« Akıllı Tasarım Teorisine Yönelik Bir Eleştiri ve Cevap | Ana Sayfa | Panel: Avrupa Birliği Süreci ve Türkiye »
April 5, 2007
Vahiy ve Bilim Üzerine Bir Not
Sayın Ali Bulaç’ın köşesinde yayınladığı “okur mektubu”mda geçen “Kuşkusuz vahiy mutlak doğrudur; bilim gibi beşeri bilgi kaynakları ise eksik, kusurlu ve değişkendir” şeklindeki cümle üzerine bir okur eleştirel bir yorum getirmiş. “Bu ne kadar vahim bir cümle, bu anlayışa sahip olan kişi daha en baştan itibaren bilime değil, sadece vahye dayandığını itiraf etmektedir” demiş. Yaygın bir zihniyetin ifadesi olduğu için, bu eleştiriyi eleştirmekte yarar gördüm.
Söz konusu cümlemin arkasındayım. Aslında dikkatli okunduğunda buna karşı çıkmanın pek tutarlı bir gerekçesi olmadığı da görülebilir: Dikkat edirse “vahiy”den söz ediyorum. Bu, “Allah’tan gelen bilgi” demektir. Bir insan Kuran’ın veya bir başka ilahi kitabın vahiy kaynaklı olduğuna iman ediyorsa, bu bilgiyi başka bilgi kaynaklarından üstün tutmasından daha akılcı bir şey olamaz.
Ancak elbette herkes Kuran’ın veya bir başka ilahi kitabın vahiy kaynaklı olduğuna inanmaz. İnanmak zorunda da değildir. Böyle bir insanın bilgi kaynakları arasında “vahiy” diye bir kategori elbette olmayacaktır. Bu da gayet normaldir.
Bazı seküler insanlar (yani bir vahye göre düşünüp-yaşamayanlar) buradan yola çıkarak kendilerinin “özgür düşünceli”, dindarların ise “dogmatik” olduğunu savunurlar. Oysa mesele biraz irdelendiğinde, söz konusu seküler insanların çoğunun da aslında bazı dogmalara inanmakta oldukları ortaya çıkar. Bu dogmaların bazıları politiktir (örneğin bir siyasi liderin yüceliğine ve yanılmazlığına iman etmek gibi.) Bazıları da felsefidir (örneğin materyalist felsefeye iman etmek gibi.)
Materyalist felsefeye iman edenler — Darwinistlerin önemli bir kısmı öyledir — bunu çoğunlukla kabul etmezler, kuşkusuz. Ama aralarında açık sözlü davrananlara rastlamak da mümkündür. Harvard Üniversitesi'nden saygın bir genetikçi, önde gelen bir Darwinist ve Marksist olan Richard Lewontin'in ünlü sözünde olduğu gibi. Şöyle der Lewontin:
Bizim materyalizme bir inancımız var, 'a priori' [baştan kabul edilmiş] bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, bilimin yöntemleri ve kuralları değil. Aksine, materyalizme olan a priori bağlılığımız nedeniyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini ve kavramları kurguluyoruz... Materyalizm mutlak doğrudur, çünkü kapıdan içeri İlahi bir adımın atılmasına izin veremeyiz.Bu Lewontin’in ve diğer pek çok materyalistin seçimidir. Ve başta belirttiğim gibi, bu “iman”a sahip olmalarında bir sorun yoktur. Kendi tercihleridir ve Kuran’ın “sizin dininiz size, benim dinim bana” ilkesi gereğince, bunda serbest olmalıdırlar.
Ancak, malum, seküler insanlar ve dindarlar (ve dahası dindarların bin bir türü) aynı toplumlarda, aynı devletlerin yönetimi altında yaşamaktalar. Dahası dünya giderek daha da içiçe geçiyor. Dolayısıyla farklı felsefi ve dini inançların paylaşabileceği ortak alanlar gereklidir. Bu alanlardan biri hukuk, bir diğeri bilimdir. Ben tüm bu ortak alanların “laik” olması, yani bir dine veya felsefi bir görüşe dayandırılmaması gerektiğini düşünüyorum.
Dolayısıyla “Kuşkusuz vahiy mutlak doğrudur; bilim gibi beşeri bilgi kaynakları ise eksik, kusurlu ve değişkendir” cümlesinden endişe eden okurun, endişesine gerek yok. Bu “Müslümanlar içi” bir yorum ve bilime bir bilgi kaynağı olarak Müslümanlarca verilmesi gereken değeri ele alıyor. Bilimin kendisinin İslam’a dayandırılmasından söz etmiyorum. Aksine, bence kesinlikle tarafsız olmalı. Ama bu tarafsızlık materyalizme karşı da korunmalı; Lewontin’in ifade ettiği “iman”, bilimin yöntemi haline getirilmemeli.
Akıllı Tasarım teorisine gelince; bu teori, bilimin tarafsız olarak yola çıktığında vahye uygun düşen bir takım gerçekleri keşfedebileceğini gösteriyor. Bunu görünce “olmaz, bilimi dine dayandırıyorsunuz” diye tepki vermenin alemi yok. Hayır, bilimi dine dayandırmıyoruz. Ama bilim objektif bırakılınca dine uygun düşen sonuçlara varıyorsa, ne yapalım?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 5, 2007 8:13 PM




Budur.
Cevap verilen yorumu okumustum. Suat Bey temel yanilgiyi gostermisti. Bu yazi ise metodik olarak bu "vahim" li yorumun vehametini gostermis.
Aslinda fazla bir orijinallik yok zihniyette.
Yapilan yanlisa farkli bir zaviyedenm bakarsak su cikar onumuze. Muslumanlar inanclarini dayatmiyor, onu bilim yerine de koymuyor.
Mevcut anti-laik, anti-islami duzen ise inancsizligi, ateizmi, yahut her gun ihtiyaca gore tanimi degisen "resmi dogmayi " dayatiyor.
Hatirlatma: Bir iki ay once Hurriyet'ten bir baslik "Yaratiliscilar Bunu Duyunca Kuduracak"!
Neydin kudurtan hatirlamiyorum ama bunlari yazmam kudurma emeresi degildir insha-Allah.
Benim inancimla senin inancin (ateizm, heykelcilik, putculuk, insana tapma, laikcilik, sekulerizm hepsinin karisimi hangi "diogma" ise) sizinki ayni kefeye konamaz, nesnel olcaksak. Cunku:
Senin benimkine inanmama hurriyetin var Mustafa Bey'in acikladigi gibi. Sacma dersin hurafe dersin nitekim her gun diyiorsun.
Ben de seninkine derim fazla zara gormeyecegimi dusundugum mekanlarda mesela burada. Ama o kadar. Fikir beyanidir benimkisi. en ise sadec ifade ettiginm degil, kafamda oldugun dusundugun fikirden doayi beniim guibvi milyonlari cezalandiriyorsun.
Neden sahip oldugun hurriyetin aynisini bana tanimiyorsun? Hangi sekuler ahlak buna cevaz veriyor?
Not: sen, ben jenerik zamirledir.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 5, 2007 9:24 PM
Öncelikle Mustafa Akyol’a teşekkür ederim. Kendisi benim eleştirimi dikkate alarak cevaplamış. Kendi düşüncemi az çok izah edeyim:
Bana göre, bir kişi kendisine temel olarak aldığı tezleri ya da kabulleri de eleştirebilmelidir. Karşı çıktığım, belirli bir şeyin körü körüne kabul edilmesidir. Bu nedenle vahyin de aklın sınamasından geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Akyol vahiy kaynaklı bilgiyi diğer bilgilerin üzerinde tutmayı akılcı saymış. Buna katılmıyorum. Sadece inançlı biri açısından kendi içinde tutarlı buluyorum. Zira vahyin bilgisi, Akyol’un da kabul ettiği gibi, mutlaktır. Bu açıdan, mutlak olan eleştiriden azadedir. Eleştirinin olmaması ise sorgulamadan kabullenmeyi gerektirir, ki bunu da aklı temel almayı tercih eden biri için tutarlı bulmuyorum.
Lewontin’in sözünü ettiği kişilerin olduğu muhakkaktır. Ancak cümlesindeki materyalizm kelimesinin yerine vahiy ve ilahi kelimesinin yerine akılcı ya da maddeci kelimesi getirildiğinde de aynı sonucun ortaya çıkacağına eminim. Din vahiy kaynaklı olduğu için ve vahiy de mutlak olarak kabul edildiği için, dinsel öğretiler dogmatiktir. Bir dine inanan kişi tanrının varolup olmadığını ya da tanrının aldığı kararların doğruluğunu tartışabilir mi? Elbette ki, bilimi de dogmatik olarak alan kişileri eleştiriğim kişiler ile aynı şekilde değerlendiriyorum.
Diğer yandan, Akyol’un ortak alanlar ile ilgili “laik” olma fikrine katılıyorum. Bilimdeki tarafsızlık konusunda da haklı. Ancak, ister sosyal ister doğa bilimleri olsun, bunların hiçbirisi ideolojilerden uzak olamamıştır. Zira bilim yapan insanların kendileri de çok çeşitli inançlara sahip kişilerdir.
Bununla birlikte, benim burada merak ettiğim, bilim ile ilgilenen inançlı kişilerin bilimle olan ilişkilerinin niteliği. Diyelim ki, bilim inanç ile çelişecek birtakım olgular ortaya koyuyor – tamamıyla farazî olarak söylüyorum bunu. Bu durumda hangisine öncelik tanınır: bilim mi, din mi?
Yazan: bliyaal Tarih: April 6, 2007 4:51 AM
bizim genetikçi arkadaşlara hocaları'evrime inanmayan var mı içinizde'diye sormuş..ara sıra öğrencilerin evrime inançları sorgulanıyor..
arkadaşım inanmadığım halde sesimi çıkaramadım diyor..bende entropi konusuna itiraz etmiştim ama pişman oldum:)
evrim teorisi bir bilim midir inanç mıdır?burasını anlayamıyorum..evrime inanıyor musunuz,nasıl bir soru?Allah'a inanıyor musunuz diye sorulabilir,ama evrim bir inanç meselesi midir?
bilim insanlarına bu tarz baskılar yapılıyor..artık evrim teorisine karşı bir alternatif üretmek ne mümkün..baştan iman edeceksin.
bilim inanç ile çelişirse hangisine öncelik tanınır sorusu güzel..
pozitif bilimlerin inanç ile çelişecek bir tarafı yok aslında..İslam açısından konuşursak Allah bize evren üzerinde araştırma yapmamızı söylüyor..bilimi,araştırmayı gözlemi teşvik eden dinin kendisi..
dinle çelişik görünen kısım işin felsefi boyutu..tesadüfen mi olmuştur,bilinçli bir kurulum mudur meselesi aslında bilimsel bir tartışma değil..felsefi bir mesele..
ben evrim teorisi ispatlansa dahi bunun din ile çelişmeyeceğini düşünüyorum..
dini metindeki yaratılışla ilgili ayetlerin çağın geldiği noktadaki bilimsel bulgular ışığında tefsir edilmesi gerektiğine inanıyorum..ayetlerdeki anlatımlar semboliktir..Allah'ın 'OL' demesiyle bütün evren şemsiye gibi açılarak bugünki haline mi geldi?..bir süreç geçirdi,halen geçiriyor..bunları yorumlayabiliriz.
bilimsel çalışmaların sonunda elde edilen teknolojinin kullanımına ahlaki itirazları olabilir dinin..etik anlamda din çerçeve çizebilir..bu noktada çatışma olabilir..burda ben dini tercih ederim..
mesela ben bir doktor olsam keyfi bir şekilde,zaruret olmadıkça kürtaj yapmam.
bunun gibi ahlak ve bilim konusunda sorun çıkabilir ama gerçekten bilimsel çalışmalara dinin itirazı olmaz.
benim düşüncelerim böyle.
saygılar.
Yazan: deniz Tarih: April 6, 2007 11:53 AM
Mustafa Bey,
Uzun yazmışsınız ama net bir yanıt vermemişsiniz. Ayrıca ikili oynuyorsunuz.
Eğer AT'nin "bilimsel" olduğunu ididia ediyorsanız; AT hakkında savunmalar yaparken "vayih akıldan üstündür, bilim eksiktir, kusurludur" deyip bir de üstüne "bu benim kişisel inancımdır" nasıl diyorsunuz? Bu ne rahatlık? "Kişisel inancınınızın" burada ne işi var?? Kişisel inancınızı "kişisel inancım şudur" başlığında söylemiyorsunuz ki, "AT şudur" başlığında söylüyorsunuz. Böyle herşeyi birbirine kattıktan sonra, nasıl kalkıp "objektiflikten" bahsediyorsunuz?
Adını ilk kez duyduğum "Maksist Darwinist" olarak tanıttığınız bir adamın sözlerini gösteriyorsunuz. Sonra bundan yola çıkıp "bütün Darwinistleri" eleştiriyorsunuz, sanki hepsi aynıymış gibi... Diğer yandan siz oldukça rahatsınız! İşinize geldiği zaman "vahiy üstündür, AT Allah'ın şu özelliğini göstermek içindir" deyip kişisel inançlarınızla, savunduğunu bilimsel(!) teorileri birbirine katıyorsunuz. Bunda hiçbir sorun yok mu? "Bilimsel birşey söyleme" iddiasındayken biraz "sorumlu" davranmanız gerekmez mi?
Güya "dogmaları" eleştiriyorsunuz (yersek), ama beri yandan dini dogmaları savunup "böylesi çok akıllıca" diyorsunuz. :) Hani dogmalar kötü şeylerdi?
Bir de şu cümleniz ilginç: "Kendi tercihleridir ve Kuran’ın “sizin dininiz size, benim dinim bana” ilkesi gereğince, bunda serbest olmalıdırlar."
Lewontin'in düşüncelerini hoşgörmüşsünüz. Niye? Çünkü "Kuranda öyle yazıyor" diye! Bu sizin hayata bakışınızın ne denli dogmatik olduğunu gösterir. Bir kişiye söz hakkı tanırken bile "Kuran'dan" müsade arıyorsanız; kalkıp da objektiflikten, anti-dogmatiklikten, bilimsellikten bahsetmenizin ne inandırıcılığı kalıyor?? ("Kendi tercihleridir ve İNSAN HAKLARI GEREĞİ bunda serbest olmalıdırlar" deseniz tamam.)
Yazan: Keskin Tarih: April 6, 2007 3:40 PM
Yahu bu nasıl mantık Sayın Keskin?
Burada AT konusu değil müslümanların inandığı Allah tasavvuru konuşuluyor. Yani "müslüman içi" bir konu bu.
Öbür başlıkta Sayın Bliyall'a da söyledim; Mustafa Bey o sözü AT bağlamında söylemiyor; Ali Bulaç'ın değindiği konuda ve zaten müslümanların inandığı "Allah tasavvuru" bağlamında söylüyor.
AT bilimsel bir teoridir çıkarımları da ampriktir. Bu sonuçları kişiler felsefi inançlarına göre yorumlayabilir. tıpkı darwinist teorinin sonuçlarını hem ateistlerin hem de teistlerin kendi felsefelerine uygun olarak yorumladığı gibi.
Burada AT değil onun çıkarımından hareketle "inanç içi" bir konu tartışılıyor.
Bunu anlamak çok mu zor?
Bunu AT bağlamında söylemiş gibi yapıp teoriye ilişkin önkabuller olduğunu iddia etmek kusura bakmayın ama ucuzluktur.
Hele bunu ne AT ne de darwinizm hiçbir bilmediğini bildiğim şahsınızın yapması "cahil cesur olur" sözünün de teyidi niteliğinde.
AT hakkında biraz okuma yapmanızı öneriyorum.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: April 6, 2007 5:03 PM
Sn.Keskin
ID teorisini ortaya atan bir bilim adamı..Mustafa Akyolun buluşu değil..Mustafa Bey bir araştırmacı olarak konuya ilgi duymuş ve Türkiye'ye bu teoriyi tanıtıyor..teşekkür etmek lazım bu çabasından dolayı..bilim adamları artık farklı görüşler ileri sürebiliyorlar,evrim tek alternatif değilmiş diye öğreniyoruz bizde..
Mustafa Beyin ID teorisine bilimsel demesiyle bilimsel olmaz bu teori..bilim adamlarının bu konuda yazacağı makaleler ve çalışmalarla bilim dünyasına tanıtılması gereken bir konudur..
Mustafa Bey bize bu konuda dünyadaki gelişmeleri aktarıyor..haksız yere üstüne gidiyorsunuz bence.
nasılki ateistler evrim teorisini inançlarına delil olarak gösteriyorlarsa inanan insanlarda ID teorisinden faydalanabilirler..
bilim ve din ilişkileri içiçedir..bilimle uğraşırken bir basamak sonra felsefe yapmaya başlarsınız..her bilim adamının evrenin oluşumuna dair bir öngörüsü vardır..
Einstein Tanrı zar atmaz derken ya da Newton evrendeki düzen karşısında Tanrıya secde ederken Darwinde yaratılışı inkar yoluna gitmiştir..
din ve bilim ne kadar içiçe görüyorsunuz..
sizin neyi yiyip neyi yemediğiniz bilemiyorum ama
Mustafa Beyin samimi bir şekilde kendini ifade ettiği ortada..bırakın oynamayı çok fazla samimi davranmış bence..
Bir de şu cümleniz ilginç: "Kendi tercihleridir ve Kuran’ın “sizin dininiz size, benim dinim bana” ilkesi gereğince, bunda serbest olmalıdırlar."KESKİN.
sizinde bu cümleye getirdiğiniz yorum oldukça ilginç..Mustafa Bey yazısında müslümanlar içi yorumdan bahsediyor ve farklı inanışlardaki insanlara İslamın hoşgörüsünü anlatıyor..
böyle söylediği için objektiflik ve bilimsellikten bahsedemezmiş Mustafa Bey..dogmatik hareket ediyormuş..insaf diyorum artık..
arkadaki zihniyet ortaya çıkıyor yine..bilimsellik=inançsızlık
bu kısır döngü bakalım ne kadar dönecek..
Yazan: deniz Tarih: April 6, 2007 5:08 PM
Vallahi sayın Kesin,
Yukarıdaki Mustafa Akyol'un yazısına ve sizin yorumunuza bakıyorum, yani dogmatik bir insanın başka birisini dogmatiklikle suçlaması ironisini hayretle izliyorum.
Lütfen Mustafa akyol'un yukarıdaki yazısını biraz perspektifinizi genişleterek tekrar okuyunuz. Özellikle şu satırları:
Bundan daha açık bir ifade olabilir mi? Hala aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorsunuz.
Özellikle şu yorumunuz çok ilginç:
LOL :)))
Yazan: blue Tarih: April 6, 2007 5:17 PM
valla ayet hıristiyanları ve yahudileri dost edinmeyin diyorsa ben buna uyarım "dost" kelimesi
özenle seçilmiş bir kelime olmakla beraber islamın ehli kitap olarak tek onure ettiği insanlara karşı duruşumuzu belirlemesi önemli
sayın keskin bilmeli ki biz ALLAH cc ne derse
ona işittik ve itaat ettik deriz ve iş biter
zaten yeryüzünde iki çeşit insan vardır şeytana veya(kula) kulluk edenler ve ALLAHA kulluk edenler
yani hayat anlayışını belirleyen eğer insanlarsa
veya ALLAH sa bu böyledir.
Yazan: MİKAİL Tarih: April 6, 2007 8:28 PM
BİRAZ DA BÖYLE (Mİ)
Bilim,arılmarın nasıl harikulâde altıgenler inşa ettiklerini,ait oldukları kovanları kokusundan tanıdıklarını,olağanüstü güzellikteki bala nasıl yaptıklarını inceler,öğrenir,anlatır. Din de bu gücü o arılara tanrının verdiğini kabul eder ve der ki böyle değilse eğer (inanmayanlar)siz de bal yapan bir arı yaratın. Yada bunu yapamıyorsanız arıya bu ilmin (bilginin) nasıl verildiğini açıklayın.
Bunun uzun uzadıya tartışılacak neresi var anlamadım.
Yazan: Nejat Karagöz Tarih: April 6, 2007 8:42 PM
vahiy bilgisine yorumsuz ulaşmazsınız. böyle bir yeteneğiniz, haddiniz ve imkanınız yok.
o nedenle mutlak olan vahiy bilgisine ancak bir aracı ile ulaşırsınız. O da beyninizin kapasitesi
kadardır. Ve hiç bir kimsenin beyni diğeri ile özdeş olmaycağı için herkesinin algısı sınırlıdır. Bu anlamda mutlak vahiy bilgisi olsa bile kimse buna sahip değildir.
aksi küstahlaşmak ve kendini Tanrı sanmak olur.
kişi haddi bilmektir.
bilim'de tabiatı bilmek yönetmimizdir.
mutlak olan tabiattır, bilim değil.
bilimin farkı şu; bilim haddini bilir.
bilim doğma değildir.
kendini eleştirir ve yeni bilgiye açıktır.
bilim kendini mutlak sanmaz.
sorun vahiyde değil, insanlar da.
vahiyi dogma haline getirip, kendini tanrı sananlar hep dinleri çarpırttı.
hep yeni peygamber gelip düzellti, yeniden çarpıttılar., son peygamberi takip edenlerin de kaderi değişmedi( bence)
Yazan: knz Tarih: April 7, 2007 6:45 AM
Sayın Keskin,
"Adını ilk kez duyduğum "Maksist Darwinist" olarak tanıttığınız bir adamın sözlerini gösteriyorsunuz. Sonra bundan yola çıkıp "bütün Darwinistleri" eleştiriyorsunuz, sanki hepsi aynıymış gibi..." demişsiniz.
Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp:
http://en.wikipedia.org/wiki/Richard_Lewontin
Yazan: fizikci Tarih: April 7, 2007 1:18 PM
Arkadaşlar aranızında "knz"ce bilen varsa KNZ hanımın sözlerini tercüme edebilir mi? :-))
Yazan: Suat Öztürk Tarih: April 7, 2007 3:19 PM
Suat bey,
Onu bir kişi anladı, o da yanlış anladı... sayın knz'yi anlayamadan bu dünyadan göçeceğiz galiba:). Yine de kendisine saygı duyuyorum (neredeyse). Farklı bir üsluba sahip. Kemikleşmiş fikirleri olsa da farklı olduğu için dikkate ve hürmete değer. Bir de temel bireysel hakları desteklediğinizi görsem size içten saygı bile duyabilirim knz hanım.
Vahiy bilgisine yorumla ulaşılabileceği ve bu yorumun da algıyla sınırlı olduğunu söylemişsiniz. Doğru bir tespit. O halde vahyi sizden farklı algılayan insanların görüşlerine ve bireysel haklarına saygı göstermeniz gerekir değil mi? Vahyin kesin bilgisini kendi tekeline almak bahsettiğiniz gibi küstahlıktır, haddi bilmemektir. Güzel bir tespit. Kimse Allah yerine konuşma selahiyetinde değildir. Bunları bir serlevha yapıp başucumuza asmalıyız. Gerçek İslam budur, doğru yalnız benim doğru bildiğimdir dememeliyiz, dememelisiniz, kimse dememeli...
Yazan: blue Tarih: April 8, 2007 2:44 AM
Hislerim beni yaniltmiyorsa MIKAIL ile ayni lisani konusuyorlar.
Yazan: Haydar Tarih: April 8, 2007 5:43 AM
Bir de temel bireysel hakları desteklediğinizi görsem size içten saygı bile duyabilirim knz hanım.
Saygı beklentisinden cavap yazmıyorum.,
açıklamak için yazıyorum.
bireysel hakları desteklemek gibi bir önkoşulla hiç birimiz görüş yazmıyorsunuz ki ? Dünyada ve Türkiye'de bir çok sorun ve birçok mücdadeler var. Hepimiz bir kısmına sahip çıkıyoruz, bir kısmını ise önemsemiyoruz vaya sahip çıkmıyoruz.
aleviler dergahta bedava su elektirk kullanmak ister, bu da bireysel hak. kürtçe anadil sayılsın der biri, bunu da bireysel hak diye önkoşul ileri sürer. Ben size ön koşul dayatsam siz kabul mi edersiniz ??
neticede sizin kast ettiğinizi biliyoruz; sizin için tek bir bireysel hak var, o da başörtüsünün kamusal alanda kısıtlayan mahkeme kararları. ben milyon kere yazdım ki, benim size
kuru desteğimle mahkeme kazanılmaz.
burda boş laf edip sizin sempatinizi kazanmak var ki, ben buna ihtiyaç duymam. Ben size doğru taktik bile verdim., Mahkeme kararlarını inceleyin dedikçe suç oldu. Niye destek vereyim ? ne istiyorsunuz ? Siz ne destek veriyorsunuz ki blue ?
Ben Problem durumunu ortaya koymakla, sizden çok daha fazla hizmet ettim.
Ve hala diyorum bu meseleyi inanç özgürlüğü diye savundukça batarsınız.
Gelelim bu sayfanın konusuna;
Vahiy bilgisine yorumla ulaşılabileceği ve bu yorumun da algıyla sınırlı olduğunu söylemişsiniz. Doğru bir tespit. O halde vahyi sizden farklı algılayan insanların görüşlerine ve bireysel haklarına saygı göstermeniz gerekir değil mi?
hayır. Bu kaosa neden olur. Bilgi ortadan kalkar.
yani; "kafirleri gördüğünüz yerde öldürün" ayetini okuyan müslümanlar iki gün namaza gelemeyeni öldürür. Yani buna mı saygı göstereceksiniz siz ???
doğru bildiğini savunacaksın. inatla savunacaksın. tartışcaksın.
yukarda yazmışım ya blue.
bilimde dogma yoktur.
eski bilgi ve yeni bilgi ile yer değiştirir.
eğer aynı şeyi açıklayan iki alternatif yorum varsa; daha tutarlı olanı seçersin. Çelişkisiz olanı seçersin.
ben başörtüsü sayfasında kavga veriyorum.
kadına dayak konusunda savaş veriyorum.
dopru bildiğini savunursun.
tek başına dikilirsin.
eğer ben daha tutarlıysam, çelişkisizsem, bütüne uyuyorsam, örenklerle destekliyorsam;
bizim eskiye sadakatimiz olmaz.
AZAMLARA DA sadakatimiz olmaz.
sadakatimiz bilinmeyen gerçekliğedir.
yusuf peygamber örneği benim tezimin en güzel kozu. Bir diğer örnek; dayakla ilgili OLARAK bilal'nin boşanma örneğidir. orda "darp" kelimesinin uzaklaştırma anlamında olması tutarlıdır.
Kim aksini düşünüyorsa, onunla doğruyu bulmak adına sıkı tartışmaya gireriz.
bu tartışmalar ve doğruyu bulma çabamız yaşayanların işidir. Ölüleri, onalra çok da saygı da duysak, rahat bırakmalıyız.
iyi açıklama daha kötü açıklamayı bertaraf eder.
Vahyin kesin bilgisini kendi tekeline almak bahsettiğiniz gibi küstahlıktır, haddi bilmemektir. Güzel bir tespit. Kimse Allah yerine konuşma selahiyetinde değildir. Bunları bir serlevha yapıp başucumuza asmalıyız. Gerçek İslam budur, doğru yalnız benim doğru bildiğimdir dememeliyiz, dememelisiniz, kimse dememeli...
ben asla böyle bişey demedim.
benim arkamda kimse de yok. herzaman tekbaşına oldum.
Yazan: knz Tarih: April 8, 2007 11:24 PM
Sayın Akyol, "AKLIN ÇEŞİTLERİ" İSİMLİ Mutasavvıf YAzar Sayın Kazım YArdımcı'ya ait yazıyı konunuza uygun düşer inancı ile gözlemlerinize sunuyorum.
http://www.varliktanveriler.com/turkish/mod.php?mod=userpage&menu=674&page_id=114
Varlıktan Veriler -59 MUTLAK VARLIK, MUTLAK BİLGİ-
MUTLAK VARLIK, MUTLAK BİLGİ
Ahadiyet; Vücüdü Mutlak sınırsız Nur ve Kuvvet olan zorunlu Kadim Var, Varlık. Nurul Envar (Nurların Nuru, güç, güçlerin kaynağı ilk sebep.) (Müsebbibul Esbab-Nedenlerin nedeni). Buna İslam Filozofları Muhriki Evvel derler. Kenarı olmayan Nur, Kuvvet ve sınırsız bilgidir.
(ZAT-I MUTLAK.Huu) La Taayyun, daha mutlak varlığın belirmediği
hali-durumudur.
AKLIN ÇEŞİTLERİ
Aklın çeşitleri dörttür.
1-Aklı Kül: Bütüncül Akıl, Aklı Evvel-ilk akıl, İlmi Kül-Bütüncül İlim- İrfan. Ruhu Azam(İlk Ruh).
HAKİKATI MUHAMMEDİYE, TAAYYÜNU EVVEL.(İlk tecelli; örneği Güneştir.) Kadim Varın,Zatı Mutlakın ilk belirtisi, görüntüsü zuhuru. Batînin ilk belirmesi görüntüsü. Batinin-için-zahir olup şafak gibi belirmesi, Fecri evvel-(İlk Şafak)
2- Aklı Mead: Verayı- öteleri (fizik ötesini, soyut alemi düşünen akıl-iman. taşıyana mümin denir) bu aklı taşıyan ilk ruhtan çıkan ışıklar gibi (güneşin her tarafa uzanan ışıkları gibi) Mukaddes ruhlar, Mukaddes Melekler (Meleklerin bilgisi Allah’ın onlara öğrettiği kadardır. Seçenek ve şuurları yoktur) ve Cinlerden imanlı olanlar, Mukarrebunlar, sabikler (Ruhu Azama yakınlaşanlar, ileri geçenler-Nebiler Veliler,Melekler) Hepside Allah ve Ruhu Azamın evliyası dostlarıdır. Onlar gökyüzündeki yıldızlar gibidirler. O mertebenin örneği gökteki çok parlak olan büyük yıldızlardır.
3- Cüz-i Akıl: Parça Akıl (Işığın Çıngıları yada ışığın karanlık bir odaya girmesi değil de aydınlığın nisbeten yansıması gibi; yarı yada daha az aydınlığın yansıması Mağara aydınlığı gibi. Örneği küçük yıldızlardır.
Bu cüz-i akıl, normal insanın aklıdır.Maddi zahir fizik alemini bilir, öğrenebilir. Ahireti metafizik alemini bilemez, çözemez. Çok az öteleri, mana alemini ara sıra düşünür, fakat çözemez; cüz-i akıl, somut olanı çözer, çözebilir. Öğrenir, öğrenebilir, fakat soyut olanı; soyut alemi çözemez-bilemez. Bilemediği içinde her zaman şüphede kalır. Zan tahmin, hayal, vehim (Varsayımlar) içinde bocalar. Kesin bilgiye kavuşamaz. İçlerinden azı nurlu insanları (Peygamber veya Veli, yada bunlara benzerlerini gördüğü zaman onlardaki bu farkı fark eder, sever hayran olur, onlara ve onların fizik ötesi ile ilgili sözlerine bildirdiklerine inanır. Onları ve bildirdikleri Manevi soyut gerçekleri inkâr etmez.( Ruh, melek, cennet, nurani alem gibi) Bunlar normal müminlerdir. Fakat insanların çoğu inanmaz.
‘’İnsanların çoğu inanmaz’’ ayeti Sureyi Yusuf’ta vardır.(Yusuf-103)
4- Aklı Maaş: Geçinme- Rızk elde etme aklı. Bu aklı taşıyanlara Feylezoflar, İnsanı- hayvan (hayvan-ı natık) der. Bu akla akıl demekte güçtür. Rızk elde etme yeteneği az çok hayvanlarda da vardır. Bir de bu aklı taşıyan bu akılla kendisini ve ailesini tehlikelerden korur. Bu yetenek az çok tüm hayvanlarda da vardır. Örneği hayvanlardır. Cismani alemin karanlık yönüdür.
Aklın en düşük bir mertebesidir. Bunlar için Allah “ La Yekullar, Akılsızlar, gafiller, Haktan-habersizler” buyurur.
NOT: Aklın Türkçe’si : Bütün lügatlarda anlamaktır. Anlamak yoluyla da bilmektir. Yani anlamak niteliğidir. Akıl, anlamak mastarından türeyen sıfat eylemdir.
Âkil: Anlayandır.
Makul: Anlaşılandır.
Kur’andaki La Yekul-Anlamazlar manasınadır. Deli anlamına değildir. Anlamazlar, anlayışsızlar, aptallar demektir.
Delinin anlamı Kur’an’a göre: Mecnun, mecnunlardır.
Kâzim YARDIMCI (Adıyaman'lı)
11.2.2005
www.varliktanveriler.com
yazar@varliktanveriler.com
Not: YAzarın son yazısı "TASAVVUF DÜŞÜNCESİ VE TÜRKİYEDEKİ NAKŞİNBENDİLİK VE GEÇİRDİĞİ EVRELER"(nAKŞİBENDİLER NEDEN SİYASİLER?)İSİMLİ YAZISINI TAVSİYE EDERİM.http://www.varliktanveriler.com/turkish/mod.php?mod=userpage&menu=69951&page_id=225
Yazan: ekin dag Tarih: April 9, 2007 11:49 AM
Sayın knz,
Ben "bireysel" özgürlüklerden bahsediyorum. Hani şu insan hakları bildirgesinde, anayasamızda belirtilen herkesin inandığı gibi yaşamasını öngören, ve başkasına inancını dayatmadığı ve başkasının kişisel özgürlüğüne dokunmadıkça insanı düşündüğünden, yediğinden, içtiğinden sorumlu tutmayan, hür bırakan temel özgürlüklerden... Siz, benim en temel hakkım olan "düşünceme, yaşamıma, giydiğime" karışıyorsanız zaten anlaşmamız mümkün değil ki, siz de amacınızın kimseyle anlaşmak olmadığını, doğru bildiğinizi okuyacağınızı belirtmişsiniz. Zaten bu nokta, diyaloğun bittiği noktadır. Bundan sonra kendiniz yazar, kendiniz okursunuz.
Alevilerin dergahta bedava su kullanmak istemesi bireysel hak değildir. Ama alevilerin kendi inançları doğrultusunda yaşaması, sünni din eğitimi almama hakkı, kendi inancını yayma hakkı kişisel inancıdır. Kürtçenin anadil yapılması bireysel hak değildir, ama ana dili Kürtçe olan birinin Türkçe konuşmaya zorlanması, Kürtçenin yasaklanması hak ihlalidir. Bu ayrımı anlamıyor musunuz? Elbette anlıyorsunuz, işinize gelmiyor.
Hem vahyin yorumlanma farkı olabileceğini söyleyeceksiniz, hem de tek gerçek benim yorumladığımdır diyeceksiniz. Bu ne yaman çelişkidir? Korkmayın, yorum farkından kaos filan olmaz. Peygamberin ifadesiyleancak rahmet doğar. Biz Mevlana torunlarıyız, Ebu Vahhab'ın değil. Eğer bahsettiğiniz gibi her ayet Vahhabilerin söylediği gibi tek bir anlam ifade etseydi, işte o zaman kaos olurdu. Suudilerin problemi "tek bir doğru"yu bellemeleridir, başka bir yoruma açık kapı bırakmazlar. Bu zihniyette olanlar Afganistan'da put diye heykel parçalarlar, kafir diye çoluk çocuk masum demeden bombalarlar.
Hem farklı yorumlara tahammül edemeyip, sonra kendi farklı yorumlarının kabullenilmesini beklemek çelişki değil mi?
Kafirleri gördüğünüz yerde öldürün ayetini bahsettiğiniz şekilde ifade eden bir insan başkasının özgürlüğüne tecavüz ettiği için elbette hoş görülemez. Formül 4 yaşındaki çocuğun anlayabileceği açıklıkta, neden anlamak istemiyorsunuz? : "BAŞKASININ ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLAMADIĞI SÜRECE İNSAN HER FİKRİ SAVUNABİLİR; İSTEDİĞİ GİBİ YAŞAYABİLİR".
"Ne ben senin dinine karışırımi ne de sen benimkine karış. Leküm diniküm veliye din". Bu kadar açık !
Size bir tavsiye: Madem Ortodoks İslam'ın yorumuna karşı çıkıyor, farklı bir anlayışı benimsiyorsunuz; biraz mütevazi olun. Fikirlerle uğraşın, yanlış fikirlerle çarpışın, özgürlüklerle değil. Çünkü kişisel özgürlüklere saygı göstermezseniz, kimse de sizin fikirlerinize saygı göstermez. Nitekim göstermiyor. Fakat burada "ben bu giyim tarzının İslam'a uygun olmadığını düşünüyorum ama kişiler inanıp da böyle giyiniyorlarsa buna da kimsenin karşı çıkmaya hakkı yoktur" diye oturaklı bir duruş sergileseniz, yazdıklarınız da okunur, daha çok puan toplarsınız, amacınıza daha rahat ulaşırsınız. Ama amacınız bağcıyı dövmekse, dövmekle bitiremezsiniz onu söyleyeyim.
Yazan: blue Tarih: April 9, 2007 2:47 PM
Turkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulus yillarinda yapilan inkilaplara (devrimlere) bakarsaniz tum adimlarin batili anlamda demokratik bir anlayista atilmak istendigini goruyoruz.
Latin harflerinden soyadi kanununa, medeni kanundan parlementer rejime, egitimden adalet sistemine kadar hepsi Turkiyenin batiya entegrasyonu yonundedir. Tum bu konular Ataturk zamani ya tamamen yada buyuk bir oranda oturtulmustur.
3 ana mesele haric.
***
1- Ekonomik sistem
2- Din ve vicdan ozgurlugu
3- Kurt/Azinliklar sorunu
bu meseleler Ataturkun yasadigi donemde batili anlamda demokratik bir sonuca vardirilamamis, gorev daha sonraki nesillere kalmistir.
Malumunuz, sonraki nesiller ise 50 sene bir arpa boyu yol alamamistir.
***
(Bu 3 meseleyi acarken o tarihteki dunya konjokturunu anlamak cok onemli).
1- Ekonomik Sistem:
Bati dunyasi Kapitalist (Piyasa) Ekonomiyi benimseyip yurutuyor. Ataturk doneminde Turkiyede ise bu Piyasa Ekonomisinin motoru olacak sanayi ve ticaret yok denecek kadar az, egitilmis guc ise hak getire... var olani da bir kac memur ve asker idi.
O gunlerde yeni "heyecan" olan Sosyalist Ekonomi yani devletin sanayi ve ticaretle ugrasmasi fikri ise Turkiyenin derdine ilk anda care gibi gozuksede, Ataturkun vizyonu ile ayni paralellikte degildi.
Dolayisi ile her ikisinin ortak bileskesi, hybrid bir model olan -Karma Ekonomik Sistem- uygun goruluyor. Yani devlet sanayi ve ticareti yapacak/yaratacak oncu guce sahip... sonrasinda bu ozel sektore devredilecek.
...vede oyle oluyor.
Fakat bu model ozel sektorun devletin "motor" gucune artik ihtiyaci kalmadigi zaman ortadan kalkmasi gerekirken, hazineden gecinen devlet yoneticileri "Kemalizm" bahanesiyle 50 yil boyunca engel olmuslar... taaki Ozal buyuk bir zorlukla bu modeli ortadan kaldirana kadar devam etmistir.
1980-90 larda fabrikalarin, KIT lerin vs satilmasina, TV-Radyo vs ozellestirmesinin bizi mahvedecegini anlatan tellalarin ne kadar yanildigi, firsat verildiginde Global anlamda bir ekonomiyi gayet rahatlikla goturebilecegimiz ortada. Bizi korkutanlar bugun artik bu konuda GIK bile diyemiyorlar.
***
2- Din ve vicdan ozgurlugu:
"Devletler öldügünde Ahirete gitmezler... oyleyse devletin dini olmaz" zihniyetini sündürerek neredeyse "insanlarin dinleri de olmamali" anlamina kadar getiren laikci anlayis bugun maalesef perde arkasinda memleketin iplerini elinde tutuyor. Yasaklar ustune yeni yasaklar icat ediyor, basortusune, biyik boyuna kadar gunluk yasantimiza hukmediyor.
Laikciler bu noktaya nasil vardilar?
1920-30 larda yeni kurulan devlet batili anlamda yasam bicimini kendisine model olarak almis, diger inkilaplar gibi hukuk sistemininde ayni kaynaktan olmasini tercih etmistir.
Heyhat, o gune kadar Osmanilda olan hukuk sistemi Seriat kanunlarina paralel idi ve yeni cumhuriyette Seriata yer yoktu. Bu baglamda, inkilaplara aykiri olan kurumlar ve sistemler devletin bunyesinden cikartildi. Ozellikle, egitim kurumu, siyasi etkinlik fonksiyonu olan Tekke ve Zaviyeler kapatildi, din ve dini kurumlarin devlet islerindeki rolu ayristirildi. Fakat hic bir zaman -DINDAR BIREY VE DEVLETIN- ayrismasi gerektigi anlaminda bir duzenleme geregi gorulmedi.
Cumhuriyeti kuran anlayis, din ve devlet islerini birbirinden ayirmak amaciyla caba gostermistir, yoksa dini ve dindarlari toplum yasamindan yok saymak, yasaklamak amaciyla degil. O donemde Meclis kursusunden konusma yapan mebuslarin sozune besmele, dua ile basladigi goz onunde bulunduruldugunda, bireyin inanclari ile devlet islerinin kimseyi rahatsiz etmedigi asikardir. Bu yasakci, sagliksiz zihniyet yine sonradan Kemalistler tarafindan politik malzeme amaciyla gundeme girmistir.
***
3- Kurt/Azinliklar sorunu:
***
1924 teki durum neydi…
Sumerbank, Etibank vs diye birseyler vardir.
Bunlar 1923 den sonra kurulan bankalardan bazilaridir ve bu isimleri koymaktan amac yeni kurulmus olan devletin tarihini kurumlarina yansitmakti.
Fakat gelin gorunki Ataturk'un vefatindan sonra ne Sumerlerin nede Etilerin Turklerin tarihinde hemen hemen hic bir rollerinin olmadigi anlasilmistir.
Bu cok ilginctir ve bize dayatilan "resmi tarih"in aksakliklarini net bir sekilde gosteriyor.
Yani 1923-1938 tarihleri arasinda "tarihimiz" dedigimiz zaman bildiklerimizi anlatiyor. Cunku o zamana kadar yeni Turkiye Cumhuriyetinin halefi olarak bilinen tek devlet Osmanli idi ve Selcuklularin varligi ise yeni yeni ogreniliyordu. Ataturk'un Uygurlardan, Gokturklerden, Gaznelilerden vs den haberi bile yoktu.
Bu nedenle Ataturk'un icinde bulundugu dunyayi anlamak ve yigidin hakkinin o gunun sartlarini degerlendirdikten sonra vermek gerekir.
Turklerin tarihini dahi teknik nedenlerle bilemeyen Ataturk'ten, Kurtlerin tarihini bilmesini istemek dogru olmaz. Bazi Kurt arkadaslarin bunu bildikten sonra kritikllerini ona gore yapmasini tavsiye ederim. Ataturk bugun bizim bildiklerimizi bilseydi mutlaka farkli bir care bulurdu. Onca ozveri, sehit ve izdirapla kurdugu eserinin 50-60 sene sonra kan revan icerisinde olacagini dusunerek hesaplarini yapmadi. Eksiklik ve hata daha sonra gelenlerdedir. ( DEVAMI 4 Aralik 2006) http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/12/bir_kac_not.php#comments
Sonuc:
Ataturkun hazinesini ve cumhuriyetini teslim ettikleri, ulkeyi onun biraktigi yerden alip yarim kalan isleri tamamlamayi ve daha ileri goturup cagdas ulkeler arasinda lider olma yerine, o hazineden gecinmeyi tercih ettiler ve bunun icin de bahane yarim kalan islerden dolayi zorda olan cumhuriyetti.
Cumhuriyet elden gidiyor deyip slogan atmaktan baska bir is yapmayanlara tavsiyem : Mustafa Kemal Ataturk’un omrunun yetmedigi, o gunlerde bilinmeyen, anlasilmayan isleri bugunku demokratik cozumlerle tamamlayin ve bizi korkutmayi birakin!
Yazan: Haydar Tarih: April 9, 2007 10:27 PM
Çok güzel bir yazı.İslam'ın "Oku" emri ile başlayan yapısı, "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" ilkesi, Kuran-ı Kerimde evrenin düzeni konusunda açıklama yapan veya düşünmeyi emreden bir çok ayet zaten İslam'ın da bilimden yana olduğunu, bilimin gerçek verilerinin, bulgularının kabul edilmesi gerektiğini gösteriyor.Bence gerçeği kabul etmek onurdur. Böyleyken insanların yapacağı en akılcı iş kişisel duygularını ve önyargılarını bir kenara bırakıp gerçeği kabul etme onuruna sahip olmaktır.
İdeolojilerin kurucuları sonuçta bir insandır.Evet her birinin kurucusu diğer insanlardan daha zeki ve karizmatiktir.Fakat bir insan olarak onların da yanılma, hata yapma hakkı ve payı vardır.Onları bu şekilde anlamaya çalışan dogmatik doğrularından kurtulmakta zorlanmayacak, bilimin verilerini daha kolay kabul etme davranışı geliştirecektir.
Ben akıl ve beyin sahibi bir insansam başkalarının düşüncelerine sınırsız bir bağlılık geliştirmeyi kendime yakıştıramıyorum.Onlar aklını kullanıp kendilerine bir yaşam ve düşünce tarzı geliştirmişlerdir.Benim için hepsi bundan ibarettir.Eğer bir insanın doğrularına bağlı kalarak yaşayacaksam ve benim de beynim varsa ben kendi doğrularımı üretip yaşamaktan yanayım.Öyleyse düşünmeli, bulmalıyım fakat; benden daha iyi düşünene de saygı duymalıyım.Daha iyi düşünenle bir ortak paydamız olduğunu bilerek; ikimizin de yanılma payı var.
Öyleyse yanılma payı olmayan ikimizden de daha iyi.Bence ben onu bulup, ona bağlı kalmalıyım.Çünkü onun mükemmelliği hiç yanılmadığı için kaçınılmaz bir gerçektir.
Yazan: Emrullah BEDİR Tarih: April 10, 2007 3:45 PM
Blue, olsun. ben baştan yazarım, bana eziyet olmaz.
Ben "bireysel" özgürlüklerden bahsediyorum. Hani şu insan hakları bildirgesinde, anayasamızda belirtilen herkesin inandığı gibi yaşamasını öngören, ve başkasına inancını dayatmadığı ve başkasının kişisel özgürlüğüne dokunmadıkça insanı düşündüğünden, yediğinden, içtiğinden sorumlu tutmayan, hür bırakan temel özgürlüklerden.
şiirsel tarzda istediğiniz yazabilirsiniz. Çünkü bir kaybı olan siz değilsiniz. Tişörtünüz giyer en önde başörtülü kardeşlerinizin giremediği yerlerde boy gösterirsiniz. sonra da burda şiirsel yazılar yazarsınız.
ben gerçekleri yazdım şimdiye kadar. Uluslararası mahkemelerde çıkan sonuçları yorumladım. Kafa patlattım yani. Taktikler verdim.
Siz, benim en temel hakkım olan "düşünceme, yaşamıma, giydiğime" karışıyorsanız zaten anlaşmamız mümkün değil ki, siz de amacınızın kimseyle anlaşmak olmadığını, doğru bildiğinizi okuyacağınızı belirtmişsiniz.
Saçma insafsız ve haksız. DENİZ Hanıma yazdığım son cümleyi göremeyecek kadar kör olamazsınız. Ona, başörtüsünün sana yakıştığına eminim diyen benim. Ben bu işi mahkeme kararlarına kadar dallandıracak süreci başalatan en son kişi olurdum. SİZ SADECE ZALİMLİK EDİYORSUNUZ.
Bu tAvrınızla başörtülülere zarar veren sadece siz oluyorsunuz, ve bunun bedelini başkaları ödüyor. karşı cepheyi sizin gibiler oluşturmakta., Ben ise türkiyenin garantisiyim.
Zaten bu nokta, diyaloğun bittiği noktadır. Bundan sonra kendiniz yazar, kendiniz okursunuz.
bir duvara yazmaktan iyidir. kendime yazarım . fikirlerim gelişiyor., problemim değil yani.
Alevilerin dergahta bedava su kullanmak ...
bütün haksızlığıa uğradığını iddia edenlere aynı şeyi söylerim. Hukuki mücadele yap derim.
git blue beye sor demem yani.
Hem vahyin yorumlanma farkı olabileceğini söyleyeceksiniz, hem de tek gerçek benim yorumladığımdır diyeceksiniz. Bu ne yaman çelişkidir?
ciğeriniz yetiyorsa argümanlarıma karşı bir söz edersiniz. Kadın dövmekle ilgili görüş yazdınız mı ? az sonra öbür sayfaya da bakacağım.
Korkmayın, yorum farkından kaos filan olmaz. Peygamberin ifadesiyleancak rahmet doğar. Biz Mevlana torunlarıyız, Ebu Vahhab'ın değil. Eğer bahsettiğiniz gibi her ayet Vahhabilerin söylediği gibi tek bir anlam ifade etseydi, işte o zaman kaos olurdu.
hayır, gerçek için mücadele edersin. iyi ve doğru için mücadele edersin. AKLINI KULLANMAK BUDUR. iKNA OLMAK DİYE BİŞEY VAR. yoksa kör inaçta takılı kalırdık. BEN SENİ İKNA ETMEK İÇİN sonuna kadar aklımı kullanırm. Dünya için yaparım. gelecek için yaparım. BİZ ölü müyüz ?
Biz yaşıyoruz. NEDEN YAŞIYORUZ?
bLUE VERDİĞİM ÖRNEĞİ NEDEN GÖRMEZDEN VE DUYMAZDAN Geliyorsun/uz ?
ben demiştim ki yukarda;
"kafirleri gördüğünüz yerde öldürün" sözünü başkası benden farklı yorumlarsa gider cinayet işler.
hayat sorumluluktur. O KÖTÜLÜĞE Saplanmasın diye ben ciğerimi yırtarım. Siz böyle yapmaz mısınız ?
iyi ne güzel farklı yorum; git öldür mü dersiniz ?
ben başörtüsü yasağını savunan biri değilim. beni tanıyan herkes bilir. ama ben başörtüsü mağduriyetini sömüren biri de değilim. problem durmunu ortaya koyuyor ve bıkmadan çözüm için fikirler üretiyorum. Problem durumunu ortaya koymadan çözüm için bişey yapamazsınız. Güyya benim açığımı yakladınız ve ordan vuruyorsunuz. Yakışmıyor. bir fikir tartışmasında yakışmıyor.
yok benim açığım falan. fikirlerimle mücadele edin.
Suudilerin problemi "tek bir doğru"yu bellemeleridir, başka bir yoruma açık kapı bırakmazlar.
işet orası senin imam hatip lisen.
siz neden uzağa bakıyorsunuz. Bakın kaç defa
yazdım. benim imma hatip hocasından farkım şu,
ben diğer görüşü de savunuyorum. Müfreadat yapımcısı olsam farklı görüşleri ben koyardım oraya. SOnra aralarında tutarlı ve çelişkisiz görüşü arayaıp bulmaları için fırsat oluştururdum.
yaa,.. şimdi sıraladığınız şu edebi cümleleri bi imam hatip müfradatı için sizden duysak..
Kafirleri gördüğünüz yerde öldürün ayetini bahsettiğiniz şekilde ifade eden bir insan başkasının özgürlüğüne tecavüz ettiği için elbette hoş görülemez. Formül 4 yaşındaki çocuğun anlayabileceği açıklıkta, neden anlamak istemiyorsunuz? : "BAŞKASININ ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLAMADIĞI SÜRECE İNSAN HER FİKRİ SAVUNABİLİR; İSTEDİĞİ GİBİ YAŞAYABİLİR".
bir insan kendine de zarar verme hakkına sahip değil. Çocuğuna da zarar verme hakkına sahip değil. Bir insan herşeyden önce doğru bilgilendirme hakkına sahip.
Eğer Allah bir söz söylediysE, siz O SÖZÜN BAŞINA kimseye zarar vermedikçe diye bir şart koyamazsınız! O ADAM GİDER KAFİRİ GÖRDÜĞÜ YERDE ÖLDÜRÜR. Öldürüyorlar da. ikna edici olmak
için sizin ciğer parçalarcasına mücadele etmeniniz gerekiyor.
"Ne ben senin dinine karışırımi ne de sen benimkine karış. Leküm diniküm veliye din". Bu kadar açık !
o ayeti de bağlamıyla değerlendirmeniz lazım.
ben kimsenin dininie de karışmıyorum üstelik.
Ama siz karşıyorsunuz. imam hatip müfredatları insanları bilgilendirmekten alıkoyacak şekilde pozitivist bir şeklide uygulanıyor.
Yazan: knz Tarih: April 10, 2007 8:24 PM
Sayın knz,
Tarzımı şiirsel bulduğunuz için teşekkür ederim. En azından bu konuda birbirimize benziyoruz. Bu cümleden ne anlamalıyım? Tişört mü giymemeliyim, başörtülü kardeşlerimin giremediği yere girmemeli miyim, şiirsel yazılar yazmamalı mıyım? knz hanım, ben gece gündüz sizin yazdıklarınızı mı okuyacağım, Deniz hanıma ne yazdığınızı okumadım, başörtüsünün ona yakıştığına nasıl emin olduğunuzu da anlayamadım. Size de eminim gül desenli fistan yakışır... Bunun başörtüsü sorunuyla ilgisini pek kuramadım, cahilliğime verin.Yazan: blue Tarih: April 12, 2007 2:41 PM
Başörtüsü sayfasında başka yazıp, burda başka yazmak nasıl duygu blue ?
bir bayan arkadaşınız dayak hakkında yazarken,
susmak nasıl duygu ? burada başka yazmak nasıl duygu ? sordunuz mu, kadının yüzüne vurmayacak ta
neresine vuracak diye ? bir yer tarifi alsaydık,
nelerle beyinleri uyuma zorluyorsunuz ?
arkadaşımız 15 yaşında olsaydı elbette sorgulamaya zihni açık olacaktı, korkmayacaktı. tıpkı emine erdoğanın o yaşlarda yaptığı gibi.
ama ne yaptılar ne emine hanımı ? savunmasız şule yükselin yanına götürdüler. Şule yükselin düşüncelerine karşı hiç bir karşı fikirle desteklenmedi ? komuşusu knz teyze henüz yoktu.
yıllarını erkek kardeşi tişört giyerken pardesü giymeye zorlanaraken geçirirken kimse yanında yoktu. Ben cumhuriyetçiyim diyenlere onun için kızıyorum., niye yoktunuz? Bu ülkenin insanlarının dini ile neden hiç ilgilenmediniz ?
blue bey be suat bey, bekir beyler ? demokrasi sözlerinizle innadırıcı olduğunuzu mu sanıyorsunuz ? Madem öyle neden 28 şubattan önce,
imam hatiplerde 11 yaşında kız çocuklarını en azından bazıları başörtüsüz değildi ? hepsi başörtülüydü ? ergenlik çağına girmemiş kızları
formaya sokmamak geleneksel dini yorumlarda bile yok. NEDEN asker beklediniz ? siz sivil seğil miydiniz ?
vahiyin tek yorumu olmaz diye o gün bilgiçlik yapacak neden tel kişi yoktu aranızda.
burda bi garip knzye mi kaldı kahramanlığınız ?
nerdeydi nuray hanım, yurdatapan beyler ?
minik çocuklara nasıl dayatıyordunuz tek vahiy yorumunu. cehenemle korkutuyordunuz.
sizlerin bıraktığı boşluğa geldi ADD falan.
şule yüksel gelmeden önce mahalemizde ADD yoktu.
o hotozla dolaşan kadınlara en fazla da, anneannem, büyüyk teyze, babaanmem yadırgamıştı, bu hotozlu genç kadınlar grubunu.
o yaşlı kesim şimdi tanıklık edmemiyor, çünkü öldüler.
yazık emine hanım, keşke vahiyin farklı ve daha tutarlı ve çelişkisiz yorumları olabileceğini o yaşta bilmiş olsaydı. isterse yine başörtüsünü taksaydı. o zaman kendi seçimi derdik.
doğru bilgilendirme haktır.
insan hakkıdır.
budan büyük insan hakkı olamaz.
kendiçocuklarınız üzerinden duygusal tuzaklar kurmayın. Kuran yazıyor, anne baba var, kendi çocuklarını diri diri bile gömüyorlar.
cumhurbaşkanı kim olacak zerre kadar ilgilenmiyorum. Eşi kim olacak diye de ilgilenmiyorum. EŞİ her kim olacaksa, klimalı arabalarda dolaşacak, özel yüzme havuzları olacak. Ben herzaman yazdım; ben bulutlu ve nemli yaz sıcağında aksaray alt geçitinde çalışan türbanlı kardeşim için yazıyorum. Onun cumhurbaşkanı eşi olması çok zor. O kilmalı araba yerine halk otobüsüne binecek.
Öte yandan bir kadın cumhurbaşkanı eşi de olsa, altlarına kızmızı hali da serilse, acaba sayıları unutur mu diye kuşku duyulan biri olmaktan kurtulamayacak.
cumhurbaşkanı adayı aliye hanım sayıları unutup utmadığını bir açıklasın. unutmuyorum diyorsa, alimler herşeyi düşünmüştü hani ? nasıl yeni yorum yapıyor ? ergeç sorgulamaktan kaçamayacaklar. Başörtüsü bundan kurtulamayacak.
Ben doğru bilgilendirme için yazıyorum.
ama psikolojik savaşla karşı karşıya kalıyorum ki, bu bana zerre kadar işlemez.
bildiğimi yazarım.
ve bir şey daha; ben şiirselliği duygusal tuzaklar kurmak için kullanmam. İnsanları yanılttınız. Ben yasak konsun demedim şimdiye kadar.
onlara şunu dedim; yasklar kalksın diye birilerini başbakan, milletvekili, hatta cumhurbaşkanı yapıp ve sonra yıllar geçmesini beklemeyin. Her seferinde bir vaat ile aldanmayın. Onun yerine kendiniz mahkemeleri doğru taktik ve srtrateji takip edin dedim.
şimdiye kadar mahkemelerde yaptıklarınız yanlıştı dedim. Yanlışlardan ders alın demenin nesi düşmanca ???
tek tek davaları yazdım. kafa patlattım. bunu burada bile defalarca yazmama rağmen kendi başınıza hakkımda yalan yanlış hüküm veriyorsunuz. Bana da sormuyorsunuz.
ALLAHTAN BEN yaşıyorum ve burdayım yoksa gıybetle etimi çiğ çiğ yemiş gibi olurdunuz.
SONRA DA Ordan boşluk bulduğunuz zannaedip,
vahiy hakkında yazdıklarımı
bulanık göstermeye çalıştınız. Yakışmaz blue bey,
lütfen.
Yazan: knz Tarih: April 17, 2007 7:20 AM
knz hanım,
Benim akrabalarımın %95'i açık, kızım da dahil kimseye başörtüsü konusunda telkin dahi vermem. Ama birisi, kızım başını örtmeye kalkışıp da bunu engellemeye çalışırsa alnını karışlarım. Kızımın iradesiyle karar verdiği bir konuda başkasına karpuz yemek düşer. Emine hanım knz teyzesine gelseymiş durum farklı olurmuş. Bak bak ! Ne yapacaktınız? Başörtüsünün zararlarını mı anlatacaktınız? Sıcak havada bunalmak yerine açılmanın faziletlerinden mi bahsedecektiniz? Yoksa şu meşhur ikna odalarında sizide mi istihdam ettiler. Kişileri kariyerle, inançları arasında seçim yaptırmak hoş muydu? Eğlendiniz mi?
28 Şubat'tan önce imam hatiplerdeki zihniyete karşı çıkmadığımı nereden biliyorsunuz? Nereden? Siz, herkesi kendiniz gibi mi zannediyorsunuz?
Yazan: blue Tarih: April 17, 2007 11:35 AM
Bana bir tek isim sayın; 28 şuabttan önce imam hatiplerde neden bir tek başörtüsü takmayan çocuk yok diye bir soru sormuş olsun.
yenişafakta yazsın, tanınmış olsun adı nuray mert olsun, demokrasi şampiyonu olsun bir tek insan sayın, burası sen ben çekişmesi yapacağımız yer değil.
küçük çocukları, kendi çocuklarınızı( yine blue bey değil konumuz) şule yüksellerin ikna odasına gönderirken iyidi değil mi ?
yoksul adamın evinin yanında imma hatip açın.
öteki okula yatırım yapmayın,o okulu çöktürün.
yoksul adam çoğunu immam hatipe versin.
üstelik onları çarpıtılmış din verdiğinizi o okullarda gizleyin.
adam çocuğum din öğreniyor diye sevinsin ama siz kadınların dövüleceğini öğretin.
ama başka anlamları olacağınız gizleyin.
burda siz derken elbette sizle ilgilenmiyoum blue bey.
burda bir temsil var. Bu temsil ilk taşı atacak kadar masum değil.
sonra 11 yaşında kız kendi özgür tercihi ile örttü deyin.
siz bu dedikleriniz 28 şubtattan önce bir yenişafaklı çıksa, şener yurdatapan çıksa ben onun elini öperdim. ben sizi nerden tanırım. siz
bu temsili savunabiliyor musnuz? benim karşıma çıkıp evet ben bu temsili savunuyorum diyor muusnuz ? bu ikna odalarını savunabiliyor musnuz ?
onların farkı ne ?
nedir o fark ? öbürleri bari ünv öğrencisine yapıyor bunu.
ben de diyorum ki; o öğrenciye git,
mahkemelerde hakkını al. uluslararası mahkemelerde, veya burada. Hatlardan ders çıkarın demek suç oldu. Ben başka mücadele yolu bilmiyorum, siyasi istismardan geçinen biri de değilim. üstelik ben kendim kendi hakkımı aramak için itiş kakış sevmeyen ve uyum arayan biriyim. Onlara gidin kavga edin diyemem. Ben, kendim camiye omuz atarak giren kadınlardan da değilim. kendim için de uyum ararım.
Yani ben kendim böyle hak aramıyorum. Başkasına mı önereceğim. Sizler hiçbiriniz benim kadar net bişey demediniz. ben kalbimi bilirim. insanları seviyorum. burda beni didiklemenize müsade etmeyeceğim. Bu nokta benim yumuşak karnım değil.
peki 11 yaşında çocuğa ne diyeblirim ?
mahkemeye mi git diyeceğim.
söylediğim herşey kurmsal dinin aforozlanmasına uğrayacak üstelik. bir yığın pislik atacaklar.
yok masondu, yok bilmem ne ?
Bu sayfanın konuusnu unutma blue.
hangi noktadan konuşmaya başladığımızı unutma.
Yazan: knz Tarih: April 18, 2007 8:04 AM
knz,
Ben bir "kesim"in temsilcisi veya avukatı değilim. Yeni Şafak da okumam, bilmem. Sizin yapmaya çalıştığınız bugün demokrasiden ve liberalizmden bahsedenlerin samimi olmadıklarını gösterereki aslında doğru olanın demokratik ve özgürlükçü olmadığını ispat etmeye çalışmak. 28 Şubat'tan önce kimin ne yazıp çizdiğinin bir önemi yok. Bugün karşımda darbelerden, özgürlüğe müdahaleden haz alan histerik bir insan varsa benim sorunum budur.
Dönüp dönüp aynı şeyleri söyleyip duruyorsunuz, size bir şey anlatmak mümkün değil. Beyhude çabalayıp durmanın da bir anlamı yok. Bildiğiniz gibi yazın, bana bulaşmayın.
Yazan: blue Tarih: April 19, 2007 2:17 PM
bana özgürlükçü ve liberizden bahseden birini söylemiyorsunuz. o halde ortada bir yalan var.
o zaman da sonuç bu oluyor.
kendinizi düzeltmezseniz, başkasını düzeltemezsiniz.
ele veriri salkını kendi yutar talkını diye atasözü var.
siz isterdiniz ki, ben üniversitedeki ikna odasını savunayım. Hayır ! bir tane yazımı bulamazsınız. bin derden kırk yıl arasan bulamazsınız.,
neden mi ? çünkü orda kurum var, otorite var.
karşında bir de birey var. Bu ortam ikna ortamı değildir.
Fakat siz daha beterini bana yapıyorsunuz.
Karşımda kurum var, din kuurmu, kurumun görüşleri var karşısında birey var., bana bir tek insan burada, kuranda "darb"ın başka anlamı olabileceğini söyleyemedi. evet bu mümkün diyemedi. karşıma kurum karşıma çıkarıyorsunuz.
bin yıllık külliyat çıkarıyorsunuz.,
ben birilerine omuz atarak camiye mimbere çıkmıyorum ama., oturduğum yerden konuşuyorum.
ben toplumda bozgunculuk yapacak biri değilim.
yine yazıyorum. bu toplumda kim haksızlığa uğararsa, onlara sizin ne dediğiniz belli değil.
benim dediğim belli. mahkemelere git.
bu mahkemeyi ele geçir anlamına gelmiyor
sorulara cevap bulun, kafa patlatın.
hukuk şu olursa ne olur sorularını sorar.
tek kişilik din olur mu ?
olur.
olmaz derseniz peygamberiniz bir zamanlar yerleşik dinin karşısında tek kişilik bir dindi.
o zaman o tek kişilik dinin bütün inanç hürriyetini kamuya nasıl taşıyacaksınız ?
soru bu ve net.
size net soruyu sorunca neden cevap bulmak için kafa patlatmıyorsunuz ?
başörtüsünü bir dinin farzı olarak kamuya sunmak belki iyi fikir değildi.
ne bileyim, onu da ben mi düşüneceğim ?
sizler bana buna yaparsanız 15 yaşında çocuğa ne
yapmazsınız. Bu vicdani baskıdır.
bir insan 15 yaşında başını örtme kararı almak zorunda ama görüşünü söyleyemez. Çünkü karşısında bin küsür yıllık kurumlar var.,
ne yapacak ? uyum sağlamaya zorlanacak.
ne yapsın, kavga mı etsin,
en sevdiği insanlarla, kardeşiyle babsıyla kavga mı etsin ? kendine bunu yapmak için iyi cevaplar bulmaya zorluyor.
bizim kültürümüzde uyum var.
hiç kızmam; ne emine hanıma, ne diğerlerine.
ama geleceğe çengel atarlarsa orda savaş vermem
gerekiyor., yine ciğerimsin derim ama benim yapmam gereken sadece burada konuşmaktır.
fazlasını yapmam.
beklerim.
1000 yıl beklerim.
Burada bana buna yapanlar yenişafak yazarı da değil.,Bu kadar insan var burada ?????? bir tek kişi çıksın da, sözlüğe baksın ,. araştırsın.
bir tek kişi "darb"ın başka anlamları olabileceğini söylesin., ama yoksunuz.
ama hakkını yemeyeğim, beni iki gözüm arkadaşım ,cesurdu.
sen de anlamayack biri değilsin blue.
burada yazman şart değil, içinden düşün.
Yazan: knz Tarih: April 19, 2007 11:32 PM
yazmama kararım vardı ama birden çekilemiyorum galiba..bazı konuştuğum arkadaşlara son birkaç şey söylemem gerekiyor..knz gibi..
-----------------------------------------------
ele veriri salkını kendi yutar talkını diye atasözü var.KNZ
. bin derden kırk yıl arasan bulamazsınız.,KNZ
----------------------------------------------------
bu sözlerin doğrusunu okuyan arkadaşlara bırakıyorum.
knz sizin bütün fikirleriniz böyle bir kafa karışıklığının ürünü..herşeyi karıştırdığınız için kendinizi net ifade edemiyorsunuz..
birşey yazıyormuş gibi yapmayı ama hiçbir şey yazmamayı sizde gördüm..
ayrıca sizin müslüman gibi görünüp müslümanlara talkın vermeye çalıştığınızı da anladım..nerden mi?
----------------------------------------------
tek kişilik din olur mu ?
olur.
olmaz derseniz peygamberiniz bir zamanlar yerleşik dinin karşısında tek kişilik bir dindi.
-----------------------------------------------
müslüman pskolojisinde Hz.Muhammed(as)'a hitap konusu çok hassastır..hiç bir müslüman (peygamberiniz) demez..canım peygamberim der kalbinden..gönlü bu sevgiyle dolu olduğu için ağzından peygamberiniz diye bir kelime dökülmez..
darbın başka anlamları var mı yok mu..açar bakarsın Yaşar Nuri hocanın,Süleyman Ateş hocanın yorumlarına..başka hocalarda varda siz onları tanımazsınız..
bu konular bizim işimiz..biz kendi özeleştirimizi,yorumumuzu yaparız..
müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz hanım..
yazılarınızla kendinizi komik duruma düşürüyorsunuz ama hiç farkında değilsiniz..ben uyarayım dedim..kendinizi bu kadar rezil etmeyin..
insanlar sizin saçmalıklarınıza cevap yetiştirmek zorunda değil..cevap alamıyorsanız önce saçmalamamakla işe başlayabilirsiniz..
hepimiz size karşı anlayışlı olmak için çaba sarfediyoruz..tek tek cevap vermeye çalışıyoruz,sizin de biraz anlayışlı olmanız lazım..
bu kadar da saçmalanmazki canım..yeter artık bence..
siz önce kendinizi ifade etmeyi öğrenin..sonra islam hukukunun meselerine gireriz..
hoşçakalın.
Yazan: deniz Tarih: April 20, 2007 10:03 AM
Hz.Muhammed(as)'a hitap konusu çok hassastır..hiç bir müslüman (peygamberiniz) demez..canım peygamberim der kalbinden..gönlü bu sevgiyle dolu olduğu için ağzından peygamberiniz diye bir kelime dökülmez..
sahabe ona "ya muhammed" dermiş deniz,..
senden daha az hassas değillerdi.
ben burada gösteriş yapmaya gelmedim.
herşeyde bir simge arıyorsun değil mi ?
darbın başka anlamları var mı yok mu..açar bakarsın Yaşar Nuri hocanın,Süleyman Ateş hocanın yorumlarına..başka hocalarda varda siz onları tanımazsınız..
biliyorsan söylersin. burası forum siz çay kahve içemye gelmediniz değil mi ?
sakin ol.
bu konular bizim işimiz..biz kendi özeleştirimizi,yorumumuzu yaparız..
siz kimsiniz ? ben tek başınayım. knz yim.sizdem korkmam mı geekiyor ?
müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz hanım..
blue bey gerkli cevabı verecktir sana deniz.
ben birşey demiyorum.
sadece hayret ediyorum.
ve gerçekten hayret ediyorum.
yazılarınızla kendinizi komik duruma düşürüyorsunuz ama hiç farkında değilsiniz..ben uyarayım dedim..kendinizi bu kadar rezil etmeyin..
bunun yerine darb kelimesinin farklı olablcek anlamları üzerine bi kırıntı düşünce yazabilseydin keşke.
deniz sana ne oluyor ?
insanlar sizin saçmalıklarınıza cevap yetiştirmek zorunda değil..cevap alamıyorsanız önce saçmalamamakla işe başlayabilirsiniz..
insanlar var, bir de ne var ?
hayvan mı var ?
varsa darbın farklı anlamları hakkında bi düşünce yazarsın.
bilmiyorsan susarsın.
fikrin yoksa susarsın ama sen susuyorsun diye ben neden susayım.
hepimiz size karşı anlayışlı olmak için çaba sarfediyoruz..tek tek cevap vermeye çalışıyoruz,sizin de biraz anlayışlı olmanız lazım..
mustafa akyola not : bu yazı burda çıktığına göre; sizin zaman zaman yazı yazan kişileri uyardığınız biliyorum., o halde bu yazıyı onayladığınız kabul ederek , kendime zarar vermemk adına şuanda sizi not defterimden sildim.
başka adreste yazarım tabi.
not : bu adres benim listemden silinmiştir.
Yazan: knz Tarih: April 20, 2007 7:51 PM
blue bey.
suat bey ve bekir beyeler.
düşünceyi boğan din milliyetçiliği ve post modern
kubilay katliamlarını içinizde barındıran tehikleyi hala görmüyorsunuz.
ve onun için bir danıştay üyesi öldürülüyor,
Blue beyin bana ilk yazdığı yazı ibrettir.
bumerang derler buna.
bakın sonu neye geliyor.
deniz, knz, peygemberi ben gibi seveceksin!! diyor.
sevgini benim gibi göstereceksin diyor.
otoriteye bakın ya.
yoksa adamdan sayılmazsın diyor.
sizler böyle faşitleşebiliyorsunuz.
onun için kamuda din ve vicdan hürriyeti adına
laikliğn tanımı var.
ne kadar gerkliymiş değil mi ?
burası kamu bir bakıma ve bir örnek.
15 yaşında knz olsam bana neler yapmazdınız.
deniz, konuşurusak biz konuşuurz demişsin.
siz kimsiniz ?
ben benim; hani kendimi biliyorum da,
siz kimsiniz ?
konuşursa konuşacak olan siz kimsiniz ?
bin yıllardır bir kurum bu.
Bu bir garip knze baş edemez sizlerle diye, püskürtme yolu mu ?
bu konular bizim işimiz..biz kendi özeleştirimizi,yorumumuzu yaparız..
müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz hanım..
şunu unutma deniz,
ben susarım, çeker giderim. benim hırsım yok.
aman deniz ikna olsun, aman deniz şöyle daha olsun diye başlıca bir derdim yok.
"Her kendi bacağında asılır" atasözünü sevmesem de realite budur.
ben kendim için yazdım.
sultan ahmette kola içemeyen kadının yanındaki kız çocuğu için yazdım, aksaray alt geçidinde satıcı kızın doğacak çocuğu için yazdım.
hayır, aslında onlar için de yazmadım.
kendi vicdam borcum için yazdım. Onlar için bişey yap-ma-mış olmadan yaşamak istemedim.
yapacağımı da yaptım.
burada konuştum.
kendime zarar verecek ortamlar da durmam ben.
maddi ve manevi olarak durmam.
kendine "Biz" diyen bir blokla yazışmam ben.
buna izin veren yerde de yazmam.
sadece salaklar kendine zarar verir.
vakit de ayıramam boş işlere.
Fakat ben yazmadığımda siz kaybedersiniz.
farkılı bir görüşü kaybedersiniz.
er veya geç dediğime geleceksiniz.
ayşe azmi davasıyla anglosaksonları bile devirdiniz. neden soru sormadınız ? SINIRLARINIZI
kendiniz belirlemediniz.
kısaca, ben demişim diyeceğimi.
BURADA başörtüsü sayfasını bulursam; oraya da yazarım az sonra. eksik kalmasın o da benden olsun.
herzaman dedim; arayan bulur. doğru cevapların peşinden koşan, afyon yutmamış dindarlar aradığını bulur. onların peşinden koşulmaz.
Yazan: knz Tarih: April 23, 2007 5:17 AM
Gayet güzel bir yazı.dil sade, anlaşılır."Kuşkusuz vahiy mutlak doğrudur; bilim gibi beşeri bilgi kaynakları ise eksik, kusurlu ve değişkendir" bu söze katılıyorum.Ama Bilimsel kaynaklar da belli bir ön yargı ile değil ise doğru olabilir.illa eksik olyacak diye bir şey yok.
Yazan: Berksancan Tarih: May 26, 2007 7:11 PM