« | Ana Sayfa | Sorun, Milletin Ta Kendisi... »

May 18, 2007

Laikliği Asıl ‘Laikçiler’ İhlal Ediyor

[18 Mayıs 2007 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

Son dönemde AK Parti muhalifliği ve “Cumhuriyet teorisyenliği” ile öne çıkan Radikal yazarı Sayın Gündüz Aktan, “AKP iddia ettiği gibi laikse,” demiş, “Anayasa'nın 24. maddesindeki tüm unsurları tek tek benimsediğini sözle ve uygulamayla kanıtlamalı”.

Bu talebi değerlendirmek kuşkusuz AK Partililerin işi. Ama laiklik konusunda kendilerini kanıtlaması gereken başka çevreler de var. Bunların başında da, “laiklik elden gidiyor” diyerek Ankara kurumlarında ve memleket meydanlarında kükreyenler, diğer bir deyimle “laikçiler” (yahut “laik fundamentalistler”) geliyor.

Bunu görmek için önce Sayın Aktan’ın atıfta bulunduğu 24. maddeye bakalım. Buradaki en kritik nokta, “kimsenin devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandıramayacağı” hükmü. Dikkat ederseniz bu hüküm DEVLETin düzeni ile ilgili; TOPLUM ve BİREYLER ile ilgili değil. Yani devlet dine dayandırılamaz; ama toplumda ve bireylerin yaşamında dinin etkisi ve rolü olabilir. Vatandaşlar, isterlerse tümüyle “dine dayalı” bir yaşam sürebilir, buna göre de kendi aralarında kurumlar, cemaatler, dini hareketler oluşturabilirler. Tabii başka vatandaşlar da tümüyle “din-dışı” bir yaşam kurabilir ve buna göre toplumsal oluşumlar meydana getirebilirler. Bir arada yaşamalarının formülü de hoşgörü ve çoğulculuktur.

Zaten kendisine varmak istediğimiz “muasır medeniyet”te laikliğin anlamı budur: Devlet, ne dine dayanmalı, ne de ona muhalif olmalıdır. Amerikan Anayasası'nda laikliği düzenleyen maddede şöyle denir: “Kongre (Amerikan Parlamentosu) ne dinin empoze edilmesini öngören ne de dinin özgürce yaşanmasını engelleyen bir kanun çıkaracaktır.”


‘Kültür’ü Dinden Bağımsızlaştırmak’

Şimdi gelelim “laikçi”lere. Bu kavramı “laik devlet ilkesini savunanlar” anlamında kullanmıyorum; onu ben de savunuyorum. (Zaten laikliğin din için de iyi olduğunu düşünüyorum.) Kast ettiklerim, laiklik ilkesini anlamından saptırarak “toplumun ve bireylerin dinden uzaklaştırılması” bunun yerine “laik yaşam biçimi”nin dayatılması şeklinde yorumlayanlar.

Bir örnek görmek isterseniz, Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu’nun İdari Yargı Günü’nde yaptığı konuşmaya bakabilirsiniz. Bu konuşmada pek fark edilmeyen ama çok ilginç bir detay vardı: Sayın Çörtoğlu, laf arasında, “laikliğin eğitimin, KÜLTÜRÜN, hukukun, dinden bağımsız olması.. anlamı taşıdığını” söyleviyerdi.

Bu çok vahim bir laftır, çünkü “kültür” devletten çok toplumun malıdır ve “kültürü dinden bağımsızlaştırmak” gibi bir hedef, dine karşı tarafsız olan laik demokrasilerde değil, ona muhalif olan laik diktatörlüklerde görülür. Örneğin Mao uğraşmıştır “kültürü dinden bağımsızlaştırmak” için, ünlü ve kanlı “Kültür Devrimi”yle…

Sayın Çörtoğlu’nun ağzından çıkan bakla, aslında Türkiye’de onyıllar sürdürülen bir “yutturmaca”nın ifadesidir: Laik devlet ilkesi, Anayasa’daki anlamının dışına çıkarılarak, dinin toplumsal varlığını baskı altına almak ve dindarları devlet yönetiminden olabildiğince uzak tutmak için kılıf olarak kullanılmaktadır.


Nedir Sorun?

Peki nedir söz konusu “laikçi”lerin dinle, özel olarak da İslam’la sorunu?.. Burada iç içe geçmiş iki ayrı motivasyon var: Birincisi, pozitivizm ve materyalizm gibi din karşıtı felsefeler. Bunlara inananlar, dinin “terakkiye mani” olduğu ve modernleşmeyle birlikte ortadan kalkması gerektiği yönündeki “modernist dogma” ışığında düşünürler. Gerçi bu dogma Batı dünyasında çoktan sorgulanmış ve büyük ölçüde terk edilmiştir, ama onların bildiği “Batı düşüncesi” 20. yüzyılın ilk yarısında ithal edilip sonra da dondurulmuş bir Avrupa kesitinden ibarettir.

İkinci motivasyon, ilki gibi felsefi değil “sınıfsal”dır ve Türkiye’ye özgü bir “sosyolojik durum”dan kaynak bulur: Laikçiler genellikle “kentli”dirler ve çoğu taşra kökenli olan dindarları kendilerince “köylü” görmekte ve “itici” bulmaktadırlar. Şimdiye dek sahip oldukları yazılı olmayan “birinci sınıf vatandaşlık” statüsünü de onlarla paylaşmak istememektedirler.

Türkiye’nin laiklik konusundaki gerilimlerden kurtulması için, bu kavramın, üzerine yüklenen tüm bu felsefi/sınıfsal anlamlardan arındırılması ve Anayasa’nın maksadına uygun biçimde, “dine karşı tarafsızlık” şekilde anlaşılması lazım. Sayın Aktan gibi laiklik konusunda hassas kalemler işin bu yönüne de el atsalar ne iyi olur. Mesela yine 24. maddede “kimse… dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz” hükmü de var. Peki acaba kimler sürekli kınanıyor ve hatta açıkça aşağılanıyor bu ülkede “örümcek kafalılar” veya “sıkmabaşlar” diye?

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 18, 2007 8:18 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Eveeet, uydurma kavram olan LAİKÇİLİK takıntıları kervanına m Akyol, nazlı Ilıcak ve Fehmi Koru tayfasından sonra bir acaip sol(!) gazete olan radikal de katılmış (hayır reklamında saidi nursi yi radikal ilan eden bir gazete nasıl sol olabiliyor, ayrıca birisi bir an önce bu gazeteye radikal sözcüğünün anlamını açıklasın çünkü radikal demek, yenilikçi-girişimci demek değildir).
Yine neyse diyerek m Akyol u uydurma LAİKÇİLİKle baş başa bırakayım da cevaba geçeyim:
Öncelikle “ak parti” değil, akp dir, bunu bir düzeltelim. Üstelik bu parti bir sıfat alacak olsa alabileceği en son sıfat “ak” olabilirdi.
m Akyol devam etmiş bir güzel, laiklik elden gidiyor demek mi LAİKÇİLİK? Hani bu uydurma kavramınıza bir de yeni tanım mı eklediniz? O halde bu ülkede milyonlarca LAİKÇİ mi var? Demek bunlar laik değil, LAİKÇİ idi ha? Maşallah siyaset bilimi okuyup en sonunda bu “zırva”ları yazacak seviyeye mi geldiniz? Demek laik olmak demek laikliğe tehdit olsa bile laiklik elden gidiyor dememek mi? İNSAF, İNSAF, ve yine İNSAF!
Ha şimdi geliyoruz SÜPPER “zırva”ya:
“Dikkat ederseniz bu hüküm DEVLETin düzeni ile ilgili; TOPLUM ve BİREYLER ile ilgili değil.”
Yani m Akyol, devletin düzeni toplum ve bireylerden kopuk bir şey mi? Devletin düzeni bizzat toplumun ve bireylerin yaşayış düzeninin gerekliliğidir. Size bu yaşınızda bu diplomalarınızla bunları mı öğreteceğiz? İyi o halde devletin düzeni komünist olabilir eski SSCB de, ama devletin düzeni ayrı m Akyol a göre, toplumun düzeni ayrı. O nedenle devlet komünist olsa bile, birey komünist olmayabilir, o nedenle özel mülki hakları ile şirket kurabilir. Eee ne de olsa devletin düzeni ile toplumun düzeni bir değil. Bu kadar “zırva” yeter herhalde.
m Akyol, yani öğretmek istemiyorum, çünkü bilemeyeceğinize inanmak istemiyorum. Tabiî ki de toplumun ve bireylerin yaşamında din vardır veya yoktur. Ülkemizde İslam dini baskın olmak üzere değişik dini görüşler, hatta mezhepler gerek bireylerin, gerekse toplumun bir öğesidir, ve de bence oldukça tat veren bir öğedir. İstanbulumuz camileri ile güzel bir şehirdir. Mardinimiz kiliseleri ile. Ramazan kültürümüz vardır, ve de yaşatılmalıdır.Yani öyle bir yazıyorsunuz ki, Allah korusun bilmeyen birisi sizin yazdıklarınız yüzünden laikliği dinsizlik zannedebilir.
Ha ayrıca tabiî ki isteyen laik devlette kendi cemaatini kurabilir, dernek vakıf altında örgütlenebilir, hatta kendi ibadethanelerini açabilirler. Bunu Alevi dernekleri çok güzel yapıyorlar, dernek kuruyorlar, Cemevi açıyorlar, ve de ben burada laiklik ile çelişen hiçbir şey göremiyorum. Bunların hepsi kanunlara uygun, ve de rejimle uyum içinde. Aynı olgu başka din veya inanışların dernekleri ile cemaatleşen gruplar içinde de geçerli.
Üstelik kimse kültürü, toplumu ya da bireyleri dinden uzaklaştırmak istemiyor, bunu doğru bulmuyor. Yanlış bulunan şey dini toplumun üzerine baskı unsuru haline getirme güdüsüdür.
Ve de yine inanılmaz bir alıntı koymuşsunuz buraya eleştirerek Çörtoğlu’nun size göre “LAF”ına, doğrusu ve terbiyelisi ise İFADEsine:
“laikliğin eğitimin, KÜLTÜRÜN, hukukun, dinden bağımsız olması.. anlamı taşıdığını”.
Öncelikle bu ifadeyi lütfen paragraf halinde yazında biz de sizin yazılarınızda ne kadar titiz olduğunuzu anlayabilelim. İkincisi, burada bahsedilen devletin yapısal organlarındaki eğitim, kültür, hukuk işleyişi tabiî ki dinden bağımsız olacaktır. ÖĞRENİN m Akyol, laiklik zaten budur. Öte taraftan toplumun kültürü nasıl dinden soyutlanabilir. Ne denildiği bu kadar açık olan, ve bu kadar laiklik ile ilişkilendirilmiş bu ifadeden bu anlamı çıkarmak sizin MUHTEŞEM(!) yeteneğiniz. Ama yemezler m Akyol. Belki herkes yer, ama en azından ben yemem. Çörtoğlu’nun ne demeye çalıştığı gayet açık ortada. Üstelik emin olun eğer ki birileri gelip bu ülkedeki camileri kapatmaya kalksa, oruç tutmayı yasaklayacak olsa bunu ben dahil, kimse kabul edemez. Laik olan bir birey olarak bu tür bir olguya müsaade edilemez.
Ayrıca m Akyol, kültür hem devletin hem de toplumun bir öğesidir.
Bir de maşallah terbiye sınırlarından çıkmakta rtE yi de geçiyorsunuz, BAKLA felan, bakla ya da laf değil, ifadedir m Akyol. Ayrıca şunu anlayın, sorun ifadede deği, onu bir tarafından anlayan sizdedir.
Maşallah “ZIRVA” maratonu devam ediyor, herhangi bir felsefeye inanılmaz m Akyol, bunu ÖĞRENİN.
Ve yine ÖĞRENİN din terakkiye –Türkçe konuşun lütfen, ilerleme- mani değildir, dinin toplumsal düzene hükmetmesi ilerlemeye manidir. Herhalde din ile dinin toplum üzerindeki baskısını ayırt edebilirsiniz değil mi m Akyol ? Edemezseniz lütfen belirtin, oldukça kolay bu işi halledebilirim deyse.
Üstelik m Akyol, modern olmak modern yaşamak bir amaçtır, bunun aksi düşünülemez. Eğer siz anti-modernlik arayışında iseniz size kolay gelsin, mağaralar sizi bekliyor, ama insanlık ve onun aklı kararını hiç de zor olmadan vermiştir. Modern yaşam bir gerektir. Siz bu doğru olguya dogma diyorsanız ben size diğer “dogma”lardan birkaç tane sayayım: Demokrasi, ifade özgürlüğü, bilişim teknolojisi, üretim. Eğer modernlik “dogma” ise bunlar da “dogma” oluyor o halde.
İkinci motivasyon a gelince: m Akyol, ben biliyorum benim babaannem köyde yaşar, kendisi ilkokulun kapısından bile girmemiştir. Ama evinde başköşede Atatürk’ün resmi asılıdır ve de kendisi sonuna kadar laik bir bireydir. LAİKÇİ asla değildir, olamaz da , kimse de olamaz, çünkü böyle bir kavram yok. Ha benim babaannem Türkiye’nin bütün köylü sınıfını anlatmaya yetmez ama size de ÖĞRETMEK yetmez. Laik olmanın sınıfı yoktur, çünkü bu bir toplumsal düzeni yönlendiren bir kavramdır. Bu kavramı sindirmek, ve laik olmanın yolu da bu anlayışa sahip olmaktan geçer, ve insanların anlayışları sınıfa sıkışmaz, ne de olsa herkesin bir beyni var, değil mi m Akyol?
Son olarak Anayasamız çok güzel diyor, kimse dininden dolayı kınanamaz. Hele asla bir din de kınanamaz. O halde m Akyol açın din kitaplarını görün İslam dışındaki dinler nasıl bir gözle anlatılıyor. güner Ümit vakasına sizin çok tepki vermiş olmanız gerekli o halde, ee m Akyol, tepki verdiniz mi güner Ümit in yaptığı ahlaksızlığa, ne idi tepkiniz öğrenebilir miyiz? Tabii varsa!
Tabiî ki de insan dinini istediği gibi yaşar, uygular ve ne olursa olsun kimseye örümcek kafalı denilemez, ayıptır. Ama türban giyene türbanlı denilir, bu da ayıp değildir, sıkmabaş giyerseniz bunu söylemek de ayıp değildir, nasıl ki sakal bırakmışa sakallı demek ayıp değilse.

Beagle
makorykos@yahoo.com

Yazan: Beagle Tarih: May 18, 2007 10:56 AM

enteresan bende dün toplumda bir kısım insanın islamla ne ne alıp veremediği var ki böyle davranıyorlar diye kendi kendime düşünüyordum.
50,60,70 lerin neslinden olanlar özellikle kastettiklerim, bu nedenle bir an önce problem neyse bunun çözülmesi taraftarıyım bu insanların babaları anneleri namaz kılan kuran okuyan ALLAHI
seven insanlardı ne oldu da onların çocukları bu hale geldi bu tesbiti yapmamız lazım aksi takdirde toplumdaki bu kutuplaşmanın önüne geçemeyiz bana göre bu neslin içinde çoğunlukta bir önyargı hakim çok az bir kısmı ise zaten islama düşman ama bu önyargı neyse bunların tesbit edilip bir sonuca ulaştırılıp bu insanlarında iki dünya saadetine kavuşmalarını sağlamak ve toplumdaki kutuplaşmayı asgariye düşürmek lazım. bu böyle gitmez bir taraf karşı tarafı nasıl baskı altında tutabilirizin hesabını yaparken karşı tarafta nasıl bu baskıdan kurtulabilirizin hesabıyla meşgül ve tüm enerjimizi buna yönlendirmiş durumdayız.
biliyoruzki 28 şubatın en önemli nedenlerinden birisi ve bence en önemlisi özalın kurduğu anadolu imam hatip lisesi mezunlarının üniversitelerdeki en iyi yerlere yerleşmeleri ve bunun sonucundada türkiyenin gelecek yöneticilerinin bu insanlar olma ihtimaliydi.
yani bu çatışma türkiyenin önünü tıkıyor çünkü birbirimizle uğraşıp duruyoruz.

bu arada sn Gündüz Aktan beyede bir kaç itirazım var öncelikle mhp den aday olmuş hayırlı olsun.
bu sn aktan belliki mhpli olmanın verdiği hazla olaylara at gözlüğü ile bakma karakterinden kurtulamamış ve hala anlayamamış 80 yıldır dayatılan kimliği bu halkın sindiremediğini, savunmaya devam ediyor chp zihniyetiyle şu son durumu, yazılarında sanki politikaya atılacağı belliymiş gibi bir sürü polemik paradoks ve düşmanlık gördüm bu anlamda sn akyolun bahsettiği
yazıyı hiç dikkate almıyorum bu insanlar geniş bakabilme yeteneklerini kaybetmişler ne deyim ALLAH selametversin.

Yazan: MİKAİL Tarih: May 18, 2007 11:31 AM

Eveeet, uydurma kavram olan LAİKÇİLİK takıntıları kervanına m Akyol, nazlı Ilıcak ve Fehmi Koru tayfasından sonra bir acaip sol(!) gazete olan radikal de katılmış (hayır reklamında saidi nursi yi radikal ilan eden bir gazete nasıl sol olabiliyor, ikinci birisi bir an önce bu gazeteye radikal sözcüğünün anlamını açıklasın çünkü radikal demek, yenilikçi-girişimci demek değildir).
Yine neyse diyerek m Akyol u uydurma LAİKÇİLİK le baş başa bırakayım da cevaba geçeyim:
Öncelikle “ak parti” değil, akp dir, bunu bir düzeltelim.
m Akyol “zırva”larına devam etmiş bir güzel, laiklik elden gidiyor demek mi LAİKÇİLİK? Hani bu uydurma kavramınıza bir de yeni tanım mı eklediniz? O halde bu ülkede milyonlarca LAİKÇİ mi var? Demek bunlar laik değil, LAİKÇİ idi ha? Maşallah siyaset bilimi okuyup en sonunda bu “zırva”ları yazacak seviyeye mi geldiniz? Demek laik olmak demek laikliğe tehdit olsa bile laiklik elden gidiyor dememek mi? İNSAF, İNSAF, ve yine İNSAF!
Ha şimdi geliyoruz SÜPPER “ZIRVA”YA:
“Dikkat ederseniz bu hüküm DEVLETin düzeni ile ilgili; TOPLUM ve BİREYLER ile ilgili değil.”
Yani m Akyol, devletin düzeni toplum ve bireylerden kopuk bir şey mi? Devletin düzeni bizzat toplumun ve bireylerin yaşayış düzeninin gerekliliğidir. Size bu yaşınızda bu diplomalarınızla bunları mı öğreteceğiz? İyi o halde devletin düzeni komünist olabilir eski SSCB de, ama devletin düzeni ayrı m Akyol a göre, toplumun düzeni ayrı. O nedenle devlet komünist olsa bile, birey komünist olmayabilir, o nedenle özel mülki hakları ile şirket kurabilir. Eee ne de olsa devletin düzeni ile toplumun düzeni bir değil. Bu kadar “zırva” yeter herhalde.
m Akyol, yani öğretmek istemiyorum, çünkü bilemeyeceğinize inanmak istemiyorum. Tabiî ki de toplumun ve bireylerin yaşamında din vardır veya yoktur. Ülkemizde İslam dini baskın olmak üzere değişik dini görüşler, hatta mezhepler gerek bireylerin, gerekse toplumun bir öğesidir, ve de bence oldukça tat veren bir öğedir. İstanbulumuz camileri ile güzel bir şehirdir. Mardinimiz kiliseleri ile. Ramazan kültürümüz vardır, ve de yaşatılmalıdır.Yani öyle bir yazıyorsunuz ki, Allah korusun bilmeyen birisi sizin yazdıklarınız yüzünden laikliği dinsizlik zannedecek.
Ha ayrıca tabiî ki isteyen laik devlette kendi cemaatini kurabilir, dernek vakıf altında örgütlenebilir, hatta kendi ibadethanelerini açabilirler. Bunu Alevi dernekleri çok güzel yapıyorlar, dernek kuruyorlar, Cemevi açıyorlar, ve de ben burada laiklik ile çelişen hiçbir şey göremiyorum. Bunların hepsi kanunlara uygun, ve de rejimle uyum içinde. Aynı olgu başka din veya inanışların dernekleri ile cemaatleşen gruplar içinde de geçerli.
Üstelik kimse bırakın kültürü, toplumu, ya da bireyleri dinden uzaklaştırmak istemiyor, bunu doğru bulmuyor. Yanlış bulunan şey dini toplumun üzerine baskı unsuru haline getirme güdüsüdür.
Ve de yine inanılmaz bir alıntı koymuşsunuz buraya eleştirerek Çörtoğlu’nun size göre “LAF”ına, doğrusu ise İFADEsine:
“laikliğin eğitimin, KÜLTÜRÜN, hukukun, dinden bağımsız olması.. anlamı taşıdığını”.
Öncelikle bu ifadeyi lütfen paragraf halinde yazında biz de sizin yazılarınızda ne kadar titiz olduğunuzu anlayabilelim. İkincisi, burada bahsedilen devletin yapısal organlarındaki eğitim, kültür, hukuk işleyişi tabiî ki dinden bağımsız olacaktır. ÖĞRENİN m Akyol, laiklik zaten budur. Öte taraftan toplumun kültürü nasıl dinden soyutlanabilir. Ne denildiği bu kadar açık olan, ve bu kadar laiklik ile ilişkilendirilmiş bu ifadeden bu anlamı çıkarmak sizin MUHTEŞEM(!) yeteneğiniz. Ama yemezler m Akyol. Belki herkes yer, ama en azından ben yemem. Çörtoğlu’nun ne demeye çalıştığı gayet açık ortada. Üstelik emin olun eğer ki birileri gelip bu ülkedeki camileri kapatmaya kalksa, oruç tutmayı yasaklayacak olsa bunu ben dahil, kimse kabul edemez. Laik olan bir birey olarak bu tür bir olguya müsaade edilemez.
Ayrıca m Akyol, kültür hem devletin hem de toplumun bir öğesidir.
Bir de maşallah terbiye sınırlarından çıkmakta rtE yi de geçiyorsunuz, BAKLA felan, bakla ya da laf değil, ifadedir m Akyol. Ayrıca şunu anlayın, sorun ifadede deği, sizdedir.
Maşallah “ZIRVA” maratonu devam ediyor, herhangi bir felsefeye inanılmaz m Akyol, ÖĞRENİN.
Ve yine ÖĞRENİN din terakkiye –Türkçe konuşun lütfen, ilerleme- mani değildir, dinin toplumsal düzene hükmetmesi ilerlemeye mani değildir. Herhalde din ile dinin toplum üzerindeki baskısını ayırt edebilirsiniz değil mi m Akyol ? Edemezseniz lütfen belirtin, oldukça kolay bu işi halledebilirim deyse.
Üstelik m Akyol, modern olmak modern yaşamak bir amaçtır, bunun aksi düşünülemez. Eğer siz anti-modernlik arayışında iseniz size kolay gelsin, mağaralar sizi bekliyor, ama insanlık ve onun aklı kararını hiç de zor olmadan vermiştir. Modern yaşam bir gerektir. Siz be doğru olguya dogma diyorsanız ben size diğer “dogma”lardan birkaç tane sayayım: Demokrasi, ifade özgürlüğü, bilişim teknolojisi, üretim. Eğer modernlik “dogma” ise bunlar da “dogma” oluyor o halde.
İkinci motivasyon “zırva”nıza gelince: m Akyol, ben biliyorum benim babaannem köyde yaşar, kendisi ilkokulun kapısından bile girmemiştir. Ama evinde başköşede Atatürk’ün resmi asılıdır ve de kendisi sonuna kadar laik bir bireydir. LAİKÇİ asla değildir, olamaz da , kimse de olamaz, çünkü böyle bir kavram yok. Ha benim babaannem Türkiye’nin bütün köylü sınıfını anlatmaya yetmez ama size de ÖĞRETMEK yetmez. Laik olmanın sınıfı yoktur, çünkü bu bir toplumsal düzeni yönlendiren bir kavramdır. Bu kavramı sindirmek, ve laik olmanın yolu da bu anlayışa sahip olmaktan geçer, ve insanların anlayışları sınıfa sıkışmaz, ne de olsa herkesin bir beyni var, değil mi m Akyol?
Son olarak Anayasamız çok güzel diyor, kimse dininden dolayı kınanamaz. Hele asla bir din de kınanamaz. O halde m Akyol açın din kitaplarını görün İslam dışındaki dinler nasıl bir gözle anlatılıyor. güner Ümit vakasına sizin çok tepki vermiş olmanız gerekli, ee m Akyol, tepki verdiniz mi güner Ümit in yaptığı ahlaksızlığa, ne idi tepkiniz öğrenebilir miyiz? Tabii varsa!
Tabiî ki de insan dinini istediği gibi yaşar, uygular ve ne olursa olsun kimseye örümcek kafalı denilemez, ayıptır. Ama türban giyene türbanlı denilir, bu da ayıp değildir, sıkmabaş giyerseniz bunu söylemek de ayıp değildir, nasıl ki sakal bırakmışa sakallı demek ayıp değilse.
Konu dışından bir şey yazarak bitirmek istiyorum, AKP son golü de yedi, CHP-DSP birleşti. rtE ye sabırlar, sabırlar, sabırlar…

Beagle
makorykos@yahoo.com

Yazan: Beagle Tarih: May 18, 2007 3:09 PM

Sayın Beagle'nin yazdıklarını okuyunca Star'da Mustafa Erdoğan'ın yazdıkları aklıma geldi nedense: ))

"Mesleği gereği Türkiye’nin entellektüel hayatını takip eden bir akademisyen olarak, ben zaten çoktandır şu kanaatteydim: Türkiye’de dini-muhafazakar kesim epey bir zamandır fikri derinlik ve zihin açıklığı yönünden çağdaşçı-Kemalistleri fersah fersah aşmış durumdadır. Türkan Saylan’la yapılan sadece mülakat bu kanaatimi pekiştirmeye yaradı. İronik olan şu ki, çağdaşçı-Kemalistler bu gerçeğin henüz farkına varabilmiş değil. Onlar hala ‘cahil, geri kafalı dinciler’ edebiyatı yapıyorlar!

Oysa, ‘dinci’ diye sözümona küçümsedikleri kesimler ‘çağdaş uygarlık’ın sosyal bilim diliyle konuşurken, Kemalistlerin ezici çoğunluğu hala eskimiş -’çağdışı’- sloganlarını tekrarlamakla yetiniyorlar. Sözünü ettiğim mülakatın da gösterdiği gibi, bunların Türkiye’nin yakın tarihi hakkında bildikleri de, ilk ve ortaöğretim müfredatında belletilen resmi dogmalardan ibaret.

Daha da traji-komik olanı, Türkiye ve dünya hakıındaki yalan-yanlış bilgilerine, çok düzeysiz ve ‘güncelleştirilmemiş’ söylemlerine rağmen, bunların çoğu sırf Kemalist oldukları için kendilerini dindar-muhafazakarlardan üstün görüyor ve onlardan daha ‘aydın’ olduklarını vehmediyorlar. Aksi halde, fikri bakımdan acınacak ölçüde zavallı olan kimi gazete yazarlarının ‘İslamcılar’a ve kendileri gibi düşünmeyenlere karşı yüksek perdeden döktürmeye devam etmeleri nasıl mümkün olabilirdi ki!...

Mustafa Erdoğan http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=120778

Yazan: TT Tarih: May 18, 2007 4:13 PM

sözün size,,,
Beagle

GOLÜ sandıkta iyince yine tekradan meydanlara cıkarsınız ülkeye karıştırmaya calısırsınız en iyi yaptınız iş bence devam edin ama halk uyandı artık...


biz cumhuriyetciyiz diyin biz laikiz diyin
ben de diyorum ki adalet ve kalkınma partisi olarak
sizden daha fazla laik iz inanın sizden daha fazla cumhuriyetciyiz atatürk ün 6 ilkesini sizden daha fazla bağlı olanlarız neyin tartısmasını yapıyorsun yaptınız ortalık karıstırma laiklik adı altında

mac baslamadan bi dünya gol yediniz birleşmeniz anca taç atısı olur:) gülüyorum size

Yazan: samet atikkurt Tarih: May 18, 2007 5:08 PM

Ne yazık ki sevgili laikçilerimiz tartışma üslubu, ahlakından da bihaberler. Bir hristiyan rahibin anlattığı, babasının bir öğüdü aklıma geldi. Babası demiş ki:
Don't raise your voice, raise your argument !
Sayın Beagle'a tavsiyem zırva, zırva diye yazacağına azıcık yazdıklarının altını doldursun.
Mustafa Erdoğan tam 12'den vurmuş.

Yazan: blue Tarih: May 18, 2007 5:18 PM

TT
Demeye çalıştığınız şey Kemalist kesimin dili kötü kullandığı, tartıştığı konuların çağın gerisinde kaldığı, oysa karşı tarafta İslamcı kesimin bilgi ve birikim olarak Kemalist seviyeyi kat kat aştığı mıdır?
Eğer bunu söylüyorsanız, insanlar istedikleri gibi şeye inanabilirler. Ama siz birşeyi veri olarak ortaya koyacaksanız nedir bunun MAKUL dayanakları, bir köşe yazısı mı ? Kemalistler kimlerdir? İslamcı kesim kimlerdir? Bu kesimlerin bütün konuşmaları ve tartışmaları elden geçirilerek mi bu veriyi ortaya çıkardınız?
Biraz zemine basın lütfen, ben de bir resim ortaya koymaya çalışcağım ve de bu resim asla tüm çerçeveyi yansıtmaya yetmeyecek bir resim, sizin gibi ben tüm çerçeveyi çüzdiğim yanıgısına düşmeyeceğim, ayrıca bunu sizin gibi genel geçer bir doğruyu anlattığımı zannederek de yazmayacağım, sadece kendimce düşüncemi yazacağım.
Sakın ha buradan sizin düştüğünüz hataya düştüğüm sonucu çıkartılmasın. Sizin düştüğünüz hata net: Son derece belirsiz, birkaç veriden hareketle ve de oldukça sübjektif bir bakış: Kemalistler birikim olarak geride kalmış. E pes.
Oysaki ben sizin yaptığınızdan farklı olarak, biraz daha isim vereceğim, ama asla sizin gibi bir genelleme ortaya koymayacağım. Sadece kendimce düşündüğüme iki dayanak vereceğim:
Birincisi:
Eğer bir isimlendirme yapacak olursak, Kemalist kesimin bana göre çok güçlü kalemleri vardır, onlardan en önde gelenlerinden birtanesi de İlhan Selçuk'tur.
Karşı tarafa ise en önde gelenlerinden ama hiç de İlhan Selçuk gibi birikim sahibi olmayan nazlı Ilıcak vardır.
Bu ikisinin kesiştiği bir roman vardır:
İlhan Selçuk/Ziverbey Köşkü
Bu kitap hakkında hiçbirşey anlatmayacağım, merak eden okur.
Ben bu kitabı okudum ve gözler önüne serilen tekşey;
Eğer ben nazlı Ilıcak ın yerinde olsam bırakın gazeteciliği, milletvekilliğini, böyle bir olaydan sonra sokağa çıkamazdım. Eğer ben nazlı Ilıcak ın yerinde olsam bir an önce İlhan Selçuk tan özür dilerdim. Eğer ben nazlı Ilıcak ın yerinde olsam utanırdım böylesi bir yazım tekniği ile "düşeş" olduğum için.
Ha İlhan Selçuk süper mi bana göre? Tabiki değil, ama lütfen herkes de haddini ve seviyesini bilsin, ağzını sonra açsın.
İkinci olay ise:
Kemalist kesimin net en önde giden bir gazetesi vardır: Cumhuriyet.
Şimdi siz diyorsunuz ya Kemalist kesim bir hayli geri kaldı diye. Oysaki bırakın karşı İslamcı gazeteleri, karşınıza Türkiye nin bütün gazeteleri alın ve de düşünün:
Bir gazete ki arkasında bir holding yok, reklam ağı yok. Okuru zengin kesim değil, ağırlıklı olarak, bendeniz gibi orta halli insanlar. Fiyatı inanılmaz fahiş, yani talebi düşürmeye son derece elverişli.
Ama gelin görün ki Türkiye de Bilimsel yayını en geniş olan gazete, Bilim Teknik in sayısı 1000 i geçti. Kitap eki 900. sayıda. Her pazar dergi veriyor. Pazartesi Strateji eki veriyor. Bunları yüksek maliyetine rağmen veriyor. Aylık enerji, tarım ekleri veriyor. Bunun üzerine cumartesi ekleri, gezi ve spor ekleri veriyor. Daha birkaç yıl öncesine kadar haftada iki kez kitap veriyordu. Geçen yıla kadar Kurtuluş Savaşı eki veriyordu.
EE ne kadar çağdaşlıktan geri kalmış bu Kemalist kesim, vay be! Ben de şimdi sizin yazınızı okuyunca farkettim TT:), hadi bir de gülücük koyayım.
Şimdi olası tepkilere erkenden bir cevap yazayım: Tabiki kimse Kemalist ya da İslamcı diye ayrılamaz, sonuçta Kemalizm İslam'a karşı bir olgu değildir. Ama TT nin iyiniyetine sığınarak anlatmaya çalıştığı olayı anlamaya çalıştım. Öte taraftan TT nin bahsettiği gibi sen şusun, bu şu gibi tanımlamalara ve de onların bu kadar kolay yapılmasına da katılmıyorum. Ayrıca tabiki de ne İlhan Selçuk veya Cumhuriyet gazetesi Kemalizmin tartışılmaz temsilcisi değildir, ne de Ilıcak islamcı kesimin. Ama ben TT anlatmaya çalıştığı olguya uyarak bir cevap vermeye çalıştım.
Şimdi tüm bu anlattıklarımdan sonra tutupda kim Kemalist düşünenler geride kaldı diyebilir?
Lütfen insaf!

Son olarak zırva sözcüğünü kullanmama m Akyol ve kimi arkadaşlar alınmış, evet çok da haklılar, bence de seviyesiz bir sözcük, ama ben bu sözcüğü kimden öğrendim? m Akyol un ta kendisinden. Ee kendi vermiş olduğu tepki sayesinde herhalde o da anlamıştır artık seviyesiz bir sözcüğü 22 nisandaki yazısında Sezer'e karşı kullandığını.

Yazan: Beagle Tarih: May 18, 2007 5:51 PM

Mustafa Akyol'un her kelimesine yürekten katılıyorum.Annesi köylü babası kent soylu biri olarak ta, ailemin içinde yaşanan bazı olguların üst yapıda dahada vahimce yaşandığını görmek üzücü ama asla şaşırtıcı değil.(Baba tarafı CHP'li anne tarafı AP'li durum) Demokrasiyi içselleştirmek kendi vatandaşının, köylüsünün refah artışını hazmetmekle doğru orantılı olsa gerek.Çağdaş uygar dünyada Halk cahildir halk bilmez vs..diyerek halk yönetilemez,buna O halk müsaade etmez,etmemelidir...

Kent soylu Beyaz Türk elitlerde durum demokrasinin amaca hizmet etmedikten sonra lanetlenmesi haline döndüyse ve oligarşik rantın elden gidip toplumsal refahın tabana yayılması bu kadar rahatsızlık verici ise, bırakın rahatsız ola dursunlar.AT tartışmalarındanda çok iyi anladığım gibi, tek biz biliriz tek biz kesip biçeriz havası hakim ulusalcılarda.Hemen bir kalıp içine koyma şiarı hakim AT ci isen yaratılışcısındır.Ben AT'yi iyi bilirim deyip evrimin temel argümanlarından bi haber olmak yada oda ne ezberim bozuldu siz AT destekçisi ve evrimi savunuyorsunuz çok şaşırdım...:)türü kroke durumlar. Bu aykı Bilim ve ütopya dergisini edinin. Evrim başlıklı adanmış sunucu(dedicated server) buram buram materyalizm kokan bir sayı.Özetle çok tekrarlı dersler manzumesi gibi.. , orda da siyasetle statükocu bilim algısının nasıl analgam bir hipotezle hayat görüşü olarak sunulduğuna tanık olabilirsiniz.

Son 25 gündür ulusalcı yayınlara daha sık göz atıyorum. Gördüğüm tek şey maalesef Nasyonel sosyalist ? +oligarşik yaklaşım.(gerçi nasyonel sosyalistler içlerindeki halka dayanırlar ideoloji gücünü halktan alır)Başka bişey yok.Karşı tarafa sövgüden başka politika yok! Yapıcı planlardan ileriye dönük hedeflerden Türkiyeye neler kazandıracaklarından hiç ama hiç bahsetmiyorlar.İlk önce şunlardan kurtulalım diye iç geçiriyorlar herhalde.(Kurtulunca yeni düşman emperyalizm olacak belli kapalı Türkiye modeli hoş geldin Mao)

Siz en iyisi şu linke göz atın demokrasiyi,çoğulcu katılım ve paylaşımı içselleştirmeyi başarmış bir elitin sözlerine kulak verin kim mi? Sayın Emre Aközün ; http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=27416

Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: May 18, 2007 6:30 PM

Laikçiler şokta!

"Gerici-örümcek kafalı" diye adlandırılan kesimden kişiler, kendilerine "laik" diyenlerin dört elle sarıldığı "laiklik" bayrağını kapmış gidiyor. Bayrak ellerinden gitmiş, adı kalmış yadigar. Bu durumda yapılan şey, içi boş bir lahitten medet umarak "laiklik elden gitmesin, Türkiye laiktir laik kalacak" salvolarıyla karşı atağa geçmek, meydanlar doldurmak. Yaşadıkları sanrıların farkında bile değiller. Hiç kusura bakmayın, bayrak el değiştirdi bir kez, laikçilere geçmiş olsun...

Yazan: JaneDo Tarih: May 18, 2007 6:43 PM

türkiye cumhuriyeti devletinin kuruluşu ile başlayan süreci iyi değerlendirmekle işe başlasak daha iyi bir sonuca varırız diye düşünüyorum, birtakım katılımcıların yorumlarında belirttikleri üzre Mustafa Akyol tam da AKEPE adlı siyasal oluşumun zihniyetini yansıtmaktadır. Akepe ile ortaya çıkan milli görüşten sıyrıldığını ve değiştiğini söyleyen zihniyetin iyiden iyiye gayrimilli bir zihniyete, rahmetli Turgut Özal'ın da bir zamanlar dediği gibi hem liberal hem kapitalis hem de sosyalıst bir karması ama bambaşka bir kabul olan zihniyetle ciddi ulusal resmi devletin ana temellerini derinden reddeden yenilikçi olmakla zaman zaman kendilerini tanımalandıran Türkiyede kendi görüşleri doğrultusunda devrimsel etken olarak kendilerini konumlandıran ve küreselleşmede almak üzerine değil vermek üzerine geçici varlıklaşmalar ile gitgide sömürgeleşmenin savaştan daha başarılı elde edilebileceği bir erek ülke durumuna düşürme yolunda hızla ilerleten bir zihniyet..... bence bunların malum bilinen nedenlerden iyice palazlanmaları ile iyi düzeyde olan seslenmenlikleri (hatiplikleri) de katıldığında, sorun, buyurganlık, baskıcılık olarak gördükleri laikliği ve cumhuriyetin temel ilkeleri, değindikleri sorundan! kendilerinin görüşleri çok öte bir tehlike ve tehdide dönüşmektedir, bunların yaptığı düpedüz İslamı kullanmak, ulusun duyarlılıklarını sömürmekten öte hiç bir şey değildir, bugüne kadar sağın hep kullandığı değerleri bunlar daha ustaca kullandıkları gibi daha özge bir söylemle karşımıza çıkmaktadırlar,neyse konu amacından sapmadan, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşunda gerçekten de bağnazlaşmış birtakım dinsel dayanaklı oluşumların önünün ayarlanması zorunlu hale gelmişti, bununla birlikte misyonerlik de yasaklandı mason dernekleri de kapandı oysaki osmanlının son dönemlerine doğru osmanlının dinsel hoşgörüsünden öte batılı her devletin dinsel içerikil misyoner faalieyetleri yürüttüğü kadar azınlıkları da kışkıartacak çalışmalar yapan onlarca okulu yurdun her yerinde açılmıştı. bu durumun ardından cumhuriyetle birlikte ulusal bağımsızlığa ve ulusal temellere dayalı Türk Devleti kurulmasından başka Türklerin içerisindeki haşaratları tamamen arındırmaktan başka umarı yok idi ve buna karşın Türkiye Cumhuriyeti halk yönetimini benimsediği gibi din düşmanı olacak bir yapılanmaya da girmedi devlet eli ile İslam ile işe başlandı. bu güne değin de devletin imam hatipleri bence ilk kurulduğu yıllarda özellikle çok daha nitelikli islami eğitim ve öğretim vermekte idi. laiklik tanımının ise ülkemiz için uyarlanması gereklidir diye düşünüyorum çünkü İslami oluşumlarda zihni ve uygulamaya yansıyan birtakım bağnazlıklar barınıyor olsa da İslamda devrimsel bir yenilik ve islami kurumlara karşı da rönesans gerekli olacak şekilde değildi yani olayı tamamen fransız laisizmi olarak nitelendirerek doğrudan ülkemize de ornatılması hiç de yerinde bir yöntem olmamıştır ve bence Atatürkten daha ileri ve katı bir laiklik ülkemizde zaman zaman baskı kurabilmiştir. ve bir tabaka halkından kopuk ve gayri milli yaşam biçimleri ve görüşleri ile gerek basın yayın gerekse devlet yönetimi bakımından etkin olmaları nedeni ile halkın bir kısmı demeyeceğiö yüzde seksenini ilgilendirecek bölümünü mağdur etmiş ve aşağılamıştır. cumhuriyetten sapmanın noktası bence budur, akepe bu yüzde seksenin muhakkak ucundan yanınan berisinden hissettiği bu ezikliği dillendirmesi de halkın desteğini kazanmalarına neden oldu... bunların zihninde devlet yönetmekten ziyade bu devletin bu görüşündeki elit tabakaya karşı bir hınç alma çabalarının olduğunu düşünüyorum... laiklik bence Türk-İslam geleneğine özgü olarak tüm dinlerin özgürlüğü ve elbette ana unsur olan müslümanların da ki türkiye cumhuriyeti azınlık tanımlamasını müslümanlar ve müslüman olmayanlar diye zamanında belirlemişti, devletin ana unsuru hatta daha sağlam bir ifade ile kurucuları ve sahipleri olmaları nedeni il devlet tarafından islamın eğitim ve öğrenimi islami hizmetlerin daha iyi sağlanması bakımından da daha yol açıcı olmalıdır. bu Necdet Sezerin bazen insanları iğrendiren düşüncesiyle örtüştürülmüş olan laiklik değil Türk-İslam uygarlığının olmaazsa olmaz bir ilkesi olarak ülkemizin temen rejimini oluşturmlaıdır, aidiyet bakımından ise bu devlet halkı gibi kendisini islam aleminin bir parçası görmeli ve tarihsel misyonuna uygun olarak asya ve afrika ile de avrupaya yönelik olduğu kadar ilişki içerisinde olmalı ve seçeneksel birlikteliklerin tasarımcısı ve yönlendiricisi olabilmelidir. biz dünyanın tartısı ve dengesi olması gereken bir ülkeyiz, taklitçi ihtiyar laiklerle ve hele hele akepe ile Türkiye bu şekilde gönenç ve güçlü bir hedefe asla ulaşılamaz, bakıyorum da herkes kendi zihniyetne ve çıkarlarına çalışacak bir hükümet peşinde çevrelerde buna göre desteklıyorlar, basın yayın buna göre yazıyoır
akepe ise kapkara bir ampul gerçekten, laiklik ise bu ülkeye dar gelecek kadar sığ, cumhuriyet ise Türk milleti için en ideal bir yönetim, geriye gitmek, tarihsel dolmuşluklara da gelmek yerinde değil, son elli yılda uygarlığı adına tamamen silikleşmiş ve yozlaşıklığı konusunda tavan yapmış bir ülke için geriye dönüş de tamamen batıya dönmek ve muassır medenıyet sevıyesı ülküsünü onlarlaşmak olarak algılamakla bu işler olmayacagı acıktr.....

Yazan: ancazin Tarih: May 18, 2007 8:57 PM

Yukarida Sn. TT'nin bir kismini alintiladigi Anayasa Profesoru, gecek entellektuel Prof. Mustafa Erdogan yazisinin tamamini herkese kuvvetle tavsiye ederim. bu defa Mustafa Erdogan, meafeli akademik uslup yerine, laikcilerin bile kavrayabilecegi acik secik lisan ile yazmis; Mustafa Akyol Bey'in yazisini tamamlayici adeta.

Ve daha onemlisi fakirin "LAikci entellektuel oksimorondur" teorisini isbat icin yazilmis adeta.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 18, 2007 9:25 PM

bugün gazetelere bi göz atim,ilgimi ceken haber istanbulda mayolu afisler izin verilmemesi oldu..halkimizdan bazilari söyle yazmis :
"sizin ananiz ,baciniz olsa iyimi olurdu orda","izin verilmemekle cok iyi yapmis belediye mecburmuyuz bunlari görmeye","sadece deniz kenarinda panolar olsun" vs.. kaldirilmasina karsi olanlarda "bu örümcek kafalilarin isi buraya getirecekleri belliydi","cagdas türkiye ne halde!" isabetli yorumlar yapilmakla beraber ülkedeki kutuplasmann ne boyuta geldiginin bir göstergesi adeta..öncelikle bazi kendini bilmezlein yazdiklari ananiz yada baciniz olsa ne düsünürsünüz tarzi düsünceden tamamen uzak yorumcular sunu bilmesi gerek orada kimse silah zoruyla poz vermiyor ,poz verenler istedikleri icin bunu yapiyorlar(ki büyük ihtimalle yabanci mankenler kullaniliyor cogunlukla bu baska bir konu),islam dinin temmellerinden biride nefsine hakim olmaktir yani kimse onlarin önünden gecerken bakmak icin bizi zolamiyor tamamen tercih meselesi..buna karsi mayo eklamini cagdaslikla bagdastiranlara da hic alakasi olmadgi söylenebilir,fakat sunun cagdaslikla alakasi vardir bir belediyenin reklamciya izin vermemesi tamamen düsünceden yoksun art niyetli bir davranistir!fakat mayo giyip giymemenin cagdaslikla ilgisi olmadiginin bilinmesi gerek..maalesef ki google in verdigi rakamlara göre müstehcan ve pornio icerikli sitelere ziyarette ülkemiz 3. sirada dünyada..ilk 10 da 8 islam ülkesi var ve ilk siralarda pakistan ve iran..yani cinselligin bukadar bastirildigi ülkelerde lastik baska yerden patliyor(mesela internette)..sanirim temel sorun insanlarimizin birbirilerini "öteki " olarak görmesi ,sadece kendisinin düsüncesinin dogru oldugunu sanmasi..bununla bilikte belediyelerimiz ve devletimizde henüz anlamadi yasaklarla demokasi olmaz,zaten bu güne kadar ne cektikse yasaklardan cekmedikmi?herkeze sevgiler..

Yazan: muzzi Tarih: May 18, 2007 10:19 PM

Bence laikçiler laikliği ihlal etmiyorlar. Olmayan bir şey ihlal edilemez nitekim. Aksine laikçiler ülkenin laik bir düzene kavuşmasını engellemek için ellerinden ne gelirse onu yapmaya çalışıyorlar.

'Çağdaş Uluslar'ın full desteğinde, devlet ucube bir mezhebin boyası ile boyandı. Şimdi bu mezhebi koruma telaşı var. Laiklik gelirse devletin bundan arındırılacağı gayet açık. Sonuna kadar direnecekler. "Ev sahibini bastıran yavuz hırsız" taktiğine devam edecekler. Bakalım nereye kadar..

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: May 19, 2007 12:05 AM

Yazınızı okudugumda kendimi resmen aynada gördüm bazı arkadaşların zırva die hitap ettikleri insanların alacağı ışıgı yane güneş balçıkla sıvanmaz lafını hatırlattı bana gözleri kapanmış bu nesil Mehmet Akif ERSOY'un o güzel sözünde dediği gibi "Umarım CENAB bu millete bir İSTİKLAL MARŞI daha yazdırmaz!!" Lafım her lafını ve yaptıgı her hareketi Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün arkasına saklanarak yapanlara siz eger istiyorsanız dinsiz ve imansız yaşayabilirsiniz isterseniz hristiyan isterseniz yahudide olabilirsiniz ama Allahtan korkunuz olmasada hiç olmazsa insancıl davranın ve milletimin yaşayacağı dine karışmayın... Unutmayın ki keskin sirke küpüne zarar!!!

Yazan: Hakan Ali Tarih: May 19, 2007 12:11 AM

Ve yine ÖĞRENİN din terakkiye –Türkçe konuşun lütfen, ilerleme- mani değildir, dinin toplumsal düzene hükmetmesi ilerlemeye mani değildir.

Beagle
makorykos@yahoo.com

türkçe konuşun diyenin ismine ve mailine bakın hele!

Ülkemizde İslam dini baskın olmak üzere değişik dini görüşler, hatta mezhepler gerek bireylerin, gerekse toplumun bir öğesidir, ve de bence oldukça tat veren bir öğedir. İstanbulumuz camileri ile güzel bir şehirdir. Mardinimiz kiliseleri ile. Ramazan kültürümüz vardır, ve de yaşatılmalıdır. (beagle) (bu tayfanın şirin görünme rollerinden biri!)

Bir de maşallah terbiye sınırlarından çıkmakta rtE yi de geçiyorsunuz, BAKLA felan, bakla ya da laf değil, ifadedir m Akyol. Ayrıca şunu anlayın, sorun ifadede deği, onu bir tarafından anlayan sizdedir. (beagle) (Mustafa Akyol acaba okuyucularının tahammül ve sabır sınırlarını test etmek için mi bukadar hakarete göz yumuyor, nedersiniz?)

Üstelik kimse kültürü, toplumu ya da bireyleri dinden uzaklaştırmak istemiyor, bunu doğru bulmuyor. Yanlış bulunan şey dini toplumun üzerine baskı unsuru haline getirme güdüsüdür.(beagle) (dine değil dini siyasete alet edene karşıyız, başörtüsüne değil türbana karşıyız... teraneleri. Yutan var mı?)


m Akyol, ben biliyorum benim babaannem köyde yaşar, kendisi ilkokulun kapısından bile girmemiştir. Ama evinde başköşede Atatürk’ün resmi asılıdır ve de kendisi sonuna kadar laik bir bireydir. LAİKÇİ asla değildir, olamaz da...(beagle) (bir babaanneyi örnek verme modasıdır almış gidiyor! hadi hayırlısı...)


sen çok yaşa beagle! tabi baykal, sezer ve diğerleri de! Sizler olmasanız AK Parti'yi zirveye kim taşıyacak! Siz saçmaladıkça halk AK Partiye dört elle sarılıyor. Siz vurdukça halk AK partiyi yüceltiyor. Bakalım daha halka nekadar direneceksiniz! Bakalım siz mi güçlüsünüz yoksa halk ve dolayısıyla Türkiye mi güçlü! Artık darbe de yapamıyorsunuz, bakalım bundan sonra iktidara nasıl geleceksiniz! Türkiye'de küçücük bir azınlık olarak onyıllardır Türkiye'ye hükmettiniz, eğitimi, yargıyı, bürokrasiyi çıkarlarınız için mahvettiniz. Türkiye'den birşeyler koparmak için problemsiz birgün yaşatmadınız bu ülkeye. Bundan faydalanan leş kargalarını da safınıza katıp ülkeyi soyup soğana çevirdiniz, halkın cebinden alıp alıp cebinize indirdiniz. Kanını emdiniz garibanın. Yeri geldi emekçilik edebiyatı yaptınız, yeri geldi köylüyü kullandınız, yeri geldi "müslümanlara: ammman ha! dininizi kullanıyorlar, dininizi siyasete alet ediyorlar, bunlar din tüccarı" deyip dini siyasete bulaştırdınız, din üzerinden siyaset yaptınız! Ama bir şeyi hiç ihmal etmediniz, her türlü pisliğinize meşruiyet kazandırmak için hep ATATÜRK'ü kullandınız. Atatürkçülüğü kalkan olarak kullandınız! Bu ülkeye bir tek çivi takmadınız. Bilakis varolan tüm çivileri söktünüz. Bunların hesabını size sormalarını engellemek için hep ATATÜRK'ü öne sürdünüz! Atatürk'ü inanılmaz derecede sömürdünüz! Atatürk'ü sömürürken de milletin midesini bulandırdınız! Millete gına getirdiniz! Milleti bunalttınız! İsyan noktasına getrdiniz! VE anladığınız dilde dua edin, dua edin ki zulmettikleriniz MÜSLÜMAN! Eğer öyle olmasaydı devran döndüğü anda hepiniz kendinizi dar ağacında bulurdunuz!

Yazan: osman timurtaş Tarih: May 19, 2007 12:31 AM

samet Atikkurt, siz istediğinizi diyebilirsiniz. Ama umarım m Akyol bir başlık açar da 22 Temmuz tahminlerimizi yazar ve tartışırız. Ayrıca bir olgu halk dedi diye doğru olmaz. O halde her tartışmalı kavramı referanduma gönderelim doğruluğunu sınamak için, iyi mi?
Siz maç başlamadan önce gol yediniz diyorsunuz da anlayamadım, ben neden gol yemişim? Gol nedir???
Ama benim bildiğim goller var, Büyükanıt, 367, Tandoğan, Çağlayan, İzmir – dikkat samet Atikkurt, GAVUR değil, cumhuriyetçi İZMİR, birilerinin GAVUR dediğine inanmazsınız umarım-
ve de bekleyen yüce divan golü.
Blue, size cevap vermediğiniz GILMAN tartışmasını hatırlatmak istiyorum, lütfen cevap veirn çünkü kuran da böyle birşey yok, sizin var diye koyduğunuz lakasız ayetlere cevap vermiştim, ama nedense oralı olmadınız. Sorularımın cevabını istiyorum bu konuda. Hatırlatırım Kemal Karpat’tan bilgelik konusunda.
Son yorumunda cevaba gelince.
ZIRVA sözcüğünü takılmanıza çok sevindim, demek ki bu sözcüğün seviyesizliğini ortaya koymak için 4-5 kez vurgulamam gerekiyordu. Çünkü nedense bu seviyesiz sözcüğü hiçbiriniz takılmamıştı m Akyol kullandığı zaman. Sizin bu tepkileriniz beni oldukça mutlu ediyor.

Yazan: Beagle Tarih: May 19, 2007 12:35 AM

2002 secimlerinde Turk siyasi haritasini yeniden cizdi. "Memleket yonetimini Haso'lara, Memo'lara mi birakacagiz?" zihniyetinden kurtulmak istegini ifade etti.

Zaten AKP'nin o secimde kullandigi slogan da herseyi ozetliyordu : "Yeter, soz milletin!".


Onumuzdeki secimler ile de Millet secimini belirleyecektir. (Bkz. "Egemenlik kayitsiz sartsiz Milletindir!"->M.K.Ataturk)

Milletin egemenligini bertaraf etmek isteyenler ( Laiklik elden gidiyor tarzi safsatalari planlayanlar ve bu tuzaga dusenler) asil Ataturk dusmanlaridir.

Halki korkutan, kendi mevkiini, pozisyonunu korumaya calisan bu asil Yobaz kesimin Sanli Ordumuzu manipule ederek devreye sokmak icin ne gibi bir yeni senaryo kandiracagini cok merakediyorum. Cunku Laiklik elden gidiyor cok klise ve bayat bir bahane olmaya basladi.

Guven

Yazan: Guven Tarih: May 19, 2007 5:02 AM

Arkadaşlar Laiklik, devlet yönetiminde(BURAYA DİKKAT DEVLET YÖNETİMİNDE) herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. Laiklik kavramı zaten devlet için geçerlidir. İnsanların laik olmasından bahsedemezsiniz. Öyle değil mi yoksa ben mi yanlış biliyorum? Syn M. Akyol' un dediği gibi laikçi diye bir kavramdan söz edilebilir mi bunu anlamış değilim! Bu arada tartışmalarda sözü geçen iki kavram Kemalist ve İslamcı bu nedir ya? sanki ikisi zıt bir kavram mıdır? Arkadaşlar lütfen bari siz yapmayın! Bizi etnik yolla bölemeyenler toplumu kamplara ayırmaya çalışıyor bunu görün. Kemalist düşünce islam'a ya da karşı değildir. İslam da aynı şekilde Kemalist düşünceye karşı değildir. Lütfen bunları yazarken biraz üzerinde düşünerek yazalım.

Yazan: Taner Tarih: May 19, 2007 8:23 AM

Laikci entellektuel oksimoron oldugu gibi durst laikci de oksimoron oldu galiba.

Bilmiyenler icin bir noktayi aydinlatayim. Ne Tayyip Erdogan ne baska bir Ak-Partili "gavur Izmr" diye bir ifade kullanmadi. Bu da tipik laikc siiretlerin fabrkasyonudur.
"bogazici'nde tuhaf sov"
-Mini etekli kizi diri diri yapktilar"
-Basortulu doktor testis filmi cekmedi
-Mayo reklamina izin verilmedi
-Icki yasagi getiriyorlar

.......
turu her gun uretilen asparagas fabrikasi urunudur. Milyonda bir gerceklik yoktur hic birinde.

-Bu laikcilerin fikirsel iflasinin resmidir! Sadece tank gucu var. O da GERCK GUC DEGIL; BIZIM KAFAMIZDAKI KORKUDUR! Su 27 Nisan muhtirasini hazirlayan lumpenerin ne fikir sermayesi olabilir? BIZIM KORKULARIMIZDAN BESLENIYORLAR> "darbe yaparlar yoksa, cisss oluruz: diye dusunduruyorlar; tanklari ZIHINLERIMIZDE YURUTUYORLAR. Korkularinizdan azad edin kendinizi. Bu konuyu yazdim blogumda. Reklamini sonra yaparim.
Eger buradaki laikci vatandas "Gavur IZMIR" ifadesni Tayyip Erdogan , hukumet mensubu veya herhangibir Ak-Partili'nin kullandigina dair bir tek delil sunamaz ise yalanci oldugunu ilan ediyorum. Ki bu onlarin standart operasyon modudur.

Ben simdi GENC SIVILLER'in Gulhane parkundaki Daphane'mi nerede DEMOKRASI okuluna gidiyorum. Ozellikle laikcilere kuvvetle tavsiye olunur.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 19, 2007 10:09 AM

Yani osman Timurtaş çok komiksiniz, arkadaşım takma adım Beagle’dır ve de bu bir özel isimdir. Yani Türkçesi yoktur, ÖĞRENİN.
Gelelim yazdıklarınıza cevaplara;
Yani size göre biz İslamı sevemez miyiz? Camileri, ramazanı sahiplenmek haram mı bize? Ne demek ya şirin görünmeye çalışmak, sizin bakışınız zorunlu ise ben ne yapabilirim!
Evet ben dine değil, dini siyasete alet edene karşıyım, başörtüsüne değil, türbana veya sıkmabaşa karşıyım. Siz yutun diye birşeyler yazmıyorum, düşündüğümü yazıyorum, artı sizin bakış açınız çok ilginç geldi bana, yani tabiki dine karşı değilim, dini siyasete alet etmeye karşıyım ve bu ikisinin arasında çok ciddi bir fark var. Yoksa size göre yok mu?
Sanırım aklınızın içinde kimi siyasi bakış kalıpları var hazır, ve beni bunlardan birisinin içine yerleştirmişsiniz ama haberiniz olsun, bir yerlerde birşeyler yanlış gidiyor, hem de bir hayli.
Bir babaenne, hatta babaannem ile ilgili ben sadece bunları yazmamıştım, bakın bunları da yazmıştım: “Ha benim babaannem Türkiye’nin bütün köylü sınıfını anlatmaya yetmez ama size de ÖĞRETMEK yetmez.”
Bakın sizin aklınızda kalıpların oluştuğu ne kadar belli, beni, Baykal ı, Sezer’i bir tutuyorsunuz. Bu üçü de çok farklı insanlardır ve de en basitinden ne ben ne de Baykal asla Sezer gibi onurlu bir insanla bir olamayız.
akp yi zirveye taşımanın o kadar çok sebebi var ki, ki bunu daha önce de yazmıştım, karşı devrim tarihi, bilinçsizlik, samimiyetsiz. Siz isteyin ben bunları tekrar açayım. Ayrıca beni ya da Sezer’i bilmem ama, Baykal ın akp çok hizmet ettiği tabiki bir gerçek, bu kdar sorunlu bir iktidara bu kadar kötü muhalefet edilemezdi. Bakın Baykal la bir tutmuştunuz ya , belki biraz kalıplarınızı kırar bu yazdıklarım, tabii umarım.
Ha halk akp ye oy verecek mi? Arkadaşlar kaçtır belirtiyorum, seçimleri tartışmayı ben de çok istiyorum ve kaç kez işaret ettim, m Akyol 22 Temmuz başlığı açsın diye, o açınca ben size bol bol yazarım halk kimi tutar diye.
Üstelik bu nasıl bir ifade allah aşkına: “Bakalım siz mi güçlüsünüz yoksa halk ve dolayısıyla Türkiye mi güçlü!”
Bu da kalıplarınızın bir ürünü olsa gerek. Ben veya benim gibi düşünenler halk veya Türkiye değil mi? Neler oluyor? –her sorumun cevabını istiyorum, ama bu sorumun cevabını kesinlikle istiyorum osman Timurtaş-
Maşallah kalıplaştırmalar devam ediyor, ben de, o mitinglere katılanlar da darbeye karşıyız. Ne şeriat, ne darbe. Yani sanki beynimin içinde imiş gibi, ve de o kadar yanlış yakıştırmalarda bulunuyorsunuz ki bana, cevap vermek bile gereksiz geliyor bazen. Ama siz de bu bakış oldukça beni cevap vermeyince yine bir kalıba sokarsınız siz, o nedenle cevap vermezsem işim daha zor valla.
Biz şimdi de küçük bir azınlık mı olduk? Demek bu ülkenin problemlerinden de 25 yaşında olan ben sorumluyum! Halkın cebinden aldık! Kanını emdik! Emekçilik edebiyatı yaptık!.......
Bu kadar tutarsızlık ve de komedi yeterli herhalde. En az birisini soracağım ama, aslında hepsini sormak lazım ama bir tanesi belki yeter:
Ben kimin kanını emdim? Ne zaman emdim? Ne şekilde emdim? –bu sorumun da cevabını mutlaka istiyorum-
Yani bir de Atatürk’ü kullanmışız ya!! Ee maşallah!
Yani ne desem ki, sadece şu yazdıklarıma cevap verirseniz bu bile bana yetecek emin olun.

Yazan: beagle Tarih: May 19, 2007 1:29 PM

Biri diğerine "Gavur" dedi; o diğerine "Yobaz"

Biri Erzurum'da, diğeri İzmir'de kitle yarıştırdı. Kendi kitlesini onla çarptı, diğerininkine "taşıma" dedi.

Tayyip Erdoğan'ın ;

limanların, madenlerin, oferlerin, bankaların, tarlaların, çiftçilerin, Kıbrıs'ın, çuvalın hesabını vermesine gerek kalmadı...

Çıktı Erzurum'da...

"550 kişi ile gelsek ona da bahane bulurlar" diye ahkam kesti..

İş bitti; Tayyip "demokrat" oldu.

Bir gün önce AB yolunda yürümeye devam edeceğiz diye demeç veren Baykal; utanmadan; yeri göğü "ne AB, ne ABD, Tam Bağımsız Türkiye" diyen kalabalıkların ön saflarında gülümsedi durdu; ABDullah Gül misali...

İş bitti; Deniz "laik" oldu...

EGEMENLER; Türkiye'de SİYASETİ , taşeronluklarını yapan SİYASİLERİN canını sıkmayacak, hesap vermeyecekleri bir basitliğe indirgedi.

Kitleleri sentetik liderler altında birleştirirken; toplumu birbirine karşı gavurlaştırdı.

Birbirimize karşı "gavurlaştığımız", ötekileştiğimiz bu toplumsal şizofreni halinden kurtulmak için gerçek bir LİDER çıkıp, gerçek bir SİYASET üretmediği takdirde çok fazla seçeneceğimiz kalmıyor.

Ya;

a) Bu siyasi hipnoz halinden çıkamayıp, emperyalizmin sürekli bir kozası haline dönüşeceğiz. Ortadoğu, küresel sistemin savaş teknolojileri ve metodolojileri laboratuvarına dönüşürkern; Anadolu "barış" teknolojileri ve metodolojileri test alanı haline gelecek.

Ya;

b) İÇ SAVAŞ senaryoları çerçevesinde birbirimize düşeceğiz...

Ya da;

c) bütün toplumu ORTAK BİR "GAVUR"'a karşı yeniden seferber edip, bir DIŞ SAVAŞ yaşayacağız.

Bu DIŞ SAVAŞ için de iki seçenekle karşı karşıyayız...

Kapımızda olan birinci seçenek malumunuz...

ABD'nin izni ile Irak'ın kuzeyine/Kerkük'e girmemiz sonrasında patlayacak bir ABD-İran-İsrail savaşında ortada kalmamız sonrasında "stratejik müttefikimizle" yaptığımız "stratejik anlaşmaların" ve savaşın doğasının gereği olarak ABD ile yanyana gireceğimiz savaş...

İran'la bizi karşı karşıya bırakacak bu savaşın ABD için değeri sadece Türk Ordusunu bu savaşta mızrak ucu haline dönüştürecek olmasından kaynaklanmıyor.

ABD Türk Ordusu'nda günümüzün alt kadrolarının; yani geleceğin generallerinin içselleştirdiği "anti-AB-D" hissiyatı çok net görüyor ve ölçüyor.

2020'lerin general kadrosu AB-D'yi şimdiden korkutuyor.

ABD'li dostlarıyla "Terörle Mücadelede Mükemmelliyet Merkezi" toplantısı düzenleyen Orgeneral değil ABD'yi korkutan. Şehit teğmeninin cenazesinde "ovada siyaset çağrısı" yapanlara tavır koyan Albay'ın Orgeneral olacağı yılı hesaplıyor.

Türk Ordusu'nu ABD ile aynı siperde ortak düşmana karşı silah arkadaşı yapacak bir savaşı bu yüzden de çok önemsiyor.

Doktrinel ve altyapı olarak elinden kaymaya başlayan ve bugün Teğmen-Albay olanların üste tırmanması ile daha hızlı kontrolden çıkacak Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yeniden etki çemberine alacak bir tarihsel travmaya ihtiyaç var; yeni Kore'yi kurguluyor.

"Silah arkadaşlığı"nın ; bütün çuvalları, bütün kalleşlikleri nasıl unutturacağını; Mehmetçiğini şehit ederek NATO'ya üye olmayı marifet sayan o kıt zihniyetin tekrar nasıl hortlayacağını çok iyi biliyorlar.

Kunuri madalyasını ABD'li generalden alırken gülümseyen o suratı yeniden görmeye ihtiyaçları var.

Bu oyunu tek bir yolla bozarız...ZORLA!

Eğer;

bu ülke şu ya da bu şekilde birbiri ile dövüşmeyi bırakıp, gerçek bir LİDER çevresinde gerçek bir SİYASET üretemediği takdirde....

Emperyalizmin sürekli hipnoz altındaki test yatağı olmayı içinize sindiremiyorsanız...

Tek bir seçeneğimiz var :

AB-D ile SAVAŞMAK.

Buna;

a) Birbirini "diğeri" olarak görmeye başlayan kitleleri yeniden kan kardeşliği üzerinden geleceğe lehimlemek için....

b) Her hücremize kanser gibi yayılmış küresel güçleri ve taşeron oligarklarına karşı kemoterapi için...

c) Varlığı cep telefonu, jeep, villa üzerinden algılamaya başlayan varsılın da , yoksulun da , gerçek yokluğu yeniden tadıp, toplumsal bir histeriye dönüşen bu çürümeye son vermek için...

d) Emperyalizmi aynen 1900'lerin başında yaptığımız gibi , yeniden kuyruğunu sıkıştırıp evine yollarken; bir küresel faşizme doğru sürüklenen insanlığın kıblesini Türk'ün bayrağı altında yeniden Anadolu yapmak için...

e) Kendi öz değerimizi yeniden idrak edebilmek ; boynumuza dolanan zincirlerden kopmayı sağlayacak düşünsel ve maddi dinamikleri yaratmak için...

muhtaçız.

Bu savaşı;

Doğuda değil batıda; tercihen İstanbul'u ana cephe yaparak kabul etmeliyiz....

Bu savaştan;

bugüne kadar Millet'in sırtından semiren KOÇ'ları daha da semirterek değil, Millet'in çıkarları için kurban ederek çıkmalıyız...

Bu savaşı;

sadece kendimiz için değil insanlık için vermeliyiz...

Bu savaş ile;

AB-D'ye tarih önünde son hamleyi biz vurmalı ve bu coğrafyada bir gün daha kalacak cesareti kendinde bulamayarak inine çekilmesini sağlamalıyız.

Bunu dünya üzerinde yapacak tarihsel sorumluluğa da, tecrübeye de biz sahibiz.

Dağlarda tek tek öleceğimize; gerekirse kitleler halinde düşeriz.

Tekrar ayağa kalktığımızda inanın bu toprağın bizim olduğunu yeniden iliklerimize kadar hissederiz.

Umarız; gerek kalmaz.

Umarız; kitlelerin bağırlarından kopan o

"ne ABD, ne AB , Tam Bağımsız Türkiye"

çığlığını perdelemeye çalışanlar akıllarını başlarına alırlar da bütün insanlığa yetecek bir Anadolu'yu bir kaç yüz ailenin çiftliğine dönüştürenler bir sonraki Kurtuluş Savaşı'nın onlar İstanbul'da İngiliz askerleri ile şerefe kadeh kaldırırken Anadolu'da yapılmayacağını; karargahların bizzat yalılara kurulacağını görürler.

Umarız; SİYASETSİZLİĞİ birileri bir İÇ SAVAŞ veya AB-D ile silah arkadaşlığı ile sonuçlanacak bir DIŞ SAVAŞ ile çözmeye kalkışmaz.

Umarız; 2020'nin generalleri tarih sahnesinde Kunuri'nin gururu ile değil, Mustafa Kemal'in onuru ile yer alırlar.

Yazan: ancazin atabey Tarih: May 19, 2007 4:40 PM

@Beagle,

22 Temmuz'a randevu verip durma bir daha ayni nickle buralarda yazman çok zor olur. Sandık anayasa mahkemesi katakullisine, bindirilmiş kıtalarda teröristlere de şarkılar söyleyen Edip abimizin bu kıtaları coşturmasının verdiği rehavete, cumbaba vetosuna benzemez okkalı bir şamar atıverir.

23 Temmuz sabahı öyle bir tablo çıkar ki bu sitede yaptığın seçimle alakalı zırvalar dilden dilden dile nesilden nesile söylenir durur.

Bak şimdi aklıma konu ile alakalı bir fıkra geldi:

Genç ve şişman bir imam vazife yaptığı köyde öğle namazını kıldırıyormuş. Olacak ya, secdede iken yüksek perdeden bir zartayı koyuvermiş, yani yellenmiş. İnsan işte, tutamamış yani.

Tabi o anda cemaatin tepkisini de hesap edemediği için namazı bozmadan herkes secdede iken usulca camiden çıkıp kapağı eve atmış. Hanımına “hafif tarafından kıymetli neyimiz varsa al, hemen kaçıyoruz buradan, yolda neler olduğunu anlatırım” demiş.

Gidiş o gidiş. Aradan yıllar geçmiş. Lakin hanımın dırdırı bitmek bilmemiş: “Bizim köyle tavuğumuz, koyunumuz vardı, eşyalarım vardı, senin yüzünden bunlar heder oldu” vs vs..

Hanımının dırdırı imamı illallah ettirmiş ve bir gün “Peki, gidip şu köyü yoklayayım, bakalım mal mülk n’oldu?” demiş.

Eşek sırtında iki-üç günlük yolculuktan sonra köyün civarına yaklaşmış ama içinde de bir şüphe: “Aradan yıllar geçti ama ya hala o günü hatırlayan biri varsa?”

Böyle düşünürken köy yoluna saptığında 10-12 yaşlarında bir çocuğun koyun otlattığını görmüş. Malumat toplamak için yaklaşıp sormuş:

- Yavrum sen bu köyden misin?
- Evet amca!
- Falan kşişi ne yapıyor?
- O sizlere ömür, geçen yıl vefat etti.
- Öyle mii, yapma yahuu.. (İçinden de “oh be” diyormuş, “tanıyanların birisi gitmiş..”)
- Peki filanca ne yapıyor?
- O da gitti.
- :-)
- Ya filanca?
- O mu? Kötürüm oldu, dışarıya çıkamaz oldu.
- Vah vah, Allah şifa versin.
- Filan kimse nasıl, iyi mi bari?
- Onu hiç sormayın. Gözlerine kara su indi. Kimseyi görmüyor.
- Hay Allah, ne iyi adamdı.

İmam böyle istihbarat toplar da keyiflenmez mi? Kendisini tanıyan kimsecikler kalmamış. Rahatlıkla köye girip mallarını alabileceği fikriyle çocuğa veda ederken gönlünü almak için başını okşamış ve sormuş:

- Aferim sana yavrum, kaç yaşındasın söyle bakayım?
- Valla amca yaşımı bilmiyorum; fakat imamın osurduğu sene doğmuşum!

***

Unutulmazlar arasına girebirilisin, benden söylemesi. :-)

Yazan: Suat Öztürk Tarih: May 20, 2007 1:24 AM

Biraz once kanallari zaplar iken Mustafa Bey'i gordum Star'daki, Gungir Mengi'nin karsinin sovunda.

Bir cumleden fazla soyleyemeden laikci kabal ustin saldirdi. Simdi anliyorum Akyollar, Barlas, Hasan Cemal gibi bazi demokratlarin laikci medya da barinabilmesinin bir numarali saikini; Hazret Eyup sabr gerekiyor.

Ben bu sirret kadin ve etrafina topladigi sirret laikcilerin zirvalarina anca bir bucuk dakika tahammu edebildim. 28 Subat'in atak postal yalyicilarindan Can Atakli'nin Mustafa Bey'e cevaben agizindan cikan ilk cumleler sebebn aciklar: "Bu gazeteci arkadasin soylediklerinin altina, son noktasina kadar imzamui atarim; Fakat son noktasina kadar da siddetle karsi cikiyorum".

Hasil-i kelam ben laikciler ile diyalogun beyhude bir caba oldugu fikrindeyim. Onlara liyakatlerinin cok uzerinde bir deger atfediyoruz. Bunun nedenin acik secik ifade etmek gerek: Kendilerinde var olan bir guc degil. "Medya onlarda, universite onlarda, kurumlar, yargi onlarda da ondan muhatap almak zorundayiz" demesin kimse bana. Bunlarin hicbirinden kaynaklanan bir gercek guc yok. Onlar askerden aldiklari isigi yansitiyorlar; isik kaynagi degiller.

Peki tank guc gercek gucmu, yoksa bizim algilamamiz mi gercek guc. Cevap ikincisi: tamami ile ILLUZYON!. Bizim zihinlerimize salinan korkulardan baska gercek guc yok. Darbe marbe yapamazlar sayin seyirciler! Bunu da bildikleri icin icimize korku salma yonetmine agirlik veriyorlar. 27 Mayistan, 12 Eylul'den, 28 Subat'tan beri de koprulerin altindan cok sular gecti. Ne sari kizlari ne sari okuzleri cayira salacak mecalleri var artik.

Hasil-i kelam FDR'in dedigi ve fakirin defalaca tekraladuig gibi KORKUDAN BASKA KORKACAK SEYIMIZ YOK. Allasikina su 27 Nisan Bildirisi"ni yazanlardan korkmak icin bir rasdonel sebep versin biri bana. Birazcik kafalari calissa Demrkan'a yazdirirlar idi "bildirilerini" . O bircok az gelismis zihinleri kaistirma islevini basarir idi en azindan. Bu "bildiri" ile Anadolu'nun kasaba kehvelerindeki vatandasa alay konusu oldular. "en guvenlilr kurum" mit artik.

Genc sivilleri takip edin; ve yureklenin. Birtek oy vermekle veya sofistike tahille entellektuel sorumluluk gecistirilmis olmuyor. Zamanlarin en kotus ve zamanlarin en guzeli onmuzdeki gunler. "Stick a fork in them. They're done".

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 20, 2007 1:28 PM

ancazin yazını beğendim.,

Bu seçimde de seçeceğimiz adaylar parti büyükleri adına bize tepeden inme bildirilecek.
onlar halka güvendiler mi ? hangi ilçe örgtü aday beliryebildi ?

ne yapalım, bir seçim daha tökezleriz fakat asla iç savaş ülkesi olmayacağız.

Yazan: knz Tarih: May 20, 2007 2:52 PM

Bekir Bey
yani siz cikan bu haberlerin gercek olmadiginimi diyorsunuz?gazetelerin belgeleriyle gösterdikleri mayo reklami yasagi mesela yada yargitaydan dönen istanbulda filanca yerde icsin iceceklerse(milletce kontolumüz yoktur ya icince sapitiriz,ondan sadece filanca yerde icmeyi hakediyoruz)bunlarin gercekligi tartisilmiyor bile Bekir bey sizin ne demek istediginizi pek anlayamadim? ha Erdogan demismidir bazi seyleri yada dememismidir önemli degil zaten filanca sunu dedi haberlerine kimse inanmiyor artik belge olmadikca !! fakat mayo reklami ve ickinin belli bölgede icilmesi konulari belgeleri olan ,yargiya gitmis konulardir yani yoktur öyle demenizi anlayamadim !

Suat Bey,
fikaraniz cok güzeldi gercekten eglenceliydi:-) ama ben konuyla pek bagdastiramadim ama olsun anlayan anlamistir herhalde.Sadece bu secimle ilgili yazinizin manasini cözemedim birincisi secimin galibini simdiden belirledik herhalde ,ozaman secime hic katilmayalim milletce nasil olsa filanca parti kazanir kesinlesmis!!diyelimki o filanca parti kazanmis olsun ama o partiye oy vermeyenler okkali bi tokatmi yemis olur?demokratik ülkelerde öyle olmaz?sadece hükümeti kurarlar tokat attim diye övünülmez,nedenide diger partilere oy verenler uzayli gibi görülmez yada benden degil(öyleyse düsmanim)gibi bakilmaz sadece sizin partiniz icin bunu demiyorum türkiye bütün partiler ve destekcileri bu yanlisa düsüyor¨"ötekini" düsman görmek ,sanki onlar insan degil secimi kazanan her hakka sahip.. öteki de pisiriklasip kösesinde sessizce otursun!! maalesfki pek cok kisi bu düsüncede,yani hic bir parti ve destekcileri düsünmüyor secimi kazanicaz ve parlamento olarak güzel isler yapalim ve mümkün oldugunca oy birligi ile kararlar alalim düsüncesi yok,cünkü demokrasiyi secimi kazanip iktidari ele almak olarak algilamisik yillardir..mesela danimarkada yasadigim icin burdan bi örnek vereyim ;parlamento bir karar alicaginda(özlliklede uluslararasi bir konuda) kesinlikle iktidar partisi karar vermez uzlasi mutlaka saglanir..sahsen akp yi desteklemiyorum fakat öcüde demiyorum iyi islerde yaptilar,kötü islerde,belki sevaplari daha coktur ama bu secim meselesini iktidari ele almak olarak algilamiyalim ne olur secimi kimin kazandigi okadarda önemli degil .önemli olan halkimizi refaha tasimak ve bireysel özgürlükleri gelistirmek,parti konularina bizim kadar takan baska bir ülke yoktur !sevgiler..

Yazan: muzzi Tarih: May 20, 2007 2:58 PM

beagle,

Ahmet Necdet Sezer bile sizden üstün bi insansa zaten çok söyleyecek bir şey kalmıyor!

Neyse,

Her fırsatta 22 Temmuzla ilgili yazmak istediğinizi söylüyosunuz. Çok merak ettim ne yazacaksınız. Buyrun aşağıdaki linkteki bloguma yazın:

http://osmantimurtas.wordpress.com/2007/05/20/22-temmuz-secimleri-sonrasi-icin-ongoruler/

Yazan: Osman Timurtaş Tarih: May 20, 2007 11:20 PM

S Öztürk, siz yaşıyor muydunuz? Ben de allah göstermesin başınıza bir şey geldi de o nedenle bana cevap vermiyordunuz sanıyordum. Birçok cevapsız takılmış tartışmalarımızı yine maalesef geride bırakarak size cevap vereyim.
Öncelikle diyorsunuz ki:
“22 Temmuz'a randevu verip durma bir daha ayni nickle buralarda yazman çok zor olur”
Pardon, bu bir tehdit mi s Öztürk? Ne olacak ki 22 Temmuz’dan sonra da ben bu sitede bu nickle -nick denmez rumuz veya takma ad, yine Türkçe hatırlatması yapıyorum- yazamayacağım? Cevabını mutlaka isteyeceğim ama cevaplamıyorsunuz ki!
Üstelik siz hala ÖĞRENMEMEYE devam edin, anayasa mahkemesi katakullisi imiş! Arkadaşım siz rtE den de betersiniz herhalde, işinize gelince hukuk devleti, demokrasi, işinize gelmeyince katakulli. O kadar uyardı hukukçular, muhalefet ama dinleyen kim, sonuç: akp duvara TOSSS.
Bakıyorum bir zamanlar çok ciddi argümanlarla bana saldıran siz cevaplarınızı alınca yumuşayıp fıkralara mı yöneldiniz, ya en azından hangi ODTÜ öğretim üyelerinin “Ordu Göreve” pankartını taşıdığını söyleseniz, ya da şu Endonezya daki buluntuya cevap verseniz, de ben birazcık sorularımın cevaplandığını düşünse idim!
Unutulanlar arasına girip girmemek beni korkutmuyor, burada ebedi olmaya çalışan yok. Burada benim tek kişisel derdim oldukça tutarsız ve de samimiyetten yoksun yazıları ile m Akyol un insanları yanlış yönlendirmesine bir çomak sokmak istemem. Bunu da yorumlarım ile yapmaya çalışıyorum, yapabiliyorum ya da yapamıyorum ama kesin olan bir gerçek varsa şu ki birilerini şimdiden bir hayli rahatsız etmiş olduğumu çok iyi görüyorum. Ve de umarım bu birilerine daha da çok rahatsızlık veririm ileride.
Ayrıca başka bir arkadaş da demiş, 22 Temmuz u yaz diye, ama tekrar diyorum tartışmaların yönünü değiştirmek istemiyorum, eninde sonunda m Akyol bir 22 temmuz başlığı açacaktır, bunu da ne kadar erken yaparsa o kadar iyidir. Şimdiden herkes tahminlerini girmiş olur böylece. Aksi halde dediğim gibi tek düşüncem 22 Temmuz ile ilgili tahminlerimi başka bir tartışmanın ortasında yapmak istemem.
osman Timurtaş,
yani alemsiniz! Ne oldu o kadar yorum yapmıştınız ve de ben de karşılık vermiştim. Yine başkaları gibi durduk yere konu kapatıyorsunuz. O kadar cevabım ve sorum var yukarıda. En azından şu iki soruma cevabı mutlaka istediğimi belirtmiştim:
1- Ben veya benim gibi düşünenler halk veya Türkiye değil mi? Neler oluyor?
2- Ben kimin kanını emdim? Ne zaman emdim? Ne şekilde emdim?
22 Temmuz ile ilgili düşüncelerimi dökmek için yanıp tutuşur bir halim yok. Siz sürekli seçimi hatırlatınca benim de düşüncelerimi yazmam gereği doğuyor. Ama bunu dediğim gibi bir başlık altında yapmak istiyorum çünkü tartışmalar kaynasın istemiyorum. Aksi halde yukarıda s Öztürk e cevabımın son kısmında niçin bunu istediğimi de açıklıyorum.
Ha sizin blogunuzda yazı yazmam çünkü ben sizin yazar olma kapasitesine sahip değilken yazar geçinen birisi olduğunuzu düşünmüyorum, ben sizi tanımadığım için inanılmaz tutarsız görüşlerinizle rüzgarın estiği yönden yazan birisi olduğunuzu da düşünmüyorum, sizin samimiyetsiz olduğunuzu da düşünmüyorum, o nedenle yorumlarımı bu siteden yapacağım. Ama 22 temmuz u benimle tartışmak çok istiyorsanız benim kimi yorumlarımın altında mailim var, oradan pekala devam edebiliriz özel olarak, zaten bu maili bunun için veriyorum bir yerde.
Bitirmeden Beagle’ın ne olduğunu ÖĞRENDİNİZ mi?

Yazan: Beagle Tarih: May 21, 2007 8:46 AM

Zamaneler için laiklik vaazları -2 - Dualarınızdan mahrum bırakmayın bu laik ağabeyinizi...

SENAİ DEMİRCİ

Küçücüktüm. Sıkı sıkı laik olmam tembihlendi bana. Okul sıralarında öğrenecektim ki, “Her çocuk laiklik fıtratı üzerine doğar; cahil ve taşralı babası, başörtülü ve köylü anası onu Hıristiyan ya da Yahudi hatta -Allah korusun- Müslüman bile yapabilir.”
Tanrı beni affetsin, babamdan alacağım harçlık hatırına, anamın önüme koyduğu tadına doyulmaz dolmalar uğruna, evde laik değilmişim gibi davranmak zorunda kaldım. Çocukluğumun laiklik günlerini korku ve ürpertiyle geçirdim. Kendimi çöllere vurup kimselerin duymayacağı yerlerde “Ben laikimmmm...!” diye avazım çıktığı kadar bağırmayı çok özlediğim oldu. Gece yarısı teheccüdlere kalkıp “ben laikim, ben laikim, ben laikim...” diye gizli gizli 99’luk tesbihler çekemedim.

Biraz daha büyüdüğümde, evrende her şeyin Tanrı’nın buyruğu altında olduğunu söyleyen din bilgisi öğretmenimin saldırısına uğradım. “Güneş, Ay ve yıldızlar Tanrı’nın belirlediği yörüngelerde akar”mış! Hatta bazı kendini bilmez fen bilgisi öğretmenleri de aynı şeyi söyleyince, laikliğe olan imanımı, yönümü gizlice Ankara’ya doğru çevirerek, bir nevi kalbî rabıta yaparak, tazelemek zorunda kaldım. Tek avuntum, Güneş, Ay ve yıldızların çok uzakta oluşuydu. Yeryüzündeki laikliğim için bir tehdit oluşturmaları uzak bir olasılıktı. Tanrı laik gençlerimizi korusun böylesi fitne fesat hocalardan.

Zor günler geçirdim. İlkgençlik yıllarımda, “Kamusal alanda Allah’a yer yoktur!” diyen kahraman ablalarım yoktu. Yıldızdan, Ay’dan, Güneş’ten geçtim; göğsüme kadar sokulmuş kalbimin bile Allah’ın dilediği gibi çalıştığını o günlerde acı bir gerçek olarak öğrendim. Doğuştan asil olan kanımın da, ben uyurken meselâ, benden habersiz, benim iyiliğim için binlerce kilometre tutan damar ağımda Allah’ın rahmetiyle sorunsuzca dolaştırıldığını söylediklerinde, laik olmayan bedenimden utanmaya başladım. Kamusal değil tanrısal bir alanda yaşadığımı dehşetle fark ettim. Ergenlik sivilcelerimin sebebi de Allah bilir budur. Üstelik, “Kamusal alanda Allah’a yer yoktur!” diyen kahraman laik ablamın video görüntülerini tekrar tekrar seyretseydim o günlerde, bu sözleri bile dilini, damağını ve dudağını kullanarak, yani tam da Allah’ın belirlediği bir yöntemle, yine Allah’ın emriyle aldığı nefesi gırtlağında Allah’ın kurallarına göre belirlenen bir mekanizmayla sese dönüştürerek söylediğini görecek, laikliğe imanım ortasından çat diye çatlayacaktı. “Kamusal alanda Allah’a yer yoktur!” cümlesini bari, Allah’ın belirlemediği bir yöntemle söyleyemez miydi, Allah aşkına? Bir laiki, sözlerini ağızlarını kullanarak ifade eden imamlarla aynı safta görmek beni hayli üzerdi doğrusu.. Tanrı’ya şükür ki iman zaafımın olduğu yıllara denk gelmemiş bu görüntüler!

Yaşım kırkı geçti. İlkgençliğin ukala sorgulamalarını, çocukluğumda aklıma musallat olan fitne fücur düşünceleri bir kenara bıraktım. İnancı sağlamlaşmış bir laik sayabilirim kendimi. Üstelik, laiklik konusunda oldukça katı inançlı imamlarımız, yani önderlerimiz var artık. Misal: Geçenlerde Deniz adında bir büyüğümün kalabalıkları yara yara Salacak sahiline doğru yürümesi, yanına “din kardeşlerini” de alıp cemaat halinde şarap içmesi beni öylesine duygulandırdı ki, “işte”, dedim, “koyu dindar bir laik böyle olmalı!” Şaraplarını öylesine kutsal bir vecd içinde içiyorlardı ki, laik olmayan Arapların şehri Mekke’de, laiklik gafillerinin yuvalandığı Kâbe’nin dizi dibinde kutsal zemzem suyunu huşû ile içmelerine ancak böylesine şık bir karşılık ve laik bir alternatif bulunabilirdi. Ne diyebilirim; helal olsun!

Bir de içimi yakıp kavuran büyük özlemimi buraya yazayım ki, bana dua edesiniz. İlk fırsatta, ben de birçok “hacı laik kardeşim” gibi, Ankara’daki muhtelif mübarek mermerlere yüz sürüp gözyaşı akıtmak, kutsal Tandoğan meydanında “Türkiye laiktir, laik kalacak!” şeklinde telbiyeler getirmek, gökleri Allah’a rağmen delen adı üzerinde laik ve yüce “gökdelen”ler etrafında tavaf etmek, Köşk’ün gül kokulu örtüsünden bir parça koparıp evimde kıbleye asmak, -kahrolası gafletim yüzünden- kendi çocuklarım için yapamadığımı ileride doğacak ilk torunum için yaparak göbek bağını Anıtkabir toprağına gömmek istiyorum. Duanızdan mahrum bırakmayın bu laik kardeşinizi...

http://genclik.zaman.com.tr/?bl=14&hn=497

Yazan: ilhanb Tarih: May 21, 2007 5:07 PM

Din deyince akla hemen yasaklar mı geliyor?
Ya da galeyana gelmiş, ne yapacakları belli olmayan insanlar mı?(VURUN KAHPEYE filmi)
Yasakların faydalı olduğunu kabul etmek zor olabilir.
Fakat din konusundaki Yasaklayıcıyı diğer yasaklayıcılara benzetmek doğru olur mu?
Her şeyin sahibi olan ve bizim yaratıcımız olan Allah zül celal hazretlerine HAKKINI teslim etmemiz gerekmiyor mu?
Medyatik ürkütmelerden, kendi cehaletimiz ve vehimlerimizden sıyrılıp Yaratıcımızın Şeriatının(İslam) ,kurallarının faydalarını ve hikmetlerini anlamaya çabalamaya değmez mi?

Yazan: SALİHAMİDZİC Tarih: May 22, 2007 3:59 PM

@Beagle,

Meydanlardan döndünüz demek..:-)

Bakın sizin gibi düşünenler tarafından başımıza ne geleyazdı:

http://www.dusunceler.org/2007/05/22/cumhuriyet-mitingleri-kadin-ve-istismar/

"Bakıyorum bir zamanlar çok ciddi argümanlarla bana saldıran siz cevaplarınızı alınca yumuşayıp fıkralara mı yöneldiniz..[...] "

Ben size tartıştığımız her konuda ciddi cevaplarımı verdim. Bozuk plak gibi cevap verdiğim şeyleri tekrar ettiğiniz yetmiyormuş gibi sorduğum hiçbir konuyu da yanıtlamadınız. Ciddi argümanlar ciddi ve tutarlı yazanlara sunulur sizin gibi hem uslup hem içerik bakımından lime lime dökülen yorumculara değil. Daha önce söylemiştim yanılmıyorsam, sizinle tartışmaya çalışmak aynen şu videodaki Şahan tiplemesi ile tartışmaya çalışmak gibi:

http://www.youtube.com/watch?v=p2l_ui0EKNE

Hem benim o kadar bol vaktim yok. Ayrıca fıkranın ana fikri çok güzel, çakozlamadınız galiba.. Neyse mühim değil.

Hukukçular uyramışmış. Kimmiş bunlar? Peki "yahu böyle bir yorum saçmalıktır" diyen anlı şanlı, Anayasa komisyonu başkanlığı, Yargıtay Başkanlığı, 82 Anayayasını hazırlayan komisyonda üyelik yapmış hukukçular ne olacak?

Bakın burada çoluk çocuk yok. Herkesin gözü önünde bir tiyatro oynandı ve Abdullah Gül'ün C.Başkanlığı katakulli ile evet kelimenin tam anlamı ile katakulli ile gasbedildi.

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=483415

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=532387

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=532598


Bütün olanlar gözler önüne oldu. İşte şimdi seçime gidiyoruz. Sandıklar açılınca neyin ne olduğu görülecek.

Ben size insani bir uyarı yaptım; atıp sıkılayıp durmayın, sandık başka birşeye benzemez diye.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: May 23, 2007 12:54 AM

Öncelikle incelikli ve ifade etkisi yüksek yazısından ötürü sayın Mustafa Akyol'u tebrik ediyorum.

Lakin yorumlara, yazının kendisinden daha fazla takıldığımız bir durum daha tekerrür ediyor.

BEAGLE bey yahut hanım efendi'nin yorumunu, üslubundaki yetersizliğe karşın, sabırla okuduğum için kendime de teşekkürü borç bilerek, bir şeyler eklemek istiyorum.

Beagle bey yahut hanım efendi(byhe) , gözlemleri ile kalemi arasına "beynini" koymaya üşenen yazarlara popüler medyadan ziyadesiyle aşinayız. İdeolojisi ve söylevleri arasına beynini koymaya üşenen muhalif politikaya da aşinayız. Lakin af buyurunuz ki, kullanmak istemedğiniz değerleri yok sayma alışkanlığından, kitle olarak vazgeçeceğiniz günü ne zaman göreceğiz?

Demokrasinin, kanunlar aracılığıyla, ifade özgürlüğünü korumak değilde, yönlendirmek olduğu gibi bir iddiayı, böylesine fanatikçe savunan ve üstüne daha fazlası için meydanlara dökülen kitlelerin minik diktalarının neresinden feyz alarak fikri yok sayıyorsunuz acaba? Ülke değerlerini hiçe sayanların diktacı çığlıklarıyla sallanan gıdıların ahengine mi kapılıyorsunuz?

Laiklik kavramını, din ve dolayısıyla toplumsal uyum ve dopdolayısıyla hür ifade kavramlarından izole tutup, ideolojilere hapsetmeyi nasıl beceriyorsunuz? yahut nasıl becerme hissiyle titreyen cahil taklidi yapabiliyorsunuz?

Bireylere kurum, kurumlara birey muamelesi yapmak, iktidar hırsı aromalı muhalefet anlayışının ülkemize umarsızca soktuğu bir teknikten ibaret. Devlet ve halk arasındaki güven bağını, yaldır yaldır halkçı bir üslupla bozmaya çalışmak ise, memlekeetim muhalefetine özgü bir teknik. Bu bağlamda kişileri ve sahip oldukları kültürleri yönetmeye çalışmak, açık şekilde kralların ıslak düşüdür ki, sayın baykal ve laikçileri neden hala bu düşe yatıyor meçhul.

Tatlı düşünüzden sizi uyandırmak istemem. Ama hissedeceğiniz ıslaklığın utancından kurtarmak adına bir şeyi hatırlatmak isterim. Devlet ve vatandaş arasındaki güven bağı bozulduğunda, oy pusulasına yansımayan bir durum açığa çıkar. "Toplumun bilinçaltı." Düzensizliğin yavaşça mayalanacağı bu besi yeri üzerinde, hiç bir siyasi görüş tutunamaz.

Saygılarımla.

Yazan: panzer Tarih: May 28, 2007 3:39 AM

s Öztürk, evet meydanlardan döndüm, ve de umarım bu bizim iktidara laikliği hatırlatmak için yaptığımız son buluşma olur.
Bana gösterdiğiniz linkleri okumuyorum, en baştan söyleyeyim, o nedenle düşüncelerinizi kısaca anlatırsanız çok iyi olur. Hem bu sayede görmüş olurum mitingler ile kadın istismarı nasıl oluyormuş? Hayır buluşmaların çoğunluğunu bayanlar oluşturmuştu ve de ben en ufak bir istismar görmüyordum. Hatta bayanlar bizlere kızgındı neden bizim kadar mücadele etmiyorsunuz diye. Ayrıca s Öztürk, siz bu mitingleri gördünüz mü ki bana bir şeyler öğretmeye çalışıyorsunuz mitingler hakkında?
Şimdi diyorsunuz ki:
“Ben size tartıştığımız her konuda ciddi cevaplarımı verdim. Bozuk plak gibi cevap verdiğim şeyleri tekrar ettiğiniz yetmiyormuş gibi sorduğum hiçbir konuyu da yanıtlamadınız.”
O halde s Öztürk, neden söylemediniz, şimdiye kadar neden hiç hatırlatmadınız cevapsız kaldığını düşündüğünüz soruları? Oysa ben kaç defa hatırlattım, ve de cevapsız kaldığını düşündüğünüz ya da açmamı istediğiniz yerler varsa çekinmeyin belirtin diye. Eeee , neden hatırlatmadınız s Öztürk? Çünkü siz de biliyorsunuz ki cevaplarınızı verdim. Cevap vermeyen sizsiniz, buyurun endenozya buluntusu, yabancı sermaye, ODTÜ lü öğretim üyeleri, verdiniz ise nerede cevapları? Nerede, nerede? Üstelik hiç de bunlardan ibaret değil cevapsız kalan sorularım.
Üslup bakımından beni eleştirmenizde bir sorun görmüyorum, ama nasıl içerik bakımından lime lime dökülüyormuşum merak ettim. Sizi cevap veremediğiniz sorularla baş başa bırakmak mı lime lime dökülmek? Yahu -bu sözcüğü de rtE den öğrendim, nasıl ki zırvayı m Akyol dan öğrendimse- sadece şu yukarıdaki üç sorumu cevaplayın bari.
Ne o s Öztürk, hukukçular uyardı dedim, şimdi kim bunlar mı diyorsunuz? Hangi hukukçuların uyardığını gerçekten BİLMİYOR MUSUNUZ? Eğer bilmiyorsanız bunu özellikle bilmiyorum diye belirtin, ben de gayet rahat yazayım.
Ha geldik şimdi yeni noktaya; sizin anlı şanlı dediğiniz Anayasa Komisyonu başkanlığı değil, Yargıtay Başkanlığı, 82 Anayasası komisyon üyeleri mi karar veriyor meclis içtüzüğünün denetlenmesine, ha ayrıca anayasada öğrendiniz mi Anayasa mahkemesinin görevlerini, hayır itiraz etmiştiniz, ben de madde numarasını vermiştim, NEDENSE sonra hiç atıfta bulunmadınız? Ha ayrıca Özal ve Demirel in seçilmelerini sormuştunuz, ona da cevap vermiştim, NEDENSE o konu da kapanıverdi!
Ayrıca demek ki saçma değilmiş ki bu yorum, Anayasa Mahkememiz 9 a 2 evet diyerek kabul etti. Ve de size hala sormak istiyorum, okudunuz mu gerekçesini?
Ayrıca yine size hukuk dersi vermek durumundayım, s Öztürk, bu ülkede yargı yetkisinin kimde olduğu bellidir. Anayasa hukukunda da yargı yetkisinin kimde olduğu bellidir. Bunları yoksa BİLMİYOR MUSUNUZ?
Hala siz yazadurun katakulli diye, tıpkı m Akyol gibisiniz, çünkü o arkadaş zannediyor ki kendisi sürekli LAİKÇİLİK yazınca kavram oluşacak diye, oysaki defalarca inatla yazıldı diye kavram oluşmaz. Siz de benzer şekilde, inadına katakulli diye yazıp duruyorsunuz, ben de cevap veriyorum size gerekçede yazıyor diye her şey. Siz istediğiniz kadar katakulli deyip durun, siz yazdınız diye bu katakulli olacak değil, kararın neye dayandığını, yetkisini ve gücünü nereden aldığı tamamen ortada. Size bunları da öğretecek değilim.
Hem ne imiş bu tiyatro? Yine gaipten sallamaya başladınız herhalde!
E pes artık, hayır benim niye bir sorunum olsun ki, sorunu olacak olanlar belli, rtE, akp, Gül, ve de sizler tabiî ki, çünkü bütün planları TOSSSlayanlar bu kadro. Üstelik bakın ne diyor meydandakiler bu TOSSSlayan planlara:
Abdullah Gül-emedi.
Evet, ama ben çok gülüyorum, yani aday belirlenirken gülüyordum, belirlenince biraz bozuldum açıkçası, zannettim ki bu millet Gül oyununu yer, ama sonra yine çok güldüm, çünkü üçüz yumurtalar hesabını bu millet yemedi, muhalefet yemedi.
Ve ben çok güldüm.
367 ye gerek yok diyenlere güldüm.
Gerek yok deyip de inadına 367 i bulmak için on takla atanlara çok güldüm.
Gül ün CB liği hayırlı olsun diyenlere güldüm.
Size güldüm, madde madde saymışsınız Gül ün CB liği ne kazandırır diye, çok güldüm.
CB lik garanti dediniz, güldüm.
Hayır bir de rtE son gecede kendi karar vermiş Gül e, bunu demokrasi diye ortaya sermelerine çok güldüm.
Bu demokrasi masallarına inananlara da güldüm, ama biraz da üzüldüm onlar adına.
Sandıktan ne çıkacağını biliyorsunuz galba, sizin bu kahin hallerinize de gülüyorum, çünkü CB lik adına yaptığınız hiçbir tahmin tutmadı, üstelik tutmadı ne kelime, resmen TOSSS! Ve ben çok güldüm.
İyi ki varsınız s Öztürk. Çok yaşayın emi!

Yazan: Beagle Tarih: May 28, 2007 11:03 AM

Sayın Beagle,

Demek verdiğim linkleri okumuyorsunuz öyle mi?

Güzel, siz sadece cumhuriyet gazetesi okumaya ve o gözlüklerle devam edin. Hukukçuları da okumayın, boşverin zaten "genç sivillerin" anayasa değişikliği paketinde "Kanadoğlu baş kadı olsun" maddesi vardı. Bunsan sonra böyle şeylere gerek bile kalmayacak.

Hukuka yapılan tecavüzün bile normalleştirilmeye çalışıldığı bir ülkede başka ne beklenebilir ki?

Daha üstte linkini verdiğim kendi yazımda da mitingden çıkan bir vapur dolusu "çağdaş" insan tarafından nasıl linç edileyazdığımızı anlattım.

Aktarayım:

Çağlayan mitinginin olduğu gün bir toplantı için eşimle birlikte İstanbul’daydım. Avrupa yakasını iyi bilmediğim için arabayı Üsküdar’da bir otoparkta bırakıp vapurla karşıya, Beşiktaş’a geçtik.

Dönüşte eşim -başörtülü ve modern giyimlidir- ve Derin Düşünce Grubu‘nda birlikte editörlük yaptığımız Cengiz Bey ile Beşiktaş’tan Üsküdar’a geçiyorduk vapurla. Etrafımızı mitingden çıkan bayraklı insanlar sardı. Cengiz Bey bana doğru dönüp bayrak istismarından îma ile “Bu bayraklar niçin Suat Bey?” deyince birden ortalık karıştı. Vay biz kimmişiz, gazete okumuyormuşuz mu, mitingden haberimiz yok muymuş, pis pis gülüyormuşuz falan..

Karşılıklı atışmaya başladık. Biz çok sakin ve kibardık, “siz” diye hitap ediyorduk ama karşı taraf hiç öyle değildi. Bayrağın istismar edildiğinden söz ettik. Onlar ise demokrasiyi ve laikliği koruyacaklarını söylüyorlardı. Biz “muhtıra ya da darbe ile mi?” dedik. O on saniye önce “demokrasiyi ve laikliği koruyacağız” diyen iri yarı bayan “keşke darbe olsa da sizi kesseler” deyiverdi.

Ben “demokrasi anlayışınız ilginçmiş” derken bir sivil polis geldi ve artık üzerimize doğru yürümeye başlayan “çağdaş” insanlar tarafından muhtemelen oracıkta linç edilmekten kurtulduk.

**

Anladınız mı Sayın Beagle?..

Sandıktan ne çıkacağını biliyorsunuz galba, sizin bu kahin hallerinize de gülüyorum, çünkü CB lik adına yaptığınız hiçbir tahmin tutmadı, üstelik tutmadı ne kelime, resmen TOSSS! Ve ben çok güldüm.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin yapılan tahmin, Türkiye'yi normal demokratik bir ülke sanmamızdan kaynaklanmıştı. Çünkü bundan önceki 3 cumhurbaşkanı aynı yöntemle seçilmişti. Nereden bilelim hukukun ırzına geçilerek şapkadan tavşan çıkartılacağını?

Maalesef Türkiye için utanç verici olan bu durum gerçekleşti. Bu tahribatın boyutlarını şimdiden görmek mümkün değil ama yabancı devletler nezdinde Uganda, Haiti gibi bir duruma düştüğümüz kesin.

Seçim tahmini ise farklı. Orada seçmen Sezer tarafından atanmış 11 üyeden oluşmuyor. Milyonlar sandığa gidecek, oy kullanacak.

Tek parti dönemindeki gibi "açık oy gizli tasnif de yok. Yani iş sandığa kaldı mı "katakulli" yapacak bir durum da kalmıyor. Zaten tüm bu yapılanlar sandıkta farklı bir netice alamayacaklarını bilen oligarşinin saltanatlarınbı bırakmamak için direnmelerinden kaynaklanıyor.

Ben sizin iyiliğiniz için söyledim, sandık, Anayasa Mahkemesi'ne benzemez, atanmışlar kullanmayacak oyu, halk kullanacak..

Öyle bir tokat atar ki şaşar kalırsınız.

C.Başkanlığı seçimi sürecinde oynanan tiyatro ile A.Gül'ün cumhurbaşkanlığı gaspedildi. Gül'ün derinler tarafından ietnmediğini belliydi ama bu derece pervasız, hukuk katili olabilecekleri tahmin edilmemişti.

Bu yanlış tahmin ile halkın serbest tercihi tahminini karıştırmayın derim.

Çok merak ediyorum, 23 Temmuz sabahi cikacak tabloyu bahane bulmadan demokratik olgunlukla mı karsilayacaksınız, yoksa Bekir Coskunvari bir bicimde “Allah kahretsin gene Tayyip’e verdi oylari gobegini kasiyan adamlar” mi diyeceksiniz?

Fazla zaman yok, bekleyip göreceğiz.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: May 30, 2007 6:55 AM

Yani s Öztürk, yine güldürdünüz beni, diyorsunuz ki sizin verdiğiniz linkleri okumayıp sadece Cumhuriyet gazetesi okuyormuşum demek.

E pes, bu ikisi dışında yayın mı yok bu ülkede, emin olun ben sizin verdiğiniz linkleri okumuyorum, ama ben sadece Cumhuriyet gazetesi de okumuyorum. Anlaşıldı mı? Anlatım bozukluğunuzu açıklayabildim mi? Hayır bir de arkasından komik komik at gözlükleri filan, lütfen kendinizi küçültmeyin.

Ayrıca hukukçuları da okuyorum asıl okumayan sizsiniz sanırım, çünkü uyarılardan haberiniz yok görünüyor. Genç siviller olayına ise isteyen istediğini der, bana ne! İstediği kadar saçmalayabilir insanlar, genç siviller bu ilginç önerilerini bize değil, meclise anlatsa keşke, çünkü bu vazife bizim değil.

Arkadaşım bakın şimdi de tecavüz filan diyorsunuz. Varsa bir tecavüz durmayın, itirazını yapın, burada bize sızlanmayın.

Eğer mitingden çıkan bir vapur dolusu insan sizi linç edecek olmuşsa, yine size hukuk öğreteceğim sanırım, yapacağınız iş belli idi: Hemen bir polise başvurmak, varsa hakkınız mahkemeye durumu havale etmek. Burada bana sızlanmayın, vatandaş olarak hakkınızı kullanın. Siz yaşadığınız ülkede var olan hakkınızı kullanmıyorsanız, insanlık size ne yapsın. Üstelik sizin linç edileceğinizi veya başınıza geleni kanıtlama yükü sizdedir, çünkü iddia sahibi sizsiniz, biraz medeni hukuk öğrenin. Eğer ki, kanıt imkanınız yok ise, öğrenin bir daha başınıza böyle bir şey gelirse işiniz bunu sitenizde yazmaktan önce vatandaş olarak haklarınızı kullanmak olsun. Sizin kullanmadığınız haklarınızın hesabını başkasına soramazsınız, ayrıca sızlanmak hiçbir şeye çare değildir.

Ayrıca eşiniz başörtülü ise bu ülkede kimsenin başörtüsü ile derdi yoktur, bir yasak da yoktur. Sorun çünkü başörtüsü değil, türbandır.

Şimdi bir de başınıza geldiğini iddia ettiğiniz vahim olaydan bana niye pay çıkartıyorsunuz, bana ne? Böyle bir şey denmişse tabiî ki ayıp.

Ayrıca eğer sızlanacaksanız haklarınızı kullandığınız halde mağdur oluyorsanız sızlanın. Gitse idiniz polise, ben ne yapayım!

Ha şimdi ben de başıma gelen bir olayı anlatayım tabii m Akyol müsaade ederse, çünkü harun yahya yı anlattırmıyor bize; ama benimki sizinkinden farklı çünkü benzer bir durum benim de başıma geldi bu kişilerin bir toplantısında, ve aynen sizin gibi kimseye bir şey sormamış, konuşmamışken oldu, ama ben sizden farklı olarak, evet sizden farklı olarak durumu hemen polise ilettim ve yardım istedim, üstelik karşılaştığımız taciz söz ile tacizden daha fazlası idi. Peki polis ne mi yaptı? Sonrasını kanıtlama imkanı bulamayacağım için anlatmam hukuki yünden tutarlı olmaz malesef.

Haberiniz olsun CB seçimi veya diğer konularda Türkiye de kanunlar aynı kanunlar, kanunlara aksi işlem yapıldığını düşünüyorsanız ne yapmanız ya da yapabileceğiniz yine kanunlarda yazılıdır. Eğer ki mevcut kanunları demokratik bulmuyorsanız yine sızlanmayı kesiniz lütfen, ve gidin varsa şikayetiniz ya da rahatsızlığınız 4,5 yıldır kanunlarda gerekli değişikliği yapmadığı için akp ye sorunuz, bana değil. Vatandaş olarak oyunuzu kimi daha demokratik görüyorsanız ona veriniz. Sızlanmayı bırakınız. Eğer ki demokratik bulmadığınız ve de oy vermediğiniz bir iktidar ortada ise sızlanabilirsiniz, çünkü bu durumda siz yapacağınızı yapmış ve bir başka partiye oyunuzu vermişsinizdir, sonrası sizi aşan bir durumdur.

Bakın s Öztürk, okumuyorsunuz yazdıklarımı, kaç defa diyeceğim, bu değişiklik 1996 da oldu. Yani Özal ve Demirel in seçimleri ile bir tutamazsınız. Bunu ÖĞRENMENİZ için ne yapmam gerekli? Bari onu söyleyin onu yapalım.

Hukukun ırzına geçildiğini düşünüyorsanız sizin sorununuz, Anayasa Mahkemesi yazılı kurallar çerçevesinde gerekçeleri ile kararlarını bildirir. Yine soruyorum, okudunuz mu gerekçesini ki ırza geçmek diyorsunuz? Okudunuz mu? Okudunuz ise gerekçelerdeki yanlışlardan bahsedin. Okumadınız ise, lütfen BİLMEDEN KONUŞMAYI KESİN.

Size yine bir hukuk dersi, okuyun madde 153 ü.

Son olarak, tabiî ki sandıkta söylenir son söz, ama siz bir kavram yanılgısı içindesiniz sanırım. Diyelim ki sandıktan mesela Genç Parti çıktı. Bu demek değildir akp nin yaptıkları yanlıştı veya doğru. Sandığın kararı milletin görüşünü aktarır. Neyin doğru neyin yanlış olduğunun yargısı değildir seçim. Ayrıca ne demek kim çıkarsa tokat yermişim filan. Ne oluyor? Kim çıkarsa çıkar, 2002 de kazandılar da ne oldu? Hallerine bakın, bol TOSlama.

Şu tiyatro sözünü biraz daha açar mısınız? Baş rolde Gül mü var? Diğer oyuncular kimler? Lütfen biraz daha açık yazın.

Bakın 22 Temmuz ile ilgili hala aynı yanlış bakıştasınız. Sandıktan çıkan karar neyin doğru neyin yanlış olduğunun kararı değildir. Halkın görüşüdür. A ya da B partisinin çıkması demokrasinin varlığının ya da yokluğunun kanıtı değildir. Demokrasinin var olup olmadığının referansı her şeyden önce yazılı kurallarla çizilir. Ve bence bu ülkede bu siyasi partiler yasası varken, bu seçim düzeni varken haberiniz olsun zaten bu ülkede demokrasinin o kadar çok sorunu var ki. Sandıktan kim çıkarsa çıksın bu sorunlarda aynen devam edecek, bundan da bir şüphem yok.

Öte taraftan s Öztürk diyelim ki sandıktan sizin beklemediğiniz bir sonuç çıktı, size göre bunları akp nin yanlışlığının kanıtı mı olacak yani? Bakın, böyle bir şey olmaz, sandıkta görüş bildirilir, haberiniz olsun.

Ha akp kazanırsa, tabiî ki üzüleceğim, ama bu durum herhangi bir şeyi doğru ya da yanlış çıkarmaz kavramlarla ilgili tartışmalar için. Bu durum sadece insanların görüşünün akp tarafında olduğunu ortaya serer, ayrıca daha önce söyledim, bu ülkenin siyasi partilerden, yasalardan önce bilinç ve samimiyet sorunu var, ve yine söyledim akp gitse bile yerine yenisi gelir, çünkü taban bilinçli değil, zaten emin olun, - ki bu tabiî ki benim düşüncem, genel geçer bir doğru değil- taban bilinçli olsa ne CHP ne de akp seçilebilir. Öte taraftan bilinçli olsanız bile mevcut seçim sistemi ve yasalardaki antidemokratik durumlar nedeniyle oyunuzu istediğiniz partiye ya da adaya zaten veremiyorsunuz. Yani bu kadar öncü taban, seçim ve siyasi parti sorunları varken, siz tutup sandıktan çıkacak sonucu nasıl oraya buraya çekebilirsiniz? Ayrıca son kez yine söyleyeyim, akp veya CHP den çok daha önce bir ton sorun var, ki bunları belirtmiştim daha önceki yorumlarımda.

Yazdıklarımı okumuyorsanız yapacak bir şeyim yok.

Yazan: Beagle Tarih: May 30, 2007 9:47 AM

Bu arada dergileri karıştırırken ilginç bir tanım gördüm konuya istinaden; 2004 ya da 2005 tarihli bir Aktüel dergisi yazısında "Laikçi" tanımını Perihan Mağden hanımefendinin kullandığını belirteyim. Kesin sayıya bakıp iliştireceğim. Bazı arkadaşlar uydurma bir tanım olduğu ve Mustafa Akyol'un icadı olduğu yönünde eleştiri getirmişlerdi.

Sevgiler

Yazan: Gökhan Tarih: June 15, 2007 1:21 AM

Gokhan bey,
"Laikçi" kelimesini ilk olarak Eylül 1999'da Yargıtay Başkanı Sami Selçuk adli yılın açılışında yaptığı konuşmada sarfetmiştir.
http://arsiv.sabah.com.tr/2000/12/23/p04.html
Bilginize,

Yazan: Ayse Gul Gore Tarih: June 17, 2007 1:42 AM

Sonuçta "uydurma tanım" eleştirileri biraz öfkeli ve art niyet ihtiva ediyor. Teşekkürler Ayşe Hanım.

Yazan: Gökhan Tarih: June 18, 2007 8:21 PM

sayın mustafa akyul mademki itidarın
yaptıklarına inanmiyursanız veya begenmiyursanız o zaman gelın siz
bir parti korun dahada iyisını yapın
okumuşsınız ama okutanın emeğı buşa
gitmış fikir ve döşöncelere saygı
doymak lazım ama yurumlarınız yanıştır
bence ama birilerını savunma filan
değil gerçeğı böyledır sevgilerımle

Yazan: akpartili Tarih: May 10, 2008 6:22 AM

sayın suat öztörk sizin partinız
nerde size oy verelım daha iyisını
yapınız varsa yuksa akpartidır başka
törkiye için bir çare yuk kısura
bakmayınız sevgilerımle.......................

Yazan: haci timurtaş .2. Tarih: May 12, 2008 3:12 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)