« Dini Jakobenizm’e Alet Etmek | Ana Sayfa | Çankaya Köşkü de Artık Milletin Olacak »

July 28, 2007

‘Bölünmez Bütünlüğün’ Garantisi AK Parti

[28 Temmuz 2007 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde bağlı Dalbudak mezrası

Diyarbakır’ın Ergani ilçesine bağlı Dalbudak mezrasında, köy korucusu Hacı Ulaş Bey'in taştan yapılma mütevazı evinde yer sofrasının etrafında oturuyoruz. Evin en büyüğü sayılan 72 yaşındaki Hacı Hasan Uğur Bey, anlamadığım bazı Kürtçe sözlerden sonra, az önce yediğimiz lezzetli yemek için Arapça “şükür duası” yapıyor. Hepimiz “amin” dedikten ve çaylar geldikten sonra “Hacı amca” bir dua daha ediyor. “Allah Erdoğan’ı başımızdan eksik etmesin” diyor, “çok doğru adamdır.”

20 yılı aşkın bir süredir devlete hizmet eden, Jandarma Genel Komutanlığı’ndan “Takdirname” belgesi almış köy korucusu Hacı Ulaş, büyük amcasının bu sözlerine aynen katılıyor. “Allah razı olsun AK Parti’den” diyerek ekliyor: Bölgede milletin yüzünü güldürmüştür.


'Kürt Meselesinde Şoven Değil'

Buna benzer sözleri, sadece bu on haneli şirin mezrada değil, Diyarbakır’da ve çevresinde daha pek çok kişiden duyuyorum. Ergani’nin ara sokaklarındaki Boğaz Kahvesi’nde çay yudumlayan hamal Adem Akar, “AK Parti fakir-fukaranın babasıdır” diyor ve geçen yıl ameliyat olan oğluna verilen sağlık yardımından söz ediyor. Kahvedeki diğer köylüler, AK Parti döneminde köylere su götürüldüğünü, toplu konutlar inşa edildiğini, fakir ailelere eğitim yardımı yapıldığını, “AK belediyeler”in harıl harıl çalıştığını anlatıyorlar.

Aynı kahvenin müdavimleri emekli memur Hacı İsa Biçen ise cumhurbaşkanı seçim sürecinde Abdullah Gül’e yapılanlara çok tepkili. “Abdullah Bey'den daha doğru adam mı vardır bu memlekette” diye soruyor. Bir başkası, hem Gül’ün hem de Erdoğan’ın Kürt meselesinde “şoven” olmadığını belirtiyor. Mehmet Ağar’ı soruyorum. “İlk başta iyiydi” diyorlar, “ama sonra CHP’nin yoluna gitti.” Kastettikleri, Ağar'ın "367 numarası" sırasındaki tavrı.


Kürtçülüğün Tek Alternatifi

Bunlar seçim sonrasında Diyarbakır ve çevresinde geçirdiğim iki günden geriye kalan bazı izlenimler. Seçimin en önemli sonucu, kuşkusuz AK Parti’nin yüzde 47’ye yaklaşan bir oy patlaması yaparak görkemli bir zafer kazanması. Bu zaferin üzerinde belki de en çok durulması gereken yönü ise Güneydoğu ayağı. Bölge genelinde AK Parti’nin oyları yüzde 50’nin üzerinde. Buna karşılık Kürt milliyetçiliği ekseninde siyaset güden Demokratik Toplum Partisi’nin “bağımsız” adaylarının toplam oyu, yüzde 25’i ancak buluyor. Bingöl gibi “PKK çizgisi”nin hep etkin olduğu bir şehirde, Erdoğan’ın partisi yüzde 71 gibi muazzam bir oy oranına varmış durumda. Kürt hareketinin merkezi sayılan Diyarbakır’da ise AK Parti yine patlama yaparak 2002’de 68 bin civarında olan oylarını yaklaşık 190 bine çıkarmış durumda. DTP 220 bin oy ile hâlâ önde ama 2002’ye göre gerilemiş durumda.

“Bu bölgede sadece iki parti var” diyor AK Parti’nin başarılı Diyarbakır İl Başkanı ve çiçeği burnunda milletvekili Abdurrahman Kurt. “Bir biz, bir de DTP.” Gerçekten de CHP ve MHP’nin bölgede esamesi okunmuyor. Diyarbakır’da her ikisinin de oyu yüzde 2’yi geçmiyor. Köy korucusu Hacı Ulaş Bey'in mezrasında ise toplam 440 kadar geçerli oyun 326’sını AK Parti alırken CHP’ye sadece iki oy çıkmış. “Onu da bizim kadınlar yanlışlıkla basmıştır” diyor Hacı Bey'in bir akrabası: “Bizim köyden CHP’ye oy çıkmaz.”


Halk Nasıl Kazanılır?

Peki Kürt vatandaşlar neden AK Parti’ye teveccüh gösterirken CHP’yi boykot ediyorlar? Ve Kürtçü siyaset yapan DTP’nin oyu, AK Parti karşısında niçin azalıyor?

Bunun çeşitli sebepleri var. Birincisi, AK Parti’nin başarılı iktidarı ve bölgeye götürdüğü etkili hizmetler. Zihin ve mesailerini daha çok ideolojik meselelere harcayan DTP'li belediye başkanları pek tatminkâr bir sınav verememiş durumdayken AK Partili belediyeler büyük takdir kazanmış. Bu hizmetler, ekonomik getirisi yanında, bir de bölge halkına “insan yerine konma” duygusu veriyor. Bu, devletin bugüne dek çok iyi başaramadığı bir iş.

Öte yandan AK Parti’nin MHP ve CHP gibi “devlet partileri”nde rastlanan “Türkçü” söylemden uzak durması, Kürt kimliğine saygı gösterdiğini vurgulaması ve Kuzey Irak konusunda militarist eğilimlere prim vermemesi de bölgede büyük sempati toplamış durumda. Bunun üzerine bir de AK Parti’nin muhafazakâr kimliği eklenince, zaten büyük ölçüde dindar olan bölge halkı, kime yöneleceğini tespitte zorlanmıyor.


Özgürlükler Genişletilmeli

Makamında ziyaret ettiğim Diyarbakır Valisi Efkan Ala, bölgenin sorunlarının devletin daha kucaklayıcı ve “liberal” olmasıyla çözüleceği kanısında. Alışılmış ciddi ve resmi vali profilinden farklı olan, halkla iç içe çalışan ve bu nedenle de Diyarbakır’da sevilen Ala, Türkiye’nin Kürt sorununun ancak bireysel özgürlüklerin genişletilmesi ve tam demokrasinin yerleşmesi ile çözüleceğini söylüyor. “Eğer bölgeye özgürlük ve hizmet götürülürse, bölge halkı da buna olumlu karşılık verir” diyor Diyarbakır Valisi: “Bu artık açıkça görülüyor.”

Tüm bunlar, Türkiye’de on yıllardır işitegeldiğimiz “milletin bölünmez bütünlüğü” ilkesinin nasıl korunacağı sorusunu bir kez daha düşünmeyi gerektiriyor. Hatırlarsanız buna verilen cevaplardan biri, ünlü “27 Nisan muhtırası”nda ifade bulmuştu. “Ne mutlu Türküm anlayışını benimsemeyen herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır” deniyordu.

Bu, “halkı tehdit etme” yöntemi. Bir de AK Parti’nin denediği “halkı kucaklama” yöntemi var. Ne dersiniz, sizce hangisi daha doğru?

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 28, 2007 12:55 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa Bey,
Herkes anlatırdı güneydoğuyu ama sizin oraya gidip o yurttaşlarımız, kardeşlerimizle aynı sofrada yemek yiyerek bunları görüp aktarmanız çok güzel olmuş, ellerinize sağlık.
Ben güneydoğu bölgesinde yaklaşık 7 yıl yaşadım. gerçekten bu tesbitlerinizdeki gibi günleri göreceğimizi hayal bile edemezdim.
Gerçekten bravo, herkes kendi açısından bakıyor bu hükümete ancak Ülke bütünlüğümüzün ne çok önemli olduğunu görüp, bunun için yapılacak en güzel şeyleri yapan AK Partiyi kutlar ve teşekkür ederiz. Dilerim bu kalıcı çözüm olur ve Şehitlerimizle anılan o topraklar ve insanlarını doyasıya kucaklarız.
Allah'a emanet olun.

Yazan: ridvan Tarih: July 28, 2007 7:39 PM

Guzel yazi, yerinde tespitler. Alinize zihninize saglik Mustafa Bey.

Sizin olaya yaklasiminiz aklima secimden once TV'ye cikan Ertugrul Gunay ile CHP'nin Cumhuriyet mitinmglerini duzenleyen kadinlardan Necla Arat(?) (hani su profluk tezinin onsoz haric tamamini arakladigi icin Istanbul Universitesi'nden uzaklastirilan kadin var ya) arasindaki bir dyalogu getirdi. Soyle idi hatirladigim kadari ile:

Ertugrul Gunay. Ak-Parti'ye Tuirkiye'nin her yoresinsden destek var; Guneydogu'da da gucleniyoruz.

Meliha Arat: Ama bunun icin de Bati'da weriyorsunuz. (Kurtler sizi destekledigi icin seckin Turkler sizi terkediyor diyor bu halkci bayan).

Mustafa Bey'in bu analizi ile Necla Aratlarin Kurt Meselesine bakis farki gercek bir kirilma noktasini temsil ediyor bu mesele uzerine. Bir tarafta "Kurt yoktur, dag Turku onlar " diye kafasini kuma gomen, sonra "egitimsiz, ekonomik imkanlardan mahrum birakalim ki zayif kalsinlar" seklinde "cozum" ureten ve hala hem onlari hem dindarlari hem Bati'yi hem Dogu'yu dusman ilan eden, herhangibir barisci, cozume donuk yaklasimi ihanet ilan eden statuko, obur yanda yazida yansitilan demokrasi, umit cephesi.

Yazidan da anlasiliyor ki Islam dun de cimento isi bu gun de hala onemli olcude o foksiyonu goruyor. Bu secimlerin en buyuk iki somut kazancindan biri demokrasinin guclenmesi, digeri gene onunla ilgili olan Kurt Meselesi'ne cozum sansinin artik herkesin gozunde dunden cok yuksek olmasi.

Buranin devanmli okurlari icin temcid pilavi gibi olcak ama digerleri icin konu le lgili bir anim tekrarlayayim:

1976 ve 77 yazlainda bolgecde (diyarbakir, Batman, Raman) staj yaptim petrol sirketlerinde. Ozellikle Batman halki bizi bagrina basti namaz kildigimizi ogrenince. Her gun burinin evine davetli idik. Batman'in oylarinin yuzde 90'ini MSP aliyordu (Erbakan'in). 40 bin nufuaslu Batman'da 36 cami vardi. BU gun Batman'in yarsi PKK' ya yakin isimleri desteklemis ise bitrileri sormali: Batman'i kim kaybetti?

El-cevap: Hem Kurt olmayi hem Musluman olmayi ayni anda yasaklayan statukonun dehalari!

Ama goruluyor ki her seyde bir hatyir var ve keskin sirke kabina zarar verir. Bombalari birer birer ellerinde patladi. Aralarinda bazilari hidayet sinyali veriyorlar kafalarini kumdan cikarir gibi yapip "acaba yanildik mi" diyorlar.

Turkiye Kurdu, Turku ile duze cikacak. Onlarin demokrasi, milletin her kesimine Yaratan'dan oturu saygi hidayetine ulsaip ulasmamalari artik nerde ise Turkiye'nin meselesi degil kendi ikballeri meselesi olmak uzere.

Gercekten halk arsinda destegi olan siyasi hareketler simdilerde halkin mesajini aldiklarina dair sinyaller veriyorlar. Evet MHP ve DTP de dahil buna.

Gelecekten umitvar olmak icin cok neden var.

"Hak serleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Arif ani seyreyler
Mevlam gorelim neyler
Neylerse guzel eyler" (hafizadan, hatalar icin ozur).

Bu vesile ile rotarli Cumhurbaskanimiz Gul'un ulkemize ve insanlioga haiyirli olmasini dilerim.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 28, 2007 7:57 PM

Ekonomik kalkınma,eğitim ve sağlık hizmetlerinin kolaylaşması,kimliklerine sahip çıkılığ milliyetçilikten uzak durulması,insan yerine konmaları,özgür olmaları...
PKK gibi koca bir sorun zorlayıcı yöntemlerle değil,AKP'nin yaptığı yöntemlerle daha kolay,daha insancıl ve belkide daha hızlı çözülür.Teşekkürler Mustafa Akyol

Yazan: yiğitalp Tarih: July 28, 2007 8:00 PM

Mustafa bey'in tespitleri çok yerinde. Eline sağlık..

İnsanların kafalarında bir şablon var, bu şablonlara göre hayata bakıyor, bu şablona göre değerlendirmelerde bulunuyorlar.

Geçtiğimiz aylarda yakın bir akrabamla bu konuyu tartışıyorduk. Terör sebebiyle gözlerinde müthiş bir öfke vardı. Bunda hemfikirdik ama o burada durmuyor, Kürtlere rahatın battığından, devletin, elindeki bütün imkanları kullanmasına rağmen yine de bu ayrılıkçılara yaranamadığından söz ediyordu.

Sorunun kaynağını ise bizzat “Kürt” ırkında görüyor, hain olduklarından dem vuruyor ve “kanları bozuk” demeye getiriyordu. Aynı kişinin “sen ırkçılık yapıyorsun” dediğimde “hayır, ben ırkçı değilim” demesinin ironisi bir yana, sorunun kaynağı olarak bir “ırkı” görmesi gerçekten çok tehlikeli ve maalesef yaygın bir yaklaşım.

27 Nisan muhtırasındaki o ifade çok tehlikeli bir ifade idi. Daha sonra toplumdan istenen "kitlesel refleks" de bir iç savaşa neden olabiliecek bir akıl tutulması idi.

Neyse ki milletimizin sağduyusu galip geldi ve bu tip açıklamlara prim vermedi.

Bu seçim sonuçları AKP'nin doğu politikalarının başarılı olduğunun tescilidir.

Bu kucaklayıcı sosyal politikalar ile kalkınmacı liberal politikalar devam ettiğinde Kürt sorunu diye bir sorunumuz kalmayacaktır.

Hala AKP'nin başarısının nedenlerini anlayamayan, ve hasbel kadar kendilerine medyada birer köşe kapmış yazar var.

Bunlar fildişi kulelerde oturuyorlar.

Kulelerden inip biraz halk arasında dolaşmalı bu insanlar. Nedir bu halkın değerleri, düşünceleri, hayalleri ve gerçekleri?.. İlahi okuyan çocukları “rejim tehlikesi” olarak gören kaç kişi var bu halkın arasında? Neden “mazotu 1 lira yapacağız” diyenlere değil de “indirim yapmak mümkün değil” diyene oy verdiler? Niçin fındığın memleketinde vaad yarışına girenler değil de AKP %51 oy aldı? Neden Güneydoğu’da Kürt milliyetçiliği prim yapmadı da AKP büyük bir oy patlaması yaptı? Şeriatçı olarak lanse edilen ve gizli gündemi olduğu iddia edilen AKP, nasıl oldu da Ermeni ve diğer azınlık cemaatlerinin oyunu alabildi? Niçin pek çok bağımsız sol aday çıktı ve aklı başında kalemler bu adayların olmadığı yerlerde AKP’yi desteklediler?

Seçimleri en doğru biçimde tahmin eden Konda'ya göre AKP'nin oy oranı Şubat ayında da %45 lerde idi..

AKP'nin başarısındaki en büyük etken ekonomik büyüme, siyasi istikrar ve halkı kucaklayıcı politikalardır. Demokrasi konusundaki mağduriyetler de bu istikrardan memnun hem de demokratik hassasiyetleri bulunan AKP seçmenini kemikleştirmeye yaramış blok sağlamlaşmıştır.

Bunu hala anlayamayanlar önümüzdeki seçimlerde de sandığa gömülmeye mahkumdur.

TSD

Yazan: Düşünceler Tarih: July 28, 2007 8:33 PM

zamanında bir takım hatalar yapılmadı degil,ak parti tarafından.ancak bu hatalardan donulmus olması ve bu gunlere gelinmis olması sevindirici.

"kurt sorunu vardır ve biz bunu cozecegiz"den,
bugun "tek devlet,tek millet,tek bayrak" ile dogu illerimizde bu basarıyı saglamak gercekten buyuk bir gelismedir.

onumuz acıktır.uzlasma kulturunu butun kesimlerin benimsemesi sorunların asılmasını daha da kolaylastıracaktır.
onemli olan akılcılıktan,birlik ve beraberligimizden taviz vermeyelim.

bugun asırı uc fikirlerin kimseye fayda saglamadıgı acıkca gorunuyor.ortak paydalar yaratmak hicte zor degil.demokrasiden basladık,ozgurlukle devam ederiz,arkası gelir...

Yazan: bercenay Tarih: July 28, 2007 11:50 PM

Tespitleriniz için teşekkürler Mustafa Bey,
Açıkçası bir itirafta bulunmak istedim. Sol tandanslı bir azınlık mensubu olarak AK Parti'ye güvenmek konusunda ciddi sıkıntılarım var. Öncelikli korkum AK Parti'nin temelini teşkil eden eski geleneği. Milli Görüş çizgisinin bilinç altımızdaki düşmanca yeri bende bir AK Parti ön yargısı yaratıyor doğal olarak. Birde bulunduğumuz çevrede sürekli dillendirilen "bu stratejik bir süreçtir nihai amaçlarında (şer'i nizam) herhangi bir değişim yoktur" propagandası ne yazık ki zihinlerimizi kaşıyor. Ben Kemalist olmasamda Kemalizm alışkanlığı olan bir vatandaşım. Eğrisi doğrusuyla Kemalizm güven duygusu duymamıza sebep oluyor. Tercih ettiğimiz için değil, bakın Kemalizm birçok "Solcu çocuğu" için pos bıyıklı, gülümser, entellektüel, çağdaş, değişimi seven, bir abi profili ifade eder. Bu da azınlığın içindeyken her ne kadar pratikte faşizan yaklaşımlarına maruz kalmış olsakta, bir alışkanlık olarak "sahte bir güven" duygusu verir. Şimdi AK Parti'ye olan güvensizliğim bende uyandırdığı histen ibarettir. Kanımız özetle şöyle; Eninde sonunda İslamo Faşist çizgiden ayrılması mümkün olmayan, cüppeli, takkeli, kara düşünceli, takım elbisesi olsa bile altında bambaşka bir kıyafet giyen insan tipi.

Ama bu ön yargıyı AK Parti anlamalıdır. İlkokul sıralarından itibaren aşılanan resmi ideoloji, sol çevrelerde oluşturulan bilinçaltı, yani bir empozeye maruz kalma durumudur yaşadığımız.

AK Parti'yle ilgili emin olmak istiyorum; tüm Türkiyeliler için bir güven ortamı sağlayacağına, kadrolaşmalarda sünnilere ve İslamcı çevrelere kıyak durumu sağlanmayacağına, aşırı dinci çevrelerin hasır altından desteklenmeyeceğine, Türkiye'nin gerçekten Batı'ya dönük bir çağdaşlaşma sürecine doğru götürüleceğine, İslamın resmi olmasada pratik anlamda devlet dini statüsünde dayatılmayacağına, Hıristiyan kimliğimle gittiğim her devlet kurumunda bir Müslüman kadar değer göreceğime (mesela şartlarım uygun olursa bende DMO'nun bir il müdürlüğünde müdür olabilir miyim ya da müsteşar veya herhangi bir bürokrat?) bu ve benzer konularda AK Parti Türkiye'de gerçek bir denge unsuru olabilir mi? Bu güveni duymamı sağlayacak belli pratik adımları atmamıştır diyemem ama yeterli midir; sanırım öyledir diyemeyiz.

Kısaca ben AK Parti'nin gerçekten Türkiye'nin demokratik açılımı için uygun görülebilecek bir kapı olduğuna inanmak istiyorum. Recep Tayyip Bey oy vermeyenlerin mesajını aldığını ifade etmişti, neyi nasıl anladığını görmek istiyorum. %47'nin içinde ya da dışında olmanın pekte bir şey ifade etmediği oranda ciddi bir demokratik yaklaşım görmek istiyorum...

Sizce AK Parti bana bu güveni verebilir mi? (Sorum gerçek bir sorudur, kinaye aramayınız...)

Saygılarımla

Yazan: Gökhan Talas Tarih: July 29, 2007 12:45 AM

Dostlar gelişmeler çölde rastlanan vaha etkisi yaratıyor değil mi? Milletiyle kucaklaşan bir siyasi heyete, Alemlerin Rabbi nasılda yardımcı
oluyor. Ülkenin bölünmesi için, bilinçle oluşturulan Kürtleri itip kakma politikasından
uzak duran AKP Kürtlerden büyük destek görüyor.
Ülkenin bölünmez bütünlüğü böylece güvenceye alınıyor. Bu noktada Mustafa Akyol'un hakkını da
ayrıca teslim etmeli, bu konudaki cesaretli yaklaşımı ve kitabı etkili olmuştur.
Erdoğan liderliğindeki AK Parti rüştünü ispat
etmiş, milletinin gönlünü kazandığı gibi, asıl
devlet denebilecek güvenlik bürokrasisininde güve
nini kazanmıştır. Yeni statüko sarsılmaz bir düzeyde yeniden oluşuyor. Herkes pozisyonunu buna
göre ayarlamalı. Bu vesileyle MHP nin destek olması şartıyla Gül'ün Cumhurbaşkanlığının gerçek
leşmesi, inatlaşma havasından çıkıp Milli iradenin doğal sonucu haline gelmiş olması sonucu
da ortaya çıkmıştır ki; buda hayırlı bir gelişme
dir ve Bahçelinin hanesine olumlu bir puan olarak
yazılmalıdır derim. Hop oturup hop kalkarken,
olanı biteni Arifçe seyreylemek ne saadet değil mi Bekir bey.
Bu izlenimler binlerce metre yükseklikte,
Türkmen yörükleriyle paylaşılarak oluşmuştur. AKP
yörük köylerinde de birinci parti. Milletinin öz
değerleriyle bütünleşince Türkmenide Kürdüde Çerkezide veriyor desteği. Sakarya, Düzce, Fethiye, Burdur, Kütahya bunun ıspatı oluyor.
Allah yar ve yardımcımız olsun. Kem gözler bu aziz milletten uzak olsun. Levent.

Yazan: levent Tarih: July 29, 2007 12:49 PM

(Millet, ‘Yeter Söz Benimdir’ Dedi)başlığı altında Sayın Beagle'ye verdiğim yanıtın yeri burasıydı ama, yazım bir yanıt niteliğinde olduğu için orada devam etmek zorunda kaldım.

Konuyu kişiselleştirmek hiç yöntemim değildir. Ama orduevine başörtüsü yüzünden alınmayan, benimle birlikte gelen komşum bayan yüzünden başörtüsü gibi bir derdi hiç olmayan benim bile hafiften şok geçirmem gibi deneyimler etkili örnekler teşkil edebiliyor.

Askerde de bir binbaşım vardı. Bir seferinde potinlerini bağlayamayan acemi bir askerin eğilip bağcıklarını bağlaması ile şok olmuştum. Bunu hiç bir gaye ile yapmıyordu, içinden geliyordu. Halkçı veya dindar değildi. Ne yazık ki böyle başka bir komutanımız yoktu. Nevi şahsına münhasır bir adamdı. Diğer komutanlar erlerle sohbet eden yeni teğmenleri "er zihniyetli adam" diye bağırarak azarlarlardı.

Bana gelince, erlerle sohbet ederdim, dini konularda tavizim olmadığını ve prim vermediğimi hepsi bilirlerdi. Ama buna rağmen evlerine mektup yazıp benden bahsettiklerini, anne babalarının benim için dua ettiklerini söylerlerdi. Bir vatan evladı askere bir kez bile elim kalkmadı, bir kez bile küfür etmedim. Yaptığım en kötü davranış, tepeye doğru marş marş vermekti. Bir çok askere okuma yazma öğrettim.

Neyse, kişiselleştirmeyi sevmediğimi söyledim. Söylemek istediğim şu: Dağdan gelen çobana küçümseyerek, aşağılayarak bakmamak gerek. Dinli, dinsiz... Önemli olan bu değil. Aynı dünyanın suyunu içiyor ve aynı atmosferi soluyoruz.

İnsana insan gibi davranırsak dinlinin dinsizin hiç önemi olmaz.

Hatta temin ederim: Şu iyi insan inansa diye daha bir ihtimam gösterirler, daha bir elüstünde tutarlar. Dinsizin dindarın gönlünde yer edemeyeceği diye bir şey yok...

NOT: Dinsiz-dindar derken en maksimum zıtlığı vurgulamak için kullandım. 'İnsanlar ikiye ayrılır: Dinliler ve dinsizler' diye bir savım olduğu için değil.

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 29, 2007 12:53 PM

2 sene Tunceli ,2 sene diyarbakır ve 2 sene de şırnak'ta görev yaptım. görev yaptığım yerlrde birçok operasyona çıktım ve obölgenin arazisini, dağını, köyünü, insanını çok iyi bilirim ve anlattıklarınız sadece pembe bir tablo. doğudaki insanların çoğu sade bir Türk vatandaşının ülkemiz adına düşüncelerinin tam tersini benimsemiştir. sırf çoğu akp ye oy verdi diye bu insanları melek gibi göstermeniz bölgeyi bilmeyen insanları yönlendirmek için belki. o köy korucularını da çok iyi bilirim. askerin geçeceği yeri teröristlere söyleyen, devletin verdiği miühimmatı teröristlere teslim eden köy korucularını... ben orada görev yaptıktan sonra ülkemizin kurucusu MUSTAFA KEMAL'İN Ne mutlu Türküm diyene sözünü çok iyi anladım bu ülkenin asli unsuru şu an ülkeyi yöneten hükümetin çoğu üyesi gayri Türk olmasına rağmen sadece Türk soyudur. Türkiyelilik kimliğinin ne amaçla ortaya atıldığını çok iyi anlıyorum. o ülkenin bölünmezliğinin sigotası dediğiniz partinin başkanının 4 danışmanının niye hepsi kürt ya da bizim gibi kürt isyanları ile mücadele eden bir devletin içişleri bakanının kürt olması ne kadar trajikomik değil mi? ki bu bakan askerleri ve özellikle özel harekat polisini kürt katili olarak görmektedir.

Yazan: gökhan Tarih: July 29, 2007 12:57 PM

Elinize Sağlık Mustafa Bey.
Medya zaptiyemiz bugün "22 PKK'lı Meclis'te" diye yazmış.
22 DTP'liye PKK'lı demek, oy aldıkları 1.8 Milyon seçmeni de aynı iddia ile yaftalamak manasına gelir.
Yazınızda belirttiğiniz üzere gelemeyen, gitmeyen hizmet ve icraatlardan umut kesmiş Güney Doğu insanının umut kapısı olmuştur AK Parti.
Aynı şekilde 4 gün önce Vatan'da çıkan bir haberde geçen seçim HADEP'e, bu seçimde ise Ak Parti'ye oy veren bir Bingöllünün AK Parti'nin bölgeye götürdüğü hizmetlerden duyduğu memnuniyeti anlatıyordu.
Güneydoğu'ya yapılan yatırımlar,götürülen hizmetler, sağlanan demokratik hak ve özgürlükler, kucaklayıcı politikalar, bölgede terörün ve etnik milliyetçiliğin sonunu getirecek.
Muhabbetle...

Yazan: Mehmet Edebali Tarih: July 29, 2007 5:02 PM

"Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu.Ve Allah, tuzak kuranların en hayirlisidir” (Al-i İmran 54)


Aynen oyle Levent Bey Kardesim,

Dusman ve dost bircoklari secim sonuclarini gereginden fazla abarttigimizi , veya afaki mesajlar okudugumuz, yorumlar yaptigimiz zehabindalar ama iyi niyetle bu elestiriyi yapanlarin olayi yeteri kadar derinlemesine kavrayamadiklari kanaatindeyim. Onem acisindan bu secimlerle olculebilecek tek secim yari demokrsiye gecis tarihimiz olan 1950 secimleridir.

Ali Bayraoglu’nun ifadesi ile bu bir devrin sonudur. Bundan tereddutum yok. “aptal halki”, medyayi, evet medyayi (!), Kurtleri, Ereminleri, Barzaniyi, ABD’yi, AB’yi, komur bayilerini, sarraflari, fakiri, Anadolu sermayesini, icerde ve disarda kendilerinden baska herkesi suclu ilan edenlerin kafalarini kuma gommeye devam edip etmemeler kendi ikballeri ile ilgildir ; artik Turkiye’nin meselesi degildir. Kendi aralarnda dahi komik duruma dusuyorlar, biribirlerine yamyamlik yapiyorlar (Bkz ornegin secim sonuclarini bilimsel yontemler ile tahmin etme cureti gosteren Tahanali Erdem’in linci vakiasi ve Livaneli- Baykal “kim daha seckinci” kavgasi).

Gelmek istedigim nokta bu secimlerin bir zihniyetin iflasinin artik tasa kazinmasidir. Tabii ki statuko direnecektir; buradaki bazi papaganlarin bozuk plaklarindan anladigimiz uzre. Ama keskin sirke hesabi daha fazla batmalarinda fazla ise yaramayacaktir bu.

Daha once defalarca soyledim: Laikci seckinler cephesinin ne enetellektuel, ne populer gucu var. O yumurukarini uniformalilarin arkasina saklanarak salliyorlar idi. Nasil olsa karsisindaki sorumlu davranacak ve riski goze almayacagindan emin olarak vuruyorlardi abaliya “babami cagiririm ha” diyen simarik cocuklar gibi.

Ve uzun zamandir vurguladigim diger husus “uniformali korkusunun” bu psikolojik savas aleti olarak zihinlerimize enjekte edildigi” idi. “Merkez” halkin, aydinlarin kalbinde “asker korkusunun” yasamasini istiyor idi; cunku bu korku olmasa kaba kuvvet kullanmak zorunda kalirdi ve bu onlarin intihari olurdu. Onun icin en uygun strateji halki ve mesru yoneticilerini “ya darbe yaparlarsa” korkusu icinde yasatarak istediklerini dikte ettirebilmek idi. Bunda da buyuk olcude basarili oldular, “zihinlerimizdeki tanklar” sayesinde. Bunun icin diyordum “korkudan baska korkacak seyimiz yok” (FDR) ve “tanklarin beyinlerinizde yurumesine musade etmeyin” (Munzevi).

Bu secimler artik her gun buyuyen aydin kesim ve halk kitllerinin beyinlerindeki tanklari geri donusume gonderdiklerini teyit etti. Darbe yapmak o kadar kolay olmadigina gore, artik Demokles’in kilici ancak duvarimizdaki Dede Saati’nin pendulumu gibi sallanabilir. .


Pasalara da duvardaki yaziyi gorecek idrak ve gecmisteki maceralara girismeyecek kadar sagduyu ve basiret diliyorum. Dilegim yerine gelmese de 27 Nisan dehalarinin tarihin akisini degistirmeye, sulari yukari akitmaya muktedir olmadiklar artik gun isigi kadar acik.

Abdullah Gul’ un CB’ligi meselesine gelince: Siz duymadiniz mi “Bu is Tamam: CB Gul Hayirli olsun”.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 29, 2007 8:25 PM

Mustafa Bey,
öncelikle geziniz ve tespitleriniz için teşekkürler... Haber programlarında en çok sevidiğim ve saatlerce izleyebileceğim bölüm halka mikrofon uzatılan, muhabeilerin sokağa indiği programlar. Sizin de geziniz bu tatta olmuş. Nabız böyle yoklanır, anket böyle tutulur ve en önemlisi de insanlar böyle kucaklanır.
AKPnin merkez konuma yerleştiğinin bir göstergesidir bu.
Halk nasıl kazanılır başlığınıza birşeyler eklemek isterim, bir söz vardır, İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN. İşte bu doğu sorunumuzun çözümüdür. Syn Gökhan'ın dediklerini gözardı etmemek gerek, benzer şeyleri eçok yakınım insanlardan da duydum. Çözümü ise kalkınma ve bilinçlenmedir. Çözüm, buradaki insanlarımızın Türkiye'nin diğer bölgelerininde temsilcisi olan bir partiye olan destekleriyle bizlere göz kırpmıştır. Kucaklayıcı olmak, birleştirici olmak bunlara çözüm olacaktır.
Muhabbetle...

Yazan: Talha Can Tarih: July 29, 2007 11:49 PM

Sayın gökhan ile sayın Edebalı iki zıt kutupta yer almışlar. Birine baksak toptan hain bir ırk var, birine baksak hiç bir sorun yok, ne bayrak indirildi, ne bölücübaşı resimleri asıldı.

İnsanlar ihanete her zaman alet olabilirler, kandırılabilirler, ben de kandırılmış olabilirim yani, kandırılmaya bağışıklık aşısı icat edilmedi.

Ortada somut bir şeyler olması gerektiği yargımı bir kez daha koyuyorum. Teröre verilen bunca can ve buna neden olan kişinin posterlerinin kullanılması, bir ihanettir. Bu bir soykırımı gerekli kılmaz, ama dikkatli olmayı gerektirir.

Tarih soykırımları yargılar, uzlaşmaları yüceltir. Yapılan hatalar yapılmıştır, şimdi yapılacak olan hataları tekrarlamamak.

En başta düzelmesi gereken, devlet İngiltere valisinin atadığı insanlardan oluşuyormuş gibi ayrı bir soyut mekanizmaymış gibi algılamak. Böyle bir şey yok, devlet biziz, hepimiziz. Kamu=Hepimiz. Her şeyin, zıtlaşmaların, hortumculuğun, kayırmaların, ayrımcılığın, torpilin rüşvetin çaresi bu bilinç.

Güvensizliğe dayalı bir uzlaşma olamaz. Ama güvensizliğin somutlaşması gerekir. Zanna dayalı güvensizlik olmaz. Eğer bu işin altında bir takiyye, bir uyutma varsa, merak etmeyin, kimse uyumuyor.

Doğu ve Güneydoğu'da aşiretçiliğin ve tarikatçılığın çok etkin oluşu
gözardı edilemez. Dini ayrımcılık ile etnik ayrımcılığın birleşmesinin tehlikeli bir karışım yaratacağını çok kez söyledim. PKK yı artık devreden çıkarıp böyle bir "İslamokürt" sentez tezgahlanması riski her zaman olabilir. Aşiretçiliğin ve dini eğilimlerin çok güçlü oluşu böyle uygun bir zemin oluşturuyor.

Bu düşünceler "olasılık" olduğu sürece bir sakıncası yok. Somut belirti gerektiği görüşü geçerli. Ancak hiç bir olasılık gözardı edilmemelidir. Piyangoda kazanamamak değil, kazanmak sürprizdir. Zayıf olan olasılığın gerçekleşmesi daha güçlü bir etki yaratır. Bu yüzden stratejistler sürpriz ata oynamayı severler.

Ben hiç bir zaman öngörüleri "Bakın gördünüz mü, dediğim nasıl da çıktı" demeyi ummak için yapmam. Tersine, öngörülerimin çıkmamasını temenni etmek ağır basar. "Tamam, kollektif bilinç bu sorunu aştı" demeyi yeğlerim. "Ağır basar" şeklinde yüzdeli bir ifade kullanmamın nedeni, her öngörümün olumsuz olmadığını vurgulamak için. Bu bir hastalıktır, "komplo teorisyeni" olmaya soyunmamak gerek.

Uyanık ve önyargısız olursak, gerisi gelir. Seçim sonrası havada her kafadan bir ses çıkması doğal. Yavaş yavaş ortalık durulacak ve olanlara bakacağız yani... Önyargı yok...

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 30, 2007 11:58 AM

Sayın hakan, Medine vesikasını tabii ki biliyorum, tam metnini de okudum. Metinde kölelik geçmiyor, ancak vesikanın yazıldığı sistem köleliği geçerli sayan bir hukuka sahip. Oluştuğu şartlar içerisinde olumlu gelişmeler sağlamış olduğu doğrudur, bu konuda bir önesürüm yapmadım zaten. Arabistan kabileleri kısa sürede birleşerek bütün dünya ile çeşitli ilişkiler kuran bir devlet yapısına geçmiştir. Kendi zamanı ve şartları içinde Medine vesikasının bir sorunu yok. Günümüze uyarlansın dediğinizde, uluslarası camianın kabul edeceği bir uyarlama yapabiliyorsanız sorun yok. Cenevre’nin toprağında bir keramet yok yani. Medine’yi uluslar arası camiaya kabul ettirin, güncel bir Medine vesikası hazırlayın.

Laisizmin din önkabulünü dışlaması başka bir önkabul olamaz. Bakın hakan kardeşim, siz kendi kabullerinizi genelliyorsunuz. Söylediklerinizin hepsi, sizin kendi inandığınız kabuller. İçtihad, Allah rızası, semavi, peygamberlik... Bütün bunlar sizin inandığınız, ama başkalarının inanmayabileceği şeyler. Bunlara dayalı bir yönetimin çoğunluğa dayalı bile kurulmasını önerirseniz, çoğunluk diktası önermiş olursunuz.

Laiklik aklı kısıtlamaz, tam tersine sınırsızca özgür bırakmanın garantisidir. Aklı belli bir inanış kalıbına göre düzenlenmiş bir devlet yapısı kısıtlar. Siz kendi inandığınız kalıba her düşüncenin girip sığacağını nereden çıkarıyorsunuz ki?

Önceki başlıktaki yazınıza da artık burada yanıt vereyim: Konu da alakalı:

Aklın pes etmesi, dini kabullerdir. Bildiklerimizle yetinip, artık gerisini yaratıcıya bırakmaktır. Bilim ise bilinenle yetinmeme, aklı sonuna kadar özgür bırakma çabasıdır. Zaten seküler anlayış ve onun toplumsal uygulaması olan laisizm, bilimin bu anlayışından köken almıştır. Sekülerlik olmadan bilim, laisizm olmadan demokrasi olmaz…

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 30, 2007 8:04 PM

Sayın Demirkan,
Köleliği kabul eden bir hukuk siteminden bahsederek başlamışsınız,İslamiyetin köleliliği kabul eden bir hukuk sistemi içerdiğini nerden çıkardınız? Doğduğu şartlar içinde köleliğin olması onu köleliğe kayıtsız kalmayacağını gösterdi,onu içinde barındırdığını değil..Sosyal bir gerçeklikti..hem öyle sadece arap yarım adasında değil bütün dünyada..Bıçakla keser gibi kaldırmadı çünkü herşey aşama aşama kabul görebilirdi..insan budur..

Kavramların çıktıkları yerleri bilmiyormuyuz yoksa unuttuk mu? Laikliğin nerden çıktığını bilmiyormusunuz?
neden avrupalı aydınlar laiklik ipine sarıldır?
Bazan birşey hakkında o kadar çok konuşuluyor ki konuşulan şeyin ne olduğu unutulmaya başlanıyor..
Sizin bahsettiğiniz kabul ve kalıpların benim inancımın içinde olduğunu nereden çıkarıyorsunuz?
Daha önce başka yerde bilim ,akıl ve din üstüne fikirlerimi açıklamıştım..oradan baktığınızda dinin bilimle ilgisini ve aklın yerini ifade etmeye çalışmıştım.Tekrar gözden geçirin derim..
(http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2007/07/amerikan_emperyalizminin_masasi_acaba_kim.php#comments)
Burada ikidebir din kelimesinden bahsetmek de anlamını yitiriyor..çünkü islam dinini bilmeyen insanların nazarında hristiyanlıkla müslümanlık sanki aynı değerlere sahipmiş gibi geliyor..
Aklın pes etmesinin dini bir kavram olduğunu nerden çıkardınız? Sizin bahsettiğiniz laiklik papazların baskı altına aldığı gerçek hristiyan aydınlarının çektikleri sıkıntıların kaçınılmaz meyvesidir..Öyle bir din dayatması ve baskı karşısında dinsiz olmaktan daha doğru birşey yoktur ki..ben de o zamanda olsaydım öyle bir dine inanacağıma dinsiz olurdum..benim İslamda Allahla aramda kimse yok ki..Araştırma aklını çalıştırma,işletme diyen yok ki..Siz hangi dinden bahsediyorsunuz yahu önce ona karar verin..
Burada batının kabul ettiği batı içinde geçerli olan fikirlerin,İslam dünyasına asla incelenmeden yapıştırılmaya çalışılmasının fikri karmaşası yaşanıyor ve bu İslamiyeti bilmemeyi marifet sayan aydın modelinin 100 yıldır bu ülkede sebeb olduğu bir karmaşadır..Kaldı ki ben o bahsettiğim referansları sizin anlayabileceğinizi düşünerek bahsetmiştim yoksa ben de dünyaya neyi nasıl konuşacağımı biraz bilirim.."Aklın pes etmesi, dini kabullerdir. Bildiklerimizle yetinip, artık gerisini yaratıcıya bırakmaktır." yok böyle bir İslam kardeşim..Yani eşyayı keşfederken git gidebileceğin yere kadar..konuşurken karşınızdakinin kalıp içinde olduğunu sürekli tekrarlamak da enteresan birşey.. son olarak derim ki tekrar etmek istemiyorum ancak ben bu sekülerlik meselesini sizinle karşılıklı yazıştığımız bir başlıkta uzunca anlatmıştım orada sizden herhangibir yorum gelmedi..tekrar etmek istemiyorum..
Selamlar

Yazan: hakan Tarih: July 31, 2007 10:10 AM

Hem DTP hemde MHP'nin meclise girmesi çok olumlu sonuçlar doğurabilir.

Halkın yeni meclise verdiği dizayna göre halk;
ülkeye enerji kaybettiren problemlerin bir an önce çözülmesini istiyor.

Büyük bir devlet olmak yada olmamak meselesi bu...

Yazan: TT Tarih: July 31, 2007 3:45 PM

Sayın hakan;

İslamiyetin köleliği kaldırmamasını savunurken evrensel geçerliliğin ötesinde, zamanlar üstü ve ebedi geçerlilik iddiasında bir doktrini değil de yerel ve zaman kısıtlamasına tabi bir doktrini savunuyor gibi konuşmuşsunuz. Köleliğin İslamiyetin doğduğu şartlarda var olması ve bir anda kaldırılamıyor oluşu benim sorunum değil, İslamiyetin sahibinin sorunu. Madem zamanlar üstü idi, bu sorunu çözmeliydi. Uygun bir zamanda bir peygamber daha göndermeyi deneyebilirdi örneğin. Sakın son peygamberi ilan etmekte acele etmiş olmasın?

Ben şimdiye kadar din diye genellerken müslüman olarak incinmeyesiniz diye böyle dedim. Yoksa İslam dini de diyebilirdim. Fakat sonuçta hep böyle kartları açmak zorunda bırakılıyoruz. Sonra da "hah işte, gerçek yüzü ortaya çıktı" deniliyor.

Bakınız dostum, ben burada İslam'da olan bir yanlışı düzeltmek, dini reforme ya da deforme etmek için filan bulunmuyorum. Dinde reform olmaz. İnsanlar özgür bir ortamda, neye inanacaklarsa ona inanırlar. Kimsenin çıkıp da: "Ey insanlar, bakın bundan böyle şu şekilde inanacaksınız. Meşru olan inanç biçimi budur" demesine gerek yoktur. Bir insan çıkıp "ben yeni bir din kurdum, şu an tek mensubu da benim" diyebilir. Hayırlı işler... Umarım ikincisi olur. Herkes işine baksın.

Benim düşünceme göre "meşru inanç" biçimini belirleyen bir fetva sistemine ihtiyaç yoktur. "Efendim, Türkçe namaz kılınır mı?" Elcevap: "Kılınmaz. Arapça kılacaksın." Haydii, bütün camiler Arapça... Bunu kimsenin dikte etmemesi, herkesin nece istiyorsa kılması gerekiyor.

Bu işin teori kısmı. Ama pratikte devlet diyaneti sürdürmek ve dini denetlemek zorunda kalıyor. Yani Türkçe ibadet ediyorlar diye bir mescidin "Dırar mescididir" deyip yıkılmasındansa, bu denetim daha iyi şimdilik. Demokrasinin yeterince olgunlaşmadığı toplumlarda polis ortalığı yatıştırmak için bazen mağduru da gözaltına almak zorunda kalır. Ne yapalım, toplumumuzun gerçeği bu. Bu koşulları da fazla zorlayıp bükemiyoruz.

Benim amacım dini kuşa çevirip "böyle olursa bakın, ben de inanırım" filan demek değil. Ben sadece laik düzende her türlü inancın bir arada yaşamasını amaçlıyorum. Ortak paydanın "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı" olmasını savunuyorum. İsteyen istediği biçimde inansın, itirazım yok.

Dini ya da açıkça söylememi istiyorsunuz, İslam'ı yok etmek de istemiyorum. Binlerce yıllık kültür birikimini çöpe atmanın hiç bir faydası yoktur. Gereği de yoktur.

Ben küresel ısınmadan bahsederken "insanlar dilleriyle söylemeseler de yaptıklarıyla 'Allahım, bizi yoklukla dene' diye adeta yalvarıyorlar" derim. Bunu dindar insanlar dindeki (İslamdaki)lisan-ı hal ile dua etme kavramıyla özdeşleştirirler ve onlara bir şey anlatabilmiş olurum. Bu kültür aracısını niye kullanmayayım? Kültür yapıları ekonomideki mal değişim aracı olan para gibi fikir değişim araçlarıdır. Ben dindara da hitap edebilmeliyim. Onun terminolojisini kullanmakta hiç de bir beis görmem. İslam terminolojisine yabancı değilim ve gerektiğinde çok iyi kullanabilirim. "Allah" kavramının benim için ve başkası için ne ifade ettiği önemli olmaksızın bu adı kullanabilirim. "Niye Allah demiyormuşuz canım, Allahısmarladık diyoruz ya!" sözü benim için sadece bir espridir. Allah adını ağzına almaktan kaçınmayı onaylamıyorum. Bu bir toplumsal ortak kültür ve hepimize ait. "Allah" dendiğinde benim zihnimde ve başkasının zihninde ne canlandığı sadece bana ve ona ait. Aydınlarımızın da böyle olmasını istiyorum. Bakın özellikle "Allah" diyorum, tanrı demiyorum. İslam kültüründen kaçındığım filan yok.

Haklı olabilirsiniz, Batı tipi aydın Batının sorunsallarıyla yoğrulmuş ve yerli kültüre yabancılaşmıştır.

Ama bunun içine laisizm girmez. Laisizm evrensel bir kavramdır, Batı medeniyetinin malı değildir.

Diğer yazınıza da güncel olduğu için bu başlıkta yanıt verdiğimi belirtmiştim, dikkatinizden kaçmış olmalı.

Aklın pes edip etmemesi İslam veya Hristiyanlıkla ilgili değil.

Siz bir olgunun nedenini bulamadığınız anda "tanrı, Allah, God, Zeus, Ra, Brahma, Yehova... her neyse, bundan sonrasını o bilir" demiyor, nedenselliği sonuna kadar kovalama azminizden bir şey eksilmiyorsa sizi ancak tebrik edebilirim.

Yalnız bu sözünüzü unutmayın, ömrünüz boyunca, söz mü?

Şimdiye kadar toplumsal bazda bunu pek başaramadık. Bundan sonra başarırsak bana ancak sevinmek düşer...

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 31, 2007 8:55 PM

Elitist gazeteciler Mustafa Akyol'u kendilerine örnek almalilar.

Onun yaptigi gibi zahmet edip Güney Dogu'ya gitselerdi seçim sonuçlarina Oha/çüs gibi tepkiler vermek zorunda kalmazlardi.

Zararin neresinden dönülse kârdir. 12 Eylülden beri yapilmis korkunç hatalar ve haksizliklar sonucu ülkemiz çok tehlikeli bir bölünme sürecine girmisti.

22 temmuzda Kürtler de Türkler gibi baris ve demokrasi istediklerini açikça gösterdiler.

Bundan sonra herseyin çaresi Ankara'da konusularak bulunacak. Namlunun ucunda çözüm bulunamayacagini herkes anladi.

Sayin Akyol'u yürekten destekliyorum.

Saygi ve muhabbetle

Yazan: Mehmet Yilmaz Tarih: July 31, 2007 11:38 PM

Sayın Demirkan,
Ne oldu o sakin duruşunuzu kaybettiniz?
Sizi kıran aşağılayan birşey mi söyledim?
Kölelikle ilgili hiç şüphesiz evrensel değerlerin varlığından bahsediyorum..Dünya bir imtihan yeridir eğer dediğiniz gibi herşey herkesin gözüne sokula sokula yapılırsa zaten mücadele etmenin,inanmanın bir anlamı kalmaz eğer böyle bir beklenti içinde iseniz daha çok beklersiniz..Kainatın sahibi sizin nefsinizi kainatta işleyeceği işler için hakem tayin etmemiştir..Hiçken varolan bir insanın bu şekilde artislik yapması tam anlamıyla cehaletini gösterir..
Laisizm batı kavramı değilmiş, kimin kavramı o zaman? sizin evrensel diye tanımladığınız şeyler de batı değerleri çoğunlukla..batı kafasını taşlara vura vura insafa gelebildi..
Çok söze gerek yok..
Şunu konuşalım..
Diyorsunuz ki :"Siz bir olgunun nedenini bulamadığınız anda "tanrı, Allah, God, Zeus, Ra, Brahma, Yehova... her neyse, bundan sonrasını o bilir" diyorsunuz..
Ben diyorum ki : bildiğim ve bilmediğim herşey Allahın eseridir..Nedenleri bilinenler o nedenlerin,nedenleri bilinmeyenler ise Allahın eseri demek esbabperestliktir..Hadi bunu tartışalım..buyrun dinliyorum aklen hangi yollardan bu kainat vucut bulmuştur ve her an tazeleniyor ?Sebebini bildiğimiz şeyler nasıl olur da o cahil sebebe verilir? buyurun dinliyorum..

Yazan: hakan Tarih: August 1, 2007 9:49 AM

AK ama ne AK.... sırf maliye bakanının borçlarını silmek için yeni yasa çıkaran ,bunaldığı yerde halkına insanına hakaret eden,ımf olmadan bir ekonomik düzenleme gerçekleştiremeyen ,ABD olmadan dış politika oluşturamayan burslu okuyan oğluna gemi alan...
bir AK parti. Dua etsin rahmetli Aziz Nesin in dediği gibi aptal bir milletiz de çoğunluğumuz bilmiyoruz görmüyoruz görsekde işimize gelmiyor tek derdimiz iş aş olmuş bu iki şeyi herşeyimiz olmuş. ülkenin gidişatına yoksa iyi demek mümkün olur muydu?????

Yazan: damla Tarih: August 1, 2007 6:32 PM

Sayın hakan;

Sakin duruşunu kaybedenin ben değil siz olduğunu düşünüyorum. Benim duruşumda bir değişiklik yok. Sonuçta 'artislik' yapmakla suçlayan ben değilim, sizsiniz. Siz benim kutsallık karşısında boyun eğmememe kızıyor ve artislik olarak değerlendiriyorsunuz, bunu anlıyorum.

Kölelik konusunda İslam nasıl içkiyi aşamalı olarak yasakladıysa, aşamalı olarak bir kaç ayet gelirdi, en sonunda da köleliğin kaldırıldığını ilan ederdi. "Bundan sonra işlerinizi ücretini ödeyerek yaptıracaksınız." Bitti. Bu kadar basitti yani.

Değerli kardeşim, bana hiç bir şeyi kökeninde kutsallık olduğunu söyleyerek kabul ettiremezsiniz. Bana ayet de okusanız, ben onu mantığımla değerlendireceğim, kabul etmeye de bilirim. Bu konuda kusuruma bakmayınız.

Laisizm evrensel bir insanlık değeridir. Bu yüzden Batının malı değildir. Bunu söylediğim halde niye tekrar ettiriyorsunuz ki? Tırnak içine aldığınız cümlemi de anlayamamışsınız, üstünkörü ve hata bulmak için okuduğunuz anlaşılıyor. Ben o cümleyi, ben böyle söylüyorum diye değil, tam tersine "bunu söylemiyor, nedenselliği sonuna kadar kovalıyorsanız sizi tebrik ederim." demiştim.

Diğer sorularınız bu çaba sonucunda kısmen aydınlanabilecek olan sorular. Bilim de bu sorulara yanıt arıyor harıl harıl...

Henüz çok az yanıt buldu ama bilimin takdire değer yanı şu ki, "bundan sonrası tanrının işi, aklımız ermez" deyip pes etmiyor. Sonuna kadar gitmeye kararlı...

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 2, 2007 11:33 AM

Bundan yaklaşık 2 yıl önce Suriye-Türkiye sınırında özellikle Nusaybin bölgesinde petrol olduğu. Emin Şirin bir soru önergesi vererek açıklama istemişti. O dönemde yapılan açıklamada “petrol denizi” diye bir şeyin söz konusu olmadığı ve iddiaların gerçek dışı olduğu belirtilmişti. Ardından da hatırlayacaksınız, bu bölgedeki mayınlı arazinin temizlenmesi için İsrail ile anlaşma imzalanacağı ve yüzlerce kilometrelik arazinin 49 yıllığına İsrail’in işletmesine verileceği haberleri bomba gibi patlamıştı. Sanki Türk Ordusu kendi döşediği mayını imha edemeyecek kadar beceriksiz. Anlaşma kamuoyunda infial yaratınca AKP hükümeti geri adım atıp anlaşmayı durdurdu. Peki şimdi ne oldu? İsrail’e verilmek istenen ve “petrol yok” denilen mayınlı arazide 21 kuyuda üretim yapılıyor. AKP iktidarının mayından temizlemeleri karşılığında Yahudilere yağmalatacağı sınırlarımızda bulunan petrol yatakları yüzleri güldürdü. Açılan 25 kuyudan 21’inde üretime geçildiğini belirten yetkili-ler, çıkarılan petrol miktarının günde 2 bin 500 varile ulaştığını açıkladılar.
“Bu petrol 80 yıldır neden çıkartılmıyor” ya da “petrol yoksa bu petrol nereden geldi” diye sormak lazım. Buralarda petrol yok diyen işbirlikçilere ve mandacılara tekrar soru-yorum. Sizin petrol yok dediğiniz Güneydoğu’da karış karış petrol arama ruhsatı alan dünyanın en büyük şirketleri enayi mi? Eğer petrol yoksa bu şirketlere 30 yıllığına verilen ruhsatların süresi neden kısaltılıp ellerinden alınmıyor? Tam tersine bir şey çıkartmadığı halde yıllardır ruhsat parası ödeyerek başkasının arama yapmasını engelleyen bu şirketlerin süreleri neden uzatılıyor. Yıllarca arama mı olur? Ne bitmez tükenmez bir aramaymış. Ellerinde en son teknoloji olan bu şirketlerin işleri bu kadar ağırdan almaları normal mi? Bu arada aynı bölgede sınırın güneyinde Suriye çok zengin yataklardan doğal gaz çıkartırken sınırın kuzeyinde doğal gazın olmaması da çok tuhaf bir durum. Sınırın tam karşısındaki Ömerli bölgesi ve Bagok dağlarından çıkan doğalgazı bütün köylüler biliyor. Hatta iki küçük fabrika da bu doğalgazı kullanıyor. Ama tam bir arama tarama yapılamı-yor. Neden? PKK bölgeyi elinde tutuyor ve huzur ortamı gelmemesi için elinden geleni yapıyor.

AKP nedense bana güven vermiyor...

Yazan: burçak Tarih: August 2, 2007 4:02 PM

"İslamiyetin köleliği kaldırmamasını savunurken evrensel geçerliliğin ötesinde, zamanlar üstü ve ebedi geçerlilik iddiasında bir doktrini değil de yerel ve zaman kısıtlamasına tabi bir doktrini savunuyor gibi konuşmuşsunuz...

Kölelik konusunda İslam nasıl içkiyi aşamalı olarak yasakladıysa, aşamalı olarak bir kaç ayet gelirdi, en sonunda da köleliğin kaldırıldığını ilan ederdi. "Bundan sonra işlerinizi ücretini ödeyerek yaptıracaksınız." Bitti. Bu kadar basitti yani."




Belki de o kadar basit değildi. Belki de zamanlarüstü ve evrenselliğin gereği olarak kaldırmadı köleliği. Köleliğin kaldırılması mevzunu çok kadınla evlenme mevzusuna benzetiyorum. Çok eşliliğe izin var, bu bir emir değil, teşvik edilmiyor bilakis tek eşlilik tavsiye ediliyor. Ama kaldırılmıyor! Neden acaba? Bir müslüman olarak çok eşliliği hiç de fıtri bulmuyorum. Öyleyse, bu dini inkar etmeliyim!???!!




Determinizm Allah inancını zaafa uğratan bir olgu değildir. Bilim olayların mekaniğini açıklar, fakat o mekanik ortada durduğu sürece insanlar bu mekaniğe hayran olmaya devam edecekler ve bu mekaniğin kendiliğinden olduğuna inanmayacaklardır. Bilim hiç bir zaman niçin sorusunun cevabını vermeyecektir. Bilimin cevapları her zaman nasıl sorusuna olacaktır.

Allah inancı olan birisi kainattaki herşeyi Allah'ın bir eseri(mekaniği, neden/sonuç ilişkisine dayalı bir sistemi)olarak görecek herşeyi ondan bilecektir. Bu insanların O'ndan aldığı ilhamla var olduğunu bildiği tasarımı çözmek için gayret göstermesi de pekala mümkün siz sevgili hayalpereset arkadaşların düşündüğünün aksine. Yani cevabını bilmiyorum, öyleyse araştırmayayım, Allah öyle yapmıştır, işine karışmayayım v.s. şeklinde bir İslam anlayışı yok.İslam'ın ve müslümanın böyle olmasını arzu ediyor olabilirsiniz. Bu sadece sizin arzunuz... Darvinizmi bile kabul etmek mümkündü eğer gerçekten deterministik bir mekanizma ortaya koyabilseydi. Bu işler kör tesadüflerle olmuyor... İslam'ın bilime bakış açısında hep araştırmaya ve anlamaya teşvik vardır. Bu hakikatı Kuran'ı okuyup da görmemek imkansız. Yüce din bilginizin bu kısmı da kapsadığından eminim sayın Efegil. Elbette bazen bilmek inanmaya yetmiyor... Hal böyle iken kafanızdaki hayali, olmasını istediğiniz müslüman/dindar tiplemeleriyle veya din mefhumuyla boğuşmaya daha ne kadar devam edeceksiniz Sayın Demirkan Efegil?

Yazan: Uluğ Tarih: August 2, 2007 11:08 PM

Sayın Burçak,

Ancak bu kadar insafsız olunur ve ancak bu kadar iyi bir senaryo uydurulur.

Milyonlarca yıldır toprağın altında yatan ve 83 yıllık cumhuriyetin 83 yılı yüz üstüne çıkarılıp da memleket ve millet faydasına kullanılmayan bu petrol ancak AK Parti hükümeti döneminde çıkarıldı ve Türkiye'nin hizmetine sokuldu. Bu güzelliği görmeyip, hiçbir iş başaramamış birisinin kıskançlığıyla yapılan güzel işe bahaneler bulmaya çalışıyorsunuz.

ASIL SORMANIZ GEREKEN

Şimdiye kadarki hükümetler neden çıkarmadı bu petrolü, asıl güvenmemeniz gereken onlardı...

Ha ayrıca şunuda belirteyim, ben de bir petrol denizinin üzerinde yaşadığımıza hala inanmıyorum, ama bu hiç olmadığını düşündüğüm manasına da gelmiyor. Üzerine beton dökülen kuyu hikayelerine hiç inanmıyorum. Ama elbette petrolümüz var ve bu petrol raman hariç ilk defa AK Parti tarafından çıkarıldı.

Bence takdir edilmeli, kirletilmeye, karalanmaya çalışılmamalı.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: August 3, 2007 3:21 PM

Dünyanın herhangi bir ülkesinde "kölelik evrensel geçerli, her zaman olacak bir sistemdir, çünkü böyle olmasa yüce dinimiz köleliği yasaklardı" tezini öne sürerek köleliği meşrulaştırmak için bir yasa çıkarmaya kalkın bakalım, ne oluyor.

Determinizm zaten tarih boyunca kaderi anlayış biçiminde yorumlandı. Sizin öyle yorumlamaya devam etmeniz normal. Determinizmin modern yorumunu bilen pek azdır zaten. Bu az gündeme getirilen bir konudur. Sizin bildiğiniz şekilde yorumlamanızda benim için bir sakınca yok. Kelimenin patent hakkı saklı değildir.

Bahsettiğiniz biçimde bir arzum yok. Abdüsselam'ı takdir ettiğimi, İbn-i Rüşd gibi başka bilimcilerimiz de olsun istediğimi, nedenselliği sonuna kadar kovalayacaksa her insanı bilimsel yönden takdir edeceğimi çok değişik katılımcılarla olan tartışmalarımda belirttim.

Benim bilim adına dindarlardan tek beklentim, inançlarını siyaseten bilimin önüne koymamaları. İşte evrimi okutmayın, bilinçli tasarımı okutun filan diye baskı yapmamaları.

Ancak bu tartışmalar beni radikalleştiriyor, başta çok daha ılımlıydım. Şimdi bu konuları tartışmakla halledemeyeceğimizi düşünmeye başladım. Bir avuç dincinin seçim sonucunu kendilerine malederek "artık şu laikliği bir tartışmaya açalım, pek de gerekli bir ilke değil bu, kaldırsak?" yollu kıpırdanmaları hiç hoş değil. Ben bu güne kadar burada teorik anlamda tartıştım. Tartışmalarımızın toplumsal hayata pratik yansımaları ile ilgili polemiklere girmek istemedim.

Fakat görülüyor ki bundan sonra iş gelip buraya dayandırılacak. Bu şartlarda pek verimli bir zemin oluşturamayız. Boşa kürek çekmeyelim. Biz laisizm prensibini koruyacağız, siz kaldırmayı tartışadurun bakalım nereye varacaksınız...

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 3, 2007 6:50 PM

Sayın Demirkan,
Eyvaaah sizinle işimiz zor be kardeşim..
Yani hem kendi dediklerinin ne anlama geldiğini bilmeyen,
hem de karşısındaki yanlış anlayan birisiyle hem de internetten
yazışmak :)))

Şimdi "Uygun bir zamanda bir peygamber daha göndermeyi deneyebilirdi örneğin.
Sakın son peygamberi ilan etmekte acele etmiş olmasın?"
Bu sözlerinizi sade bir müslümanın yanında söyleyin ve tepkisine bakın..
O zaman dediğinizin karşınızdakini nasıl rencide ettiğini anlarsınız..
Hani Empatiktik sempatiktik ne oldu ?

İnanmanız veya benim değerlerime de itaat etmeniz gerekmez,
hatta benim umurumda bile değil..İnanmayabilirsiniz,
bilmeyebilirsiniz Ancak saygısızlık edemezsiniz!!

Gelelim konularımıza,
İslam dini kölelikle birlikte insanın insana kul olmasını da kökten kaldırmıştır..
“Siz Âdem oğullarısınız. Âdem de topraktandır.Biliniz ki, hiç bir Arabın Arap
olmayana ve hiç bir Arap olmayanın da Arap olana, hiçbir beyazın siyaha hiç bir
siyahın da beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük takva iledir.” Hz. Muhammed (ASM)

Hocam İslamiyetin ruhunda değil köle olmak,bir insanın başka bir insana büyüklenmesi,
kibirlenmesi,aşağılaması yasak..Sen hangi kölelikten bahsediyorsun?

Peygamberimiz İslam devletini ilk kurduğunda açıkça kaldırdığı şeylerden birisi
Bir insanın bir diğerini zorla köle yapması olmuştur..Savaş esirleri
dışında kölelik bizzat bu dinin birinci muhatabı tarafından yasaklanmıştır..İslam medeniyeti savaş esirlerini esir kampında öldürmek yerine,
Onları diğer müslümanların elinde "Köle" diye tutmuştur..

Şimdi gözünüzde Roma filimlerindeki Gladyatörler geliyordur :))
Bizim en büyük sıkıntımız zaten budur..Romadaki hayvandan daha aşağı mahlukatın
öldürdüğü,hayvan gibi alıp sattığı,zerre hukukunun olmadığı insalara da köle deniyor,
Neredeyse bütün hukuku onu sahiplenen kişi ile denklenen kişiye de köle deniyor..
Karmaşa da burdan çıkıyor..Siz seyrettiğiniz Roma filimlerindeki kavramları İslamın
üstüne yapıştırınca pek tabi bundan anlamamak ve isyan çıkıyor..Halbuki azıcık
araştırma zahmetine katlansanız İslamda köleliğin içeriğini ve ne anlama
geldiğini anlarsınız..Çünkü çok basit..


“Kim kölesini öldürürse onu öldürürüz; kim onu hapseder veya gıdasını keserse onu
hapseder ve gıdasını keseriz; kim onu hadım yaparsa onu hadım yaparız”
(Buharî, Müslim, Tirmizî) Hz Muhammed (ASM)

Bunları kim söylemiş efendim?

Bilseniz İslamiyeti ilk kabul eden kişilerden olan Hz Bilal-i Habeşi ötekilerin elinde köle idi..Bir köle nasıl oldu da kendisini yine aynı tas aynı hamam denilecek bir inanç için
işkencelere katlandı ve boyun eğmedi..

Haa insanların elinden müslüman gibi görünmelerine rağmen hiç de İslami olmayan
davranışlar çıkmışmıdır? Hiç Şüphesiz,burada insanlardan bahsediyoruz,meleklerden değil..

Ezcümle : İslamiyet köleliği gerek madden gerekse manen şiddetle reddeder..Üstünlük ancak takvadadır der..Bunu "neden bir sürece tabi tutmuş?" sorusunun cevabı çok güzel bir sosyoloji çalışması olur..Tabi sadece Sosyoloji değil tarih..vs. bilimlerin de işin içine girmesi gerekir..bununla ilgili bir çalışma eminim yapılmıştır ancak ben bilmiyorum..

Bir mesele daha var,Laiklik,bilim,din..
Meseleleri Parça Parça ele alacağım,hem uzun hem de gördüğüm kadarıyla parça parça
ele almaya ihtiyaç var..

Yazan: hakan Tarih: August 4, 2007 10:45 AM

Evet sayın hakan, işimiz gerçekten de zor. Benim düşüncem başkalarını rencide ediyorsa ne yapabilirim? Yapılabilecek tek şey rencide olmamak. Bunun dışında bir yol göremiyorum, bir yol daha varsa o da düşüncemi söylememek olabilir. Bu da olamayacağına göre, rencide olmamanızdan başka yol gözükmüyor. Ya da olursanız da olun demekten başka bir çıkar yolum varsa siz söyleyin. Fikirler söylenmek, ifade edilmek içindir, saklayıp içerde tutmak için değil. Ben sizin gibi beni yakacağından, işkenceler edeceğinden ve inandıklarımdan veya inanmadıklarımdan ötürü öfkeleneceğinden korktuğum bir Allah inancına sahip değilim. Ne öneriyorsunuz, inzivaya mı çekilmeli, insanlarla konuşmamalı mıyım?

Benim inancım, insanların ancak yaptıklarından sorumlu tutulabileceği, yapmadıklarından veya inanmadıklarından dolayı sorumlu tutulamayacağı yönünde. Allah da böyle olmalıdır diye düşünüyorum.

İslam köleler elinde yükselen bir dindir, o yüzden köleler için olumlu hükümler getirmesi doğaldır. Fakat bu, köleliği kaldırdığını ilan etmemiş olduğu gerçeğini değiştirmez. Bir çok ayette köle eçen özel hükümler yer alır. Yani kölelik İslam hukuku bazında meşrudur, en iyi biçimiyle bile olsa yasaklanmış değildir.

Savaş esiri hukuku ayrıdır, savaş esirleri köle değildir. Roma gladyatörleri ile hiç bir bağlantı da kurmuyorum. İslam'ı bilmemekten dolayı önyargılı olma muhabbeti de baydı artık, bu söyleme sırf halkına yabancı, onun içine girmeyen aydınları eleştirmek için prim verdiğime pişman olmaya başladım yani.

Normal vatandaşa ayrı, köleye ayrı hukuk hükümleri getirdiniz mi, bu sistematik köleliktir ve İslam'da da tam bu vardır. En basit örnek, cariyeye örtü farz değildir. Dört kadın sınırı cariyeyi kapsamaz. Yani beşinci bir kadını cariye ise alabilirsiniz.

Alttan aldık, rencide etmeyelim diye yumuşak üslup kullandık diye bizi İslam cahili yerine de koymayın artık, lütfen...

Benim geldiğim nokta şu ki, demek bu işlerde diyalog, uzlaşı, asgari müşterek filan olmayacak galiba. Böyle düşünmeye başladığım için memnun değilim ama, ister istemez böyle oluyor. Bu ülke laik kalacak mı, yoksa laiklik kalkacak, din mi hüküm sürecek. Sorun burada kilitlenecek gibi bir pozisyon çıkıyor ortaya. Bu konuda benim tavrım açık ve nettir, tartışılacak bir konu yoktur, saygılarımla...

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 4, 2007 5:02 PM

yanlız şöyle bir durum daha var. yerel belediye hizmetlerini de akp ye malediyor halk. oysa birçok hizmet belediyeler aracılığığla yapılıyor. ülke genelinde verilen hizmetler ayrı mesele.3 yıl önce talihsiz bir şekilde başbakan erdoğanın diyarbakır halkı hakkında ferman çıkardığını da gözardı edemeyiz 11 yaşındaki abdullah duran ın anısı hala unutulmuş değil

Yazan: rizgarr Tarih: August 5, 2007 7:48 PM

DTP GEMİSİ BATACAK MI?

22 Temmuz 2007 tarihli genel seçimin sonuçları çok çeşitli yönlerden yorumlanmaktadır. Yorumcuların buluştukları ortak payda, Kürt kökenli vatandaşların, etnik ayrımcılığa ve teröre prim vermedikleridir.

Seçimlerin en önemli sonuçlarından biri ise, hiç kuşkusuz DTP adına seçimlere katılan ve parlamentoya giren 22 milletvekilidir. Sandıktan çıkan mesaj, başta PKK olmak üzere, bağımsız adaylarla Meclis’e giren DTP tarafından çok iyi okunmalıdır.

Yeni süreçte 1991’deki hatalarını yapmayacaklarını ima ve ifade eden DTP’lilerin, bu söylemlerine ne kadar sadık kalacakları önümüzdeki günlerde ortaya çıkacaktır. Zira 1991 trajedisinin başkahramanı Leyla Zana, evine ve kendisine daha fazla zaman ayıracağını söylemesine karşın, büyük bir aşkla yeni süreci baltalamak için ardı ardına talihsiz açıklamalar yapmaktan kendini alamamıştır.

Açıklamalarından tatilini fazla bulup evinde sıkıldığı anlaşılan Zana’nın en tahrik edici ifadelerle siyaset sahnesine dönüş yapmış olması, ancak kendisini unutulma korkusunun sarmış olmasına bağlanabilir. Nitekim, yeni bir manifestoyla, siyaset sahnesinde yol alacağını ifade eden DTP sakinlerinin gemisine açık bir bombardımanda bulunmaktan da kaçınmamıştır. Bu ve benzeri saldırıların gelecek günlerde artacağı çok açıktır. Hatta DTP’liler yeni terör şantajları ve saldırılar karşısında siyaset gemilerini nasıl kurtaracaklarının provasını şimdiden yapsalar, gelecek muhtemel saldırılar karşısında hazırlıksız yakalanmamış olacaklardır.

DTP’liler kendi siyasi geleceklerine sivil ve kansız çözüm üretme iradelerine yöneltilen saldırıların önemli bir kısmının kendi içlerindeki provokatörlerden geleceğini de fark etmek zorundadırlar. Onları siyasette mahkum edecek gelişmeler diğer partilerden değil, tam tersine, terör örgütünden ve aşırılıklara müptela, mantıkla değil duygularıyla hareket eden kızgın provokatörlerden gelecektir.

DTP’liler en çok PKK ve bu örgütün gerçekleştirdiği terörün tırmanması ve tanımlanması hususunda güçlük çekmektedirler. PKK, bir hata sonucu değil, bilerek ve isteyerek, bilinçli bir stratejik tercihin sonucu olarak on binlerce sivil ve masum Kürt ve Türk’ü öldürmek suretiyle ayakta kalmaya çalışarak, kan, silah, bomba, mayın ve cesetler üzerinden şantaj yaparak varlığını sürdürdüğü için bir terör örgütüdür. Bu noktada lafı eğip bükmeye çalışmak tutarlı bir yan taşımamakla beraber, hakkında asıl mücadele verilmesi gereken sorunlara da eğilmeye ket vuracaktır.

Bu açıdan bakıldığında DTP’liler, kendilerini terörün gölgesinden uzaklaştırdıkları ölçüde ve bir elde siyaset diğer yanda şiddet ikileminden kurtuldukları ölçütte çözümün bir parçası olacaklardır.


DTP’liler marjinal bir şiddet grubunun değil, Türkiye’nin partisi olduklarına önce kendileri inandıklarında toplum tarafından kabul göreceklerdir.

DTP’liler onlara oy veren ve ümit bağlayanların içerisinden çıkacak gerilim ateşini söndürdükleri ve oylarını aldıkları insanların duyguları üzerinde sörf yapmadıkları ölçütte çözüm için önemli bir misyon yüklenebileceklerdir.

DTP’liler toplumun duygusal olabileceğini ve hatta öfkelere kapılacağını hesap edip onların duygusal tepki beklentilerine karşı rasyonel akıl ürünü siyaset üretebildikleri takdirde, Türkiye’de aydınların desteğini arkalarında görebileceklerdir.

DTP’lilerin ağzından alınacak ve halkı tahrik edecek cümlelerin ne kadar büyük sorunlara yol açtığını 1991 deneyiminde gördüklerini ve bu idrakle TBMM’nde olacaklarını anladıkları ölçütte çözümün aktörlerinden biri olabileceklerdir.

DTP’liler yakından takip edileceklerdir. Üzerlerinde çok büyük bir sorumluluk vardır. Bu sorumluluğu basit popüler söylemlere kurban etmedikleri oranda, başta Kürtler olmak üzere Türkiye’de yaşayan sağduyu sahibi vatandaşların desteğini alabileceklerdir.

“İlk görüşteki izleniminizin ikinci bir prova şansı yoktur” diyen ünlü İngiliz atasözü bu konuda da geçerlidir. 1991 süreci gerçektir, yaşanmıştır, son derece kötü harcanarak kaçırılmış bir şans, hatta şansın, fırsatın trajediye dönüşü olmuştur. 2007 süreci tamamen yeni bir algılayışın ve siyaset yapma anlayışının ortaya çıkışıdır. DTP’liler durumu böyle algıladıkları ve yorumladıkları ölçüde çözümün bir parçası olacaklardır.

Silahların gölgesi, terörün arka bahçesi, 1991 sürecinin tekrarı halinde ağır bir fatura ortaya çıkacak ve bu faturayı herkesten çok DTP ödeyecektir. Çünkü bu toprakların insanı kavgadan, bir elde zeytin, diğer elde silah dolaşarak laf cambazlığı yapanlardan, gerilim stratejisinden ve en çok da PKK’nın siyaset alanını ve dilini bombaya hapsetmesinden bıkmıştır. Onun içindir ki, DTP, Ahmet Türk’ün ifadesiyle, büyük bir sürprizle karşılaşmıştır. Şiddetin yükünü omuzlamaya çalışacak bir DTP, bu yükün altında ezileceğini ve yok olacağını bilmek zorundadır.

Leyla Zana’nın seçim meydanlarında, DTP’nin yeni bir başlangıç yapmasını engelleyecek beyanlarda bulunmuş olması, bundan sonraki süreçlerde bu ve benzeri torpillerin DTP gemisine doğru yol alacağının en açık göstergesidir.

DTP’li siyasetçilerin önünde iki seçenek var: Ya daha merkeze çekilerek Kürt sorununu öncelikli mesele olarak gören bir Türkiye partisi olacaklar ya da sahneye başka yeni aktörlerin girmesini izlemek zorunda kalacaklar.

Bakalım, DTP’liler gemilerini, siyasetin sahnesine mi taşıyacaklar, yoksa George Santayana’nın “Geçmişi hatırlamayanlar, onu tekrar etmeye mahkum edilmişlerdir” sözünü doğrularcasına, paramiliter PKK terörünün esaretine ve şantajına teslim edip batmasına mı yol açacaklar?

Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com

Yazan: nail amudi Tarih: August 6, 2007 5:03 PM

Sayın Demirkan,
Kuranda geçen kölelikle ilgili hiçbir ayette sizin dediğiniz gibi bir hüküm geçmez !!
Kuranda kölelikle ilgili mevzu 14 ayette geçiyor.Hani tekrarlayıp duruyorsunuz ya köleliği kaldırmak için bir ayet yok diye var..

"Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden "mükâtebe" yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe (Hürleştirme anlaşması)yapın! Allah'ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah onları çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. "
NUS SURESİ 33. Ayet.

Diğer bütün ayetlerde köle azat etmenin makbul ibadetlerden olduğu ve müslümanların bazı günahlarına kefaretin ancak köle azat etmek suretiyle olduğu yazılmıştır..

Sistematik olarak köleliğin kaldırılmasıdır amaçlanan..Köleliği barındırmaya hevesli bir din neden böyle hükümler versin? Bu meselede çok hadis var ki bir günaha kefaret olması için köle azat edilmesi teşvik edilmiştir.Kaldı ki veda hutbesinde çok açık şekilde insanların hiçbirinin hiçbirine takvadan başka üsütünlük taşımadığını açıkca belirtmiştir..

Bazı konuların yazışma şeklinde ifadesinden çok yüzyüze görüşmenin faydalı olabileceğine inanıyorum..

Uzlaşma meselesi de herkesle olacak diye birşey yok..

şimdilik bu kadar..

Yazan: hakan Tarih: August 7, 2007 1:03 PM

Keşke bu kişilere - vatandaşlarımıza, valimize ve de birazcık kendinize - şu soruları da sorsa idiniz?

Feodal güçler bölgede ne kadar güçlüler?

Seçimlerin sonuçlarını etkileme güçleri var mı?

Bitme noktasına gelmiş olan terörün bugün yeniden - üst rütbeli subaylarımızı öldürebilecek kadar dahi - güçlenmesini de milli bütünlük adına garanti olarak görebiliyor musunuz?

Bölgede toprak sahibi çiftçinin oransal durumu nedir?

Madem devlet bu kadar bu bölgeye hakim, bu iğrenç genç kız cinayetleri ne oluyor? Neden hukuk bizzat yöredeki feodal ve tarikat güçlerince kesiliyor?

Medeniyet feodalitenin olduğu yerde ne kadar yükselebilir?

Feodalitenin bu hakimiyeti varken, hangi milli bütünlük söyleminde samimiyet arayabiliriz?

Yazan: Beagle Tarih: August 9, 2007 12:21 AM

akp'nin bu ülkede önemli değişimlere neden olduğu doğru, atatürk ilke ve devrimlerinin anayasadan çıkarılmasını önermek daha öncesinde insan hakları komisyonunun raporu başbakanının ve partililerinin demeçleri ve uygulamaları seçim öncesi kriz dönemi ve sonrası ile bu siyasal erkin ülke yönetiminde halkın tercihi ile yer bularak idealist bir parti olmasa da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ulusal nitelikli bir devlet olmasından ziyade sosyalist liberalist kapitalis ve biraz da islami motifler içeren ilginç bir zihniyeti taşımaktadır. bu biçimlenişini ve adım adım zihniyetini ülkenin rejiminde ve yönetim anlayışında hakim kılmaya başlamasını kendi doğal dinamikleri ile ilişkilendiremiyorum hala ve hala bazı şeyler bana çok da mağdur ve masum olunmadığı kuşkusunu taşımama neden oluyor.
http://www.akpgercegi.com/akp-milletvekili-turhan-comezin-aciklamalari-bagdata-ilk-bomba-dustugunde-parayi-isteriz-dediler/
üretim olmadan kalkınma olmaz basit mantığından yola çıkarak şu anki istikrarlı ve yükselen ekonomi-türkiye algısının fantastik olduğunun yakında anlaşılacağını düşünüyorum kaldı ki yoksula garibana para kömür vb dağıtarak ülke ekonomisinin de vatandaşın da kalkınamayacağı açıktır ayrıca kürt kokenli yurttaşların vatana sadık kalmaları için sürekli doyurma kaygısı duyacak bir devlet anlayışını hangi türk yurttaşı benimsiyor orasını da anlamış değilim, nitekim şu gerçeği kimse yadsımasın vergiyi ödeyen o bölgenin dışındakilerdir. dahası belediyeleri kürt yönetimi anlayışı ile hareket etmekte ve vergilerimizin ne yönde harcandığı ise meçhul (değil) ben akp genelbaşkanının iki tarafa da eşit mesafedeyiz sözünü hatırlatmak isterim.
şunu yeniden değerlendirmekte yarar var, chpnin fonksiyonu akp için önümüzdeki dönemde de bir fayda sağplayacaktır ancak halk dini ile imanı ile uzun yıllardır uğraşan ataturkculukten ve turk devletinden bahsederken ve hala bile en buyuk tehdıt olarak ırtıca dıye acıklamalar yapılırken ınsanlarımız yıllarca yolsuzluklarla fakırlıkle ezık dıs polıtıka ve verılen odunlerle basarısızlıklarla darbelerle mucadele edekaldı bu nedenle akepenın yaklasımı ınsanlarımızda bır degısım ıstegı daha net sekılde desteklenmıstır. bu konuda ben de bır degısımın olması kanısındayım. ancak ınsanlarımızın sandıgının aksıne akepe zıhnıyetının dın anlayısının da yıne butun dınlere esıt mesafede ve dayrı muslumlerı ayrıcalıklandırma gıbı eylemlerını de (gayrımuslum sayısı yarım mılyopn bıle degıl) vanda trılyonlarca harcanan akdamar kılısesının ermenısız bır kılısenın onarılmasındakı asırı ozenı de anlamıs algılamıs sındırmıs degılım, mahkeme kararına ragmen ve usulsuzluk bulunmamasına ragmen ınatla kuran kursunun yıktırılmasını da hatırlatırım
ben halen basbakanın danısmanlarının nıyetlerı konusunda halıs olduklarına ınanmıyorum ve mıllet mıdesı ıle oy verdı ..
yukarıda dusuncelerın tersıne bır etnık obegı sadıkı mıllet olarak ulkede var olmalarını ve ulkenın butunlugunun bu sekılde korunması ugruna sureklı bır sekılde ayrıcalıklı haklar ve ekonomık olarak ozen gosterılen bır kesım olmalarının saglanmasını sındırmek mumkun degıldır. pkk uyelıgınden yargılanan bır ınsanın hapısten meclıse gıdılen bır surec abdullah gulun leyla zanaların hapısten cıkarılmasından sonra ozel olarak agırlanmasındakı surecın devamı olarak dagdan ovaya ındırme sıyasetı oldugunu goruyorum ancak bu cok tehlıklerı bır surectır ya da asımıle etmek ve carka dahıl etmenın baska bır yoludur ancak acızane bır yontemdır.

Yazan: ancazin Tarih: August 9, 2007 9:43 PM

LEYLALARI BIRAK, AYSELLERE BAK!..
BOLUNME DEGIL, BUTUNLESME!..

Turkiye Buyuk Millet Meclisi’nin acilisinda DTP’lilerin sergiledikleri yaklasima, ulusal ve uluslararasi kamuoyunun yani sira, ozellikle Kurt kokenli vatandaslardan buyuk destek geldi.

PKK terorunun patlak vermesinden sonra belki de ilk kez, sorunun demokrasi icinde, Meclis zemininde cozume kavusturulabilecegi yolunda bir beklentinin ortaya cikmis olmasinin ve bu beklentiyi canli tutan jestlerin sergilenmesinin onemi azimsanmamalidir.

Yeni surecte 1991’deki hatalarini yapmayacaklarini ima ve ifade eden DTP’lilerin, bu soylemlerine ne kadar sadik kalacaklari ve teror orgutu ile aralarina mesafe koymalari yonundeki beklentilere ne olcude cevap verebilecekleri onumuzdeki gunlerde daha net sekilde ortaya cikacaktir. Ancak, 1991 trajedisinin baskahramani Leyla Zana orneginde oldugu gibi, PKK’nin kolesi olmaktan kurtulamayan bazi kisi ve olusumlarin, yeni sureci baltalamak icin ardi ardina talihsiz aciklamalar yapmaktan geri kalmadiklari goruluyor.

Ancak Leyla Zana’nin, DTP’ni guc durumda birakmayi hedefleyen “Artik Kurdistan eyaletini kurmanin zamani gelmistir” sozlerini, DTP Esbaskani Aysel Tugluk cevaplamakta gecikmedi; “Gundemimizde boyle bir sey yok. Halkimiz artik kavga ve siddet istemiyor. Sehit analari agladikca benim de yuregim parcalaniyor. Tarihsel sorumlulugumuz var. Turkiye’de akan kanin durmasini istiyoruz. Cikis noktamiz hosgoru. Etnik milliyetcilige dayali siyaset yanlis.” (Sabah, 8 Agustos 2007)

Leyla Zana’nin ajitasyona yonelik aciklamalarinin ardindan, bu defa da PKK yoneticilerinin DTP’ni hedef alan aciklamalarinin ardi arkasi kesilmedi. DTP’liler Meclis’te demokratik mesruiyet zemininde adim atarken, PKK bos durmadi ve secimler oncesi kisa sureli ara verdigi siddet eylemlerini yeniden tirmandirarak, Turkiye’de ozlemi cekilen demokrasi, dostluk, kardeslik, hosgoru, diyalog atmosferini baltalamakta gecikmedi.

Ancak cozum, Turkiye’nin toprak butunlugu ve demokrasi icinde aranacaksa, bunun platformu Kandil Dagi’ndan gelen talimatlar ya da Ýmrali’dan yayimlanan fetvalar degil, TBMM kursusudur. Bu kursude gecerli olan da terorun degil, demokrasinin dilidir.

DTP kadrolari ve yandaslari 22 Temmuz secim sonuclarinda su gercegi cok dikkatli tahlil etmeliler: DTP, temsilcisi oldugunu iddia ettigi ve arka bahcesi olarak gordugu Kurtlerden bekledigi oyu alamadi ve buyuk bir yenilgiye ugradi. Bu yenilginin nedenlerinin basinda, DTP kadrolarinin etnik milliyetcilik uzerinden yuruttugu gerilim ve catisma politikalarina bolge halkinin artik ragbet etmemesi geliyor. Eger DTP kadrolari terore, etnik milliyetcilige, boluculuge prim veren politikalarini surdururlerse, ilk yerel secimde Diyarbakir belediyesi basta olmak uzere, DTP’nin elindeki tum belediye baskanliklarini kaybedecek, 22 Temmuz’dan daha buyuk bir hezimete ugrayacaktir.

Nitekim, DTP Parti Meclisi’nin 22 Temmuz secimlerinin sonuclarini degerlendirmek uzere 8 Agustos 2007 tarihinde yaptigi toplanti sonrasinda basinin karsisina cikan DTP Genel Baskanvekili Nurettin Demirtas, secimlerde basarisiz olduklarini kabul ederek, “Demokratik toplumun yaratilmasina iliskin politikalar uretemedik. Programimizi somutlastirip Turk toplumuna anlatamadik, halklar arasinda kopru kuramadik” dedi.

Ayrilikci, bolucu olduklari yonundeki nitelemelerden kurtulamadiklarini soyleyen Demirtas, devlete karsi pozitif elestiri getiremediklerini de belirterek “Sikayetci parti olduk. Yol haritasini topluma dogru tasiyamadik. Butunlesmeden yana oldugumuzu ortaya koyamadik. Ama artik yuzumu Turkiye’ye donduk ve toplumsal barisin ve demokratik surecin kalici olmasi icin caba gosterecegiz” degerlendirmesinde bulundu.

Bundan sonra oyle goruluyor ki, artik meydanlarda PKK’nin ayrilikci, bolucu, etnik milliyetcilige dayali siddet politikalarinin sozculugunu yapan Leyla Zana ve onun gibi dusunenler degil, Aysel Tugluk’un; “Burada bizim acimizdan sorulmasi gereken, bolgedeki gelismeler karsisinda Kurtlerin tavrinin ne olacagidir. Bize gore, Turk halkinin korku ve kaygilari ciddi duzeyde gercekcidir ve anlasilmaya degerdir. Bugun icin Turkiye’nin, tekrar Sevr tehlikesine benzer bir tehditle karsi karsiya oldugu tespitini rahatlikla yapabiliriz. Turkiye’yi bolmek isteyenlerin amaci, Turk-Kurt catismasi yaratmaktir. Emperyalistlerin Kurtlere dayali politikasi Irak isgaliyle derinlesince, Sevr endisesi de hakli olarak Turkiye kamuoyunun gundemine geldi. Burada Kurtlerin gayet acik ve samimi olmalari gerekiyor. Kurt aydin ve siyasetcilerinin, sunu acikca beyan etmeleri gerekiyor: Misak-i Milli sinirlari mutlak suretle korunarak, ulkede yasanan sorunlara cozum aranacaktir. Emperyalist mudahalelere guvenmeden ve de Turkiye’nin toprak butunlugunu hedef almadan, gerceklik disi olmayan acilimlarla cozum arayisi icerisinde olunacaktir. Sevr korkularinin objesi Kurtler olmamalidir. Komsu ulkede yasananlar Turkiye’deki gerceklikle ortusmuyor. Zaten baska bir boyuttan bakilirsa, orasi da Misak-i Milli sinirlarindandir. Bu isgalci bir yaklasim degil, samimi ve gonullu bir kucaklasma olacaktir. Kurt aydin ve siyasetciler, etnik milliyetcilik temelinde yurutulen soylemlerden suratle kacinmali, bolunmeyi cagristiracak, catismayi korukleyecek ve eski korkulari animsatacak fotograflarda yer almamaya ozen gostermeliler. Sorunlar silahla cozulemez. Kan ve gozyasi acilari buyutuyor. Siddet ortamina hemen son verilir, harcanan enerji ulkenin birligini korumak icin yogunlastirilirsa, Turkiye’de yasayan herkesin sosyal ve ekonomik refahi artacak, demokrasi alaninda reformlarin onu acilacaktir. Her iki toplum arasindaki mevcut karsilikli duygudaslik korunabilirse, gecmiste yasanan acilar ve hatalar unutulup, silah yerine, kardesligi pekistirecek demokratik yaklasimlar desteklenirse, sorunlar kisa zamanda cozume kavusturulabilecektir. Bu ulkenin Turk-Kurt diye bolunmesinin maddi, psikolojik altyapisi asla olusmadi. Kurtarici motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliginin buyuklugu kendisini gosterdi ve gosterecek. O bir mucizedir, olumsuzdur. Uluslasmada temel direktir. Turk halkinin ortak bilincinde Sevr ve buyuk kurtarici imgesi cok guclu bir enerjiyle ortaya cikmaya baslamistir” sozlerine yansiyan (Radikal, 10 Temmuz 2007) gercekci ve rasyonel politikalarin gundeme tasinacagini dusunuyorum.

Leyla Zana gibi dusunen kucuk bir azinligin bu tur saldirilarinin gelecek gunlerde artacagi cok aciktir. Hatta DTP’liler, yeni teror santajlari ve saldirilar karsisinda siyaset gemilerini nasil kurtaracaklarinin provasini simdiden yapsalar, gelecek muhtemel saldirilar karsisinda hazirliksiz yakalanmamis olacaklardir. Bu acidan bakildiginda DTP’liler, kendilerini terorun golgesinden uzaklastirdiklari olcude cozumun parcasi olacaklardir.

DTP’liler yarinlarini planlarken “orgut”un degil, Kurtlerin “agabey” dedigi Tarik Ziya Ekinci’nin “PKK tamamen silahli mucadeleyi birakirsa DTP Turkiye’de demokrasi guclerinin sempatisini saglayabilir. PKK bir an once sahadan cekilmeli ve silah birakmalidir” (Referans, 6 Agustos 2007) sozlerini dikkate almalidir.

DTP’liler, kendisine oy verenlerin, birakin teroru, gerilim dahi istemediklerini, militanca tavirlari sevmediklerini, huzura, ekonomik gelismeye, is ve ticarete ihtiyac oldugu gercegini gormeliler.

Turkiye’nin ve bu ulkede yasayan vatandaslarimizin esenligini isteyen herkes, cozumu terorde degil, demokrasi ve hukukun egemen oldugu uniter bir Turkiye’de aramalidir.

Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com

Yazan: nail amudi Tarih: August 10, 2007 10:20 AM

NASIL ADAM OLUNUR?

24 Temmuz tarihli Radikal gazetesinde, İzmir’de MHP’den milletvekili adayı olan ancak seçilemeyen bir adayın sözlerinin yer aldığı bir habere göz atalım:

“Bu halka her şey layık. Bu halk ihanete göz yummuştur, bu halkla yola çıkılmaz. Ortaya çıkan bu tablodan utanç duyuyorum. Halkımız maalesef küçük paralara satıldı. Şehidine ihanet eden bir halkla karşı karşıyayız. Bu tablonun tek sorumlusu halk. Halkımız bu kadar çıkarcı olmamalıydı. Ben bütün dünyayı neredeyse dolaştım ama bu halk kadar kişiliksiz bir halk görmedim.”

Yazan: Haydar Tarih: August 12, 2007 8:58 AM

Medyamızda (eski adı bab-a ali olan ile karsilastirmamak lazım ) genel olarak Akp'yi mesrulastırmak için delicesine bir çaba var. Hadi (ABD'nin ve AB'nın kaygılarını anlıyorum da) Bu kadar çabalama bu kadar uğraş neden? Komplo teorilerine girecek değilim ama bu teorilerin çoğu da gerçek. En azindan Türkiye medyasi üç beş kompradorun elinde ve muhalif yazi yazanlarin durumu da ortada (TMSF'ye geçti geçeli Sabah gazetesi bir örnek). Akp hükümetinin politikalarını meşrulaştırırken en çok uygulana gelen erguman yüzde 46 ergümani. Ezici çoğunluk yüzde 46 mı yoksa oy vermeyen diğer kısım mı? Bu da yüzde 54 eder.

Yazan: Bahadır Tarih: August 13, 2007 10:35 AM

Efegil buradaki zamanınız çoktan dolmuştu kendi seviyeniz uygun biryerlere gidin yeterki gidin! çünkü buradaki insanların tahammül sınırlarını zorluyorsunuz fikir değil kavga için gelmişsiniz daha fazla gölge etmeyin.Burdaki insanların hoşgörüsünü daha fazla istismar etmeyin bu laikçi zırvaları lümpen elitçi çevrenizde tekrar layın çünkü anladığınız lisanla ''artık sizden ööö geldi yani'' Görüşmemek üzere..

Yazan: Muhammed ALi DİKTAŞ Tarih: August 13, 2007 7:28 PM

Bahadir engin bilgisi ile tam da 12den vurmus. Ben de Bahadir’in ergumanlarinin aynisini bugun bizim cafede bi tane gericiyi bozmak icin kullandim. Siz AKP’yi mesrulstirmaya calisiyorsunuz dedim. Once aval aval yuzume bakti sonra Ne demek AKP’yi mesrulstirmak; bu ulkenin kanunlarina gore kurulums bir parti birakin yuzd 46.6’yi hic oy almasa bile mesru degilmidir dedi. Dedimki ben de ona, dur hele yavas ol. Bi kere kimden aldi o oyu ona bak sen. Kapicinin, ciftcinin oyu ile profesorun oyu ayni sayilinca oyle olur tabii,. Siz isterseniz yuzde 90 oy alin bizim gozumuzde mesru degilsiniz dedim. Hem yuzde 47 denmek yuzde 53 size karsi demektir dedim. Mosmor oldu. Devam ettim , soyle bakim kac tane generalin, sanatcinin, YOK uyesinin oyunu aldi? Kurumlarin destegini adlimi? O zaman mesrudur ergumenin nooluyor dedim. Kiz tutmus saniyorum arguman demek istiyorsunuz diye bana Franmsizcasini gosteriyor guya. Sonra dedi korkarim siz mesruiyetin tanimini da bilmiyorsunuz. O yuzee hesabiniza gore yuzde 79 CHP’ye hayir dedi, yuzde 85 MHP’ye hayir dedi ve yuzde 97 GP’ye hayir dedi. Simdi hangisi daha mesru diye tutturmasinmi?

Iyice tepem atti, kizim basinin ortusune bakmadan bana mesrutiyeti ogretmeye kalkma dedim. Medya toptan AKP’yi desteklemese idi zirnik alamazdiniz dedim. Ne sacmaladi biliyormusunuz? Pardon, hangi medyadan bahsediyiorsunuz acin bakin Hurriyet’in 20 kose yazarindan 19’u Millyet’in 15 inden 13 u, Tercumaninkilerin yuzde yuzu Vatan’inkilerin gene yuzde 95’i butun secim donemi ve sonrasinda AKP’ye saldirdi. Hatta secim anketlerini dogru veren kendi anketcilerini bile nerde ise linc erttiler. Medya AKP’yi destekledi derken hangi ulkenin medyasindan bahsediyorsunuz dedi. Ben de tam o zaman Bahadir’in Sabah ve ATV konusunda soylediklerini aynen tekrarladim. Kiz ne dedi bilyomusunuz? Ac bakim Sabah’i basyazarindan son yazarina bana bir tane AKP’yi destekleyen kose yazari ismi soyle dedi. ATV’nin enkormeni Ali Kirca. Cumhuriyet mitingleri naklen verildi ATV’de. dedi. Yilmaz Ozdil daha yeni Hurriyet’e gecti. Dedi. Sanki Ali Kirca dinci degilmis ve sanki Cumhiriyet mitinglerin vermekle AKP’ye karsi olunuyormus gibi. Kizim dedim senin beynin yikamislar,. Peki dinci gasteler ne oluyor dedim. Ne dese begenirsiniz? Dinci dediginiz gazeteler toptan medya tirajinin en fazla yuzde 15-20’sini olusturuyor. Medya kartelinin tamami AKP’ye karsi cikti falan diye sacmaladi. Kizim dedim sen ne dedigini bilmiyoersun. Biraz Cumhuriyet oku da neyin ne oldugunu ogren. Bi daha da bu cafeye gelme tamammi dedim ciktim. Yani tesekkurler Bahadir. Sayende demokrasinin mesruiyetin ne oldugu ercumenini ogrenmis oldum.

Tesekkurler Bahadir.
Turkiye laiktir laik kalacak!

Yazan: Sibel Turkover Tarih: August 13, 2007 9:26 PM

Şu ana kadar cumhurbaşkanlığı adaylıklarının açıklandığını duymadım. Umarım açıklanıp ofsayta düşmemişimdir.

AKP kesinlikle Sayın Gül'ü cumhurbaşkanı yapmak isteyecektir. Çünkü taktiklerinin önce bazı tavizler verip sonra bu tavizler karşılığında asıl istediklerini almak şeklinde olduğunu düşünüyorum. "Başbakan, meclis başkanı, cumhurbaşkanı, hepsi dini eğilimli, ne oluyoruz, dini düzene mi gidiyoruz?" endişesini gidermek için Sayın Arınç'tan fedakarlık istediler ve taviz verdiler. Böylece asıl hedefe yöneldiler.

Sayın Gül başka aday olsun olmasın, kesinlikle adaylıktan çekilmeyecektir. En büyük sürpriz, yerine başka dini eğilimi güçlü bir aday gösterilmesi olabilir. Yani AKP dini eğilimi Çankaya'ya yerleştirmekte kesin kararlıdır.

Halkımız da "bir de böylesini deneyelim" de karar kılmıştır. Bu yüzden başta olduğu gibi yine engelleme olumsuz etki yapar.

Ben bunu seçimden çok önce, çok söyledim. İnsanımızı bu noktaya başarısız siyasetçiler getirdi, sen başarılı adam çıkaramazsan, beri taraftan çıkınca yapabileceğin bir şey yoktur. En başarılı siyasetçidir dediğim Sayın Demirel’in bile BDDK nın kardeşinin şirketlerine tedbir koymasını eleştirmesi, bu işin çivisinin çıkmasıdır. Ey peki tedbir konmasın. Nereden geri dönecek buharlaşan paralar? Böyle bir şey olabilir mi? Sayın Erbakan’ın gözden düşmesi kolay oldu, aynısının Sayın Erdoğan’a da olacağını sandılar.

Bu kez cumhurbaşkanlığı seçimini engellemek için ne yapılabilir bilmiyorum. Fakat bu sürekli ayakbağı olma, sürekli milletin tercihine direnme, sürekli engelleme ve sürekli iktidarken iktidar yapmama tavrı demokrasiyi ciddi biçimde kısırlaştırır olmuştur.

Bence AKP iktidarı laik demokrasiyi açıkça yok etmeye girişmedikçe bu tablo sürdürülmemelidir. Evet, risk var. Ama bu riski biz aldık, kimse kusura bakmasın. Bir türlü adam gibi bir iktidar çıkaramazsan, çıkana bir şey deme hakkın kalmıyor.

Risk nedir? Her alanda dizginleri ellerine aldığını düşünen hazımsız kadroların, laik kesimin üzerine üzerine gidip rövanş alma psikolojisine girmeleri ve bunun sonucunda toplumsal bir çatışma ortamının doğması…

Bu şuna benzer: Malthus’un gerçekleşmediği sanılan, ama aslında gerçekleşmesi ertelenen bir kaynak krizi çıkması, kaynakların yetmemesi hipotezi vardır. Kaynaklar bir gün mutlaka yetmeyecek ve Malthus haklı çıkacak. Ama bunu teknoloji sürekli erteliyor. Ne zamana kadar erteleyebileceğini bilmiyoruz.

Bizim durumumuz da aynı. Bir rejim bunalımı er geç kapıya dayanabilir. “Ne olacaksa görelim” demek mi, yoksa “mümkün olduğu sürece erteleyelim” mi demek akıllıca olur, doğrusu ben kestiremiyorum. Umarım iplerin önemli uçlarını ellerinde tutanlar bu denklemin çözümünü biliyorlardır ve akıllı olanı uygularlar.

En güzeli AKP liderliğinin sağduyu ve akılcılıkla riski görmesi olur ama sanmıyorum. Sanıyorum bu ülke bu riski alacak….

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 13, 2007 9:44 PM

"Kapicinin, ciftcinin oyu ile profesorun oyu ayni sayilinca oyle olur tabii,. Siz isterseniz yuzde 90 oy alin bizim gozumuzde mesru degilsiniz dedim. Hem yuzde 47 denmek yuzde 53 size karsi demektir dedim. Mosmor oldu."
....
"Sanki Ali Kirca dinci degilmis...."
....

Sibel hanımın yazısını hızlı okudum. Kendisini de tanımam. Acaba tersini mi kastediyor emin olamadım. Çünkü gerçekten bu kadar sığ düşünüyor olabileceğini düşünmek istemiyorum. Ama anladığım gibi yazayım:

Ben kapıcı değilim, ciftci de değilim. İyi okullarda iyi bir mühendislik eğitimi de aldım. Oyumu da AKP'ye verdim. Benim gibi onlarcasını da tanıyorum. Pardon kaçırmışım; AKP'ye kimlerin oy verdiği ile ilgili nasıl bir araştırma yapıldı bu ülkede?... İnsanları aşağılayarak daha nereye kadar?...

Sibel hanım, hakikaten dinci(!) arkadaşı mosmor etmişsiniz:) Argümanlarınız süper ötesi! Cumhuriyet okumaya devam. Ne de olsa gerçeklerden kaçmanın en güzel yolu. AKP'li komplo teorileri(özellikle ABD işbirlikcisi) ile ilgili hep Amerikan pastası(isminden emin değilim) filmini düşünmüşümdür...Acaba gerçekten Amerikan işbirlikcisi olan kim? Gerçekten bu ülkeyi geriye hep geriye götürmek isteyen bağnazlar kimlerdir?

Kibarlık, hoşgörü, uzlaşı, dialog:))))))))))))))

Yazan: Uluğ Tarih: August 14, 2007 10:47 AM

Tatilden yeni döndüğüm için biraz gecikmeli cevap veriyorum sayın Demirkan Efegil'e:

"Dünyanın herhangi bir ülkesinde "kölelik evrensel geçerli, her zaman olacak bir sistemdir, çünkü böyle olmasa yüce dinimiz köleliği yasaklardı" tezini öne sürerek köleliği meşrulaştırmak için bir yasa çıkarmaya kalkın bakalım, ne oluyor."


Hiç bir aklı başında insan böyle bir yasa çıkarmaya kalkmaz. Benim söylediğimin bunla alakası yok sayın Efegil. İslam’da köleler ile ilgili (olumlu)hükümlerin olmasının sebebi köleliği meşrulaştırmak değil, o anda böyle bir gerçekliğin olmasıdır. Kölelik asla teşvik edilmemiş, bilakis kademeli olarak azaltılmaya çalışılmıştır…


Köleliği İslam getirmemiştir. Teşvik de etmemiştir... Köleliği bir anda kaldırmak mümkün değildi. Bir anda o kadar özgür köle geçimini nerden sağlayacaktı, nerde yaşayacak ne yiyip ne içecekti. içki bile bir anda değil kademeli olarak kaldırılmıştır, biliyorsunuz...
İslam ilk geldiğindeki mevcut köleler bittikten(ölüm veya özgür bırakma) sonra yeni köle girişi İslam'a göre nasıl mümkün olabilir? Bunun savaştan başka veya gönüllü köle olmaktan başka İslam'a göre bir yolu var mı?


Peki herhangi bir savaş neticesinde alınan esirler ile ne yapılabilir?
1-) Hepsini öldürebilirsiniz ki tasvip etmeyeceğinizi düşünüyorum.
2-) Kendi esirleriniz karşılığında değiştokuş yaparsınız. Karşı taraf buna yanaşmazsa ne olur?
3-) Tamamen serbest bırakırsınız ki bazı durumlarda akılsızca bir davranış olur. Örneğin uzun süren savaşlar.
4-) Köle veya esir olarak alıkoyarsınız ve insanca muamele edersiniz.

Şahsi düşüncem odur ki İslam bir seçenek olarak müslümanların elini güçlendirmek için köleliği iptal etmemiştir fakat kesinlikle teşvik de etmemiştir. Bu yüzden İslam kaldırmadı diye köleliği serbest bırakmayı savunmak anlamsız. 2. maddeyi uygulamak en mantıklısı, o olmuyorsa ve mümkünse 3. maddeyi yaparsınız. Bunlar mümkün değilse 4. maddeden başka bir seçenek var mı?

Ya insanları esir kampında topluca tutar boş boş oturtursunuz ve beslersiniz ya da onlardan çeşitli görevlerde istifade edersiniz. Tabi istifade etmek deyince aklınıza vahşet gelmemeli....4. madde sadece bir seçenek, asla yapmak zorunda değilsiniz, ama bunun her zaman kesinlikle yasaklanması bir problem olabilir, evrensel dinler böyle şeyler yapmazlar…Eğer savaş esirlerini kölelik kapsamında değerlendirmiyorsanız, yeni köle giriş kaynağı olmadığını da kabul etmiş oluyorsunuz, yani İslam’ın ilk dönemindeki mevcut köleler kademeli olarak bitirildikten sonra kölelik kalkmış olur. Her şey bu kadar basit. Bitti.



“Normal vatandaşa ayrı, köleye ayrı hukuk hükümleri getirdiniz mi, bu sistematik köleliktir ve İslam'da da tam bu vardır. En basit örnek, cariyeye örtü farz değildir. Dört kadın sınırı cariyeyi kapsamaz. Yani beşinci bir kadını cariye ise alabilirsiniz.”

Evet kadınlar ve erkekler arasında da farklı hükümler vardır. Mesela kadınlar belli dönemlerinde namaz kılmazlar, bunu da kaza etmezler. Bu sistematik bir ayrımcılıktır ve İslam’da da tam bu vardır!!!??!!!!???!!!Hatta kadınlar çocuklarını emzirmek için bile zorlanamazlar, evin geçiminden sadece erkek sorumludur. Kadından tek beklenen kocasına ihanet etmemektir(Tabi ki bu erkekten de beklenen bir husus). Kadının hiçbir sorumluluğu yok. -kadınların para kazanma özgürlüğü var fakat sorumluluğu yok- Her sorumluluk erkeklerin omzunda. Bu din erkekleri eziyor be kardeşim!!!???!!!….Cevapları çoktan verilmiş sorularla (özellikle kadınlarla ilgili hükümler) bel altından vurmaya çalışmak, bunları temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp tekrar gündeme getirmek bence ya kalın kafalılığın göstergesi ya da bir art niyetin…İnanmıyorum çünkü inanmıyorum bence oldukça ilkeli bir inanmama metodu. Aksine inanmamasının çok sistematik gerekçeleri varmış gibi davranmak son derece ucuz bir davranış….


Uzlaşma, diyalog, nezaket, darvinizm v.s. konularında da söyleyeceklerim var tabi ki ama ana konuyu daha fazla dağıtmayalım.

Yazan: Uluğ Tarih: August 14, 2007 10:58 AM

Haydar Bey'in iktibas yaptigi MHP'li adayin "ben butun dunyayi dolastim boyle kisliksiz halk gormedim" kismi ozellikle hosuma gitti. Oysa kendi partisinin baskani Bahceli secim kamanyasi sirasinda Babsabakan yardimciligi sirasinda ben sadece dort ulkeye gittm, Kazakistan turkmenistan azarbaycan ve Cin demisti. Ve Basbakan'i cok ulkeye gitmekle elestirmisti. Simdi bu butun dunyayi dolasmis olan aday acaba "kisilikli halklarin" oldugu ulkelerden birinden ada olurmu bilmem.

Bahadir Bey vakiasi:

Neyse benim ersas derdim Bahadir Bey'in cok ta veciz ve medya tarihi birikimini gosteren bilgelik dolu "Medyamızda (eski adı bab-a ali olan ile karsilastirmamak lazım " ifadesi.

Turkcesi: eski adi bab-i ali (buyuk kapi) olan dunun medyasini Babasi Ali Bey ile karsilastirmis (yani karistirmis) Bahadir bey.

Neydi o gunler degilmi Bahadir bey? “Gecmis zaman olur ki hayali cihan deger.” Dedirtiyor adama.

Takrir-i sukun, Istiklal Mahkemeleri gunleri. Nesriyatin (yayinin) her turlusunu kapatmisti Ismet Pasa. Yalniz kndi devletinin dedikleri nesredilebiliyordu. Secim mecim yoktu. Oldugu zamanda acik oy gizli tasnif vardi.

Takrir –i sukun kalktiktan sonra da baba ali iki uc babadan olusuyordu Mehmet Emin Yalman Yunus Nadi (sonra tahta oglu Nadi gecti), Falih Rifki gibi birkac baba. Cumhuriyet bir zamanlar Hitler-Musolini cizgisinde idi. 1950’de Nazim Hiktmet’in resmini basmisti birinci sayfaya “yuzune tukuresiniz diye”. 1970lerde de basti ayni resmi “onunde eglesiniz diye”. 70’lerde milliyetcilere “fasist” kelimesini yetersiz bulup fasho derdi hakaret dozu artsin diye; ve katli vaciptir derdi Tabii fasholar icin be komanistlerin katli vacipti. 5000 kusur cana maloldu. Dun ise kanka oldu dunun fasho’su ile CHP=MHP diyerek.

Hatiralar depresti. Neydi o guzel baba ali gunleri degilmi Bahadir bey? Bu gunun “medyasi’ ile karsilastirmayin Bahadir Bey’in babasi Ali beyi.

“Reagan ‘o guzel eski gunlerden bahseder durur’. Bana eski gunler o kadar da guzel degildi”.

ABD zenci lideri Jesse Jackson.

Yazan: Halis Ticani Tarih: August 14, 2007 11:28 AM

Ulug,

Ne sacmalayip duruyorsunuz siz? (siz dediysem forum kurali yanlis anlama) Hem teroriste sayin diyeceksin hem de Amerikan isbilikcisi degilim diyeceksin. Kulahima anlat. Amerikan isbirkicisi degilsen Turkiye'yi niye Natoya soktunuz? Peki AB'de isiniz ne? Bir taraftan Ab'ye giricem diyonuz bi taraftan yok efendim basortusu insan hakkiymis da butun Avrupa ulkelerinde serbesmis. Ben daha yeni geldim Antalya'da tatilden. Avrupali turistlerin hicbiri hasema giymiyordu.

Bir de tutturmussun ben muhendislik egitimi aldim diye. Peki devrim tarihinden kac aldin onu soyle sen esas! Ataturk devrimlerini cagdas hayast sitilini korumak icin ne yaptin? Sunu da unutma ki kafanin ici ormucekli olduktan sonra istersen Sorbun'da oku ne yazar? Bizim mahallede bir kiz var gitmis Harvard'da okumus ama kafasinin ici bombos. Hala topuguna kadar etek giyiyor ; hem de sikmabas. Onun icin de tabii kimse is vermiyor kamusal alanda. Cumhurbaskanimiz bosuna mi demis "laik olmak adam olmaktir" diye? Adam ol adam! Ondan sonra konus.

Turkiye laiktir laik kalacak.

Yazan: Sibel Turkover Tarih: August 14, 2007 7:45 PM

Sayın Uluğ kardeşim;

Benim savunduğum tek bir şey var: Kur'an köleye ayrı, hüre ayrı hükümlerle doludur. bu durumda siz Kur'an ezelden ebede geçerli hükümler içerir diye bir iddiada bulunamazsınız. Günümüz şartlarında modern hukuk vardır ve Kur'an'ın hemen bütün hükümleri geçersiz kalmıştır, hukuk alanında tabii ki. Hukuku ilgilendirmeyen konularda, itikat, ibadet... istediğiniz biçimde onun hükümleri ile amel edebilirsiniz, kimse size karışmaz. Kölelikte olduğu gibi mirasta, şahitlikte, boşanmada, cinayet ve hırsızlıkta, zinada... Bütün bu geniş konularda Kur'an hükümlerinin günümüzde geçerliliği yoktur.

Ben "her şey iyi de, şu kölelik olmayaymış..." diyormuşum gibi savunma yapmayın. Kölelik konusu sadece bir örnek. Kur'an ayetleri hiç bir biçimde hukuka kaynaklık edemez. Çünkü bir zaman diliminde yaşamış belli bir topluma hitap etmektedir. Bu zaman dilimini ve bu toplumu aşıp ebedi ve evrensel geçerlilik kazanamaz. Bunu yapabilen hiç bir şey de yoktur zaten.

Bunu açıkladıktan sonra: Savaş esirleri köle değildir. Savaş süresince esir tutulur, savaş bitince anlaşma çerçevesinde süratle ülkelerine gönderilirler. Esir oldukları sürece onlar için ayrı hukuk hükümleri geçerli kılınmaz. Alınıp satılmaz, para karşılığı serbest bırakılmazlar. Köle, hayvan gibi üretilip satılan bir şeydir. Çünkü çocuk, anne babasının hukukuna tabidir ve kölenin çocuğu da köledir. Bu hukuku kökten yasaklamadıkça ortadan kaldıramazsınız, ki İslam da yasaklamamıştır.

Cariyeler ile ilgili hükümlere yazdıklarınız hiç bir anlam ve yanıt içermeyen rasgele cümleler olduğu gibi kafa kalınlığı gibi nicel ölçüm konuları içeren saygısızlıklar içeriyor. Kimse kimsenin kafasının kalınlığını kumpas alıp ölçemez, ölçülse sizinki daha kalın çıkardı eminim. Bu soruların yanıtları sizin açınızdan "çoktan verilmiş." Sizin bakış açınız kimseyi bağlamaz. Benim açımdan aranan cevaplar yoktur, çünkü zaten bu hükümler geçersizdir.

Konunun inanıp inanmamakla bir ilgisi yok. Bir metnin kutsal olduğu için inanılmasının zorunluluğu olduğu gibi bir anlayışa sahip değilim. Bu konuları kimse temcit pilavı etmiyor, çünkü buna gerek yok, zaten geçerli değil. Sorun, "yeniden geçerli kılınmasının" önerilmesi yüzünden çıkıyor. Bu öneri yapılmazsa, kimse de temcit pilavı yemek zorunda kalmaz...

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 14, 2007 9:27 PM

Sayın Demirkan Efegil,

"Cariyeler ile ilgili hükümlere yazdıklarınız hiç bir anlam ve yanıt içermeyen rasgele cümleler olduğu gibi..."

Sanırım kadın ve erkeklere ayrı hükümlerden bahsettiğim kısımlardan bahsediyorsunuz. Bunlar rastgele cümleler değildi. Kadın konusunu ağzına sakız-temcit pilavı mı desem acaba?- yapan bazı şahsiyetlere verilmiş genel bir cevap olarak da değerlendirebilirsiniz. Size bakan yönüyle aşağıda yazdıklarınızda kurduğunuz mantığa bir cevaptı(Anlayana. Yani savunduğunuz tek şeye cevap verilmiş çoktan. Gördüğüm kadarıyla cevaplardan tatmin olmamaktan ziyade bir ilişki kuramamışsınız. Tabi ki bunun kalın kafalılıkla ilgisi olamaz. Tek sebebi benim kötü anlatımım olmalı.):

"Benim savunduğum tek bir şey var: Kur'an köleye ayrı, hüre ayrı hükümlerle doludur..."
"Normal vatandaşa ayrı, köleye ayrı hukuk hükümleri getirdiniz mi, bu sistematik köleliktir ve İslam'da da tam bu vardır."



"Günümüz şartlarında modern hukuk vardır ve Kur'an'ın hemen bütün hükümleri geçersiz kalmıştır..."
Başka bir şeyi kendinizle çelişmek pahasına kesin doğru kabul edip Kur'an'ın hükümlerini kolayca reddetmeniz de ne kadar dahiyane bir mantık örgüsüne sahip olduğunuzu gösteriyor. Modern hukuk da evrensel olamayacağına göre(çünkü size göre evrensellik mümkün değil. Sizin gibi kalın kafalı olmayan tipler de çelişki olmamalı) belki günün birinde modern hukuk da Kur'an hükümlerine sahip çıkar.



"Kimse kimsenin kafasının kalınlığını kumpas alıp ölçemez, ölçülse sizinki daha kalın çıkardı eminim."

Benimkininin daha kalın olacağından nasıl bu kadar emin olabilirsiniz? Kumpasla mı ölçtünüz?


“Ben "her şey iyi de, şu kölelik olmayaymış..." diyormuşum gibi savunma yapmayın”
Sizin böyle dediğinizi düşünseydim cümlelerim daha farklı olurdu herhalde. Benim ifadelerimden daha başka konuların varolduğunu düşündüğümü anlayamadınız mı? Bakın siz bahsetmeden kadın konusuna bile girdim. Temcit pilavı konularını bilmeyen kaldı mı ki?

Yazan: Uluğ Tarih: August 15, 2007 12:00 PM

Sayın Sibel Turkover,

Saçmalamak mı dediniz? Siz dururken ne haddime!

Yazan: Uluğ Tarih: August 15, 2007 12:03 PM

Bu gericiler ne zıplayıp duruyor böyle ya? Endavour uzay mekiği daha görevine yeni başladı. Üstelik Türkiye’nin AB ye ne zaman gireceği de belirsiz. Hem ben bir şey söyleyeyim, öyle sıkmabaş bağlamakla laik olunmaz. Hem Atatürk ne demişti çağdaş uygarlık düzeyi derken? Medyadaki şakşakçılar bakalım şimdi bu işe ne diyecekler? Ben de Avrupa gördüm. Bir oy bir oydur. Bin oy bin oy değildir. Yüzde kırk almışsan, yüzde altmış niye almadım diye hayıflanmayacaksın. Şimdi gelelim niye NATO’ya girdiğimize. Natoya, sentoya, uluslar arası yükümlülüklerimize sonuna kadar bağlıyız. Hiçbir şahsa ve zümreye karşı değiliz. Zaten hiçbir şahsa ve zümreye ayrıcalık da tanınamaz. Öğrenin bunları öğrenin…

Sadece bu kadar değil. Ne olacak bu Galatasarayın hali böyle? Elin Fenerbahçesi Roberto Carlos’u getirdi, oynatıyor bile. Bakmayın şimdi uyduruktan bi takıma yenildiğine. Ama şimdi asıl mesele cumhurbaşkanı kim olacak meselesi de değil. Ankara susuz kırılıyor. Şimdi Mars’ta su var mı acaba? Şu Mars’ta mikroorganizma olabilir diyenlere şaşıyorum. Ne alakası var, sen AİDSe çare buldun mu onu söyle. Anlayamadığım şu: Küresel ısınsa ne olur, konik ısınsa ne olur? Silindirik bile ısınabilirdi, ne olacak, ölecek miyiz yani? İstediği kadar ısınsın, Türkiye layıktır. Çölleşmeye hayır. Bir fidan da sen dik.

NOT: Bu geyik yapma denemesi Sayın Sibel hanıma ithaf edilmiştir. Sizin kadar başarılı olamayabilirim, hoş görünüz Sibel hanım. Bayağı ciddi görünmeyi başarıyorsunuz, tebrik ederim. Yetenektir bu…

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 15, 2007 12:28 PM

Evet becerememissiniz Demirkan. Ben geyik yapmiyorum. Ciddi memleket meseleleri bunlar. Simdf baktim bazi eski yazilainiza aslinda sizinki ile de ayni. Siz benden fazla murekkep yalamissiniz ; dilini kelmelere biraz daha iyi donuyor. Sizde benim gib demokrsi memokras diye millet iradesini dayatanlara karsisiniz; surulerin basi bos kalinc ya davulcuya ya zurnaciya varacagini cok guzel isaret etmissiniz. Benim burada yazdiklarim ile ustadlarim Bekir Coskun, Ozdemi Ince , Emin Agabey, yerine gecen Yilmaz Ozdil Ruhat-Gungor Mengi'nin yazdiklarini karsilastirin ve neresi geyikmis soyleyin. Satir satir kopya yapin.

Bizim vurucu guc Gunka'nin da sagolsun benden geri kalir yani yok. O na tesaduf ediyorsunuiz da bana gelince...Sahi benimle niye ugrasiyorsunuz? Laik laikle ugrasmaz. Git gericilerle ugras. Baksana Cankaya'ya dans etmesini bilmeyen , sikmabasin kocasini sokuyorlar. Yuregin sizlamiyormu/ seni de mi kaybettik Celibilek Zeynekoglu?

Yoksa siz de mi laik kisvesinde entel libos ikinci Cumhuriyetci, demokrasi havarisi, doneksiniz? Anlayalim dost dusman kimmis.

Turkitye layiktir laik kalacak! Versitayn?

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 15, 2007 1:58 PM

Sn Moderator:
Bir tekinik ariza sonucu benim yorumum Bekir Yildirim adli dinci sahsinkinin adresi ile karismis. Lutfen oburunu iptal edin ve bunu yayinlayin. Tesekkuler

Sibel
====================================
Evet becerememissiniz Demirkan. Ben geyik yapmiyorum. Ciddi memleket meseleleri bunlar. Simdi baktim bazi eski yazilainiza aslinda sizinki ile de ayni. Siz benden fazla murekkep yalamissiniz ; diliniz kelmelere biraz daha iyi donuyor. Sizde benim gibi demokrsi memokrasi diye millet iradesini dayatanlara karsisiniz; surulerin basi bos kalinca ya davulcuya ya zurnaciya varacagini cok guzel isaret etmissiniz. Benim burada yazdiklarim ile ustadlarim Bekir Coskun, Ozdemir Ince , Emin Agabey, yerine gecen Yilmaz Ozdil Ruhat-Gungor Mengi'nin yazdiklarini karsilastirin ve neresi geyikmis soyleyin. Satir satir kopya yapin.

Bizim vurucu guc Gunka'nin da sagolsun benden geri kalir yani yok. O na tesaduf ediyorsunuz da bana gelince...Sahi benimle niye ugrasiyorsunuz? Laik laikle ugrasmaz. Git gericilerle ugras. Baksana Cankaya'ya dans etmesini bilmeyen , sikmabasin kocasini sokuyorlar. Yuregin sizlamiyormu/ seni de mi kaybettik Celibilek Zeynekoglu?

Yoksa siz de mi laik kisvesinde entel libos ikinci Cumhuriyetci, demokrasi havarisi, doneksiniz? Anlayalim dost dusman kimmis.

Turkitye layiktir laik kalacak! Versitayn?

Yazan: Sibel Turkover Tarih: August 15, 2007 2:10 PM

Çok güzel ya! Bu ironi yönteminizi çok tuttum Sibel hanım... En azından sevimli oluyor, ne sizin sinirleriniz yıpranıyor, ne bizim... Gülerek, hoş bir yazı okumuş oluyoruz.

Bence bu yöntemi geliştirin ve yaygınlaştırın. Bana inanın ortamı yumuşatmaya katkınız olur. Dilinizi istediğiniz kadar sivriltin, kimse size kızmaz, çünkü mizah yapıyorsunuz.

Üstelik bir avantaja daha sahipsiniz, biz aynı yöntemi uygularsak çok sert tepki ile karşılaşıyoruz. Kutsalları alaya aldığımız ve hakaret ettiğimiz söylenerek iş bir anda ciddiye bindirilip tehditler başlıyor. İş neredeyse uzaylıların koruma kalkanlı tripotları ile insanların bilindik topları tüfekleri arasındaki bir adaletsiz savaşa dönüşüyor.

Sahip olduğunuz kutsallık koruma kalkanına bizim sahip olmadığımızı farkederek bu yöntemi bulmuş olmanız dahiyane bir keşif! Sizinle baş edemeyerek pes etmek zorunda kalacağım korkarım!

Dünyalar Savaşı'nda uzaylılara direnmek isteyen adamın sonunda dehşetle durumu farkettiğinde söylediklerini söylemek zorundayım. Adam topun tüfeğin koruma kalkanlarını geçemediğini görünce gözleri dehşetle büyüyerek: "Bu, insanlarla solucanlar arasındaki bir savaştan daha adaletsiz!" diyordu.

Durun şu filmi koyup bir daha izleyeyim. Belki bir iki taktik öğrenirim koruma kalkanlarına karşı...

Bu arada vakit geçer, cumhurbaşkanlığı süreci de işler, kim olacak bu cumhurbaşkanı diye gerilip kalmaktan kurtuluruz. Bir an önce sonuç belli olur da kaderimize boyun eğer otururuz. Kaderimizse büzülmek, neye yarar üzülmek... Bir an önce acı sonuçla yüz yüze gelelim de bitsin artık bu işkence...

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 15, 2007 2:45 PM

İyi mi? Geyik sürüsünün ortasına düştük. Sibel hanımı daha önceden tanımamak büyük kayıp olmuş:)Yine de ciddi memleket meselelerini anlatması konusunda kendisine yardımcı olduğum için onur duydum. Ne de olsa laikliği korumak hepimizin görevi. Nasıl yola gelmiş miyim?

Yazan: Uluğ Tarih: August 15, 2007 2:45 PM

Ya Bekir abi, hakkaten mi sensin? Vallahi bravo, çok iyi fikir...

Abim benim, vallahi bak seviyorum, düşman görmüyorum yemin ederim. Temin ederim, hakkındaki iyi niyetlerimi bilsen gözlerin yaşarırdı. Samimi değilsem ne olayım...

Abim benim, ne olacak üç günlük dünyada cumhurbaşkanı gül mü olmuş lale mi, boş ver gitsin, ellerinden öperim abim benim...

De, niye Sibel? Neyse vardır bildiğin...

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 15, 2007 3:00 PM

Bir zaman once bir blog vardi Ataturkcu Dusunce adinda, Hacklendi saniyorum. Bazilari oradaki bircok yorumlar icin “hadsi canim bu gercek olmaz” dediler. Bu yorumlarin birkac tanesi de benimdi, bir mustear isim kullanmistim. Oysao “bu gercek olmaz “dedikleri yorumlarimin bircogununun onemli kisimlari bircok laik, Kemalist kose yazarindan saiinden alinti idi.

Gelmek istedigim nokta sudur: Lutfen burada Sibel Hanim’in yazdiklari ile Tercuman, Vatan, Hurriyet gazetelerindeki kose yazilarini karsilastiriniz. Bakin Kuva-i Millye falan demiyorum. Eger Sibel Hanim sacmaliyor ise onlar ne yapiyor? Erdemli Tarhana , karnini kasiyanlar “zirtullah” , “Kurtulus Savasini millet Kazanmadi, Ataturk ve etrafindaki subaylar kazandi. Anadolu halki karsi koydu” (meal) diyen Ozdemir Ince’lerin hepsi birer Aziz Nesin mi? “sayin dedi” diye hukumeti duasurmeye kalkan, hala bunun icin actigi dava bulunan CHP ve bu ulkenin yargisi, Sibel Hanim degil ki.

Erdogan’i ulkenin guneyini Apo’ya tesmlim etmek icin ABD ve AB ile planlar yaptigi hem CHP hem MHP’nin secim konusmalarindan. Sahi Sibel Hanim’in hangi cumlesi mizahi geldi size? Soyleyin; ayni mealede kaynak bulayim size buradan veya “merkez medyadan”. Onlar ciddi yorumcu ve kose yazari ise Sibel Hanim’i da ciddi yorumcu kabul etmek zorundasiniz.

Simdi her birinden alinti yapmaya gerek yok. Acin herhangibir gunku Yilmaz Ordil, Emin Colsan veya Bekir Coskunú okuyun. ve Sibel Hanim'in yazdiklarini da yanina koyun. Bircoklarini yaptik burada.

Demirkan Kardesim(! kiskanmayin arkadaslar) Sibel Hanim’in mizahindan etkilendigini, bunun ancak mizah olabilecegini not etmis fakat bu sitede ve bahsettigim gazete koselerinde ayni tur mizah sergilendiginde neden ic dikkatini cekmedi hatta burada bazi Gunkalara, Beyazlara mizah icin degil “ciddi fikir” icin tesekkur ve taktir ifade etti. Eminim Sibel Turkover’in gururu oksanmistir ama Ataman ertugrul. Sezgin Kiroglu, Sibel Fifdel Beyaz, Beagle Gunka’nin hakkini da teslim etmek lazim Demrikan Kardesim.

Mesela bu ilmektemi idi oburundemi Haydar Bey’in alintiladigi MHP’li Izmir vekil adayinin “ben boyle kisiliksiz halk goremdim….” Vecizeleri sanki Sibel Hanim’inkinden daha mi fazla nedensellik veya mantiki tahlil iceriyordu Demirkan Kardesim?

Alin su CHP’lilerin secim sonuclarina tepkilerini. Tarikatlar, komur, sunnet altini, imamlar, secim bilgisayarlari, medya ve tabii ki “aptal millet’ sorumlu tutulmadi mi? Bunlar Sibel Hanim’in mustehzi zekasinin urunleri mi idi?

Sahsim hakkinda ifade ettiginiz duygulardan mutehassis oldum ama hisseyi kacirmasa idiniz daha bir mutehassis olacaktim. Sibel Turkover, Sibel Fidel Beyaz et al., , Bekir Coskun, Emin Agabey, Tuncay, lhan ne faerkeder? Hepsi ayni dili kousmuyor mu?

Eger Sibel Turkover ciddi degilse niyet ettigi kissadan hisse bu olabilir ancak. Ben de kimseden nefret etmiyorum. Aslinda insan psikolojisini iddia ettiginiz kadar iyi biliyorsaniz herkesle diyaloga girmeye calisan birisi hicbirinden umidini kesmemis demek oldugunu bilmeniz gerekir. Ama mesele kisiswel degil ki.

Bunun altina hal-i hazirda elimde bulunan Cumhuriyet’in ilk yillarinda yazilmis fakat hic te guncelligini kaybetmemis bir siir koyayim da esas mevzuu kaybolmasin (yok bunlaeri ne Bekir Abi, ne Sibel Turkover yazdi, buyuk Ataturkcu Vatan Sairi Behcet Kemal Caglar ve Kemalettin Kamu’dan. Cocuklarimiza her ikisi de zorunlu okutululur. ). Siir veya mizah elestiriniz makbule gecer.

YENİ MİLLETVEKİLLERİNE
Haklısınız, bir büyük millete vekilsiniz;

Göğsünüz, kıvanç dolu, gerildikçe gerilir.

Bilin ki Atatürk’ün kurduğu Ankara’ya

Atatürk’ün yolundan yürünerek girilir.

Anıtkabre gidip de yürekten baş eğmeyen

Günü gelir çarpılır, düşer, yere serilir.

Bir avuç yobaz için, bir sürü cahil için

Devrimi çiğneyecek ayak varsa, kırılır.

Bir de bakarsınız ki her meydanda bir kere

Her genç Türkte bir kere bir Atatürk dirilir.

Bir an unutmayın ki Atatürk ülkesinde

Ahiretten önce de Yüce Divan kurulur…

~ Behçet Kemal ÇAĞLAR ~

CANKAYA
Bir ebedi gunesle

Burada dogdu Gazi,

Yaprak yigini gibi

Burada yandi mazi.
Burada erdi Musa;

Buradan uctu isa.

Bulbul burada varsa

Hurriyet icin oter.

Ne orumcek, ne yosun,

Ne mucize, ne fusun;

Kabe Arabin olsun,

Cankaya bize yeter!

Kemalettin Kamu

NÖBETÇİ MİLLET

Yaradan* hey Yaradan !

Dört yıl değil bin yıl geçse aradan

Sensin ateş diye kanımızdaki

Sesin ışık diye önümüzdeki !

Ey yanımızdaki

Beş on mermere, bir avuç toprağa sığan

Sınırsız mavi umman hey !

[…] İrkilmez Ata çocuğu irkilmez:

Zaptedilmez, Atam, zaptedilmez

Biz varken senin hisarının burçları:

Bakışlarımız kılıç uçları

Bekliyoruz devrimini biz.

Çökmeyeceğiz diz

İsterse hayat zehrolsun

İsterse refah kahrolsun

İsterse kurşun düşsün yanımıza belimize

İsterse geçinmek için bir dilim

Kuru ekmek geçmesin elimize.

Halel gelmez bizim ateşimize;

Dünya düşse peşimize

Yer sarsılsa yerinden

Ne senden geçeriz, ne senin eserinden …

~ Behçet Kemal ÇAĞLAR ~

* Burada Sair’in Yaradan’ı MKA

Not: bu Halis Ticani ne sacmalamis? o'nun mizahi nasil?

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 15, 2007 4:28 PM

Bekir bey, anlaşılan Çankaya rövanşını almak için iyice bilenmiş, hazır bekliyorsunuz.

Artık bu sefer de meclis kapısına asker dikip vekilleri içeri sokmayıp cumhurbaşkanlığı seçimini böyle engelleyeceklerini sanmıyorum. Bu sefer de bir çare bulunur da Sayın Gül seçilemezse bu çareyi bulanı dünya mucit şampiyonu ilan edeceğim.

Yalnız inanın son yazdıklarım geyik değildi, beni sizden iyi okuyan ve irdeleyen olmadı. Size asla kin beslemediğimden emin olunuz.

Neyse tadında bırakalım, hele Sayın Gül bir otursun koltuğuna, bakalım icraatına, gün ola harman ola...

Yazan: demirkan efegil Tarih: August 15, 2007 7:28 PM

Bekir L.Yıldırım bey alabildiğine coşmuş duyguları çok dingin yine.

MHP lideri sayın Bahçeli meydanlarda göstere göstere ip attı kimler için attı acaba? Birileri de sazan gibi atladı hemen. Bu büyük oyunun sonunda sanki devletin başına Devlet gelecek gibi görünüyor. Bekir L.Yıldırım bey çok üzülecek.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: August 16, 2007 8:37 PM

bir türkün demokratikleşen ülkesinde başka bi budunsal öbeğin bağımsız bir yönetim kazanmaya gidecek yolda kandırmaca bir söylem olduğunu anlamayarak , şehidinin cenazesinde polis barikatları ile karşılaşmasını da demokrasinin neresine koyduğunu düşünüp düşünmediğini merak ediyorum ve yine anımsatıyorum yönetimin başı pkkya da orduya da eşit uzaklıktayız demekle ülkemizin nasıl bir demokratik değişim yaşamakta olduğunu ifşa etmiş olmamış mıdır. benim en çok merakla izlediğim ordu, onca lafı ne kadar yiyip yemeyecekleri.

Yazan: ancazin Tarih: August 17, 2007 5:47 PM

konu dışında ama benım cok hosuma gıden bır soylesıyı sıze aktarmak ıstıyorum cunku konuıle her ne kadar dogrudan ılgısı olmasa da muhakkak kı gunumuz turk devletı - anadolu devletı ve rejım degısımı kavgasında gecmıs turk devletının cokus donemınde bıle bır lıderce nasıl ayakta tutulmaya calısıldıgını gozler onune serıyor ve bugunku devlet yonetıcılerının ıse o kosulların olusmasında nasıl hareket etmekte olduklarını mukayese ettırecek bılgıler ıcerıyor. nıtekım vermek satmak etnık ve dınsel ayrıcalıklar möeydana getırmek ulusal ve un ıter devlet yapısını gevsetmek derın rejımsel degısıme neden olmak etkınlıklerının yanısıra halkın dını ıle catısmacı ancak yıne dısa bagımlı ıdeolojı ıle ayakta durmaya calısan laık devlet modelı arasındakı mukayesede her ıkı cesıdınde ulkenın gelecegı ve guvenlıgı gelısımı ve ılerlemesı acısından tehlıkelı oldugu ve ghayrı mıllı oldugu dusuncesı ıle Tanrıdan hıra dagı kadar musluman tanrı dagı kadar Turk bır lıderı bızlere nasıp etmesını dılıyorum....


Abdülhamid Kırmızı Çizgilerini Çiğnetmedi
Röportaj : Prof. Vahdettin Engin - Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü

2. Abdülhamid'le ilgili tek kitabınız değil bu. Abdülhamid'e verdiğiniz önemin nedeni?

2. Abdülhamid'in 19. asrın son çeyreğinde ve 20. asrın başlarında padişah olması tarihimiz açısından bir şanstır. İmparatorluğun ayakta kalmasının nedenidir. Onun yerinde dirayetsiz bir padişah olsaydı, Osmanlı 1870lerde yıkılabilirdi ve ondan sonra gelecek felaketleri de insan tahayyül bile edemiyor. Anadolu elimizde kalır mıydı, kalmaz mıydı şüpheli. O yıllardaki icraatlar çok önemli.

Türkiye Cumhuriyeti bir milli mücadele yaparak kurulma şansını bulduysa, bunda Abdülhamid'in devleti ayakta tutmak için aldığı tedbirlerin payı vardır. Abdülhamid hem devlet işleriyle uğraşıyor, hem de hakkında söylenenlerin aksine hayatın o kadar içinde ki !

İstanbul'la ilgili iradelerini ele aldığım kitapta bu görülüyor. Bilinmesi ve öğretilmesi gereken şeyler bunlar.

Evet, hakkında birbiriyle bu kadar çelişen hisler beslenen pek az devlet adamı olsa gerek?

Abdülhamid'i bir devlet adamı olarak, bir de kişi olarak değerlendirmek lazım. İstibdad dönemi denir dönemine. Müstebid padişah, hatta "kızıl sultan" diye de anılır. Bunlar son derece abartılı.

2. Abdülhamid döneminde anayasalı, parlamentolu bir sistem öneren muhalif bir grup var. İstibdad iddiaları büyük ölçüde bunlardan kaynaklanıyor.

Fakat o günkü dünyanın şartlarına bakmak lazım. Diğer dünya ülkeleri çok mu demokratikti? 19. yy'da İngiltere'de ve Fransa'da biraz demokrasiden söz edilebilir belki ama o da kendi insanları içindir. Mesela İngiltere geniş bir imparatorluktur ama yapılan seçimde sadece İngiliz halkı oy kullanıyor, diğer nüfusların oy hakkı yoktur, hiçbir temsilcileri de seçilemez. Osmanlı 1876'da meşrutiyet ilan ettiği zaman -ki ilan eden Abdülhamid'dir- oluşan parlamentoya seçilen milletvekillerine baktığımızda Trablusgarp mebusunu, Yemen mebusunu, Basra mebusunu görürüz.

İngiltere'deki durumun tam tersi yani?

Tabii. İmparatorluğun her yerinden hiçbir ayrımcılık yapmadan milletvekili seçilmiştir. İngiltere bunu yapmıyordu.

Fakat Abdülhamid meşrutiyet taraftarı da değildi?

Evet. İmparatorluğun yapısının bunun için uygun olmadığı düşünüyordu. Zaten çok sıkıntılı bir dönemde başa geçti. Osmanlı-Rus harbi vardı mesela. Ondan dolayı da 1878'de meclisi kapattı.

İmparatorluk çok çeşitli etnik ve dini yapılardan oluşuyor, bu nedenle Abdülhamid meşrutiyetin ülkeye istikrar ve refah getirmekten çok ülkenin parçalanmasına yol açacağını düşünüyor.

İlk Osmanlı meclisindeki bazı konuşmalar da bu endişesini güçlendirmiştir. Gayrı müslim milletvekillerinin çoğunun Osmanlı milletvekili gibi değil de, mensup olduğu grubun vekili gibi konuşup davranması bu kaygıları pekiştirmiştir.

Kitabınız 2. Abdülhamid'in hususi iradelerine dayanıyor. Bunların önemi nerden kaynaklanıyor?

Ben aslında Abdülhamid'in uyguladığı sistemi bir tür başkanlık sistemi olarak yorumluyorum. Abdülhamid'in binlerce hususi iradesini okudum. Kitabım da bunların üzerine kurulu.

Bunlar, padişahın hangi konuda ne düşündüğünü doğrudan görmemize imkan veren belgelerdir.

Her konuda yüzlerce, binlerce emri var. Bu emirleri incelediğimizde şöyle bir manzara çıkıyor:

Kendi bildiği konularda direkt emir veriyor; fakat bir kimsenin her konuda uzman olması mümkün değil, dolayısıyla bilmediği konularda meselenin uzmanlar tarafından incelenmesini istiyor.

Sağlıkla ilgili bir karar mı alınacak, uzman bir doktora danışılmasını, ondan sonra karar verilmesini emrediyor. Yani kararlarını geniş bir araştırmadan sonra karar veriyor. İstibdaddan ziyade, herkesin fikir açıklayabildiği ama son kararı padişahın aldığı bir sistem bu. Fakat şu var tabii:

Siyasi bazı düşüncelerin seslendirilmesi gerçekten yasak, bunun da nedeni dediğim gibi meşrutiyet idaresinin devleti parçalayacağı yönündeki kaygısı. Meşrutiyet, cumhuriyet gibi bir takım kavramlar bu yasak çerçevesindedir. Bunun dışında her şey yazılıp çizilebiliyordu.

Abdülhamid'in devlet adamlığı ile kişiliğini birbirinden ayırdınız. Devlet adamlığını beğendiğinizi anlıyorum. Bu ayrımın nedeni kişiliğinde beğenmediğiniz yönler bulunması mı?

Hayır. Kişiliğinin ayrıca değerlendirilmesi lazım, çünkü orada da ilginç cepheler var.

Padişahlığının ilk yıllarında İstanbul'da biraz dolaşmıştır, şehzadeliği zamanında ise Avrupa'ya gitmiş, Mısır'ı görmüştür. Yani dünyayı belli ölçüde bilen bir insandır.

Ama amcası Abdülaziz'in başına gelenlerden, yani tahttan indirilmesi ve öldürülmesinden sonra, kendisi de bu işi yapanların arkasında olan devlet adamlarınca tahta getirildiği için kafasında daima şüpheler vardır.

Bazı şeylerin kontrol altında tutulması gerektiğini düşünüyor.

O nedenle Dolmabahçe Sarayında oturmadı, Yıldız Sarayına çekildi ve çok fazla da dışarı çıkmadı. Cuma namazı için Yıldız camiine gidiyordu, o kadar. Fakat dışarı çıkmamış olması İstanbul'daki, ülkedeki veya dünyadaki gelişmelerden habersiz olduğu anlamına gelmiyordu. Her şeyden haberdardı. Bunu da kurduğu, o jurnalcilik olarak görülen ama aslında bir istihbarat ağı olan sistemle yapıyordu.

Evhamlı olduğu söylenir?

Evet, biraz vehimlidir ama bu da anlaşılabilir. Dediğim gibi, bir kere amcasının tahttan indirilip öldürülmesine tanık olmuştur. İkincisi, padişahlığının ilk yıllarında kendisi de iki kere darbe girişmine maruz kaldı. Bunlar doğal olarak onda kendini koruma mekanizmasını geliştirdi.

Abdülhamid yalnız bir adam mı, yoksa ona bu konularda yol gösteren bir yakını var mı? İstihbarat örgütü kurmaktan, tek başına devleti yönetmeye kadar...

Sait Paşa çok sık kullandığı devlet adamlarından biridir. Zaman zaman aralarında problemler olur ama Sait Paşa'dan destek almıştır. Fakat çoğu konuda kendisi karar verir. Abdülhamid çok da zeki bir insan tabii.

İktidar olduğu koşullar çok kolay değildi herhalde?

Abdülahmid çok bunalımlı bir dönemde başa geçti.

İmparatorluğu köşeye sıkıştıran ve 93 harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının çıkışından Abdülhamid sorumlu değildi.

Mithat Paşa ve meşrutiyet idaresinin kötü politikaları sonucunda çıktı bu savaş. Neticesi de çok feci bir mağlubiyet oldu. Rus orduları Yeşilköy'e kadar geldi ve Ayastefanos anlaşmasını dayattılar. Bu anlaşma tam bir felaketti.

Buna göre Karadeniz'den Ege denizine kadar inen bir Bulgaristan kuruldu. Rusya kontrolünde bir Bulgaristan.

Gerçi Osmanlı devletinin elinde Makedonya ile Adriyatik denizine kadar uzanan bir toprak kaldı ama araya giren Bulgaristan yüzünden o toprakla bağlantısı koptu.

Ayastefanos işlemeye devam etseydi birkaç sene içinde o topraklar da gidecekti. Anlaşma çok ağır bir savaş tazminatını da öngörüyordu.

Nasıl bu kadar feci bir yenilgi alındı?

Osmanlı devleti 19. yy'da Rusya'yla tek başına mücadele edemeyecek durumdaydı. O dönemde aslında birçok dünya gücü de farklı bir durumda değil. Hepsi müttefik ihtiyacı içinde.

İttifak halinde davranıyorlar. Rusya'nın geleneksel bir politikası var, sıcak denizlere inmek. Balkanlardan ve Kafkaslardan yol arıyor.

Mesela Kırım savaşında Osmanlı Fransa ve İngiltere'yle müttefik olarak Rusya'yla savaştı ve Rusya mağlup edildi. Fakat 93 harbinde yalnız kaldı.

Sonuçta askeri gücü yetersiz olduğu için de yenildi. Bu yenilgide, savaşa mali olarak iflas ettiği bir dönemde girmesinin de etkisi var. 1875'de morotoryum ilan edilmişti.

Alacaklı Avrupalı devletler Osmanlı'nın peşindeydi. Abdülaziz tahttan indirilmiş vs. Tam bir bunalım ortamıydı. Avrupa ülkeleri borçlarını ödemeyen Osmanlı'yı Rusya aracılığıyla cezalandırmış da oldular. Her şey aleyhte. Bu savaşın kaybedilmesi çok şaşırtıcı değil.

Sonuçta bu durumdan nasıl kurtulundu?

Ayastefanos cari kalsaydı, İstanbul'u korumakta da çok güçlük çekerdik.

Burada Abdülhamid çok akıllı bir politika takip etti. Uluslararası ilişkilerde karşılıklı çıkarları kullandı.

İngiltere en büyük sömürgesi Hindistan'a giden yolu kontrol etmek istiyordu. Kıbrıs'ı önemsiyor o nedenle. Kıbrıs'a hakim olmak istiyordu.

İngiltere Kıbrıs'ın kontrolünü bize bırakın, biz de Ayastefanos'un şartlarını değiştirelim teklifini yaptı. Haziran 1877'de Kıbrıs'ın kontrolü İngiltere'ye bırakıldı, aynı yılda Ayastefanos'un hükümleri iptal edildi ve Berlin anlaşması yapıldı.

Berlin anlaşması çok daha mı iyiydi?

Her şeyden önce bir kere büyük Bulgaristan ortadan kaldırıldı, Osmanlı Balkanlardaki topraklarıyla bağlantısını kazandı. Nitekim 1910lara kadar Osmanlı'nın Adriyatik kıyısında toprağı vardır. Bu arada Kıbrıs Osmanlı'nın kalmaya devam etti, denetimi sadece İngiltere'ye verildi.

OSMANLIYI DA PETROL YIKTI

Abdülhamid döneminde Batıyla ilişkiler nasıldı?

1878den sonra dünya güçlerinin Osmanlı'ya bakışı değişti. O güne kadar Rusya karşısında ayakta duran bir Osmanlı isteniyordu.

Soğuk Savaş dönemindeki gibi?...

Evet. Tıpkı öyle. O tarihten itibaren Osmanlı'yı parçalamak, en iyi payı kapmak peşine düştüler. Petrol bir faktör olarak gündeme gelmişti. Petrol de büyük ölçüde Osmanlı topraklarındaydı.

Yeni petrolün başına bela olduğu ilk ülke Osmanlı'ydı?..

Tabii. 2. Abdülhamid'in özel bir politikası vardı bu konuda.. Osmanlı, Balkanlarda ve Ortadoğu'da buna direnmiş, dişe diş mücadele vermiştir.

PETROL POLİTİKASI

2. Abdülhamid döneminde petrolün önemi iyice ortaya çıkmıştır. İngiltere Basra körfezine hakim olmak üzere saldırılara da başlamıştır.

Hem bölgedeki bazı Arap şeyhleriyle anlaşıyor, hem de askeri güç kullanıyor. Abdülhamid buna karşı Almanları devreye sokarak bir rekabet oluşturmuştur.

Petrol bölgelerinin bir takım savaşlar sonunda elinden çıkabileceğini düşünerek buraları hazineyi hassanın malı, yani kendi şahsi malı yapmıştır.

Savaşla elden çıkan topraklar üzerindeki şahsi haklar devam eder. Nitekim 1920li ve 30lu yıllarda hanedan üyeleri bunun mücadelesini verdi.

Varisleri, buraların kendi dedelerine ait olduğunu iddia ederek mahkemelere başvurdular. Aslında bu üzerinde araştırma yapılması gereken bir konu. Çünkü sanıyorum İttihatçılar, Abdülhamid'i devirdikten sonra buraları devletleştirdi, Vahdettin ise yeniden hazineyi hassaya aldı. Bunun üzerinde durulması lazım. Bildiğime göre Cumhuriyet hükümeti de 1930lu yıllarda Abdülhamid'in varisleriyle paralel hareket etti.

BATI'NIN SİHİRLİ PARÇALAMA FORMÜLÜ

Misyonerler gayrı Müslim teba arasında bir propaganda mekanizması geliştiriyorlar, Ortodoks ve Gregoryenleri Katolik ve Protestan yapıyorlar.

Sonra da belli devletler "bunlar benim dinimdendir" diyerek himaye hakkı talep ediyorlar. Konsoloslar da bu azınlıklar üzerinde propaganda çalışması yapıyorlar.

O dönemde bunları engellemek mümkün değil. Abdülhamid ancak onları izlettirmek suretiyle zararlı faaliyetlerini önlemeye çalışmıştır.

Bunun neticesinde giderek isyana etmeye hazır toplumlar oluşturuluyor. Dış güçler de bunu kışkırtınca, isyan başlıyor.

Osmanlı isyanlara karşı askeri güç kullanmaya mecbur kalıyor, bu defa müdahalede bulunup bölgede ıslahat yapın, şu şu tedbirleri alın diyorlar. Osmanlı direniyor veya direnemiyor, şartlara göre. Islahatı takiben de muhtariyet, yani özerklik talebi geliyor. Onun sonraki aşaması da bağımsızlıktır. Batının Osmanlıyı parçalamaktaki sihirli formülü buydu. Islahat, muhtariyet, bağımsızlık.

ABDÜLHAMİT DENGE SİYASETİ İZLEDİ

2. Abdülhamid o dönemde uluslararası politikada tek bir ülkeye bağlı kalmayarak hepsini dengede tutacak bir politika uyguluyor. Daha çok tabii Almanya'yı kendi yanına çekmiştir, konjoktör onu gerektiriyordu.

Ama bütün devletlerin Osmanlı'yı yıkmaya çalıştığı o ortamda Abdülhmid, onların arasındaki rekabeti her zaman körükledi. Dolayısıyla hiçbir zaman hepsinin bir arada Osmanlı'ya saldırmaları mümkün olmadı.

Mesela İngiltere Ermenileri desteklerken, Almanya Osmanlı lehine tutum alıyordu. Bu açıdan Abdülhamid başarılı olmuştur.

HAMİDİYE ALAYLARI

Hamidiye Alayları neydi?

Ermeniler doğu Anadolu'da nüfus çoğunluğu ele geçirmek için teröre başvurarak katliama giriştiler, bölgenin yapısı gereği de çoğunlukla Kürtlere yönelikti bu saldırılar. Abdülhamid Osmanlı güvenlik güçlerini kullanmanın yanı sıra, bölge halkını da silahlandırdı.

Bugünkü korucu sistemi gibi mi?

Korucu sistemi tamamen oradan örnek alınmıştır. Abdülhamid bölge halkını kullandı, çünkü zaten saldırıya uğrayan onlar. Güvenlik güçleri yetmiyor, çünkü saldırı yapanlar da birkaç çeteden ibaret değil; Ermeni halk silahlandırılmış durumda. Yani geniş çaplı saldırılar söz konusu. O nedenle saldırıya uğrayanların en azından kendilerini savunabilmeleri gerekiyordu.

EN ZENGİN ŞEHZADE

Abdülhamid para kazanmanın yollarını bilir ama israfı sevmezdi, tutumlu bir insandı.

Şehzadeliği döneminde aldığı maaşını iyi kullanmıştır. Başka şehzadeler lüks hayatlar sürdüklerinden, maaşları yetmez, sürekli borçlanırlardı. Abdülhamid ise devletin verdiği maaşla geçindiği gibi, para da kazanıyordu. Ticaretle uğraşıyor, borsada oynuyordu.

Bu konuda danıştığı uzmanlar da vardır.

Mesela padişah olduktan sonra da hazine-i hassa'nın başına bir Ermeniyi, Mikhail Portakalyan'ı getirmiştir.

Padişahlığındaki ekonomi politikasına da yansıdı bu. İflas etmiş bir ülke devralmıştı.

Osmanlı 1875de borçlarını ödeyemeyeceğini dünyaya ilan etmişti. Abdülhamid bu ortamda alacaklı ülkelerle müzakereye oturdu.

Bu borcu ödeyemeyeceğimiz kesin, dedi.

"Siz bunda ısrarcı olursanız, genel bir felaket olacak".

Çünkü alacaklı ülkelerin verdikleri borçlar da, halkların bankalardaki mevduatlarından oluşuyordu. Bunun üzerine Osmanlı borçlarının %50si silindi. Duyun-u Umumiye idaresi kuruldu ve bazı Osmanlı gelirlerinin doğrudan bu idareye gidip oradan borçların ödenmesi uygulaması başladı.

Tabii borcun yarısı silinince, meblağ ödenebilir bir hal aldı. Abdülhamid o ortamda hanedan üyelerinin maaşlarını yarıya indirdi. Bu sembolik bir jestti ama önemliydi. Topluma mesajdı.

FİLİSTİN "KIRMIZI ÇİZGİ"YDİ.

Yahudiler 2. Abdülhamid'den Filistin'i satın almak istediler mi?

O dönemde başta Rusya ve Romanya olmak üzere birçok ülkede Yahudiler saldırıya uğramaya başladılar. Bu durumda kalan birçok Yahudi yaşadıkları yerleri terk etti ve bir bakıma ortada kaldı.

Yahudi liderler Abdülhamid'e Filistin'den toprak satması, bunun karşılığında Osmanlı borçlarının ödenmesi yönünde teklifler getirdiler.

Abdülhamid buna asla yanaşmadı ve Filistin'e Yahudi göçü konusunda sıkı bir biçimde kontrol kurdu. Abdülhamid'in uluslararası politikada bazı kırmızı çizgileri vardı. Filistin bunlardan biriydi. Yahudi yerleşimine tamamen karşıydı. Kendi döneminde bunu başarmıştır da.

Abdülhamid'in bazı kırmızı çizgileri İttihat ve Terakki döneminde pembeleşti mi?

Aşağı yukarı öyle. Abdülahmid'in Filistin'deki tutumu, İttihatçıların döneminde gevşedi, bunu biliyoruz.

Bir başka kırmızı çizgi doğu Anadolu idi: Doğu Anadolu'da her ne olursa olsun bir Ermenistan kurulmazdı. Nitekim kesin olarak başarmıştır bunu Abdülhamid.

Bir diğeri kutsal topraklarla ilgilidir. Kutsal topraklar yabancıların eline geçmemelidir, diyordu. Nitekim İngilizler Yemen'e kadar geldiler, ama onlarla muazzam bir mücadele yapıldı. İçeri girmelerine engel olundu.

Ki İngiltere, 19. yy'ın süper gücüydü, bugünkü ABD'den daha güçlüydü.

ABD ÇOK İSTEDİ AMA BÜYÜKELÇİLİK AÇAMADI

O dönemin güçü devletlerine düveli muazzama deniyordu.

Bunlar İngiltere, Fransa, Avusturya-Macaristan, Almanya, İtalya, Rusya ve Osmanlı'ydı.

ABD daha geri plandaydı.

Bu ülkeler büyükelçi teati ederlerdi. Mesela İstanbul'da hepsinin büyük elçiliği vardı. ABD de buradaki elçiliğini büyükelçiliğe yükselterek bu düveli muazzama arasına girmek istiyor. 2. Abdülhamid buna sürekli engelledi. Eğer ABD büyükelçilik açarsa, uğraşacağımız devletlerin sayısı artar, diye düşünüyordu. Bunda başarılı da oldu.

BASINI MAAŞA BAĞLAMIŞTI

Abdülhamid'in basınla ilişkileri iyi. İki bakımdan. Hem önemli yerli ve yabancı gazetecileri sofrasına davet eder, kendi düşüncelerini aktarıp yazılmasını sağlardı; hem de özellikle yabancı gazetecilere maddi menfaat temin edip Osmanlı lehinde yazılar yazdırırdı. Çok sayıda Avrupalı gazetecinin Osmanlı devletinden para aldığını biliyoruz.

TARİHİMİZDE KARA SAYFA YOK

Osmanlı toplumunun yapısını ve devletinin zihniyetini gösteren bir belge buldum arşivde. 1857'de. Şöyle diyor:

Yük beygirlerinin haftada bir gün tatilleri var. Cuma günleri çalıştırılmaları yasak.

1857'de bir takım suistimaller olmuş ki bu konuda, devlet bir hatırlatma ihtiyacı hissetmiş. Diyor ki

"Öteden beri yük beygirlerinin haftanın bir günü tatil yapmaları adet olduğu halde, bazı kimseler son zamanlarda bu kurala uymuyorlar"

. buradan ne anlıyoruz?

Yüzyıllardan beri Osmanlı'da yük hayvanlarının haftada bir gün dinlenme hakları var.

Halbuki 19. yy'da Avrupa'da insanlar günde 16 saat çalışıyor, madenlerde ölüyorlardı!

Osmanlı hayvanlarla ilgili şu tedbiri geliştirdi:

İzin günlerinde bu hayvanlara sahipleri de binmesin diye, semerlerinin çivili olmasına karar verildi. Yani bizim tarihimizde kara sayfa yok. Hayvanlara böyle bakan bir toplumun, bir devletin insanlara bakış açısı da çok farklı olur.

Yazan: ancazin Tarih: August 18, 2007 7:44 PM

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=263240 şu en ilgi çeken kürtlerin türkmenliği alevi kürtlerin de ermeniliği üzerine Türk Dil ve Tarih Kurumu Başkanının görüşleri üzerine güncel haberle ilgili bir anımı anlatmak istiyorum.
askerde iken badıllılardan olduğunu söyleyen urfalı bir tertibim vardı acemilikte ve ustalıkta hemnde aynı birlikte devam ettik askerliğe bu nedenle bayagı bir kankaydık. halen de gorusuruz telefonla da olsa tertıbım olayı.. bana badıllılardan oldugunu soylemıstı ben de bu ısım bana yabancı gelmıyor begdılı dıye bır turkmen asıretı varmıs zamanında felan dedı o da evet odur zaten dedı e dedım sen bana ben kurdum demıyormuydun evet dedı ee dedım ne alaka sımdı ya abı koke asla bakarsan bızım orda ınsanların yarısı arap yarısı turk cıkar aslında dedı yanı ben bu muammayı cozemedım buyuklerımız daha ıyı bılır:)

Yazan: ancazin Tarih: August 20, 2007 12:19 PM

Fasizm nedir?
Fasism genel olarak toplu “Hareket” baglari olan otoriteci politik bir ideolojidir. Devletin cikarlarini toplumun ve bireylerin cikarlarinin ustunde tutarak genel olarak etnik, kulturel, irkci ve benzeri sahte bir milli birlik arayisi icindedir.
Cesitli uzmanlar (fasizmin) milliyetcilik, otoritecilik, devletcilik, militarizm, kollektivizm, populercilik, diktatorluk, anti-komunizm gibi ogelerin goruldugunu solylerler. Ayrica (fasistler) ekonomik ve politik ozgurlukculugede karsidirlar.
***

Fascism is an authoritarian political ideology (generally tied to a mass movement) that considers individual and other societal interests subordinate to the needs of the state, and seeks to forge a type of national unity, usually based on, but not limited to, ethnic, cultural, or racial attributes. Various scholars attribute different characteristics to fascism, but the following elements are usually seen as its integral parts: nationalism, authoritarianism, statism, militarism, corporatism, populism, totalitarianism, anti-communism, and opposition to economic and political liberalism.
***

Birileri size "fasist" diyorsa... yukardaki ogeleri kendinize sorun.
Cevabiniz hayir ise, gonlunuz rahat olsun.

Yazan: Haydar Tarih: August 21, 2007 3:23 AM

YÜKSEK SEÇİM KURULU BAŞKANLIĞINA
ANKARA


Aşağıdaki sorularıma 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde, yasal süresi içinde cevap verilmesini saygılarımla arz ederim. 17.08.2007


İsim/ İmza....

17.08.2007 tarihli Hürriyet Gazetesinde, Yalçın Bayer imzalı "İşte belgesi" başlıklı yazı şu şekildedir:


KAMUOYUNDA, seçim sonuçlarının şaibeli olduğu yolundaki iddia ve duyumlar hálá sürüyor.
Buna ilişkin İzmir'den postaya verilmiş, sadece bir seçim bölgesinden 6 sandık sonucunu içeren belgeler var.
İlki sandık tutanakları; altını parti temsilcileri imzalamış.

Diğeri YSK'nın elinde olmasına karşın ilan etmediği bilgisayar tutanakları.

İzmir 2. bölgeyi içeren Karşıyaka ilçesinin 1182, 1315, 2127, 2180, 2401, 3233 sandık tutanaklarına ve YSK'na girilen oyların karşılaştırılmasında ilginç çarpıcı sonuçlar çıkıyor.

YSK listesinde AKP'ye oy kayması olduğu; CHP ve MHP'nin oylarının ise düştüğü görülüyor.

1182 numaralı sandık: İP 4, CHP 203, HYP 6, ÖDP 2, GP 16, DP 9, MHP 28, AKP 2.

(YSK'nın bilgisayarına girdiği sonuçlarda AKP'nin oyu 2'den 8'e çıkartılmış.)

1315 numaralı sandık: İP 1, CHP 204, HYP 1, GP 2, DP 21, LDP 3, MHP 31, AKP 20.

(MHP'nin oyu 31'den 23'e; CHP'nin oyu 204'ten 201'e indirilmiş. Hiç oyu olmayan BTP 1 olmuş. İP'nin 1 oyu sıfırlanmış. HYP'nin 1 oyu 2'ye çıkmış. DP'nin 21 oyu 18'e düşürülmüş. Sandıkta hiç oyu olmayan ÖDP YSK'da 2 olmuş.)

2127 numaralı sandık: SP 1, İP 1, CHP 159, GP 17, DP 13, MHP 27, AKP 49, TKP 1, bağımsız 3.a

(MHP'nin oyu 27'den sıfırlanmış.)

2180 numaralı sandık: SP 2, İP 1, CHP 131, HYP 4, ÖDP 3, GP 15, DP 5, LDP 12, MHP 50, AKP 1.

(YSK listesinde AKP'nin oyu 1'den 74'e çıkartılmış; CHP'nin oyu 131'den 94'e, MHP'nin oyu 50'den 30'a indirilmiş. GP'nin 15 olan oyu 6'ya düşürülmüş. HYP'nin 4 olan oyu 2 olmuş. İP'nin 1 olan oyu 2'ye yükseltilmiş. SP'nin 2 olan oyu 1'e düşürülmüş. BTP'nin 0 olan oyu 1'e yükselmiş. ATP'nin 0 olan oyu 1'e çıkarılmış. DP'nin 5 olan oyu 3'e indirilmiş. LDP'nin 12 olan oyu sıfırlanmış. GP'nin 15 olan oyu 6'ya indirilmiş.)

2401 numaralı sandık: ATP 2, BTP 2, İP 5, CHP 108, ÖDP 1, GP 15, DP 4, LDP 2, MHP 20, AKP 62, TKP 1, bağımsız 18.

(LDP'nin 2 oyu 1 olmuş; MHP'nin 20 oyu sıfırlanmış.)

3233 numaralı sandık: ATP 5, BTP 1, SP 7, İP 2, CHP 46, HYP 2, GP 23, DP 8, MHP 38, AKP 135, bağımsız 5.

(AKP'nin oyu 135'ten 145'e yükselirken; CHP'nin oyu 46'dan 38'e, ATP'nin oyu 5'ten 3'e düşmüş, BTP'nin oyu 1 den sıfırlanmış, İP'nin oyu da 2'den 1'e düşmüş.)

Yani bu durumda 6 sandıkta YSK kayıtlarına AKP'nin 89 oy fazla olarak geçerken, MHP 75, CHP 48 ve LDP de 13 eksik oy almış oluyor.?


Eğer bu haber doğruysa, 6 sandıkta ortaya çıkan bu hatalar toplam sandık adedine teşmil edildiğinde, çok kaba bir hesapla AKP'nin tarafınızdan ilan edilen oylardan 2.5 milyon oy az aldığı, MHP'nin 2 milyon, CHP'nin 1.5 milyon oy fazla aldığı sonucu ortaya çıkmaktadır.

Sorular:

1- Bu haber doğru mudur?

2- Haberde sözü edilen sandıklardaki rakamlar kontrol edilecek midir?

3- Ortaya çıkan bu iddialar kamuoyunu çok ciddi bir şekilde meşgul ettiğinden ve seçim neticelerine ciddi gölge düşürdüğünden bütün sandıkların fiili sayımları yapılarak, bu fiili neticelerle, güvenliği tescil edilmemiş elektronik ortamdaki iletilen rakamlarla karşılaştırılması yapılarak kamuoyuna şeffaf bir şekilde açıklanacak mıdır?


yanıtını bekliyoruz....

Yazan: ancazin Tarih: August 21, 2007 1:04 PM

Türkçülükten rahatsız olduğunu belli eden sayın Akyol bilmelilerdir ki bu devleti kuran ideoloji Türk Milliyetçiliğidir.

Yazan: ulusaldurus1989 Tarih: August 23, 2007 10:05 AM

bu devletı ıdeolojıden cok bır mıllet kurmustur. balkan turku kırım turku kafkas turku anadolu turku kıbrıs turku ortadogu turku arap collerınde batı ve dogu cephelerınde once osmanlıyı kurtarmak ıcındaha sonra anadoluyu kurtarmak ıcın ve bulundukları yerlerde sahıpsız kalarak soykırıma ugramasına ragmen var olma mucadelesı vermıstyır ıste o ıdeolojı bu mucadelenının urunudur turk mılletının kurtulus ve var olus mucadelesının adıdır turk mıllıyetcılıgı ..son zamanlarda turk ulusunun ımparatorlugu ayakta tutma daha sonra da ulusal varlıgını koruyarak devletlesme surecının sonucu olanve bu devletın temel ılkesı olan mıllıyetcılık her ne kadar ruhsuzlastırılmak ıstenmekte ıse de bunun basarılı olamayacagına adım gıbı emınım cunku ben atalarımın kanından gecmısımden ve cekılen cılelerın surulen ınsanların zulme ugrayan atalarımdan vazgcemeye nıyetım olmadıgı gıbı benım gıbı on mılyonlarca turkıye turkunun bundan vazgemeye nıyetı olmadıgına emınım yahudılerın surulern ataları ermenılerın tehcır edılen ataları haleplı kurtlerın ataları ne kadar degerlı ıse bır turkun ataları on bın kere daha degerlıdır

Yazan: ancazin Tarih: August 23, 2007 2:21 PM

İzmir’de MHP’den milletvekili adayı olan ancak seçilemeyen bir adayın sözlerinin yer aldığı bir habere göz atalım:

“Bu halka her şey layık. Bu halk ihanete göz yummuştur, bu halkla yola çıkılmaz. Ortaya çıkan bu tablodan utanç duyuyorum. Halkımız maalesef küçük paralara satıldı. Şehidine ihanet eden bir halkla karşı karşıyayız. Bu tablonun tek sorumlusu halk. Halkımız bu kadar çıkarcı olmamalıydı. Ben bütün dünyayı neredeyse dolaştım ama bu halk kadar kişiliksiz bir halk görmedim.”
***

Hani bu milleti aşağılayan kendini aşağılardı?

Hani bu millet kutsaldı?

Hani şanlı bir tarihe sahipti, kimse bu milleti küçümseyemezdi?

Hani bu millet Necip bir milletti?

Hani Necip’i yetmez Haluk’u da vardı?

Hani bu milletin başarıları tarihte altın harflerle yazılıydı?

Hani bu millet yedi düvelde at koşturmuştu?

Hani altı yüz yıl dünyayı yönetmişti?

Hani yönettiği yerlere medeniyet götürmüştü?

Hani medeniyetten bahsedenler medeniyeti bizden öğrenmişti?

Hani ilk emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşı vermişti?

Hani ezilen milletlere örnek olmuştu?

Hani bu milletin tarihinde yanlış yoktu?

Hani ne yaptıysa doğru yapmıştı?

Hani bir Türk dünyaya bedeldi?

Hani bu Türk ırkından üstün bir ırk yoktu?

Hani ne mutlu Türküm demek yeterliydi?

Hani Türk doğruydu, Müslüman çalışkandı?

Hani bu millet evliyaların torunuydu?

Hani bu topraklar kutsalsa, bu topraklarda yaşayanlarda kutsaldı?

Hani Müslüman’ım Türküm ve Doğruyum her şeyin üstüneydi?

Hani her şey kayıtsız şartsız milletindi?

Hani en doğru kararı Türk milleti verirdi?

Hani milletin kararına saygı duymak gerekirdi?

Hani Türkün Türk’e propagandası bu millete hakaretti?

Ne oldu da bu millet bir seçim sonucu ile böyle tarihinde görülmemiş şekilde, hiçbir yabancı tarafından bile aşağılanmayan sözlerle aşağılandı. Hem de kendini yönetmeye talip siyasetçiler tarafından..

Kendilerini bu ülkenin sahibi olarak görenler, aslında kendi toplumunu tanımayan onunla iç içe yaşamaktan kaçan, krizlerden beslenen, darbecilerle ittifak edenlere seçim sonuçları çok ciddi bir yanıt olsa gerek.

Yazan: Haydar Tarih: August 23, 2007 8:22 PM

seçim sonuçları ciddi bir yanıt mı seçilenlerin aşağılamalarını tek tek yazayım mı burayı yazsam da işine geldiği gibi olacağından boşa yorulmama gerek yok. bu tepkide zaten bunca aşağılamalara karşın milletin yüzde kırk yedisinin kabullenişine karşı bir tepkidir bu yüzde kırkyedinin yüzde onu da zaten etnik nedenlerle oy verenler anlayan anladı....
bu arada seçim muammalaı bir durum bazı yazarlar bile yazıyor ama en azından ben bile hala iki kişiden birinin akepeye oy verdim dediğini duymadım ya utanıyorlar ya da gerçekten bu işte bir iş var..

Yazan: ancazin Tarih: August 23, 2007 10:50 PM

"ben bile hala iki kişiden birinin akepeye oy verdim dediğini duymadım ya utanıyorlar ya da gerçekten bu işte bir iş var.."

Emin Colasan'da milletin %47 sini bir turlu gorememisti.
Zaten meselede burada.

Yazan: Haydar Tarih: August 24, 2007 6:05 PM

meselenın ne oldugu benzetmenden anlasılıyor zaten
devrımler kesındır uygulanıslarına gore yasayıp yasamayacagı yerlesıp yerlesmeyecegı anlasılır ancak bu bır devrım degıl korkak bır degısım kolaycıl ve yapay bır guce dayanan korkak bır degısım ve bu gucu ozgul guc dıye algılayama baslamıs ısen devrıme ozgu uygulamaları degısımınde gostermek ıstersın yukarındakı benzetmendekı sahsa yapılan gıbı bekır coskuna yapılan gıbı halkın azarlanması bızım zıhnıyetmız ıyı onların kotu kesın yargısı ıle yapılan ucraatlar gıbı... o yuzden mesele bellıdır ve cok basıttır .... geldıklerı gıbı gıdecekler hıc kuskun olmasın ya menderes gıbı olur sonları ya daha fecı

Yazan: ancazin Tarih: August 24, 2007 6:50 PM

Menderesi darbeciler katletmistir.
Ancak fasistler darbeye davet cikarir.
Tuklugu savunsada, Ingilizligi savunsada, Japonlugu savunsada fasist fasisttir ve kendi milletinede baska milletlerede zarar, kahir ve cefadan baska birsey veremez.
Iste Musolini, iste Hitler, iste Stalin, iste Saddam, iste zamanin basbakanini bir darbe ile uzaklastirip memleketi dunya harbine sokup durduk yere her cephede yuzbinlerce evladimizi helak eden ve 600 senelik imparatorlugun her bir karişini dusmana kaybederek sonunu getiren (binbasi) Enver Pasa.

Yazan: Haydar Tarih: August 25, 2007 9:01 PM

1968 mülkiye mezunu, emekli idareci, DYP'nin (1983) 34 kurucusundan biri olan ve Adana'da 'Bölge' gazetesinde yazarı Mehmet Fatih Özgür, 'vatandaş' olarak YSK'ya başvurdu.

Özgür,

"YSK tarafından açıklanan seçim sonuçlarına esas alınan (bilgisayarda birleştirilen) sandık sonuçları fiilen sandıkta sayımla saptanıp tutanak altına alınanlar ile farklı olduğu kesin kanıtlarla belli olduğundan, bu durumda açıklanan sonuçlar 'mutlak butlan' (yoklukla sakatlanmış, hiç yok hükmünde) ile 'Malul ve keenlemyekûn'dur. (Ölü doğmuş, yok hükmünde)"

diyerek suç duyurusunda bulunuyor.

"Açıklanan sonuçların iptali; yeniden sayım yapılıp veya sandık sonuçlarının tutanaklar esas alınıp sandık sonuçları birleştirilmesinin yeniden yapılıp seçim kesin sonuçların bundan sonra ilanını istiyorum.

'MUTLAK BUTLAN'DIR

1- Seçimlerdeki sandık sonuçlarının yapılan tasnifte tutanağa geçirilmesinden sonra, bilgisayar yardımıyla birleştirilme aşamasında gerçek sonuçlar yerine farklı sonuçlar girilmek suretiyle hakiki seçim sonuçlarının değiştirildiği gerekçesine dayalı olarak;

- Açıklanan sonuçların gerçeği yansıtmadığından 'Mutlak Butlan' ile 'malul ve Keenlemyekûn' olduğunu,

- Bu nedenle öncelikle açıklanan sonuçların geçersiz olduğuna karar verilerek bu durumun ilanını,

- Ya sandıkların yeniden sayılıp bu sonuçların birleştirilmesi ve/veya sandıkbaşı sayım tutanaklarının elle birleştirilmesi suretiyle gerçek sonuçların ilanını talep ediyorum.

2- İddiamı destekleyen kanıtlar olarak da, sandık bazında tutanağa bağlanmış sonuçlar ile YSK'nın birleştirmelerinde esas alınan (Kurul'a bilgisayarla ulaştırılmış ve sonra internet sitenizde ilan olunmuş) sandık sonuçlarının farklılığını açıkça gösteren, medya aracılığıyla kamuoyuna açıklanan kanıtlar vererek beyan edip; YSK nezdindeki diğer delillerin böyle bir karşılaştırılmasının sonuçları değiştirdiğini ortaya koyacağını arz ediyorum.

3- Yüksek malumlarınız olduğu üzere böyle hallerde 'zamanaşımı' bahse konu olmaz. İlgili yasa ve mevzuata nazaran böyle haller olağanüstü durumlar kabul olunup 'olağanüstü başvuru' olanağı/hakkı tanınmıştır."

AİHM'YE GİDECEĞİM

YSK'dan savcılığa suç duyurusunda bulunulmasını isteyen Mehmet Fatih Özgür, bu iddiasına kanıt olarak, İzmir ve İstanbul çevresi ile ilgili yazıları nedeniyle Yalçın Bayer'i ve Can Ataklı'yı, belgeleri basın toplantısıyla kamuoyuna açıklayan MHP İzmir İl Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nu ve bu konuda demeç veren İstanbul 1. bölge adayı Prof. Dr. Mustafa Zengin'ı tanık olarak gösterdi.

YSK'ya yaptığı suç duyurusundan bir sonuç alamadığı takdirde konuyu AİHM'ye götüreceğini açıklayan Özgür, bu konuda Baykal, Sezer ve Bahçeli'ye de yazılarının bir örneğini gönderdiğini söylüyor.

YSK'ya hassas sorular

BAZI bilgisayar uzmanları, onların da akıllarına takılan bazı sorulara YSK'nın cevap vermesi gerektiğini belirtiler.

Bizim aldığımız notlara göre sıralayabildiğimiz sorular şu noktalarda toplanıyor:

a) Batı'da doğup yaşayan ancak seçimlerde Doğu ve Güneydoğu'da seçmen listelerinde adları geçenler var mıdır? Bunlar doğuda oy kullanmış mıdır? Kullanmışlar ise bu oylar nasıl ve hangi yöntemle bilgisayara yüklenmiştir.

b) Doğu ve Güneydoğu'da seçmen sayısı ile oy kullanmamış gözüken seçmenler arasında fark var mıdır? Varsa ne kadardır? Bu fark her seçimdekinden daha az bir sayı ise bunu sadece katılım oranının yüksekliği ile açıklamak mümkün müdür?

Ünlü yazılım ve data firması Sun Microsystems, Türkiye'nin seçmen kütüklerinin güncelleştirilerek bilgisayara aktarılması konusunda veri tabanı ve programı oluşturmak amacıyla açılan ihaleyi ne kadar bedelle almıştır?

(2001 Mayıs'ında bu ihaleyi alan firma, 2002 seçimlerindeki oylamanın %67'sinin bilgisayar ortamında gerçekleştirildiğini açıklamıştı. 2007 seçimlerinde ise bu oran %100 bilgisayar ortamında yapıldı. Artık önümüzdeki seçimlerde oy pusulası yerine bilgisayar ortamında oy kullanılması hedefleniyor.)

Dünyanın en büyük yatırım bankalarından olan JP Morgan, YSK'nın veri tabanını ve seçmen kütüklerini güncelleştirmek amacıyla görevlendirilen Sun Microsystems firmasına bu iş için kredi kullandırmış mıdır?

JP Morgan seçimler öncesinde Türkiye'de anket çalışması yaptırmış mıdır?

Sun Microsystems'in, Yunanistan'daki son seçimlerde Türkiye'deki benzer ihaleyi almasına karşın, muhalefetten 'Amerika'daki seçimlere hile karıştırdığı' iddiası karşısında yükselen tepkiler üzerine Başbakan Karamanlis tarafından ihalenin iptal edildiğini biliyor musunuz?

Bu 'vaka'dan Türkiye'de kimsenin haberi olmadı mı?

YSK Başkanı Muammer Aydın (yani siz) ve veri tabanına girenler bu programın nasıl kullanıldığını biliyor musunuz?

2002 seçimlerinde iki partili (AKP, CHP) sistem oluşmuştu. İki parti de (DYP 9.6, MHP 8.4) barajın altında kalmışlardı. Bu seçimde bir yanlış veya hata yapılmış olabilir mi?

Son bir soru...

Veri tabanına sahip bir firmanın, il veya genel bazda seçim sonuçlarını değiştirmesi mümkün olabilir mi?


Yazan: ancazin Tarih: August 25, 2007 10:41 PM

Menderesi darbeciler katletmistir.
Ancak fasistler darbeye davet cikarir.
Tuklugu savunsada, Ingilizligi savunsada, Japonlugu savunsada fasist fasisttir ve kendi milletinede baska milletlerede zarar, kahir ve cefadan baska birsey veremez.
Iste Musolini, iste Hitler, iste Stalin, iste Saddam, iste zamanin basbakanini bir darbe ile uzaklastirip memleketi dunya harbine sokup durduk yere her cephede yuzbinlerce evladimizi helak eden ve 600 senelik imparatorlugun her bir karişini dusmana kaybederek sonunu getiren (binbasi) Enver Pasa.

doğa koşulları elverseydi tarih çok daha farklı olurdu. neyse enver paşa konusunda yeni bir tartışma açmak istemem ancak enver paşa konusunda çokça yansız değilsin. darbeleri savunmuyorum. kenan evrenın olgunlasmasını bekledık dedıgı darbe gıbı darbeler turkıyenın bahtsızlıgıdır. memleket elvadı bırbırını daha cok kırsın kı bız de darbe yapalım dıye anladıgım ben bu sozcukle o adama lanet okuyorum hak ettıgını ahırette bulur ınsallah oradakı ceza daha tatmın edıcıdır. turkıye cumhurıyetı anayasası orduya cumhurıyetı koruma ve kollama gorevı vermesı nedenı ıle ordu bu yetkıyı degerlendırerek zaman zaman mudahelelerde bulunabılmektgedır. soın gunlerde yasananlar ıse daha once ulkede gorulmeyen cınsten karsıtları ıcın cokca can sıkıcı ve adını anmak ıstemedıklerı bır olasılıgın gerceklesme ıhtımalının gergınlıgını ıyıce hıssettırmektedır. ancak mehmet alı ılıcakın yorumundakı gıbı kımsınız sız ne hakla boyle tavır alırsınız sıkıysa cıkın mılletın karsısına gıbı kelımelerle gazetelerde boy gısterır ısenız en sakın adamı bıle celallendırırsınız. bır kere sunu soylemelıyım kı sıyasal erkler bılerek ya da bılmeyerek cesıtlı etkılerle yanlıs bır yon cızerler bu nedenlerdır kı eskı turklerın eltöre dedıgı yanı devlet rejımlerı her sekılde ve muhakkak devletın ana ılkelerını cızer boylece sapma anlasılabılır. rejımler kusursuz mudur elbette hayır kusurlardan ayıklanmak baska ıkıncı cumhurıyet tavrı ıse baska bır durumdur daha ıyısını yapmak baska kendınce ıyı olanı devrım gıbı kakmak baskadır bu durumda her devlette oldugu gıbı bu devlet de kendı refleksını koyar boyle bır ayrıcalıgı bulunmayan devletler ıse ortaya cıkan bunalım netıcesınde halkın sokranması ıle baslayan gelısen kalkısmalar calkantılar yasar. yanı halk darbesı devlet nızamını yenıden tesıs edemez. halk destegı ıle olan ve halkın bır devlet otorıstesı ıle orgutlendıgı durumlar ıse baskadır. osmanlı ıktıdarına karsı yenı turkıye mıllet meclısının mucadelesı ve ordusu bıle artık bulunmayan osmanlı karsısında yenı turk ordusunun basarısı yerınde bır ornek olabılır. dolayısı ıle kavramları takılı kalıp da dogru yol gıbı algılayıp ulkede gelısen bazı sorunları goz ardı etmenız yanlıs bır tutumdur. turkun vatanına baglılıgını devletının ulusal cıkarlarını ve devletının gucunu bagımsızlıgını gayrı safı mıllı hasıalası belırlemıyor belırleyemez elbette yolsuzluklardan kayrımalardan usttekılerın saltanatından cok cekmıs olan turk halkı zengınlesmeye goturecek ıstıkrar hulyası ıle akepeye yarının bıraz azı oranından destek vermıstır. ancak bız her ıkı tarafa da esıt mesafedeyız bız bopun es baskanıyız zıhnıyetı karsısında da yarısından cogu akepenye destek vermek ıcın ıstıkrar etkenının yeterlı gormemıstır. cunku ekonomık ıstıkrarlar en guclu ve zengın ulkelerde bıle es dogrultuda ya da yukselerek devam edememektedır ancak devletler olumlu ya da olumsuz sureclerden gecse de otorıter gucu saglam rejımı sayesınde dumen kırmadan ayakta kalabılmeyı basarabılıyrllar osmanlının cokusu de bu anlatımla ortusturulebılır.
yukarıda syadıgın tum dıktatorler adı uzerınde dıktacılar bırebır katıl ınsanlardır resmen katıldırler. ulkemızdekı darbecıler ıse cumhurıyetrcı halk egemenlıgını devlet rejımı halıne getıren ataturkun kurdugu devlet adına ve turk mılletı adına darbe yaptıklarını beyan ederek ulke yonetımıne el koydular darbeler basarılı bır organıze halınde yapıldı bu konuda ordu oldukca basarılı ıdı dıyebılırız ama adnan menderes zamanını bıraz daha ıyı kavramak da yarar var o gunun kosullarını sadece demokratık acılımlarla acıklamak mumkun degıldır ancak sonucta buyuk haksızlık yapılmıstır sol sag kavgalarının getırdıgı anarsı ortamında ordu darbe yapmıstır o donem ıcın de farklı degerlendırmeler yapılabılır ancak ordu kalıcı olmamıstır ve bındokuzyuzseksenıkı anayasası da darbenın ulkede bır dıkta yonetımı kurmak olmadıgının kanıtıdır. yıne de darbelerı desteklemıyorum ancak yukarıda anlattıgım gerekceler dısında.

Yazan: ancazin Tarih: September 4, 2007 9:09 PM

Sene 1921:
Lenin Rusyasi K Dogu Anadoludan cikar ve Turkiye ile 25 senelik Saldirmazlik Anlasmasi imzalar.

1939:
Ikinci Dunya Savasi baslar

1945:
Ikinci Dunya Savasi biter. ABD ve Rusya kazanir. Rusya Almanya basta olmak uzere Avrupadan askerlerini geri cekmekte gonulsuz davranir. Isgal planlari baslar.

1946:
Turkiye 1921 anlasmasini yenilemek ister fakat Rusya reddeder.
Inonu kara kara dusunmeye baslar.

1948-49:
Birkac Avrupa ulkesi ABD, Kanadayi da aralarina alarak NATO yu kurar. Turkiye katilmak ister.
Iki ana sarttan biri ulke savunmasi icin karayollari agi ve “sozde degil ozde” cok partili hayata gecis.
Inonunun hosuna gitmesede dahi calismalar baslar. Koyluler “bir godik arpaya muhtac” yol insaatlarinda calistirilir.
Menderes iktidari 1950 de Inonuden alir.

1952:
Turkiye Yunanistan ile birlikte NATO ya girer. Pek cok sivil ve uniformali kimseler ABD de SSCB yayilmasina karsi planli egitimden gecer... bu gruba Alparslan Turkes dahildir.
Gladio fikrinin tohumlari atilmaya baslandi.

1953:
Iran da Basbakan Musaddik ulkede demokratik bir rejim kurmaya calisti fakat bu ABD ve Ingiltere tarafindan bir darbe ile engellendi. Daha sadik Sah ve ordu iktidari ele gecirdi.

1960:
Ayni seyler Menderesin basina geldi.

1960 lar:
SSCB nin ideoloji ihracatindan Turkiyede payini alir. Solcu genclik guclu bir sekilde orgutlenmeye baslar. Polis ve gosteri yapan solcu gencler surekli catisir.
“Polisler cocuklari dovuyor” oldukca kotu bir imaj oldugu icin Gladio ve o zamanki CMKP (sonradan MHP olark degistirildi) ve baskani Alparslan Turkes in Hitlerden bozma ideolojik tasarimi olan Ergenekon/Bozkurtlar/Ulkuculer vs lumpen genclerden olusturdugu genclik bu solcularin karsisina “dara” olarak cikartildi.
Artik gencler gencler ile catisiyordu (!).

1971:
Genclerin genclerle catismasini sanki baskasi orgutlemis gibi davranan darbeciler ikinci kere iktidari ele gecirerek Turkiyenin siyasi gidisatini tam anlamiyla vesayet altina alip parlamenterler ve siyasi partileri “sozde” meclis haline getirdi.
Furyaaa!
Yahyalar, Sellefyanlar, Hayali Ihracatlar, elit sanayiciye tesvikler, ithalata kisitlamalar (kalitesiz mallarimizi alsinlar), devlet bankasinin mudurunu doverek kredi alan yegenler… ve 70 cent’e muhtac kalinan, yag kuyrugunun oldugu yillar. Elbette haril haril ogretmen yetistiren okullardan baslayarak universiteleri ele geciren, hazineyi yagmalamaya itiraz edenleri haklayan Ulkuculer.

1980:
Bosalan hazine, batik ekonomi, sokaklar kan dolu, uluslararasi anlasmalar bile yapilamaz halde. Darbeciler “yav o zaman yanlis yaptik, simdi duzeltelim” anlayisi ile bir darbe daha yaptilar. Ilk islerden biri sessizce Yunanistanin 19 Ekim 1980 de NATO ya tekrar kabulu idi.
Bundan sonra yetkisi ve gucu neredeyse yok denilecek kadar azalan hukumet ve mecis; hazine hortumlamasindan, ic savasa, Selimiye va Mamak Tatil Koyundeki iskencelerden, Kastelli dunyasina, Oyak HOLDING den banka bosaltmaya kadar olan biteni seyrediyordu.

1990:
SSCB nin dagilisi ve ihtiyac kalinmayan Ulkuculerin bir kisminin cek-senet businessine baslayisi.

1993:
Kurt sorunu konusunda herseyi askere devreden jet-ski hukumeti issiz kalan Ulkucu kardeslerimize yesil pasaporttan, Susurluk silahlarina, Kontrgerilla vazifesinden devlet ihalelerine kadar cesitli sekillerde kucak aciyordu.

Sanirim 1993 ten buyana olan bitenler hala hafizalarda taze sayilir.
***

Parmaklarini kurt kafasi seklinde buzerek, Osmanlinin bayragini simge olarak alip kelli felli birseymis gibi gorunmeye calisan, ABD tasarimi oldugu halde ABD ye karsiy-MIS gibi yapan ulkuculerin anli-sanli tarihi bu kadar.

Evveliyati olarak sunulanin cogu ise “develer tellal iken” masali kadar romantik bir hayal urunu.

Yazan: Haydar Tarih: September 5, 2007 5:34 AM

sahıslar fanı devlet ıslerı bakıdır kardes sen kafanı yorma boyle seylere

Yazan: ancazin Tarih: September 14, 2007 10:44 PM

Sahislarda fani, devletlerde fani... baki olan insanlik.
Buraya kafa yormak gerek.

Yazan: Haydar Tarih: September 19, 2007 8:59 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)