« Her Laik Paranoyak Değildir | Ana Sayfa | İngilizce Makale: ‘Asıl Tehdit, Laik Köktencilik’ »
May 3, 2007
Hıristofobi Eken Vahşet Biçer
[Derin Düşünce sitesinde yayınlandı]
Son yıllarda sık sık Batı’daki “İslamofobi” tehlikesinden söz ediyor, İslam’a ve Müslümanlar’a yönelik korku ve nefret duygularından yakınıyoruz. Bunda da haklıyız elbette. Ama öte yandan iğneyi kendimize de batırmak ve son yıllarda Türkiye’ye giderek büyüyen “Hıristofobi”yle yüzleşmek gerekiyor.
Malatya’daki insanlık dışı cinayetlerin sorumlusu, hayali “karanlık mihraklar” değil, Türkiye’deki bazı çevrelerde cinnet boyutlarına varmaya başlamış olan Hıristofobi’dir. Eğer siz topluma, ülkenin yeni bir “Sevr”in eşiğinde olduğunu, vatanın satıldığını, dinin elden gittiğini, Hıristiyan misyonerlerin de bu “hayasız akın”ın beşinci kolu olduğunu telkin edip durursanız, durumdan vazife çıkaran lümpen faşistler de Hıristiyan avına girişirler. Tandoğan’daki kara cübbelileriniz “emperyalizmin yeni Haçlı Seferi”ne dair nutuklar atarsa, Malatya’daki “kara gömlekliler”iniz de haça inananları doğramaya koyulur.
Kuşkusuz Türkiye’deki Hıristofobi en son “Tandoğan”la sembolleşen “ulusalcılar”la sınırlı değil. İslami kesimin bir kısmında da aynı sorun var. Ancak işin ilginç tarafı, sorunu üretenlerin daha ziyade ilk gruptan olması. Hadi Uluengin, Hürriyet’teki köşesinde, “misyoner nefretinin” Türkiye’ye “dini veya İslami yaftalı herhangi bir örgüt ve kişi değil, tam tersine, ‘ultra laik’ geçinen o ‘Maocu–Ulusalcı’ taife” tarafından sokulduğunu, ancak “saftirik ve fanatik bir ‘İslami kesim’in de tongaya basmakta olduğunu” söylemiş ki, haklı. (Basılan “tonga”, Türkiye’yi tek tip insanlardan oluşan, dünyaya kapalı bir “Kuzey Kore light” yapma projesi. Bu projenin dindar Müslümanlara, yani “mürteciler”e hoşgörüsü olmadığı gibi, başka dine geçenlere de tahammülü yok.)
Hıristofobi’nin en önemli unsurunu oluşturan “misyoner nefreti”nin temel gerekçesi, bunun dini değil siyasi amaçlara hizmet ettiği düşüncesi. Bu ise, Osmanlı’nın son dönemindeki siyasi amaçlı misyonerlik çabalarından gelen bir toplumsal hafızadan kaynaklanıyor. (Zaten bizde, günümüz dünyasını olduğu gibi anlamaya çalışmak yerine, geçmiş dönemlere indirgeyerek karikatürleştirmek eğilimi çok güçlü.)
Misyonerlik ‘Emperyalizm’ Değil
Oysa 19. yüzyıldan bu yana çok şey değişmiş durumda. O zaman misyonerlik Batı yayılmacılığı ile atbaşı gitmiş olabilir. (Bu olgunun, Anadolu’nun Türkleştirilmesine öncülük eden ve kendileriyle gurur duyduğumuz “Anadolu Erenleri”nden ne derece farklı olduğu ise, tartışmaya değer.) Ancak günümüzde Hıristiyanlıkla tanımlanan bir “Batı” pek kalmamış durumda. Avrupa ülkelerinin çoğu, post-Hıristiyan denilen bir evrede. Hıristiyanlar, Avrupa’yla birlikte “emperyalizm”e kalkışmak bir yana, orada tutunmaya çalışıyorlar. Yaşlı kıta, “Haçlı”dan çok haçsız vaziyette.
ABD’nin ise Avrupa’ya göre çok daha dindar ve Hıristiyan bir ülke olduğu doğru. Ancak, bizdeki algının aksine, Amerikan devleti ile kiliseler arasında kalın bir duvar var. Ülkedeki hiç bir kilise devletten yardım almadığı gibi, onun pek çok politikasıyla da çatışıyor. Dahası ABD’deki en muhafazakar Hıristiyanlar; kürtajı serbest bırakan, “okul duası”nı yasaklayan, eşcinsel evliliğine izin vermenin kıyısına gelen federal hükümeti “şeytanın hakimiyetine girmiş” sayıyorlar.
Kısacası Batı Hıristiyanlığı, “Batı emperyalizmi”nden tümüyle değilse de önemli ölçüde bağımsız bir güç. Bu durum, her türlü dini hareketi “sermayenin” hizmetindeki bir “üst kurum” zanneden sol ulusalcılar, veya kendi pratiklerinden hareketle “devletin” hizmetinde zanneden sağ ulusalcılar tarafından anlaşılmayabilir. Ama dindar Müslümanlar, insanların şu veya bu “siyasi emel”e değil, sadece inandıkları kutsala hizmet etmek için çaba harcayabileceğini görmeli. Misyonerler için, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu’nun dediği gibi, “Dinlerini anlatmak en doğal hakları” diyebilmeli.
Bakın, Malatya’da katledilen Hıristiyanların “manevi kardeşi” olan Türk Protestan Ziya Meral, “Batı Hıristiyanlarına Mektup” başlıklı yazısında İslam’ı bir şiddet dini zanneden Batılıları eleştirerek şöyle diyor:
“İslamcılık’ı ateşleyen şey, Kur’an değil. Problem, ortada (radikalizmden) başka bir opsiyon kalmamış olması ve de ne yazık ki Batılı devletlerin geçmişte ve günümüzde yaptıkları hatalar, dünyanın kalan kısmına değer vermemeleri... Çözüm daha fazla askeri güç, kalın sınırlar ve insanlık dışı işkencelerde değil, sadece kendimize ait sandığımız insanlığı ‘öteki’lere verebilmekte.”
Ve işte böyle insanları “Batılı emperyalistlerin ajanı” diye öldürenler ve dahası bu vahşetin ideolojisini körükleyenler var. Türkiye için asıl tehdit, işte onlar…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 3, 2007 3:21 PM




Bu sabah Mustafa Bey'e geç kaldığı için sitem etmiştim, ama Malatya olayıyla ilgili çoğu Hıristiyandan bile güçlü, etkili, cesur, namuslu bir dilin ifadesi olan bu yazıyı görünce arada ki zaman aklımda eridi gitti. Vahşeti en yakından yaşayanlardan birisi olarak Mustafa Akyol'a teşekkürü borç bilirim.
Özellikle misyonerlik paranoyasının "Batı Hıristiyanlığı" ekseninde tutulması konusunda Batı'nın durumunu o kadar güzel ortaya koymuşlar ki bunu anlayan birisinin olduğunu görmek bile coşku duymama sebep oldu.
Tanrı yolunuzu açık etsin.
Yazan: Gökhan Talas Tarih: May 3, 2007 3:59 PM
"Hıristiyan misyonerlerin de bu “hayasız akın”ın beşinci kolu olduğunu telkin edip durursanız,"
Kaş yaparken, göz çıkarmayalım diyorum. Tamam.. iyi niyete varız, ama milleti kuzu hâline de getirmeyelim.
Ehemmiyeti elden bırakmak yok.
İsrail 'in tarih 'ciğine baksın çok meraklısıları: Mısır, Filistin, Lübnan bu saldırgan yaramaz şımarık çocuktan neler çekmiştir? Hatırlayın..
Kimler sübvanse etti bu işgalci devletciği!?
Peki ya Irak? Irak ordusu iki günde silah indirecek görünümünde bir ordu değildi.. Saddam Hüseyin tek başına ABD 'ye kafa tutarken, ayağının kayacağını hesap etmemişti anlaşılan. Irak, bugün parçalanma tehlikesi ile karşı karşıya.
Mesele, her yönüyle tahlil edilsin.
Milletin değerlerini savunan samimi insanların kalbini kırmadan, küstürmeden.. Nedendir? diye sormadan, ve araştırıp tahlil etme ciddiyetinden yoksun bir yargısız infazda bulunmadan! düşünülsün,
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 3, 2007 7:06 PM
Kâzım Bey, üstüne yapılan birçok, çok yönlü açıklama ve izaha rağmen Türkiye'de ki Hıristiyanların öldürülmelerini haklı gösterme çabalarına el atmış olmanız çok ilginç. Nedense ne kadar faşizm eleştirisi varsa ilk siz itiraz edenlerden oluyorsunuz. Burası Irak değil, düşük yoğunluklu savaşta neredeyse bitti, Afrika iç savaşlarını da yaşamıyoruz, beyefendi uyuyor musunuz? Türkiye'de, hani o meşhur deyimiyle "Laik Demokratik" olan Türkiye'de inançları sebebiyle 3 kişi işkence edilip, boğazları kesilerek öldürüldü. Türkiye'nin Beşinci Kolu demokrasinin ve özgürlüğün yerleşmesinden rahatsız olan "ulusalcı" cephedir, milliyetçi faşistler ve onların radikal ardılları olan milli-islamcılardır. Araştırma ve tahlil yetisinden yoksun olan bunu es geçen anlayıştır. Türkiye'nin altını kim kazıyor? Kim "değerleri" , "değerleri" diye slogan atarken bundan kişisel çıkar sağlıyor ve kimler İsrail ve ABD'yle misyonerlerin hiç kurmadığı ilişkileri kurmuş?
İnanın bu kadar korkunç bir olaydan sonra "konuşmayın bakiyim sizde az değilsiniz" diyen birileri olmaz diyordum, Türkiye ne biçim bir yer oldu böyle...
Yazan: Gökhan Tarih: May 4, 2007 9:16 AM
Mustafa bey,
Teşhisinizde yönteminizde çok yanlış ve çok tehlikeli.
Neden hiç kaçak Kur'an kurslarından, tarikatlardan bahsetmiyorsunuz? Ve buralarda yetişen insaların hepsi ama hepsi neden Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve bağımsızlığımızın sembolü Atatürk'e düşman oluyorlar? Neden?
Sonra bu insanlar Atatürk'ün kurduğu bu ülkede başbakan, meclis başkanı bile oluyorlar bu yetmezmiş gibi Cumhurbaşkanı olmaya da kalkışıyorlar. İnsan hoşgörüsününde sabrınında bir sınırı vardır. Ülkemizde yaşanan bu trajikomik durum dünyanın başka hiçbir ülkesinde yaşanmaz. Nitekim Avrupa da benzer örneğe AB üyesi ülkelerin buna nasıl engel olduklarını gördük. Avusturya da seçimlerden zaferle çıkan ve koalisyon hükümeti'nde yer alan aşırı sağcı lider Hayder'i AB üyesi ülkelerin siyasi tehditleri sonucu hükümetten ve partisinden ayrılmak zorunda bırakmıştı.
Bu ülkede ATATÜRK demek vatanseverlikle özdeştir. Hiçbir tarikata mensup olmayan sade müslüman Türk halkının Atatürk'e ve onun emanet ettiği Cumhuriyete sahip çıkmalarını neden küçümsüyorsunuz?
Türkiye için asıl tehdit tarikatlar ve onların sahip olduğu kaçak Kur'an kurslarıdır. Bu tehdit ülkeyi yönetenler tarafından bertaraf edilmedikçe askeri darbelerde ve muhtıralarda son bulmaz. Bunların tek sorumlusu tarikatçı ve tarikatların esiri siyasetçilerdir. Başka tehdit aramaya hiç gerek yok.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: May 4, 2007 2:25 PM
Gökhan..
Ehemmiyet, ve tedbir her zaman için bir şart ve gerekliliktir.. sizinle bizim aramızı açmak isteyecek dahili ve harici düşmanlarımızın olması kaçınılmaz. Bu gerçek, sizin karşınızda olduğumu bulgulamaz.. bilakis iyiliğimizi istediğimi düşündürmesi lâzım..
A ile B'yi karşı karşıya getiren C'dir. Bunu anlamak o kadar zor mu?! Madem ikaz gereği duydunuz, ben de üzerinize alınmayınız diyorum. C 'ler düşünsün.
Meselâ 1 Mayıs İşci Bayramına karanfiller ile gidenler de oldu, taşı sopayı alıp gidenler de oldu. Bu iki zevatı aynı kefeye koymak mümkün müdür.. hayır, değildir.
Artık.. kavgaların sonuna gelip, güzel günlerin.. birlik, beraberlik, huzûr, mutluluk günlerinin başlamasında fayda görüyorum.. diğer yönde ise zarar, hüsran, üzüntü, pişmanlık vardır..
Sizler gibi aklı selim, vicdanıyla hareket eden kimseler ile bir sorunum olduğuna inanmıyorum. Allah râzı olsun, diyalog nimeti ile sorunlarımızı münazara ederek aşabiliriz..
Benim derdim.. bu diyaloğa limon sıkanlardır muhterem dostum. Ne Hristiyanlar ile, ne Yahudiler ile, ne Japonlar ile, ne Kenyalılar ile bir derdim yok. Kendi çıkarlarını düşünen birileri bu toplumun refahını, saadetini, birlik ve beraberliğini zedeliyordur.. onlar ile meselem.
Hakkımda faşist olduğumu düşünmenizde bir sakınca da görmüyorum, ya da daha anlamlı bir ifade ile umursamıyorum.. insan, kendisini billir. Konumuzda bu değil zaten, düşüncenizde hürsünüz.
Trabzondaki rahip cinayetini, Hrant Dink cinayetini, Malatya cinayetlerini tasvip etmediğimi de söylemek istiyorum. Hepsini de planlanmış kirli hesaplar olarak görüyorum! Beşinci kol meselesine de bu bağlamda değinmiştim, dikkatinize beyân ederim.
Son tahlilde.. gün, birlik beraberlik ruhunun canlandırılması günüdür. Karşılıklı düşmanlık duygusu besleyerek maddi ve manevi değerlerimiz üzerine kazanımlar elde edemeyiz.
Saygılarımla, iyi günler dilerim..
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 4, 2007 3:25 PM
Gerçekten garip. Bu siteyi uzun süredir takip etmekteyim. Ancak şu yoldan geçip de siteye takılarak sözde yazılan seviyesiz ve tabanı olmayan yorumları gördükçe de üzülüyorum. "Bu ülkede ATATÜRK demek vatanseverlikle özdeştir." cümlesi aklıma "Ne Mutlu Türküm Diyene!" "Ya Sev Ya Terket!" hikayeleri geldi. Bu yorumu yazan arkadaş İslam'ı büyük ihtimal Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabından (6.sınıfta okutulan), tarihi ilkokul ders kitaplarından ya da Bernard Lewis'ten ilham alıp yazılanlardan öğrenmiş olmalı!!! Enteresan gerçekten. Bir de Mustafa Bey'in şu ingilizce sitesine yorum yazsalar ya!! İnanın çok sevinecem; ama nerde o kalite!! Haa unutmadan şu seçkin elitlerden (Bekir Coşkun gibiler) birinin adam gibi bir sitesi, dergisi, ortaya koyduğu çalışması var mı bilen lütfen haber versin!!! İntihalcilikle, sultayla, ideolojik tarafgirlikle akademik ünvanlar alan (prof.dr vs) kesimlerin sesleri sadece yüzbinlerce kişiyle meydanlarda atıyor. Başka yerlerde değil!!
Yazan: Media Warning Tarih: May 4, 2007 5:12 PM
Kâzım Bey,
Ben sadece şunu merak ediyorum, bu ülke de neden Sayın Akyol gibi birileri çıkıp sadece Hıristiyan oldukları için ülkemizde insanlar öldürülüyor demekten yoksun. Bu sitenin ünlü yorumcularından biri en ufak serzenişimi Irak'ta Amerikalı "Hıristiyanların" yaptıklarıyla denk düşürüp püskürtme yolunu seçti. Ben bir Türk Hıristiyanı olarak şunu söylüyorum; Amerika'nın ya da İsrail'in tüm hesaplarını en az diğer liberaller, solcular ya da sağcılar kadar yeterli düzeyde analiz edebiliyorum ve bir Ortadoğulu olarak bu hesaplardan rahatsızım. Kınıyorum ve kınarken arkasından hazırladığım bir "ama" yok. Sadece kınıyorum bu bir insanlık suçudur, BOP bir sosyal faciadır savaştan başka meyve vermez. Avrupa devletlerinin Türkiye'nin kaynaklarına yönelik yürüttüğü ticari politikalar ülkemize zarar vermektedir biliyorum. İslam-Hıristiyanlık, Alevi-Sünni, Ahmet-Yorgo, Peter-Abdullah tarafların adı ne olursa olsun hiçbir çatışmada taraf değilim. Sadece ama sadece Mesih'in esenlik dolu müjdesi konusunda tarafım. O müjdeyi de yayacağım. Üç kardeşimi bir adım ötemde kestiler vazgeçmiyorum yine de. Çünkü vazgeçersem ölürüm asıl.
Sadece şunu bekliyorum Kâzım bey, Türkiye'de bu adamların kesilmesini tetikleyecek siyasi bir alt yapı vardır ve bizim bunun üzerine ortak bir özgürlükçü düşünceyle gitmemiz insanlık görevimizdir diyen yüzden fazla insan.
Kurtuluş Kiliseleri önderi Sayın İhsan Özbek'in Birgün gazetesinde ki röportajında söylediği bir söz var; Hrant Dink öldü onbinler toplandı 3 protestanı vahşice katlettiler sayı 100'ü zor geçti. İşte sizin ortaya koyduğunu komplo teorileri insanların bizim katlimize bile şüpheyle bakmalarına yol açıyor. Malatya'da ki eş dost bile acaba diyor. Başbakan bizi tahrikle suçluyor, acınızı paylaşıyorum diyen devlet yetkilisi bulmak neredeyse imkansız. Bugün neredeyse Protestan dostu kesilen Diyanet cinayetlere nasıl bir zemin hazırladığının farkında bile değil. Özür dileyen yok. Yeter diyen yok. Solcu, sağcı, liberal, ulusalcı, komünist, sosyalist, Nurcu, millici v.s kim varsa dut değil armut yutmuş bülbüle döndü.
Sonra da diyorsunuz ki bizim sizinle derdimiz yok. Biz mi körüz yoksa siz farkında değil misiniz?
Yazan: Gökhan Tarih: May 4, 2007 5:53 PM
iyi günler Mustafa Bey,
6 Şubat 2006′da Trabzon’da İtalyan Katolik rahip Andrea Santoro, 16 yaşında biri tarafından, bu yıl 19 Ocak günü kendini Türk-Ermeni dostluğuna adayan ve bu yolda çok önemli adımlar atan Hrant Dink, İstanbul’da gündüz vakti herkesin meydanda olduğu zaman da bir caninin kurşunlarına hedef oldu. geçenlerde ise Hıristiyan inancı hakkında kitaplar yayımlayan bir yayınevinin Malatya’daki bürosunu basarak çalışanlardan Necati Aydın, Uğur Yüksel ve Alman uyruklu Tilman Geske’yi, domuzbağı ile bağlayıp boğazlarını bıçakla kestiler. İşin ilginç yanı ise yapılan tüm bu eylemlerin arkasında Türkiye’yi karıştırmak olduğu söylendi ve bu olaylar öylece kaldı. Söylenen şeyde elbette ki doğruluk payı var fakat asıl önemli olan şey gözardı edilmiştir. Bu ise sizinde bahsettiğiniz gibi bu cinayetlerin temelinde Hıristofobiyle ortaya çıkan faşizm,fanatizm, bağnazlık, hoşgörüsüzlük, hemcinslerine sevgisizlik ve farklıya düşmanlığın duyguları ile olmuştur.
Yaşadığımız bu olaylar neticesinde ise şunları düşünmeden geçemeyiz:
Türkiye’de medya desteğiyle büyüyen farklı inanç, farklı kültür, farklı etnik gruplara tahammül edemeyen bir kesim oluşmaktadır. Bu kesim ise yaptıklarını müslümanlık, ulusalcılık, laiklik adına yaptıklarını söylemektedirler. Bu durumda ise hem medyaya hem de bizlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Öncelikle çocuklarımıza “gavur”, “pis Ermeni” türünden pejoratif kelimeleri aşılamamalıyız. Vatandaşlerımıza bir kez daha demokrasi ve insan haklarını hatırlatmalıyız.
muhabbetle…
Yazan: M. İkbal Tuna Tarih: May 4, 2007 11:38 PM
Gökhan..
Hristiyan, veya Yahudi, veya Budist.. inançlı kimseler ile meselemiz olamaz, müsterih olunuz. Bu meâlde, mü'min kimselerden sizlere zarar da gelmez diyorum. Bu bağlamda.. bir insanlığın huzuru, ve mutluluğu peşinde koşuyorken.. sizinle de, bir derdimiz yoktur.
İnsanlar kendi ideallerinin, menfeatlerinin, hırslarının esiri olmaktalardır. Böyleyken.. her cinayetin perde arkasında sorumlu olarak din aranmamalıdır, veya milliyetcilik ruhu. Tetiği çeken milliyetcilik, ya da İslâmiyet değildir. Tetiği çeken insandır, ki o kimse de esasen miliyetciliği ya da İslamiyet'i layık olduğu gibi öğrenememiştir yaşayamamıştır.
Aşağıda yazı şu sayfadan bir alıntı, Fethullah Gülen 'e ait.. bizim dilimiz dönmüyor, kendisi izah etmiş meseleyi. Üzüntünüze, bir vesile ortak olalım istiyorum. Bir müslüman olarak, el âleme karşı boynumuzu bükük bırakan bu tatsız hadiseleri tasvip etmiyoruz.. böyle bilinsin.
Camiye giden, namaz kılan ve oruç tutan, kalben inanan kimselerin din değiştireceğine inanmadığını söyleyen Gülen, Hrant Dink cinayeti, rahip Santoro'nun öldürülmesi ve Malatya'daki saldırının eşinin 14 asırlık İslam tarihinde görülmediğini kaydetti.
"Dini adına bu cinayeti işleyenler utansınlar." diyen Gülen, şöyle konuştu: "Nebi'yi utandıran davranışlarından dolayı utansınlar. Uluslararası hukuk açısından yaşananlar kötü kapılar açar. İngiltere'de, Almanya'da Müslümanlar var. Orada münferit hadiseler oluyor. Yaşananları siz telin ediyorsunuz. Böyle yaparsanız onlardan ne farkınız var?"
Gülen, 'İncil dağıtılmasından rahatsız olan kimseler, muhataplarına Kur'an'ı ve insanlığın iftihar tablosunu anlatmayı hiç denediler mi acaba?' diye sordu.
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 5, 2007 4:38 AM
Elinize sağlık Mustafa Bey,
Konuyu gündemle alakalandırmıştım sitemde. Muhabbetle...
http://www.pakvizyon.com/?p=198#comment-530
Yazan: Talha Can Tarih: May 7, 2007 9:54 PM
İslamda yani Kuran da birçok ayet şiddeti teşvik ediyor.Bu ayetleri fazla önemsemeyen Müslümanların olması elbette iyidir.Ancak bu durum İslamın barışı teşvik ettiğini göstermez.Hangi İslam ülkesinde sinagog , kilise, Budist tapnağı v.b. ni açabilirsiniz? İncil de ise şiddet değil sevgi teşvik edilir. Saygılarımla
Yazan: ahmet akyuz Tarih: October 2, 2008 3:47 PM