« Papa’dan Sömürgeciliğe Eleştiri | Ana Sayfa | Cumhurbaşkanlığı Düğümü Çözülüyor mu? »
April 10, 2007
Vahiy ve Bilim Üzerine Bir Not Daha (ve de AT)
“Vahiy ve Bilim Üzerine Bir Not” başlıklı yazıma ilave etmem gerektiğini düşündüğüm bir kaç nokta var.
Birincisi, vahiy ve akıl ilişkisi üzerine. Söz konusu yazıda aklın yanılabilirliğinden söz etmiştim. Bunu görmek zor da değildir; modern ideolojilerin hepsi “akıl ürünü”dür ama birbirlerinden çok farklı şeyler savunurlar ve bazıları bu savunduklarıyla büyük felaketlere de yol açmışlardır. Örneğin komünizm ve faşizm gibi sistemler tamamen “akıl ürünü”dür, kendi içlerinde belirli bir mantığa dayanırlar, ama onmilyonlarca insanın ölümüne neden olan korkunç sonuçlar üretmişlerdir.
Kanımca bu durum, insanoğlunun sadece kendi aklını kullanarak mükemmel bir yaşam ve toplum üretebileceğini savunan her türlü öğretiye kuşkuyla bakmak için yeterli bir gerekçe oluşturuyor.
Ancak tüm bunlar, aklın değerini ve gerekliliğini ortadan kaldırmaz kuşkusuz. Ancak onun tek başına yeterli bir yol gösterici olamayacağına işaret eder. Nitekim “saf aklı” eleştiren pek çok düşünür, bunun yanına “tecrübe” ve “gelenek” kavramlarını eklemiştir. Buna göre insanların binlerce yıllık tarih içinde edindikleri deneyimleri ve bunlardan çıkardıkları sonuçları yadsımamak gerekir. Aile, hukuk, devlet ve hatta demokrasi gibi kavramlar işte böylesi “tecrübesel” ve “geleneksel” değerlerdir.
İnanan insan için kuşkusuz tüm bunların ötesinde bir de “vahiy” vardır yol gösterici olarak. Ben, inanan insan için vahyin tüm diğer bilgi kaynaklarından üstün olduğunu da belirttim. Ancak buna şunu da ilave etmem lazım: Vahyi anlamak için de akıl ve hatta “gelenek” gereklidir.
Çünkü vahiy, her ne kadar açık ve hikmetli olursa olsun, yorumla anlaşılır. Hele de vahyin üzerinden yüzyıllar geçmiş ve vahyin indiği ortamdan çok farklı bir dünyada yaşar hale gelmişsek, vahyin bize öğrettiği ilkelerin günümüz dünyasında nasıl yorumlanması gerektiğini anlayabilmek için yoruma, bunun için de akla ve geleneğe ihtiyaç vardır. Örneğin Kuran’da kölelikten bahsedilir. Bu, köleliğin ideal bir toplumsal kurum olduğunu mu gösterir, yoksa o dönemde öyle bir kurum olduğu için mi, ilahi mesaj buna göre hükümler içermiştir? Bunu akıl yoluyla anlamaya çalışmamız ve 1400 yıllık İslam geleneği içinde bu konuda yapılan yorumları dikkate almamız gerekir.
Bu gibi kaynakları bir kenara bırakan ve “vahiyde ne yazıyorsa, hiç düşünmeden onu uygularım” diyen bir insan (ki “fundamentalizm” böyle bir şeydir) aslında “vahiyden kendi dar anlayışıyla anladığını uygulamak” gibi bir yanılgıya sürüklenebilir. İslam tarihinde çok kan dökmüş bir mezhep olan Hariciler, tam böyleydiler. Kuran’daki bir savaş ayetini alıp da modern bir terör eylemini meşrulaştırmak için kullanan “İslamcı teröristler”in yaptığı da benzeri bir şeydir. Her zaman bu denli tehlikeli olmasa da, akıl ve geleneği bir kenara atan “literalist” (“lafızcı”) yaklaşım, çok yanlış sonuçlara varabilir. Kuran’da “Allah’ın eli”nden söz edildiği için Allah’ın insani bir bedene sahip olduğunu varsaymak gibi…
Dolayısıyla kanımca insan için izlenmesi gereken en doğru yol, vahyi izlemek, ancak onu anlamak için de akıl ve geleneği kullanmaktır. Zaten (İslam tarihindeki “akılcı” fikir akımı olan Mutezile’nin mensuplarının dediği gibi) akıl da sonuçta Allah’ın yaratıp insana verdiği bir “iç yol gösterici” değil midir?
Akıllı Tasarım üzerine
Sitede son günlerde bir de Akıllı Tasarım üzerine bir tartışma yürüyor. Bu teorinin dini kavramlarla bağlantısının olup olmadığı konusunda görüşler var. Ben kendi düşündüğümü bir cümleyle şöyle açıklayayım: Akıllı tasarım, yöntemi açısından değil, ancak vardığı sonuçlar açısından dinle ilgilidir.
Çünkü teori, ilahi dinlerdeki yaratılış inancını kendisine bir önkabul olarak almaz; sadece doğayı inceler ve buradaki yapıların kökeninde bilinçli bir düzenleme olduğuna dair bir kanıt olup olmadığını araştırır. Bu araştırma sonucunda canlılığın kökeninde bilinçli bir düzenleme olduğunu sonucuna varıyorsak — ki varıyoruz — o zaman Akıllı Tasarım’ın vardığı bu sonuç, ilahi dinlerin evren ve yaşam hakkındaki öğretisine uygun düşmüş olur. Bir dindar da buna bakarak elbette “canlıları Allah yaratmış, bilim de buna dair kanıtlar buldu” diyebilir. Hatta dindar olmayan birisi de, AT’nin sonuçlarına bakarak, dine ikna olmaya başlayabilir.
Bunun karşısında Darwinist taraf, “dini bilime dahil ettiniz” diyerek, büyük bir handikap yakalamış edasıyla sık sık ortaya çıkıyor. Anlamadıkları nokta, AT’nin vardığı sonuçlar ile izlediği yöntem arasındaki fark. AT, “canlılık yaratılmış olmalıdır” gibi bir önermeyle işe başlamıyor ki…
İşin ilginç tarafı, asıl Darwinizm’in böylesi bir önkabulle işe başlıyor oluşu. Daha önce pek çok yazımda belirttiğim gibi, Darwinistlerin çoğu, bilimin “tasarım” kavramını prensip itibarıyla kabul edemeyeceğini savunurlar. Yani “canlılık yaratılmamış olmalıdır” gibi bir önermeyle işe başlarlar.
Özetle: Dindarların AT’den dini bir sonuç çıkarmalarında kanımca hiç bir sorun yoktur. (Zaten ben de çıkarıyorum). Ama bunu yaparken AT’nin yöntemini iyi anlamaları, bu bilimsel yöntemin içine dini bir argüman katmamaya dikkat etmelerinde fayda var.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 10, 2007 2:04 AM




Vahyi anlamak için de akıl ve hatta “gelenek” gereklidir. (Mustafa Akyol)
Örneğin Kuran’da kölelikten bahsedilir. Bu, köleliğin ideal bir toplumsal kurum olduğunu mu gösterir, yoksa o dönemde öyle bir kurum olduğu için mi, ilahi mesaj buna göre hükümler içermiştir? Bunu akıl yoluyla anlamaya çalışmamız ve 1400 yıllık İslam geleneği içinde bu konuda yapılan yorumları dikkate almamız gerekir. (Mustafa Akyol)
Mustafa bey,
Peki aynı akıl yürütmeyi neden türban konusunda yapmıyorsunuz?
Laikliğin yeniden tanımlanmasını isteyen çok akıllı devlet büyüklerimizin niyetini böylece anlamış olduk. Vahiy akıl ilişkisi yani.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: April 10, 2007 11:09 AM
Aklın ne kadar önemli olduğunu bilmeyen yok.Hatta ilahiyat ilmi ile uğraşanlar daha çok farkındalar.fakat burada itiraz edilen nokta akla vahiyden daha çok değer verildiği dönemlerdir.ortada mükemel bir saat var.akal düşen bunu incelemek nasıl yapıldığı noktasında tefekkür etmektir.Şayet şu parçası olmamış şöyle olmalıydı türü bir yaklaşım sergilerse o zaman sınırlarını aşmış olur.İtiraz noktası burası olsa gerek.Yoksa Üstad N.Fazılın yazdığı gibi bu işler ne akılla ne akılsız
Yazan: Ahmet tunahan Tarih: April 10, 2007 4:40 PM
Hülagü Bey,
Kuran'daki açık hükümler (mesela başörtüsü) konusunda akıl yürütmek akılsızlık olur. İnanıyorsan açık hükmü kabul edersin, inanmıyorsan zaten o hükme muhatap bile değilsin.
Size başörtüsü konusunda laikçilerin yaklaşımıyla ilgili olarak akıl yürütmenizi tavsiye ederim. Mesela "neden insanların inanç özgürlükleri kısıtlanmaya çalışılıyor, başını örten kızlarımız neden üniversite kapısından içeri alınmıyor" gibi argümanlarla akıl yürütmeye başlayabilirsiniz.
Kolay gelsin.
Yazan: fizikci Tarih: April 10, 2007 6:13 PM
Selamlar,
Önce Vahiy-Akıl konusundan bahsedeyim.
Mustafa Bey ilk olarak -vahyi yüceltmek için- bir hata yapıyor. Bu hatayı önceki yazıda da belirtmiştim. Aklı güvenilmez göstermek vahyi "daha güvenilir" yapmaz. Çünkü vahyin temeli de akıldır! "Kendisine vahiy geldiğini" düşünenler, bu fikre AKILLARI (ve duyuları) sayesinde ulaşırlar. Gördükleri, duydukları, yaşadıkları şeyler ve bunların muhakemesi ile "vahiy" derler. Yoksa "vahiy", akıldan ayrı bir bilgi kaynağı değildir. "Bana vahiy geldi" diyen herkese inanıyor musunuz? Yoksa "yanılmış" olabileceğini de düşünüyor musunuz? Yanılmış olabileceğini hesap edersiniz; çünkü vahiy, akıldan bağımsız değildir ve akıl ile olur.
Mustafa Bey kendince uzun uzun aklı eleştirip (bu eleştiriler haksız demiyorum), buradan vahyi yüceltmek için yol yapmaya çalışmış.
Şöyle de bir sonuç yazmış: "Dolayısıyla kanımca insan için izlenmesi gereken en doğru yol, vahyi izlemek, ancak onu anlamak için de akıl ve geleneği kullanmaktır." Bu ifade doğru değil! "İnsan için" değil "VAHYE İNANAN insan için" demesi gerekir. Çünkü vahiy "inanmayla" ilgili subjektif bir kavramdır.
İnsanların bir beyni vardır, her zaman akılları ile hareket ederler. Akıl, insan davranışlarının temelidir, başka birşeylerin "alternatifi" yada "yardımcısı" değildir. Öyle olduğunu düşünmek, yanılmaktır.
Gelelim Akıllı Tasarıma.
Mustafa Bey demiş ki: "AT, “canlılık yaratılmış olmalıdır” gibi bir önermeyle işe başlamıyor"
AT, ne yazık ki aynen böyle başlamakadır. Fakat AT'ciler, kendilerini kamufle etmek için bu söylemi dile getirmiyorlar. "Ben öyle demedim, demek ki öyle birşey yok!"
Peki AT'nin bu kabulle başladığını nereden anlarız?
Öncelikle AT'nin temel söylemi böyledir. Canlıların "karışık" olmasından hareketle, bu canlıların "yaratılmış" olduğu söylenemez. Bu yeterli değildir ve yöntem olarak yanlıştır. Eğer AT önkabulle başlamıyor olsaydı, "yaratılmıştır" demekte acele etmezdi ve böyle söylenilmesine karşı çıkardı. Çünkü buradaki "yaratılma" tamamen belirsizlik batağı içindedir. Yani AT, sadece vardığı sonuç değil, izlediği yöntem bakımından da dogmatikliğini belli etmektedir.
İkinci olarak AT'nin, dini sonuçlara "yol açıyor" bile olmaması gerekir! Mustafa Bey "AT'den dini sonuçlar çıkarılmasında sakınca yok" diyor. Peki Evrim Teorisiden sonuçlar çıkarılmasında sakınca var mı? Mustafa Bey, evrimcileri ideolojik bazı sonuçlar çıkarmakla suçluyor, "böyle bilim mi olur" diyor, fakat kendisi bunun benzerini yapmakta bir sakınca görmüyor! Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?
AT, "canlılar yaratılmış olmalı" önkabulüyle yola çıkmaktadır. Zaten AT, "Yaratılışçılığın" biraz reforme edilmiş halidir. Mustafa Bey AT'nin Yaratılışçılık kökenli olduğunu kendisi de söylemiştir. Fakat işine gelmediği zamanlarda başka türlü konuştuğunu görüyorum.
Bir başka konu da şu. Komik bir şekilde, AT'nin "bilimselliği", bilim konusunda hiçbir otoritesi bulunmayan sıradan insanlara kabullendirilmeye çalışılıyor! Birşeyin "bilimsel olduğunu" teyyit etme yeri burası mıdır? Mustafa Bey ve onun gibi "AT davacıları" niçin bilimsel platformu denememekteler? Eğer gerçekten ideolojik-olmayan, dogmatik-olmayan ve bilimsel bir teori varsa ellerinde, bunu akademik platforma sunmaları gerekirdi.
Neyse, AT'nin neden bilimsel olmadığı konusunda daha önce çok yazdım. Fakat benzer şeyler söylenmeye devam ediyor.
Yazan: Keskin Tarih: April 10, 2007 7:53 PM
Sayın Keskin
Size diğer başlık altında kısa bir cevap verdim deneyip denemediğimiz hakkında.Daha doğrusu bu platformda AT ye Pseudo deyip daha sonra ;''Bir başka konu da şu. Komik bir şekilde, AT'nin "bilimselliği", bilim konusunda hiçbir otoritesi bulunmayan sıradan insanlara kabullendirilmeye çalışılıyor! Birşeyin "bilimsel olduğunu" teyyit etme yeri burası mıdır?'' paradoksunu içselleştirmiş biri olarak sizin scoptomik algınızla esas bilim yapılamaz.Mustafa Bey'in söylediği gibi AT başlangıçta bir ön kabulle başlasaydı niye halihazırda ABD'de çok büyük bir zemin ve mali kaynağı olan Yaratılışcı cephenin içinden başlamadı diye sorarlar adama?Arkasına Romayı vede Baptist kiliseler birliğini alan hangi akım olursa olsun şu an Dünyaya bir şekilde hükmeder paradigma olur.AT bunu yapsa Dünyanın her yerinde Enstitüleri, Üniversiteleri ve vakıfları olurdu.
Epistemolojik olarakta kendi kendinizi nasıl çürüttüğünüze bir bakalım.Darwin'in evrim algısı temel olarak spontenous yapılar ve abiogenesis üzerinedir.(Slikon yapılardan canlılık türedi-Dawkinsin kumsal metaforu) Şimdi bunları başat etmenler olarak kabul edenler,iş bilimsel yöntemle çıkan bilgi metafiziği işaret ettiğinde Pseudo Science diyiveriyor. Yukarıdaki yapıların kendi kendine olabilirliğine iman ederken,Evren için Ex nihilo kelimesi onları çıldırtıyor.(Big Bang) Evrimi kontrol eden güçler(Mutasyon,doğal seçilim)olduğuna inanıyor ama o güçlerin bilinçli bir kontrol algoritması olabileceğini düşünmek bile istemiyor.Çünkü yöntemin açığa çıkardığı sonuç,istenilen ''amaça ''hizmet etmiyor.Burda bilimsel jargon devreye giriyor.Bulunan yapıları ve tasarımları insanların inanılması istenilen şekilde aktarılıyor,pazarlanıyor.Sonrada bunu utanmadan bilim adına yaptıklarından gem vurup,elit rantlarını ve devasa kartellerini tabu ilan edip,kendilerince dokunulmaz kılıyorlar.(Bilim ateizmin işidir)Madalyonun diğer tarafında da 6 gün Yaratılışcıları var,onlarda tıpkı materyalist-ateistler gibi ''öteki'üzerinden kimlik inşa ettiklerinden yöntemin bulduğu sonucu reddedip,başka tür bir dogmata sarılıyorlar.(Kendi algılarını gerçek dinin tek yorumu sanarak)
Sonuçta her iki tarafta kendi cemaatini farklı enstrümanlarla kontrol etmeye çabalıyor.İspat odasında madde anti-madde gibi birbirlerinin ''varlık nedeni'' oluyorlar.Kaybeden ise bu ikilinin arasında sıkışan ''bilim'' oluyor.Keskin Bey'in belkide anlamak istemeyeceği noktada bu.Şimdi AT'nin söylediklerinin hepsinin yanlış olma olasılığı nedir?Çok düşük tıpkı Darwinin kuramının toptan olarak yanlış olması kadar düşük.Evrim süreci anlama yolunda en ufak bir katkı bile bilim için bir basamak atlamak değil midir? Evet. Peki AT bu en küçük bilgi paketlerinden bir kaçını sağlayamaz mı?Yüzlercesini sağlamaktadır.(İnsani ilkeler,moleküler biyoloji,matematik algoritmaları vs)Peki durum bu iken sırf sonuçları bir kabulü çağrıştırıyor diye(Tıpkı Darwinismin ateizmi çağrıştırması gibi) AT'yi yok saymanın rasyonel nedeni nedir?İnanç.Peki Keskin Bey niçin AT saldırmaktadır?İnanç. AT ne diye suçlamaktadır?İnança kapı açtığı için.Bu durumda kendi inancına kapı açan Darwinism savunurken kendi ne yapmaktadır?Pseudo Secience
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 10, 2007 9:58 PM
Sn.Keskin
Türkiye'de üniversitelerde özgürce bilim yapmak kolay değil..prof Adem Tatlı hoca kitabında evrimle beraber karşıt görüşleride ele aldığı için üniversiteden atıldı.. şimdiki Yök zamanında oldu..(yanlış hatırlamıyorsam)
gerçekten bilim yapılan ülkelerde bu teori bilimsel çevrelerde ele alınıyordur..ilgili arkadaşlar daha iyi bilirler..biz burda bilgileniyoruz..kimse ben bilim adamıyım demiyor zaten..arkadaşların üstüne çok gitmemek lazım..bilim adamlarının bu kadar korkak olduğu bir ülkede dünyadaki bilimsel gelişmeleride böyle gazetecilerden öğreniyoruz işte..cesur olanlarında kellesini alıyorlar ya neyse.
Türkiye'de akademisyenlerin evrime inanmama gibi bir lüksleri yok..üniversiteden ayrıldıktan sonra konuşabiliyorlar özgürce.
sn.Keskin
evrime çok saldırı var..o yüzden evrim teorisi kendini korumaya çalışıyor,yoksa karşıt fikir üretilebilir demiştiniz..tabiki saldırı olacak..
tartışmaya açık olmayan bir teori olur mu?
evrimim kendini koruması ne demek?..böyle bilimsellik olur mu?
akıl-vahiy ilişkisi :
vahyin kaynağı akıl değildir..akıl yürütmeler sonucu ulaşılan bilgiye felsefe diyoruz..felsefenin kaynağı akıldır..
vahiy beşeri bir bilgi değildir..insan aklı vahyi değerlendirir ama üretemez..vahiy bilgisinin kaynağı yaratıcıdır..ilahi bilgidir..
vahye iman edenler bu bilgiden kuşku duymazlar,inanmayanlar ise sizin gibi acaba bu bir yanılgı mı diye düşünürler.
bizim aklımız Mutlak Aklın çok cüzi bir yansımasıdır sadece..biz aklımızla bu külli sistemi değerlendirmede çok yetersiz kalırız..çünki akıl dediğimiz şeyde 5 duyu verileri ölçüsünde değerlendirme yapabilir ancak..yaşamla ilgili yorumlarımız algılarımızla sınırlı.bu algıların ne kadar güvenilir olduğu da ayrıca derin bir tartışma konusudur.
gözümüz evrendeki 400-780 nm dalga boyundaki ışınları algılayabiliyor sadece.evrendeki dalga spekturumunda çok küçük bir aralıktır bu..algı cihazlarımızın kapasitesi çok sınırlı..akıl, bu sınırlı veriyi yorumlayarak hakikatin bilgisine ulaştığını iddia ediyor..oysaki aklın ve duyuların kapasitesi sınırlıdır.
vahiy,tüm bu sistemi kuran Yaratıcı tarafından gelen bilgi olduğu için bizim algılarımızdaki yanılsamalardan beridir..bizim vahyi doğru değerlendiremeyişimiz aklımızı iyi kullanamamaktan kaynaklanır..Kuran bize daima aklımızı kullanarak yaratılış sistemini okumamızı tavsiye eder..ilk emirde OKU'dur..tabiki insan bu okuyuşunu aklıyla yapacak,5 duyusundan aldığı verileri değerlendirerek.
fakat vahyin değerlendirilmesi noktasında aklın yanında 6.bir duyu olan gönül devreye girer..akıl tek başına bu hakikati tam anlamıyla idrak edemez..etseydi herkes iman ederdi zaten..gönül melekelerininde çalışması lazım.
Mustafa Bey AT'den sonuç olarak dini bir takım yorumlar yapılabilir,yöntem açısından değil diyor.katılıyorum.
Evrim teorisindende ateizmle ilgili yorumlar yapılabilir..zaten fevkalade yapılıyor bu..sorun bu yorumların mutlak hakikat gibi dayatılmasında..ben At'den yaratılışla ilgili sonuç çıkarırım,bir başkası deizmine güzel bir dayanak bulduğunu düşünür ya da panteizmine..
burda artık fizik değil metafizik yapılmaya başlanıyor ki burasıda bilimi hiç ilgilendirmez,konusu değildir çünki.
istediğiniz felsefeyi yapın ama dayatmayın..şimdi bir bilim adamının yaratıcıdan bahsetmesi ne kadar ayıplanıyor fakat ateizmden tanrısızlıktan bahsetmesi sorun olmuyor..tezat burda.
AT'yi sizin bilimsel bulmamanız hiçbirşey ifade etmez..istediğiniz kadar bilimsel olmadığını anlatın..sonuçta bu teoriyi ortaya atanlar felsefeci midir,bilim adamı mı?..ben ona bakarım..
bu bilimsel olma iddiasındaki her teori için böyledir.
bilimsel teoriler,dinide, dinsizde her türlü sonuca yol açabilir..bunda bir sakınca yok..dayatma olmasın yeterki..bilimsel teoriler üzerinde felsefe yapılamaz diye bir şey mi var?
bu farklı bir disiplinin konusudur o ayrı mesele..
AT'den rahatsız olmaya hiç gerek yok..su yolunu bulur nasılsa..bu kadar korku,panik telaş niye onu anlamıyorum..altı üstü bir teori..tıpkı evrim gibi..bilim teorilerle ilerler..bırakalım evrime karşı teoriler çoğalsın..evrim mutlak hakikat falan değildir..evrim teorisinin açmazları içinden çıkılmaz hale gelip,bilimde bundan vazgeçmeye başlarsa moraliniz falan bozulmasın..
siz hakikate talip olun..teoriler gelir geçer..hayatınızı teoriler üzerine kurmayın..AT'de bir teoridir..tabiki yanlışlanacak,doğrulanacak..böylece ilerleyecek bu iş..
İslamın anlattığı yaratılış hakikatini AT'ye dayandırmak da son derece yanlış olur..istifade edilebilir sadece..başka birçok bilimden faydalanıldığı gibi..
AT veya başka bir teoriyi vahyin bildirdiği gerçeklerle bir tutamayız..çünki bu teoride kurulumu açısından bilimsel olarak yanlışlanabilir..vahiy ise mutlak hakikattir inananlar nazarında..
biz hiçbir bilimsel teoriyle vahyi denk tutmayız..vahiy bilgisi bunların hepsinden yüce ve eksikliklerinden de münezzehtir.
Yazan: deniz Tarih: April 11, 2007 12:22 AM
Deniz Hanım'ın yazısındaki bazı noktalara değineyim.
"Üniversitelerde özgür bir ortam yok. Evrimle beraber karşıt görüşleri de ele alanlar atılıyor" demiş. "Atılma" olayı hakkında yorum yapamayacağım, fakat evrim karşıtı görüşlerin evrime alternatif olarak sunulmasının, bilimsel bir ortamdan dışlanması bence normaldir. Zaten tartışmanın özü de bu. Bilim "şunu koyuyorsak alternatifini de koyalım" gibi basit bir demokatlıkla gitmez. Bunu yadırgamamak lazım. Zaten ben de AT gibi görüşlerin bilimde yer alacak yeterliliğe sahip olmadığını savunuyorum.
Saldırı konusuna gelirsek. "Elbette saldırı olur bilim böyle yürür" diyorsunuz. Hayır bilim böyle yürümez. Bilimin bütün varlığı bilimsel şüphe altındadır. Fakat teorilerin geliştirilmesi bu şekilde saldırılarla olmaz. "Bilmemne teorisi, falan fişman ideolojilerin ürünüdür! Halkı kandırmaktadır! Durduralım bu kötü teoriyi!" demek ve bunun propagandasını yapmak farklı birşeydir. Benim bashettiğim saldırı bu. Yoksa bir teoriyi bilimsel ve şüpheci süzgeçten geçirmek değil.
Vahiy, 6. Duyu gibi inanç konularını konularını tartışmayacağım.
Bunun dışında, "AT'den rahatsız olmayalım, çocukların üzerine gitmeyelim" filan diyorsunuz. Oysa ben AT'yi eleştirirken sadece bunu karalayıp atmıyorum. AT'nin eksiklerini söylüyorum, nasıl olması gerektiğini de söylüyorum. Rahatsız olduğum birşeyler var, fakat bu ne "evrimin çürütülmesi korkusu"(!) ne de AT.
Yazan: Keskin Tarih: April 11, 2007 10:16 AM
Mustafa Ajlan Bey,
Darwinistlerin ve Yaratılışçıların birbirine benzer dogmatik tutumlar gösterdiklerini, arada bilimin sıkıştığını söylüyorsunuz. Aslında bu genel tespitinize katılıyorum. ("Darwinistler" yerine "bazı Darwinistler" dersek.) Fakat "ne şekilde dogmatizm" konusuna gelirsek, burada sizinle ayrılabilirim. Örneğin bilimin metafiziği reddetmesi ve materyalizmi kabul etmesi konusunda...
Son söylediğiniz konuya gelirsek, burada da size hak vermiyor değilim. Yani AT'nin Evrim Teorisini geliştirmekte en azından bir basamak olacağını söylüyorsunuz. Evrime getirdiği bazı sert eleştiriler yönünden, AT'nin "faydalı" olduğu düşünülebilir. Zaten önce de söylemiştim ki, AT'nin sorduğu bu sorular "anlamsız" değildir... Fakat hatırlanması gereken birşey; bu sorular AT'nin tekelinde de değildir. Yani soruları zaten evrimci bilimadamları kendi aralarında da sormaktadır. (Zaten siz de bunları zaman zaman aktarıyor, ve "bakın bunları evrimciler söylüyor" diye yazıyorsunuz.)
Yazan: Keskin Tarih: April 11, 2007 10:54 AM
Şu saptamamı bilmem ilginç bulur musunuz:
Bir taraf diğerini: "Yaratıcı yok, bu kesin." peşin yargısıyla, diğer taraf da bu tarafı: "Yaratıcı var, bu kesin." peşin yargısıyla işe başlamakla suçluyorlar.
'Ben söylüyorum söylüyorum kimse anlamıyor kimse duymuyor' diye yakınmak istemiyorum. Fakat gördüğüm; insanlar didişmekten hoşlanıyor. Doğada var olan çatışma eğilimi insanları yönlendiriyor. Ben bunu inanın bana gözlemleyebiliyorum. Hiç uzağa gitmeyin. Gözlemleyin. İki elti, hatta iki birader, gelinle görümce, enişteyle kayın... Her neyse. Oturdukları zaman "acaba bu beni kıskanıyor, çekemiyor mu?" diye düşünüp yoklamak için iğnelemelere, dokundurmalara başvurup laf sokmalara, kavgalara kadar işi götürmüyorlar mı? Götürüyorlar. Günlük olan biten bundan ibaret.
Ben gözümü bilimden öte bilimkurguya çevirerek kendimi bu karmaşadan soyutluyorum. Ne zamandır Alien, Terminatör, Matrix, Jurassic Park, World of War tadında bilimkurgu izleyemiyoruz, hadi Steven Spielberg oyun sektörüne geçti, Cameroon'dan da tık çıkmıyor, Peter Jackson ne yapıyor, nerde kaldı bu bilimkurgular diye yakınıyordum. Yeni umut belirdi: "Sunshine" filmi beklentime yanıt oluşturacak düzeyde görünüyor. Sabırsızlıkla vizyona girmesini bekleyeceğim.
Başka da bir şey söylemiyorum.
Yazan: demirkan efegil Tarih: April 11, 2007 11:47 AM
islamiyet akletmeyi emreden bir dindir.mesela ayetlerde insanlara akletmelerini söyler,tavsiye eder,sorgular,neden akletmiyorlar diye,yani islamiyet akli,akletmeyi,tefekkür etmeyi,düsünüp anlayip ibret almayi ve dogru yolu secmek icin akletmemizi söyler fakat AKIL bizim öncelikli referansimiz degildir,mesela islama göre sarhos edici maddeleri kullanmak haramdir,bunu herkes anliyor,sebebini anlyior,akil bunu anlamak icin yeter zaten,ama islamiyet cinlerinde varligindan bahseder ama bunu akil belki kabul etmez yada sadece bazi akiller kabul eder,burda iste vahiy devreye giriyor ve aklimizla celisse yada aklimizla algiyamasak bile meleklerin,cinlerin varligina iman ediyoruz degilmi...yani akil islamda önemli unusr olmakla birlikte vahyin önünde degil arkasinda bi unsurdur...
basörtüsü konusuna gelince,bu konuda ayni tüm diger islamin hükümleri gibi ele alinir,konu hakkinda kuranda yada peygamberin hayatinda bir belge,delil varsa o delile göre inanilir.kaldi ki bu konuyuda diger konularda oldugu gibi islam alemi (alimleriyle birlikte) kendi bünyasinde hal eder,degerlendirir,laikleri ilgilendirmez,bizde laiklerin laiklik anlayisini islamlastirmaya kalkismiyoruz degilmi?! basörtüsü konusunda islam aleminde hic bir fikir ayriligi olmamistir ve yokturda halen,3-5 tane laikcilerin hocasinin dedikleri bizi ilgilendirmiyor.konu hakkinda ayet var ,ayetin nasil anlasilmasi gerektigini bizzat peygamber anlatiyor ve ayetin nasil anlasilmasi gerektigi konusunda peygamberin hanimlarinin ve sahabe kadinlarin uygulamasi var,bu ölcüler bizim icin baglayicidir,laikleri baglamayabilir,bizleri baglar ve sadece bu baglar,laikci hocalarin fikri baglamaz:) cünkü kuranda allah biz müslümanlar hz.muhammed neyi emrederse almamiz gerektigini ve neden sakindirirsa ondan sakinmamiz gerektigini ögretiyor,zaten müslüman olmain tercümesi "teslim olmak" demektir,biz kurana (yani allahin hükümlerine) teslim olduk,yoksa zaten müslüman olmazdik,kontrati imzaladik ,bulameunluk yapamayiz artik,baska beseri hükümleri allahin hükümlerinden daha degersiz görmek durumundayiz cünkü "islam olduk" yani "allaha teslim olduk"...
islamiyet ibadete giren konularda cok hassas bi denge kurar ,islam tarihinde hz.ömerin oglu bir mescidde aksiran bir müslümana rastlar,o müslüman "elhamdulillah ves selatu vesselamu aleyke rasulullah" der,hemen hz.ömer in oglu müdahele eder ve hz.muhammed in sadece elhamdulillah dedigini selat-selam getirmedigini hatirlatir,halbuki hz.muhammede salat getirmek kötü biseymi ,hayir,yada onu o sekild ediyen müslüman kötü niyetlimi ,hayir...ama ibadet konusunda bu kadar hassas bi anlayis vardir ,cünkü ibadete delilsiz ,mesnedsiz eklemeler yapilirsa o zaman ümmete yanlislar ,hurafeler girer,kaldi ki tesettür gibi bir mevzuya bir laikin ekliyecegi zaten bir sey olamaz...zaten ibadetlere delilsiz katkilar yapa yapa islamdisi akimlar dogdu mesela tasavvuf ve tarikatlar gibi...:)
Yazan: metin Tarih: April 11, 2007 12:14 PM
Din'lerin en büyük düşmanı akıldır. Ne zaman ki vahiy'e akıl karıştı ya da akıllı insanların yorumu karıştı dinler bozuldu.
Bu yüzden din'ler akıllı insanların elinde bir sömürü ve geçim aracından başka bir şey değildir. Bunun sürekliliğini de hiç durmaksızın yorumlarına yeni yorumlar katarak sağlarlar. Yorumları hiç bitmez hiç tükenmez. Herkesin mutlaka bir yorumu vardır. Üzerinde herkes tarafından antat kalınmış bir vahiy yoktur.
Vahiy gerçekten ilahi olsaydı insanların aklı karışmazdı. Dinler ilk günkü gibi saf ve temiz kalırdı.
Din'leri akıllı insanların elinde bir sömürü aracı olmaktan kurtarmanın tek yolu laiklik tir.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: April 11, 2007 4:45 PM
Sayın Keskin
Durmadan söylediklerimi gene anlamak istediğiniz şekilde anlıyorsunuz.Benim kastettiğim şekilde değil...Evrime getirdiği bazı sert eleştiriler yönünden, AT'nin "faydalı" olduğu düşünülebilir. Zaten önce de söylemiştim ki, AT'nin sorduğu bu sorular "anlamsız" değildir... Fakat hatırlanması gereken birşey; bu sorular AT'nin tekelinde de değildir. Yani soruları zaten evrimci bilimadamları kendi aralarında da sormaktadır. (Zaten siz de bunları zaman zaman aktarıyor, ve "bakın bunları evrimciler söylüyor" diye yazıyorsunuz.) demişsiniz.
Bir kere AT getirdikleri sadece eleştiri değil bu soruları AT teorisyenleride (evrimi zaten kabul ettiklerinden) soruyor ama Darwinciler bu soruları kendilerine bile sormaya korkuyor. Sizde kelime oyunlarının arkasında,İnsani ilkeler ve Hayatın var olması için gereken onlarca çıkarımı kendinizce yok sayıyorsunuz.
1.İnce ayar(Fine Tuning) konularına;
http://www.colorado.edu/philosophy/vstenger/Cosmo/FineTune.pdf
http://th-www.if.uj.edu.pl/acta/vol38/pdf/v38p0247.pdf
2.İndirgenemez doğrusal olmayan yapılara (irreducible complex system and non-linear origins)
http://www.complexity.org.au/vlab/evolution/irreducible-complex/icTechnicalReport.pdf
Part 1 http://www.evolutionnews.org/2006/04/do_car_engines_run_on_lugnuts.html
Part 2 http://www.evolutionnews.org/2006/04/do_car_engines_run_on_lugnuts_1.html
3.Genetik algoritmalarla yapılan deneylerde Darwin simülasyonlarının çökmesine,
http://www.idnet.com.au/files/pdf/BitByte.pdf
http://www.era.lib.ed.ac.uk/bitstream/1842/533/3/Gathercole_pdf
http://www.pnas.org/cgi/content/full/98/15/8425
Bu linkleri size wiki yada google kolaycılığı yapıp size her konu üzerinde herkesin yarım saatini ayırıp yapabileceği karşılıklar olarak vermedim.Görüyorum ki tüm scoptomik ısrarınıza rapmen,hayatın kökenini anlama çabanız var.Ben diğer noktadan katkı olabilir düşüncesi ile size bu verilerin bazılarını sunuyorum. Nesnel okursanız hepsinin bilimsel makale,araştırma sonuçları olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz.Özellikle sondan bir önceki link Genetik Programlama üzerine 207 sayfalık bir Üniversite kitabıdır. Bunlar sanırım eleştirden ''öte'' bulgulara dayanan çıkarımlar.Bunlar bilimin bize sunduğu ve yorumlanması çokta zor olmayan datalar.Demek ki siz,farklı yorumlama özgürlüğünüzü kullanmak istiyorsunuz,bunlara eleştiri diyorsunuz.Bunlar elbette Darwinizmin eleştirisi ama Evrimin asla değil! Hatta Evrimin bir Akıl tarafından yönlendirildiğinin belgeleridir.Meğer ki, siz bunu kör, yönlendirilmemiş kaotik etmenlerin eline bırakıp buna bilim demekte ısrarlıysanız, seçimlere saygılıyız ama bilim adına bilimi tekelleştirenlere de sonuna kadar karşıyız.İster dindar olsun ister ateist hiç farketmez...
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 11, 2007 4:49 PM
Demirkan Bey
hoşgeldiniz..pek görünmüyordunuz..tartışamıyoruz epeydir:)
bu kadar karamsar olmayın bence..tartışmalar hayatın tadı tuzu..evliliklerde bile tartışma yoksa tehlike sinyalleri çalıyor demektir bence..
dedikoducuları bende kınıyorum..bahsettiğim bu değil..ama bu blogda olan didişmeleri bu bağlamda almıyorsunuz sanıyorum..
evet matrix bence de harikaydı..matrix felsefesi tam bana göre:)
Hulagü'ye laiklik konusunda katılıyorum..dinler üzerinde yapılan yorumların dayatmacılığına karşı laiklik bir kalkan oluyor..
vahy akla sunulmuş bir bilgidir..insanoğlu aklıyla ordaki veriyi ince ince araştırması okuması lazım.
süs için gönderilmedi ya..
insan aklı ilahi bilgiyi bile yorumlarken ne kadar zıt noktalara gidebiliyor..kimi vahyin özüne yöneliyor ve hoşgörülü yorumlara ulaşıyor..kimide zahirinin arkasındaki mantığı göremediği için sertlik yanlısı olabiliyor..
insan aklı bu kadar yanıltıcı işte..birde hayatın sırrını çözdüğünü falan söylüyor..Tanrı yoktur diye ahkam kesiyor..var olan ilahi bilgiyi bile hakkıyla değerlendirmekten aciz bir sürü akıl var.
sonradan müslüman olan bir rus filozof(adını hatırlayamıyorum).Kuran'a yüzeysel bakan Harici,derinden bakan filozof olur demişti.
hariciliği saldırganlık anlamında kullanıyor..
herkes kendinden mesul..siz başkalarının ne yaptığına fazla takılmayın..kendinizi kurtarmaya bakın..hepimiz yapayalnızız hayat yolunda..azıcık nefes alıp vermekle kendini güçlü zanneden ve bütün evrene dahi meydan okuyan insanoğlu,ölüm karşısında ne kadar aciz ve perişan.
sınırlı aklıyla yaratıcısına meydan okuyan insan ne kadar da cüretkar oluyor.çok şaşırıyorum doğrusu.
Yazan: deniz Tarih: April 11, 2007 7:24 PM
Iki film, daha dogrusu belgesel onerecegim:
1. What the bleep do we know? - Marlee Matlin, Elaine Hendrix, John Ross Bowie, and Robert Bailey Jr.
2. Secret - Rhonda Byrne
Din ve bilim gibi bu blogda tartisadurdugumuz meselelere quantum boyutundan baktigimiz zaman bizleri cok ama cok buyuk kesiflerin bekledigini goruyoruz. Quantum su ana kadar bildigimiz herseyi ama herseyi kokunden degistirecek olasiliklar sunuyor.
Olayin ozu quantum boyuta indigimiz zaman hepimiz, canli ve cansiz hersey, sonsuz olasiliklara gebe bir enerji. Bizler, aslinda hic yok olmayan, sadece evrendeki enerjiler arasindaki etkilesimler sonucu form degistiren birer enerjiyiz. Hepimiz biriz, ve hepimiz bir korkunc akla hayale sigmayan enerji kutlesiyiz, tum evrene yon verme potansiyeli hepimizin icinde. Evrene bu boyuttan yaklastigimiz zaman, su anda kadar farkinda bile olmadigimiz (ya da belki de farkinda oldugumuzun farkinda olmadigimiz) olasiliklarla karsilasiyoruz.
Sevgiler,
Beyaz
Yazan: beyaz Tarih: April 11, 2007 8:13 PM
Genetik algoritmalar ile neredeyse profesyonel olarak ilgilenen biri olarak Mustafa Bey'in linklerine baktım da açıkcası pek te kayda değer bir şey göremedim. Eric Anderson'un ki zaten objektiflikten uzak, büyük ihtimalle genetik algoritmalarla hiç bir deneyimi olmadan yazdığı bir yazı olmuş. Daha önce Don Batten ve William Dembski'de benzer yazılar yazmıştı, onlar gibi Anderson'da ana olarak fitness fonksiyonun, ve arama uzaylarının tam olarak ne ifade ettiğini anlamamış. Benzer eleştirilerin cevabı için http://www.talkorigins.org/faqs/genalg/genalg.html#creationists e bakılabilir.
Bir de Avida programcılarını amacının kompleks yapıların evrimi olduğu halde bak bunlar İndirgenemez komplekslik yapamıyor (ki zaten Avidanın amacı bu da değil) diye eleştirilmesini de anlamadım. Avida'ya baktığımızda basbariz kompleks yapıların doğal seleksiyon ve mutasyon ile evrildiğini görüyoruz. Yani her kompleks yapı indirgenemez mi olmalı?
Neyse ikinci link en azından saygıdeğer bir üniversiteden çıkmış bir doktora tezi ona baktımda ana olarak Genetik Programlama'nın belirli problemlerde iyi çalışmadığı söylenmiş. Açıkcası bunda şaşılacak bir şey göremiyorum çünkü bir yöntemin bütün problem uzayında aynı başarıyı gösteremiyeciği zaten bilinen bir şey (bkz No Free Lunch teoremi). Fakat genetik algoritmaların ve genetik programlamanın başarılı olduğu bir sürü alan varken ( http://www.genetic-programming.org/ ) kalkıp bak burada iyi çalışmamış o zaman işe yaramıyor demenin de mantıklı bir yanı yok.
Açıkcası üçüncü linkin neden verildiğini hiç anlamadım. Hele Abstract'ın sonunda "The extended DNA structure confers a dynamic property on the otherwise chemically and genetically stable double-stranded DNA, enabling gene segment rearrangements without disturbing the coding frame (i.e., protein-segment shuffling). These properties may give an extensive evolutionary advantage to DNA." yazarken.
Bence Genetik algoritmalar ile ilgili olarak hiç bir şey anlamayan IDcilerin yazılarını okuyacağınıza gerçekten bu iş ile ilgili insanların yazılarını okusanız daha iyi olur kanaatindeyim. Ama en iyisi eğer biraz programlama bilginiz varsa bizzat kendiniz yazıp test etmeniz. Zaten öyle çok karmaşık şeyler de değil.
Yazan: OU Tarih: April 11, 2007 9:19 PM
iyi de "vahiy" dediğiniz şeyin kesin doğru olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?
"akıl" ile değil mi?
pekiii, "akıl" (en azından bazı durumlarda) güvenilmez olduğuna göre, "vahiy"in kesin doğru olduğu fikri de yanlış olabilir mi?
olabilirrrrrrrrrrrr
onun için "vahiy kesin doğrudur" demek, akıl ile alınan bir karar olduğundan, kendisini yalanlayan bir çelişkidir.
Yazan: ceyda Tarih: April 12, 2007 6:45 AM
Ceyda hanım ve keskin bey,
Akıl yanılır, vahiy ise hep doğrudur cümlesini şöyle okuyun: Akıl gerçeği arar, yanılma ihtimali yüksektir, nitekim hep yanılmıştır ama gerçek yerli yerindedir, bizim algılarımız değişse de gerçek değişmez.
Kimisi bu gerçeğin, kainatı yaratan Tanrı olduğunu düşünür, kimisi her şeyin bir tesadüf sonucu oluştuğunu, ama gerçek hep yerli yerindedir.
Zaman değiştikçe akılla bulunanlar değişti, hala değişiyor. Vahiy ise değişmedi, 100 sene önce saçma görülen mucizeler bugün cebimizde, evimizde, arabamızda... Vahiy ex nihilo dedi, akıl dudak büktü, hiçbir şey yoktan varolmaz, vardan yok olmaz dedi, bu görüş sonra 40 kere değişti, vahiy sabit kaldı. Akıl da sonunda aynı noktaya geldi. Akıl evrildi, çevrildi, elendi, delindi dedi... Sonra "Bu ne manyak bir hücre, ben bunu jöle gibi bir şey sanmıştım" dedi (Bkz: Haeckel).
Ömür verirse daha neler göreceğiz. Vermezse de göreceğiz zaten.
Sizin düşüncenize göre benim şaşırma ihtimalim yok, ama benim düşündüğüm gerçekse sizin için büyük bir dumur olacağa benzer. Sonra "ama bu çok saçma...hebele hübele..." dersiniz. "Gel cancağızım daha sana ne saçmalıklar göstereceğiz..." diye koluna girerler :)))
Yazan: blue Tarih: April 12, 2007 4:34 PM
Sayın OU
Benim 3.linke nerden verilmiş anlamadım derken kendiniz ön kabullü bir siteden yani Talk originsten yanıt veriyorsunuz. Bunu kabullenmeyi istiyorsunuzda.Talk Originsten verilene bilimsel ,saygın bir Üniversiteden verilene ancak kayda değer diyebiliyorsunuz pes doğrusu.Profesyonel algınıza binaen diyelim!
No Free Lunch (teori) ile ilgili Dembskinin kitabını okudunuz sanırım ki ahkam kesiyorsunuz.Yoksa sadece bu kitabın Talk originsteki incelemeleri(reviews) yada (responses)cevapları ile mi yeterli seviyede bilgi sahibi oldunuz?(yada tatmin oldunuz) Sizin ve diğer Darwincilerin anlamak istemediğiniz nokta AT'ce evrime direk bir bir eleştiri getirilmediği,eleştiri ve soruların Darwinci mekanizmalara getirildiği, ama ön kabullü bilim algınız bunu engelliyorsa yapılabilecek bir şey yok...
Madem profesyonelsiniz Darwin mekanizmalarıyla simüle edilmiş yapılardan yada programlardan örnek verin, o meşhur asemble bilginize (yada converter languages olan C+ ve delphi türevleri) ile bir program kodu yazın bizle paylaşın.Bahsettiğiniz az çok programlama bilgisine sahip insanlara Network bağlantılarındaki karmaşık (complex) yapıları anlatın. Bunların bile bir (çok) Akıl tarafından derlediği test edildiği ve optimasyonu sağlandığı halde neden çökmekteler anlatın, açıklayın.Bunlardaki mutasyon ve doğal seçilimleri şematik olarak gösterin.
Ayrıca biz cahillere! Bu ağlardan çok daha büyük olan canlı sinir ağları yapılarındaki iletim optimasyonunu bir programla Darwinci evrime göre simüle edinde görelim.(basit ya o bakımdan)
Genetik algoritmalarla ilgili size David Berlinski'nin yakında çıkacak kitabını tavsiye edeyim ,(daha öncekide sizi yeterince sarsar)bekleyin kendisi bu konuda Darwincileri çok ama çok üzecek bir çalışma olduğunu söyledi konfreranstan sonraki kısa konuşmamızda.
http://en.wikipedia.org/wiki/David_Berlinski
Wikidende(yada dilediğiniz herhangibir yerden) kariyeri hakkında biraz bilgi edinin. Bakın oda profesyonel ama sizin gördüklerinizi görmüyor ,demek ki illa profesyonellik pragmatizmle kol kola değilmiş.Yada bakmakla görmek farkıda diyebiliriz.Zaten AT ile Darwinciler arasındaki temel farkta budur...
Evrimi savunmak yada savunmamak değildir. Bu bunu bir üstün Akıla dayandırmak yada kontrolsüz bir patlamdan oluşan evrende yönlendirilmeden quarkların, nebulaların ve gaz ve toz bulutlarının kendi kendilerine kendi içlerinden Akıl sahibi varlıklar mevcuda getirebilecek kapasitede olduğuna yürekten inanmaktır.Sonsuz zaman ve sonsuz fırsatta herşey mümkündür.(Richard Dawkins)Hangi sonsuz zaman hangi sonsuz fırsat?Bu seçenekler varsa entropi yoktur entropi varsa bu seçenekler yoktur.Karar sizlerin...
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 12, 2007 5:45 PM
Mustafa bey hızını alamamış açıkcası yaptığı eleştirilerden konuyla alakalı pek de bir bilgisi olmadığını görebiliyorum.
Açıkcası sizde Dembski gibi No Free Lunch teoreminin ne anlama geldiğinden bi habersiniz. (işin aslının ne olduğunu Dembski de biliyor ya neyse) İnternet'te şöyle bir aratın bakalım Wolpert (hani şu NFL teoremini bulan adam) Dembskinin çıkarımları hakkında ne demiş. Tabii Wolpert NFL'i bulmuş ama ne hikmetse NFL'den hiç anlamıyor ama Dembski çözmüş olayı herhalde. Açıkcası Dembski'ye imanınız o kadar büyümüş ki önce Anderson'un buram buram dogmatizm kokan makalesini veriyor sonra da kalkmış beni dogmatiklikle suçluyorsunuz.Verdiğim Talk origins linkini dogmatiklikle suçlamanız da zaten GA'den de bir şey anlamadığınızı açıkca belirtiyor. (Hele makalenin büyük çoğunluğu temel GA bilgisinden ve uygulamalarından öteye gitmiyorken). GA literatüründen (Holland, Goldberg, Koza vs) kimi getirirseniz getirin o yazıdakinden farklı bir şeyler söylemiyceklerini görürsünüz.
Eğer genetik algoritmalar ile yapılmış bilimsel yayınları ve uygulamaları okuyacaksanız
IEEE Transactions of Evolutionary Computation
Evolutionary Computation
gibi Journallara
yada
GECCO (Genetic and Evolutionary Computation Conference)
CEC (Congress of Evolutionary Computation)
gibi Konferans proceedinglerine bakabilirsiniz. Bunlardan mühendislik ve bilimin hemen hemen her alanında GA'lerin nasıl başarılı olarak kullanıldığını görebilirsiniz (ki çoğunluğunda da ana operatörler mutasyon, çaprazlama ve doğal seçilim yöntemleridir) .
Genetik programlamayı başarısız sanıyorsanız şu linke de bir göz atın derim.
http://www.genetic-programming.com/humancompetitive.html
Bu arada Talk origins makalesine bakarsanız orada ne kadar çok hakemli makaleye atıf yapıldığını görürsünüz. Aynısını siz bi de Anderson'un makalesine yapın isterseniz.
Açıkcası üçüncü linkinizden hala bir şey anlamadım çünkü icinde Genetik Algoritma falan geçmiyor. Rica etsem bu linkin neresinde
http://www.pnas.org/cgi/content/full/98/15/8425
genetik algoritma ya da bilgisayar ile yapılmış bir simülasyonun geçtiğini söyleyin biz de öğrenelim bir zahmet.
Ayrıca Berlinskinin kariyerine bakıyorum da genetik algoritma açısından bir yerlerde yayınlanmış bir makalesi falan var mı yoksa oda klasik okuduklarıyla mı ahkam kesiyor? Siz bana Berlinski'nin Genetik Algoritma literatürüne yaptığı katkılardan bahsedin ondan sonra Berkinski'yi kaale alırız. Günümüzde zaten eline kalemi alanın bilimadamı kesildiği yerlerde hazır sizin gibi müritleri de varken Dembskiler Berlinskiler at koşturmaya devam edeceklerdir.
Yazan: OU Tarih: April 12, 2007 8:29 PM
Sayın Deniz;
Nazik cümleleriniz için teşekkür ederim. Karamsarlık tabii ki söz konusu değil. Ben karamsar olmam. Çünkü temel prensibim doğayı okumaktır. Doğada karamsarlık yoktur. Bu bizim düşüncemizde icat ettiğimiz bir hayalettir. Siz hiç doğada kendisinden cüsseli bir rakip karşısında karamsarlığa düşüp “şansa bak, lanet olsun, öleyim bari” diyen bir canlı gördünüz mü? Hayır, tüm canlılar bizden akıllıdır inanın, mücadele etmeye değecekse ederler, değmeyecekse oradan toz olurlar.
Evrim çok kişi tarafından ateizme destek olarak algılanıyorsa da doğayı okumanın yollarından biridir. Doğaya evrim açısından bakınca öyle çok sorunuz yanıtını alır ve öyle zengin bir bakış açısı kazanırsınız ki şaşarsınız. Hep karşıdan baktığınız akvaryuma yandan baktığınızda fark ettiğiniz derinlik gibi. Tabii aynı şeyi daha önce yaratılış açısından bakmamış biri “hidayete erdiği”nde de söyleyebilir. Böyle birini tanımıştım. Gözü olmayan bir salyangozun balık şeklinde bir çıkıntı oluşturarak yumurtalarını parazit olarak yerleştireceği bir tür balığı kendine çektiğini duyunca beyninden vurulmuşa dönmüş. Gözü olmayan bir hayvan hiç görmediği bir şekli nasıl taklit edebilir? Bunu düşünerek hemen yaratıcıya kesin biçimde inanmış. Evrimi öyle şiddetle reddediyordu ki ağzımı açıp “E…” dediğim anda “Bana sakın evrim deme!” diyecek haldeydi. Bu haliyle onunla hiçbir diyalog geliştirme şansı kalmamıştı. Şimdi umarım iyi ve mutludur, her neyse…
Madem evlilik birlikteliğinden söz açtınız, fikrimi söyleyeyim: Benzerlerden çok zıtlar birbirini çeker. Benzerinizle sıkılırsınız. Zaten o da sizin yaptıklarınızı yapıyor, düşündüklerinizi düşünüyor. Bu yüzden insanlar benzerlerine değil, zıtlarına yönelirler. Onları elde etmeye çalışırlar. Fakat temel bir yanlışa düşerler: Onu kendine benzetmek için isterler. Olduğu gibi kabul ederek değil. Bu yüzden “dengi dengine olmalı” görüşü ister istemez ağırlık ve haklılık kazanır. Eğer olduğu gibi kabullenme ve farklılığı renklilik olarak algılama bilinci gelişseydi bu görüş geçerliliğini yitirirdi. Bu nedenle fazla bilinçli olduğunu söyleyemediğimiz toplumumuzda hâlen “dengi dengine olmalı” düşüncesi ağırlığını koruyor ve geçerli de yâni… Ne kadar köfte, o kadar ekmek. İçinde yaşamak zorunda olduğumuz şartları belki biraz zorlama şansımız vardır ama bükme şansımız azdır.
Kişisel olarak söylemek gerekirse benim en uzun arkadaşlıklarım hep aynı biçimde düşünmediklerimle olmuştur. Ben de bu zıtların çektiği gerçeğini önce anlayamayarak “niye ters düştüklerim hep beni buluyor, niye kendim gibisini bulamıyorum?” diye can sıktığım olmuştu. Sonunda bu olguyu gördüm. Ancak hepsi de beni değiştirmeye “hidayete erdirmeye” uğraştılar. Başaramayacaklarını anlayınca umutsuzluğa ve öfkeye kapıldılar.
İşin garip bir başka yanı da benim de kimseyi değiştirme niyetim olmadığına hiç kimseyi inandıramamam. Toplumun formatı böyle, karşındakine onay vermediğin an, farklılığı dayatan birisindir. Hele kendi fikrini söylemek, aman Allah korusun. Ya anarşistsindir ya modernist. En hafifinden domuz bir liberal. (En liberal canlı türünün domuz olduğu iddiasını hiç duydunuz mu bilmiyorum. Liberalizmi aşağılamak için kullanılır bu söylem.)
Sanırım bu konuda bu kadar yorum yeter. Matrix’e gelirsem böyle bilimkurgu ben izlemedim. Tek kelimeyle mükemmel. Hâlen Matrix’i aşacak bir bilimkurgu beklentisindeyim.
Matrix’deki determinist felsefeye çok kişinin dikkatini çekmeye çalıştım fakat pek anlayan çıktığını söyleyemem. Hatta filmde insanların en çok dikkatini çeken Neo – Trinity aşkı. Bu aşk teması felsefi temayı öyle perdeliyor, öyle ikinci plana itiyor ki yapımcılara aşk temasını ön plana çıkardıkları için kızıyorum. Ama garibanlar ne yapsın, izleyici profili önemli.
Madem filmlerden gidiyoruz, Sayın Beyaz’ın söz ettiği “What the bleep do we know?” filmine de yorum yapayım. Kuantum felsefesinin çok ilginç öngörümler ve açınımlar içerdiği kesin. Kuantum ve Kaos modern bilimin yolunu açtığı çok önemli ve yeni iki düşün sistemi. Buna yeni felsefe diyebilirim. Hatta tarihe malolmak üzere olan felsefe kavramını dirilten yeni soluklar diyebilirim. Bu iki diriltici soluk felsefeyi yeni yorumlarla güncelledi. “Live update” etti. Ben determinist olduğumu çok kez deklere etmişimdir ve bu iki yeni felsefe de determinizmin temellerini sarsma iddiasındalar. Özellikle bu film determinizme ağır ve açık bir saldırı niteliği taşıyor. Determinizmin bizlerin bakış açısını daraltıp körelttiği ve gerçek körü yaptığını iddia ediyor. Ötesinde, bilim yapısının determinizmden arındırılıp sıfırdan yeniden inşasını öneriyor. Determinizmden söz açtığınızda çoğu için (benim için değil) ağır ve sıkıcı bir hava çöker, ama kuantum (kaos daha az biliniyor) düşün dünyasının renkli havai fişekleri gibidir. Belki yakında bilimsel felsefeciler kuantumun mu kaosun mu determinizme ölümcül darbeyi vuracağı konusunda bahse tutuşacaklar.
Einstein de genel görelilikle Newton mekaniğinin temellerini kökünden dinamitlemişti, elbette, niye olmasın? Bilimde söyledikleri kesin doğru ilah isimler yoktur. Determinizm de vazgeçilmez değildir. Bu kez başka bir arkadaşım aklıma geldi. Bu filmi bana hararetle önerdiğinde filmin bilimsel temellerinin henüz çok zayıf olduğunu ve kuantum teorileri üzerinde yapılacak çok çalışma olduğunu söylediğimde öyle sinirlendi ki, beni donmuş kalıpları savunmaktan tut, bilimsel olup gerçek bilimden bin fersah uzak olmaya, değişim ve yeniliğe kapalılığa kadar suçlamadığı şey kalmadı ve bu film yüzünden koptuk. Huyum böyle, ne yapayım. Karşımdakini kaçırmamak için okşayıp prim veremiyorum. İnandığım neyse söylüyorum. O zaman da kıyamet kopuyor.
Hayır, elbette ki kuantum deneyler tüm hızıyla sürüyor ve bu da bilimin bir parçası. (olma yolunda eklemesi daha doğru olur.) Fakat aceleden bilinen her şeyi yerle bir etme çabasını doğru bulmuyorum. Genel görelilik Newton mekaniğinin ölüm fermanını mühürlemiştir, bilim tarihinin küflü sandukasına kaldırmıştır, evet, iyi de etmiştir, fakat halen gezegenlere sondalar gönderirken süperbilgisayarlar yörünge hesaplarını genel göreliliğe göre değil, Newton mekaniğine göre yapıyorlar. Aristo tamamen bitti, öldü, üçbin yıl süren saltanatında taş üstünde taş kalmadı. Fikirlerini ilkokul çocukları okusa güler, ama yazdığı muhteşem eser; “Organon” bir felsefe anıtı olarak en derin saygıya değer bir şaheserdir. Bugün de felsefi düşünümün temel yöntemlerinden olan tümdengelim-tümevarım’ın temellerini ona borçluyuz. Bu gerçek hiç değişmeyecektir.
Fimlerden diğer konulara sıra gelmedi ama Sayın Ceyda’ya da hak vermemek olası değil. “Her şey beyinde biter” diye çok haklı bir söz vardır. “Bu işi beyninde bitir” diye telkinde bulunuruz. Çok da haklıyızdır. “Vahy” diye tanımlanan bir gerçekliği yaratan da beyinlerimizdir. Burada konu yine kuantuma kaydı. Kuantum felsefeye göre evren biz gözlemlediğimiz için var olan, aslında ve gerçekte var olmayan bir algıdır. Gözlem anında var olur her şey. Gözlemediğimiz an o şey yoktur. Bu felsefeyi isteyen istediği tarafından tutuyor. Bilmem sizler neresinden tutarsınız, saygılar…
Not: Ben derim ki belirlenebilirlik ölçüsünde belirli tutalım her şeyi… Bir belirlilik alanı varsayalım ve oradan belirsizliğe karşı çaba verelim. Belirlilik yoktur deyip her şeyi belirsizliğe mahkum etmeyelim.
Çok uzattığım için mazur görmenizi umuyorum…
Yazan: demirkan efegil Tarih: April 13, 2007 2:45 PM
Ilımlı laikçi, determinist pragmatist Demirkan Efegil,
Özlemişim sizi.
Hürmetler,
Yazan: blue Tarih: April 13, 2007 4:11 PM
VAHYIN TEMELI AKIL MIDIR?
Eger gercegi ariyorsaniz, bu konuda $u noktayi gözden
kacirmamalisiniz: "Vahyi anlamanin temeli akildir" denirse,
dogrudur. Ama: "Vahyin temeli akildir" denirse, yanlistir.
Cünkü vahyin temeli akil degil, Tanri'dir.
Tabi, Tanri'nin varligini kabul etmeyenler icin vahye inanma-
nin bir anlami yoktur. Tanri'ya inananlar, O'nun bir "sözü" ve
"konusmasi" olduguna da inanirlar. Fakat inancsizlar, inanma-
diklari bir Tanri'nin bir sözü ve konusmasi olabilecegine na-
sil ve niye inansinlar? Yani problem, akilda ve vahiyde degil,
inancsizliktadir.
Bir ülkenin "Basbakansiz" olamayacagini kabul eden bir in-
san, bu evrenin de "Sahipsiz" olamayacagini kabul etse, so-
run cözülür. Ama cözüme degil, cözümsüzlüge kosan veya
cözüme kostugunu sanan insanlar; bir evin bacasindan du-
man tüttügünü gördügü halde, o evde bir ates yanmadigini
ve evin de bir sahibi olamayacagini iddia edercesine; karsi-
larinda tikir tikir i$leyen bir kâinat ve bu i$leyisin ürünü ola-
rak da her birinin yapilisi ve yönetilisi cok ince bilim ve he-
sap ve sanatkârliklara dayanan milyarlarca bitkiler, hayvan-
lar ve akilli insanlarin varliklarini gördükleri halde; bütün bu
mûcize ve hârikalarin, sanattan anlamaz, kör ve bilincsiz ve
acimasiz "tesadüfler" ve "kendikendinelikler" ve "hâkimsiz
yasalar"in eseri olduguna inanip, asil inanilmasi gerekli olan
herseyi bilen, gören, duyan ve herseye gücü yeten, her ya-
ratmayi yapabilecek kudret ve sanatkârliga sahip yüce Tan-
ri'yi, e$siz ve ortaksiz ve cocuksuz Allah'i inkâr ediyorlar!
Fakat bu inkâr ve inancsizlik kac para eder, ne kâr getirir?
Bu sual samimiyetle sorulmalidir. Bir inancsiz: "Ben kendi-
kendime yeterim, dünya hayati ile de yetinirim" diyebilir. E-
ger nefsi gibi kalbi de bu fikre evet derse, yani nihayetsiz a-
cizlik ve noksanliklari karsisinda bir Yaradan'a dayanma ve
ölüm karsisinda da ebedî bir hayati arama a$ki ve ihtiyaci
yoksa, onu kimse inancsizligindan döndüremez. Döndüre-
mez ve dönmez, ama hesap ve kitap da burada kapanmaz.
Cünkü, ya inananlarin inandigi gibi bir Tanri varsa ve o Tan-
ri insandan; insani yaratmanin, ya$atmanin ve yönetmenin
karsiligi olan inanc, ibadet ve tesekkür'ü istemisse ve o da
bunu yerine getirmemisse, ne olur? Bunun cevabi Kur'an-
dadir. Yani bir insan icin kâinat kadar masraf yapilmissa,
bu masrafin ücreti de inanc, ibadet ve tesekkürle ödenme-
misse, kâinatin i$letilmesini bo$a cikaran bu tesekkürsüz-
lüge, bu inkâr ve küfre karsilik kâinat kadar büyük bir ce-
za gereklidir. Bu cezayi göze alabilecek ve cehennem ih-
timaline göz kapayabilecek olanlar inancsizliklarina devam
edebilirler.
Ama o ihtimali hesaba katanlar da, inanclarini veya inanc-
sizliklarini mutlaka sorgulayacaklar ve yanlista israr etmeye-
ceklerdir. Dogru olan da budur. Eger bu dogruya bir daya-
nak arayacak olurlarsa; Allah'tan, meleklerinden ve inanc-
lilardan baska, gecmisteki yüzyirmidörtbin Peygamber, mil-
yonlarca Evliya ve binlerce Âlim ve Asfiya'nin görünmez-
mânevî desteklerini arkalarinda bulacaklardir. Kâinati elek-
ten gecirip Tanri'nin yoklugunu kanitlayamayanlar da, onla-
rin: "Allah ve Âhiret vardir" diyen milyarlar tasdiklerini ve
isbatlarini kiramaz ve kiramamistir. "Kirmistir" diyen varsa,
göstersin!
Ama bununla birlikte kimse, "ömrünün mezara dolmakta
oldugunu" unutmasin ve herkes, "ebedî yokolus"un mu yok-
sa "ebedî varolus"un mu daha kârli oldugunu iyi düsünsün
ve gercekci olmak isteyenler de, bu konularda bilimin ya-
pacagi bulgularin degil, insanin kendi yapacagi ke$fin daha
önemli ve öncelikli oldugunu gözönünde bulundursunlar.
Özetle ve sonuc olarak: En iyi bilim, inanctir. En kötü bilim
de, inancsizliktir. Insanlik arayanlar, "iyilige" sahip cikip
"kötülük"ten uzaklasmalidir.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: April 13, 2007 6:23 PM
risale-i nurda akıl ile 2 kere 2 =4 edercesine ispatlanan dini gerçekleri okumak gerek.
www.risaleara.com
www.nurdersi.com
Yazan: nurdersi.com Tarih: April 14, 2007 9:15 AM
Bir din adami ile Richard Dawkins'in roportajini asagida bulabilirsiniz.
http://onegoodmovemedia.org/movies/0704/dawkins.mov
Yazan: skorsky Tarih: April 14, 2007 11:18 AM
Sayın Sawyer – OU
Bakın ben her sizin gibi ön kabullü olmadığımdan(AT açıklaması ya da Darwin açıklaması kesinlikle bişey ifade etmez diye bir iddiam olmadığından)Darwin mekanizmaları tümden geçersizdir işe yaramaz dediği mide hatırlamıyorum. Birçok kere Darwin'in gerçeğin ucundan yakaladığını söyledim. Darwinci mekanizmalar evrimde genel olarak ''small scale changes'' denilen küçük çaplı adaptasyonları açıklayabileceğini belirtmiştik.(Galapagostaki gibi örneğin)Sorun şu ki, daha büyük yapısal değişikliklerde bu mekanizmaların hem işlemesi daha zordur, hem de mutasyonun kalıcı zararı canlının bir sonraki basamağa çıkmasını engelleyecek denli önemli bir (fatal error) ölümcül zarar vermektedir. Hatta sizin profesyonelliğinize binaen şu örneği vereyim; Flagella’nın motor yapısındaki önemli parçalardan biri mesela döngü mili, şaft yada rotor kısmından birinin eksikliğinde motorun ''sufficently working to survive'' yani hayatta kalmaya yardım edecek kadar etkin çalışması diye bir durumdan söz edemeyiz. Bunlar Darwinci mekanizmalarla oluşsa bile (ki Dawkins’in Blind Watchmaker’da sürekli dayandığı olasılık hesapları bunu tersini söylüyor)bu yapıların bir anda hep birlikte '' var olması'' gereklidir. Yoksa Flagella'nın ister doğa değin ister bir Akıl tarafından deyin tasarlanmış muhteşem motoru ''çalışmayacaktır''.Buna indirgenemezlik diyoruz.
Evrim temel olarak, A,B,C lineer advanced sistem olduğu için yani özetle doğrusal basamaklarla bir üst yapıya geçişin, yaşam faktörünce hayatta kalmak için sağladığını avantajı savunduğundan, bu direk avantajın doğal seçilimce seçilip, aktarılması sonucu da tüm canlı varyasyonunun oluşturan kabul ettiğinden ötürü durum şudur;
Flagella’nın kamçı yapısının onun hayatta kalması için olmazsa olmaz bir durum teşkil etmesi ve motorda bir parça eksik olursa,( Darwinci evrime göre A,B,C ve birden E basamağı görülürse) motor çalışmayacaktır. Bugüne kadar hiç bir laboratuar çalışması, temel parçası eksik olup sürekli çalışan bir Flagella motoru tespit edememiştir. Ayrıca Darwinci mekanizmalarca bunların olası yolları ve patikaları tam olarak gösterilememiş, hatta iddialı olacak gösterilemeyecektir. Canlının motor kısmındaki bir parça eksik olursa ne olur? Kıyamet mi kopar?
Bizim için değilse bile küçük kıyamet o canlı için kopar. Canlının bu durumda (eksik parça ile) yaşamayı devam edip(survive)yeni mutasyonlarca daha iyi yapılara kavuşma şansı bile olamayacaktır.
Durum Flagella’nın temel bir parçası eksik olduğunda motor (out of order) çalışmamaktadır. Peki, onca temel parçanın bir anda var olup aynı anda güdülenmiş bir şekilde sanki motor yapmak için motor parçası olmuş olmak gibi muhteşem bir rastlantısallıkla bir araya gelerek, hadi arkadaşlar motor olalım hareket kazanalım demesi midir Darwinci açıklamanın mağrur bilim paradigması? Yoksa bu parçalar organize edilmiş ve canlının hareket kabiliyeti kazanarak ''survive'' sağlaması için tasarlanmış yapılar mıdır?
Darwin’in açıklamaları belki de 2 milyar yıldır temel hiç bir değişikliğe uğramamış farklı Flagella türlerinin arasındaki küçük değişiklikleri açıklamakta kullanılabilir. Fakat asla Flagella’nın neden hareket kazanma isteği olduğunu, neden o tasarım harikası motora sahip olduğunu açıklayamaz. Hareketi olmayan bir Flagella türü tespit edilirse size katılabilirim daha önce değil! Derin düşüncede de itirazınız olmuş, yadırgamadım materyalistlerde alışık olduğum bir hali yeti ruhiye sergilenmiş. Gelelim o ilişimleri neden verdiğime; İnce Ayar mevzusuna( Fine Tuning) FT e karşı olan ilişimleri, diyorum ki, sizin bu konuda söyleyemediklerinizi bakın yandaşlarınız ya da dindaşlarınız nasıl söylüyor demektir. Bunu alıp siz tutarsızlık olarak işliyorsunuz. Artık bu kadarı da olmaz demek lazım Scoptoma diyordum pardon özür dilerim blinded by the blindwatchmaker...
Son olarak, Ben GA bir şey ya da her şeyi biliyorum demedim. İmkanlar dâhilince okuduğum 3,5 makale ile çok genel bir tablo çizdim elbet sizin bilginizle o konuda aşık atacak değilim. Sadece az çok genel Bilgisayar bilgimle makalelerden çıkardığım yorumlardır yazdıklarım bu konuda. Fakat Moleküler Biyoloji ile ilgili okuduklarım ve çıkardığım sonuçlar örtüşmekteyse bunları açıklamam çok garip olmamalı.( AT öyle diyor diye öyle demek gibi bir takıntımda yok sizin verdiğiniz ilişimlerden de istifade ediyorum)Sonuçta benim çıkarımlarım doğru ya da yanlışları da benimdir. Genetik algoritmalarla ilgili getirilen ve ortada duran eleştiriler bunlar dedim. Sizin savunduğunuz GP yani Darwinci algoritma ile sürekli fatal error yaşanıyor mu yaşanmıyor mu? Yaşanıyor! Zaten Darwinci algoritma mutasyona dayanmıyor mu? Dayanıyor ve bunu sonuçlarının doğal seçilimle seçilmesine tüm rasgeleliğe ve yönlendirilmemiş bilgiden organize hayatın çıkmasına…
Sayın yorumcu artık Adelman seyyar satıcısından ya da daha üst problemlerden bahsedelim. Sizin profesyonelliğinizden daha çok faydalanalım Evrim macerasında savunduğunuz mekanizmaların daha işlevsel fonksiyonlarını bize açıklayın. Böylelikle evrim adına ben sizden uzmanlık alanınıza binaen daha çok şeyler öğrenirim ve belki de siz de bu skolâstik bakıştan bir nebze sıyrılabilirsiniz. Kim bilir...
Not-bir önceki yorumumdaki sorulara cevap vermeyişinizin yorumu okumadığınız için olmadığını biliyorum.
Saygılarımla…
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 14, 2007 1:39 PM
"Arkadaşlar, eğer bir memlekette, namus sahipleri de en az kötü insanlar, fesatçılar kadar sabırlı olmazsa, o memleket mutlaka batar” demis Inonu. Cok dogru soylemis. Demokratlar, ozgurlukculer, dindarlar da demokrasi, din dusmani Inonuler,onun cocuklari torunlari laikci fasitler kadar cesur olmak zorunda.
"ordu goreve" diyen rantci, vurguncu fasistlere karsi malesef "millet goreve" diyen Cumhur cikmadi. Ben Cumhur'a kabahat bulmuyorum. Entellektuel Ukrayna'da, Gurcistan'da Litvanya'da Sirbistan'da hatta muz cumhuriyetlerinde yetisir; Turkiye'de degil.
Bir dindar demokrat entellektuele ait bu sitede dahi laikci lumpenlerin sergiledikleri cehaletin cureti karsisinda akil, izan sahibi, demokrat ruhlu insanlarin tavizkar veya sessiz olmalari, konustuklarinda da adeta onlara hesap verme, inanislarini sanik sandeleyesine oturtmaya riza gosterir tavir takinmalarini bazilari "insan kazanma" olarak sunabilir; ben degil.
Bu uslup 80 kusur senedir denenmis uluptur. Bazen yureksizlik te kendine "diyalogculuk", "ilimlilik", "insan kazanma" bilmem ne adlari verebiliyor. Bir konusma tarzina bu tasvifi verebilmem icin bu uspup sahiplerinin, ayni zamanda savciliklara suc duyurularinda bulunan, Ferhat Sarikaya, Atilla Yayla icin mektuplar yazanlar, NOKTA dergisine karsi yurutulen Stalinist kiyimi var gucu ile protesto eden kisiler oldugunda bu uslubun bir korkaklik, sinmislik psikolojisi degil bir strateji olduguna karar verebilirim.
Benim lisanmda fasiste fasist lumpene lumpen, kendi anne babasina ecadina ait degerlerden, yani kendisinden nefret edene layik oldugu tabirleri kullanmak hakaret falan degildir.
Ama yoruldum.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 14, 2007 3:34 PM
Öncelikle benim Sawyer olduğumu sanmışsınız hayır Sawyer falan değilim. Buraya asıl yazma amacım ana olarak evrimi tartışmak değil ama kendi alanım olduğu için GA'ler hakkında yapılan asılsız yorumlara cevap vermekti.
Genetik algoritmalar ile mutasyonun fatal error verdiğini söylüyorsunuz. Dikkatinizi çektiyse ben de yukarıdaki yazıda GA'lerin ve ya GP'lerin her problemin çözümünde başarılı olarak kullanılamayacağını söyledim. Hatta dogmatik! Talk Origins makalesine göz atsaydınız orada GAlerin avantajlarının yanında dezavantajlarının da verildiğini görürdünüz. Eğer binlerce GA makalesinin içinden gidip başarısız oldukları makaleleri seçerseniz tabiiki GA ler başarısız gözükecektir. Ama sizin yaptığınız görmediğiniz kısmı yok saymak görmedim, o zaman çalışmıyor demek. Örnek veriyoruz gösteriyoruz.
http://www.genetic-programming.com/humancompetitive.html hala fatal error fatal error diyorsunuz.
Adelmannın seyyar satıcı probleminden Travelling Salesman Problemini bahsediyorsanız sanırım (Adelmann değil Hamilton formülüze etmiştir bu problemi) açıkcası TSP Genetik Algoritmaların en çok kullanıldığı alanlardan biridir. GA ile yapılan TSP çözümleri ve kullanılan operatörlere örnek olarak
http://citeseer.ist.psu.edu/cache/papers/cs/15146/http:zSzzSzwww.sc.ehu.eszSzccwbayeszSzpostscriptzSzaireview00.pdf/naga99genetic.pdf
bakabilirsiniz.
Genel olarak sonuçlara baktığım da TSP icinde gayet kaliteli çözümler ürettiğini düşünüyorum.
Ha okuduğunuz makalelerde ondan daha iyi çalışan yöntemler görmüş olabilirsiniz ama bu GAin de gayet başarılı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Haa daha üst problem istiyorsanız dogmatik gözlüklerinizi kaldırın ve Talk Origins makalesindeki uygulamaları okuyun. Ha bu taraflı diye tatmin olmazsanız referanslar bölümünden ilglili makaleleri okuyun.
GA'in Evrim - ID tartışmalarında ki yeri Mutasyon ve Doğal seçilim'in yeni bilgi üretip üretmeyeceği konusundadır. Eğer makaleleri hakkiyla incelerseniz bunların basit adaptasyonlardan çok daha fazla bilgi ürettiğini görebilirsiniz. Eğer rasgele çözümlerden Mühendislik ve Bilim problemleri için optimal çözümlerin GA'le bulunmasını bilgisel açısından yeterli bulmuyorsanız zaten boşuna konuşuyoruz.
Evrim için lineer bir yöntemdir demişsiniz. GA ve mutasyon açısından bakarsanız hayır Evrim ille de lineer bir yöntem falan değildir. Mutasyonun kullanım amacı da arama uzayında başka noktalara sıçramaktır. Mutasyon kullanmadığınız sürece elinizde bulunanla idare etmek zorunda kalacağınızdan populasyonunuz bir yere gelip takılacaktır. Mutasyon'da o takıldığınız noktanın dışındaki noktalara sıçrayıp araştırmak için kullanılıyor GAde. GAler asıl mutasyonsuz fatal error verir mutasyonla değil. Hatta bazı evrimsel yöntemler (Evolutionary Strategies) neredeyse mutasyon temellidir, çaprazlamanın etkisi çok azdır.
>>>>>>>>Son olarak, Ben GA bir şey ya da her şeyi biliyorum demedim .................
Güzel en sonunda alçak gönüllü bir davranışta bulunmuşunuz. O zaman neden daha önce daha okumayı bırakın daha piyasaya bile çıkmamış bir kitabı bana tavsiye ettiniz? Neden hala Dembski'nin NFLine, NFL teoremini ispatlayan David Wolpert tarafından yapılan eleştirileri göz ardı ediyorsunuz? Neden Dembskinin 50 sayfalık Evrimsel algoritmalar ile ilgili bölümün 30 sayfasının GA ile alakası olmayan "METHINKS IT IS LIKE A WEASEL" programıyla heba edilmesine bir şey demiyorsunuz.? Neden NFL'in Coevolutıon'da geçerli olmadığını
"D. H. Wolpert and W. G. Macready. Coevolutionary free lunches. IEEE Transactions on Evolutionary Computation, 9(6):721-735, December 2005." gözardı ediyorsunuz. Sadece bunlar bile 'diğeri de sizi iyi sallar dediğiniz kitabı' çöp kovasına yollamaya yeterli sebepler.
>>>>>>>> Not-bir önceki yorumumdaki sorulara cevap vermeyişinizin yorumu okumadığınız için olmadığını biliyorum.
Hangi sorudan bahsettiginizi çözemedim.
Yazan: OU Tarih: April 14, 2007 8:29 PM
Sayin Yildirim,
mescidine bevleden bedeviye kizmak isteyen ashabini engelleyip 'gidin uzerini toprakla/tasla ortun' diyen peygamberin uslubuna ne ad veriyorsunuz? merak ettim de.
Yazan: yaren Tarih: April 14, 2007 9:49 PM
Dolayısıyla kanımca insan için izlenmesi gereken en doğru yol, vahyi izlemek, ancak onu anlamak için de akıl ve geleneği kullanmaktır. Zaten (İslam tarihindeki “akılcı” fikir akımı olan Mutezile’nin mensuplarının dediği gibi) akıl da sonuçta Allah’ın yaratıp insana verdiği bir “iç yol gösterici” değil midir?
Muhammed, Allah’ın Resülüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde halinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.
Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
(Dünyalık olarak) size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah’ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
O, sizi (önce) topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra “alaka”dan4 yaratan, sonra sizi (ana rahminden) çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Allah bunları, belli bir zamana erişmeniz ve düşünüp akıl erdirmeniz için yapar. 4
insanın aklı ve vıcdanı yol gosterıcıdır ama cogunluga uymak ıcın Allahın ayetlerını yorumlamak seklınde degıl...
Yazan: ancazin Tarih: April 15, 2007 3:43 AM
www.talkorigins.org sitesinde genetik algoritmalari anlatan kisimlari okurken evrimsel mekanizmalarin elektronikde nasil kullanildigindan bahsedildigini gordum. Ordaki ornek uzerinden gitmek istiyorum:
Dr Adrian Thompson, FPGA’leri kullanarak 1 khz ve 10 khz’lik sinyalleri (go ve stop kelimelerine karsilik olarak dusunulen frekans degerleri) ayirdetmek icin evrimsel mekanizma ile bir devre tasarlamis. Bu devreyi yapmak icin 37 logic gate kullanmis. Bu isin bir insan muhendis tarafindan yapilmasinin imkansiz oldugu dusunulurmus! Aslinda bu isi basit bir Low-Pass Filtre (Bir direnc ve kondansator) ve Filtre sonuna ekleyecegimiz degismeyen ve dijital olarak kullanilabilir voltaj ureten bir kac devre elemani (buffer olarak kullanilacak iki inverter, bir kondansator ve belki gerekirse bir direnc daha) ile bu isi yapmak mumkun. Yani bu alternatif cozumdeki devre komplexitesi belki de en fazla bir logic gate mertebesinde olacaktir, 37 logic gate degil.
Goruldugu gibi isin icine akilli bir tasarimci girince gereksiz ve de pahali islerle ugrasmiyor. Dr Adrian Thompson’in yaptigi bu denemede elde edilen bilgi sadece ve sadece 1 bit’dir. 3000 generation sonucunda elde edilen bilgi degeri sadece ve sadece 1 bit: var (1=5 volt) veya yok(0 = 0 volt). Peki elde edilen devre bir ise yariyor mu? Yaramiyor! Cunku, devrenin niye calistigi anlasilmamis! Bir sekilde calisiyor! Hic bir akilli tasarimci bu devreyi hayatta kullanmaz…. Korkmayin elektronik esyalarinizi rahatlikla kullanabilirsiniz, biz elektronik muhendisleri boyle akillara ziyan metodlarla tasarim yapmiyoruz. Daha once bahsettigim, Speech Recognition’da kullandigim Hidden Markov Model’in boyle abuk subuk seylerle hic bir alakasi yoktur. Kendisi oldukca guclu bir modelleme yontemidir.
Ayrica talkorigins’deki yazinin sonuc kisminda bu 1khz’lik ve 10 khz’lik sinyalleri ayirdeden devre mikroevrim ve makroevrim ile ilgili yaratilisci gorusleri curutmek(!) icin kullanilmis. Mikroevrim tur ici varyasyonlari ifade etmek icin kullanilir. Makroevrim turler arasi gecisleri ifade etmek icin kullanilir.
“Say we have a candidate solution that can accurately discriminate between the two tones, but its outputs are not quite steady as required; they produce small waveforms rather than the requisite unchanging voltage. “
Bu kisim Basit low-pass filtreye(bir direnc ve bir kondansator) karsilik geliyor. Fakat Aslinda digital olarak anlamli (digital devrede kullanilabilir) bir bit bilgi bile uretmiyor henuz.
“Presumably, according to the creationist view, to change this circuit from its present state to the perfect solution would be "microevolution", a small change within the ability of mutation and selection to produce.”
Anlamli bir bit bile uretmeyen aday devremizin digital olarak anlamli sonuc uretmesi icin yapilacak (ve microevolution olarak dusunulmesi istenen) devre ilaveleri aday devremizden daha karmasiktir. Bizim cozumumuzun ise yarar sonuc uretmesi icin filtrenin sonuna bir buffer, ardindan bir sinyal geldiginde uzerinde 5 voltu surekli tutacak veya sinyal kesildiginde 0 volta gidecek (uzerindeki yuku bosaltacak) bir kondansator ve yine bir buffer koymak gereklidir. Simdi komple urunumuzun urettigi (dijital olarak) kullanilabilir toplam bilgi miktari 1 bit olacaktir.
Olayin makroevrime benzetilmesine bakacak olursak sonucta 1 bitlik bir bilgi ureten bu devre makroevrime benzetilemez. Sonucta iki devre elemaninin(R, C) ucuca baglanmasi ile elde edilen bir sonuc uretiyor ve olsa olsa ancak mikroevrim olarak nitelendirilebilir. Yani bence hic bir ise yaramayan bu super devre sadece ve sadece bir mikroevrim ornegidir. Kime ne faydasi varsa!
VHDL dedigimiz bir hardware tasarim dili ile program yazar gibi FPGA’ler ile devre tasarimi yapabiliyoruz. FPGA’ler ile cok degisik devreler uretmek/tasarlamak mumkundur, microprocessor gibi. FPGA ile tesadufen anlamli ve cok kabiliyetli devreler uretilemez. Mesela bir microprocessor uretilemez(sadece evrimsel mekanizmalar ile). Gercek bir makroevrim benzetmesi microprocessor olarak calisan bir devre olurdu. Yukardaki ne idugu belirsiz bir devre degil. FPGA ile gercekten gelismis bir devrenin tesadufen olmasi ihtimalini anlamak icin sunu dusunebilirsiniz:
Bilgisayar ramindeki bitleri sifirlayip ondan sonra rastgele degisik bit degerleri(1 veya 0) atayarak bir windows programi(windows 3.1) olusturmak mumkun mudur? Peki windows 3.1’den XP’ye tesadufen evrimlestirmek?
Ve su hic bir zaman unutulmamalidir ki evrimci mekanizmalar ile sifirdan bir tasarim yapilmamaktadir. Her zaman cok akillica tasarlanmis urunler (FPGA, bilgisayar hafizasi ve orda bulunan bilgiyi proses eden islemci, veya bir DNA) kullanilarak eldeki mevcut bilgiden varyasyon elde edilmeye calisilmaktadir… Crossingover makroevrim icin anlamli degildir. Bu mekanizma tur ici degisime katkida bulunur. Sadece mutasyonlarla ile makroevrim iddia etmek ise ihtimal hesaplari geregince anlamsizdir. Sayin OU’nun yazisindan alinti:
- …Mutasyonun kullanım amacı da arama uzayında başka noktalara sıçramaktır. Mutasyon kullanmadığınız sürece elinizde bulunanla idare etmek zorunda kalacağınızdan populasyonunuz bir yere gelip takılacaktır. Mutasyon'da o takıldığınız noktanın dışındaki noktalara sıçrayıp araştırmak için kullanılıyor GAde. GAler asıl mutasyonsuz fatal error verir mutasyonla değil. Hatta bazı evrimsel yöntemler (Evolutionary Strategies) neredeyse mutasyon temellidir, çaprazlamanın etkisi çok azdır…-
Daha once soyledigim bir seyi tekrar etmek istiyorum:
Bir sey ne kadar mumkunse o kadar olur. Mikroevrim olabilir cunku olmasi mumkundur. Makroevrim olamaz cunku olmasi mumkun degildir. Eger bunlari basit birer slogan olarak dusunuyorsaniz Introduction to Probability and Statistics dersine davetlisiniz.
Yazan: ulug Tarih: April 15, 2007 11:50 AM
Sayın OU
Bu aşağıdaki sorulardı.Cevapları Genetik algortimaya bıraktığıınız için çözememişsinizdir.
Sonsuz zaman ve sonsuz fırsatta herşey mümkündür.(Richard Dawkins)Hangi sonsuz zaman ? hangi sonsuz fırsat ?Bu seçenekler varsa entropi yoktur entropi varsa bu seçenekler yoktur.
''Hatta dogmatik! Talk Origins makalesine göz atsaydınız orada GAlerin avantajlarının yanında dezavantajlarının da verildiğini görürdünüz. Eğer binlerce GA makalesinin içinden gidip başarısız oldukları makaleleri seçerseniz tabiiki GA ler başarısız gözükecektir. Ama sizin yaptığınız görmediğiniz kısmı yok saymak görmedim, o zaman çalışmıyor demek. Örnek veriyoruz gösteriyoruz.''demisiniz.
Bunu çok takdir ettim sizde alçak gönüllülük göstermişsiniz.Siz gösterdikten sonra bize zorunluluk olur.
Adelmannın seyyar satıcı probleminden Travelling Salesman Problemini bahsediyorsanız sanırım (Adelmann değil Hamilton formülüze etmiştir bu problemi) DNA-Computingde ülkemize bile gerip konferans veren ,bu konuda Dünyanın en önemli bilim adamlsarından biri kim? Adelman, şimdi Bay Hamiltonın söylerek show-off bu unnecessary information mı, jargonu biz biliriz örneğide biz veririz havası mı? Bu problem çözümlendi diyebiliriz sanırım:)
http://www.arn.org/docs2/news/dnapowercomputing082603.htm
(arn verdim ön kabullü olsun diye)
''GA'in Evrim - ID tartışmalarında ki yeri Mutasyon ve Doğal seçilim'in yeni bilgi üretip üretmeyeceği konusundadır. Eğer makaleleri hakkiyla incelerseniz bunların basit adaptasyonlardan çok daha fazla bilgi ürettiğini görebilirsiniz''
Adaptasyonlar küçük değişikliklerdir evet ama asla ''basit ''değişiklikler değiller.Evrim içersinde sadece ''embedded layers''ların önemli bir parçasıdır.Elbette mutasyonun gücü small scale change dışında birşey değildir.Türden türe geçişi asla açıklayamaz.Adaptasyon, Darwinin evrim bilgisine kattığı en büyük basamaktır.Çünkü en yüzeysel fizyolojik değişiklikler bunlar olduğu için,toplumun en rahat algılayabileceği evrimsel değişikliklerde bunlardır.Bu yüzdende en kolay manipüle edilip,istenilen şekilde kullanılan yapılarda maalesef bu yapılardır.Sonuçta Darwinci paradigmanın nerdeyse tümü adaptasyona dayanır.
National Geography,Science,American Scientist,Time gibi medya silahları sürekli adaptasyonu ve Jura döneminden bu yana canlıların nasıl pullarının kol,kollarının kanat olduğunu işler durur.Paradigmayı arzu edilen felsefeye yamamak için kullanılan ''en önemli enstrümanlar adaptasyonlar''dır.Siz bir Darwinci olarak Darwini tanımıyorsunuz bu çok eshef verici.
''Evrim için lineer bir yöntemdir demişsiniz. GA ve mutasyon açısından bakarsanız hayır Evrim ille de lineer bir yöntem falan değildir. Mutasyonun kullanım amacı da arama uzayında başka noktalara sıçramaktır. Mutasyon kullanmadığınız sürece elinizde bulunanla idare etmek zorunda kalacağınızdan populasyonunuz bir yere gelip takılacaktır.''
1. Darwinci Evrim,lineer dir.Sizin söyleminiz oluşmuş olsa teori içi paradoks olur.Flagella örneğiyle neden Darwinci evrimin lineer olduğunu en basit şekilde A,B,C olarak açıkladım.Sizin bahsettiğiniz sıçramalı mutasyon kuramı Neo-Darwincilerin çoğu tarafından terkedilmiştir.Birincisi ''survival'' bir özelliğin mutasyonla ara bir form olmadan birden peydahlanması Darwinciler için bile irrasyonel kalmıştır.İkincisi Mutasyonun derleme gücü kısıtlıdır,yönlendirilmediğinde(ki kontrollü yönlendirildiğinde de ancak kafadan bacaklı uçamayan dört kafalı meyve sinekleri üretildi) yakın zamanda Çernobolilde yaşanan hilkat garibeleri ile sonuçlanır.
2.Mutasyon yapı itibari ile kolay oluşabilecek bir süreç değildir.Atomları birbirine bağlayan nükleer kuvvetin çözünmesi yukarıda Çernobildeki gibi radyasyonun tahribi ile oluşabilir.Canlı mekanizması komplekleştikçe Mutasyonun oluşması zorlaştığından,deneme yanılma sürecine dayanacak bir popülasyon ve habitat gereklidir.İnsana gelinceye dek, bu mutasyonların en hafif tanımıyla milyonlarca kez oluşması,içlerinden binlercesinin olumlu sonuçlanması, nesilden nesile aktarılması ve işlemesi bir zorunluluktur.İnsanla şempanze arasında bahsedilen geçişin olması için 5-7 milyon yılda(tahmini) işleyen 68,000 mutasyon oluşması gereklidir.Bunlar faydalı ''survival'' olanlardır.Şimdi,her atışta tam isabet olduğunu var sayalım.Bir Mutasyonun oluşması ,işlemesi ve seçilmesi ve yeni nesile aktarılması içinde için de 60 yıl verelim.(ortalama primat ömrü diyelim) 60x68000=4080000 yıl geçmelidir.siz 68,000 mutasyon nerden çıktı demeyesiniz diye ;
http://www.designinference.com/documents/2004.06.Human_Origins.pdf
''Güzel en sonunda alçak gönüllü bir davranışta bulunmuşunuz. O zaman neden daha önce daha okumayı bırakın daha piyasaya bile çıkmamış bir kitabı bana tavsiye ettiniz?''
http://www.arn.org/arnproducts/php/book_show_item.php?id=51
Konuya matematiksel açıdan bakmayı dilerseniz;
http://www.arn.org/arnproducts/php/book_show_item.php?id=28
Not kendi uzmanlık alanım olan dil bilim üzerinden daha geniş bir cevabı yakında(2 gün içinde) hem kendi sitemde hemde derin düşüncede okuyabilirsiniz.
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 15, 2007 8:53 PM
Sn. Yaren,
Kusura baimayin , bana sorunzu yeni farkettim. Cevabim:
1. Bir cuimle icinde bir tane nas ile cevaplanacak adar basit bir mevzuu degil bu "uslup" meselesi. Ben de simdi siz "diogruyu bilip te soylemeyen dilsiz seytandir" desem munazarayi kazanmis olmam. Bir zamanm once Mustafa Bey Irak'tan birbirnin kanni doken Muslumanlrla ilgili olrak "Allah kimin yannda" manali sorusunu sormutu saniyorum. Bu soru butunh muslumanlrarasi ihtiaflar icin sorulabilir.
2. Siz de bir boktaya kadar haklisiniz. Yorumumun bu baslik altinda olmasi burada yapilan belirli bir yorum veya yorumlara degil genel olrak "sadirgan laikcilere" karsi secilen usluba bt=r elestiri idi. Sadece bu sitede dahi deghil, "dindarlarin" takindiklari, laikcileri fazl onore eden uslup. Benimkisi sadece uygusal bir tepki, ir nefsi tatmin meselesi degil, nesnel olra destekleyebilecegim bir arguman. Bunu da zaman zaman yaptim.
3. Ama siz de haklisiniz. Ille de benim gibi konusulacak diyemem tabiiki. Mtodlarda farkiliklar olacak.
"muminin ihtilasfinda rahmet vardir".
Saniyorum artik saflar, radikaller/ilimlilar, muslumanla/olmayanlar, hatta demokratlar/fasistler bile yeteri kadar kapsayici bir ayrim degil. Mesele iyiler ve otuler kadar berraklasti.
Insan tabiatinda iyilik ve kotuluk kaabiliyeti de oldugu hasabi ile umid ediyorum "bu s karli" diye bilrek kotuyu, ucuzu secenlerin iyilik malekeleri harekete gecer ve bu yolun cikmaz yol oldugunu ve artik fazlaca "karli" da olmayacagini ourler. Sular yukari akmaz.
Biliyorum bunlarin hepsi size cevap degil; mevzuuda genel dusunceler. Bakin guya daha az yorum yapacaktim. Kotami astim bile. Bir sure dinleyecegim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 16, 2007 10:33 AM
Yorumlarıma yanıt gelmedi ama farklı formatlara kapı açıp hep aynı konular etrafında dönmemek adına eklemeler yapabilrim:
Bir filmdeki aşk temasını arka plana itip felsefi temaları ön plana çıkarma gayreti hemen herkes için garip gelebilir. Filmler, romanlar, şarkılar hep bıkmadan usanmadan aşkı işleyip dantel gibi dokumaktan usanmazlarken felsefe de neyin nesi?
Fakat bilimclerin aşkı bırakın bir temel insani dürtü olmayı, bir duygu olarak bile kabul etmediklerini biliyor musunuz? Bu kadar güçlü sanılan ve kalbimizi hızlandıran, yüzümüzü renklendiren ve terlememize, hatta titrememize neden olan şey, "duygu" statüsüne bile sokulmuyor, garip değil mi?
Değil, bunun temelinde şu var: Aşkın insana has hiç bir yönü ve özelliği olmadığı halde tamamen kendi yapay ve sanal beyin ürünlerimiz olan edebiyat, sanat ve düş gücümüzü kullanarak aşkı insanileştiriyor, ulvileştiriyor, yüceltiyor ve hatta kutsuyoruz.
Çok maddeci ve aşağılayıcı bir bakış açısı gibi görünse de bilim tarafından bakılınca böyle görünüyor ve ben bu bakış açısını seviyorum. Tüm o abartılı saçmalıklardan çok daha etkileyici bir bakış açısı. Üstelik duygu dünyamızı yapışkan duygusal virüslerden korumak için mükemmel bir antikor.
Sanat ve edebiyat gibi bilimin de insan ürünü yapay ve sanal bir olgu olduğu da öne sürülebiliyor. Kesinlikle yabana atılamaz bir düşünce. Acaba evren gerçekten de bilimin bize betimlediği gibi kütlelerin birbirini "çektiği" elektronların atom çekirdekleri etrafında "döndüğü" artı eksi diye bizim adlandırdığımız etiketlere göre aktığı bir evren mi? İşte kuantum bu sorulara yeni yanıtlar bulmayı amaçlıyor ve bildiğimiz belirlilikleri değiştirme iddiası taşıyor.
Ancak belirliliği yani determinizmi yıkmak için en önemli öne sürüm Max Planc'ın bir düşünce deneyiydi ve oldukça tartışma yarattı. Ancak çoğu düşünür için determinizm sapasağlam ayakta. Planck bunu yıkmak için teğet bile geçemedi. Belirlenimci bir dünya sıkıcı gelse de henüz yapılacak bir şey yok. İşlerimizin çoğunu da belirlenimci anlayışla yürütüyoruz. Anca işte bi sayısal oynarsak ya da piyango alırsak ister istemez belirsizliğe sığınıyoruz.
ulug linki altında yazılanlar ilginç ve yabana atılmaz önermeler. İlgiyle okudum fakat sonuç üretmek ve kesin yargı koymak ancak belirlilik alanı içerisindeyken olasıdır. Belirsizlik alanına projektör de tutsanız oradaki olgular hakkında kesin yargıya varamazsınız.
Evren hakkında çok kesin çıkarsamalar yapmak totalizme yol açar ve liberal düşünceyi dışlayarak "yasal, usul erkana uygun düşünüm tarzı" kısıtlamasını doğurur. Bu tarz düşünüm de fazla münbit değildir. Buğday eker buğday kaldırır, öyle de devam eder gidersiniz.
Yazan: demirkan efegil Tarih: April 16, 2007 12:35 PM
sayin Yildirim,
Cevabiniz icin tesekkur ederim. Haklisiniz, evet, maksat munazara kazanmak vs. degil. Cevabinizdan, en onemli meselelerimizden birinin 'ifrat-tefrit' dengesi oldugunu anliyorum. Dengeli bir 'hilm', ve dengeli bir 'hiddet'.
sevgiler,
Yazan: yaren Tarih: April 16, 2007 6:06 PM
Bildigimiz belirlilikler nedir ki? Determinizmin sinirlari nerede ciziliyor?
Eger evrende tipki yercekim kuvveti gibi isleyen, ve bizim dusuncelerimizin yarattigi enerji ile uzerimize cektigimiz kuvvetler varsa?
Acaba cennet ve cehennemin varligi da boyle aciklanabilir mi? Iyilik, guzellik, mutluluk, huzur ve sevgiye odaklanan dusunceler cenneti cekiyor olabilir mi? Belki de evrende hepimizin, her varligin kendine has bir cenneti ve cehennemi var. Irademizin urunu olan dusuncelerin yarattigi enerjiler sayesinde cennetimizi ve cehennemimizi cekiyoruz.
Yazan: Beyaz Tarih: April 18, 2007 9:09 AM
Determinizm Türkçeye nedensellik ve belirlenimcilik olarak çevriliyor. Tam olarak tanımlanması oldukça zor bir kavram. Bazı başka kavramların ön açıklama olarak verilmesi gerekiyor. Fakat bu detaylara girmeden çok kısa bir açıklama yapmam gerekirse: Evrendeki nesne ve olgular arasındaki nedensellik bağıntılarını çözümleyerek evrenin akışını kavramaya çalışma ve bu yolla belli nedenlerin hangi sonuçları doğuracağını öngörme çabası.
Determinizme her zaman birçok itiraz gelmiştir. Olayların hiçbir zaman öngörülemez olduğu, güneşin her gün doğması için nedenlerin yetersiz olduğu, aslında her gün güneşin doğmamasının mümkün olduğu savunulmuştur. Buna kıyasla aynı nedenlerle meydana gelmesine alıştığımız bütün olayların yarın da olmaları için hiçbir garanti olmadığı, bunların nedensellikle açıklanamayacağı söylenmiştir. Bu itirazlar genellikle evrenin dilediğince yaratan bir gücün yönetiminde olduğu, nedenlerin önemsiz olduğu savından kaynaklanır. Bu itirazlara determinizmin cevabı, bunların olmaması için de nedenlerin gerekli olduğudur. Örneğin yarın güneş doğmazsa, doğmamasının da nedeni olacaktır.
Determinizm her dönem bu anlamda anlaşılmamıştır. Kader kavramı bir tanrısal determinizmdir. Tüm nedenlerin ilk nedeni olan ve tümünü düzenleyen, önceden belirleyen bir tasarlayıcı güç öngörür. Bu düşüncede nedenler önemsiz, ilk neden önemlidir. Maddesel determinizm ise tüm olguların birbirine neden-sonuç ilişkisi ile bağlanarak varlığın bir örgü gibi iç içe geçtiğini öngörür ve ilk nedeni önemsemez. Bir çığın başlaması gibi basit herhangi bir neden oluşumu tetiklemiş olabilir. Bu bakış açıları tanrıyı ve tanrısızlığı sonuç verir. Bilimsel determinizm iki bakış açısını da göz ardı eder. İlk nedene ne önem, ne önemsizlik atfeder. Onu ne ulaşılamaz bulur, ne ulaşılabilir. Sadece neden-sonuç ilişkilerine odaklanır.
Şimdi: Determinist bakmak için en yakınınızdaki herhangi bir cisme odaklanın. Bu cisim burada “neden” duruyor? Sorusunu sorun. O cismin orada olmasının bazı nedenleri vardır. Genellikle başlıca bir neden ve onun etrafını ören başka bir sürü neden vardır. Zincirleme birbirini sonuç veren bu nedensellik ağı kısa bir sorgulamayla giderek karmaşıklaşır. Her nedeni de bir sonuç haline getiren önceki nedenler derken zincir uzar ve giderek zaman ve mekanı ören bir ağa dönüşür. Bu bir karmaşa getirir ve bununla ilgileniyorsanız entelektüel bir çaba içerisine girmişsiniz demektir. İlgilenmiyorsanız zaten bu yazının kapsama alanından çıkmış bulunuyorsunuz. Daha sonra yeniden deneyin. İlgilenenler için: Karmaşa karşısında beyniniz iki tür tepki verir:
Ya karmaşayı çözme yönünde, ya da karmaşayı tırmandırarak artırma yönünde. Birinci bahsettiğim bilimsel çabadır: Nesneleri temel, anlaşılabilir ölçütlere göre tasnif eder böylece karmaşayı azaltmaya çalışırız. Nesneleri aralarındaki benzerlikler ve gayrılıkları baz alarak sınıflandırır ve aralarındaki ilişkileri, geçişleri bulmaya çaba gösteririz. İkincisi metafizik düşüncedir: Nesnelere daha karmaşık, daha anlaşılmaz özellikler atarız. Bu çaba bilinen ve görülenden daha üst düzeyde karmaşık bir metafizik öngörür. Bu alanda niteliği “dünya gözüyle” asla anlaşılamayacak karmaşık bir ruhsal âlem vardır.
Bilimsel çaba sonuçta evreni tümüyle açıklanmış bir hale getirip ilk nedene ulaşmayı sağlayamaz. Fakat nedenselliği çözdüğü oranda getiriler sağlar. Yazgı olarak görülen kansere (en azından ve şimdilik) yüzde elli oranında çare getirir, apandisit gibi basit nedenlerden ölenlerin hayatta kalmasını sağlar, ulaşılamaz sanılan gök cisimlerine ulaşılabileceğini kanıtlar… vs.
Hemen eklemeliyim ki bilim bir gün gelecek her şeyi açıklayacak inancı yanlıştır, her şeyin tüm nedensellikleriyle açıklandığı bir gün olmayacaktır. Evren buna izin vermeyecek değin karmaşıktır. Bu inanç bilimi alternatif bir inan, bir dogma konumuna sokar ve başta belirttiğim iki bakıştan da sarfınazar ilkesini bozarak tanrısız maddesel determinizmden taraf olmasına yol açar.
Ancak şu iddia edilebilir: Determinizm tümüyle kapsanabilir, tüm nedensellik örgüsü açıklanabilir bir şeydir, başarabilirdik, eğer yeterince zamanımız olsaydı. Bu iddia bir anda reddedilemeyecek, fakat sınanamayacak ve kanıtlanamayacak da bir iddiadır. Ancak böyle bir kanı edinmek bilimsel determinizme zarar vermez, tersine güçlendirebilir.
İnsanlar bilimsel determinizme sıkı sıkıya bağlı kalamazlar, böyle bir davranış beklemek de haksızlık olur. Çünkü üstesinden gelmeye de çalışsanız, tırmandırmaya da çalışsanız sonuç değişmiyor, karmaşa yine karmaşa olarak kalıyor. Beş parasız da, multimilyoner olarak da sonuçta ölündüğü gibi… Bu yüzden çok doğal olarak her iki tarafa da meyledenler olur. Hatta taraflar arasında geçişler de olur. Bu yalpalamaların total bileşkesi insanlığın oluşturduğu değerler toplamıdır.
Weinberg metafiziğe hiç ödün vermeyen bir fizikçidir, fakat bir uçak yolculuğu sırasında bir pamuk gibi bulut yığınlarının altındaki cıvıl cıvıl dünyayı, bir de atmosferin üzerindeki şiddetli ışınımların, hayata düşman koşulların varlığını düşünürken bunca olumlu koşulun yeryüzünde nasıl bir araya geldiği konusunda hayrete düşer.
Gerçekten karşımızdaki evren, bakıp ateist olmaya karar verilebilecek bir evren değildir. Karmaşanın ardında bir sır gerçekten de olmalı. Bu sırrı hiç kimse bilmedi ve bilmiyor. Öğrenebilecek miyiz? Bilmiyorum. Fakat başta vurguladığım gibi hangi yolu seçerseniz seçin, entelektüel bir çaba içerisindesiniz. Sorun, bilimsel determinizmden materyalizme, tanrısal determinizmden idealizme (bu kavram anlaşılamayabilir, yanlış anlaşılabilir, materyalizmin tam karşıtı ruhiyatçılık anlamında kullanıyorum.) geçiş yapmamaktır. Bunu yaparsak entelektüel çabamız sona erer, fanatik ve dogmatik oluruz. İster fanatik ateist olarak, ister fanatik dinci olarak, fark etmez. Her iki durumda da determinist çabanın (nedenselliği çözümleme ve açıklama çabası) doğal işleyiş sürecini atlayıp kestirmeden bir sonuca ulaşmak istiyorsunuz. Tanrı var ya da yok, bir karara varmak istiyorsunuz. Ey, haklı da olabilirsiniz canım, bu çaba kaç bin yıl sonra sonuç verecek de “haa, böyleymiş” diyeceğiz? Ben ölüp gittikten sonra bana ne evrenin sırrı çözülmüş, bilmem ne olmuş? Zaten evrenin tümden çözüldüğü bir günün olmayacağını da peşinen söyledik? Eee?
Bu gerekmiyor. Evrenin sırrının filan çözülmesi gerekmiyor. Sadece ne kadarını çözebilirsek o kadar bilgili ve bilinçli oluyoruz. Tamamen çözmemiz gerekmiyor. Kitap okumayı çok seviyorsunuz fakat dünyada sadece bir tek kitap var, okudunuz ve bitti. Ne yapacaksınız? İyi ki de evren basitçe çözülüvermeyecek kadar karmaşık.
Bizden ne eksiği vardı dünya ve hayat hakkında hiçbir şey bilmeden ormanda avlanırken yakalanıp tanrıların gazabını dindirmek için kurban edilen zavallının? Biz atomu, galaksileri bilmeye layıktık da o değil miydi? Böyle bir şey yok! O kendi nedenselliğinin sürüklediği sonuç içinde devindi, biz kendi nedenselliğimiz içinde yolculuk ediyoruz. Ölümle yolculuk bitmez mi? Ben nereden bileyim, belki biter, belki bitmez. Ama bitmiyorsa determinizm de bitmeyecektir. Yine nedensellik akışına bakarız yani, panik yapacak bir şey yok! O kadar inandık, tam bir şüpheye düştüydüm, ölüvermişim, al başına belayı! Böyle bir şey yok! Hiç inanmadıydım, tam ölürken inanasım geliverdi. Yırtar mıyım acep? Yok kardeşim böyle bir şey! İster inan, ister inanma, neye inanırsan inan, yeter ki tepeme dikilip bana neye inanacağımı da, neye inanmayacağımı da dayatma, yeter. Ben Diyojen'in ünlü "gölge etme..." sözünü hep bu anlamda anlarım.
Determinizmden kuantum ve kaos konularına geçişler var ama, forum çerçevesini zorlamakta yarar yoktur sanırım...
Yazan: demirkan efegil Tarih: April 25, 2007 9:10 AM
BEŞER
Yani beşer olarak muhtelif hüviyetlerde evrensel şuurun bir vekili olarak planetler üzerinde genel yayılma, dağılma ve genelleşmeye hizmet eden özel yayılma, dağılma ve genelleşme sahibi olarak bulunmak mecburiyetindedir. Öyle ki, beşer hüviyetinde bulunan varlık, madde ile alakasını, seyyaliyetin ve inceliğin ve yüksekliğin lehine olarak kestikçe, asli olan insan planına doğru yükselir. Şunu unutmamak lazım ki, insan dendiği zaman biz hatıra geliriz. Hayır. Biz, ancak İnsan'ı temsil eden varlıklarız. İnsan, mukaddes metinlerin bazı bölümlerinde ifade edilen Kadir-i Mutlak 'in bizzat kendi Müteal Tahayyülü ile meydana gelmiş bir ve orijinal muhteşem varlığın isimdir. Buradan şu anlaşılmalıdır ki, her çeşit beşeri plan hangi seviyede bulunursa bulunsun, hangi madde vasıfları içerisine enkarne olmuş olursa olsun, daima Kadir-i Mutlak 'ın halk etmiş olduğu İnsan planı'na yaklaşmak üzere hareket eder. Fakat bu yaklaşış ebediyen sürer.
Beşer varlığın kâinatla, yani duyularıyla, hasseleriyle görüp anlayabildiği kâinatla, bilgi yoluyla ulaşabildiği kâinatla, müşahade yoluyla ulaşabildiği kâinatla, kendi yapısı ve kendisi arasındaki irtibatı kurmak. Bu, çok safhalı bir araştırma, bir hayat konusudur. Maddenin yapısından, aslından başlayıp, canlılığın ve kozmik hayatın derinliklerine kadar ulaşır. Kâinatta meknuz bulunan enerjilerin, tesirlerin sonuçlarını tetkik etmek de buna girer. Hepimiz beşer olarak kutsal olmamıza rağmen, zilletimiz cahilliğimizden, cahilliğimiz ise nefsimizin ve şuurumuzun kapalılığından ileri gelir. Nefsimizin kapalı oluşu, kendi kendimizi tanımamıza engeldir. Şuurumuzun dar oluşu, bu anlayıştaki sürat ve feraseti tam manasıyla elde edemeyişimizdendir. Şunu unutmamak lazım ki, insan dendiği zaman biz hatıra geliriz. Hayır. Biz, ancak İnsan'ı temsil eden varlıklarız. İnsan, mukaddes metinlerin bazı bölümlerinde ifade edilen Kaadir-i Mutlak 'ın bizzat kendi Müteal Tahayyülü ile meydana gelmiş bir ve orijinal muhteşem varlığın isimdir.
Varlığın esasını meydana getiren; öz, cevher, şuur ve şuur sahaları, birbirleri ile çok derin şekilde bağlı bulunurlar. Şuurun cevhere, cevherin öze desteklik ettiği malumdür. Şuurun umumi, genel şuurla olan rabıtası, cevher kanalı ile olur. Beşer, gerek şuuruna ait ihtizaz, gerek maddi vasıtasına ait ihtizaz bakımlarından daha yüksek bir ihtizaz sistemi ile irtibat kurabilecek, tahammül gösterebilecek ve oraya kendi enerjisini kâinat enerjisi ile temas ettirebilecek durum kazanırsa, o varlık tekâmül etmiş sayılır. Her ne kadar burada bulunuyorsak ta Himalyalar’ın tepesine ulaşmak ümidimiz, hiçbir zaman % 100 ortadan kalkmış değildir. Nitekim himalyaların tepesine tırmananlar da mevcuttur. Yani beşer içerisinde büyük çilekeşler, azimliler, cesurlar vardır, kahramanlar vardır, cehit karlar vardır. Burada olmanıza rağmen, denizin çok derinliklerine girme ümidiniz % 100 kaybolmamıştır.
BEŞERİN VİCDANINI KULLANMA İRADESİ
Vicdanınızı ancak salahiyetinizi kullanıp kullanmamak hususunda fikri, ahlaki ve bir takım sair sebepler tahtında tereddütte düştüğümüz zaman ortaya koymalıyız. Unutmamak lazım ki, insanlar sevgisizliğin ve anlayışsızlığın kurbanı olarak, kendilerine verilmiş olan hür iradelerinin avantajlarını, bilgisizlik ve idraksizlikten dolayı kötüye kullanabilirler. Herkesten aynı şeyleri beklemek hatadır. Salahiyetimiz dâhilinde olan her vaziyeti bilgimiz ve vicdanımızla çözmeye çalışmalıyız. Eğer hadise bize doğru amansız bir şekilde yönelmişse bunu bilgimiz ve maharetimizle atlatmalıyız. İstikametini değiştirmeliyiz. Ancak, salahiyetimiz dairesine girdiği zaman onunla muhatap olmalıyız.
BEŞERİ KİŞİLİK VE HİSLER
His ismini verdiğimiz ve tesir bölgesinden aldığımız intibalar, daha üstün bir halin yerleşmesi, temelleşmesi ve tecellisi için iyi birer kaynak ve etkendir. Aslında bütün insanların his ismini verdiğimiz tesir sahasından beslenmeleri mukadderdir. Çünkü gerçek tecrübe aleti hislerdir. Yapı böyle yapılmıştır. Burada insanın kudretli tarafı, hislerine yön verebilmesidir. Hislerinin kendi arasındaki mücadelesini rahatlıkla takip edebilmesi, adeta onları raflarına yerleştirebilmesidir.
BEŞERİ SEVİYE SEVGİ REALİTESİ
Hâlihazırda insaniyetin içinde bulunduğu seviye, sevgi seviyesinin üstündedir. Dolaysıyla mukaddes metinlerin geçerliliği, ona ihtiyaç duyan kimselerce makbuldür. Sevgininde üstünde makul vicdan bulunmaktadır. Sevgide bilgi yoktur. Sevgi baştan aşağı nakleden, nakledici olarak bir realiteyi bir duygu halini yaşanmasıdır.
BEŞERİ TECRÜBE NEFSANİYET VE VİCDAN
Beşeri tecrübede nefsaniyet kadar vicdanın, otomatizma kadar aklın yeri vardır. Beşeri tecrübe öyle bir karışım ve bileşim ki, burada halledilmesi gereken problemler, daima zikredilen dört ana prensibi, hattıhareket tarzını ihtiva etmiş, içine almıştır. İnsanoğlu muktedir olduğu gücü, kudreti ve bilgisi nispetinde tekâmül mekanizmasının kendisine temin ettiği vicdan ve nefsaniyetin, bir arada ve beraberce bulunması zarureti vardır. İçinde bulunduğu tesir vasatı, yani gerek madde tesiri, gerek spatyumun daha ince ihtizazları, size bütün tecrübenizi yakinen ve bile bile yapmanız hususunda yardımcı olmaz. Bu bakımdan, beşeri tecrübede nefsaniyetin galibiyeti kadar, vicdanın mağlubiyeti, aklın yok olmasına kadar, otomatikmanın hâkimiyeti, bazen gerekli olur ve bazen bunun aksi tahakkuk eder.
BEŞER HÜVİYETİ
İnsan planı ebedidir, benzersizdir ve onun için tekâmül sonsuzdur. Bütün varlıklar türlü kisveler altında olmakla beraber, beşer hüviyetini taşımaya mecburdur, mukadderdir. Beşer hüviyeti denildiği zaman, muhakkak ki tıpkı size benzer bir hüviyeti anlamayasınız. Beşer hüviyeti belli vasıfları ihtiva eder. Bu vasıfların bulunduğu maddi ortamın şekli mevzuu bahis edilmez, daha doğrusu esas ile ilgili, aslı olma değerine haiz değildir.
BEŞER ZİHNİ FAALİYET VE ZEKÂ HADİSESİ
Zihni faaliyet ve zekâ hadisesi, bizler için ancak beşer seviyesine bağlı, belirli fizik ortamı haiz ve belirli enerjiyi muhtevi bir organizmada ortaya çıkar. Bu bizim müşahedemiz, Bizim kolumuzun uzandığı tecrübe sahası ve imkânlarımızdır. Bir zekâ hadisesinin, bir zihni faaliyetin, muhakkak bize ait bir benzerliğe ihtiyaç göstermesi gerekmez. Çünkü zekâ hadisesi beyine, daha doğrusu maddeye bağlı bir fonksiyon değildir.
BEŞER İDRAK VE VİCDANIN UYANMASI
Unutmamak lazım ki, insanda idrak ve vicdanının uyanması, sihirli bir değneğin marifeti değildir. Bu, birikmiş olan hakların meydana getirdiği bir liyakatin neticesidir. İşte meşakkat, ıstırap, üzüntü ve elem bir bakıma budur. Vicdan sesini duyan bir kimsenin aynı zamanda birçok şeyleri otomatik olarak yapmak mecburiyetinde olması bir ıstırap kaynağıdır. Birçok şeyleri yarı bilgiyle icra etmesi ıstırap kaynağıdır. Çünkü insan, aynı zamanda beşeri mahlûktur. Ortamın ve ortam tesirinin vasıflarının önemi, onun tekâmülünde çok büyük yer tutar.
BEŞERİYETİN HALİ HAZIR DURUMU
Planetimiz normal tekâmül icaplarını yerine getire getire, kastedilen yol üzerinde hızla ilerlemektedir. Üzerinde enkarne olan varlıkların, gerek kozmik mevkii, gerek güneş sistemi olarak mevkii, gerekse arzımızın maddesel olarak geçirdiği tekâmül merhalelerinden dolayı, derin bulanıklık, karışıklık, şaşkınlık ve kargaşa içerisinde bulunması da normaldir. Bu bulanıklık, karışıklık, şaşkınlık ve kargaşa içerisinde, her tekâmül toplumunda, vasatında, kendine uygun bir şekilde yol aramakta ve karışıklığın bitmesini, ortadan kalmasını sağlamak için de mütemadiyen gayret göstermektedir. Yanalız bilgiler kifayet etmediği için, mütemadiyen gayret gösterme, semeresiz olmaktadır. Dünya insanlarına muhakkak ki zakkum nasip olacaktır. Çünkü bir din devresi başladı ve son bulacaktır. Menfiliğin ve şerrin zincirleri gevşetilmiştir; sınanmak için. Menfiliğin ve şerrin ipleri uzatılmıştır; sınanmak için. Bunun karşısında sizi kösteklenmeden ve sizi köstek olmaktan kurtarmak için müspet tesirlerin, müspet düşüncelerin hazinesi açılmıştır. İşte, biz yer ve gök arasında mütemadiyen darbelenen bir varlık olarak göğü seçmeliyiz.
Derleyen…..: Orhan YARAT
Yazan: orhan yarat Tarih: June 5, 2007 9:55 AM