« Vesayet Altındaki Çocuklar | Ana Sayfa | »

May 5, 2007

Laiklik İyidir—Sorun 'Laikçi'lerde

Bazı yazılarda kullandığım “laikçi” sözü üzerine bazı okurlardan soru ve itirazlar geliyor: Ne demekmiş “laikçilik”?

Benim kast ettiğim ve eleştirdiğim “laikçiliği” açıklayayım: Toplumun dinden uzaklaştırılmasını, toplumdaki dini cemaatlerin ve hareketlerin bastırılmasını, dini özgürlüklerin kısıtlanmasını savunmak. Türkiye’de bunu 80 küsur yıldır pek çok insan savunuyor ve zaten bu iş sistemli olarak yapılıyor. “Bu ülkede dincilere yer yok” gibi sloganlar havada uçuşuyor. Oysa özgür bir ülkede “dinci” ve hatta “gerici” olmak serbesttir; isteyen istediği boyutta ve şekilde dindarlık yaşayabilir. Aynı şekilde isteyen de istediği boyutta ve şekilde “seküler” yani din dışı bir hayat sürebilir. Buradaki tek sınır, başkalarının özgürlüğüne müdahale etmemektir.

Öte yandan bir de devletin laik olması ilkesi var ki, bu aslında özgür dünyada “dinlere ve felsefelere karşı tarafsızlık” demek. Bu ise, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, bence doğru bir ilke ve zaten din için de daha iyi. Dolayısıyla “laik devlete taraftar olmak” anlamında bir “laiklik” benim de benimsediğim bir çizgi.

Türkiye’de sorun, devletin laik olması için, toplumun ve hatta bireylerin de sekülerleştirilmesi gerektiğinin sanılması. Bu yüzden dindarların özgürlükleri kısıtlanıyor, başörtülülerin eğitim hakkı ellerinden alınıyor, mütedeyyinlerin “devlete sızması” engelleniyor. (Zaten “sızma” gibi lafların kullanılması, devletin belirli bir grubun egemenliği altında olduğunu açıkça gösteriyor.)

Bu sistem, tek kelimeyle despot bir sistem. “Halk için, halka rağmen” düsturuyla işleyen, ve aslında halka değil seküler elitlere yarayan bir otokrasi. Çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi, tüm vatandaşların “birinci sınıf vatandaş” haline gelmesi. Bugün ne yazık ki durum böyle değil.

Bugün durum şu: Toplumun 80 yıldır dışlanan, baskı altına alınan, “ikinci sınıf vatandaş” sayılan kesimi, toplumda giderek yükseliyor, siyasette güçleniyor, Cumhurbaşkanı bile çıkarma noktasına gelmiş durumda. Kendilerini “birinci sınıf vatandaş” görenler ise, “bunları eşit kabul edersek, sonra bizim üzerimizde egemenlik kurar, bizi alaşağı ederler” diye korkuyor. Onun için Tandoğan’da, Çağlayan’da yürüyorlar. Durumları, “apartheid” (ırk ayrımı) rejiminin kaldırılmasından önce buna direnen ırkçı Güney Afrikalı beyazlara benziyor.

Oysa “ikinci sınıf vatandaşlar” sadece eşit ve özgür olmak istiyorlar ve Türkiye’yi de bunun en kestirme yolu olan Avrupa Birliği’ne taşımaya çalışıyorlar. Birinci mevkide seyahat etmeye çalışanlar, bunu anlayacak ve eşitliğe razı olacaklar mı, yoksa “eğer bizim olmazsa yakarız bu ülkeyi” mi diyecekler, önümüzdeki süreçte göreceğiz. Ben, birinci yolu seçmelerini can-ı gönülden diliyorum.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 5, 2007 11:07 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Bu sitede ayni mevzuuda bir yazinin altina yaptigim yorumda laikcilere mealen "korkularinizi yenininz, sizin mini eteginize de ickinize de birsey yapan olmayacak" dedigimde bir youmcu "niye laikligi belden asagi indiriyorsun, senin kafan bununla mesgul vb" demis idi; cevaba gerek gormemistim.

Simdi konu laiklik/laikcilik oldugu icin aklima geldi. Medyada sikca rastlariz, ne zaman birileri bazi toplum ahlakina aykiri davranis sergilese ya "cagdas" ya "laik" oldugunu soyler. Bir yil kadar once idi saniyorum bir yabanci dans veya plaj voleybolu turnuvasina katilan birkac kizimiza soruyor yabanci gazeteci "siz Musluman degilmisniz , bu derece acik sacik kiyafet normalmi" turu bir soru. Kizlarin cevabi: "Biz laikiz". Oysa bireyin Mustafa Bey'in yazisinda tanimladigi "laik devletten yana olan" manasinda "laik" olmasi ile hayat tarzi arasinda ne iliski olabilir? Kisi dindar ve "laiklikten yana" olabilecegi gibi dinsiz fakat laiklik karsiti da olabilr. Nitekim her ikii de mevcuttur bizde. Ulkenin laik olmasi ancak o tur giyim sama devletin mudahele etmemesini aciklayabilr. Oysa adam bu kisisel tercihler le Islam dinini nasil bagdastirdiklarni soruyordu. Kizla bizim kisesl secimimiz, Muslaman degilz, dinda degiliz, liberal hayat tarzini benimsioyoruz....vb diyebilirlerdi.

Bundan 10 kusur yil once bir gazetede okumus idim. Muazzez Abaci onemli bir resmi geceye konuk olarak katiliyor seffaf bir elbise ile. Kendisini elestiren magazin medyasna cevabi da ayni : "Ben cagdas, Ataturkcu, laik bir Tuk kadiniyim" mealen. Bunun gibi binlerce ornegi bulabiliriz. Ba pavyon, meyhaneler icin kirmizi bolge uygulamasi gibi butun medeni ulkelerde olan bir uygulamanin adinin dahi sozu gectiginde butun laikciler ayaga kalkiyor "laiklik elden gidiyr, irtica geliyor" diye. Ve Ertugrul Anadolu'nun dort bir yanina muhabirlerini salip icki serbestisi raporu hazirlatiyor. Kendisi Basdakan'in ucaginda kac kisinin icki icip icmedigin sayarak cagdaslik, laiklik degerlendirmesi yapiyor. Cumhuriyet'in yazarlari Uskudar 'da ortalikta siseyi kafaya dikerek "laiklige bagliligi" gosteriyor.

Hal boyle olunca benim laikciler icin "korkmayin mini eteginize , kafayi cekmenize karisan yok" dememin benim kafamin mesguliyetimi yoksa tam da yerinde bir teminatmi oldugu degerlendirilebilir.

Laikligi tanimlamis Mustafa Bey. Butun demokrasilerde (bu konuda en kati olan Fransa dahil) uygulama budur. Turkiye'de kati, saldirgan laikciligi laiklik olarak yutturmaya calisanlarin "gelin laikligi tanimlayalim, Anayasa'da bu tanim muallak" diyenleri "irticaci", "Bulentinejad gibi tasviflerlwe susturmalari bosuna degil. Cunku kelimenin gercek manasinin anlasilmasi da uygulanmasi da islerine gelmiyor. Onlar icin halkin cagdaslasma, Batililasma, ilerleme, demokrasi, ozgurlukler gibi kavramar konusunda da milletin karanlikta kalmasi ontolojidir. Millet bunlaerin manasini ogrense idi Tandogan. Caglayan meydanini kim doldururdu?

Laikciligi bircoklarimiz Mustafa Bey gibi bize ozel olan, laikligi carptip din dusmanligi haline getirenler icin kullaniriz. Aslinda kelime bizdeki demokrat, dindar cevrelerin uretimi degil hukukta sosyal bilimlerde yeri olan laicism kelimesinin Tukcesidir. Hangi mana ile kullanirsak kullanalim tarif ettilen grupta bir yanlislik yoktur; bilimsel tanim ile pratik kullanimimdaki fark bizdeki lakcilerin bu yolda zirvaliklarinin derecesidir. Yani bundan cok daha azi ile de laikci (laisist) olunur.

Asagidaki alinti bu konuda Turkiye'deki en otoriter kalemleden Yargitay Onursal Baskani Sami Selcuk'a ait:

Kaynak:‘Laisizm’">Kaynak:‘Laisizm’">http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=338435&keyfield=2273616D692053656C63756B22">Kaynak:‘Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye (1)


Laiklik, başkalarının dinsel duygularına saygıda; laisizm ise, zaman zaman zora başvurarak bireysel baskıda yoğunlaşmaktadır, Laisizmin en aşırı biçimi, Fransız Devrimi’nin ilk yıllarında (1789-1795) ve, materyalizme dayandığı ve dini afyon olarak benimsediği için sistemin doğası gereği, komünist ülkelerde uygulanmıştır. Ülkemizde, evrensel, daha doğrusu küresel sözcükler ve terimler, ne yazık ki, kimileyin içleri boşaltılarak ve onlara yeni anlamlar yükletilerek ya da birbirlerinin yerlerine geçirilerek kullanılmaktadır. Laiklik ve laisizm sözcükleri de bundan paylarını almışlardır. Bunlar, eşanlamlı değildirler. Laiklik, bir durumu, niteliği; laisizm ise belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen ideolojiyi anlatmaktadır. Laisizm, profan söylemli, ama dinsel bir inşa içinde olan bir totalliktir. Bu yüzden öncelikle laisizm ile laikliği birbirinden ayırmak gerekmektedir. Unutmayalım. “Kavramlar yansızdır”. (Weber) Doğru konuşurlar; insanı yanıltmazlar, aldatmazlar. Son çözümlemede, laiklik ile laisizm ayrı ayrı kavramlardır ve ayrı kurumsallaşma ve uygulamalara yol açmışlardır. Laisizm, “rejime göre din” ister ve dini belirler, güdümler. O yüzden çatışmalara gebedir. Oysa, laiklik “dine göre rejimi” ve “rejime göre dini” reddeder. Bu nedenle Akoun’un da belirttiği gibi, belki de, “laiklik kavramını, bugün hâlâ kullanılabilir kılabilecek biricik şey, laiklik ile laisizm arasındaki ayrımdır”. Bu iki terimin başkalıkları tartışmasının Fransa’da çıkmasının bir nedeni vardır. Çünkü Fransa’da laikliğin değil, laisizmin uygulandığı görüşü egemendir. Fransız devrimcilerinin, dini ve ibadetleri yok etme girişimleriyle başlayan ve ruhban sınıfının kökünü kazımaya dayanan anlayışlarının uzantıları Fransa’da bugün de bir ölçüde sürmekte; dine karışan, onu güdümleyen, aşırı pozitivist, gerçek laikliği ve devletin yansızlığını zaman zaman dolanlı biçimde dışlayan ya da tehlikeye düşüren, sosyalist ülkelerde din karşıtlığını öngören, dini kimileyin zararlı ya da yararsız, dinsel gelenekleri gelişmeyi engelleyici gören, geleneği dinden arındırmayı amaçlayan, dinsel inançların bireysel ve toplumsal yansımalarından hoşlanmayan ve bu amaçları gözettiği için bir “izm”e, yani ideolojiye dönüşerek, laiklik gibi bir niteliğe vurgu yapmayan en uç anlamda “laisizm”, bir bilim adamımızın dediği gibi, Fransa’da laikliğin çocukluk hastalığıdır. Nasıl şovenizm ulusçuluğun yozlaşmış biçimiyse, laisizm de laikliğin en sapkın biçimidir. Tourain, militan rasyonalizm ya da laisizmin başka mutlakçı politikalar kadar tehlikeli olduğuna, çünkü kendi ilkelerini uygulatmak için devletin cezalandırıcı yönüne başvurduklarına değinmiştir. Yeri gelmişken belirteyim ki, Fransa’dan esinlenilerek, laikliğin devlet ve Kilise’nin ayrımı ilkesi olduğu söylenir sıklıkla. Eğer bu ayrımı devlet belirler ve Kilise’yi (dini) denetlemeye kalkarsa, laisizme kayılır. Fransa’nın başına gelen budur. Fransız laikliği bu yüzden hâlâ sorunludur. Buna karşılık, her kurumunu ve hukukunu Fransa’dan alan Belçika’nın başına bu gelmemiştir. Çünkü Belçika, laikliği, çoğulculuğu ve devletin yansızlığını zorlayan “devletin ve Kilise’nin karşılıklı bağımsızlığı ilkesi”ne dayandırmış ve bu doğrultuda uygulamıştır.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 6, 2007 9:12 AM

iyi de laiklik “dinlere ve felsefelere karşı tarafsızlık” değil ki??!!!

"din ve devlet işlerinin ayrı tutulması" demek.

sizin tanımınız doğruysa, şeriatla yönetilen bir ülke de laik olabilir!!!

cevabınız var mı?

Yazan: hasan Tarih: May 6, 2007 5:34 PM

Türkiye'deki laiklik anlayışı, 20. yy'ın başında Osmanlı fobisi içindeki Batı'nın Anti-İslam tutumunun Lozan'da aynen olduğu gibi kabullenilmesidir. Mustafa arkadaşımızın da bahsettiği gibi, aşırı dinci veya ateist olma özgürlüğü garanti alınmamış bir ülkede laiklikten bahsek havanda su dövmekten başka birşey değildir.

Yazan: Nazım Tarih: May 6, 2007 10:41 PM

1. Mustafa Bey'in yazisindaki veya benim alinti yaptigimSami Selcuk yazisindaki tanimlar "bizim" tanimlarimiz degil, standart tanimlardir.

2. "birbirinden ayrilmasi" icinin doldurulmasi gereken ve bizde ozellikle yapilmayan muglaj, istismara acik bir ifadedir.

3. "Setriat devleti" laik olamaz. Cunku adi ustunde Islam hukukunu esas alan bir devlettir. "dinlerden esit uzaklikta" oldugu soylenebilirmi?

Laik devlet dinlerden esit uzaklikta, yonetimde dini esas almayan, ama insanlarin din ve vicdan ozgurluklerine saygili, bu ozgurluklerini de diger hak ve ozgurlukle gibi serbestce kullanmasini saglayan devlettir.

"Biliyorsan soyle ibret alsinlar, bilmiyorsan sus arif sansinlar". Once yazilari okuyun, anlamaya calisin.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 7, 2007 3:58 AM

Kisi dindar ve "laiklikten yana" olabilecegi gibi dinsiz fakat laiklik karsiti da olabilr. Nitekim her ikii de mevcuttur bizde.

laiklik labratuvara girerken giydiğiniz beyaz önlük gibi birşeydir. içeri girerken önlüğünü giyersin, dışarı çıktığında çıkarırsın.

Önlük size hem bir labratuvar kimliği verir, hem de korur. Bu önlüğü herkes giymelidir. Sizin dindarlığınız size kıymetlidir. Bana birşey ifade etmez. Dindarlığınızın bir sahtekarlık mı, yoksa gerçek dindar mı olduğunuz gibi vesveselerle iş yaparken de uğraşmak zorunda kalmak istemem. Malum günümüzde vicdan= cüzdan.
Gnümzde, laikliğin bir tüketici hakkı olması tanımı var.

ben vatandaş olarak sahtekarlıktan da korunmak isterim, öte yandan kamusal alanda provoke edilmek de istemem. inglize makale sayfasında yazdım bunları.

laiklik insanların içeri girerken,/ yani kamuya/ yol kurallarına uymak üzere anlaşmasıdır.
Dolayısyla kamusal temsilde bu anlaşmayı benimseyen kişi laiktir.
Alev Alatlıya sorsanız trafik kuralları bile sıkıcıdır.,

kısaca yol kurallarını benimsemiş kişiye laik denir. Sadece ruhbanların işine laik olmak gelmez.

Yazan: knz Tarih: May 7, 2007 6:39 AM

şu tespit enteresan:"Bugün durum şu: Toplumun 80 yıldır dışlanan, baskı altına alınan, “ikinci sınıf vatandaş” sayılan kesimi, toplumda giderek yükseliyor, siyasette güçleniyor, Cumhurbaşkanı bile çıkarma noktasına gelmiş durumda. Kendilerini “birinci sınıf vatandaş” görenler ise, “bunları eşit kabul edersek, sonra bizim üzerimizde egemenlik kurar, bizi alaşağı ederler” diye korkuyor. Onun için Tandoğan’da, Çağlayan’da yürüyorlar. Durumları, “apartheid” (ırk ayrımı) rejiminin kaldırılmasından önce buna direnen ırkçı Güney Afrikalı beyazlara benziyor."

tamamen katılamadığım iki nokta var:

1- mütedeyyinlerin devlete sızması engelleniyor...(bu mevcut resmi ideolojiyi tenkit için kullanılan politik ya da eleştirel bir ifade ama, Türk bürokrasisindeki realite bunu asla doğrulamaz, yani kimse kimsenin bir yerlere sızmasına engel falan olamıyor aslında)
2- birinci sınıfta seyahat edenler aslında kimler? bu noktada da realite biraz farklı olabilir. yani buralarda sık kullanılan deyimle sadece "sekülerler" ya da "laikler" mi birinci sınıfta seyahat ediyor bu ülkede? bence hayır, hatta son on yıllarda seküler diye nitelendirilenler gene buralara özgü deyimle zencileştiriliyor.

Yazan: Kubilay Ant Tarih: May 7, 2007 9:12 AM

Newsweek'te güzel bir makale var. Mustafa Akyol'a da atıf yapmış. Okumanızı tavsiye ederim:
http://www.msnbc.msn.com/id/18507649/site/newsweek/

Yazan: blue Tarih: May 7, 2007 2:23 PM

Bilmem hatırlayan olur mu,eskiden vapurlarda ve trenlerde 1.sınıf ve 2. bilet vardı.
Çocukluğumdan bir anı; annemle vapura binerken sağ tarafta masaların ve sandalyelerin olduğu bir bölüm görmüştüm “orda oturalım ”dediğimde aldığım cevap orası 1.sınıf olmuştu.Henüz 4 yada 5 yaşındaydım ve benim için 1.sınıfın anlamı masa ve sandalyelerin olduğu yer olarak kalmıştı.Ama bu birinci sınıf bomboştu..Sonraları bazen tek tük gazete okuyan insanlar görmüştüm ama çoğunlukla bu bölümler boştu.Merak etmiştim bu 1.sınıf bölümlerde neden kimseler yoktu yada bu 1.sınıf insanlar nasıl bir şeydi,neden vapurda yada trende görünmezlerdi yada sayıları çok mu azdı, eğer öyleyse bu kocaman alanları niye onlara tahsis etmişlerdi,diğer alanlardaki yolcular sıkış sıkış oturuyorken vs vs.Tüm bunlar çocuk aklımın sorduklarıydı.
Anlamamıştım..1.sınıf olmak için ne olmak gerektiğini yada nasıl olmak gerektiğini anlayamamıştım.Etrafımdaki insanlara baktığımda gördüğüm insanlar ile o bölümlerde oturan tek tük insan arasında gözle görülür fark neydi anlayamamıştım,bana hepsi aynı görünüyordu bizden farkları yoktu.
Zaman içinde tv ile ve dolayısı ile ABD filmlerindeki siyah beyaz ayrımını konu eden filmleri gördükçe, bunu bizde gördüğüm 1.sınıf ve diğerlerine adapte ettim ve kendi çocuk aklımca yaptığım yorum;bir çalışanlar bir de onlar için çalışılanlar vardı,demek 1.sınıf, onlar için çalışılanlardı.
Hıı bu arada bu 1.sınıf insanların nasıl olduklarını hiç aileme yada öğretmenime sormadım çünkü benim çocuk gözümün gördüğü herkes aynıydı ,kimse kimseye benzemiyordu ikizler haricinde ama herkes aynıydı.
O halde 1.sınıf insanlar bizim aramızda yaşamıyorlardı,onların şehirleri okulları yada evleri masal kitaplarının sayfalarının bir yerlerindeydi ama henüz ben o kitabı okumamıştım.
Ve ben bu yaşımda aradan çookk uzun seneler geçmesine vapur ve trenlerde bu 1.sınıf ibaresi kaldırılmış olmasına rağmen 1.sınıf insan tanımlamasının içini dolduracak sıfatları bulamadım.Ya bulmak için isteksizim ya da hala çocukluğumdaki kadar saf ve bilgisizim.. 1.sınıf insanları tanımlayamadığım için hiçbir zaman kendimi 2.sınıf vatandaş gibi hissetmedim.Hissetmediğim halde birileri bana öylesin mi diyor ve yolumu mu kapatmaya çalışıyor, benden farklı değil mücadele edebilirim!

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: May 7, 2007 3:25 PM

Boyali medya baslangicta, 28 Suabat'tan bit nebze ders almis gibi gorunmustu. Simdi toptan rapturapt altinda. Birbiri ile yarisiyorlar, cavislari, diger komutanlarin, pasalarin gozune girmek icin. Kumari Turkiye'ye demokrasinin kendi hayatlarinda girmemesi uzerine oynuyorlar. Ancak bu sekilde geleceklern garant altibnda uyorlar.

Dusunun cocuk Ertugrul Ozkok'un Almanya muhabiri. Ertugrul diyor ki: Oglum git Shroeder ile konus. Sor bakkim bizim Islam tehlikesi, turbanin Cankayaya girmesi, Erdogan'in Gul'un seriatciligi falan konularnda Baykal'in aynisini mi dusunuyor. O da gibip soruyor. Shroeder ise Hurriyet'i "sasirtan" ("sasirtan" ne kelime SAMAR GIBI) cevap veriyor. Gerek cevap, gerek haberin ve CNN Anketi'nin Hurriyetce tercumesi:

Hürriyet Sosyal Demokrat’ın Darbeci Olmayışına Şaşırmış!

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 7, 2007 4:01 PM

"Benim kast ettiğim ve eleştirdiğim “laikçiliği” açıklayayım: Toplumun dinden uzaklaştırılmasını, toplumdaki dini cemaatlerin ve hareketlerin bastırılmasını, dini özgürlüklerin kısıtlanmasını savunmak. Türkiye’de bunu 80 küsur yıldır pek çok insan savunuyor ve zaten bu iş sistemli olarak yapılıyor. “Bu ülkede dincilere yer yok” gibi sloganlar havada uçuşuyor. Oysa özgür bir ülkede “dinci” ve hatta “gerici” olmak serbesttir; isteyen istediği boyutta ve şekilde dindarlık yaşayabilir. Aynı şekilde isteyen de istediği boyutta ve şekilde “seküler” yani din dışı bir hayat sürebilir. Buradaki tek sınır, başkalarının özgürlüğüne müdahale etmemektir."

---

Bir kere şunun cevabını vermelisiniz: Kim veya kimler "toplumun dinden uzaklaştırılmasını" savunuyor? "Toplum bu dinden uzaklaşmalı, islam yalandır, insanlar buna inanmamalı" diyen kim? (Bunun cevabını verirken açıkça dine karşı olan birisini göstermelisiniz. Dinin siyasallaşmasına karşı olup, kendisine karşı çıkmayanları değil.) Sürekli dilinize dolanmış bir "toplumu dinden uzaklaştıranlar" söylemi var, ama ben hiçbiryerde islam dinine karşı çıkan bir laiklik yanlısı kitle görmüyorum! Belki ben körüm de ondan görmüyorum. Gösterin. (Kaldı ki bunu (yani dinsizliği) savunmak bile demokratik bir haktır. "Suç" değil.)

Bir diğer nokta, "isteyen istediği gibi dindar olabilir, isteyen istediği kadar seküler olabilir" diyorsunuz. Bu sorunlu bir söylem. Çünkü "din" dediğiniz, çeşitli yorum ve algılayış biçimleriyle toplumları tehdit eden, onlar üzerinde baskı kuran, totaliterleşmeye meğilli bir olgu. Tanım gereği böyledir. İslam coğrafyalarında bu görülür. "İsteyen istediği kadar dindar olabilir" diyorsanız, mesela bir kimse açık giyinmiş bir bayan görmek istemiyor olabilir! "Benim dinim bunu emrediyor" der. O zaman bu insanın "dinini yaşayabilmesi" için öteki insanlara baskı kurulması gerekir! (Bkz. İran) Bunun pekçok örneği var, sadece giyim değil. Mesela oruç. Ramazanda yemek yenilen mekanlar görmek istemeyebilir bir dindar... Din sosyal bir olgudur, bireysel değil. Yani "insanlar dinini yaşasın" sözü, ucu açık ve nereye varacağı belirsiz bir sözdür!

İkincisi "insanlar istediği kadar seküler olsun" sözü de garip, çünkü sekülerlik bir devlet tarzıdır. İnsanlar "kendi çapında" seküler olmazlar. Bir devlet, ilke olarak, bütünsel bir yapı olarak seküler olur... Bu, Adolf Hitler'in çıkıp "isteyenler kendi hayatında demokratik olabilir" demesine benziyor.

Laiklik, din ve devlet sisteminin ayrılmasıdır. Devletin, bir dinin yada mezhebin inanç esaslarının güdümüne girmemesidir. Devlet idaresinden dinin uzak tutulmasıdır. Yani devletin dinsiz olmasıdır. Devletin etnik köken konusunda tutumu neyse, din konusunda da tutumunun bu olmasıdır.

Laikliği sulandırıyorsunuz. Laik bir devlette diyanet işleri gibi bir kurum olup, bir mezhebin sözcülüğünü üstlenebilir mi? Laik bir devlette okullarda din dersi, bir dinin perspektifinden anlatılabilir mi? Laik bir devletin çeşitli din kurumlarıyla, ibadethanelerle ve din adamlarıyla organik bağlantısı bulunabilir mi? Bulunsa bile böyle taraflı olabilir mi?

Laiklik, dinin "topluma ait" olmasıdır. Çünkü din, sadece gelenek görenek değil, EMREDİCİ niteği olan ve hegemonya kurmaya çalışan bir canlıdır.

Her kavramı çarpıtıyorsunuz. Mesela "başörtülülerin eğitim hakkı ellerinden alınıyor" demişsiniz. "Başörtüsü" ve "başörtülü insan" farklı farklı şeylerdir! Burada engellenen şey "insan" değil bir "nesne"dir. Eğitim hakkını engelleme söylemi büyük bir çarpıtma... Mesela okula "mayoyla" girmeye izin verilmez. Bu durumda çıkıp "mayolu insanların eğitim hakkı engelleniyor" desek, ve insanlar mayolarını giyip gösteri filan yapsa ne kadar komik olur değil mi? Çünkü mayo, insanın üzerine yapışık değildir, bir kıyafettir.

Eğitim hakkının engellendiğinden bahsedebilmemiz için, insanların "değiştiremeyeceği" bir niteliğinden bahsediyor olmamız gerekir. Mesela "esmer insanların okula girmesine izin verimiyor" olsa, o zaman "eğitim hakkı" diyebiliriz. Türban kıyafeti problemini bilinçli olarak "eğitim hakkı" cephesinden savunmanız, sizin bakış açınızın ileride doğurabileceği sorunlar hakkında insanlarda şüphe yaratmaktadır.

"Türkiyenin demokratikleşmesi" demişsiniz. Anlatın: Nasıl olup da, %35 oy almasına rağmen yasamayı işgal eden, ve CB makamına da kaşla göz arasında (oldubittiye getirerek) "Abdullah Gül KARDEŞİNİ" atamaya çalışan bir zihniyet, "demokrasiye uygun" bir tablo oluşturabilir?? Demokratik düzende çoğunluğun azınlığa hükmetmesi zaten eleştirilen bir sakınca. Fakat siz, azınlığın çoğunluğa hükmetmesini bile eleştirmiyorsunuz!... Üstelik bu kadar "demokratikleşme yanlısı" görünen sizin, mesela hemen yanımızda İran'da olup bitenleri eleştirdiğiniz neden hiç görülmüyor? İranda sokakta başını "tam örtmeyenler" tutuklanıp uyarılıyor!... Siz "demokratlar"(!) böyle şeyleri (dinin baskısını) ne görüyor, ne rahatsız oluyor, ne eleştiriyorsunuz.

Yazan: Keskin Tarih: May 7, 2007 4:27 PM

Laiklik demek sadece din ve devlet işlerinin ayrı tutulması yada devletin inançlar karşısında tarafsız kalması değildir. Bunlarla beraber bir devlette, yönetenin yönetme gücünü kimden aldığını gösteren bir kavramdır. Bence bizi ilgilendiren en önemli yönü de budur. Yöneten yönetme gücünü ilahi bir güçten mi aldı? Yoksa maddi bir varlık olan insandan mı aldı?
Gerçek manada bireyi kendi hayatının ve içinde yaşadığı toplumun öznesi haline getiren ve çoklu seçeneklerle donatılmış bir yaşama giden yolun temelidir laiklik.
Türkiye, tarihinin hiçbir döneminde laik olmadı ki laik kalabilsin. Ne inançlar karşısında tarafsız kalabildi. Ne devlet ve din işlerini ayırabildi. Ne de gücünü doğrudan halktan alan bir iktidara sahip olabildi.
Laiklik de diğer kavramlar gibi, yaşamsal pratiğini üst bir bilinçle sarmalamış insanların algılayıp uygulayabileceği bir yöntem olabilir. Aksi durum şimdi olduğu gibi hiç de komik olmayan bir komedi olur.

Yazan: Bülent Tarih: May 7, 2007 5:30 PM

Sayin Keskin,

Demagoji yapiyorsunuz.
Bile bile gormemezlikten gelmek, cifte standart uygulamak buna denir.

Mahallemizin kizi olan Cumhuriyet'e "sakallilar" tecavuz edecek diye veryansin ediyorsunuz ama "sapkalilar" tecavuz ederken sesiniz cikmiyor.
Her 10 senede bir secilmis kimselere atanmis olanlarin mudahale etmesi sizi rahatsiz etmiyor anlasilan... niye? elinde sopasi var ondanmi? Yoksa “onlar bizim takimdan” diyemi?
Tecavuz tecavuzdur! Kim yaparsa yapsin.

Elinde sopasi olanin "benim dedigim sekilde yasayacaksin!" demesi benim hosuma gitmiyor. Bu iranda olsada hosuma gitmiyor, Arabistandada, KKorede de, Kosovada da...
***

Sahsen bir kadinin basini ortmesini ben dogru bulmuyorum. Ama kadin inanmis ve "orterim" diyorsa bundan bana ne. Siz inanan bir insana inanmadigi seyleri zorla yaptirmanin travmasinin, sonuclarinin farkindamisiniz? Turklere domuz verdiginizde "ya aclik ya domuz eti" dediginizde insanlar nasil hisseder? Bu durumda "o da et bu da" diyebilirmisiniz? Elinde sopa olan Bulgarlar ismiMizi "Keskinovic" diye degistirdiginde cokmu hos oluyordu? Obur adama gore en nihayet o da soyadi bu da.

“Mayo ile okula gel” diyen komik bir duzen yok. Ama zorla basini orteceksin/acacaksin diyenler var, 15 milyon muslumanin yasadigi Avrupanin bazi hapishanelerinde, ucaklarinda ESKiDEN zorla domuz verildigi vaki idi. Insanlarin, koylerin ismini zorla degistiren ulkeler pek uzakta degil… pencereden bakin yeter.

Karsi oldugunuz seyi iyi tarif edinde anliyalim!
Insanlarin basini zorla ortmeye/acmaya mi destek veriyorsunuz? Yoksa zor kullanmanin yanlisliginami?

Buradaki yorumcularin size anlatmaya calistigi nokta bu insanlarin izdiraplarini anlamaniz.

Cokmu zor bunu anlayip... "haklisiniz" diyebilmek.

Yazan: Haydar Tarih: May 7, 2007 6:29 PM

açıkçası ben soruma tatmin edici bir cevap alamadım.

tekrar ediyorum: laiklik, din ve devlet işlerinin ayrı tutulmasıdır. bir başka deyişle, din kurallarının devlet yönetiminde rolünün olmamasıdır. örneğin laik devlet, din emrediyor diye içkiyi yasaklayamaz. ancak içki içilmesi örneğin aile kurumuna zarar veriyorsa o şartla yasaklayabilir.

laik devlet, din kurallarına göre değil, akıl ve yararcılık kurallarına göre yönetilir (şunu önemle vurgulayayım: din kuralları mutlaka akıl kurallarına aykırıdır demiyorum.)

laiklik budur. sanırım sizler buna laikçilik diyorsunuz.

Yazan: hasan Tarih: May 7, 2007 9:46 PM

Konuşulanların hepsi baştan saçma, insanlık tarihinde milletler vardır ve belli süreçlerden geçerler. Türkiye Cumhuriyetinde yaşayanlarda asırlardır millettirler ve son 200 yıl(yaklaşık)dır benliğinden koparak başka milletlere özenmeyi halt sanmaktadırlar.200-300 yıl geriye gidilse ve bu milletin atalarını oluşturan milletlere yukarıdaki konuşmalar aktarılsa eminimki kafayı yerlerdi yada anlayamazlardı.
işte bu yüzden herkes saçmalıyor, başkalaştıklarının farkında bile değiller.Hıristiyan taassubunu bu millet ne zaman yaşadıki laikliği kendine şiar edinebiliyor. Okuyun ve düşünün insan olmanın dayanılmaz ağırlığını yaşayanlara selam olsun...

Yazan: centil71 Tarih: May 8, 2007 12:49 AM

Bu yazıyı okurken aklıma Amerika'da ki toplumsal yaşamdan ve laik bağlayıcılıklardan uzak yaşayan Amishler geldi. Acaba Amerikan Devleti'nin onlar için nasıl bir strateji ürettiğini merak ediyorum. Sonuçta açıkça görüldüğü üzre Amish toplumu salt dini sebeplerle ayrık bir yaşam sürebiliyor. Bazı kaynaklarda Amishlerin vergiden bile muaf olduklarını okumuştum. Daha kapsamlı bilgi için: http://gelenek.wordpress.com/2006/10/04/amishler-irtica-ve-inanc-ozgurlugu/
ve Fehmi Koru'nun yazısı; http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=04.10.2006&y=FehmiKoru

Toplumlar için laikliğin şart olduğuna inanmıyorum ama devletler için kaçınılmazdır. Amishler gibi toplumların huzur içinde yaşamalarını sağlayan şey Laik Devlettir. Ama devletin toplumlar üzerinde kurduğu baskının adı laiklik ise bu da kabul edilemez. Hiçbir inanç ve anlayış bir baskı aracı olamaz. Başkasına yönelik bir tehlike arzetmediği sürece devlet laiklik dışı kişi ve toplulukları kabullenebilmelidir. Yine Amerika'da başka bir dini grubun silahlı eylemleri ve çok eşlilik gibi konularda sınırları oldukça zorlayan tutumları sebebiyle nasıl silindir gibi ezildiğini hatırlıyorum. Amerika'dan verilen iki örnekte olumludur bence. Toplum kendi dinamikleri içinde devletin geleceğine ve bugünkü birliğine tehlike arzetmeyen farklılıkları yaşayabilmelidir.

Yazan: Gökhan Tarih: May 8, 2007 10:24 AM

Sayın Keskin,

Bir kere şunun cevabını vermelisiniz: Kim veya kimler "toplumun dinden uzaklaştırılmasını" savunuyor?
Sizin de bahsettiğiniz gibi devletin özelliği olan laikliği topluma endoktrine etmeye çalışan kimlerse onlardır. Laik devlet dine, dinsizliğe ve her türlü felsefeye aynı uzaklıkta ve yakınlıkta olur. Dini tahakküm altına alamaz, topluma kendi görüşünü empoze edemez.
İsteyen istediği kadar dindar olabilir" diyorsanız, mesela bir kimse açık giyinmiş bir bayan görmek istemiyor olabilir! "Benim dinim bunu emrediyor" der. O zaman bu insanın "dinini yaşayabilmesi" için öteki insanlara baskı kurulması gerekir! (Bkz. İran)
Mesela bir kimse kapalı bir bayan görmek istemiyor olabilir ! Atatürk'ün cumhuriyetinde böyle manzaralar olamaz diyebilir. Sütlüce'de bu sıkmabaşlar yüzünden uykuluğumu yiyemedim diye ağlayabilir ( http://www.derindusunce.org/2007/04/05/iran-ve-sutluce%e2%80%99nin-meshur-uykulugu/ ). O zaman bu insanların göz zevki bozulmasın diye öteki insanlara baskı kurulması mı gerekir ! (bkz: Türkiye)
Laikliği sulandırıyorsunuz. Laik bir devlette diyanet işleri gibi bir kurum olup, bir mezhebin sözcülüğünü üstlenebilir mi? Laik bir devlette okullarda din dersi, bir dinin perspektifinden anlatılabilir mi? Laik bir devletin çeşitli din kurumlarıyla, ibadethanelerle ve din adamlarıyla organik bağlantısı bulunabilir mi? Bulunsa bile böyle taraflı olabilir mi?
Ditto ! Türkiye laiktir laik kalacak diyenlere de bir söyleyiverseniz... Önce bir laik olalım da sonra laik kalırız. Ben ilave yapayım: Devlet din adamlarının cuma vaazlarının içeriğine müdahale edebilir mi, bir devlet cami vakıflarına el koyup kendisi kiralayıp paralarını cukka edebilir mi? Böyle devlete laik denilebilir mi?
Mesela okula "mayoyla" girmeye izin verilmez. Bu durumda çıkıp "mayolu insanların eğitim hakkı engelleniyor" desek, ve insanlar mayolarını giyip gösteri filan yapsa ne kadar komik olur değil mi? Çünkü mayo, insanın üzerine yapışık değildir, bir kıyafettir
Bu örneği bulmakta çok zorlandınız mı? Tebrik ediyorum. Emre Kongar da İU'de sakalının kesilmesini istedikleri için istifa etmişti. Neden? Çünkü o, bireysel bir özgürlük alanı. Neden? Çünkü onun sakalıyla eğitimin bir ilişkisi yok. Neden? Çünkü o sakal kişiliğinin bir parçası. Kişilerin kıyafetleriyle ancak 3.dünya ülkelerinde uğraşılır. Bireysel hak ve özgürlüklerin geliştiği ülkelerde böyle bir sorun yok. Demek ki olay basit bir kişiliğe-değer-verme-vermeme olayıdır. Yasak, kanun var, filan derseniz yine daha makul olursunuz. Öyle deneyin bence. Mayo örneği ise olaya ne kadar "derin" baktığınızı gösteriyor. Kombinezon deseydiniz daha çarpıcı bir örnek olurdu. Ve ben o göstericilere destek vermezsem namerdim.
Demokratik düzende çoğunluğun azınlığa hükmetmesi zaten eleştirilen bir sakınca. Fakat siz, azınlığın çoğunluğa hükmetmesini bile eleştirmiyorsunuz!...
Eleştiriyoruz. Oligarşik azınlığın nasıl halk egemenliğine hükmettiğini eleştiriyoruz. %95 de alsanız sizi indiririz diyen gözü dönmüş azınlığı sabahtan akşama kadar eleştiriyoruz. Zaten mesele halkın çoğunluğu değildir, Bekir Coşkun'un bahsettiği gibi göbeğini kaşıyanların; Mine Kırıkkanat'ın bahsettiği gibi şambrenli lastikle donla yüzenlerin, Zamanın CHP'sinin bahsettiği gibi Hasso'larla Memo'ların iktidarı seçmeye hakları yok, iktidara gelmeye hiç hakları yok. Bu azınlığın oligarşik saltanatlarını bırakmaya da hiç niyetleri yok. İrtica da, başörtüsü de, din de, yasalar da birer bahanedir, asıl mesele saltanat-ı şahanedir.

Yazan: blue Tarih: May 8, 2007 3:01 PM

Evet, bu soruyu soranlardan birisi bendim, ve de gördüğüm kadarı ile bu LAİKÇİ kavramı tamamen sizin eseriniz çünkü hiçbir referans göremedim. Zaten KİM BU LAİKÇİLER diye sorup soruyordum, sonunda ilk kez m Akyol kendince cevaplamaya çalışmış. Eh bu da bir ilerleme.

Bu soruyu sorup duruyordum çünkü kendim 4 yıl siyaset bilimi okudum, hiçbir makale veya yayında LAİKÇİLİK diye bir şey görmedim. Yazısından anladığım kadarı ile m Akyol da herhangi bir akademik yayında okumamış bu kavramı. Hatta hiçbir yerde okumamış bence, ya da ya da okumuş da hiç referans vermemiş. Eee ne de olsa hala fehmi Koru ve nazlı Ilıcak ın referans olabilme seviyesine ulaşamadığından olsa gerek belki de.

Ama yine de ben iyi niyetimi bozmadan m Akyol un kendince anlatmaya çalıştığı akademik çizgiden yoksun LAİKÇİLİK tanımına itirazlarımı bildireyim. Ne tesadüf ki LAİKÇİ olmayan ben de toplumun dinden uzaklaştırılmasına karşıyım. Din toplumun ve de onun kültürünün bir parçasıdır. Onu koparmak topluma haksızlık olur. Ama ben toplumdaki cemaatlerin ve de dini özgürlüklerin sınırsız yaşanmasına da karşıyım. Sınırsız özgürlüğe zaten karşı olmamak mümkün değil, tıpkı klasik liberal öğretide bahsedildiği gibi. Tabiî ki cemaatlere ve dini hareketlerin serbest bırakılması gereklidir, fakat tıpkı toplumun birey dahil bütün öğeleri gibi cemaatler ya da dini gruplar sınırsız özgürlüklere sahip olamazlar, olmamalıdırlar. Devlet veya toplum otoritesi gerekli gördüğü yerde toplumsal hayatın bekası için her özgürlükte olduğu gibi dini özgürlükler üzerinde de baskı kurabilir, gerektiği zaman kurmalıdır da. En özü ile konuşacak olursak; toplum için herhangi bir baskının aşırı olmasından daha tehlikeli olan bir şey varsa o da sınırsız özgürlüktür ve de bunu birey dahil toplumun hiçbir öğesi sahip değildir.

Evet, devam edecek olursak yine m Akyol un akademik seviyeden yoksun, tamamen kendi düşüncesi ile yaptığı LAİKÇİLİK tanımında sorunlar devam ediyor. Kimmiş bunu 80 yıldır savunanlar? İsimler nedir? Havadan değil, yere temas ederek gidelim lütfen. Bu ülkede dincilere tabiî ki yer yok. Dinin eksenine sıkıştırılmış bir toplum düzenine tabiî ki geçit verilemez. Bunu hiçbir laik ülke kabul edemez. Türkiye dahil. Yoksa size göre bu ülkede dinci siyasete yer var mı? ÖĞRENİN mustafa Akyol, bir ülkenin anayasal ilkelerinin değiştirilmesinin amaçlanması o ülkenin varlığına kast etmek demektir. Örneğin laikliğin kaldırılması amacını gütmek, veya merkezi otoriteye kast ederek federasyon ya da ayrılma istemek, veya hukuk devletini değiştirmeyi amaçlamak, cumhuriyete karşı yapılmış bir harekettir. Kabul edilemez. O nedenle şeriata izin verilemez, bölücülüğe izin verilemez, komünizme izin verilemez, darbeye izin verilemez. Bunlardan birisi gerçekleşirse ona karşı mücadele verilir, verilmesi gerekir.

Ha tabiî ki bir birey ya da parti çıkıp derse ki “bize ne arkadaş, biz illaki şeriat isteriz” derlerse onları tutuklamak mı gerekir, tabiî ki hayır, isteyen istediğini istediği gibi arzular savunur, ama yasal zeminde bunun hesabı mutlaka verilir. Nasıl ki bugün PKK yı övmek suç ise aynısı diğer cumhuriyet prensiplerine karşı faaliyetler için de geçerlidir.

Ayrıca, evet özgürlükler başkalarına müdahele aracı olacak seviyeye gelmemeli sizin de dediğiniz gibi, ama sizin demediğiniz gibi aynı zamanda toplumsal kurallara ve işleyişe de karşı ve engel de olmamalıdır.

Evet, devlet otoritesi dine karşı tarafsız olmalı, ama dincilere göre bu böyle olmamalı, onlara devlet direkt bir dine taraf olmalı. Oysaki laik devlette bu tür bir şey düşünülemez. Ama aynı zamanda devlet kendi varlığını da korumalı. Eğer ki herhangi bir dini eğilim, artık bir baskı oluşturuyorsa müsaade edelim devlet bunu engelleyebilsin. Bunu varlık sebebine tehdit yöneltilmiş her devlet yapar. Yapmalıdır da, eğer ki kendi ülküsünü yaşatmak istiyorsa. O nedenle laiklik karşıtlığına devlet geçit vermemelidir.

Ayrıca m Akyol, devletin laik olması için bireylerin illaki laik olmasına gerek yoktur. İllaki gerek olan asıl şey toplumsal işleyişin seküler olmasıdır. Toplumun herhangi bir işleyişini herhangi bir dini anlayışa göre şekillendiremezsiniz.

Türkiye’deki asıl sorun ise inadına laikliği yıkmak isteyenlerin olmasıdır. Laikliğin yıkılması demek, devletin temelini sarsmak, hatta yıkmak demektir. Buna da asla müsaade edilemez.

Ha şimdi nazlı Ilıcak ın favori konusuna geldik: Türban ( bakın siz de aynı yanlışı yapıyorsunuz, başörtüsü ile türban aynı şey değildir. Benim babaannem giydiği türban değil, kendisi başörtüsü kullanıyor ve hiçbir yasak ile karşılaşmış değil. Türkiye de yasak olan şey başörtüsü değil, türban ya da sıkmabaştır.)
Türban için konuşacak olursam, bana göre isteyen herkes istediği gibi inanabilir, dinini yaşayabilir. İsteyen kapkara çarşaf giyer, isteyen Budist gibi giyinir. Ama ayrımı yapılması gereken şey şudur ki; kişisel dünyanız ile toplumsal yaşam arasındaki farkı gözetmek gerekir. Örneğin ben evimde rahat kıyafet ile gezebilirim, ama sokakta bunu yapamam. Ya da diyelim ki ben hard rock seven bir insanım diye devlet dairesine deri ceketle gelemem. Ya da ben bir bayansam ve de bir bankada çalışacaksam o banka nasıl müsaade ediyorsa o şekilde çalışabilirim. Örneğin eğer ki banka her bayan çalışan türban giyecek diye bir prensibi varsa tabiî ki giymek zorundayım, ya da o bankada çalışmam. Ya da tam tersi.

Eee ülkemizdeki türban yasağına gelecek olursak m Akyol, bu ülke laik bir ülkedir, laik bir devletin dini kimliği olamaz. Bir bankanın çalışanları nasıl ki bankayı temsil ediyorsa, ve bu nedenle banka kendi çalışanlarına müdahele edebiliyorsa, devletin çalışanları da devleti temsil eder ve de devlet nasıl öngürüyorsa o şekilde çalışır. Bu nedenle hiçbir kimse, etnik kimliğini, veya dini kimliğini ortaya koyarak çalışamaz, çalışmamalıdır. Örneğin alevi bir öğretmen sınıfta çocukların karşısında kocaman bir Ali kılıcı giyerek ders yapamaz. Ya da bir kamu doktoru Kürt kimliğini ortaya koyarak başına sarı, kırmızı ve yeşil bir bandana takarak çalışamaz. Aynı şekilde bir devlet memuru da dini kimliğini ortaya sererek kamu adına iş yapamaz.

Ha ben bu türban yasağında eksikler bulmuyor muyum? Tabiî ki var, örneğin ben üniversite öğrencilerine konulan yasağı yanlış buluyorum, çünkü bir üniversite öğrencisi (lise ve ilköğretim değil) kimsenin temsilcisi olmak zorunda değildir, istediğini istediği gibi giyebilmelidir. İster bandana takar, ister kılıç, ister türban. Aynı şekilde kamu hizmetlerinden faydalanan vatandaşlar için de böyle bir yasak olmamalı. Örneğin hastaneye gelen ya da üniversiteyi ziyaret eden birisine engel çıkartılmamalı çünkü o kimsenin temsilcisi değildir.

Herhalde yeterli olmuştur, varsa eksik, ya da itiraz lütfen belirtin.

Bitirmeden önce şunu da belirtmek istiyorum m Akyol, eşit ve özgürlükçü yaşamanın tek yolunu AB yolu zannediyorsunuz galiba, bence bir an önce UYANIN. Eşit ve özgürlükçü yaşamanın AB dışında oldukça onurlu ve mümkün olan birçok yolu vardır.

Beagle
makorykos@yahoo.com

Yazan: Beagle Tarih: May 8, 2007 3:13 PM

Laiklik konusunda bazı dindar kesimlerin şikayetleri var. Kendilerine baskı kurulduğunu söylüyorlar. Bunların temel sebebi, İslam dininin bu devlet tarafından "sahiplenilmiş" olmasıdır! Çözümü de liberal bir zeminde laikliği devlet sisteminde kurmaktır.

AKP'nin ise böyle bir tavrı yok. AKP islamın devlet kontrolünde olmasından (yani laikliğin olmamasından) şikayetçi değildir! Ve fakat bu çarpıklığı "kendi lehine" kullanmaya çalışmıştır. "Hayır, devlet dini kotrol edemez" dememiş, "Evet, devlet dini kontrol edebilir ve şimdi sıra bende!" demiştir.

Sorun bu noktayla ilgili. Sorumluluk da daha çok İslamcıların üzerine düşmektedir. Eğer devlet-din ilişkilerine itiraz etmeyip daha da bunları birleştirmeye çalışırlarsa, sorun büyüyerek devam edecek! Eğer din üzerindeki devlet kontrolünü dışlarlarsa ve fiilen liberal bir laikliği savunurlarsa, sorun küçülüp çözülmeye başlayacak.

Yazan: Keskin Tarih: May 8, 2007 3:48 PM

Gökhan bey,

çok güzel bir noktaya değindiniz. O kadar güzel ki, sanırım laiklikle ilgili tüm soru(n)lara cevap verecek nitelikte.

Amish'lere dokunulmuyor çünkü Amishler dinlerini yaşıyorlar ancak bunu devlet yönetiminine getirmeye kalkmıyorlar. isteyen dinini dilediği gibi yaşar, kime ne?

işte laiklik bu. din ve devlet ayrı. mükemmel örnek. tebrikler.

Yazan: hasan Tarih: May 8, 2007 5:30 PM

Sayin Keskin, AKP hala benim BiREYSEL statdartimda bir parti olmadigi icin AKP liyim diyemiyorum. Fakat siyasi sahnedekiler icinde demokratik cizgiye en yakin olani AKP dir. Ozellikle kendisini RP/FP cizgisinden ayirdigi gunden buyana laiklik de dahil demokrasiyi kucaklamaya baslamistir. 2005 Aralik ayindan sonra bir iki -icki yasagi, kirmizi lamba- vs ve kisisel teklemeler olsada yinede ana hatlariyla demokrasiye yakinligi ile hem Turkiyede hemde Dunyada itibarini yukseltmistir.

Elbette AKP nin demokrasi konusunda gidecegi daha cok yol var. Arkasindaki halk destegi zaten bu sarti ariyor, sendelediginde itirazini duyuruyor.
AKP ye destek veren kitle sizin korktuguinuz gibi seriatci olup laiklik, demokrasi, hukuk devleti olma gibi konulara hassas olmasa FP/RP turu partiler orada duruyor... gider oylarini onlara verirler.

Sandiklarda politik olarak son nefesini vermeye yaklasan kemalist Asker-sivil muhalefet konuyu oylesine carpitarak kamuoyuna sunuyorki zaten yeterince korkutulmus kitleler panige kapilircasina sokaklara dokuluyor.

AKP korkulacak kadar gerici bir parti olsaydi AB, ABD ve Dunya tarafindan kabul gormezdi.

CHP yi alkislayan bir dunya lideri, orgutu, ulke taniyormusunuz?

Yazan: Haydar Tarih: May 8, 2007 8:44 PM

süper yazı herşey anlatılmıs beni ikinci sınıf yapan elit kesim sen cumhuriyetçisinde ben değilmiyim sen laik sinde ben değilmiyim bende ATATÜRK' ün 6 ilkesini savunmuyormuyum artık bizi hor görmeyi birakın zaten sandıkta da O İKİNCİ SINIF VATANDAS size gereken cevapbı verecektir artık bıktık sizden elit kesim

Yazan: samet atikkurt Tarih: May 9, 2007 3:47 PM

Fakir, Anayasa Mahkemesi'ndeki macin daha baslamadan sokrunun belli oldugunu (9-2) yazmis idei. Eminim bunu bilen coktu ama kimileri "yok canim bu kada da yapamazlar" diyecek kadar naif idiler; bazilari da muhtemelen soylemeyi sakincali buldular.

Her halukrda basta CHp olmak uzere laikci cephenn "yargida kadrolasma" derken neden bahsettigini anlamayan kalmamistir eminim. Daha detayli aciklama icin:
Dünden bugüne devlette kadrolaşma ve “bürokrasinin gözdesi” üzerine

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 9, 2007 4:29 PM

Sayın Akyol şöyle demiş:

“Bu yüzden dindarların özgürlükleri kısıtlanıyor, başörtülülerin eğitim hakkı ellerinden alınıyor, mütedeyyinlerin “devlete sızması” engelleniyor.”

Ben bunu şöyle anlıyorum:

“Biz müslümanız, dindarız, inananlarız, müminleriz; ama bizim dışımızda kalanlar – müslüman olsalar bile - böyle değiller. Zira bizim savunduklarımızı savunmuyorlar, bizim partimize veya hizbimize katılmıyorlar. Mütedeyyinlerin devlette yer alması engelleniyor, o yüzden devlette sadece mütedeyyin olmayanlar çalışıyor. Dindar kişilerin özgürlükleri kısıtlanıyor, bu nedenle özgürlüklerden sadece dini bütün olmayan insanlar yararlanıyor. Başörtüsü takıp dini vecibelerini yerine getiren kızların eğitim hakkı ellerinden alınıyor ve bu hak sadece bu vecibeler ile ilgilenmeyen kimselere tanınıyor. Sonuçta bizim gibi müminler 80 küsur yıldır, yani 1923’ten beri bu ülkedeki despot rejimin baskısı altında yaşıyor.”

Yazan: bliyaal Tarih: May 9, 2007 5:38 PM

Sayın bliyaal,

Peki ben Türk bayrakları pencerelerden sarkıtıldığı zaman ne düşünüyorum biliyor musunuz? Sanki biz Japonuz ya, sanki Türk olmak için CHP'li olmak gerekiyor ya. Sanki o bayrağın üzerindeki kırmızı bizim Deniz Baykal'ın miting ordusunun kanlarının rengi ya... Hani başörtüsü siyasal simge ya, Türk bayrağını asanlar onu hiç siyasal simge olarak kullanmıyorlar he mi?Peki "cumhuriyete sahip çıkıyoruz" diye bağırdıkları zaman ne anlıyorum biliyor musunuz? Biz mutlakiyeti savunuyoruz sanki. Vahdettin'in torunu gelsin de saltanatı, hilafeti ilan edelim diye can atıyoruz ya hani. Türkiye laiktir laik kalacak diye bağırırlarken ne hissediyorum hiç anlama ihtiyacı hissediyor musunuz? Biz anayasa Kuran olsun diyoruz sanki. Türk hukuk sistemi kaldırılsın da yerine fetva makamı başlasın istiyoruz ya hani. Peki Kutlu Doğum haftasına karşı çıkılırken ne düşünüyorum biliyor musunuz? Hani Kutlu Doğum Katalonya devlet başkanının doğumu ya... İlahi söyleyen küçük kızlar da intihar bombacıları ya, Irak'tan gelmişler rejimi yıkacaklar...
Hiç yukarıda yazılanları anlamamazlıktan gelmeyin. Dindarın anlamı bellidir. Ben dindar değilim ama ne anlama geldiğini biliyorum. Siz de biliyorsunuz. Pious, devout... İnançlı olmak, Allah'a inanmak başkadır, dindar olmak başka bir şey. Benim hayatımı din'in kuşattığını ve Allah'a boyun eğerek yaşadığımı söyleyemem, ama böyle bir insanın siyasete de, bürokrasiye de, tepe yöneticiliğe de, Cumhurbaşkanlığına da gelmesini isterim.
Bir düşünün bakalım Mevlana, engin hoşgörüsü ve açık fikirliliğiyle bugün cumhurbaşkanı olsaydı yaparlar mıydı sizce? Yoksa kendisinin "dinci" ve "karısının başı örtülü" olması sebebiyle darbe yapmayı mı tercih ederlerdi? You know what I mean? You really know what I mean !

Yazan: blue Tarih: May 10, 2007 8:59 AM

Sayın Bliyaall,

Çok marjinal bir kesimden bahseder gibi yazmışsın. Bir oran verebilir misin? mesela kadınların kaçta kaçı başını örtüyor ülkede?

***

Emre Aköz'den bir yazı: (Konu ile direk alakalı)

http://www.sabah.com.tr/akoz.html

Bak sen şunun yaptığına!

Dün burada sosyalist siyaset bilimci Fikret Başkaya’dan alıntı yapmıştım: “27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında, askeri cuntanın ‘ demokratik anayasası’ için referandum yapıldığı günlerde, lise mezunu olmayanların referanduma katılmasının engellenmesi hararetle savunuluyordu.”

1960′lardan günümüze, yarım asra yakın zaman geçti ama zihniyet değişmedi:

“Fikret Bey’e benden selam söyleyin” diye başlayan bir okur mesajında şu cümle göze çarpıyordu: “Tabii ki ilkokul mezunu ile benim oyumun değeri aynı olmamalı…”

‘Okul eğitimi’ ile ‘oy verme hakkı’ ya da ‘oyun ağırlığı’ arasında nasıl bir ilgi var acaba?

Bu soruya cevap vermeden önce, bir noktaya daha değineyim: Geçenlerde Hürriyet yazarı Bekir Coşkun, TV karşısında ‘göbeğini kaşıyarak’ oturan adamdan söz ediyordu. (3 Mayıs)

Tayyip Erdoğan işte “o cahil, bilgisiz, dünyayı umursamayan, gözünü magazin programlarından ayırmayan” adama güveniyormuş.

Doğru! Tayyip Erdoğan göbeğini kaşıyan adama (da) güveniyor. Ancak bu saptamayı yaparken bir şeyi unutuyoruz: O adam aynı zamanda bir ‘ekonomi aktörü’.

Yani bir ‘çalışan’: İşçi, köylü, küçük esnaf… Üretim ya da dağıtım sektöründe yer alıyor.

Göbeğini kaşıyan adam, Coşkun’un yazdığı gazetenin üretilmesi için matbaada çalışırken, iyi…

Ya da o gazeteyi okura zamanında yetiştirmek için direksiyon sallarken de iyi…

Ama aynı kişi oy verirken birdenbire kötü adam oluveriyor.

Şu örneği sık sık veririm:

Bir simitçiyi düşünün. (Göbeklisinden!)

Simit satmak ilk bakışta dünyanın en sıradan işidir. Acaba gerçekten öyle mi? O kadar basit mi?

Gelin simitçinin yaptıklarına bakalım: Sabahın köründe uyanır… Fırından simitleri alır… Onları müşteriye gelişigüzel sunamayacağı için itinayla yerleştirir… Nasıl bağıracağını hesaplar: ‘ Çıtır’ mı diyecek, ‘ sıcak’ mı?.. Piyasa çeşitlenmiştir: Simidin yanında zeytin ezmesi ve krem peynir de satar… Simitleri alıp götürmek isteyen müşteri için kâğıt mı bulundurmalı yoksa küçük poşetler mi?.. Camlı tekerlekli tezgâhının üstünde hangi yazılar bulunmalı?.. En çok simit hangi köşe başında satılır?..

Bunlar bir anda aklıma gelenler. Kim bilir başka hangi ayrıntıları düşünmek zorundadır ‘göbeğini kaşıyan’ simitçi? Mesela: Ara sıra patakladığı ama canı gibi sevdiği oğluna en uygun ayakkabıyı nereden satın alacak? Ayakkabı ucuz ve kalitesiz olursa, kısa sürede eskir, yenisi gerekir. Pahalı ama kaliteli olursa, bu kez de bütçesi sarsılır.
Göbeğini kaşıyarak TV izleyen ilkokul mezunu simitçi, neticede sizin gibi, benim gibi, ülke ekonomisinin bir parçasıdır.

O da işini geliştirip ’simit dünyası’ türü bir dükkân açmanın hayallerini kurmaktadır.

Bunu nasıl yapacaktır?

Bekir Coşkun’un yazdığı Hürriyet gazetesi, Nobel Barış Ödülü’nü kazanan Bangladeşli iktisatçı Muhammed Yunus’a alkış tutuyordu bir haberinde.

‘Alkış tutmakta’, övmekte haklıydı da: Çünkü Yunus, yoksul ve dar gelirlilere, ‘mikro kredi’ sağlayan bir sistem geliştirmişti.

Sadece üç-beş bin lirayla (hatta çok daha az) iş kuran ‘küçük’ insanların mucizevi başarıları karşısında kim sevinmez, kim umutlanmaz?

Göbeğini kaşıyan simitçi, bu krediden faydalanarak dükkân ya da atölye açtığında memnun oluyoruz da… Aynı adam, oy verdiğinde niye bozuluyoruz?

Sorduğuma bakmayın; ben biliyorum sebebini: Çünkü karısının başı örtülü… Çünkü yaz geldiğinde oğlunu Kuran kursuna gönderiyor…
Çünkü cuma namazına gidiyor…

Ve hepsinden önemlisi:

Çünkü Deniz Baykal’a değil, Tayyip Erdoğan’a oy veriyor. Bak sen şunun yaptığına. Seni gidi göbeğini kaşıyan simitçi seni!

***

Yazan: Suat Öztürk Tarih: May 10, 2007 1:02 PM

Öte yandan bir de devletin laik olması ilkesi var ki, bu aslında özgür dünyada “dinlere ve felsefelere karşı tarafsızlık” demek. Bu ise, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, bence doğru bir ilke ve zaten din için de daha iyi. Dolayısıyla “laik devlete taraftar olmak” anlamında bir “laiklik” benim de benimsediğim bir çizgi.



Bir meclis başkanı düşünün ki, ben dindar cumhurbaşkanı isterim diyor. Bu kişinin dindar olması değil problemim, bu kişinin mevcut durumda bile olması gereken laiklik ilkesini uygulayamaması.


Bunun için sizi ve Arınç'ı aynı kefeye koyuyorum.


Onun için Tandoğan’da, Çağlayan’da yürüyorlar. Durumları, “apartheid” (ırk ayrımı) rejiminin kaldırılmasından önce buna direnen ırkçı Güney Afrikalı beyazlara benziyor.


Tandoğan ve Çağlayan mitinglerindeki aşırı milliyetçi tutumu benimsemem mümkün olmasa da, Apartheid benzetmenizi son derece talihsiz, -bilgisizce diyeceğim, değil- bilinçli bir saptırma (harp hüdadır!) olarak görüyorum. Güney Afrika'daki beyazların oranı ile siyahların oranını, nasıl mevcut (dindarlar değil, Bliyaal'in çok doğru tespitine katılarak) AKP yandaşları ile karşıtları arasındaki orana indirgeyebiliyorsunuz? Kusura bakmayın, yalan söylüyorsunuz!!!


Sorun, benim gibilerin yaşamlarını değiştireceğiniz korkusundan dolayı değil, bunun sinyallerinin her geçen gün biraz daha ayyuka çıkmasındandır. Ortada da apartheid rejimi değil; mal bulmuş mağribi gibi, yönetimi ele geçirmiş bir azınlığın yaşamlarımızı, eğitimi, sağlığı ve daha birçok mevcut yapıyı din eksenli bir yapıya kavuşturmak isteklerinde yatmaktadır.


Siz, kendinizi gerçekten laik mi görmektesiniz?

Yazan: İki bir Tarih: May 10, 2007 4:36 PM

Mal bulmus magribi" bu malin sahipleri kimler, Magripliler bu mali buldular mi? yoksa birileri verdi mi? üstelik "ellerine gecirdiler" derken CHP zihniyetli eli silahli güclerin her on senede bir ellerine "gecirmeleri" gibi bir ele gecirmeyi mi kastediyorsunuz, ve kalbini okumak veya akildan gecenleri bilme becerisi " din eksenli bir yapiya kavusturmak isteklerinde yatmaktadir" herhalde bu yolda en büyük destekcileride olsa olsa su bizim ser-i Avrupa Devletler toplulugudur

Yazan: özkan barikan Tarih: May 10, 2007 8:31 PM

Laikcilere ragmen!

15 Gun once..

-Cankaya'nin, GK'in, Kurumlarin, danistayin butun karsi gayretlerine ragmen hala kredi notu yukselen, ekonomik, siyasi istikrari dunyaya guven veren, GSMH'si 4.5 yilda 3 katina cikmis bir Turkiye var idi..
-Bir lumpenin kaleminden cikmis bildiri ve CHP'nin kara cuppeli militanlarin kaleminden cikan 9-2 karar, ve meydanlara doldurulan demokrasinin nimetini kullanan fakat kendisi ile tanismamis kalabaliklar sonrasi durum:

-Turkiye'nin kredi notu dusuruldu (hesaplamadim ama milyarlarca dolar direkt kayip demek)
-Turkiye'ye yeni yatirimlar planlayanlar bunlari askiya aliyor; mevcut yatirimlar SIKI takipte
.............

Biraz yakin tarih bilenler icin hic te sasirtici olmamasli. Hep boyle oldu. Hep krizden, calkantidan, ice kapanik, baskici, ekonomisi alt ust olms, "70 cente muhtac" Turkiye'den medet umdular kalpazanlar, mafyalar, vurguncular, fasistler!

Simdi yonetime talipler!! Simdiye ada sadece fren idiler. Simdi direksiyonu da istiyorlar.Bir tahayyul edin yonetimi bunlara teslim ettigimizi.
Aslinda tahayyul etmenize gerek yok. Acin eski gazeteleri okuyun. Dun bunlarin buyuk sairi "isterse refah yok olsun" demis id. Bu gunku buyuk sairleri de" Cumhuriyet batacagina ekonom batsin" diyor. Onlarin hayalindeki Cumhuriyet Kuzey Kore Cumhuriyeti!

Demokrasi, mesru duzen, adalet projesi ayni zamanda bir ekonomik projedir. Siyasi, felsef farkliliklari koruyarak demokrasiye sahip cikilabilir. Sahip cikin cocuklariniz ve onlarin cocuklari icin.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 11, 2007 6:35 AM

Amish'lere dokundular. FBI tutkladı. yaşlı adamlar küçük kızlarla evleniyormuş. Bunu vicdani baskı ile yaptıkları belli. Anala ses edemiyor. yani devlette sızmaları gerekmiyor.

eşine şiddet uygulayan erkeğe yaaa, acaba haklı bir nedeni mi var ? diye sormazlar. Değil toğluluğa, aileye bile karşılır gerekirse.

dini kararlar bireyseldir ve öyle kalmalıdır.
topluluk din adına daha iyi karar alamaz.
aksine topluluğun hipnoza girme tehlikesi vardır ( amishler basit bir örnek )

daha önceki dinlerden topluluk kararları nedeniyle sapıtmaıştı. sizlerin de sapıtmayacağınızın garantisi verilmemişti.

devlete "din etkilet"li hiç bir şey sızmamalıdır.
devlet iyi din , kötü din, patates dini, mumin, münafık ayrımını yaptığı anda dinin kötüye kullanımı da başlar.

ben sezer mi daha dindar, arınç mı daha dindar bilmiyorum. siz biliyor musunuz ? ben ancak onları işleri ile yaptıklrı işlerle kıyas edebilirim.

ama siz, birinin namaz kıldğını gördünüz
öbürünü görmediniz. ve kıyas yapma haddini kendinizde buldunuz. haşa sizlere.

yusun emere ne diyor bakın.

Bana namaz kilmaz diyen
Ben kilarım namazimi
Kilarisam kilmazisam
Ol Hak bilir niyazimi

Hak'tan ayri kimse bilmez
Kafir müselman kimdürür
Ben kilarim namazimi
Hak geçirdiyse nazimi

laiklik beyaz önlük gibi, içeriye giyekken üzerine alırsın.

Yazan: knz Tarih: May 11, 2007 7:00 AM

merhaba blue, yazına samimi cevap vereceğim.

Peki ben Türk bayrakları pencerelerden sarkıtıldığı zaman ne düşünüyorum biliyor musunuz? Sanki biz Japonuz ya, sanki Türk olmak için CHP'li olmak gerekiyor ya. Sanki o bayrağın üzerindeki kırmızı bizim Deniz Baykal'ın miting ordusunun kanlarının rengi ya

bayrak orada siyasi başssızlığı temsil ediyor.
bunu yazıdıklarını siz de biliyorsunuz. Boşa giden oylar. temsil edilemeyen insanların dışavuurmu
psikolojik tabi, ben psiklojik tepkilere pek kendim uymam

Hani başörtüsü siyasal simge ya, Türk bayrağını asanlar onu hiç siyasal simge olarak kullanmıyorlar he mi?

bayrak simgedir tabi :)
ben devamlı yazdığım bir şey var.
milliyet ve vicdan hürriyetimiz yoktur ama din ve vicdan hürriyeti vardır ve olmalıdır.

başörtüsünü pozitivist ve buyurgan din eğitimini savunrak sizler simge haline getirilmesine oldunuz. Suçu başka yerde aramayın.

bence ali bulaç beye panelde ( evren pek güzel paneli yapılacakmış ya)hatırlatın bunu.

Peki "cumhuriyete sahip çıkıyoruz" diye bağırdıkları zaman ne anlıyorum biliyor musunuz? Biz mutlakiyeti savunuyoruz sanki. Vahdettin'in torunu gelsin de saltanatı, hilafeti ilan edelim diye can atıyoruz ya hani.

Bu cumhuriyetin özellikleri var tabi.
2. cumhuriyet diye bişey çıkardılar mesela.
neyin nesi bu ? yoksa yeni bir amerikan mandası mı diye endişe eden insanlar var. Demokraside olur bunlar. Siz cumhuriyetin değerlerini savunuyor musunuz ? bir daha anlatın,.

Türkiye laiktir laik kalacak diye bağırırlarken ne hissediyorum hiç anlama ihtiyacı hissediyor musunuz? Biz anayasa Kuran olsun diyoruz sanki. Türk hukuk sistemi kaldırılsın da yerine fetva makamı başlasın istiyoruz ya hani.

diyin kardeşim. Kuran kötü bişey mi ?
alla alla , kıyruğunu ısıran kediye döndük.

Hem dini boğan bir siyasete yapışıp kalıyorsunuz, sonra dindar, Kuran cumhuriyet sanki boğuşuyor gibi milleti gaza getiriyorsunuz.

şurda bunca insan varsınız, ayetlerin tek bir yorumu konusunda buradakilerin nekadar saldırganlaşıldığıa sayfalar şahit oldu.
hem müslüman mahalesinde salyongoz satırmayın, sonra kuran anayasa ile çelişiyor olsun.

ben derim arkadaşım.
"kuran anayasa olsun" derim.
ama bir tek kişi eline bayrak alıp sokaklara taşmaz. önemli olan bunu yapabilmekte.

Peki Kutlu Doğum haftasına karşı çıkılırken ne düşünüyorum biliyor musunuz? Hani Kutlu Doğum Katalonya devlet başkanının doğumu ya... İlahi söyleyen küçük kızlar da intihar bombacıları ya, Irak'tan gelmişler rejimi yıkacaklar...

7 göbek müslüman mahlesinde doğdum. kutlu doğum haftası diye bi icadı yeni gördüm. Hani mahallede salyongoz sattırmayan kardeşler nerde ??? bana sorsanız, o tören tamamen hristiyan, protestan hevesi bişey geliyor bana. neyse o benim görüşüm.

o fotoğrafta karşı olunan şey, peygamberin kutlu doğum haftası değil ki ? islam dininde herşeyden önce kız çocukların örtünmesi yok. ya çocuk o.
herşeyi baratıp abartıp yapmaktan yakında müslüman ülke olmaktan çıkacağız.
ya bi dursun ya, kendi kendine otokontrol girseler ya.

Pious, devout... İnançlı olmak, Allah'a inanmak başkadır, dindar olmak başka bir şey. Benim hayatımı din'in kuşattığını ve Allah'a boyun eğerek yaşadığımı söyleyemem, ama böyle bir insanın siyasete de, bürokrasiye de, tepe yöneticiliğe de, Cumhurbaşkanlığına da gelmesini isterim.

Bize ne kardeşim ?
Bizi ilgilendirmez ki ?
bir insanın dindarlığı bizi ilgilendirmez.
allah versin.

biz insanlar yaptıkları işlerle kıyaslarız.
yolsuzluk yapmasın. işe yarayan işleri olsun.

sonra kişinin dindarlığını nerde göreceksin ?
mesela cumhurbaşkanı düğün yapmış köşkte, elektrik parasını sayaçtan okutup maaşından kestirimiş( cevdet sezer)

Sizler böyle dindarlıkları hiç farketmezsiniz. bir bakarsınız bu dindarlıktır,
ama ben desemki; sezerin elektrik parasını ödemesi lakliğe aykırı, bana gülerler değil mi ?

kıssadan hisseyi söylemeyeCEğim. SİZ bulun :)

siz herhangi birinin gece kendi evinde namaza durmadığını nerden bilirsiniz ?
hem size ne ? BBG evi gibi gizli kamera mı koyacaksınız ? göstere göstere ibadet yapanların ibadetini acaba allah kabul etmiş mi ?
Yanş ben mi kabul edecem onun ibadetini.
son sözüm; bize ne ?
Onlara allah versin.

bi önceki yazımı da okumayı unutmayın.

Yazan: knz Tarih: May 12, 2007 8:46 AM

Sayın knz,

Kusura bakmayın sizinle tartışmayacağım. İki kulağını kapatıp soru soran insanların sorusuna cevap vermem. Beni anlamak için hiçbir çaba göstermiyorsunuz. Kendi bildiğinizi okuyup duruyorsunuz. Vaktimi boşuna harcayamam. Kızımı lunaparka götürmem lazım.
Bir önceki yazınızı da siz okuyun. Umrumda bile değil.

Yazan: blue Tarih: May 13, 2007 7:37 PM

Neden demokrasi mitingi yapmıyoruz?
Eğer darbeciler ‘halk oyu’ndan ürkmezse...

Eğer Ankara’daki ‘siyaseti tanzim etme’ numaralarının başarılı olacağına kanaat getirirlerse...

22 Temmuz’da seçime gideceğiz..

Seçimlere gidildiğinde oy pusulasının boyu seksen santimi geçecekmiş... Eğer herhangi bir seçim bölgesinde yirmi-yirmibeş civarında bağımsız aday da çıkmış ise, oy pusulasının boyu bir buçuk metreyi bulacakmış..

***

Kendi varlığını tehdit eden muhtıraya karşı birleşip tavır almayan parlamento siyaseti, bazen hep birlikte de hareket ediyor?

Ne zaman?

Hiçbir demokratik ülkede olmadığı kadar yüksek tutulan yüzde onluk seçim barajını korumak için..

Ne zaman?

Demokratik Toplum Partisi bu baraj nedeniyle bağımsız adaylarla seçime girmeye karar verdiğinde..

Ne yapıyorlar?

Kurnazlık.. Tüm bağımsız adayları seçim pusulasına ilave ederek okuma yazma konusunda sıkıntılı olan bölge halkının adaylarını seçmesini zorlaştırmayı amaçlıyorlar..

Deveye sormuşlar ‘boynun neden eğri’, cevap vermiş ‘nerem doğru ki?’...

Demokratik seçim kurallarını içine sindiren parlamento, askeri müdahale karşısında da tabii sessiz kalır.. Men dakka da dukka...

Halkının oyundan korkan bir parlamento..

Parlamentonun iradesinden korkan bir askeriye..

Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan ?

***

Böyle bir ülkede...

Neden ‘cumhuriyet mitingi yapıyorsunuz, padişahlık mı geri geliyor?’ diye sormanın manası var mı?

Cumhuriyet’in tek pratik yararının ‘hanedanın elinden iktidarı almaya yaradığını’ yazmanın anlamı mı var?

Demokrasi yoksa cumhuriyetin diktatörlerin iktidarı için bir suni çerçeve olduğunu yinelemenin gereği mi var?

Suriye de cumhuriyet...

Azerbaycan da cumhuriyet...

Ama demokratik bir kültür olmadığı için siyasal iktidar babadan oğula geçiyor...

Suriye’de... Azerbaycan’da insanlar sokaklara dökülse ve ‘cumhuriyet mitingi’ yapsa bunu nasıl değerlendirirsiniz?

***

Fanatik darbecilerin yüzde yüz yönlendiremediği Cumhuriyet mitinglerine gene de umutla bakıyorum...

Oralardaki canlı kalabalıkların büyük kesimi kentli orta sınıf kadınlar... Dertli aleviler..

Kadınlar ‘din devletine’ karşı.. İktidarın kimi uygulamalarına ve mesajlarına tepki duyuyorlar.. İstedikleri ‘yaşam biçimlerini, tüketim kalıplarını’ korumak..

Aleviler ise bizde ‘din devleti’ olmayalım diye yaratılan ‘devlet dinine’ kızmaktalar..

Bu talepler ‘temel hak ve özgürlüklerin’ talebi..

***

Ama..

Cumhuriyet yerine ‘temel hak ve özgürlük’ istersen... Senin gibi olmayanın da.. Sana benzemeyenin de.. ‘Öteki’nin de hakkını ve hukukunu savunacaksın..

Askerin siyasete girmesine de tavır alacaksın..

Yazarlar mahkemelerde sürünürse de miting düzenleyeceksin..

Seçim barajı demokratik değilse de ayağa kalkacaksın..

Türban kadar vicdani ret ile de ilgileneceksin..

Cumhuriyetçi değil, demokratik cumhuriyetçi olacaksın...

***

Alanları dolduran kadınlar...

Kemalist bir tüketim kalıbı ve modernleşmesinden...

Düşüncenin özgürlüğüne..

Diğerinin de hakkına hukukuna sahip çıkmaya terfi ettiklerinde..

Cumhuriyet kavramının içini demokrasiyle doldurup, bunu içlerine sindirdiklerinde..

Türkiye kurtulur...

Bu uzak mı, yakın mı bilemem..

Ama şimdiki cumhuriyet anlayışından demokrasiye bir yol olduğu çok açık..

Gene de meydanlara çıkmak..

Gene de demokratik hakları kullanmak..

İyidir.. Hem de çok iyi..

Demokratik refleks geliştirir çünkü...

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=120493

Yazan: Haydar Tarih: May 14, 2007 5:25 PM

syn knz kesinlikle katılıyorum dogru tespit yapmıs bence..

Yazan: Taner Tarih: May 14, 2007 5:30 PM

Peki ne demis Sayin Knz Taner?

Yazan: Sibel Turkover Tarih: May 14, 2007 5:57 PM

Laiklik, devlet yönetiminde (“Buraya dikkat devlet yönetiminde!”) her hangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. (Kuran’da bunu istemez mi? Kuran’da sadece Müslüman olanlara tarafsız davranın diye bir ayet mi var?) Laiklik kavramı zaten devlet için geçerlidir. İnsanların laik olmasından söz etmek, anlatım bozukluğu olmakla beraber, fikirlerinizin ciddiye alınmamasına neden olur. İnsanların inançlı olmaları laikliğe karşı mıdır sorarım size? Ya da bizler Müslüman’ız diye Cumhuriyet ve laiklik düşmanı mıyız? Bu iki kelime maalesef iki zıt kelime gibi lanse edilmeye başlandı. (Neden acaba bir sorun kendinize? Tabi ki de, bizi yıpratmaya çalışanlar bunu etnik unsurlarla gerçekleştiremeyeceğini anlayınca toplumu kamplara ayırmaya başladılar.) Laik olduğunu söyleyenler biz Müslüman değil miyiz diyorlar. Peki, Bizim Müslüman olmamızın laik olmamıza engeli ne?

Yazan: Taner Tarih: May 14, 2007 6:08 PM

Yani simdi boolemi demis KNZ? Her zaman soylediklerini boyle tercume etseniz de anlasak. Simdiye kadar KNZ'nin soylediklerini analayana ratlamadim da. KNz'nin bu tercumeye itirazi oksa benim de yok.

Yazan: Sibel Turkover Tarih: May 14, 2007 9:30 PM

ben blue'nun fikri bir yazısına cevap vermedim , hissi bir yazısına karşılık verdim.
ne anlatamayacak bişey var, ne de anlaşılmayacak birşey yok. Taner çok iyi anlamış mesela. iletişim sabır ister.

bülent arınç cumhurbaşkanı "dindar" olacak derken, o ipi kesecek adama ben lider derdim. parti bölünecek diye düşünmeyecek. kimseden korkmayacak. Öyle kendini kabul ettirecek.

dindar tanımı kişiye göre değişiyor, yazdığım gibi., köşkün elektirktirk parasını sayaçtan okutana da dindarlık denir , ama biz bunu zaten yapması gereken şey olarak bakıyoruz.

bunu dindarlıktan mı yapması, işin gereği mı yapmış olması bizi ilgilendirmez.
biz allah makamı değiliz.

işini yapsın diyorum . işini düzgün ahlaki ve etik kurallara uygun yapsın ve nitelikli insan olsun.

toplumun önünde sülayman demirel de namaz kılardı, turgut özal da kılardı. herikisi de cumhuriyet tarihinin önemli bir zamanını siyasi kişiler olarak doldurdular.
herhalde namazı bizim için kılmıyorlardı.
halk için de yapmıyorlardı.
o halde bize ne ? diyorum.
size ne ?
dindarlığını bir siyasi nitelik olarak sunanlarla , allah versin diyorum.
ben vermem.
bence blue da aynısını desin.

kuran'nın laikliğie aykırı olmaması gelecekte islamiyeti şanslı kılar. islamiyet nasıl bir din sorusuna sizlerin düşünmesi gerekiyor ? tabi bu ayrı bir konu.,

Yazan: knz Tarih: May 15, 2007 7:42 AM

beagle'in mükemmel yazısına kimse cevap vermemiş/yorum yapmamış??!

"laikçi" denilen uydurma kavramı yerin dibine geçirmiş. devletin ideolojik olarak tarafsız olmadığını/olamayacağını, türban sorununun kaynağını açıklamış.

bir ses yok mu yahu?

Yazan: the man from tallahasse Tarih: May 15, 2007 8:31 AM

Simdi kafam karisti. Tanermi dogru anlamis KNz'yi yoksa KNZ'mi? Sanki ikisi biribirine zit seyler soyluyor gibi. Simdi gel de "KNZ'yi simdiye kadar bir kisi anladi. O da yanlis anladi" deme.

Yazan: Sibel Tukover Tarih: May 15, 2007 9:16 AM

Bırak ya, su paralarını sayaçtan okutuyormuş. Çankaya'yı düğün salonuna çeviren kim? Cumhurbaşkanlığı maaşı otelde düğün yapmaya yetmiyor belli ki kamusal alan, Sezer'in oğlunun düğününe mekan olabiliyor. Peki Sezer, ADD'e su sayacından tasarruf ettiği paraları mı gönderiyor, yoksa senin benim cebimdeki paraları mı? Bırak Allah aşkına dindarlık neymiş, ne değilmiş, dürüst olsa yetermiş. Kimi kandırıyorsunuz ya?

Adam namazını ilkokuldan beri kılıyorsa başbakan olunca da kılar, cumhurbaşkanı olunca da kılar. Kılamazsın, laiklik vaar ! dersen halt edersin... Laiklik, rahmetli İnönü'nün cuma namazlarını evde kılmasını (!) ve "inşallah, maşallah" gibi kelimelerin dahi tabu haline getirildiği abuk subuk bir şey değildir. (Askerler siyasetçi olursa sosyolojik terimler de böyle alt üst olur tabi)
Bunun yanında nasıl bir Avrupalı büyükelçinin iftar yemeği vermesi, Papanın Kıblede rükuda durması bir "jest" ise, siyasilerin, ateist de olsa, agnostik de olsa, bu toplumun değerlerine saygı göstermesi önemlidir. Bu yüzden kalbini yarıp bakmadığım için kimin samimi, kimin yalancı olduğunu bilemem. (Sizin samimiyet aramanıza da şaşarım, Özal'ın, Demirel'in namazlarının samimiyetini sorgulamak müslümana yakışmayan pest bir tutum). Bana bayram namazına yeğenini alıp götüren Baykal sevimli gelir mesela. Şeyh Edebali'den alıntı yapması da hoş gelir. Çünkü bunlar, bu toplumu birarada tutan değerlerdir, bizi bunlar birleştirir; Fransız tipi laiklik anlayışı değil.
Bu toplum seçilmişler değil, padişahların dahi dindarlığını hep takip etmiştir. Toplum değerlerine aykırı davranan, Bektaşi tarikatını yasaklayan, tekke şeyhlerini devletin ataması uygulamasını başlatan, memurlara fes takma mecburiyeti getiren 2. Mahmud'u "gavur padişah" diye niteleyen bu toplumdur. Çünkü "dayatmıştır", çünkü toplum değerlerine "saygısızdır", çünkü "her şeyi ben bilirim" edasındadır. Sezer de kendi ideolojisinin ikonu haline getirilmiş olmakla beraber, Anadolu halkının belleğinde maalesef benzer bir şekilde anılacaktır. Cumhurbaşkanlığı dedikçe "hani bir adam vardı, asık suratlı, eşsiz davetiye gönderen.." diye anılacağına emin olabilirsiniz. Köşke sayaç takmak, hizmetçilerin masraflarını kısmak gibi, klasik devlet memuru icraatları ile halkın sempatisini kazanacağını zannedenler zannetmeye devam etsinler.
Bu toplum, değerlerine sahip çıkan, en azından saygı gösteren yöneticiler görmek istiyor. Bu milletin tercihidir. Adnan Menderes dindar değildi, ama Türkçe ezan denilen topluma zorla kabul ettirilmeye çalışılan, uymayanları cezalandıran uygulamayı sona erdirdi ve Türk siyasi tarihinin en yüksek oyuyla iktidar oldu. Hala aynı zihniyet topluma zorla kendi isteklerini dikte etmeye çalışıyor. Hala usanmadı, hala başarılı olacağını umuyor.
Laiklik Amerika'da da var, İngiltere'de de var. Bizim laikliği import ettiğimiz Fransız tipi laiklik bize uymadı, uymaz... Çünkü farklı toplum şartları var, bizler soğuk Fransızlar gibi yarısı ateist olan bir toplum değiliz. Bizler Osmanlıyız. Multi-kültürel, farklı etnik yapıların birarada yaşadığı, muhafazakar Amerikan ve İngiliz tipi laiklik anlayışını ikame etmeye mecburuz. Yoksa bu kör dövüşü ilelebed devam edecek. Toplum da laik/ anti-laik, Atatürkçü/İslamcı diye ikiye bölünüp çatışmaya başlayacak. Zaten bu ortam oluşturuldu. Kardeşler birbirlerine düşman olmaya başladı. Demek ki bu laiklik anlayışı bu topluma göre değil.
Madem bu laikliği ben çocukluğumdan beri tartışıyoruz, madem hala çözemedik, demek ki çözülebilecek bir şey değil. Çözülse çözülürdü.
Madem çözemedik, yeniden tarif edeceğiz. Ya da aynı salak salak tartışmalara devam edeceğiz. Aynen: Salak salak tartışmalar... Bıktım yahu. Biz ne zaman felsefeden, sanattan, müzikten, edebiyattan bahsedeceğiz. Toplumda şair kalmadı, çünkü his kalmadı, aşk kalmadı, ince ruh kalmadı. Yazık bize...

Yazan: blue Tarih: May 15, 2007 10:20 AM

Sayın the man....

Laikçilik teriminin sosyoloji literatüründe olmaması, dünyada Türkiye dışında böyle bir laiklik anlayışının olmamasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla literatüre bizim (Türklerin) kazandırdığımız bir kavram. Bu küçümsenme amaçlı icat edilmiş bir sözcük değil. Fakat bizdeki laiklik anlayışını çok sarih bir şekilde ortaya koyuyor. Sami Selçuk'un aşağıdaki yazılarına müracaat ediniz:
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=337892
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=338435
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=339059

Yazan: blue Tarih: May 15, 2007 10:41 AM

"Peki, Bizim Müslüman olmamızın laik olmamıza engeli ne?"

#

Biz müslümanların böyle bir sorunu yok ki zaten.. ama laik geçinenlerin müslümanlık ile ilgili bariz sorunları var galiba. Başörtüsünü Çankaya'ya çıkarmamak için deokrasiyi bile hiçe sayıyorlar.

Sonra da Demokratız diye meydanlarda halkın gözünü boyuyorlar. Bunu yapanlar aslında güya müslüman, ama sıfatları var benim gözümde: korkak 'lar.

İnandıkları değerleri muhafaza etmeye korkuyorlar, dindar damgası yemekten korkuyorlar. Laik ve cumhuriyetci kimliklerini ön plana çıkarmak kavgasındalar.

Ne uğruna peki, müslümanlığı yaşayan bir iradenin iktidara gelmesini engellemek pahasına. Diğerlerinin dinsiz olduklarını imâ etmiyorum, nazik bir dil ile diyorum ki: Bunlar, materyalist! Anayasayı, Kuran'ı Kerim 'in şeri hükümlerinin üstünde olduğunu sanan uzaylı materyalistler.

Şeriat 'a hayır diyen insanlar görünürde dinsiz değillerdir.. Kur'an-ı Kerim 'in şeriat demek olduğunu bilmeyen zavallı cahillerdir. Bir de bunlar namaz kılıyorlar ya.. işte komik olan burası. İllaki yönetim şekli olarak şeriat gelsin demiyorum, ama bu sözün İslamiyet'e hayır demek olduğunu bilmeyen insanların aklı ile kuyuya inilmez diyorum.

Cehaletin tam kendisidir bu durum..

Var mı aranızda şeriata hayır diyen bir müslüman.. çıksın bakalım. Nasıl da İslamiyet'i ve Kuran-ı Kerim 'i ve Hz. Peygamberin sünnetini hangi akli savuncayla inkar ediyor bir görelim.

Bana cumhuriyeti müdafaa hikayeleri anlatmayın, biz Allah'a inan(mı)yoruz diyebilecek kadar cesur olun. Ya da, inanıyoruz ama.. işimize gelmeyen hükümleri değiştirip adına laiklik deriz diyebilecek kadar mert olun. Çıkıp sokaklarda, armut dibine düşeri oynamayın.

Laiklikmiş.. ben ortada din ve devlet işlerini beraber yürüten bir sistem göremiyorum. Ha bire.. milletin dini inançlarına tecavüz eden dayatmacı bir devlet düzeni görüyorum. Bana martaval anlatmayın.. ya olup biteni göremeyecek kadar körsünüz, ya da aklınızdan zorunuz var.

İnsanların dini inaçlarına saygı duyup inanç özgürlüğünü savunan gerçek laikliği getirin de karşıma, alnınızdan öpeyim sizin. Evde müslüman olacaksınız, kamu alanında müslümanlığı beyaz önlük gibi kapı dışarı edeceksiniz öylem mi.. nedir bu be, çocuk oyuncağı mı? Hangi müslümanlıktan bahsediyorsunuz siz?

Günümüz laikleri, gerçek laik değillerdir.. bunu anlamak için ordinalyus olmaya gerek yok. Müslümanlık, laik anlayış ile çelişmez. Bunu sayın Abdullah Gül gibi liderler gösterecekdir, ama Tehlikenin Farkında mısınız paranoyası ile bu milleti kışkırtıp sokaklara dökmeye devam ettiğiniz sürece.. din ve vicdan hüriyetinin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti güvencesi altına alınması da engellersiniz.

Bunu yapmayın lütfen,

Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 15, 2007 2:07 PM

Sayin Mustafa Akyol

Laikcilik diye bir kelime yok dolayisi ile yorumcularin sizin tabiriniz ile

"Ne demekmiş “laikçilik”? MA

(bu cumle, cok alayci ve bu soruyu soran yorumcularin sanki cok bilinen bir kelimeyi bilmiyormus gibi bilgisiz olduklarini kucumser bir sekilde, ayrica biraz da cocukca bir kizginlikla kurulmus hissi veriyor bana) sorusunu sormalari kadar dogal bir sey olamaz. Sizin, olmayan bir kelimeye, ayrica anlam vermeye calisarak, ne anlama geldigini aciklamaya calismanizi ise hic yorumlayamiyorum. Ustune ustluk bir de konu olarak secip tartismaya koymaniz...eger Turk Dil Kurumunun yayinlamis oldugu kelimelerin disinda kelime kullanmayi dusunuyorsaniz, her yazinizin sonunda kendi yaratmis oldugunuz kelimelerinizi ve ne anlama geldiklerini ya da sizin icin ne ne ifade ettiklerini yazmaniz gerekiyor...Yorum yazan kisiler de referanslarininizin kaynaklarini gorup ona gore yorum yazabilirler.

Yazan: gunka Tarih: May 15, 2007 4:53 PM

"""laiklik labratuvara girerken giydiğiniz beyaz önlük gibi birşeydir. içeri girerken önlüğünü giyersin, dışarı çıktığında çıkarırsın."""

Sayın knz nin labratuvar benzetmesi gerçekten mantıklı siz müslüman,hristiyan ,yahudi... olabilirsiniz. Ancak devlet kurumuna girdiğiniz zaman devletin belli kurallarına uymanız gerekir. bunun başında dini temsil eden türban,haç,kipa... gibi bir takım şeylerin ortamda giyilmemesi gelir[türban,haç,kipa vs. gibi seylerin cıkarılması diyorum çünkü bu olmazsa devletin dinden referans aldığı görüntüsü ortaya çıkabilir.(yani türbanlı birinin mecliste bulunması o devletin şeriat kurallarını hukuk alanında benimsediği görüntüsünü ortaya çıkarır.).Bu gibi şeylerin olmaması için mecliste bir dini temsil edecek şeylerin olması sakıca doğurabilir bu yüzden meclise giren kişinin türbanını çıkarması gerektiği görüşünü savunuyorum.Buda laik devlet anlayışını ortaya çıkarır]. çünkü bu durum kişilerin farklı inançta olmaları bireyler arasında zıtlaşmaya neden olabilir.

benim sayın knz nin görüşüne katıldığım kısım burasıdır. ancak diğer görüşlerinde de benim görüşümün 180 derece zıttı bir tavır sergilediğini düşünmüyorum.

Yazan: Taner Tarih: May 15, 2007 5:33 PM

Sayın Kazım Mızrak DEMİŞ Kİ;

"""Evde müslüman olacaksınız, kamu alanında müslümanlığı beyaz önlük gibi kapı dışarı edeceksiniz öylem mi.. nedir bu be, çocuk oyuncağı mı? Hangi müslümanlıktan bahsediyorsunuz siz?"""

Bu tepki sadece müslüman kimseye değil yarın bu ülkenin başına haçıyla birlikte bir hristiyan çıksa gene aynı tepki verilirdi. karşı olanlar türbana değil onun siyasi bir kimlik olarak gösterilmesine ve devletin sanki dinlerden referans alması gibi gözükmesine karşıdır.


"""Var mı aranızda şeriata hayır diyen bir müslüman.. çıksın bakalım. Nasıl da İslamiyet'i ve Kuran-ı Kerim 'i ve Hz. Peygamberin sünnetini hangi akli savuncayla inkar ediyor bir görelim."""

Kimse şeriata karşı değil şeriat=dindir.Ben değil sadece ülkemin tüm dünyanın şeriat hükümlerine göre yönetilmesini isterim. Ancak günümüzde ki en büyük sorun şudur şeriatı laik’i ile uygulayacak bir lider[KENDİNİ DİNDAR GÖSTEREN KİMSELERİNDE YOLSUZLUK DOSYALARININ KABARIK OLDUĞUNU BİLİYORUZ. VE BU KİŞİLERİN DİNİ KULLANARAK PRİM YAPMASINI KABUL ETMİYORUZ.] ya da siyasi oluşum var mıdır?

Hayır, ne yazık ki yoktur. Şeriat en güzel çağını sevgili peygamberimiz ve halifeleri döneminde yaşamıştır. Padişahlık döneminde de buna çok yakın uygulamalar görülmekle beraber padişahların soylarının bozulması sonucu hem milli benliklerinden hem şeriat hükümlerinden uzaklaşan padişahlar ortaya çıkmıştır. Buda bizi hepimizin bildiği sona götürmüştür.

Evet, doğrudur Atamız şeriatı ülkemizden kaldırmış ve bize laikliği getirmiştir. Ve o gün o şartlarda benim elimde aynı imkânlar olsa tereddütsüz aynı şeyi yapardım. Çünkü Atamızın kaldırdığı ve süreç içerisinde kendine şeriat ismini veren düzen tıpkı günümüzde olduğu gibi dini alet ederek insanları yanıltmaktan ve başka emeller peşinde koşmaktan başka bir işe yaramayan çarpık bir düzendi. Ve o günkü şartlarda gerekli olan bu idi.

Ancak Atatürk bunları yaptı diye onun gerçek Dini kurallara toplumsal açıdan yaklaşma biçimini ve hatta bu kurallara olan saygısını ve sevgisini görmezden gelemezsiniz. Şundan eminim ki Atamız sevgili Peygamberimiz döneminde yaşasa idi. Tarihe adını altın harflerle yazdırmış en büyük kumandanlarından biri olurdu. Çünkü temel amaç aynı, İnsanları özgür iradelerine kavuşturarak gerçek doğruyu kendilerinin bulmalarını sağlamak. Tekrar günümüze döndüğümüzde rejim tartışması yapan arkadaşlar için söylüyorum.

Şu anki gidişimizle ne yazık ki sonumuz hiç iyi gözükmemektedir. Bu hadi şeriatı uygulayalım anlamına gelmez çünkü onu hakkı ile uygulayacak bir babayiğit yoktur. Ancak şu da bir gerçektir ki millet olarak sevgili Atamızın bizlere verdiği seçme seçilme hakkının bile içine etmeyi başardık.

Değişim konusu ile ilgili olarak: Türkiye tabi ki değişmek zorunda, değişiyor da. Yalnız ülkelerdeki değişiklikler 'daha iyiye, daha mükemmele' yönünde eğilim gösterir. Türkiye'yi 80 yıl önce bıraktığı sözde şeriat (Sözde şeriat diyorum. Çünkü Atamızın kaldırdığı ve süreç içerisinde >kendine şeriat ismini veren düzen tıpkı günümüzde olduğu gibi dini alet ederek insanları yanıltmaktan ve başka emeller peşinde koşmaktan başka bir işe yaramayan çarpık bir düzendi.) yönetim biçimine döndürmeye çalışmak, >kusura bakmayın ama gericiliktir.

biz şeriata değil zaman içinde kendine şeriat diyen çarpık düzene karşıyız. ve şuan bu ülkenin başına getirilmeye çalışan bu.

ülkemiz 'de Müslüman, Yahudi, Hıristiyan, Budist, ateist. Her kim varsa o bir diğerinin işine gelen hükümle değil, toplumun işine gelen bir hukukla yaşamaktadır ve en güzeli de budur.

Yazan: Taner Tarih: May 15, 2007 5:55 PM

Gunka,

Yukrdaki bir yorumdan alnti:

"Kaynak:‘Laisizm’">Kaynak:‘Laisizm’">http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=338435&keyfield=2273616D692053656C63756B22">Kaynak:‘Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye (1)


Laiklik, başkalarının dinsel duygularına saygıda; laisizm ise, zaman zaman zora başvurarak bireysel baskıda yoğunlaşmaktadır, Laisizmin en aşırı biçimi, Fransız Devrimi’nin ilk yıllarında (1789-1795) ve, materyalizme dayandığı ve dini afyon olarak benimsediği için sistemin doğası gereği, komünist ülkelerde uygulanmıştır. Ülkemizde, evrensel, daha doğrusu küresel sözcükler ve terimler, ne yazık ki, kimileyin içleri boşaltılarak ve onlara yeni anlamlar yükletilerek ya da birbirlerinin yerlerine geçirilerek kullanılmaktadır. Laiklik ve laisizm sözcükleri de bundan paylarını almışlardır. Bunlar, eşanlamlı değildirler. Laiklik, bir durumu, niteliği; laisizm ise belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen ideolojiyi anlatmaktadır. Laisizm, profan söylemli, ama dinsel bir inşa içinde olan bir totalliktir. Bu yüzden öncelikle laisizm ile laikliği birbirinden ayırmak gerekmektedir. Unutmayalım. “Kavramlar yansızdır”. (Weber) Doğru konuşurlar; insanı yanıltmazlar, aldatmazlar. Son çözümlemede, laiklik ile laisizm ayrı ayrı kavramlardır ve ayrı kurumsallaşma ve uygulamalara yol açmışlardır. Laisizm, “rejime göre din” ister ve dini belirler, güdümler. O yüzden çatışmalara gebedir. Oysa, laiklik “dine göre rejimi” ve “rejime göre dini” reddeder. Bu nedenle Akoun’un da belirttiği gibi, belki de, “laiklik kavramını, bugün hâlâ kullanılabilir kılabilecek biricik şey, laiklik ile laisizm arasındaki ayrımdır”. Bu iki terimin başkalıkları tartışmasının Fransa’da çıkmasının bir nedeni vardır. Çünkü Fransa’da laikliğin değil, laisizmin uygulandığı görüşü egemendir. Fransız devrimcilerinin, dini ve ibadetleri yok etme girişimleriyle başlayan ve ruhban sınıfının kökünü kazımaya dayanan anlayışlarının uzantıları Fransa’da bugün de bir ölçüde sürmekte; dine karışan, onu güdümleyen, aşırı pozitivist, gerçek laikliği ve devletin yansızlığını zaman zaman dolanlı biçimde dışlayan ya da tehlikeye düşüren, sosyalist ülkelerde din karşıtlığını öngören, dini kimileyin zararlı ya da yararsız, dinsel gelenekleri gelişmeyi engelleyici gören, geleneği dinden arındırmayı amaçlayan, dinsel inançların bireysel ve toplumsal yansımalarından hoşlanmayan ve bu amaçları gözettiği için bir “izm”e, yani ideolojiye dönüşerek, laiklik gibi bir niteliğe vurgu yapmayan en uç anlamda “laisizm”, bir bilim adamımızın dediği gibi, Fransa’da laikliğin çocukluk hastalığıdır. Nasıl şovenizm ulusçuluğun yozlaşmış biçimiyse, laisizm de laikliğin en sapkın biçimidir. Tourain, militan rasyonalizm ya da laisizmin başka mutlakçı politikalar kadar tehlikeli olduğuna, çünkü kendi ilkelerini uygulatmak için devletin cezalandırıcı yönüne başvurduklarına değinmiştir. Yeri gelmişken belirteyim ki, Fransa’dan esinlenilerek, laikliğin devlet ve Kilise’nin ayrımı ilkesi olduğu söylenir sıklıkla. Eğer bu ayrımı devlet belirler ve Kilise’yi (dini) denetlemeye kalkarsa, laisizme kayılır. Fransa’nın başına gelen budur. Fransız laikliği bu yüzden hâlâ sorunludur. Buna karşılık, her kurumunu ve hukukunu Fransa’dan alan Belçika’nın başına bu gelmemiştir. Çünkü Belçika, laikliği, çoğulculuğu ve devletin yansızlığını zorlayan “devletin ve Kilise’nin karşılıklı bağımsızlığı ilkesi”ne dayandırmış ve bu doğrultuda uygulamıştır."


Simdi hala LAIK ve LAIKCI farkini anlamadnsa git Ingilizce sozlugu ac ve Secular ve SUCULARIST kelimelerinin karsiliklarina bak. Wikipedia'ya bak diyecegim ama anlasilan laikcisin. Bir tane irticaci tercuman lazim olcak. Fransizca sozluk veya nsiklopedilerdenm lisiste ve laisism kelimlerine bakmak ta isi gorur ama ayni problem. Ogrenmemek ayp degil. Kafayi kuma gomup YOK YOK demeyi YOK'tenmi grendin evlat?

Yazan: Sibel Turkover Tarih: May 15, 2007 6:35 PM

@ Taner bey..

İlginize teşekkür ederim, karşılıklı fikir alış verişinde bulunduk.. neler düşündüğümüzü gözlemlemiş, tahlil etmiş olduk. Birikiminizden istifade etmek çabasında olacağım inşâ Allah. Bu ifademiz, düşüncelerinizi hepten kabul gördüğümüz anlamına da gelmesin.. .

Sevgiyle, saygıyla efendim..

Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 15, 2007 10:00 PM

Laiklik İyidir—Sorun 'Laikçi'lerde

#

Gunka kardeşimiz.. yazı 'nın başlığana takılmış, ya hu ne demek istiyor diye düşünüyordum. Jeton yeni düştü.. Laiklik, ve Laikçilik ayrı kavramlar mış meğerse, daha önce böyle düşünemiyor bu açıdan bakamıyordum konuya. Ne güldüm kendime :))

Bir, Laiklik var.. bir de Laiklik üzerinden geçinen Laikçi tayfası var. İkisi farklı kavramlar. Biz müslümanlar da, zaten Laikliğe karşı değiliz. Laiklik üzerinden, dine saldıranlar Laikçi'ler ile meselem(iz).

Bu tayfayı hababam felaket senaryoları üreten paranoyak hastalara benzetiyorum, şapkanın içinden tavşan çıkartan ilizyonistlere de benzetebilirim tabi :)

Kusura bakmasınlar, biz nerede yanlış yapıyoruz acaba diye sorsunlar kendilerine ? Dost olarak bize gerçekleri konuşmak düşüyor, aklınızı başınıza alınız bir zahmet lütfen..

Cumhuriyetimizin selâmeti için, rica ediyorum.

Sizin yüzünüzden, olan birlik ve beraberliğimize oluyor. Kavga, kışkırtma, tahrik, aşağılama, sınıflama, fişleme, zorlama, muhtıra ile olmaz bu işler.. mutlu bir toplum istiyoruz, devleti ile çekişmede olan bir toplum değil.

* * *

@ Sibel Turkover

"Laiklik ve laisizm sözcükleri de bundan paylarını almışlardır. Bunlar, eşanlamlı değildirler. Laiklik, bir durumu, niteliği; laisizm ise belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen ideolojiyi anlatmaktadır."

Gerekli, yerinde, ve faydalı bir katkınız olmuş.. teşekkür ederiz. Siz(ler) sayesinde meseleyi (ucundan başından) anladığımı düşünüyorum. Laiklik iyidir, sorun Laikçi'lerde :)

Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 15, 2007 10:57 PM

Basini ortunce "is yapmasina engel olur" diyen tunel-vizyonlulara...
yada
"kadindir yapamaz" diyen inkarcilara


Linkteki resim (RCMP) Kanada Federal Polislerinden ikisini gosteriyor.

http://photos1.blogger.com/blogger/7204/768/1600/RCMPSikh.jpg

20 kusur senedir sakalindan veya basindakinden dolayi hic bir sorun olmadi.
Sih'ler Kanadaya "Sihizm" kanunlarida dayatmadilar.

Kafaya kodummu bahane cok elbetteki.

Yazan: Haydar Tarih: May 15, 2007 11:07 PM

Adam namazını ilkokuldan beri kılıyorsa başbakan olunca da kılar, cumhurbaşkanı olunca da kılar. Kılamazsın, laiklik vaar ! dersen halt edersin... Laiklik, rahmetli İnönü'nün cuma namazlarını evde kılmasını (!) ve "inşallah, maşallah" gibi kelimelerin dahi tabu haline getirildiği abuk subuk bir şey değildir.

hayatımın en az 20 yılı süleyman demirel'in iktadarında geçti, namazını kılardı. Tansu Çiller
diye bir hanım başbakan oldu camiye başörtüsü ile gitti.

ne oluyoruz ? birden bire dindar cumhurbaşkanı arar olduk ? daha ne lazım ? dindar olamk için. adı bülent soyadı arıç mı olması lazım ?

ya ben ne diyorum ?
size ne ? bana ne ?

dindarlığı siyasi bir meziyet, cumhurbaşkanı seçimi için bir nitelik olarak sunulmasına karşıyım ?

tansu hanım mı daha samimi ? bülent arınç mı ?
bana ne ? yoksa necdet sezer mi daha dindar ?
hala bana ne ? diyorum.,

siyasi camiye gitmek istiyorsa, camiye herkes gider ve eşittir. beyaz önlüğünü giyersin gider kılarsın. tantana yapmasalar kimsenin dikktini çekmez. Magazin basınına döndü bu iş . sonra köşküne gelirsin ve beyaz önlğü çıkarırsın.(kazım baba kızma, yazacam sana da)

Bunun yanında nasıl bir Avrupalı büyükelçinin iftar yemeği vermesi, Papanın Kıblede rükuda durması bir "jest" ise, siyasilerin, ateist de olsa, agnostik de olsa, bu toplumun değerlerine saygı göstermesi önemlidir.

Bu dediğiniz din ve vicdan hürriyetine aykırı birşey. Ben putpresetlere saygı göstermek zorunda değilim, beni zorlayamazsınız. Beni de aykırı gören başkası varsa ben de onu zorlayamam.
kendime zola saygı beklemem yani.
sadece zararı dokunmasın yeter.

ne zaman din ve vicdan hürriyetini anlayacağız bakalım ?

bundan sonra yazdığınız herşeyi sayın bülent arıça postalayın ?

nasıl dindarlık bir siyasi nitelik oluyormuş ?


2. Mahmud'u "gavur padişah" diye niteleyen bu toplumdur. Çünkü "dayatmıştır", çünkü toplum değerlerine "saygısızdır",

valla toplum değerlerine en saygısız kişi ibrahim peygamberdi bence., insanlar bir şeylere inanıyorlar işte. sen kalk kırmaya :) bir de dalga geç :)

tayip erdoğanda bir gün bi yerden geçiyor. halk ağaca çaput bağlamış., bu ne diyor ? korumlarına sökün diyor ? allm ya, sen imamm eğitimi almış olabilirsin ama halk buna inanıyor., teselli buluyor rahatlıyor.

herkes kendine saygu bekliyor.

Cumhurbaşkanlığı dedikçe "hani bir adam vardı, asık suratlı, eşsiz davetiye gönderen.." diye anılacağına emin olabilirsiniz.

bu çok nezaketsiz bir davranıştı.Sezrin bu davranışını beğenmemiştim. Daha zekice bir yol bulabilirdi.


Köşke sayaç takmak, hizmetçilerin masraflarını kısmak gibi, klasik devlet memuru icraatları ile

bu iyi bişi ama. iyi ye iyi derim.

bizler soğuk Fransızlar gibi yarısı ateist olan bir toplum değiliz. Bizler Osmanlıyız. Multi-kültürel, farklı etnik yapıların birarada yaşadığı, muhafazakar Amerikan ve İngiliz tipi laiklik anlayışını ikame etmeye mecburuz.

ingilizlerin 8. henry bütün manastırları bombalatıp, ama büütn hepsini, bütün ülkede, sonra buraya yeni din kurdum, demiş. Bundan böyle ingilizlerin dini bu demiş.

bi daha din ve devlet çatışmamış.
fransızlar bunu yapamamış çatışmış durmuş.
en çok ta katolik nikahı yüüznden çektiler.
çatışmayacak ta ne olacak. adam hayatı boyunca evli mi kalsın ? prenses coroline bile neler çekti

Yazan: knz Tarih: May 15, 2007 11:58 PM

Gündem çok ısındı ve gerginleşti. Tabii foruma da yansımış. Sayın Akyol bile ipin ucunu oldukça kaçırmış. Güney Afrika benzetmesi çok talihsiz olmuş. “Laikçi paranoyası” filan anlatımıyla ipin ucu iyiden kaçmış. Yerli yerinde yanıtlar da gelmiş gerçi ama, ben yine soğukkanlılığa davet edecek ve bazı belirlemeler yapacağım. Gündemin baş sorusu: “Hani nerde kaldı demokrasi?” ya da “Bu nasıl demokrasi?”

Başta alakasız gibi gelecek ama; alakayı sonra kuracağım:

Dindeki iman kavramını ele alacağım. İmanın Allah’a iman bir aşaması da, peygamberlere iman ikinci aşaması diye bir şey yoktur. Bunlar İslami dille söylersem külli kavramlardır, cüzünü inkar eden küllünü inkar etmiş olur. Anlamayanlar için: Küçük bir parçasını inkar eden Allah dahil tümünü inkar edenle aynı kategoridedir. İsterse küçük bir parçası olsun. Örneğin cinlere inanmanın meleklere iman gibi bir asıl rükün olmadığını düşünebilirsiniz, yanılırsınız. Cinlerin varlığı Kur’an’da geçtiği için başka bir temel iman rüknü olan Kitaplara imanı ihlal ediyorsunuz. Bir tek ayeti inkar ile Kur’an’ın tümünü inkar aynı değerlendirilir.

Bunu niye anlattım? Çünkü bu şartlanmayla oluşmuş zihinler demokrasiden de aynı özellikleri bekliyor. Koskoca üniversite bitirmiş fakat zihnini bu anlayıştan kurtaramamış insanların demokrasinin aşamaları, dereceleri olmadığını, ya var ya yok olduğunu iddia ettiklerini görüyorum. Çünkü demokrasi onlar için dine karşı öne sürülmüş bir tağut, bir put. Aynen “taptıklarınız bir sineği yaratsın da görelim” mantığını siyasete uyguluyorlar. Demokrasi şeriat kadar mükemmel olsun da görelim! Mantık bu.

Halbuki Allah’ın elbisesi gökten iner, şak diye toplumun üzerine oturur ve her şey güllük gülistanlık olur diye bir şey yok! Hep söylerim: Bilim gün gelecek evrende açıklanmadık hiçbir olgu bırakmayacak diye bilime üstesinden gelemeyeceği bir misyon yüklemek de demokrasiye sihirli değnek gibi toplumu bir anda uygarlaştıracak diye bir misyon yüklemek gibi haksızlıktır. Ne dinin, ne bilimin, ne felsefenin elinde böyle araçlar yoktur. Hatta din, evreni açıklamanın en zayıf aracıdır. Hemen hemen hiçbir açıklama içermez. Bu görüş sahipleri, insanın kullanma kılavuzu olan kutsal kitap benzetmesine de sık başvurur. Böyle bir şey kesinlikle yoktur. İnsanın yanında kullanma kılavuzu kesinlikle verilmemiştir. Kılavuzu biz yazmaya uğraşıyoruz, daha da yazacak çok cilt var.

Bakın millet, doğa boşluktan nefret eder. Toplumun refleksleri uyuşmuş, neyi istediğini bilmeden bir şeyler istiyorsa, birileri o bilinç kaybını doldurur. Bu ordu da olur, anayasa mahkemesi de. Gerçi toplumun bu bilinç uyuşukluğu kendi suçu değil. 1980 sonrası başlayan çalma götürme furyası ve bunun ayıp sayılmaktan çıkarılması, tersine uyanıklık sayılması süreci bunu başlattı. O döneme damgasını vuran zatı ben o yüzden ağzıyla yedi kuş birden tuttu deseler rahmetle anmam. Hatta belki bu devleti ele geçirme sürecinin böyle başlayacağı bilinciyle kasıtlı böyle yaptığını bile düşünürüm. Hortumcuların öncü birlik olarak hedefi çökertip asıl kuvvetlerin ele geçirmesine hazırladığı planını uygulamış bile olabilirler. Gele gele en son darbeyi de milliyetçi-solcu ittifak bankaları paylaşıp birer birer içlerini boşaltınca vurdu, deniz bitti. Milletin yapacağı başka şey kalmadı, ne yapsın? Tayip Erdoğan da İstanbul belediye başkanlığında güven kazandı şimdi, inkar edilmez. Başbakanlığı için de millet umutlandı. Bu umudu çok boşa çıkardığı da iddia edilemez. Genel çizgilerde hiç başarılı değil demek el insaf artık, aklı selime yakışmaz...

Fakat bu ülkede siyaset gelip dolaşıp aynı batağa niye saplanıyor ben anlamıyorum. “Bakın bizim kadrolarımız inançlı, ondan yemiyorlar. Haramı helalı biliriz. Siz hele bir şeriatı getirin, asıl o zaman görün. Bakın nasıl şahlanıyoruz!” İş gelip buna düğümleniyor. Yahu etmeyin! Yahu yapmayın!

Zihin şartlanmış, bunun başka açıklaması yok. Be canım kardeşim, dine kimse karşı değil. Fakat dine dayalı iktidar olmaz, bunu dayatırsan demokrasi de tatile girer, her süreç de durur! Bunu yapmayın bu ülkeye be canım kardeşim, etmeyin, kıymayın ya! Kendi inandığına başkalarının da inanmasını sağlamak dinin temelinde, özünde yatar, bu iki kere iki eşittir dört kesinliğindedir. Yediyüzkırkyedi kez yemin billahla, şart olsunla yemin etseniz “Valla billa mini eteğe, rakıya ilişmeyeceğiz” deseniz kimse inanmaz! “Dinde zorlama yoktur” hükmünü kimse yutmaz. Herkes bal gibi biliyor ki bu, İslam içre kalma ya da kalmama hürriyetidir. İslam sana kendi yorumuna göre bir İslam’a inanma özgürlüğü tanımaz. Resmi, yönetim doğrultusunda bir İslam içre ya varsındır, ya gayri Müslim olmayı seçer, cizye ödersin. Bu da sadece başlangıçtadır. Anan baban İslam’sa artık başka din seçme hürriyetin yoktur. Seçersen mürtetsin. Mürtedin katli vacip ya da değil, tartışılır. Ama mürted’sin. Katli ne gelir, cehennemin gayyasına uçacak, inanılan bu olunca mürtet denmek katilden beter!

Nasıl böyle inanılmasın ki, dinde ayrımlar son derece kesindir. Bir insan ya mümindir, ya kafir. Ya cennetliktir ya cehennemlik. Bu empozelerle yetiştirilen hangi çocuk aklı biraz kesmeye başlayınca “elektriği bulan Edison’un bile mi cehennemde ebedi yanacağı”nı düşününce kabullenemeyip kafası karışmamıştır? Millet beri gelmezse cehennemde cayır cayır yanacak kardeşim, bu zihniyet sana rahat verir mi? Anaa, saçının teli çıkmış, vah bacııım, elli sene yanacaksın. İran’daki gibi polisler köşelere dikilir elbette. Bu zihniyetin etkisi öyle birkaç nesil değil, çok uzun sürer. Koskoca anlı şanlı, gerçekten şiir sanatını takdir ettiğim Necip Fazıl’a “görevi olmasa sol elimi keserdim” demek yakışıyor mu? Bu abuk, saçma ve zırva söz ona hiç yakışmıyor, ama söylemiştir. Böyle bir söz üstadının bu kadar zırva bir laf etmesi dehşet vericidir. Açık söyleyeyim, Necip Fazıl’ın söz sanatını Nazım Hikmet’in şairliğine bin kez tercih ederim. Ama zihniyet! Sorun burada yatıyor. Binyıllar süren empozenin izleri. Bunlar çok zor siliniyor. Bu ne zırvadır, bu ne fecaattir kardeşim, sabah yüzünü yıkarken iki elinle suyu suratına çarpmıyor musun? Fıkıh kitaplarını bir tarayın, ne inciler, ne dehşet veren zırvalar. Sağ elinle burnuna su verip, sol elinle sümkürecekmişsin! Sağ elin şerefi varmış! Yok devenin hamudu! Bu zırvalarla bir saniye uğraşmaya sabredemeyecek insanlar çoktur. Din iktidarı dedin mi bu insanların tüyleri diken diken olur mu olur!

Din kavramının doğası böyle, böyle olmadan din, din olmaz. Bu işi kaşımayınız, lütfen. Adam gibi olun, dürüst olun, başımız üstünde yeriniz var. Ama her artınızı din hanesine yazıp “dini devletin başına geçirin, bakın ne iyi oluyor” dediniz mi demokrasinin aksaması ne kelime kardeşim, savaş çıkar savaş! Yoksa bu mu isteniyor? Eski ahmak devrimcilerin zihniyeti mi sirayet etti de kan gölü üzerinden güneş doğacak diye mi umuluyor? Ben bundan ciddi olarak endişe ediyorum. Bu ülkede ancak bu yolla iç savaş çıkarabiliriz diye plan yapılmış olmasından endişe ediyorum. Yok siz bizim demokrasiyi Allah’ı bırakıp edindiğimiz put mu sanmıştınız da ölümüne vazgeçmeyeceğiz? Uçak düşecek olursa elbette kokpiti fırlatıp paraşütle ineceğiz, uçak düşmesin istiyoruz yoksa! Temel’e uçakta uyurken türbülans olunca “uçak düşüyor, uyan” demişler de “duşerse duşsun, babamun mali midur?” demiş. Aslında akıllı olduğundan, paraşütü olsa fırlardı yerinden inanın bana. Zaten (gerçek) laz fıkraları böyledir, vatandaşı saf gibi gösterir ama vatandaş gerçekte son derece uyanıktır.

Gerçekten demokrasiyi tapılan bir put, Allah’ın yerine geçirilmiş bir tağut sanıyorlar. Çünkü günde elli kere şunu savunuyorlar: Akıl ürünü ve semavi ayrımını milletin zihnine yerleştirmek için çabalıyorlar. Demokrasi insan aklının ürünü, şeriat ilahi, semavi! Aynı zihniyet: Ya aksın ya kara, ya cehennemliksin, ya cennetlik. Ya Allah’a taparsın ya tağuta!
Zihniyet bu olursa ya camiden yana olacaksın, ya kışladan ikilemi içinde bocalarız işte böyle… Devletin tepesine dikmeye kalkma da camiye mi gidiyorsun, kiliseye mi, bana ne? İstersen havraya git kardeşim, beni ilgilendirmez.

Yok bakın, bırakılır dinciler kadroları ele geçirsin. Bu tahammülsüzlük değil, asla. Fakat sonunda kan çıkar, savaş çıkar. Mesele bu. Hani Avrupa’da bir olay olur, polis gelir, ifadeleri alır, tarafları serbest bırakıp konuyu adliyeye intikal ettirir. Ama bizde, değil adli suç, kaza olsa bile adamları tutuklayacaksın illa! Yoksa olay durduğu yerde durmaz, dallanır budaklanır. Güvenliği için mağduru bile tutuklaman gerekebilir. Küçük ölçekte demokrasimizin var, ama olgunlaşmış olmadığını bu ölçekten kıyaslayabiliriz. Siz ölçeği büyütün, polisi ordu, tarafları toplum kesimleri olarak düşünün. Yoksa ordu iktidara gelip de gitmemeyi hiç düşünmedi.

Hemen parlayıp “hani demokrasiydi?” diye zıplamak tüm bu nedenlerden dolayı ya akılcı değil, ya niyet gerçekte demokrasiye karşı olup ondan yana gibi görünmek olarak açıklanabilir…

Belki de çözemeyeceğiz, aşamayacağız bu ikilemi ama, çözmemiz, aşmamız gerekiyor. Toplumun geleceği buna bağlı.

Yazan: demirkan efegil Tarih: May 16, 2007 9:18 AM

Asil problem laiklikte falan degil ,problem birbirimize nekadar tahammül edebiliyoruzda! Temel olan karsimizdakine "ötekine" ne denli saygi duyuyoruz sorusu altinda yatiyor? kisacasi birilerine göre kutsal olan ramazan ayinda "ötekinin" elinde simitiyle gecmesine dayanabiliyormuyuz? yada "ötekiysek" ya disarda(ortalikta) yemiyeyim insanlara ayip olmasin diyebiliyormuyuz?hosgörü ortami yaratmak icin..
insanlar inanip inanmamakta serbesttir,türbanla istedigi yere girebilmelidir o onun kisisel inancidir ,devlet dairesine giricek diye cikarmasi manasizdir,türban ister sembol olsun ister olmasin o kisiyi ilgilendirir. Bu problem ne yazikki kangren haline geldi zamaninda uygun cözüm bulunamamasi sebebi ile. Eger o türbanlinin devlet dairesine o sekilde gelmemesinden laiklik anlasiliyorsa cok yazik ,fakat o türbanlinin digerlerinin acik gezmesine yada mayo ile güneslenmesine itirazi var ise laiklik burada devreye girer ,dur bakalim kardesim sen nasil örtünme hakkina sahipsen "ötekide" mayo ile gezme hakkina sahiptir demelidir devlet,yada uluorta icki icmesi kisiyi ilgilendirir (taskinlik yapmadigi sürece)eger birini elinde icki sisesi ile görüp mutsuz oluyorsak yada kara carsafla gördügümüzde ,laikligimizi ve demokratligimizi sorgulamamiz gereklidir,bütün mesele bunun altinda yatmaktdir yani tahammül ve hosgörü..Yada bir devlet bilmem nerede icki icilmiycek deme hakkina sahip degildir, olamamalidir !! bir devlet eger icki icip vatandasi rahatsiz edenler oluyorsa bunun önlemini almalidir devlet vatandasina güvenmelidir, ya bu icince kesin sapitir diye yasak koymak yada sapiticaksa surada(üsküdarda sapitsin) demek vatandasi öteki ve beriki diye ayirmak demektir,ötekinin kara carsafliya bakip ya ne geri kafalilar demesine yada berikinin sunlara bak ayyas,dinsiz diye dislamasina neden olurki, buda bugün oldugu gibi memleketimizde kutuplasmaya sebep olur..Zaten demokrasiyi gerekli sekilde benimseyememis olmamizla birlikte birbirimizden nefret etme konumuna sürüklenmektedir olay..nasilki devlet su sehrin sadece bilmem neresinde ibadet yapilicak diyemesse bilmem nerede sadece icki icilcek diyemez,derse onun demokrasiye ve bireysel haklara verdigi önem ortaya cikar !! Bazilarimiz ickiyle -ibadetin ne alakasi var? düsünebilir fakat ikiside bireysel tercihtir kisitlama getirelemez,yada sadece surada olacak denilemez..eger uygulamada "ötekinin" hakina tecavüz asamasina gidiliyorsa devlet ozaman dur bakalim vatandas deme hakkina sahiptir..kisacasi kisiler bazinda asil problem laiklik yada diger söylemlerde degildir "ötekine" ne denli saygi duyuyoruz hususundadir,yoksa ancak kendimizi kandirmis oluruz,orda burda kendimizi ve ideolojimizi hakli cikarmak icin konusur-yazip dururuz.."ötekine" saygi duymayi beceremiyorsak kisir cekismelerle hayatimizi sürdürüp gideriz..bu laiklik tartismasinin özü "ötekine" saygidir..Yoksa devlet her kosulda vatandaslarina karsi tarafsiz olmakla yükümlüdür..

Yazan: muzzi Tarih: May 16, 2007 11:01 AM

Yorumlara şöyle bir göz attım, sayın knz güzel şeyler yazmış. blue kardeşim de pek bir hırçın gözüktü gözüme.

Yazan: bliyaal Tarih: May 16, 2007 12:29 PM

bliyaal,

Bu günlerde hırçınım biraz, geçer...

Yazan: blue Tarih: May 16, 2007 1:29 PM

Demirkan bey,

Bırakın Allah aşkına demokrasi düşmanlığıymış, şeriat istiyorlarmış. Kim şeriat istiyor? Kimdir? Hangi veriye dayanarak insanların demokrasiyi "tağut" olarak gördüğünü söylüyorsunuz. Oturtmuşsunuz karşınıza tipik cumhuriyet gazetesi karikatürü yobaz tiplemeyi, abdülcanbazı onun üzerinden portre çıkarıyorsunuz, analiz yapıyorsunuz.
Bizim kadrolarımız inançlı ondan yemiyorlar... olarak bahsettiğiniz kelimelerin uygulama olarak tasdiklendiğinde hemfikir miyiz? Ondan sonra hele bir şeriatı getirin zart zurt kısmını söyleyen kimdir, ne zaman, nerede söylemiştir?
Hayal üzerine ben de çok güzel senaryolar üretebilirim. Mesela:
Bu mitingi organize edenler diyor ki, işte toplumu dinden koparma projesinin başarısı, bundan sonra İslam dinini zir ü zeber edeceğiz, başörtülüleri Arabistan'a, namaz kılanları İran'a göndereceğiz. Nedir bu yani? Yorum mu? Böyle karşılıklı, gizli ajanda varsayımlarıyla komplo teorileriyle neye ulaşacağız?
Bakın mitingler bir kesimin hayat şekillerine müdahale edilme "korkusunu" iyi yansıtıyor. Peki bu korkuyu bırakın, bunu yaşayanlar ne yapsın? Bu ülkede insanların hayat şekillerine müdahale ediliyor. Bu bir korku, paronaya, endişe değil, fiiliyat, gerçek, realite... Neden kimse çıkıp buna karşı durmuyor? AKP şeriatle ilgili ne yapmış? Zina tasarısı mıdır, gizli ajandaya delil; kırmızı bölgeler midir, ulemaya sorsunlar mıdır? Bunların ne anlama geldiğini ve ne amaçla kullanıldığını siz de biliyorsunuz. İstanbul'da belediye köşkleri turingden alınırken de aynı yaygaralar kopartılmıştı. Şimdi Hidiv Kasrı'na halk da girebiliyor. Çamlıca'da ite, kopuğa bulaşmadan çay, kahve içebiliyor. Muhafazakarlıkla şeriatçılığı karıştırıyorsunuz. Bu millet muhafazakar bir yapıda, CHP'lisi de öyle, MHP'lisi de, AKP'lisi de. Zina tasarısına CHP de önce destek vermişti, sonra Baykal birden bunun iyi bir fırsat olduğunu düşündü ve desteği geri çekti. Bunlar siyasetin bel altı oyuncakları. Ulema konusundaki çıkış da tipik muhafazakar bir çıkış. Ne kadar tasvip etmesem de, AİHM'nin bir müslüman alimin görüşünü almaması bence de yanlış. Bunu çekip, sündürüp şeriatçı bir söylem şekline getirmek yanlış. Ama propoganda bu şekilde çalışıyor...
Dinlerin çok keskin olduğundan dem vurmuşsunuz. Ya Cehennemliksin, ya Cennetlik keskinliğinde. Peki sizce %50 günah işleme kredisi fazlaca geniş değil mi? Üstelik susuz bir köpeğe su verdiği için affedilen fahişe gibi günahlarını affettirme bonus imkanları olan bir imtihan. Ve siz buna keskinlik diyorsunuz? Bunun yanında Allah; günahlar ve sevaplara farklı ağırlıklar veriyor. Ve gülümsemek sadakadır, yerden taşı kaldırmak sadakadır, namazını kılanın her yaptığı sevaptır, Kadir gecesinde, Berat gecesinde bütün günahların bağışlanması, ve bilumum vesilelerle kilometrenin sıfırlanması gibi kampanyalar sunuyor, ve siz buna keskin diyorsunuz?
Ama ben allah'a ve gaybe inanmıyorum; herşey tesadüf ürünüdür, rastgele, anlamsız bir kainattır vs. ama olur da kazara cennet diye bir şey varsa oraya da girmek isterim yani, filan diyorsanız, pek adil olmaz değil mi?.
Ve evet bahsettiğiniz gibi vahiyde işinize gelen kısma inanmak gibi bir lüksünüz yok. Ama belli ki mürekkep yalamışsınız, vahyin değişmeyeceğini ama dinin hükümlerinin zamanla değişeceğini bilmeniz gerekir. Müslümanlar, bu yüzden Aristo ve eski Yunan medeniyetini bu kadar kolay bünyelerine almışlar. Eğer sizin bahsettiğiniz gibi selefi bir anlayış hakim olsaydı bugün hepimiz develerle dolaşıyor ve güvercinlerle haberleşiyor olurduk. Demokrasi de, İslam'a aykırı bir şey değildir. Senin dinin sana, benim dinim bana... Dinde zorlama yoktur... Arabın aceme üstünlüğü yoktur... Hepiniz bir tarağın dişleri gibi eşitsiniz... vs. vs. Neden müslümanlar kabul etmesin? Çok saçma.
Aşmamız gereken ikilemi aşmak sizin elinizde... Bunlara insan muamelesi yaparsak, bize hükmederler, en iyisi tepelerine binelim, ezelim; demokrasi için demokrasiyi rafa kaldıralım, filan derseniz bu ikilem çözülmez. Bu ülkedeki dindar insanlara Talibancı muamelesi yaparsanız bu iş çözülmez. Önce Yunan'ı denize döktük, şimdi bu gericileri dökeceğiz derseniz bu ikilem çözülmez. Türk bayrağını ayrımcılık unsuru olarak kullanırsanız bu ikilem çözülmez. Askerle, darbeyle bu iş çözülmez. Bir siyasi partiye karşı çıkmayı, toplumun büyük bir kesiminin tercihlerine karşı çıkmakla karıştırdığımız sürece bu ikilem çözülmez. Tabularımızı elletmeyiz, üzerinde tartışmayız, farklı yorumları kabul etmeyiz derseniz bu ikilem çözülmez.

Yazan: blue Tarih: May 16, 2007 3:58 PM

demirkan efegil in yorumunu hem begendim hem elestirmem gerekiyor.
Begendigim tarafi: cogunlukla harika analizler yapmis.
Elestirdigim tarafi: cok konuya girerek dagitmis.

Sayin Efegil, ezber degil "FiKiR" ureten, iyi analiz yapan bir kimse oldugunuzu hissediyorum.
Hani "halktan irtibatini koparmis" denilen kimseler vardir ya... o noktada burada yorum yapan pek cok kisiden cok daha iyi -nabzi- tutmussunuz ve bunuda iyi analiz etmissiniz.

Kimi yerlerinde yorumunuza kesinlikle katilmasamda DEVAM! diyorum.

Yazan: Haydar Tarih: May 16, 2007 4:11 PM

demirkan efegil kardeşim demiş ki;

""""Dinde ayrımlar son derece kesindir. Bir insan ya mümindir, ya kafir. Ya cennetliktir ya cehennemlik. Bu empozelerle yetiştirilen hangi çocuk aklı biraz kesmeye başlayınca “elektriği bulan Edison’un bile mi cehennemde ebedi yanacağı”nı düşününce kabullenemeyip kafası karışmamıştır? Millet beri gelmezse cehennemde cayır cayır yanacak kardeşim, bu zihniyet sana rahat verir mi? Anaa, saçının teli çıkmış, vah bacııım, elli sene yanacaksın. İran’daki gibi polisler köşelere dikilir elbette. Bu zihniyetin etkisi öyle birkaç nesil değil, çok uzun sürer.""""

güzel noktaya değinmişsin. dinde kurallar kesindir. bugün ülkemi dini hükümlere göre yönetsen bu ülkede yaşayan farklı inançtaki kişileri kesin bir dille yargılaman gerekir buda toplumda uçurumlara neden olabilir.

Bu arada Kâzım Mızrak kardeşim yapmış olduğunuz yorum çok hoşuma gitti. Anlaşabildiğimiz noktalarda varsa ne mutlu bana ki sizin gibi saygıdeğer bir şahıs tarafından düşüncelerimin bir kısmı kabul görmüş.

Yazan: Taner Tarih: May 16, 2007 4:58 PM

ingiliz geleneğinin dind çatısmamasının nedeni dine yaptığı reform bile değil, oluşturulan yeni dinin bir devlet dini olmasını görmüyorsunuz ?

fransızlar bunu yapamadığı için didişip duruyordu.

işinize gelmeyen knz yazısını görmezden gelirsiniz.

biz fransa ve ingiltereden başka birşeyiz.

ingilizler gibi devlet dinine sahip olmaktansa fransızlar gibi o dinle didişmeyi tercih ederdim.
ama fransızlar da bunu yaparken dinle iyice soğudular. dinle didişmekte çok iyi değil.

Ben kaynağı beslemekdiyorum.
ben dinle ddişmiyorum mesela kaynağı beslemeye çalışıyorum.

fakat kaynak hakkında herkes farklı düşünüyor. sorun bu. aramızda hakemlik( edecek kimse yok.

blue diyorki topluluğun dediği olur.
hayır yanlış.
çünkü dinler hep toplulukların bir inanc saptırması üzerine geldi. ama topluluklar hep dinleri yeniden saptırdı. arkadan gelen müslümanlar da bu kaderden kaçamadılar.

o halde kaynağı beslemek için insan aklının rekabetinden başka birşey yok elimizde.

o rekabekte tutarlı ve çelişkisiz olamktan başka bir yolumuz yok. Kutsal ve ittifakla kabul edilmiş mezheplerin veya akımların hep son kullanma tarihi var. Arkanıza kendinizden başka kimseyi alamazsınız. Allah , Peygamber benden yana diyemezsiniz. Yalnız olmak zorundasınız.

ben diyorum ya, kamuda uzlaşmak bir zorunluluk.
en iyi çözüm değil ama, günümüzde mahkemeleri
incelediğimde başka daha iyi yol bulmadığımız
için kamuda uzlaşmak bir zorunluluk diyorum.

başörtüsünü müslünalığın simgesi haline sokan, farz haline getiren,inaçnın bir zorunluluğu haline sokanlar müslümanlar oldu malesef. Türkiyedeki devlet dini de buna seyirci kaldı.
o zaman da uzlaşma alanına girdi. kamuda herkes biraz fedakarlık edip, ortak bir alanda , sen yapma ben de yapmayacağım şeklinde oluşan bir uzlşama alanına girdi. Buna ben sebep olmadım ki,...

Yazan: knz Tarih: May 17, 2007 6:50 AM

knz,

Bir yazıda bu kadar çok çelişkiyi birarada yazmak ancak kafası karışık birinin eseri olabilir. Bir göz atın bakalım:

ingiliz geleneğinin dinle çatısmamasının nedeni dine yaptığı reform bile değil, oluşturulan yeni dinin bir devlet dini olmasını görmüyorsunuz ?
Türkiyedeki devlet dini de buna seyirci kaldı.
ingilizler gibi devlet dinine sahip olmaktansa fransızlar gibi o dinle didişmeyi tercih ederdim.
dinle didişmekte çok iyi değil.
ben dinle ddişmiyorum mesela kaynağı beslemeye çalışıyorum.

Allahım kimlerle tartışıyoruz yaw, akıl fikir ver !

Yazan: blue Tarih: May 17, 2007 11:07 AM

Konu hakkında yazılan tüm yorumları okumadım, ama genel tepkiyi anlayabiliyorum. Özellikle laiklik tanımı konusunda devletin ideolojik bireylerinin bir anda felaket senaryoları uydurması, ve bu ihtiyacı, sağduyularıyla değil, çığlıklarıyla bastırmaları, kimin davasını savunmada aciz olduğu konusunda pek fazla söze gerek bırakmıyor. Cemil Meriç'in çok sevdiğim bir tespiti vardır;

"düşünce ile çığlık bağdaşmaz. şuurun sesi çığlık değildir. yabani bağırır. medeni insan konuşur"

Bir de şu konu var, "sızma" "devlette kadrolaşma" vb.. Şimdi şu anki iktidarı, bir kesim dinci gördüğü için, yapılan atamaların niteliğine değil, ama sayısına bakarak ortaya bir "kadrolaşma" sosu çıkarıyorlar. Böyle düşünenlerin, örneğin bir X kurumunun başına gelecekte atanacak bir memura da direk "içeri sızan şeriatçı" gözüyle bakacaklarını söylemek, bir nostradamus kehaneti olmayacaktır.

Olmayan tehlikeyi varmış gibi göstermek konusunda yapılanla, laiklik konusunda yapılan aynıdır. Mümtaz'er Türköne'nin son yazısından alıntı yapıyorum;

"Cumhuriyet mitinglerinde meydanlarda toplanan kalabalıklar, sol ve sosyal demokrat kimliklere yakın olduklarını ifade ediyorlar. Merkez Sol, Merkez Sağ ile rekabet edemediği ve bir iktidar alternatifi haline gelemediği için kronik olarak hep yandan destek arayışında oldu. Bu yandan destek basit siyasî konuları bile rejim tartışmalarına dönüştürmek, böylelikle rejime sahip çıkmak ve siyaset üzerindeki askerî vesayete çanak tutmak şeklinde tecelli etti."

Yani "elinden geleni ardına koyma" felsefesi var işin ucunda. Onlar da en az benim kadar Türkiye'nin bir şeriat ülkesi olamayacağını, hatta yukarıdan böyle bir gayret gelse bile, Türk toplum yapısının böyle bir hayale izin vermeyeceğini biliyorlar, ama böyle göstermek onların işlerine geliyor. Hepsi kişisel iktidarları için baştakini devirme odaklı şeyler. Bence Unakıtan'ın mısır olayı, hükümeti daha çok sıkıntıya sokardı. Ama küçücük şey onları tatmin etmiyor (belki de kendileri de yaptıkları içindir :p ), ille de rejim tehlikesi olarak sunacaklar olayı. Halkı böyle güdüleyecekler.

Bir de miting halkını gösterip "halk da sizinle değil" diyorlar, ardından sıra cumhurbaşkanlığı seçimine geldiğinde aynı halka güvenmiyorlar...

İşte tüm bunlar, öne sürdükleri tüm düşünceler konusunda kendilerinin de "kendilerini" inandırıcı, ikna edici bulamadıkları içindir.

Laiklik konusunda da durum aynı. O yüzden bir "tanımlama" söz konusu olduğunda ayyuka çıkıyorlar.

Yazan: tahsin Tarih: May 17, 2007 6:14 PM

Tahsin Bey'in bagimsiz muhakeme urunu, analitik yorumunu taktir ettigimi ifade edeyim. Bu da gene benzeri bir analizin bir kismi. Burada kurnaz laikci kavram kargasasi yaratarak birilerinin kafasini karistirmayi basarmis ve benim cevabim sansure takilmis gozukuyor.
Herhalde Princeton'da kursu baskani Haniglu'nun lisani biraz daha steril ve de aydinlaticidir.

[Yorum - M. Şükrü Hanioğlu] Kavramlar yorumlanmamalı, tartışılmamalı mı? (I)
Toplumumuzda yaygın kabul gören tezlerden birisi de bilhassa rejimimizin temel niteliklerini tanımlarken kullandığımız kavramların her türlü tartışmanın üzerinde tutulmasının gerekliliğidir.


Bu tezin savunucuları, böylesi bir tartışmanın bizatihi rejimin münakaşa edilmesi anlamına geldiğini, hattâ bunun da ötesinde rejimin temel ilkelerine saldırı niteliği taşıdığını ileri sürmektedirler. Bazen tamamen hukuk merkezli, normatif bir yaklaşımla ve Anayasa'ya, Anayasa Mahkemesi kararlarına atıfta bulunularak ortaya konulan bu yaklaşımla temelde yorumu değişemeyecek olmaktan da öte yorumlanamayacak oldukları iddia olunan kavramlar etrafında fetişizm yaratılmaktadır. Bu fetişizm ise toplumumuzda ciddî çatışmalara zemin hazırlama eğilimi taşıyan bir kutsallaştırma olma hususiyetini haizdir.
Güncel bir misâl yardımıyla açıklamaya çalışırsak, bu tezin savunucuları Anayasa'mızın ikinci maddesinde yer alan "Türkiye Cumhuriyeti... demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir ['devlet' kelimesi orijinal metinde büyük harfle yazılmıştır]" ifadesinde yer alan kavramların nasıl yorumlanacağının tartışılmasını, bizatihi bu ilkelere saldırı olarak görmektedirler. Bu tavır ise kuşkusuz sözkonusu tezin savunucularının bu ifadedeki "demokratik" kavramını ne denli sınırlı yorumladıklarının ilginç bir göstergesidir.

Devami: http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=541168

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 18, 2007 6:53 AM

blue eğer sorgulamasız düşünce yapısına sahip olursan benim yazı tarzımı yadırgarsın. soru sormak anlamın iyi yoludur.

kıyas yaparak, benzerikleri farklıları düşünerek, başlagıç noktalarını yakalarken birlikte sorgularız.

ingliz örneği: çok övdüğünüz anglosakson demokrasinin temelinde şu var; kralın biri çıkmış ve bütün manastırları bombalatmış, tavanlarını uçurmuş, bir dini çil yavrusu gibi dağıtmış, sonra da bundan sonra bu ülkenin dini bu olacak demiş. işte o din ile sonra siyaset hiç çatışmamış. / buna devlet dini diyorum.,
gerçi yine kilise var ama bu artık yeni bir bambaşka bir din sayılır, e tabi siyaset sonra bu yeni din ile çatışmamış.
knz notu: ee tabi yapay bir şey. Türkiye ile karşılşatırısam yavuz selimin alevi bektaşı geleneğini yıkıp, sunni hanfi bir din inşaa etmesine beniyor. Biz şu anda devlet olarak
hala yavuz selimin dinini yaşıyoruz . yavız selim böyle olacaksınız demiş, biz de öyle olmuşuz.

yavuz selimin henry den farkı şu; henry mühendisilik tarzı bişey yapıyr ve bunu halka karşı yapmıyor. Halka krşı yapmadığı için halk bu yeni dini benimsiyor. Yavuz selim ise yeni devlet dinini halka karşı yaptığı için bir üzerimizden bir impartorluk ve cumhuriyet geçiyor ama hala yerine oturmuş bir devlet dinimiz yok.

yani, inglizler hakla bütünleşmemiş olan bir dini ( manastırlar) kapatığp yerine yine halkla büütnleşmemiş başka din koydular. Halk zamanla benimsedi.

osmanlı da yavuz selim farklı birşey yaptı.
halka bütünleşmiş bi dini( alevi bektaşi) kaldırıp, yerine halkla bütünleşmmeiş ( sunni hanefi) bir din koydu.

fransızlar : bir de baktılar hala evlenip de boşanamıyorlar. dinin yaşamı bu şekilde durdurmasına karşın, yeni bir din de inşaa edemediler. gerçi nopelyon kendi tacını kendi takmıştı ama olmadı ve ortalıkta didişir vaziyette kaldılar.

ben didişmek sevmem. sorunu teşhis etmeye çalışıyorum.

diyorum ki; yavuz selim veya henry gibi yeni bir din inşa etmek iyi değil diyorum. gerçi ingliz mühendisliği ürünü olan din çatışma vermiyor ama yine de insan eliyle kurulmuş bir dinden pek hayır gelemz.

bizim fransızlarla da benzerliğimiz var, biz de yavuz sulatan'nın dini ile didişir vaziyette kaldık., o dinin revize etmeye çabalıyorlar veya uzak tutmaya çalşıyorlar. dindar politika sahipleri de, kadınların şahitliğini falan görmezden gelerek bir nevi didişiyorlar.

Benim yaptığım kaynağa ulaşmaya çalışmak ve teşhisi doğru koyma çabasısıdr.

Yazan: knz Tarih: May 19, 2007 8:56 AM

Sayın Blue bu yorumları da nereden çıkardığımı sayın Haydar anlamış. Ben yorumlarımı fildişi kuleden yazmıyorum insanların içinde biriyim. Sayın Haydar konuyu dağıtmamın nedeni insanlara bir şey dikte etme hevesim olmayıp sohbet havasında yazmamdan kaynaklanıyor. Gelelim ben başka bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum:

ABD ve dolayısıyla İsrail ile ülkemizin ortak çıkarları olduğu söylemimin bu forumda belki aleyhimde en çok kullanılan söylem olduğunu gördüğümden, açmakta fayda buluyorum:

Tarihsel perspektif içerisinde Türkiye’nin geleneksel olarak en çok Rusya ile menfaatleri çatışmıştır. Bunun Ruslarla yıldızımızın barışık olmaması ve birbirimizin sarı-kara kaşlarını beğenmemekle bir ilgisi yok. Tamamen coğrafya gereği. Rusların sıcak deniz çıkışını engelleyen bir tapa gibiyiz. Ayrıca Türk cumhuriyetleri Rus işgali altında bulunduğundan, SSCB ile doğal düşman, dolayısıyla ABD ile doğal müttefik idik. Bu, geçmiş konjonktür.

Günümüze gelirsek, SSCB yok. Ancak Rusya halen dünya sahnesinde önemli bir aktör. Devreden çıkmış sayılmaz. Bu elde var bir. Ayrıca dünya enerji merkezi Orta Doğu’dan Kafkasya ve Orta Asya’ya kayma eğiliminde. Doğu’da yükselen bir Çin gerçeği var. Türkiye ABD’nin Orta Asya’ya köprüsü konumunda. Bu stratejik ortaklık, Türkiye’ye çok fazla şey kazandırabilir. Hazar enerji havzasında Türkiye büyük bir ortaklık payı elde edebilir, özellikle Azerbaycan ile güçlü bir dostluğumuz var çünkü. Kurtuluş savaşımızda, Büyük taarruz öncesi Azerbaycan, M. Kemal Paşa’nın bir resmi ziyaret için Azerbaycan’da olduğunu resmen duyurmuş ve hatta söylentilere göre M. Kemal dublorü kullanılarak bu yanıltma perçinlenmiştir. Türk başkomutanının resmi ziyarette olduğunu sanan Yunanlılar 26 Ağustos sabahı top sesleriyle uyanarak gafil avlanmıştır. Azerbaycan böylece tam bir dostluk göstermiştir. Hatta 2. Dünya savaşında bile Almanya Türk cumhuriyetlerine özgürlük vaadiyle Türkiye’yi yanına çekmeye çalışmıştır. Yani işin böyle bir stratejik yönü var olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ancak Kurtuluş savaşında Ruslara tam bir kazık attığımızı söyleyebilirim. Ruslar bizim padişahlığı ortadan kaldırırken Bolşevik modelini esas alacağımıza inanmışlardı. Böylece yüzyıllar süren Rus – Türk rekabeti ittifakla son bulacaktı. Ancak savaş kazanıldıktan sonra bir gemi dolusu Bolşevik Türk’ün Rusya’dan eğitimden dönüşünde gemi Atatürk’ün emriyle Karadeniz’de batırılınca Ruslar şok oldular. Ben Atatürk kadar ne yapacağı konusunda bu derece kararlı bir lider daha bilmiyorum. Karar verdiği bir konuda en küçük tereddüt geçirmez, kararlılıkla ve katılıkla uygulardı. Bundan sonra da Rusya ile aramızda, kurtuluş savaşımızda kurulan köprüler atılmıştır. Atatürk büyük bir ustalıkla Bolşevizmin Türkiye’ye ihracı hevesinden yararlanarak Rusları apaçık kullanıp sonra kenara fırlatmıştır. İsmet Paşa Kurtuluş savaşımızda yardım eden ve çarlıktan cumhuriyete geçiş konusunda model oluşturan Rusya’ya sırt dönülüp, henüz işgalinden kurtulduğumuz Batı’ya yüz dönülmesine taraftar değildi. Atatürk tarafından istifaya zorlanmasının altında bence bu neden başta gelir. Atatürk yüzünü tamamen Batı’ya dönmüştü. Türkiye bu politikasında hâlen kararlıdır. Doğrusu da buydu ve hâlen budur.

Konuya dönersek: Ayrıca Orta Asya petrollerinde ortaklıktan başka, enerji geçiş yolu haline gelerek de büyük kazançlar sağlayabiliriz. Bitmedi, şimdiye kadar verimli olmadığı için çıkarılmayan, ancak yerleri belirlenip üzerleri betonlanmış olan Türkiye petrolleri, dünya petrollerinin azalmasıyla çıkarılmaya başlanır. Bu durum, Türkiye üzerinde oynanmış bir oyun ve atılmış bir kazık olarak sunulur ama doğru değildir. Milyonlarca yıldır yeraltında bekleyen petrol biraz daha bekleyebilir. Başka yerden çekilince petrolün o tarafa boşaldığı da bilimsel olarak mümkün değildir. Petrol süngersi kayaçlar tarafından emilmiş halde depolanan durağan bir rezervdir ve yeraltı nehirleri biçiminde akmaz. Ülkemizde petrol var ama üzerindeki kaya tabakası kalın, çıkarılması pahalı. Çünkü Anadolu, yeryüzü kabuk levhalarının sıkıştığı bir bölge ve burada upuzun iki büyük fay hattı boyunca levhalar üst üste biniyor. Depremlerin de nedeni bu.

Her neyse, bütün bunlar ABD ve Türkiye’nin ortak çıkarlarıdır. Tabii bu ortak çıkarlar biz yatalım, stratejik müttefikimiz bizi yemlesin şeklinde olmaz. Böyle olursa semer vurulmuş bir ortak elbette oluruz. Ortaklıkta paylaşım oranı, tarafların güçleri ile doğru orantılıdır. Elbette ki ABD bize semer vursun, biz de kullanılalım demedim.

Çin Rusya kadar olmasa da Orta Asya’da bizim için rakip bir güçtür. Açık tercihimiz batıdan yana olmalıdır. İran’ın kuyruğuna yapışıp Çin’e yamanmak Türkiye’ye yakışmaz. Tam tersine İran’ın batıya açılan kapısı olmalıyız. Hem Orta Doğu’nun, hem Orta Asya’nın batı ile köprüsünü kurmaktadır bizim çıkarımız.

İsrail’e gelince… Suriye ve Irak başta, Araplar bize ters baktığı sürece İsrail doğal bir müttefik konumuna gelebiliyordu. İsrail konusundaki ilk yorumuma nazaran bugün konjonktür ibresi o tarafı daha az gösteriyor. İbre bugün Araplarla İsrail’e daha dengeli bir yönelmeden daha fazla yana, bizim için. İsrail’e daha bir soğuk bakmak, Suriye, Irak ve İran’la iyi ilişkiler geliştirmek daha mümkün. Araplarla dostluğumuz artarsa, (artma işaretleri var) İsrail’i de Araplarla barıştırabiliriz belki. Fakat Orta Doğu çok karışık bir coğrafya. İşte Hamas – El Fetih savaşını görüyorsunuz. Bu bölge her zaman çekinceli ve dikkatli oynanması gereken bir alandır.

Bir de gelecek kurgulaması yapacak olursak: Yakın gelecek Çin – ABD (Bu tamamen sembolik, başı çekenler açısından söylüyorum. Yoksa Doğu-Batı aslında) rekabeti ile şekillenecekse şu anki konjonktür değişmezse Batı’dan yana olmamız gerekecek. Zaten AB üyeliği bir konsensüs biçiminde kabul görmüş durumda toplumumuzda. Bir süre daha konjonktür böyle gider sanırım. Tabii geleceği pek de öngöremeyiz. Uzak gelecek açısından Doğu - Batı rekabetinin Kuzey – Güney biçimini alacağını düşünüyorum. (Anadolu her durumda, her türlü bloklaşmada arada kalır.)

Bütün bunlar içte uzlaşmış, rejimini sağlamlaştırmış ve güçlü bir Türkiye ile mümkün. Bu olmazsa hepsi hayal, ortaklık da semer vurulmaya dönüşür mü dönüşür. O yüzden bırakalım şu rejim tartışmalarını, cumhuriyet sonrası çağdaş kazanımlarımızı benimseyelim, demokrasimiz aksasa topallasa da sabırsızlanmayalım, sahip çıkalım. Unutmayalım, demokrasi sadece bir kavramdır, bir varlık değildir. Kavramlar bizimle yaşar ya da ölür. Bizim zihinlerimizden varlık ve güç alır. Demokrasiyi aksatanlar bizler, hepimiziz. Dikkat ediyor musunuz, bir taraf din iyi, dinci kötü, diğer taraf laiklik iyi, laikçi kötü anlatımlarını kullanıyoruz. Ci, çi eklemeleriyle birbirimizi suçluyoruz. Hallolur bu karşılıklı güvensizlikler, zamanla olur yahu, gerilim yapmayın! Sağlam bir güven oluşturun önce…

Son bir nokta: AB ile ABD arasında çok su yüzüne çıkmayan bir rekabet vardır. Tıpkı AB içerisinde İngiltere-Fransa-Almanya üçgeni arasında olduğu gibi. ABD ile işbirliği, AB’ye karşı da kullanabileceğimiz bir kozdur. Eğer iyi kullanırsak bu koz Türkiye’yi bir çok Avrupa ülkesinden daha önemli kılar. Avrupa devletleri ile biz geleneksel olarak rekabet halindeyizdir. ABD’nin ise bizden hiçbir gocunması yoktur. AB’ye “eğer bizi almazsanız!” diye parmak sallamanın yolu Doğu’ya yönelmek değil, ABD ile çıkar işbirliğini geliştirmektir. Sözümü en uç noktada bir senaryo ile bitireceğim: ABD doğal biçimde bizimle ittifak kuramazsa, bana inanın ülkemizi bir din – laik düzen çatışmasına sürükleyip sonra bu çatışmada zayıflamış durumda vaziyete el koyarak da bu ittifakı sağlamayı planlayabilir. Dediğim gibi bu uç bir senaryo ama, akılların bir köşesinde tutulmalı. Dünyada (belli başlı güç olup da) hiç savaşmadığımız bir ABD vardır, bu doğal ittifak teorisinin dolaylı bir kanıtı olabilir. Çin ile Kore’de savaştığımızı hatırlatabilirim. Henüz enerji konusunda Orta Doğu önemini koruyor. Çin de yükselişini sürdürüyor. Bu bahsettiğim yakın gelecek konjonktürünün öneminin belirginleşmesine çeyrek var daha. Bu zaman iyi değerlendirilmeli.

Bu, “ABD ile dost olalım, düşman olursak yanarız” türü bir korkutma değil, uyanık ve güçlü olma uyarısıdır. Güce sırnaşmak ve asalak geçinme gibi çağrışımlar savunduğumu da sakın ola aklınızdan geçirmeyiniz, ben sadece aklın yolunu söylüyor, fakat akıl da vermiyor, kendimce belirlemelerle konjonktürü çözümlemeye çalışıyorum. ABD benim emmimin oğlunun devleti değil, benim köküm özüm bu topraklara karışmıştır. Soyumda cephede savaşarak (görev şehitlerini saymıyorum) bu topraklara düşmüş iki şehit vardır. Ben de her an canımı ülkeme vermeye hazırım. Açıklama gereği duydum, saygılar…

Yazan: demirkan efegil Tarih: May 19, 2007 1:48 PM

Sayın efegil,

savaş kazanıldıktan sonra bir gemi dolusu Bolşevik Türk’ün Rusya’dan eğitimden dönüşünde gemi Atatürk’ün emriyle Karadeniz’de batırılınca Ruslar şok oldular
Ben de şok oldum. Yani Atatürk, Türkleri, bolşevik oldu diye Karadeniz'de öldürdü mü diyorsunuz?? Madem dediği dedik, kestiği kestikmiş, o zaman Ermenileri ikna etmek için hiç uğraşmayalım. İlk defa duydum böyle bir şeyi...
Atatürk yüzünü tamamen Batı’ya dönmüştü. Türkiye bu politikasında hâlen kararlıdır. Doğrusu da buydu ve hâlen budur.
Yani 'ne AB, ne ABD, tam bağımsız Türkiye' diyenlerden değilsiniz? Umarım yeraltı kaynaklarımız konusundaki yazdıklarınızı diğer arkadaşlar da okuyordur. ancazin, beagle, knz hu huu? Vallahi küçük nüanslar dışında sizinle aynı düşünüyorum. İlaç filan mı alıyorsunuz siz? :)

Yazan: blue Tarih: May 21, 2007 10:09 AM

Sayın knz,

Anglo-saxon laikliğin kaynağında ne olduğu önemli mi?. Fransız tipi laikliğin kaynağında da binlerce kelle var, vahşet var, katliam var.
Amaç insanların huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşaması ise; farklılıklara hoşgörü gösterilmesi ve insanların birbirine saygı duyması ise; bunu gerçekleştiren örnekler gözümüzün önünde.
Globalleşen dünyada, kültürler kaynaştıkça, ülkeler yakınlaştıkça böyle sistemlere olan ihtiyaç daha da artıyor. Fransa'da son yıllarda artan gerginlikler bize bir şeylerin yanlış gittiğini gösteriyor. Sarkozy'nin bakanlıklardan birine bir müslüman kadını ataması da tesadüf değil.
Bakın, İngiltere'de yazılı bir anayasa bile yoktur. İhtiyaç da yoktur. Çünkü demokrasi esastır, bireysel özgürlükler esastır. O yüzden bir İngilize, türk tipi laikliği anlatamazsınız, hiçbir şey anlayamaz. Bir İngilizle Fransızın konuşmasına şahit olmuştum. Fransız Andrew Mango'nun Atatürk kitabını okuyordu. İngiliz dönüp Fransız'a "dikkat et de 'bu adam' hakkında olumsuz bir şey söyleme... Geçenlerde bir kadın Atatürk'ün eşiyle ilgili bir kitapta, Atatürk'ü aşağıladığı gerekçesiyle dava edildi, çok acayip değil mi?. Geçenlerde de bir Yunanlı Atatürk'e hakaret etti diye Türkler youtube'e erişimi durdurdular, buna inanabiliyor musun??? Türkler bizden çok farklı insanlar, bir de Avrupa Birliğine girmek istiyorlar... diye konuşuyordu. Haksızlar mı? Biz Nobel ödüllü yazarımızı bile lime lime etmek isteyen bir toplum değil miyiz? Bizde Ağcalar, Samastlar el üstünde tutulur, limuzinlerle karşılanır, beraber fotoğraf çektirilir. Adamların özgürlük anlayışı seviyesine gelebilmemiz için daha çooook fırın ekmek yememiz gerekiyor.
Ama biz didişmeyi severiz. Fenerbahçe-Galatasaray maçı bile bizim için iyi bir kavga sebebidir. Futbolcular sahaya çıktıkları zaman, acaba dayak yememek için gol atmasak mı, diye ancak Türkiye'de düşünürler. Laiklik de Türkiye'de, hayali ve olmayan bir kavramdır; ama aynı irtica gibi, cumhuriyet gibi, şeriat gibi, gericilik gibi güzel manüple edilen bir kavramdır. Ve toplum olgunlaşmadıkça ve herkes, tüm görüş sahiplerinin, fikrine muhalif de olsa, bireysel haklarına sahip çıkmadıkça, aynı kısır çatışmalar devam edecek, ben de hiçbir zaman "ne mutlu Türkmüşüm" diyemeyeceğim.

Yazan: blue Tarih: May 21, 2007 10:55 AM

Kurnaz laikci Odadaki fili gormezlikten gelerek cambaza bak diyor, tarih, cografya, dunya siyaseti ve dahi Petrol konusunda ahkam keserek.

Ulkede taksitlerle darbe oluyor, uniformali, uniformasiz zinde gucler Allah'in gunu Bizaslilara tas cikarak entriklar ile demokrasinin de laikligin de , mesruyetin de irzina geciyorlar; bizimkisi gene nedenselligini dunya capinda bildigi bilmedigi, nasil olsa kimsenin de bilmeyecegini sandigi "verilerle" aciklmaya devam ediyor.

Ben artik ugrasmiyorum Kurnaz laikci veya diger turleri ile. Ilgilenenler maskesinin indirilisini okrlar bu sitenin sayfalarinda. Sadece Petrol hakkinda "bilmsel" ve keasin birseyler soylemis o'na dokunacagim.

Petrol hakkinsa soyulediklerinin yuzde 90'i kahvehanelerde konusuilan sehir efsaneler sayin seyirciler. Sadece "sungerimsi" kayaclatrin da bircok petrol rezervuari olustyurabilir yapidan biri oldugu dogru. Cimentolama, ustu kalin tabaka ile kaspli da ondan cimiyor; bulundu da cimentolandi vs..vs... atmasyon. Cok sorulur bunlar sokaktaki vatandas tarafindan. "Bir yerde cekilirse diger yerden oraya akmasi bilmsel degil" terisi de bilimsel olmadigi gibi birlesik kaplari reddeden ERKEvari bir fizige dayaniyor olmali. Arkadain soyledigi ancak farkli kaplar icin gecerli olabilur. Yani birkac tane birbirinden irtibatsiz ptrol havzasi veya BIRLESik olmayan kap oldugunda tabiiki bir kaptan cektiginizde obur kaptakiler tarafa tarafa akmaz. Ayni basinc sistemindekile yani ayni rezervuar veya irtibatli havzadan cektiginizde, eger Fizik kurallari degismedi ise bal gib akar tarafa. Nitekim Irak-Kuweys savasi da bundan cikimistir.

Yeme bizi Demirkan. Bildigin konulardan konus. Gece dogduk, ama dun gece degil.

Ama hakkini verelim Demirkan'in. Ulke icin canini feda ettigi satirlari okuyunca aglama tuttu beni. Aklima buyuk vatan sairi Behcet Kemal Caglar, Falih Rifki, Atay, Turgut Ozakman, Tuncay Ozakm,an , Deniz Baykal ve meydanlarda bayraktan yapilmis elbiseleri, camlarindan iki aydir sallanan bayrakla, ve dahi IZmir-Samsun demeyip meydanlarda Ataturk'e hakaretten hapse atilan Sabaattin Ali'nn "aldirmasi-10 yil marsi" ile laiklik ugruna bronzlasirken bu ulkenin de devletin de gercek sahibi kahramanlar geldi.

Neler yapmadi su vatan icin degilmi? Kimimiz nutuk attik...

"Demokrasi surectir, yok ise hepmiz sorumlyuz; elele verelim krdes olalim lay laylom " teorisi de petrol kadar bilmsellik iceriyor sayin seyirciler. Kurnaz laikci, aciklanayacak olanin ne oldugn bldigi icin "baska konu anlatiyim hocam" diyor.

Yok Demirkan hepimiz sorumlu degiliz faist, askeri vesayet duzeni sorumlu. "Bu millet demokrasiye layik degil abi; bu millet adam olmaz" teorilerini de blogumda anlattim. Orbegin Genc Siviller hakkindaki yazimda. Soyleyin generallerinize , disimizden tirnagimizdan arttirdiarak kendilerine verdigimiz suslu uniformalari, tufekleri ile biz tehdit edip, saltanatlarini surdurmekten vaz gecsinler, GORURSUNUZ DEMOKRASI SURECININ NASIL ISLEDIGINI, UKRAYNA'dan , Muz cUmhuriyetlerine kadar her yerde oldugu gibi. Nedensellik denir buna. Saltanat osmanli hanedanindan devralan iligarsi kaba guc, tolum muhendisligi, entrikalar dahil butun vasitalari kullanarak bu gasp edilmis satanati, hazi yeyiciligi, sahte cagdaslik, sahte beyazlik statusunu terk etmek istemiyor, ve DEMOKRATIK SURECI engellemek icin butun araclar mesru addediyor. Kanmayin Demirkan'dan masallara.

Ne zaman ahlaki olrak siyah/beyaz kadar, kesin bir vaziyet ile karsi karsitya olsak, bizimkisi bunu yapaar. Once yalnizca menfaat iliskilerine dayali bir unya tasavvuru, tahatyyulu sunar. Sonra Petrol konusunda yatigi gib ":bilmsel veriler le doldurur testiyi. Bazilari da yer. Ben digerleri icin yazdim bunlari.

Bir baskasi bu tartismaya girmek istiyor ise, tavsiyem DE ile gecmisteki Sohbetlerimizi okusun.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 22, 2007 8:27 AM

blue bey demişsiniz ki;

Anglo-saxon laikliğin kaynağında ne olduğu önemli mi?. Fransız tipi laikliğin kaynağında da binlerce kelle var, vahşet var, katliam var.

2. mahmt diyelim ki yeniçeriyi ortadan kaldırdıktan sonra din kitaplarına bir baktı,
ben bunu beğenmedim değiştirecem dedim. Adam padişah, demokrasi falan da yok.

orduya emir verdi, bütün tarikatlar nerde varsa,
din yetiştiren kurumlar ,ülkenin her yerinde bombalanacak dedi., diyelim ki ordusu da bunu yapabildi. hepsinin tavanı havaya uçtu.

sonra dediki, ben bir din olşturacağım bundan sonra bu ülkenin dini bu olacak. Din etliye sütlüye karışmayacak ve bana tabi olacak.
bu ülkede bndan sonra yaşayana "osmanlı müslümanı" denilecek., angilikan kilisesi falan böyle bişeydir.

versinler o kepçeyi bizde çatışma olmasın yani :)
ingilitrede mühendislik hesabı yeni bir din vardır zaten.

ben bunu anlatamaya çalışıyorm.

Atatürk tekkeleri kapatabildi mi ? yooo ?
Değil yeni bir din inşaa etmek eski dini bütün çözülmmaiş sornlarıyla yaşatmak için Elmalı Hamdi tercme ettirdi.

ingiltre din ile sorunları bıçak darbesi ile halletti. İngilterde yabancılar ise sömürge halkıdır hep. sömürge halkı gettolarda yaşarlar ve efendileri hoşgörülüdür.,

hintliler müslümanları sevmez ve kaynaşmaz.
inglizler hiçbirine kaynaşmaz.

onların tuhaf giyimlerine ingliz efendisi havasında bakarlar. Hiçbir zaman içli dışlı olmazlar.

üstelik benim blog var, kaneze diye çıkıyor,
orda ayşa azmi davasını yazmıştım.
o dediğiniz hoşgörünün de son geldiği yer mahkemelik yani. sorun çıkıyor bir yerden.

hayali yazmayalım.

Fransa'da son yıllarda artan gerginlikler bize bir şeylerin yanlış gittiğini gösteriyor. Sarkozy'nin bakanlıklardan birine bir müslüman kadını ataması da tesadüf değil.

o bakanın müslüman ve kadın olmasından başka özelliği yok mu ? ne bileyim bir projede çalışmıştır ? birşey yapmıştır ?
demokrasilerde nitelik dine ve cinsiyete göre tanımlanmamlı.


Bakın, İngiltere'de yazılı bir anayasa bile yoktur. İhtiyaç da yoktur. Çünkü demokrasi esastır, bireysel özgürlükler esastır. O yüzden bir İngilize, türk tipi laikliği anlatamazsınız,

Bize yavz sultan selim siz bndan sonra buna inacaksınız dedi, onlar da 8. henry yaptı.
bizim ayakkabı bize dar geliyor, nasır yapıyor.

onların bi şikayeti yok demek.

inglizler sadece kendilerine demokrattır.


Geçenlerde bir kadın Atatürk'ün eşiyle ilgili bir kitapta, Atatürk'ü aşağıladığı gerekçesiyle dava edildi, çok acayip değil mi?.

yaa hz mhammed karikatürleri için de aynı şeyi söylüyorlar. Daha önce yazdım bir insanı bir dine saygı dymaya zorlamak din ve vicdan hürriyetine aykırıdır. Milliyet konusunda dünyada vicdan özgürlüğü yok. ben senin milliyetine ve şahsına saygı duymak zorndayım ama dinine saygı dymak zornda değilim.

bu işler zor blue.

yok didişmeyi ben sevmem.,
futbolda holiganlığın kitabını yazanlar da inglizlerdir., bizim adımız bile geçmez.
ingliz taraftar bir ülkeye gitti mi o ülkede olağan üstü hal ilan edilir :)


ben de hiçbir zaman "ne mutlu Türkmüşüm" diyemeyeceğim.

peki kendinize neyim diyosunuz.
bir bilsem ben de on diyecem :)
blue bey, bunlar çok gereksiz manipülasyonlar.
ne oldu ıraklılar ? yıllardır
kürdüm , türkemnim arabım ,
şiiiyim, suniiyim dediler de çok mu mutlu oldular. başları göğe mi erdi ?

sonuç ne ? ya bir diktatör, ya bir işgal. zaten işgalci kurmştu o ülkeyi, işgalcinin ilk öğrettiği laf, sen kürtsün, sen de türkmen.,

allahtan bize sen laz'sın , sen boşnaksın diyen işgalcimiz yoktu., ama kıymet bilmek nerdeeee ,.
özene özene ıraka özenen yeni nesil mi çıktı ?

bence blue bir daha düşün.

Yazan: knz Tarih: May 22, 2007 9:28 AM

Bilgi vermeye değil yorum yapmaya çalıştığımı bir kaç kez söylemiştim. O yüzden verdiğim bilgilerin doğruluk derecesini çok araştırmıyorum fakat itiraz gelirse mecburen araştırma yapıyorum ve iyi de oluyor, bilgilerimi düzenliyorum.

28 Ocak 1921 de Türkiye Komünist Partisi'nin kurucusu Mustafa Suphi ve 15 arkadaşı Trabzon açıklarında öldürülerek denize atıldılar. (Geminin batırıldığı doğru değilmiş, dolayısıyla "bir gemi dolusu" abartılı olmuş, özür dilerim.) Rusya'da eğitim görmüş ve Bolşevik devrimine katılmışlardı. İnfaz emrini Atatürk'ün verdiği tebii ki kesin bir bilgi değil. Fakat ondan habersiz böyle bir işin yapılabileceğini sanmıyorum. Bunun Ermeni soykırım iddialarıyla bir ilgisi yok. Dönemin özellikleri elbette bazı sorunların "kökten temizlenmesi" biçiminde gerçekleşmesine neden oluyordu. Ona bakarsanız Atatürk "muhtemelen bazı kelleler gider" diye TBMM milletvekillerini tehdit de etmiştir. Fakat o karışık dönemde bu tür dirayetli liderlik gösterilmese hiç bir iş yapılamazdı. Ben şahsen o dönem Kurtuluş savaşımıza liderlik edecek dirayet ve kararlılıkta başka insan bulunmadığı kanaatindeyim. Büyük taarruzu Atatürk hariç tüm paşalar erteleme ve biraz daha güç toplama fikrindeydiler. Fakat Yunanlıların da Anadolu'daki kuvvetlerinin takviye etme hazırlığında oldukları öğrenilmişti. Atatürk "ya istiklal ya ölüm" kararında kararlı oldu.

Neyse uzatmayayım, hiç bir dönemin özelliklerini şimdi veya başka zamana tam uyduramazsınız. Tabii ki şimdi bir lider çıkıp meclis'i bazı kellelerin gitmesiyle tehdit edemez. Ya da yurt dışından gelen insanları öldürtüp denize attıramaz. Bunları yapmış olması Atatürk için bir kusur değildir. Bu işler giderek biçimlenir, formatlanır. Askeri darbeler bile önce adam asarken giderek postmodern görünüme bürünmedi mi? Sabır, olacağız. Bir maç sonucuna sevinmeyi veya üzülmeyi bilmeyen bir toplum oluşumuz demokrasimizin de neden aksak yürüdüğünün açıklaması ve benim polisin olayı yatıştırmak için bazen mağduru bile tutuklamak zorunda kalması örneğimle örtüşüyor.

Biz de zaten bu yüzden bu milletin dini duygularıyla fazla oynamayın diyoruz. Bakın Lübnan'a ve düşünün. Daha geçen sene İsrail saldırıyor diye üzüldüğümüz Lübnan'daki kardeş kavgası din ile oynamanın vehametini gösteriyor. Üzgünüm arkadaşlar, dini fanatizme bir sınır çizmenin bir yolu yoktur. Belki siz fanatik olmadığınıza inanıyorsunuz ama beri tarafta olan çok kişi var. Bizde de Batı gibi din devleti kurulma olasılığı sıfır olursa bizim demokrasimizin de tuzu kuru olur, herkes de rahat eder. Şu zıtlaşma ve inatlaşma döneminde herkesin serinkanlı olması gerekiyor. Bu gerginlik ve güvensizlik ortamı meydana çıkmamış olsa tabii ki kimin inancı giyimi kuşamı kimin nesine canım, elbette ki.

Geçende bir Arap gazeteci açık oturumda dedi ki tüm Arap siyasi hareketlerinin gözü AKP üzerinde. "Bu iş" demokrasiyle olacak mı, olmayacak mı? Yani ne demek? Demokrasiyle olmazsa "bu iş" yine radikal yöntemlere dönecekler! Bunun Türkçesi budur. Globalleşen dünyada da Araplardan bize ne diyemezsiniz. İnsanlar internetten neler ne bilgiler aktarıp ne devletler kurup yıkıyorlar. Kimseyi de kendimiz kadar saf zannetmeyelim lütfen! Kimse "al şu kazma küreği, bak her markette satılıyor canım, git al, zeminimi kaz, ben öyle sağlamım ki göçmem, elinden geleni ardına koyma" demez. Hayır sağlamlığına güvensen bile bu insanlar niye enerjilerini senin zeminini oymaya harcıyorlar canım? Hep birlikte el ele yapımızı güçlendirmek dururken?

Bu ülke insanı Orta Asya steplerinde zor koşullarda yaşama genetiği ile Akdeniz duygusal ve heyecanlı genetiğini harmanlamış bir halktır. Biraz akılcı ve soğukkanlı olma özelliğimiz az. Bu handikapı lütfen duyarlı ve akılcı olmaya çalışarak aşalım. Soyut kavramlarla duygusal düşün değil, bilimsel kavramlarla somut düşün sistemi geliştirelim, bunun faydasını inanın toplum olarak görürüz.

Blue, Youtube filan diyorsunuz da, ona kalırsa adamlar "bir karikatür için insanların öldüğü gösteriler yapılıyor" diye de hayret ediyorlar. Neyse, bazı konuları da tartışmanın sonu gelmiyor. Bir de insanları kategorize etmeyin, benim kategorimdeki herkesin Castro Küba'sı tipi tam bağımsızlık istediğini nerden düşünüyorsunuz?

Yazan: demirkan efegil Tarih: May 22, 2007 11:39 AM

"hakkinsa" "soyulediklerinin" "kayaclatrin" "aciklmaya" "keasin" "konusuilan" "ptrol" "tahatyyulu"... ve daha sayısız örnek. Demeyeyim, demeyeyim dedim sonunda dayanadım, dedim. Önce hadi bilgisayarında belki Türkçe karakter kodlaması yoktur diyordum ama, bu örnekler çok bariz.

Her şeyden önce, başkasını bırak da kendine saygı, özen ve titizlik... Artık başka da bir şey demiyorum.

Yazan: demirkan efegil Tarih: May 23, 2007 9:37 AM

Sayın knz,

hayali yazmayalım
Evet hayali yazmayalım. Bu akşam bir ingilizle yemeğe çıkacağım. Londra'yı karış karış gezdim. 3 sene bir ingilizle dirsek dirseğe çalıştım. Pakistanlı İngiliz tanıdığım da var. Yani yazdığım zaman hayali yazmıyorum... Sizin, yukarıdaki cümlelerinizin kaynağı nedir peki? 'İngilizler herkese tepeden bakar, hiçbir zaman içli dışlı olmazlar, ingilizler kendilerine demokrattır' filan??. Muhakkak bizim burnundan kıl aldırmayan elit jakoben takımı gibi, onlarda da böyle tipler var. Bir ülke insanlarını tek tip halinde düşünüp yargıda bulunmak biraz "faşizm" kokmuyor mu? Sizi tanıyan bir İngiliz de Türkler hakkında kötü düşünebilir nitekim.
o bakanın müslüman ve kadın olmasından başka özelliği yok mu ? ne bileyim bir projede çalışmıştır ? birşey yapmıştır ? demokrasilerde nitelik dine ve cinsiyete göre tanımlanmamlı.
Ne anlattığımı anlayamadınız mı sahiden? Bir daha okuyun, anlayamadıysanız bir daha okuyun; anlayana kadar devam.
ben senin milliyetine ve şahsına saygı duymak zorndayım ama dinine saygı dymak zornda değilim.
Sen hiçbir şeye saygı duymak zorunda değilsin knz'ciğim de bunun İpek Çalışlar'ın yargılanması ve youtube erişiminin durdurulmasıyla ne ilgisi var? Yani Atatürk, Latife hanımın çarşafına bürünüp suikastten kurtulmuş diye, Latife hanımın günlüğünden bir pasaj yazdı diye bir yazarı mahkeme önüne çıkarmak normal bir şey mi diyorsunuz. Ya da bir ülkede Atatürk'ü koruma yasasının bulunması. Ya da internette bir hakaret durumu var diye, Türkiye'den erişimi kapatmak da normal. Hah işte, tam da bunu diyorum. Avrupalı bu normal dediğin şeyleri normal bulmuyor. Ve yine onu diyorum, bizler bunlara normal dediğimiz için bir fırın ekmek yememiz gerekiyor. Bir fırın ekmek yedikten sonra beynimiz normal çalışmaa başlayabilir belki.
peki kendinize neyim diyosunuz. bir bilsem ben de on diyecem :) blue bey, bunlar çok gereksiz manipülasyonlar.
Kendime ne mutlu Türküm diyemeyeceğim sözünden bunu mu anlıyorsunuz? Otomatik olarak alt kimlik-üst kimliğe şartlanmış beyniniz. Anlatmak istediğim Türk'üm ama Türklüğümle gurur duyamıyorum. Bugün İngiliz bana ekonomik durgunluğun sebebini sordu. Askerin rahatsızlığından bahsettim. Bana 'siz de askerin böyle bir fonksiyonu var mı??' diye tuhaf bir ifadeyle sordu. Yerin dibine girdim. Ben nasıl Türk'üm diye övünçle gerineyim. Demokrasinin yerlerde süründüğü, militarist totaliter bir rejimin hakim olduğu bir ülkenin neresiyle övüneyim. Allah'tan Osmanlı var. Eskileri anlatıp hava atıyorum. Viyana'ya kadar bizimdi; dünyaya bilimi biz öğrettik diye anlatıp kendimi avutuyorum. Bir de Orhan Pamuk var tabi. Yoksa mutlu olmak, gurur duymak için bir sebebim de olmayacak. Zaten bu son muhtıradan sonra bir çok insan ciddi olarak yurt dışında yaşamaya niyetlendi. Burası yaşanacak bir yer olmaktan çıkıyor.

Yazan: blue Tarih: May 23, 2007 10:13 AM

Sayın efegil,

Blue, Youtube filan diyorsunuz da, ona kalırsa adamlar "bir karikatür için insanların öldüğü gösteriler yapılıyor" diye de hayret ediyorlar. Neyse, bazı konuları da tartışmanın sonu gelmiyor.
Ben, buna itiraz etmiyorum ki. Hz. Muhammed'i (S) terörist olarak gösteren bir karikatür sebebiyle insanların teröristler gibi ortaya çıkıp bağırıp çağırması tam da adamları doğru çıkaran bir davranış. Elbette, bir aşağılama varsa tepki olur, bu kaçınılmaz. O karikatürden sonra müslümanlar bayrak, kukla yakmaktansa mesela ellerinde güllerle yürüyüp peygamber aşkını dillendiren şarkılar söyleselerdi, kasideler okusalardı... Kesinlikle çok dağınık ve anlamsız gösterilerdi. Ne yazık ki kanaat önderleri kitleleri doğru yönlendiremedi, öfkeye engel olamadı.
Bir de insanları kategorize etmeyin, benim kategorimdeki herkesin Castro Küba'sı tipi tam bağımsızlık istediğini nerden düşünüyorsunuz?
İnsan beyninin özelliği bu. Kolaya kaçıyor, hazır oluşturulmuş klasörlerden birine atıp rahat ediyor, kim uğraşacak yeni bir klasör açmakla. Bunun yanında sizin için bir klasör oluşturmakta zorlaştırıyorum. Bir yorumunuzla tipik laikçi faşizan klasörüne koyuyorum, sonra oradan çıkarıp aklı başında laik entellektüel klasörüne koyuyorum. En son dayanamadım "bir öyle, bir böyle" isimli klasörde saklamaya başladım. Güvenemiyorum. Bir gün aslında Castro 'nun da ne kadar dirayetli bir lider olduğunu anlatan bir yazı görekten korkuyorum. Chavez hakkında bir şeyler yazmıştınız sanki?

Yazan: blue Tarih: May 23, 2007 10:41 AM

Demirkan Efegil böyle demiş:

"hakkinsa" "soyulediklerinin" "kayaclatrin" "aciklmaya" "keasin" "konusuilan" "ptrol" "tahatyyulu"... ve daha sayısız örnek. Demeyeyim, demeyeyim dedim sonunda dayanadım, dedim. Önce hadi bilgisayarında belki Türkçe karakter kodlaması yoktur diyordum ama, bu örnekler çok bariz. Her şeyden önce, başkasını bırak da kendine saygı, özen ve titizlik... Artık başka da bir şey demiyorum. (DE)

Demirkan Efegil biraz hakli.

Kelimeleri katlediyorum, ama masumiyetimi deklere ederim. Sadece klavyem gavurca değil üstelik bir de tuşları çok yakın koymuşlar!
Kabahat bende mi şimdi?

Saka bir yana, bence DE’nin problemi yazdıklarımı anlamaması değil tam tersi.
verecek cevabim yok; cehaletimi afişe ettin gene” demek zor geldiğinde fikir tartışmasını kişilik tartışmasına çeviriyor. Yaptığı şey idrak özürlü sandığı tribünlere oynamak. Tecrübeden biliyor ki fikir tartışmasında sansı yok, en akilli yolu seçip benim söylemlerimdeki keskin dil üzerinden taraftar toplamaya çalışıyor.O da yetersiz kalınca bu defa “bakin doğru dürüst kelime yazamıyor, titizlik yok, kendine saygısı yok..” vs

Önce DE ve anlayamamış başkaları varsa onlar için, bir önceki yorumumun temizlenmiş, ve dahi geliştirilmiş halini sunayım. Hemen altında ise Demirkan Efegil’i esas kızdıran sebeplerden bir derlemeyi barındıran KURNAZ LAİKÇİNİN ŞİFRELERİ baslıklı yorumum (bkz: Kur'an Hakkında Cehalet Sorunu ilmegi http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/07/kuran_hakknda_cehalet_sorunu.php)

Bir Önceki Yorumun düzeltilmiş sekli:

Kurnaz laikçi Odadaki fili görmezlikten Kurnaz laikçi Odadaki fili gözden kaçırmak için
görmezlikten gelerek cambaza bak diyor, tarih, coğrafya, dünya siyaseti ve dahi Petrol konusunda ahkam keserek.
Ülkede taksitlerle darbe oluyor, üniformalı, üniformasız zinde güçler Allah’ın günü Bizanslılara taş cikaracan entrikalar ve zorbalik ile demokrasinin de laikligin de , mesruyetin de irzina geciyorlar; bizimkisi gene nedenselligini dunya capinda bildigi bilmedigi, nasil olsa kimsenin de bilmeyecegini sandigi "verilerle" aciklmaya devam ediyor.

Ornegin, petrol hakkında söylediklerinin yüzde 90'i kahvehanelerde konuşulan şehir efsaneler sayın seyirciler. Sadece "süngerimsi" kayaçların da birçok petrol rezervuari oluşturabilir yapıdan biri olduğu doğru. Çimentolama, ustu kalın tabaka ile kaplı da ondan çıkmıyor; bulundu da çimentolandı vs..vs... atmasyon. Çok sorulur bunlar sokaktaki vatandaş tarafından. "Bir yerde çekilirse diğer yerden oraya akması bilmesel değil" teorisi de bilimsel olmadığı gibi birleşik kapları reddeden ERKEvari bir fiziğe dayanıyor olmalı. Arkadaşın söylediği ancak farklı kaplar için geçerli olabilir. Yani birkaç tane birbirinden irtibatsız petrol havzası veya birleşik olmayan kap olduğunda tabii ki bir kaptan çektiğinizde öbür kaplardakiler o tarafa akmaz. Ayni basınç sistemindekiler yani ayni rezervuar veya birbiri ile irtibatlı rezervuarlari barındıran havzadan petrol veya başka sıvı çektiğinizde, eğer fizik kuralları değişmedi ise bal gibi akar çekilen tarafa. Nitekim Irak-Kuveyt savası da bundan çıkmıştır. (Kuveyt iki ülkeye yayılan petrol havzasının kendi tarafındaki kısmından fazla petrol çekmiş, Irak petrolünü bu şekilde çalmıştır).

Yeme bizi Demirken. Bildiğin konulardan konuş. Gece doğduk, ama dün gece değil.

Ama hakkini verelim Demirkan'in. Vatan
için canini feda ettiği satırları okuyunca ağlama tuttu beni. Aklıma büyük vatan sairi Behçet Kemal Cağlar, ve F. Rifki Atay,Turgut Ozakman, Tuncay Özkan , Deniz Baykal ve meydanlarda bayraktan yapılmış elbiseleri, camlarından iki aydır sallanan bayraklar ve dahi İzmir, Samsun demeyip meydanlarda Atatürk’e hakaretten hapse atılan Sabahattin Ali'nin
“Aldirma Gonul aldirma” dizeleri ile 10. yil
Marşını beraber söylerken, sağda solda başörtülü ninjalara ülkenin ve devletin gerçek sahibinin kim olduğunu hatırlatan kahramanlar geldi!

Neler yapmadılar su vatan için degilmi?

Nijalarin cocuklari, kocalari can verdiler. Onlara ninja diyen kahramanlar da buralarda canimi veririm dediler, ve camlarına bayrak astılar, ve zecilere layık oldukları yeri gösterdiler!
"Demokrasi süreçtir, yok ise hepmiş sorumuyuz; elele verelim kardeş olalım laylaylom " teorisi de Demirkan’in petrol teorisi kadar bilimsellik içeriyor sayın seyirciler.. Kurnaz laikçi, açıklanamayacak olanı açıklamaya çalışacak , müdafaa edilemezi alenen müdafaa edecek kadar aptal değil. O islere bakan Hulagu, Beagle, Keskin gibi kahraman neferler var, biliyor. Onun yerine “baska konu anlatayim hocam” diyor. Hocam da konunun ne oldugunu unutuyor. Konu faşist oligarşi , darbe üstüne darbe hocam!

Yok Demirkan hepimiz sorumlu değiliz hala demokrasi gelmedi ise. Yüz kere anlatıldı Mustafa Bey’in yazılarında, bizim yorumlarımızda. Ve hiç cevaplanmadı argümanlar.

Faşist askeri vesayet düzeni sorumlu. "Bu millet demokrasiye layık değil abi; bu millet adam olmaz" teorilerini de blogumda anlattim. Örneğin Genç Siviller düşünceli ama gülümser

Soyleyin generallerinize , dişimizden tırnağımızdan arttırarak kendilerine verdiğimiz süslü üniformaları, tüfekleri ile biz tehdit edip, saltanatlarını sürdürmekten vaz geçsinler, GÖRÜRSÜNÜZ DEMOKRASİ SURECİNİN NASIL İŞLEDİĞİNİ, UKRAYNA’DAN , Muz cumhuriyetlerine kadar her yerde olduğu gibi. Nedensellik denir buna. Saltanat Osmanlı hanedanından devralan oligarşi kaba güç, toplum mühendisliği, entrikalar dahil bütün vasıtaları kullanarak bu gasp edilmiş saltanatı, hazır yiyiciliği sahte çağdaşlık, kerameti kendinden menkul seçkinlik statüsünü terk etmek istemiyor, ve DEMOKRATİK SURECİ engellemek için bütün araçlar meşru addediyor. Kanmayın Demirkan'dan masallara.

Hep boyle yapar DE. Ne zaman ahlaki olarak siyah/beyaz kadar, kesin bir vaziyet ile karşı karşıya olsak, bizimkisi bunu yapar. Önce yalnızca menfaat ilişkilerine dayalı ahlaki değerlerden arındırılmış bir bir dünya tasavvuru sunar. Sonra petrol konusunda yaptığı gibi":bilimsel verilerle “ doldurur testiyi.

Bazıları da yer. Ben diğerleri için yazdım bunları. Bu ülke Cem Uzan’a dahi oy veren insanların bulunduğu bir ülke sonuçta. “ A sucker is born every day” der gavurlar. Galata kulesi daha çok satılacak.

Bir başkası bu tartışmaya girmek istiyor ise, tavsiyem DE ile geçmişteki Sohbetlerimizi okusun. Ornegin asagidakini:
*****************************************************************
Bu da Demirken Efegil’in esas rahatsızlık sebeplerinden, olan 13 Temmuz 2006 tarihli yorumum:

Kurnaz laikçinin şifreleri
Arkadaslar,
Bati’da Frankenstein ruhlu insanlar icin kullanilan “evil genius” (seytani deha) bence bir oxymoron (zitliklarin tevhidi) dir. Cunki benim anladigim deha sadece IQ testinde olculebilen . Ahlaktan arindirilmis IQ deha degil aptalliktir benim kitabimda. Simdi Batililar guya bunu tamamlamak icin EQ (Emotion Quotient) diye sacma bir terim ortaya attilar. Benim bahsettigim bu da degildir. Bence deha seytani olamaz. Seytani olan aptaldir.
Burayi ziyaret eden cok laikciler, kendi ailesinin, yakinlarinin toplumunun butun degerlerine nefret sergileyen tipler gorduk. Bunlarin bir iki ust modellerini medyada, akademide ve kurumlarda goruyoruz. Bu gozlemlerden sonra benim “entellektuel laikci goren varmi” soruma Metin Bey (the –Poor) “laikci entellektuel oxymorondur” seklinde cevap vermisti. Ve Demirkan Efegil tesrif etti. Daha ilk yorumlaindan herhalde laikci entellektuel varsa prototip bu olmali dedim.
Sibel Fidel, Sezgin Kiroglu, Ataman Ertugrul gibi zirvalarla girmiyordu soze. Uslubu kibar, metodu felsefi anlaizlerle baslayip okuyucu uzerinde makul, analitik dusunen adam intibasi birakip despotlugunu, ABD-Israil Inc propigandistligini, “bize” ait olan butun degerlere karsi verdigi savasi kamufle etmekti. Kendisine verilen ilk tepkilerden bu goz boyama ustasinin bunda bir nebze basarili oldugu da soylenebilir. Gerci Fan-club’i uyeleri zaten tanidigimiz degisik mustearlarla nevzuhur eden karakterlerden olusuyordu ama bazi akli basinda demokrat, vijdan sahibi ve zeki dostla dahi desifrede biraz geciktiler saniyorum. Son yorumlarindan sonra hala kafalarinda karisiklik olanlar veya bu “kibar tartismaci” nin uslubu ile buyulenmis olanlar varsa mevzu onlarin kafalari ile ilgilidir diye dusunuyorum.
10 yil kadar once ABD’de bazi Hiristiyan ve Yahudi sohbet odalarina girerdim bazen. Oralarda bana cok sorulan ilk sorulardan biri mealen “kimsin, hangi gaye ile gelirsin” idi. Burada bircok yorumcularin kutsal kitabimizdan, kulturumuze, tarihimize kadar biz ait olan herseyden nefret sergileyen, Judeo-Christian dunyasina (bu bir indiergemedir farkindayim-o kadar homojen bir kavram degil , ama daha uygun ifade bulamadim) ait seyleri sorgulamak soyle dursun adeta kutsayan soylemleri uzerine Nuri Bey'in “Yahudimisin” diye sormasinda (sordu ise) bir gariplik goremiyorum ben. Tam tersine karsinizdakinin kim oldugu, kimin adina konustugunu bilmek gayet rasyonel bir sorgulamadir. Bu sorgulamanin makul olmadigi durumlar coktur ama birilerinin soykirimini seyredeken “islama, Filistinlilere Lubnanlilara” saldirdigi zaman bu zamanlardan biri degildir.
Ben bura da Sezgin Kiroglu’nun “multiple-personality” lerinden (kendisinin Ilhan Arsel Turan Dursun yaninda bir K harfi fetisizmi oldugunu da kesfetmis bulunuyorum, kullandigi ikinci ve ucuncu musterdada ilk ve soy isimler K ile baslayip K ile bitiyor, ne tesaduf degilmi?) bahsetmeyecegim. Daha fazla mizaha ihtiyaci olanlar bu zat(lar)in incilerinden olsturdugum “laikcilerin Satirlarinda Gezintiler” baslikli yorumumumu (Mustafa Bey’in “Sekuleristlerin Satir Aralarinda Gezinti” baslikli yazisi altinda) okuyabilirler. Aslinda yorum degil sadece onlarin soylemlerinden alintilar; yoruma gerek gormedim.
Burada bu kurnaz laikci uzerinde biraz case-study yapmak niyetim. Bu kibar ve de polemikci olmayan uslubun sahibi icin “kibar katil” metaforunu kullandim, tabiiki filmelere, romanmlara gonderme yaparak. “karincayi dahi incitmedigini”, “sadece insanlarin iyiligini istedigini” (iyi kotu kavramindan bahsetmenin aptallik oldugunu soylemisti daha once ama olsun, o bizim gibi faniler icindi) iitiraf eden bu dusunurumuzun psikoanalizin yapalim biraz kendi satirlari uzerinden.
Demirkan Bey her halukarda bir Bati-Islam uyusmazliginda refleksif olarak Bati’yi Islam’a karsi savunur. Bunu yaparken once biraz fesefi zemin hazirlar, nedensellik, determinizm, insanlik tarihi bilmem ne laf salatasi ile. Ve bombayi birakir. ABD –Israil iyi, biz kotu. Asagidaki alinti kendisinin, “Washington Demokrasinin Arkasinda” basligi altindaki yorum(lar) indandir:
“……..Tabii ki politikaları değerlendirirken çıkarlardan söz etmek en doğru ve akıllıca yaklaşımdır. “Dostluktan, kardeşlikten, hak ve hukuktan bahsetmek ise maksatlı bir hamaset değilse en safdil yaklaşımdır.”
Tarihsel konjonktüre bakıldığında ABD ile Türkiye'nin çıkar ibreleri sürekli aynı yönü göstermiştir. Bu durum bu güne kadar hep böyle geldi. Bundan sonra böyle gitmemesi için çok belirgin bir neden görülmüyor. Bundan sonra da böyle olması kuvvetle olasıdır.
ABD dünyanın jandarmasıdır, istikrarın kabul edilebilir düzeyde devamının sigortasıdır. Yerel küçük çatışmaları körükleyebilir ama büyüme eğilimlerini durdurur. Bunu yapabilmek için yerel yardımcı jandarmalara ihtiyaç duyar. Bölgemizde baş jandarması tabii ki İsrail'dir. ABD ile aynı dümen suyunda gitmek için İsrail'le iyi geçinmek gereklidir.
Niye Kuzey Kore değil de İran diye sormanın pek anlamı yoktur. Kuzey Kore'nin nükleer kapasitesini kimse umursamaz. ……..
İran'a ise ABD nin gerektiğinde sıkı bir ders vermeyi düşünmesi için çok nedeni var.
İran'ın ABD için en büyük tehdit potansiyeli Çin ile yakın ilişkiler içerisinde olmasıdır.
...............
Valiz büyüklüğünde bir nükleer bombanın ABD ye sokulduğunu ve New York'un orta yerinde patlatıldığını bir düşünün. Bu tam bir kabustur ve böyle bir şey olursa tüm dünyada hiç bir şey eskisi gibi olmaz. ABD bu kabusu görmektense uyanık yatmayı tercih eder. Dünyada istihbarat alamadığı bir boşluk bölge olmasını bu yüzden kesinlikle istemez. Ben şahsen bunu düşündüğüm zaman ABD yöneticilerinin ne kadar da serin kanlı olduklarını düşünüyorum. Fakat böyle bir olasılığı güçlü görürlerse kesinlikle soğukkanlı kalmayacaklardır. ……..Tüm bunlardan sonra söyleyeceğim, İran'ın ateşle oynadığı. ABD Irak gibi İran'ı işgal edemez. Fakat işi gerçekten ciddiye alırsa ve tepesine binerse İran'ın soluğunu kesebilir. Hürmüz boğazının tüm trafiğini durdurur, petrol rafinerilerini ve tüm petrol ve doğalgaz borularını imha eder. İşi bu kadar büyütemez demek yanılgıdır, eğer tüm gerekçeleri oluşursa yapar. Bu iş ne Vietnam'a benzer, ne Küba'ya.
………………………..
Bu kez sorunun çapı global. ABD globalleşmeden vaz geçemez. ABD nin dünyayı globalleştirme politikasına engel olmakta İran'ın kilit rol oynamaya kalkması ve onun yanıbaşındaki Türkiye'nin ABD nin tarihsel, coğrafik, stratejik müttefiki olması çok dikkat etmemiz gereken bir konjonktür. “ (DE)
Hala yukardaki “ABD_Israil IYi- Islam kotu” cikarimimi fazla basit veya isabetsiz bulan varmi? Varsa siz yerine daha sofistike bir ifade ikame edebilirsiniz kafanizda veya burada. Bu zat-i muhteremi rahatsiz eden neymis bakin. Su anda elinde dunyada hayati en az on defa son bulduracak gucte nukleer silah ve dunyanin kalanindan daha guclu konvansiyonel silah bulunduran, ve her ikisinide en fazla kullanan ulke olan (nukleer slah kullanmis tek ulke) Imparator’un bizim gibi ulkere, ve dunyaya olusturdugu tehdit degil adamin problemi. Ya ne? “canta icinde ABD’ye bomba sokabilecek teroristlerin ABD’ye karsi tehdidi”. Eh boylesi bir tehdide karsi adamlar “serinkanli” davranmislar degilmi? Adam bosuna meydani iyi, kotu, ahlak, dostluk, hak hukuk gibi mayinlardan temizlemedi degilmi? Ama bunlari yedirmek icin temizlemesi gereken birkac mayin birakti geride. Akil, izan da gitmeli bu zirdeli zirvasini yutturmak icin. BKz. Yukardaki “evil genius” (seytan deha) oxymorondur teorime (!).
Kendisi icin taa bastan koydugum teshise verdigi cevaptan ilginc bir ifade: “....Bu yazım için ancak şu bakımdan ABD propagandası yakıştırması geçerli olabilir: "Uslu durun, ABD çarpar bakın ha! Bu güce karşı konulmaz, boyun eğin!" demek istediğimi söyleyerek beni suçlayabilirsiniz. ………….. (DE)
Bunu kurtulus savasina girmeden once de duymamismi idik dostlar? Kim kazanmisti? Kusura bakmayin Sn. Efegil; birdahaki sefere.
………………………….
“İyi-kötü yargıları da çocuksu yargılardır. Düşük algı ve bilinç düzeyi eşya ve kavramları iyi-kötü sınıflamasına tabi tutar.” (DE).
Ama DE neden Asli Hanim’a cavap verirken kendisinin aslinda ne kadar “iyi” oldugunu “karincayi incitmekten kacindigini” falan soyleme geregi duydu acaba? Herkes biraz “cocuksu” olabiliyormus demekki; ozellikle isine geldiginde. Ayrica dedik ya Zerdust bunlari biz faniler icin soyluyor; kendisi muaftir! “nefsimle beraber dinle” demediki.
Benim noktalari birlestirme, ekstrapolasyon, yada korelasyon manatigim ve gecmisteki gozemlerim yukardaki fikirleri savunan kimselerin “icerden” olmadigini, ve ulke-ici mevzularda ne dusunduklerini adim gibi bilmemi sagladi. Onun ic konularda laikci cizgide oldugunu yukardaki satirlardan cikarmistim. Dis politika konusundaki goruslerinde Islam dusmanligi ve İslam dusmanina onlarin sozculugunu ustlenecek derecede muhabbet sergileyen birinin icerde “laikciden” baksa birsey olmasini ben beklemiyordum. Asagidaki satirlari sadece bu ongorumu teyid etti:
""Bir de aklımca hakemlik yapayım: Beyaz Hanım, Bekir bey haklı. Din dersi kalksın, İnkılap tarihi de kalksın diye bir pazarlık olamaz. Bu ikisi birbirinin karşıtı değil. Din dersi kalkar, ama İnkılap tarihi kalkmaz. Din dersi kalkarsa da din kendi finansal kaynakları ile kendi eğitim kurumları ile eğitimini yürütür. Yâni sorun, dinin devlet kontrolünde tutulması, evet. Bunu söylemek zorundayız. Bekir Bey bunun için ferah-ı kalb ile "diyanet kalksın, hodri meydan!" diyor. Biliyor ki dini kurumlar o zaman daha iyi örgütlenecek. Daha fazla finans bulacak ve daha köklü kurumsallaşacak. Açık konuşayım, kaplana eti elimizle yedirip "sen kendi başına avlanmaya çıkma, ne gerek var" deyip ehlileştiriyoruz. Yaptığımız bu, doğruya doğru şimdi! Kaplanın koyunları parçalamasından korkulduğu sürece de böyle yapılmak zorunda. Ne yani, kaplanı öldürmeye çalışmamızı tercih mi edersiniz? (Bu soruyu kaplanı sevenlere de, sevmeyenlere de soruyorum.)" (DE)
Daha once beni Beyaz (Sibel Fidel, Sait Abidin Feramglu et al. ) Hanim’a karsi “hakli” bulan bu ifadelerindeki “kaplan” koyun ve gizli ozne “biz” yani koyunu kaplandan korumakla gorevli kisilerin (coban veya sahip tahminlerim begenmedi DE ama kim oldugunu soylemedi) gercek hayatta kimleri temsil ettigini sordugumda “canim bu metafor, metaforlar bire bir temsiliyet olusturmaz..” vb entellektuel kurnazlikla gecistirmeye calisti hem de zekamiza hakaret ederek. Hem “kaplani sevenlere hem sevmeyenlere” bir soru soran kisinin bize “metaforun” tanimini aciklamak yerine bu ornekte ozne ve yuklemin kimler oldugunu soylemesi gerekmezmi idi? BU “kurnaz laikcinin” tipik stilidir. Zora geldiginde konudan cikar Kung-Fu’daki cekirgenin bilge hocasi gibi bir iki aforizma, alaksiz sofizm ile “smoke screen” yaratip ortaliktan sivisir. Yada “kustum seninle konusmuyorum”, “sen fanatiksin” der; amigosunun bir tanesi de “Bekir Bey’in noktalari birlestirme teorisine guldum” der. Ve biraktiklar yerden devam ederler.
Kurnaz laikcinin laiklik uzerine gorusleri:
S. Kiroglu’nun “Bekir Bey’in hangi ulkenin laikligini istiyorsunuz sorusuna cevabi buldum” ABD laikligi istiyorum” diyen (!) (dikkat: Bu zat daha once “laikligin tanimina ne gerek var, laiklik ne is odur; heryerde aynidir; ABD’de futbol sahasi 120 metre avrupa’da 100 metre olurmu? Diyen zatin ta kendisidir) hitaben soyle soylamis DE:
“……..Bakın ben buna benzer görüşleri başörtüsüne karşı radikal ve sert önlemler alınmasını isteyen bir köşe yazarına iletmiştim. Aşağı yukarı sizinkilere benzer cümleler kullanmıştım. "Bu insanlar dikkat çekmek, tartışılmak, polemik yaratmak için böşörtüsü takıyor veya takmaya teşvik ediliyorlar" demiştim. "Çünkü umursanmamak, başörtüsüne olumlu veya olumsuz bir tepki verilmemesi, başörtüsü taktığı için ekstra bir saygı gösterilmemesine, başörtülü olmalarının değillermiş gibi hiç sözkonusu edilmemesine bozuluyorlar" demiştim. ………….
…………………………………
Önerilerinizin bir süreç içinde gerçekleşmesini istediğinizde hiç bir sorun kalmıyor, altına imzamı atıyorum. Hemen yarın için beni çekinceli kılan çok unsur var. Bu ülkede daha düne kadar resim, heykel, müzik şiddetle tartışılırdı, şimdi o şiddette tartışılmıyor ama tartışanlar var. İslami dergilerdeki resimler boğazına çizik atılmış olarak basılırdı. Niye? Yaşamaz halde olursa günahı kalkarmış! Bu kadar korkunç bir cehaleti daha düne kadar yaşıyorduk biz. Bu korkunun nedeni neydi? Hadiste varmış, sûret yapanlara mahşerde "hadi yaptığınız sûretlere can verin bakalım!" denecekmiş. Bu aklıevveller de diyecekler ki, "yaptığımız sûretlerin boğazını çizdik, o yüzden zaten yaşayamazlar" deyip sorgudan yırtacaklar! Mantığın korkunçluğunu, akıl dışılığı görüyor musunuz?
Ben çok fazla şeyin böyle kısa zamanda değişeceğine de inanmıyorum. Bu insanlar sadece sindiler, bu kadar mantıksız, saçma şeyleri artık uluorta söyleyemedikleri için susuyorlar, ortamını bulunca söylüyorlar ve özgürlük ortamı bulsalar söyleyecekler. Düşüncelerinden vazgeçmiş değiller, sadece "takiyye" yapıyorlar. "Geçici" olarak "Darülharb" de kullanabileceklerine dair aldıkları fetvaları uyguluyorlar ve ruhsatları kullanıyorlar.
Özgürlük tanındığı zaman köşelerde ellerinde böşörtüsü ile bekleyip kadınların başına zorla bağlamayacaklar elbet. Şimdi de kimse köşelerde bekleyip geçen başörtülülerin başından örtüsünü çekmiyor! Baskı yapmanın ince yöntemleri vardır. Köşeye koyarsınız bir hoparlör, bangır bangır Allah'ın başlarınızı örtmenizi istediğini bağırırsınız. Elinize rengarenk bedeli dernekçe ödenmiş başörtüler alırsınız, sıkıysa önünüzden geçen alıp örtmesin. Arada bir fokurdayarak kaynayan cehennem ateşinden, yüzleri kavuran erimiş madenlerden, kızgın demir bukağılardan bahseden âyetleri de seslendirmeyi ihmal etmezsiniz, olur biter! Hangi delikanlı kız bluciniyle kayıtsızca bu standın önünden geçip gider, merak ediyorum.
Amerika'da bu tür İncil standları var caddelerde, fakat kimse metelik vermeyip geçip gidiyor. Veren veriyor tabii, fakat dengeyi kurmuş onlar, kimse kimseye karışmıyor. Bu ülkede Abdal heykelinin ayaklarının dibinde köpek var diye başlayan söylentiler nerelere kadar geldi, biliyorsunuz. Bu daha dün oldu sayılır, insanlar o kadar çabuk ve kolay değişmezler.
Özgür bırakma, din dernekleri imamların hocaların maaşını versin, kendi mali disiplinlerini oluştursunlar ve özgür eğitimlerini yapsınlar önerisi için söylüyorum.
Zekat, öşür, sadaka... Akla gelmedik sömürülerle insanların ölüm ve ahiret korkusunu kullanarak bir anda devletin maliyesini geçerler, bana inanın maliyeden daha güçlü bir örgütsel yapı kurarlar.
..............
Hepimiz serinkanlı düşünmeliyiz. Benden uyarması: "Bayanlar güzel güzel renkli ipekli, allı güllü başörtüler örtsün işte ne güzel" diyenlerimiz "kara çarşaf giymeyen cehennemde yanar" tehditleriyle karşılaşınca apışıp kalmasınlar. Dini kanalların boyalı haber spikerlerini ekranlara sürdüklerine kanmayın. Bunlar verilmiş "ruhsat" ve "fetva" lar çerçevesinde takiyye olarak yapılıyor. Hatta bu insanlar İslam'ı sevimli göstermek için günaha girme fedakarlığına katlandıkları için kapalılardan daha fazla kahraman olarak görülüyorlar. Mezuniyet törenine alınmayan annenin gözyaşları benim de içimi burkuyor ama, bu bazı gerçekleri gözardı etmemizi engellememeli.
Bu uyarılarımın sizin önerilerinizin bir süreç içinde gerçekleşmesini istediğinizde bir anlamı kalmıyor. Fakat ben hatırlatmakta fayda gördüm. Bu hatırlatmalar öcü değil, sadece çekince. Süreç içerisinde kaybolacaklarını umduğumuz çekinceler. Her işin farklı bir çok yönünü irdeleme adına ortaya atıyorum. “ (DE)
Gordunuzmu bizim kurnaz laikcimizin laiklik, demokrasi, ozgurluk anlayisini? Once “bunlar” dedigi muslumanlar portresi ciziyor orumcek kafali, cember sakalli, yobaz, cahil korkutucu, basortusune musade ettiginde herkesi kara carsafa burundurecek olan, ocu! Sonra diyorki “tamam demokrasi, laiklik iyi ama “ya bunlar” bu isten karli cikarsa? (bu arada buradaki yorumlar takip edenler bu entel laikcinin bu argumanlari artik ABD laikligi ve ozgurluk isteyen (!) Sezgin Kiroglu’na karsi yaptiginin farkina varip gulmekten koltuklarindan dustuklerini gorebiliyorum- Kiroglu’ndan daha fasist, daha Islam dusmani olabilmek mumkunmudur sorsusuna cevaptir-hemde ilimli dusunurumuz tarafindan). Peki ama demokrasi ve laiklik zaten bir dini grubun devlete hakim olmasina karsi gelistirilmis supablari icermiyormu demeyin. Dedi ya adam “halkina guvenmiyor” Kizi kendi haline birakirsan ya davulcuya ya da muslumana varir diyor anlayacaginiz. Ee, halkina guvenmdigine gore “koyunlari” kaplana teslim edecek degilya. Demokrasi isteyen Kiroglu’na(!!!) “dur kardesim , sureci icersinde olsun” diyor. Tercume: “once su din isini tehlike olmaktan cikaralim; ortada din olmadigi zaman bu suruye bizim fikrimize serbestce inanma hakki taniyabiliriz. Idrak sahibi insanlar bu “hakina guvenmemenin” manasini cok iyi anlayacaklardir eminim. Efegil’in guvenemedig kendisi; hakli kendi haline biraksak, fikirlerin serbestce ifade edilebildigi, yan “fair play” ortaminda kazanma sansinin olmadigina inandiginn teyididir bu Sn. Seyirciler!! Benim fikrim sebest dusuncler ortaminda para etmez biliyorum; o zaman serbest dusuncler ortamina musade etmiyorum diyor. Bu kadar acik! Simdi mesela ben bu adama despot, fasist kelimelerini kullansam acaba sansure takilirmiyim? Mesela deduk Mustafa Bey :)
Ama “İslam tehlikesini nasil ortadan kaldiracak Demirkan Efegil” mi dediniz? Guzel soru!
Dinleyelim ustaddan:
“Tüm sorun kutsallıklarda. Kutsallıkları abarttıkça sorun büyüyecektir.
Bu kitabı Muhammed kendi mi yazdı, Allah mı vahyetti? Bu soru karşısında tercih edilen yolun ya cennete, ya cehenneme götüreceği inancı insanları kesin biçimde ikiye böler. İnsanları bu kadar kesin bölecek bir etken daha bulamazsınız. Bu kitabın kutsal, bu sorunun yanıtlanması zorunlu bir soru olduğu inancını koruduğunuz sürece insanlarla sorununuz bitmez.
Kardeşim ben nereden bileyim? Kendi nedenselliği içinde ortaya çıkmış bir kitap işte. Kutsalsa kutsal. Ama onun kutsallığı semboliktir, bağlayıcı ve dokunulmaz değildir. Okunuşu, yazılışı sanatsal bir folklorik ifade şeklinde insanları etkiler. Ben inanın bana Mustafa İsmail hayranıyım. Onun, bu muhteşem hafızın Kur'an okuyuşuna mest oluyorum. Özellikle Kehf suresini okumasına biterim. Bu suredeki esrar ve gizemi çok güzel yansıtan ürpertici bir tonda ağır ağır okuyuşu tüylerimi diken diken eder. "Aman canm, ondört asır önce bir arap bedevisinin yazdığı bir kitap" deyip bu büyüleyici atmosferden kendimi mahrum etmem. Bu muhteşem hafız gibi bir hafız daha gelmedi Mısır'da. Keşke gelse de dinlesek!
Bakın arkadaşlar, bilimin tadını aldınız mı, bilimin tekdüze ve yalın gerçeklerinden sıkılır, gizem, esrar ararsınız. Mevlana'ya, Budist tapınaklara akın akın batılılar niye gidiyor sanıyorsunuz? "Keşke evren bilimin gösterdiği gibi yalın ve tekdüze olmasa, esrarlı, gizemli olaylar olsaydı!" dersiniz. Böyle şeylerin olmadığını bilirsiniz fakat en azından hayal dünyasında bu alemlere akmak isteği duyarsınız. "Yüzüklerin Efendisi" ve "Ateş Krallığı" türü filmler bu açlığın sonucudur.
Din bağlıları bunu yanlış anlar, "Zavallılar manevi açlık içinde" deyip onları doyurmak için kolları sıvar, sonra da yeterince eğilmediklerini görünce hayal kırıklığına uğrarlar. Bu insanlar bilimsel anlayıştan sadece biraz sıkılmışlardır, nefret etmiş değillerdir, sadece değişik atmosferlerde gizem soluma ihtiyacı duyuyorlar.
Bilmem anlatabildim mi? Kutsallıkları folklorik düzeye indirgemek şarttır. Yok etmek gerekmez, onlar bu dünyanın rengi, farklı çeşnisi, tadı, tuzu... Bir hat sanatından zevk almasını bileceksiniz, arap harflerinin esrarlı kıvrımları arasına dalıp gidebileceksiniz. Yanık sesli Mısır hafızlarının okudukları ürpertici nağmelerin tadını alabileceksiniz. "Kur'an Arabistan'da indi, Türkiye'de yazıldı, Mısır'da okundu" derler. Bunu hissetmek kötü bir şey değil. Ama kutsallığını bağlayıcı, itiraz edilmez, dokunulmaz ellenmez bağlamında almamak şartıyla. Ben arap yazısı okumayı bilirim. Anlamını da merak ettiğim için öğrenmeye çalıştım. Toplumumu bu kadar derinden ilgilendiren bir olguya kayıtsız kalamazdım. Kendi çapımda okur ve anlarım. O düzeyde öğrendim. Niye? Toplumumun malı bu da ondan! Niye atayım? Niye hor göreyim? Bin yıldır atalarım bu kitaba bir biçimde sahip çıkmış. Ben niye atayım? Bu benim nedenselliğimin bir parçası. Nedenselliğimi niye inkar edeyim? Beğenmediğim ayetleri de olur. Olabilir, kutsallığını tabu derecesine yükseltmiyorum. Siz Kur'an okurken güler misiniz? Ben gülerim. Kendi gücüne güvenen ve malı, evladıyla böbürlenip inanan komşusunu küçümseyen adamın bağını dolu vurup perişan olduğunda elleri böğründe kalışının tasviri beni güldürür. O adamcağızın o hâli gözümün önüne gelir ve gülerim. Böylesi büyüklenen bir adamın gerçeğin yüzüne vuruluşu ironiktir. Bu bir fıkra değil ama, ironik gelir bana.
Bakınız Beyaz hanımın yazdıkları bu anlattıklarımla örtüşüyor. Her ayetten elli çeşit, Kur'an'ın tamamından beşyüzbin çeşit anlam çıkar. Şimdi ben de gerçekten bir inanan insanın "dost olmayın" ı "konuşmayın" anlayabileceğine ikna oldum. Bu anlam çıkmaz ama, çıkaran da çıkarır yani! Adam bu anlamı çıkarıyor kardeşim, zorla mı?
Tehlikeli olan kutsallığın tabulaştırılması ve herkesin kendi anladığına da bu kutsal tabu olma halini sirayet ettirmesi. O zaman yandı gülüm keten helva!
Bu kutsallığı yumuşatıp folklorik düzeye indirgemeden bu işten kurtuluş yok arkadaşlar. Ben bunu bilir, bunu söylerim.
Beyaz hanımın çıkardığı sonuca aynen katılıyorum, çok yerinde ve benim amacıma uygun bir sonuç çıkarmış. "belki de gerçekten iman" etmeyenlerin, açıkça iman etmeyenlerin, edenlerim muhasebesinin bize düştüğü anlayışıyla yol almamıza imkan yok...” (DE)
Daha onceki yorumumda “kutsali folklorlestirme” den ne anladigimi yazmistim Noel’den, ABD’deki dini aktivitelerden ornekler vererek. Zaten kurnaz laikcimiz daha once “ABD’nin ilimli Islam projesini destekliyorum” demisti aynen degilse mealen. Salman Rustu, Irshad Manji, Ayan Hirsi Ali ve ustadlari Daniel Pipes’ta destekliyor. Ozet olarak arkadasin dedigi “yok edemiyorsan (ki gordukki bu zor, baksana Stalin basaramadi, vah, vah!) zehirle, icini bosalt; sadece adina Islam desinler ama pratikte Bati’daki materyalist, hedonist uygulamadan farki kalmasin. Zaten gunumuzde bu "kalvinist islam", "ilimli islam", "bati ile barisik islam" uygulamalarini goruyoruz. Simdilrde moda olam mistisizm "musluman olmadan Sufi olma". Hatta "laikci Sufi" bile olunabiliyormus National Geographic Turkce (gavurcasinda boyle zirvalar olmaz) versiyonuna gore Galata Mvlevihanesinde gen kizl;a oglanlar cagdas kiyafetler icinde rak ediyorlarmis; vede bunlar basortusune karsi imisler vede pekte laik Atatrrkcu falan imisler; Subasi camminde karsik namaz kilan Atatrurkc guruh, agzindan Allah kelimesini dusrmeyen Bulent Ersoy ve porn mahkemesine Allah yazan kolye ile giden Gamze Ozcelik'in dindarligi istedikleri. Istedikleri halti isleyecekler, herseyden sikilip canlari biraz da "mistiszm" isterse onu da kafeterya uslulu temin edecekler. Adam ABD'yi bosuna ornek vermiyor; yalniz orasida degsiyor hemde DE'nin istedigi yonde degil, orda din muhafazakarlasiyor yada "koktenlesiyor". Bizim aydinlanmacilar Bati'daki pozitivizmi ikiyuz sene rotarla aldiklari gibi ABD'deki dindarligi da en az 30 sene geriden takip ediyorlar.
Ancak Islam boyle "foklorlestirildiginde" laiklige de demokrasiye de musade edecek Sn. Efegil. Alternatifsiz demokrasi; kendi dininden baskaa dinin olmadigi laiklik. Oh ne guzel memleket!
Peki bu pek rasyonel, mantikci, nedenselci dusunurumuze Asli Hanim’in sorusunu tekrar etmek gerekmezmi: Sana ne kardesim benim dinimin nelestrileceginden? “senin dinin sana , benimki bana” degilmi? Sen “yaw ben aslinda muslumanim, islami daha iyi yasamak istiyorum ama su mevzularda tereddutlerim var; yada su yorumlara karsiyim” mi diyorsun yani “icerdenmisin” yoksa dusmanin gordugun dini yok etmek, ve bu mukun degilse yozlastirmak icin carelermi oneriyorsun? Kim adina kimin dinini folklorlestriyorsun? Hangi selahiyet ile? Git terorist/ustun irkci/ din devleti Israil’in dinini folklorlestirsene! Hani ateisttin, agnostiktin bilmem ne idin? Neden hedefinde sadece Islam var?
Ve devam ediyor Zerdust:
“…….Yapacağımız, kimsenin karanlıkla korkutulmasına prim vermemek. Karanlıkta öcüler böcüler var denilmesine prim vermememek gerekiyor. Tabii bu noktada zor bir yerde duruyoruz, karanlıktan herkes korkar, ister istemez çoğunluk öcüler böcüler olduğunu düşünecek diyebilirsiniz. İşte bilimin gücünü burada devreye sokmak gerekiyor. Bilimin gelişim sürecini izleyen aydın insanlar için bu tür korkular anlamsızlaşır. Bilirler ki yakın tarih büyücüler, şeytanlar, ejderhalar, ifritler kaynayan korkunç bir yerken bilim bunların hepsini aydınlığı ile yaktı, yok etti. Ümit burnu dolaşılırsa gemileri dev ejderhaların yutacağına inanılırdı. Ümit burnunda korku kayalıkları vardı. Bunları gören denizcilerin içi korkuyla dolardı. Bunların ötesine geçmeyi kabuslarında görürlerdi.
Hâlâ birtakım halisünasyonların cin görünmesi olduğunu sanan insanlar var. Bilim aydınlığı ile bunu da yenecektir. Görme olayının, beynin görme bölgesinin görme sinirlerinden gelen sinyallerle uyarılması olduğunu ve bu bölgenin sadece gözden gelen sinirlerce uyarılmadığını, sonuçta görmenin gözle değil beyinle yapıldığını öğrenen bir kişi artık cin gördüğünü filan iddia etmeyecektir. “( DE)
Simdi ogrendinizmi cocuklar “gorme olayinin” ne oldugunu? Yukarda birisine “yahudimisin” veya “kimin adina konusuyorsun” sorusunun sorulmasinin bahsedilen ifadelerden sonra makul oldugunu dusundugumu soylemistim. Bize gormenin aslinda ne oldugunu cinlerin perilerin olmadigini, bilim de bilim, bilim bilirim baksa sey bilmem diye vaz eden bu aydinlanmacimiza “bilimsel liyakatini” da sormak caizdir saniyorum. Sahi hangi liyakat, selahiyet yetkiye dayanarak bizlerle bu kadar tepeden konusabiliyorsunuz Sn. Enistein? Son Nobel Odulunu ne zaman kazanmistiniz? Yoksa su California Universitesinde hucrelerin icinde protein tasiyan motorlari kesfederek Sicence Dergisi tarafindan dunyada “yilin genc bilim adami”(Nobel JR. olarakta bahsedilen) odulu alan 26 yasindaki deha Ahmet Yildiz sizmisiniz? Eger o iseniz esiniz basini ortuyor ve takiye yapan bir dindarsiniz; bundan dolayi mezun oldugunuz Bogazici unIversitesi, YOK, TUBITAK ve cokta bilimci merkez medya tarafindan buyuk bir gayretle haklktan saklandiniz!
Basortululer hakkinda ne dusundugunu ogrendik, peki halk hakkinda ne dusunyor acaba. Dinleyelim:
“......Halkına güvenememek çok acı bir duygu, bundan çok acılıyım bana inanın ama, ben samimi söylüyorum güvenemiyorum. ……Bu ülkenin vatandaşı olmaktan bazen utanıyorum! ……..
Deklere ediyorum: Ben halkıma güvenemiyorum, kusuruma kimse bakmasın ve adımı ne koyarsanız koyun umurumda değil. Güvenmiyorum kardeşim, zorla mı?
Ah soke olduk! DE halkina guvenmiyormus. Iyi de haklini seviyormu? Onun menfaatini ABD veya Israil haklinin onune koyuyormu>? Yani ailesinden sikayetci babami; yoksa “ailenin dusmanimi”. Samimi olarak ortaya cikip BEN SUYUM, SU ENTITE ADINA KONUSUYORUM demek te zorla degil. Olmadigi icinirki biz de bu maske indirme isine giristik.
“peki ama laikci olabilmek icin Atatrurkcu de olmak lazim, hani bu adamin Ataturkculugu” diye souyorsaniz hemen geliyor bir Ataturkcu soylem:
"Yiyin efendiler yiyin! Bu hân-ı iştiha sizin" dizelerini şu eklemeyi yaparak yeniden yorumlamak istiyorum: "Yiyin birbirinizi! Tüketinceye, bitirinceye, hiç adam kalmayıp hepsi başka gelişmiş ülkelere kaçıncaya kadar yiyin! Yiyin ki bu ülke ebediyete kadar adam olamasın! Atatürk'ün medeni milletler düzeyine çıkma ülküsü gerçekleşemesin ki, onun mirasını reddettiğimizi, akla, bilime filan ihtiyacımız olmadığını, kurnazlığımızla(!) dünyaya bedel olduğumuzu cümle aleme ilan edelim. En bariz özelliklerinden birisi, değerlerini yiyip bitirmek olan ulusal genetiğimizi hakkıyla sürdürmüş olalım!
Hayırlı işler! Alkışlar hepinize... (DE)
"……Tanrısız din veya dinsiz tanrı anlayışlarını ateizm kapsamı içine alır mısınız bilmiyorum. Böyle uç şeyleri fazla tartışmaya açmayın, bana inanın faydası yok. Bakın kaçınalım, ellemeyelim, dokunmayalım demiyorum, tabu yapmıyorum. Bazen biraz faydacı (felsefi teknik terimini şimdi hatırlayamadım) olmak iyidir. her argümanı yeri geldikçe kullanmalıdır. O dostum "bir tamirci yerine göre tornavida, yerine göre pense alır eline" der. Sanırım haklı. Her şeyin fayda ekseninde olması gerekmez, faydalı diye alacağız, faydasız veya zararlı diye atacağız diye bir şey yok, ama yerine göre bir argümanı kullanmayı tercih edebiliriz.
Bakın Beyaz hanımın "siz şunu yapın, biz de bunu yapalım" pazarlığına geldi iş. Dostum, bunun yapılabileceğine bir inanabilsem, toplum olarak bir inanabilsek! .......İşine fazla gelmedi mi keseri kaldırıp berikinin kafasına da vururlar, bana inanın hiç şakası yok bu işin. " (DE)
Fazla yoruma gerek yok herhalde. "muslumanlar takiye yapiyo; ellerin firsat gectiginde ... neler yapacaklar; kumar oynayamam ben " (mealen) diyen zatin "ateizminizi saklasaniz iyi olur; uygun strateji degil" (mealen) derken takiyye salik vermiyormu acep hmde Sezgin Kiroglu'na! "yerine gore bir argumani kullanacakmis" durust entellektuelimiz. Dostlar buna Ingilizce'de "entellektuel prostitution" (fahiselik) derler. (Not: Sn, Moderator bu mustehcen ifade degildi, Bati'daki politik konusmalarda cok kullanlan bir terimdir).
Walla arkadaslar kanimca bu laikcimizin demokratligi da laikligi de, ahlak, vijdan kavramlarina verdigi mana da, kim adina konustugu da desifre olmus vaziyettedir idrak kapasitesi olana. Bu tesbitler ilerde bu zat veya degisik adlarda nevzuhur edebilecek ayni veya farkli kisileri desifre etmede birazcik faydali ipuclari verdi ise buna harcadigim iki saat bosa gitmemis sayabilirim.
Birde kendisinin bilimciligini, daldan dala atlayan, isine geldigi gibi egilip bukulen cok elastik bazen pragmatik, determist aydinlanmaci felsefesini de irdelemek isterdim ama yoruldum; aslinda bunlari Nuri Bey, Suat Bey , Ozgur Aytekin, Abdullah Esin kardeslerim gibi bircok yorumcular yeteri kadar yapmislar.
Ben Islam'a dusmanliklari ayan beyan ortada olan kimselere Kur'an ayetleri, meali, tefsiri Hadis-i Serif konulainda sabirla aciklamalara giren arkadaslara Allah razi olsun diyorum sadece. Bunu ben pek yapmam. Birinci sebep techizatimin yetersizligidir. Ikincisi ise muhatap aldigimiz kisilerde bu orulari sorma hakki veya ogrenme niyeti olmayisidir. Yani niyetleri bozuktur. Disardan ABD Elcisi Edelman "niye tek hak din Islamdir deniyor derken ve Sulu the Magnificent "240 muhkim ayet degissin" derken benim icimden onlara ne Kur'andan ne Islamdan bahsetmek gelmez. Ama herkes farkli yerlerden elini tasin altina koyar; saygim vardir.
Bu DE'ler Sibel Fidel Sait Abidin Feramoglu- Beyaz Hanimlar, Sezgin Ataman Kirogullari'nin butun versiyonlari nereden gelirler, kimlerdir ne olabilir bu kinin, saygisizligin, her halukarda zayifa karsi guclunn yaninda yer almayi reflekslestrmis karakterleri yaratan kosullar nedir? "nature or nurture" (yaradilismi yetismemi) sorusu bence daha fazla irdelnmelidir. Daha once soyledigim gibi ege bu taife Yahudi veya Islam'i, Turkleri hedef alan diger bir aidiyetten iseler tavirlaruina bir nebze saygi duyabilirim. Ornegin Sedat Vedat Sertogklu Yahudi kardesler ulkeleri ve dinleri icin falliyetler yapiyorlar ne kadar seytani olsa da birer "dava adamidirlar". Fakat Mine Kirikkanat Saulnier gibi kendi insanina kin kin ve asagilama kusan kendinden bnefret eden yerli yerl oryantalisler icin hicbir guzel yorum yapabilecek nokta bulamiyorum. Ben daha once e-mine Hanim'in bir sorusuna cevaben her halukarda "guclu", "moda", In" "hip" "cool" olana yonelenlerin psikoanalizini yapmaya clismistim degisik bir ilmekte. Ama diger yorumumda da soledigim gibi ben profesyonel degilim bu mevzularda. Bunun incelenmesinin bunlari muhatap, alip Kur'an ayetlerini aciklamaya calismak kadar onemli bir istigal olacagi dusuncesindeyim.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Not: DE'den yaptigim alintilarda yazilarinin tamaminin kontekstini yansittigim iddiasinda degilim. Her ne kadar mananin dogru yansitilmasina gayret gfosterdi isem bve bunun icin cogunlukla uzun pasajlar nakletti isem de alintilar secmedir, yaptigim argumanlari desteklemek icin. Dileyenler zatii muhteremin yazilarinin tamamini kendileri okuyup yargilarimin yerinde olup olmadigina karar vereblirler tabiiki.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 13, 2006 08:29 PM

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 24, 2007 2:50 AM

blue bey ile devam ediyorum ben. YKARDAKİ bEKİR BEYİN zun yazısı da gözden kaç-ma-sın ,.

hatırlatma yapayım; blue ile ingliz'leri konşyorduk. Demiştim ki ben; ingliltere'de tabi ki siyaset ve din çekişmez. 8 henry, yani siyasi temsil eden kral, yüzyıllar önce kendine bir yeni din yapmış ve bundan sonra ingiltere'nin dini bu olacak demiş. O ana kadar var olan dini de topla tüfekle yok etmiş. Şimdi bu din siyasetle çekişmyor diye örnek veriyorlar. ben de diyorum ki çekişmesine imkan var mı ?
Bizim Atatürk bi tekke ve zaviyeleri kapatamamıştı taa yüzyıllar sonra, adamlar neşteri daha ne kadar önce vurmş. Türkiyede aydın yok ki olaylara derinlemesine baksın.

laf burdan açıldı ve aşağıdaki mevzuya geldi.

Evet hayali yazmayalım. Bu akşam bir ingilizle yemeğe çıkacağım. Londra'yı karış karış gezdim. 3 sene bir ingilizle dirsek dirseğe çalıştım. Pakistanlı İngiliz tanıdığım da var. Yani yazdığım zaman hayali yazmıyorum... Sizin, yukarıdaki cümlelerinizin kaynağı nedir peki? 'İngilizler herkese tepeden bakar, hiçbir zaman içli dışlı olmazlar, ingilizler kendilerine demokrattır' filan??. Muhakkak bizim burnundan kıl aldırmayan elit jakoben takımı gibi, onlarda da böyle tipler var. Bir ülke insanlarını tek tip halinde düşünüp yargıda bulunmak biraz "faşizm" kokmuyor mu? Sizi tanıyan bir İngiliz de Türkler hakkında kötü düşünebilir nitekim

ingilterede ki kuzey bölgesi, ki sömürge halkı vatandaşları getto dedikleri bölgelerde yığılmışlardır; parkları farklıdır.
adları bile öyledir; o bölgedeise pakistan parkı diye bilinir.

onlar hala göçmen değiller, hala melez değiller.
hala sömüge halkıdırlar. Kayak ,istiyorsanız, okulardaki öğrenci dağılımına bir bakın derim. .

ingliz askerlerinin ırakta 15 yaşında çocuklara
işkence yaptığı kanıtlandı ne oldu ve ülkede kim ayaklandı. Hani nerde ingliz blue'ları ?? bi arkadaşınıza sorsanız ??

londra metrosnda brezilyalı bir genç sırt çantası var diye gündüz vakti polis tarafından öldürüldü. olayın doğr dürüst sorşturması yapılmadı.

'Kelly kasten öldürüldü'
Britanya'da, hükümetin Irak'ın kitle imha silahları dosyasını çarpıtması skandalında BBC'ye bilgi sızdırınca 'ölü bulunan' savunma bakanlığı danışmanı David Kelly'e dair yeni bir iddia gündemde. Kelly'nin ölümünü soruşturan Liberal Demokrat vekil Norman Baker, "İntihar etmediği ve başkalarınca kasten öldürüldüğüne inanıyorum. Hutton raporunda yüksek doz ağrı kesiciyle intihar ettiğine hükmedildi. Ama .....

ben kimse hakkında kötü düşünmüyorm. olayları unutmam ben sadece, ve ilişki kurarım. Farkımız bu.

youtube atatürk ve ipekçalışlar kitabı hakkında

abartmaya gerek yok neticede youtube tekrar açıldı. ipek çalışların kitabı da yasak değil,
amerikada greoge washingtonun heykelini dağa kazımışlar. o kurucunun özel hayatı mı yoktu ?
hiçbiri ortalıkta değil.

Mesela merve hanım amerikan vatandaşı ya, şu heykeli şu dağdan kaldırsak dese de; biz de görsek ne oluyor ???

kısaca bu paniğiniz yersiz, youtube açıldı ya ingliz arkadaşınıza onu diyin., kına mı yakacak ne yapacaksa yapsın.

ne mutlu türküm sözü ile ilgili

sizin ne mtlu kürdüm vs diyenler gibi bir saçmalığakatılmadığınıza sevindim. Mutlu olamadığınız
konuların olması doğal da, yine de ingliz arkadaşınız yanında sömürge vatandaşı gibi durmayın.

benim ingliz arkadaşım olsa,inglizlere burnumuzun dibindeki işagli sorardım önce.
kelley nin esrarengiz ölümünü sorardım.
nasıl bir derin devlet bu ? ama bakın biz de herşey ortalıkta oluyor.,

Vatandaşlardan kimi dağa çıkarım haaa diyor, kimi yurtdışına çıkarım haaa diyor,.. çıkın kardeşim, ne diyim ??
benim imkanım yok öyle. halk kızıyım. Ben vize bile alamam belki.,
70- 80 darbelerinden sonra, (ben 60 darbesi görmemiştim ), bu bana bu sudan hafif geliyor., sizin yaşınız küçük demek. bi özal vardı o zamanlar, gider brifingler verir, askerin gözüne girmeye çalışırdı., 17 yaşında çocuk idam edilmişti de, kimse ya bu ne diye sormmamıştı?

darbeyi kendi içlerinde darbe olamayanlar önler ancak. Toplumca olgunlaşıyoruz. İnsanların milyonlar olp mitinglere gitmesi de darbeyi önler. Bu seçimler çok güzel olacak. kimin kazanacağı sorn değil. Herkes merkeze yerleşme sevdasına geçti :) ilhan kesici
chp'de, ertuğrul günay akp de diyorlar ya, hayatta anlamaz ingliz arkadaşınız bunu :)

ben çok mutluyum valla., yoksuluz garibanız ama
gururlyuz.

bir türban sorunu kalıyor ki, bunu hayrunisa hanım davasını çekmeden çözebilirdi ancak.
ben bunu 100 defa olsa gene yazacağım.
YOKSA cumhurbaşanın eşi türbanlı olsa da çözülmez öyle., insanları aldatmak siyasi istismara neden olur.

dünyanın en melez halkı mutludur :)
çünkü biz pazarda bir araya geldiğimiz de aramızda anlaşmak için türkçe konuşuyorduk.
ben kendime ne diyim şimdi ?
hani pazarda, boşnak kürde "patates kaça" diye soracak ya :)) zaten elin gavuru da bize turka turka diyip duryordu , yoksa aslında ben BİR melezim bu topraklar da.

Yazan: knz Tarih: May 25, 2007 6:22 AM

knz,

Türkiyede aydın yok ki olaylara derinlemesine baksın
Evet, bizi aydınlattığınız için müteşekkiriz, çok derin tahlilleriniz var ve çok önemli noktalara parmak basıyorsunuz. Kitap projesi var mı? Sabırsızlıkla bekliyoruz.
ingilterede ki kuzey bölgesi, ki sömürge halkı vatandaşları getto dedikleri bölgelerde yığılmışlardır; parkları farklıdır. adları bile öyledir; o bölgedeise pakistan parkı diye bilinir.
Gettoların sömürgeyle bir ilgisi yok. Fransa'da da, Almanya'da da Türk gettoları vardır, Yahudi gettoları vardır. Kültürleri aynı insanlar birarada yaşamayı seçerler. İngiltere'nin kuzeyindeki sözümona "sömürge" insanlarının nasıl bir diskriminasyona tabi tutulduğunu söyler misiniz? Üniversitede okumak istemiş, kamusal alana giremezsin mi denilmiş? Milletvekili olmak istemiş, kuzeyli isen milletvekili olamazsın mı denilmiş? Tony'nin varisi Gordon Brown İskoç asıllı mesela. Var ya knz, sallıyorsun ama boşa sallıyorsun.
abartmaya gerek yok neticede youtube tekrar açıldı. ipek çalışların kitabı da yasak değil,
Geçen hafta çıkan kanun ile erişimin yasaklanması yasallaştı. Bundan sonra devlet, hakaret durumunda erişimi yasaklama hakkına sahip. Ayıp katmerlendi yani. Evet İpek Çalışlar'ın kitabı yasak değil, ama birçok yazar düşüncelerinden dolayı hapiste. Ve bu zihniyet devam ettikçe düşünce suçundan yargılanmış, hüküm giymiş insanlar olmaya devam edecek. Hem o kadar absürd bir şey söylüyorsunuz ki... Adam ateş etmiş ama bak isabet etmemiş, yaşıyor, abartmaya gerek yok... Adam tecavüze yeltenmiş ama bak muvaffak olamamış... abartma demekten bir farkı yok. Azıcık yazdığını oku.
ingliz arkadaşınız yanında sömürge vatandaşı gibi durmayın.
Neden sömürge vatandaşı gibi durayım, ben Osmanlıyım. "aman Avrupa'ya yanlış imaj vermeyelim, cumhurbaşkanı eşi kapalı olmasın" diye komplekslere giren tiplere söyle sen ver o öğüdünü. Louis Vuitton çantalarla, Diesel pantolonlarla gezen tiplere söyle. Benim gibi Bostancı Pazarı tiplerine değil. Cambridge, Oxford gibi üniversitelere ilk 500'e girerken, tek faaliyeti hükümeti devirmek, başörtüsü ve irticayla mücadele etmek olan YÖK'çülere söyle. Dik durmak Sezer gibi somurtmakla olmaz. Dik durmak için, dişe dokunur iş yapacaksın. Ne faydan oldu bu vatana knz? Ne yapıyorsun sömürge durumunda kalmamamız için?
Vatandaşlardan kimi dağa çıkarım haaa diyor, kimi yurtdışına çıkarım haaa diyor,.. çıkın kardeşim, ne diyim ?? benim imkanım yok öyle. halk kızıyım. Ben vize bile alamam belki.
Sen halk kızısın, Avrupa'da okuyanlar dük kızı mı? Alırsın bursunu, komilik garsonluk yaparsın geçinirsin. Ama tuzun kuruysa, zaten bu ülkeyi yaşanılmaz hale getiren sistemin bir parçası isen derdin olmaz... Halk kızıymış, mutluymuş. Yesinler.
chp'de, ertuğrul günay akp de diyorlar ya, hayatta anlamaz ingliz arkadaşınız bunu :)
Gayet iyi anlar merak etmeyin. CHP Türkiye'de sol kimliğine sahip bir parti değil. Zaten sosyalist enternasyonelden atılma durumu var (yani onlar çok iyi anlamış zaten), Avrupa'lı solcular Türkiye'ye geldiklerinde CHP'yi transit geçip AKP ile görüşüyorlar. AKP halkdan destek alıyor, CHP gibi jakobenlerden değil ve yenilikçi bir parti. CHP statükoyu savunuyor ve sistemin muhafazası dışında hiçbir somut sosyal projesi yok. Bunu anlamamak için sıkı partizan olmak gerekiyor tabi.

Sıkıldım seninle yazışmaktan. Sen yazmaya devam et. Bir yere varamıyoruz.

Yazan: blue Tarih: May 25, 2007 9:27 AM

Ben hiç bir zaman sizinle yazışmadım blue.. Sadece fikrlerimi söylemek için sizi kullanmış oluyorum. Fakat onun için bana duygu beyan etmeniz gerekmiyor

burda söylediğim önemli noktalar vardı. tekrarlayacağım.

1-ingiltrede din zaten siyasetin dini olarak yapılandırılmıştı. Orjinal kaynaklı bir din mi ingiltrede ? Dolayısıyla siyset hristiyanlığın örneğin "boşanma"ya getirdiği kısıtlama nedeniyle din ile çatışmadı. Aldatıcı olan şu ki, siz bnu laikliğin özel bir uygulaması sanıyorsnuz.

2- ingilter de gettoların sömürge ile ilgilisi yok ama ingiltere örneği yine özel, orda getoların sömürge ile ilgisi var.
ben iskoçtan bahsetmedim. pakistan, hindstan gibi iki büyük sömüge kuzey ingilterenin önemli bir nüfüsudur.

3- jokobenlik bu olsa gerek. ben doğan tornnu göremke için vize kuyruğnda bekleyen babaanne biliyorm,. Babananeye burs bulsun demek, ekmek bulmayanlar pasta yesinler demeye benzedi.


ben de yorludum. söylemek istedeğim bişey kaldıysa yolunu blur gene derim.,

Yazan: knz Tarih: May 26, 2007 12:13 AM

Laik, burada da okuduğum ve üzerine onay verdiğim anlamı ile Devlet yönetiminde bir tutum ve yürütme biçimi, yani bireyin sosyal yaşantısında kullanacağı bir söz değil. Olsa olsa siyasal tutumu gereği bir taraf olduğunu belirtmeye çalışıyordur şu son CHP'nin tekeline aldığı ve kendisinden gibi göstermeye çalıştığı kelimelerle.

Helsinki'de Eurovision Şarkı Yarışması'na katılacak olan Kenan Doğulu gösterişli kostümüyle yola çıktı: "Yarışmaya laik kimliğimle gidiyorum"

Yani, şarkısından ve etrafındaki İngiliz seksi dansçılarından mı bahsediyor yoksa siyasi moda gereği ne dediğinin farkında olmayan genç furyanın Lost'dan sonraki sloganını mı kafaya takmış belli değil, ayrıca kendisini Cumhuriyet Mitinginde göremediğimize göre ortada kendisinin de ne yaptığını bilemediğ bir tutum ve tirübüne oynama var. Ama SMS reklamlarına çıkıp malı götürüyo evelallah.

Yazan: Kenan Tarih: May 26, 2007 8:46 PM

Kenan Bey az ve oz yorumu ile onikiden vurmus! Budur. Belki laikciler bu defa anlamistir mevzuyu diyecegim ama nefesimi tutmuyorum. Benzeri ornekler cok verildi. Bir resmi devlet resepsiyonuna transparan elbise ile katilan 100 kusur kiloluk unlu sarkici da "laik" olmasi ile aciklamisti durumu. Ve son olarak bir Bati ulkesinde ki plaj voleyboluna bikini ile katilan kizlarimiz da "siz Musluman degilmisiniz.....bu kiyafet...?" seklindeki soruya ayni cevap vermisler idi: Biz laikiz! Kenan Bey'inki gibi yorumlari bilgi almak niyeti ile okusalar idi el aleme boyle kendilerini rezil etmezler idi.

Ve burada benim diger bir yorumumda laikcilere "korkmayin ne ickinize, ne mini eteginize birsey diyen olmayacak" dememe kizan bir laikci "senin kafanda onlar var, laikligi bunlara indirgiyorsun" demis idi. Oysa ben laikcileri bunlara indirgiyor idim. Buyuk fark!

Oysa bu degerlendirmem laikci/cagdasci kesimin bunlar icin kullandiklari kriterlerin ta kendsinden cikiyor idi. "mini etekli kizi diri diri yaktilar" , "basortulu doktor testis filmi cekmedi", "bogazicinde turban sov" (ki hepsinin de katiksiz yalan oldugu anlasildi) Uskudar'da acik yerde kafa cekerek "laiklik" gosterme vs, "laiklik" sembolu olarak sunulan butun bireysel hayat tarzi tercihleri ya cinsellik ya kafa cekme gibi zevkperestlik ogelerinden olusuyor. Acin gazeteleri bakin istatistiksel olarak baska neyi korumaya calisiyorlar?

Yogurtcu yogurt, sutcu sut, sosyal demokrat sosyal veya demokrat olmadigi gibi "laikci" de laik falan degildir (zaten kisi laik olmaz ama "devletin laik olmasini kabullenmis olan" manasinda da laik degildir).

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 27, 2007 4:22 AM

dindar olmayan dincilerimizden sonra laik olmayan laikçilerimiz olmuş,..

da ne olmuş ???

nötrlenseydik bari şimdi,.

Yazan: knz Tarih: May 28, 2007 12:17 AM

laikçi dediğiniz insanlar bu ülkede sistematik olarak dincileri hatta gericileri yok etmeye mi çalışıyor. eğer bu insanlar ülkenin yönetimini alıp -bakın en önemli yer burası-dini duygularını devlet işlerine karıştırıyorsa şayet işte o LAİKÇİLER buna müdahale edecektir.
Laik olmak adam olmaktır... M.K ATATÜRK

Yazan: Orhan Veli Tarih: June 1, 2007 6:35 AM

eğer bu insanlar ülkenin yönetimini alıp -bakın en önemli yer burası-dini duygularını devlet işlerine karıştırıyorsa
Evet, en önemli yeri burası hakikaten. Dini "duygular" nelerdir? ve bu "duygular" devlet işlerine neden karıştırılamaz anlatabilir misiniz? Benim dini duygu deyince ilk aklıma gelenler adalet duygusu, hırsızlık yapmamak, başkasının malına ırzına göz dikmemek, yalan söylememek, kimseyi aldatmamak, yaratılanı yaradandan ötürü sevmek, küçüklere sevgi, büyüklere saygı göstermek vs. geliyor. Bunların devlet işlerine karıştırılması sakıncalı mıdır? Laikçiler buna neden engel olmalıdır? Aydınlatırsanız sevinirim.

Yazan: blue Tarih: June 1, 2007 11:16 AM

Blue 'nın cevabı bir dışavurum. Hadi birlikte irdeyeleyim.

Evet, en önemli yeri burası hakikaten. Dini "duygular" nelerdir? ve bu "duygular" devlet işlerine neden karıştırılamaz anlatabilir misiniz? Benim dini duygu deyince ilk aklıma gelenler adalet duygusu, hırsızlık yapmamak, başkasının malına ırzına göz dikmemek, yalan söylememek, kimseyi aldatmamak, yaratılanı yaradandan ötürü sevmek, küçüklere sevgi, büyüklere saygı göstermek vs. geliyor. Bunların devlet işlerine karıştırılması sakıncalı mıdır? Laikçiler buna neden engel olmalıdır? Aydınlatırsanız sevinirim.

adalet, hırsızlık yapmamak vs.. zaten her insanda olması gereken duygulardır. Bir insan hunlara sahip oldu diye, özel bir nitelik kazanmaz. Bir ateist te bunlara sahip olablir ve aa hırsızlık yapmıyor diye
ateizmi devlet işlerine karıştırıyor olmaz.

biz hırsızlık yapmayan birini alsak ve ortaya koysak; sırf bu niteliği dolayısıyla o adamın hindu, muslüman, ateist veya putprest olduğuna hüküm vermezsiniz ?

fakat blue'nın farkemesi gerekn bilinçaltı şu;
O bu özelliklere sahip kişi müslümandır, önyargısını beslemeye çalışıyor.
Dolaylıda olsa buna sebep olacak birşey yazılanlar.

Halbuki kendi sahtekarlığını örtmek için böyle din kisvesine bulunan, her tarafından islami
sinyaller veren sahtekarları sanki hiç görmedik ?

sanki halkımız allah peygamber sela-mü aleyküm diye kahveye gelenlere az para kaptırmadı. Yimpaşa para kaptıranları unutmayın.
bunlara kefil olan siyasetçileri ne çabuk unuttuk.

evet, bir kişi eğer "iyi" ise kendisi ,için iyidir.

yok dini için hırsızlık yapmıyorsa, ona allah versin diyorm. kamuy niçin yapmadığı hiç ilgilendirmez. kamudan o yaptığıa bişey, bir övgü beklemesin.

devlet işilerini yaparken iyi olmak , hırsız olmamak kişin bir lütfü değil zorunlululuktur. mecbursun hırsız olmamaya.

Yazan: knz Tarih: June 3, 2007 11:33 AM

blue selam, çok ayrıntılı cevap yazacağım.

Yani insanın ahlaki değerlere sahip olması için dindar olması gerekmez, dolayısıyla hırsızlık yapmaması için insanın dinsiz olması veya dinsiz gibi davranması mı gerekir? Çünkü yukarıdaki arkadaş dini duygularını ülkenin yönetimine karıştıranlardan rahatsızlığını ifade etmiş. Demek ki insan yönetime gelince duygularını köreltmesi gerekiyor. Ve "dini duygular" yönetim için sakıncalıdır. Siz bunu mu savunuyorsunuz?

hayır, tessettürdür. Dini hassasiyetinizin üzerine bir dış elbise gibi tarafsızlığınızı alırsınız. o dini hassasiyetinin insanların gözüne sokar gibi görlümesine gerek yoktur.,

hırsız yapmamak için dinsiz gibi davranması gerekir demedim; "hırsızlık yapmamak" özelliği sadece dini bir nitelik değildir dedim.

ben sade davranmaktan sözediyorum. dinsizin de dinsziliğini belli etmesine ihtiyacımız yok açıkçası.

Açıkça ben düşüncemi söyleyeyim. Başımdaki adil olsun, demokrat olsun, isterse ateist, ister puta tapan olsun benim için hiç farketmiyor. Ama siz, tepedeki insanın adil olmasını, hırsızlık yapmamasını, ekonomiyi çok iyi yönetmesini bir kenara bırakıyorsunuz ve dindar olmasını, ibadet etmesini, konuşurken inşallah, maşallah demesini, eşinin başının örtüsünü sorun ediyor sonra utanmadan çıkıp söylediklerime tam tersi bir anlam yüklüyorsunuz.

söylemediğim şeyleri söylemişim gibi davranmanız adil değil. Başımdaki adil olsun, demokrat olsun, isterse ateist, ister puta tapan olsun benim için hiç farketmiyor demişsinizya, bunlar boş hamaset sözleri. Hukuk realitedir. bugün trobzonda ve malatyada değil kamuda bizimle ilişki içindeyken, sokakta kendi kendiyken misyoner öldürüldürdü. ateistim demek her babayiğidin harcı değil.

tesettür insanları korur .
insanlar arasında gereksiz gerilimlere sebep olmayı yeryüzünde bozgunculuk sayarım.

müslüman dini gösteriş dini değil, sadeleikten size fayda gelir zarar değil.

Bir insanın dini duygularını siyasete karıştırması iyi bir şeydir. Ahlaki kıstaslarını siyasete de tatbik etmelidir. Sadece hırsızlık değil söz konusu olan, adalet, hak, hoşgörü, sevgi.

adalet , hoşgörü, sevgi de lütüf değil. zaten olması gereken niteliklerdir.
bir insan dini duyglarını siyasete karıştırabilir tabi, ben prim yapmasını tercih etmem sadece. Fakat kamuda görev yaparken(eşi değil ama) dediğim gibi
üzerine örtü alması gerekiyor.

Adolf Hitler, çocukları çok severdi ve tam bir klasik müzik tutkunuydu. Ama yönetimde olabildiğince laikti.

laik olsaydı yahudi dinine karşı taraflı olmazdı.

Keşke o çocukların gaz odalarında ölmesini izlerken merhametini siyasete karıştırabilseydi. Keşke onun yerine dini duygularını siyasete karıştıran bir hristiyan olsaydı da dünya savaş vahşetini yaşamasaydı dünya.

o kadar saçma birşey yazdın ki blue.

haçlı seferleri müslümanları kırarken sen farkında olmayabilirsin ama sırplar boşnakların boynunu keserken sapına kadar dini alet ediyorlardı., tv de mi görmedin ?


Dini duygular denilenler insanın özünde sahip olduğu erdemlerdir. Zaten din'in varlık sebebi, insanın bu duygularının kötülüğü isteyen duygularına baskın gelmesini sağlamaktır.

kendini tamamen dolduruşa getiriyorsn.
böyle kendini koruyamazsın.
heres kendi nefsi ile mücadele etsin. sizden öncekilerin geçtiği sınavdan siz geçmeyecek misiniz sandınız ???

dini kendine saygınlık uyandırmak için dış kılıf olarak mı kullanıyorsun .

burada blue dindar, blue yalan söylemez, blue adaletli ve hoşgörülüdür mü diyelim ?

knz senin kadar dindar görünmediğine göre ona güvenmeyelim.,

kimseyi ilgiledirmez.

Bir insan, din olmadan da ahlaklı olabilir. Dindar görünüp sahtekar da olabilir. Ama sahtekarlar var diye dini duygularını, ahlakını, erdemini siyasetten soyutlayamaz.
Eğer arkadaş "dini duyguları" yerine "dini kabullerini" veya "dini görüşlerini" dese haklı olurdu. Devletin tepesinde bir insan elbette ki devleti, dini kurallara göre yönetemez. Baskın mezhep kuramaz, din devleti oluşturamaz.

bir insan din olmadan ahlaklı olabilir diyorsun, sonra dini duyglarla ahlak ve erdemi bir arada kullanıyorsun.

bir insan din duygularını göstermeden de dinli olablir.

bak ne demiş yunus;
Hak'tan ayri kimse bilmez
Kafir müselman kimdürür

Ama tutup Bismillah demesine, namaz kılmasına, eşinin başörtüsüne karışırsanız bu başka bir şeydir. Ben Ahmet Necdet Sezer, Saddam veya Hitler gibi laik yöneticiler yerine vicdanını aklının önüne geçiren Gandi, Martin Luther King, Fatih Sultan Mehmed gibi dini duygularını siyasete karıştıranları tercih ederim.

evet demirel çok söylerdi. Biraz da müslüman kaygısıyla bu yazıyı yazdığımı hiç düşümediniz mi? siyeset besmelei yozlaştırabilir.milli görüş iyce baydırdı. ülke imama kızıp abdest bozan insanlarla doldu., tesettür sakınmanız içindir. ayağa düşürmemek için.

eşler konusunda haklısınız, Evlilik birey olma hakkını ortadan kaldırmaz. adülatif şenerden
başka bu cümlayi kurma hakkının kimsede olmadığını düşünüyorum.

yılar önece, tayyip erdoğan istanbul gençlik kolları başkaıyken, bir grpla birlikte erbakan hocanın evine giderler. hocanın kızı büymüş ama
hala türbana sarınmmaıştır. Hocaya müslüman bir parti başkanın kızını başını örtmesini beklediklerini söylerler. deomrrasi aileden başlar :) daha çok yolumuz var yani.

Osmanlı imparatorluğu, devlet adamları dini siyasete karıştırdığı için imparatorluk olmuştur. Nizamülmülk'ün "siyasetnamesini" bir okuyun bakalım. Siyasetçilere, dini duygularını nasıl siyasete karıştırmaları gerektiği nasıl anlatılıyor.

o halde neden çökmüştür ?

Biraz da sizi irdelemek lazım. Sizin laiklik anlayışınız, dindar bir müslüman/ hristiyanın yönetici olunca kimliksizleşmesini mi öngörmektedir? Mesela İsmet İnönü, ağzına hiç "Allah" sözünü almazmış. Bir kere çok ısrar etmişler, Alasmarladık diye kaçmış. Cuma namazlarını da evde kılarmış... Kafanızdaki şablon bu galiba.

valla ismet inönüyü çok tanımam. ben tipik demirel çocuğuyum. fakat siz şimdi bu olayı anlatınız ya, çok müteessir oldum. İnönüyü resmen taciz etmişler. hiç bir insana böyle davranmaya kimsenin hakkı yok. bu kişilikle ilgili bir olay.

benim kafamdaki şablon sadece sadelik.

Olayın Yimpaş'la filan da ilgisi yok. Ona bakarsanız Selçuk Parsadan, rahmetli de, Atatürk, laiklik adına az para tokatlamadı. O zaman yöneticiler Atatürkçü de olmasın ya... Atilla Taçoy da zamanında milletten topladığı kurban derilerinden köşeyi dönmüştü.

selçuk parsadan dolandırıcılığı ile yimpaş aynı değil.

selçuk parsadan nerden baksan dünyevi.
sizi kimle korkutabilir, generalle bilmem kim ile. o general sizi ebedi ceheneme yolayamaz, size cenent vad edemez. olsa olsa selimeye kışlasına gidersiniz(askeri rejimde) veya
dünyevi bir menfaatniz olur, ama hepsi dünyevidir.

dini sömüren kişi ise ahireti sömürüyor.
ölümden ala korku yoktur.
vicdanları kıskaca almak kolaydır.

parsadanın ardında bir siyaset yoktu ama diğerleri milletvekilleri ile gittiler.
resemn camiler kötü amaçlara alet oldu.
o cami ki muslla taşı hepimizin uğrak yeri olacak. musalla taşı sömürüsü kadar berbat bir örnek bulamazsın.

Komik olan nedir biliyor musun knz? Devlet, bir yandan yöneticilerinin dindar olmasına karşı çıkarken, diğer yandan kendi vatandaşının dini duygularını olabildiğince sui-istimal ediyor. Ben ilkokuldayken devlet zekat zarfları, fitre/zekat zarfları dağıtırdı. Var mı böyle bir şey? Kestiğim hayvanın derisini devlete verecekmişim? Yok ya ! Vakıflar devlet mülküymüş, işletmesi ve geliri devlete aitmiş. Bak sen ! Askerlik peygamber ocağıymış. Hadi ya?
Oyunu görmüyor musun knz? Bunlara karşı çıksana... Hey devlet, vatandaşın dini duygularını kullanma desene ! Yoksa samimiyetten bahsetme.


1- okulda fitre zekat zarfı dağıtımı : sizin çocukluğunuz sanırım ziyahül hak'ın biraderimiz olduğu zamana denk düşmüş. neyseki geçti gitti bitti diyelim.

2- hayvan derisi; milli zengiliğimizdir. ormanlar gibidir yani. eğer bıçağı milim kaydırsanız, her bir kurbanda kaydırsanız
ülke zenginliğini heba edersiniz. sadece kesim değil, sonrasında tuzlanması havalanması belli süreçli vardır.

neden bu ülkenin insanları problem çözmek yerine hep post kavgası yaparlar.

sanki köşedeki kuran kursu postu kaptığında önce bi holding dikelim sonra hayır yaparız demedi.
sonra da bunu unuutp oğlunu amerikaya göndermedi.

kurban derilerini güçlü bir organizsayonun toplaması doğru ama hava kurumu başkanı bunu
kuran kursu gibi önce holding yapalım diye kullanıyorsa, mücadale edin.,
inat eden başarırdı.

vatndaş derisini atıp gidiyor, kuran kursuna verince derisini kontrol ediyor mu ? vatandaş öyle olursa , derilerin kime gittiğinin sizin için önemi ne ?

geçenler de bir asker ve eşi ile mahkemeye düştü (adını unuttum). öbür dediğiniz isim niye mahkemeye düşmesin?

Askerlik peygamber ocağı; EVET öyledir. Osmanlı çöktükten devmam eden tek kurum ordudur. 10 kasım törenlerinde o meşhur kurmay törenini hatırlayın. hani kurmayda mustafa kemalin adı okunur ya..
o ordunun adı da peygamber ocağı, peygamber ocağı tarihi isim yani.

Yazan: knz Tarih: June 6, 2007 8:51 AM

blue selam, çok ayrıntılı cevap yazacağım.

Yani insanın ahlaki değerlere sahip olması için dindar olması gerekmez, dolayısıyla hırsızlık yapmaması için insanın dinsiz olması veya dinsiz gibi davranması mı gerekir? Çünkü yukarıdaki arkadaş dini duygularını ülkenin yönetimine karıştıranlardan rahatsızlığını ifade etmiş. Demek ki insan yönetime gelince duygularını köreltmesi gerekiyor. Ve "dini duygular" yönetim için sakıncalıdır. Siz bunu mu savunuyorsunuz?

hayır, tesettürdür. Dini hassasiyetinizin üzerine bir dış elbise gibi tarafsızlığınızı alırsınız. o dini hassasiyetinin insanların gözüne sokar gibi görülmesine gerek yoktur.,

hırsız yapmamak için dinsiz gibi davranması gerekir demedim; "hırsızlık yapmamak" özelliği sadece dini bir nitelik değildir dedim.

ben sade davranmaktan söz ediyorum. dinsizin de dinsizliğini belli etmesine ihtiyacımız yok açıkçası.

Açıkça ben düşüncemi söyleyeyim. Başımdaki adil olsun, demokrat olsun, isterse ateist, ister puta tapan olsun benim için hiç fark etmiyor. Ama siz, tepedeki insanın adil olmasını, hırsızlık yapmamasını, ekonomiyi çok iyi yönetmesini bir kenara bırakıyorsunuz ve dindar olmasını, ibadet etmesini, konuşurken inşallah, maşallah demesini, eşinin başının örtüsünü sorun ediyor sonra utanmadan çıkıp söylediklerime tam tersi bir anlam yüklüyorsunuz.

söylemediğim şeyleri söylemişim gibi davranmanız adil değil. Başımdaki adil olsun, demokrat olsun, isterse ateist, ister puta tapan olsun benim için hiç fark etmiyor demişsiniz ya, bunlar boş hamaset sözleri. Hukuk realitedir. bugün trabzonda ve malatya'da değil kamuda bizimle ilişki içindeyken, sokakta kendi kendiyken misyoner öldürüldü. ateistim demek her babayiğidin harcı değil.

tesettür insanları korur .
insanlar arasında gereksiz gerilimlere sebep olmayı yeryüzünde bozgunculuk sayarım.

Müslüman dini gösteriş dini değil, sadelikten size fayda gelir zarar değil.

Bir insanın dini duygularını siyasete karıştırması iyi bir şeydir. Ahlaki kıstaslarını siyasete de tatbik etmelidir. Sadece hırsızlık değil söz konusu olan, adalet, hak, hoşgörü, sevgi.

adalet , hoşgörü, sevgi de lütuf değil. zaten olması gereken niteliklerdir.
bir insan dini duygularını siyasete karıştırabilir tabi, ben prim yapmasını tercih etmem sadece. Fakat kamuda görev yaparken(eşi değil ama) dediğim gibi
üzerine örtü alması gerekiyor.

Adolf Hitler, çocukları çok severdi ve tam bir klasik müzik tutkunuydu. Ama yönetimde olabildiğince laikti.

laik olsaydı Yahudi dinine karşı taraflı olmazdı.

Keşke o çocukların gaz odalarında ölmesini izlerken merhametini siyasete karıştırabilseydi. Keşke onun yerine dini duygularını siyasete karıştıran bir Hıristiyan olsaydı da dünya savaş vahşetini yaşamasaydı dünya.

o kadar saçma bir şey yazdın ki blue.

haçlı seferleri Müslümanları kırarken sen farkında olmayabilirsin ama Sırplar Boşnakların boynunu keserken sapına kadar dini alet ediyorlardı., TV de mi görmedin ?


Dini duygular denilenler insanın özünde sahip olduğu erdemlerdir. Zaten din'in varlık sebebi, insanın bu duygularının kötülüğü isteyen duygularına baskın gelmesini sağlamaktır.

kendini tamamen dolduruşa getiriyorsun.
böyle kendini koruyamazsın.
herkes kendi nefsi ile mücadele etsin. sizden öncekilerin geçtiği sınavdan siz geçmeyecek misiniz sandınız ???

dini kendine saygınlık uyandırmak için dış kılıf olarak mı kullanıyorsun .

burada blue dindar, blue yalan söylemez, blue adaletli ve hoşgörülüdür mü diyelim ?

knz senin kadar dindar görünmediğine göre ona güvenmeyelim.,

kimseyi ilgilendirmez.

Bir insan, din olmadan da ahlaklı olabilir. Dindar görünüp sahtekar da olabilir. Ama sahtekarlar var diye dini duygularını, ahlakını, erdemini siyasetten soyutlayamaz.
Eğer arkadaş "dini duyguları" yerine "dini kabullerini" veya "dini görüşlerini" dese haklı olurdu. Devletin tepesinde bir insan elbette ki devleti, dini kurallara göre yönetemez. Baskın mezhep kuramaz, din devleti oluşturamaz.

bir insan din olmadan ahlaklı olabilir diyorsun, sonra dini duygularla ahlak ve erdemi bir arada kullanıyorsun.

bir insan din duygularını göstermeden de dinli olabilir.

bak ne demiş yunus;
Hak'tan ayrı kimse bilmez
Kafir müselman kimdürür

Ama tutup Bismillah demesine, namaz kılmasına, eşinin başörtüsüne karışırsanız bu başka bir şeydir. Ben Ahmet Necdet Sezer, Saddam veya Hitler gibi laik yöneticiler yerine vicdanını aklının önüne geçiren Gandi, Martin Luther King, Fatih Sultan Mehmed gibi dini duygularını siyasete karıştıranları tercih ederim.

evet Demirel çok söylerdi. Biraz da Müslüman kaygısıyla bu yazıyı yazdığımı hiç düşünmediniz mi? siyaset besmeleyi yozlaştırabilir. milli görüş iyice baydırdı. ülke imama kızıp abdest bozan insanlarla doldu., tesettür sakınmanız içindir. ayağa düşürmemek için.

eşler konusunda haklısınız, Evlilik birey olma hakkını ortadan kaldırmaz. adülatif şenerden
başka bu cümleyi kurma hakkının kimsede olmadığını düşünüyorum.

yılar önce, tayip Erdoğan İstanbul gençlik kolları başkanıyken, bir grupla birlikte Erbakan hocanın evine giderler. hocanın kızı büyümüş ama
hala türbana sarınmamıştır. Hocaya Müslüman bir parti başkanın kızını başını örtmesini beklediklerini söylerler. demokrasi aileden başlar :) daha çok yolumuz var yani.

Osmanlı imparatorluğu, devlet adamları dini siyasete karıştırdığı için imparatorluk olmuştur. Nizamülmülk'ün "siyasetnamesini" bir okuyun bakalım. Siyasetçilere, dini duygularını nasıl siyasete karıştırmaları gerektiği nasıl anlatılıyor.

o halde neden çökmüştür ?

Biraz da sizi irdelemek lazım. Sizin laiklik anlayışınız, dindar bir müslüman/ hristiyanın yönetici olunca kimliksizleşmesini mi öngörmektedir? Mesela İsmet İnönü, ağzına hiç "Allah" sözünü almazmış. Bir kere çok ısrar etmişler, Alasmarladık diye kaçmış. Cuma namazlarını da evde kılarmış... Kafanızdaki şablon bu galiba.

valla ismet inönüyü çok tanımam. ben tipik demirel çocuğuyum. fakat siz şimdi bu olayı anlatınız ya, çok müteessir oldum. İnönüyü resmen taciz etmişler. hiç bir insana böyle davranmaya kimsenin hakkı yok. bu kişilikle ilgili bir olay.

benim kafamdaki şablon sadece sadelik.

Olayın Yimpaş'la filan da ilgisi yok. Ona bakarsanız Selçuk Parsadan, rahmetli de, Atatürk, laiklik adına az para tokatlamadı. O zaman yöneticiler Atatürkçü de olmasın ya... Atilla Taçoy da zamanında milletten topladığı kurban derilerinden köşeyi dönmüştü.

selçuk parsadan dolandırıcılığı ile yimpaş aynı değil.

selçuk parsadan nerden baksan dünyevi.
sizi kimle korkutabilir, generalle bilmem kim ile. o general sizi ebedi ceheneme yolayamaz, size cenent vad edemez. olsa olsa selimeye kışlasına gidersiniz(askeri rejimde) veya
dünyevi bir menfaatniz olur, ama hepsi dünyevidir.

dini sömüren kişi ise ahireti sömürüyor.
ölümden ala korku yoktur.
vicdanları kıskaca almak kolaydır.

parsadanın ardında bir siyaset yoktu ama diğerleri milletvekilleri ile gittiler.
resmen camiler kötü amaçlara alet oldu.
o cami ki musalla taşı hepimizin uğrak yeri olacak. musalla taşı sömürüsü kadar berbat bir örnek bulamazsın.

Komik olan nedir biliyor musun knz? Devlet, bir yandan yöneticilerinin dindar olmasına karşı çıkarken, diğer yandan kendi vatandaşının dini duygularını olabildiğince suç-istimal ediyor. Ben ilkokuldayken devlet zekat zarfları, fitre/zekat zarfları dağıtırdı. Var mı böyle bir şey? Kestiğim hayvanın derisini devlete verecekmişim? Yok ya ! Vakıflar devlet mülküymüş, işletmesi ve geliri devlete aitmiş. Bak sen ! Askerlik peygamber ocağıymış. Hadi ya?
Oyunu görmüyor musun knz? Bunlara karşı çıksana... Hey devlet, vatandaşın dini duygularını kullanma desene ! Yoksa samimiyetten bahsetme.


1- okulda fitre zekat zarfı dağıtımı : sizin çocukluğunuz sanırım ziyahül hak'ın biraderimiz olduğu zamana denk düşmüş. neyseki geçti gitti bitti diyelim.

2- hayvan derisi; milli zenginliğimizdir. ormanlar gibidir yani. eğer bıçağı milim kaydırsanız, her bir kurbanda kaydırsanız
ülke zenginliğini heba edersiniz. sadece kesim değil, sonrasında tuzlanması havalanması belli süreçli vardır.

neden bu ülkenin insanları problem çözmek yerine hep post kavgası yaparlar.

sanki köşedeki kuran kursu postu kaptığında önce bi holding dikelim sonra hayır yaparız demedi.
sonra da bunu unutup oğlunu amerikaya göndermedi.

kurban derilerini güçlü bir organizasyonun toplaması doğru ama hava kurumu başkanı bunu
kuran kursu gibi önce holding yapalım diye kullanıyorsa, mücadele edin.,
inat eden başarırdı.

vatandaş derisini atıp gidiyor, kuran kursuna verince derisini kontrol ediyor mu ? vatandaş öyle olursa , derilerin kime gittiğinin sizin için önemi ne ?

geçenler de bir asker ve eşi ile mahkemeye düştü (adını unuttum). öbür dediğiniz isim niye mahkemeye düşmesin?

Askerlik peygamber ocağı; EVET öyledir. Osmanlı çöktükten devam eden tek kurum ordudur. 10 kasım törenlerinde o meşhur kurmay törenini hatırlayın. hani kurmayda Mustafa kemalin adı okunur ya..
o ordunun adı da peygamber ocağı, peygamber ocağı tarihi isim yani.

Yazan: knz Tarih: June 6, 2007 9:35 PM

blue selam, çok ayrıntılı cevap yazacağım.

Yani insanın ahlaki değerlere sahip olması için dindar olması gerekmez, dolayısıyla hırsızlık yapmaması için insanın dinsiz olması veya dinsiz gibi davranması mı gerekir? Çünkü yukarıdaki arkadaş dini duygularını ülkenin yönetimine karıştıranlardan rahatsızlığını ifade etmiş. Demek ki insan yönetime gelince duygularını köreltmesi gerekiyor. Ve "dini duygular" yönetim için sakıncalıdır. Siz bunu mu savunuyorsunuz?

hayır, tesettürdür. Dini hassasiyetinizin üzerine bir dış elbise gibi tarafsızlığınızı alırsınız. o dini hassasiyetinin insanların gözüne sokar gibi görülmesine gerek yoktur.,

hırsız yapmamak için dinsiz gibi davranması gerekir demedim; "hırsızlık yapmamak" özelliği sadece dini bir nitelik değildir dedim.

ben sade davranmaktan söz ediyorum. dinsizin de dinsizliğini belli etmesine ihtiyacımız yok açıkçası.

Açıkça ben düşüncemi söyleyeyim. Başımdaki adil olsun, demokrat olsun, isterse ateist, ister puta tapan olsun benim için hiç fark etmiyor. Ama siz, tepedeki insanın adil olmasını, hırsızlık yapmamasını, ekonomiyi çok iyi yönetmesini bir kenara bırakıyorsunuz ve dindar olmasını, ibadet etmesini, konuşurken inşallah, maşallah demesini, eşinin başının örtüsünü sorun ediyor sonra utanmadan çıkıp söylediklerime tam tersi bir anlam yüklüyorsunuz.

söylemediğim şeyleri söylemişim gibi davranmanız adil değil. Başımdaki adil olsun, demokrat olsun, isterse ateist, ister puta tapan olsun benim için hiç fark etmiyor demişsiniz ya, bunlar boş hamaset sözleri. Hukuk realitedir. bugün trabzonda ve malatya'da değil kamuda bizimle ilişki içindeyken, sokakta kendi kendiyken misyoner öldürüldü. ateistim demek her babayiğidin harcı değil.

tesettür insanları korur .
insanlar arasında gereksiz gerilimlere sebep olmayı yeryüzünde bozgunculuk sayarım.

Müslüman dini gösteriş dini değil, sadelikten size fayda gelir zarar değil.

Bir insanın dini duygularını siyasete karıştırması iyi bir şeydir. Ahlaki kıstaslarını siyasete de tatbik etmelidir. Sadece hırsızlık değil söz konusu olan, adalet, hak, hoşgörü, sevgi.

adalet , hoşgörü, sevgi de lütuf değil. zaten olması gereken niteliklerdir.
bir insan dini duygularını siyasete karıştırabilir tabi, ben prim yapmasını tercih etmem sadece. Fakat kamuda görev yaparken(eşi değil ama) dediğim gibi
üzerine örtü alması gerekiyor.

Adolf Hitler, çocukları çok severdi ve tam bir klasik müzik tutkunuydu. Ama yönetimde olabildiğince laikti.

laik olsaydı Yahudi dinine karşı taraflı olmazdı.

Keşke o çocukların gaz odalarında ölmesini izlerken merhametini siyasete karıştırabilseydi. Keşke onun yerine dini duygularını siyasete karıştıran bir Hıristiyan olsaydı da dünya savaş vahşetini yaşamasaydı dünya.

o kadar saçma bir şey yazdın ki blue.

haçlı seferleri Müslümanları kırarken sen farkında olmayabilirsin ama Sırplar Boşnakların boynunu keserken sapına kadar dini alet ediyorlardı., TV de mi görmedin ?


Dini duygular denilenler insanın özünde sahip olduğu erdemlerdir. Zaten din'in varlık sebebi, insanın bu duygularının kötülüğü isteyen duygularına baskın gelmesini sağlamaktır.

kendini tamamen dolduruşa getiriyorsun.
böyle kendini koruyamazsın.
herkes kendi nefsi ile mücadele etsin. sizden öncekilerin geçtiği sınavdan siz geçmeyecek misiniz sandınız ???

dini kendine saygınlık uyandırmak için dış kılıf olarak mı kullanıyorsun .

burada blue dindar, blue yalan söylemez, blue adaletli ve hoşgörülüdür mü diyelim ?

knz senin kadar dindar görünmediğine göre ona güvenmeyelim.,

kimseyi ilgilendirmez.

Bir insan, din olmadan da ahlaklı olabilir. Dindar görünüp sahtekar da olabilir. Ama sahtekarlar var diye dini duygularını, ahlakını, erdemini siyasetten soyutlayamaz.
Eğer arkadaş "dini duyguları" yerine "dini kabullerini" veya "dini görüşlerini" dese haklı olurdu. Devletin tepesinde bir insan elbette ki devleti, dini kurallara göre yönetemez. Baskın mezhep kuramaz, din devleti oluşturamaz.

bir insan din olmadan ahlaklı olabilir diyorsun, sonra dini duygularla ahlak ve erdemi bir arada kullanıyorsun.

bir insan din duygularını göstermeden de dinli olabilir.

bak ne demiş yunus;
Hak'tan ayrı kimse bilmez
Kafir müselman kimdürür

Ama tutup Bismillah demesine, namaz kılmasına, eşinin başörtüsüne karışırsanız bu başka bir şeydir. Ben Ahmet Necdet Sezer, Saddam veya Hitler gibi laik yöneticiler yerine vicdanını aklının önüne geçiren Gandi, Martin Luther King, Fatih Sultan Mehmed gibi dini duygularını siyasete karıştıranları tercih ederim.

evet Demirel çok söylerdi. Biraz da Müslüman kaygısıyla bu yazıyı yazdığımı hiç düşünmediniz mi? siyaset besmeleyi yozlaştırabilir. milli görüş iyice baydırdı. ülke imama kızıp abdest bozan insanlarla doldu., tesettür sakınmanız içindir. ayağa düşürmemek için.

eşler konusunda haklısınız, Evlilik birey olma hakkını ortadan kaldırmaz. adülatif şenerden
başka bu cümleyi kurma hakkının kimsede olmadığını düşünüyorum.

yılar önce, tayip Erdoğan İstanbul gençlik kolları başkanıyken, bir grupla birlikte Erbakan hocanın evine giderler. hocanın kızı büyümüş ama
hala türbana sarınmamıştır. Hocaya Müslüman bir parti başkanın kızını başını örtmesini beklediklerini söylerler. demokrasi aileden başlar :) daha çok yolumuz var yani.

Osmanlı imparatorluğu, devlet adamları dini siyasete karıştırdığı için imparatorluk olmuştur. Nizamülmülk'ün "siyasetnamesini" bir okuyun bakalım. Siyasetçilere, dini duygularını nasıl siyasete karıştırmaları gerektiği nasıl anlatılıyor.

o halde neden çökmüştür ?

Biraz da sizi irdelemek lazım. Sizin laiklik anlayışınız, dindar bir müslüman/ hristiyanın yönetici olunca kimliksizleşmesini mi öngörmektedir? Mesela İsmet İnönü, ağzına hiç "Allah" sözünü almazmış. Bir kere çok ısrar etmişler, Alasmarladık diye kaçmış. Cuma namazlarını da evde kılarmış... Kafanızdaki şablon bu galiba.

valla ismet inönüyü çok tanımam. ben tipik demirel çocuğuyum. fakat siz şimdi bu olayı anlatınız ya, çok müteessir oldum. İnönüyü resmen taciz etmişler. hiç bir insana böyle davranmaya kimsenin hakkı yok. bu kişilikle ilgili bir olay.

benim kafamdaki şablon sadece sadelik.

Olayın Yimpaş'la filan da ilgisi yok. Ona bakarsanız Selçuk Parsadan, rahmetli de, Atatürk, laiklik adına az para tokatlamadı. O zaman yöneticiler Atatürkçü de olmasın ya... Atilla Taçoy da zamanında milletten topladığı kurban derilerinden köşeyi dönmüştü.

selçuk parsadan dolandırıcılığı ile yimpaş aynı değil.

selçuk parsadan nerden baksan dünyevi.
sizi kimle korkutabilir, generalle bilmem kim ile. o general sizi ebedi ceheneme yolayamaz, size cenent vad edemez. olsa olsa selimeye kışlasına gidersiniz(askeri rejimde) veya
dünyevi bir menfaatniz olur, ama hepsi dünyevidir.

dini sömüren kişi ise ahireti sömürüyor.
ölümden ala korku yoktur.
vicdanları kıskaca almak kolaydır.

parsadanın ardında bir siyaset yoktu ama diğerleri milletvekilleri ile gittiler.
resmen camiler kötü amaçlara alet oldu.
o cami ki musalla taşı hepimizin uğrak yeri olacak. musalla taşı sömürüsü kadar berbat bir örnek bulamazsın.

Komik olan nedir biliyor musun knz? Devlet, bir yandan yöneticilerinin dindar olmasına karşı çıkarken, diğer yandan kendi vatandaşının dini duygularını olabildiğince suç-istimal ediyor. Ben ilkokuldayken devlet zekat zarfları, fitre/zekat zarfları dağıtırdı. Var mı böyle bir şey? Kestiğim hayvanın derisini devlete verecekmişim? Yok ya ! Vakıflar devlet mülküymüş, işletmesi ve geliri devlete aitmiş. Bak sen ! Askerlik peygamber ocağıymış. Hadi ya?
Oyunu görmüyor musun knz? Bunlara karşı çıksana... Hey devlet, vatandaşın dini duygularını kullanma desene ! Yoksa samimiyetten bahsetme.


1- okulda fitre zekat zarfı dağıtımı : sizin çocukluğunuz sanırım ziyahül hak'ın biraderimiz olduğu zamana denk düşmüş. neyseki geçti gitti bitti diyelim.

2- hayvan derisi; milli zenginliğimizdir. ormanlar gibidir yani. eğer bıçağı milim kaydırsanız, her bir kurbanda kaydırsanız
ülke zenginliğini heba edersiniz. sadece kesim değil, sonrasında tuzlanması havalanması belli süreçli vardır.

neden bu ülkenin insanları problem çözmek yerine hep post kavgası yaparlar.

sanki köşedeki kuran kursu postu kaptığında önce bi holding dikelim sonra hayır yaparız demedi.
sonra da bunu unutup oğlunu amerikaya göndermedi.

kurban derilerini güçlü bir organizasyonun toplaması doğru ama hava kurumu başkanı bunu
kuran kursu gibi önce holding yapalım diye kullanıyorsa, mücadele edin.,
inat eden başarırdı.

vatandaş derisini atıp gidiyor, kuran kursuna verince derisini kontrol ediyor mu ? vatandaş öyle olursa , derilerin kime gittiğinin sizin için önemi ne ?

geçenler de bir asker ve eşi ile mahkemeye düştü (adını unuttum). öbür dediğiniz isim niye mahkemeye düşmesin?

Askerlik peygamber ocağı; EVET öyledir. Osmanlı çöktükten devam eden tek kurum ordudur. 10 kasım törenlerinde o meşhur kurmay törenini hatırlayın. hani kurmayda Mustafa kemalin adı okunur ya..
o ordunun adı da peygamber ocağı, peygamber ocağı tarihi isim yani.

bilmekten kaçılmaz

Yazan: knz Tarih: June 7, 2007 7:00 AM

blue selam, çok ayrıntılı cevap yazacağım.

Yani insanın ahlaki değerlere sahip olması için dindar olması gerekmez, dolayısıyla hırsızlık yapmaması için insanın dinsiz olması veya dinsiz gibi davranması mı gerekir? Çünkü yukarıdaki arkadaş dini duygularını ülkenin yönetimine karıştıranlardan rahatsızlığını ifade etmiş. Demek ki insan yönetime gelince duygularını köreltmesi gerekiyor. Ve "dini duygular" yönetim için sakıncalıdır. Siz bunu mu savunuyorsunuz?

hayır, tesettürdür. Dini hassasiyetinizin üzerine bir dış elbise gibi tarafsızlığınızı alırsınız. o dini hassasiyetinin insanların gözüne sokar gibi görülmesine gerek yoktur.,

hırsız yapmamak için dinsiz gibi davranması gerekir demedim; "hırsızlık yapmamak" özelliği sadece dini bir nitelik değildir dedim.

ben sade davranmaktan söz ediyorum. dinsizin de dinsizliğini belli etmesine ihtiyacımız yok açıkçası.

Açıkça ben düşüncemi söyleyeyim. Başımdaki adil olsun, demokrat olsun, isterse ateist, ister puta tapan olsun benim için hiç fark etmiyor. Ama siz, tepedeki insanın adil olmasını, hırsızlık yapmamasını, ekonomiyi çok iyi yönetmesini bir kenara bırakıyorsunuz ve dindar olmasını, ibadet etmesini, konuşurken inşallah, maşallah demesini, eşinin başının örtüsünü sorun ediyor sonra utanmadan çıkıp söylediklerime tam tersi bir anlam yüklüyorsunuz.

söylemediğim şeyleri söylemişim gibi davranmanız adil değil. Başımdaki adil olsun, demokrat olsun, isterse ateist, ister puta tapan olsun benim için hiç fark etmiyor demişsiniz ya, bunlar boş hamaset sözleri. Hukuk realitedir. bugün trabzonda ve malatya'da değil kamuda bizimle ilişki içindeyken, sokakta kendi kendiyken misyoner öldürüldü. ateistim demek her babayiğidin harcı değil.

tesettür insanları korur .
insanlar arasında gereksiz gerilimlere sebep olmayı yeryüzünde bozgunculuk sayarım.

Müslüman dini gösteriş dini değil, sadelikten size fayda gelir zarar değil.

Bir insanın dini duygularını siyasete karıştırması iyi bir şeydir. Ahlaki kıstaslarını siyasete de tatbik etmelidir. Sadece hırsızlık değil söz konusu olan, adalet, hak, hoşgörü, sevgi.

adalet , hoşgörü, sevgi de lütuf değil. zaten olması gereken niteliklerdir.
bir insan dini duygularını siyasete karıştırabilir tabi, ben prim yapmasını tercih etmem sadece. Fakat kamuda görev yaparken(eşi değil ama) dediğim gibi
üzerine örtü alması gerekiyor.

Adolf Hitler, çocukları çok severdi ve tam bir klasik müzik tutkunuydu. Ama yönetimde olabildiğince laikti.

laik olsaydı Yahudi dinine karşı taraflı olmazdı.

Keşke o çocukların gaz odalarında ölmesini izlerken merhametini siyasete karıştırabilseydi. Keşke onun yerine dini duygularını siyasete karıştıran bir Hıristiyan olsaydı da dünya savaş vahşetini yaşamasaydı dünya.

o kadar saçma bir şey yazdın ki blue.

haçlı seferleri Müslümanları kırarken sen farkında olmayabilirsin ama Sırplar Boşnakların boynunu keserken sapına kadar dini alet ediyorlardı., TV de mi görmedin ?


Dini duygular denilenler insanın özünde sahip olduğu erdemlerdir. Zaten din'in varlık sebebi, insanın bu duygularının kötülüğü isteyen duygularına baskın gelmesini sağlamaktır.

kendini tamamen dolduruşa getiriyorsun.
böyle kendini koruyamazsın.
herkes kendi nefsi ile mücadele etsin. sizden öncekilerin geçtiği sınavdan siz geçmeyecek misiniz sandınız ???

dini kendine saygınlık uyandırmak için dış kılıf olarak mı kullanıyorsun .

burada blue dindar, blue yalan söylemez, blue adaletli ve hoşgörülüdür mü diyelim ?

knz senin kadar dindar görünmediğine göre ona güvenmeyelim.,

kimseyi ilgilendirmez.

Bir insan, din olmadan da ahlaklı olabilir. Dindar görünüp sahtekar da olabilir. Ama sahtekarlar var diye dini duygularını, ahlakını, erdemini siyasetten soyutlayamaz.
Eğer arkadaş "dini duyguları" yerine "dini kabullerini" veya "dini görüşlerini" dese haklı olurdu. Devletin tepesinde bir insan elbette ki devleti, dini kurallara göre yönetemez. Baskın mezhep kuramaz, din devleti oluşturamaz.

bir insan din olmadan ahlaklı olabilir diyorsun, sonra dini duygularla ahlak ve erdemi bir arada kullanıyorsun.

bir insan din duygularını göstermeden de dinli olabilir.

bak ne demiş yunus;
Hak'tan ayrı kimse bilmez
Kafir müselman kimdürür

Ama tutup Bismillah demesine, namaz kılmasına, eşinin başörtüsüne karışırsanız bu başka bir şeydir. Ben Ahmet Necdet Sezer, Saddam veya Hitler gibi laik yöneticiler yerine vicdanını aklının önüne geçiren Gandi, Martin Luther King, Fatih Sultan Mehmed gibi dini duygularını siyasete karıştıranları tercih ederim.

evet Demirel çok söylerdi. Biraz da Müslüman kaygısıyla bu yazıyı yazdığımı hiç düşünmediniz mi? siyaset besmeleyi yozlaştırabilir. milli görüş iyice baydırdı. ülke imama kızıp abdest bozan insanlarla doldu., tesettür sakınmanız içindir. ayağa düşürmemek için.

eşler konusunda haklısınız, Evlilik birey olma hakkını ortadan kaldırmaz. adülatif şenerden
başka bu cümleyi kurma hakkının kimsede olmadığını düşünüyorum.

yılar önce, tayip Erdoğan İstanbul gençlik kolları başkanıyken, bir grupla birlikte Erbakan hocanın evine giderler. hocanın kızı büyümüş ama
hala türbana sarınmamıştır. Hocaya Müslüman bir parti başkanın kızını başını örtmesini beklediklerini söylerler. demokrasi aileden başlar :) daha çok yolumuz var yani.

Osmanlı imparatorluğu, devlet adamları dini siyasete karıştırdığı için imparatorluk olmuştur. Nizamülmülk'ün "siyasetnamesini" bir okuyun bakalım. Siyasetçilere, dini duygularını nasıl siyasete karıştırmaları gerektiği nasıl anlatılıyor.

o halde neden çökmüştür ?

Biraz da sizi irdelemek lazım. Sizin laiklik anlayışınız, dindar bir müslüman/ hristiyanın yönetici olunca kimliksizleşmesini mi öngörmektedir? Mesela İsmet İnönü, ağzına hiç "Allah" sözünü almazmış. Bir kere çok ısrar etmişler, Alasmarladık diye kaçmış. Cuma namazlarını da evde kılarmış... Kafanızdaki şablon bu galiba.

valla ismet inönüyü çok tanımam. ben tipik demirel çocuğuyum. fakat siz şimdi bu olayı anlatınız ya, çok müteessir oldum. İnönüyü resmen taciz etmişler. hiç bir insana böyle davranmaya kimsenin hakkı yok. bu kişilikle ilgili bir olay.

benim kafamdaki şablon sadece sadelik.

Olayın Yimpaş'la filan da ilgisi yok. Ona bakarsanız Selçuk Parsadan, rahmetli de, Atatürk, laiklik adına az para tokatlamadı. O zaman yöneticiler Atatürkçü de olmasın ya... Atilla Taçoy da zamanında milletten topladığı kurban derilerinden köşeyi dönmüştü.

selçuk parsadan dolandırıcılığı ile yimpaş aynı değil.

selçuk parsadan nerden baksan dünyevi.
sizi kimle korkutabilir, generalle bilmem kim ile. o general sizi ebedi ceheneme yolayamaz, size cenent vad edemez. olsa olsa selimeye kışlasına gidersiniz(askeri rejimde) veya
dünyevi bir menfaatniz olur, ama hepsi dünyevidir.

dini sömüren kişi ise ahireti sömürüyor.
ölümden ala korku yoktur.
vicdanları kıskaca almak kolaydır.

parsadanın ardında bir siyaset yoktu ama diğerleri milletvekilleri ile gittiler.
resmen camiler kötü amaçlara alet oldu.
o cami ki musalla taşı hepimizin uğrak yeri olacak. musalla taşı sömürüsü kadar berbat bir örnek bulamazsın.

Komik olan nedir biliyor musun knz? Devlet, bir yandan yöneticilerinin dindar olmasına karşı çıkarken, diğer yandan kendi vatandaşının dini duygularını olabildiğince suç-istimal ediyor. Ben ilkokuldayken devlet zekat zarfları, fitre/zekat zarfları dağıtırdı. Var mı böyle bir şey? Kestiğim hayvanın derisini devlete verecekmişim? Yok ya ! Vakıflar devlet mülküymüş, işletmesi ve geliri devlete aitmiş. Bak sen ! Askerlik peygamber ocağıymış. Hadi ya?
Oyunu görmüyor musun knz? Bunlara karşı çıksana... Hey devlet, vatandaşın dini duygularını kullanma desene ! Yoksa samimiyetten bahsetme.


1- okulda fitre zekat zarfı dağıtımı : sizin çocukluğunuz sanırım ziyahül hak'ın biraderimiz olduğu zamana denk düşmüş. neyseki geçti gitti bitti diyelim.

2- hayvan derisi; milli zenginliğimizdir. ormanlar gibidir yani. eğer bıçağı milim kaydırsanız, her bir kurbanda kaydırsanız
ülke zenginliğini heba edersiniz. sadece kesim değil, sonrasında tuzlanması havalanması belli süreçli vardır.

neden bu ülkenin insanları problem çözmek yerine hep post kavgası yaparlar.

sanki köşedeki kuran kursu postu kaptığında önce bi holding dikelim sonra hayır yaparız demedi.
sonra da bunu unutup oğlunu amerikaya göndermedi.

kurban derilerini güçlü bir organizasyonun toplaması doğru ama hava kurumu başkanı bunu
kuran kursu gibi önce holding yapalım diye kullanıyorsa, mücadele edin.,
inat eden başarırdı.

vatandaş derisini atıp gidiyor, kuran kursuna verince derisini kontrol ediyor mu ? vatandaş öyle olursa , derilerin kime gittiğinin sizin için önemi ne ?

geçenler de bir asker ve eşi ile mahkemeye düştü (adını unuttum). öbür dediğiniz isim niye mahkemeye düşmesin?

Askerlik peygamber ocağı; EVET öyledir. Osmanlı çöktükten devam eden tek kurum ordudur. 10 kasım törenlerinde o meşhur kurmay törenini hatırlayın. hani kurmayda Mustafa kemalin adı okunur ya..
o ordunun adı da peygamber ocağı, peygamber ocağı tarihi isim yani.

görelim mevlam neyler

Yazan: knz Tarih: June 8, 2007 6:31 AM

ülkemizde gerçekten laik insanlar var biliyorum, laik olanlar değil de laikçi olup ta laikliği savunurmuş gibi yıllardır gelen saltanatlarını korumaya çalışlan bir kesim birilerini de kullanarak laiklik adı altında laikçiliği de kullanarak müslümanları hatta müslüman olmayanlarıda dinci ismi altında yaftalayarak kendi menfaatleri için kurdukları ezme ve karalama düzenlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Cumhurbaşkanlığı sürecindede yaşanan buydu laikçi saldırganlar saldırdılar fakat dişleri kimsenin derisine batmayacak kadar zayıf kalmıştı. kafaları da o derece az çalışıyordu. Bu milleti yok saydılar. Akif'in dediği gibi tek dişleri kalmıştı. O dişinde etkisi ne kadar belli oldu.

Yazan: ahmed Tarih: September 22, 2007 1:27 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)