« Bir İtiraf | Ana Sayfa | ‘Bölünmez Bütünlüğün’ Garantisi AK Parti »

July 25, 2007

Dini Jakobenizm’e Alet Etmek

[25 Temmuz tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

06.gifTürkiye'de enteresan bir gelenek vardır. Toplumun din özgürlüğünü savunan her türlü sivil politik girişim "dini siyasete alet etmek"le suçlanıp susturulurken, devletin kendi siyasi hedefleri için dini kullanmasında hiç bir beis görülmez. Sayın Uygar Aktan'ın 29 Haziran tarihli Radikal'de yayınlanan "AKP'nin 'Uzak Düşmanı'yla Anlaşması" başlıklı yazısı, bu geleneği daha da ileri bir boyuta taşıyor: Dini, Jakoben Kemalist ideolojinin aleti haline getiriyor.

&Bunun nasıl yapıldığını kısaca özetleyeyim. Her şey, Sayın Aktan'ın daha önce de ele aldığı (ancak hayli abarttığı) Eşari-Maturidi farkıyla başlıyor. Sünni İslam'ın bu iki ana itikad ekolünden birincisinin daha gelenekçi ötekinin daha rasyonalist olduğunu belirleyen Aktan, ;Maturidi yorum"un laik hukukla uzlaşacağını savunuyor.

Asıl "bomba" ise söz konusu Maturidi yorumun "Cumhuriyet'in teolojik zeminini oluşturduğu" iddiası. Fakat dikkat edin bu “Cumhuriyet”, "halk idaresi" anlamına gelen ve hepimizin kabul ettiği “yönetim şekli” değil; istiklal mahkemeleri, tenkilleri, işkenceleri, darbeleri, andıçları ve halen süregiden demokrasi düşmanlığı ile birlikte "Jakobenizm" dediğimiz şeyin kibarcası.

Aktan'ın argümanının üçüncü ve en vurucu aşaması ise, AK Parti'nin “Maturidi yorumu” benimsemediği, bunun yerine "Yeni Selefilik" akımına dahil olduğu iddiası. Söz konusu Selefiler arasında El Kaide'ye kadar uzanan koyu bir radikal İslamcılık damarı olduğunu belirtirsek, Sayın Aktan'ın iktidar partisine biçtiği kostümün rengi daha da iyi anlaşılır. Zaten en çok El Kaide teorisyenleri tarafından kullanılan "uzak düşman-yakın düşman" teorisini de, gayet spekülatif bir biçimde, AK Parti'ye atfetmiş.

Mesaj açık: Harikulade bir Jakoben Cumhuriyetimiz var; onun “teolojik zeminini” kabul etmeyenler ancak İslamcı radikaller olabilir.

Mesaj açık, ama acaba ikna edici mi?


Nursi ve Menderes

İkna olmak için ortada ne yazık ki sadece Maturidilik ile Kemalizm arasında kurulan subjektif bağlar ve bir de Seyyid Bey’in Hilafet’in kaldırılmasını onaylayan görüşü var. 1924 tarihli bu görüş gerçekten de önemlidir ve “laiklik” ilkesine İslami bir kapı aralayabilir; ama felsefi temelini dinde değil pozitivizmde bulan “laikçilik”e hiç bir destek sağlamaz.

Laikçiliğin marifetlerine baktığımızda ise akla Sayın Aktan’ın argümanını zora sokan bir sürü soru geliyor. Mesela Maturidi inancına bağlı olan, dahası "siyasetten Allah'a sığınırım" diyecek kadar da apolitik davranan Bediüzzaman Said Nursi'nin neden hayatının onlarca yılını "Cumhuriyet"in zindanlarında ve sürgünlerinde geçirdiğini merak ediyor insan. Ya da sormak istiyor: Bir grup üniformalı despotun kurduğu düzmece bir mahkemenin kararıyla siyaseten katledilen Adnan Menderes'in suçu da mı "Yeni Selefi" olmaktı?

Çok açık ki "Cumhuriyet"in gazabına uğramak için radikal İslamcı filan olmaya gerek yok. "Yeter söz milletindir" demek, hakimiyetin atanmışlara değil seçilmişlere ait olmasını savunmak yetiyor da artıyor bile.

İyi ama Sayın Aktan da zaten buna, yani seçilmişlerin hadlerini aşmalarına karşı. "Kendi doğal sosyoekonomik evriminin sonucunda modernleşememiş bir toplumu devrimle modernleştirme zorunluluğu"ndan ve demokrasinin buna engel oluşturmasından söz ediyor. Bu yorum, "bu halk ilkeldir, önce adam edilmesi gerek, ancak ondan sonra demokrasiyi filan düşünürüz" diye özetlenebilecek 85 yıllık bir hikayenin tekrarı.

Ama bu hikaye de yanlış. Bunu görmek için öncelikle “modernleşme”nin anlamı ve yöntemleri konusunda bizim Jakobenlerin bildiği dar çerçeveden daha farklı anlayışların da var olduğunu belirlemek gerek. Amerikalı tarihçi Gertrude Himmelfarb, “The Roads to Modernity: The British, French, and American Enlightenments” (Moderniteye Giden Farklı Yollar: İngiliz, Fransız ve Amerikan Aydınlanmaları) adlı kitabında bunu anlatır. Fransızların dinle ve gelenekle savaşarak modernleşmeye çalıştığını ve bunun kanlı iç mücadeleler yarattığını anlatan Himmelfarb’a göre, İngiltere ve Amerika’da ise dinle ve gelenekle barışık bir modernleşme anlayışı geçerlidir.


Devlet Gölge Etmesin, Yeter

Böylesi bir modernleşme vizyonu bizde de vardı: 1924 yılında Kazım Karabekir Paşa önderliğinde kurulan Terakkiperver Fırka o çizgideydi. Ama kurulduktan sadece altı ay sonra, dini inanç ve fikirlere “hürmetkar” olduğunu belirttiği için suçlandı ve kapatıldı. Ondan sonraki 25 yıl boyunca da Türkiye’deki sosyal modernleşme, koyu bir laikçilik ve büyük kentleri pek aşmayan yüzeysel bir Batılılaşma tutkusundan ibaret kaldı. Asıl kritik mesele olan ekonomik kalkınma, ancak Demokrat Parti döneminde, ondan sonra da diğer merkez sağ iktidarlarında başarıldı. Aynı gelenek son beş yılda da AK Parti’yle sürüyor. CHP ise her zamanki gibi ekonomiyle değil “Cumhuriyeti başörtüsünden korumakla” meşgul. Kemalistlerin çoğu daha hala yabancı sermayeyi “emperyalizm” sanıyor.

Bir başka deyişle, “önce toplum modernleşmeli, sonra demokrasi gelmeli” diyenler yanılıyorlar. Çünkü Türkiye’yi modernleştirenler, zaten ancak demokrasiyle iktidara gelenler. Ötekilerin “devlet zoruyla çağdaşlaşma” projesi, reel (iktisadi) bir gelişme sağlamadığı gibi, toplumsal reaksiyonlara ve gerilimlere yol açıyor. (Türkiye’de radikal İslam’ın bir dönem yükselmesinin önemli bir sebebi de, bu eli sopalı elite duyulan tepkidir.)

Zaten aslında kafayı biraz kaldırıp dünyaya bakarsak, “önce toplum hizaya gelmeli, sonra demokrasiye layık olmalı” diyenlerin, demokrasiyi hiç bir zaman getirmeyen ve getirmeyecek dikta rejimleri olduğunu görürürüz. Örneğin Lenin’e göre “proletarya diktatörlüğü” toplumun sosyalizmi içselleştireceği noktaya kadar sürecek, sonra özgürlük gelecektir. Tabii toplumlar Lenin gibi ideologların masa başında ürettiği şablonlara hiç bir zaman uymadıkları için ya baskı hep devam eder — ve oluşan “yeni sınıf” parsayı toplar — ya da baskıcı rejim tarihe karışır.

Sonsöz: İslam’daki rasyonalist okulların vurgu yaptığı ve Sayın Aktan’ın işaret ettiği “hükümlerin zamanla değişmesi” fikri gerçekten de önemlidir. “Müslüman modernleşmesi”nin yolu kısmen buradan geçer. Ama bu, dindarları aşağılayan ve ezen ceberrut yönetimlerin eliyle olmaz. Özgürleşme, ekonomik gelişme ve dünyaya açılmayla olur. “Türk İslamı” ise bugün zaten bu yolda. Devlet gölge etmesin, yeter.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 25, 2007 11:54 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Öncelikle, baz alınan Sayın Uygar Aktan'ın makalesinde yapılan değerlendirmeler yerinde ve gerçekçi değil. Böyle şabloncu bir anlayışla bu kadar uzak tarihsel bağlantılar kurmak yanlış sonuçlara vardırır. Nedensel bağlantıların ayrıntısını görmeyi her zaman savunmuşumdur ama, bu farklı. Birebir uyuşmalar bulmaya çalışmak yanıltıcıdır. Süreç içinde değişerek gelen etkileşimleri bulmak aydınlatıcı olabilir. Evet, etkileşimler hayallerimizin bile ötesindedir, ama birebir değildir ki elimize şablonu alıp uyum arayalım.

Bunu belirttikten sonra: Laiklik din ve devlet işlerinin ayrılması demek değildir. Bu basit, yüzeysel ve ötesinde yanlış tanımı yapmak sonuçta "öyleyse devlet niye dine karışıyor?" sorusunu haklı olarak gündeme getiriyor.

Laikliğin tanımı bu değilse nedir? Şudur: Devletin yapılanmasının din baz alınarak yapılmamasıdır. Anayasayı, yasaları din baz alarak yapmamak, dine dayalı hukuk yapmamak ve hukuk karşısında insanları inançlarına göre ayrımsamamaktır. Bu aynen cinsiyet ayrımı gibidir. Doğa erkeklere daha güçlü kaslar ve daha iri bir yapı vermiş olabilir, eşitsizlik vardır ama hukuk önünde eşittirler. Hiç bir zaman kimse kadınlara "erkeklerle tamamen aynısınız hiç bir farkınız yok" denmiyor, denmemelidir. Ancak hukuk hiç bir fark gözetmez, gözetmemelidir. Laiklik de "din diye bir şey yok, din Allah da neymiş, yok öyle bir şey" demiyor. Ancak dini devletin yapılanmasında esas almıyor.

Yanlış bir argüman: "Din ayrı, devlet ayrı, laiklik dinsizlik değildir, din orada duruyor, devlet de burada" Laikliğin dinsizlik olmadığı böyle kanıtlanmaz. O zaman da adam kalkar sana dine hiç bir şekilde karışmamanı söyler işte böyle. "Tamam, ben sana karışmayayım, sen de bana" der.

Din ayrı, devlet ayrı diye bir şey yok. Devlet dine göre yapılanmıyor ama, vatandaşların bir (veya fazla) dini var. Vatandaş da bu devletin vatandaşı. O halde devlet dine elbette karışır. Din denetim altında olmayacak diye bir kayıt yok. İnsanların her türlü davranışı gibi din de denetlenebilirdir. Sonuçta bu bir insan davranışı, öyle değil mi? Bilim gibi, sanat gibi, kültür gibi...

Ha ama bu jakobenlik adına yapılıyormuş, yani laikliği ve dini denetlemeyi toplumun üstünde olmak ve kaynakları ellerinde tutmak için sürdürüyorlarmış, o ayrı bir sorun. Bu laikliğin sorunu değil. Aynı şey bilimi de sanatı da kullanarak yapılabilir, dini de...

Sorun, "biz bu laikliği kaldıralım, devleti dine göre yapılandıralım. Anayasa Kur'an olsun!" Bunu mu diyeceğiz, yoksa laikliği yanlış tanımlardan mı kurtarıp alet edilmesini önleyeceğiz?

Ben laiklik tanımını açıkça yaptım. Açıkça öneri yapmak isteyen varsa buyursun.

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 25, 2007 1:53 PM

Sayın Akyol,
Son paragrafta belirttiğiniz son sözünüzde Dini Hükümlerin zamanla değişmesinden ve Dinin modernleşmesinden mi bahsediyorsunuz yoksa yanlış mı anlıyorum? açıklık getirirseniz memnun olurum..

Yazan: hakan Tarih: July 25, 2007 2:06 PM

Mustafa Bey:
"Özgürleşme, ekonomik gelişme ve dünyaya açılmayla olur. “Türk İslamı” ise bugün zaten bu yolda.Devlet gölge etmesin, yeter.

Kayseri'de devletin gölge etmesiyle ilgili bir anektodu aktarmak istiyorum:

(Şükrü)Karatepe, belediye başkanıdır. Şehre, daha sonra siyasette önemli yerlere gelecek bir isim, vali olarak gelir. Bu kişi, Saffet Arıkan Bedük'tür. Bedük, şehri temsil eden sivil kuruluşlarla buluşmak ister. Belediye, Sanayi ve Ticaret odaları, Kızılay, Gazeteciler Cemiyeti gibi birçok kuruluşun başkanları davete icabet eder.

Kayseri gerçeğinin verdiği ders

Davetlileri tek tek süzen Vali, Karatepe'yi yanına çağırır ve soluna oturtur. Ve herkesten yüksekte oturan vali, konuşmaya başlar.
Bu bir bakıma devletin millete hitabıdır. Konuşma, bir noktadan sonra buyurgan bir hal alır. "Şunu, şöyle yapın, bunu böyle yapmayın" şeklindeki üslup yüzünden salonda esen negatif havayı hisseden Karatepe müdahale etmek ister. Ama... tepkisini kestiremediğinden bundan da vazgeçer.
Kayserilinin bu tarz konuşmadan hoşlanmayacağını iyi bilmektedir. Çünkü Kayseri, devletin bahşettikleriyle değil, kendi çabasıyla ayakta duran bir şehirdir. Devlete saygısı sonsuzdur. Ama bu, kul-efendi ilişkisindeki saygıdan çok farklıdır. Tarihî, kültürel, dinî temelleri vardır. Konuşma bitip herkes dağıldıktan sonra, Karatepe bu üslubun sürmesi halinde, bu toplantıya bir daha kimsenin gelmeyeceğini söyler usulünce. Bu şehirde, ömründe bir kez bile Hükümet Konağı'na girmemiş insanların kendi çabasıyla fabrikalar kurduğunu, dünyaya mal sattığını ve bankaya ihtiyaç duymadan bu işleri kendi birikimiyle başardığını anlatır.

Gerçekten de ikinci toplantıya kimse katılma taraftarı değildir. Karatepe'nin ikna çabası da fayda etmez. Toplantıya, kendisinden başka sadece ticaret odası başkanı gelir...

Sonrasında yaşanacak bir hadise de bu dersi iyice pekiştirir. Bir polisi vurup kaçan terörist, polisin elindeki araçların eski model olmasından dolayı yakalanamaz. Vali, arabaları yenilemek ister; ama kaynak yoktur. Karatepe ile konuşur. Karatepe, 'Sayın Vali, Şimdi toplantının sırası geldi' der ve şehrin önde gelen işadamları çağrılır. Durum arz edilir. O gece, Kayseri polisinin kullanacağı 55 yeni aracın bedeli valiye teslim edilir. Böylece vali Kayseri'yi tanımış, kaynaşma sağlanmıştır..

Abdülhamit Bilici http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=566600


Yazan: Anonymous Tarih: July 25, 2007 3:53 PM

Mustafa Bey:
"Özgürleşme, ekonomik gelişme ve dünyaya açılmayla olur. “Türk İslamı” ise bugün zaten bu yolda.Devlet gölge etmesin, yeter.

Kayseri'de devletin gölge etmesiyle ilgili bir anektodu aktarmak istiyorum:

(Şükrü)Karatepe, belediye başkanıdır. Şehre, daha sonra siyasette önemli yerlere gelecek bir isim, vali olarak gelir. Bu kişi, Saffet Arıkan Bedük'tür. Bedük, şehri temsil eden sivil kuruluşlarla buluşmak ister. Belediye, Sanayi ve Ticaret odaları, Kızılay, Gazeteciler Cemiyeti gibi birçok kuruluşun başkanları davete icabet eder.

Kayseri gerçeğinin verdiği ders

Davetlileri tek tek süzen Vali, Karatepe'yi yanına çağırır ve soluna oturtur. Ve herkesten yüksekte oturan vali, konuşmaya başlar.
Bu bir bakıma devletin millete hitabıdır. Konuşma, bir noktadan sonra buyurgan bir hal alır. "Şunu, şöyle yapın, bunu böyle yapmayın" şeklindeki üslup yüzünden salonda esen negatif havayı hisseden Karatepe müdahale etmek ister. Ama... tepkisini kestiremediğinden bundan da vazgeçer.
Kayserilinin bu tarz konuşmadan hoşlanmayacağını iyi bilmektedir. Çünkü Kayseri, devletin bahşettikleriyle değil, kendi çabasıyla ayakta duran bir şehirdir. Devlete saygısı sonsuzdur. Ama bu, kul-efendi ilişkisindeki saygıdan çok farklıdır. Tarihî, kültürel, dinî temelleri vardır. Konuşma bitip herkes dağıldıktan sonra, Karatepe bu üslubun sürmesi halinde, bu toplantıya bir daha kimsenin gelmeyeceğini söyler usulünce. Bu şehirde, ömründe bir kez bile Hükümet Konağı'na girmemiş insanların kendi çabasıyla fabrikalar kurduğunu, dünyaya mal sattığını ve bankaya ihtiyaç duymadan bu işleri kendi birikimiyle başardığını anlatır.

Gerçekten de ikinci toplantıya kimse katılma taraftarı değildir. Karatepe'nin ikna çabası da fayda etmez. Toplantıya, kendisinden başka sadece ticaret odası başkanı gelir...

Sonrasında yaşanacak bir hadise de bu dersi iyice pekiştirir. Bir polisi vurup kaçan terörist, polisin elindeki araçların eski model olmasından dolayı yakalanamaz. Vali, arabaları yenilemek ister; ama kaynak yoktur. Karatepe ile konuşur. Karatepe, 'Sayın Vali, Şimdi toplantının sırası geldi' der ve şehrin önde gelen işadamları çağrılır. Durum arz edilir. O gece, Kayseri polisinin kullanacağı 55 yeni aracın bedeli valiye teslim edilir. Böylece vali Kayseri'yi tanımış, kaynaşma sağlanmıştır..

Abdülhamit Bilici http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=566600


Yazan: TT Tarih: July 25, 2007 3:55 PM

başta sn. aktanlara yani sn. uygur aktan ve sn.gündüz aktan beylere bir kaç lafım var. bu beylerin amaçlarını anlamak istiyorum ama malesef önyargısız biçim de böyle düşündüklerini
göremiyorum sanki bir yandan biz iyi müslümanız deyip ama diğer yandanda kendileri gibi düşünmeyen müslümanlarıda geri kafalı ilkel olarak yaftalamayı çok seviyorlar bu beyler biraz
insan sevgisi hoş görü nedir bunlardan biraz nasiplenseler iyi olacak bu şekilde devam ederlerse bizlere ulaşmaları mümkün değil, birazda
münafıklık alametleri barındırıyorlar islamı içten içe nasıl oyarız izlenimi bende bıraktılar.
neyse yine şu laiklik meselesi.
ben laikliği insanların dinlerini yaşamada birbirlerine karşı saygı duymaları olarak görüyorum ateistler içinde aynı şekilde ama onun dışında ALLAHA sen ona buna karışma sen bu konuda
sus konuşma hakkın yok diyen kendini ne zannettiğini gerçekten merak ediyorum çünkü bana göre traji komik bir durum sergiliyor.her zaman savunduğum engüzel laiklik örneği peygamberin hazırladığı medine vesikasıdır belki zamanın şartlarına göre geliştirilebilir.

Yazan: mikail Tarih: July 25, 2007 6:58 PM

ufak bir nokta:

Said Nursi, Maturidi değil Eşari idi.

Şafiler genelde Eşari, Hanefilerse Maturidi olur.

Tabi onun gibi sıkıntı çeken bir hayli Maturidi de örnek gösterilebilir.

Yazan: VolkanS Tarih: July 25, 2007 7:36 PM

Duymussunuzdu eminim fikrayi:

Sarhosun biri, bir meyhanede ayaga kalkiiyor "var mi bana yanbakan" diye meydan okur. Bir babayigit kalkip ben, deyince "var mi ikimize yan bakan" ve ikinci meydan okuyan cikinca "var mi ucumuze......ve devam eder.

Dun AK-Parti'yi (onlarin dili ile AKP veya Akepe) bir kasik suda bogan, yeminli Islam dusmani kendini kurnaz sanan laikciler boylarinin olcusunu alinca ve askerin kendine vurdugu darbelerden darbe yapmak soyle dursun e-muhtira yazacak mecali kalmayinca bukemedikleri bilegi oper gibi yapmanin en akilli strateji olduguna karar kildilar. Strateji su:

1. "Uzlasma" mantrasindan sasma. Onlarin uzlasmadan anladiklari maci kaybeden takimin "3 puandanm ikisi benim olsun 1' i senin; kardesce boluselim " derken bahsettigi uzlasma. Takim maci gayrimesru yollardan almak icin sikeyi denemistir, tehditi denemistir, rakibini, hakemi asagilamayi da denemistir oysa.

Oysa uzlaasma olmadigi icin sandiga yani Hakeme gidilmistir. Soralim millete kim haksiz kim hakli diye. Ve hakem kararini vermistir hibir tereddute mahal birakmayacak sekilde. Yani uzlasma kaynaginda saglanmistir. Secim REFERANDUM idi, demokrasi mi fasizm mi, Gul'mu degilmi, mesruiyetmi jungle hukum mu vs hepsi paket olarak sunuldu millete. Ve millet getrekceli kararini verdi!

2. Bizim meydan okuyan sarhos ayagi: "AKP'yi MERKEZIMIZE KABUL EDIYORUZ AMA takipcisi olcagiz,.. Merkeze yakisir sekilde hareket ediyormu diye. Bakalim dincimi, degilmi, gorecegiz. Eger laik cumhuriyetin temel degerine......."

gerisini bilyorsunuz degeri 1 liranin da altina dusen bozuk plagin.

Yok oyle Merkez Partisi bilmem ne ayagi ile yeni laikci ajanda, laiklik tanimi falan dikte etmek kurnaz sari zeybekgil. Kim oldude seni Beyaz-Sibel Fuidel tayin etti? Sanal rahmetli de "tamam Allah belani versin hadi din ve vijdan hurriyeti de veriyorum" demisti de arkasindan birtek camileri yikmayi disarda birakan yedi tane daha yeni kisitlama getirmisti Sunni Musluman icin.

Bu uyanik laikci de tamam AKP merkez diyerek guya demokrasi hidayeti ve duvarda yazan hakikati gorme basireti gosterir gibi yapiyor ama esas derdi Nur Vergin, Beyazkaptan, Fular ve keci sakali enteli fasist demagog, , diger laikci/postalseverler gibi olduremedigine gore kullanma tesebbusunde bulunuyor. Akillari sira bir yandan uzlasma diye, asker hala darbe yapabilir diye Abdullah Gul'u engelleyecekler, diger yandan AKP merkez, biz de merkeziz hadi Merkez'in dedigini yap; dincilerle mesafe koy, bakiim mIlli Gorus gomlegine benziyormu giydigin, Cumhuriyet'e bagligini goster diyecekler. Bundan sonra her firsatta bu stratyejiyi islemelerini bekleyin. Celikkan Zeybege gerek yok. Rodos'a yuzen adamin deha kilavuzlari kargalar yaziyior her gun bunlaeri.

Su piskinlige bak hele. Hani bu Cumhuriyet veya setriat secimi idi. Ne oldu? "Donek" misiniz yoksa? Akepe'nin kazanmasi Cumhuriyetin elden gitmesi idi? Eee Cumnhuriyet elden gittigine Seriat geldigine gore Akepe merkezdemi, uctami sizin neyinize?

Eger Ak-Parti bu fasitlere mekezligini ispatlamak icin yeni tavizler vermeye kalkisirsa karsilarinda once dindar tabani bulcaklardir. Simdiye kadar goz yaslarini iceriye akitan basortulu hanimlar, bu seckinlikleri kendilerinden makul hortumcu/lumpenler/ asker Toplum Kuruluslari/ceteler ser ekesinden cekmedikleri kalmayan dindar insanlar artik "yoo biz Seeiatci omadigimiz gibi dindar da degiliz..hatta Musluman dahi sayilmayiz" demek zorunda birakilan mutedeyyin nsanlar artik haklarini isteyecekler! Bu iplerinin sonuna gelen cambazlarin yeni oyunlatrini yemez bu millet. Ama "imasm bayildi millet ayildi. anamizi aldik geldik, Akepe komur ve altin dagitarak oy istiyor" dahiyane secim sloganlari ve eserleri ile :rutbe-i akillari" bve dahi boylari olculmus olanlar hala piskince neyin ne ldugu dersi verme liyakati var gibi davraniyorlar. Burasi YOK Universites mi evlat?


Evet laikligin tanimini yapacagiz. Yeni sivil anayasa ciktiginda okur ogrenirsiniz laikligi de demokrasiyi de hbireysel haklar, ozgurlukler kavramarini da.

Simdilik kenarda oynayin comaginizla. Ya da ne bileyim yuzme severseniz Bodrium'la Rodis arasinda sular iyiymis.

Secimlerden once de bilyorduk laikci entellektuelin oksimoron oldugunu. Secimlere verilen tepkiler ile ahlaki omurga yoksunu olduklarini da gormus olduk.

Bunu ozellikle dindar demokrat arkadaslar icin yazdim:

Artik bu fasist'laikcilere ne derce demokrat, laik oldugumuza kna etme, Ak-Parti'nin merlez oldugunua inadirmaya calismak onlarin ekmegine yag surmek yogun bakimdaki fasstlere kan infusyonu yamak olur. Tabiki obnlar da bioliyorlardi taa bastan kimsenin Turkiye'yi ne Iran;a benzetecegini ne Afganistana. Devamli muslumani defansif pozisyonda tutmak idi buyuk srateji.

Artik mutedeyyin kesim sanik sandalyeinden kalkmali, savci ve hakim sandalyesine oturmalidir. Ilk sanik ise dun "Ordu CB secimine gene mudalhele eder" diyen lumpen emekli general olmalidir. Daha sonra bakariz Hudson'da "PKK liderlerini simdi vermeyin Turkiye'ye AKP karli cikar" diyen vatanseverler mi var sirada enmeklilik ikramiyesini bomba olrak alan Vatansever cetelerimi..

Devami icin bkz:
Cumhurbaşkanı Gül’de ısrar için nedenler
http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/07/25/cumhurbaskani-gul%e2%80%99de-israr-icin-nedenler/

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 26, 2007 1:49 AM

İşte "ak'ım da illa ak, kara'sın da illa kara" keskin ayrımcılık tavrını neden eleştirdiğimi, bu tavrın neden cennetlikler - cehennemlikler ayrımından köken aldığını söylediğimi ve ayrıntılara, farklılıklara, nüanslara dikkat çekmeye çalıştığımı Sayın Yıldırım'ın bu derece saldırganlaşan üslubundan anlayınız. Tabii ki benim yapmadığım değerlendirmelerle beni suçlayan yazısına yanıt vermeyeceğim. Benim seçim öncesi de, seçim sonrası da yaptığım yorumlar ortada. Yani Baykal'ın Rodos'a yüzüp yüzmeyeceği benim sorunum değil. Ben Sayın Baykal'ı seçimden çok çok önceki başlıklarda kaç kere eleştirdim. Ayrıca Sayın Yıldırım'ı Türkçe'ye özen göstermesi konusunda dostça tekrar uyarmak zorundayım. Anlamak bayağı zahmetli olabiliyor.

Şunu vurgulayayım: Ben dinci fanatizmle olduğu kadar ateist fanatizmle de, laisizm karşıtlığı kadar laisizmi kendi menfaatine göre yorumlamaya karşı da mücadele ediyorum. En başından beri bunu yapmaya çalıştım ve halen yapıyorum. Bu tür saldırgan çıkışlar genelde anti-laik dinci kesime daha fazla yığma yapmama neden olmuş olabilir. Bir kez daha belirteyim, bu hep yanlış anlaşılıyor: "Dinci"yi hakaret olarak kullanmıyorum. "Bilimci" de diyorum. "Dindar" ile "dinci" arasında bir nüans var. Dinci, anlayışlarını her alana yaymak ve etkin kılmak isteyen dindar anlamında, bir gömlek yukarısı. Olumsuzluk içerebilir mi, evet. Laisizmi devreden çıkarmayı içeriyorsa eğer bu etkinlik düzeyi, olumsuz anlam taşıyor.

Türkçemiz gerçekten güzel bir dil ama bazı bakımlardan yetersiz. Böyle açıklamalara zorunlu kalıyoruz. Özellikle ekler, takılar yönünden. Her ek, her köke getirilip etkin olamıyor. (ölü ekler) diye bir sorun belki başka bir dilde yoktur. Bir eki sadece belli bir kaç köke ekleyebiliyorsunuz. Ayrıntıları örnekleyemeyeceğim, dilbilimciler bilir bunları. Bakın burada bile "dilbilimci" diyoruz, fakat yalın "bilimci" kullanımı az. "Bilimadamı" olmadı, cinsiyet ayrımı oldu "biliminsanı" gibi tuhaflıklar çıkıyor.

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 26, 2007 10:08 AM

Sn. AKYOL ve Sn. yorum yazarları.
Laikliğin tanımında yapılacak müfredat değişikliği yapılan Jakoben saçmalığının kalkmasına yaramayacaktır.Ancak ve ancak entellektüel bilgi birkimimize yeni bir tanım getirecektir.Bence bu noktada temel sıkıntılardan birisi de Laiklik tanımı yapılırken;(LAİKOS Yunanca Dinsiz) bu ikileme takılıyoruz.Eğer ki bir toplumda devlet sıfatı yönetim düsturu olan bir kelime ki anlamı dinsiz ola bir kavram devletleri nitelemek için kullanılabilir ve yerindedir.Devlet tüm dini felsefi inanış kavram anlayışlara eşit UZAKLIKtadır!(Birazdan değineceğim ikinci nokta da UzaklıkXYakınlık çelişkisi)Eğer ki devlet tüm inanışlara düşüncelere eşit mesafedeyse(Bu bence Yakınlık olmalı) dini olmayan bir kurumdur.
Ve bu minvalde insanlarımızın Cumhuriyet kelimesiyle Jakoben diretmeci bürokrasiyi,Laiklikle de dinsizliği dinin olmadığı bir kurumu kastettikleri bir ortamda tabiki insanların tüm Demokrasi arayışı,asıl laiklik tanımına yönelişleri at gözlüklerinin dar açısısndan tehlike ve irticai tehdit olarak görülecektir.
Ve eğer kişiler aslında bir devlet stratejisi ve sıfatı olan bir kelimeyi anlamını göz önünda bulundurmadan'Ben LAİK im ...' masalını okumaya başlarsa zaten diretmeci ideolojilerde pek bir anlamı olmasa da demokrasi laiklik cumhuriyet kavramları anlam kaymasına uğrayacaktır.
;ikinci noktaya temas ederken Laik devletin tüm inançlara olan mesafesi tanımlaırken kullnılan UZAKTIRRR... kelimesi halkının çoğunun bir inançta olduğu,Müslümanı Hristiyanı Yahudisiyle, göstereceği tepkiye sebeptir.Onun için eğer yapılacaksa ve ne zamana nasıl yapılacaksa bu Laiklik tanımı yapılırken insanlarımıza şu anlatılmalıdır.
-"Evet Laik dinsiz demektir ama bu bir devlet sıfatıdır ve dinsiz olması dine düşmanlığıı değil renksiz bir dokunu ifadesidir.
-Ve takdir edilecek bir davranış medeni cesaretle sahip çıktığımız Laiklik bir devlet tanımıdır ve maalesef diğer kavramlar gibi(Demokrat,Milliyetçi,Güçlü,zengin) insanlara yakıştırılabilecek bir kavram değildir aksi halde kelime anlamı ve uygulamasıyla tepki görecektir.Çünkü bir insan tüm din ve anlayışlara aynı mesafede eşit yakınlıkt a duramaz.Zira unutulmamalı ki
"Bitaraf olan bertaraf olur"

Yazan: haluk Tarih: July 26, 2007 10:40 AM

Ne uzlaşması ya hu?

Laf kalabalığı ile, küme düşen takım şampiyon muamelesi görmek istiyor gene! Ne yapsın bildikleri tek şey bu. Gavurların bir sözü vardır: "The definition of insanity is doing the same thing over and over again and expecting a different result each time” (Cinnetin tarifi ayni şeyi tekrar tekrar yapıp her seferinde değişik sonuç beklemektir).

Uzlaşma millet ile olur, millet kendi arasında uzlaştı! Secimler , referandumlar (ki bu secim ayni zamanda bir referandum idi) bunun için yapılır

Bakin mevzuuyu jakoben-laikçi kafaların dahi idrak edebileceği kadar basit açıklayayım:

Bir dava için mahkemeye gittiğinizde kendinize bir avukat tutarsınız. O sizin vekilinizdir; siz onun müvekkilisiniz. Vekilin kendine ait tercihi, karşı tarafla anlaşması, talepte bulunması bir konuda taviz vermesi alması söz konusu olmaz. O orada SIZI TEMSİL EDER. Milletin vekili ile hiçbir farkı yoktur görev ve yetki tanımı açısından. “devleti korumayı” da ancak sizin verdiğiniz yetki ve görev tanımı dairesinde yapar. Millet vekiline görev ve yetki vermiştir, Vekilin o görev ve yetkiyi müvekkili adına kullanmak dışında bir şey yapamaz. Aslında yargının da “devleti korumak” gibi bir görevi de yoktur, hatta çağdaş hukuka göre önceliğinin birey veya halk kesimlerini güçlü olan devlete karsı korumakla yükümlü olduğunu da belirtmek gerekir ama bütün dersleri bir arada veremeyiz.

Kiminle ne için uzlasilacakmis? Maçı bütün ayak oyunları, şikeler, güçlerini bizim dişimizden tırnağımızdan arttırarak verdiğimiz birinci sınıf üniformalar, silahlar, tanklar, lojman-villalar, tatil köyleri, yazlıklardan alan vatani fazla “sever” güçlerin, adaleti temsil eden hukuk canilerine rağmen kaybeden şer ekseni takımı ile uzlaşmak? Asla ve kata! Kimsenin buna mecburiyeti bırakın hakki da yok!

Bu güruha fazla insafsız davrandığımı düşünenler için aklıma gelen yüzlerce inciden bir kaçı:

“Bütün dünyada ülkeler elit bir sınıf tarafından yönetilir. Bu sınıf, bürokratlar, medya sahipleri ve çalışanları, yargı organları üyeleri, üniversite mensupları, sanatkârlar ve bunları finanse edenler ile ülkenin zenginleri tarafından oluşturulur. Gelişmekte olan ülkelerde, bu sınıfa 'silâhlı kuvvetleri' de eklemek gerekir. (..) Bizde de bu anlamdaki demokrasi yerleşiyor. Tayyip Bey'i, Deniz Bey'i ve Devlet Bey'i kafanızda yan yana oturtun. Kimi 'başbakan' görmek isterseniz ona oy verin. Artık, hiçbirinin hâkim sınıfları karşısına almaya çalışacağını sanmıyorum.”

(Yaman Törüner, 'Ülkeyi kim yönetecek?', Milliyet, 9 Temmuz 2007).

“Ataturk Ankara Palas’ta Cumhuriyet baloları düzenler kadınları tek tek dansa kaldırırdı… Tayyip Erdoğan bir kadını dansa kaldırabilir mi. Simdi bunlar mi Türkiye’yi AB’ye sokacak?”

(Onur Oymen, Skyturk, 1-2 yıl önce; hafızadan) Bu AB için Kopenhag yanında Kadın tavlama kriterleri de getiren çağdaş, seçim sonuçları karşısında “ Bunun mantıki açıklaması yok.. Secim sonuçları rasyonel olarak açıklamak mümkün değil’;… yaz ortası kömür....” diyerek kabahati “yüzde 60’i aptal olan” millette demeye getiren zattır. Ne büyük şok!

Alın bu da statükonun milliyetçi/demokrat/laikçi/Müslüman entellektuel kanadından:

Özgür Çakmak:

Böyle kişiliksiz halk görmedim

Bu halka her şey layık. Bu halk ihanete göz yummuştur, bu halkla yola çıkılmaz. Ortaya çıkan bu tablodan utanç duyuyorum. Halkımız maalesef küçük paralara satıldı. Şehidine ihanet eden bir halkla karşı karşıyayız. Bu tablonun tek sorumlusu halk. Halkımız bu kadar çıkarcı olmamalıydı. Ben bütün dünyayı neredeyse dolaştım ama bu halk kadar kişiliksiz bir halk görmedim.

(İzmir’den MHP milletvekili adayıydı, ancak seçilemedi, 23 Temmuz)

Alin uzlasin bunlarla.
=====================================
Not: Laiklik tanimi tartismasini cok yaptik buralarda. Yorumlardaki genel degerlendirmelere katiliyorum. anyasa da hicbir pozitif tanim yoktur. Laikci guruhun baskumandani, Cankaya isgalcisine gore :laiklik adam olmak" imis ama henuz Anayasa da olmadigi ve adam olmanin da kriteri tanimlanmadigi icin kuonu hala muallakta. Sadece "bize ozgu demokrasi" , "bize ozgu laiklik" olmaz. Kavramlar oznel olmaz. Laf ebeligi ile munazara kazanmak isteyenlere defalarca soyledim. Son defa tekrar edeyim; Alin istediginiz demokratik ulke laikligini. Pazarliksiz aynen uygulayin; raziyim ben. Ango-sakson da olur hatta jakoben Fransiz laisizmi bile gorur isi. Cevap vermiyorsabniz cenenizi kapayin. Gercek hukukcularin eli ile hazirlanacak Sivil Anayasa ciktiginda okur ogrenirsiniz tanimi.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 26, 2007 1:27 PM

Mustafa beye bir soru sormuştum ancak sanırım dikkatinden kaçtı bekleyeceğiz..
Ben de Demirkan beyin yaptığı laiklik tanımını irdelemek istiyorum.
Devletin yapılanmasının din olmamasını laiklik olarak görüyorsunuz.Peki yapılanma dini olmasın,neye göre olsun? Hukukumuz dini esaslara dayanmasın,neye dayansın? "hukuk karşısında insanları inançlarına göre ayrımsamamaktır" ki bu söylediğiniz laikliğin tanımından çok Adaletin tanımına giriyor..
"O halde devlet dine elbette karışır.Din denetim altında olmayacak diye bir kayıt yok." Nasıl karışacağını açıklayabilirmisiniz ? Devletin karışma şekline örnek verebilirmisiniz ? teşekkürler..

Yazan: hakan Tarih: July 26, 2007 1:35 PM

Devletin yapılanması uluslararası kabul görmüş ve benimsenmiş, evrensel pozitif normlara göre yapılır. İnsan hakları evrensel beyannamesi, Cenevre sözleşmesi vs… Bu normlara Medine vesikası dahil değildir, çünkü o hukuk kölelik sistemini meşru saymak gibi kabul edilemez hükümler içermektedir. Zaten geçmişteki herhangi bir sözleşmeyi sürekli geçerli kabul etmek mümkün değildir, zamanı için uygun ve geçerli olabilir, ama zamanla daha iyisi, daha pozitif olanı yapıldığı için geçerliliğini yitirmiştir. Cenevre sözleşmesi de bir zaman sonra yeniden revize edilebilir. Herhangi bir vesikayı ebediyen geçerli saymak mümkün değildir.

Evrensel normlar dinamik, değişken yapılardır. Pozitif derken bilinen bilimsel bulgu ve verilere aykırılığı belirlenememiş anlamında kullanıyorum. Örneğin gelecekte bilimsel gelişmelere paralel olarak suçlu genlerini saptama ve tıbbi yolla suçlulara genetik müdahale hakkı, beyin yapılanmasının çözülmesi halinde beyin yapılanmasına klinik ortamda düzenleme hakkı devlet kurumlarına tanınabilir. (Örneğin dediğimi hatırlatırım, bilmiyorum da, mümkün diyorum.) Bunlar uluslar arası bir uzlaşmayla uluslar arası sözleşmelere konur, isteyen uygar devletler bunları kabul ederler. İstemeyenler bildikleri gibi yaparlar. Beynin yapısıyla kim uğraşacak, boynunu keser atar, işi hallederim derlerse öyle yaparlar.

Bu ülkeler uluslar arası toplumdan dışlanırlar. Mümkün olduğunda dış müdahale ile karşılaşabilirler. Kimse umursamaz ya da mümkün olmazsa öyle devam ederler. Müdahaleci devletlerin bu müdahaleyi siyasal ya da ekonomik amaçla yapıp uluslararası hukuku bahane etmeleri riski her zaman vardır. Ateş yemek de pişirir, orman da yakar. Dünyada adalet dağıtan ve her mazlumun ahını işiten bir tanrı-devlet yoktur. Adalet mümkün olduğunca sağlanır veya sağlanamaya da bilir. Dünyanın nasıl bir yer olduğu veya olacağı bizlere, hepimize bağlı.

Ünlü deyiş: Pasifik’te bir fırtınada Pekin’de kanat çırpan kelebeğin katkısı vardır. Bunun inceliği şudur: Atmosfer, onu oluşturan gaz moleküllerinin her birinin tek tek hareket biçimlerine bağlı kaotik bir ortamdır. Kaosun karmaşadan düzen mi, düzenden karmaşa mı çıkaracağı belirsizdir. Bırakın kelebeğin kanatlarının altındaki gaz moleküllerini, bir tek molekülün hareketi bir fırtınanın bir parçasıdır.

Dine devletin ne şekilde müdahale edebileceğine gelirsek: Bu her şekilde olabilir, mezbaha dışında bireylerin kendilerinin kurban diye hayvan kesmesini yasaklayabilir, bu konuda dindeki kendi kesmenin efdaliyeti ilkesini tanımayabilir, aklıma gelen örnek. Basit şeyler olarak yani, önemli değil bu konu. Avcılık dinen mübahtır, ama devlet yasaklayabilir. Ne bileyim, deve kurban olur dinen, ama devlet bir gerekçe ile deve kesilmesini yasaklayabilir. Daha ne bileyim, içki haramdır dinen, ama devlet isteyene satılmasını serbest bırakabilir… gibi. Bunlar çok değişken ve palyatif şeyler olabilir, tartışmaya açık şeyler de olabilir. Toplumsal uzlaşma ile bir karara varılır. Elverir ki “dinde hükmü böyledir” denilip o gerekçe ile yasaklanıp veya serbest bırakılmasın. Bu toplumu böler ve çatışma yaratır. İçkiyi “haram” diye yasaklarsanız, tartışma çıkar. Etkin bir sarhoşluk denetimi yaparsanız, hukuk çalışmış olur. Bakın ABD hukuku acımaz. Sarhoşken kaza yapanın anasını ağlatırlar. Ölüm olduysa o adamın işi biter. Blair’in karısı trene biletsiz bindi ve kondüktör bilet tutarının üç misli ceza kesti. Kraliçe’nin arabası yaya çizgisini ihlal etti diye trafik cezası yemiştir.

Sonuçta laisizmi bir sigorta, bir uzlaşı zemini olarak görmek gerekiyor. Yasakçı, baskıcı bir sistem olarak değil. Ama bakın biz bunu beceremiyor olabiliriz. Bunu biz başaracağız, bir yerden ilkeleri kopyalayıp yapıştırarak olmuyor bu iş. Model alma olur, ama modelin ölçülerini cetvelle ölçerek milimetrik şablonunu çıkarıp getirip buraya uygulayamazsınız. Getirelim Fransa’dan olsunla olmaz. Bunu mutabakatla, uzlaşmayla biz başaracağız. Başaramaya da biliriz yani, garantisi yok bu işin. TC tarihi uygulanamamış yasa maddeleriyle dolu. Mutabakatla uygulayamadıktan sonra yasa maddesi kağıt üstünde bekler. Ama bu mutabakatı başarmalıyız.

Sayın Haluk arkadaşımız devletin her dine eşit mesafesinden bahsetmiş. Uzak veya yakın bu tanımın içinde yoktur. “Eşit mesafe” kavramı, evet vardır. Bu ilke, laiklik tanımının sadece bir türevidir ve ana tanımın bir sonucudur. Devlet din bazında yapılanmadığında zaten otomatik olarak her dine eşit mesafede olacaktır.

sayın hakan, siz anladığım kadarıyla dindar birisiniz, (dinde reformu merak edip Mustafa beye sormanızdan bunu anlıyorum) ancak önyargılı yaklaşmadığınız ve görüşümü sorduğunuz için ben size teşekkür ederim.

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 26, 2007 9:50 PM

Sayın U. Aktan'ın yazısını daha dikkatli inceleme fırsatı buldum. İlk düşüncem doğrultusunda bu tür yaklaşımları yararlı değil, zararlı buluyorum. Biz laisizmin dinden köken almayan yapılanma olduğu biçiminde tanım yaparken, devlet yapılanmasını bir mezhebe yakınlaştırmak son derece sakıncalı bir yaklaşım. Laisizm teorisi bu tür desteklere ihtiyaç duymayacak kadar berraktır. Bunlar bulanıklıktan başka bir şey getirmez.

Radikal gazetesinde genellikle tartışmalı yaklaşımlar görüyorum. Bunlar belki tesadüfen bir gazetede bir araya geliyor, belki belli bir çekim var, bilemiyor ve yorum yapmak istemiyorum. Ama bu kanaat bende giderek güçlenmeye başladı.

Ancak Sayın Aktan'ın "Yakın düşmana karşı uzak düşmanla anlaşma" hipotezi son derece dikkate değer. Bu belirlemeyi ben de yapıyorum ama açıkça dillendirmek istemiyorum. Çünkü dış politikada kayda değer bir çözülme, verilen büyük tavizler, dış itibar kaybı gibi durumların açıkça görülür olması lazım ki bu hipotez desteklensin.

Yani sadece bu değil, AKP den kaygı ve kuşkular dile getirilmeye elbette devam edecek. AKP ye düşen, bu endişelerin yersiz olduğunu göstermek.

Yoksa kuşkulanmaya sıra gelirse, bırakın ülkemizi, dünyanın bile bilimi bir kenara itip sahte bilime merak saldığı, modern bilim hurafelerinin öne çıktığı karanlık bir çağa sürüklendiği yolunda dünya kamuoyunda bile dillendirilen görüşler var. İşte Evangelistlerin yeni haçlı hareketini başlatmaya hevesli oldukları filan söyleniyor. Endişeler hep vardır. Hepimizin, herkesin sağduyusu ile bunlar aşılabilir.

Seçimden çok önce de, hep söylediğim gibi: AKP aleyhinde somut bir şeyler olması lazım ki "karşıyız, oy vermeyiz" diye hükmü kesebilelim.

Son bir not eklemek istiyorum, birisi söze "AKP..." diye başladı mı, bir kesim insanlar "Hmm... Bu bizden değil" "AK Parti..." diye başladı mı, "Hah, bu bizden" diye önyargı ile davranıyorlar ve muhtemelen gerisini üstünkörü okuyor ve genelleme yapıyorlar. "Siz gidin Rodos'a yüzün" filan diyebiliyorlar.

Şimdi ben cennetlikler - cehennemlikler ayrımı var bu bağnazlığın kökeninde derken, hak mı yiyorum Allahaşkına?

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 27, 2007 5:35 PM

Türkiye'den laiklik incileri:

- bütün sünni din adamları devlet memuru.Hepsinin maaşı halkın vergisiyle ödeniyor.

- Rum, Ermeni ve Yahudiler azınlık kabul ediliyor ve abidik gubidik uygulamalara maruz kalıyor.

- üniversiteye kadar zorunlu din dersi var devlet okulları dahil.

- alevilerin herhangi bir statüleri yok.devlet alevilere ne yapacağını bilemiyor.

- başörtülü insanlar üniversiteye alınmıyor ve devlet memuru olamıyor.

- tarikat ve cemaatler kanunen yasak.


türk usulu laiklik diye buna denir..

Yazan: Ahmet Cem Özen Tarih: July 28, 2007 12:50 PM

İmdi bana göre asıl soru gerçekten İslam'ın laiklikle uyuşup uyuşmadığı?Hemen konuya gireyim Türkiye de bu konuyu CHP zihniyetine sahip insanlarla tartışmaya tenezzül göstermeden sevdiğim bir ifadeyle; onların görüşlerinden sarfı nazar ederek daha düşünce namusuna sahip olduğunu düşündüğüm gerçekten sosyal demokrat ya da liberal düşünceye sahip insanlarla bu kanuyu tarışmak hem sonuç verici hemde sorun çözücü olacaktır kanaatindeyim.Prof. Mustafa Erdoğan gibi liberal görüşe sahip aydınlar laikliği demokrasinin yeter değil fakat gerek şartı olarak ileri sürmüşler Atilla Yayla gibi hemfikirleri bu görüşü tasdik etmiştir tabii bu laiklikten ne anlaşıldığı önemli laikliğin önkabüllerine kabaca baktığımızda bunun ne derece müslüman bilinciyle uyuştuğu su götürür.Laiklik kelimesinin antik grek'teki anlamına hiç girmeden hali hazırda laiklikten ne anlaşıldığı dahası Türkiye için netür bir laiklik anlayışı öngörüldüğü önemli.Her beşeri öğreti gibi laiklikte bir duruma istinaden ortaya çıkmış tarihi bir süreçle şekillenmiş/olgunlaşmıştır mamafih bugün dünyada tek bir laik uygulamadan bahsetmek de mümkün değildir.Her ülke; hernekadar dini inançları kasdetmeselerde kendi metafizik önkabülleri ya da inançları ve ahlaki yatkınlıklarına uygun bir laiklik anlayışı geliştirmişlerdir.Dolayısiyla laiklikliğin en belirgin özelliği de ideolojik bir ark alana sahip olmasıdır.Bu şekilde meseleye yaklaşıldığında temel hak ve özgürlükler,yaşama mülkiyet, miras hakkı vs. arasında laiklikle keskin bir ayrım yapmak mümkündür mamafih bunlar laiklikten kaynaklanan veya illa da ondan kaynaklanması gereken şeyler değildir.Laik ilke daha çok tüm ilkelerin profan/din dışı bir merciiye refere edilmesini istemektedir burada laik ideolojinin önkabullerinden kaynaklanan birdurum söz konusudur bilindiği üzere laiklikte herhangi bir dini inanış'a referans verilmesi kesinlikle hoşgörülmez dolayısıyla laikliğin kutsalı yoktur ve kutsala dayandırılan herşeyi rasyonelliğe aykırı saçma ispatlanamaz olarak gördüğü için şiddetle reddeder buna göre Türkiye de İslami hassasiyetine referans vererek örneğin yardımlaşma konusunda bu Allah iradesi ve isteğinden kaynaklanan; biz buna Allah rızası için diyelim mesela bir sosyal kampanyaya destek verin diyebilecek ya da günümüzün laik devletlerinin hepsinde varolan bir dine dayanan parti mesela hıristiyan demokrat partisi gibi bir partiye rastlanmamış olması aslında laikllik denen ideolojiye refere edilen bir anlayışın baskıcı sonucundan başkası değildir.Bu bakımdan Türkiyeli liberallerin demeokratikleşmek ya da hukukun üstünlüğü için laikliği gerek şart olarak görmelerine kesinlikle katılmıyor mamafih onların müspet değerler olarak adlandırabileceğimiz Hukuk'un üstünlüğü temel hak ve özgürlükler gibi değerleri üretmek ve yaşatmak için illa ki kutsaldan tamamen bağımsız, seküler bir bakış açısına geçme gereği olduğunu düşünmüyorum burada önemli olarak gördüğüm elimizdeki malzemenin ve anlayışın bu değerleri üretip üretemeyeceği konusudur ve bu değerleri İslam'ın tarihte ürettiği ve üretmeye devem edebileceğini anlamanın zor olmadığı kanaatindeyim.Ben daha çok Fazlur Rahman ve Abdülkerim Süruş gibi bu meseleyi değerlendirmekteyim İslamla laikliğin uzlaşabileceğini düşünmüyorum çünkü özünde kutsala ait hatta geçtiğimiz yüzyılda mantıkçı empirist pozitivist bir bakış açısıyla zenginleşerek yeni inciler saçan laikliğin felsefi disiplinlerin büyük bölümünü deneysel olarak ispatlayamayacağı meselelerle uğraşmalarını bile saçma olarak değerlendirmiş yani felsefi ürünleri bile paketlemiş bir bakış açısıyla metefizik göndermelerde bulunan İslam'ın uyuşabileceğini zannetmek oldukça iyi niyetli bir beklenti gibi görümektedir.Böyle bir uyuşma olsa olsa İslamın bazı değerlerinden vazgeçmesi ile evrensel bir hakikat olmayıp alelade bir din olduğunu dolayısiyle özü gereğide birçok saçmalık barındırdığını ve bu tür saçmalıkları sosyal/siyasi paltforma taşımaya asla cüret göstermemesi gerektiğini kabul ettiği halde uzlaşmanın mümkün olduğu söylenebilir.

Önemli gördüğüm bir konuda; Laikliğin öngördüğü değerlerin iddia edilenin aksine geçerliliğinin kesin olarak isbat edilemeyeceğidir belli koşullara göre cereyen etmiş somut olaylara uygulanmış olan laikliğin aslında çok büyük bir bölümü tarihsel, bugün mevcut olmayan dolayısiyla uygulama alanı bulamayacak olan klisenin saçmalıklarına karşılık her sağduyu sahibinin kabul edeceği şeylerden teşekkül ettiği açıktır. Ahlaki olarak bir yargıda bulunduğunda ona bu değerlerin kaynağı sorulacaktır oda aslında doğru olarak gördüğü şeyleri rasyonel akıl vs. referans vererek açıklayacaktır aslında laik anlayşın isabet ettiği bu değerler İslamda evelinden beri enzından teorik olarak savunulmuş olduğu açıktır.Rasyonel aklın bize birtakım ahlaki ilkeler verebileceğide ayrı bir tartışma konusudur aslında aklılla bulunduğu söylenilen ya da verili insan doğası olarak bahsedilen değerler insan varolalıberi mevcut olan değerlerden başkası değildir burda benim için elzem olan laikliğin dine karşı alerjisi değil gerek profan bir akılla gerekse dini referanslara göre getirilen doğruluk iddialarının bir toplumda anarşiye yolaçmadan nasıl aşılabileceğidir gerci işte bunun teminatını laiklik olarak görenler vardır eğer öyleyse müslümanın bu tür bir laikliğe karşı olması mantiki değildir.


Ezcümle laikliğe kaynaklık eden aydınlanma aklı, temel yaklaşımlar, özellikle günümüz laikliğini şekillendiren algılayışların Post modern dönemle birlikte büyük bir dönüşüme girdiği modern dönemin hemen her alanına ilişkin köklü eleştiriler getirldiği de açıktır elbette ki böyle bir durumda insana ait herşeyi sonuçlandırmış çözmüş olduğu iddiasında olan yapısalcı felsefelerinde bundan en büyük payı aldığı muhakkaktır.Mamafih Laikliği de bu yapısalcı algıyaşlar tarafından ortaya konulmuş bir ideoloji olduğu sonucundan hareketle halihazırdaki laiklik anlayışının esaslı şekilde gözden geçirildiği hatta mutlak doğruluk iddialrının buna bağlı metafizik olan herşeyin saçma olduğu iddialarınında çok büyük ölçüde eleştirilere maruz kaldığını belirtetek konuyu kapatabiliriz.

Saygılar, Selamalar

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: July 28, 2007 10:07 PM

Sayın Diktaş'ın yazısı hatalar ve yanlışlarla dolu ama tartışmaya tenezzül buyurmadığı kişiler arasında ben de olurum korkusuyla kendisine yanıt veremeyeceğim.

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 30, 2007 9:36 AM

Sayın Demirkan,"Bu normlara Medine vesikası dahil değildir,
çünkü o hukuk kölelik sistemini meşru saymak gibi
kabul edilemez hükümler içermektedir." demişsiniz.
Bu sayede ben de medine vesikasına göz atmak fırsatını buldum.
Ancak bahsettiğiniz gibi kölelikle sistemini meşrulaştıracak
hükümleri bir kenara bırakın,Köleliğin "K" si geçmiyor o vesikada..
O vesika Peygamberimizin değişik kabul ve inanışa sahip olan kabileleri,
cemaatleri bir arada barış içinde tutmak için hazırladığı ve tarihce de muvaffak
olduğunun tesbit edildiği bir vesikadır..vesikanın tam metnini
aşağıdaki linkten bulabilirsiniz..(http://www.davetci.com/tarih_medine_vesikasi.htm)
Anlaşma demek zaten o zamanın şartlarının gereğine uygun davranışın vesikası demektir..
yoksa ebediyen geçerli demek değildir ki..
son zamanlarda bu vesika üzerine İslam dünyasındaki
mütefekkirlerin çalışma sebebi de o anlaşmayı yapan
ruhun tespit edilmesi içindir..yoksa mevcut hale
kopyalayıp yapıştırmak için değil..


konumuza gelecek olursak,laikliğin tanımının "hiçbir dini referans
almaksızın" kabulu de maalesef başka bir önkabulün yansıması..
Neden?

Sadece görebildikleri kadarını kıyaslayabilen bir alettir akıl..
kıyas için herşeyin merkezinde ama herşeyin yerine konacak kadar abartılacak birşey değil..
hakikat için sadece kıyas aleti ki aklın doğru kıyas yapabilmesi için herşeyin ortaya dökülmesi gerekir,
Sadece şu şu şu hakikat,doğru için gereklidir gerisi değildir demek daha büyük bir önkabuldür ve
aklın işlevine terstir..

Din yeni bir meselenin çözümüne nasıl bakıyor?
Bu sorunun cevabı önemli..
Yani İçtihad kapısı açık..yeni gelişen meselelere karşı din kayıtsız kalamaz ki..
Çünkü dinin hükümleri insanın hayatına yansıması için var..
Meselede öncelikli olarak Allahın rızasını düşünürek içtihad yapılırsa,
yani içtihad semavi olursa mesele yok..ancak insanlar daha nerden kılıf bulup da
tembelliğe ve isyana gider diye içtihad yapılırsa bu kabul göremez..
(Bu şekilde sırıtan ve kabul göremeyen çok fetva verildi ve vicdan-ı amme reddetti..)

Devletin dine ve dindarlara müdahele etmesi de bu ölçüye bağlıdır..
Yani dinin ruhuyla çelişen bir meselede eğer devlet müdahele ederse o zaman devlet,
devlet olmaktan çıkar kendine İlahlık biçer,çünkü yeni bir din ortaya koymuş olur..
Yani "devlet dine müdahele eder" i bizler devletin öncelikleri daha önceliklidir,
diye kabul edip buna böyle yaklaşırsak o zaman laiklik zaten dinsizlik değil
başka bir din olur şüphesiz..

Yazılacak çook şeyler var aslında,ancak herşeyi yazarak ifade edebilecek zaman
bazan olmuyor,şimdilik bu kadar..

Yazan: hakan Tarih: July 30, 2007 2:20 PM

Sevgili Demirkan Efegil; Yukarıdaki yorumları özelde kimseyi kastederek söylemedim.Benim tartışma imkanına sahip olduğum C.H.P'li yöneticiler milletvekilleri vs. palanyadan çıkmış gibi hiçbir akılcı emare göstermeksizin bildikleri şeyleri hep birağızdan bozuk plak gibi tekrarlıyorlardı ve C.H.P'nin resmi görüşünün ne olduğunuda dededen gelen Demokrat daha sonra Adalet parti geleneğinden dolayı bildiğimi iddia edeceğim. Şüphesiz benim yukarıdaki ifadelerimden tartışmaya değer gördüğüm biri olup olmadığınızı siz daha iyi takdir edersiniz çünkü sizi tanımıyorum fakat müspet eleştiriler getirirseniz; yanlış anladığımı düşündüğünüz yerler varsa eleştirinizi yazmakta fayda var yobazca kimseye karşı; konuşmam, tartışmam demiyorum.Bilakis yanıldığımı anlarsam özürümü belirtirim size de teşekkür ederim.

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: July 30, 2007 8:22 PM

Çok güzel bir yaklaşım, teşekkür ederim.

Yazınızın değerlendirilmesinde, başta İslam'ı laiklikle uyuşturmak gibi bir problem yok. Çünkü laikliğin tanımı devletin yapılanmasında dini esas almamaksa, tanım bu gereği zaten dışlıyor.

Öğretileri beşeri - semavi olarak ayırıyorsunuz, böyle bir şey yok. Bahsettiğiniz başkalaşım sürecini geçirmemiş hiç bir şey yoktur, din de buna dahildir. Zaten bir dinin, her şeyin kaderini elinde tutan bir Allah'tan geldiğini peşinen kabul etsek, referans almama gibi bir lüksümüz olmaz ki? Burada bir incelik var, laisizm ilkesi "nasılsa Allah diye bir şey yok, nesini kabul edip referans alalım?" demiyor. Allahın varlığı ya da yokluğu, uymamızı zorunlu tuttuğu bir vahiy gönderip göndermediği devletin sorumluluğunda değildir, bunu felsefe ve din tartışırlar, tartışma da hiç bitmez. Bu sonu gelmez tartışmaya devleti taraf etmek, kargaşaya davetiye çıkarmaktır.

Laisizm kesinlikle kutsalı saçma bularak beğenmiyor, reddediyor olduğu için dini refere etmeme ilkesini benimsemiş değildir. Laisizmin kutsalla bir alıp veremediği yoktur. Kutsal kendi alanında istediği kadar kutsal olabilir. (Benim kutsallıkları yumuşatma diye bir savım var, ama bu 'bundan sonra kutsallıkları yumuşatasuz' diye bir buyruk elbette ki olamaz. Bu ancak bir öneri, tavsiye...) Ancak devletin koyduğu kurallar din adına olursa, eleştirisi kabil olmaz ve özgürlük kısıtlanır. Devletin bir düşünce sistemine göre yapılanması ve diğer düşünce biçimlerine hoşgörüsüzlük göstermesi riski gündeme gelir. Laisizmin kutsalla alıp veremediği sadece budur. Bu alıp verememe durumu da kutsal devlete talip olmazsa gündeme gelmez, herkes gül gibi geçinir gider.

Laiklikte "Allah rızasını gözetin" tavsiyesi yapılmasına kimse engel olmaz. Beğenilmeyen şu düzende bile yapılıyor, bir sorun göremiyorum.

"İslam Demokrat Partisi" niye kurulamıyora gelirsek, bu ülkemiz demokrasisinin biraz ham oluşundan kaynaklanan aşılabilecek bir durum. Belki demokrasi çok ileri bir aşamaya gelirse "Bölücü Kürt Partisi" bile kurulabilir, bilmiyorum yani! Avrupa'da da "Irkçı Nazi Partisi'ne izin verilir belki. Ya da "Ayrılıkçı Bask Partisi." Bütün bunlar demokraside kaydedilecek aşamalara bağlı. Demokrasinin "bitti, olgunlaştı, zirve yaptı, mükemmel hale geldi" deneneyeceğini, bunun zaten hiç bir şey için denemeyeceğini belirtmeme gerek yoktur herhalde.

Laikliği gerek şart olarak görmemeniz çok vahim bir durum. Daha fazla tartışmasak mı ne? Bu konuda en küçük müsamaha göstermem mümkün değil. Bunda ısrar, sözün bitip kılıçların çekilmesi anlamına gelir. Umarım ülkemiz böyle bir vahamete sürüklenmez.

İslam'ın alelade bir din olup olmadığı, saçmalıklar barındırıp barındırmadığı devletin sorunu değil. İlahiyatçıların sorunu. Devlet "aman canım bu saçmalıklarla mı uğraşacağız" deyip de dini kenara koymuyor. Laisizm ilkesi gereği dini referans almıyor. İlahiyatçılar isterse oturup dini mükemmelize etsinler, yine laisizm ilkesi aynı kalacaktır. "Bak şimdi olmuş işte, tamam bu haliyle dini referans alabiliriz" demiyeceğiz.

O yüzden laisizmin kiliseye karşı geliştirilmiş bir doktrin olduğu, İslam'la bir alıp veremediğinin olmaması gerektiği tezi geçersiz. Laisizm her türlü kutsalın, semavi olduğu için kabullenilmesi zorunlu olarak sunulan dayatmaların kişilerin kendi düşüncelerinde sürdürülebilmesine karışmadığı, ama devlet yapılanmasına esas kabul edilmesini reddeden ilkenin adıdır.

Yazınızın sonunu bağladığınız "metafizik olan her şey saçmadır" diye bir sav olduğunu sanmıyorum. Bu ancak kişisel olarak ortaya atılmış görüşlerde dile getirilmiştir. Böyle bir doktrin olmamak gerektir. Sovyetlerde vardı, yıkıldı.

Ancak metafizik olan "pozitif değildir" yargısı vardır. Metafizik olan bir şey kanıtlanabilirse, fizik içine girer, pozitif olur. Kanıtlanabilirlik esastır.

Saygılar karşılıklı...

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 1, 2007 9:34 AM

EK: Sayın Diktaş, yazımı size hitaben yazdığımı belirten başlığı tamamen dalgınlık eseri unutmuşum, tabii ki size hitap ediyor, unutkanlığımı bağışlayınız.

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 1, 2007 9:41 AM

Teşekkürler;

Aslında anladağım kadarıyla sizin gündeminizde olmamakla birlikte laiklikle İslam'ı uzlaştırmaya çalışanlar var bu tartışma daha çok islamın sekülerleşmesine dayanan bir tartışma sizin haberdar olmamanız normal tabii yukaridakileri okuduktan sonra..

Açıkça ifade etmem gerekirse dinlerin hepsinden aynı şeyi anlamıyorum başkalaşım demişsiniz herhalde reformasyon demek istediniz bundan nasibini almayan hiçbir şeyin olmadığını iddiia edebilmek için öyle sanıyorum ki herşeyi bilmek gerekir; yukarıdaki toptan yaklaşımınıza bakıldığında sizin böyle genellemeler yapabilelcek kadar bilmediğinizi anlıyorum.Ayrıca ifadelerinizden laikliğin kesinlikle kabul edilmesi gereken bir ilke olarak savunduğunuzu anlıyorum kutsalı referans almayabilirsiniz fakat bundan sonra söylediklriniz İSlamla alaklalı ciddi bir bilgisizlik örneği sergiliyor halkının büyük çoğunluğu müslüman bir ülkede sosyal kurumların dinden tamamen izole olması gerektiğini söylemek insanı hukuk'tan tutunda siyasete kadar birçok sosyal alanda ciddi problemlere sürükler baştan şöyle bir dogmaya kesinlikle karşıyım ''laik olma mecburuyiteniz var'' hayır değiliz.Tekrar edecek olursak siz İslami değerleri bireysel/sosyal bazda referans olarak kabul etmeyebilirsiniz buna saygı duymak gerek fakat bu toplumun ezici çoğunluğu müslüman olan bir ülkede bunun aksinin istenmesi durumunda özel örneklere gelirsek falanca hareket laikliğe karşıdır mesela en bilineni başartüsüyle kamusal alan tarif edilen yerlere girmek yasak diye laik devleti korumak gayesinden hareketle bir yasak getirirseniz ki böyle bir anlayış kesinlikle kurtulunması gereken bir anlayıştır bunun ciddi sonuçları olur dolayısıla hertürlü değerin dönüşüm geçirip geçirmediğine kişinin kendisi karar verir bunu hukuki bağlamda bir yaptırım ilkesi olarak algılarsanız ki hemcinsleriniz öyle anlamaktadır hukuku hiçe sayarak tamamen ideolojileştirdiğiniz laikliğe dayanarak tüm yaptığınız despotluklara gerekçe uydurabilirsiniz. Tekrar şunu bilmem hatırlatmaya gerek var mı laiklğin ortaya çıktığı batıdaki Tanrı algısının ve onu açıklama tekelini elinde bulunduran kilisenin yaklaşımlarının sonucunda Hıristiyanlığı kademeli olarak tasfiye edilmiş olduğu tarihi bir vakıadır.Bazı şeylerin bilinçli konuşulmasında fayda var; her inança eşit uzaklıkta durmak gibi dilimize pelesenk olmuş ifadeler batılı bireyin irrasyoneliteyle türdeş gördüğü hristiyan teolojinden edindiği tecrübeye binaen tüm dinlerin aslında aynı olduğu kanaatinden hareketle ortaya attığı bir incidir dolayısıyla laik bireyin değerli gördüğü şeylerin dinlerden bağımsız olması gerektiği iddiası buradan ileri gelmektedir.Bu bu açıklıkta yazdığım için kendimden! utanmayalım halbuki ortaçağ boyunca batıda hakim olan şey şuan burada bahsetttiğimiz şeylerden hayli farklıydı dolayısiyle oradaki insanların kendilerine bir çözüm olarak buldukları birşeydi fakat kesinlikle sorunsuz ve mükemmel değildi iddia ettiğiniz gibi heryerde hiçbir problem yaratmadan uygulanacak bir sistem hiç değildi.Laik düşünceyi benimsemiş gerek bir birey gerekse devlet toplum vs. elbetteki hiçbir inançın söylediğini kendimne referans almıyorsa onun bu tavrı bahse mevzu bu inançların hiçbirini kabul etmiyor demektir.


Tüm bu anlatılanlar muvazenesinde bireyin ve devletin sorumluluğunu belirleyen şey halkının ondan ne talep ettiğiyle alaklıdır Fransa'da Tanrıya inanmayanların çoğunluğu teşkil ettiği bir ülkede insanların laikliğe ram olmuş olmaları onlar için Laik bir devleti gerekli kılabilir dahası kılmıştır fakat iş Türkiye'de böyle bimidir? Kesinlikle değil! büyük çoğunluğunluğun müslüman olduğu bir ülkede insanların kendi inançlarında referans vererek uygulamaya girişmeleri yasaklanıyorsa herşeyden önce şunun sorulması daha yerinde olacaktır bizi böyle yapmaya kim mecbur edebilir? Cevap açık; birileri sizin fert fert laikleşmenizi istiyor ondan dolayı sizin haklarınıza ''Türkiyede demokrasi daha gelişmedi'' gibi manasız; mantıksız hatta paradoksal ifadelerle kota koymak istiyor dahası koyuyor.Ne kadar entersandır ki bunu da halkın sözünün geçmesi gereken Cumhuriyet ve Demokarsi gibi aslında bu zihniyetin dayatmalarıyla tamamen çelişen ifadelerle gerçekleştirebiliyor ve nasıl oluyorda bu çelişkilerinin farkına varamıyor?Farkına varıyor fakat talimata göre hareket etmek lazım geliyor.Bu ülkede bir laike halkın çoğunluğunu oluşturanlar tarafında bir baskı yapılıyorsa burada haklı olarak bunun yapılmaması gerektiği savunulabilir dahası ben bir müslüman olarak tüm vicdanlar üzerindeki zincirlerin kırılmasından yanayım fakat azınlık durumunda olan bu kişiler bu ülkede çoğunluk olsanızda bizim sözümüz geçer çünkü söylemleriniz pozitif deysel vs. değil siz kendi kendinizi yönetemessiniz biz bazı şeyleri sizden iyi biliriz haddinizi bilin yollu ifadeler kullanma eğilimi içine girerlerse bu durumda çatışma kaçınılmaz olur ben yinede meseleyi daha medeni yollarla çözmek niyetindeyim ''kılıçların çekilmesi''ne ihtiyaç olmadığını düşünüyorum eğer birileri kılıç sallamak istiyorsa bu onların aleyhine olan bir durum unutmayın ki biz çoğunluğu teşkil ediyoruz.

Ezcümle: ''Laisizm her türlü kutsalın, semavi olduğu için kabullenilmesi zorunlu olarak sunulan dayatmaların kişilerin kendi düşüncelerinde sürdürülebilmesine karışmadığı, ama devlet yapılanmasına esas kabul edilmesini reddeden ilkenin ...'' adı olması hiç ayrıntya girmeden bu şekilde kendi tamımlayan kişilerin çoğunlukta olduğu bir ülkede mevzu bahistir kanunlarla zorla dikte dilen bir ülkede değil..Kuşkusuz yukarı alıntıdaki ifadeler benim yukarudaki yorumumda da ifade ettiğim gibi bir ideoljik arka plana karşılık gelmektedir ve aslında son 20 yıldır sıkça duyduğumuz savunma ifadelerinden başka birşeyde değildir aynı zamanda zaten milletin vicdanındakine karışma ihtimali bulunmamaktadır ah bir bulunsa ona da karıuşılması için bir bahane bulunabilir mesela ''madem benim bu laik ideolojim dünyaki en iyi yani uyglunmaya en değer olanıdır öyleyse sen vicdanında dahi bunu onaylamamazlık edemezsin denebilir.''

Son olarak Sayın Efegil anladığım kadarıyla diğer hemcinslerinizden bir farkınız bulunmamaktadır.Yukarıdaki diğer yorumumda belirttiğim laiklik ideolojisinide şekillendirem yapısalcı felsefelerle alakalı birşeyler söylemenizi beklerdim fakat işin bu taraflarıyla anladığım kadarıyla alakadar değilsiniz bundan dolayı sizinle anlaşabileceğimiz yoksa konuşmak mı demeliydim? konular oldukça mahdut görünüyor tavrınızın bana göre en belirleyici özelliği hakim ve yaptırımcı olması

Yazan: Anonymous Tarih: August 2, 2007 12:07 AM

Teşekkürler;

Aslında anladağım kadarıyla sizin gündeminizde olmamakla birlikte laiklikle İslam'ı uzlaştırmaya çalışanlar var bu tartışma daha çok islamın sekülerleşmesine dayanan bir tartışma, sizin haberdar olmamanız normal tabii yukaridakileri okuduktan sonra..

Açıkça ifade etmem gerekirse dinlerin hepsinden aynı şeyi anlamıyorum başkalaşım demişsiniz herhalde reformasyon demek istediniz bundan nasibini almayan hiçbir şeyin olmadığını iddia edebilmek için öyle sanıyorum ki herşeyi bilmek gerekir; yukarıdaki toptan yaklaşımınıza bakıldığında sizin böyle genellemeler yapabilelcek kadar bilmediğinizi anlıyorum.Ayrıca ifadelerinizden laikliği kesinlikle kabul edilmesi gereken bir ilke olarak savunduğunuz anlaşılıyor.Kutsalı referans almayabilirsiniz fakat bundan sonra söyledikleriniz İSlamla alaklalı ciddi bir bilgisizlik kaynaklandığını itiraf etmek zorundyım binaenaleyh halkının büyük çoğunluğu müslüman bir ülkede sosyal kurumların dinden tamamen izole olması gerektiğini söylemek insanı hukuk'tan tutunda siyasete kadar birçok sosyal alanda ciddi problemlere sürükler baştan şöyle bir dogmaya kesinlikle karşıyım ''laik olma mecburuyiteniz var'' hayır yok.Tekrar edecek olursak siz İslami değerleri bireysel/sosyal bazda referans olarak kabul etmeyebilirsiniz buna saygı duymak gerek fakat bu toplumun ezici çoğunluğu müslüman olan bir ülkede bunun aksinin istenmesi durumunda özel örneklere gelirsek falanca hareket laikliğe karşıdır mesela en bilineni başartüsüyle kamusal alan tarif edilen yerlere girmek yasak diye laik devleti korumak gayesinden hareketle bir yasak getirirseniz ki böyle bir anlayış kesinlikle kurtulunması gereken bir anlayıştır bunun ciddi sonuçları olur dolayısıla hertürlü değerin dönüşüm geçirip geçirmediğine kişinin kendisi karar verir bunu hukuki bağlamda bir yaptırım ilkesi olarak algılarsanız ki hemcinsleriniz öyle anlamaktadır hukuku hiçe sayarak tamamen ideolojileştirdiğiniz laikliğe dayanarak tüm yapılan despotluklara gerekçe uyduralabilinir. Tekrar şunu bilmem hatırlatmaya gerek var mı laiklğin ortaya çıktığı batıdaki Tanrı algısının ve onu açıklama tekelini elinde bulunduran kilisenin yaklaşımlarının sonucunda Hıristiyanlığı kademeli olarak tasfiye edilmiş olduğu tarihi bir vakıadır.Bazı şeylerin bilinçli konuşulmasında fayda var; her inança eşit uzaklıkta durmak gibi dilimize pelesenk olmuş ifadeler batılı bireyin irrasyoneliteyle türdeş gördüğü hristiyan teolojinden edindiği tecrübeye binaen tüm dinlerin aslında aynı olduğu kanaatinden hareketle ortaya attığı bir incidir dolayısıyla laik bireyin değerli gördüğü şeylerin dinlerden bağımsız olması gerektiği iddiası buradan ileri gelmektedir.Bu açıklıkta yazdığım için kendimden! utanmayalım halbuki ortaçağ boyunca batıda hakim olan şey şuan burada bahsetttiğimiz şeylerden hayli farklıydı dolayısiyle oradaki insanların kendilerine bir çözüm olarak buldukları birşeydi fakat kesinlikle sorunsuz ve mükemmel değildi iddia ettiğiniz gibi heryerde hiçbir problem yaratmadan uygulanacak bir sistem hiç değildi.Laik düşünceyi benimsemiş gerek bir birey, gerekse devlet toplum vs. hiçbir inançın söylediğini kendine referans almıyorsa onun bu tavrı elbettekiki bahse mevzu bu inançların hiçbirini kabul etmiyor demektir.


Tüm bu anlatılanlar muvazenesinde bireyin ve devletin sorumluluğunu belirleyen şey halkının ondan ne talep ettiğiyle alaklıdır Fransa'da Tanrıya inanmayanların çoğunluğu teşkil ettiği bir ülkede insanların laikliğe ram olmuş olmaları onlar için Laik bir devleti gerekli kılabilir dahası kılmıştır fakat iş Türkiye'de böyle midir? Kesinlikle değil! büyük çoğunluğunun müslüman olduğu bir ülkede insanların kendi inançlarında referans vererek uygulamaya girişmeleri yasaklanıyorsa herşeyden önce şunun sorulması daha yerinde olacaktır bizi böyle yapmaya kim mecbur edebilir? Cevap açık; birileri sizin fert fert laikleşmenizi istiyor: ondan dolayı sizin haklarınıza ''Türkiyede demokrasi daha gelişmedi'' gibi manasız; mantıksız hatta paradoksal ifadelerle kota koymak istiyor dahası koyuyor.Ne kadar entersandır ki bunu da halkın sözünün geçmesi gereken Cumhuriyet ve Demokrasi gibi aslında bu zihniyetin dayatmalarıyla tamamen çelişen ifadelerle gerçekleştirebiliyor ve nasıl oluyorda bu çelişkilerinin farkına varamıyor?Farkına varıyor fakat talimata göre hareket etmek lazım geliyor.Bu ülkede bir laike halkın çoğunluğunu oluşturanlar tarafında bir baskı yapılıyorsa burada haklı olarak bunun yapılmaması gerektiği savunulabilir dahası ben bir müslüman olarak tüm vicdanlar üzerindeki zincirlerin kırılmasından yanayım fakat azınlık durumunda olan bu kişiler bu ülkede çoğunluk olsanızda bizim sözümüz geçer çünkü söylemleriniz pozitif deneysel vs. değil siz kendi kendinizi yönetemezsiniz, biz bazı şeyleri sizden iyi biliriz, haddinizi bilin yollu ifadeler kullanma eğilimi içine girerlerse bu durumda çatışma kaçınılmaz olur ben yinede meseleyi daha medeni yollarla çözmek niyetindeyim ''kılıçların çekilmesi''ne ihtiyaç olmadığını düşünüyorum eğer birileri kılıç sallamak istiyorsa bu onların aleyhine olan bir durum unutmayın ki biz çoğunluğu teşkil ediyoruz.

Ezcümle: ''Laisizm her türlü kutsalın, semavi olduğu için kabullenilmesi zorunlu olarak sunulan dayatmaların kişilerin kendi düşüncelerinde sürdürülebilmesine karışmadığı, ama devlet yapılanmasına esas kabul edilmesini reddeden ilkenin ...'' adı olması; hiç ayrıntya girmeden bu şekilde kendini tamımlayan kişilerin çoğunlukta olduğu bir ülkede mevzu bahistir kanunlarla zorla dikte edilen bir ülkede değil..Kuşkusuz yukarı alıntıdaki ifadeler, benim yukarudaki yorumumda da ifade ettiğim gibi bir ideoljik arka plana karşılık gelmektedir ve aslında son 10 yıldır sıkça duyduğumuz savunma ifadelerinden başka birşeyde değildir aynı zamanda zaten milletin vicdanındakine karışma ihtimali bulunmamaktadır ah bir bulunsa ona da karışılması için bir bahane bulunabilir mesela ''madem benim bu laik ideolojim dünyaki en iyi yani uyglunmaya en değer olanıdır öyleyse sen vicdanında dahi bunu onaylamamazlık edemezsin denebilir.''

Son olarak Sayın Efegil; anladığım kadarıyla diğer hemcinslerinizden bir farkınız bulunmamaktadır.Yukarıdaki diğer yorumumda belirttiğim laiklik ideolojisinide şekillendirem yapısalcı felsefelerle alakalı birşeyler söylemenizi beklerdim fakat işin bu taraflarıyla anladığım kadarıyla alakadar değilsiniz bundan dolayı sizinle anlaşabileceğimiz yoksa konuşmak mı demeliydim? konular oldukça mahdut görünüyor tavrınızın bana göre en belirleyici özelliği hakim ve yaptırımcı olması şunu söylemeye çalışıyorum çatışmaktan uzak durabilmek için yaşadığınız coğrafyanın halkının inançlarıyla alakalı entelektüel bilinciniz biraz gelişmeli bu tabii bir aydınlanma aklı veya laikliği ortaya çıkaran durum, tarihi şartlar ve buradaki durumla Türkiyeyi kastediyorum ne derece örtüştüğüyle alakalı bilgiyide içeriyor.

Karşılıklı Saygılar

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: August 2, 2007 12:25 AM

Sayın Diktaş, öncelikle "hemcins" sözcüğünü yersiz ve yanlış kullanıyorsunuz.

Bununla birlikte sizin beni hangi "cins" içinde tanımladığınızın benim için bir önemi yok. Benim argümanlarım gayet net ve berrak. Din ve İslam düşmanı değilim, laikliği demokrasinin olmazsa olmazı görüyorum, laikliğin dini ortadan kaldırmayı amaçlamadığını, tam tersine din özgürlüğünün sigortası olduğunu net biçimde ifade ediyorum. Uygulamada bazı yanlışlıklar ve aksamalar olabilir, bu laikliğin kaldırılmasını değil, daha iyi uygulanmasını gerektirir. Din devlete talip olmaya kalkışmadığı zaman sorunlar kolaylıkla aşılır ve başörtüsü gibi konulardaki inatlaşma da ortadan kalkar, durum normalleşir.

Görüyorum ki ben "kılıçlar çekilir" demişken, siz kılıçları çekmişsiniz bile. Çoğunluk olduğunuzu iddia ederek tehdit ediyorsunuz. Bu savınız doğru olsa bile çoğunluk diktası kurma hakkı kazanamazsınız.

Bu herhalde seçim sonrası bir galibiyet sarhoşluğu olmalı. Daha serinkanlı olmanızı tavsiye ederim. En iyisi tartışmayı sürdürmeyelim siz durumu ve olayları daha serinkanlı değerlendirin. Bu ülkeyi ateşe atmayı düşünmek gerçekten bu kadar ucuz değil...

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 2, 2007 11:53 AM

Sayın Efegil:Düşüncelerinizi ifade etme hürriyetine saygı duyuyorum.Ben buradaki hiçbir yorumumda herhangi bir partinin savunuculuğunu yapmadım, AK partinin seçim galibiyetiyle ilgili yapılmış yorumlarda da hiçbir şey söylemedim.Bu benim Siyasi partilerin hareket alanı kısıtlı ve herzaman doğruyu ifade etme imkanlarının bulunmadığını düşünmemden kaynaklanmaktadır.Ez cümle partilerin kazandığı seçimler bizim gibi 3. ülkelerde genelde konjönktür gereğidir fazla önemsemeye değmez asıl olan böyle bir kalabalığı arkasına almış bir partiye oy veren seçmenin bilincinin hangi düzeyde seyrettiğidir ben bu duruma bakınca hiçte birileri gibi sevinemiyorum.Ayrıca ben bu seçimlerin kimseye karşı kazanılmış bir seçim olarak değil halkın iradesinin yansıması olarak görüyor ve saygı duyuyorum fakat genelde yapıldığı gibi bu siyasi iktidarın yaptığı saçma sapan işleri eleştirmeyeceğim anlamanı gelmiyor, ''çoğunluk diktası kurma hakkı kazanamazsınız.'' sözünüze ise tamamen katılıyorum benim hiç öyle bir niyetim yok Post Modern felsefenin esaslı bir konusunu teşkil eden azınlıklar ya da toplumundan farklılaşan bireylerin haklarının toplumun onlara alıştığı şekilde muamele etmesinden nasıl korunabileceğiyle alakalı getirdiği yaklaşımları dikkate değer buluyorum.
Son olarak kılıçları çekme mevzuunda benim ifadelerimde kılıç çektiğime değin herhangi bir emare bulunmamaktadır sizin söylediklerininz üzerine yapılmış bir hatırlatma yoksa kimsenin kimseyi incitmesini inanın istemeyiz.

Saygılar bu sefer sadece benden...

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: August 2, 2007 5:47 PM

Yazıyı ve yorumları baştan aşağı okudum.Yorumlarda dikkatimi çeken Demirkan Bey'in laiklik hakkındaki görüşleri oldu.Aslında bahsettiği mevzular tam olarak Türkiye'nin sorunlarını açıklıyor.Ülkemizde laiklik bütün dinlere eşit mesafede duran bir devleti değil din mefhumunu bir şekilde görmezden gelen bir ilkeyi temsil ediyor.Yani din devlete ait bir özellik değildir fakat tüm insanların dini bir seçimi vardır.Ülkemizdeki bu sorun halkla devlet arasındaki güven bunalımının temel sebebi olmuştur.Bu konuda en somut örnek başörtüsü mevzusudur.Yıllardan beri tartışılagelen ve sanki bir açmazmış gibi gözüken bu konu aslında laikliği doğru anlayarak rahatlıkla çözülebilir.Laiklik sayın Mustafa Akyol'un da alıntı yaptığı Gertrude Himmelfarb'ın anlattığı gibi Fransa'da dinle savaşarak,İngiltere ve Amerika'da dinle barışık şekilde yol almıştır.Türkiye'deki halkın çoğunluğunun dini hassasiyetleri de göz önüne alındığında devletin yanlış yöntemi seçtiğini ve bu yolda diretmekle de yanlışı büyüttüğünü rahatlıkla görebiliyoruz.Açıkçası Fransa'nın yaptığı gibi bir laiklik seçiminin de temel hak ve hürriyetlere ne denli ters olduğunu anlamak aklı başında bir insan için hiç de zor olmasa gerektir.Kısacası sizin yorumlarınızda bahsettiğiniz gibi dini hükümlere dayalı olmayan ve fakat insanların inançlarına saygı duyan ve farklı inançları teminat altına alan bir laikliğe Türkiye'nin ihtiyacı vardır.Bu konudaki samimi görüşlerinizden ötürü teşekkür ediyorum.Yorumlarınızın genelinde gördüğüm yapıcı üsluba ve araştırıcı görüntüye rağmen iki konudaki
tavrınızı yanlış buldum.Birincisi Medine vesikası denilen muahede hakkındaki yanlış yorumunuz.Çünkü bu muahedede kölelikle ilgili hiçbir madde geçmemektedir.Sadece himaye altındaki kimselerin özgür olduğunu anlatır ki bunun da kölelikle alakalı olmadığı açıktır.Bu anlaşmanın hükümleri geçmişte kalmıştır ama günümüz insanlarına yol göstericilik bakımından önemli bir belgedir.İkinci nokta ise şu sözünüzle ilgili:
"Laikliği gerek şart olarak görmemeniz çok vahim bir durum. Daha fazla tartışmasak mı ne? Bu konuda en küçük müsamaha göstermem mümkün değil. Bunda ısrar, sözün bitip kılıçların çekilmesi anlamına gelir. Umarım ülkemiz böyle bir vahamete sürüklenmez."
Ülkemizin böyle bir vehamete sürüklenmemesi için sizin gibi düşünen insanların kılıçtan bahsetmemesi gerekir.Çünkü halk laikliğin doğru olarak uygulandığını görürse -ki inşallah görecektir- devletle arasındaki soğukluk kalkacak ve birbirine daha sıkı bir şekilde kenetlenecektir.

Yazan: Murat Tarih: August 4, 2007 2:15 PM

Siteye yeni olan arkadaslara, petroldem tasavvufa genel-gecer cafe-filozofumuzun capi hakkinda bilgilendirici olcagini dusundugum burada 1 yil kadar once yayinladigim bir yorumu tekrar sunmanin yararli olacagini dusundum.

Tartismalarda muhataplar biribirlerini tanimlarlarsa daha etkin bir diyalog olur.

--------- -----------------------

Kurnaz laikçinin şifreleri
Arkadaslar,
Bati’da Frankenstein ruhlu insanlar icin kullanilan “evil genius” (seytani deha) bence bir oxymoron (zitliklarin tevhidi) dir. Cunki benim anladigim deha sadece IQ testinde olculebilen . Ahlaktan arindirilmis IQ deha degil aptalliktir benim kitabimda. Simdi Batililar guya bunu tamamlamak icin EQ (Emotion Quotient) diye sacma bir terim ortaya attilar. Benim bahsettigim bu da degildir. Bence deha seytani olamaz. Seytani olan aptaldir.
Burayi ziyaret eden cok laikciler, kendi ailesinin, yakinlarinin toplumunun butun degerlerine nefret sergileyen tipler gorduk. Bunlarin bir iki ust modellerini medyada, akademide ve kurumlarda goruyoruz. Bu gozlemlerden sonra benim “entellektuel laikci goren varmi” soruma Metin Bey (the –Poor) “laikci entellektuel oxymorondur” seklinde cevap vermisti. Ve Demirkan Efegil tesrif etti. Daha ilk yorumlaindan herhalde laikci entellektuel varsa prototip bu olmali dedim.
Sibel Fidel, Sezgin Kiroglu, Ataman Ertugrul gibi zirvalarla girmiyordu soze. Uslubu kibar, metodu felsefi anlaizlerle baslayip okuyucu uzerinde makul, analitik dusunen adam intibasi birakip despotlugunu, ABD-Israil Inc propigandistligini, “bize” ait olan butun degerlere karsi verdigi savasi kamufle etmekti. Kendisine verilen ilk tepkilerden bu goz boyama ustasinin bunda bir nebze basarili oldugu da soylenebilir. Gerci Fan-club’i uyeleri zaten tanidigimiz degisik mustearlarla nevzuhur eden karakterlerden olusuyordu ama bazi akli basinda demokrat, vijdan sahibi ve zeki dostla dahi desifrede biraz geciktiler saniyorum. Son yorumlarindan sonra hala kafalarinda karisiklik olanlar veya bu “kibar tartismaci” nin uslubu ile buyulenmis olanlar varsa mevzu onlarin kafalari ile ilgilidir diye dusunuyorum.
10 yil kadar once ABD’de bazi Hiristiyan ve Yahudi sohbet odalarina girerdim bazen. Oralarda bana cok sorulan ilk sorulardan biri mealen “kimsin, hangi gaye ile gelirsin” idi. Burada bircok yorumcularin kutsal kitabimizdan, kulturumuze, tarihimize kadar biz ait olan herseyden nefret sergileyen, Judeo-Christian dunyasina (bu bir indiergemedir farkindayim-o kadar homojen bir kavram degil , ama daha uygun ifade bulamadim) ait seyleri sorgulamak soyle dursun adeta kutsayan soylemleri uzerine Nuri Bey'in “Yahudimisin” diye sormasinda (sordu ise) bir gariplik goremiyorum ben. Tam tersine karsinizdakinin kim oldugu, kimin adina konustugunu bilmek gayet rasyonel bir sorgulamadir. Bu sorgulamanin makul olmadigi durumlar coktur ama birilerinin soykirimini seyredeken “islama, Filistinlilere Lubnanlilara” saldirdigi zaman bu zamanlardan biri degildir.
Ben bura da Sezgin Kiroglu’nun “multiple-personality” lerinden (kendisinin Ilhan Arsel Turan Dursun yaninda bir K harfi fetisizmi oldugunu da kesfetmis bulunuyorum, kullandigi ikinci ve ucuncu musterdada ilk ve soy isimler K ile baslayip K ile bitiyor, ne tesaduf degilmi?) bahsetmeyecegim. Daha fazla mizaha ihtiyaci olanlar bu zat(lar)in incilerinden olsturdugum “laikcilerin Satirlarinda Gezintiler” baslikli yorumumumu (Mustafa Bey’in “Sekuleristlerin Satir Aralarinda Gezinti” baslikli yazisi altinda) okuyabilirler. Aslinda yorum degil sadece onlarin soylemlerinden alintilar; yoruma gerek gormedim.
Burada bu kurnaz laikci uzerinde biraz case-study yapmak niyetim. Bu kibar ve de polemikci olmayan uslubun sahibi icin “kibar katil” metaforunu kullandim, tabiiki filmelere, romanmlara gonderme yaparak. “karincayi dahi incitmedigini”, “sadece insanlarin iyiligini istedigini” (iyi kotu kavramindan bahsetmenin aptallik oldugunu soylemisti daha once ama olsun, o bizim gibi faniler icindi) iitiraf eden bu dusunurumuzun psikoanalizin yapalim biraz kendi satirlari uzerinden.
Demirkan Bey her halukarda bir Bati-Islam uyusmazliginda refleksif olarak Bati’yi Islam’a karsi savunur. Bunu yaparken once biraz fesefi zemin hazirlar, nedensellik, determinizm, insanlik tarihi bilmem ne laf salatasi ile. Ve bombayi birakir. ABD –Israil iyi, biz kotu. Asagidaki alinti kendisinin, “Washington Demokrasinin Arkasinda” basligi altindaki yorum(lar) indandir:
“……..Tabii ki politikaları değerlendirirken çıkarlardan söz etmek en doğru ve akıllıca yaklaşımdır. “Dostluktan, kardeşlikten, hak ve hukuktan bahsetmek ise maksatlı bir hamaset değilse en safdil yaklaşımdır.”
Tarihsel konjonktüre bakıldığında ABD ile Türkiye'nin çıkar ibreleri sürekli aynı yönü göstermiştir. Bu durum bu güne kadar hep böyle geldi. Bundan sonra böyle gitmemesi için çok belirgin bir neden görülmüyor. Bundan sonra da böyle olması kuvvetle olasıdır.
ABD dünyanın jandarmasıdır, istikrarın kabul edilebilir düzeyde devamının sigortasıdır. Yerel küçük çatışmaları körükleyebilir ama büyüme eğilimlerini durdurur. Bunu yapabilmek için yerel yardımcı jandarmalara ihtiyaç duyar. Bölgemizde baş jandarması tabii ki İsrail'dir. ABD ile aynı dümen suyunda gitmek için İsrail'le iyi geçinmek gereklidir.
Niye Kuzey Kore değil de İran diye sormanın pek anlamı yoktur. Kuzey Kore'nin nükleer kapasitesini kimse umursamaz. ……..
İran'a ise ABD nin gerektiğinde sıkı bir ders vermeyi düşünmesi için çok nedeni var.
İran'ın ABD için en büyük tehdit potansiyeli Çin ile yakın ilişkiler içerisinde olmasıdır.
...............
Valiz büyüklüğünde bir nükleer bombanın ABD ye sokulduğunu ve New York'un orta yerinde patlatıldığını bir düşünün. Bu tam bir kabustur ve böyle bir şey olursa tüm dünyada hiç bir şey eskisi gibi olmaz. ABD bu kabusu görmektense uyanık yatmayı tercih eder. Dünyada istihbarat alamadığı bir boşluk bölge olmasını bu yüzden kesinlikle istemez. Ben şahsen bunu düşündüğüm zaman ABD yöneticilerinin ne kadar da serin kanlı olduklarını düşünüyorum. Fakat böyle bir olasılığı güçlü görürlerse kesinlikle soğukkanlı kalmayacaklardır. ……..Tüm bunlardan sonra söyleyeceğim, İran'ın ateşle oynadığı. ABD Irak gibi İran'ı işgal edemez. Fakat işi gerçekten ciddiye alırsa ve tepesine binerse İran'ın soluğunu kesebilir. Hürmüz boğazının tüm trafiğini durdurur, petrol rafinerilerini ve tüm petrol ve doğalgaz borularını imha eder. İşi bu kadar büyütemez demek yanılgıdır, eğer tüm gerekçeleri oluşursa yapar. Bu iş ne Vietnam'a benzer, ne Küba'ya.
………………………..
Bu kez sorunun çapı global. ABD globalleşmeden vaz geçemez. ABD nin dünyayı globalleştirme politikasına engel olmakta İran'ın kilit rol oynamaya kalkması ve onun yanıbaşındaki Türkiye'nin ABD nin tarihsel, coğrafik, stratejik müttefiki olması çok dikkat etmemiz gereken bir konjonktür. “ (DE)
Hala yukardaki “ABD_Israil IYi- Islam kotu” cikarimimi fazla basit veya isabetsiz bulan varmi? Varsa siz yerine daha sofistike bir ifade ikame edebilirsiniz kafanizda veya burada. Bu zat-i muhteremi rahatsiz eden neymis bakin. Su anda elinde dunyada hayati en az on defa son bulduracak gucte nukleer silah ve dunyanin kalanindan daha guclu konvansiyonel silah bulunduran, ve her ikisinide en fazla kullanan ulke olan (nukleer slah kullanmis tek ulke) Imparator’un bizim gibi ulkere, ve dunyaya olusturdugu tehdit degil adamin problemi. Ya ne? “canta icinde ABD’ye bomba sokabilecek teroristlerin ABD’ye karsi tehdidi”. Eh boylesi bir tehdide karsi adamlar “serinkanli” davranmislar degilmi? Adam bosuna meydani iyi, kotu, ahlak, dostluk, hak hukuk gibi mayinlardan temizlemedi degilmi? Ama bunlari yedirmek icin temizlemesi gereken birkac mayin birakti geride. Akil, izan da gitmeli bu zirdeli zirvasini yutturmak icin. BKz. Yukardaki “evil genius” (seytan deha) oxymorondur teorime (!).
Kendisi icin taa bastan koydugum teshise verdigi cevaptan ilginc bir ifade: “....Bu yazım için ancak şu bakımdan ABD propagandası yakıştırması geçerli olabilir: "Uslu durun, ABD çarpar bakın ha! Bu güce karşı konulmaz, boyun eğin!" demek istediğimi söyleyerek beni suçlayabilirsiniz. ………….. (DE)
Bunu kurtulus savasina girmeden once de duymamismi idik dostlar? Kim kazanmisti? Kusura bakmayin Sn. Efegil; birdahaki sefere.
………………………….
“İyi-kötü yargıları da çocuksu yargılardır. Düşük algı ve bilinç düzeyi eşya ve kavramları iyi-kötü sınıflamasına tabi tutar.” (DE).
Ama DE neden Asli Hanim’a cavap verirken kendisinin aslinda ne kadar “iyi” oldugunu “karincayi incitmekten kacindigini” falan soyleme geregi duydu acaba? Herkes biraz “cocuksu” olabiliyormus demekki; ozellikle isine geldiginde. Ayrica dedik ya Zerdust bunlari biz faniler icin soyluyor; kendisi muaftir! “nefsimle beraber dinle” demediki.
Benim noktalari birlestirme, ekstrapolasyon, yada korelasyon manatigim ve gecmisteki gozemlerim yukardaki fikirleri savunan kimselerin “icerden” olmadigini, ve ulke-ici mevzularda ne dusunduklerini adim gibi bilmemi sagladi. Onun ic konularda laikci cizgide oldugunu yukardaki satirlardan cikarmistim. Dis politika konusundaki goruslerinde Islam dusmanligi ve İslam dusmanina onlarin sozculugunu ustlenecek derecede muhabbet sergileyen birinin icerde “laikciden” baksa birsey olmasini ben beklemiyordum. Asagidaki satirlari sadece bu ongorumu teyid etti:
""Bir de aklımca hakemlik yapayım: Beyaz Hanım, Bekir bey haklı. Din dersi kalksın, İnkılap tarihi de kalksın diye bir pazarlık olamaz. Bu ikisi birbirinin karşıtı değil. Din dersi kalkar, ama İnkılap tarihi kalkmaz. Din dersi kalkarsa da din kendi finansal kaynakları ile kendi eğitim kurumları ile eğitimini yürütür. Yâni sorun, dinin devlet kontrolünde tutulması, evet. Bunu söylemek zorundayız. Bekir Bey bunun için ferah-ı kalb ile "diyanet kalksın, hodri meydan!" diyor. Biliyor ki dini kurumlar o zaman daha iyi örgütlenecek. Daha fazla finans bulacak ve daha köklü kurumsallaşacak. Açık konuşayım, kaplana eti elimizle yedirip "sen kendi başına avlanmaya çıkma, ne gerek var" deyip ehlileştiriyoruz. Yaptığımız bu, doğruya doğru şimdi! Kaplanın koyunları parçalamasından korkulduğu sürece de böyle yapılmak zorunda. Ne yani, kaplanı öldürmeye çalışmamızı tercih mi edersiniz? (Bu soruyu kaplanı sevenlere de, sevmeyenlere de soruyorum.)" (DE)
Daha once beni Beyaz (Sibel Fidel, Sait Abidin Feramglu et al. ) Hanim’a karsi “hakli” bulan bu ifadelerindeki “kaplan” koyun ve gizli ozne “biz” yani koyunu kaplandan korumakla gorevli kisilerin (coban veya sahip tahminlerim begenmedi DE ama kim oldugunu soylemedi) gercek hayatta kimleri temsil ettigini sordugumda “canim bu metafor, metaforlar bire bir temsiliyet olusturmaz..” vb entellektuel kurnazlikla gecistirmeye calisti hem de zekamiza hakaret ederek. Hem “kaplani sevenlere hem sevmeyenlere” bir soru soran kisinin bize “metaforun” tanimini aciklamak yerine bu ornekte ozne ve yuklemin kimler oldugunu soylemesi gerekmezmi idi? BU “kurnaz laikcinin” tipik stilidir. Zora geldiginde konudan cikar Kung-Fu’daki cekirgenin bilge hocasi gibi bir iki aforizma, alaksiz sofizm ile “smoke screen” yaratip ortaliktan sivisir. Yada “kustum seninle konusmuyorum”, “sen fanatiksin” der; amigosunun bir tanesi de “Bekir Bey’in noktalari birlestirme teorisine guldum” der. Ve biraktiklar yerden devam ederler.
Kurnaz laikcinin laiklik uzerine gorusleri:
S. Kiroglu’nun “Bekir Bey’in hangi ulkenin laikligini istiyorsunuz sorusuna cevabi buldum” ABD laikligi istiyorum” diyen (!) (dikkat: Bu zat daha once “laikligin tanimina ne gerek var, laiklik ne is odur; heryerde aynidir; ABD’de futbol sahasi 120 metre avrupa’da 100 metre olurmu? Diyen zatin ta kendisidir) hitaben soyle soylamis DE:
“……..Bakın ben buna benzer görüşleri başörtüsüne karşı radikal ve sert önlemler alınmasını isteyen bir köşe yazarına iletmiştim. Aşağı yukarı sizinkilere benzer cümleler kullanmıştım. "Bu insanlar dikkat çekmek, tartışılmak, polemik yaratmak için böşörtüsü takıyor veya takmaya teşvik ediliyorlar" demiştim. "Çünkü umursanmamak, başörtüsüne olumlu veya olumsuz bir tepki verilmemesi, başörtüsü taktığı için ekstra bir saygı gösterilmemesine, başörtülü olmalarının değillermiş gibi hiç sözkonusu edilmemesine bozuluyorlar" demiştim. ………….
…………………………………
Önerilerinizin bir süreç içinde gerçekleşmesini istediğinizde hiç bir sorun kalmıyor, altına imzamı atıyorum. Hemen yarın için beni çekinceli kılan çok unsur var. Bu ülkede daha düne kadar resim, heykel, müzik şiddetle tartışılırdı, şimdi o şiddette tartışılmıyor ama tartışanlar var. İslami dergilerdeki resimler boğazına çizik atılmış olarak basılırdı. Niye? Yaşamaz halde olursa günahı kalkarmış! Bu kadar korkunç bir cehaleti daha düne kadar yaşıyorduk biz. Bu korkunun nedeni neydi? Hadiste varmış, sûret yapanlara mahşerde "hadi yaptığınız sûretlere can verin bakalım!" denecekmiş. Bu aklıevveller de diyecekler ki, "yaptığımız sûretlerin boğazını çizdik, o yüzden zaten yaşayamazlar" deyip sorgudan yırtacaklar! Mantığın korkunçluğunu, akıl dışılığı görüyor musunuz?
Ben çok fazla şeyin böyle kısa zamanda değişeceğine de inanmıyorum. Bu insanlar sadece sindiler, bu kadar mantıksız, saçma şeyleri artık uluorta söyleyemedikleri için susuyorlar, ortamını bulunca söylüyorlar ve özgürlük ortamı bulsalar söyleyecekler. Düşüncelerinden vazgeçmiş değiller, sadece "takiyye" yapıyorlar. "Geçici" olarak "Darülharb" de kullanabileceklerine dair aldıkları fetvaları uyguluyorlar ve ruhsatları kullanıyorlar.
Özgürlük tanındığı zaman köşelerde ellerinde böşörtüsü ile bekleyip kadınların başına zorla bağlamayacaklar elbet. Şimdi de kimse köşelerde bekleyip geçen başörtülülerin başından örtüsünü çekmiyor! Baskı yapmanın ince yöntemleri vardır. Köşeye koyarsınız bir hoparlör, bangır bangır Allah'ın başlarınızı örtmenizi istediğini bağırırsınız. Elinize rengarenk bedeli dernekçe ödenmiş başörtüler alırsınız, sıkıysa önünüzden geçen alıp örtmesin. Arada bir fokurdayarak kaynayan cehennem ateşinden, yüzleri kavuran erimiş madenlerden, kızgın demir bukağılardan bahseden âyetleri de seslendirmeyi ihmal etmezsiniz, olur biter! Hangi delikanlı kız bluciniyle kayıtsızca bu standın önünden geçip gider, merak ediyorum.
Amerika'da bu tür İncil standları var caddelerde, fakat kimse metelik vermeyip geçip gidiyor. Veren veriyor tabii, fakat dengeyi kurmuş onlar, kimse kimseye karışmıyor. Bu ülkede Abdal heykelinin ayaklarının dibinde köpek var diye başlayan söylentiler nerelere kadar geldi, biliyorsunuz. Bu daha dün oldu sayılır, insanlar o kadar çabuk ve kolay değişmezler.
Özgür bırakma, din dernekleri imamların hocaların maaşını versin, kendi mali disiplinlerini oluştursunlar ve özgür eğitimlerini yapsınlar önerisi için söylüyorum.
Zekat, öşür, sadaka... Akla gelmedik sömürülerle insanların ölüm ve ahiret korkusunu kullanarak bir anda devletin maliyesini geçerler, bana inanın maliyeden daha güçlü bir örgütsel yapı kurarlar.
..............
Hepimiz serinkanlı düşünmeliyiz. Benden uyarması: "Bayanlar güzel güzel renkli ipekli, allı güllü başörtüler örtsün işte ne güzel" diyenlerimiz "kara çarşaf giymeyen cehennemde yanar" tehditleriyle karşılaşınca apışıp kalmasınlar. Dini kanalların boyalı haber spikerlerini ekranlara sürdüklerine kanmayın. Bunlar verilmiş "ruhsat" ve "fetva" lar çerçevesinde takiyye olarak yapılıyor. Hatta bu insanlar İslam'ı sevimli göstermek için günaha girme fedakarlığına katlandıkları için kapalılardan daha fazla kahraman olarak görülüyorlar. Mezuniyet törenine alınmayan annenin gözyaşları benim de içimi burkuyor ama, bu bazı gerçekleri gözardı etmemizi engellememeli.
Bu uyarılarımın sizin önerilerinizin bir süreç içinde gerçekleşmesini istediğinizde bir anlamı kalmıyor. Fakat ben hatırlatmakta fayda gördüm. Bu hatırlatmalar öcü değil, sadece çekince. Süreç içerisinde kaybolacaklarını umduğumuz çekinceler. Her işin farklı bir çok yönünü irdeleme adına ortaya atıyorum. “ (DE)
Gordunuzmu bizim kurnaz laikcimizin laiklik, demokrasi, ozgurluk anlayisini? Once “bunlar” dedigi muslumanlar portresi ciziyor orumcek kafali, cember sakalli, yobaz, cahil korkutucu, basortusune musade ettiginde herkesi kara carsafa burundurecek olan, ocu! Sonra diyorki “tamam demokrasi, laiklik iyi ama “ya bunlar” bu isten karli cikarsa? (bu arada buradaki yorumlar takip edenler bu entel laikcinin bu argumanlari artik ABD laikligi ve ozgurluk isteyen (!) Sezgin Kiroglu’na karsi yaptiginin farkina varip gulmekten koltuklarindan dustuklerini gorebiliyorum- Kiroglu’ndan daha fasist, daha Islam dusmani olabilmek mumkunmudur sorsusuna cevaptir-hemde ilimli dusunurumuz tarafindan). Peki ama demokrasi ve laiklik zaten bir dini grubun devlete hakim olmasina karsi gelistirilmis supablari icermiyormu demeyin. Dedi ya adam “halkina guvenmiyor” Kizi kendi haline birakirsan ya davulcuya ya da muslumana varir diyor anlayacaginiz. Ee, halkina guvenmdigine gore “koyunlari” kaplana teslim edecek degilya. Demokrasi isteyen Kiroglu’na(!!!) “dur kardesim , sureci icersinde olsun” diyor. Tercume: “once su din isini tehlike olmaktan cikaralim; ortada din olmadigi zaman bu suruye bizim fikrimize serbestce inanma hakki taniyabiliriz. Idrak sahibi insanlar bu “hakina guvenmemenin” manasini cok iyi anlayacaklardir eminim. Efegil’in guvenemedig kendisi; hakli kendi haline biraksak, fikirlerin serbestce ifade edilebildigi, yan “fair play” ortaminda kazanma sansinin olmadigina inandiginn teyididir bu Sn. Seyirciler!! Benim fikrim sebest dusuncler ortaminda para etmez biliyorum; o zaman serbest dusuncler ortamina musade etmiyorum diyor. Bu kadar acik! Simdi mesela ben bu adama despot, fasist kelimelerini kullansam acaba sansure takilirmiyim? Mesela deduk Mustafa Bey :)
Ama “İslam tehlikesini nasil ortadan kaldiracak Demirkan Efegil” mi dediniz? Guzel soru!
Dinleyelim ustaddan:
“Tüm sorun kutsallıklarda. Kutsallıkları abarttıkça sorun büyüyecektir.
Bu kitabı Muhammed kendi mi yazdı, Allah mı vahyetti? Bu soru karşısında tercih edilen yolun ya cennete, ya cehenneme götüreceği inancı insanları kesin biçimde ikiye böler. İnsanları bu kadar kesin bölecek bir etken daha bulamazsınız. Bu kitabın kutsal, bu sorunun yanıtlanması zorunlu bir soru olduğu inancını koruduğunuz sürece insanlarla sorununuz bitmez.
Kardeşim ben nereden bileyim? Kendi nedenselliği içinde ortaya çıkmış bir kitap işte. Kutsalsa kutsal. Ama onun kutsallığı semboliktir, bağlayıcı ve dokunulmaz değildir. Okunuşu, yazılışı sanatsal bir folklorik ifade şeklinde insanları etkiler. Ben inanın bana Mustafa İsmail hayranıyım. Onun, bu muhteşem hafızın Kur'an okuyuşuna mest oluyorum. Özellikle Kehf suresini okumasına biterim. Bu suredeki esrar ve gizemi çok güzel yansıtan ürpertici bir tonda ağır ağır okuyuşu tüylerimi diken diken eder. "Aman canm, ondört asır önce bir arap bedevisinin yazdığı bir kitap" deyip bu büyüleyici atmosferden kendimi mahrum etmem. Bu muhteşem hafız gibi bir hafız daha gelmedi Mısır'da. Keşke gelse de dinlesek!
Bakın arkadaşlar, bilimin tadını aldınız mı, bilimin tekdüze ve yalın gerçeklerinden sıkılır, gizem, esrar ararsınız. Mevlana'ya, Budist tapınaklara akın akın batılılar niye gidiyor sanıyorsunuz? "Keşke evren bilimin gösterdiği gibi yalın ve tekdüze olmasa, esrarlı, gizemli olaylar olsaydı!" dersiniz. Böyle şeylerin olmadığını bilirsiniz fakat en azından hayal dünyasında bu alemlere akmak isteği duyarsınız. "Yüzüklerin Efendisi" ve "Ateş Krallığı" türü filmler bu açlığın sonucudur.
Din bağlıları bunu yanlış anlar, "Zavallılar manevi açlık içinde" deyip onları doyurmak için kolları sıvar, sonra da yeterince eğilmediklerini görünce hayal kırıklığına uğrarlar. Bu insanlar bilimsel anlayıştan sadece biraz sıkılmışlardır, nefret etmiş değillerdir, sadece değişik atmosferlerde gizem soluma ihtiyacı duyuyorlar.
Bilmem anlatabildim mi? Kutsallıkları folklorik düzeye indirgemek şarttır. Yok etmek gerekmez, onlar bu dünyanın rengi, farklı çeşnisi, tadı, tuzu... Bir hat sanatından zevk almasını bileceksiniz, arap harflerinin esrarlı kıvrımları arasına dalıp gidebileceksiniz. Yanık sesli Mısır hafızlarının okudukları ürpertici nağmelerin tadını alabileceksiniz. "Kur'an Arabistan'da indi, Türkiye'de yazıldı, Mısır'da okundu" derler. Bunu hissetmek kötü bir şey değil. Ama kutsallığını bağlayıcı, itiraz edilmez, dokunulmaz ellenmez bağlamında almamak şartıyla. Ben arap yazısı okumayı bilirim. Anlamını da merak ettiğim için öğrenmeye çalıştım. Toplumumu bu kadar derinden ilgilendiren bir olguya kayıtsız kalamazdım. Kendi çapımda okur ve anlarım. O düzeyde öğrendim. Niye? Toplumumun malı bu da ondan! Niye atayım? Niye hor göreyim? Bin yıldır atalarım bu kitaba bir biçimde sahip çıkmış. Ben niye atayım? Bu benim nedenselliğimin bir parçası. Nedenselliğimi niye inkar edeyim? Beğenmediğim ayetleri de olur. Olabilir, kutsallığını tabu derecesine yükseltmiyorum. Siz Kur'an okurken güler misiniz? Ben gülerim. Kendi gücüne güvenen ve malı, evladıyla böbürlenip inanan komşusunu küçümseyen adamın bağını dolu vurup perişan olduğunda elleri böğründe kalışının tasviri beni güldürür. O adamcağızın o hâli gözümün önüne gelir ve gülerim. Böylesi büyüklenen bir adamın gerçeğin yüzüne vuruluşu ironiktir. Bu bir fıkra değil ama, ironik gelir bana.
Bakınız Beyaz hanımın yazdıkları bu anlattıklarımla örtüşüyor. Her ayetten elli çeşit, Kur'an'ın tamamından beşyüzbin çeşit anlam çıkar. Şimdi ben de gerçekten bir inanan insanın "dost olmayın" ı "konuşmayın" anlayabileceğine ikna oldum. Bu anlam çıkmaz ama, çıkaran da çıkarır yani! Adam bu anlamı çıkarıyor kardeşim, zorla mı?
Tehlikeli olan kutsallığın tabulaştırılması ve herkesin kendi anladığına da bu kutsal tabu olma halini sirayet ettirmesi. O zaman yandı gülüm keten helva!
Bu kutsallığı yumuşatıp folklorik düzeye indirgemeden bu işten kurtuluş yok arkadaşlar. Ben bunu bilir, bunu söylerim.
Beyaz hanımın çıkardığı sonuca aynen katılıyorum, çok yerinde ve benim amacıma uygun bir sonuç çıkarmış. "belki de gerçekten iman" etmeyenlerin, açıkça iman etmeyenlerin, edenlerim muhasebesinin bize düştüğü anlayışıyla yol almamıza imkan yok...” (DE)
Daha onceki yorumumda “kutsali folklorlestirme” den ne anladigimi yazmistim Noel’den, ABD’deki dini aktivitelerden ornekler vererek. Zaten kurnaz laikcimiz daha once “ABD’nin ilimli Islam projesini destekliyorum” demisti aynen degilse mealen. Salman Rustu, Irshad Manji, Ayan Hirsi Ali ve ustadlari Daniel Pipes’ta destekliyor. Ozet olarak arkadasin dedigi “yok edemiyorsan (ki gordukki bu zor, baksana Stalin basaramadi, vah, vah!) zehirle, icini bosalt; sadece adina Islam desinler ama pratikte Bati’daki materyalist, hedonist uygulamadan farki kalmasin. Zaten gunumuzde bu "kalvinist islam", "ilimli islam", "bati ile barisik islam" uygulamalarini goruyoruz. Simdilrde moda olam mistisizm "musluman olmadan Sufi olma". Hatta "laikci Sufi" bile olunabiliyormus National Geographic Turkce (gavurcasinda boyle zirvalar olmaz) versiyonuna gore Galata Mvlevihanesinde gen kizl;a oglanlar cagdas kiyafetler icinde rak ediyorlarmis; vede bunlar basortusune karsi imisler vede pekte laik Atatrrkcu falan imisler; Subasi camminde karsik namaz kilan Atatrurkc guruh, agzindan Allah kelimesini dusrmeyen Bulent Ersoy ve porn mahkemesine Allah yazan kolye ile giden Gamze Ozcelik'in dindarligi istedikleri. Istedikleri halti isleyecekler, herseyden sikilip canlari biraz da "mistiszm" isterse onu da kafeterya uslulu temin edecekler. Adam ABD'yi bosuna ornek vermiyor; yalniz orasida degsiyor hemde DE'nin istedigi yonde degil, orda din muhafazakarlasiyor yada "koktenlesiyor". Bizim aydinlanmacilar Bati'daki pozitivizmi ikiyuz sene rotarla aldiklari gibi ABD'deki dindarligi da en az 30 sene geriden takip ediyorlar.
Ancak Islam boyle "foklorlestirildiginde" laiklige de demokrasiye de musade edecek Sn. Efegil. Alternatifsiz demokrasi; kendi dininden baskaa dinin olmadigi laiklik. Oh ne guzel memleket!
Peki bu pek rasyonel, mantikci, nedenselci dusunurumuze Asli Hanim’in sorusunu tekrar etmek gerekmezmi: Sana ne kardesim benim dinimin nelestrileceginden? “senin dinin sana , benimki bana” degilmi? Sen “yaw ben aslinda muslumanim, islami daha iyi yasamak istiyorum ama su mevzularda tereddutlerim var; yada su yorumlara karsiyim” mi diyorsun yani “icerdenmisin” yoksa dusmanin gordugun dini yok etmek, ve bu mukun degilse yozlastirmak icin carelermi oneriyorsun? Kim adina kimin dinini folklorlestriyorsun? Hangi selahiyet ile? Git terorist/ustun irkci/ din devleti Israil’in dinini folklorlestirsene! Hani ateisttin, agnostiktin bilmem ne idin? Neden hedefinde sadece Islam var?
Ve devam ediyor Zerdust:
“…….Yapacağımız, kimsenin karanlıkla korkutulmasına prim vermemek. Karanlıkta öcüler böcüler var denilmesine prim vermememek gerekiyor. Tabii bu noktada zor bir yerde duruyoruz, karanlıktan herkes korkar, ister istemez çoğunluk öcüler böcüler olduğunu düşünecek diyebilirsiniz. İşte bilimin gücünü burada devreye sokmak gerekiyor. Bilimin gelişim sürecini izleyen aydın insanlar için bu tür korkular anlamsızlaşır. Bilirler ki yakın tarih büyücüler, şeytanlar, ejderhalar, ifritler kaynayan korkunç bir yerken bilim bunların hepsini aydınlığı ile yaktı, yok etti. Ümit burnu dolaşılırsa gemileri dev ejderhaların yutacağına inanılırdı. Ümit burnunda korku kayalıkları vardı. Bunları gören denizcilerin içi korkuyla dolardı. Bunların ötesine geçmeyi kabuslarında görürlerdi.
Hâlâ birtakım halisünasyonların cin görünmesi olduğunu sanan insanlar var. Bilim aydınlığı ile bunu da yenecektir. Görme olayının, beynin görme bölgesinin görme sinirlerinden gelen sinyallerle uyarılması olduğunu ve bu bölgenin sadece gözden gelen sinirlerce uyarılmadığını, sonuçta görmenin gözle değil beyinle yapıldığını öğrenen bir kişi artık cin gördüğünü filan iddia etmeyecektir. “( DE)
Simdi ogrendinizmi cocuklar “gorme olayinin” ne oldugunu? Yukarda birisine “yahudimisin” veya “kimin adina konusuyorsun” sorusunun sorulmasinin bahsedilen ifadelerden sonra makul oldugunu dusundugumu soylemistim. Bize gormenin aslinda ne oldugunu cinlerin perilerin olmadigini, bilim de bilim, bilim bilirim baksa sey bilmem diye vaz eden bu aydinlanmacimiza “bilimsel liyakatini” da sormak caizdir saniyorum. Sahi hangi liyakat, selahiyet yetkiye dayanarak bizlerle bu kadar tepeden konusabiliyorsunuz Sn. Enistein? Son Nobel Odulunu ne zaman kazanmistiniz? Yoksa su California Universitesinde hucrelerin icinde protein tasiyan motorlari kesfederek Sicence Dergisi tarafindan dunyada “yilin genc bilim adami”(Nobel JR. olarakta bahsedilen) odulu alan 26 yasindaki deha Ahmet Yildiz sizmisiniz? Eger o iseniz esiniz basini ortuyor ve takiye yapan bir dindarsiniz; bundan dolayi mezun oldugunuz Bogazici unIversitesi, YOK, TUBITAK ve cokta bilimci merkez medya tarafindan buyuk bir gayretle haklktan saklandiniz!
Basortululer hakkinda ne dusundugunu ogrendik, peki halk hakkinda ne dusunyor acaba. Dinleyelim:
“......Halkına güvenememek çok acı bir duygu, bundan çok acılıyım bana inanın ama, ben samimi söylüyorum güvenemiyorum. ……Bu ülkenin vatandaşı olmaktan bazen utanıyorum! ……..
Deklere ediyorum: Ben halkıma güvenemiyorum, kusuruma kimse bakmasın ve adımı ne koyarsanız koyun umurumda değil. Güvenmiyorum kardeşim, zorla mı?
Ah soke olduk! DE halkina guvenmiyormus. Iyi de haklini seviyormu? Onun menfaatini ABD veya Israil haklinin onune koyuyormu>? Yani ailesinden sikayetci babami; yoksa “ailenin dusmanimi”. Samimi olarak ortaya cikip BEN SUYUM, SU ENTITE ADINA KONUSUYORUM demek te zorla degil. Olmadigi icinirki biz de bu maske indirme isine giristik.
“peki ama laikci olabilmek icin Atatrurkcu de olmak lazim, hani bu adamin Ataturkculugu” diye souyorsaniz hemen geliyor bir Ataturkcu soylem:
"Yiyin efendiler yiyin! Bu hân-ı iştiha sizin" dizelerini şu eklemeyi yaparak yeniden yorumlamak istiyorum: "Yiyin birbirinizi! Tüketinceye, bitirinceye, hiç adam kalmayıp hepsi başka gelişmiş ülkelere kaçıncaya kadar yiyin! Yiyin ki bu ülke ebediyete kadar adam olamasın! Atatürk'ün medeni milletler düzeyine çıkma ülküsü gerçekleşemesin ki, onun mirasını reddettiğimizi, akla, bilime filan ihtiyacımız olmadığını, kurnazlığımızla(!) dünyaya bedel olduğumuzu cümle aleme ilan edelim. En bariz özelliklerinden birisi, değerlerini yiyip bitirmek olan ulusal genetiğimizi hakkıyla sürdürmüş olalım!
Hayırlı işler! Alkışlar hepinize... (DE)
"……Tanrısız din veya dinsiz tanrı anlayışlarını ateizm kapsamı içine alır mısınız bilmiyorum. Böyle uç şeyleri fazla tartışmaya açmayın, bana inanın faydası yok. Bakın kaçınalım, ellemeyelim, dokunmayalım demiyorum, tabu yapmıyorum. Bazen biraz faydacı (felsefi teknik terimini şimdi hatırlayamadım) olmak iyidir. her argümanı yeri geldikçe kullanmalıdır. O dostum "bir tamirci yerine göre tornavida, yerine göre pense alır eline" der. Sanırım haklı. Her şeyin fayda ekseninde olması gerekmez, faydalı diye alacağız, faydasız veya zararlı diye atacağız diye bir şey yok, ama yerine göre bir argümanı kullanmayı tercih edebiliriz.
Bakın Beyaz hanımın "siz şunu yapın, biz de bunu yapalım" pazarlığına geldi iş. Dostum, bunun yapılabileceğine bir inanabilsem, toplum olarak bir inanabilsek! .......İşine fazla gelmedi mi keseri kaldırıp berikinin kafasına da vururlar, bana inanın hiç şakası yok bu işin. " (DE)
Fazla yoruma gerek yok herhalde. "muslumanlar takiye yapiyo; ellerin firsat gectiginde ... neler yapacaklar; kumar oynayamam ben " (mealen) diyen zatin "ateizminizi saklasaniz iyi olur; uygun strateji degil" (mealen) derken takiyye salik vermiyormu acep hmde Sezgin Kiroglu'na! "yerine gore bir argumani kullanacakmis" durust entellektuelimiz. Dostlar buna Ingilizce'de "entellektuel prostitution" (fahiselik) derler. (Not: Sn, Moderator bu mustehcen ifade degildi, Bati'daki politik konusmalarda cok kullanlan bir terimdir).
Walla arkadaslar kanimca bu laikcimizin demokratligi da laikligi de, ahlak, vijdan kavramlarina verdigi mana da, kim adina konustugu da desifre olmus vaziyettedir idrak kapasitesi olana. Bu tesbitler ilerde bu zat veya degisik adlarda nevzuhur edebilecek ayni veya farkli kisileri desifre etmede birazcik faydali ipuclari verdi ise buna harcadigim iki saat bosa gitmemis sayabilirim.
Birde kendisinin bilimciligini, daldan dala atlayan, isine geldigi gibi egilip bukulen cok elastik bazen pragmatik, determist aydinlanmaci felsefesini de irdelemek isterdim ama yoruldum; aslinda bunlari Nuri Bey, Suat Bey , Ozgur Aytekin, Abdullah Esin kardeslerim gibi bircok yorumcular yeteri kadar yapmislar.
Ben Islam'a dusmanliklari ayan beyan ortada olan kimselere Kur'an ayetleri, meali, tefsiri Hadis-i Serif konulainda sabirla aciklamalara giren arkadaslara Allah razi olsun diyorum sadece. Bunu ben pek yapmam. Birinci sebep techizatimin yetersizligidir. Ikincisi ise muhatap aldigimiz kisilerde bu orulari sorma hakki veya ogrenme niyeti olmayisidir. Yani niyetleri bozuktur. Disardan ABD Elcisi Edelman "niye tek hak din Islamdir deniyor derken ve Sulu the Magnificent "240 muhkim ayet degissin" derken benim icimden onlara ne Kur'andan ne Islamdan bahsetmek gelmez. Ama herkes farkli yerlerden elini tasin altina koyar; saygim vardir.
Bu DE'ler Sibel Fidel Sait Abidin Feramoglu- Beyaz Hanimlar, Sezgin Ataman Kirogullari'nin butun versiyonlari nereden gelirler, kimlerdir ne olabilir bu kinin, saygisizligin, her halukarda zayifa karsi guclunn yaninda yer almayi reflekslestrmis karakterleri yaratan kosullar nedir? "nature or nurture" (yaradilismi yetismemi) sorusu bence daha fazla irdelnmelidir. Daha once soyledigim gibi ege bu taife Yahudi veya Islam'i, Turkleri hedef alan diger bir aidiyetten iseler tavirlaruina bir nebze saygi duyabilirim. Ornegin Sedat Vedat Sertogklu Yahudi kardesler ulkeleri ve dinleri icin falliyetler yapiyorlar ne kadar seytani olsa da birer "dava adamidirlar". Fakat Mine Kirikkanat Saulnier gibi kendi insanina kin kin ve asagilama kusan kendinden bnefret eden yerli yerl oryantalisler icin hicbir guzel yorum yapabilecek nokta bulamiyorum. Ben daha once e-mine Hanim'in bir sorusuna cevaben her halukarda "guclu", "moda", In" "hip" "cool" olana yonelenlerin psikoanalizini yapmaya clismistim degisik bir ilmekte. Ama diger yorumumda da soledigim gibi ben profesyonel degilim bu mevzularda. Bunun incelenmesinin bunlari muhatap, alip Kur'an ayetlerini aciklamaya calismak kadar onemli bir istigal olacagi dusuncesindeyim.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Not: DE'den yaptigim alintilarda yazilarinin tamaminin kontekstini yansittigim iddiasinda degilim. Her ne kadar mananin dogru yansitilmasina gayret gfosterdi isem bve bunun icin cogunlukla uzun pasajlar nakletti isem de alintilar secmedir, yaptigim argumanlari desteklemek icin. Dileyenler zatii muhteremin yazilarinin tamamini kendileri okuyup yargilarimin yerinde olup olmadigina karar vereblirler tabiiki.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 13, 2006 08:29 PM

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 4, 2007 8:23 PM

Her iki yorum için de teşekkür ederim. Sayın Diktaş, sizi laikliğin kalkması konusunu tartışmaya açmayı istemeniz konusunda yanlış anlamış olabilirim. Madem böyle bir niyetiniz yok, o halde sorun da yok. "Kılıçların çekilmesi"ni bir mecaz olarak kabul ediniz. Yani ben sözü bırakıp kılıca sarılacak değilim, böyle anlaşılıyorsa sözümü geri alıyorum.

Benim asıl söylemek istediğim, laikliği tartışmaya açmamızın ve kaldırılabilir, dini devlet kurulabilir mi tartışmasının bu ülkeyi dinamitleyeceğidir. O zaman gerçekten kılıçlar çekilir. Bu ülkeye bu kötülüğü sağduyusu olan kimsenin düşünmeyeceğine eminim.

Sayın Murat, Medine vesikası konusunda açıklamamı yaptım. Kölelik vesikada değil, kaynaklandığı hukuk sisteminde var.

"geçmişte kalmıştır ama örnek alınacak tarihi bir belgedir" dediğinizde sorun yok. Elbette. Zaten dikkatli okursanız ben de böyle söylemiştim. Zaten İslam içinde olduğu şartlar bazında ciddi bir devrimdir. Kabileleri devlet haline getirmiştir ve hiç hukuk diye bir şeyin olmadığı bir ortamda "hukuk" yapmıştır yani. Bunu da belirttim.

Benim söylediğim, bu hukukun günümüz için geçerli olmadığı. Bunun için de İslam hukukunu yeniden düzenlemeye, tartışmalar açmaya gerek yok, bu karmaşa getirir. Evrensel hukuk sistemi yeterli ve zaten günümüz anlayışı hukuk için dini baz almıyor. Din kendi içinde güvence altında tutuluyor. Devleti dine göre düzenlemeye kalkışmanın getireceği karmaşa gerçekten çok vahim sonuçlara yol açar. Böyle ber şeye gerek de yok. Bakın Kanuni bile ta o devirde Mecelle'nin başlangıcı olan yasaları yaptığı zaman devrin şeyhülislamı tarafından öyle şiddetli eleştirilmiştir ki, buraya yazamam. O zaman bile Kanuni güçlü bir padişah olmasa ve haberin halk arasında yayılması sınırlı olmasa kargaşa çıkabilirdi.

Bugün devletin temelini değiştirmeye kalkmanın getireceği karmaşayı hayal bile etmek güç olabilir. Çünkü dini hükümler, kutsallığa dayalı olduğu için tartışılmasında büyük sorunlar çıkar. Şöyle bir neti gezin, forumları gezin. Özgür bir ortamda bile tartışmalar nasıl ayyuka çıkıyor. Bir de bu tartışmalar baskı, tehdit, yasaklarla desteklenmeye filan kalkışılırsa inanın bana bu ülke dinamitlenmiş demektir.

Kılıç çekilme meselesini bu anlamda almanızı rica ediyorum, saygılar sunuyorum...

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 4, 2007 8:34 PM

Bu geniş argümantasyonla bizi aydınlattığın için sana sonsuz teşekkürler Bekir abi, eksik olma.

Hakikaten: Böyle Buyurmuş ZERDÜŞT...

Ben bahse mevzu şahsı daha önce tanımıyordum ilk defa burada diyaloğumuz oldu fakat aşağı yukarı rengini ne olduğunu farketmiştim; felsefi, derin anlalizler yapacak gibi konuya girip sonra bize heryerde duyduğumuz teraneleri dikte etmeye kalkışmakla bitirdi yukarıda ki yorumumda da diğerlerinden farkı olmadığını belirttim.Fakat Bekir Abinin yazdıklarından sonra mesele tamamiyle vuzuha kavuşmuş oldu özel üretim bir prototip'le karşı karşıyayız Bekir abinin dediği gibi laf anlatmaya ayet, meal, tefsir okumaya çalışmak zaman kaybından başka birşey olmaz.

Saygılar Selamlar

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: August 4, 2007 11:04 PM

Rica ederim Muhammet Bey Kerdesim. Bazen bunun zaman israfi oldugunu dusuncemde burayi ziyaret eden herkesin sizlerin idrak ve suur seviyesinde oldugundan emin olmadigim icin, birilerinin kafalarinin karismasi ihtimaline karsi biraz arka plan bilgisi olsun istedim elde.

Ben bircok ateist, agnostik tanirim. Laikcilikle alakasi yok. Murat Belge, Sanar Yudatapan, Gulay Gokturk gibi bircok demokrat din ve vicdan ozgurlugunu insan hakki olarak savunur; ve basortusu zulmunu kinar.

Genel-gecer filozof, bilim adami (her konudaki bilgisi de petrol konusundaki kahvehane biliminin otesinde olmayan) nin modus operandisi her sikistiginda konu ne olursa olsun, Islam , Muslumanlar hakkinda "aciklar" bulup, kafarda tereddutler yaratmak ve sizler gibi iyi niyetli diyalogda bulunmak isteyen muminleri mudafada tutmak.

Kendisi bir kere demokrasiyi benimseyip benimsemedigi, gercek laiklik isteyip istemedigi, Evrensel Insan Haklari Beyannamesi, Avrupa Insan Haklari sozlesmesi ile garanti altina alinmis haklara saygi duyup duymadigi gibi sorulara cevap vermedi. Hep demagojik laf salatasi, konuyu degistirme, daldan dala atlanma takigi ile Muslumani sanik sandalyesine oturttu. Ve kendisinin karincayi incitmedigi, ne menem "iyi insan oldugu" (oysa iyi kotu safdillik, cocuksu demisti), "vatan icin cani verecegi" gibi uzuz duygu somurulerini kullandi. . Makyavel'in bile kemiklerini sizlatacak ahlaki reddeden bir menfaatcilik savunmakla kalmamis , Israil Lubnan'da Filistin'de katliam yaparken birtek zil takip oynamadigi kalmisti. Bu ahlaktan arindirilmis menfaatci is Israil'in ve ABD'nin menfaatine gelince "bizim" menfaatimiz falan bir tarafa birakip Sharon'un cizgisini savunur. Bunun uzerine kendisine "biz" derken hangi aidiyetten bahsettigini sormustum. Nuri Saglam adinda bir yorumcu bunu daha direkt sormus.

Bu bilgiler neden ise yarar?

Bana bir laikci gosterin ben size bir fasist, miltarist, mesruiyet , islam, hak hukuk dusmani, guce tapan, gunun en moda olan, en karli olan hareketinin yilmaz savunucusun gostreyim. Bu test simdiye kadar hic sasmadi. Bu zat-i muhterim kendi yorumlarinda bu vasiflarin her birinin oldugunu nesnel olarak , tereddute mahal nirakmayacak kadar tarzda ispatlarim. Aslinda yukardaki yorum yaninda kendisine cevaben yazdigim daha bircok yorumda bunu yaptim.

"senin yazdigini okyuamiyorum; muhatap almiyorum" falan demesi aslinda tam tersine cok iyi anladigindandir.

Bu sugar-daddy ile fikir teattisine girmek isteyen arkadaslar lutfen zaman ayrip yukardaki yorumumun en azindan kendi yorumlarindan alintilar kismini okumalarini dilerim. Seker kapli zehir damarlariniza zerkediliyor olabilir.

Arkadas buraya bir misyon ile geliyor. Bu sitede var olup kendileribninkinde olmayan farkli fikre toleransi maksimum olcude kullanarak avlaniyor. Ne derece basarili oluyor bilemiyorum ama bazi birikimli arkadaslarin dahi kendisinin kibarligi, rasyonel gorunen sofizmerinden etkilendigin gorunce, sesiz kalmaya gonum razi olmuyor.

Madem buraya kadar uzattim, ziyaretculeri bir konu uzerinde dusunmeye davet ederim. Daha once kendisinin bir muridi "din geni varmi" diye sordugunda ben de "seytan geni varmi" demistim dusunce provoke etmek saiki ile.

Bunu birazcik acayim: Ulke nufusunun yude 99.8'inin nufus cuzdaninda Islam yazar. Artik din hanesi kalkti saniyorm ama hala muhafazakar bir tahmin ile yuzde 95'i soruldugunda "muslumanim" der en azindan. Yani hemen herkes en azindan Musluman aileden gelir.

Peki bu cocuklar ne zaman, hangi saikle aydinlandi? Neden biz aydinlanamadik en az onlar kadar tahsilimiz IQ'muz oldugu halde> Fark nedir?

Vardiklari yere gercekten bir hakikat arayisi yolclugu sonunda mi vardilar, yoksa her zaman karli olani "in" olani, nefsi tatmin edeni secmeye yatkinliklarindan mi bu notaya geldiler? Bakin Taliban Afganistan;ina hicbir menfaati olmadigi halde, yani bu isv kali olmamsina ragmen Islam'dan uzaklasan birisine saygi duyarim. Turkiye'de de bu durumda olan nadir ornekler olabilir. Ama Cumhuiyet donemi boyunca "aydinlanaraK" babnalarinin dedelerinin dinlerini hurafeler, gericilik, cagdisilik olarak niteleyenlerin ayni zamanda bundan ne kadar "larli" ciktiklarini goz onune aldigimizda bu "irtidanin" acaba serbesy iorade ile mi oldugu yoksa ruzgarin esizs yonun gore mi belirlendigi sorusu sorulmalidir. Hitler zamaninda SS olmak yuksek karakter gostetrgesi olamaz. Tam tersine mecbur olmadigi halde direnise katilmak ahlaki omurgaya isaret eder. Tip fakultesi son sinifindan atilmak pahasina basini acmayan hanimlar gibi.

Eger buna cevaben birseyler yazarsa supheniz olmasiin iddialardan uzak duracak zihin oyunlari ile cambaza bak diyecek. Bilirim adamimi.

Uslup uzerine bir not: Bazi arkadaslar uslubumun fazla :keskin" olmasindan bazi mesajlarimin etkinliginin azaldigi elestirisi getirdi. Ben sectigim uslubun gayet yerinde oldugu dusuncesindeyim. Kontrolu kabetme durumu falan yok. Tukiye'de laikci-dindar diyalogunun dunu ve bugunu uzerinde epeyce kafa yordum ve onlarla bu uslupla konusmanin zaruretinde karar kildim. Biraz sosyal psikoanaliz yaparsaniz anlarsiniz eminim. O egolarin orselenmesi, sayginin liyakat, zeka, birikim ve erdem ile kazanildigi bir doneme girmek zorundayiz. Zorba lumpenlere hesap vermek, hos gorunmek devri son bulmali; denendi 80 kusur sene. Onlar onunla besleniyorlar.

Tum muminlere selam, saygi ve muhabbetle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 5, 2007 4:40 AM

"Bazi arkadaslar uslubumun fazla :keskin olmasindan bazi mesajlarimin etkinliginin azaldigi elestirisi getirdi."

Bunu söyleyenler kimlerse onlar sizin dostunuz Bekir bey, seslerine kulak vermeniz sizin için de hayırlı olur. Bana varsın kulak vermeyin, ama o dostlarınızı dikkate almanızı naçizane tavsiye ederim...

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 5, 2007 11:08 AM

Bekir Bey

Sizin baskalarina daha dogrusu sizin gibi dusunmeyen yorumcalara karsi takinmis oldugunuz keskin uslup degil sizin ukalaginizdan olusmus kabaliktir. Size tavsiyem kendi kendinizi bir psiko analiz etmeniz ve baska yorumculara karsi gereksiz etiketler takmanizdan vazgecmeniz. Siz bu uslubunuz ile ancak kendinizi tatmin edebilisiniz, cunku size gore siz herseyi dogru biliyorsunuz ve karsi bir fikir karsisinda baskasini etiketlemek sizin savunma takdiginiz.

Herkesin herhangi bir etikete sahip olmadan kendi fikirlerini uretebilme kabiliyetine sahip olabililecegini lutfen aklinizin bir kosesine yerlestirin artik ve yorumculara da hakaret etmeden yorumlarinizi yazin. Kimse sizin hakaretlerinizi okumaya gelmiyor burada, cok biliyorsaniz bilgilerinizi daha yararli ve verimli alanlarda kullanin boyle yorum sitelerinde neden harcaniyorsunuz...

Yazan: gunka Tarih: August 5, 2007 6:57 PM

Bekir beyin yazısını okuduktan sonra halen yazmayacaksın değil mi Demirkan efegil. Güle güle artık.

Yazacağım dersen yuh artık daha nerelerinin deşifre olması gerekir?

Demirgan efegil istenmiyorsun artık, hadi canım yolun açık olsun.

Amerikalılara GO HOME denirdi zamanında,
sana ne dememizi bekliyorsun hala ?!?

Sen Allahaısmarladık demesende olur, biz senin yerine deriz. Tekrar güle güle.

Arkadaşlar Demirkan efegil yazmayı onuruyla bırakacak eminim?

Başka nick lede girmezsen çok mutlu edersin?!?


Yazan: Selahattin Tarih: August 6, 2007 8:41 PM

Sayın Bekir Yıldırım,
Yani bunları daha önce belirtmeliydiniz be kardeşim :))
Siz resmen açıkca deşifre etmişsiniz..
Yani zaten Laikcilerdeki kalıpcılık belli ancak bazılarının bundan maaş alabileceğini anlıyorum sizin yazdıklarınızdan..
Bana göre "Şapka düştü kel göründü"
Tüm bu ülkenin ekmeğini yiyen ve altını kazmayan haysiyetli insanlara selam olsun..

Yazan: hakan Tarih: August 7, 2007 1:07 PM

Hakan Bey,

Keli eskilere coktan teshir etmistik. Fakat yeni gelen bazi arkadaslar cevik aktorun sapkali halini temasa ediyorlar. Hal bolye olunca arada bir, blog moderatorunun izni ile eski dosyayi teshir