« ‘Merkez Sağ’ın Alçalışı | Ana Sayfa | Genel Kurmay’ın İnternet Mesajı Üzerine »
April 28, 2007
Laik Devlet, ‘Laiklerin Devleti’ Değildir
[28 Nisan 2007 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Emin olun, eğer Türkiye’nin müstakbel 11. Cumhurbaşkanının bir “AK Partili” olması ihtimali ufukta belirmeseydi, “367 tartışması” diye de bir şey yaşanmayacaktı. Daha önce hiç bir Cumhurbaşkanı seçiminde hiç kimsenin aklına gelmemiş olan bu “laik hile-i şeriye”, Yargıtay eski Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’na malum olmayacak ve CHP’nin savaş baltasına dönüşmeyecekti.
Buna benzer tartışmalar ve gerilimler Türkiye’de onyıllardır sürüyor. Sorunun temelinde ise, “laiklik” kavramını kendilerine bayrak haline getirmiş bazı kesimlerin, bu ilkeyi tamamen çarpık bir şekilde anlamaları yatıyor. Bu kesimler, “laik devlet”in “laiklerin devleti” olması gerektiğini zannediyorlar. Yani devletin “laik” (dini olmayan) bir yaşam biçimine sahip olanlara ait olması, dindarların ise üst düzey makamlardan (ve hatta üniversiteler gibi kurumlardan) uzak tutulması gerektiğini sanıyorlar.
İşte Cumhurbaşkanı adayı Sayın Abdullah Gül’e ve eşi Hayrünnisa hanıma karşı gösterilen histerik reaksiyonun altında bu yatıyor.
Oysa aslında laik bir devlet, vatandaşları arasında onların dini inanç ve uygulamalarına göre ayrım yapmayan devlettir. Böyle bir devletin her vatandaşı, ister beş vakit namaz kılıp ağzına içki koymayan biri, isterse de atezmin kararlı bir savunucusu olsun, kanun önünde eşittir. Hepsi birinci sınıf vatandaştır ve eğer demokratik mekanik mekanizmalar içinde yükselirlerse, devletin her makamına gelebilirler.
Başörtüsü ve ‘Gericilik’
Bunu söyleyince bazıları hemen “ama biz dindarlığa karşı değiliz, siyasal İslamcılığa karşıyız” diyorlar. Ancak neyin dindarlık neyin ise “siyasal İslamcılık” olduğuna karar verme hakkını kendilerinde saklı tuttukları için, pek inandırıcı olamıyorlar. Örneğin başörtüsünün “siyasal İslam’ın sembolü” olduğunu söyleyenlerin hepsi, istisnasız, başörtüsünün “kamusal alan”da yasaklanmasını savunanlardır. Buna karşı başörtüsünü kullanan hanımların hepsi bunun “inançlarının gereği” olduğunu söylemekte, dahası konuyu inceleyen pek çok tarafsız sosyal bilimci de bunu doğrulamaktadır.
Bir diğer itiraz “gericilik” söylemi üzerinden gelir: Buna göre başörtü takmak “çağdışı”dır ve “çağdaş Türk kadınına yakışmamakta”dır. Bu, kuşkusuz, tümüyle özgürlük karşıtı ve totaliter bir zihniyetin ifadesidir; çünkü vatandaşların kendi dünya görüşlerini ve yaşam biçimlerini belirleme hakkını hiçe saymaktadır. Aslında gerçekten “çağdaş” ülkelerde, vatandaşlar istedikleri gibi giyinir, isterlerse “Ortaçağ kıyafeti”yle bile dolaşırlar. İngiltere’de başörtülü Müslüman kadınlar, devletin her kurumunda görev alabilir, polis bile olabilirler. İsrail’in dahi üniversitelerinde başörtüyle okuyan Müslüman Arap öğrenciler vardır. (Bu açıdan İsrail’in Müslüman vatandaşları, Türkiye’nin Müslüman vatandaşlarından daha özgürdür.)
İşin daha da traji-komik yanı, bugün Türkiye’de “gerici” damgası vurulan kesimlerin Avrupa Birliği’ni, demokrasiyi ve serbest piyasayı savunurken, kendilerini “ilerici” ilan edenlerin bazılarının yabancı düşmanı ve hatta ırkçı hale gelmiş olması. “Muasır medeniyet”, o yüzden AK Parti’yi değil onun karşıtlarını “bağnaz” buluyor.
‘Öz Vatanında Parya’
Artık laiklik konusunda fena halde “endişeli” olan çevrelerin biraz öz eleştiri yapmaları gerekiyor. Türkiye’de laiklik ilkesinin vatandaşların bir kısmı tarafından uzun süre benimsenmediği doğru. Bunda “siyasal İslamcılık” ideolojisinin payının olduğuna da kuşku yok. Ama sorun sadece bu değil. Sorun, aynı zamanda, laikliğin dindar vatandaşları “öz vatanında parya” haline getirecek kadar katı ve hoşgörüsüz olması. Başörtüsü takan bir Türk vatandaşının en ufak bir eğitim şansı yok. Devlet, bağımsız din eğitimine izin vermediği gibi, kendi açtığı İmam-Hatip okullarında okuyan öğrencilere de ayrımcılık yapıyor. Dahası dindarlar sürekli olarak “çağdışı”, “gerici”, “takunyacı” diye aşağılanıyor. Kimi Jakoben yetki sahiplerince (ve onların medyadaki ideologlarınca) kendilerine aba altında sopa gösteriliyor.
Böylesine bir “apartheid” oluşturan despot laisizmin dindar vatandaşlar tarafından kabul edilmesini nasıl bekleyebilirsiniz ki?
Tüm bunlara rağmen, dışa açılma, demokratikleşme, serbest piyasaya entegre olma gibi sosyal dinamikler sayesinde, ülkemizde “siyasal İslamcılık” düşüşe geçmiş, bunun yerine AK Parti’de ifade bulan “Müslüman demokratlık” yükselmiş durumda. Artık “öteki taraf”ın da yumuşama, ülkenin ve devletin tek sahibi olma iddiasından vazgeçme, uzlaşı ve hoşgörü kültürünü benimseme zamanı geldi.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 28, 2007 12:12 AM




Mustafa Bey,
Sanırım görüşlerinize en güzel cevap şu olacaktır:
Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.
Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.
Bu bağlamda;
Ankara’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde kuran okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.
22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa’da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.
Ayrıca, Ankara’nın Altındağ ilçesinde “Kutlu Doğum Şöleni” için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli’de İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler söylediği, Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir.
Okullarda kutlanacak etkinlikler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların yönerge dışı talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve Genelkurmay Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine rağmen herhangi bir önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir.
Anılan faaliyetlerin önemli bir kısmının bu tür olaylara müdahale etmesi ve engel olması gereken mülki makamların müsaadesi ile ve bilgisi dahilinde yapılmış olması meseleyi daha da vahim hale getirmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.
Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir. Malatya’da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak, huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği şüphesizdir.
Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği “Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak” ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.
Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.
Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur."
Yazan: Peyami İskender Tarih: April 28, 2007 12:32 AM
"Emin olun, eğer Türkiye’nin müstakbel 11. Cumhurbaşkanının bir 'AK Partili' olması ihtimali ufukta belirmeseydi, '367 tartışması' diye de bir şey yaşanmayacaktı.
Tamamen katiliyorum!!!
Acaba TSK, "laiklik ozdedir, sozde degil" derken, basortusu (veya turban) mi kastediyor. Yani laiklik'le pratik laiklik arasina kendilerinin 'sembol' olarak isaret ettikleri 'sey' kendileri tarafindan 'sembol' olarak ifade edilmiyormu? Mesele bu degilmi?
Bu bir 'double-standard' degilmi?
Nicin 'acik' 'sacik' bunu ifade edemiyorlar bunu edebiyatcilarimiz?? Ben o zaman 'onlara' daha cok hurmetlerimi belirtirim halbuki.
Ama demokrasilerde bazen istemedigimiz sonuclar ortaya cikmaya baslayinca, oyunun sonlarina dogru, oyunun kurallarini degistirmek biraz 'mizikcilik' gibi geliyor bana.
Yazan: metin Tarih: April 28, 2007 1:03 AM
Onun adi asker, cani neler ister?
Peyami Bey,
Denize düsen (veya düstügünü sanan) yilana sarilir. Kadinlar basini örtüyor veya çocuklar Kur'an okuyor diye darbe yapilirsa kendi ayagina ates eden bir insana benzeriz.
AKP'ye kizip Türkiye'yi yakan bir insana vatansever denebilir mi?
Asagidaki yaziyi size önermek istiyorum :
http://www.derindusunce.org/2007/04/25/onun-adi-asker-cani-neler-ister/
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: April 28, 2007 1:30 AM
Peyami Bey,
Bu yazıyı yayınlayan kim ise, anayasal suç işlediğinin farkında olmalıydınız. Ama evet, bizzat bu suçu tespit edip gereğini yapacaklar da aynı suçun aktörleri olunca ortada "berbat" bir durum oluşuyor.
Peki bunun sorumlusu kim? Tabi ki biz. Bir Damat Ferit'in gidip yüzlercesinin türediği bir ülkede yaşıyor ve onlara 'saygı' bile duyuyoruz (Yoksa korkuyor muyuz?).
Paşa korkusu Osmanlı'dan miras bir hastalık. Halen işe yarıyor ki kullanılıyor. Yoksa bunun adı "vatan sevgisi" mi?
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: Cengiz Cebi Tarih: April 28, 2007 1:36 AM
"Bir diğer itiraz “gericilik” söylemi üzerinden gelir: Buna göre başörtü takmak “çağdışı”dır ve “çağdaş Türk kadınına yakışmamakta”dır. Bu, kuşkusuz, tümüyle özgürlük karşıtı ve totaliter bir zihniyetin ifadesidir; çünkü vatandaşların kendi dünya görüşlerini ve yaşam biçimlerini belirleme hakkını hiçe saymaktadır."
Yahu neden sağ kulağımızı sol elimizle tutarak tartışıyoruz? "Başörtüsü" gibi bir nesnenin anlamını neden konuşamıyoruz da, sırf buna gelen itiraz üzerinden konuşuyoruz?
"Başörtüsü şudur, şu işe yarar" demeniz lazım. Sizse buna "tepki gösterenlere tepki göstererek" apacayip bir yerden tartışmaya dalıyorsunuz. Sonuçta kör bir şekilde kısır döngü tartışmaların içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Ne doğru ne yanlış, el yordamıyla bulmaya çalışıyoruz.
Elbette insanlar kişisel tercihlerinde özgür olmalılar. Ama "başörtüsü" gibi kadını aşağılayan, ona baskı kurma ifadesi olan ve kadını "günah malzemesi" olarak gören dini bir nesneyi, çevirip "totaliterizme karşı örgürlükçü bir nesne" olarak sundunuz mu işler tepetaklak gidiyor! Siz böyle deyince bir adım yol katatemiyoruz.
Başörtüsü hakkında ya tarafsız olunabilir (susarsınız), yada bu eleştirilebilir. Fakat totaliterizme karşı bir özgürlük bayrağı gibi sunduğunuz an, cingar çıkıyor.
Artık bu kısır tartışmaları aşalım. Objeleri, olguları, nesneleri, gerçek niteliğiyle ve bize olan etkileriyle konuşalım. "TEPKİ" ile hareket emeyi, sırf tepki üzerinden fikir yürütmeyi bırakalım!!
Bir kere şu çok yanlış: Laikliği sadece halkın bir kısmının kabul edeceği birşeymiş gibi (yani hepsinin kabul etmesi zorunlu değilmiş gibi) gösteriyorsunuz! Böyle şey olmaz. O zaman anlaşamayız, KAVGA ÇIKAR.
Laiklik, bu ülkede yaşayan herkesin içine sindirmesi, anlaması ve kabul etmesi gereken ortak paydadır. "Ben sevmiyorum" diyemezsiniz! "Laikler" ve "laik olmayanlar" diye halkı ikiye bölünük göstermek çok büyük bir hatadır! Laiklik olmadan demokrasi de olmaz.
"Laik devlet laiklerin devleti değildir" de ne demek oluyor?! Elbette laiklerin devletidir! Başka kimin devleti olacak? Kaldı ki laik olmak aslında BİREYSEL bir sıfat da değildir. "Kişiler" laik olmaz.
Kısacası bu milleti çok yanlış ve işe yaramaz bir kamplaşma içine sokuyorsunuz! Sizin gibiler yüzünden bugün genelkurmay açıklama yaptı. Dedi ki: "Biz burada TARAFIZ ve LAİKLİKTEN YANAYIZ!"... Onları bu saçma şeyleri söyletmeye mecbur bırakıyorsunuz! Herkes laiklikten yana olmalıdır. Laiklik demokrasinin olmazsa olmazıdır. "Kaldırın bakiim ellerinizi kimler laiklikten yana. 1,2,3,4..." böyle birşey olmaz!
Yazan: Keskin Tarih: April 28, 2007 2:58 AM
Olan bitenin laiklik davasi filan ile alakasi yoktur. Bunlar uydurma bahanelerdir.
Olay ekonomiktir.
***
Yuzyillar boyunca halkina "teba" muamelesinden baska birseyi layik gormeyen ve ekonomisini cagdas dunyanin sanayilesmesi ve ticaretine uyduramayan Osmanli caresiz savas ganimeti, vergi vs gibi gelirlerle koca bir imparatorlugu yurutemedikce batmis, battikca parcalanmis, parcalandikca paranoyalara burunmus, kiyimlar yapmis ve buna ragmen 1918 de sona ermistir.
Yerine gelen cumhuriyet hernekadar pek cok konularda devrim yapmissa dahi yinede halkina teba muamelesi yapilmasi kulturunu asamamis, 70-80 sene boyunca ya daima iktidardan uzak tutmus yada "geleceksen bizim sartlarimiza uyarak geleceksin" dayatmasinda bulunmustur.
***
Boyle durumlarda en guzel ornek olarak daima Istanbul Umraniye aklima gelir.
Umraniye; bin yillik koylerini caresizlik karsisinda terkedip Istanbula bir UMUT icin yerlesen insanlarimizin hikayesinin en guzel ornegidir.
Bu belde halki onceleri UMUT vaadeden asiri solculari bagrina basmis, 1980lere kadarda oyle gitmistir. 12 Eylulun marifetleri ve Global boyutta sosyalizmin cokmesi ile bu sefer UMUT, dini soylemlerde bulunan partilere (RP, FP) yonelmistir.
Kendisini RP ve FP nin -dinci- kaliplarindan kurtarak demokrasi ve dindarligi biraraya getirmeye calisan AKP, birden bire cok genis halk kitleleri tarafindan kucaklanmis, demokratik adimlarla dunyada sayginlik kazanmis, cesur ve liberal planlarla global ekonomiye entegre olmustur.Muhafazakar bir parti olarak gorunen AKP nin en solcu… Sosyalist Enternasyonal'a uye CHP nin ise en gerici tavirlarinin arkasindaki carpikligin ana nedeni budur.
***
Halki kucaklayamayan, dunyada sayginligi sagmaligi(strategic milking) bolge jandarmaligi da sona eren, hesaplarina halk gucunu katamadigi icin ekonomik plan uretemeyen, hazineden gecinen, Ittihat ve Terakkici, elitci, statukocu oligarsi 80 sene onceki ilericiligini zirt-pirt ISITIP bugunku siyaset piyasasina surerek bu gidisata engel olmaya calismaktadir.
-Laikcilik Business-inde olanlar iktidari kaybetmek icin laikligi bahane olarak kullanmaktadir.
Yani laiklik tehdit altinda degil, tersine onlarin gecim kaynagi olan hazine emme businessi tehdit altindadir.
Yazan: Haydar Tarih: April 28, 2007 3:30 AM
Sayın Keskin,
"Başörtüsü şudur, şu işe yarar" demeniz lazım."
Allah akıl fikir versin.
Sana ne?
Sane ne, ne işe yaradığından? Sana kravat gibi bir yuların boynunda ne işe yaradığını soran var mı? ya da frak gibi bir kuyuğun koskoca C.Başkanı'nın ne işe yaradığını düşünerek giydiğini soran? Ya da papyon gibi soytarı süsünün?
Hem "Elbette insanlar kişisel tercihlerinde özgür olmalılar." deyip hem de bu tercihlerinin gerekçeleri için başkalarını ikna etmelerini istemek ne kadar acayip bir manyaklık..
Yani şu satırları okuyunca cinnet getirmemek mümkün değil.
Aşk ile bir daha; "Allah akıl fikir versin."
Bir de şu satırlar:
""Laik devlet laiklerin devleti değildir" de ne demek oluyor?! Elbette laiklerin devletidir! Başka kimin devleti olacak? Kaldı ki laik olmak aslında BİREYSEL bir sıfat da değildir. "Kişiler" laik olmaz."
Bir paragrafta bu kadar tezat olur mu? Hem birey laik olmaz deyip, hem de " Elbette laiklerin devletidir!" demek de ne ola ki?
Devam edin kendinizi rezil etmeye. Cevap vermeye bile gerek yok. yeterki konuşun/yazın. Kendi sözleriniz kendinizi rezil etmeye yetiyor.
Sizin gibilerin zihniyetiyle bu hale geldi bu ülke..
İşte bir kez daha demokrasiye müdahale görüyoruz.
Erdoğan büyük ihtimal bugun erken seçim kararı alalacak.
Bakalım sandıkta hile yapabilecek misiniz?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: April 28, 2007 9:26 AM
Mustafa Beye bu tesbitlerinden dolayı teşekkür ederim..
tüm imam-hatipliler ve örtülü bayanlar adına da ayrıca teşekkür ediyorum...
imam-hatip liseleri devletin denetimi altında,müfettişlerle kontrol edilen okullar..devlet kendi okulundan niye korkar anlaşılır gibi değil..
imam-hatip diploması sanki sabıka kaydı gibi saklanılması gereken birşey haline dönüştü..bazı özel kolejlerde benzer bir durumda malesef..
Fatih Üniversitesinden mezun bir arkadaşım formasyon sınavını kazandığı halde İstanbul üniversitesine alınmamış..Fatih üniversitelileri almıyorlarmış...ülkeyi terk etmemiz için bizi zorluyorlar adeta..Demirel'de biletimizi kesmişti zaten..bize de gitmek düşüyor artık..
kalanlar sağolsun..vatan sağ olsun...ne diyelim.
Yazan: deniz Tarih: April 28, 2007 10:27 AM
İnsanların kutsal duygularını sömürmekten ne zaman bıkacaksınız?
Laik devlet laiklerin devleti değildir gibi sakat bir anlayış olabilir mi? Laik devlet fikri hür vicdanı hür insanların buluşma noktasıdır.
AKP sayesinde siyasal İslamcılık düşüşe geçmiş, müslüman demokratlık yükselmiş. Hani nerde bir tane somut örnek verebiliyor musunuz? Kaçak kur'an kurslarını suç olmaktan çıkarmak müslüman demokratlıkla bağdaşır mı? En yüksek yargı organlarının vermiş olduğu kararları eleştirirken yüksek yargı mensuplarına "efendiler o sizin işiniz değil ona ulema karar verir" demek müslüman demokratlıkla nasıl bağdaşır? Dindar bir cumhurbaşkanı seçeceğiz demek müslüman demokratlıkla bağdaşır mı?
Eğri oturup doğru konuşmak lazım. İnsanları dindar dinsiz ayrımına tabi tutmak anayasaya aykırıdır. Anayasal suçtur. Bu suçu işleyenler devlet yönetiminden derhal uzaklaştırılmalıdır. Dindarlığın ölçüsü yoktur. Bunu hiç kimse tespit edemez buna hiç kimsede karar veremez.
Yeter artık din'den elinizi çekin! Masum insanların kutsal duygularının nasıl sömürüldüğünü herkes görüyor. Bu iş ayyuka çıktı artık.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: April 28, 2007 11:27 AM
DENİZ başkalarının kendinize benzeyen yanlarını görün ve ona göre şikayetçi olun.
kimse mahallesinde salyongoz sattırmak istemiyor.
bak başörtüsü sayfasında
gelelim benim çok anlaşılan ama anlamazlıktan gelen ünlü hukuk soruma;
kimse kimsenin tercihine karışmaz ama, bakın başötüsü sayfasına. Tercih hakkı yok diyor.
Arkadaşımıızn Bunu resmi din güvencesi ile söylemesi başka bir ironi konusu.
o zaamn abdullah gül'ün bu eşimin tercihi cümlesi zaten anlamsız kalıyor. Eğer başka bir tercih hakkınız yoksa buna tercih demezler.
başörtüsünün müslüamn kadın için zorunlu tercih olması iddiası ilmi olarak ispatlanmadı. BU platform bir örnektir.
o zaman ben jokaben bir dindarlığın baskısı altına girmiş oluyorum.
laiklik sadece farklı dinlere karşı değildir, aynı din içinde de vicdani baskılardan kişiyi
güvence altına almalıdır.
yani insanlardan semra özal gibi konuşmalarını beklemeyin. Evet başörtüsü takmayarak islamın dediğini yapmıyorum ama başka birçok şeyi yapmaya çalışıyorum, Allah affeder gibi bir yaklaşımı herkesten beklemeyin.
kadınlar kamuda, ÜSTELİK böyle bir vicdani bir konuda, iyi müslüman ve daha az duyarlı müslüam gibi ayrımlara tabi tutulmak istemiyorlar.
size daha önce yazdım.
milliyet ve vicdan özgürlüğü yoktur.
ben gidip amerikalı olacam desem kimbilir belki vize bile vermezler.
ama "din ve vicdan hürriyeti" diye bir kavram var., kimseye hesap vermden müslümanım dersiniz ertesi gün hesap vermeden hindu olursunuz.
kimse sizden hesap soramamalıdır.
şimdi, hukuğun çözmediği soruyu yeniden soruyorum:
deniz diyor ki; başörtüsü benim innacıma göre farzdır. Diyelim denizden dünyada 1 milyon kişi böyle düşünüyor olsun.
hukuk açısından "din ve vicdan" hürriyeti söz konusuyken , "1 milyon" kişi ya da "bir" kişi aynıdır. Yani tek kişilik başka din mensubu ile denizin hakları aynıdır. Çünkü deniz'in peygamberi de bir zamanlar topluma karşı tek kişilik bir dindi., Bugün, "isa oğul değildir" diyen bir hristiyanda kendi toplumunda tek kişilik bir itiraz yapıyor.
şimdi şunu sordum ben,
inşa edeceğiniz hukuk sitemi herkesin olabilecek inancını kamuya taşımaya kafi gelecek mi ?
Biri çıkp dese ki, ben bir inanç sistemine aitim ve bu inaç sistemine göre kadınlar takılarını şagurtarak belli etsinler.
hangi hukukçu bu saçma dindir deme hakkına sahip ? Kimseye zarar vermemek diyorsunuz ama zarar kelimesinin ölçüsü tanımı okadar muğlak ki ? Bir sitem bunlara mı uğraşsın ?
Avrupa mahkemesini iyi incelerseniz; biz bunu taşıyamıyoruz diyor zaten.
o zaman diyorki; kamuda yakın bir noktada uzlaşın diyor. sonra özel yaşamında ne yaparsan yap diyor.
din ve vicdan hürriyeti varsa, herhangi yargılma yetisi hukuğun değil.
Başbakan öyle bir hata yaptı ki, bu hatasına engel olmayan bütün danışmanlarını işten atmalı. Ulemaya soramaz ki hukuk ? Hiç böyle şey olur mu ? Hangi ulema ? O kadar alışılmış ki jakoben dindarlığa ??
şimdi aranızda birkaç kişi, herkes istediğini yapsın, ne olacak ? diyor da,
gerçek öyle değil. yazdım ben size, italyada müslman birliği bu sefer su koyuyor.
bakın deniz bile hazır değil, ben salyongozcu istemem diyor. Din değiştiren bir müslüam insanları hasta ediyor.
gerçek dışı yazmakla elimize bişey geçmiyor.
zaten buna hukuk izin vermez. Gerçek sorular sormak zorundadır.
Mesela ingiliz hukuğu "ayşa azmi" davasında soruyor. Sınır ne ? ölçü ne ? öyle kuru kuru anlamını düşünmeden, bu kadının tercih hakkı dersin, ama sonra o tercih hakkı konusunda 15 yaşında kıza konuşma hakkı vermezsin. Meğer tercih hakkı dediğiniz şey dinin buyruğuymuş. itiraz eden itina ile aforoz edilimiş. Ya da kötü tercihin günahları affedelir ve affedilen kişi bu lütüfla yaşanırmış( buna tercih diyorlar:)
Teşhisi yapın. Sonra çözüm bulun.
önyargı kötü bişey. ben de zerresi yok.
karşımdaki insanın başörtüsünü bile görmem çoğu zaman. ama olayı da çarpıtmamak, dolduruşa gelmemek lazım.
Yazan: knz Tarih: April 28, 2007 11:54 AM
benim mevcut tüm sistemlere karşı önerim yine Türk İslam uygarlığıdır, kendi birikimlerimiz ve kendi deneyimlerimiz ile sorunlarımızı çözer, islamın aydınlığında da hem toplumsal sorunları etnik sorunları yönetsel sorunları çözeriz, türk islam uygarlığı dediğim olay hem ulusal bakışı olan hem de islamın öğüt ve buyruklarından yararlanan, tarihsel deneyimleri de katan ki tarihsiz kesinlikle olmaz burada herkes yorum getirir iken bile bir yerlerder örnek verir ya da kendi aklında bir bilinç yaratır, işin içine katarak bence türkiyeti cumhuriyetine yakışır bir cumhuriyet sistemini var edebiliriz, böylelikle mevcut olacak bu sistem gücünü ışığını özünü de binlerce yıldan alacağı için de yıllar sonrasında oturması beklenen yerleşmesi beklenen bir sistem olmaz insanımızın da kolayca kabul edeceği ve yaşaycağı bir sistem olur, bugün insanlarımızın bir çoğu artan suç oranlarından yakınmaktadır, işlenen suçlar neden artmakta ve çeşitlenmektedir dolayısı ile suçlu insanlar neden toplumun önemli bir yüzdesini oluşturmaktadır, insanlarımız şundan da yakınmaktadır, neden türkiye bulunduğu konumu gereği yeraltı ve üstü varlıklarınıa rağmen verimli topraklarına rağmen bunca genç nüfusuna rağmen bunca üniverisetisen ve üniversite mezununa rağmen bunca rektörüne yöküne tubitakına rağmen bunca sorunlar alenen bilinp anlaşılmasına ve çözümcülerin cirit atmasına rağmen her şeyin konuşulmasına rağmen dostun düşmanın açıkça bilinmesine rağmen bölgesel gelişmelere karşın türkiyenin bölgesel konumuna ve özelliğine rağmen tarihsel geçmiş ve birikimine ve halen etkisinin sürmesine rağmen avrupa ile bunca alışveriş karşısında avurpa birliğinin neden bu denli ödün verildiğinin ve asbnin neden bu tür dayatmalar yaptığının hatta bunun hedenlerinin açıkça bilinmesine rağmen, amerika ile neden müttefiklik konusunda karşılıksız müttefik olmamız gerekiği, neden işsizliğin hep en önemli neden olduğu, neden islam ve devlet rejimi diye dayatılan laiklik arasında çatışma çıktığı ve kamusal alan ayrımı yapıldığı ve bunun gibi bir çok soru ile boğuşarak bunlardan da yakınmaktadır, anadolunun gerçeketn yaşam kalitesi çok düşük hayli yoksul yerleri olduğ ukadar batı şehirlerinde de benzer durum ortaya çıkmaktadır türkiyenin batı ya da doğudaki tüm kentlerinde merkez mahalli alanda kaliteli bir yapılaşma ve daha üst bir yaşam kalitesi var iken geri kalan yüzde doksanlık kısım neden orta halinde altında ve bakımsız bir kent ortamında yaşamaktadır gerçekten de ülkemizin kentleri küçük bir alan çarşı diye adlandırılır ama bu şehir merkezi olmasından çok zengin ve kaliteli bir muhittir bunun dışında büyük bir alan orta hal ve altında ve daha bakımsız evler ve sokaklardan oluşan daha az işyerleri olan ve elbette daha küçük esnaftan oluşan kesimleri oluşturur ki sanki kentlerimzde de bile sömüren ve sömürülen vardır, çevredik herkes merke akar merkezi besler, göç bazen özendirilerek maksatlı olur bazen de işsizlik nedeni ile terör nedeni ile afetler nedeni ile olur ama hiç bir zaman devletin buna bir tedbiri de de alternatifi de yoktur, bu devleti yönetenlerin yukarıda saydığım hiç bir şeye ne ciddi bir çözümü olmuştur kalıcı olabilecek ne de alternatifler getirebilmişlerdir, çok basit ve geçici icraatlar ile bugünün çözümsüz türkiyesine geldik, çözümsüz değil belki ama düğüm üstünü düğüm atıldıkça çözmesi gitgide güçleşmektedir, bazen bazılarından duyarım, türkiyede bugüne kadar hükümet olarak başa gelmiş bütün başbakanları yargılayacaksın neden böyle olduk neden olmadık diye tek tek sorgulayacaksın ve görevlerini yapmadıkları için ve hatta içlerinden hainlerde çıkacaktır diyerek asma ile cezalandırılacak bir sonuca bağlayan bir çok insan görüyorum bazen bunlar yaşlı insanları değil genç ve orta yaşlı insanlar oluyor genelde demekki sizin genç olmanız hayata yeni başlamanız anlamına gelmiyor hayatın sıkıntıları aktarılarak devam ediyor ve çözümsüzlük arttıkça önceki nesil göçüp gitse bile gelen nesil bunun ağırlığını üzerinde hissediyor, dolayısı ile her ülkenin zaman zaman devrimlere yeniliklere gereksinimi vardır demek ki bizler zorlkları önemli ölçüde indirgedikçe bizden sonrakiler sorunlarıı çözmede daha başarılı olarak sornraki nesillere aktarabilecekleridr, sorunlar biriktikçe de toplum ve devlet elbette bir noktada iflas edecektir, ben buradan da şuraya çıkıyorum, ne kadar sorunlar olsa da devletin her zaman güçlü güncel ve sürekli yenilenen bir dinamiğinin kalması gerekir ki o da anayasal hukuk kurumları ile ordudur. bu nedenle bugün laikliği tartışırken devleti yıpratmanın ve abdullah gül ile tayyibi dolmuşluğun verdiği heyecanla yeni bir devrimci olarak görmenin ve büyük değişimler beklemenin anlamı sadece devleti yıpratmak ve çözümleri iyice çözümsüzlüğü itmek olacaktır,türkiyenin sorunu cumhuriyeti ile değil atatürk ile değil laiklik ile değil, türkiyenin sorunu avurap birliğini en önemli ulusal erek görmek, dünyayı sadece avrupa olarak bilmek yönü direkt olarak dönmek sonra da atatürkün gösterdiği yol budur diyerek insanları kandırmak, abdyi felan işin içine katmaya gerek yok, temel sorun dış borçlanmadır, üretmeden tüketmek çalışmamak verginin toplanamamıs, imtiyazlar tanınması aflar çıkarılması, hak edilen cezaya karşılık cezanın ve aynı oranda kazandırıcı planların olmaması, çevresel sorunlar toprakların değerlendirilememsi dahası zayi edilmesi, yeraltı ve üstü zenginliklerin yerel sermaye ile geliştirmek yerine her şeyi dışarıdan alarak üretmeden çalışmadan emeksizce tüketmek üzerine kurulu bir yaşam, özendirilen ancak bir kaç yüz kişinin ancak yaşayabiyldiği ve aslında hiç bir kültürü olmayan gazino kültürü kadar yoz yaşamın insanlara enjekte edilmesi ve dolayısı ile kültürsüzleşme toplumsal güvensizlik ve yozluk.... bilgi de ve bilimde bile dışa bağımlılık...kabul edelim cumhuriyet kurulduğu zamanki cumhuriyet değil her geçen hükümette biraz daha zincirlenmiş haldeyiz ve türkiyede neden insanlar bunları bu denli hararetle tartışıyor ve tayyip erdoğanı bile kurtarıcı gibi yapışıyor, çünkü türklerin on yıl önceki geçmişi bile bir nesil sonra destanlaşabilmektedir türkler durağan bir millet değildir ve milliyetçilik tarihin her safhasında milletin hamuru olmuştur, dolayısı ile her zaman dinamik ve atraksiyon bir toplum sergileyecek olan bu topraklarda her zaman bir uygarlığın infişak etmesi beklenmelidir.
Yazan: ancazin Tarih: April 28, 2007 11:56 AM
Sayın Keskin,
Yorumlarınızdaki ince düşüncelere (!) hayran kaldım. Tuhaf mantığınız şu şekilde işliyor: "Başörtüsü erkek baskısıyla takılmıştır, kişilerin özgürlüğünü gaspetmektedir; o halde başörtüsünü yasaklamak da kadınlara özgürlüğünü geri vermektir."
Demokratik bir ülkede kişilerin kendi özgürlüğünü kıaıtlama özgürlüğü de vardır. Bir insan kendisine evden dışarı çıkma hakkı tanımayabilir. Kocası dışında hiçbir erkeğe görünmeme hakkı da tanımayabilir. Bunların tam tersi nasıl bir haksa bunlar da birer haktır. Özgürlüğün bir başkası tarafından fiziksel baskıyla alınması yasaktır demokraside. Bİraz daha dersinize çalışmanız gerekecek.
İlk önce şu "başörtüsü aile baskısıyla takılıyor" saçmalığını bir kenara bırakalım. Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz? Bir bilimsel araştırma mı var elinizde? Tahmin ederim ki sizin zihniyet yapınızda olan insanların başvurduğu en yakınındaki birkaç örneğe bakma adlı bilimsel (!) yöntem mi?
Bir baskı olsa bile önce bu baskının ne derece bir baskı olduğunu anlamalıyız. Her ailenin değer yargıları farklıdır ve kızına başörtüsü takması yolunda telkin yapan aileler olabilir. Bunun dışında fiziksel baskıyla takmasını emreden aileler de olabilir. Ama şuna dikkat etmek gerekir: Tam tersi de olabilir. CHP'li, Kemalist bir ailenin kızının başörtü takmaya çalıştığını düşünelim, bakalım nasıl baskılar geliyor...
Bir de "Başörtüsü takanlar her zaman baskıyla takmışlardır" yargısındaki "gizli faşizm"e dikkat çekmek istiyorum. Bu tür bir yargıda çoğunluktan farklı olanlara "birey olma" hakkı bile verilmiyor adeta. Başörtüsü takmanın bireysel bir tercih olduğu akla bile getirilmiyor, çünkü onlar "öteki" ve "öteki"ler ne yapmışsa kesin bir şeyleri karıştırmak, provoke etmek amacı gütmüş oluyorlar. zira yaptıkları çoğunluğa aykırı ve birlik bütünlüğü bozucu.
Evet, üzerine basarak söylüyorum, sizin bu zihniyetiniz totalitarizmdir, devleti modernleştirici bir araç olarak görme saçmalığıdır.
Yazan: Ahmet A. Tarih: April 28, 2007 12:19 PM
Suat Bey,
Neden "başörtüsü nedir" sorusunu duyunca cinnet geçiriyorsunuz? Bunda korkacak birşeyiniz mi var? Bu ne öfke?? Bu konuda konuşabilmek için ben, sizin yüksek şahsiyetlerinizden "yetki" belgesi mi almalıyım?? Asıl benim bunu sormamdan size ne? Siz kendinizi nerede görüyorsunuz ki beni bu konuda susturma hakkını buluyorsunuz?
Sizden korkuyorum. Herhalde karşı karşıya olsak, başörtüsünü korumak için bana bıçak falan çekeceksiniz! Durumunuz onu gösteriyor.
Kaldı ki ben orada "başörtüsünü sorgulayalım" filan demeye, böyle bir tartışma açmaya çalışmıyorum! Başörtüsünü birileri özgürlük sembolü gibi göstermeye kalkıyorsa, "totalitarizm vs. başörtüsü" gibi bir analiz yaratmaya çalışıyorsa; ben de bunun saçma olduğunu ve buna anlam yüklenecekse "tepkiden" değil, konunun özünden yola çıkılması gerektiğini söylüyorum. Yani "başörtüsü şudur" diyen ben değilim aslında! Bunu başlatan, anlam yükleyen, malzeme yapan başkaları. (Orada başörtüsü hakkında yazdıklarım da sadece kendi fikrim. Bunlar ayrı tartışma, ve yapmaya çalıştığım bir tartışma değil.)
Diğer paragrafta ise "laik" kelimesinin iki tanımını da düşünerek yazdım. Hiçbir tezatlık yok.
Yazan: Keskin Tarih: April 28, 2007 12:32 PM
Yeniçerilerin ayaklanmasini anliyorum da onlara alkis tutanlara sasmamak elde degil.
Arkadaslar siz 1980 darbesinden sonra Türkiye'de degil miydiniz? Simdi "öcü" olan Imam Hatip liselerinin en az yarisi o zamanin Genel Kurmay Baskani Orgeneral Kenan Evren tarafindan açildi. Gene Evren Pasa elinde Kur'an ile bütün ülkeyi gezdi, "açin okuyun, Bakra suresi..." diye haykirarak.
Her darbeden, her muhtiradan sonra muhafazakar hareket daha da güçlenerek geri geliyor. Laikligin bekçiligi böyle mi yapilir? 28 subattan sonra olanlara bir bakin.
Ben size Atatürk'ün komünizmle mücade üzerine bir sözünü hatirlatayim :
"Fikir akimlarina silah ile karsi çikilmaz, onlari güçlendirmis olursunuz. Fikire karsi fikirle mücadele yapilir." (Can Dündar - Kizil Tepeli Kalpak)
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: April 28, 2007 12:41 PM
@ Yazı içeriğine dair tahliller.
# Oysa aslında laik bir devlet, vatandaşları arasında onların dini inanç ve uygulamalarına göre ayrım yapmayan devlettir.
- Güzel bir tanım.. ve doğru !
# “ama biz dindarlığa karşı değiliz, siyasal İslamcılığa karşıyız”
- Yapılan haksızlıklar, ve bu türlü meseleyi çarpıtmalar karşısında ağlayasım geliyor. İnsanlar, bu denli taş kalpli nasıl olabiliyorlar. Ve korkak! Biliyorsunuz.. şiddet, korkudan doğar.
# “çağdışı”dır ve “çağdaş Türk kadınına yakışmamakta”
- Despotluk, despotluk, despotluk..
# Artık “öteki taraf”ın da yumuşama, ülkenin ve devletin tek sahibi olma iddiasından vazgeçme, uzlaşı ve hoşgörü kültürünü benimseme zamanı geldi.
- İşte mutlu son :)
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: April 28, 2007 2:06 PM
GK'in Gece Yarisi muhtirsasindan (pardon basin aciklamasindan) :
"Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır."
..........
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
==========================================
Yaziyi sonuna kadar okudum. "Yaw bu bal gibi muhtira; demokrasiye millet iradesine, hukuka, mesruiyete darbe" diyordum. Son "Kamuyona Saygi ile" satirini okuyunca ne kadar yanildigimi anladim. Korkacak bisey yokmus anlayacaginiz.
================================
Medyayi dikkatle takip ediyorum 28 Subattan beri kac arpa boyu yol gitmis diye. Eski aktorlerden nedamet gosteren, degisene raastlamadim pek. Sizler daha iyi biklirsiniz. Okta Eksi, Can Atakli, Suhyel Batum, Sosyal Demokratlar(!) hepsi biraktiklari yerden devam. Colajani, Coskun, Ince, Turenc Bayer vs....taifesini okuyacak sinir kalmadi . Cumhuriyet zaten okumam. Idealist, bagimsiz, imaj yaratmaya calisan Nihat Genc ve sahte entel Can Dundar'in resmen fasist, miltarist oldugna karar verdim.
Masdem ismlerden bahsediyorum bu gun Taha Akyol Bey'in bir kanalda Altan Oymen ile tartismasindaki sergiledigi ikirciksiz, ahlaki durus ve ortalama zeka ve ahlak sahibi herkesin anlayacgi berrakliktaki argumanlarini taktire sayan buldum. "these are the times that tryst a man's soul" demis bir bilge kisi. Evet boyle zamanlar insanlarin ruhunu ya da "mayasini" ortaya koyan zamanlardir. Hakli ve haksizin siyah ve beyaz kadar acik oldugu zamanlarda alinan pozisyonlar "fikir ayriligi " diye gecistirilemez. Kavramlai gercek manalarnda kulanabildigimiz noktaya geldigimizde "cag atlamis" olacagiz.
Namuslu insanlar cesur olmak zorunda. Beyinlerinizdeki tanklari cikarin.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 28, 2007 2:12 PM
Yorumsuz
Tavir 1.
Allah akıl fikir versin.
Sana ne?
Sane ne, ne işe yaradığından? Sana kravat gibi bir yuların boynunda ne işe yaradığını soran var mı? ya da frak gibi bir kuyuğun koskoca C.Başkanı'nın ne işe yaradığını düşünerek giydiğini soran? Ya da papyon gibi soytarı süsünün?
Hem "Elbette insanlar kişisel tercihlerinde özgür olmalılar." deyip hem de bu tercihlerinin gerekçeleri için başkalarını ikna etmelerini istemek ne kadar acayip bir manyaklık..
Yani şu satırları okuyunca cinnet getirmemek mümkün değil.
Tavir 2.
Resûl-i Kibriya Efendimiz, Hz Zeyd b. Harise'yle birlikte gizlice Mekke'den ayrılarak Taife vardı.Orada Sakif Kabîlesi ileri gelenleriyle görüşmeye başladı. Onları İslâm dinine davet etti. Kavminden muhalefet edenlere, kendisiyle birlikte karşı koymalarını talep etmek için geldiğini anlattı. Ancak, kaldığı 10 gün zarfında hiçbir müsbet netice elde edemedi; üstelik, hakaret ve istihza ile mukabele gördü, türlü türlü ithamlara mâruz kaldı.
Lat ve Uzza'ya tapmakta Mekkeli müşriklerle yarışıp duran Sakifliler, bu çirkin sözlerle de yetinmediler; beldelerinde misafir olarak bulunan Cihan Peygamberine, ayak takımını, sokak gençlerini ve köleleri kışkırtarak saldırttılar.
Gözü dönmüş, kendini bilmez küstahlar, yolun iki tarafında sıralanarak Kâinatın Efendisini ve Hz. Zeyd'i taşa tuttular.
Resûlullah'ın mübarek ayaklan kana bulandı. Öyle ki, isabet eden taşların açtığı yaraların acısı yürümeye engel olur hâle geldi. Resûl-i Ekrem, zaman zaman oturmak zorunda kaldı. Ama bu vicdansızlar, her seferinde onu zorla ayağa kaldırarak, yeniden yaralı ayaklarını taş yağmuruna tutuyorlardı. Ayak takımı, Peygamber Efendimizi ızdırap içinde bırakırken, taşlarıyla beraber kahkahalar da savuruyorlardı.
Hz. Zeyd, hayatını hiçe sayarcasına vücudunu Resûl-i Kibriya'ya siper etmişti. Şirk ehlinin elinden çıkan taşların ona ulaşmasına mâni olmaya çalışıyordu. Ama nafile idi. O da kan revan içinde kaldı.....................................................
Resûl-i Ekrem Efendimiz, bağdan ayrılıp düşünceli düşünceli ve Sakif Kabîlesiyle Taiflilerden maksadına muvafık bir netice alamamanın teessürü içinde yoluna devam etti. Mekke'ye iki konaklık bir mesafe kalmıştı ki, zâtını bir bulutun gölgelemekte olduğunu gördü. Dikkatlice bakınca, bulutun içinde Hz. Cebrail'i farketti.
Cebrail (a.s.) seslendi: "Şüphesiz, Allah, kavminin sana neler söylediğini işitti; sana, şu dağlar meleğini gönderdi. Kavmin hakkında dilediğini yapmak üzere ona emredebilirsin!"
O anda görünen dağlar meleği de, emrine amade olduğunu ve istediği takdirde Ebû Kubeys ile Kuaykıan Dağlarını müşriklerin üzerine kapanırcasına birbirine kavuşturabileceğini söyledi.
Fakat, şefkat ve merhamet kaynağı Resûl-i Ekrem'in arzusu başka idi. Dağlar meleğine şu cevabı verdi:
"Hayır, ben böyle bir şey istemem. İstediğim tek şey, Hak Teâlâ'nın bu müşriklerin sulbünden, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibâdet edecek bir nesil ortaya çıkarmasıdır."347
Yazan: Salih N. Tarih: April 28, 2007 2:31 PM
bu saate kadar son olaya yorum yapmalı idin Mustafa Bey ne oldu henüz yorum yapmaktan çekindiniz ya da değişim sinyalleri mi veriyorsunuz siz de
http://www.tsk.mil.tr/bashalk/basac/2007/a08.htm
bu yolla ordumuzla hareket edeceğimiz kamuoyuna saygıyla duyrulur..:)
Yazan: ancazin Tarih: April 28, 2007 2:43 PM
Genelkurmay Başkanlığı'nın bu açıklamasını doğru bulmuyorum. Hiçbir demokratik ülkede böyle bir açıklama yapılmaz, yapılmamalı.
Meclisteki bütün partiler demokrasiye sahip çıkmalıdır. ( Özellikle ne yaptıkları bir türlü anlaşılmayan, dünkü oylamaya katılmayarak meclisin üstünlüğüne gölge düşüren ANAP ve DYP'ye büyük sorumluluk düşüyor. )
Yazan: Tuncay Yılmazer Tarih: April 28, 2007 3:50 PM
Erdoğan’a Çağrı: Gerekirse İdamlık Elbiseni Giy!
Cumhurbaşkanı seçimleri ilk turu yapıldı ve Abdullah Gül 357 oy aldı.
İş ikinci tura kaldı.
Fakat CHP, beklendiği gibi Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu: 367 milletvekili yoktu, ilk tur geçersiz sayılsın.
Anayasa Mahkemesi, 367 gerekmez derse Ak Parti rahatlayacak ve 2. veya 3. turda Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçecek.
Genel Kurul’a giren fakat oy kullanmayan CHP milletvekillerini göz önünde bulundurarak “367 gerekli fakat ilk turda bu sayı vardı” derse, ikinci tur da birinci tur gibi büyük bir heyacana şahit olacak.
367 milletvekilinin oy kullanma şartını gerekli görür de ilk turu iptal ederse, erken seçime gidilecek.
Son iki şık, sistemi işlemez hale getirme ve Meclis’e Cumhurbaşkanı seçtirmeme tehlikesi taşıyor.
Çünkü 183 milletvekini bulan herhangi bir parti veya partiler, Genel Kurul’a girmeyerek seçimi engelleyebilecek.
Ak Parti’nin seçimlerde yenilgiye uğradığını ve oylarının düştüğünü, fakat 183 milletvekilini aştığını farzedelim.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde “Demokrasi tehlikede, ben bu seçime katılmıyorum” derse, sil baştan yeniden genel seçim yapılması gerekecek.
Öyle ya; CHP’nin ve payandalarının Cumhurbaşkanlığı seçimini boykot etme hakkı var da, Ak Parti’nin yok mu?
Fakat bu arada farklı bir gelişme yaşandı.
Genelkurmay Başkanlığı, oldukça sert bir bildiri yayınladı.
Anlaşılan amaç, Ak Parti’yi korkutup Anayasa Mahkemesi’nden çıkacak kararı beklemeden erken seçim kararı almaya itmek...
Böylece, hem Gül’ün Cumhurbaşkanlığı engellenmiş, hem de Anayasa Mahkemesi’nden de sistemi tıkayacak bir karar çıkmamış olacak.
Erdoğan ve Ak Parti demokrasiyi koruma adına buna direnmeli...
Ne olur?..
“Darbe olur.”
Darbeye de direnmeli...
Demokrat olmanın gereği bu değil mi?
Darbe yapmak suç değil mi?
Sözde değil özde demokrat olan herkes de parti ayrımı yapmaksızın bu direnişe destek vermeli...
Hani liderlerin bir bayramlık, bir de idamlık elbiseleri olurdu.
İşte o elbiseyi gerekirse giymeli...
Değilse, Ak Parti biter.
Erdoğan söz vermişti:
“Cumhurbaşkanını bu Meclis seçecek” diye...
Anayasa Mahkemesi tarafından engellenirse halk bunu sandıkta telafi edecektir.
Fakat bildiriden korkup Cumhurbaşkanı seçmeden erken seçim kararı alırlarsa her şey biter.
Birincisi; halka verilen sözden dönülmüş olur.
İkincisi; Ak Parti, Erbakan ve ekibine “Bu iş sizin üslubunuzla olmuyor, bakın biz nasıl yapacağız” diyerek oy aldı.
Millet “normalleşme” beklentisiyle 4 yıl sabretti.
Ak Parti’ye verdiği krediyi düşürmedi.
Gerekirse bir kaç ay daha sabreder.
Fakat Ak Parti, bildiriye boyun eğerek demokrasiyi kurban eder ve “zoru görünce hep geri adım atacaklar” kanaatini pekiştirirse, “demokratikleşme ve normalleşme” ümitleri belki de bir daha hiç geri gelmeyecek şekilde kaybolacaktır.
Bu nedenle Erdoğan’a ve Ak Parti kurmaylarına diyorum ki:
Erken seçim kararı almakta acele etmeyin.
Anayasa Mahkemesi’nin kararını bekleyin.
İlk tur iptal edilirse zaten erken seçime gidilecek...
Yok eğer ilk tur geçerli sayılırsa, bu sizi rahatlatacaktır.
Cumhurbaşkanını seçer, daha sonra gerekirse erken seçim kararı alırsınız.
İSMAİL YAŞA
http://www.habervakti.com/detay.asp?id=29811&kat=Yazarlar
Yazan: Öncü Nesil Tarih: April 28, 2007 4:54 PM
Laiklik hakkında hiçbirşey bilmiyor uyduruyorsunuz, "laik" latince bir kelimedir doğuşu avrupanın karanlık ortaçağ "cadı avları, engizisyon mahkemelerinin olduğu kilise egemenliği döneminde" dönemindir kelime anlamı yaptığı iş olarak din adamı (Bir kilise papazı veya Cami imamı) olmayan kişilere verilen bir addır. Laiklik ilkesi de Türkiye Cumhuriyeti devletinin yaptığı iş olarak dinin kurallarını emreden ve bu amaca yönelik bir devlet yapısı değil. Çağdaş tüm medeni ülkelerce kabul görmüş demokratik bir hukuk devletini tanımlar. bu tanıma uygun olarak da devletin verdiği kamu hizmetlerinde çalışan kişilerinde bir din adamlığı "giyim kuşamda buna uygun" kisvesinde hizmet veremez. Bu ilkeye karşıysanız açıkça beyan edin bu ülkenin şeriat hükümlerine göre ve din adamlarınca yönetilmesini istediğinizi.
Yazan: bilgin Tarih: April 28, 2007 5:25 PM
Sayın Keskin,
Benden korkmanıza gerek yok. Siz önce kendi yazdıklarınızdan korkun.
Siz "Başörtüsü şudur, şu işe yarar" demeniz lazım." dediniz. Bu aşağılık bir davranıştır.
Siz kimsiniz de ben size başörtüsünün ne işe yaradığını açıklamaya çalışıp icazet alacağım?
Neden bunu insan hakkı, bireysel bir tercih olarak görmüyorsunuz? Buradaki aşağılık ayrımcılığı görmeniz için ne gerekiyor?
Kimse hangi kıyafeti niçin giydiğini bir başkasına gerekçelendirmek zorunda değildir. Size "hangi kıyafeti niçin giydiğinizi bize gerekçelendirin ondan sonra giyin" diyen oldu mu? Benden korkacağınıza kendinizden ve sapkın zihniyetinizden korkun.
Başörtüsü özgürlük sembolu değilidir, bir bireysel tercihtir. İslam'da olup olmaması da hiçkimseyi ilgilendirmez, bir müslüman "var" diye yorumluyorsa kullanır, "yok" diye yorumluyorsa kullanmaz. Hiçbir müslüman da bu farklı yorumlardan dolayı diğerini tukaka edemez.
Kimse başörtüsü kullanıyor diye kullanananı aşağılayamayacağı gibi kimse de başörtüsü kullanmıyor diye kullanmayanı aşağılayamaz. Bireysel bir tercihtir bu ve kimse bu tercihi sorgulayamaz, kimse bu tercih üzerinden gerekçelendirme isteyemez.
Atilla Hoca başörtüsü konusunda sizin gibilere beleş dersler veriyor. Buradan katılabilirsiniz:
http://www.dusunceler.org/2006/09/29/ertugrul-ozkok%e2%80%99e-acik-mektup/
Laiklik konusunda tutarsızlığınız aşikar. Şu satırların yazarı hala tutarlılıktan bahsedebilir mi?:
"Laik devlet laiklerin devleti değildir" de ne demek oluyor?! Elbette laiklerin devletidir! Başka kimin devleti olacak? Kaldı ki laik olmak aslında BİREYSEL bir sıfat da değildir. "Kişiler" laik olmaz."
Nasıl oluyor da hem devlet laiklerin oluyor hem de birey laik olamıyor? Kim bu laikler, insandan başka bir tür mü?
Bir kez daha içten dua ediyorum: Allah akıl fikir versin.
Yorumsuz Salih N.
Tavrımı sorgulayacağınıza bir kere de Keskin gibi saldırgan ayrımcı ve aşağılayıcılara bir kelime yazsanız? Nedir konu hakkında değerli fikriniz? Mesela Keskin Bey'in ifrazatına nasıl bir cevap verilebilir bizlere gösterseniz?
Epeydir sizin yorumlarımzla karşılaşıyorum. Açıkcası neyi savunduğunuzu anlayamadım. Efendimizden (s) örnekler vermişsiniz; nedense benim de aklıma münafıklar geldi.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: April 28, 2007 11:37 PM
Ahmet Bey,
Orada yapmak istediğim başörtüsü tartışması yaratmak değildi. Yazımın tümünü okursanız başörtüsü meselesi sadece bir örnek ve anafikri başka. Devletin başörtü yasağını savunuyor yada reddediyor değilim. Orada benim için yaptığınız değerlendirmelerin (tahminlerin) de çoğu yanlış.
Sonunda demişsiniz ki "devleti modernleştirici bir araç olarak görüyorsunuz". Bu biraz muğlak. Çünkü "modernlik"le neyi kastetiğinize göre değişir. Devletin, insanların özgür bireyler olmalarını sağlayıcı bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Ancak bir hayat tarzı dayatması gerektiğini düşünmüyorum. Burada dengeyi kurmak lazım... Bir de şu var, buradaki konu (laiklik) modernlikle filan ilgili değil, devletin kendini korumasıyla ilgili.
Siyasetin de ötesinde, halkın bütün kesimleri laikliği -hiç çarpıtmadan, kelime oyunu yapmadan- anlamalı ve kabul etmelidir. Laikliğe düşman kitleler olmamalıdır, bu bir tercih meselesi değildir. İş burada da birmiyor! Bundan sonra da, laikliğin liberal ve düzgün bir zeminde inşa edilmesi gerekiyor. Yani devlet, elini dinden daha fazla çekmelidir... Aslında kavgalar laikliğin olmamasından kaynaklanıyor.
Yazan: Keskin Tarih: April 29, 2007 12:25 AM
Herkese slm. Yukarıda arkadaşımız çok güzel açıklamış laikliğin çıkış noktasını ama sonunu biraz kafasına göre yorumlamış gibi geldi...
Giyim kuşamla Laikliğin alakası yok nacizane araştırmalarımdan anladığım kadarıyla...
Uzunca bir zamandır memleket üzerinde bu tür yorumlar ve tartışmalar yapılageliyor ve tabiki herkes kendini taraf ilan ediyor, bu ilandan sonrada yorumlar objektiflikten çıkmış oluyor, herşey güzelce söylenebiliyor ama işin bamteline gelirken birden bire bu tarafgirlik gerçeği gizleyebiliyor. Laikliğin bizim kültür ve tarihimizle hiçbir alakası yok, cumhuriyet döneminde bi din adamları sınıfı oluşturulmuş olmasaydı yine bizi ilgilendirmeden teğet geçecekti ancak böyle bir sınıf oluşturuldu ve kendi laiklik tanımımızı yapmamız gereği ortaya çıktı. Taraf olunduğu sürece konuşmak çok anlamsız, kısaca;
okuyun ,düşünün- öğrenin, düşünün- bilgi bilgi bilgi ve insafla düşünebilme kabiliyeti diliyorum tüm yurdum insanlarına.
sağlık ve sıhhat dileklerimle...
Yazan: centil71 Tarih: April 29, 2007 12:32 AM
Suat Bey,
Sözlerimi kafanıza göre çarpıtıyorsunuz, anlamaya çalışmıyorsunuz, üstüne bir de sizden hakaret duyuyorum!
1-Ben "başörtüsüne gerekçe gösterin" demiyorum. Eğer başöstüsüne anlam yükleyenler varsa, bunun dayanağı tepki değil, bu nesnenin kendisi olmalı diyorum... Sizse bunu çarpıtıp, sanki herkesin başörtüsüne karşıymışım da onlardan gerekçe bekliyormuşum gibi gösteriyorsunuz! Üstelik "başörtüsü nedir? - şudur" demeyi niye bir kavga konusu yaptınız onu da anlamış değilim.
2-Başörtüsü tartışması yapılıp yapılmamasının tekeli sizde değil! Sizin ne üstünlüğünüz var da, bunun "sahibi" gibi davranacaksınız? İsteyen bunun tartışmasını da yapar, her şekilde konuşur. Kravattan papyondan filan bahsetmişsiniz. Halbuki bunların hepsi konuşulmaya açıktır, nedeni de sorulabilir, nedeni de söylenebilir. Kimse sizin gibi "vay efendim kravatı soruyor! sana ne? aşağılık..." filan diye çıkışmaz. Hiç gördünüz mü böyle diyen bir adam? Yukarıda papyon için mesela "soytarı süsü" demişsiniz. Kim sizin tepenize biniyor bunu dediniz diye?
Özetle biraz daha sukunete davet ediyorum. Yazımda ve burada asıl konu başörtüsü bile değildi.
İyi günler.
Yazan: Keskin Tarih: April 29, 2007 5:01 AM
eh sn akyol,
nihayet laikçi değil, rahat rahat laik diyebildiniz! rahat olun yahu!
Yazan: sawyer Tarih: April 29, 2007 11:32 AM
Şu düşünceyi aklımın hangi köşeciğine kabul ettireyim,oturtayım?Yok ,yok aklımın kullanılmayan örümceklenmiş alanı bile kabul edemiyor…..Başörtüsü kadını aşağılıyormuş..
Bu ifadede bulunanlar için cümlenin açık anlamı;başörtüsü takan kadınlar, başörtüsü takarak aşağılık olduklarını ilan ediyorlar !!! Bu kadınların zeka seviyeleri de bu aşağılanmanın farkında bile olamayacakları kadar düşük..Pes doğrusu !!
Bu tespitte bulunanlar biran düşünseler;aşağılamak, eylem sahibi için gözlem yapan konumda bulunan ikinci kişinin yaptığı bir değerlendirmedir.
Biri karşısındakine, kıyafeti yada burada konu olduğu gibi başörtüsü nedeniyle “aşağılık” tanımlamasında bulunabiliyorsa ve bunu ”ben aşağılıyorum” demek yerine “kendilerini aşağılıyorlar” diyerek seslendiriyorsa, bu ancak bunu diyenlerin bizatihi kendilerinin……….dandır.(uygun sıfat bulamadım siz tamamlayıverin)
Neden böyle düşündüklerini sorarsanız alacağınız cevap;”cumhuriyetin kadınlara tanıdığı eğitim,çalışma hak ve özgürlüğünden başörtüsünü seçerek vazgeçmeleri için” olacaktır.
Bu cumhuriyet toprakları üzerinde bu kadınlar seçim yapma özgürlüğüne sahip olduklarını düşünerek başlarını açmak yerine kapatma şıkkını SEÇME ÖZGÜRLÜKLERİNİ ellerinden almak hangi zihniyetin zorlamasıdır,özgürlükçü mü?
Başörüsünün, bileğe takılan suçlu kepçesi gibi bir anlam taşıdığını nerden çıkardınız da bu SUÇLULARI eğitim ve çalışma hakkından men edilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
“Cumhuriyeti biz kurduk”diyerek tekelciliğe soyunanların hepsinin büyükannelerinin başları açık mıydı?Bugün cumhuriyeti korumak adına mitinge katılanlar, kendi cetleri içinde başları kapalı olduğu için cumhuriyet ruh ve düşüncesinden yoksun olanların var olduğunu iddia edebilirler mi?
Yada başları açık olanların din düşmanı olduğunu ben söyleyebilir miyim?Bu arada benim de başım açık!
Yazan: çuvaldız Tarih: April 29, 2007 5:05 PM
Dini inanclari kuvvetli olan bir hukumet icin ustun olan hangisidir? Inanci yani dini mi, yoksa Laik Turkiye Cumhurriyeti mi?
Yazan: gunka Tarih: April 29, 2007 7:55 PM
Bu ilkeye karşıysanız açıkça beyan edin bu ülkenin şeriat hükümlerine göre ve din adamlarınca yönetilmesini istediğinizi.
@ Bilgin bey.. hiç kimse din adamları yönetsin demiyor ! dinsizler de yönetmesin diyen yok zaten.. . Sen, ve senin gibiler.. bu mileti dinci - dinsiz diye ikiye bölüyorsunuz. Sizin gibilere pirim çıkmayacak bu milletten.. .
* * *
Dini inanclari kuvvetli olan bir hukumet icin ustun olan hangisidir? Inanci yani dini mi, yoksa Laik Turkiye Cumhurriyeti mi?
@ Gunka kardeşim.. eşşeğin aklına karpuz kabuğu düşmüş gördün mü? Hani böyle bir deyim vardır.. Bir hükümet hem dini değerleri yaşayabilir, hem de laik cumhuriyetin bekcisi olabilir. Bakın bir üçüncü şık daha varmış. Dinci, laikci diye vatanı ikiye bölme azminde - gafletinde bulunmayın lütfen.. .
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: April 29, 2007 9:30 PM
Kur'an okumayi, Hz Muhammed'i anmayi suç sayan ve bunu internette ilan edenler acaba müslümanlar üzerine yaptiklari olumsuz etkilerin farkindalar mi?
Basörtüsüne yasak koyanlar sehit analarinin ve eslerinin "kapali" olduklarini görünce ne düsünüyorlar?
Kamusal Alan adiyla kurtarilmis bölgeler" ilan eden, vatandasi çagdas/gerici diye ikiye bölen zihniyet asil bölücünün kendisi oldugunu ne zaman anlayacak?
Ne zaman isterik darbeci subaylar hakkinda dava açabilecegiz? Ne zaman askeri mahkemeler dergi/gazete basmayi birakacak?
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: April 29, 2007 10:43 PM
suat bey demişki;
Sane ne, ne işe yaradığından? Sana kravat gibi bir yuların boynunda ne işe yaradığını soran var mı? ya da frak gibi bir kuyuğun koskoca C.Başkanı'nın ne işe yaradığını düşünerek giydiğini soran? Ya da papyon gibi soytarı süsünün?
arada fark var. başörtüsü dini simgedir, papyon süsü ise dini bir simge değildir.
başörtüsünü dini simge olarak mahkemelerde savunan sizlersiniz. Ben ise bunun hatalı olduğunu söyler dururum.,
dolyısyla bindiği dalı kesmek böyle olur.
başörütsü innaç oluyorsa kamuda engelleniyor.
başörtüsü ile papyom karşılaştımak yanlış, Onun yerine mesela zulu kabilesinin alınlarına yapıştırdıkları kuru kemiği karşılaştırmak zorundasınız.
kızmayın, anlatacağım.
çünkü zulu kabilesinin üylelerinin alınlarına yapıştırdıkları kuru kemik kamuda ne anlama geliyorsa, başörtüsünü de aynı duruma sokan sizsiniz.
bakın size dedim ki, "Milliyet ve vicdan hüriyeti" demeyiz ama "din ve vicdan" hüriyeti deriz.
din sözkonusu olduğunda; hiç bir yargı mensubu şunu diyemez; iyi din- kötü din veya saçma din ile saçma olmayan din ayrımını yapamaz.
bir dinin tek kişilik mensubu ile bir milyon kişilik bir dinin tek bir mensubu aynı haklara sahiptir.
kısaca hukuk kamuda olabilecek büütn dinlerin temsilini istese bile taşıyamıyor.
o zaman farklı innaçlara ortak uzlaşı alanı bulun; nötr olsun diyor.
başörtüsünü dini farz olarak iddia ettikçe, hukuki olarak kazanma şansnınız ortadan kalkıyor
alman veli anaokulunda başörtülü öğretmen olması karşısınd AHİM e dava açıyor. Ben diyor çocuğumun başka dinin etkisine bu kadar yaklaşmasını istemiyorum. Mahkeme de bu durumda, hizmet alanın şikayetini haklı buluyor. Reel durum budur.
Netice de senin ülken bin beter durumda. Din değiştirip hristiyan olan Türkü değil kamuya ait bir okulda vazife yaparken, kendi kitapçı dükkanında öldürdüler.
dolayısyla hukuk için dini simgeler karışıklık yaratmakla eşdeğer oluyor.
Malatyada cinayete engele olmadıysak, dini simgeler kamuda bir karışıklığıa neden olmaz da diyemeyiz.
yeryüzünde bozgunculuk yapmaya eşdeğer bir duruma düşeriz.
Bu ingiltere içn dahi öyledir.
Müslümanları ayrı gettolara sıkıştırmak ve sonra da, "ne haliniz varsa görün" demek demokrasiyi işaret etmez.
meselenin bir de bu yüzü var.
Yazan: knz Tarih: April 30, 2007 2:31 AM
Benim din ile gram alakam yok, AKP li falan da degilim... buna ragmen AKP den rahatsiz olmuyorum.
Cenaze namazlarina "sozde" katilanlar, yeri geldiginde dini atiflarda bulunarak "sehit" ibaresini kullananlar niye rahatsiz oluyorsa onu anlamadim.
***
Orada burada bir iki aczimendinin, kendini bilmez mudurun yaptiklarindan AKP yi sorumlu tutmak; pis islere, mafyacilara karisan askerlerden TSK yi sorumlu tutmaya benzer. Her askerin karanlik, kriminal bir olaya karismasi durumunda basbakanin da cikip "biz tarafiz" filanmi demesi lazim? Ne alaka? Yuzbinlerce uyesi olan kurumlar herbir uyesini nasil kontrol edebilirki? Yanlis yapanmi var? Hukuku isletirsin biter!
***
Adamlar darbe anayasindan bile bileginin hakkiyla cikti. Hakkini vereceksin. Madem kurallari bu sekilde koydun... uyacaksin.
Canin istediginde kurallari degitirmek de derenin ortasinda at degistirmek olmaz.
Yazan: Haydar Tarih: April 30, 2007 3:19 AM
Sayin Kazim Mizrak peki bu bahsetiginiz secenekleri biraz acarsaniz sevinirim, cunku bunlara ben pek bir anlam veremedim. Zaten sizin gosterdiginiz zatece uc degil iki secenek var, birincisi:
"Bir hukumet hem dini degerleri yasayabilir, hem de laik cumhurriyetin bekcisi olabilir".
Bir hukumetin dini degerleri ne demek? Din ya da dini degerler nasil ve kimlere gore belirleniyor? Ve laik bir Cumhurriyette bir hukumetin dini degerleri nasil yasanabiliyor?
Gosterdiginiz ikinci secenek ise (size gore ucuncu olmus): "dinci, laikci diye vatani ikiye bolme azmi-"
Dinci ve Laikci ne demektir? Bu kelimelerin ne anlama geldigini aciklarsaniz beni aydinlatmis olursunuz...
Yazan: gunka Tarih: April 30, 2007 7:11 AM
Birgun gelir de yeterince olgunlasirsaniz ya da ihtiraslariniz biter de sukunete varirsaniz ya da iktidari gordugunuzde mideniz bulanmaya baslarsa belki de yuce Tanri size kalbinizin yumusamasi sansini bir daha tanirsa kullandiginiz munafik sozcugunden,kiz cocugunu diri diri topraga gommus sahabenin duydugu kadar, sizin de aci duymanizi dilerim.
Saygilarimla
Yazan: Salih N. Tarih: April 30, 2007 8:58 AM
Laiklik bir oyuncak sen onunla istediğin gibi oyna...Bugün laiklikte gelinen nokta budur. Ecevit zamanında çıkarılan afla İbda-c ve hizbullah militanları serbest bırakılırken Asker susmuştu. Laiklik elden gitmiyordu. Çünkü başta Ecevit vardı.
Özal zamanında biz üniversitede başörtülü öğrencilerle okuyabiliyorduk. O zamanda asker susuyordu. Laiklik tehdit altında değildi. Çünkü başta Özal vardı.
Bugün ise Laiklik bir tanımı olmayan ve içi boş bir kavram olarak devlet yöneticilerinin elinde oyuncak oldu. En son başörtülü kişilerin davalarına hakim bakmadı. Yakında başörtülü kişilere devlet hastanelerinde de kamusal alan diye bakılmayabilir.
Şu anda TSK o kadar çok siyasete bulaştı ki Türk halkının gözünde saygınlığı azaldı. Ordu aşırı yıpratıldı. TSK'yı bu derece siyasi arenaya sokan ve yıpratan kişi ise Yaşar Büyükanıt'tır. Kendisinden önce gelen paşaların hiç biri TSK saygınlığına zarar vermemiştir.
Türkiye'nin sorunu Cumhurbaşkanlığı seçimi değil bilakis Genelkurmaybaşkanlığı'nın seçimidir. Çünkü oyunun kurallarını burası belirliyor. İsterseniz bir de Genelkurmaylar ve İlhami Erdiller nasıl seçiliyor. Bunu tartışalım.
Yazan: mızrak Tarih: April 30, 2007 9:24 AM
@ Gunka..
Lâik rejim, din ve devlet işlerini ayırıyor diye biliyorum. Bu bakımdan Diyanet işleri başkanlığı diye ayrı bir yürütme organı kurulmuş. Devlet de diğer hizmetleri bir takım bakanlıklar ile yürütmektedir.
İşte bu Laik bir rejimdir. Din devlet işlerine müdahale etmez.. devlette dini hüküm, ve kaidelere müdahale etmez. İki kardeş gibi vatanın selâmeti için birlik olurlar.
Hükümet (hem bireysel ve toplumsal olarak) hem dini vecibelerini ifa edebilir, hem de bürokrasi politika siyaset hizmet alanlarında çalışmalarını sürdürebilir.
Konuya bu açıdan yaklaşmıştım. Siz ne düşünüyordunuz.. sizin öneriniz, ne yönde? Nasıl yapalım dersiniz, bizden daha iyi bir fikriniz olabilir pekâlâ.
Dinci, Laikci ifadeleri ahmak zekalı insanaların ortaya attığı bir ci cu bölücülüğüdür. Ben dinci olmadığım gibi, laikci de değilim mesela. Bu iki kavram yani din ve laiklik ortak bir paydada bir araya gelebilir.. diye düşünüyorum.
Aksi halde.. laik sistemlerin dini olmaz mı? Olmuyorsa bu haltı niye başımıza getirdiler :-/ GEtirdilerse.. benim hanım kardeşim nasıl bir üniversitede okuyamıyor? Laiklik din işlerine hani karışmıyordu? Bu hanım kardeşimiz illaki Hristiyan neyim i olsun, Ateist mi olsun?
Böyle bir Lâik anlayış.. benim dinimi yaşamama engel mi olmuyor muhterem dostum.. bunu mu söylemeye getiriyorsun. Size müslümanlık haram mı demeye getiriyorsun :-/
Biz ortak bir payda arıyorken.. siz benim dini inançlarıma hakaret mi ediyorsunuz? Bu mu mesele? Mustafa Kemal Atatürk din düşmanı mıydı, bunu mu söylüyorsun? Laiklik din düşmanlığı mıdır, derdin bu mu?
Lütfen, bu konuda vicdanınızla düşünün. İslamcı, dinci, laikci, falancı, filancı, demirelci, ecevitci, solcu, sağcı, bilmem neci gibi ifadeler bizi birbirimize hasım ediyor. Oysa hepimiz de güzel yüzlü temiz kalpli insanlarızdır muhtemelen. De mi ama.. .
(Dipnot: Muhafazakar kesimden ricâ ediyorum.. Mustafa Kemal'i sahiplenmeye çalışan zorbalara fırsat vermeyelim. Bu insanlar, Mustafa Kemal'e karşı olan sevgimize saygımıza limon sıkmaktalardır.
Mustafa Kemal Atatürk saygı duyduğumuz, sevdiğimiz, takdir ettiğimiz bir şahsiyettir. Kışkırtmalar ile ona karşı bir cephe almayalım. Mustafa Kemal Atatürk üzerinden siyaset ve din düşmanlığı yapanlar utansın.)
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: April 30, 2007 1:12 PM
şunu hiç anlayamadım ve halada anlamıyorum laiklik ve başörtüsü yada türban nasıl oluyorda laikliği tehdit ediyor bu insanlar başörtülerini çıkarınca hala islamın tüm kurum ve kurallarıyla dünyaya egemen olmasını istemelerini değiştirecekmi bu ancak bana insanların islama olan düşmanlıklarından kaynaklanıyor gibi geliyor ayrıca bu ülkede ülkücülerin bir kısmı hariç benim bildiğim
islamcılar hiçbir zaman kendi gibi yaşamayanları
ezmeye yok etmeye çalışmamıştır bunu ancak karşı laikliği savunan kesim hep yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir bizim 1400 yıllık geçmişimizde
yunuslar mevlanalar hacı bektaşlar çıkarmış bir anlayış hakim olmuştur ve benim çevremde hadi şu kafirlerin kellelerini alalım naraları atan olmamıştır, benim çok yakın bir arkadaşımın abisi
mitte görevli ve onun söylediği bazı şeylerdende
gördümki müslümanlar üzerine büyük oyunlar oynanmaktadır hizbullah tamamen mitin kendi içinde
var olmuş ve yok olmuş bir tiyatro ibda-c yine mitin kendi içinde oluşmuş bir oluşum, bizden kimseye zarar gelmez bizim öğretimizde dövene elsiz sövene dilsiz gerek vardır bizim öğretimizde elinden dilinden belinden kimseye zarar vermemek vardır bizim öğretimizde kendin için istemediğini başkası için istememe vardır
peki müslümanlar hıristiyanlar gibimidir elbette hayır yani sana biri tokat atacak sende yüzünün diğer tarafını çevireceksin hayır bizim öğretide yine
kim olusa olsun zalime karşı mazlumun yanında olmak ve mazlumun hakkını almak vardır hükümdara gerçeği söyleyipte öldürülen en büyük şehit kabul edilir vs...
gelelim ana gerçeye biz müslüman olmadan önce kabul ettiğimiz bir ana şart vardır nedir o ALLAH TAN başka ilah kabul etmemek yani kuran da kullanılan anlamların tümünü içeren manasıyla hayatım ölümüm ibadetlerim herşeyim ALLAH içindir ondan başka hayatımda hakim otorite tanımam.bunu anlamayıpta kendini müslüman sayamazsın ve kendi kafana göre bir islam müslüman tanımı yapamazsın.
ayrıca laiklik lailik naraları atıyor birileri ama bu toplumu 80 yıldır bir türlü rahata erdiremedi nemenem bir laiklitir ki hala toplum bir huzura kavuşturamadı kaç kere burda dile getirdim peygamberimizin (s.a.v.)müşrikler ve yahudilerle ortak yaşama antlaşması olan medine vesikası laiklikten daha akılcı ve özgürlükçüdür biraz bizden ders alın.
saygılar
laikleri beyazlatma teşkilatı(şaka şaka (: )
Yazan: MİKAİL Tarih: April 30, 2007 2:21 PM
mikail ve kazım mızarak, kedni ifadelerinizle kendinizi ele verdiniz.
Özal zamanında biz üniversitede başörtülü öğrencilerle okuyabiliyorduk. O zamanda asker susuyordu. Laiklik tehdit altında değildi. Çünkü başta Özal vardı.
Tabi ben de o devirlerde harbiye ordu evinde nişana gitmiştim,
düğünde nerdeyse çarşaflı kadın bile vardı.
peki biz neden bu hale geldik diye kendi kendinize hiç sormayın olur mu ?
bir dahaki çağlayan toplantısına 2 milyon kişi kosşsun ?
sakın sormayın, sorgulmayın.
ülkenin yarısı dinininden sayenizde nefret etsin.
en kötüsü bu olacak!
eveet, sizler asıl o dönemde başörtüsünü üniversitelerde şova çevirenlerden hesap sorun.
bir omuz vursun ve staja gitsin.
kendine laf anlatmaya çalışan insanlara bir omuz atsin. Zorla mahkemeye girmeye kalksın. sataja gitsin ?
kardeşim önce hukuğa anlatacaksın.,
kamu bütün dini simgeleri kaldırıyor mu bakalım ?
malatya'da din değiştiren iki gariban bıçaklanarak öldürülsün.
ama sonra burada blue bey, efendim bütün dini simgeler serbest olsun ne olacak diyecek.,
fakat demokrasi azınlığın bıçaklandığı rejim değildir.
insanlara alay mı ediyor ?
Mahkeme madem insanlar din konularında cinayet işleyecek kadar kendinden geçiyor, o halde herkes uzlaşma noktasına gelsin diyor ( AHİM özeti bu )
italyada okul duvarlarından haç indirdiler. Çünkü artık orası homojen bir din yapıısna sahip değildi ve müslüman azınlık rahasız oluyordu.
yani şimdi malatyada din değiştiren müslüam rahip kıyafeti ile çocuğunun dersine girse,
insanların sinirleri bozulmayacak ?
yok bozulmayacaksa, kim öldürdü bunları ?
madem insanların sinirleri bozuluyor o halde birine veye çoğunluğa müshama göstericeksek,
hiç birine göstermeyiz diyor.
Ama, yoki ben dinlemem. ben anlamam. hep bana , hep bana demekle olmuyor ?
mahkemeler dini simgelerle ilgili sorunu; din vicdan hürrüyeti gereği, bütün inançlara temsil hakkı tanımak zorunda kaldıkları için yapamadı.
hala anlamazdan geleceksiniz , bir daha yazacam!
biliyorum aşırı uygulamalar var türkiyede ve haksız ama bu sizin kendi katkı payınızı düşünmeme lüksü vermiyor size.
Yazan: knz Tarih: April 30, 2007 9:45 PM
@ Knz
Bunu da oku Knz, zihnin açılır.
"Bir kız öğrenciyi, başını örttüğü için tahsil hakkından mahrum etmek.. İstiklal Savaşı başlarında ve Maraş'ta, düşmanlar tarafından başörtüsü çekilip düşürüldüğü için başlayan milli şahlanışın ruhuna, tükürmektir."
Hâlâ anlamazdan gelirsen, bir daha oku!
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 1, 2007 2:42 AM
YORUMSUZ
Insanin ilk aklina gelen sey kafasini en cok mesgul eden seydir.
Saygilarimla
Yazan: Salih N. Tarih: May 1, 2007 8:22 AM
Bacımın Başörtüsü batmakta rezilin gözüne acırım tükürüğe Billahi TÜKÜRSEM YÜZÜNE M.Akif Ersoy ....
Yazan: MİKAİL Tarih: May 1, 2007 10:23 AM
maraş olayı :
o olay başörtüsüne yöenlik değil.
işgalci kuvvetlerin halka saldırısıdır., ırakta işgali güçler erkekleri soyup boynuna tasma taktılar., işgal kadın, erkek, çocuk dinlemez.
Bosna'yı ne çabuk unuttunuz. kadınları zorla hamile bıraktılar. Bunu yaptılar. birçok gayi meşru çocuk doğdu.
şimdi buada yaptığın şey iyi niye değil.
mızrak kardeş aklı olmayanın dini olmaz.
bundan 100 sene önce bir kadın savcı mı oluyordu ? zaten kadın camiye gitmesi bile sözkonusu değildi. Kadın evinin arkadası takvası gerği en iyi yer deniyordu.
sen şimdi burada dolduruşa gelip, yazdığım bir yığın yazıyı, harcadığım emeği çöpe atıyorsun.
biz 100 yıl önce sormadığımız sorulara şimdi cevap vermek duurmundayız .
başörtüsü sayfasında fıkıh diyen ancazin susmak zorunda kalıyor. dikkat et, bu gemiyi böyle sürdüremezsiniz.
başörtüsüne aykırı bir tek yazı da yazmadım ben.
insanlar nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşasınlar.
ama bazı meslekleri yapmaları fiili olarak mümkün değil. başörtüsü türkiyede yasak değildir.
başörtüsünü kadın haklarına saldırı olarak algılayanlar işte sizler gibi meseleye hissi bakıp bir çuval inciri berbat ediyorlr ama
yok ki farkınız ????
akıl olarak bakmıyorsunuz., farkınız yok, ne yapayım yurdum insanısınız.
ben size ısrar ve inatla gerçek olaylar üzerinden yazcağım.
kendini alman çocuk velisi yerine koy.
sen sanki misyoner vurgusu ile anaokuluna giden
çocuğuna öğretmen olan öğretmene tepki duymazdım???
Dünya değişti. hertürlü inaç serbest şimdi.
ve adalet karşısında eşit hklara sahip.
bin defa yazdım. kamu ortak uzlaşma alanıdır.
valalhi yazarım daha bin defa daha.
zorla okuyacaksız, zorla anlamak zorunda kalacaksınız.
Yazan: knz Tarih: May 2, 2007 2:15 AM
Doğrusu post-modern paganizmin temsilcileri kimlerdir diye bir soru sorulsa "laiklerdir" cevabını çok rahatlıkla vereceğim. Bu laikliği savunduğunu iddia edenler kadar basit, entelektüel birikimden yoksun, dünya görmemiş, basiretsiz, saldırgan, elimine ve asimile edici mantığı sahip bir kimse daha görmedim. Açıkca söyleseniz ya. Biz dinin karşısındayız. Bizler dinin hayatın hiçbir alanında yer almasını istemiyoruz, gördüğümüz yerde ezeceğiz diye!! Yani gelinen nokta laiklerin, laikçiliğin ve bu zihniyettekilerin iflas ettiğinin bariz bir örneğidir. Bunlar kendi fikir babalarından dahi habersizler! Pozitivist ve materyalist felsefe yeryüzünden kalkalı onlarca yıl oldu; hala paganist laik zihniyet hikaye okuyor. Yani böyle bir yazıya adam gibi yorum yazacak kapasite bile yok. Boşuna daha güzel yazılar yazmaya ayıracak vaktini zayi ediyorlar değerli yazarın.
Yazan: Media Warning Tarih: May 2, 2007 10:57 AM
bak knz mirim şimdi senin anlamadığın ALLAH varlığının ne anlama geldiği önce sen bir ALLAHA
inan tabiki kainatıyaratıcı olan bütün özelliklerüyle daha sonra peygamberimizin onun
elçisi olduğuna inan bundan sonra matrixin dışına çıkmış her şeyi farklı bir gözle görmeye başlarsın şu yaşadığımız dünya belkide tarihteki
en materyalist düşüncenin hakim olduğu bir zaman ve sen bu düşünce yapınla bu dünya görüşünle bizi
anlayamazsın matrixin dışına çıkamazsın sen diyorsun ki bu etin tadı gerçek değil biliyorum ama yinede matrix beni mutlu ediyor bu senin tercihin bu yüzden senin yunus olma veya mevlana olma veya bektaşı veli olma veya daha nice ALLAH dostu olma şansın yok sen matrixe tıkılıp kalmışsın mirim.
Yazan: MİKAİL Tarih: May 2, 2007 11:03 AM
- "sen matrixe tıkılıp kalmışsın mirim."
- @ Mikail
- Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz.. kolaylaştırınız, güçleştiriniz. diye bir düstur vardır bizde.
- İnsanların umutlarına limon sıkmayalım.. acizâne, hatırlatmak isterim.
- Saygılarımla,
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 2, 2007 3:08 PM
@ Knz
"sen şimdi burada dolduruşa gelip, yazdığım bir yığın yazıyı, harcadığım emeği çöpe atıyorsun."
Öyle şey olmaz..
* * *
"başörtüsü sayfasında fıkıh diyen ancazin susmak zorunda kalıyor. dikkat et, bu gemiyi böyle sürdüremezsiniz."
Biz de ne yapsak diye düşünüyoruz zaten.. halkın cahilliği gözler önünde, yok yok burnumuzun dibinde. Herkes ayrı bir din alimi kesiliyor. Deli olmamak elde değil.. bu yanılgıya yerien göre hepimiz düşüyoruz. Biraz okusak, sorsak soruştursak. Keşke.. .
* * *
"akıl olarak bakmıyorsunuz., farkınız yok, ne yapayım yurdum insanısınız."
Hepimiz yurdum insanıyız Knz, sen de bulaşmışsın bu çamura.. şimdi güneşli havada gezmek dolaşmak vardı.. sen napıyorsun, ampulleri yakmaya çalışıyorsun :)
* * *
"Dünya değişti. hertürlü inaç serbest şimdi.
ve adalet karşısında eşit haklara sahip."
Biz de serbest olmasın demiyoruz ki.. hem o haklar, düşünce özgürlüğü falan filan İslamiyet 'in özünde vardı zaten. Yaşanmıyorsa dini kötülememk lazım, kabahat insanların.. ve yaşatmayanların! Dikkatimi çekti de, dünya değişti diyorsun.. iyi ki yâni :)
* * *
"bin defa yazdım. kamu ortak uzlaşma alanıdır.
valalhi yazarım daha bin defa daha.
zorla okuyacaksız, zorla anlamak zorunda kalacaksınız."
Gözlerim sulandı ya hu.. bak dalga geçmiyorum :o) senin haklı olduğun yerler muhakkak vardır.. benden daha bilgi sahibi yüksek bir insan olduğuna inanıyorum.. ama, gel etme de özgürlük konusunda başörtüsüne doğrudan doğruya laf söyleme..
Hatta bu safta beraber yürüyelim, özgür düşünce için değil miydi mücadelemiz.. biz de fikir ve inanç hürriyeti peşinde mücadele ediyoruz zaten ;)
Aydınlık yarınlara..
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 2, 2007 3:15 PM
Laik bir sistemde milletvekillerin, baskanin ve cumhurbaskaninin neye inanip inanmadigi sozkonusu edilemez ve bunun tartismasi bile yapilamaz. Laik sistemin dini olmaz mi sorusu cok sacma, bir sistemin dini nasil olabilir ozellikle laik bir sistemin (oyle birsey olursa eger adinin farkli olmasi ve bunun kesinlikle laiklikle bagdastirlmamasi gerekir)? Insanlarin ya da ulke nufusunun dini olabilir, cunku herhangi bir seye inanip inanmamak insanlara yoneliktir.
Ayrica inanclar kisiden kisiye degisir, ayni dine mensub olan sahislarin bile o dinle ilgili dini degerleri ve inanislari kesinlikle ayni olamaz. Bunun boyle olmadigi mezheplerle, dunya uzerinde var olmus ve olan bircok inanc sistemi ile acikca gorulur. Turkiyenin yuzde 99 muslumandir genellemesi ise anne babanin nufus cuzdanlarindaki dini/islam ibaresi ile yeni dogan bebege cikarilan nufus cuzdanina aynen kopya edilmesidir. Bir insan dogar dogmaz nasil bir dine tabii olabilir? Herhangi bir seye inanmak isteyen bir sahisa sadece bir inanc sekli sunmak dogrumudur? Bir insan belli bir olgunluk cagina eristigi ve inanca dayali soru isaretlerine cevap aradigi zaman, su anda dunya uzerinde bulunan inanclar hakkinda bilgi edinmesi ve herhangi bir dine mensub olma/olmama karari almasi, en dogal secim hakkidir. Bu hakka kimse mudahele edemez, anne ve baba da dahil olmak uzere. Cocuklar, gencler anne ve babanin inanclarina gore hareket etmek ya da dinlerini secmek zorunda degildir.
Laik sistemin guzelligi budur iste. Devlet islerine kisisel (dini) inanclarin karistirilmamasi. Aksi takdirde hukumetteki yoneticilerin inancina gore dogru fakat halk icin yanlis karalar alinabilir.
Dindar (kendine dindar)diye adlandirilan insanlarin anlamak istemedigi nokta her insan bireysel olarak birbirinden farklidir ve her insanin inanci kendine gore en guzel ve en mukemmel olanidir. Ve de bir sahsin bunu kendi, bilincli bir sekilde hicbir seyin tesiri altinda kalmadan bulabilmesi gerekirki bu sadece kendi ve inanci arasinda vicdani bir iliskidir. Kimin neye inanip inanmadiginin muhakemesini yapma hakki kimseye ait olamaz.
Laik bir yonetimde, hukumetteki sahislarin neye inanip inanmadiklari sahsidir ve kimseyi ilgilendirmez. Eger bu hukumet tarafindan sozkonusu edildigi taktirde (dolayli ya da dolaysiz bile olsa ) bunun tek bir amaci olabilir. Dinin siyasete alet edilmesi. Aynen turbanin siyasi bir simgeye cevrilmesi gibi. Bunun sonucunda turbanla ilgili cikan yasaklara degil de, bu duruma gelinmesine sebebiyet veren dindar dediginiz hukumet sorumludur bu tur dini somurulerden. Tabii bu arada siyasi amacli olmayip da inanci geregi turban takanlara da haksizlik oluyor. Ama bu kesimin sayisi cok azdir muhakkak. Boyle yasaklarin getirilmesi gayet normaldir, herkes bir sekilde kapaniyor, insanlarin baslarini ve yuzlerinin bir kisimlarini kapamalari kimlik tesbiti acisindan gercekten cok zor. Diger taraftan ortunme olarak carsafi tercih etmis bir kesim de var, bu sefer carsaf giyip hatta pece takarak sadece gozlerini disarda birakacak sekilde o da yasak istemiyecektir. Diger taraftan sakallina ve biyigina, salvarina ya da sarigina yasak istemiyecek insanlar tabiiki olacaktir. Ya da diger taraftan baska inanclari olup da bu inanclarini belirleyen belli giyim tarzlarini dusunun, bunlarin icin de nudust de olabilir. Tabiiki devlet belli yasalar getirecektir ve killik kiyafet de dahildir. Yoksa binbir cesit kafaya sahip insanlar nasil idare edilir, tabiiki yasalarla. Her onune gelen istedigi kiyafetle devlet kuruluslarina giremez. Bu kurmlarin disinda kimse kimsenin giyimine karismiyor zaten. Devletin cikarmis oldugu kanunlara halk uymak zorundadir ya da watandas kanunlar cercevesinde kendine haksizlik yapildigina inaniyorsa, gerekli yargi organlarina basvurma hakkina sahiptir.
Beni hukumetteki uyelerin ve baskanlarin, musluman, hristayan, ateist v.b inanclari olup olmadigi ya da ne kadar dinlerine duskun olduklari hic mi hic ilgilendirmiyor ve bunlari duymak da hic istemiyorum. Onemli olan kendi sahsi inanclarini vicdanlarinda tutmalari ve makamlarindaki asil gorevlerinin devlet ve millet yararina (kendi yararlarina degil) en ustun ve kutsal gorevleri oldugunu unutmadan gorevlerini bu dogrultuda yapmalari. Yoksa boyle zihniyette olmayan hukumetin Laik bir devleti yonetmesi imkanzis ve boyle devlette yonetici olamaya laik degildir. Zaten hukumetin bu zihniyette olmadiklarini bir cok kere dile getirmislerdir.
"hem musluman hem laik olunmaz" diyen bir basbakanin ulkeyi hangi zihniyetle yonetmeye calistigi aciktir. Fakat basarili olamadigi da ortadadir.
Burada tartisilmasi gereken din degil siyasettir. Herkesin dini ve dindarligi kisisel olarak kabul edilmeli ve tartisma konusu yapilmamalidir ozellikle siyasi konularda. Bu asilmadigi surece ileriye gidilmez ve insanlar birbirlerine hosgorulu olmamaz. Cogu ulkelerde insanlar dini sohbet konusu bile yapmaga gerek duymuyor cunku kisisel oldugunu kabul ettikleri icin, bizlerse konusurken ama konu ne olursa olsun donup dolasip islama geliyor ama hic alaka olmasa bile...Islamin en mukkemmel ve tek hak dini zihniyetine sahip olundugu surece diger inanc sahipleri sadece kafirdir. Ve bu zihniyet bu yuzyila degil 1500 sene oncesine aittir. Bu zihniyet ile bir adim ilerlemeyi birakin, yerinde dahi sayilmaz, sadece yok olunur. Tabii bu yok olmayi nufus olarak belirtmedigimi vurgularim.
Yazan: gunka Tarih: May 2, 2007 9:25 PM
Herkes ayrı bir din alimi kesiliyor. Deli olmamak elde değil.. bu yanılgıya yerien göre hepimiz düşüyoruz. Biraz okusak, sorsak soruştursak. Keşke
bir o kadar daha okusan düşünmedikçe içselleştiremezsin.
sen gel bana yusuf peygamberi kadınların neden yiyecek gibi baktıklarını açıkla bana.
bütün kadın sitelerinizde erkek tabiatı gereği bakar, kadın korunmalııdr diye yazıyor.
ee allah size bir erkeğin korunmadığı durumu örnek vermiş,. Hani çok fıkıh okunuzsa bilirsiniz. ben demiyorum ki ben biliyorum.,
nır suresinin kulak kapatma ile doğrudan ilgisini ortaya koyan ne bir ayet, ne bir hadis.
hele şu eliyle işaret etmiş hadisi yok mu ?
bi düşünün, bi olayı tekrar edin. o işareten yüzünü, burnunun, duğaığını veya kulağını tek tek ayrt edecek ?
ben senin dediğini yapıyorum kazım baba, soruyorum soruşturuyorum . kafama kafa vuruyorlar.
*"Dünya değişti. hertürlü inaç serbest şimdi.
ve adalet karşısında eşit haklara sahip."
Biz de serbest olmasın demiyoruz ki.. hem o haklar, düşünce özgürlüğü falan filan İslamiyet 'in özünde vardı zaten. Yaşanmıyorsa dini kötülememk lazım, kabahat insanların.. ve yaşatmayanların! Dikkatimi çekti de, dünya değişti diyorsun.. iyi ki yâni :)
yapma mızrak ya. Ben hep aynı şeyi diyorum.
din ve vicdan hürriyeti var.
din ve milliyet hürriyeti yok.
ama neyseki din ve vicdan hürriyeti var.
sen kamuda dinini zorla saygı göstertme hakkına sahip değilsin. Adamın inancı senin dinine sövemeyi gerektiriyorsa o adam söver.
sen de iki tane karikatürcü danimarkalı için sokağa dökülemezsin o zaman. adamın inancı o.
yani kamuda uzlaşma diyorum anlamıyorsunuz.
bu şu demek, bak ben yapmıyorum se de yapma.
aaa ?? ben neden başrtüsüne karşı çıkayım.
kamuda temsilin sakıncalarını okudum ikna oldum.
bana ne ? kim kendine neyi yakıştıırsa onu giyer.
sen de beni kendine ikna et. Ama benim yazdığım sakıncaları görmezden gelirseniz bi işe yaramaz.
kamuda din ve vicdan hüriyeti varsa, insanlar belli müştereklerde uzlaşmak zorunda.
gözlerin sulansın mızrak kardeş ya., davaları okudum, düşündüm. First lady adayımız bile bunu yapmadığına nerdeyse eminim. Emek benimkisi valla.
"
Yazan: knz Tarih: May 3, 2007 12:01 AM
kusura bakmayın ama siz hala islamı anlamayan bu nedenlede matrixte size sunulan yemeğin olmayan tadıyla idare etmeye çalışan ve mevlananın yunusun hacı bektaşı velinin vardıkları güzelliklere varamayarak, kendinizi matrixin çarklarında dönmeye mahkum etmiş insanlar olarak
kalmaya devam edeceksiniz üzgünüm.
Yazan: MİKAİL Tarih: May 3, 2007 3:50 PM
Gunka..
Bizim inanç anlayışımza göre.. yeni doğmuş bir insan dünyaya müslüman olarak gelir düsturunca din sahibidir. müsüman toplumlar, çocuğa isim verirlerken kulağına ezan-ı muhammedi okurlar.. bu göstermelik bir törendir diyebiliriz. Hristiyanlar da çocukların bir günah ile doğduğuna inanırlar diye biliyorum, vaftiz ederler ki çocuğa din tayin etmiş olurlar.
Sizin, yeni doğmuş bir bebeğin dini olmaz olmamlıdır sözlevinizi bu kaynaklar ile eleştirede bulunuyor. Görüşünüze saygı duymakla beraber, tartışmaya açık olduğu kanaatindeyim. Düşüncenizi, din tanımaz insanların rağbet etmekte sakınca görmeyecekleri bir savunma tarzı olarak değerlendireyim izlinizle.
* * *
Laik sistemlerin dini olmaz yaklaşımıza kavram olarak yukarıda eleştiride bulunmuş olsam da.. teorik olarak yanlış bir şey söylüyor değilsiniz tabi.. ama, laik olduklarını iddaa edip.. bizim dini inançlarımızı umursamayan siyasi irade iktidar olduğu zaman.. bizler zor durumda kalıyoruz. Sanki taraf tutuyorlar gibi algılıyorum ben.. müslüman tebâya zulmediyorlar.. üzüntü duyuyorum. Laiklik.. dinini yaşayabilen siyasi iktidar mensupları tarafından da korunabilir.. buna inanınız efendim. Halkın birliği selâmeti adına yanlış kararlar alınmaz diye bir ön kabulümüz yok.. her zaman her siyasi iktidar halkın aleyhine bir karar alabilir pekala.. bu durum iktidarın beceriksizlikleri ile alakalıdır, inancı ile alakalı bir konu değildir diye düşünüyorum.
* * *
Başörtüsünün siyasete alet edilmesi konusunda demokrasi hukuku çerçevesinde yanıldığınızı düşünüyorum.. bu ülkede nasıl sol düşünceyiı temsil eden partiler varsa, nasıl sağ düşünceyi temsil eden partiler var, nasıl kominist düşünceyi temsil eden partiler varsa.. muhafazakar kesimi de yemsil edebilecek partiler bulunacaktır. Demokrasinin, anayasa hukuku çevresinde vermiş olduğu bir hakkı.. başörtüsünü benimseyen kitleden alamazsınız. Burada demokrasi kendi içinde çelişir. Elbette, muhafazakar kesim bu konuda seçme hakkını kullanarak bir siyasi partiyi iktidara taşıyacaktır, veb elbette seçilebilme hakkını kullanan bir vekil veya adayÇankaya köşküne Reis-i Cumhur olarak çıkabilecektir.
* * *
Örtünme şekli bir tür kültür meselesidir.. kimisi çarşafla, kimisi, çufal ile, kimisi türban ile, kimisi de başörtüsü ile örtünebilir. Bu konuda insanlık haklarını ihlal eder derecede insanların kişisel seçimlerine ve külür miraslarına müdahale edilmemelidir. Söz gelimi Amerikan toplumunda bandana, Hindistan toplumunda türban, Afgan toplumunda burka, Arap toplumunda çarşaf, Türk toplumunda başörtüsü coğrafi imkan ve kültür, ve mevsim etkileri sebebiyle ön plana çıkmıştır. Size gömlek giymeyin diyen zihniyet nasıl yanlış bir tutum sergilerse, sizlerin de şunu bunu giymeyin deme yanlışına düşmemeniz gerekir.. diye inanıyorum.
* * *
Tartışılması gereken konu hakkındaki tespitinize katılmamak elde değil efendim.. delinin biri kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış hesabı debelenip duruyoruz.. Böyle bir tablo karşısında, aslında medeniyet elden gidiyor demek daha akıllıca. Bu bağlamda.. hükümetin, beş sene önceki kriz karşısındaki aklı selim yönetimini ve gelinen noktayı inkar etmemek lazım. Çok partili siyasi iradesizliğin bu memlekete ağır yaralar açtığı malumunuzdur. AKP iktidarı, bu zararları bertaraf etmekle beraber.. ülkeye kazandırdıkları da olmuştur. Kendi açımdan, geleceği endişesi içersinde olan bir Türkiye genci olarak memnuniyetle karşılıyorum gelişmeyi. Türk genci demediğim dikkatinizi çekti mi bilemiyorum, benim milliyetcilik ile işim olmaz.. maddi, ve de manevi çıkarlarımı düşünürüm. Aşımı, işimi!
* * *
Genel olarak yazınızı ilgiyle okudum sayın Gunka.. teşekkür ederim. Ben de konu hakkındaki düşüncelerimi sizler ile paylaşmak istedim. Size karşı muhalefet olsun diye söylenmiş olduğunu düşünmeyin.. ortaya konuştum. Hepimiz için güzel gelişmelerin olmasını temenni ediyorum.. birlik ve beraberliğimize gölge düşürmeyelim. Münazara mevkiinde, tartışalım.. sonra, dostluğumuza, muhabbetimize bakalım.
Sevgiyle, huzûrla kalınız inşâ Allah.. iyi günler.. .
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 3, 2007 4:23 PM
Knz..
Muhterem kardeşim.. ilginize teşekkür ediyorum. Yanıtınızı okudum, düşüneceğim. Muhabbetimiz daim olsun.. bu konular hakkında daha konuşuruz, şimdi izninizi ricâ edeceğim. Gelişmeleri takip ediyoruz.. sevgi ile, tebessüm ile, gönül ferahlığı ile hakkımızda hayr olanın vuku bulması duâsındayım.
Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: May 3, 2007 4:30 PM
Demokrasi, cumhuriyet, monarşi, hukuk
Yurttaş sayılmayan kadınlar ve köleler oy kullanamadığı için seçmen nüfusun yarısının katılmadığı seçimleriyle demokrasinin gerçek sahibi Antik Yunandır. Ancak en iyi demokrasiden söz edildiğinde Yunanlılar değil tarihin kesintisiz monarşilerinden birine sahip olmasına rağmen mutlu bir çelişkiyle İngiltere hatırlanıyor.
Çünkü İngiltere’de devlet ahlakının temelinde Protestan ahlakından doğmuş hukuk yatar. Toplum ahlaktan ürettiği hukuk devleti esasını yüzyıllar içinde damıtarak benimsemeden yılda dört seçim bile demokrasi inşa edemez.
1215’te baronları, Kral John’a Magna Carta’yı dayattıklarında muhtemelen dünya tarihini bu kadar derinden etkileyeceklerinden haberdar değillerdi. İngiltere’nin en zayıf kralının imzaladığı Magna Carta, İngiliz monarşisini kesintisiz 21. yüzyıla taşıdı.
Demokrasi efsanesi, halkın monarşiden nefret ettiği esasına dayanır. Ancak, İngiltere’de işler öyle değil. Britanyalılar Kraliçe’nin vatandaşlarına, sağlam bir sükûnet ve güven sağladığına inanıyor.
Demokrasilerde monarşi olabilir cumhuriyetlerde olmaz. Cumhuriyetin seçilmiş tek lideri vardır ve bu modern zamanlarda cumhurbaşkanıdır.
Bir devletin demokratik kabul edilebilmesi için farklı siyasal partilerin siyasi makamları, aralıklarla tekrarlanan özgür seçimlerle elde etmesi veya kaybetmesi,
Temel hak ve özgürlüklerin ( düşünce ve ifade özgürlüğü, gösteri ve toplantı yapma hakkı ) hukukla güvence altına alınmış olması gerekir.
Bir demokrasi ham olarak hiçbir ayrımcılığı tutku ve herhangi bir geri tutum olmadan çoğunluğun yönetmesidir. Kimi zaman yönetime ırkçılar gelebilir, kişisel hakları yok edebilir ve azınlık haklarını koruyacak bir kurum bulunamaz.
Erken ABD tarihinde gördüğümüz gibi bir şehrin yüzde doksan beşi birini linç etmek istiyorsa bu demokrasiye uygundur. .
Referandumlar demokrasinin parçasıdır ama cumhuriyetin parçası değildir. Cumhuriyetlerde seçmen, referandum yerine geçen karar verme vekáletini seçtiklerine vermiştir. .
Modern dünyada demokrasi ile cumhuriyet birbirine karışmış durumdadır. Değişik yönetimler arasındaki fark kanunların farkından doğar.
Mesela İngiltere’de çoğunluk azınlık grupları göndermek isterse bu yapılamaz çünkü hukuk azınlığı çoğunluğun isteklerine karşı korumaktadır.
İngiltere ve Suudi Arabistan her ikisi de monarşi ile yönetiliyorlar.
Ancak iki yönetim arasında hukuk açısından uçurum var..
Güney Kore ve İran her ikisi de cumhuriyetle yönetiliyorlar.
Ancak iki yönetim arasında hukuk açısından uçurum var.
İsveç, Norveç, Belçika monarşi ile yönetiliyorlar. Ancak dünyanın en gelişmiş demokrasilerine örnek gösteriliyorlar.
Finlandiya da cumhuriyetle yönetiliyor Nijerya da.
Nijerya dünyanın en yolsuz Finlandiya dünyanın en şeffaf ülkesi...
Petrol zengini Nijerya’da dünyanın en yoksulları, hiçbir doğal zenginliği olmayan Finlandiya’da dünyanın en zenginleri yaşıyor.
O halde bir ülkede rejimin ne olduğunu, nasıl yönetildiğini adı değil hukuku ve yöneticilerinin ahlaki değerlere olan bağlılığı belirliyor. Yanılıyor muyum dersiniz?
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=119690
Yazan: Haydar Tarih: May 5, 2007 3:56 AM
laik ler cumhuriyete sahip çıkar, mitingler düzenler orada konuşmacılar devletin başbakanına hakaretler yağdırır,bir avuç mitingci cumhuriyetci, geriye kalan ezici çoğunluk cumhuriyet karşıtı, edip akbayram cumhuriyetçi, tuncay özkan laik, tayyip erdoğan cumhuriyet düşmanı öylemi, siz geçin bu ayakları,vay 23 nisanda kuran okuma yarışması düzenlenmiş, kuran okuma yarışması her yıl her zaman düzenlenir,kutlu doğum haftası her yıl coşkuyla kutlanır, siz bu faaliyetleri yasa dışıymış gibi lans edip, muhtıra sebebi yaparsanız,sizin laikliğinizi kimse yutmaz, cumhuriyetçiliğinizde sahtedir, zira yukarıda verdiğim iki isim bize her şeyi anlatıyor, bırakın bu laiklik ayaklarınıda mertçe müslümanlara gıcığız deyin olsun bitsin.........
Yazan: adem Tarih: June 28, 2007 4:17 PM
Trafik kurallari ile demokrasi arasinda ne fark vardir?
Hicbir fark yoktur, cunku her ikiside belli kurallar oldukca duzgun giderler.
Demokrasi hicbir zaman kuralsiz bir rejim olmadi.
Kendisini korumak ve ayakta tutmak icin belirli sinirlamalara gitti.
Batida kuralsiz demokrasi Fasizme giderken,bugunlerde kuralsiz demokrasi doguda yavas yavas dini rejimlere gidiyor.
Tartisma ne olura olsun anlamsiz bir yerde kilitlenmis durumda.
Maalesef Islamci bir bakis acisini demokraisi ile evlendirmek bir sure mumkun olsa bile,kalici bir cozum olamaz.Eninde sonunda ya devletin laiklesmesi gerekir yada teokrasi demokrasiyi kemire kemire yer.
SUREKLI CATISMA islam toplumlarinin kacinilmaz yapisini olusturuyor.Bu durum Batinin Aydinlik Cagini acip Islamiyeti hemen her alanda taklitcilige zorlmasi ile kacinilmaz bir duruma girmistir.
Yazan: david Tarih: September 17, 2007 11:56 PM