« Fox TV'de Kuzey Irak, PKK ve Kürt Sorunu Tartışması | Ana Sayfa | Neden AK Parti? »

June 14, 2007

Devlete ‘Ilımlı İslam’ Değil, ‘Ilımlı Laiklik’ Lazım

[14 Haziran tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

Radikal’de yayınlanan “Laikliği Asıl Laikçiler İhlal Ediyor” başlıklı yazıma, Emekli Sayıştay Denetçisi sayın Hasan Özhan’dan yine Radikal sayfalarında eleştirel bir cevap geldi. Sayın Özhan yazılarımı “rahatsız edici” bulduğunu belirtmekle işe başlamış. Ben ise, aksine, onunkini yararlı buldum: laiklik gibi önemli ilkelerin doğru anlaşılması için bürokratlarımızın “monolog” yerine “diyalog”a geçmesi kuşkusuz iyi bir adım.

Sayın Özhan, öncelikle, laiklik üzerinden süregiden tartışmaların altında Türkiye’deki “kentli-taşralı” (yahut “merkez-çevre”) çekişmesinin de yattığı yönündeki görüşüme karşı çıkmış. Bunu uzun uzadıya tartışmaya niyetli değilim, çünkü aynı “sınıfsal analiz” Türkiye’yi inceleyen pek çok entelektüel ve özellikle de sosyolog tarafından dile getiriliyor.

Sayın Özhan’ın “mazlumlar yaratmak” konusundaki eleştirisine dair de sadece şunu söylemekle yetineyim: Bazı vatandaşlar kendilerini “mazlum” (örneğin “başörtüsü mağduru”) hissediyorsa, buna karşı “hayır efendim, siz mağdur değilsiniz” demenin bir anlamı yok. Bir toplumsal kesimin mağdur olup olmadığını yine en iyi o kesim bilir.


Vicdanların Ötesi

Gelelim asıl konuya; laik devlet ile dindar vatandaşlar arasındaki ilişkiye… Ben “vatandaşlar, isterlerse tümüyle 'dine dayalı' bir yaşam sürebilir” demiştim. Sayın Özhan ise, “vatandaşlar… devletin önerdiği hukuksal yaşamın dışına çıkamaz, dini yaşamını yasaları çiğneyerek sürdüremez” demiş. Haklı. Ama ben zaten vatandaşlar arasındaki hukuksal ilişkiyi değil (bu elbette laik olmak zorundadır) onların yaşam biçimlerinden söz ediyorum. Laik devletin vatandaşı oldukları için “laik yaşam biçimi” denen şeyi benimsemek zorunda olmadıklarını vurguluyorum.

Bu konuda Türkiye’de onyıllardır kullanılan bir klişe vardır. “Laik devlette,” denir, “dinin yeri vatandaşların vicdanıdır.” Oysa gerçekte başta İslam olmak üzere her büyük din, kaynağı vicdanlarda yer alan, ama oradan çıkıp toplumsal hayata yansıyan değerler ve kurallar öğretir. Örneğin iyi bir Müslüman zekat ve sadaka verir, hayır kurumlarına destek olur. Toplumdaki kötülüklere karşı çıkar, inandığı değerleri başkalarına da tavsiye eder. İnsanları dini yaşamaya, Allah’ın daha iyi bir kulu olmaya çağırır. Bütün bunlar sadece “vicdani” değil aynı zamanda toplumsal işlerdir.

“Muasır medeniyet”teki laik devletlerde ise bu işlerin hepsi serbesttir. Bunlar çerçevesinde kurulan dini cemaatler, tarikatlar ve fikri hareketler de serbesttir. Çünkü bunların hepsi, devletin alanının dışında kalan “sivil toplum”la ilgili şeylerdir. Türkiye’de devletin “vicdanlar” dışında her şeye tahakküm etmesi gerektiğini zannettiğimizden midir nedir, bunu pek anlamıyor ve toplumdaki dini hareketliliği “laikliğe tehdit” sayıyoruz. Bu yüzden de Türkiye’de Batı’dakinden çok daha sınırlı bir din özgürlüğü var. (Örneğin İngiltere’deki pek çok üniversitede “Müslüman Öğrenci Derneği” vardır; bizimkilerde açılsa kim bilir ne kadar “gerilim” yaşanır.)


Çağdaş Yaşamı Destekleme Devleti

Daha somut bir örnek vereyim: Malum, ülkemizde “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği” (ÇYDD) diye bir sivil toplum kuruluşu mevcut. Buradaki “çağdaş” lafının “din-dışı” (Frenkçesiyle “seküler”) anlamına geldiğini düşünmek içinse iyi sebepler var. Örneğin derneğin başkanı Türkan Saylan, “Çocuklarımızın namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz” demiş. (Aslında buna karşı, “ne var efendim, hem bale yapabilir hem de namaz kılabilirler” demek, yani bir “modern Müslüman” kimliğini savunmak mümkün. Ancak Sayın Saylan gibi düşünenler yüz yıldır sürdürdükleri “dine rağmen modernleşme” projeleri ile bunun önünü bir hayli kestiler.)

Neyse, Sayın Saylan’ın vizyonu bu. Kritik soru ise şu: Ülkemizde madem ÇYDD var, bir de “İslami Yaşamı Destekleme Derneği” kurulabilir mi? Kurulursa bu normal mi karşılanır, yoksa bir takım çatık kaşlı zevat “irtica haddini aştı, kökü kazınacak” diye tehdit demeçleri mi savurur? Devletin, sivil toplumda dinin etkisini azaltmak, bunun yerine din-dışı hayatı ve düşünceyi egemen kılmak gibi bir ideolojik misyonu mu vardır?

Ben, “laik demokrasilerde böyle bir ideolojik misyon olmaz, olmamalıdır” diyorum. Referansım da “muasır medeniyet”. Buna karşı, “hayır, burası Türkiye, buranın özel şartları var” demek ve bir tür “Çağdaş Yaşamı Destekleme Devleti” gerektiğini savunmak mümkün. Zaten yapılan da bu.

Böyle düşünenlerin aklında “İslam, şeriatı olan bir dindir, toplumda güçlenmesine izin verirsek, sonuçta devleti ele geçirir” gibi bir endişe de var. Ancak iki şeyi görmüyorlar: Birincisi, İslam’ın laiklik ile uyumunu kabul eden anlayışın Türkiye’de giderek güçleniyor oluşu. Bir tarafta yeni İslami yorumlar, öte yanda toplumsal modernleşme bunun önünü açıyor.

Görülmeyen ikinci nokta ise, Sayın Sezer’in sık sık tekrarladığı iddianın aksine, “ılımlı İslam”ın değil, “bastırılmış İslam”ın radikalleşme eğilimi gösterdiği. Kendini “öz vatanında parya” hissettirdiğiniz bir dindardan nasıl bekliyorsunuz ki buna yol açan sistemi benimsemesini?

Merak etmeyin, Türkiye’de bir “ılımlı İslam devleti” kurulmayacak ve kurulmamalı da. Ama vatandaşlarının inançlarıyla barışık bir “ılımlı laikliğe” fazlasıyla ihtiyacı var. Bitmek bilmeyen “laiklik gerilimleri”, ancak o şekilde aşılabilir.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 14, 2007 11:53 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Guzel yazmissiniz Mustafa bey, ama CYDD'e direk elestirileniz, onlari din dusmani gostermeniz manidar. Sayin Saylan'in bile Umre gezisinde giyindigi geleneksel elbise onun o elbiseye bile gerektiginde girmesi hic etkilememis sizi. CYDD uyelerinin veya onlara sempati besleyenlerin cenazelerinin hala camilerde olmasi, belki onlarin da sizlerin kadar imanli olabilecegi, namaz oruc ve diger eylemlerinin oldugunu hic irdelememissiniz. Namaz kilmak ile baleyi, modern din otesi ilerlemeyi zit gostermek yapici elestiri kapsamina girmiyor.

Lutfen acip CYDD tuzugune bir bakin, dusuncelerini irdeleyin. Gidin CYDD bursu alan veya eylemlerinde katkisi olan insanlara sorun. Din duygulari gelismis mi korelmis mi diye. Bir kac basmakalip laf ustune takilmayin.

-------------
Yazmissiniz ki
'Örneğin İngiltere’deki pek çok üniversitede “Müslüman Öğrenci Derneği” vardır; bizimkilerde açılsa kim bilir ne kadar “gerilim” yaşanır.'

Bunlar azinliklarin oldugu yerlerdir. Bati'da universitelerde Hristiyan Ogrenci Dernegi yoktur. Ama Yahudi ogrenci birlikleri 'hillel' gibi orgutler vardir. Ayrica zararsiz 'gay lezbiyen klubleri' de mevcut. Gecen Bogazici'inde bir tane acmaya kalktilar, sonuc ortada iki gunde kapandi. Gidin Gul'un memleketi Kayseri'de acin 'Hristiyan Ogrenci Klubu'nu veya 'Gay ve Lezbiyen dernegi'ni. Eger iki gun icinde yerle bir edilmez ise ben bir daha yazmayacagim sizi. Konya'da, Sivas'ta, Diyarbakir'da, Trabzon'da acin bu tur dernekleri. Bir hafta ayakta kalir mi acaba?

Milletimize sormuslar bazi sorular bakin ne denmis
(Hurriyet Kribaki 16 Haziran 2007). Bu cevaplar dahilinde dinin insanlar uzerinde ne kadar kuvvetli bir sekillendirmeye yol actigini, bunun onune ancak laik bir durus gerektigini (ilimli olabilir ama laiklikte esas sart) irdelemek gerekir:

Alinti {

"Milletinize ne yakışmaz" sorusuna verilen cevaplar da ilginç:
Türkler: Dinsiz olmak (yüz 45.1), Hristiyan veya Musevi olmak (yüzde 38.1), eşcinsel olmak (yüzde 23.1), komünist olmak (yüzde 20.8), fanatik İslamcı olmak (yüzde 19.4), fanatik milliyetçi olmak (yüzde 8.1)

}

Yazan: ali saygin Tarih: June 16, 2007 6:20 PM

CYDD içerisinde tabii ki dindar (bu söz inancı olan anlamındadır, "dinci" değil) insanlar olabilir. Türkan Saylan umre gezisinde geleneksel giysiler de(islami giysiler denmek istenmiş) giymiş olabilir. Ama bir yanda "din" olgusunu içinde taşıyan üyelere sahip olup, gerektiğinde geleneksel islami giysileri giyip, öte yandan "namaz kılmayın bale yapın" "opera şefinin ismi "muhammed" ironiyi görebiliyor musunuz" gibi bilinçaltını dışa vuran laflar söylenmez, ayrıca söz konusu kıyafetleri giyip, ardından tsk'nın "çağ dışı kıyafetler" nitelemesine sahip çıkılmaz. Burada var olan bir şey var, o da çelişki. Çelişkili bir durum olduğunda, biz istatistiki gözlemlere başvurmayı tercih ederiz. CYDD'nin bugüne kadar takındığı tavırlar, bu çelişkili 2 kutbun bir yanını işaret ediyor. O da "dindışı yaşam biçimi modelidir". [[Sn. Sezer'in İslam'a "dogma ve boş inan" demesi "ama cenazelerde elini kaldırıp dua okuyor" denilerek karşı çıkılamaz. Kim bilir, belki de tribunlere oynuyordur syn saylan gibi]] Bunun tartışılacak bir yanı yok. Kaldı ki bu görüşü savunmak suç da değil Mustafa Akyol'un belirttiği gibi. bir sivil toplum kuruluşu dindışı yaşamı savunabilir (ama erkekçe savunsa daha iyi olur, "biz dini toplumdan uzaklaştırmak istiyoruz" deseler çok güzel olur. ama ikili oynayıp çelişkili ifadeler ortaya atmak, hem kurumun kendisini, hem izleyinini, hem de toplumsal etkisini küçük düşürür. )bir stk dindışı yaşamı savunabilir, bu bir haktır (her ne kadar trabzonlu, kayserili vb.. halk karşı çıksa da, teoride bu bir haktır.) ama aynı hak dini yaşamı savunan düşüncelere de tanınmalı. Bu bu kadar basit. Yok eğer böyle düşünmek suçsa, hem müslüman dernekleri, hem de cydd gibi dernekler kapatılsın, yanlış da olsa adalette doğru davranılsın.

Türkiye'de bu konu barizliği çok belirginleşmiş bir YANLIŞ. Dün AB'yi savunanlar, bugün AB'nin insan hakları çerçevesinde Türkiye'den istediği uyum yasalarına dil çıkarıyorlar. Türkiyedeki laisist erk, işine geleni alıp, işine gelmeyeni ötelemede oldukça bencil çalışıyor. İstemedikleri şey de, batının tartışılmaz konsensusu "insan hakları ve özgürlükleri". Bir zamanlar aynı batıyı refere ederek Osmanlıyı sertçe eleştiren grup, bugün kendi özgürlüklerini ele aldıklarında, toplumu kendi bildiği gibi manupule etme yolunda, Osmanlının son döneminde uyguladığı politikanın aynını benimsiyor.

Yazan: tahsin Tarih: June 16, 2007 9:04 PM

mustafa bey'in ne anlatmak istediğini hala anlayamayan,onu nasıl haksız çıkarırım diye deveye hendek atlatmaya çalışan kafalar yüzünden türkiye'de hiçbir zaman demokrasi,laiklik ve özgürlükler tam olarak sağlanamayacak.demokrasi naraları atanlar demokrasiyi baltalıyor.laikliğin bekçisiyiz diyenler laikliği köreltiyor.türbanı siyasete alet ediyorlar diyenler asıl türbandan nefret ederek ve istemeyerek türbanı kullanıyorlar.bu gerçekleri halkın büyük bir kısmı görüyor siz bunu hiç merak etmeyin.at gözlüklerinizi çıkartın da iyice bir düşünün bakalım mustafa akyol gerçekten ne anlatmak istiyor???

Yazan: OnoRe Tarih: June 17, 2007 1:59 AM

ali saygin bey
1)bogazici degil bilgide boyle ''zararsiz'' nitelemesi yapma geregi duydugunuz bir club acma tesebbusunde bulunuldu ve acildi da..
2)abd de bircok univde bal gibi de hristiyan clubler var ve cok da iyi calisiyorlar internette bi sorf yapin hemen bulursunuz ama onun zahmetine girmeyin siz..
3)hersey tuzukte gorundugu gibi olmuyor maalesef cydd den burs alan bazi kiz ogrencilerin akibeti herkes tarafinda bilinen bi gercek ama siz bunu tuzuklerde bulmazsiniz vicdanlarda yok bu!!!

Yazan: asli Tarih: June 17, 2007 8:58 AM

Demek ki neymiş? Nazlı nazlı dalgalanan "güzel" bayrağımın altında, ona hakaret edenlere bilgi verenler ne diyorsa, tam tersi doğruymuş.

Yazan: gamze Tarih: June 17, 2007 10:24 PM

Yurt disinda okudugum universitenin kampusunde ogrencilerin kullanimi icin bir ruhani merkez, "spritual center" vardi. 2 katli binanin ust katinda kilise, alt katinda ise mescid ve havra vardi. Hem havraya hem de mescide genisce birer oda ayrilmis, diger iki odanin disinda kalan yer ise katin meydani olarak bos birakilmisti. ancak cuma gunleri hem museviler hem de muslumanlar icin toplanma gunu oldugundan mescid ve havra olmayan odalarin duvarlari, meydani iyice buyutecek sekilde açılır, her iki dinin de kullanimina sunulurdu: oglen, musluman ogrenciler cuma namazlarini kilarlar, Musevi ogrenciler de aksam ustune dogru katın tam ortasina sabatlarini kutlamak icin kocaman bir masa kurarlardı. Bu merkezde, okulda okudugum 3 yil boyunca ne bir tartisma, ne de bir itismeye sahit oldum.

Ancak ne yazik ki Ali Saygin'a katiliyorum; şöyle ki; Anadolu'nun muhafazakar sehirlerindeki universitelerde Hristiyan veya Musevi Ogrenci Klubu kurulsa, gerek klup, gerek se klube giden ogrenciler bir sekilde hedef olurlar (birakin muhafazakar sehirleri, istanbul universitesinde bile farkli bir sonla karsilasacaklarini dusunmuyorum). En önemli demokratik haklardan biri olan "din özgürlüğü"nünden "demokratik" bir ülke olan Türkiyemizde bahsetmek ne yazık ki oldukça zor (herhangi bir din icin; sadece kanunla getirilen engel degil, toplumsal baskilarla getirilen engeller de dahil). Bu ve bunun gibi özgürlüklerin "bizim ulkenin sartlarina uymaz" düşüncesiyle kullanilamamasini dogru bulmuyorum (aynen "ideolojik sembol" olarak goruldugunden üniversitelerde basörtüsüne izin verilmediği gibi).

Bu yüzden, “Burasi Turkiye, burada hassas dengeler var” diye bazi demokratik haklarin kullanilmasina izin vermeyen (kanun veya toplumsal baski yolu ile) sistemi elestiren Mustafa Akyol gibi yazarlarin bu günden bu tip kuluplerin (musluman ve diger dinlerin) kurulmasını (ve islevlerini yerine getirmesini) yazilarindan ve televizyondan bangir bangir desteklemesi gerektigini dusunuyorum.
Gectigimiz Cumartesi aksami Sn. Baskin Oran bir televizyon soylesisinde, musevinin haklarini muslumanin, alevinin haklarini sunnilerin, hristiyanin haklarini musevinin, escinselin haklarini kadinin, kadinin haklarini erkegin gozettigi bir toplumun ideal demokrasi toplum oldugunu soyluyordu. Herkesin kendine benzeyenin hakkini savundugu bir toplumda demokrasinin isleyemeyecegini de ekledi.
Baskin Oran’in verdigi derslerden almis olmayi isterdim…

Bahar

Yazan: bahar Tarih: June 18, 2007 11:42 AM

Sadece sayın Akyol'a bir sorum olucak cevaplamasını rica ediyorum bir birey hem laik hemde dindar bir insan olabilir mi?

Yazan: ulusaldurus1989 Tarih: June 18, 2007 11:47 PM

Sayın Akyol,
Emekli Sayıştay Denetçisi Hasan Özhan'ın yine Radikal Gazetesi'nde yazınıza eleştirel cevap yazmış olduğundan sözediyorsunuz ama bu yazıyı
sitenizde göremedik.
Hadi bundan vazgeçelim, hiç olmazsa sayın Özhan'ın yazısının Radikal Gazetesi'nde hangi tarihte çıkmış olduğunu belirtmeniz, ya da gazete'nin ilgili link adresini vermeniz etik olarak gerekmez miydi? H.Özhan'ın yazınıza hangi başlıkla cevap verdiğini bile yazmamışsınız.
İnternetin başında onca uğraştan sonra ilgili yazıları buldum. Bu saatten sonra belki ilgilenenler olur diye ve sizin etik açığınızı bir nebze olsun kapatmış olurum diye aşağıya alıyorum:
Hoşgörünüzle:


1)Laikliği asıl 'laikçiler' ihlal ediyor M.AKYOL
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=221574
2)Türkiyede laikliği asıl 'laikçiler' mi ihlal ediyor H.ÖZHAN
http://www.radikal.com.tr/sayfa.php?sayfa=5&tarih=26/05/2007


Yazan: Mehmet Yılmaz Tarih: June 19, 2007 12:55 AM

Lutfen bu linke bakin ve mahkemeye dusen CYDD'li Saylan'in o sanilan cumleleri nasil carptirildigini, gazete koselerinde politika ugruna harcandigini gorun.

alinti yapiyorum

"....
Bu arada Saylan'ın konuşması teypten deşifre edilir ve Zaman'daki habere başlık olan "Çocuklarımızın namaz kılmasını değil, bale yapmasını istiyoruz" diye bir cümle kesinlikle bulunamaz!"

baska bir alinti


Saylan, dine hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanmasının istendiği bölümde ise aynen şöyle diyor:
"Çok güzel bir doğaçlama oldu. Bu Gençlik Orkestrası'nı yaratan, yöneten arkadaşımızın adı Muhammed. Düşünebiliyor musunuz ironiyi burada. Demek ki biz çağdaş yaşamı da bu şekilde kapsayabiliyoruz ve geçmişle gelecek arasında köprü olabiliyoruz. Ne güzel, her şeyimizi çağdaş bir şekilde koruyabiliriz. İsimlerimizi de koruyabiliyoruz."
Prof. Saylan'ın bu sözleri, Zaman'daki habere şu cümlelerle yansıyor:
"Konuşmasında, programda bulunan Gençlik Orkestrası'nı yöneten müzisyenin isminin Muhammed olmasından yakınan Saylan 'Gençlik Orkestrası'nı yaratan, yöneten arkadaşımızın adı Muhammed. Düşünebiliyor musunuz buradaki ironiyi' yorumunu yaptı."


Zaman'in yaptigi kasitli yanlislar uzerine yazilar duzen Mustafa Akyol'u bu konuda belirli bir duzeltmeye davet ediyorum.

Yazan: ali saygin Tarih: June 20, 2007 5:56 AM

Basin organlarimiza ne derecede guvenilebilir? Meral Tamer, 20 Haziran tarihli Milliyet'teki yazisinda, Turkan Saylan'a atfedilen sozlerin arkasini irdelemis. Zaman Gazetesi, iddia edilen carpitmayi bilerek yaptiysa yazik. Bu gibi forumlarda, onyargilarina paralel dusen her iddiaya baliklama atlama aliskanliginda olanlara da yazik.

Asagiya yaziyi oldugu gibi kopyalamiyorum, ama tumunu okumanizi tavsiye ederim.

-----------
Türkan Saylan'a 301. madde soruşturması

[...]

Bu arada Saylan'ın konuşması teypten deşifre edilir ve Zaman'daki habere başlık olan "Çocuklarımızın namaz kılmasını değil, bale yapmasını istiyoruz" diye bir cümle kesinlikle bulunamaz!


[...]

Oysa Prof. Saylan konuşmasında aynen şöyle diyor:

"Geçen gün AKM'nin önündeki toplantıda birdenbire düşündüm. Demirtaş Ceyhun'un 'Ah Şu Göçebe Türkler' diye bir kitabı vardır. Çok hoştur, oradan da esinlenerek dedim ki: Biz Türkler hep akınlar etmişiz; yakmışız, yıkmışız. Başkalarının yaptıklarını yakıp, yıkmışız. Ama şimdi biz kendi yaptıklarımızı da yakıp yıkıyoruz. Nedir bu alışkanlık sevgili arkadaşlar?"

[...]

"Çok güzel bir doğaçlama oldu. Bu Gençlik Orkestrası'nı yaratan, yöneten arkadaşımızın adı Muhammed. Düşünebiliyor musunuz ironiyi burada. Demek ki biz çağdaş yaşamı da bu şekilde kapsayabiliyoruz ve geçmişle gelecek arasında köprü olabiliyoruz. Ne güzel, her şeyimizi çağdaş bir şekilde koruyabiliriz. İsimlerimizi de koruyabiliyoruz."

[...]

Yazan: Nihat Tarih: June 20, 2007 9:05 AM

Ben bu forumda dinin ılımlılaşmasını (böyle ifade etmemiştim fakat kutsallıkların yumuşatılması şeklinde söylemiştim, ancak aynı kapıya çıkıyor) savunmuş olduğum için bu teze yanıt yazma gereği duydum.

Hemen antitez döşenmeye girişecek değilim. Laikliğin bir tepki biçiminde sertleştiğini savunuyorum. Bu yüzden laikliğin ılımlaşması diye bir projeye elbette inanmıyorum. Laiklik kolayca ılımlılaşır ve tepkilerden arınır, bu öyle kolaydır ki, böyle bir proje hazırlamaya bile gerek yoktur. Her zaman söyledim, söylüyorum. Beride kalanların cehenneme doluşup cayır cayır yanacakları biçiminde bir inanç, sahibine asla rahat vermez. Bu inanca sahip biri asla yerinde rahat durmayacaktır. Bu insanın bir biçimde berikileri dürtüklemeye çalışması kaçınılmazdır. Ne zaman kutsallıklar yumuşatılır, dinsel öğretiler birer renk, birer kültürel zenginlik biçimine dönüşür, hiç bir laik hiç bir dindardan gocunmaz.

Bakın özellikle tekrar ediyorum: Hiç bir şey ak-kara kesinliğinde değildir. Hemen güncel bir örnek vereyim: Filistin'deki Hamas - El Fetih mücadelesinde fanatik Hamas'ın kazanması karşısında ne düşünürsünüz? Fanatizmin tırmandığını düşünen ve endişelenen, haklıdır. Fakat El Fetih yöneticilerinin yolsuzluklarını duyan ikilemde kalır. Birilerinin dini alet edip malı götürmesi kadar, beride birilerinin dinci fanatizmi önleme adına malı kendilerinin götürmelerini sağlamaları, başkasını pastaya yanaştırmamak için bu konumlarını kullanmaları da kabul edilemez. Bu yüzden ben hiç de El Fetih yenilgisinden üzüntü duymadım. Fakat aynı zamanda fanatizmin tırmanışından da endişe duydum.

Biz tabii ki bir Filistin değiliz. Ama globalleşen dünyada birbiriyle tümden ilintisiz hiç bir şey kalmamıştır. Her yerdeki her şeyin ucu bir yerlerde bir şeylere dokunur.

Türkiye'de de "Bakın biz dini iktidardan uzak tutuyoruz, ama bu hizmetimizin karşılığında da malı biz götüreceğiz, siz de kusurumuza bakmayacaksınız" demeye getirenler oldu ve AKP nin iktidara getirilişi buna bir tepkidir zaten. Ben o yüzden hiç AKP karşıtı bir söyleme girmedim. Çünkü bu haklı ve yerinde bir tepkiydi.

“Gele gele en son darbeyi de milliyetçi-solcu ittifak bankaları paylaşıp birer birer içlerini boşaltınca vurdu, deniz bitti. Milletin yapacağı başka şey kalmadı, ne yapsın? Tayip Erdoğan da İstanbul belediye başkanlığında güven kazandı şimdi, inkar edilmez. Başbakanlığı için de millet umutlandı. Bu umudu çok boşa çıkardığı da iddia edilemez. Genel çizgilerde hiç başarılı değil demek el insaf artık, aklı selime yakışmaz...”

Bu cümleleri de ben sarfettim. AKP den somut bir yolsuzluk görmeden de bu fikrimi değiştirmeyeceğim. AKP yi yolsuzlukla etkin mücadele etmeyen geçmiş iktidarlar iktidara getirdi, olay budur. “İtalya’dan gelirken gemi fırtınaya tutuldu, borular denize döküldü” deyip de sonra ithal edilen borular partisine yakın bir işadamının Antalya’daki villasının bahçesinde çıkan ve milletin paralarını sekreterine yediren su müdürleri oldu yahu! Bütün bu iğrenç yolsuzluklar AKP yi iktidar yaptı.

Bazı vahim hataları telafi etmek ne kadar zor görüyor musunuz? Ey yani, hiçbir şey ak-kara kesinliğinde değil, evet ama, bir tercih yapmak da zorundayız. Yine de işimiz “Hamas mı El Fetih mi?” tercihini yapacak bir Filistinlininkinden çok daha kolay…

Eksik aksak da olsa hep birlikte laik demokrasimizin kıymetini bilelim, geliştirmeye çalışalım. Tepkisel aşırılıkları her iki taraftan önlemeye çalışalım. Bu arada bu kavramlar üzerinden “malı götüren”lere karşı uyanık olalım. Ancak bilelim ki toplumu kuşatan ve boğan “kutsallıklar”dır. Daha düne kadar resim, müzik haram sayılırdı. “Sürekli din mi taviz verecek? Taviz karşılıklı olmalı” demeyiniz, bu görüşe saplanmayınız. Evet, ilk şart kutsallıkların yumuşatılmasıdır. Aynen terör ortamında demokratik tavizlerin gelişmeyeceği gibi. (Benzetme yerine oturmuyorsa geri çekebilirim, öylesine aklıma geldi.) Kutsallıklar dayattıkça uzlaşma ertelenir. Başörtüsü açılacak da açılacak, hayır, zinhar açılırsa kıyamet kopar zıtlaşması uzar gider. Aynı müzik resim gibi, bu örtünme de abartıldıkça abartılmıştı. Baktılar olmuyor, renkli yaldızlı eşarplar, dar giysi üzerine eşarp gibi tuhaflıklarla sevimli kılınmaya çalışıldı.

Ben AKP ye ikinci şansın verileceğine inanıyorum. Ama bu yerinde bir tepkidir. Umarım AKP de merkeze yaklaşmakta samimidir. Milli görüşçülerin tasfiyesini olumlu buluyorum, “vitrin” bile olsa. Çünkü bu kesim eski liderlerinin ağzına bakarak Irak tezkeresine hayır dediler de bu yüzden kuzey Irak’la ilgili kırmızı çizgilerimizden ödün vermek zorunda kalıyoruz şimdi.

22 Temmuzla ilgili bazı sert tartışmalar yapılmış, üzüntü duydum. Bu millet ahmaklığına AKP’ye oy vermedi, lütfen! Aklıselimi elden bırakmayınız…

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 20, 2007 10:24 AM

Kucuk(!) bir duzeltme

Amerikada her universitede hristiyan ogrenci dernekleri var. Hem de sadece benim universitemde bir suru. Tamamen mantik yurutmeyle dernekleri sadece azinliklarin acacagini dusunmek yanlis(o halde Ataturkcu Dusunce Dernekleri bastan kendilerini azinlik hissediyorlar, bu durumda yaptiklari azinlik olarak cogunlugu tahakkum altina almaya calismak-tahakkum dedim, zira onlar fikirlerini devlet yonetimine empoze etmeye calisiyorlar). Anadoluda universitelerde azinliklar acikca dernek acamiyorlarsa, bunun sebeplerini son 80 yilda yapilan zihin ve fikir muhendisliklerinde aramak lazim. Milli guvenlik dersinde komsularimizla iliskiler basligi altina bir bakin yeter, sadece Gurcistanla ilgili kotu seyler yazmiyor. Bir arkadasim derste, dalga gecmek icin "Hocam Gurcistan sessiz sessiz duruyor, kesin bir bit yenigi var, onu da ekleyelim" demisti.

Bir de basortusunun rahatca takilamadigi bir yerde, cogunlugun kendini bu kadar ezilmis hissettigi bir ulkede, azinliklara aslinda coktan hakettikleri haklar verildikce, ezilmis olan cogunluk, kendi haklari konusunda hic bir girisimde bulunulmadiginda elbette bundan alinacak. Yani Kayseride hristiyan klubu acilsa, buna bir takim cevreler tepki gosterecek, cunku kendi haklari alenen cignenmekte. Suna inanin, herkese insanlik ve vatandaslik haklari verilse, ve bir normallesme surecine yetecek kadar zaman gecse, kimse kimseye kolay kolay ilismez.

Ayrica Ataturkculerin bu tip ornekler vermelerini anlayamiyorum, cunku hem azinliklari, hem cogunlugu ezmeye calisan onlar. Daha sonra kalkip muhafazakarlarin hrsitiyanlara tahammulu yok, asil ocu onlar diyorlar. Siz once kendi odevinizi yapin, sonra baskalarina ilisin. Bununla da kalmiyorlar, misyonerlik vs bahaneleriyle en cok din cigirtkanligini da onlar yapiyor, kitleleri provoke ediyorlar. Bir de hristiyanlarla diyalog icine girmeye calisan bazi insanlari hristiyan olmakla sucluyorlar(!), bu da yetmiyor, bazi cigirtkanlarinin goz gore gore provoke ettikleri rahip cinayetlerini de yine ayni cavrelere mal etmeye calisiyorlar. Celiski icinde celiski! Hakikaten uzuluyorum, insanlarin dunya gorusunu boyle celiskiler uzerine kurabilmesine. Cunku ben sahsen icimde celiskiler yasayinca huzursuzluk hisseden biriyim. Bu tahammulsuzluklerinin, baskalarina olan hosgorusuzluklerinin ve saldirganliklarin bir sebebi de hissettikleri devamli huzursuzluk oldugunu dusunuyorum

Ha bir de kucuk bir not, okudugum universitede Cuma namazlarimizi kilisenin bir katinda kiliyoruz. Inanan insanlar yapay nifak tohumlariyla birbirine dusurulmedikce, birbirlerini en iyi anlayan kesimlerdir.

Yazan: Alperen Evrin Tarih: June 20, 2007 5:33 PM

Ben de bir soru sormak istiyorum, laik devlet ve kurumlari anliyorum da, laik birey nasil bir sey? Ataturk ilke ve inkilaplari devletle ilgiliyken, nasil bunlari sahis seviyesine indirilmis? Yani laiklik devletin islerine dini hukumleri karistirmamasi ise, hic bir isine dini hukumleri sokmayan laik birey nerdeyse dinsiz bireye mi esit oluyor? O zaman tanimi bir daha yapmak lazim olacak, cunku laiklik bireyleri tanimlayan bir sifat olmamali en basta

Yazan: Alperen Evrin Tarih: June 20, 2007 5:37 PM

Yorumum hâlen çıkmamış ama Mustafa Bey'den bir sansür hareketi ummuyorum. Mutlaka ki gelen yorumlara bakmaya vakti olmamıştır. Gerçi benim en baştan önerim yorumların anında çıkması ve uygun olmayanların gerekçesiyle yer değiştirilerek kaldırılmasıydı. Bir çok forum ve blog bu yöntemi uyguluyor, neyse.

Sayın Bahar'ın yorumunda görülen çelişkiye vurgu yapmak istiyorum: Sanırım ABD ya da Avrupa'dan bahsediyor, oradaki dini özgürlüklerin burada tanınması durumunda bağnaz saldırıların olacağını kabul ediyor, fakat "Türkiye şartlarına uymaz" gerekçesiyle bunların olmamasını kabul etmeyip, "bırakalım kaos ortamı çıksın, kan dökülsün, yine de özgürlük olsun" demeye getiriyor. Yüzme bilmeyeni suya itip boğulması riskini göze alarak yüzmeyi öğrenmeye zorlama da bir yöntemdir ama, bu kadar kolaylıkla göze alınabilir mi? Öz çocugunuza bu yöntemi uygulamazdınız.

"Çok dinli, çok hukuklu sistem"i daha önce de önerenler olmuştu. Bu karmaşayı bu ülke kaldırmaz. Kenardan ahkam kesebilirsiniz ama, gerçekten eliniz taşın altındaysa bu kadar kolay maceraya atılamazsınız. Bu coğrafyada Salman Rüştü'ye ölüm fetvası kesilir, ama Batı'da adam çıkar rahatlıkla İsa'nın tanrının oğlu olduğuna (ya da mucizevi olarak babasız olduğuna, farketmez) inanmadığını, olsa olsa babasının belli olmadığını rahatlıkla söyler ve kıyamet de kopmaz. Yapmayın arkadaşlar, insanımızı tanıyın da öyle konuşun.

Bir olgunlaşma süreci yok mudur şimdi, bir yapılanma, koşulların tamamlanması süreci yok mudur, hangi değişim pat diye gelir üstünüze tam oturur, yapmayın. Tamam, muradınıza eriyorsunuz, sabredin. Yakın zamana kadar 10 Kasımlarda ağlama törenleri düzenlerdik, pat diye darbe olur, meclis, anayasa ortadan toz olurdu.

Lütfen, biraz içerden konuşun, elinizi taşın altında hissedin ve dikkatli olun. Baskın Oran'ı ben onaylamıyorum. Ermeniler Kürtler kesildi diye politika olmaz. Acıları, kanı, gözyaşını hele geçmişte kalmışsa kullanıp politikaya alet etmeyelim. Lütfen ya, eşcinsel haklarını savunmaya gelemedik, rica edeceğim. Daha oraya gelemedik, lütfen! Burada kutsallıklar yumuşasın dediğimde kıyamet kopuyor, kaldı ki eşcinsel hakları! Biraz ayaklarımız yere bassın, çok rica edeceğim!...

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 20, 2007 6:40 PM

Laik devletin vatandaşı oldukları için “laik yaşam biçimi” denen şeyi benimsemek zorunda olmadıklarını vurguluyorum. M.A

Cok merak ediyorum laik yasam bicimi ne anlama geliyor, boyle bir yasam bicimi de mi var yani. Artik bu yasam bicimini tabiiki Mustafa bey bize laik yasam bicimini benimsemis laik vatandaslar adina tarif edebilir muhakkak. Eger dindar vatandas bu laik yasam bicimini (artik nasil bir yasam bicimi ise) benimseyemiyorsa peki dindar bir hukumet ya da dindar bir cumhubaskani laik bir devleti nasil benimsesin?

Yazan: gunka Tarih: June 20, 2007 7:03 PM

Yaziya yorumda bulunmayacagim. Aklima bir soru geldi, bu sayfanin adresi neden mustafaakyol.org. Benim gordugum kadariyla bu sayfa bir fikir blogu, nasil oluyor da internette "org" uzantisi ile yer aliyor. Aciklayabilirseniz sevinirim. Beyaz

Yazan: Beyaz Tarih: June 20, 2007 8:43 PM

İyi de bu çıkan yorumumdan önce gönderdiğim çıkmamış? Yok, sansür değildir bu, internet bağlantısının azizliğidir diyeceğim ama, yorumun ulaştığını belirten ibareyi görmüştüm. Sanırım Beyaz'dan sonra bir açıklama da ben bekleyeceğim.

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 21, 2007 8:03 AM

Alperen Evrin arkadas demis ki: "Ben de bir soru sormak istiyorum, laik devlet ve kurumlari anliyorum da, laik birey nasil bir sey?"

Laik birey, mesela bendeniz, laik devlete (devletin laik olmasi, din esasina dayanmamasi prensibine) inanan kisidir. Bu, benim dini inancimla (ki yoktur, merak ederseniz) ilgili herhangi bir sey soylemez. Siz de, namaziyla niyaziyla, hem dort dortluk Musluman hem de laik olabilirsiniz. Amerika'da elinizi sallasaniz, 50 tane laik Hiristiyana carpar. Tabii, Turkiye'deki laiklik anlayisinin problemleri var. Amerika'dakiyle ayni degil. Ama Amerika'dakinin de problemleri var. Mesela, inancima aykiri diye dogum kontrol urunleri satmayacagim diyen eczacilar. Kardesim, git baska is yap oyleyse. Dogum kontrolu dun mu icat oldu, bilmiyor muydun bunlarin satildigini eczanelerde okumaya baslamadan once? Nedense bu konuda cok gurultu olmadi, olmuyor Amerika'da, ama simdi, supermarket vb. yerlerde calisan Musluman elemanlar domuzeti ve domuz urunlerini servis etmeyecegiz deyince kopuyor bir gurultu.

Neyse, Demirkan Efegil'e de katiliyorum. Cok aydinlatici yorumlarda bulunmus.

Yazan: Nihat Tarih: June 21, 2007 12:27 PM

Benim sorunum hallolmuş. Tabii ki herhangi bir nedenle yorumumun çıkması gecikebilir, hiç sorun değil. Beyaz, siz de org uzantısına takılmayın bence, haddim değil cevaplamak, M. Akyol’a sordunuz ama, org.tr uzantısı almak için vakıf, dernek vb. belgesi ibraz etmek gerekiyor. Uluslar arası sadece org uzantısı almak için buna da gerek yok, 10 dolar ücret ödemek yeterli bildiğim kadarıyla.

Zaman’da yapılan çarpıtma çok ilginç bir örnek olmuş. Böyle şeyler duydukça uzlaşmaya izin verilmeyeceğini düşünür oluyorum. Daha dün de bir genç kızla konuşuyordum, dini çevrelerle görüşmeye başlayan arkadaşının müzik dinlemesine, giyimine karışmaya başladığından yakındı. “Ne diye müzik dinlemeni istemiyor?” diye sordum. “Haram olduğunu söylüyor” deyince üzüldüm. Ben “daha düne kadar resim, müzik haram sayılırdı, gelişme var” derken bu anlamda dünü kastetmemiştim. Bunları bile geride bırakamadıysak işimiz zor.

Tabii ki bir insan kişisel olarak resimi müziği haram sayabilir, otomobile binmeyi de haram sayabilir canım, et yemeyi de haram sayabilir, ama bunların bir toplumsal tolere edilebilirlik düzeyi vardır. Bunların otomobil fabrikalarını ve mezbahaları kapatabilir düzeye gelmesi endişesi varsa, tolere biter.

Bu ülkede başörtüsü üzerinden bir çekişmedir var. Bir şekilde ipler gerildi. Bence Erdoğan’ın yapacağı iş, eşi açık birini aday gösterip geçip gitmek ve işine bakmaktı. Fakat Baykal’ın geleneksel CHP gerilim yaratma siyasetinin tuzağına çekildi. Çok önceden de söyledim. “Başörtüsü eşlerin ayıbını örtmez” lafı bu tür bir usturuplu gerilim yaratma tümcesiydi. Gerginlik o gün tırmanmaya başladı. E, CHP bu, eskiden beri siyaset tarzı böyle. Erdoğan’ın gerginliği hâla sürüyor, K. Irak harekatı konusunda yanlış bilgi vermesi filan hep o gerilimin yansımaları. Cumhurbaşkanlığı işinde gerilimden uzak dursaydı, şimdi milli görüşçüleri tasfiye etmesinin çok daha büyük bir anlamı olacaktı. Demokrasi “ben çoğunluğum, benim dediğim olur” değildir. “Hindistan kadar olamadık, devlet başkanı ve başbakanın biri Sih, biri Müslüman” yorumları yapılıyor. Bu örnek bizde ancak bir Hristiyan cumhurbaşkanı, bir Yahudi başbakan olursa gerçekleşir.

Bu millet AKP yi başörtüsü sorununu çözecek diye iktidar yapmadı, niye gerilimin içine böyle kolayca çekiliveriyoruz? Gerilim öyle tırmandırıldı ki, “Yahu baş açılsa ölünür mü? Açıverin, ne olacak?” bile denemez oldu, kutsala saldırı oldu bunu söylemek. Bu gerginliğin yumuşaması gerek, onu bilir onu söylerim. Ülkede bir radikal sol, bir radikal sağ ve bir merkez partisi olmalıdır. Amerikan usulü cumhuriyetçi-demokrat ikilemi bizde tutmaz. Merkezin ağırlığı azaldıkça kaos artar. Türk siyaset yapısı budur. Tabii solun dayanağı kalmadı, bununla dinin tamamen kalkmasını, ezanın ibadetin, Kuran’ın Türkçe olmasını, hatta mümkünse camilerin kapanmasını, bu mümkün olmazsa kilise gibi ayakkabıyla girilip sadece ilahi okunmasını filan savunanları kastediyorum. Radikal sağ da senfoni olmasın mehter olsun, bale olmasın Kuran kursu olsun filan diyenler. Merkez partisi bunları dengelediği sürece Türkiye’de siyaset rayında gider. Kanatlarda çok parçalanma, radikal ırkçısı ayrı, radikal dincisi ayrı olursa yine istikrar bozulur. Solda da komünisti ayrı, ateisti ayrı, etnik ayrımcısı ayrı parti olursa yine istikrarı bozar. Bu tabloya er geç dönüş olacaktır, Amerikan tipi ikili parti sistemi bizde tutmaz. Elverir ki merkez zayıflayıp çökmesin. Merkezi zayıflatıp çökertecek en önemli mesele ekonomi, yolsuzluk, işsizlik gibi konulardır.

Sanki Erdoğan bunu gördü de merkeze oynuyor gibi gelir bana, bilmiyorum. Umarım istikrar sağlanır. 22 Temmuz hesaplaşması ve C.başkanlığı seçiminin intikamı hesapları yapılırsa gerginlik sürer, ülke kaybeder. Kimse bir bahane çıksın da devreye girelim diye pusuda beklemiyor, buna inanmalısınız. Hepimiz demokrasiyi istiyoruz…

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 21, 2007 6:45 PM

Demirkan Bey,

Bu sayfaya yazip da zaman kaybetmek yerine, daha verimli islere konsantre olayim diyorum, ama AKP konusunda yazdiginiz seyleri gorunce dayanamadim. Hele hele sizin gibi, olaylara objektif, deterministik ve neden-sonuc perspektifinden yaklasan bir kisiden boyle yorumlar hic beklemezdim.

Ben milletimizin bu partiye ikinci bir sans verecegine inanmiyorum. Benim dusunceme gore secimlerde en buyuk oy patlamasi yapan parti MHP olacak ve sonucta da icinde MHP'yi iceren bir koalisyon hukumetine gidilecek. Ama, bakalim gorecegiz. Ben hergun Turk televizyonunu izlesem ve gazeteleri okusam da, ne de olsa uzaktaki bir gozlemciyim, sokaktaki kisilerle konusmak gibi olmaz.

Siyasi tercihlerinde dini gorusu agir basan kisiler bu partiye oy vermeyecekler, cunku, AKP bu kisilere karsi vaatlerin hicbirini gerceklestiremedi. Din ve laiklik meselesini surekli kasidilar, bu mesele konusunda toplumda bir kutuplasma yaratip, vampir gibi bu kutuplasmadan beslenmeye calistilar ama icin ozu su ki, bu konuda hicbirsey beceremediler. Universitelerde turbana izin verecek bir duzenleme yapabildiler mi, hayir. Toplumda dini anlamda bir uzlasma ortami yaratabildiler mi, tam tersine. Milli egitim politikalarinda olsun, burokrat atamalarinda olsun, surekli din yanlisi bir politika izleyerek merkezdeki ilimli dindar vatandaslarin bile sinirlerine dokundular, ote yandan hukumete gelince radikal tabanlarini memnun edecek icraatlarin o kadar kolay gerceklesmeyecegini gorduler. Ozetle, hem, merkezden hem de radikal tabanlarindan oy kayiplari olacak.

Yolsuzluga tepki niteligindeki oylari da alamayacaklar. Milletvekili dokunulmazliklarini kaldirdilar mi? Bu iktidar yolsuzluk kelimesini Turkce sozluklerden cikardi, onun yerinde artik "unakitan" kelimesi kullanilir oldu. Millet turbanla bilmem neyle ugrasirken, kamunun varliklari milyarlarca dolarlik ozellestirmelerle peskes cekildi. Banka hortumlamalarindan bu yana boyle buyuk meblada bir peskesler zinciri gorulmemistir. Unakitanin kacak evlerini, colugunun cocugunun devlet kaynaklarini somurerek buyuttugu sirketlerini, Galataport davasini, Erdoganin mal varligini vs. vs'yi nasil unuttunuz?

Icinde bir nano parcacigi kadar bile Turk milliyetciligi kalmis insanlardan da oy alamayacaklar. Bu milletin annelerinin yurekleri sehit verdikleri ogullarinin acisiyla yanarken onlarin ogullari nerede askerlik yapti? Benim gordugum kadariyla sokakta bilmemne marka jipleri ile haytalik yapip insanlari oldurmekle mesgulduler daha cok. Sonra da utanmadan o annelerinin gozunun icine baka baka askerlik yan gelip yatilacak yer degildir dediler. Sonra baktilar ki, o analarin gozunun icine artik bakamiyorlar, ananizi da alin gidin dediler. Bu milletin serefini, bu milletin onurunu bundan daha fazla ayaklar altina alan insanlar gorulmemistir. Bunlarin yaptiginin onda birini yapan insanlari bu millet daragacinda sallandirmistir. Bunlarin zamaninda Amerika'ya ne olur basbakanimizi delikten supurmeyin, onu suyunu cikarana kadar kullanin diyen bir ulkeye donustuk. Kibris'ta, Ermeni meselesinde, Kurt meselesinde tarihte gorulmemis tavizler verip, karsiliginda bol bol avucumuzu yaladik, sehitlerimize yandik.

Bunlarin ne oldugunu anlamak istiyorsaniz utanmadan meclisten gecirdikleri Turk Petrol Kanununa bakmaniz yeterlidir. Bu oyle bir petrol kanunudur ki, icinden bu kanun Turk halkinin milli menfaatlerini gozetir maddesi cikarilmistir, bu dunyada ornegi gorulmemiz birseydir. Oyle bir petrol kanunu yazmislardir ki, Turkiye'yi, ona buna peskes cektikleri petrol kaynaklari yuzunden su anda sacini basini yolan ulkelerden bile beter etme amacindadir. Bu petrol kanunu AKP'nin kim oldugunun ve ne oldugunun ozetidir.

Demirkan Bey, daha fazla yazamayacagim sinirim bozuluyor. Ama istirham ederim, lutfen...

Saygilarimla.

Beyaz

Yazan: Beyaz Tarih: June 21, 2007 11:45 PM

Sayın Beyaz;

En büyük oy patlamasını MHP den beklemenize şaşırdım. Yazdıklarınıza bakarak: Üniversitelere başörtüsü ile girilebilmesini AKP sağlayamadı, ancak MHP sağlayabilir. Bunun için mi MHP den oy patlaması bekliyorsunuz? Bu öngörünüzü bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde kurgulayarak ve temenni biçiminde değil, tahmin biçiminde öngörseniz tartışılabilirdi. Ama sizinki temenni görünümünde.

AKP ve Erdoğan’ı savunmayacağım. Ben zaten belirleme ve görünüm değerlendirmesi yaptım, parti propagandası değil. AKP ye oy vermeyi de düşünmüyorum. Bunun nedeni, başörtüsü gerginliğini tırmandırmış olması. Ama “asla vermem” de demiyorum. Gerçekten merkezi tutabileceğini ve doldurabileceğini bilsem belki verirdim. Başbakanın üslubunun yersiz olduğunda çok haklısınız, bu konuda onu hiç mi uyaran aklı başında bir danışmanı yok, şaşıyorum. Bu üslupla cumhurbaşkanı olmaya kalksa tümden olmazdı. Maliye bakanının da antipatik olduğuna katılıyorum. DP nin merkezi tutabileceğinden emin değilim. Adı yolsuzluklarla özdeşleşen Anavatan ile birleşmemesi bence iyi oldu.

Yalnız size hatırlatmak istediğim şeyler öyle çok ki, bunları herkes de tahmin eder aslında, en basitinden AKP nin başörtüsü vaadlerini tutmayışından bahsederken, MHP nin bölücübaşının asılacağı vaadlerinin üzerine yattığını nasıl unuttunuz? Yolsuzluklardan bahsederken, mal varlığındaki anormal artışın yüce divanda hesabını veremeyen MHP li bakanı da mı unuttunuz? Ya bütçeye aktarıldığı resmen açıklanan deprem yardımları? Tabii bütçeden de nereye aktarıldıysa artık… Ya Emlak bankası? Onun içinin boşaltılarak batırıldığını da mı unuttunuz? Zaten daha koalisyon kurulurken bankaların paylaşımında çıkan hır gür, Rahşan Ecevit’in MHP ye katiller diye hakaret etmesi yüzünden bile çıkmamıştı. Sırf bu bankayı kopardıklarının hatırına bu hakareti sineye çektiler. E, bunca zillete katlanıp aldıkları bankanın da içi boşaltılmayınca olur mu şimdi?

Ben sizin aksinize olarak MHP nin barajı aşamamasını umuyor ve diliyorum, kusuruma bakmayınız.

Ayrıca Menderes’i milletin astığı ifadenizi şiddetle reddediyorum. Reddetmekle kalmıyor, sizi kınıyor ve teessüf ediyorum. Tabii, normal böyle düşünmeniz. Oy patlaması beklediğiniz partinin kurucusu kişi okumuştu radyodan ihtilal bildirisini. Hayır Beyaz hanım, o tarihe yüz karası olarak geçen utanç verici korkunç cinayeti millete maledemezsiniz. Bu korkunç ve ebediyen alnımızdan çıkmayacak zilleti, aşağılayıcı utancı milletimizin alnına yapıştıranlar bir avuç cuntacıdır.

Ayrıca bu utanç verici korkunç cinayeti “darağacında sallandırmıştır” biçiminde saygısızca ifade etmenizi de şiddetle kınıyorum. Bu ifadenizden anlaşılıyor ki bu cinayet sizi hiç yaralamıyor, üzmüyor. O kibar, dürüst ve son derece beyefendi insan, hak etmediği insanların elinde hak etmediği bir ölüme sürüklenmiştir Beyaz hanım, darağacında sallandırılmak sizin partinizin vaad edip de yapmadığı kişiye yakışır.

Sözlerinizi sinirlenmeden söylemenizi dilerdim. Ben sinirlenmeden sadece gerçem olduğuna inandığım şeyleri söylüyorum. Sözlerimdeki şiddet sinirlenmemden değil, ifade ettiğim gerçeğin yalın ve net uygunsuzluğundan kaynaklanıyor.

Sırası gelmişken bir siyasal hipotez daha öne sürmek isterim: Merkezin kanatlardan radikalleri çok fazla içine alması merkezi böler. Kanatları çok dışlaması ve azınlığa tümden mahkum etmesi de onları radikalleştirir, nefreti körükler. Merkezin çok hassas ve ince bir işlevi vardır. Eski DP nin hatası budur, sağ radikallere fazla kucak açmak. Her iki kanattan bazı katılımları ölçülü düzeyde almak, fakat aşırılıklarını fazlaca ifade ettiklerinde geldikleri uçlara iade edilmeleri gerekir. Ancak ılımlılaşmaları ölçüsünde merkeze yaklaştırılmalılar. Demirel bu konuda Menderes'ten daha başarılıdır. Özal ortam tırpanlanmış olduğundan daha da başarılıdır, ama Demirel'in ortamı olsa başaramazdı, başarısını ortamın uygunluğuna borçludur. Bence en başarılı merkez lideri Demirel'dir. Ancak son başbakanlığında performansından çok şey kaybettiğini göstermiştir.

Saygı karşılıklı…

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 22, 2007 9:28 AM

bunca konuşulanların boş şeyler olduğunu düşünüyorum.
dünya siyaseti bundan 5000 yıl önce tevrata yazılmıştır..ne kadar konuşursanız konusun hepsi boş..
Tevratta bakın ne diyor.
Ey halklar, yıkıma, bozguna uğrayacaksınız. Yeryüzünün en uç köşeleri, kulak verin. Savaşmaya, bozguna uğramaya hazırlanın. Evet, savaşa ve bozguna hazır olun. yeşaya 8/9

İstediğinizi tasarlayın, hepsi boşa gidecek. İstediğiniz kadar konuşun, hiçbiri gerçekleşmeyecek. Çünkü Tanrı bizimledir.8/10

Yazan: kripto Tarih: June 22, 2007 3:33 PM

Demirkan Bey,

Benim MHP'nin oy patlamasi yapacagini yonundeki tespitim, bir temenni niteliginde degil, yanlis dusunuyorsunuz. Fazla spekulasyona gerek yok, bakalim sandiktan ne cikacak gorelim.

Ben de MHP'ye oy vermeyi dusunmuyorum, cunku siyasi gorusum MHP'nin cizgisinden cok farkli. Ama "asla vermem" de demiyorum, cunku MHP'nin cikarmis oldugu adaylari televizyonlardan dinliyorum, ve tum adaylar icerisinde en ciddi, nitelikli ve meselelere hakim adaylar olarak onlari gordum su ana kadar. Aday listelerinde, adaylarin mesleklerini ve ogrenim derecelerini aciklayan tek parti de MHP oldu. Listelerden mafya ile flort edip milletin sinirini bozan fanatik ulkucu tabakasi ayiklanmis gorunuyor. Turban meselesi bana gore findik fistik bir mesele ama onu da cozebilecek niteliklere sahip bir parti bence. Devlet Bahceli de ciddiyetle is yapan ve bu milletin onurunu ayaklar altina sermeyecek bir devlet adami gorunumu ciziyor. MHP gibi bir partiye oy vermek dogrusu benim icin utanc olur, ama Turk onurunun boylesine ayaklar altina alinmasindan mi daha cok utanacagim, hergun televizyonlarda oglunun tabutunun ustune kapaklanip aglayan bir sehit annesi veya esi gormekten mi utanacagim, oburunden mi emin degilim.

Menderes asildiginda ben daha dogmamistim. Idam cezasina karsiyim, ve bu asilma olayini cok ama cok uzucu buluyorum, allah korusun, sapina kadar elestirdigim hukumet mensuplarinin da kilina bir zarar gelse uzulurum. Ama Menderes bence bu memlekete su anda delikten supurulenler kadar olmasa da, cok ciddi zarar vermis bir kisi. Bu zararlari en son Bay Pipo kitabinda okuma firsati buldum.

Herkese iyi hafta sonlari.

Beyaz

Yazan: Beyaz Tarih: June 22, 2007 6:20 PM

Beyaz hanım, olumlu yaklaşımınız için çok teşekkür ediyorum. Bazı insanlar bu gibi karşıtlık durumlarında inadına sertleşmeyi marifet sanıyorlar. Bu tutumunuz her türlü takdirin üzerinde. Bu şekilde katılıktan uzak, esnek yaklaşım gösterdiğiniz her konuya sonsuz saygı duyarım. Hatta şimdi yorumunuza fazla yüklendiğim için suçluluk bile duydum.

Tabii ki 27 Mayıs gibi bir kaos ortamına boşuna gelinmedi, o günkü iktidarın hatalarına değindim ve bu hataları artırmak da mümkün. Tahkikat komisyonları, vatan cepheleri... Tabii ki elbette, o ortama katkıda bulunan herkes bu ülkeye zarar vermiştir. Dolaylı ya da direkt... Fakat bunların hiç biri idamları haklı gösteremez. Ne kıyma makinalarında öğütülen, ne asfaltların altına gömülen gençler, ne de katlar hanlar masalları gerçek çıktı. İdamlar kesinlikle olmamalı, önlenmeliydi. O idamlar tarihimizde çıkmayacak bir kara leke olarak kalacaktır. İdama kadarki kötü muameleler, mahkeme başkanı Başol'un "sizi buraya getiren kuvvet böyle istiyor" demesi, tarihin utanç sayfalarıdır. Ben de tabii ki o dönemleri yaşamadım ama yaşayan tanıklardan dinledim, araştırdım. Peşine takıldığım bir konuyu o konuyu içimde yaşamadan bırakmam. Bakınız Nazlı Ilıcak son derece zeki bir kadındır. Fakat o dönemin psikolojisini yaşamış olmanın verdiği bir reaktif yapısı vardır. Bu yapısını ve reaktif tavırlarını hiç onaylamam ama nedenlerini anlayabiliyorum. Hepimiz böyle içinden çıkıp geldiğimiz koşulların ürünleriyiz. Ben ciddi anlamda kimseye öfkelenemem bu yüzden. Çünkü herkesin kendine has bir nedenselliği olduğunu bilirim. Hiç birimiz bir diğerimizin nedenselliğini kavrayamayız. Hiç birimiz bir diğerimizin karanlık gecede gözleri açıkken aklından nelerin geçtiğini bilmeyiz.

Her neyse... Olumlu yaklaşımınız için içtenlikle tekrar teşekkür ediyorum, en iyi dileklerimle...

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 22, 2007 11:07 PM

‘’ Böyle düşünenlerin aklında “İslam, şeriatı olan bir dindir, toplumda güçlenmesine izin verirsek, sonuçta devleti ele geçirir” gibi bir endişe de var. Ancak iki şeyi görmüyorlar: Birincisi, İslam’ın laiklik ile uyumunu kabul eden anlayışın Türkiye’de giderek güçleniyor oluşu. Bir tarafta yeni İslami yorumlar, öte yanda toplumsal modernleşme bunun önünü açıyor.
Görülmeyen ikinci nokta ise, Sayın Sezer’in sık sık tekrarladığı iddianın aksine, “ılımlı İslam”ın değil, “bastırılmış İslam”ın radikalleşme eğilimi gösterdiği. Kendini “öz vatanında parya” hissettirdiğiniz bir dindardan nasıl bekliyorsunuz ki buna yol açan sistemi benimsemesini? ‘’
Aslında bütün mesele bu paragrafta özetlenmiş.Sorunun kaynağı ve çözümü bir arada sunulmuş.Burada bir açmaz görünüyor,İslam ile mevcut rejim yönetim konusunda çelişiyor.Peki bu nasıl aşılacak.Gözükmeyen iki noktadan ,birincisi devreye sokularak,islamla mevcut rejimin birlikteliği sorunsuz hale gelmelidir.
İkincisi ,sadece Sayın Sezer’in değil,bugüne kadar yapılan devlet politikaları’’bastırılmış islam’’yaratmaktadır.bunun sonucu kısır bir döngü başlayıp,islamda radikalleşme eğiliminin başlaması toplumu gererken,devlette daha radikal önlemler almaya çalışıyor.
Ben birinci yolun izlenmesini,en kısa zamanda anlamsız başörtüsü sorununun aşılmasını,nerdeyse tamamı Müslüman olan bir ülkede mevcut rejimin korkmadan,birlikte yaşamasını istiyorum.

Yazan: ipince Tarih: June 23, 2007 11:56 PM

İslam’ın laiklik ile uyumunu kabul eden anlayışın Türkiye’de "giderek güçleniyor oluşu" dediğiniz zaman yeterince güçlenmemiş olduğunu kabul ediyorsunuz. Biz de bunu diyoruz. Bu konuda yeteri güven oluşmadığı için laik tepkiler de sürüyor.

Tabii öyle kolay da değil karşılıklı güvenin sağlanması. Çünkü İslam, doğası itibariyle yönetime talip bir din. İslam'da "Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya, Sezar'ın hakkı Sezar'a" şeklinde bir anlayış hiç kabul görmedi. Bu yüzden bazı radikal İslam karşıtları bir uzlaşmanın hiç olmayacağını, dinin zorla bastırılıp ortadan kaldırılmasını veya silinip yeniden yazılmasını istiyorlar ki, bu mümkün değil. Bu ancak Sovyet tipi bir yönetimle tüm Kuran'ları toplatıp, tüm camileri yıktıktan sonra Türkçe yeni bir Kuran yazılmasıyla mümkün olur, bu ise imkansız.

Bu işin tek yolu kutsallıkların abartılmamasından geçiyor. Kutsal kavramını zihinlerdeki tahtından indirmekten geçiyor. Batılılaşmak demek şapka, kravat, frak giymek değildir. Batılılaşmak demek, cinden, büyüden, şeytandan bahsedilince ürpermemek, bu kavramlarla yeri geldiğinde dalga geçebilmek, kutsal metinleri eleştirebilmek, kutsal kişileri beğenmeyebilmektir. Bir batılıların yaptığı kutsal kişi ve olayları konu edinen filmleri, bir bizimkileri izleyin. Aradaki büyük anlayış farkını hemen görürsünüz. Hristiyanlık da örtünmeyi, yönetime talip olmayı içeriyordu, farklı bir din değildi. Fakat batı düşüncesi reformdan geçti, bizimki geçmedi.

"Öz vatanında parya" hissetmek hissedenlerin kendi sorunu. Kimse böyle hissetsin diye bir çabaya girişilmiyor. Hissetmesinler. Mesele de bu. Bu vatanı öz vatanları hissetsinler. Hissetmedikleri için kendilerine işkence ediyorlar. Devletin radikal önlem filan aldığı yok. Radikal tehditlere yanıt vermekle yetiniyor ve aslında verdiği yanıt radikal İslam karşıtlarınca çok cılız bile bulunuyor. Cami hoparlörleri insanların kulak zarlarını yanından geçerken zorlayacak kadar açılıyor, bu ülkede nerede İslam düşmanlığı var ben bilmiyorum. Bastırılmış İslam filan yok, sinmiş, fırsat kollayan din devleti kurma özlemi var.

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 25, 2007 12:35 PM

"Bence cevabiniz gereksiz" demek isterdim, ama bu tip insanlara cevap vermezseniz kendilerini hakli falan saniyorlar. "Gereksiz" diyebilmek isterdim, cunku bu adam belli ki burokrasi emeklisi. Dolayisiyla bir kanunun sadece var olmasini onun dogru ve yerinde olmasi ile ayni sey saniyor. Devlet ve vatandas arasinda bir iliski tipi bir sekilde olusmussa bunu da o iliski tipinin dogruluguna bizatihi bir kanit gibi goruyor. Size verdigi cevapta da bu anlayis acik. "Biz zaten onun degismesini istiyoruz." deseniz de nafile. Ne diyelim, "dostlar sagolsun".

Yazan: alper Tarih: June 25, 2007 6:04 PM

Birinin o tarafa, digerinin bu tarafa cektigi gunumuz siyasi platformunda er veya gec vektorel bir durulma olacaktir.
Statuko kabul edilemez.
Radikal degisim ise felaket senaryolari ile dolu.

Dolayisi ile kisa ve orta vadede Turkiyenin siyasi iklimi sayin Ipincenin bahsettigi vektorel durulma noktasi olacaktir.
Bu yaklasim kimsenin ajandasinda olmadigi icin uzerinde fazla durmadigi bir nokta.

Tartisilmasinda yarar goruyorum.

Yazan: Haydar Tarih: June 25, 2007 8:06 PM

Gele gele bu yanıt mı geldi? Hem hiç bir şey anlayamadım, hem de bir kişinin fikirleri mi önemli, kim olduğu, nerede çalıştığı ya da çalışmadığı mı? Ben işte bunu anlayamıyorum. "Bu adam ne diyor?" diye merak eden yok, "bu adam kim? Kimin adamı? Neci neci değil?" Bunlar merak ediliyor. Yok şu linkle yazanla aynı kişi mi acaba, yok değil bu linkle mi yazmıştı? Bir ara da koca blog ahalisi bu dedektifliğe merak salmış da aralarında kimin aslında kim olduğunu konuşup durmuşlardı.

Bir adamın emekli olduğu şeklinde (hiç tutmayan) bir tahmin yürütülünce, ona cevap verilmiş oluyor öyle mi? Yazık...

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 25, 2007 9:31 PM

Yanit size degil demirkan efegil. Yanit; M Akyol'un yazisina ipince'nin yaptigi yoruma cevaben yazilmistir.
Sizin yorumlarinizi (sondaki 6/25/07 9:31 haric) okumadim.

Yazan: Haydar Tarih: June 26, 2007 4:31 AM

İyi de benim yanıtım da size değildi?

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 26, 2007 9:10 AM

cevap bana miydi demirkan efegil? Ben Hasan Özhan'in emekli oldugunu yazdim, ama bu zaten radikalde geciyor??

Yazan: alper Tarih: June 26, 2007 12:55 PM

Görünen o ki yanıt trafiği karışmış sayın alper.

Madem benimle ilgili bir şey söylemediniz, elbette ki ben de sizinle ilgili sözlerimi geri alıyor ve özür diliyorum.

Kıssadan hisse, sana adınla hitap etmeyen sözlere sazanlık yapmayacaksın. Dersimi aldım, teşekkür ederim.

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 26, 2007 6:49 PM

Kutsalin tahtindan indirilmesini teklif ederken su anki asiri laikliklerin yaklasimindan pek farkli bir yaklasim ortaya konmuyor. Kutsalini gonlundeki, fikrindeki yerinden indirip indirmemek bireyin bilecegi istir. Ya da cinlerden korkup korkmamak. Amerikan toplumu isi guzelce halletmis ama buradaki insanlarin bircogu oldukca dindar, pek cogu Jesus kelimesini agizlarina aldiklarinda gonulden aliyorlar. Batililarin kutsala bakisi da son derece yanlis aksettirilmis. Batililarin kutsal kisileri konu eden filmleri genis bir yelpazede yer almakta, bir tarafte Southpark varken, diger tarafta 24 saat dini filmler yayinlayan kanallar var. Siz bunlari gormeyince oburlerini yok saniyorsunuz, batida herkesin kutsallara southpark bakis acisindan baktigini saniyorsunuz. Su anda televizyonumda TGRTnin bir ara gosterdigi evliya filmlerini aratmayan bir hristiyan filmi oynamakta.

Neyse esas noktaya gelelim, kisiler neyi kutsal kabul edeceklerine kendileri karar verir. Bir baskasi bana kalkip da kutsallarini bir kenara birakacaksin diyemez. Bati medeniyetini de ileri gosteren unsurlardan biri budur. Kutsali zihnindeki tahttan indirmem bana propagandayla ya da baska bir yolla dikte edilirse, bir de bu batililasmak adina yapilirsa, bu is benim en esas hak ve ozgurluklerim igfal edilerek yapilmis olur, ortaya da ancak Hitler tarzi bir batililasma cikar.

Islamla hristiyanligi karsilastirirken, sorunun islamda oldugu, islamin reform gecirmediginden cagdisi kaldigi, islamin reforma ihtiyaci oldugu iddialarini soylemek, en kotu oryantalist safsatalarini tekrar etmekten ve Edward Saidi mezarinda ters cevirmekten baska bir ise yaramaz. Sosyal bilimlerde bugun geri kalmisligin tanimi bile bu kadar muallakken; nelerin geri kalmisliga sebep oldugu bilinmezken; geri kalmisligin islamdan kaynaklandigini, islamin ozunde boyle bir sey oldugunu iddia etmek bir zamanlar pek modaysa da, bugun sosyal bilimlerde bu iddialar pek gecer akce degil. Onceden asyanin geri kalmisligi insanlarin genetik ozelligine baglaniyrdu, sonra kulture ve dine baglandi. Ama bugun bu iki bakis acisi da, akademik dunyada Jakoben coplugunu boyladi bile. Tarih bile bu iddialarin ne kadar alakasiz oldugunu gosterir. 11.yy daki islam medeniyeti, bugunkinden daha mi az muslumandi?
Ya da mesela, hrsitiyanlikta var oldugu iddia edilen, islama gore ustunlugu oldugu var sayilan sezarin hakki sezara olgusuna bakalim. Kilisenin 1400 sene Avrupanin mutlak hakimi oldugu dusunuldugunde, sezarin hakkinin hic de sezara kalmadigini ve hristiyanlikta dinin devlet islerine karismaya daha musait oldugu sonucunu goruyoruz. Kaldi ki, Osmanlida dinin en tutucu denildigi donemde bile, lazim olan reformlar icin pek cok fetva cok rahat sekilde cikarilmis. Ulemadan direnc gorulen alanlar ise genelde halkin (yani tabanin)karsi ciktigi yenilikler. Bir nevi yeniceri ve ulema, halkin yonetime karsi sesi olmus.Nitekim eger cagdaslasmamiza bunlar engel olsaydi, 19.yyda yeniceri ocagi kalkmis ve ulema en buyuk yandasini kaybetmisken bizim son surat batiya yetismemiz gerekirdi.ama 19.yyda bu fark azalmamis, katlanarak artmis. Bu konuda Ilber Ortayli, Sukru Hanioglu ve Halil Inalcik hocalarimizi okumanizi, kemalist tarihi bir koseye atmanizi tavsiye ederim.

Bugun bati karsisinda ustunluk kaybedildiyse, bunun pek cok sebebi var ve bu sebepler cok boyutlu. En basitinden kolelik olmasaydi, bati dedigimiz uygarlik sadece kendi kaynaklarindan beslenmek zorunda kalsaydi, arada bu kadar fark olmazdi. Bu isin sadece bir buudu. Ve bunun gibi bir cok sebep var. Biz batinin daha 17. yyda reformari yapip dogu uygarligini gectigini saniriz, Iktisat tarihiyle ilgili calismalar gosteriyor ki, 19.yyin basina hatta ortalarina kadar, Dunyanin en guclu ve murefffeh ulkesi Cindi. Arada olusan bir farktan ancak 1850lere gelindiginde soz edebiliyoruz.

Demem odur ki, pek cok sosyal, tabii...vs dinamigi yok sayip, iki boyutlu bir geri kalmislik, ilerlemislik cetveline takilip kalmak her seyi yanlis okumaya sebep olur. Bu tip bir okuma, 19.yy sonlarinda pek modaydi, ozellikle asiri positivism oldugu donemlerde. Bizim kemalist ideolojimiz de bu tip bir okumayi referans aldi. Buradaki yorumlarda yazilan pek cok oneri ve sorunlara bakis acisi da, kemalist felsefeden farkli oldugunu iddia etse de, ayni seyleri biraz farkli tekrarlamaktan ibaret sadece. Ve bu tip bir okuma, bugun Turkiyedeki degisiklikleri okumadan cok ama cok aciz. Ne acidir ki, Turkiyede degisimlerle ilgili en saglikli yorumlari The Economist gibi yabanci mesruattan aliyoruz

Yazan: muhalifsirin Tarih: June 29, 2007 3:24 AM

Sayın Akyol'un bu yazısına karşı görüş gelmiş.

"Ilımlı Laiklik" konusunda Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Doç.Dr. İsmail H. Demirdöven Radikal gazetesinde "Tartışmada yeni kavram: Ilımlı laiklik" başlığıyla görüşlerini bildirmiş*.

Konuyu takip edenlerin bilgisine...

(*) http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=224776

Yazan: JaneDo Tarih: June 29, 2007 12:36 PM

Hür bir toplumda hiçbir dine mensup olmadığını açıkça ifade edenlerin yanında otomobile binmenin günah olduğuna inananlar bile bulunur ve bunlar birbirlerine ilişmeden yaşarlar. Ancak o toplumun bir kolektif bilinci vardır ki, bu bilinç otomobile binmenin günah olduğu fikrinin tüm toplumu kapsamasına asla izin vermez. Batının cin anlayışı ile doğunun cin anlayışı çok farklıdır. Batıda cin denilince muziplikler yapan, küçük aksiliklere yol açan görünmez varlıklar anlaşılır. Doğuda ise cinler insanlara büyük kötülükler yapan güçlü, korkunç varlıklardır. İnsanlara tecavüz eder, öldürür, akıllarını oynattırırlar. Batılıların korku ögelerini işleyen filmleri tabii ki bizimkilerden çok fazla korkunçtur. Fakat onlar tüm bu ögeleri filmlerde en abartılı biçimiyle ele alıyorlar, bu aslında hafife aldıklarının göstergesi. Onlar bu ögelerden korkmayan insanlarını korkutmayı başarmayı bir sanat faaliyeti haline getirmişler. Bizde ise bu ögeler zaten hayatın içinde, insanların zihinlerinde. Cin, şeytan, büyü öyküleri korkunç bir vehametle insanlarımızı sarıp sarmalamış, içine çekmiş durumdadır. Kesinlikle iddia ediyorum ve batıda 24 saat dini yayın yapan kanalların var oluşu bu iddiayı hiçbir zaman çürütmez, batılı anlayışın kutsala bakışı çok daha indirgeyici ve hafife alır niteliktedir. Konstantin filmini hatırlayınız. Büyük meleklere zaaflar isnat eden ve şeytanla işbirliği yapmayı planlayabildikleri bir senaryo bizde yazılsa kopacak kıyametleri bir düşünün. Hiç derine gitmeye gerek yok, Mel Gibson İsa’yı çarmıha gerer, türlü işkencelerle kıvrandırır, ama İslam peygamberinin ancak sopasının ucunu film karesine sokabilirsiniz. Onu bir fani aktörün filmde canlandırması? Bunu tasavvur dahi etmek imkansızdır. Anlayış ve bakış tarzının farklılığının tartışılabilir olmadığı son derece kesin ve açıktır.

Bu kadar açık ve kesin bir konuda anlaşamıyorsak, geriye kalan konulara girmeye hiç gerek duymuyorum.

Yalnız Çin’in ABD’yi dize getirebileceğine inanarak olsa gerek, Çin ile ilgili övgüler düzme modasının çok alıp yürümesi bana ilginç geliyor. Çin’in gelecekte neler yapabileceğini ömrü olanlarımız görecek. Çin hakkında fazla şey söylemek istemiyorum. Ancak Çin balık lokantalarında geçerli bir gelenekten söz edeceğim. Bu lokantalarda balık canlı olarak kızgın tavaya atılır ve hızlıca pişirilip servis edildiğinde müşteriler onu yemek için uzandıklarında hâla ağzı açılıp kapanmaktadır! Balığın hâlen canlı oluşu aşçının hünerine bağlanır!

Batılılar da istakozu canlı olarak kaynar suya atarlar. Ama nihayetinde istakozu pişirmeden önce öldürmenin bir yolunu bulmak oldukça zordur. Fakat balığı özellikle öldürmeden pişirmeye çalışmanın hüner sayıldığı bir kültür daha var mı bilmiyorum. Sarı esirler romanında da Pearl S. Buck, bir Çinlinin ağılının yanması sonucu içerde kalan keçisinin etinin tadına baktığında çok lezzetli olduğunu gördüğünü ve bunu söylediği bir çok komşusunun ağıllarını ateşe vererek içerde kalıp canlı canlı pişen keçilerin tadına baktıklarını anlatır. Buck, romanını hayalen değil, Çin’de yaşayarak izlenimlerini yazmıştır ve romandaki amacı Çinlileri aşağılamak asla değildir.

İşin doğrusu, insan olarak tuhaf bir türüz. Uzaydan gelip bu gezegeni istila etmiş yabancı bir türmüşçesine bu gezegeni yağmalıyor ve diğer türlere çok acımasız davranıyoruz. Fakat başta bahsettiğim kolektif akıl ve bilinç açısından en ileri düşünsel değerleri üretmiş olan toplumlar şu an itibariyle batı toplumlarıdır. Bunu görece çok kısa sürede başarmalarının arkasında da bilim yatar.

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 30, 2007 2:03 AM

Acikcasi ne soylemeye calistiginizi anlayamadim, istakozdan girip baliktan cikarak cinlilerin ne kadar da acimasiz insanlar oldugunu, cin kulturunun hic de matah bir sey olmadigini soylemeye calismissiniz sanirim

Oncelikle bende bugunki ulusalcilar gibi cin sempatisi oldugunu nerden cikardiniz onu da anlamadim. Ben tarihten ornek verdim, ezbere bildiginiz pek cok seyin yanlis olabilecegini anlattim, siz lafi nerelere vardirmissiniz. Sunu tekrarlayayim, ben ne ulusalciyim, ne de Cin-Rusya ekseni ittifaki hayalleri kuran biriyim. Hatta milliyetci oldugum da soylenemez. Kucuk bir Cin orneginden yola cikarak dunya gorusumu ters-yuz etmissiniz.

Yazinizda benim yazdigim hic bir seyle ilgili bir sey goremedim pek. Ben ilericilik-gericilik bakis acisinin sakatliklarindan bahsetmistim daha cok.
Yine de bir kac hususa degineyim:


1-Hz Isanin batida yayginca tasvir edilmesi: Hz isanin batida tasvir edilebilmesinin sebebi, hristiyanligin Roma Imp. tarafindan kabul edilirken icine katilan Greko-Romen unsurlardir. 16.yy da olan reformla ya da Ronesansla alakali bir unsur degildir. Dinin ilk kurumsallastigi zamana dayanir. Islamda ve yahudilikte ise tasvir bazi sebeplerden oturu yasaklanmis(putperestligin tekrarlanmasi korkusu). Buradan Hristiyanligin daha iyi oldugu sonucu cikmaz. Bati tasvirle ilgili sanatlarda daha cok ilerleme saglamis olabilir, buna karsilik islam medeniyeti de daha soyut sanatlarda(hat, minyatur, ebru..vs) ilerleme saglamis, ama cumhuriyet devrimleriyle biz bu ilerlemelerin kokune balta vurmusuz. Neyse sanat apayri bir konu, fazla dalmayayim.


2-cinler: Son derece alakasiz bir konu. Onlarda cinler oyledir, bizde baskadir, nedir problem goremiyorum. Halklar efsaneler uretir, bunu engelleyemz ya da modifiye edemezsiniz. Batili cinden kormaz, baska seylerden korkar, misal onlarin bizimkini ona katlayacak mezarlik ve hayalet hikayeleri var. Hani mantik ve bilimde muthis ilerlemeler saglanan son yuzyilda uretilen korku hikayelerine hic girmiyorum(vampir, uzayli...vs) Bunlar zenginliktir, hic bir sekilde geri kafaliligi gostermez. Zaten akli basinda hic bir musluman da cinden periden vs korkmaz. Insanlar adrenalini sever, bu tip hikayeler de ondan prim yapar. Olayi ilerici-gerici zaviyesinden incelemek insani hic bir yere vardirmaz


3 Kutsala bakis: Konstantin filmi cizgi-roman uyarlamasidir, kutsalla direk dalga gecen pek cok yapim zaten var. Bunlarin isin bir boyutu oldugunu soyledim. Bizde neden bunlar yok diye sorarsaniz, hic bektasi fikrasi dinlediniz mi diye sorarim size. Bunlar cagdaslasmanin falan gostergesi degil. Onlar sinemada ve gorsellikte ileri olduklarindan tepkilerini oyle gostermisler, bizde yuzyillardir sozlu gelenekle softalarla...vs zaten dalga gecilmekte(sadece halk edebiyatinda degil, divan edebiyatinda da var koca bir kulliyat-Iskender Palanin divan edebiyatiyla ilgili kitabi yardimci olacaktir size.)

Hem sinemada kutsallarla dalga gecebilmekse ilericilik, bizim pek cok filmimizde ki din karsiti propagandaya bakabilirsiniz. Peygamerin suratini gostermeye gerek yok: Vizonteledeki alakasiz, gereksiz yere konmus kekeme, ozurlu imam karakteri. Ve pek cok filmde asagilanan islami degerler. Lombak..vs gibi dergiler bizde kutsalin hic de bas ustunde olmadigini zaten gosteriyor. Allah askina gozunuzu acin bakin, tepkilerden cekiniliyor, toplumsal infial yaratilmasin diye bazi seyler gosterilmese de, islam pek cok yapimda acikca asagilaniyor. Nasil gormezsiniz bunu ve ondan sonra Konstantin ile evliya filmlerini nasil karsilastirirsiniz. Hem Konstantine gibi filmler ayrica kutsalin metalastirip eglence sektorunde pazarlanmasidir, bu da isin ayri bir rezilligidir.

4 Hz Isanin tasviri: Bundan bahsettim, ne yazik ki bakis aciniz tarihsellikten yoksun, Hz Isanin gosterilip gosterilmemesi olayinin sebebi 1900 sene onceye dayaniyor. Avrupa ortacagda Hz isa tasvirleriyle doluydu, ama nerdeyse 1000 yillik bir karanlik yasadilar. Bu sirada Enduluste haril haril bilim uretilmekteydi. Bu tasvirin pek de bilimle alakali olmadiginin en acik ispatidir zannimca.

Su anda bati medeniyetinin fikir uretiminde cok ileri oldugunu akli basinda herkes kabul eder sahsen kendi fikir dunyamda da bu medeniyetin urettigi felsefe pek cok seye dayanak teskil eder. Zaten su anda onlarin egitim sistemi icinde doktora derecemi almaya calisiyorum. Oyle kaka batililar diye bir takintim olmadi, insanligin urettigi mirasa, katkida bulunan herkesi, katki kimden gelirse gelsin takdir ederim. Ancak bu medeniyetin pek cok konuda defolari mevcut. Pek cok insanin gozleri kamasarak her seye ilerici-gerici zaviyeden oldukca premature bir bakis acisi gelistirmesi isin cabasi. cagdaslik-geri kalmislik benim acimdan daha cok Mehmet Altanin cok bahsettigi, Ibni Haldunun da zamaninda kitabinda yer verdigi medenilik(sehirlilik)-bedevilik(koyluluk) karsilastirilmasi ve hangisinin daha agir bastigi meselesi. Onceki yorumumda yazmistim, her sey donup dolasip tarihsel bakis acisindan yoksun, iki boyuta hapsolmus bir ilericilik gericilik bakis acisindaki problemlere dayaniyor. Kulturel, sosyal, tarihi, beseri pek cok dinamikler yok sayiliyor. Sadece sekillere sablonlara takiliniyor. Kafaya takmis oldugunuz belli olan tasvirin tabu olmasi meselesi, aslinda cumhuriyetin ilk yillarinda ki sapka takarsak ilerleriz bakis acisinin upgraded versiyonundan baska bir sey degil. Keske bu meseleler sizin dusundugunuz kadar basit olsaydi, bir kac kutsalin alasagi edilebilmesiyle cozulseydi, ne yazik ki oyle degil, hic bir zaman da oyle olmadi, olacagini da zannetmiyorum. Bu konu cok dalli budakli bir konu, ama lutfen en azindan Edward Saidin oryantalizm kitabina bakin, orada bu ilericilik-gericilik etiketlendirilmesiyle ilgili aydinlatici yorumlar var. Burada yazdigim bir kac bin harflik bakis acinizin degisecegini sanmiyorum zaten. Sadece bu tip bir bakisin aslinda ne kadar sakat olabilecegini gostermeye calistim. Zamanim olursa yazmaya calisirim.

NOT: Son paragrafiniz ise bambaska bir ironi olmus, yeni farkettim. Uzaydan gelmiscesine dunyayi yagmaliyor diye asagiladiginiz toplum, temelini bilimsel gelismelerden alan edustriyel toplum. Ayni sekilde
bir cumle sonra bilimsel acidan en ileri diye ovdugunuz toplum da ayni toplum. Bu bana Gandhinin guzel bir cevabini hatirlatti:
-Gandhiye sormuslar, Bati felsefesi ve uygarligi hakkindaki dusunceniz ne diye, Gandhinin cevabi cok manidar olmus:
-Guzel bir fikir.

Not2; yazim hatalari var, zamanim olsa duzeltirdim, okuyanlardan ozur dilerim.

Yazan: muhalifsirin Tarih: June 30, 2007 9:00 PM

Bir onceki yorumumda 1 ve 4. maddeleri birlestirecektim, zaman yoklugundan gereken ozeni gosteremedim, unutmusum, garip bir sey cikmis ortaya. Okuyanlardan ozur dilerim

Yazan: muhalifsirin Tarih: June 30, 2007 9:03 PM

Sayin Demirkan Efegil

Bence insanoglunun sahip oldugu belirli derecede zeka seviyesinin farkindaligi, egitim seviyesine ve o egitimin zeka seviyesi oraninda ne kadar dogru sekile kullamina bagli. Yani normal zeka seviyesine sahip olan ve normal bir egitim gormus bir insan beyninin bundan sonraki tahmini (kehanati) ancak o beyinin ve bilginin ( o insan tarafindan) ne sekilde dogru ve ne kadar iyi sekilde kullanilimina bagli degilmidir?

Yazan: gunka Tarih: June 30, 2007 9:24 PM

Çin ile ilgili yazdıklarımın sizinle doğrudan bir ilgisi yok. Bunları bir şey kanıtlamak için değil, sohbet havasında yazdım. Karşıma geçen bir Çinliyi de "siz canlı balık pişiren bir milletsiniz" diye aşağılasam, haklı olarak bana kızacaktır. Bu bir spekülasyon konusu bile değil, bunu geçiyorum. Yorumunuzun başı ile sonunu birleştirerek de şunu söyleyeceğim: Evet, bilim ve teknolojik düzeyi ile göz kamaştıran insanlık, aynı zamanda dünyayı yağmalayan çapulcu bir türdür. Ben hiç bir şeyi takdis edip tapınmam. Tüm benliğimi sarmış olan hayranlığıma karşın bilimi de öyle. Gereğinde bilim, tüm dünyayı dakikalar içinde tamamen yok edecek teknolojiyi de geliştirebilir. Bilime karşı da dikkatli olmak gerekiyor, aslında uygulaması olan teknolojiye desek daha doğru olur. Bilime sınır konamaz. Ancak bir klonlama araştırmalarına sınır konuyor, ancak bu sınırlar yapaydır. Gerçekten insan klonlama aşamasına gelindiğinde bunu hiç bir yasak durduramayacak. Bu konuda Island "Ada" filmini önerebilirim. Orada kendini tedavi amacıyla klonlatan bir adamın şu sözü çarpıcıydı: "İnsanın hayatta kalmak için yapmayacağı şey yoktur" Kendi beden hücresinden hayat bulan, bir anlamda öz çocuğu olan bir bedenin hayati organını kendine naklettirmek için onu öldürmek de buna dahildir. İnsanlar hayatta kalmaktan çok daha anlamsız gerekçelerle de kıyım yapmışlardır. 1. Dünya savaşı sonrası Anadolu'muzu işgal eden Avrupalılar, Anadolu'ya özgü ve silindirik gövdeye sahip kasnak meşesi ağacını talan derecesinde bir kıyımla kesebildiklerini keserek, kesemedikleri büyüklerini dinamitle yıkarak tren ve kıyıdan da gemilerle Avrupa'ya taşımışlardır. Amaç ne biliyor musunuz? Viski fıçısı yapmak. Daha acı olanı, işgal bittikten sonra da bu ağacın yöreye özgü (endemik) olduğu bilincinden uzak olan orman idaremizin, kesime ve dışsatıma devam etmesidir. Şu an kasnak meşesi üretmek ve yeniden yaygınlaştırmak için neredeyse bir savaş vermek gerekiyor. Halbuki bu topraklar çok yakın geçmişte bir meşe denizini andırıyordu. Türümüz adına utanç verici bir doğa yıkımı ile karşı karşıyayız. Jeolojik devirlerde yeryüzüne düşen ve büyük tür tükenmelerine yol açan dev meteorlar bile insan türünün yol açtığı kadar hızlı bir tükenişe yol açmadı. Dev bir meteor binlerce ton külü atmosfere kaldırır ve güneşi keser. Ama doğa buna bile dayanıklıdır, toz yıllar sonra olsa bile yatışır, güneş çıkar ve türler kendini hızla toplar. İnsan ise diğer türlerin aleyhine baskınlığını artırdıkçza artırıyor. Kim bilir, bu dev meteorlardan birinin yol açtığı tür tükenişi,dinozorlar çağını kapatıp memeliler çağını başlattığı gibi, bu (görece) geri teknolojili türümüzün çağını kapatıp ileri bir tekno-tür çağı da böyle başlayacaktır. Fakat bir Anadolu kaplanı, bir telli turna, gerçekten tükenmemeyi hak eden canlılardır. Son Anadolu kaplanı bir kaç koyun yedi diye Toroslarda 40-50 yılları civarı vurulup öldürüldü. Birkaç kaplana dört beş koyunu çok görürken bizim yediğimiz koyunların haddi hesabı yok, mezbahalardan akan kanların miktarı bile çevre için sorun yaratıyor. Bu manzara türümüzün utanç kaynağıdır. Gariban üç beş koyun besleyen köylünün kabahati yok, o tabii koyununu kaplana yedirmeyecek. Kaplanlara bir koruma alanı sağlayamayan kolektif bilincimizde kabahat. Sadece onbir adet telli turna, sıkıştıkları küçük bir ovada yaşama tutunma savaşı veriyor. Bu ova da kuraklıktan nasibini aldı mı, telli turna yok! Bir kaplanın o asil ve hiddetli bakışının, bir turnanın zarif dansının tarihe malolması insanlık adına yerine konamaz bir kayıptır.

Yani, en ileri, evet. Yeterince ileri mi? Hayır. Son notunuza bu şekilde yanıt verebilirim. Bakın, övmek ayrı, takdis etmek ayrıdır. Takdis ettiğiniz zaman tüm kusurlardan, noksanlık ve çirkinliklerden yalıtırsınız bir şeyi. Buradan kutsallıklara kapı açabiliriz. Kutsadığınız bir şeye hiç bir eleştirinin yaklaşmasına izin vermiyorsunuz demektir. Kutsalla bağlantı kurduğunuz her şeye de o kutsallığı bir parça da olsa bulaştırırsınız. Cinlerin varlığı? Ben insanlar üzerindeki cin etkilerinden bahsedildi mi müthiş bir alaya alma refleksi gösteririm. Bir zaman bir sohbet grubunda sabrım taştı, "tüm cinlere sesleniyorum! Hepiniz aşağılık pisliklersiniz, bu lafımı yiyemiyorsanız gelin bana zarar verin!" diye kalkıp bağırdım ve herkes sus pus oldu. Bana inanın, korkanlar oldu. Belki bir an çarpılacağımı bekleyenler bile olduysa şaşmam. Tabii, bilimsel geçerliği yok, tepkisel bir hareketti. Ama bana karşı verilebilecek tek yanıt nedir?

"Cinleri inkar edersen Kur'an'ı, onu inkar edersen Allah'ı inkar edersin. Çünkü Cin suresi var. Cinlerin varlığı nas ile sabittir." Yanıt bu! Peki nas ne ile sabittir?

Batılı korku kültürünü vampiri mampiri yorumlamıştım, tekrar etmeyeceğim. Bu kültür farkında sorun göremeyişinize şaşıyorum. Batıda papazlar eski şeytan çıkarma ayinlerine filmlerde değil, gerçek hayatta kalkışsa millet neresiyle güler bilmiyorum, bizde hocalar harıl harıl cin çıkarıyor ve zavallı halkımızın "sende cin var" lafından ödü kopuyor. Siz bu halkın içine hiç girmemişsiniz dostum, bilmiyorsunuz. Bir iki kıytırık dizide bıyık altından ince alaylara kalkışılması, sadece bu işin alenen yapılamadığının göstergesi. Kekeme imamı alaya almak kolay. Bırak İslam peygamberini yahu, Musa peygamberi olsun, ki gerçek olduğu halde, peltek olarak canlandırabilir misin? Musa rolünde bir sakallı aktör çıkacak, pem pem pem peltek konuşacak. Bunu tasavvur edebiliyor musunuz? Valla bakın Mel Gibson'un filan kulağına gitmesin bu lafım, "ahah! İyi fikir!" der, yarın çıkar filmi yapar. Hiç bir endişe duymadan, çatır çatır Musa peygamberi peltek seslendirir. İşte kutsallık farkı bu.

Yalnız bakın, "kutsalları alaşağı" etmek dediğiniz zaman, mecburen eski yorumlarımı tekrarlayacağım. Ben kutsalları yere atalım, dalga geçelim, çiğneyelim demiyorum. Bu, toplumu dinamitler, fanatizmi körükler. Radikal din karşıtlığına, ateizme destek vermiyorum. Kutsallar "yumuşamalı" eleştirilemezlik tahtından indirilmeli diyorum. Bunu bir empoze ve dayatma biçiminde de yapamayız. Bunu "kolektif akıl ve bilinç" yapar ancak. Her dağın karı kendine. Hiç bir dağ başka dağa karından yağdıramaz. Tüm dağlardan inip gelen kar suları bir nehir oluşturur ancak ve o nehir kendine bir yol çizer.

"Peygamerin suratini" demişsiniz, ben kutsalları yumuşatma savunucusu olduğum halde bunu "peygamberin yüzü" şeklinde düzelteceğim, "göstermeye gerek yok" diye lafı çevirmeyin, gösteremezsiniz! Sıkıysa gösterin! Tabudur, yasaktır, günahtır, küfürdür, zındıklıktır, gösteriler yapılır, insanlar öldürülür, yer yerinden oynar. Hâla bir sorun görmüyor musunuz?

Son olarak "suret" ile ilgili bir şeyler yazacağım: Darwin, Beagle gemisiyle seyahate çıktığında gemide bir ressam ordusu vardı. Gördükleri her şeyi çiziyorlardı. İnsanları, ağaçları, hayvanları... Ne görürlerse harıl harıl çiziyorlardı. Batılı literatür böyle oluştu. Bizde ise şu öyküyü anlatmak marifet sanılıyordu:

Batılı bilimci hangi hayvanlar yumurtlar, hangisi doğurur diye araştırma gezisine çıkmış, bir İslam bilgini "boşa zahmet etmişsin" deyip kulak kepçesini tutmuş. "Kulağı olanlar doğurur, olmayanlar yumurtlar." Zavallı insanımız batılıların ne kadar aptal, bizim âlimlerin ne zeki olduğunu düşünüp o tipik ibretli bir şey duyma refleksi ile kafa sallar bu öyküye. Adam da geri zekalı değil, biliyor ama, asıl mesele kulak kepçesi olup yumurtlayan ve olmayıp doğuran var mı, onu dünyanın bir ucunda bile olsa bulmak! Bilim böyle oturduğun yerden çevrene bakarak yaptığın genelleme ve akıl yürütmelerle gelişmiyor.

Sayın gunka, ne sorduğunuzu anlayamadım, biraz daha derler toparlarsanız yardımcı olmuş olacaksınız, saygılar.

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 1, 2007 12:17 PM

Sayin Demirkan Efegil

Yani demek istedigim, normal bir zekaya sahip bir insan, belirli bir egitimi almis olduktan sonra, bilgi ve zekasini dogru olarak kullandigi surece, ne yaptiginin ve yapacaginin bilincindedir. Bu bilince sahip olmamanin sonucu sizin vermis oldugunuz ornekler dogrultusunda dogaya ve dogadaki diger canlilara zarar verir. Bu uc faktorden (egitim (bilgi), akil ve farkindalik) birinin de eksikligi cinlerden ya da kutsal sayilan herhangi bir seyden korkuyu dogurur, sacma sapan sebeplerden insanlarin birbirlerine, dogaya ve dogadaki diger varliklara zarar vermesini, hatta sebepsiz yikimlara sebebiyet verir. "Insanin hayatta kalmak icin yapmayacagi bir sey yoktur" sozunun kisilere gore degistigine inaniyorum. Cunku hic tanimadigi insanlar icin hic dusunmeden hayatlarini feda etmis bir cok insan ve cocuklari icin hayatlarini vermeye hazir bircok anne baba da olduguna inaniyorum...Kisaci sizin yukarida vermis oldugunuz orneklerdeki olaylarin o ya da bu sekilde olmasinin ya da dusunulmesinin cok farkli sebepleri olabilir ve herseyi genellestirmek cok basit olabilir. Evet benim icin bir baligin o sekilde yenmesi cok gereksiz olabilir cunku pisirme seklindeki acimasizliktan dolayi, ote yandan bunu pisiren ahcinin derdi ise ustaligini gostermek oldugu icin, eminim benim dusundugumu bir an bile dusunmemistir.

Insanoglu olarak kendini ve ne yaptigini bilen bir tur haline gelebilmemiz icin daha cok evrimler gecirmemiz gerekiyor. Daha bilgilerimizi bile zekamiz ile uzlastirip dogru kullanamiyoruz.

Dunyada hersey ayni anda yasaniyor, bir tarafta acliktan olenler, diger tarfta 3 dakikalik uzay ucusu icin milyonlar harciyanlar...ve bunlar ayni yuzyilda yasaniyor...Bu farki asabilmemiz icin de gercekten insanoglu olarak bilinclenmeye ihtiyacimiz var, bu da ancak bilginin zekamiz dogrultusunda en iyi ve verimli bir sekilde kulllmasi ile gerceklesmezmi?

Yazan: gunka Tarih: July 1, 2007 5:30 PM

Sayin Demirkan Efegil

Ne yazik ki yazdigim yazinin asil noktalariyla ilgili, fikirlerinize yaptigim elestirilerle ilgili nerdeyse cevabiniz yok. Ilk yazida kucuk bir Cin degerlendirmesi yapmistim, ordan girip Cin yemek kulturuyle ilgili bir seyler yazmistiniz. Bunda da son paragrafinizda ironi yapmistiniz dedim, bu sefer teknoloji ile ilgili yazmissiniz, bir de cinler konusundaki takdire sayan cesaretinizi.

Oncelikle bir seye isaret etmek istiyorum, siz hala kutsal ile hurafenin farkini anlamamissiniz, peygamberin kisiligi kutsaldir, cinlerin tecavuzu hurafe. Ama dine yuzeysel bkan herkes gibi ikisini ayni kefeye koyup, ayni sekilde degerlendiriyorsunuz, dinin en buyuk mucadelerinden birinin bidatla oldugunu yok sayiyorsunuz, dini turbeye caput baglamak gibi eylemlerle bir tututorsunz-ki aslinda dinin en buyuk mucadelelerinden biri bu tip hurafeleri kldrmak.

Ben aslinda sizin fikrinizi ve dusunce yapinizi biliyorum. Karsinizda sasaali bir medniyet duruyor. Ve bir de kendi ulkenize bakiyorsunuz ve arada olusan farkin sebeplerini ariyorsunuz. Ama ne yazik ki bu sebeplere cok yuzeysel yaklasiyorsunuz. Mantik su, gorunur iki olay ya da olgu arasinda korelasyon varsa, o zaman bu iki sey arasinda bir iliski, hatta sebeb sonuc iliskisi vardir. Ama ne yazik ki sosyal bilimlerde isler boyle yurumuyor.

Simdi sizin ele aldiginiz iki olgu

1-Bati bilimde ileri
2-Batida kutsalin yeri bizdeki kadar saglam degil.Kutsallar yuzunden bizim toplumumuz hurafe ile dolu iken, batida bu hurafeler yok(Burada kutsal-hurafe iliskisinde isaret ettigim sorun var, ama sizin icin bu sorunu gormezden gelecegim)

Demek ki, 1, 2nin sonucu gibi bir mantikla yaklasiyorsunuz(su bahsettiginiz islam alimi gibi). Bunu kemalistler de yapti, oryantalistler de, uzulmeyin ilk yapan siz degilsiniz.

Ancak olaylari tarihsel sureclerinden soyutlayarak bakarsiniz varacaginiz sonuclarin sakat olmasi elzemdir. Yani, burada size defaatle 1 ve 2nin bagimsiz surecler sonucu olustugunu anlattim. Hz Isanin tasviri hatta piyeslerde temsili 1800 senedir yapiliyor. Yani gelin M.S 1000 yilina gidelim. Koy meydaninda Hz Isanin piyeste temsili yapilmakta. Ama bu sirada Bagdatin dunyanin entellektuel merkezi oldugu gercek. yani 1000 sene boyunca bati catir catir peygmber tasviri yaparken karanlikta yasiyordu. Mel Gibsonun Hz Isa tasvirinin gelismislikle alakasi yok, Greko-Romen kulturunden gelen bir tasvir aliskanliginin sonucu sadece. Normalde Hz. isanin toplumu yahudi toplumudur, eger bu din Avrupaya yayilmasa idi, tasvir buyuk ihtimalle yasak olacakti. Sunu son defa soyluyorum, insallah bu sefer ayni seyi tekrar etmezsiniz, batida kutsallar en tabu oldugu, hurafenin hukum surdugu, milyonlarca kadinin cadi diye yakildigi zamanda bile tasvir vardi, Hz Isa piyeslerde temsil ediliyordu. Ilerlemenin sonucu olarak gormedik biz Hz Isayi filmlerde. Ilericilik ornegi olarak verdiginiz Mel Gibsonun filmini bagnazlik olarak goren cok insan var, zira Mel Gibson koyu bir hrsitina ve bildigim kadariyla dunyanin 6000 sene once bir anda yaratildigina inaniyor. Insallah alakayi fark etmissinizdir

Neyse, tasvir konusundan iyice sikildim, o kadar yazdim, ayni seyleri yine yazmissiniz. konuya donelim. Saydigim iki madde vardi, diyelim ki bu iki madde arasinda sebep-sonuc iliskisi olsun. Diyelim ki biz bilimde ilerleme meselesinin butun diger boyutlarini es gectik, sadece 2. maddenin onemli olduguna karar verdik. Meselenin tarihsel surecini ve evrimini ise cope attik. Bu sefer soyle bir kocaman ikilem cikiyor, peki hangisi hangisinin sonucu? Bilimsel yontemde, korelasyon iki olgu arasinda direkt bir sebep-sonuc iliskisini gostermedigi gibi, boyle bir sey varsa bile hangisi sebep hangisi sonuc bilemeyiz. Yani eger, bir an icin diyelim ki haklisiniz, hurafelerle az gelismislik arasinda direkt bir iliski varsa bile, bu buyuk ihtimalle bilimsel dusuncedeki ilerlemenin hurafeleri kaldirmasi sonucunu dogurur. Ama siz sunu soylemissiniz: "Kutsal kavramını zihinlerdeki tahtından indirmekten geçiyor. Batılılaşmak demek şapka, kravat, frak giymek değildir. Batılılaşmak demek, cinden, büyüden, şeytandan bahsedilince ürpermemek, bu kavramlarla yeri geldiğinde dalga geçebilmek, kutsal metinleri eleştirebilmek, kutsal kişileri beğenmeyebilmektir" Yani once kutsallari kaldiralim(o zaman hurafeler de kalkar), o zaman batilasiriz. Batilalasinca bilimin en alasini uretiriz. Ve bu sebep-sonuc iliskisinin yonu ile ilgili en ufak bir kanit dahi yok.

Pek cok toplum sizin dediginiz sekilde kutsallari alasagi ederek ise baslayip, ilerlemeye calisti. Ama bana bir tane boyle ilerlemis toplum bulamazsiniz ne yazik ki. Bir ornek bile yok. Ben aksi yonde ornek gosterebilirim ama, Japonya.

Bir diger kacirdiginiz nokta ise toplumda varolan avam-havas farki. Batidaki avamin bizdeki avam tabakadan farki yok.Ayni hurafeler, ayni hikayeler(-pardon cinler ayni degil, kabul. ama onlarda da hayaletler var)
Oyle bi bahsetmissiniz ki, bizim siradan amerikalinin ya da avrupalinin bile bilimsel dusunce yontemini tamamiyla kaptigini, hayatin her alaninda kullandigini dusunecegim, ama bu yanlis, zira ortalama bir amerikalinin zihni melekelerinin, diger milletlerin ortalama bireyine ustunlugu yok, hatta milletlerin teknikleri ilerledikce, yapacagi is basitlesen ve siradanlasan ortalama bireyin aptallastigi ongoruluyor (ben degil, iktisadin babasi Adam Smith ongoruyor)
Ama onlardaki havas tabakasi, yani entellektueller bizdekinden cok kaliteli. Ve bizdeki entellektueller genel anlamda hurafeye falan inanmiyorlar, hatta bazilari hic bir seye inanmiyor, buradakileri aratmiyorlar, o halde neden ilerlemiyoruz?

Simdi yazinizdan alintilarla bir kac seye cevap vereyim:

"Cinleri inkar edersen Kur'an'ı, onu inkar edersen Allah'ı inkar edersin. Çünkü Cin suresi var. Cinlerin varlığı nas ile sabittir." Yanıt bu! Peki nas ne ile sabittir?"

Burada klasik bir yonteme basvuruyorsunuz, inanan insanlarin sanki her seferinde iddialarini "ama kuranda oyle yaziyor" diye savundugunu iddia ederek, karsiniza bir inanan karikaturu cizip, ona karsi savasip, zaferinizi ilan ediyorsunuz. Boyle bir savunmayi inanan bir insan ancak, diger bir mumine karsi yapar, cunku ikisinin de referanslari kurandir. Eger siz Kurana inaniyorum dediyseniz, karsinizdaki insanin boyle bir savunma yapmasi dogal, cunku kurani referans aldiginizi var sayar, ama eger bazi seylerden supheniz varsa,bazilarina inanmiyorsaniz ve bunu da acikca soylerseniz, kurandan ispatla gelinmez size. Gelen de iyi niyetli ama fazla saf insanlardan ibarettir. Bir de burada baska bir carpitma da, bir paragraf once cinlerin insanlara kotu etkileri olmadigindan bashsediyorsunuz, sonra isi cinlerin varligina bagliyorsunuz. Kuran sadece cinlerin varligindan bahseder, tecavuzcu cinler falan yok kuranda. Oyle bir aksettirmissiniz ki, kuranin cin hikayelerinin ispati gibi gostermissiniz. Neyse, zaferiniz hayirli olsun.

"Siz bu halkın içine hiç girmemişsiniz dostum, bilmiyorsunuz"

Yine varsayimda bulunuyorsunuz. Ben sizden cok daha iyi bildigimi iddia ediyorum. orta sinif genis bir aileden, dogunun bir orta boy sehrinden geliyorum ve hala geldigim yerin insanlariyla iliskilerim cok siki. Sizin kullandiginiz halki alaya alan("bizde hocalar harıl harıl cin çıkarıyor ve zavallı halkımızın "sende cin var" lafından ödü kopuyor) jakoben uslube bakarsak, aslinda sizin halki hic bilmediginizi var sayacagim. Ama var saymiyorum, cunku kimsiniz bilmiyorum. AMa uslubunuz bana surekli halkini cok dusunen, onlara demokrasinin fazla oldugunu tekrarlayan pasalarimizi hatirlatiyor.

"Bilime sınır konamaz. Ancak bir klonlama araştırmalarına sınır konuyor, ancak bu sınırlar yapaydır. Gerçekten insan klonlama aşamasına gelindiğinde bunu hiç bir yasak durduramayacak. Bu konuda Island "Ada" filmini önerebilirim."

Bilim konusunda bilim adamlarindan daha bilimcisiniz. Klonlama ayri bir derya, ama klonlamaya konan sinirlari hemen herkes bir sekilde hakli buluyor. Cunku ortaya cikan klon ayri insan, ayri bir kisilik, labaratuarda dogmasi onu daha az insan yapmiyor, bu zencilerin daha az insan oldugunu iddia etmeye benzer. Soyle diyeyim, klonlama teknik olarak olaganustu bir is. Ama bu isi doga milyarlarca yildir yapiyor, ikiziniz varsa bu sizin bir klonunuzdur. Sizden daha az insan degildir, ayni haklara sahipsiniz. Kisitlamalar klonun aslinda tam anlamiyla bir insan oldugu gercegine dayaniyor. Bugunki imakanlarla klonlar ancak yarim bir omur yasiyorlar.Bazi klonlarin eksik organlari oluyor, cogu berbat bir bagisiklik sistemiyle doguyor. Kanser olarak olmeleri ise nerdeyse kacinilmaz. Yani klonlama hala emekleme asamasinda, sadece Hollywood filmlerinde tam, eksiksiz klonlar cikiyor ortaya. Boyle bir insani dunyaya getirip, ona hastaliklar icinde bir omur yasatmaksa hem dine, hem vicdana, hem de bilimsel etige aykiri. Ha bir de su problem var, bazi bilim adamlari diyor ki, biz klon uretelim, onu saklayalim, size lazim olan organlari ondan aliriz. Ben size sunu diyeyim, klonun ikizden bir farki yok, sizin ikiz iki cocugunuz dogsa ve size, bu cocukalrdan birini yedek malzeme kaynagi olarak donduralim deseler ne dersiniz? Yani konu bilimin onune konan basak bir dini hurafe engeli degil. Konu bilimin olusmasina vesile oldugu bir bireyin haklarinin korunmasi. Yani cok dalli budakli bir konu. Ben size Hollywood filminden ziyade " Roger Penroseun bilinc-beyin iliskisini inceleyen Emporers new mind adli kitabini, ya da nobelli John Ecclesin "Wonder of Human Being" adli kitaplarini oneririm, bunlar bireyin bilincinin ve kisiliginin neyin olusturdugu ile ilgili guzel kitaplar ve klonlama ile ilgili bolumler de var. Ya da daha zevkli bir sey olsun diyorsaniz "6th day" adli bir Hollywood filmini de tavsiye ederim.

"Kekeme imamı alaya almak kolay. Bırak İslam peygamberini yahu, Musa peygamberi olsun, ki gerçek olduğu halde, peltek olarak canlandırabilir misin? Musa rolünde bir sakallı aktör çıkacak, pem pem pem peltek konuşacak. Bunu tasavvur edebiliyor musunuz? Valla bakın Mel Gibson'un filan kulağına gitmesin bu lafım, "ahah! İyi fikir!" der, yarın çıkar filmi yapar. Hiç bir endişe duymadan, çatır çatır Musa peygamberi peltek seslendirir. İşte kutsallık farkı bu."

Bunu bir daha tekrarlamayacagim. mel Gibson inanan bir hristiyan, eger dini tasviri yasaklasa o da bu yasaga uyardi. Hz Musanin peltek olmasi ibrani kaynaklarda gecer. Musluman kaynaklarinda yoktur, olan da tevrattan gelmistir. Bir Hz Musa filmi yayinlansa,Hz Musa da seslendirilse, Hz Musayi peltek yapma zorunlulugu zaten yoktur muslumanlarin. bu yahudileri ve hrsitiyanlari baglar. Yani bastan kurdugunuz muslumanlari soka sokacak, dunyalarini yerin dibine batiracak, onlari hayata kusturecek defolu peygamber modeli bastan cokuyor, cunku islami kaynaklar kullanilirsa eger bahsettiginiz tasvirli filmde, zaten bu defoya yer olmayacak.

""Peygamerin suratini" demişsiniz, ben kutsalları yumuşatma savunucusu olduğum halde bunu "peygamberin yüzü" şeklinde düzelteceğim, "göstermeye gerek yok" diye lafı çevirmeyin, gösteremezsiniz! Sıkıysa gösterin! Tabudur, yasaktır, günahtır, küfürdür, zındıklıktır, gösteriler yapılır, insanlar öldürülür, yer yerinden oynar. Hâla bir sorun görmüyor musunuz?"

Peygamberin bir surati vardir, ben bu lafta sorun gormuyorum, cunku surat=yuz. takilinmamasi gereken detaylara takilan sizsiniz aslinda. Ben laf cevirmiyorum, soyledigim sey sn derece acik ve ingilizlerin tabiriyle straightforward. lafi cevirmeye calistigimi nerden cikardiniz anlamadim. Ben size, tasvir meselesinin tarihsel bir surecin urunu oldugunu ve ilericilik-gericilik ile ilgili alakasinin olmadigini sayfalardir anlatmaya calisiyorum. Diyorum ki, bu din ozunu korudugu surece, birakin "tasviri gostermeye gerek yok" kismini, iddiam su ki, peygamberin tasviri zaten hic bir akli basinda musluman tarafindan gosterilemez, bunun gericilik olduguyla ilgili takintinizi atin artik. Hayatimda hic Hz Muhammed resmi gormedim ama bu onu daha az tanimama sebep degil, hakkinda koca bir kulliyat olusmus ve sirf onu anlatan sanat dallari olmus, tasvir yasak olmasina ragmen. Evet bu dine gore yasaktir, gunahtir. Zindikliktir diyemem, kimse diyemez, cunku insan Allah vardir ve muhammed elcisidir dedigi surece dinden cikmaz, iman Allahin bilecegi istir, sizin ya da baskasinin karar verebilecegi bir sey degil.Ha bir sorun var elbette, o da muslumanlarin dinin yasak etmesine ragmen gereksiz sekilde siddete basvurmasi, Muslumanlar mukemmeldir demedim dikat ederseniz simdiye kadar, doktrin olarak islami savunurum ama sunu her zaman soylerim, muslumanlarin sahis ve toplum olarak kendilerine siddetli bir ozelestirye ihtiyaci var.Ama ozelestiri, disardan dine mudahele degil, cunku herkesin inanci kendinedir, kimse kimseye bir seyi dayatamaz. Neyse bu ayri mesele...

"Bizde ise şu öyküyü anlatmak marifet sanılıyordu:

Batılı bilimci hangi hayvanlar yumurtlar, hangisi doğurur diye araştırma gezisine çıkmış, bir İslam bilgini "boşa zahmet etmişsin" deyip kulak kepçesini tutmuş. "Kulağı olanlar doğurur, olmayanlar yumurtlar."

Bu hikayeyi okudugumda ne yapacagimi sasirdim, cunku yalan yanlis ve spekulasyon dolu. Bizde bu hikayeyi anlatmak neden marifet olsun? 10 yasindaki cocuk bile muslumanlara hakaretin en alasini gorebilir burada. Spekulasyon, cunku bu en ufak bir kanit icermeyen bir soylenti, bu ornekten yola cikarak su muslumanlar da ne kadar bonmus diyemez kimse. Bu kadar hayal aleminde yasamayin lutfen, bunca yazidir yaptiginiz sey aynen su: Karsiniza bir topluluk almissiniz ve onlarla uzlasmadiginiz noktlar var. Kendinizi hakli goruyorsunuz, bu son derece dogal, ama kendinizi hakli cikarmak icin izlediginiz yol cok garip. Genelde karsinizdakilerin kafasinin cok basmadigini varsayiyor ve buna kendinizi inandiracak ornekler buluyorsunuz. Boylece karsinizdakiler sizin kadar zeki olmadigi icin sizin dusunceleriniz daha dogru olma ihtimali yukseliyor. Hayir efendim hayir, eger bir dusunce sistemi ile sorununuz varsa, o dusunce sistemi ile ugrasin, ona inananlar ile degil. yani butun koministler gerizekali desem ben, bu kominizmi yalanlamaz, spekulasyon olur. yaptiginiz sadece gonul rahatlatma, bu da aslinda karsinizdakilerin dogru olma ihtimali oldugunu dusundugunuzu ve bundan cekindiginzi gostreiyor.

Hikayeye donersek, boyle bir hikayeyi marifetmis gibi anlatana rastlamadim. Baron de Totun hikayesini hatirlatti bana. Ama bir an icin boyle bir hikaye oldugunu varsayalim. Bu hikayenin pek k sakat yani var, biri de su: Burada tartisan iki kisiden biri aslinda modern bilimci, digeri ise ilk cag zamaninda yasamis aristo ogrencisi gibi duruyor. Aristonun gelmis gecmis en buyuk dehalardan biri oldugu kesin. Ama onun siniflandrma sistemi de bu sekildi. Yarasayi da, sinegi de, kusu da ayni sinifa sokmustu. Bu onun gerizekali olduguna kanit degil. Simdi isin bir boyutu bu
Islam alimleri, hani sadece yunan eserlerini asirdiklari iddia edilen islam alimleri, daha en ilk cagdan Aristonun siniflandirma sisteminde sorunu gormuslerdi zaten. Daha peygamber vefat ettikten 100 yil sonra gelmis Cahiz, bambaska bir sistematik izlemisti. Ve bir cok alim de oyle. Ben su anki gibi bilimsel bir yontemin gelistigini iddia etmiyorum, ama bu insanlar kritigini yapiyor, gelistiriyorlardi. Kisitli imkanlarindan dogan sonuclarin yuzde yuz dogru oldugunu da soylemem, zira 50 yil onceki calismalar bile cope atilabiliyor bugun. Antik caglarda bilim ve Islam medeniyetinde bilimsel calismalar konusunda ise yepyeni calismlar yapilmakta ve eski onyargilarin pek cogunun yanlis oldugu, en azindan tamamen dogrusal bir gelisim cizgisi izleyen insan medeniyeti mitine karsi cok supheci yaklasimlar var su anda

Neyse, su anda daha fazla yazmak istemiyorum, size iyi gunler diliyorum

Yazan: muhalifisirin Tarih: July 1, 2007 8:07 PM

Kucuk Bir ekleme

Son kisma yazdigim seyler pek anlasilir olmamis olabilir:

Demirkan Bey demis ki:

"Bizde ise şu öyküyü anlatmak marifet sanılıyordu:

Batılı bilimci hangi hayvanlar yumurtlar, hangisi doğurur diye araştırma gezisine çıkmış, bir İslam bilgini "boşa zahmet etmişsin" deyip kulak kepçesini tutmuş. "Kulağı olanlar doğurur, olmayanlar yumurtlar."

Simdi bilimsel yontem ve gelisimi, ayni zamanda din-bilim arasindaki iliski uzerine baya kafa yormus sahsim bu anlatilmasi marifet olan hikaye ile ilgili en ufak bir sey duymadi, pek cok insanin da ilk defa duyduguna eminim. Ama bu olmadigini ispat etmez. Diyelim ki var, bu durumda ne yapacagiz, zihnimizi kullanarak bu fikra gibi olayin neden anlatildigini bulacagiz.

Bu hikayede ortacag model bir musluman alim(her kimse) modern bilimsel yontemleri kullanmadigindan acikca asagilaniyor. Bu durumda muslumanlarin bu hikayeyi ovunmek amaciyla anlatmayacagini 10 yasinda cocuk bile anlar. Yani bizde bu hikayenin marifet olarak anlatilmasi, Baron de Totun medresedeki hendese muallimlerini geometriden sinava sokmasi hikayesi ile esdeger bir anektod.Demekki bunu marifet olarak anlatan insanin musluman ilim adamlarina gicigi olmali.

Neden ortacag model alim dedim? bugun o ortacag medrese ilimlerini uygulayan bir kurum yok. Buradaki modelde, aristo mantigini uygulayan bir musluman aliminin soyu coktan tukenmis olmali. bu da bahsedilen hikayedeki musluman alimin en azindan bir kac yuzyildir piyasada olmadigini gosterir. Pek cok musluman bilim adami var bugun ve batinin universite sisteminde calisiyorlar, bugunki modern bilimsel yontemleri kullaniyorlar yogun olarak.

Bunun disinda aslinda ilginc bir hikaye. Hikayede Aristo zamaninda yapilan taksonomi ile gunumuz biliminin uyguladigi sistem karsilastirilmis. Musluman alim rahatllikla Aristonun kendisi olabilirdi hikayenin konteksine uygun olarak. Evet, pek cok musluman ilim adami da, orta cagda Aristo yontemlerini izlemis. Burada da dikkate alinmasi gereken iki durum var: 1.Aristonun izledigi yollardan birinin bu olmasi, onu daha alt seviyede bir yere konuslandirmaz. Bakisinizda zaten bastan anakronizm var. Bugun koca bati dusununun Aristo ve Platona dusulmus dipnotlar oldugu soyleniyor. 2. nokta ise, evet burada Aristonun agzindan konusturulan musluman ilim adamlari ortacagda Aristonun eserlerini yaygin bir sekilde kullanmislar, ama batida bir zamanlar olan yaygin efsanenin aksine aynen alip kullanmamislar, pek cok kritigi yapilmis, sistemler gelistirilmis...vs.Tercumanlarin bile-ki isleri sadece olani alip tercume etmektir- bu tercumeler sirasinda pek cok hesp hatalarina dahi mudahale ettigini gosteren calismalar var. Daha ilk ceviriler yapilirken pek cok bilim adami ARisto taksonomisinin disina cikmis, Cahiz ornegini vermistim. Sosyal bilimci sayilabilecek Ibn Haldunun bile canli siniflandirmasinda takdire sayan bir calismasi var.(Ona gore en asagida sungerler, sonra otlar, sonra agaclar, sonra hayvalar alemi-bocekler, kurbagalar, kuslar memeliler siralamasi ile, en ustte ise maymunlar, maymunlarin ustunde ilkel insanlar(evet yanlis duymadiniz ilkel insanlar) en ustte ise esrefi mahlukat olan insanlar, boyleydi yanlis hatirlamiyorsam) Bu ornek bile, sosyal bilimci sayilabilecek bir musluman aliminin oturdugu yerden uydurmadigini gosteriir sanirim.

Sonucta su an ki bilimsel yontem acikca goruluyor ki en gelismis yontem. Ise dogrusal gelisen bir medeniyet yorumundan bakilirsa:Sonucta bilimsel yontem tarih icinde dogrusal bir sekilde gelistiyse, bu hikayenin yaptigi sekilde musluman alimle bugunki batili bilim adamini karsilastirmak, 1975 model Corvette ile 2000 model Corvettein motorunu karsilastirmak gibi birsey. Hikayede gudulen amac acik sanirim.

NOT: Islamda hayvan resmi vs cizmede bir beis yok. Zaten eski alimlerin yazmalarinda falan bol bol hayvan bitki resimleri var, yasak olan insan sureti tasvir etmek. Cok unlu bir ornek isterseniz: Piri Reisin haritasinda da gordugu ya da kendisine tarif edilen hayvanlarin hatta insanlarin resimleri var. Yani sureti tasvir etme yasaginin bilime engel olma ihtimalini gostermek icin harcadiginiz caba takdire sayan gercekten. Bu da bana Ilber Ortayli Hocanin baska bir sozunu hatirlatti:
"-Hocam matbaanin gec gelmesi, geri kalmisligimiza sebep oldugu soyleniyor?
-Matbaa geldi de ne oldu? Toplumda okuma istegi olmadiktan sonra ne zaman geldigi onemli degil."Yani matbaaya toplumdan talep yoktu, bugun de zaten senede 17 kisiye bir kitap basilmasindan durum anlasiliyor. Bunun gibi eger bu canlilarin ciddi bir taksonomisi yapilmak istenseydi, suret yasagi bir engel degildi. Size tavsiyem bu yuzeysel sebep-sonuc iliskilerine takilmamaniz, asil sebeplerin cok daha derinde oldugunu gorebilmeniz

Yazan: muhalifsirin Tarih: July 2, 2007 12:03 AM

Bir duzeltme daha:

Ibn Haldunun ilkel insanlar dedigi, Hz. Ademden once dunyada yasayan ilk insanlar. yani o zamanki kabileler falan deil. Ya da soyle diyelim, Homo Sapiens onceki turler. Bu bir seyi daha gsterir, daha o zamanlar insanlar Homo Sapiensten daha ilkel insanlarin bu dunyaya ayak bastigini biliyormus.

Yazan: muhalifsirin Tarih: July 2, 2007 12:12 AM

Şirin kardeşim, öncelikle belirtmem gereken amacımın sizi çürütmek, fikirlerinizi yanlışlamak olmadığı. Benim yapmak istediğim fikir teatisi. Hiç belli olmaz, sözlerinizden önemli bir şey de öğrenebilirim. Her şeyin doğrusunu benim bildiğim iddiasında değilim. Elbette masanızın üzerinde duran bir cismin orada “neden” durduğu gibi en basit bir konu ile ilgili bir sorgulama bile başlatsanız, bu sorgulama sonsuza gider. Diyeceğim: Olguların açıklanması için sonsuz sayıda neden bulunabilir. Ben nedenselliğin bir kısmını belirlemişimdir, siz başka nedensellikler bulmuşsunuzdur. Bakış açılarımız farklıdır, önemli olan başkalarının da bakış açılarını yakalayabilmektir.

Ama tabii size yanıtlar vereceğim, sizi yanlışlamak ve çürütmek için değil, kendi bakış açımı ortaya koymak için. İlk olarak kutsal ile hurafe farkına değinelim. Hurafe dediğiniz şeyler kutsallıklardan beslenir. Tabii ki Kuran cinler tecavüz eder, öldürür diye yazmaz. Ama hadislerde, uydurma veya değil, peygamber namazını bozmak isteyen cini yakalar, direğe bağlamak ister, sonra vaz geçer ve salıverir. Şimdi cin namazı bozuyorsa başka şeyler de yapabilir. Sürüklenip götürülüyorsa, direğe bağlanması mümkünse, maddi bir etkileşim mümkün demektir. Ya mecazi anlatım diyeceksiniz, ya uydurma diyeceksiniz, fakat ne derseniz deyin, cin üzerine spekülasyonların önüne geçmeniz mümkün değildir. E, Kuran’da cin var. Sadece var deyip geçilmiyor ki? Bunlar ne yer ne içer, bizimle ilgileri ne ki adlarına sure yazılmış? Bu spekülasyonları durduramazsınız. “Siz sadece Kuran’da yazdığı için inanın, gerisine karışmayın” diyemezsiniz. İnsanlar bunun üzerine bir sürü spekülasyon yapar. Tecavüz de ettirir, öldürtür, kılıktan kılığa da sokar… Kaynaktaki kutsallığı elletmediğiniz, eleştirtmediğiniz sürece hurafeler üretkenliğini sürdürür. “O halde ne öneriyorsun? Kuran kutsal değil, atalım çöpe, inanmayalım mı diyorsun?” diyeceksiniz. Böyle bir öneriyi öne sürmeye ne benim, ne hiç kimsenin hakkı yoktur. Yokluk kanıtlanamaz. Bana ateist olmamı önerenler olur. Reddederim. Evrende ve geçmişinde hiçbir yaratıcı sürecin bulunmadığını nasıl kanıtlayabilirim ki ateist olayım? Peygamberin kafasından hayaller uydurup kitap yazdırıp adına Kuran dediğini de iddia edemem. Çünkü bu iddianın kanıtı yoktur. Tıpkı yaratıcı hiçbir süreç olmadığını kanıtlayamadığım gibi, ben yapamasam da, bir başkasının bu süreçle birtakım zihinsel bağlantılar kurabilmiş olamayacağını nasıl kanıtlayabilirim ki? Ancak bu böyle diye, hiçbir kutsalın bana dayatılmasına da izin vermem. Yani, hakkında nas var diye bir şeye inanmaya zorunlu tutulmayı kabul etmem. Cin örneğinden gittik, yani diyebilirim ki ben nereden bileyim, ola ki farklı yaşam formlarına sahip canlılar ola da bilir, şimdi kalkıp “inanmayın bu Kuran’a cin min safsatadır” da demem. Yani bir şeyin ancak olduğuna inanılabilir, olmadığına inanamazsınız ki? “Pluton’dan öte gezegen yoktur” diye inanabilir misiniz? Yokluğa inanılmaz. Ama biri bana “cin gelir, sana şöyle böyle yapar” derse, “hadi ordan” derim. “Cin gelip bana dediklerini yapmadıkça cin konusunda bir inanç ve tavır geliştirmeyeceğim” derim. Yani cin “fiilen” yoktur benim için. “Meğer varmış” la ilgili bir durum gelişirse, bakarız yani duruma.

Şimdi yani bir tasvir var diye batı ilerledi, bir tasvir yok diye Müslümanlar geri kaldı. Bunu iddia edecek kadar da değiliz, izninizle. Bu sadece bir gösterge, sürecin, nedenselliğin küçük bir parçası. Şimdi aklıma geldi, Temel ramazan günü yorgun argın işten geliyormuş, bakmış Rum vatandaş sofrayı kurmuş, yiyip içiyor. İftara da daha var. Temel durmuş, bakmış, bakmış ve “Dinunuzun kiymetini bilun!” demiş. Yok da ben anlamıyorum, “Kuran’da yok” diye her uygulamayı İslam’dan bağışık gösteriyorsunuz, Recm yok, mürtede katil yok, resime yasak yok… İyi yok da bunlar nasıl hüküm sürmüş? Niye kimse dememiş “ne suret yasağısı yahu? Nerden çıktı? Serbest kardeşim, ilk sureti de bakın ben yapıyorum.” Bir mezhep imamının biri niye diyememiş? Demek Kuran’da hurafe yok demekle iş hallolmuyor. Bu iş sakıncalıydıysa, puta götürürdüyse Kuranda açıkça yazaymış. Madem yazmamış, ne bu ısrar? İşte kutsallık. Ordan oraya, ordan oraya atlaya atlaya her şeye sirayet ediveriyor ve bir bakıyorsun her taraftan kuşatmış. Bugün hangi müslümana sorarsanız sorun, resime pek karşı çıkmaya cesaret edemeyecektir, içten içe kerih de görür ha, ama heykel deyince pek onay veresi gelmeyecektir. E be kardeşim, bu prangalardan biz ne zaman kurtulacağız? Zaten yüzyıllardır anamız ağlamış. Kuran’da yazmıyor, ama yüzyıllardır uygulanıyor. Bu ne biçim iştir?

Mel Gibson’un Hristiyanlığının koyuluğunu ölçemem ama dünyanın 6000 yıl önce yaratıldığına inandığı kesinlikle iftiradır, böyle bir şeye ihtimal dahi veremem, kusura bakmayınız. Siz beni bütün Müslümanları zırcahil zannetmekle suçlarken, böyle bir zanda bulunmanız affedilir gibi değil.

Kutsalları “alaşağı” etmeyi önermediğimi belirttiğim halde ısrar etmeniz önyargınızı gösteriyor. Ama avam-havas biçiminde belirttiğiniz konuya katılırım. ABD de yolda birini çevirseniz, beş kere altıyı, bilinen bir ülkenin hangi kıtada olduğunu, hatta dünyanın güneş etrafında döndüğünü bilmeyebilir. Gerçekten çoğu obez ve böndür yani. Avrupa o kadar değil, fakirlik, sefillik var tabii ama, bilgi ve kültürün topluma malolma oranı daha yüksektir. Ama yine de bilimkurgular ABD de büyük gişe yapar.

Klonlama konusunda yargı koymamış olduğum için tartışmamız gereksiz. Klon konusu ile hurafe engeli arasında hiçbir bağıntı iddia etmedim. “Altıncı Gün”ü tabii ki izledim. Ama “Ada”nın yaklaşımı daha gerçekçi ve çarpıcı geldi. Bilim kurguları hiç kaçırmam.

Musa peygamberi peltek yapma zorunluluğundan değil, varsayımından bahsettim. Öykü ise adı üstünde öykü. Bunun üzerine tartışmak spekülatif olur. Fakat bilimsel çabadan uzaklığımızı betimler yani, o bakımdan anlattım.

Sayın gunka, dediklerinize katılıyorum. Doğaya, çevreye zarar vermenin cinle kutsalla ilgisini kurmadım zaten, bunlar birbirinden bağımsız konulardı…

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 2, 2007 1:41 AM

Yazınızı kaynağınıda göstererek yorumsuz olarak bloğuma kopyaladım.

Ayrıca geçen hafta kitabınızı okudum. Gerçekten çok güzel bir kitap yazmışsınız ve şu anda kitabınız tatilde olan konuya meraklı bir büyüğümü aydınlatıyor.

Çok teşekkür ederim.

Kemal

Yazan: Kemal Beler Tarih: July 3, 2007 12:01 PM

Yanıtların gönderilmesi ile sitede görüntülenmesi arasında değişken zaman farkı olması biraz karışıklık yaratıyor. Bu yüzden ek yazmam gerekti:

Öykü üzerine tartışmayacağımı belirttiğim halde ısrarla öykü üzerinde durmuşsunuz. Peki tartışalım o zaman.

Öykü bal gibi gerçeği anlatıyor. Bu öyküyü övünürcesine anlatan bizzat bir din eğitimcisinden duydum. Din karşıtı birinden duymadım. Fakat din bilginlerinin bilimden uzaklığı gerçeğini anlatmak için bu öyküye gerek yok. Herkes bilir medreselerde deneysel bilim yapılmadığını, sadece geçmiş kitapların papağan gibi ezberletildiğini ve "âlim" denen kişinin hangi meselenin hangi kitabın hangi babında tefsir buyurulduğunu ezberden bilen kişi olarak algılandığını. Şu kitapta şu yazıyor, yok bu kitapta bu yazıyor münazaralarının bıkkınlık getirdiğini ve sadece eski kitaplarda yazılanların delil olarak getirildiği bu bitmek tükenmez münakaşaların İslam düşüncesine çok zarar verdiğini bütün entelektüeller adı gibi bilir. Bu tartışmalardan bıkan bazı din bilginleri de felsefeyi küfürle eşdeğerleştirip işin içinden çıkacağız derken iyice çıkmaza sokmuşlardır. Bu durum o zamanda kaldı demeyin, çok büyük ölçüde devam ediyor. Ben hiç bir şeyi işkembeden sallamam. Günümüzde bile hangi müslümana sorarsanız sorun, Allah'ın varlığını ispat için kullanılmadıkça felsefeye burun kıvırırlar. Köydeki Ahmet ağadan bahsetmiyorum. O ayrı bir fecaat, sıradan insanlar böyle konuları tartışmaz ki zaten? İlber Ortaylı çok takdir ettiğim bir tarihçidir. Tarihi mi soracaksın, önce ona soracaksın. Zaten mesele İslam toplumunda okumaya talebin olmayışı. Sorunu doğru tespit etmiş. Okuyan da "ulema" olmak için okumuş. Statü için.

"İslam'da hayvan sureti yasak değil, insan sureti yasak" derken hiç mi bu yasağa sahip bir inançtan utanç duymuyorsunuz aklım almıyor. Ne demek, suretin insanı hayvanı mı olur yahu? Adam tutar takım elbiseli, eli şemsiyeli şempanze resmi çizerse ne olacak? Haydii, İslam âlimleri oturacak, bu suret haram mı değil mi karara varacak. Tüm bunlar utanç kaynağıdır, ayıptır, kültürümüzün yüz karasıdır. Bol bol hayvan bitki resmi varmış. Aman ne büyük marifet. Aklandı gitti şimdi kültürümüz, hay Allah razı olsun! O hayvan resimleri bile kim bilir hangi çabalarla kabul ettirilmiştir, "ey, insaf artık, hayvan bari çizelim" diye dayatmışlar da artık bu kadarını da yasaklamaya kalkışamamışlardır.

Kimse zaten ortaçağ bilginleri tu kaka demiyor burda. O anlayışları bugün hâla aşmaya çalışma durumunda olmamız vahim olan. Afganistan'da binlerce yıllık Buda heykelleri bombalanmadı mı? Cevap hazır: "O ölçü değil!" Yahu kardeşim, onu söylüyorsun, ölçü değil, bunu söylüyorsun ölçü değil, İran desen, ölçü değil, Arabistan desen, o da değil. Kim bu kahrolası ölçü o zaman kardeşim? Ölçü göğe mi çekildi, kırklara yedilere mi karıştı, ne cehenneme gitti?

İbn-i Haldun'u ben de takdir ederim. Keşke böyle parmakla gösterilecek kadar az bilimcimiz olmasaydı. Fakat bana İbn-i Haldun'un Adem'den önceki insanlarla ilgili bir bilgi verdiğini kanıtlayın, bu insanlarla ilgili bir araştırmasını, bulduğu bir bulguyu gösterin, ona olan hayranlığım çok derinleşecek ve kendisini geçmişin İslam bilimi yıldızı ilan edecek, manevi elini öpeceğim. Fakat bir şempanze görür görmez çocuk bile kulaklarının, parmaklarının ve bazı davranışlarının bizlere benzediğini hemen farkeder. Şempanzenin eline bir portakal verin, kabuğunu soymasını izlerken tuhaf bir duyguya kapılırsınız. Bu acaba sırf bir taklit yeteneği midir diye kuşkuya kapılırsınız. İbn-i Haldun sahip olduğu entelektüel düşünceyle kim bilir neler düşünmüştür. Fakat önemli olan, bu düşünceler topluma ne kadar yansımış, bağnaz dini otoritelere çarpınca darmadağın mı olmuş, yoksa harıl harıl fosiller, buluntular mı araştırılmaya başlanmış, ne olmuş? Yansıması ne olmuş, bu önemli.

Canlıların ciddi taksonomisi yapılacak olsaymış, suret yasağı yokmuşmuş. Ey niye istenmemiş? Biz de bunu soruyoruz. Madem İbn-i Haldun ilkel insanları kabul etti, onları ve çağdaşı insanı çizmeye kalksa ne olacaktı. Sarıklı mollalar "Orada dur hele! Böcekleri, çiçekleri tamam da, bu zındıklık ta ne böyle?" demiyecekler miydi?

Şu Homo Sapiens ve Adem öncesi türler hakkında İbn-i Haldun ne demiş, bunları ne derece insan, ne derece hayvan olarak tanımlamış, kanıtlarsanız gerçekten bilmediğim bir şey öğrenmiş olacağım ve minnettar kalırım.

Tabii ki yüzeyde ilk ele gelen neden-sonuç ilişkilerine dikkat çekiyorum. Sorunun derinde olduğunu elbette biliyorum. Derinde olanlarda tartışılmayan, kutsal olduğu için elletilmeyen ön kabuller...

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 3, 2007 12:11 PM

Buralar epey boş kalmış.

Demirkan Bey klasik çarpıtmalarına devam ediyor. Yazısının her paragrafında çaktırmadan bel altı vurduğu mesajlar var, başka başlıklarda epey bunları faş etmiş, cevaplamıştık..

Bu sinsiliği kabul etmiş, direk yazsam kategorize edersiniz diye açıkyüreklilik yapmıştı.

Demek felsefe ile isbat-ı vacip hariç ilgilenmeyiz öyle mi? Ayıp, yazık ve günah. Ve aleni iftira. Okuduğum kitapları saysam ihtimal bir çoğunun ismini bile bilemeyecek Efegil bizim cemaziyelevvelimize dair atmasyonlar yapıyor.

Teori ile pratiği de birbirine karıştırmış. Siyasal sistemlerin evriminden, toplumların etkileşiminden, medeniyetleri içinde yükseldiği çağdan soyutlayarak bugünden bakarak değerlendirmek gibi klasik lse ezberlerine düşmüş.

Bilmem 1400 lü yıllarda, bugun kıçına bile hayran olduğu Batı medeniyeti kendi insanına neler yapıyor, birbirlerini mezhep savaşı ile nasıl boğazlıyordu..

Yokluğumuzdan istifade epey döktürmüş, boş bir vaktimde hepsine birden cevap yazabilirm; belki.

Muhalifsirinin yorumlarını beğendim, Demirkan Bey'i çabuk çözmüş.

Yazan: Suat Tarih: July 7, 2007 3:03 PM

Demirkan Bey,

Su aralar asiri derecede yogun oldugum icin uzun uzunn yazamayacagim, kusura bakmayin. Yazdiklariniza hizlica baktim, sonucta benzer seyleri soyleyip duracagimiz belli. Sonucta ben de tek dogruyu bildigimi soylemiyorum, ama sonucta bunu bastam kabul ediyorum, sunun sebebi kesin olarak su olgudur demeden, olaylarin gelisimine bakmak gerek diyorum; pek cok olgunun bir degil binlerce farkli sebebi olduugunu soyluyorum, bu yuzden basit recetelerin cogu zaman calismayacagini dusunuyorum, anakronizm hatasina dusmekten kacinmak gerek diyorum(bir elestiri olarak siz cok sik dusuyorsunuz bu hataya), gecmise bugunun deger yargilariyla bakmaktan siddetle kacinmak gerek diyorum...vs

Yazinizi fazla oku(ya)madim, cevap verme istegimin galip gelmemesi icin:) ama en son sorunuza cevap vereyim, okudugum kitap T.O. Shanavas'in Creation and/or Evolution kitabi. Eski islam bilginleri ile ilgili bir bolum var kitabinda.

Yazan: muhalifsirin Tarih: July 8, 2007 10:12 PM

muhalifsirin'e artık yanıt vermeyeceğim. Çünkü yazdıklarımı "hızlıca" okumuş, demek yanıt vermeye değecek bir durum yok. Ben de "hızlıca" okudum ve bir cümle dikkatimi çekti: "pek cok olgunun bir degil binlerce farkli sebebi olduugunu" dediğiniz zaman siz de benim gibi determinizme adım atmış oluyorsunuz, kutlarım. Bu yöntemi asla bırakmayın. Sebepleri asla yaratmanın bahaneleri olarak görüp küçümsemeyin, tersine en küçük nedenleri çok önemseyin. Varsın "esbabperest" desinler. Tabii sizinle determinizmi tartışamayacağız, çünkü "hızlıca" okumak gibi kötü bir huyunuz var. Bu alışkanlığı bir yorumumda fena halde eleştirmiştim, neyse bir de kalkıp eski yorumlarımı okuyacak haliniz yok! Geçtik...

Suat linkli yoruma da yanıt ver(e)meyeceğim, çünkü neye yanıt vereceğim belli değil. Bu herhalde Suat Öztürk beyefendidir ama, eskiden bu kadar reaksiyoner değildi. Geçen zamanda sinirleri daha gerilmiş.

Batı medeniyetinin ortaçağından kendisinin de utandığını sanırım söylemiş olacağım. kalkıp Batı şöyle güzeldi, böyle şanlı geçmişi vardı diyecek halimiz yok, Suat beyin neye yükleme yaptığını anlayamadım. Son cadı Hollanda'da 1610 da, İngiltere'de 1684 de, Amerika'da 1692 de Fransa'da 1745 de Almanya'da 1775 de, Polonya'da en son cadı 1793 de yakılarak öldürüldü. İtalya' da engizisyon işkence ile ölüm cezasını ise 1816 ya kadar sürdürdü. Bu tarihlerin öyle çok da eski olmayışı insanın kanını donduran ve şoka uğratan bir korkunçlukta. Yıl 1816 ya gelmiş ve hâla bir Avrupa kentinde meydanda toplanan insanlar odunların üzerinde bir kadının çatır çatır kavruluşunu izliyor! Bu manzarayı tahayyül etmek bile çok zor.

Bu tabii ki yanıt değil, bunu belirtme gereği duydum. Yoksa bana hitap eden yorum yanıta değecek düzeyde değil. Umarım bu başka bir Suat’tır. Suat Öztürk beyefendi ile anlaşamamış olsak da düzeyi bu kadar düşürmemiştik.

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 10, 2007 6:04 PM

Oylar ak partiye ak parti iyidir içlerinden en iyisi tabii çok eleştirelecek yönü de var yine de iyidir AK parti..

Selam

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: July 10, 2007 8:58 PM

Galiba bahsetmek istedigim noktayi yine kacirmis, olaylari fevkalade yanlis anlamissiniz, ya da oyle isinize gelmis. Burada ciddiye almamazlik yok sizi, onceki yorumlarima bakarsaniz, sizi bilakis cok ciddiye aldigimi ve uzun uzun yazdigimi goreceksiniz, hatta bir yorumumda nerdeyse satir satir cevap yazdim. Sadece daha fazla konusmak isteiyorum, simdilik. Belki daha sonra yazarim.

Ayrica cok fena esbaba onem veririm(!) bu insani determinist yapmaz. Determinizm cok sorunlu bir felsefe, zamaninda incelemistim(sadece elestirmek icin degil, ciddi manada). Sahsi olarak bana asiri derecede ters gelmesinin asil sebebi icinde ozgur iradeye pek yer olmamasi.Bu apayri bir konu.

Dedigim gibi donup dolasip bir loopa dusuyorsunuz, ben de cevap yazdikca bu kisirdonguyu besliyorum, ben de cekiliyorum icine.

Soyleyeceklerim bu kadar, daha fazla yazmak istemiyordum ama acik bir yanlis anlasilma ve "satasma" var, cevap hakkimi kullanayim dedim.

NOT: icimde kalmasin, Mel Gibson hayranliginiz cok ilginc. Eger bu kadar determinist ve naturalist biriyseniz bu adamin burada bagnaz olarak goruldugunu bilin yeter. Bir de kendisi koyu, kopkoyu bir evangelisttir. Papa yilin hristiyani olrak Mel Gibsonu sectiginde katolikler baya huzursuzlanmisti. Koyu evangelistler dunyanin 6000 yil once yaratildigini kabul eder. Tabii kendisi ile konusmuslugum yok bu konuda, ama oyle dusunmesi pek tabiidir. Ehli sunnetten birinin nasil pek cok konudaki inanclari onceden tahmin ediliyorsa, koyu evangelistlerin de 6000 yillik dunyaya inandiklarini tahmin etmek, varsaymak pek zor degil. Eger inanmiyorsa sasiririm ben, bu ehli sunnetim deyip 4 halifeden birine kufreden bir adam gibi sasirtir beni.

Yazan: muhalifsirin Tarih: July 11, 2007 2:46 AM

Determinizmi kiminle tartışacak olsam, hemen bu hür irade konusu karşıma çıkarılıyor. Bu hür iradeyi inkar eden determinizm yorumu, kesinlikle eski, tarihi bir determinizm anlayışıdır. Şöyle söyleyeyim: Poincare'nin temelini attığı bilimsel determinizmden sonra kimse hür iradeyi determinizmle kısıtlamaktan söz etmemiştir. Determinizm bence en kapsamlı ve geçerli felsefedir. Bu yüzden bir çok yorumu yapılmıştır ve eski yorumları tamamen yanlış olabilir. Poincare'den sonra yapılan ve hepsi bilimci olan deterministlerin yorumlarına bakmalısınız. Determinizm bilimin temeline öyle yerleşmiştir ki, çoğu bilimci determinist olduğunu deklere etme ihtiyacı duymaz, çünkü zaten öyledirler, belirtmeye bile gerek yoktur. Bilim bugün determinist ilke ile çalışmaktadır. Yani modern bilimin felsefesi determinizmdir.

Bilimcilerin bir kısmı determinizmi yıkmaya çalışmıyorlar değil. Bu, Newton fiziğinin Einstein tarafından görelilikle yıkılması gibi, yani yenileme, reform, daha ileri götürme anlamında. Ya da Maxwell'in termodinamik yasaları yıkmak için girişimini de buna örnek gösterebilirim. Ancak Maxwell'in varsayımları bugün için tamamen reddedilmiş durumdadır, termodinamik yasaları sapasağlam ayaktadır.

Determinizme iki koldan saldırı var: Kuantum ve kaos. Bu iki yeni alan, bilim için çok farklı ufuklar vaad ediyor ve çok yoğun araştırmalar var. Şu an kimse determinizmin yıkıldığını iddia edemiyor. Ben bu konuya kafayı oldukça takmış biriyim, oldukça üst düzey bilimcilere ulaşmaya çalıştım ve ulaşabildiklerimden ciddi bir determinizm aleyhtarı bilgi alamadım. Ancak gelecekte determinizmi ihlal edecek ve evrensel geçerliliğini kıracak bulgulara ulaşılmasının yakın olduğunu umuyorlar. Benim parçacık çarpıştırıcılarım, elektron mikroskoplarım filan olmadığı için mecburen bekliyoruz. Şimdi bulgular LHC'den umuluyor. Fakat bir kısım fizikçiler LHC'ye de çok bel bağlanmaması gerektiğini söylüyorlar. Tartışmalı büyük parasal yatırıma karşın bekleneni vermeyeceğinden korkanlar var.

Belki LHC'nin doğrudan determinizme karşı kuantum belirsizliğin zaferini ilan etme amacıyla kurulmuş bir tesis olmadığını söyleyen olacaktır. Tabii öyle... Ama kuantumun determinizme aykırı bir söylem geliştirmekte olduğu bir... İkincisi, kuantumu geliştirmek için maddenin daha derinine, daha küçük parçacıklara inilmesi gerektiği iki... Bu nedenlerle fizikte determinizm karşıtı bir devrim tasarlandığını söylemek mümkün. Ancak ben determinizmin iflasını ilan eden hiç kimse duymadım. Yani bilimsel tebliğ anlamında. Bilimsel bir dergide determinizmin çöktüğünü kanıtlayan bir makale yayınlanabilmiş değil.

Bir de bu determinizm tartışmalarında "what the bleep do we know" filmini izlememin salık verilmesinden gına geldi. Ben bu filmi izlemedim, izlemem de... Çünkü bilimsel tebliğe ihtiyaç var filme değil. Bu filmde adlarının ve sözlerinden alıntıların kullanılmasına izin veren kuantum bilimciler de diğerleri tarafından şiddetle eleştiriliyor. Bu konu iyice ayağa düşecek, kuantumun da cılkı çıkacak. Bilimkurguları ti'ye alan "Scar Movie" nin bile diline düştü. Rapçı zenci "Wooow! This is kuantum meeen!" diye dalga geçiyordu.

Neyse, magazini bir kenara bırakırsak, kuantum ve kaos determinizmin karşısına çıkarılan iki modern teori. Ne ispatlayacakları gelecekte görülecek. Ben elimden geldiğince dikkatle ikisini de izliyorum. Kanıtlasınlar, determinizmi bırakalım yâni, sorun yok.

Ancak Einstein göreliliği bir çok deneyle doğrulansa da, gök cisimlerinin hareketlerini, onlara gönderdiğimiz araçları hep Newton mekaniği ile hesaplıyoruz. Dünyanın en hızlı ve güçlü süperbilgisayarları Newton denklemleri ile hesaplamalar yapıyor. Galieo uzay sondasının Jüpiter'e gönderilişi heyecan verici ilginç bir örnektir. Bu araç direk Jüpiter'e yönelmedi. Çünkü bu şekilde hızlanması çok zordu. Çok ince kütleçekim hesaplarıyla önce Venüs'e gönderildi, onun çekimiyle fırlayıp Dünya'ya tekrar yaklaştı, gezegenimizi teğet geçip Mars'a fırladı. Mars çekimiyle iyice hızlanıp Jüpiter'e yöneldi. Göksel ölçekte bu bilordoyu hesaplamak çok karmaşık bir iştir. Gezegenlerin konumları, hızları ve fırlatma anı, hepsi inceden hesaplanıyor.

Neyse, diyeceğim, kuantum ve kaos determinizmi çöpe atamaz. Ben iddialıyım, kuantum ve kaos verilerinin determinizmi yıkamayacağına, ancak yeni eklemeler yapacağına inanıyorum. Bence evren kesinlikle deterministik olmalı. Böyle dediğim zaman konu teoriden çıkıp bir "inan" konusu haline geliyor, farkındayım ama, yani, inanç belirtmek herhalde serbest olmalı.

Hatta kuantum belirsizliklerin ölçme sorunlarından kaynaklandığını ve çok daha hassas ölçüm yapılabilse belirsizliğin ortadan kalkacağını anlatan bir bilimsel makale okumuştum ve tabii determinizme verilen bu destek beni çok hoşnut etmişti. Bu makaleyi gerekirse savunurum da ama, şimdi tabii kafa şişirmek olmaz.

Mel Gibson hayranı değilim. Son çektiği "Apocalipto" filmini fena halde de eleştirebilirim, şimdi girmiyorum. Bu alanda bir hayranlıktan söz etmek gerekiyorsa Steven Spielberg hayranıyım. Bu adamın değil yönetmen olarak, işin ucundan kenarından karıştığı "Transformers" e bile ilk vaktim olduğunda koşarak gideceğim. Sinemayı bırakıp oyun sektörüne geçmesine fena halde içerliyorum.

Neyse, şu 6000 yıl meselesine gelirsek, dostum, bakın biz bu inanç konularını burada çok tartıştık. Ama şimdi o yorumları okuyun diyemem tabii. Hatta Blue diye bir arkadaş Japonların tapınağa girince tanrıyı uyandırmak için el çırptıklarını söylemişti. Bu konuları bıkıncaya, bıktırıncaya kadar tartıştım. Ona kalırsa Hristiyanlar İsa'nın tanrının oğlu olduğunu da söylüyorlar. Bunlar hiç bir şeyi değiştirmez. Bunda mantık filan aramıyor onlar. Öyledir deyip inanıp geçip gidiyorlar. Eminim Gibson'u biraz sıkıştırsanız, "ey peki canım, hadi hatırın için 10 000 yıl olsun yahu!" diye dalga bile geçer. Einstein'i de gazeteciler tanrıya inanıyor musun diye çok sıkıştırınca "ben Spinoza'nın tanrısına inanıyorum!" demişti. Şimdi yani, Spinoza'nın tanrısı diye bir tanrı mı var? Ben hep bu söz ile ne derece ciddi olduğunu, ne derece dalga geçtiğini hep merak ederim. Ciddi olabilir, çünkü Spinoza'nın bazı tanrı varsayımları var. Ama bence bununla gazetecileri savuşturmuş, yarı şaka yarı ciddi bir laf atıp ortaya, kurtulmuş.

Onlar kutsallıkları tahtından indirmişler, bu inançlarına kültürel renkler, folklorik ögeler gibi bakıyorlar. Biri İsa tanrının oğlu der, öbürü, yok babası adamın tekidir ama belli değil der. Kıyamet de kopmaz, bu lafları rahatlıkla konuşur, el sıkışıp giderler. Ne İsa tanrının oğlu diyene, ne babası belirsiz diyene kimsecikler elleşmez. Bu sözler üzerine kıyametler bizim bu taraflarda kopar, gösteriler, yangınlar alır yürür. Sadece buralarda bilimsel bulgularını yorumlayan doksan yaşında bir kadın tarihçi mahkemeye verilir. Yok yani, yorumu yanlış olabilir. Bir başkası çıkar, doğru yorumlar, iş biter.

Son sözüm: Asla sataşmadım, her zaman söylerim, ben sadece sohbet ederim. Bazen ironiye başvurabiliyorum, istemeyerek. Bunu da bana inanın, Sokrates'in felsefe yöntemi olduğu için ona özentimden yapıyorum. Onun ustalığında yapamam ama, denemeye kalkışıyorum. Sokrates bir ironi üstadı idi. Bu yöntemi mükemmel kullanırdı. Benimki sadece deneme...

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 11, 2007 6:56 PM

Burada 1O Temmuz 2007 Salı tarihli Millî Gazete'sinden

"Avraam Burg İsrail'in ölümü ve Süt Kovası"

başlıklı yazıdan kısa bir alıntı sunmak istiyorum:

Haberşöyle:

"İsrail'de yayınlanan bir gazeteye açıklama yapmış. Biz Türkiye Yahudilerinin yayın organı Şalom'dan aldık. Açıklamasında çok önemli ayrıntılar var. Birincisi, Avrupa Birliği'ne ilişkin. Bakın Ünlü Yahudi siyasetçi Avraam Burg ne diyor:

"Avrupa Birliği Tevrat Kaynaklı bir ütopyadır. Birliğin ne kadar zaman sonra sağlanabileceğini bilmiyorum ama tümüyle Yahudi temellere dayandığı kesin"


Hukukta bir tabir vardı; "En kuvvetli şahitlik, Hasmın şahitliğidir"

Bu şahitliğin üzerine başka ayrıntılarda ekleyebiliriz.

Avrupa Birliği'nin 12 yıldızlı bayrağını Paul Levi adındaki Musevi asıllı bir Belçikalı'ya ait olması,

12 Yıldız'ın da İsrail'in dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış İsrail'in 12 Kabilesini simgelemesi gibi...

Avrupa Birliği Hristiyan-Yahudi işbirliğinin en büyük örneklerinden biridir. Ortak düşmanları ise İslam Dünyasıdır. Hasmın şahadeti ortadadır.

"İsrail öldü!" diyor Burg. "Henüz haberi bize ulaşmadı ama ne yazık ki öldü..."

İsrail'in artık bir Yahudi ülkesi olmadığını söylüyor ve İsraillilere kendisinin yaptığı gibi ikinci bir ülkenin vatandaşlığını almalarını öğütlüyor. Kendisi de Fransız vatandaşlığı almış."

Bu haber çok şey anlatıyor.

ılıtılmış ya da soğutulmuş islama değil bal gibi kaynatılmış islamın dirilmesi..
bu dünya adamların oyun alanı olamaz. müslümanlar öteki dünyadan başka bir şey düşünmeyen insanlar olamaz.

Yazan: ancazin Tarih: August 21, 2007 1:15 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)