklama ve yon getrır. ınsanların bıreylerarası ılıskılerını kul hakkı baslıgı ıle acıkca cızer savasın ınsan haklarını bugunden daha adılene bır sekılde muslumana kesın bır emır olarak bıldırır. ıbadetın gosterıs ıcın degıl gızlı bır sekılde yapılmasını sıkca ogutler. baskalarına aıt olan malların masunıyetını sert bır sekılde yererek yaptırımlarını dahı bıldırır. dolayısı ıle ıslam bu yasamın her alanında ınsana gercek kımlıgını anımsatacak ve yasadıkca essız bır uygarlıgın tesısını mumkun kılacak cok yuce bır dındır Allah katındandır. ıslamın hangı konuda modernlesmeye engel olduguna daır barıs sevımden yanıt ıstıyorum. modernlesme nedır onun tanımına gore ıslamın bunun nesıne manıdır. ıslamın ınsanları gerılestırdıgını ılkellestırdıgını nasıl kanıtlarsın.
Yazan: ancazin Tarih: September 2, 2007 11:46 PM
Turkiyedeki muslumanlar, Diyanet gibi bir kurumu, okullarda belirli bir inanci guden din derslerini, bilim derslerinde yaratilis dersleri gibi seylere acik yureklilikle karsi cikmadikca ozgurlesemez. Bir cephenin(su bizim oligarsi) iktidar aygiti olarak kullandigini savunarak(gormezden gelerek), ayni paradigma icersinde pek fazla yol alamaz diye dusunuyorum. Samimi de olmaz zaten.
bu sorunun yanıtı yok anadolu ıslam vatanı halk da ıslamdır. ıslamı ogrenmek anlatmak ve yaymak serbesttır hıc bır ıdeolojı buna engellemeye muktedır olamaz
ıslam dısında hangı dınden ınsanlar var ıse onlar da fazlası ıel ozgurdur varsa bır kısıtlama o kısıtlamalar ıslama aykırıdır. alevılık konusu yıllardır sorun olarak burnumuza sokulan bır durum alevılık bektasılık turk ulusunun ıslamlasma surecınde kendıne ozgu kulturel bır dokusudur felsefesı vardır dusunce sıstmenı ve gecmısını yansıtan rıtuellerı vardır ancak mezheb degıldır. alevılık musluman turk toplumunun tarıhsel bır gercegıdır. korunması gereken bır degerdır. ancak bunun dısındakı her durum maksatlı kotu nıyetlı ayrılıkcı bozuguncu nıfak ve fıtne ıceren durumlardır ve turk ulusunu bu durumlardan korumak da turk devletının gorevı ve bu duyarlılıgı gostermek de turk halkının sorumlulugudur. gercekte turk halkının mezheb ya da alevılık gıbı durumlarla bozguna sokulması olanaksız basarılamadı da zaten asıl korkması gereken avrupalılar. nıtekım o kıtadakı halk sadece refah duzeyı ıle ayakta durmakta amerıka gıbı. refah duzeyı ındıkce o kıta kaynar. amerıka da
Yazan: ancazin Tarih: September 2, 2007 11:53 PM
sayın Akyol;
ne yazık ki bu defa görüşlerinize katılamayacagım.
"Türk İslamı Nasıl Modernleşti?" demek yerine "Türk İslamı Nasıl Yobazlaştı?" desek daha doğru ve içi doldurabilir bir başlık olurdu.
Musluman ulkelere bir bakın,Turkiye gibi bir başka ulke var mı?Peki diger musluman ulkelerden bizim farkımız ne?
"Türkiye Cumhuriyeti,demokratik,laik,sosyal bir hukuk devletidir"
moderlesen turk islamı degil,bizzat Turkiye'nin kendisidir.turk ıslamının modernlesiyor gibi gorunmesindeki ana etken,ak parti'nin yapmıs oldugu reformlardır.bunu turk islamcılıgına mal etmeye calısmanın bir anlamı yok.
fakirlestirilen islam diye bir sey de yok.israile bir bakın,biz bugun ektigimiz-diktigimiz sebzelerin tohumlarını israil'den aliyoruz.adamlar sırf filistinlilerle basedebilmek icin ozel tank imal ettiler.butun bunlara yahudiler modernlesti mi diyecegiz.elbette hayır,butun bunlar,demokrasiyle,hukukla,ulusalcılıkla,calısmayla,bilimle olan seyler.
bugun biz;savunma sanayii icin gece gorus sistemleri yapıyoruz,musluman bir toplum oldugumuz ve modernlestigimiz icin mi?hayır,cunku,gavur'a muhtac olamyalım,geri kalmayalım,filistindekiler ve bugun ıraktakiler gibi olmayalım diye.Ataturk'e ve onun ilkelerine cok sey borcluyuz.ve bugun ak parti'ye de...
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: September 4, 2007 9:54 PM
Önemli olan Arab İslamı'nın modernleşmesi. Hz.Hatice döneminde Arab İslamı daha moderndi. Eğer Hz.Hatice çok daha uzun yaşasaydı bugün İslam'ın modernleşmesinden falan bahsediyor olmayacaktık.
İslam tarihinin Hz.Hatice dönemi ve sonrası olarak iyi incelenmesi gerekmektedir.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 5, 2007 5:24 PM
Bu nüansı görmek ve göstermek her babayiğidin harcı değildir.
Hala o "nüansı" görmeden yorum yazan okuyucuları görünce ben de iyi bir nüans yakaladığıma kanaat getiriyorum.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: September 5, 2007 7:51 PM
Ya bu nasıl içi boş, hatta boşaltılmış bir tartışmadır?? İslam ve modern olma!
Modern – ya da Türkçesi ile konuşalım – çağdaşlığın oluşumu ve ortaya çıkışı bellidir. Bunun en temel olgusu hayatı mantık işleyişi ile ele alıp, bunun üzerine bireysellik, özgürlük ve amaçlarınızı yerleştirerek toplumu ve doğayı daha faydalı ve işler hale dönüştürmedir,ve bu dönüşümü ayakta tutmaktır.
Örneğin sizin yanıbaşınızda koca bir nehir var ve bunu geçmeniz gereklidir. Burada herşey önce ilke olarak mantığınızı en öne koyarsınız. Kralın söylediğini değil, dini liderin duasını da değil. Bu kralı ya da dini küçültmez, kulvar farklıdır sadece. Gerekli olan mantığınızı kullanmaktır. Çözümünüzü yani köprüyü akıl ettikten sonra bunu yaşatabilmeniz için bir de uygun ortam yani şartlar gereklidir, insanlar size destek olacak, egemen güç imkan verecek, işte bu da bireysel davranabilmek ve de özgürlük ile gerçekleşir. Tüm bunların üzerine artık siz doğayı şekillendirip bundan fayda sağlarsınız, ve yarattığınız eser ile artık ilerleyişinize geçmişsinizdir.
Görüleceği gibi bu süreçte din bir şart değildir. Öte taraftan bir eksiklik de doğurmaz, eğer ki mantık ilkesinin önüne geçmiyorsa.
O nedenle mustafa Akyol, kimse İslam ın rol almadığı bir toplum hayalinde ya da arayışında değil. Kaldı ki Allah korusun, İslam bu toplumun oldukça yerleşik ve önemli bir öğesidir, emin olun camilerimizi sevmek için illa içinde namaz kılmaya gerek yok. Birisi İslamı bu toplumdan sökecek olsa en önce biz buna karşı çıkardık. Kaldı bir türlü sindiremediğiniz Kemalist görüşün yaratıcısı Mustafa Kemal’in bizzat kendisidir bu ülkede İslama en büyük hizmeti yapan. Evet en büyük hizmeti yapan odur diyorum çünkü İslam için yapılacak en büyük hizmet allah ın mesajını olabildiğince insanlara yaklaştırmaktır. Bu da en önce Kuran ı okuyarak olabilir. Kuran ı Türkçeye çevirerek onu Türk insanına çok daha yakınlaştırmış ve insanlar İslamı çok daha iyi öğrenebilmiştir. O yüzden iki de bir Kemalistler diyerek tutarsızlık oluşturmayın. Ha O ve onu takip edenler olmasa idi, siz asıl bu ülkede İslam kalır mıydı, bir de bunu düşünün lütfen. Ayrıca varsa bir sindiremediğiniz olay açık konuşun da Ahmet Taner Kışlalı’nın çentikçiler için söylediklerini sizin için hatırlamayayım.
Üstelik ne demek Recep Peker in “dinin yeri ancak vicdanlar ve mabedlerdir.” ifadesini eleştirmek. Sonuna kadar doğru bir değerlendirme Sayın Peker in yaptığı. Elbetteki İslam insanların vicdanında yaşayacaktır. İslamın ortaya çıkış amacı budur zaten, kişi İslam ın öğretileri doğrultusunda kendi vicdan muhasebesini yapar ve ahlaki anlayışlarını edinir. Kaldı ki zaten mantığımızı kullanmamızı da bizzat İslam söylüyor, en basitinden tevekkülde bu anlayış yatar. Yani İslam a göre birey doğrudan Kuran da belirtildiği gibi önce yapması gerekeni doğru bir şekilde yapmalıdır. Dua ancak arkasından gelebilir.
İşte çağdaşlığın en temel öğesi de zaten budur, önce mantığınla hareket et, ama herşeyden önce.
Şimdi çıkıp da yine Recep Peker in sözlerini buna aykırı bulanlar olabilir, diyeceğim şu ki Sayın Peker bunu sadece İslam dini için söylememiştir. Bütün dinler için söylemiştir. Yani bir din çıkar derse ki hayır, onu bunu bilmem, sadece dinim ne derse onu bilirim derse işte bu anlayışın yeri sadece mabet ve vicdan olabilir. Ama biz biliyoruz ki İslam zaten dünyevi yaşamla uyumludur. Öğretisi de bu doğrultudadır.
Ama yine en başta görüleceği gibi İslamın uyumlu olmasını onu çağdaşlık için bir şart haline getirmeye yetmez, kaldı ki laik bir devlette işleyişe onu sokmak hem devlete , hem İslamın bizzat kendisine zarar verir.
O nedenle din sayesinde çağdaşlaşma, ya da dine rağmen çağdaşlaşma gibi tartışma çok saçma kalır. Kulvarlar farklıdır en başta. Din etmen de olabilir, engel de, ama çağdaşlığın temel öğesi dinin etkisi değildir.
Bakın sizin o çok sevdiğiniz akp nin üyesi Prof. Mehmet Aydın ne diyor TRT ekranında geri kalmışlığımızın sebebi olarak: Biz dinin toplumsal yaşamdaki sınırını doğru çizemedik, olması gerekenden fazla hakimdi. Batı bu sorunu aşmayı başardı ama biz bunda geç kaldığımız için geri kalmaya mahkum kaldık.
Evet biz de aynı şeyi söylüyoruz. Din eğer mantık ilkelerinin önüne geçebilecek kadar toplumsal işleyişe nüfuz ederse çağdaşlaşma gerçekleşmez.
Üstelik en demek “ O yüzden bugün Kemalistler her türlü dini hareketi peşinen “irticai tehdit” sayıyorlar.” Yani maşallah m Akyol, bizi bizden iyi biliyorsunuz herhalde.
Ama hiç bilmiyorsunuz malesef, hatta daha da tehlikelisi bir de bildiğinizi zannedip insanları ya da yanlış yönelndiriyorsunuz. Ben bir Kemalistim, ve de iyi ki de Kemalistim. Ve ben dini hiç de sizin düşündüğünüz gibi peşinen tehlike saymıyorum. Eğer ki din toplumsal işleyişe müdahele edecek olursa onu bir tehlike sayarım. O nedenle şeriat diyen rtE yi veya laiklik cumhuriyeti değiştireceğiz diyen Gül ü tehlike sayıyorum, İslamı değil.
- Araya not: Hatırlarsınız Gül ilk CB adayı olduğunda Cumhuriyet gazetesi Gül ün bu sözlerini manşet yapmıştı. Gül de buna çok kızmış, Cumhuriyet saptırma yapmış demişti, NTV ekranında gazeteye vermiş veriştirmiş, mahkeme edeceğini söylemişti. Etti de, hatta arkadaşlar haberiniz olsun mahkeme sonuçlandı da. Bilin bakalım, ne sonuç çıktı? Benim okuduğum gazatede haber yazdı, yoksa sizin okuduğunuz gazeteler yazmadı mı kararı? Ekranda mahkeme gideceğim diyen Gül de mi söylemedi yoksa kararı size? Acaba neden?
- Zaten şimdiye kadar tehlikenin farkında idik, malesef artık tehlikenin tam içerisindeyiz. Çok yakında göreceksiniz, muhalafet basının başına neler geliyor, toplumda nasıl bir karşıdevrim dönüşümü oluyor, yasalar nasıl yıpratılıyor, fetullah Gülen evi Amerika dan nasıl Humeyni edası ile dönüyor ( hayır bir de arada yazmış m Akyol “Nurcular”ın ve Fethullah Gülen hareketinin bu radikalizmden – Türkçesi aşırılıktır - hep uzak durması, kayda değerdir diye. Ee pes, göl gibi büyüyerek devletin kurumlarını ele geçireceksiniz demek aşırılık olmuyorsa, kola bile içmemek, kadınları tümden kapatmak aşırılık değilse, nedir bu aşırılık acaba?? ), ve de bunlara nasıl tehlike denmiyor. İnsanları kendi düşüncemizce farkında olduğumuz tehlikeyi anlatamadık, ama bu millet bunu yaşayarak öğrenecek. İş işten geçtikten sonra mı öğrenir, önce mi öğrenir, bunun da cevabını malesef tek başına zaman gösterecek –
Yani en kısa haliyle bitirecek olursam; ve de konumuza dönecek olursak, çağdaşlık ile din doğrudan bir ilişki içinde değildir, elbette ki din yeri geldiğinde engel de olabilir – hatırların Osmanlı rasathanesinin başına gelenleri - , çağdaşlığa destek de olabilir – ve yine İslami gökbilimcilerimizi -. Burada kaçırılan nokta din bir şart değildir çağdaşlık için, çünkü çağdaşlığın asıl öğesi mantık ilkeleri ile hareket etmektir.
Yazan: Beagle Tarih: September 8, 2007 12:32 AM
Beagle:(FGülen hareketi) kola bile içmemek, kadınları tümden kapatmak aşırılık değilse, nedir bu aşırılık acaba??
Klasik bir cumhuriyet gazetesi yaklaşımı..
Aslında halka bu kadar yayılmış bir hareket hakkında bunları yazmak cahillikle değil,
at gözlüklü bakışla açıklanabilir.
Yazan: TT Tarih: September 8, 2007 3:33 PM
ancazin, ben genel olarak bahsettim. Ve genel olarak baktigimizdada onu destekliyen bolca veri bulamiyoruz, eksiler artilari da goturuyor gibime geliyor. Durbunume Islami alip sanki oradan bakiyormusum gibi gostermissiniz, yada oyle zannetmissiniz. Goreceli olarak cok farkli birsekilde bakilabilir sizin dediginiz seylere. Sizin mantiginizla, ornegin bugun modernlesmenin bir asamasi olarak gosterilen avrupa, bazi kisiler tarafindan hristiyanligin bir sonunu olarak gorulur, gecmisi tukaka hristiyanlik olarak kabul edip(katilmiyorum tabii). Fakat siz ne kadara tukaka desenizde o bicim uzaydan gelmemistir. Ayni bakis tarzi sizin bahsettiginiz seye benzeri sekilde uygulanabilir ve farkli sonuclar elde edilebilir. Sizin dediklerinizle hic uyumlu olmayan farkli farkli Islam yorumlari var, hosunuza gitmesede.
Genel olarak dinsel bir motivasyon ile hareket etmenin belirgin, toplumsal bir proje olarak, sizin soylediginiz gibi bence kesin sonuclari olacak seklinde kabul edilmemelidir.(Ben etmiyorum sahsen) Islam soyledir(sizin yorumunuz olarak islam) ve onun sonucunda soyle guzel bir toplum olur seklinde tercume edilebilecek sozlerinizin ben pek dogru oldugu kanaatinde degilim.
Kanimca,bir modernlesme projeniz var ise, onun oz elementlerinden yola cikmanin, bir hat cizmesi acisindan cok daha belirgin ve dogru olacagini dusunuyorum. Mesela bunlar insan haklari, ozgurlukler vs.vs you name it, olabilir(bana sorarsaniz olmalidir).
Eger buna benzer bir modernlesmeden bahsediliyor ise, dinsel bir projeksiyon ile yola cikmanin pek dogru olmiyacagini dusunuyorum.
Diyanetten vesaire den bahsederken de ozel olarak alevilige cekmek istemedim konuyu. Dinin bir iktidar nesnesi olarak kullanilmasindan soz ediyordum. Uzun uzun kemalizm tartismasi yapmak istemiyorum. Eger buna da itiraziniz var ise, yazdiklarimi yok sayin. Ayrica sizin o sekilde sinir cizici bir sekilde alevi tanimi yapip var olan acik sorunlu durumu mesrulastirmaniza da katilmiyorum. Kimsenin uzerine kendi tanimlarimizi giydirme hakkimiz olmamali. Dogruluguna ne kadar inaniyor olursak olalim.
Refah duzeyi kendiliginden olusmuyor. Baska yerler ne kadar kaynarsa o kadar kaynar bana sorarsaniz. Almanya ya bakabilirsiniz.Yazan: bsevim Tarih: September 8, 2007 4:00 PM
din denilen olgu, batıl bir inançtır. mısırlılar piramit yapıyorlardı, mayalar insan kurban ediyorlardı. şimdi de müslümanlar kabe etrafında dönüyorlar, koyun kesiyorlar, günde 5 kere namaz kılıyorlar. arada ne fark var?
inanç konusu insanın duygularıyla ilgili bir konudur burada mantık geçerli değildir ve bu nedenle kolaylıkla "sen-ben" "onlar-biz" şekline dönüşür.
malesef din denilen zırva ortadan kalkmadıkça bize rahat yok.
Yazan: sawyer Tarih: September 8, 2007 7:56 PM
Beagle;
"Din eğer mantık ilkelerinin önüne geçebilecek kadar toplumsal işleyişe nüfuz ederse çağdaşlaşma gerçekleşmez."
size buyuk oranda katılıyorum.
bizim ve diger musluman ulkelerin en buyuk eksigi,bilim uretmemek,calısmamak ve tembellik.
halbuki peygamberimiz "yarın olecekmis gibi obur dunya icin,hic olmeyecekmis gibi bu dunya icin calısın" demis.
calısmak kavramını hep tek taraflı algılıyoruz nedense,acaba isimize mi oyle geliyor nedir.
dini bir boyunduruk olarak tasvir etmemek istemem ancak din boyundurugundan kurtulan toplumlar cagdaslasma yolunda sıcrama yapmıslardır.
din konusu insanoglunun en hassas noktası oldugu icin zaman icinde surekli suistimal edilmis,amaclarından saptırılmıstır.bunda islam alimlerinin sucu oldugu kadar,din dusmanlarının da sucu vardır.
her seyde oldugu gibi din konusunda da en buyuk dusman cehalettir.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: September 8, 2007 9:53 PM
Somut ornek isteyenler buradan yakabilir.
Bir gerilik ornegi vermek istiyorum, madem konu buralarda geziniyor. Mustafa bey anlatacagim seyi iyi biliyor.
Amerikada birtakim hristiyan cemaatlar,kaynaginin yarisi bilinmeyen paralar, hudson institute gibi seylerin altinda kurulmus discovery institulerin ozel urettigi ve yaymaya calisdigi "bilimsel" teoriler var. Gunumuz bilimi sirf bu cemaatlarin din yorumlarina uymadigi icin, kendilerine yeni bir "bilim" yaratiyorlar, dunyanin omru 6000yil diyenlerle internette portallarda kol kola sadece nuans farklari olan bir hareket. Ideolojik, politik ve maddi guclerini kullanarak okul kitaplarina girmeye calisiyorlar turlu turlu entrikalarla, bircogumuz bunlari biliyoruzdur yada duymusuzdur.
Elin Amerikalisi, "biz dunyanin en onde giden teknoloji ureticisiyiz, bilimi bu sekilde pseudo-science ile sulandirirsak liderligi elimizden kaptiririz" diye bilimini ve okulunu korurken, bizim aydinlarimiz burada, sanki amerikanin bilim dunyasinin lider olma yolunda giden bilimi imis gibi sunmaya kalkiyor, genis kitlelere oradaki gercek hikayenin asli yerine sanki kabul gormus legitimate birseymis gibi sunuyor. Bu sulandirilmaya calisilan bilimi elin adami ilac sanayinde, yazilimda envai cesit teknolojisinde kullanip sonra bize satiyor milyon milyon dolarlarla. Biz ise ilk 500un kuyruk kismina 2-3 universitemizi sokabildik diye ovunuyoruz. Elin gozu gibi korudugu "kafir(!?)" bilimine calismak icin en iyi yetismis insanlarimizi oraya gitmeye zorluyoruz. Sonra kendi evimizde akilli tasarimin dinimize ne kadar uyumlu oldugunu vaaz ediyoruz, onun ardindan din ve modernlesme tartismalari yapiyoruz.
Elin think-thank lerinde ponpon kizlarimiz var(bekirlyildirim oyle anar). Oglanlarimiza ne denir ona bir sormak lazim.
(Modernlesmeyi teknolojiye indirgemek istemiyorum, baska boyutlarida var elbette)
Yazan: sinan Tarih: September 8, 2007 11:28 PM
sayın sawyer;
"din denilen olgu, batıl bir inançtır. mısırlılar piramit yapıyorlardı, mayalar insan kurban ediyorlardı. şimdi de müslümanlar kabe etrafında dönüyorlar, koyun kesiyorlar, günde 5 kere namaz kılıyorlar. arada ne fark var?
inanç konusu insanın duygularıyla ilgili bir konudur burada mantık geçerli değildir ve bu nedenle kolaylıkla "sen-ben" "onlar-biz" şekline dönüşür.
malesef din denilen zırva ortadan kalkmadıkça bize rahat yok."
inanç olgusu evrensel bir gercekliktir.din hicbir sekilde ortadan kalkmaz,kaldırılamaz.etkileri azalır veya azaltılır.en uzucu durum;dini duygular suistimal edilmeye en uygun duygulardır.dini kullanarak toplumları cok kolay motive edebilir,yonlendirebilirsiniz.
ayrıntıya girmeden su kadarını soyleyeyim,inanç gercek,din dogrudur.
sinan bey;
akıllı tasarım ile modernlesmeyi birbirine karıstırmayalım.
teknolojik gelismeler,beyin gocu vs konularla akıllı tasarımın bir ilgisi yok.
evrim'in bir safsata,akıllı tasrımın bilimsel bir gerceklik oldugunu dunya toplumlarının kavrayabilmesi icin bir elli yıl daha var.
bizim yapmamız gereken,beyin gocunu tersine cevirmek,universitelerimizi bagımsız ve bilim ureten yerler haline getirmektir.
kafası calısan herkes turkiye'ye gelsin.akıla en ustun egitim imkanlarını sunalım.bugun amerika'nın yaptıgı gibi.amerikayı,amerika yapan budur.rus'u gelsin,mısırlısı gelsin,turkmen'i gelsin,hintlisi gelsin,hepsi gelsin.bilimde yol alalım.teknoloji uretelim.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: September 9, 2007 3:51 PM
Iste bende onu diyorum. O kafa ile bilimde yol alinmaz, onu birak gerilerden bile takip edemeyiz. Hele su gunun dunyasinda!. Bilime nasil baktiginiz teknolojiye bakisinizi ve o alanda yapacaginiz uretimi de belirliyor. Ayrica degil 50 yil, 500 yil gecsin o dediginiz pek olacakmis gibi durmuyor. Ongorunuzun minik bir haklilik payi olsaydi somut 1-2 bilimsel calisma, tonlarca makale anlaminda nuvelerini gorurduk, asiri hristiyan cemaatlarin forum koselerinde leblebi olmaz, republican hristiyan bir hakim bile madara etmezdi mahkemede. Ha, M.Behe'nin de kabul ettigi gibi bilimin tanimini astrolojiyi de kapsiyacak sekilde birazcik(!) genisletirsek o dediginiz hemen bugun de olur. Cumbur cemaat, cinci, perici, piramitci, falci, kafa kafaya verir teknolojimizle dunyaya bas kaldiririz. Cinliler hintliler kosa kosa bize calismaya gelir.
Yapmayin lutfen, bu kafa ile biyere gidemeyiz. Turnosol anlaminda mukemmel bir ornek oldugunu dusundugumden bir sinayayim dedim, maalesef...
Yazan: sinan Tarih: September 9, 2007 6:47 PM
sinan bey;
maalesef sizde,bilim ve dini birbirine karıstıranlar,karıstırmak isteyenler gibi dusunuyorsunuz.
dinciler akıllı tasarımcı,digerleri evrimci.bunları birbirinde bir ayırsak.
sadece evrim ve akıllı tasarımı dusunsek diyorum.
evrimciler ve ateistlerle saaatler suren tartısmalarımdan sonra bu tartısmaların aynısını sizinle de yapmak istemiyorum.
gercegi size kısaca aktardım.evrim diye bir sey yok,turlerin dogal sartlara uyumu var.akıllı tasarımı onyargısız takip edin.gelecekte,bilim,bilimsel yontemler ve daha bir cok seyin tarifi yeniden yapılacak.inanın bana,yada bildiginiz yoldan devam edin...
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: September 9, 2007 10:10 PM
Bigaloglu, inanmak baska sey, bilim baska sey. Benim derdim illaki evrim de degil. Olay cok basit, bilim olmadigi apacik olan, kendi ifadelerinde yola cikildiginda bu anlasilan, ideolojik belgelerinde acikca gorulen, epistemolojik olarak cop olarak nitelendirilebilecek birseyi alip, "guven bana dostum, inan sen buna, kesin dogru" diyen bir mantigimizla fazla uzaga gidemeyiz.
Yazan: sinan Tarih: September 10, 2007 11:53 AM
Dine 'Zırva' Diyene
Zırvalamış olur muhakkak, dine 'zırva' diyen, 'bâtıl' diyen.
Ölümü öldüren olsaydın, ben de gelirdim senin peşinden.
Madem öldüremezsin, yürümelisin Peygamberin izinden.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 11, 2007 12:03 PM
Ölüm kesin ve nettir. Ölümü öldürmeye çalışmak acep ne iştir?
Ey ruh geldiysen üç kere masaya vur.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: September 11, 2007 5:45 PM
Ötesi de vardir dünyanin; görürsün,
gercegi ararsan.
Ebediyetsiz kalirsin, bu gercegi arayip
bulmazsan.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 12, 2007 11:46 PM
TT,
Arkadaşım önce şunu bil ki, Gülen hakkındaki ifadeler bana ya da Cumhuriyet gazetesine ait değil, kaynağı Gülen in 35 yıllık yol arkadaşı, tarikatın ikinci adamına ait. Yani Gülen i hepimizden daha çok bilen birisine.
Ayrıca şunu da ÖĞRENİN ki bir hareketin ya da fikrin halka yayılması onu doğru ya da haklı çıkarmaz. Veya beni ona saygı duymaya zorunlu kılmaz.
Bigalıoğlu,
Size yazınızda katılıyorum ama bir iki noktada düzeltme yapmak istiyorum.
Diyorsunuz ki “din boyundurugundan kurtulan toplumlar cagdaslasma yolunda sıcrama yapmıslardır.” Halbuki ben buna tam olarak katılamıyorum. Bilimde ilerlemenin dinden kopma veya din ile direkt bir ilgisi olamaz. Dinden kopmadan da bilimsel ilerleme sağlanabilir, yeterli asıl şartlar olan özgürlük, akılsalcılık ve uygun ortam olsun. Yani dinden kopmadan bilim olmaz anlayışı da yanlıştır. Burada önemli nokta daha önceki yazımda dediğim gibi dine bağlı ya da uzak olmak değil, bilimsel devinimi sağlayacak anlayışın yerleşmesidir. Yani din asla tek başına ya da asıl cehalet düşmanı denilemez.
Yazan: Beagle Tarih: September 15, 2007 5:52 PM
Yorumlar ile konu birbirinden farklı noktalara ilerlemiş gibi görünüyor. Ancak şunu belirtmek isterim; bilim, dinsiz şekilde ele alınırsa yanılgıya düşer. Din bilimsiz şekilde de ele alınabilir, yanılgıya düşülmez. Zira din Hakikattir. "Vahy dışında bütün kitaplar bir ‘acaba’ ile başlar,bir ‘acaba’ ile biter.Belki bir ‘acaba’ için yazılır" ilkesinden yola çıkarak tek gerçek etrafından yola çıkmak hayatın, bilimin ve dahasının yegane doğrularındandır.
İslam modernleşmemiştir, İslam estetiktir, dinamiktir, sentetiktir. Bu anlamda modernleşen insandır, Türk müslümanlarıdır, İslam'ı daha iyi anlamış olmalarından Türk müslümanları İslam'ı daha iyi anlayarak modernleşmişlerdir.
Hayatın merkezine doğru bir şekilde İslam'ı yerleştirin, bilimi vesaireyi böyle görün ve tekrar dönüp İslam'a bakın, daha fazlasını görün, tekrar dünyaya bakın, daha fazlasını görün ve tekrar İslam'a, ve tekrar bilime...
Her seferinde daha çok cevaba ulaşacağız eğer çalışırsak.
tavsiyem önce kendim içindir. saygılar
Yazan: C e m S u n b u l Tarih: September 25, 2007 1:29 AM
Iyi aksamlar,
Arama motorlarinin birinde, bir konu uzerinde arastirma yaparken buldum sitenizi. Ve dun aksamdan beri yazilarinizi ve okuyucu yorumlarini okuyorum. Itiraf etmeliyim ki uzun zamandir ilk defa boylesi keyif aliyorum okumaktan. Uslubunuz, konulara yaklasiminiz gercekten guven veriyor.
Bu yazinizla ilgili olarak kafama takilan birkac seyi paylasmak istiyorum.
Oncelikle "tepki ideolojisi" saptamasinin aklima cok yattigini belirtmeliyim. Ancak bu ideolojinin onu, gercekten de sozkonusu kesim liberalize edilerek kesilebilir miydi? Bana kontrol elden giderdi gibi geliyor.
Bugun, giderek sosyallesen liberal Avrupa"yi ornek verecegim, "demokrasi" adi altinda hizla yayilan radikal Islam orgutlenmesi, butunuyle kontrolden cikan musluman okullari gelecek icin bir tehdit olabilir mi?
Geldigimiz noktada AB ulkelerinin bu tur gruplara mudahelesi ne kadar yakisik alacaktir?
Avrupaliya dusen olanlara seyirci kalmak ve "demokrasi" adi altinda herseye izin vermek midir? Ileride Avrupa bunu nasil kontrol altina alabilecektir.
Bugun, Fransa ve Belcika gibi ulkelerde, okullarda turban yasagi tartisiliyor, bu tur bir tartismadan oturu AB yi geri kalmislikla, hosgorusuzlukle ya da Islamofobiyle mi itham etmeliyiz?
Ataturk, ileri-goruslulugu ile, ileride basagirisi olabilecek bu konuya degin bir kilik kiyafet kanunu cikarmamis midir? Yoksa Ataturk"un tek derdi, halkinin bir batili gibi sapka takip sik gorunmelerini saglamak miydi? Hic sanmiyorum, eminim ki daha derin bir mana var buradan cikartacagimiz. Ayni bugun, Turkiye"de turbana karsi olan laik cevrenin hosgorusuzlukle suclanmasi gibi. Aslinda kafalari bulandiran hanimlarin basinda tasidigi ortu degil, unutmamali ki, basortusu butun akdeniz cevresinde yaygindir (guney Ispanya, guney Italya ve Yunanistan vb.) ancak tepki bunun otesinde, buna canak tutan politik ideolijiye. Ki bunda malesef serbest birakilan tarikatciligin cok buyuk payi vardir.
...Türkiye’nin dindarları “rejim”le çatışmayı değil onu demokratikleştirmeyi hedefler... demissiniz.
Buna gercekten inanmak isterdim.
Islam ile, akla cok sinirli hareket alani birakip, cizilmis bir cerceve icinde "insanin yeri belirlenmis, limitleri tespit edilmis" bir kulturde hicbir otonominiz sozkonusu degilken nasil bir demokrasilesme bekleyebiliriz ki?
Din, sahis olarak butun ozgurlugunuzu elinizden almis, sizi bir ummetin agir sorumluluklari altinda ezerken, nasil yol alinabilirki?
Arap muslumanlari, bir yanda kendi inanclari, kendi kulturlerince kisitlaniyor ote yandan da ABD nin butun dunyaya empoze ettigi "yozlasmis Islam tehlikesinin" sebep oldugu komleks ile "tepki" gosteriyor???
Bu celiski icinde, Turkiye"deki Islami hareket ise kendini ifade icin yeni soylemler, yeni kimlikler pesinde. "Liberal Islam", "Laik Musluman", "Cagdas Islam"...
Tipki Italya"daki Demokrat Hristiyanlar gibi.
Ancak bu tur ideolojilerde ortak olan, insanlari en zayif yerlerinden vurma politikalaridir.
Asla dine karsi biri degilimdir, aksine oldukca gelenekciyimdir, ahlak ve vicdan egitimininde dinin onemli bir rol oynadigina inaniyorum. Ancak Amerikada"ki "free church" ler, Turkiye"deki kontrolsuz tarikatlar ve cemaatlesmeler tarzi, maddi ve politik kaygilar tasiyan akimlari da oldukca tehlikeli buluyorum. Yasaklamak belki fazla olur ancak en azindan devletin bir makaminca kontrol altinda tutulmasinin gayet saglikli oldugunu savunuyorum.
Bizim Turkiye"de en buyuk sikintimizin yasadigimiz kimlik sorunu olduguna inaniyorum.
Bir yandan, gurur duydugumuz Islam ote yandan da modernlesme (aslinda bu kelimeyi hic sevmiyorum) arzumuz arasinda sikisip kalmisiz. Araplardan gordugumuz Islam ve Ataturk"le edindigimiz demokrasiye baglilikla, duse kalka yol kat etmeye calisiyoruz. Ataturk"un batilasma politikasi, uzerimizde bir yama gibi bugun, ayni zamanda deforme olmus arabize-musluman kimligimizle de dogudan zaten coktan uzaklasmisiz. Oyle ki, dunya uzerindeki sayili laik devletlerden biz, laiklige yeni bir yorum, yeni bir tanim vererek (musluman laik??), batida turbanin onune gecilmeye calisilirken biz serbest birakip, yeni kimligimizle AB pesindeyiz?
Uzun lafin kisasi, gercekten cok fazla yol katettigimize inanmiyorum.
Yazan: Gabi Tarih: September 30, 2007 2:33 AM
Aslinda ardarda, dün diyebilecegimiz bir dönem de resmi veya gayri resimi bilmem ne kadar devrim yasamis (dini, milli, kültürel ve özellikle harf devrimi gibi) dünya ile irtibat adina tüm irtibati kesilmis, siloganlari ile yetistirilmeye calisilmis ( türküm, dogruyum, caliskanim vs.)birinci dünya savasi magduru ve daha neler neler yasamak mecburiyetinde kalmis veya birakilmis 'bi' o kadar muhterem bir millet,onlari bu zamana kadar temsil edenlerin tek kabiliyeti bu millet adina, milletin tüm degerlerine hakaret etmek, rica ederim Islam camiasinda bunlar kadar radikal bir gürüp bana gösterebilirmisiniz, herkezi samimiyete davet ediyorum herhangi bir devrim taraftarinin gösterebilecegi bir misale yüzlerce gösterebilirim ama bunlarin önemi yok, önemli olan basi kapali bir bayana " sizin giyiminiz modern degil ve bu haliniz ile kendinizi nasil gelistirebilirsiniz " diyen bir zihniyet, sadece nefs-i müdafa halindeyiz ve bunu kendi memleketimizde yapiyoruz olacak is degil. Arkadaslar bu memlekette sapka devrimi yasanmis yani kulaginizin asina fakan bunun tehlikeli olan tarafi böyle enteresan bir yaklasimin (nasil tarif edecegimi bilemiyorum) yasanmis ve akillarinca akli yorumlar yapilmis olmasi mi? yoksa sizin kulaginizin asina olmasi mi?. Bence ikincisi, bu manada sözüm bu milletin düsünürlerine; su yasanmisliklara ve yasananlara "gülercesine aglamadan veya aglarcasina gülmeden" düsünce temelinde kemale ermis olamazsiniz. Mütefekkir olunamaz.
Yazan: seyid mahmud Tarih: October 3, 2007 4:25 PM
cok güzel
Yazan: sefa Tarih: December 27, 2007 10:17 PM
ellerinize sağlık ..usanmadan üşenmeden yazdınız..da..sanki çok ve uzun yazınc daha mı anlamlı oluyor. hele dönüp dönüp aynı sözleri tekrarlayınca..hasılı,M bey ve aynı pastayı paylaşan diğerleri,sizinle aynı gorüşte değilim.unutmayın ki,izmir alındıktan sonra, cami şadırvanında konuşanlar,'izmir kurtuldu sıra m.kemalde' diyenler..'din elden gidiyor' diyerek ikide bir kazan kaldıranlar..matbaanın ulkede muslumanlarca kurulmasını engellemek için hokka ve divitlerini tabuta koyup yürüyüş yapanlar..biraz daha tarih lütfen..ve şu soruyu doğru araştıralım.NEDEN ÇAĞIMIZDA GELİŞMİŞ -ZENGİN DEMEDİM-BİR İSLAM TOPLUMU (TÜRKİYE HARİÇ)YOK..
Yazan: Anonymous Tarih: February 25, 2008 1:48 AM
25 Şubat 2008 tarihli Anonymous arkadaşım,
Ben de merak ettim şu son sorunu NEDEN sorduğunu?
"NEDEN ÇAĞIMIZDA GELİŞMİŞ -ZENGİN DEMEDİM-BİR İSLAM TOPLUMU (TÜRKİYE HARİÇ)YOK.."
Gelişmiş derken neyi kastediyorsun?
Pekala çeşitli alanlarda bizden daha gelişmiş Müslüman ülkeler var.
Neden zengini de sormuyorsun? Sor bakalım bi.
***Şunu demek istiyorsan büyük hata ediyorsun: Türkiye tek gelişmiş Müslüman ülke, bunu cumhuriyete ve Atatürk'e borçlu.
Cumhuriyete ve Atatürk'e borçlu olmaktan dolayı alınmam da bunu boprçlu olmamın bazı baskıları kabul etmem, kimliğimden taviz vermem noktasına getirirsen işte buna kızarım. Ve tepkimin de asıl nedeni bu. Hem de bizi "gelişmiş" yaptığını iddia ettiğin cumhuriyeti beni şekillendirme, yontma girişimi olarak görür ve bu özelliği ile "gelişmiş" olabildiğimizi iddia edersen biraz daha kızarım.
Öyleyse iyi dinle,
Menderes dönemi olmasaydı, Özal dönemi olmasaydı bu ülke gelişmiş bir ülke diyemezdim. ADB ile ilişkilerimiz olmasaydı bu ülke bugün bu noktaya gelemezdi. Özal dönemi ile öncesini bir kıyasla. Özal'ın gerçekleştirdiği zihniyet değişimini bir anla. Özal döneminde hatalar olmamıştır demiyorum ama kümilatif olarak ele alalım gel. Ne yani 3-5 sene içerisinde dünyada bir sihirli el oynadı tüm ülkeler kendiliğinden mi gelişiverdi.
Sen ne diyorsun? Slogandan başka bildiklerin var ise onları yaz. Propaganda tarihinden başka bir bildiğin varsa onları yaz.
Kaldı ki Türkiye'nin gelişmişliğini sağlayan tek etken ne cumhuriyet ne Atatürk. Bu topraklar ZATEN Müslüman ülkeler içerisinde EN gelişmiş ülke denilebilir Cumhuriyet daha kurulmadan, Osmanlı yıkılmadan hemen öncesine kadar. Ne yani Cumhuriyet ve Atatürk ülkeyi gelişmişlik sıralamasında geri götürmediği için şükür mü etmeliyiz?
Atatürk evet güzel işler başardı, tek kelime ile bir lider, bir kadro adamı diyebiliriz.
Fakat yanlış okuduğu çok şey vardı ve Atatürk dönemindeki gelişme ile Özal dönemindeki gelişmeyi yine herbirini ayrı ayrı kendi şartlarında değerlendirirsek; Özal'ın birçok alanda gerisinde bile kalıyor diyebiliriz. O gelişme dediğinizin çekirdeği de ancak 1950'den sonra atılabildi.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: February 25, 2008 10:41 AM
Evet, Ozal donemiyle yerlestirilmeyle baslanan zihniyet degisimi ve bunun etkilerini iyi anlayalim:
- Yolsuzlugun norm haline gelmesi,
- Calisanlarin sendikasizlastirilmasinin yasal ve siyasi guvence altina alinmasi,
- Is guvenligi ve guvencesi konusunda calisanlarin tamamen patronun eline bakar hale getirilmesi,
- Ozellestirmenin bir tabu haline getirilip, en iyi calisan ve kar eden kamu kurumlarinin yolsuz sermayeye teslim edilmesi, calisanlarin islerinden edilmesi, ozellestirme adi altinda fabrikalarin kapisina kilit vurularak bolgesel kalkinmaya darbe vurulmasi,
- Dinsel ve milliyetci fanatizmin baskin oldugu "Turk-Islamci" bir egitim sistemi yaratilarak 17 yasinda katiller yetistirilmesi,
- Plansiz sehirlesmeyle sehirlerin yasanamayacak hale gelmesi, plansiz ve yolsuz imarla kucuk siddette dogal afetlerin bile yikima yolacacak boyutlara varabilmesi,
- Toplumun ahlaki degerlerini hizla yitirerek, bireysellesemeden bencillesmesi,
- Sivil iradenin, hukuki ve demokratik yollardan orgutlenmis, denetlenen kurumlardan, hiyerarsik ve kayitdisi orgutlenmis, denetlenemeyen cemaatlere/tarikatlara devredilmesi,
- Ozal'in basbakan yardimciligi yaptigi cunta yonetimi tarafindan kurulan YOK araciligiyla universitelerin demokratik ve akademik ozgurluge dayanan yapisinin kirilmasi, tamamen siyasetin kontrolu altina sokulmasi,
- Hedefli ekonomik gelismeye ve uretimi arttirmaya yonelik uzun vadeli ekonomik planlarin yerine, borclanmaya ve calisan haklarini kisitlamaya dayanan kisa vadeli, gunu kurtarmaya yonelik, yabanci sermaye endeksli ekonomi politikalarinin norm haline getirilmesi, yedigimiz ekmegin degerinin bile piyasalarin keyfine birakilmasi.
Yazan: Balbazar Tarih: February 26, 2008 6:23 PM
Balbazar Bey,
Anlama konusunda neden kendinizi bu kadar zorluyorsunuz.
Özal dönemi bir şaheserdi demiyorum, fakat ufuk açan bir dönemdir Türkiye için.
Bunu siz değerlendirmeyin, iş adamlarımız değerlendirsin.(Şimdi Sayın Balbazar iş adamı çıkmasın, ne gülerim kendime)
Tabi objektif olunmalı.
Yolsuzluklara gelince, yolsuzluk olmayan dönem gösterin bana(ha kötü örneği misal aldığım yok, edebiyat parçalarsınız şimdi), bu Özal döneminin suçu değil diyorum sadece. Ha Özal döneminde yolsuzluğa bulaşan ayrıcalıklı kesimin sınırları halka kadar indi derim, yani halk da sineğin yağına talip oldu. Şikayet edenlerin derdi yolsuzluk falan değil ortağın artması.
Sendikalar ve sivil toplum Özal döneminde geliştiği kadar gelişmemiştir herhalde. Şu bahsettiğiniz biten sendikacılık, zaten sendikacılık değildi; servet düşmanı servet sahiplari, siyasi çıkarcılar yetiştiriyordu ancak. Ha şimdiki sendikaları sorarsanız, onlarda değil de; e yuh Özal döneminde sendikacılık bitmiş. Buna kargalar güler. Mantar gibi sendikacı, sivil toplum örgütü görüyorsanız bunlar Özal döneminde oldu.
Özelleştirmeye gelince. Sanırım 3 kişinin yapabileceği işi 13 kişiye vermek, fakat buna karşın 2 kişinin yaptığı işi yapmak Özal döneminde yaşanan zihniyet değişimine aykırıydı. Bence mantığa da aykırı. Kar ediyormuş, yahu kar etmeyeni durdurduğun kabahat, e zaten kar etmeyeni de satamazsın. Verimlilik hesabına girelim. Özel sektörün verimliliği konusunda hiç tartışma istemiyorum, kızarım. Devlet 3 kar ediyor diye satmadığın şirket; 30 kar edip sana 3'den fazla vergi verecek. Al vergini keyfine bak. Devletin işi denetimdir. Onu layıkıyla yap.
Dinsel faşizm falan yoktur memlekette. Yalanlarınıza ancak kendiniz inanırsınız. Bugün yasak mağduru başörtülüler sokaklarda değilse, buna karşın yasak savunucuları sokak aşındırıyorsa; faşist din değil, başkalarıdır. Ayrıca o cinayetlerin, Sivas'ta üç beş çapulcu tarafında yakılan ne hikmetse hala dilden düşmeyen(kan davasına çevirilmeye çalışılan) sözde aydın cinayetinin ve üç beş çapulcu tarafından işlenen cinayetlerin tüm dindarları suçlamak için BAHANE olduğunu, o haltı yiyenlerin ırkçı, milliyetçi, şoven, ulusalcıların olduğunu siz de biliyorsunuz. Ramazanda oruç tutmayanı dövenlerin dindarlar değil, ülkücüler olduğunu siz de biliyorsunuz.
Plansız şehirleşmeye gelince toslarsınız. Türkiye plansız bir şehirleşme yaşamıştır. Fakat asıl Özal döneminde bu son bulmuştur. Kargaların gülmesi geçtiyse yeniden başlarlar. Geçmediyse vay hallerine, çatlayacak hayvanlar. Yaşadığım şehirde plansız tek yer çarşı merkezi, Özal'dan önce kurulan. Özal döneminde imara girip, yapılaşmaya başlayan yerlerde 10 yıldır neredeyse insanlar yaşıyor, yolları geniş, park sorunu, trafik sorunu yok, sosyal alanlar yeterli sayılabilir vs. Aynı ilçenin farklı mahallelerinden bahsediyorum. Birisi Özal'dan önce, birisi Özal döneminde ve sonrasında kurulan.
YÖK'ün suçunu da Özal'a attınız ya,
YÖK kurulurken Özal'a arka çıksaydınız, bu lafları edebilseydiniz, Özal gibi bir adam YÖK'ü de kurdurmazdı, Evren'i de indirirdi. O zaman neredeydiniz acaba? Şimdi size yakın düşünenler cuntacı oldu çıktı.
Her şehirler arası yolculuğumda Özal'a ve Menderes'e rahmet okuyorum. Sizin kafadaki adamlar başımızda olsaydı herhalde tren bileti için sırada beklerken indiğim gardan evime ulaşmak için hangi hurda otobüse bineceğimi, indiğimde ayakkabılarım temiz bir halde eve ulaşma ihtimalimin sıfır olduğunu düşünüyor olacaktım herhalde.
Şu iddialarınızı somut şeylerle delillendirseydiniz keşke, hep yorum olmuş. Hem de yanlış diyeyim nezaketen.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: February 27, 2008 5:21 PM
Yolsuzluk meselesi. Ozal donemiyle birlikte yolsuzlugun kitlesellestigi, norm haline getirildigi konusunda hemfikiriz sanirim. Size gore "halkin da pastadan pay almasi" iyi birsey, bana gore "halkin da kirletilmesi" cok cok kotu birsey. Evet, buyuk yolsuzluklar her yerde vardir ve hep oldular ve cok zarar verirler. Bir toplumu ayakta tutan ise kitlenin ahlakli olmasi, cogunlugun, siradan insanlarin kamu yararini gozetmesi. Ozal doneminde buyukbaslarin da yolsuzlugu azdi (hayali ihracati hatirlayin, misal Uzanlar ne zaman, nasil sahlanmisti?), toplum da yolsuzlastirildi. Bunun faturasini birileri oduyor ve biliyoruz ki odeyenler buyukbaslar degil.
Sikayet edenlerden kastiniz Kemalistlerse, soyleyecegim tek sey var: insaf. Kemalistler bircok acidan cuvalladilar, ama is durustluge geldi mi ellerine su dokulemez. Inonu'den Hasan Ali'ye, Ecevit'ten Mumtaz Soysal'a, Taner Kislali'dan Necdet Sezer'e kadar hepsinin goze batan bir durustluk vurgusu vardir. Baykal'in Kemalistligi enterasan, ama o bile oyle. SHP doneminde tek bir yolsuzluk, koca partiyi cokertti. Ozal'in ANAP'i ve bugunun AKP'si ise cok ciddi yolsuzluk skandallarina bulastiklari halde hic etkilenmediler. Cunku kitlelerinin zihniyetleri farkli. ANAP'in, AKP'nin tabanina "is yapsin da, kendi cebine de atsin" anlayisi yerlestirildi. Kemalistlerin durustluk vurgusu "memur zihniyeti, vizyonsuzluk" diye kucumsendi. Kemal Abi toplumu olduk ve yazik ki cogumuz bundan
memnuniyet duyuyor.
YOK ve Ozgurlukculuk Meselesi. Deniz Kuvvetleri Komutani Bulent Ulusu, kabinesini 21 Eylul 1980'de, yani darbeden 9 gun sonra kurdu. Basbakan yardimcisi: Turgut Ozal. Askeri yonetimin en yuksek rutbeli sivili! Yuksek Ogretim Kanunu, 6 Kasim 1981 tarihinde MGK tarafindan onaylandi. Ve muhalif ogretim uyelerinin ayiklanmasina, universitelerin antikdemokratiklestirilmesine girisildi. Askeri kabinenin basbakan yardimcisi Ozal, basbakan oldu, yakin siyasi dostu (disisleri bakanligi teklif ettigi) Dogramaci da YOK baskani.
Aslanlar gibi direnmis, oyle degil mi? Elbette o donemde ben kucuk bir cocuk olarak devletin yatili okulunda ulkucu-Fethullahci kadrolar tarafindan beyin yikanmasi girisimine tabi tutuldugum icin kendisine destek olamadim, yoksa eminim askeri darbeyle sivil yonetimin basina gecirilmis birisi olarak askeri yonetimin antidemokratik uygulamalarina karsi vargucuyle direnirdi. Hep benim sucum. Ama o donemde bircok sol ses YOK'e ve darbenin getirdiklerine karsi cikmaya calistilar, sindirildiler, bastirildilar, siz bugun bozguncu olarak aniyorsunuz onlari.
En cok sesi cikan Aziz Nesin idi, darbeye karsi tek somut sivil sesi (aydinlar dilekcesi) o orgutledi. Bugunun anli sanli demokratlari Nesin'e odulunu 2 Temmuz 93 gunu verdiler. Simdi, o gunun bahsini edenleri kan davasi gutmekle itham ederken bile, orada yakilan insanlari "sozde" sifatiyla niteleyerek kininizi dokmekten, saygisizlik etmekten geri durmuyorsunuz. Evet cok soylenecek, tekrarlanacak, gozunuzun icine sokulacak. Cunku, o "dindarlik" sifatini kimselere birakmayan "demokratlar"dan hicbiri ne o gun, ne bugun, cikip "yapilan saldiriyi kayitsiz sartsiz lanetliyorum, Aziz Nesin'in yaptigi tahrik, provokasyon degil, inanc ve ifade ozgurlugunu kullanmakti" demedi, diyemedi. Aradan 15 yil gecti, hala bunu diyebilecek, dusuncelerinden dolayi yakilan insanlara en ufak empati duyabilecek yureginiz olmadigi icin 3-5 capulcu gibi beylik laflarla gecistirmeye calisiyorsunuz, Allah vicdan versin, ne diyeyim.
Ozal ise darbeden yillar sonra bile, darbenin getirdigi siyasal yasaklarin kalkmamasi icin referandumda hayir deyin diye propaganda yapmakla mesguldu. Peki Aziz Nesin darbeye direnirken cuntaya yalakalik olsun diye Yesilkoy'un adini Ataturk yapalim kampanyasi baslatan kimdi? Ilicak'larin Tercuman gazetesi! O gun Ozal'in bugun AKP'nin destekcisi, Ataturk'un putlastirilmasindan hic hazzetmeyen Ilicak.
Sehirlesme ve Altyapi Meselesi. Beyaz muslumanlarimiz ve turklerimiz altin degerinde benzinle calisan son model arabalariyla gezip ayaklarini camura batirmaktan kurtulduklari icin mutludurlar elbette. Sorun geriye kalan milyonlarca esmer turk ve muslumanin o camurla arasinin nasil oldugu, onlarin nasil hergun dolmuslarda kepaze olduklari. Uc buyuk sehirde de
metro insaatlari SHP belediyeleri ele gecirdikten sonra basladi. Dolmus varken metro cok ilkel bir ulasim araci degil mi Mustafa Fatih Bey? O donemde yatirimi yapilsaydi bugun hizli trenle (sahicisinden bahsediyoruz, adam olduren AKP usulunden degil) bircok yere ulasmak mumkun olacagi halde, bugun sehirlerarasi ulasimin otobus mafyalarina birakilmis olmasi ne kadar guzel, degil mi?
Goc 70'lerde basladi, 80'lerde ayyuka cikti. Ve bu gocu karsilayacak, goc karsisinda sehrin allak bullak olmamasini saglayacak tek onlem alinmadi, hicbir planlama yapilmadi. Eli kulaginda, deprem milyonlarca cani alip goturecek, sehir yasanmaz hale gelecek. Altyapidan neden korkulur, gunu
kurtarmak nasil bir vizyondur, ben anlamiyorum.
Calisan Haklari ve Ozellestirme Meselesi. Ozellestirme yararli olabilirdi. Akillica, planli, ve kamu yarari gozeterek yapilirsa. Yangindan mal kacirir gibi, "satalim da gerisi kendiliginden gelir" demek ozellestirme degil, eldekini sokaga
atma ancak. Ilk Et-Balik ve SEK ozellestirme adi altinda kapatildi. Hayvancilikla gecinen, o donemde terorden kirilan doguda tesisleri vardi. Kalkinmada oncelikli bolgenin en onemli endustriyel varliginin kapisina kilit vurmak insanlari terorun kucagina atmaktan baska ne sonuc verir? Teror mevzubahisken, zarar soz konusu olabilir mi? Hayvanciliga bircok acidan cok elverisli bir ulkenin et ithal etmesi "serbest piyasa" degil, olsa olsa "angut piyasa" olabilir.
Kar edenler, degerlerinin cok altina satildilar. Devlet arkadas, kar eden koca isletmeyi satiyorsun, sen de kazancini maksimize etsene, enayi misin? Hayir, israrla peskes cekildiler, cekilmeye devam ediliyorlar. Yaninda kiyagiyla.
Park Holding'in aldigi komur madenleri ve termik santraller yanyana. Madenden santrale gidene kadar, Park Holding komurunu devlete satiyor, sonra devlet ona bedelsiz geri veriyor, Turgay Ciner enerjiye cevirip bu sefer TEDAS'a satiyor. Cunku, Van degil, Park Holding kalkinmada oncelikli. Noter'de iscilere rastliyorum, sendikadan istifa dilekceleriyle sira bekliyorlar, "neden istifa ediyorsunuz" diyorum, "patron oyle istedi abi" diyorlar. "Tehdit mi etti?", "Hayir"; gerek yok ki tehdit etmesine, sesini cikarirsan "ideolojik amaclisin", "bozguncusun". Sonra catir catir ol is kazalarinda, patrondan tek hesap sorulmasin, hesap soran isciler dayagi yesin. Tabi canim, hak aramak nene hacet, is bulmussun ya, daha ne istiyorsun?
Ve evet, haklisiniz, "bozguncu" sendikacilar darbeyle, hapislere tikilarak bertaraf edildiler. Ozal'la birlikte "iktidarla muttefik sendikacilar" donemine gecildi. Ozal'la, sendikalasmaya calisan iscilerin isimlerinin calisma bakanligi tarafindan bagli bulundugu holdinge iletilmesi, ve bu "bozguncu" iscilerin islerine son verilmesi donemi basladi. SHP'nin meclisten gecirdigi, isci haklarini guvence altina alan ILO sozlesmesi 1992 yilinda Cumhurbaskani Turgut Ozal tarafindan veto edildi. Yasa, Ozal oldukten sonra, 1994 yilinda onaylanarak yururluge girdi.
Sonuc: Ataturk donemi, eksisiyle artisiyla, bir toplumun "okuyup adam olma", "kaderine karsi cikma" arzusunun tecellisi. Ozal donemi ise, ayni toplumun okumaktan vazgecip "kisa yoldan kose donmeye" meyillenmesinin hikayesi. Herkes, elbette, kendi doneminin konjekturunun bir geregi ve sonucu, her onemli tarihi fugur tarihi sekillendirdigi kadar da tarih tarafindan sekillendiriliyor. Ozal'a da Turkiye toplumunun en cok yozlastigi donem dustu, o da bu konuda kendisine dusen gorevi layikiyla yerine getirdi.
Yazan: Balbazar Tarih: March 1, 2008 9:35 AM
Balbazar Bey,
Yolsuzluklar konusunda şu açıklamayı eklemem gerekecek;
Özal'ın veya benim yolsuzlukların artmasını, bunun halka inmesini istediğini düşündüğünüzü sanmıyorum. Bunu düşünmek epey saçma ve iddialı olurdu sanırım.
Şu şekilde değerlendirin; ortada 1 kap yemek vardı, bu yemekte bakterilerin üreme olanağı var, üredi de; Özal döneminde kap sayısı arttı, yemek yapmak kolaylaştı, yemekten istifade edn çoğaldı, fakat bakterilerin üreyebileceği ortam da arttı. Siz şimdi bakterilerin üreyebileceği, ürediği ortam arttı diye ortadaki yemeği arttıranı eleştirirseniz bu insafsızlık olur. Bakterileri ve o bakterileri üretenleri eleştirin de samiyetinizi göreyim.
Her halk hakettiği gibi yönetilir, biz buna müstehakız gibi laflar ürettiyse bu toplum işte bundandır. Sen imkanları istismar eder, o imkanları gelişme için kullanmaz isen elbette o imkanlar toplum için faydalı olmaz, zamanla elden çıkar. Gelişme adına, üretim adına imkanları artıranları değil, o imkanları istismar edenleri eleştirin. Faturayı onlara kesin. Özal'a değil.
YÖK meselesine gelince, o kullandığınız ifade Özal'ı neredeyse cunta yönetiminin destekçisi gibi gösteriyordu; tepkim bundandı. Elbette siyasiler ihtilal sonrası cuntanın bazı taleplerini yerine getirmek mecburiyetinde kaldılar, biraz gerçekçi olalım. Fakat bunu cuntanın sorumlusu onlarmış gibi göstermek insafsızlık. Özal'ın hakim kılmaya çalıştığı anlayış içerisinde baskı yoktu. Özal'a muhalefet etmiş insanların bugün bulundukları konum bunun ispatı.
Yol veşehirleşme meselesine gelince;
Sakın ha tren yoluna karşı olduğum gibi birşey anlamayın. Metroya hele asla. Şu insafsız sorunuz çok namertçe:"Dolmus varken metro cok ilkel bir ulasim araci degil mi Mustafa Fatih Bey?"(Balbazar) Böyle birşey ima etmedim, nasıl benim adıma karar verirsiniz, yanlış anlıyorsunuz veya anlamak istiyorsunuz.
Ayrıca metro projeleri SHP döneminde falan başlamamıştır. Bu büyük bir yalandır. Solcular genelde Melih Gökçek'in metro konusunda yaptığı atılımlardan kendilerine pay çıkarmak için bunu söylerler yani "metro projeleri SHP döneminde başladı, fakat bitiren Melih Gökçek oldu. Asıl taktir Karayalçın'a yapılmalı" derler fakat bakın Mehmet Altınsoy için
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmet_Alt%C4%B1nsoy
adresinde ne deniyor:
"Özal'ın sırdaşı olarak gösterildi. Ankara Metrosu'nun temeli O'nun döneminde atılırken, Çamlıdere Barajı, Ankara Çevreyolu ve Kocatepe Camii ise bitirildi."
Yani Melih Gökçek'ten öncesini görenler Karayalçın'dan öncesini de görerek samimi olmalılar. Mehmet Altınsoy zamanında başlayan metro projesini bitirememek acaba taktir edilmeli midir bunu kamuoyunun taktirine bırakıyorum.
Evet görüyorsunuz Metro'da Özal dönemindeki zihniyet değişiminin ürünüdür.
Hızlı tren de zaten AK Parti'ye nasip olmuştur. Hızlandırılmış tren değil. Gerçek hızlı tren de Ak Parti'ye nasip oldu.
Hızlandırılmış tren projesi ile ilgili bence polemiğe gerek yok. Raporlar yayınlandı. Elinizde aksini gösteren bir belge var ise lütfen iddianızı destekleyin. İddia sahibi sizsiniz.
Ha şu daha önceki yorumumda hani bilet almak için beklediğim trenin lüks bir tern olacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. En az o da indikten sonra bineceğim otobüs kadar külüstür olurdu Özal'ın getirdiği zihniyet değişimi olmasaydı.
Ben demiryolu ve otoyol yapımı konusunda her ikisine de sevinir ve ülkem adına gururlanırken ne yazık ki bir kısım insanlar yol yapım haberlerine dahi tahammül edemiyor, hemen kaçak güreşerek konuyu tren yollarına getiriyorlar.
Fakat Allah(cc) büyük; demiryolları ile ilgili projeleri de otoyol ve şehirler arası yol projelerini hayata geçirenlere nasip ediyor. :) Ayrıca Menderes döneminde demiryolları inşaasına devam edilmiştir. Çoğu kişinin yanlış bildiği veya özellikle yanlış aktardığının aksine.
Bir ülke düşünün, 4 tarafı demir ağlarla örülmüş(Çoğu Osmanlıdan kalma), fakat bırakın küçük şehirlerini, büyük şehirlerini birbirine bağlayan yolları bile stablize. Ovanın ortasındaki köyler bile dağ köyü, hatta bırakın köyleri kasabaların, ilçelerin bile yolu yok. Bu millet sevmesinde ne yapsın treni teren yolunu. Ondan başka aracı yok. Fakat bu sevgiyi mantıklı sürdürenlerle, o sevgide hala diretenlerin sorunu mesele. 1950'li yıllarda şehirlerini birbirine bağlayan yolları yapılıyor. Özal'a kadar otoyolu yok bu memleketin. 2000'li yıllara gelene kadar Ak Parti hükümeti gelene kadar Özal döneminde yapılmış otoyollar hariç, şehirleri birbirine bağlayan bölünmüş yolu yok.
Eleştirdiği tren yolu değil, tren yolu BAĞNAZLIĞI.
Şehirleşme meselesinde söyleyeceklerimi söylemiştim, tekrar edeyim:
Özal dönemindeki değişim şehirleşmede de farklı ufuklar açmıştır. Yaşadığım şehirden örnek vermiştim. Özal zamanında imara açılan ve gecekondu önleme bölgesi ilan edilip kooperatifleşmeye açılan mahallelerde yollar geniş, temiz, trafik yok, park sorunu yok, sosyal alanlar az ama eskiye nazaran daha düzenli ve yeterli, daha düzgün bir şehirleşme, fakat Özal öncesinde kurulan ilçe merkezi ise sorunlar yumağı.
...
Özal sivil toplum ve sendikalaşmanın önünü açmıştır. Özal döneminde ve sonrasında kurulan sendika ve dernek, birlik, kooperatif vs. sayısı bunun ispatıdır.
Ondan öncesinde yapılan sendikacılık anlayışı Avrupa için çoktan terkedilmiş bir anlayıştı. Özal dönemine kadar beklemekle bu ülke çok şey kaybetti. Ne hikmetse bizde o dönemde sendikacıların çoğu hem komünist hem sendikacıydı. Bu mu sendikacılık? Yahu komünist hangi ülkede sendikal faaliyet varmış, ya yardan geç, ya serden.
Ha yine sendikalar istismar kapısı olmaya devam etti ise bunun sorumlusu Özal değil, o sendikacılardır.
Ayrıca sosyal haklar ile ilgili ben size çok sosyalist, solcu siyasetçinin itiraflarında sosyal güvenliğin içinde bulunduğu durumdaki sorumluluklarından bahseder.
...
"Hayvanciliga bircok acidan cok elverisli bir ulkenin et ithal etmesi "serbest piyasa" degil, olsa olsa "angut piyasa" olabilir."(Balbazar)
Burada bir yanlışlık var, hayvancılık açısından çok zengin bir ülkenin becerikli girişimci ve insanları et üretir, süt üretir, ithal etmez. Demek ki ya hayvancılığa çok elverişli değildik, ya da o kadar girişimci değildik. Siyasetçi ne yapsın. İthalatçı ülkede et olsa dışardan mı alır. Üret sat, madem ihtiyaç var, ithal ediliyor, yani pazarın da var, e üret o zaman. Et balık kapanınca hayvancılık yapan tesisler de mi kapandı, hayvancılıkla uğraşanlar başka iş mi yapmaya başladı. Ta meseleyi teröre getirmişsiniz. Et balık yoksa, hani ithal ediyoruz dediğiniz ithalatçılar var ya onlara satmak akıllarına gelmemiş mi?
Özelleştirme konusu çıkar meselesidir. Karşı çıkışların nedeni çıkardır. İşçi daha fazla çalışmak zorunda kalacak, devleti söğüşleyebildiği gibi patronu söğüşleyemeyecek, müdürün ehliyet ve liyakati sorgulanacak. Mesele bu kadar basit.
Ha buradan özel sektörün işçileri ezmesini haklı gördüğüm gibi bir mana çıkmasın. Biz dengeyi bulamadık bunu demek istiyorum. Fakat işçiyi savunacağım diye de devletin söğüşlenmesini savunamam kusura bakmayın.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 1, 2008 5:48 PM
Siz şimdi bakterilerin üreyebileceği, ürediği ortam arttı diye ortadaki yemeği arttıranı eleştirirseniz bu insafsızlık olur.
Ortadaki yemek degil artan, ortadaki rant. Ozal uretimi degil, tuketimi arttirdi. Bakin gazetelerin Insan Kaynaklari eklerine, aranan elemanlarin %90'i satis elemanidir. Disariya borclanir, disaridan satin alir, iceriye satar, paradan para kazaniriz. Bu durumda mutlaka bir kaybeden olur, onlari gozunuz gormuyor zaten. Bakteriyi elestirecekmisim de samimiyetim gorunecekmis. Bakteri dedigin, Ozal'in, Demirel'in prensleri, Kemal abin, Jet Fadil, Ihlas Holding vs. iste.
YÖK meselesine gelince, o kullandığınız ifade Özal'ı neredeyse cunta yönetiminin destekçisi gibi gösteriyordu; tepkim bundandı.
Cok haksizlik etmisim. Alt tarafi cunta kabinesinin basbakan yardimcisi. Eminim icine sinmeyerek yapmistir o gorevi.
Yani Melih Gökçek'ten öncesini görenler Karayalçın'dan öncesini de görerek samimi olmalılar. Mehmet Altınsoy zamanında başlayan metro projesini bitirememek acaba taktir edilmeli midir bunu kamuoyunun taktirine bırakıyorum.
EGO'nun web sayfasindan (http://web.ego.gov.tr/inc/newsread.asp?ID=313 ):
1. 08 Ağustos 1992 de (A1) AŞTİ-Dikimevi Ankaray hattının (8,7 Km.) yapımına başlanmıştır.
2. 29 Mart 1993 tarihinde (M1) Kızılay-Batıkent Metro hattının (14,5 Km.)yapımına başlanmıştır.
Gokcek 94'te kazandi. 2001'e kadar yeni metro yapimina baslanmadi.
Ne hikmetse bizde o dönemde sendikacıların çoğu hem komünist hem sendikacıydı. Bu mu sendikacılık?
Ne biliyorsunuz o "komunist" sendikacilarin ne yaptiklari konusunda? Sendikacilar "komunist" deyince her turlu isci hareketini, hak talebini sindirip bastirmak hak oluyor, degil mi?
Et balık yoksa, hani ithal ediyoruz dediğiniz ithalatçılar var ya onlara satmak akıllarına gelmemiş mi?
Ithalatcilar hazir eti alip satiyor, hayvani alip islemiyor. Turk hayvancisinin maliyet acisindan Avrupa'li hayvanci ile rekabet edebilmesi ise mumkun degil. "Girisimci" olamamak degil yani sorun, ulkesel, bolgesel olarak geride olmak. Bu konuda, sektoru destekleyip gelistirmek, rekabet edebilecek hale getirmek de elbette devlete dusuyor. En buyuk kapitalist Amerikan devleti, kendi tarimcisini Brezilya'li ciftcilere karsi korumak icin yillardir (haksiz) subvansiyon politikalari uygularken, bizim kraldan cok kralcilar, herseyi atip satarak serbest piyasanin sihirli eliyle herseyin gelismesini beklerler. Kurallari senin aleyhine konulmus maci kazanamazsin. Sonra da, bu fabrika kapatmalarin hayvanciligi nasil oldurdugunu, insanlari nasil issiz biraktigini, terore nasil katkida bulundugunu anlayamaz, ezbere "girisimcilik" edebiyati yapar.
İşçi daha fazla çalışmak zorunda kalacak, devleti söğüşleyebildiği gibi patronu söğüşleyemeyecek, müdürün ehliyet ve liyakati sorgulanacak.
Evet, 40 saat calisma hakki "sogusleme"dir mesela. Sendika hakki, is guvenligi, hepsi sogusleme. Bak, Tuzla'da sogusleyebiliyorlar mi isciler, dikkat etmezsen olursun tabi, bir de senin icin zarara mi girsin patron. Mesele bu kadar basit. Zarar eden KITlerin iyilestirilmesine kaynak ayrilmazken, ayni kaynaklarin, kar eden isletmeleri kelepire kapatan holdinglere kiyak cekmek icin kullanilmasi da "devletin soguslenmesi" degildir elbette. Ancak iscinin gucu yeter devleti soguslemeye, gariban patronlari korumak lazim.
Yazan: Balbazar Tarih: March 2, 2008 8:45 AM
Tüketim arttı ise, üretim de artmıştır. E, üretim artmadı ithal ediyoruz diyenlere de sorarım, o ithal edilen mallar hayrına mı dağıtlıyor? İthalat artığına göre döviz artmıştır. Sanırım dövizin artmasının nedeni de turizm ve ihracaat değildir(!?)
...
Özal için şu kullandığınız ifadeye bakın:
"Alt tarafi cunta kabinesinin basbakan yardimcisi."(Balbazar)
Acaba başbakan yardımcısı da asker mi olmalıydı?
Öyle ya, ihtilalden sonra görev almış, seçilmiş tüm siyasetçileri böyle görecekse BİRİLERİ kim seçilmek isterdi?
...
Gökçek'in 2001'e kadar YENİ metro inşaatına başlamaması ilk metronun Karayallın döneminde değil, Mehmet Altınsoy döneminde başlamış olması gerçeğini DEĞİŞTİRMİYOR.
...
Sendikalar konusunda, komünistlerin samimiyetsizliğini ortaya koymak istiyorum. Avrupa'nın terkettiği bir sendikacılık anlayışının Türkiye'de bu kişiler tarafından sürdürüldüğünü bu anlayışın işçilere fayda sağlamadığını söylemeye çalışıyorum.
...
Ben, Özal'dan önce kümesçilik(gerçekten kümes) yaparken, Özal döneminde kümesçilik yapan kişilerin yem fabrikaları ve tavuk çiftlikleri kurup üretime ve istihdam sağlamaya başladıklarını görünce buna "ezbere girişimcilik edebiyatı" diyemezdim ki Balbazar Bey.
...
Ah Balbazar Bey,
Devletin elindeki işletmelerin hali ortada. Keşke 40 değil 30 saat çalışsa, çalıştırılabilse işçiler. Devlet mantığı ile işletmelerin yürümediğini tüm dünya gördü de biz göremedik.
Özelleştir, 10 işçi ile 30 üreten, 5 kar eden yer 5 işçi ile 90 üretsin 30 kar etsin, sen de al vergini keyfine bak. Hem o zaman devleti hortumlamaya çalışan holingleri denetlemek için bol vaktin de olur.
...
Özal döneminde gerçekleşen zihniyet deişiminin bir ürünü olan refah artışını görmemek mümkün değil, bunu o zamanlar muhalefette olan fakat şimdi siyasetin içinde olmayanlar bile itiraf ediyor, fakat biz hala bunu tartışıyoruz, aksini iddia edebiliyoruz.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 2, 2008 3:14 PM