« ‘Bölünmez Bütünlüğün’ Garantisi AK Parti | Ana Sayfa | Türk İslamı Nasıl Modernleşti? »
August 14, 2007
Çankaya Köşkü de Artık Milletin Olacak
AK Parti Abdullah Gül'ü Cumhurbaşkanı adayı göstererek demokrasiye ve kendi değerlerine uygun düşeni yaptı. Türkiye tarihinin en başarılı dış işleri bakanlarından biri olan, tüm dünyada saygı gören, Türkiye toplumunda ise büyük bir sevgiye mazhar olan Sayın Gül, inanıyorum ki bu ülkenin gördüğü Cumhurbaşkanlarının en iyilerinden biri, belki de en iyisi olacak. Onun için kullanılan "milletin evladı" sıfatı hem doğru hem de anlamlı: Cumhuriyet'in başına, millete tepeden bakan değil, onu temsil eden birisi gelmiş oluyor. Millete hayırlı olsun.
Bu arada "uzlaşma" lafını dilinden düşürmeyen Deniz Baykal'ın CHP'si Abdullah Gül'ün randevu talebine olumsuz cevap vererek ne kadar "uzlaşmacı" olduğunu da göstermiş oldu. Asıl derdi uzlaşma değil "milletin temsilcilerini bürokratik oligarşiye boyun eğdirmek" olan, zaten tarihi boyunca sırtını sandıklara değil "kurumlara" yaslamış bulunan bu "siyasi parti", artık açıkça Türkiye demokrasisinin önündeki en büyük engel olarak ortada duruyor. Kendini reforme etmesini diliyorum, ama ümitvar değilim.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 14, 2007 6:18 PM
Sakalimiz olmasa da sozumuzu dinlediler. Herkes Erdogan olacak yok Vecdi Gonul yok, bilmem kim der iken kendisini aday gostermis:
Nisan 13, 2007
Formül: Cumhurbaşkanı GÜL
ve secimlerin hemen akabinde CB ilan etmistik:
Bu iş tamam. CB Gül hayırlı olsun!
Hayirli olsun milletimize ve insanliga.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 14, 2007 8:14 PM
3 saniyede bir yenilenen hafızalara katkıta bulunmak gerekirse;
bugüne kadar olan cumhurbaşkanları da, gül'ün seçilececeği şekilde meclis tarafından seçilip görevlerini yapmışlardır. (hah biliyorum 367 kararlarını gördüm ama demokrasi, oligarşi bıdı vıdı)
dokunulmazlık kalktığında ise dünyada saygı görmüş ve başarılı dışişleri bakanlığı yapmış olma sıfatlarını da ipe sereceğiz gibi görünüyor.
bugüne kadar kimse yapmadı dışişleri bakanlığında dünyada saygı görmedi, başarılı da olmadı zaten.
hadi abdullah gül'ü anlatınız efem.
Yazan: Ergün Özyurt Tarih: August 14, 2007 8:33 PM
# Cumhuriyetsizlik
Cumhuriyet.. halkın, kendi kendisini yönetmesi değil miydi ? Ne oluyor bunlara hâlâ, "rejim tehdit altında" demek de ne demek ! asıl, kendileri rejimi tehdit ediyorlar. Bu nasıl bir utanmazlık aymazlıktır anlayamıyorum.
Edep, yâ hû.. . edep !
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: August 14, 2007 8:47 PM
Bu başlığa gelmesi gereken yorumumu adaylık açıklanmadan tahmin etmek amacıyla erken gönderdim.
Seçim öncesi tahminlere katıldığım gibi bu yoruma da katılıyorum. Bu kez de yeni bir engel çıkarılacak değildir artık, bunun için bir yol da görmüyorum.
Demokraside halkoyunun denemek istediğini denemesini engellemenin bir yolu olmaması gerekiyor. Olsa bile nereye kadar?
Sayın Gül'ün adaylığını açıklarken verdiği olumlu mesajlara bağlı kalacağını ummak zorundayız. AKP liderliğinin sorumsuz ve düşüncesiz adamlardan oluştuğunu hiç düşünmedim zaten. Sorumluluğun gereğini yerine getireceklerdir.
Yazan: demirkan efegil Tarih: August 14, 2007 9:59 PM
Demokraside olmaması gereken bir çok şey maalesef ülkemizde olmakta ve meşru kılınmakta(özellikle anayasa mahkeme destekli)
Bende ümitvarım ama yinede Türkiye demokrasisi pek güven vermiyor..
Hakkımızda hayırlı olması dileğiyle..
saygılar
Yazan: zencir Tarih: August 15, 2007 12:45 AM
Ataturk'un partisini bu hale getirenlerden utanc duyuyorum,yazıklar olsun.hala piskin piskin oturuyorlar koltuklarında.Hic bir konuda hic bir inandırıcılıkları kalmamıstır.Beceriksizliklerini,sozde cumhuriyet savunuculuguna soyunarak ort-bas etmeye calısıyorlar.ve daha neler neler,anlatmaya gerek yok,bir cogunu biliyorsunuz zaten.
Atam bugun bu halleri gorseydi.Bu millete bunları yapanları ne yapardı bilmiyorum.
Yazan: bercenay Tarih: August 15, 2007 1:12 AM
Sİyasi geçmişi ortada olan bir kişiliğin o makamla bağdaşmadığını sölemek zorundayım.Bakanlık vs. yapabilir ancak cumhurbaşkanlığı gerçekten apayrıdır.Orası sadece %50 nin ya da %80 de olabilir o kesimin değil bütün kesimin temsil edildiği bir makamdır ve özellikle devletin temel değerleri ile hiç bir çelişkili geçmişi olmayan biri olmak zorundadır.Yönetimin çoğunluğun tiranlığına dönüşmemesi için en azından bu şarttır.Abdullah Gül'ün diğer siyasi partilerle görüşmesi bir uzlaşma uğraşı değildir,bunu bu şekilde yorumlamanın sağlıklı bir yönü yok.Diğer siyasi partilerin hiç biri destek vermese dahi AKP'nin zaten Abdullah Gül'de dayatma yapacağı ortadadır.
Yazan: Cevat Tarih: August 15, 2007 1:20 AM
milletin evladı : sıcak, sevecen, mutedil,fakat tavizsiz. onu kendi içlerinden biri olarak gören kendisine yakın hisseder. yeter ki gözünden holding medyasının ak olanı kara, kara olanı ak gibi gösteren aldatıcı perdesini kaldırsın...
milletimiz hakkında hayırlı olur inşaalah..
Yazan: tariktaner Tarih: August 15, 2007 1:50 AM
Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olması aynı zamanda "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" vecizesinin de tecellisi olacak.
Bunun olmasını istemeyenler cumhuriyeti değil oligarşiyi savunuyorlar.
Yazan: TT Tarih: August 15, 2007 9:08 AM
Sizce su Ertugrul Ozkok hala bu konuda yazi yaziyorsa bosuna midir?
Bence degil.Mevla gorelim neyler,neylerse guzel eyler.
Yazan: Salih N. Tarih: August 15, 2007 10:23 AM
Yorumlarınıza katılmamak mümkün değil Mustafa Bey. Belirli çevreler ne kadar bu adaylığı gölgelemek ve Gül ismine leke sürmek istesede başarıları ortadadır.
Bu ülke demokrasi yolunda emin adımlarla ilerliyor;herşeye rağmen...
Yazan: t.m. Tarih: August 15, 2007 11:02 AM
Mustafa Bey, Merhaba,
Sizi çok takdir ediyorum. Çok istifade ediyorum.
Allah sizden razı olsun.
Gül'ün Cumhurbaşkanı olması bence sorun değil... Bu oy oranıyla olması hakkıdır ve hanımının da köşke çıkması normaldir. Bu konu sancılı olacak ama açıkçası bir baş örtülü hanımı köşkte görmeyi çok isterim. Ne laiklik ne de rejim tehlikeye girer. Aksine sağlamlaşır ama malum şahısların gözleri perdeli, kalpleri mühürlü olduğundan anlamıyorlar...
Ama şuna kafam takıldı.Ben Gül'ün gelmiş geçmiş en basiretsiz ve beceriksiz dış işleri bakanlarından biri olduğunu düşünüyorum. Geçmiş hükümetin de ülkeyi dış politikada rezil ettiğini ve sömürge ülke konumuna getirdiğini düşünüyorum. Yanlış anlamayın hoşgörün ama bu konuda düşüncelerinizi neye göre oluşturdunuz? Bana biraz ipucu verirseniz yanılıp yanılmadığımı öğrenmek isterim. Belki de ben olaylara yanlış ya da ters açıdan bakıyorum... Cevap yazarsanız çok müteşekkir olurum.
Allah'a emanet olunuz...
Yazan: Orkun Tarih: August 15, 2007 1:11 PM
Bu konunun bu kadar uzatılmasını doğru buluyorum.
Her iki tarafta gerildikçe saflar daha da belirginleşecektir. Kendini demokrat zannedenler aslında yanlızca oligarşik bir yapının sevdalısı olduğunu,laiklik ve kemalizmi statü atlayabilmek için bir araç olarak kullandığını ve salt yaşam şeklinin devamı için bir garanti olarak gördüğünü farkedecekler.Tabii bunlar için demokrasiye ihtiyaç olmadığını, bizzat demokrasinin bunları tehdit eden yegane sebep olduğunu farkedeceklerdir.Türk Sosyal Demokrasisi için bundan daha hayırlı ne olabilir ki!
Sağolasın Abdullah Gül ve onun nezdinde tüm muhafazakar taşralılar...
Yazan: harun Tarih: August 15, 2007 4:08 PM
Türkiye Tarihinin en başarılı dış işleri bakanlarından biri olarak yazılan Abdullah GÜL'ün başarılarını birisi somut olarak yazarsa sevinirim. Ayrıca uzlaşmacı olmak için ziyaret yeterli mi oluyor? Chp dışında diğerleri ile ne konusunda uzlaştılar ? Uzlaşamadıkları konuları nasıl halletletiler ?
Yazan: Murat oturan Tarih: August 15, 2007 5:52 PM
"Abdullah GÜL'ün başarılarını birisi somut olarak yazarsa sevinirim." (Murat oturan)
Irak cehenneminden bizi uzak tutmayi basardi. Baskin Oran'in tabiriyle "YAPICI KARARSIZLIK" görüntüsü altinda ABD'ye ne hayir ne de evet diyerek vakit kaybettirdi ve bu çok tehlikeli süper güçe dogrudan cephe almadan bizi kurtardi.
Bu konuda Can Dündar'in "Savasta ne yaptin baba?" adli kitabini okumanizi tavsiye ederim.
Dündar Gül'ün maruz kaldigi baskiyi Inönü'nün ikinci dünya savasi sirasinda gördügü baskilara benzetiyor.
Kibris, PKK veya Irak gibi konularda kimse sihirli bir degnek bekleMEmeli. Ne ABD'nin kölesi olarak ne de ona kafa tutarak bir yere varamayiz. Amaç iliskileri kopma noktasina getirmeden çikarlarimizi savunmak, igneyle kuyu kazmaktir. Elbette TC bir gün daha büyük ve güçlü bir hale gelince sesimizi yükseltecegiz ama herseyin bir zamani var :)
Diplomasi sanatinin inceliklerina hakim bir insan Abdullah Gül ve bu bile onu TC tarihinin en iyi cumhurbaskani yapmaya yeter.
selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Mehmet Yilmaz Tarih: August 16, 2007 11:40 AM
Abdullah Gül lütfen cumhurbaşkanı olsun. Halkıın evladı değil mi sonuçta? Hem çok itildi kakıldı, eşi türbanlıysa ne olacak? eskiden milli görüşçüyse ne olacak?
bırakınız yapsınlar. burakınız etsinler. halk oyunu kötünün iyisine verdi. bunlar da iyice havalara girdiler. zaten ezik rolünü de çok iyi oynadılar. müsamereden 10/10 aldılar.
boşverin ekonomiyi, milletin cebindeki parayı, seçim öncesi çizilen pembe tabloları. bir kriz oldu, borsamız hooop aşağı, dolarımız hooop yukarı. beklenmiyor muydu bu kriz? hem evet hem hayır, beklense bile ama aynı su sorunu gibi, seçimden sonraya ötelenmişti biraz. dünya krizi kolay atlatacak, döviz rezevleri var. bizim var mı? yok.. yok..
oligarşik faşist sen sus! nasıl muhalefet yaparsın sen? bak %50 oy almışım! demokrasi havarisiyim ben! beni eleştiremezsin ben devlet adamıyım seni yönetiyorum senin anana da küfrederim bacına da! sus bana cevap verme! sana verdiğim sadaka erzağı ye, gerisine karışma.
haa, bir de emin çölaşan diye bi sivilce vardı, onu da kestik. çok güzel oldu inşallah. artık yolumuz dikensiz.
yiyin beyler yiyin.
Yazan: sawyer Tarih: August 16, 2007 1:13 PM
DUYURU - anketimize katilin
Cumhurbaşkanımız kaçıncı turda seçilir?
“Normal” ülkelerde çok normal, sancısız geçen bir seçim dönemi ülkemizde yapay krizlerle dolduruldu ve gerçek sorunlarımız ertelendi. Ancak halkımız 22 Temmuzda siyasetin mecliste yapılması gerektiğini “çok nazik” bir şekilde siyasetçilerimize ve siyaset dışı aktörlere hatırlatınca yağlı urganla, boş sandalyecilikle, muhtıracılıkla siyaset yapanlar birden demokrat kesildiler. Güçlü bir iktidarın muhalefet için dahi bir avantaj teşkil ettiğini zira darbe gibi kronik hastalıkların ancak bu yolla aşılacağını idrak eden siyasetçilerimiz zaten aslî görevleri olan şeyi yani TBMM’deki toplantı ve oylamalara katılmayı halkımıza taahhüt ettiler. Şimdi merak edilen şu: AKP dışından Gül ne kadar oy alır? Başka bir deyişle Gül birinci turda yani %100 AKP olmayan bir destekle seçilebilir mi?
Kırtasiyeden yapılacak ekonomiyi bir kenara bırakırsak böyle bir tavır siyaset dışı kurumlara güçlü bir sinyal olabilir. Tabi kulislerde yapılan pazarlıklar nelerdir? AKP’nin elini bu denli güçlendirmek ne derecede kimin işine yarar? Derin Düşünce olarak yorumcularımıza soruyoruz: Sizce yeni cumhurbaşkanımız kaçıncı turda seçilecek? Neden?
http://www.derindusunce.org/2007/08/15/cumhurbaskanimiz-kacinci-turda-secilir/
Yazan: Mehmet Yilmaz Tarih: August 16, 2007 3:46 PM
Demirkan Efegil diger ilmekte bana hitaben "rovansist" kelmesini kullanmis. ben de "revans" meselesinin bu ilmekte tartisilmasinin daha uygun olcagini dusunum. Sanki bu kelimeyi bir Beyazkaptanin son 2 haftadir hemen her yazisinda okumus gibiyim. Demirkan Kardesimden daha orijinal bir kelime beklerdim mevzuyu tarif etmek icin. Ama onemli olan o degil. Benim kelime daaarcigim da dardir.
Efendim mutveazi, kisisel ve de "sessiz dilekecesini" yazisina koyup milyonlarla paylasma ihtiyaci duyan beyaz kaptanin dilekcesi once Abdullah Gul'e hitaben idi. [seni dinci , Cumhuriyete kasrs , esi basortulu diye hakkinda asparagasla ureterek, 12 Nisan uyarisi, 27 Nisan e-muhtirasi, bilumum aba altndan sopa ile 367 hukuk cinyeti ile, ile engellemeye calistik, kaybettik ama "sen bir sovalyelik gene biz kazanmis olalim" diyordu mealen Amiral gemisinin beeyazligini ilan edecek kadar mutveazi kaptani. Gul sovalyelik yapip uc puani rakibine vermeye riza gostermeyince bu defa dilekcenin adresini degistirdi, "bak askerden rovans almaya calisiyor dinciler; asker ne duruyorsun be , bunun altinda mi kalacaksin" dedi. Oradan da umdugunu bulamayinca bu defa gene Gul'e dondu "tamam secileceksin ama bu rovansistlere yuz verme tamammi? yoksa gorursunu gununu! Unutma Kartelin sahibinin hik deyicisiyim ha" sekline cevirdi "sessiz dilekcesini".
Demirkan Kardesim (aa siz bilmiyormuydunuz artik kanka oldugumuzu? Obur ilmege bakin :) ) "rovasist" der iken ona atifta bulunuyor. Dolayisi ile kelimenin orijinal lexigographer'i Beyaz Kaptan ne demek istiyor "rovansist" diyerek ona bakalim.
Diyor ki, tamam Cankaya'ya cikisini engelleyemedik ama bu orada ne yapacagin kontrol edemeyecegimiz anlamina gelmez. Nasil ki Erdogan'in hukumet olnmasina musade ettik fakat ne laiklik konusunda, ne demokrasi konusunda, ne Kurt meselesi, ne Anayasa konusunda "devletin hakimleri olan" bizlerin arzu etmedigi adimlari atmansina musade etmedikse, koskoca Basbakan'in esinin "devlet " gozunde cuzzamli statusunde tutabildikse aynisini bekliyoruz senden de.
Yani Cankaya'da bulunacaksin fakat aldigin her nefesi dinleyecegiz. Diyelim ki Ramazan'da Bush Beyaz Saray'da iftar veriyor (ve Hannuka'da ve Noel 'de) ben niye vermeyeyim falan diye dusunme. Erdogan bizim hosumuza gitmeyen birini elcilik, mustesarlik, vb adayi gosterirse veto et. Sezer gib "tarafsiz" ol. Onun gib laik ol.
YOksa ?
Yoksa sen de "rovansistsin"
Kime karsi?
Askere.
Niye? Guya senin CB'ligine asker karsi cikti ya. Artik "halk beni gonderdi; millet iradesi, sivil anayasa, demokratizasyon..." kisaca statukonun hosuna gitmeyen ne dersen sana rovansist diyecegiz. "Karnini kasiyan diyenlere, mllete aptal diyen kose kadilarina, ulkeyi halk yonetmez seckinler ve asker yonetir diyen Yaman Torunergillere karsi rovansist demeyiz cunku onlarin tanki yok. Askere karsi diyecegiz ki demoklesin kilici basinin ustunde sallanmaya devam etsin.
Bunun karsisinda bazi demokrat dostlar da "aman ihtiyatli olmak lazim; 'artik bazi seyler degisecek ; CB Gul hayirli olsun' turu ifadeler kullanmak dogru degil; henuz secilmedi; ters etki yapabilir; ortami germeyelim.." seklinde ifade edilebilcek bir pozisyondalar. Mustafa Bey de boyle dusunuyor olacak ki bu ilmek icin sundugum iki yorumumu hahalde fazla "rovansist" buldugu icin yayinlamadi.
Taktiridir; itiraz hakkim yok. Ama ben "artik bazi seyler degismk zorunda. Ben Erdogan'i Gul'u amcamin cocuklari olduklari icin secmedim. tabii ki daha fazla demokrasi, gercek laiklik, insan haklari, Kurt sorununun cozumu yolunda olumlu adimlar atmalarini bekliyorum" demenin ne rovansist ne de laikcilerin korkulaini deprestirici olmasi gerektigi fikrindeyim. Bakin birileri paranoyak ise benim onlarin hasataliklarina uygun soylem ve yasam secemem. Onlarin tedavi olmasi lazim. Milyon kere soyledik kimsenin ne mini etegine ne rakisina karisan yok; olmadi, olmayacak diye. Ama insan haklarinin zorbaca, keyfi uygulamalar ve yurekler acisi mahkeme kararlari ile ellerinden alindigini yok farzetmeye devam edemeyiz" demek rovasizm olcaksa itiraf edeyim ben rovasistim. Eger Gul'den Sezer usulu tarafsizlik, demokrasi, hukuk anlayisi sozu vermesi bekleniyor ise niye sectik biz onu oraya; birakalim kalsin simdiki.
Birseyler degisecek" diye ilk diyen ben degilim. Sosyal demokrat, halkcvi Zafer Uskul daha yemin etmeden "sivil Anayasa" dan Anayasa'nin "idelojik olarak renksiz" olmasi gerektigini, belirli bir partinin idelojisini yansitmamasi gerektigini soylediginde bazi Demokratlar , Ak-Parti'liler dahi "bunlari simdiden konusmak dogru degil" dediler. Ben oyle dusnenlwerden degilim. Ne zamana kadar beklenilecek karoya karo demek icin? Simdi degilse ne zaman?
Evet, anayasa da laiklik tanimi yok. Var diyen gostersin.Yok 24. made laiklik falan tanimlamiyor. Evet Anayasa CHP'nin alti okunu yanistiyor kendi icersinde celiskili hem "devletci" hem halkci hem hukukun ustunlugune inanan" i bagdastirmak imkansiz. Bunlari daha fazla seslendirmeliyiz, daha az degil. Aman "seckinleri urkutmeyelim" diye demokrasi ruzgarinin onune set cekemeyiz. Biz demokrasi, Insan Haklai Beyannamesi, IHS , milli irade dedigimizde birileri "demedim mi Turkiye'y Afganistan'a cevirecekler diye" diyecek diye ben agzima kilit vuramam.
"Capre diem" (Gunu yakala) dan bunu anlarim ben. Bu sekilde iyi niyetli olduklaeri halde "ama ne biliyim herkes carsafa skcaklar diyorlar" diyerek kendlerini laikci cephede gorenlerin de aydinlanmasina yardimci olmus oluruz.
"Yeter soz milletin" den anladigim budur. Eger Gul'un en uygun aday oldugunu dusndugumu ifade ettigim 12 Nisan tarihli yazim "bu is tamam" diyen 27 Nisan tarihli yazimin linkini verdigim yorum fazla "rovansizm" koktugu icin sansurlendi ise yanlis karar oldugu dusuncesindeyim. Yok, bloguma link vermem problem idi ise ayri mesele; anlarim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 16, 2007 8:54 PM
Tamam biliyorum patron, kotami astim ama naapiyim Perihan Magden'de kabahat. O da boylesi hem konuya "cuk" diye oturan hem de bana "kelimeleri dahi dogru durust yazmiyorsun; seni niye dinleyelim ki" diyenlere karsi "bakin Perihan Magden'de dil bilgisinin icine ediyor ama tam da kitabin ortasindan yaziyor" mudafasi imkani veren yaziyi yazmasaydi. Di mi ama Perihan abla?
"Tamam bu yazidan sonra akyol.org'dan yillik iznime cikyorum" desem yayinlanirmi acep? Peki bir biskrem versem?
Su yazinin guzelligine bakin allaskina:
'Başta bütün dünyanın TAPTIĞI başkumandan'
Perihan Mağden
16/08/2007 (17409 kişi okudu) Siz niye okumayasiniz?
Yaa öyle yaptık: "demirağlarla ördük ana yurdu bir baştan." (ya da 4 koldan).
Ana yurdu 1 baştan demirağlarla örmüş olsaydık, milli gelirimizin hatırı sayılır bir kısmını Petrol Tacirleri'ne bağışlamıyor olacaktık. Bu yaşlı ve yorgun dünyayı daha az kirletiyor; en güzel kıyılarımızın, en güzel yörelerimizin içine etmiyor/etmemiş olacaktık.
Bizim Başkumandanımız'a hepimiz, dayak kötek HER BİRİMİZ tapıyor olabiliriz. Ama BÜTÜN DÜNYA niye tapınıyor (worship?) olsun ki Başkumandanımız'a? Takdir edebilirler. Saygı duyabilirler. En iyi, en cömert ihtimalle; öykünebilirler.
Ama TAPMALARINI istiyoruz, aynen bizler gibi. Kemalizm bir din bu topraklarda.
Alnımızı Anıtkabir'in soğuk taşlarına dayayıp hüngür hüngür ağlamak, mızmızlanmak, şikâyet etmek istiyoruz.
Aramızdan En Şikâyetçi/En Mızmız/En Münzevir Çocukları bir kısmımız (yüzde 20'lik bir kısmımız) ennnn çok beğeniyoruz.
Yalnızca 'beğenmekle' kalmıyoruz. 'Beğenmek' çok ölçülü bir kelime. Tapmak ve tapılmak istediğimiz için, orantısızlığı şiar edindiğimiz için, illa devasalaştırmak/büyütmek/kabartmatozuyla şişirmek/battallaştırmak-
Orantısız: 'Küçük olsun, benim olsun' değil; büyük olsun, ennn büyük olsun, gerekirse kaçak katlar çıkarım/ormanları yağmalarım/el alemin köylerini işgal ederim/yıkıp yakarım/erozyonlarım/kesip biçerim- BÜYÜK OLSUN! EN BÜYÜK OLSUN! EN BÜYÜK BENİM OLSUN! GÜÇ HER DAİM BENİM OLSUN!
Tabii Başkumandanım'a da tapıyorlar. Onun masmavi gözleri, sapsarı saçları var; çok iyi giyiniyor ve Fox adlı bir köpeği var. Bana hiç benzemiyor yani. Biz'e hiç benzemiyor. Ama dünyanın ona 'taptıklarından' artanları ben yerim, ben giyerim. O hayali, benim yaratıklandırdığım tapma/tapınma işi, nihai olarak BENİM eserim.
Başkumandanım adına, yönetme hakkı benim! Ben karar veririm. Bu halk veremez. Bilemez bu millet. Ben çalar (tıngırt mıngırt) kanunumu, ben söylerim. Ben dans eder, ben alkışlar; resitallerim.
Niye onların ağzından yazıyorum ki? Öyle bir sapağa saptım.
Evet, onların durumu hazin.
O kadar hazin ki, ürkütücü de.
Gerçekliklerden kopuklukları, çıktıkları yumurtayı hiç beğenmeyişleri, kendi halklarına ana/avrat küfredişleri, kıllı mıllı hakaret edişleri, edepsizlikleri, şirretlikleri ve münzevirlikleriyle korkutuyorlar beni. Sürekli.
Durmaksızın onlardan korktuğum için, alabildiğine korkusuz olmak zorundayım.
Şimdi, sinirden botokslanmış 1 Baykal, Teziç'in felaket YÖK'ü, Anayasa Mahkemesi, Çankaya'nın Nemrut'u ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Bütün Kuvvet Komutanları yeni bir plan geliştirmek zorundalar.
'367 Zımbırtısı' gibi bir plan.
İşaret fişeğini Cindoruk Cunda'dan attı.
Yeni bir plan. Yeni bir ittifak. Yeni kıpraşma mitingleri. Halkın Tepkisi. (Başka Emekli Eruygur Paşa'larla.)
12 Nisan, 27 Nisan- birinin adı 'bildiri', diğerinin 'uyarı' ya da 'uyarga'.
'Paşam! Sen uyuma!' Pankartlarında böyle yazması gerekiyor. 'Yalvarırım: sennn uyuma!'
Genç Subaylar rahatsız, çok rahatsızlar.
Peki sınır ihlal edici yapısıyla, aksine (kendi) zannettiği kadar az konuşmayan; aksine mütemadiyen konuşup çok açık seçik anlaşılmayı 'ümid eden' Büyükanıt Komutanları, hiç mi hiç mi hiç, bi şey yapmayacak mı? Hiç mi?
Zira; mesele tam da budur: türbanlının, evet bir türbanlının (ööööğğh) kocası çıkmakla kalmıyor Çankaya'ya.
Türbanlının kocası Başkomutan sıfatını almış olacak. Sembolik olarak da olsa. Almış olacak.
Bütün Dünyanın TAPTIĞI Başkumandanımız'ın 'sıfatını' Özal aldı (o korkunç eşiyle Turgut Özal), Demirel aldı, o aldı, bu aldı. Kimler kimler aldı o TAPILAN sıfatı. O denli en ve boyda, öylesine umulmadık şahıslar o tesadüflerin ve bu darbeciliklerin neticesinde-
Diyelim konuşurken gözlerinden feraset ve delalet, letafet ve zekâ fışkıran Evren aldı.
O diyelim, 'bileğinin' hakkıyla aldı. Ordusuyla geldi, aldı. Çöktü oraya. Çankaya Tepemize.
Hepsine oldu, uydu bu 'başkumandan' titri. Ama hiçbirinin karısının başı örtülü değildi.
Her birinin karısının başı Kemalizm dini uyarınca açık; bazılarının karısının başı Kapitalizm dini uyarınca sarıya boyalıydı.
Şimdi bu TAPILANILASI sıfatın DIŞARDAN birileri tarafından taşınılacak olması! Kayseri'den birileri.
Isparta'dan, Afyon'dan birileri olabilir. Oldu. Ama işte karıları-
Şimdi Yaşar Paşam, Diğer Paşalarım; Kuvvetimin Komutanları BU YENİ ADAMIN resepsiyonunda onun türbanlı karısıyla aynı salonda bulunup azaplar içinde kıvranırlarken-
Nasıl olur Atam söyle nasıl olur?
367 gibi şahane bi çözüm bul bana.
Hem demokrasinin içinden GİBİ olsun.
Yani bir çeşit kılıf.
Hem de bu Yeniler'e ağzının payını vermiş olmama izin ver. Anlasınlar Hanya'yı Konya'yı.
Bu memleketin Hakiki Efendileri kimlermiş, bu memleketin dört nala şaklayan kalemleri, bu memleketin baş öğretmenleri, baş komutanları, baş oyuncuları kimlermiş-
Bir kez daha, son bir sindirici kez daha, gösterebilmemiz için ŞUNLARA bir çare/bir oyun/bir tıkanıklık vesilesi/bir kandırmaca/bir gölge dansı/bir ekonomik facia/yakın mesafede savaş-
NE OLURSA. ARTIK.
Gönder. Gönder. Gönder.
Başkumandanlarına Dünyanın Taptığına İnanmaktaki Şu Fanatik Bakarkörlerine.
Şu çıktıkları yumurtayı beğenmeyen yumurta kafalara.
Şu tuhaf kişiliklere. Şu ısrarcı. Şu yapışkan. Şu sürekli ağlayıp sürekli bağıran tuhaf mekanizmalara.
Bir şey gönder ya da gönderme.
Onlar postanenin kapısına yığıştılar. Paket bekliyorlar. Kemalist göklerden zembille inecek özel bir ulak.
Antidemokrasi eliyle. Çabucak.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=230083
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 17, 2007 4:01 AM
@ Sawyer
Siz.. adamı, Gül 'dürürsünüz.. .
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: August 17, 2007 10:14 AM
Sayın Mehmet Yılmaz'ın yazısını çok akılcı buldum, tebrik ederim. Hiç öyle evirip çevirip kaz yanmasın diye uğraşacak bir durum yok. Hak edene hakkını vermek gerek.
Seçim sonuçlarının bir şok olduğu kesin, ama ülkenin bir kesiminin bu şoka ihtiyacı vardı. "Çalışan kazanır, elması kızarır" desem, çok ilköğretim olacak ama, doğru her yerde doğrudur. Öyle yan gel yat, nasılsa bu geri'ler bir iş beceremez, ellerine yüzlerine nasılsa bulaştırırlar, yahu, 1950 den beri bu terane ile yatıp kalktınız, bir silkinin, bir uyanın!
Atatürk bir devrim yaptı, üstüne yattınız. Bir daha da kalkmadınız. Bu kadar da beleşçi olunmaz ki! Atatürk tanrıydı, her şeyi bahşetti, sizi saldı çayıra sanki! Beş çarıklıyla üç sakallı cumhuriyete bir şey edemezdi, kutsal cumhuriyet ışığı gözlerini kör ederdi!
Bu zihniyet burada bitmiştir kardeşim. Gözünü açacaksın. "Nazar etme ne olur, çalış senin de olur" diyeceğim, çok mu avam olacak? İlla tumturuklu felsefi laf edilecek diye bir kayıt yok.
Bu şoku yiyeceksiniz, Çankaya'da türban da göreceksiniz, fazlası müstehak size... Üzerinizdeki ölü toprağı başka türlü atılmaz.
İyi alıştınız, ordu bir höt der, hepsi çil yavrusu gibi dağılır. Bu beleşçilik nereye kadar arkadaşım, nereye kadar? Her şey gibi cumhuriyet de, bilim de, özgürlük de, demokrasi de çaba ister, özveri ister, çalışma ister, azim ister. Hatta değerli şeyler bir kat daha özen ister, gayret ister. Bal arısı üretmek için ne çabalar gerek. Ama eşek arısı zaten ürer gider, sen istemediğin halde.
Sen yat, asker gelsin kışt desin. Öyle yağma yok! O iş bitti kusura kalmayın...
Yazan: demirkan efegil Tarih: August 17, 2007 10:25 AM
Kürtlerin “ağabey” dediği Kürt aydını Tarık Ziya Ekinci, her zaman teröre karşı çıktığını vurgulayarak, 22 Temmuz seçimlerinde sandığa giden Kürtlerin verdikleri oylarla terör’e prim vermediklerini açıkça ortaya koyduklarına dikkat çekti.
“Doğu Dramı”, "Vatandaşlık Açısından Kürt Sorunu ve Bir Çözüm Önerisi”, “Demokrasi ve Çokkültürlülük" adlı kitapları kaleme alan Tarık Ziya Ekinci, kitaplarında Kürt milliyetçiliğinin "sömürge, ulusal kurtuluş savaşı, bağımsızlık" gibi tezlerini eleştirerek, Kürt kimliğini "çokkültürlülük" kavramıyla savunuyor.
Tarık Ziya Ekinci, “Rızgari” isimli haber sitesine yansıyan açıklamasında (09 Ağustos 2007) Kürt siyasetçi ve aydınlarına seslenerek; “Türkiye’nin demokratikleşme çabalarına destek olmak için elbirliği yapmaları ve PKK'nın silah bırakma kararı almasını sağlamaları için çaba göstermeleri” çağrısında bulunurken, PKK yönetimini de “derhal, koşulsuz ve süresiz olarak silah bırakma” konusunda uyardı.
Ekinci, Kürt sorununun çözümü için PKK’nın hiçbir fonksiyonu kalmadığına, silahlı mücadeleyi bırakarak sahadan çekilmesi gerektiğine işaret ederek, seçim sonuçları, DTP, PKK ve Iraklı Kürtlerle ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu:
“HEP’in kuruluşunda ben de vardım. Amacımız Türkiye’de demokratik sorunların çözümüne katkı sağlamaktı. Ancak daha sonra PKK yanlıları partide söz sahibi olunca, ayrıldım. Ahmet Türk, PKK’yı açıktan karşısına alamıyor, ‘PKK terör örgütüdür’ diyemiyor. DTP, bu haliyle bir Türkiye partisi olamaz. Ama şunu yapabilir: Eskiden bir yaklaşım vardı, parti işçi sınıfının ideolojik öncüsüdür gibi. Ama öyle bir zamana geldik ki, artık hegemonya temelli bir politikanın geçerliliği yok. Kürtler de Kürtlerin öncülüğünde bir hareket peşindeler. Kürtlerin öncülüğünde bir hareketin de şansı yok. Bir Baskın Oran’ı bunların arkasından gitmeye ikna edemezsiniz, ama Türkiye’de karizması olan ve böyle bir demokrasi talebi olan bir Türk liderin öncülüğünde Kürt sorununu programını alan bir parti oluşturulabilir. İçinde sosyal demokrat, komünist, sosyalist, çevreci ve hatta liberallerin de yer alabileceği bir hareket oluşturulabilir. Böyle bir ortak parti programını, demokrasi programını uygulamada herkes içtenlikli olmalı. Avrupa Birliği’ni emperyalist bir kurum olarak görmek ve ona karşı çıkmak, kanımca Türkiye’de doğrudan doğruya demokrasiye karşı çıkmaktır. Böyle bir perspektif içinde bir hareket oluşturulabilir ve koşullar da vardır.
PKK silah bırakırsa, DTP nefes alacak ve toplumsal sorunların çözümüne yönelik daha rahat politikalar üretebilecek. Ancak PKK şiddet eylemleriyle buna izin vermiyor. Türkiye’de demokratik reformların önünün açılabilmesi ve güven ortamının yeniden tesisi için PKK’nın silah bırakması şart.
PKK ve yandaşları ‘Devlet operasyonları durdursun, biz de silah bırakalım, ateşkes yapalım” diyor. Böyle bir şart olmaz ve kabul de görmez. Gerçekçi olmak lazım. Sorunların demokratik anlamda çözümü için öncelikle dağdakilerin silah bırakması ve reformların önünü açması gerekir.
PKK kendisi dışında hiç kimseyi konuşturmuyor. PKK, sorunun çözümünün sadece kendisinde olduğuna inanıyor, ama yanılıyor. Çünkü şiddet politikasında ısrar ve örgüt içi infazlar PKK’nın sonu olacaktır.
Bu noktada Kürtlere büyük görevler düşüyor. Bilmek zorundalar ki, tek başlarına Kürt sorununu çözemezler. PKK’nın yürüttüğü şiddet politikası ve silahlı mücadeleye benzer bir mücadele sonuçsuz kalmaya mahkum. O halde Türkiye’de yaşayan Kürtler, çağdaş demokrasi hareketini örgütlemek zorundalar. Çünkü Kürtlerin demokrasiye ihtiyaçları var.
Ekonomik açıdan olaylara bakacak olursak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya devlet bir şeyler yapmaya çalışıyor, ama özel sermaye buraya gitmek istemiyor. Bırakın Türk, yabancı sermayedarı, Kürt sermayedar bile PKK şiddeti nedeniyle bölgeye gitmiyor.
Son yıllarda PKK yönetimi, durmadan ‘barış’tan, ‘demokrasi’den söz etmektedir. Ancak tam bir şeyler yoluna girmişken, demokratik reformlar gerçekleşirken, bölgede huzur ve güven yeniden tesis edilmiş, sosyal ve ekonomik yatırımlara başlanmışken, PKK yönetiminin yeniden silahlı eylemleri tırmandırma kararı alması ve bunu Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarına endekslemesini ciddi olarak irdelemek gerekiyor. PKK, hayatta kalabilmek için müthiş bir tezgah kurmuştur. Aslında PKK yönetimi ve örgütün ipoteği altındaki Kürt siyasetçilerinin birçoğu, müebbet hapse mahkum edilmiş bir adamla sorunların çözülemeyeceğini, Abdullah Öcalan’ın Devlet tarafından hiçbir zaman muhatap alınmayacağını çok iyi biliyor. PKK, Kürtlerin sesine kulak vermeli ve şiddet politikasına son vererek, silah bırakmalıdır.”
Bu arada, Tarık Ziya Ekinci, Iraklı Kürtlere de küçük bir uyarıda bulunmayı ihmal etmiyor: “Irak’lı Kürtlerin dışarıya bağlantısını sadece Türkiye sağlayabilir. Iraklı Kürtlerin yaşayabilmesi Türkiye’nin iki dudağının arasındadır. Iraklı Kürtlerin temsilcileri Türkiye’ye yönelik yaptıkları açıklamalarda ve PKK konusunda çok dikkatli olmalılar. Türkiye’yi hiçbir zaman karşılarına almamalılar.”
Tarık Ziya Ekinci’nin bu ilginç söylemlerine küçük bir ilavede bulunmak istiyorum: Tecrübelerle sabittir: Görüşme, konuşma, diyalog ancak terörün bitmesiyle, silahların terk edilmesiyle mümkün olabilir. Teröre karşı çıkmayan, hele de ona sözcülük yapan Kürt aydınlarının ve siyasetçilerin vebali büyüktür. DTP, samimiyetle Kürt sorununun çözümünde mesafe almak istiyorsa, ki bu aynı zamanda kendilerine oy verenlerin de beklentisidir: tutarlı demokratik aydınları da yanlarına alarak ve hatta onlara öncülük ederek, Türkiye’de demokrasiyi örgütlemek ve bu sürecin önünü tıkayan PKK’ya, derhal silah bırakması yönünde çağrıda bulunmak, hatta bunun takipçisi olmak durumundadırlar.
PKK, tamamen silahlı mücadeleyi bırakırsa, DTP, Türkiye’de demokrasi güçlerinin sempatisini sağlayabilir. Ben PKK’nın bir an önce koşulsuz ve süresiz silah bırakmasını, sahadan çekilmesini ve demokratik reformların önünü açması gerektiğine inanıyorum. PKK’nın bugün hiçbir fonksiyonu kalmamıştır. Hatta bugün izlediği yöntemlerle en büyük zararı Kürtlere vermektedir. Eğer PKK, gerçekten Kürtleri düşünüyorsa, gerçekten Kürtlerin hakları için mücadele ediyorsa, taşeron bir örgüt değilse, öncelikle Türkiye’de demokrasinin gelişmesi ve yerleşmesinin önünde engel olmaktan çıkmalıdır.
Şimdi yapılabilecek tek şey var: Türkiye’de demokrasi hareketini, yani çağdaş nitelikli, evrensel boyutlu, insan haklarına saygılı, vatandaşlık kavramını ciddi şekilde yaşama geçirebilecek, hukukun üstünlüğüne bağlı ve bildiğimiz bütün bu evrensel demokrasi niteliklerine sahip bir demokrasi hareketi oluşturmak ve bu hareketin Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Ermeni, Rum demeden birlikte yaşama iradesine, demokrasiye ve üniter Türkiye’ye sahip çıkmak üzere çaba göstermek.
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: August 17, 2007 11:10 AM
Abdullah Gül eminim ki çok iyi bir Cumhurbaşkanı olacaktır,biz Çankaya'ya çıkıpta halktan kopuk birini C.başkanı olarak görmek istemiyoruz.
Yazan: emre Tarih: August 17, 2007 12:40 PM
22 TEMMUZ SEÇİMLERİNİN ÖNCELİKLE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ OLMAK ÜZERE TÜRKİYE CUMHURİYETİ SİYASİ VİZYONUNDAKİ BİRÇOK SORU İŞARETİNİ CEVAPLADIĞINI DÜŞÜNÜRKEN, MUHALİFLERİN BU TAVRI DEMOKRASİYİ ZEDELEMEKTEDİR. HATTA BAZI RADİKAL SOL GRUPLAR ''AZİZ NESİN BOŞUNA DEMEMİŞ KARDEŞİM BU HALKIN YARISI APTALDIR DİYE'' ORTALIKTA KONUŞARAK ZAVALLI İDEALOJİLERİNE BİR SLOGAN DAHA EKLEMİŞ OLDULAR. BAŞTA CHP OLMAK ÜZERE, KABULLENİLEMEYEN BİRŞEY VAR. O DA DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARININ ÖZGÜRCE HÜKÜM SÜRDÜĞÜ BİR TÜRKİYE. ÇÜNKÜ KURULUŞTAN BU YANA DEVAMLI OLARAK LAİKLİK KİSVESİ ALTINDA DİNİNİ YAŞAMAK İSTEYEN BİREYLERE KARŞI DUYDUKLARI KİN, SAHİP OLDUKLARI RANT VE BÜROKRATİK KURUMLAR SEBEBİYLE ÜLKENİN KURULUŞUNDAN BU YANA ÜST SEVİYELERE ÇIKMIŞ VE GÜN GELİP SAHİP OLDUKLARI ELLERİNDEN GİDİNCE SON GÜRÜLTÜLERİ ÇIKARMAYA BAŞLAMIŞLARDIR. SİZ TÜRBAN TAKAN BAYANI HEP AŞAĞILADINIZ VE HİÇBİR ZAMAN ONUN PSİKOLOJİK DÜNYASINA, DUYGULARINA EMPATİ KURARAK YAKLAŞMADINIZ. KİŞİNİN ELİNDEN EĞİTİM HAKKININ ALINMASI DEMOKRASİ KAVRAMINA ÖZGÜRLÜK KAVRAMINA TERS DÜŞMEZ Mİ SİZCE. AMA YOK, ATATÜRK VE LAİK KELİMELERİ DİLİNİZE DOLAMIŞ TÜRBANA HAYIR DİYE HAYKIRIYORSUNUZ. ATATÜRK İNANIN ŞUAN HAYATTA OLSA, HEPİNİZE KIZARDI. AMA SİZİN YÜZÜNÜZ KIZARMAZDI O AYRI::)) KONUŞACAK O KADAR SÖZ, SÖYLEYECEK O KADAR KELİMEM VAR Kİ; AMA ŞUNU DİYORUM SON OLARAK BIRAKIN HERKES KİMSENİN DÜNYASINI GASP ETMEDEN, ÖZGÜRCE YAŞAMA, EĞİTİM ALMA, ÖZGÜRCE KONUŞMA HAKKINA SAHİP OLSUN. BU DÜNYA KİMSEYE KALMAZ. BİRAZ VARACAĞIMIZ TOPRAĞIN ALTINDA GEÇİRECEĞİMİZ VAKİTLERİ DÜŞÜNEREK, ŞU GEÇİCİ VE YALAN ALEMİN BİRGÜN SONA ERECEĞİNİN FARKINA VARARAK YAŞAYALIM. ALLAHA EMANET OLUNUZ..
Yazan: MALİK FIRAT IRMAK Tarih: August 17, 2007 2:53 PM
Bekir bey, onyıllara ve ne iç yıkımlara,kıyımlara
dayanan vesayet sisteminin öyle bir çırpıda, bir
adayın kimliği ile değişmeyeceği endişesidir ki,
insanları ihtiyatlı davranmaya itiyor. Birde AKP
den neyin rövanşı bekleniyor bu müphem. AB ile
ilişkilerin yükseltilmesi, Batı dünyası ile sıkı
ilişkiler, ekonominin AB eksenli olma gerçeği vs.
Vesayet sisteminin, yani mandacılığın yerine, Batı ile karşılıklı saygıya dayanan ve hak ve özgürlüklerin yükseleceği görece bir düzen elde
edilebilir ancak. Yani Atatürk'ün işaret ettiği
Muassır medeniyet hedefi. Elbetde bunu Kemalist
vesayet sisteminden ayırmalıyız. Mandacı vesayet
düzeni, başta din olmak üzere milletin değerleri
ni küçümsemekten geçer. İnsan hak ve hürriyetleri
ne gereken değeri vermez. Sırtını milletinin gücüne değil, küresel güce yaslar. Milletinin sesi yükseldiğinde, Faşist yüzünü sergilemekten kaçınmaz. Yani oligarşiden, demokrasiye geçmek farkı yaşadığımız gelişmeler. Kazanılacak değeri
önemsemeli ve üzerine titremeliyiz. Vesayet hoyratlığının milletimizin her kesimine çektirdiği acıları,-sağcı-solcu,alevi-sünni, Türk-Kürt- unutmamalıyız. Ata yurduna hasret olan
Turancılığın uğradığı eziyetler bile vesayetin
gayrı-milli yüzünü açığa sermek için yeterlidir.
Bu çekilen acılar ve uğranılan haksızlıklara karşılık sabır tavsiye ediyorum. Demokrasinin
elan insan fıtratına en uygun yönetim şekli olduğunda kuşku yok. AKP de bu yönde samimi açılımlar sergiliyor ve milletimizin güçlü desteğini alıyor. Bu nimetin değerini bilelim derim. Saygılar.
Yazan: arif Tarih: August 17, 2007 3:05 PM
Yazarligi rahmetli olan Colasan ve turevlerinin bolca kullandigi deyim olan "Devleti ele geciriyorlar" sozune hep takilmisimdir.
"Devleti ele geciriyorlar" sozunde gizli oznedeki -onlar- yani 3. cogul sahisdan kasit => secimlerde oy veren millet.
Yani millet devleti ele geciriyor.
Bak sen!
Yazan: Haydar Tarih: August 18, 2007 6:42 AM
Ben şu adaylık sürecinde yaşadıklarımıza(okuduklarımıza, duyduklarımıza) bir değinmek istiyorum.
Gazeteler, televizyon kanalları, radyolar, dumanla haberleşen yerliler, ayağında not taşıyan güvercinler
Hemen hepsi Gül'ün adaylığı açıklanmadan 1 dakika öncesine kadar dahi ilginç "haberler(!)" taşıyorlardı, veya pompalıyorlardı millete
Neymiş efendim,
Bilmem kimin adı geçiyormuş adaylık için,
Neymiş,
AK Parti 3 aday çıkaracakmış da ilk turda en yüksek oyu alan devam edecekmiş yola
Fısıltı gazetesi de şöyle fiskosluyordu
Gül çekilecek, Erdoğan aday olacak
Daha daha
Gül'ün adaylığına AK Parti içinden İİtirazlar YÜKKseleyiyormuş
Falan FİLAN...
"""Amaç AK Parti'yi birbirine düşürmek, """
Ama baktılar bu olmadı
AK PARTİ yine milletin iradesine saygı ile, fedakarlık ile hareket etti ve Gül'ümüzü aday gösterdi
Bir kısım medya baktı, baktı, baktı
Baktılar Gül'ün seçilmesini engelleyemeyecekler, memleket güllük gülistanlık olacak
Bu seferde gazeteler, radyo, televizyonlar Abdullah Gül'e akıldanelik etmeye "AKIL" vermeye başladılar
Gül iyidir hoştur(önce bir pohpohlama), zaten demokrasi de vardır(e 3 gün önce aklınız neredeydi), Gül şöyle OLMALI şöyle YAPMALI, hatta şöyle OLUR, cumhurbaşkanlığı şöyle bir makamdır, şöyle OLUNUR, hatta Gül şöyle OL, şöyle YAP
Falan, FİLAN...
Yapmayın ya...
Hatta "Gül'ün şansızlığı Sezer" diyenler bile oldu,
Bence "Sadece Gül'ün değil, MİLLETin şanssızlığı" olmuştur Sezer ya neyse,
Gül'ün tarafsızlığından hiç bahsetmeyeceğim,
Sezer'in taraflılığından bahsetmek kafidir,
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: August 18, 2007 5:23 PM
icraatin içinden:
1) "ulusalcı" olarak anılan kanallara mali kıskaç
2) musanın çocukları kitabının yazarı gözaltına alındı
3) emin çölaşanın işten çıkarıldı
4) gp eski mv. emin şirin gözaltında
5) ..
oh evet, akp sayesinde demokrasimiz mükemmel işliyor!
Yazan: sawyer Tarih: August 18, 2007 6:51 PM
tarık ziyanın dusuncelerıne katılıyorum. cok dogru bır yol cızmıs.... ızlenmesı gereken yollardan bırı de boyle bır dusunce ısıgında cozumler uretmek ve uygulamak olabılır. ancak mevcut hukumetın bu denlı cozum amacı ıle masumane hareket nıyetınde olmadıgını hala ısrarla dusunuyorum. bana osmanlının dagılıs ve cokus surecındekı vezır ve sadrazamları anımsatıyorlar
Yazan: ancazin Tarih: August 18, 2007 7:12 PM
ayrıca su cogulcu demokrası ve tum yurttasların esıt hakları ve ozgun kulturel haklarının tanınması gıbı kavramlarla turkıye sureklı suclanmak ta ıse de yakın gecmıse soyle bır goz gezdırdıgımızde Turk ulusu olarak karma toplumlarla yasandıgı ve bu toplumlara yasamın her alanında genız ayrıcalıklar ve haklar verıldıgını goruruz egemen oge ordu ve yonetım turk olmakla bırlıkte halk olarak turkler dıgerlerının toplamından az bır unsur olarak yasamıslar ancak ozumsetme ve erıtme eylemlerının bulunmadıgını tarıhın her sayfasında gozlemlemek olanaklıdır bu nedenle turkıyenın kurulusundan kısa sure oncesınde yasanan ısgal sırasında turklere yonelık bır soykırım saldırısına donusen ısgaller ve savaslar nedenı ıle bu halkın daha az azınlıkla unıtet ve ulusal bır devlet kurma nıyet ve gayretını ve de bunu korumak ve yasatmak gayretını ıyı anlamak gerekır bır turk olarak sayıları oldukca az olan gayrımuslımlerın dınsel ayrıcalıkları ve hakları ıle ılgılı olarak yapılan baskıların ve hukumetın onları cokca memnun edecek gayretlerını algılamakta guycluk cekmekte olmam dogaldır bununla bırlıkte daha once de degındıgım gıbı kurt halkını sadıkı mıllet kılmak ve devletı benımsetmek kaynastırmak ıcın ekonomık sıyasal ve kulturel anlamda ayrıcalıklar tanımanın da guclu bır devletın yontemı olamayacagını da dusunuyorum
kurtlerın batı ıllerın dahı cokca kaynasmaya yanasmayan ayrısmacı tutumla varlıklarını surdurmelerını de yoksulken terorıst ve kapkaccı zengınken mafya ya da cete bır unıversıtelı ıse de ayrılıkcı bır kurt mılıtarıstıne donmesının sosyal ve psıkıolojık nedenlerının de ıyı ırdelenmesı gerekmektedır bence. yanı sucu sureklı turk devletınde ve turk halkında ya da mıllıyetcılerınde aramamak gerektıgıne ınanıyorum su gercek kı ozel cabalarla kurt mılletı formatlanmıstır yoksa kendı caplarında bu duzeye erısebılecek ne ımkan ne de fıkır kaynakları ya dayanakları mevcuttu.
her sey bır yana demokrasıyı batı kaynaklarını ulkemıze boca edenlerden dayatılarak ogrenmek ve benımsemekten ıse turk uygarlıgının ozlerınden bıze yakısır sekılde ozgurlukcu ve esıtlıkcı anlayısından almak ve ulkemızın ulusal yonunu bu sekılde bıcımlendırmek durumunda oldugumuzu dusunuyorum. zıra hem ıslam hem de uygarlıgımız ulkede dınsel ve etnık sorunları kokunden cozumleyecek nıtelıktedır. sizlere bır anekdotu aktarmak ıstıyorum;
BATI'NIN SİHİRLİ PARÇALAMA FORMÜLÜ
Misyonerler gayrı Müslim teba arasında bir propaganda mekanizması geliştiriyorlar, Ortodoks ve Gregoryenleri Katolik ve Protestan yapıyorlar.
Sonra da belli devletler "bunlar benim dinimdendir" diyerek himaye hakkı talep ediyorlar. Konsoloslar da bu azınlıklar üzerinde propaganda çalışması yapıyorlar.
O dönemde bunları engellemek mümkün değil. Abdülhamid ancak onları izlettirmek suretiyle zararlı faaliyetlerini önlemeye çalışmıştır.
Bunun neticesinde giderek isyana etmeye hazır toplumlar oluşturuluyor. Dış güçler de bunu kışkırtınca, isyan başlıyor.
Osmanlı isyanlara karşı askeri güç kullanmaya mecbur kalıyor, bu defa müdahalede bulunup bölgede ıslahat yapın, şu şu tedbirleri alın diyorlar. Osmanlı direniyor veya direnemiyor, şartlara göre. Islahatı takiben de muhtariyet, yani özerklik talebi geliyor. Onun sonraki aşaması da bağımsızlıktır. Batının Osmanlıyı parçalamaktaki sihirli formülü buydu. Islahat, muhtariyet, bağımsızlık (alıntı)
bu nedenle batı ve abd dayatması demokrası taleplerı ıle o ulkelerdekı demokrasıyı ıyı tartmamız ve artık gelecegı kendımızde bulmamız gerektıgıne ınanıyorum bır buyugun dedıgı gıbı bu tehlıke daha da buyuk mıllet de devlet de baskalarına bakarak ıcıyor yıyor gıyınıyor konusuyor ve her seyı artık mıdesı ıle dusunuyor....
Yazan: ancazin Tarih: August 18, 2007 7:31 PM
Korku; bilinenin aksine en iyi en çok korkanların suratında gizlenir. Ne kadar çok korkaksanız, korkularınızı da o kadar iyi gizleyebilirsiniz. Çünkü ister istemez korkuyla korkaklık arasındaki yalın bağ sizi inisiye eder ve bu durum böylece sizi korkaklığınızla barıştırarak, kendi iç dünyanızın en büyük korkağı yaparken bunun telafi bedeli olarakta sizin dışınızdaki herkesi ise gözünüzü bile kırpmadan öldürebileceğiniz kurbanlarınız haline getirir.
Ve sonuç hiç değişmez; En büyük günahı, korkunun egemenliğinde en çok korkanlar işler.
O yüzdendir ki tarih, cellatlarını hep mazlumların korkaklarından seçer.
bir zamanlar izlemiştim Ulis'in Bakışı'nı.
Film kısaca; 1905 yılında Balkanlar’daki günlük hayatı ilk kez filme alan Miltiades ve Yannakis Manakia kardeşlerin çektiği söylenilen filmlerin izini süren bir yönetmenin yaptığı yolculukta, bütünüyle Balkan Coğrafyasının yakın zamanda yaşadığı trajedilere tanıklığını içli bir dille anlatıyor. Dağılan Sovyetler sonrasını, Yugoslavya'nın parçalanmasının ardından Avrupa nın göbeğindeki Sırp katliamlarını ve diğer yakın tarih balkanların geçirdiği dramatik değişimleri.
Ancak film boyunca beni en çok etkileyen sahne; Sovyet doğu bloğuna bağlı ülkeler tek tek dağılıp kendilerini kapitalizmin kucağına atarken eski rejimin simgelerinin de birer birer ortadan kaldırılmasının anlatıldığı sahne olmuştur. Yönetmen bir dönem balkan coğrafyasına damgasını vurmuş bu eski rejimin ideolojik simgelerinin arkasından ağıt niteliğinde el sallamıştır bu sahnede.
Sahne yerinden sökülen büyük bir Lenin heykelinin bir nehir gemisiyle Tuna nehri boyunca geçişini gösterir. Uzun bir yolculuktur bu, Nehrin geçtiği şehirlerde Tuna kenarına toplanan insanlar bazen kızgınlıkla bazende saygıyla bakarlar bu büyük devasa heykele.
Film eleştirmeni değilim ama zannımca yönetmen bu uzun sahneyle Balkan coğrafyasını terkeden sosyalist leninist ideolojiye son saygı duruşunu yapmıştır. Çünkü Lenin sanki yıılar önce değilde taşınan o heykeli ile yeni ölmüştür.
Bana göre; Bu filmde arkasından ağıdı yakılan Leninizme ve onun kuramcısı Lenin’e ilk kurşunu, dünyanın sayılı korkaklarından Stalin sıkmıştır.
Çünkü onun kafası hiç bir zaman Lenin’in yapmaya çalıştığı şeyleri alabilecek ve anlayabilecek seviyede olamamıştır ve bu yüzden hiç bir zaman gerçekten anlayamadığı ve kavrayamadığı bu ideolojiden ürkmüş ve Lenin sonrası Leninizmin oluşturduğu bütün değerleri alaşağı etmeye başlamıştır.
Oluşturduğu kişi kültü sayesinde varlığını hem devrimin hemde insanlığın bütün değerlerinin önüne koyarak, kendinden bir put yaratmıştır. Tapınmayanları ise hain ve düşman saymış ve tüm muhaliflerini çeşitli şekillerde yoketmiştir.
Korkularından kurtulamayan Stalin; korktukça öldüren, öldürdükçe korkan, bu fasit daireden bir türlü çıkamamış; Başta Kırım Türk’leri olmak üzere, Kafkas lardaki çoğunluğu Türkler olan yüzbinlerce insanı hem sürgünlerle hem toplu katliamlarla yokederek, tarihe geçen sayılı büyük korkaklardan olmayı başarmıştır. Takipçileri Kruşçev ve Brejnev de; her ne kadar Anti Stalinci görünselerde,en az onun kadar korkmuş olarak bu sefer kişi kültü yerine parti kültünü inşaa etmişler ve sadece Komünist yöneticilerden oluşan ayrıcalıklı bir tabakanın inşaasına girişmişlerdir.
Sosyalist Sovyet deneyiminin; Stalinle başlayan bu karşı devrimci sürecinin son korkağı ise Gorbaçov olmuş, uzunca br süredir restore edilen kapitalizme bu coğrafyanın düşünsel ve ideolojik manada tam entegrasyonunu sağlayan ilkelere imzasını atmıştır.
Kuşkusuz amacımız çöküşe uğrayan bir idelojik deneyimin toplumsal tarihsel haklılık yada haksızlık değerlendirmesini yapmak değildir. Burada yapılmak istenen tarihsel olarak kısada sürse Sosyalist inşaanın içerden uğradığı ihanet niteliğindeki ideolojik saldırı süreçlerinin satır başlarını göstermiş olmaktır.
Bunu yapış nedenimiz; yine tarihte büyük dönüşümleri tarif ederken Hegel’in ''Tarihte büyük olaylar tekerrür eder’’ ifadesine ek olarak,Marks’ın ilave ettiği ‘’Ama birincisi trajedi,ikincisi komedi olarak yaşanır'' söyleminin, ikinci kısmının ülkemiz tarafından bizzati bugünlerde yaşanıyor olmasını, siz değerli okuyuculara göstermektir.
Birincisi dünya tarihine gerçekten damgasını vuran Sosyalist Sovyet deneyiminin gerek içerden gerekse doğrudan karşı cepheden uğratıldığı ideolojik deformasyon sonucu tarih sahnesinden çekilmek zorunda bırakılmış olmasıdır ki.
Diğer hiç bir şeyi saymasak bile, bu yıllarda katledilen yüzbinlerce insanın bizzati kendisi yeterince trajedi oluşturmuştur.
İkincisi ise yine tüm dünyanın yaşadığı büyük etkileşim açısından tarihin en önemli dönemeçlerinden olan Türkiye Kurtuluş Savaşı'nın ve sonrasında oluşan bağımsız Ulus devlet Türkiye Cumhuriyeti'nin, sadece kuruluş felsefesi değil, aynı zamanda özgürlüğünün teminatı olan ideolojik formasyonu Kemalizmin uğradığı saldırıdır ki. En azından benim için bu saldırı büyük bir komedidir. Çünkü bu kampanyanın; hazırlayıcıları, sunucuları, oyuncuları, asıl işi nabız tutuculuk olan sözde muhalifleri,hepsi, herbiri, bu işi yaparken korkudan çıkardıkları yusuf yusuf sesiyle pek bir komiktirler.
Seçimlerin hemen ardından ;doğan görünümlü şahin gibi modifiye edilmiş Kemalist görünümlü belliki Soroscu Üskül; Yeni anayasa önerisini yaparken;
''Kemalizmi bitirmezsek Batıyla tam entegre olamayız,batarız, biteriz''
temel korkusu iliklerini kadar işlemiş olarak, tıpkı kendisi gibi renksiz, dumansız ve Kemalizm'den arındırılmış ''sivil'' bir anayasa önerisi yaptı.
İzledim. sesinin titremesi komikti.
Ardından AKP nin yetkili organları bu açıklamaya sözde mesafeli bir duruş sergilediler.
Açıklaması kendisini bağlar dediler. Onlarıda izledim. ''İstemem yan cebime koy'' halleriyle onlarda çok komiktiler.
Sonra Anayasanın taslak çalışması sırasında Doğan Medyasının hep bir ağızdan;
''Öyle birşey yokmuş yeni Anayasamızda Atatürkçülük olacak''
yollu manşetlerine ise, bayağı bir güldüm. Ardından AKP nin yetkili anayasa hazırlayıcısı Özbudun'un taslağı çıktı meydana; ''Atatürk var, Altı ok yok'' gibi birşeyler yazdı,
Doğanın gazeteleri ''kulislerden sızan haberlere'' göre.
''Sadece Altı ok yokmuş canım o kadar paniğe gerek yok''
söylemiyle arka planda ''bunlar zaten sadece parti ideolojisi , olmasada olur'' diyerek indirgemeci bir mantıkla Kemalizm deyince sadece Laikliği yada sadece Milliyetçiliği anlayacak kadar bilgisiz olan ‘’Kemalistleri’’ rahatlatmaya çalışmaları da bilhassa komikti.
Nihayetinde istedikleri Anayasayı istedikleri biçimde çıkartacaklar; Kemalizm'den ilk ciddi kopuşla; Batı sermayesi ve yerli avanesine tam entegrasyonu sağlamış olacaklar böylece. Türkiye'de satılmadık peşkeş çekilmedik bir tek kurum, bir tek yer altı ve yer üstü kaynak kalmamacasına devam ettikleri bu karşı devrim yolunda tıpkı Gorbaçov gibi tam teslimiyetin ilkelerini koymak için çıkartacaklar Anayasadan Kemalizm'i.
Belki buda kesmeyecek onları; Tıpkı Lenin'in sökülen heykelleri gibi ''nasılsa ideolojik olarak artık yok heykelleride olmasın'' deyip sökecekler heykellerini.
Kimbilir, sonra belki boğazdan geçip gitsin diye dolduracaklar gemilere, arkalarındaki %46 lık kamuoyu ile geldikleri iktidarlarına güvenip.
Yazan: ancazin Tarih: August 18, 2007 8:19 PM
malik fıratın cümlelerine katılmamak elde değil.yine o kadar bariz olan bişey varki bu ülkede kendini dindar olarak görenler ve onlara saygı duyanlar ülkede demokrasinin savunucusu durumuna geldiler.ülkemizin kuruluşunda özgürlük eşitlik gibi kavramların savunucuları sol çizgi olurken şimdi bu solcular jakoben durumuna düştüler.
dersime giren hocalarımdan biri bu jakobenliği aristoteles öğretilerine bile dayandırabildi.
ya kendilerini uzayda görmeye devam edecekler ya da gerçek dünyada yaşamayı bilecekler..
Yazan: zencir Tarih: August 19, 2007 1:10 AM
Sawyer’in israet ettigi nokta cok onemli. Maalesef ulkeyi yonetenlerin muhaliflerini iceri atma vakialari bir tek bizde degil , bu vakia AKP’den ABD’deki RP (Cumhuriyetci Parti) ve hatta Demokrat iktidarlarinai da sicramis gozukuyor:
-Bakiniz su orneklere:
-ENRON adli sirket guya hissedarlarini guya dolanmdirdi diye batirildi. Kimin donemnde? Bush.
-Rihard Ramirez Adli bir ABD vatandasi guya seri katil diye omur boyu hapse mahkum edildi. Kimn doneminde?Clinton.
-David Jackoff adli bir Yahudi lobici birtakim Kizilderili kabileleri milyonlaca dolar dolandirdi diye mahkemelere suruklendi. Kimin doneminde? Bush.
-Birkac KKK’li guya zencileri guya oldurdu diye iceri atildi. Kimin doneminde? Clinton.
Peki bu kurbanlarin ozellikleri ne? Bu kurbbanlarin hepsinin de gecmiste cari yonetimlere muhalif olduklari belirlenmistir. Bu da acikca gosteriyor ki bu guya hukuki islemler aslinda hukumetlerin muhaliflerini susturma eylemlerinden baska birsey degildir.
Yani AKP’nin baslattigi bu muhalifleri susturma harekati taa okyanusun obur yana iramistir resmen.
Boyle demokrasi mi olur?
Helal sana Tom Sawyer!
not: Dunku gazetelerden okuduguma gore yeniden secilemeyip dokunulmazligi dusen eski vekillere mahkeme yolu gorunmus.
Bunlarin basnda da hakkinda 105 tane kersiliksiz cek, dolandiricilik, tehdit davasi bulunan CHP Denizli vekil geliyormus. Inanirsaniz tabii. Adam CHP'li diye Akepe yaptiriyor tabii. Neyse ki yargi bizim elimizde (sagol tabii CHP'lileri hakim atayacagim yok MHP'lilerimi dolduracaktim diyen eski adalet Bakanimiz Mehmet Mogultay, Seyfi Oktay) ; ve Erdogan'in siyasi linclerne izin vermeyecek!!! Bu boyle biline!!
Yazan: Halis Ticani Tarih: August 19, 2007 1:25 PM
Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı adayı olması konusunda herkes kendine göre ve bulunduğu konuma göre doğru ya da yanlış görüşlerini beyan ediyor.Benim bu konudaki görüşüm ise Abdullah Gül'ün (her ne kadar mütevazı ve başarılı ise de) bu görevi yürütmekte zorlanabileceği.Birincisi AKP'nin yeni anayasada cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılmasına dair bir sözü vardır ve eğer böyle olursa sembolik bir duruma düşecek olan cumhurbaşkanlığı makamına geçmemesi Abdullah Gül açısından daha mantıklı gözüküyor.İkincisi eğer AKP cumhurbaşkanın yetkilerini kısmaktan vazgeçer ve cumhurbaşkanının referandumla seçilmesini sağlarsa bu defa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tekrarlanması gerekir ki benim bildiğim kadarıyla bir kişi iki kez cumhurbaşkanı seçilemez.Fakat konulan özel bir maddeyle 11. cumhurbaşkanı bundan muaf tutulursa da bu kez Abdullah Gül'ün tarafsızlığı sorun olabilir.Çünkü Tayyip Erdoğan'ın "kardeşim" diye hitap ettiği Gül'ün cumhurbaşkanı koltuğuna oturduğunda o koltuğun sorumluluğunu alması ve artık kardeşlik bağlarını bir süreliğine unutması gerekiyor ki bu da bulunduğu makama gölge düşürmemesi açısından çok önemli.Bunun dışında Abdullah Gül hakkında ortaya atılan iddiaların mesnetsiz ve karalamaya yönelik olduğunu düşünüyorum.
Yazan: Murat Tarih: August 19, 2007 6:56 PM
bu adam halkı tebaası sanıyor sanırım??
Erdoğan'dan Coşkun'a: Terket git
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=263586
Yazan: sawyer Tarih: August 21, 2007 4:11 AM
Mersinde, cocugunun beslenme cantasina artik ekmek bile koyamayan ciftcilerle bir dertlesmeyi denediniz mi?
Belki ozaman objektif olabilirsiniz.
Adnan Yigit.
Bir Ogretmen.
Yazan: Adnan Tarih: August 21, 2007 4:33 AM
Geyik modası bayağı revaç yapmış... Ancak ben sayın ancazin'in yazısını ciddi ve önemli buldum.
Tüm dünyayı kendi eksenine göre biçimlendirmeyi amaçlayan bir ideolojik imparatorluk çökerse, ona ait simgelerin ortadan kaldırılması doğaldır. Bunu Kemalizme de uygulamak haksızlık olur. Atatürk tam tersine dünyaya ayak uyduramayan bir imparatorluğu sona erdirmiş ve yeni çağdaş değerler ikame etmiştir.
Fakat biz de Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyini yakalama ve aşma hedefini tutturalım, Atatürk simgelerini biz de kaldıralım. Çünkü o zaman Atatürk aşılmış olacaktır.
Doğadaki etki-tepki prensibi her yerde işler, işliyor. Kemalizmin vazgeçilmez en temel değeri laikliğin aşındırılmaya çalışılması, sembollerin de sahiplenilmesini beraberinde getiriyor. Yoksa kimse sembolleri put edinip tapınmıyor. Fakat laiklik savunucularının bunu pasif bir politika şeklinde götürüp hep Atatürk'ün mirasından yemelerini her zaman eleştirdim, yine eleştiriyorum. Atatürk'ün mirası yiye yiye bitmek üzere, haberiniz olsun ve uyanın, bir şeyler yapın artık diyorum. Doğa yasalarının iltiması olmadığını en iyi bizlerin bilmesi gerek. Deniz biter ve bir şey yapmazsanız karaya oturursunuz. Atatürk'ün manevi ışığının koruyuculuğuna bu kadar tevekkül etmek, insanları eleştirdikleri anlayışın bir versiyonu konumuna sokar.
Sayın ancazin, yukarıdaki eleştirim tabii ki şahsınıza gitmiyor, fakat Lenin'in ardından bu kadar üzülür görünmenize istinaden bir şey sormak istiyorum: ABD nin Yugoslavya'nın parçalanmasının ardından Sırbistan'a müdahalesini değerlendirir misiniz, nasıl karşıladınız bu olayı?
Yazan: demirkan efegil Tarih: August 21, 2007 9:51 AM
Sayın Gül ve çevresi yola koyulduğundan beri bir niyetsizlik niyeti ile yola çıkmış bulunuyorlar.
FP kongresinde kayıtlara geçmiş bulunan bir ifadesi bile benim niçin bu oyunun içinde yer almamamı gerektirdiğinin nedeni. Bir kere
" İslâm medeniyetini ve onu temsil edenlerin yenildiğini bunu kabullenmemiz gerektiğini"
ifade ediş bile benim bu seçimlerle ilgilenmemem için yeter neden.
Yenilgiyi kabullenmiş olanların galibiyet düşünmelerini beklemek abes. Sayın Gül:
"Biz fikir partisi değiliz"
demişti daha ilk başta. Fikirsizlerle ne işim olabilir ki.
Düşünün ki millet ile oyun oynayanlar arasında derin farklar var. Milletin düşündüğü başka, oyuncuların düşünceleri başka.
"Amerika'nın genç çocuklarının barış uğruna canlarını feda edişlerine üzülüp"
de Irak'ta 1 milyon insanın, gencin, çocuğun, kadının, mazlumun ve medeniyet tarihi değerlerinin yok edilmesine üzülmeyenlerle ne işim olabilir ki.
Başları örtülü olsa ne olur olmasa ne olur.
Bundan çok önce bir yazı yazmıştım. Cumhurbaşkanı belli, kim neyi tartışıyor diye. Gene aynı kanaatteyim. Gene aynı düşüncedeyim.
Sorun, açıktan mı abedeci olacağız gizliden mi?
Sorun, abedeci olalım da başımız örtülü mü olsun, örtülü olmasın mı?
Hürriyet Gazetesi bayram ediyor.
Örtülü bayanlarda % 10 azalma var, Mecliste eşi başörtülü milletvekili sayısında düşüş var diye.
Bir televizyon sorumlusu, televizyonundaki gençlerin, -ey millet bu televizyon sizin paralarınızla kurulmuştu- başörtülü kızlarla evlenmeyi tercih etmediklerini, açık bayanları tercih ettiklerini söylemişti.
Üstelik bayanlar okumuş, kültürlü ve bilgili olmalarına karşın.
Yani, bu seçim, bu savaş, bu mücadele İslâm ile Müslümanlar ile.
Bu millet de aksine, inadına, en sevdiği partilerini, liderlerine bir yana bırakıp bu savaşta başörtüsünün yanında yer aldı.
Siz böyle çırpınıp dururken onlar sizinle dalga geçiyorlar.
"Başörtüsü sorunu % 1.5'ğun sorunudur"
diye.
Karabük Eskipazar ilçesinin imam hatip lisesi yarı açık cezaevi yapılmış, hâlâ öyle, imam hatip liselerinin sorunu çözülmemiş, başörtüsü adına bir adım bile atılmamış, YÖK sorunu çözülmemiş vs. vs. başörtülü bayanlar simsiyah gözlükleriyle jeepleriyle boy atıp sekülerlerşirken Siz neyi tartışıp konuşuyorsunuz Allah aşkına.
Akepe bir on yıl daha iktidar olsa ne olacak?
İslâmileşen bir Türkiye değil, sekülerleşmiş başörtülü ve örtüsüz, sakallı ve sakalsız çatır çatır bir seküler Türkiye oluşacak. Bu kavga niye.
İnsanlar küçük hesapların peşinde. Küçük hesaplara fit olunuyor artık. Kimsenin büyük medeniyeti düşündüğü yok
Yazan: ancazin Tarih: August 21, 2007 1:18 PM
AKP nin Cumhurbaskani TCCB sifati altinda seciliyor. Secenler TBMMeclisindei AKP milletvekilleri. Halkin %47 sinin tercihi, peki geri kalan %53 azinlik mi oluyor yani. Meclisteki AKP haricindeki diger vekiller de dahil olmak uzere, Gul sadece AKPnin cumhurbaskani olabilir, TCCB asla olamayacak. Dayatma ile olan bir CB, yani Gul haketmedigi yere zorla gelecek, ne kadar onur kirici. En acisi da bu kadar ustun bir makama bu sekilde getirtilmek olsa gerek. Acaba dinine duskun ve cok dogru bir sahis olan Gul gece yataginda nasil rahat uyuyabiliyor? Muhakkak halkin cogunlugunun bogazina sariliyor kabuslari ile doludur geceleri...Dikta tavirli basbakan Erdogan da halkin %53 unu vatandasliktan cikmaya davet ediyor. Erdogan'dan daha akillica bir tavsiye beklenemezdi dogrusu...Cok gulunc...Saklaban bir hukumet...
Yazan: gunka Tarih: August 21, 2007 7:17 PM
evet, sonunda köşk de milletin olacak. yorum çok güzel. bunu birilerinin de anlaması lazım. başbakanın ağır bir şekilde itham ettiği bir yazardan bahsediyorum. Türkiyenin "en büyük" gazetelerinden birinde yazan bekir beyden bahsediyorum. yazıları alabildiğine aşağılamalarla dolu bu şahsiyet, en sonunda başbakanın tatlı sert üslübundan nasibini almıştır. başbakanı anlamak için bu kişiliğin bazı yazılarına bakmak gerek.
21 Ağustos 2007
"Yakında Türkiye'nin "dinci ülke" olduğunu siz de daha iyi görüp, daha iyi anlayacaksınız.
Dönüp arkanızı baktığınızda...
Uygar dünyadan dışlanıp, çağdaş toplumlara imrenip, kendinizi bir Arap ülkesinde hissettiğinizde...
Molla Türkiye'yi kendine benzettiğinde...
Bu cennet kadar güzel ülkenin ne hale geldiğini gördüğünüzde...
Vuracaksınız dizinize..."
bekir bey bu ülkede özgürlük arayanların ülkeyi bu hale soktuğuna inanan zihniyete sahip bir kişiliktir.
demokrasi ve özgürlük sadece onların tekelinde değildir. bu duruş tamamen islama karşı bir duruştur. bu ve bunun gibi
düşünen yazarların sorunları tamamen islam diniyle ilgilidir.
18 Ağustos 2007
"Doğrusunu isterseniz hepimiz kırgınız.
Aklı başında yurttaşlar, beyni satılık olmayan aydınlar, siz, ben, askerler...
Hepimiz kırgınız.
22 Temmuz'dan bu yana, Atatürk Türkiye'sine karşı işlenmiş bir ulusal vefasızlığı içimize sindiremiyoruz."
milleti içine sindiremeyen bir insanın bu memlekette yeri var mı bilemem!
17 Ağustos 2007
"TÜRBANLI eş bir kimliktir.
Elbette AKP'liler olsun, onlara şirin gözükmek isteyenler olsun "Eşinin türbanı ile cumhurbaşkanlığının ne ilgisi var?" diyecekler.
Bu doğru değil.
Türbanlı eşin bir kimlik olduğunu hepimiz biliriz.
Türban; şeriatın emridir.
Şeriat; bin dört yüz yıl önce inmiş, asla değiştirilemeyen, asla itiraz istemeyen, asla aksi düşünülemeyen yasalardan oluşur.
Şeriatçı; türbanı zorunlu saydığı gibi, kafasının içinde tüm şeriat hükümlerini zorunlu sayar.
Çağdaş hukuk, insan hakları, kadının özgürlüğü ve eşitliği, modern yaşam kuralları, şeriatçıya uymaz.
Şeriatçı; türbanı-tesettürü vazgeçilmez sayıyorsa, onun dünyasında gizli gizli daha nice vazgeçilmezler vardır."
Türbanlı eş bir kimliktir.
O kimlik; cumhuriyeti istemez...
Laikliği beğenmez...
Atatürk'ü sevmez..."
Niyet okuyan bir aydın.yorum yok.
15 Ağustos 2007
"Doğrusunu isterseniz "Göbeğini kaşıyan adam"ın zaferidir bu.
Taa genel seçimlerde kararı o verdi.
Çocukları için aydınlık Türkiye isteyenler meydanlara dökülürken, o uzakta bıyık altından güldü, göbeğini kaşıdı ve dinci devletin yolunu açtı...
Abdullah Gül tam ona göredir.
Zaten onun cumhurbaşkanı olacaktır.
Benim değil..."
24 Temmuz 2007
"DEMEK ki karşıdan gelen her iki kişiden birisi AKP'li.
Oysa ben bugüne kadar "AKP'ye oy verdim" ya da "Vereceğim" diyen bir tek kişiye olsun rastlamış değildim.
Herkesin AKP'ye karşı olduğu bölgelerden AKP çıktı.
"İflas ettik" diyen esnaf, AKP'ye oy verdi anlaşılan.
"Bittik" diyen köylü de..."
tabiki çevrende akp ye oy veren birisine rastlamassın. yazar tayfasının %80 i solcu. halkla alakaları yok. halkın sorunlarından bi habersiniz. siz köşklerinizde rahat rahat uyurken akp liler halkın sorunlarıyla ilgilenmekle meşguldüler.
26 Temmuz 2007
"AKP'nin ön habercisi Tarhan Erdem'in bir başka araştırması medyada yer aldı, Hürriyet'te de yayınlandı.
Bayram yapanlar ve Tarhan Erdem'i bir kahraman sayanların bunu da kabul etmeleri, önemsemeleri gerekmez mi?
Araştırma şöyle:
Üniversite mezunlarının yüzde 24'ü AKP'ye oy verdi.
Ortaokulun altında eğitim alanların ise yüzde 55'i ....
Ne demek bu?...
Cehaletle ilintisi yok mu yani bu seçim sonuçlarının?
Ama bana daha da ilginç geleni, yine araştırmaya göre; çocuk sayısı arttıkça AKP'ye oy verme eğilimi de artıyor.
Çünkü göbeğini kaşıyan adamın (o yazıma koymayı unutmuştum) bir özelliği de, bol çocuk yapıp salmasıdır.
Ben halkı asla küçük görmem.
Benim kadar halkın içinde yaşayan gazeteci azdır. Kaportacı Osman, Servet usta, döşemeci Sezai, köfteci Sait, Yavuz Gökmen ile ikimizin ortak dostlarıydı, hálá onlar kadim dostlarımdır.
Ben yazları Urfa'nın Tülmen Köyü'nde, kışları Sumeydanı'nda büyüdüm.
Aydın, ilgili, zeki, akıllı, uyumayan halk sevdamdır benim.
AKP'ye oy vermeyen yüzde 53 halk oradadır.
Ama yazım doğruydu; bir köşeye sinmiş, tepkisiz, umursamaz, işitmez, duymaz, bilmez, öğrenmez... Ya da tümünü bilir ama çağdaşlığı sevmez "göbeğini kaşıyan" adam kazandı seçimleri.
Bu sefer cüzdanını okşayan zengin adamın da desteğini alarak.
Yalan mı?.."
27 Temmuz 2007
"
Çankaya; en zirvedeki kamusal alandır.
Oraya türban girdi mi, tüm kamu kurumlarına "girmesin" deme hakkınız da olmaz-olamaz-olmamalı...
Bu halkımızın tercihidir.
Seçimini yapmıştır.
"Ben çağdaş, modern, Batılı bir ülkeyim" savını reddetmiştir seçmen...
Yapacak bir şey yoktur.
Su gelir güldür güldür.
Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'dür."
bu son yazıyı hangi duygu ve düşünceyle yazdı merak ediyorum.
Yazan: ayhan Tarih: August 22, 2007 2:08 PM
Mustafa bey,
Çankaya köşkü kimin umurunda milletin kayıp trilyonları ne olacak?
Bu millet bunların hesabını sormayacak mı diye düşünüyorsunuz?
Daha ne rezillikler göreceğiz bakalım.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: August 22, 2007 5:53 PM
Tesekkurler Ayhan Bey derleme icin. Aslinda bu zatin herhangibiryazisni buraya koysaniz da isi gorurdu. Kendi esinden "muhterem Andree" diye bahseden el alemin karsisindan kizndan bahsederken agza alinmayacak hakaretler kullanan ozentici, kendinden nefret eden Fransiz-perver Urfa'dan nefrwet eden Urfali vatandasimiz. Cok gorduk bu tipleri,. Bir tanesi de Rafikal'de yazardi; kovuldu simdi Vatan'da .
simdi Sibel Turkover'in yazdiklarina "mizah" diyener ayhan Bey'in alintiladigi satirlari iyi okusunlar ve cevaplasinlar. Bunlar da mi mizah?
Bu satirlardan herhangi biri bir Bati ulkesinde bir gazeteci icin olum opucugudur! Bakin size bir ornek. Bir spor yazari sadece "zencilerden iyi yuzucu cikmaz, cunku vucutlari bouyant degil(yuksek yogunluklu- su uzerinder duramaz)" dedigi icin gorevine son verildi.
Her gun ulkede kariktatur kirizine rahmet kutacak derecede nefret dolu hakaretler yapili inanan insanlara ve yapanlarin yanina kali. Basbakan "CB'n senin degilse ulke de senin degil" (sevsen de sevmesende ulkenin CB senin de CB'dir) dedig icin kiyamet koparan sahte ozgurlukcler! Bir donem kapaniyor. Bu tur gazetecilige son verelim. Gazetelerini almayalim; yazilarini tiklamayalim; resimleribn tiklayarak porno ticaretlerine prim yaptirmayalim.
Yazan: Halis Ticani Tarih: August 22, 2007 5:57 PM
turkiye yerini göğünü kaplayan ve bize yalnızca soluması düşen havalardan nefret ediyorum artık. dinsiz kemalizm, dinli kemalizm, ulusal kemalizm, gayrimilli kemalizm, abdci kemalizim, abci kemalizm, islami demokrasi, evrensel demokrasi, türke hayır demokrasi, para için her şey mübah sistemii, ikiyüzlü muhafazakar sistemi felan say say bitmez rengarengiz gerçekten mozaikliğin bu kadarı. iyi de mozaikliği rengarenkliği öoklu düşünceyi, çok sesliliği hep daha iyinin ortaya çıkmasına neden olan bir durum olarak düşündük hep.. bu ülkede değil çünkü yukarıda sayılanların hepsi doğru olana karşıt.
Yazan: ancazin Tarih: August 22, 2007 6:27 PM
Abdullah Gül"ün reisi cumhur olmasi beni de sevindiriyor. Referans ve mesruiyet kaynagi olarak gösterdiginiz "millet" kavramini kullanmada biraz dikkatli olmanizi öneririm. Keza türkiyemiz laik fasizmi tanidigi gibi, "millet" gibi muglak bir kavramin kutsallastirilip nice fasizme kaynaklik ve yataklik ettigini de cok iyi bilir.
Yazan: dogutuncer Tarih: August 23, 2007 2:20 AM
Başbakan,köşe yazarı Bekir Coşkun için eğer yeni seçilecek Cumhurbaşkanı’nı tanımayacaksa bu ülkeden başka bir yere gitmesi gerektiğini söylemiş.
Hukukçu değilim bilmem ama,büyük bir makamda olan kişi ezbere laf etmeyeceğine göre,Başbakan herhalde Anayasa’daki KOVMA ve KOVULMA hakkına dayanarak bazı şeyler açıklamış.
Yeni seçilecek Cumhurbaşkanı’nın,Cumhuriyet değerleri ve bu idare şekline temel teşkil eden devrimler konusunda uygun bir isim olmadığını sadece Bekir Coşkun değil, ülkemizde milyonlarca insan söylüyor.
Geçmiş söylem ve yaklaşımları nedeni ile Abdullah Gül’ün Çankaya’da bizi temsil etmesini en azından bu ülkenin yarısı istemiyor.
Ancak hiçbirimiz ,bu derdini haykıracak,haykırsa bile muhatap alınacak Ulusal düzeyde bir fırsat ve uygun bir yer de bulamıyor.
Bu ülkede,Abdullah Gül’ün seçilmesini isteyen diğer vatandaşların istekleri de elbette çok önemli ve saygındır.
Ancak tartışılan sadece hükümet etme konusu olsa bu siyasi yaklaşım ve alınan oylar işin çözümü için yeterlidir ve demokratik olarak söylenecek hiçbir sözümüz de yoktur ve olamaz da.
Konu; siyasi yani hükümet meselesinden öte hepimizi temsil edecek DEVLET meselesi olduğu için ülkede size oy verenin de vermeyenin de kabulleneceği,birinin seçilmesini istemek hepimizin en demokratik hakkıdır.
Geçmiş söylemlerinde dahi olsa Cumhuriyet’i yıpratmayı hedef alan söylemlerde bulunmuş ve bizi bu anlayışla Avrupa’lara şikayet etmiş bir zihniyeti, başımızda Cumhurbaşkanı olarak görmek istemeyen büyük bir vatandaş kesiminin bu kadar hafife alınması, demokrasi adına üzücü olduğu gibi,duyulan endişeleri daha da arttırmaktadır.
Bu söylemler ve bazı gerçekler ortada iken,söylediğiniz kuru vaatlerle , sizden menfaat bekleyen bazı kesimler hariç olmak üzere , Cumhuriyet’i koruma ve geliştirme adına kimseyi inandırmanız ve güven vermeniz mümkün değildir.
Yazan: ancazin Tarih: August 23, 2007 2:46 AM
Demokrat başbakanımızın sergilediği "Ya sev ya terket" zihniyetiyle, liberal aydınlarımızın kendinden farklı düşüneni milletten görmeyen anlayışı nasıl da örtüşüyor. Bu ülkede laiklik kavramı gibi, demokrasi ve liberalizm kavramı da bu kadar ucuzladı işte.
İslamcılığın dayatmacı, dışlayıcı altyapısı demokrasi kavramını çok oy alanın totaliterleşme hakkına indirgeyiveriyor, buna aykırı en ufak ses çıkaranı da militarist, faşizan ilan ediveriyor. Bunu yaparken de elbette sürekli mağdur kılığında. İşin kötüsü, lümpen Kemalizm'in yarattığı ortam ne yazık ki bu aldatmacılığa izin veriyor.
Faşizan olanın "ya sev ya terket" zihniyeti olduğunu hatırlatmakta yarar var.
Yazan: Balbazar Tarih: August 23, 2007 5:16 PM
Başbakanla, amiral gemisi neyin pazarlığında sizce. Hilton arazisine rezidans ruhsatı almak için denirse buna şiddetle itiraz ederim. Bu kadar ucuz bir çıkar peşinde değil Hürriyet.
ABD Irak'a Türkiyeden geçsin tezkere çıksın diye
yırtınanlar, bu defa neyin peşinde.
1-ABD yi bataktan kurtarmak için Türk askeri Iraka girsin.- Bu riskli Mehmetçik çuvalın hesabını keser hiç dinlemez.-
2-ABD kuzeyde üs kurup yerleşsin, türk askerinin başını çektiği İslami barış gücü Iraka yerleşsin.
-kurt aynı delikte iki defa dalanmaz- Çekiç güç
kazığını bir daha yemeyiz.
3-Şerefli bir kaçış için yardım edilsin. Kuzeyden
kaçış için izin verilsin. Haburdan olmaz. belki
Telafer üzerinden Bağdata bir yol açılarak bu sağlanabilir. Masraflar ABD den. Deniz Bölükbaşı
milletvekilliğinden istifa ettirilip at pazarlığı
kaldığı yerden devam. Çatlayıncaya kadar pazarlık
Yol duble ve sıcak asfalt olmalı gibisinden.
Başbakana önce Emin Çölaşan havucu uzatıldı, sonra Bekir Coşkun sopası. Başbakan kasımpaşalı ya, o sopayı senin... diye kestirip atıverdi.
Bu kaba adamların içişleri bakanı Risottonun şarapsız yavan kaçacağını bile bilmiyor. Çeteleri
de patır patır ensesinden topluyor. Katillere kötü muamelede de bulunur bu adam. Derhal görevden alınmalı. Uğur Mumcunun katilide bulunmuşmudur acep. Acep o katil açıklansa duvar
üstümüze yıkılır mı? Ah Mehmet Ağar bu soru sana
şimdi sorulmalıydı. sende cevap verecek hal bırakmadı bu monşerler. Oylamaya katılsaydın şimdi meclisteydin. Yazık oldu doğrusu.
Yazan: arif Tarih: August 23, 2007 6:23 PM
"Gül benim cumhurbaşkanım olmayacak" sözüne karşı çıkanlar;
acaba Sezer sizin cumhurbaşkanınız mıydı?
içtenlikle "benim cumhurbaşkanımdı" diyebilir misiniz?
bugün yeni şafak gazetesine baktım, gayet ucuz bir retorik karşı çıkış yapmış. başlık şu "hukukçular, benim cumhurbaşkanımdır lafının ANLAMSIZ olduğu konusunda hemfikir" demiş
ya, allah aşkına, bırakın bu işleri...
Yazan: sawyer Tarih: August 24, 2007 10:10 AM
BEKIR COSKUN'A MEKTUP
Sayin Bekir Coskun,
Gelecegi ku$atan bir ifadeyle söylediginiz icin, bir Cum-
hurbaskani'ni reddetmis oldunuz. Fakat bilmelisiniz veya
(biliyorsunuz) ki, demokrasilerde bir Basbakan veya Cum-
hurbaskani adayi secilmeden önce onlara: "Sizi istemiyo-
rum, size oy vermiyorum, size hayir diyorum" deme hakki-
na sahipsiniz, diyebilirsiniz.
Fakat o adaylar secildikten sonra onlari reddetme hakkiniz
yoktur. Yani siz reddetseniz de o secilmis baskanlar, sizin
de Basbakaniniz veya Cumhurbaskaninizdir. Eger onlari
reddederseniz (zaten siz reddetmis durumdasiniz), bu, acik
bir hakaret olur. Siz de bu hakareti yapmis bulunuyorsunuz.
Bu hakaret bir a$agilamadir. Fikir hürriyetini kötüye kullan-
diginizin farkinda misiniz? Dolayisiyla bir özür borclusunuz.
Özür dileyin ki, adamliginizi görelim! Eger dilemezseniz, in-
sanliginizin seviyesini göstermis olacaksiniz ve göstermekte-
siniz.
Eger Cumhurbaskani'ni redte hâlâ israrliysaniz, size söyle-
necek söz, -adalet olarak- Basbakan'in verdigi cevaptir.
Yani: "Begenmiyorsan git!" Fakat siz müsterih! olun. Kim-
se sizin kolunuzdan tutup sizi gurbet cehennemine atacak
degildir. Fethullah Gülen Hoca'ya cektirdiginiz acilari cek-
menize gönlümüz el vermez. Siz "Basbakansiz" ve "Cum-
hurbaskansiz" olarak Türkiye'de istediginiz kadar ya$aya-
bilirsiniz. Ama Basbakan ve Cumhurbaskani da sizin alti-
nizda degil, daima üstünüzde olacaktir. Siz de, bir "Cum-
hurbaskani inkârcisi" olarak kalacaksiniz.
Ama unutmayin: Allah'i inkâr etseniz de yine O'nun dünya-
sinda ya$amaya mahkûmsunuz. Cumhurbaskani'ni inkâr
ettiginizde ise, yine onun vatandasi olarak kalirsiniz. Fakat
bu mahkûmiyeti özgürlüge cevirmek sizin elinizdedir. O da:
Cumhurbaskanina "dost" olmaktir. Ama en önemli dostluk,
Allah'a olan dostluktur.
Demokrasiye sayginiz eksik olmasin...
Demokrasi savascisi: Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: August 24, 2007 11:21 AM
PKK’NIN 23 YILLIK SÜRECİNE BİR BAKIŞ!..
NEREDEN NEREYE?..
PKK ŞİDDETTEN VAZGEÇEBİLİR Mİ?..
Geçen hafta PKK, 15 Ağustos’un (kan dökmeye başlamalarının) 23. yıldönümü kutlarken, örgütün yayın organlarına “gurur, onur, kahramanlık, başarı, coşku” gibi kavramlar yoğun şekilde yansıdı.
“PKK, 23 yıllık süreçte nereden nereye geldi?” Bu sorunun cevabını, şöyle bir irdelemek istiyorum.
PKK şiddeti, 1984 ila 2007 tarihleri arasında çoğunluğu Kürtlerden oluşan 35 bini aşkın insanın canına mal oldu.
PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Şubat 1999'da yakalanmasından altı ay sonra örgüt, bir ateşkes ilan etti ve silahlı kadroların dağıtılacağını açıkladı. Fakat PKK ortadan kaybolmadı. Kadrolarını Türkiye'den Kuzey Irak'a kaydırdı. PKK adını, KADEK olarak değiştirdi ve eylemlere son verdiğini ve demokrasiden yana bir gündemi olduğunu ilan etti.
PKK şiddetinin sona ermesiyle birlikte, sükunet, huzur ve güven hakim olunca Türkiye’de, demokrasi alanında çok önemli reformlar yapıldı; Kürtçe yayın ve eğitime izin verildi, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırıldı, Olağanüstü Hal Uygulaması sona erdi, Kürtçe kurslar açıldı, Devletin televizyon kanalında belli saatlerde Kürtçe yayın başladı. Parlamento, kamuoyunun ezici çoğunluğunun Abdullah Öcalan'ın asılmasını istemesine rağmen idam cezasını kaldırarak Öcalan'ın hayatını bağışladı. Ağustos 2003 tarihinde bir Af Kanunu çıkartılarak, örgüt kadrolarına PKK'dan ayrılarak demokratik hayata yeniden başlamaları için çok önemli bir şans verildi.
Ancak bugün resim çok farklıdır. PKK, 1 Ekim 2006 itibariyle ateşkes ilan ettiğini açıkladı. Ancak bu karar, uluslararası toplum tarafından inandırıcı bulunmadı, çünkü ateşkesten sonra da örgütün eylemleri sürdü ve halen de sürmekte. PKK'nın bombalama, mayınlama eylemleri sonucunda çok sayıda sivil ve güvenlik mensubu hayatını kaybetti, kaybediyor.
PKK saldırıları Türkiye'de kamuoyunun sert tepkisine neden oluyor. İlk olarak Türkiye kamuoyu, çoğu Kuzey Irak'tan gelen PKK şiddetindeki canlanmadan Washington'u sorumlu tutuyor. Tek başına bu faktör, ABD-Türkiye ilişkilerine zarar veren en önemli etkendir. İkincisi, PKK'nın Avrupa'daki geniş destek ağından yararlanmasından dolayı, Türkiye kamuoyunun büyük bir bölümü Avrupa'yı, Türkiye aleyhtarı teröre yardım ve yataklık yapmakla suçluyor. Bu tarz bir algılama, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine de zarar veriyor.
PKK'yı anlamak için, 1973 yılından itibaren örgütü tanımlayan özellikleri hatırlamak gerekir.
İlk olarak, örgüt, bir kişi kültüdür. PKK üyeleri ve sempatizanları, Öcalan'a, Kürtçe ‘amca’ anlamına gelen "Ape" derler. Öcalan bilinçli olarak bu kültü güçlendirmiştir. Abdullah Öcalan, Turkish Daily News Gazetesi’ne (10 Ocak 1998) yaptığı açıklamada; "Herkes benim yaşama biçimime bakmalıdır. Benim yemek yeme, düşünme biçimim, talimatlarım, hatta hareketsizliğim bile dikkatle incelenmelidir. Bunlarda birçok neslin alacağı dersler vardır, çünkü Apo büyük bir öğretmendir" diyor. PKK mensupları çoğunlukla kendilerine "Apocu" derler, bu şekilde, Öcalan'ın, grubun kimliğini ve kaderini belirlemekteki merkezi rolünü vurgulamış olurlar.
İkincisi, 1970'lerde prestijli Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde (Mülkiye) okurken Öcalan, o dönemde birçok entelektüelin benimsediği Maoizm'den etkilenmişti. Öcalan, Türkiye'nin Marksist-Leninistlerini çok yumuşak buldu. Zamanla çevresindeki hiçbir şeyin yeterince iyi olmadığına, çünkü bunların kapitalist ve emperyalist olduğuna ikna oldu. Politikası, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yetişmiş olmasından kaynaklanan kırsal feodal değerleri ve Ankara'da iken geliştirdiği, köylülerle ilgili Maoist takıntıyı yansıtıyordu. Öcalan, Mülkiye'den 1978 yılında ayrıldı ve PKK'yı kurdu. Grup "Kürtlere yönelik baskıcı sömürüyü kınadı" ve Türkiye'deki sistemi devirmek için devrim çağrısında bulundu. PKK, Güneydoğu Anadolu’da Marksist-Leninist çizgide yönetilecek "demokratik ve birleşik bir Kürdistan" kurmak istiyordu. O dönemde Türkiye'de işçi sınıfı olmadığı için, devrimin esas gücü, bir işçi-köylü ittifakı olacaktı. Öcalan'ın liderliğinde, köylüler "halk ordusunun ana gücü" olacak ve bu da Öcalan'a arttırılabilir bir insan gücü kaynağı sağlayacaktı. Zamanla bu vizyonun bir sonucu olarak 30 binden fazla Kürt köylüsü hayatını kaybetti.
Üçüncüsü, PKK, Kürt ulusal mücadelesini tekeline almak istiyor. Öcalan, onun operasyon sahası olan Türkiye'nin doğusunda başka bir Kürt solcu veya milliyetçi grubun faaliyet göstermesini hoş görmedi. Bütün Kürt rakiplerini faşist olarak nitelendirdi ve onları ortadan kaldırmak üzere hareket etti. 1970'lerin sonlarında, PKK, Devrimci Halkın Birliği, Halkın Kurtuluşu, Devrimci Doğu Kültür Derneği (DDKD)'ni büyük oranda yok etti. Öcalan yalnızca şiddete dayanan grupları değil, aynı zamanda Kürdistan Sosyalist Partisi(PSK) de dahil, barışçı Kürt siyasi grupları ortadan kaldırarak, birçok alanda Kürtlerin barışçı siyasi eylem umutlarına son verdi. Ayrıca Türkiye ile aidiyet bağı kuran Kürtleri de hedef aldı. 1979 yılında PKK, tanınmış muhafazakar Kürt politikacısı ve Türkiye'nin doğusunda zengin bir toprak sahibi olan Mehmet Celal Bucak'ı öldürerek ulusal çapta adını duyurdu. PKK'lılar Bucak'ı, "köylüleri sömüren biri" olarak kınıyorlardı. Bucak, bu şekilde öldürülen birçok Kürtten birisi oldu ve bu eğilim devam etti. Örgütten toplu kopmalar ve örgüt içi infazlar aralıklarla sürdü. Çok sayıda örgüt sorumlusu Abdullah Öcalan veya PKK yönetimi ile aynı görüşü paylaşmadığı anda öldürüldü. PKK-Vejin hareketi ve Mehmet Şener ilk örneklerden… Son olarak Osman Öcalan ile birlikte örgütün önde gelen çok sayıda ismi PKK’dan ayrılarak PWD’yi kurdular. Ancak Engin Sincer, Ramazan Topbaş, Kani Yılmaz ve Hikmet Fidan’ın PKK tetikçileri tarafından öldürülmeleri, muhalif Kürt grupların yeniden sessizliğe bürünmelerine neden oldu.
Dördüncüsü, PKK yabancı patronlara bağımlıdır. Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği ve onların Suriyeli taşeronları grubun finansmanını karşılıyordu. Sovyet ajanları PKK kadrolarını, Şam ve Lübnan'da olmasına rağmen Suriye'nin kontrolünde bulunan Bekaa vadisinde eğitti.
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte, Öcalan, PKK söyleminin Marksist bileşenine büyük Kürt milliyetçiliği ve daha muhafazakar Kürtlere hitap eden İslami bir cilayı da dahil etti. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra PKK güvenli bir barınak bulmak için Yunanistan'a ve Kuzey Irak'ın Kürtlerin yönetiminde olan bölgelerine yöneldi. Yunan hükümeti PKK teröristlerinin, Atina'nın dışındaki Lavrion mülteci kampına sızmalarına izin verdi. PKK, 1991 yıllarından sonra Irak diktatörü Saddam Hüseyin'in bölgede kontrolü kaybetmesi üzerine güvenli bir sığınak olarak Kuzey Irak'a bel bağladı.
Türkiye'nin sınır ötesi operasyonları, PKK'nın varlığını azalttı, ancak örgütün Irak’ın kuzeyine yerleşmesine engel teşkil etmedi. Bugün PKK terörüne karşı kayıplar veren İran, Irak ve Suriye, PKK'yı uzun süre Türkiye'ye karşı kullanılacak yararlı bir araç olarak gördüler..
Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından sonra PKK liderliği, Kuzey Irak'ta üslenen üst düzey bir kurmaylar heyetine geçti. Bunlardan en önemlisi grubun yeni şahin lideri ve Öcalan'ın kişi kültünün muhtemel varisi Murat Karayılan'dı. Abdullah Öcalan'ın kardeşi Osman Öcalan, örgüt içinde çoğunluk desteğine sahip değildi, Karayılan'a karşı koymak üzere Yurtsever Demokratik Parti’yi (PWD) kurmak için Ağustos 2004 tarihinde PKK'dan ayrıldı. Fakat bu girişim başarıya ulaşamadı. Bugün PKK'nın silahlı kanadının şefi Cemil Bayık ve mali işler şefi Duran Kalkan, yönetici troykasını oluşturmak için Murat Karayılan'a katıldılar. Ancak Suriyeli Fehman Hüseyin, kendisini ve silahlı kadroları PKK yönetiminden farklı görmeye devam ediyor.
Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'de önemli reformlar yapılmasının akabinde PKK ateşkes ilan etti ve kendisini barışçı bir grup olarak yeniden tanımlamaya çalıştı. Fakat barış söylemi, PKK'nın dağ kadrolarının moral düzeylerini düşürünce ve demokratik siyaset, grubun varoluş nedenini aşındırınca, liderler tekrar şiddete yöneldiler.
Irak'taki savaş da, PKK'nın Kuzey Irak'taki güvenli barınaklarını muhafaza etmelerine imkan sağladı. PKK, Beyaz Saray'ın terörizmle küresel savaş söylemine rağmen, ABD Merkez Komutanlığı’nın da kendisine karşı harekete geçme arzusu içinde olmadıklarını daha başından sezdi. PKK, güvenli barınaklarını (Irak'taki kampları) şiddet eylemlerini düzenlemek için kullanıyor. Irak'taki isyandan ödünç aldığı teknolojileri kullanarak ve Türk güvenlik güçleriyle temastan kaçınmak arzusuyla, grup giderek artan şekilde, uzaktan kumandalı bombalar, yola döşenen mayınlar ve diğer el yapımı patlayıcı maddeler kullanıyor.
PKK'nın Kuzey Irak'ta insan kaynağını barındırması kadar önemli bir gelişme de, PKK'nın mali kaynaklarının Avrupa tarafından temin ediliyor olmasıdır. Avrupa Solu, uzun zamandır PKK'yı destekliyor. Sempatizanlarını Türkiye'den Avrupa'nın güvenli bölgelerine kaçırmak için 1990'larda kurulan bir ağı kullanan örgüt, finansman sağlamak için uyuşturucu kaçakçılığı, AB'ye insan kaçakçılığı ve kadın ticareti alanlarında önemli bir varlık oluşturdu.
PKK uyuşturucu ticaretinden önemli kazançlar sağlıyor. BM'nin Uyuşturucu ve Suç Ofisi, Orta Asya, Afganistan ve başka ülkelerden Avrupa'ya uzanan uyuşturucu ticaretinin yılda 5 milyar dolarlık bir hacme sahip olduğunu tahmin ediyor. Avrupalı istihbarat analistlerine göre, bunun yarısı PKK'ya gidiyor. Paris'te bulunan Çağdaş Suç Tehdidini Araştırma Bölümü Müdürü François Haut, PKK'nın, Paris'in varoşlarında satılan narkotiğin yüzde 80'inden sorumlu olduğunu söylüyor. Ayrıca PKK "Avrupa'daki eroinin yüzde 40'ının üretimi ve dağıtımından sorumlu" olarak görülüyor. PKK Avrupa'da yalnızca suç çetelerini yönetmiyor, aynı zamanda propaganda yapıyor ve finansman toplayan şubeler de kuruyor.
PKK, silahlı kanadını siyasi kanat ile tamamlamak için Türkiye'deki gerilimden uzaklaşmış, rahatlamış çevrenin de avantajlarından yararlanıyor. 23 Ekim 2005 tarihinde PKK’nın Türkiye’de sözcülüğünü yapan Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) üç eski milletvekili, Demokratik Toplum Hareketi'ni kurduklarını açıkladılar ve hareket daha sonra Demokratik Toplum Partisi (DTP) olarak adını değiştirdi. Abdullah Öcalan bu hareketin işlerine yakından müdahale etti. Dahası, Öcalan da örgütün yayın organı Özgür Politika gazetesinde yayımlanan açıklamasında, DTP'nin politikalarının şekillenmesinde rolünün olduğunu kabul ederken, 22 Temmuz genel seçimlerinde bağımsız adaylarla Parlamento’ya giren ve grup kuran DTP Genel Başkanı Ahmet Türk “PKK’ya terörist diyemeyiz” diyerek, bu açıklamayı yalanlamadı.
Türkiye kamuoyu, AB’nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK'nın Avrupa içinde özgürce faaliyet göstermesini kabul edilemez buluyor. Şiddet eylemlerine son vermeyen PKK’ya yönelik Türkiye kamuoyunun tepkisinin tonu giderek artan biçimde Batı aleyhtarı bir hal alıyor. ABD’nin yanı sıra, Avrupa hükümetlerinin de uzun zamandır PKK ile mücadele etmekten kaçınmaları tepkinin boyutlanmasına neden oluyor. Aralarında Hıdır Yalçın, Zübeyir Aydar, Muzaffer Ayata, Mahmut Kılınç, Nedim Seven, Ali Haydar Kaytan, Canan Kurtyılmaz, Nuriye Kesbir de dahil bir çok PKK lideri Avrupa’da yaşıyor. Türkiye’nin, kırmızı bültenle aradığı Rıza Altun’un Fransa’dan Kuzey Irak’a kaçmasına, Fransız ve Avusturya güvenlik birimlerinin ses çıkarmaması, Avrupa hükümetlerinin terörle mücadele konusundaki samimiyetlerini net bir şekilde ortaya koymuştur. PKK liderlerinin çoğunun İsviçre bankalarında yüklü miktarda paraları olduğu biliniyor. PKK’lılar, Avrupa ülkelerinde haraç alma, adam kaçırma, insan kaçakçılığı ve uyuşturucunun yanı sıra, siyasi kampanyalar yoluyla da para toplama işini koordine ediyorlar. Toplanan paraların büyük bir bölümü Kuzey Irak’taki örgüt kamplarına iletiliyor.
Avrupa Birliği, ancak 2002 yılında örgüt ismini KADEK olarak değiştirdiği zaman PKK'yı terör örgütü olarak kabul etti. Nisan 2004'de AB, Kongra-Gel'i de terör örgütü olarak nitelendirdi. Bugün ise, PKK, tüm isimleri ve yan kuruluşları ile birlikte ABD ve AB’nin terör örgütleri listesinde yer alıyor. Buna rağmen, PKK’nın şiddet eylemlerine karşı beklenen tedbirlerin alınmaması, Türkiye kamuoyunun ABD ve AB ülkelerine yönelik tepkisinin artmasına neden olmaktadır.
PKK silah bırakırsa, Parlamento’ya giren DTP nefes alacak ve toplumsal sorunların çözümüne yönelik daha rahat politikalar üretebilecektir. Ancak PKK şiddet eylemleriyle buna izin vermiyor. Türkiye’de demokratik reformların önünün açılabilmesi ve güven ortamının yeniden tesisi için PKK’nın silah bırakması şarttır.
PKK “Devlet operasyonları durdursun, biz de silah bırakalım” diyor. Böyle bir şart olmaz ve kabul de görmez. Gerçekçi olmak lazım. Sorunların demokratik anlamda çözümü için öncelikle dağdakilerin silah bırakması ve reformların önünü açması gerekir.
PKK kendisi dışında hiç kimseyi konuşturmuyor. PKK, sorunun çözümünün sadece kendisinde olduğuna inanıyor, ama yanılıyor. Çünkü şiddet politikasında ısrar ve örgüt içi infazlar PKK’nın sonu olacaktır.
Bu noktada Kürtlere büyük görevler düşüyor. Bilmek zorundalar ki, tek başlarına Kürt sorununu çözemezler. PKK’nın yürüttüğü şiddet politikası ve silahlı mücadeleye benzer bir mücadele sonuçsuz kalmaya mahkumdur. O halde Türkiye’de yaşayan Kürtler, çağdaş demokrasi hareketini örgütlemek zorundalar. Çünkü Kürtlerin demokrasiye ihtiyaçları var.
Ekonomik açıdan olaylara bakacak olursak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya devlet bir şeyler yapmaya çalışıyor, ama özel sermaye buraya gitmek istemiyor. Bırakın Türk, yabancı sermayedarı, Kürt sermayedar bile PKK şiddeti nedeniyle bölgeye gitmiyor.
Son yıllarda PKK yönetimi, durmadan “barış”tan, “demokrasi”den söz etmektedir. Ancak tam bir şeyler yoluna girmişken, demokratik reformlar gerçekleşirken, bölgede huzur ve güven yeniden tesis edilmiş, sosyal ve ekonomik yatırımlara başlanmışken, PKK yönetiminin yeniden silahlı eylemleri tırmandırma kararı alması ve bunu Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarına endekslemesini ciddi olarak irdelemek gerekiyor. PKK, hayatta kalabilmek için müthiş bir tezgah kurmuştur. Aslında PKK yönetimi ve örgütün ipoteği altındaki Kürt siyasetçilerinin birçoğu, müebbet hapse mahkum edilmiş bir kişiyle sorunların çözülemeyeceğini, Abdullah Öcalan’ın Devlet tarafından hiçbir zaman muhatap alınmayacağını çok iyi biliyor. PKK, Kürtlerin sesine kulak vermeli ve şiddet politikasına son vererek, silah bırakmalıdır.
PKK’nın, Kürtlerin “ağabey” dedikleri Kürt aydını Tarık Ziya Ekinci’nin şu çağrısına (Rızgari, 9 Ağustos 2007) kulak vermesi gerektiğini düşünüyorum; “Tecrübelerle sabittir, görüşme, konuşma, diyalog ancak terörün bitmesiyle, silahların terk edilmesiyle mümkün olabilir. DTP, samimiyetle Kürt sorununun çözümünde mesafe almak istiyorsa, ki bu aynı zamanda kendilerine oy verenlerin de beklentisidir, tutarlı demokratik aydınları da yanlarına alarak ve hatta onlara öncülük ederek, Türkiye’de demokrasiyi örgütlemek ve bu sürecin önünü tıkayan PKK’ya, derhal silah bırakması yönünde çağrıda bulunmak, hatta bunun takipçisi olmak durumundadırlar. PKK, tamamen silahlı mücadeleyi bırakırsa, DTP, Türkiye’de demokrasi güçlerinin sempatisini sağlayabilir. PKK’nın bir an önce koşulsuz ve süresiz silah bırakmasını, sahadan çekilmesini ve demokratik reformların önünü açması gerektiğine inanıyorum. PKK, izlediği yöntemlerle halen en büyük zararı Kürtlere vermektedir. Eğer PKK, gerçekten Kürtleri düşünüyorsa, gerçekten Kürtlerin hakları için mücadele ediyorsa, taşeron bir örgüt değilse, öncelikle Türkiye’de demokrasinin gelişmesi ve yerleşmesinin önünde engel olmaktan çıkmalıdır.”
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: August 24, 2007 11:22 AM
Cumhurbaşkanı [dayatmali Aday] Gül, AKP ye hayirli olsun. Laik TC ye hayirli olamayacagi muhakkak.
Yazan: gunka Tarih: August 24, 2007 5:03 PM
AKP liler 4 eksik oya inanamamis oylari 5 kez saydirmis. Bu sahislar bir ulusu ve devleti nasil yonetebilir??? Inanilacak gibi degil? Bu Saklabanlarmi??? Yazik cok yazik ve Turk ulusu icin cok uzucu...Bu sahislar kendi egolarini tatmin etmekten baska birsey dusundukleri yok. AKP kendi partisi icinde fire veriyor, kendileri bile Gul'u istemiyor. Halkin %53 ve hatta kendi partimdeki bagzi uyeler istemese bile ben Abdullah Gul, TCCB olacagim illede ben olacagim...
Boyle bir sahisa nasil saygi duyulur??? Ben duyamiyorum...
Yazan: gunka Tarih: August 24, 2007 7:47 PM
Bu ülkede geçtğimiz günlerde çok önemli bir suç işlendi. Türk Tarih Kurumu başkanı, ülke vatandaşlarının önemli bir bölümünün etnik kökeni hakkında önemli iddialarda bulunup, bu insanların listesinin elinde bulunduğunu söyledi.
Bakalım konuyu kimler meclis gündemine taşımış: Ufuk Uras, Durdu Özbolat, Yılmaz Ateş, Şevket Köse. İlki ÖDP milletvekili, yani hani şu bu sitede bol bol reklamını gördüğünüz cani komünistlerden, diğer üçü de CHP, "demokrasimizin gelimesinin önündeki en büyük engel" olan partiden. Milleti temsil eden, demokrasimizin teminatı partinin milletvekillerininse ilgisini pek çekmemiş, devlet organları tarafından milletin kafatasına dair bilgi toplanması.
Yanlış anlaşılmasın, CHP'ye AKP'den daha fazla sempatim yok. Ama sapla samanın iyice birbirine karıştığı bugünün politik ortamında, bu ülkede yıllardır muktedir Türk-İslamcı sağ ideolojinin "demokrasi" diye yutturulması vicdanımı rahatsız ediyor.
Bir de: Eleştiren adamı ülkeden kovmak gibi azımsanamayacak bir politik ayıbın, Kasımpaşa'lı sevimliliğine indirgenivermesi, tecavüzü "bizim oğlan biraz çapkınlık yapmış" diye yorumlamaya benziyor. Özür, kabahatten büyük. Kendimize demokrasi savaşçısı gibi iddialı adlar vermeden önce, biraz daha samimi olmaya çalışmak lazım diye düşünüyorum. Demokrasi bilinci, kendinden olanı eleştirebilmeyi gerektirir, herşeye fanatikçe mazeret bulmayı ve komplo iddialarının arkasına sığınmayı değil. Yoksa (hani şu çok eleştirdiğimiz) lider kültüyle mi karşı karşıyayız?
Yazan: Balbazar Tarih: August 25, 2007 8:18 AM
bir de şu var;
TC tarihinde daha önce hiçbir iktidar, kendi adayını cumhurbaşkanı yapmadı. dsp bile, tuttu anayasa mahkemesi başkanını seçtirdi. tüm iktidarlar tarafsız bir uyum aradı. bu iktidar hariç.
nedir bu inat? bakın; açık konuşalım: sn. gül bence akp'nin en iyi kurmaylarından birisidir, eminim ki kemalist kesim tarafından bile sevilmektedir. ılımlı uyumlu yetenekli bir insandır.
ama cumhurbaşkanı olarak görmek istemediğimiz bir kişidir. siyasi kimliği nedeni ile, o koltuğa yakışmamaktadır.
henüz cumhurbaşkanı olmadan, içimizdekileri dökelim bari. cumhurbaşkanı olarak maalesef benimsemek zorunda değiliz sayın GÜL'ü.
dayatmanın sonunda nasıl olsa olacak.
ha bir de şu dokunulmazlık komedisi var. seçilirse kayp trilyondan davasından da yargılanamayacak...
oooh.... demokrasi ne güzel şey vallahi..
yerseniz..
Yazan: sawyer Tarih: August 25, 2007 8:53 PM
Abdullah Gül ikinci tur oylamanın ardından Meclisten ayrılırken gergin bir yüz ifadesine sahipti artık sanki çankayanın çantada keklik olmadığını anlamaya başlamış gibi idi. Genel kurul salonunu gelenek olduğu üzere kulis kapısından değil Meclis başkanlarının kullandığı protokol kapısından terketti..
Üçüncü tur oylamanın yapılmasına dört gün vardı ve bu dört uzun gecenin 11. Cumhurbaşkanı adayı için bir hayli uykusuz geçeceği anlaşılıyordu..
Bir yol kazasındanmı korkuyordu Sayın aday
Üç ay önce başına gelene benzer yeni bir hukuk dabresinden mi 30 Ağustos resepsiyonu için kendisine "henüz onun durumu belli değil" demiş olan ve "dükkanı tamamen kapatmadık" gibi can sıkıcı bir cümle kuran Sayın Genelkurmay Başkanından mı???? Yine meydanlara dökülmeye hazırlanan 2 milyon kişi mi vardı?28 Ağustos'ta Çankaya Köşkü'ne çıkması kesinleşmiş gibi görünen Sayın Abdullah Gül'ün yüzüne neyin gölgesi düşmekteydi? Bu sorunun cevabını vermeye, neden kulis kapısından değil de protokol kapısından çıktığını anlatarak başlayalım protokol kapısından çıktı çünkü, kimlikleri belirlenemeyen 5 AKP'li gizli oylamada Gül'e oy vermemişti...
"5 kişinin oy vermemesi neyi değiştirir?" demeyin...
Sayısal olarak bir şeyi değiştirmez.. Ancak, bu 5 AKP'linin kim oldukları, hangi amaçla olumsuz oy kullandıkları ve ne mesaj vermeye çalıştıkları Gül için bugün, bir askeri darbeden bile daha tehlikeli!
Evet, Gül'ün korkusu, ne askerlerden gelecek bir gece yarısı bildirisinden, ne meydanlara dökülecek laiklerden, ne de yeni Sabih Kanadoğlu formüllerinden...
Gül'ün korkusu, Erdoğan cephesinden gelecek bir 'sabotajdan"...
İşte bunun içindir ki, kapalı oylamada 5 AKP'linin kendisine oy vermediği anlaşılınca, Meclis Başkanı Köksal Toptan ile uzunca bir toplantı yaptı..(Bu nedenle protokol kapısından çıkmak zorunda kaldı)
Beş kişinin kim olduğunu ve ne amaçla hareket ettiklerini öğrenmeye çalıştı.Öğrenemeyince kafası daha da karıştı, şüpheleri arttı..
Acaba 'darbe' bu kez 'içeriden' mi geliyordu?
Protokol kapısından çıktığında, bizim dikkatimize yansıyan ruh hali, işte bu ruh haliydi...
Gelelim Erdoğan cephesine...
"Gül'ün adaylığına "hazmedemeyen bu ülkeyi terketsin" diyecek kadar baş koymuş olan Erdoğan, cumhurbaşkanlığı sürecini neden sabote etsin?"
diye sorarsanız,
"Siyaseti hiç bilmiyorsunuz" derim...
O cümle, 'sahnedeki politikacının' cümlesi...
Bir de kapalı kapıların ardı var..Bir de insan egosunun karanlık dehlizleri var...
Siyasette ebedi kardeşliğin olamayacağı gerçeği var...Havari Yehuda'nın ihanet öpücüğü var...
Erdoğan neden kendisi aday olmadı?
Çünkü, eşinin türbanından tutun, hakkında açılmış davalara kadar pek çok faktörün "gerilim unsuru" olacağını düşündü..
Peki, planı neydi?
Çankaya'ya 5 yıllığına "düşük profilli" bir adayı çıkarıp, sonra Anayasa'yı Başkanlık modeli doğrultusunda değiştirerek "devlet başkanı" olmak...
Gül'ün cumhurbaşkanı olması halinde bu planını geçerliliği kalıyor mu?
Küresel ilişkileri daha güçlü olan, lisan bilen, George Clooney'e benzeyen ve tıpkı "Hülya Avşar akıllı kadındır, Sibel Can iyi annedir" gibisinden hakkında "Abdullah Gül devlet adamıdır" klişesi bulunun Sayın 11. Cumhurbaşkanı adayında hiç 'emanetçi" gözü var mı?
Yok..
"Ben 5 yıllığına düşük profile razıyım" duruşu var mı?
O da yok...
Erdoğan'ın Gül'e 5 yıl sonra, veya referandumun ardından "Koltuğun sahibi geldi, sen kalk ben oturacağım.." deme şansı var mı?
Zinhar yok!
O zaman "E böyle olacaksa, ben kendim niye aday olmadım?" sorusu insanın içini yakmaz mı?
Yakar..
İşte bu soru Erdoğan'ın içini yakmaktadır...
O sebepledir ki, onun da yüzünde en az "Abdullah kardeşi "kadar derin bir endişe ve keder vardır...
"Devrimiz bitiyor mu?" endişesi...
"Bizi deliğe mi süpürüyorlar?" paniklemesi...
"Niye kendi elimle Abdullah'ı bir numaralı koltuğa taşıyorum ki?" hayıflanması...
Topu askerlere atıp ön kesme çabalarını, Ahmet Hakan'a yazdırılan yazıları, tabana üflenen "Gül aday olursa gerilim doğar, iktidarımız tehlikeye girer" fısıltılarını Gül unuttu mu sanıyorsunuz?
Unutmadı ki,
"Cumhurbaşkanı olduğumda, işadamlarını uçağıma doldurup ülke ülke gezeceğim" diye demeçler verdi..Yani,
" Artık "1 numara" benim Sayın Başbakan, siz Bakanlar Kurulu'nda kımıl zararlısı kararnamesi ile uğrasın..."
Kimin 1 numara, kimin 2 numara olacağı Meclis'teki oylama sırasında şimdiden ortaya çıktı...
Gül'ün genel kurul salonundan çıkmasını bekleyen 50 gazeteci....
Oyunu verdikten sonra makamında istirahate çekilen Erdoğan'ın kapısında ise 6 adet muhabir-i sâdıka ile bir adet de "yalanlama müdürü".....
Kuyruklu yıldızın ekseni, daha ilk günden kaydı...
"Cumhuriyetin değerlerine sadık olmayan" bir cumhurbaşkanı adayına karşı olanlar, siyaset sahnesini birer ikişer terketti..Kimisi sandıkta eşekten düşmüşe döndü, kimisi "amuda mı kalkalım?" diye küskünlük serdetti..Seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz, yağlı urganı hasır altı edip Abdullah Gül'e koltuk çıkanlar da oldu...Yıllarca "derin devlet" rantı yiyip de "AKP'nin tek başına iktidarı bir devlet planıdır, Kürt ayrılıkçılığını böyle bitireceğiz" diye kendini avutanları da saygıyla anmadan geçmeyelim...
Netice, Türkiye cumhuriyeti tarihinin en kritik cumhurbaşkanlığı seçiminde savaş, Erdoğan ile Gül arasında geçiyor
Yazan: ancazin Tarih: August 25, 2007 10:52 PM
bir yorumcu abdullah gül için , bizi ırakta başarısız yaptı demiş. ahmet nejdet sezer ne yapmıştı da cumhurbaşkanı oldu. türkiye için kaç önemli başarısı oldu. ülkemizin diğer ülkelerle ilişkisini daha da artırmak amacıyla kaç ülkeye ziyaret yaptı. halk ile hiç muhatab oldu mu?? herkese eşit mi davrandı? köşkü halka kapatmadı mı??
teröristleri affetmedi mi?? belli kesimlere cumhurbaşkanlığı kesesinden para aktarmadı mı?? üniversitelere daha çok oy alan adayı değilde 2 oyu zor gücün almış adamları rektör yapmadı mı. yaptı hepsini yaptı.
yeter artık birazda halkını seven biri olsun cumhurbaşkanı , abdulah gül , gül gibi cumhurbaşkanı olacaktır.
Yazan: ferit vural Tarih: August 26, 2007 4:23 PM
Seçimlerden önceki AKP yanlısı konjonktürü, AKP nin bu kadar da çabuk aleyhine çevireceğini sanmazdım doğrusu. Bu blogda tartıştığımız konular belli bir düzeye geldi ve artık devam etmenin anlamı görünmüyor. Ancak seçim öncesi AKP iktidarının devamına karşı çıkmıyor görüntü çizdiğim için bir yorum daha yazmamın gerekli olduğunu düşündüm.
AKP beklemediğim bir hızda kendi kuyusunu kazmaya başladı. Bu ülkeyi kendi basit hesapları için karmaşaya sürüklememelerini diliyorum. Bu işin vebali ağır olur. Geçen dönemde AB üyeliği yolunda orduyu etkisizleştirme ve Kürtçü, İslamcı hakları genişletme planları yapıyordu. Şimdi AB desteğini de boş vermiş ABD de neocon karşıtı söylemlerden medet umar hale gelmiş görünüyor. Bu hesaplara girerse hata yapacaktır. Türkiye de ne Kürt sorunu vardır, ne din sorunu. Anayasal olarak bulunmayan ve uygulamada karşılaşılan pürüzleri demokratik olgunlaşmayla aşmak mümkünken, böyle yapay sorunlar yaratıp sonra da halletme yoluna gitmek, yapacağı en büyük hata olur.
Geçmişte olan olayları rövanşist bir tarzda günümüze taşıyıp Cumhuriyetimizin kuruluşunun rövanşına şimdi soyunmak gibi bir düşünceleri varsa bu düşünceyi hemen akıllarından çıkarmalarını tavsiye ederim. Bu tür bir düşünce bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür.
İstanbul'da kaç otobüs yakıldı, Fransa'da benzer olaylar olduğunda Fransız polisi ne yapmıştı, herkes biliyor ve hatırlıyor. İran bile Kandil dağını bombalıyor, biz hala düşünüyoruz ne yapacağız diye...
Yazık oluyor bu ülkeye, incir çekirdeğini doldurmayan konular gündemin başında, Kürt diliyle eğitim hakkı çıkacakmış ta, başörtüsüyle üniversitede okunacakmış ta...
Karmaşa ve kaosun fitili ateşlenmeye çalışılıyor. Kürt diliyle eğitim olacaksa Laz, Çerses, Tatar, Gürcü... diliyle de eğitim olması gerekir. Başörtüyle üniversiteye girilecekse çarşafla, sakalla cübbeyle fesle sarıkla da girilir. Sonu var mı bunun?
Bu basiretsizlikten bir an önce uyanılmazsa bu gidişat vahim olur, akılların başa devşirilmesi gerek...
Yazan: demirkan efegil Tarih: August 27, 2007 12:47 AM
avrupada turkıye ıle ılgılı bır rapor duzenlenmıstı. bırakın kurtdu ermenıyı rumu, turklerı dahı tatar kumuk karacay balkar yoruk manav azerı karakalpak tahtacı gıbı etnık anlamda bıle turklugun ayrı bır subesını olusturmayan dıllerı sıve sevıyesınde farklı oz be oz turk gruplarını dahı boluklendırmısler ve bunlarla yetınmeyerek bu kesımlerı ayrıca sunnı turkmen alevı turkmen safı turkmen gıbı dallandırmıslardı. bu bolumlendırme artık gulunc bır bıcıme donustu. orta asyada turk bırlıgı bır cok kez kuruldu anadoluda da turk bırlıgı zamanında bır kac kez kuruldu bu bolumlendırmeler gercekten gulunc bır bıcıme donustu. ayrıca bılınmeyen baska bır durum ıse turklerde boy yapısı etnık ayrımlardan olusmayan sıyası bırlıktelıklerle ortaya cıkan bır olguydu tarıhın eskı donemlerınden berı turkler sıyası bırlıkler kurarak devletlesmısler ve gokturk uygyr avar hun gıbı cesıtlı adlarla hanedan degısımını andırır bıcımde bırbırlerını takıp etmıslerdır. bu nedenle turkıyede turkmen yoruk manav azerı gıbı bır bolumlendırme bıle etnık anlamda bır yapısı olmadıgından tek soylu tek dıllı bu mılletı bolmeye yetmeyecek kadar sacma sapan ve cahılce yapılen bır cabadır. turkıyede etnık anlamda olusumların yoklugunu savunmuyorum cerkesler kafkaslılara verılen genel bır adlandırma ıse de dagıstanlılar dısında kuzey kafkaslılara verılen genel bır tanımlama olup gercekte turkıye turkcesıne sıve duzeyınde farklılıkla temız turkce konusan (ulu tav - ulu dağ, söyünç - sevinç, ölke - ülke gibi...) balkarlar karaçaylar kumuklar nogaylar ahıskalar turkmenler gıbı toplulukları da cerkes nufusu ıcınde gostererek farklı buyuk bır etnık yapı gosterılmek ıstendıgı goze carpmaktadır . ancak bu gruplar ısrarla cerkeslık kımlıgınden farklı olarak turkluk tanımında anadolu turklugu ıle hızla kaynasmaktadır. gercekte de cerkes (kabartay sapsıg abhaz ) kımlıgı ıle kendılerını tanımlandıran ve ozgun dıllerını bılen ya da atalarının cerkesce konustugunu bılen kısılerde kafkaslı bu turk grupları ıle ayrıca anadolu turklugu ıle de hızla ve tereddutsuzce kaynasmaktadırlar. anadolu turklugu kafkas kulturune hep saygı ve sevgı duynmus cecen mucadelesını belkı de ulkemızdekı cecenlerden daha cok gonullu mucahıtlerı ıle dahı desteklemıstır cerkeslık ve cecenlık zaten etnık yapılarının ortaya cıkısları da tarıhsel turk goclerı ve egemenlıklerı surecınde kanca ve kulturce cerkes ve cecen etnık yapısının ortaya cıkmasındakı etkenlerden olmustur dolayısı ıle akraba topluluklardan kabul etııgımız ve ınsallah kı ortaya cıkması sıkca dıllendırılen ve hep alternatıfler arasında sayılan turk bırlıgının saygın topluluklarından sayılan halklar olarak bızce degerlıdır ve turkıye turklugunun de osmanlının cokusunden sonra ıcıne kattıgı ve bugun ulkenın yuzde kırkına yakını olarak nufusumuza dahıl olan balkan kırım ortadogu turk gocmenlerı gıbı asil halkımızı olusturan yurttaslarımızdırlar. gurcu dedıgımız cogu batum gocmenı olan ve acaray dıye adlandırılan toplulukta tarıhsel turk egemenlıgının sonucu olarak kanca ve kulturce osmanlı sınırları dısında kalmıs ve pek cok turkun basına geldıgı gıbı oralı halklarca sındırılme ve yok edılme tehlıkesı kalmıs bu kardeslerımız de turklugunun yayılım ve egemenlık merkezı olan anadoluda bızlerle bulusmuslardır. turkıyede etnık anlamda gurcu yoktur bu cıddı bır saptırmadır. lazlar konusunda gelınce arastırmacıların anlatımı ıle batı karadenızden ıtıbaren gıttıgımız her yerde bır sonrakı doguyu ısaret ederek lazların yasadıgı bolgenın daha doguda oldugunu gosterdıklerını arhavı ve pazar (atına) bolgesıne kadar hıc kımsenın kendısını laz olarak tanımlamadıgını beyan ettıklerını yazıya gecmıslerdır. dogu karanızın fatıh donemınde pontusun fethedılerek turk ımparatorluk sınırlarında katıldıktan sonra kafkas ve turkıstandan daha cok da anadoludan turkmen ozellıkle de dodurga ve cepnı oymaklarının onemlı olcude bolgeye yerlestırıldıgı tarıhsel kaynaklarda belırtılmekte olup halen dogu karadenızde cıddı sayıda kendısını cepnı olarak tanımlayan nufus bulunmaktadır. bununla bırlıkte lazlar kuzey kafkas kokenlı bır halk olup gurculerle akraba olan bır ozgun etnık yapı olup kımmer ıskıt ve alan halklarının etnık torunlarıdırlar. ıskıt ve kımmerlerın prtot turkler oldugunu anımsatmama gerek yok sanırım. yanı turanıd ırkın uyesıdırler bugun de yuzlerce yıldır turklerle baskı ve zorlama olmaksızın ıslamı ve turklugun bır parcası olmayı oz ıstenclerı ıle ozumsemıs ve benımsemıs olarak kanca ve kulturce de ayrlmaz bır parcamız olmuslar ve turk mıllıyetcısı ve vatansever kımlıklerı ıle de ulkemızın sevılen ozel bır halkıdır kaldı kı bugun lazlık batı karadenız harıcınde genel bır yoresel adlandırma olarak yenı bır tanım kazanmıs ve oralı turklerce de bu bolgesel adlandırma kabullenılmıs durumdadır. hatta bazı lazlar bız gercek lazız dıye kokenlerını belırtme geregı duyacak kadar kabullenılmıs bır durumdur:) cerkes kımlıgının ulkemızde ve tarıhte ozgun bır etnık yapıyı belırtmedıgını yukarıda degındım kaldı kı rtoma ve bızans donemlerınde dahı cerkeslıgın (kerkes) kuzey kafkaslı halklara verılen genel bır ad oldugu tarıhsel kaynaklarda belırtılmektedır. once hınt avrupa kavımlerının sonra turk kavımlerının goc kapısı olan kafkas toprakları bıze bugun pek cok halkları armagan etmıstır. (bu arada bır arap alımınce ıslamı kaynaklara dayalı olarak hazırlanmıs peygamberler tarıhı adlı 1960 basımı kıtapta ılgınc bır bılgı bulmustum. nuh peygamberı anlattıgı bolumde ınsanların tureyısınde ve kavımlere ayrılısını anlatırken kantura ogullar ve sakabıle kavımlerı olarak peygamberımızın bahsettıgını beyan ettıgı bır konuda ermenılerı de yafes oglundan tureyenler arasında sayar ve turklerle akraba oldugunu bıldırır bana cok ılgınc geldı .:) ) kmuk balkar ya da dıger her ne ıse bolgesel anlamda bır cerkeslık tanımı ıcersıne alarak bıle konussak bugun turkıyede yaklasık 3 bucuk mılyon ınsan nufusumuzun yuzde beslık kısmını olusturmaktadırlar kı bugun bu ınsanlar cogu kez kendını benım annem benım dedem ya da nınem ya da esım cerkes seklınde tanımlayacak kadar anadolu turklugu ıle kaynasmıslardır. kaldı kı yukarıda da belırttıgım gıbı sapsıg abhaz adıge kabartay gıbı alt gruplara ayrılan cerkesler de bolgesel cerkeslık yapısı ıcınde yarı oranında temsıl edılecek duzeydedırler gerısı kumuk nogay karacay balkar gıbı arı turkce konusal halklardır aslında. bugun dahı kuzey kafkas dernegı cerkez dernegı gıbı adlarla orgutlendıklerıne ıclerınde bu gruplar temsıl etmektedır. balkan derneklerının bosnak pomak ayrımı yapmadıkları gıbı. gelelım bosnak ve pomaklara tahmını rakamlara ve yanlı yapılan arastırmalara gore dahı nufusları 350 - 400 bın tahmın edılen bu kesım de nerede ıse ıkı nesıl sonra adları anılmayacak duzeyde anadolu turklugu ıle hızla kaynastıkları gıbı dın mezhep ve geleneksel anlamda ege marmara akdenız ve orta anadolu turklugu ıle asırı benzesıklerı nedenı ıle de yerlı halkca hıc yadırganmamakta ve ayrılık dusunulememektedırler kulturel anlamda turklugun yakın gelevcektekı egemenlık ve uygarlıgın mırası olan bu ınsanlar temız ve ınanclı muslumanlar oldukları gıbı oldukca vatansever halklar olarak tanınmaktadırlar. tarıhsel anlamda da ırdelendıklerınde balkanlara osmanlı oncesı turk goc ve egemenlıklerının sonucunda kafkaslarda oldugu gıbı burada bır takım halkların melezlesme ıle ortaya cıktıkları gorulur yanı bu halkların ortaya cıkısı turk yayılımının sonucudur. yanı turk tarıhının yasayan parcalarıdırlar. ornegın bulgar bulgamak ya da bugun kullandıgımızı bıcımı ıle bulamak bulasmak eylemınden tureyen turkce bır ad olmakla bırlıkte balkanlardakı turk egemenlıgının ve hrıstıyanlasma surecınde yasananların kanıtıdır gıbıdır sankı. bulgarlar kanca ve kulturce artık slavlıgın bır koılu halıne gelırken etnık turk adları ıse aynen korunmus olup bosnaklar da pecenek adının slavca agzı ıle boecosnak halınde bolgede yerlesmesı osmanlı turklerınce ıse bosnak olarak adlandırılması ıle bu halkın etnık adı olarak yerlesmıstır. peceneklerde bulgar gıbı hrıstyanlıgı kabul eden ve egemenlıklerının son bulmasından sonr ayerlı halkla uyarlanan bır yapıda ıken musluman olmaları ve yerlesen turkmenlerle kaynasmaları netıcesınde bulgar gıbı tam olarak slavlasmayarak turklugunun balkanlardakı tarıhsel koku olarak varlıgını surdurmektedırler pomaklar da bunlardan farklı degıldır. ayrıca ıncelenmeye deger dıger bır halk da gagavuzlardır. kara uzlar ya da gok oguzlardan donustugu sanılan bu ısımle bulgarıstan moldavya romanya gıbı ulkelerde yasayan ve moldavyada ozerk bır bolgeye sahıp olan bu halk da hrıstıyan olmalarına karsın trakya agzı ıle tertemız bır turkce ıle konusan saf bır turk halkıdır. kaldı kı karamanlı hrıstıyan turklerın mubadelede rumlarla bır tutularak yunanıstana gocuruldugu de ayrıca ıncelenmeye deger bır konudur kı bugun de aynı sekıld eonlar yunanıstan nufusu ıcerısınde kaynasarak rum kımlıgı ıle dahılıye ıcerısınde erımektedrler. rum kımlıgıne gelınce yukarıda anlatılan gerceklere ısıne geldıgı gıbı kulp bulacaklar ıcın rum kımlıgı hakkında bazı seyler de soylemek ısterım rom romalı anlamından gelmıs bır addır ve anadoluda yasayan herkese rum denılmekteydı buradakı rumlar gercekte bellı oranda yunan helen olmakla bırlıkte yerlı pek cok halkın dındaslık ve roma egemenlıgının getırdıgı yurttaslık etkısı ıle kaynasarak bu halkı olusturmustu ne oldu o eskı anadolu halklarına dıyenlere yanıt budur. ayrıca roma ve bızans donemındekı adılane olmayan ve baskıcı yerel yonetımlerın etkısı ayrıca fars ve arapların sık sık roma ve bızanslılar ıle olan kapısmaları netıcesınde batıya dogru cıddı goc olmus ve rum dıye adlandırılan halk batıya yıgılmıstır. turklerın gelısı de onu ızleyen surecte olacak ve turkler bolgede rumlardan cok ıranlılasmıs ve adı henuz kurt dıye genellendırılmemıs az sayıda bır halk ıle cok az sayıada rum dıgerlerıne gore az sayılmayacak olcude ermenı bıraz ıranlı suryanı keldanı yezıdı gıbı kucuk topluluklar bıraz araplar az sayıda gurculerle karsılasacaklardır. bu donemde dede korkut soylencelerı ortaya cıkar. gurculerle hatta hrıstıyan turklerle yapılan catısmalar anlatılır. turkler sıyasal bırlıklerını krumak durumunda olduklarını anlarlar ayrıca geleneksel devletcılık anlayısları ıle orta asyadan cesıtlı ndenlerle gocmek zorunda kalan cogu oguz boylarında mensup oymaklar yurt tutup lıderler cevserınce bırlıklerını kurar ve kısa surede beylıkler ımparatorluklara donusur ve anadoluyu da sınırlarına almıs buyuk selcuklu anadolu selcuklu osmanlı ımparatorlukları ve pek co