« İngilizce Makale: ‘Render Unto Atatürk’ | Ana Sayfa | Türk Neo-conları Irak Konusunda Yanılıyor »
April 19, 2007
Kemalistler Kapitalizmi Neden Sevmez?
NOT: Dün Malatya’daki Hıristiyan bir yayınevine düzenlenen korkunç, insanlık dışı saldırıyı nefretle lanetliyorum. Birileri sürekli “Hıristofobi” yaydıkça, böyle vahşetler de kaçınılmaz olur. Misyonerlik paranoyalarını bir kenara bırakıp, ülkemizdeki tüm inançlar için din özgürlüğünü savunmamız gerek.
Ekonomi profesörü Eser Karakaş’ın iki hafta kadar önce (4 Nisan’da) yayınlanan bir yazısını çok önemli bulmuştum, ele alıp yazmaya ancak şimdi zaman ayırabildim. Prof. Karakaş, "Laik-Antilaik Çatışmasının İktisadî Temelleri" başlıklı sözkonusu yazısında “Cumhuriyet'in ilk günlerinden beri cumhuriyetçi laiklik anlayışı ile dışa kapalı, ulus model eksenli rant ekonomisinin beraber hareket ettiğini” söylüyordu ki, bu gerçek, günümüzde yaşanan bazı gerilimlerin (ve körüklenen paranoyaların) altında yatan nedenleri anlamak için çok önemli.
Daha önceki bazı yazılarında kapitalizmin (bireylerin yatırımcı ve girişimci olduğu bir ekonomik sistemin) aslında İslam’a uygun olduğunu savunmuştum. Ülkemizde “kapitalizm” deyince “ahlaksızlık” veya açgözlülük” gibi şeyler anlaşıldığı için, bu söylem bazılarına biraz garip geliyor. Oysa bunlar, solcu entelektüellerin toplumsal hafızamıza oturttuğu klişelerdir. Bu konuda Türkiye’nin en önemli otoritelerinden biri olan Prof. Sabri Ülgener, şöyle der:
“Kapitalist zihniyet… bir çoklarının sandığı gibi hudutsuz bir kazanma hırsı demek değildir (öylesi tarihin her devrinde görülmüştür). Batı kapitalizmi için yeni olan, düzenli bir ‘meslek’ çatısı altında rasyonel-metodik çalışmayı kendine vazgeçilmez bir hayat ilkesi ve felsefesi haline getirmiş, tüketim ve gösterişten çok tutum ve hesaplılık tarafına yatkın vazife ve iş adamıdır.” (Ülgener, “İslam, Tasavvuf ve Çözülme Devri İktisat Ahlakı”, s. 12)
Dolayısıyla “İslami kapitalizm”den söz edilince, Müslümanların bunu “İslam’da dejenerasyon” veya “bidat” gibi algılamasına gerek yok.
İki Türkiye’nin Hikayesi
Her neyse, gelelim Prof. Karakaş’ın makalesine. Bu yazı, meseleye ters yönden, yani İslam-kapitalizm uyumundan değil, Türkiye’deki koyu “laikçilerin” (dinin, toplumsal ve hatta bireysel hayattan olabildiğince silinmesini isteyenlerin) kapitalizme (veya diğer bir ifadeyle serbest piyasa ekonomisine) karşı koyuşunu anlatarak bakmış.
Prof. Karakaş, önce Cumhuriyetin ilk dönemindeki kapalı ekonominin, bundan beslenen avatajlı bir zümre yarattığını anlatıyor:
Osmanlı'dan bürokratik bir tarım imparatorluğu miras alınıyor ve bu yapı Cumhuriyet ile birlikte pek dönüşmüyor, 20'li yılların radikal hukuk dönüşümlerine soğuk kitlelerine aşarın kaldırılması rüşveti ile birlikte dönüşümü de zaten olanaksızlaşıyor. Üretim konusunda sorunlar yaşayan Cumhuriyet, kendi çekirdek kadrosunun sermaye birikimi amaçlı rant ekonomisini, kamu bankalarını, teşvik sistemlerini, korumacılığı vs. devreye sokuyor; ama tarihte rantlarla sanayileşen, zenginleşen başka ülke örneği olmadığı gibi, bizim model de pek başarılı olamıyor. Ama bu başarısızlık, beraberinde laiklik konusuna gerçekten inanmış ve rant ekonomisi ile de zenginleşen dar bir kadronun oluşumunu da yaratmamış değil.
Karakaş’a göre, sözkonusu “laikçi” (veya Kemalist) elit, ekonominin kapalı kalmasından menfaat sağlamaya devam ederken, bunlar tarafından itilen ve dışlanan muhafazakar Anadolu sermayesi, dış dünyaya açılma ihtiyacı hissediyor:
İkinci bir anahtar ise çekirdek laikliğe gönülden inanmış kadro dışında kalan ve 20'li, 30'lu yılların radikal hukuk dönüşümlerine mesafeli geniş kesimlerin rant ekonomisinden çekirdek kadro kadar pay alamadığı ve bu sıkıntının 1950'den günümüze her seçimde kendini gösterdiği. Ekonomi ve nüfus büyüdükçe çekirdek laikçi kadro ve olanakları sınırlanan rant ekonomisi, bu ikili çerçeve içinde kendini tanımlayan kesimin daha da bilenmesine, keskinleşmesine ve dönem dönem de (mesela 27 Mayıs) darbecileşmesine neden olmuş. Rant ekonomisinin zaten tanım gereği cılız olanaklarından yeterli pay alamayan (hiç almayan demiyorum) geniş kesimler de tepkisel olarak laikçi çekirdek kadronun başta yaşam biçimi ile kavgalı hale gelmişler ve kendilerini yavaş yavaş laiklik ekseni dışında tanımlamaya başlamışlar.Tüm bu çerçeve geçmişle ilgili; ama günümüzde de bu ayrışma, önemli bir biçimsel değişim ile de olsa devam ediyor. En az değişen kesim galiba çekirdek rantçı yani kapalı ekonomi yanlısı ve 20'lerin, 30'ların din-devlet anlayışına iman etmiş kesim. Ama öbür kesimde çok önemli bir değişim yaşanıyor; Ankara'nın rant ekonomisinin olanaklarının geleneksel olarak dışında kalmış bu kesim büyümek, palazlanmak için mecburen dış piyasalara yani ihracata yönelmiş; zira başka bir sermaye birikim modeli kendilerine pek tanınmamış. Gelenekselci diye tanımlayabileceğimiz bu kesim Ankara'nın yarattığı rant, teşvik, kredi olanaklarından uzaklaştırıldığı ölçüde kendi ayakları üzerinde durabilmek için dış piyasalara ve özellikle bizim dış ticaret yapımızın gereği olarak AB'ye ihracata yönelmiş bulunuyor.
Prof. Karakaş, bugün Türkiye’deki “laikçiler”in anti-kapitalist ve içe kapanmacı davranmasının, dindarların ise giderek daha fazla dünyaya açılma eğiliminde olmasının sırrını sözkonusu ekonomik tabloda görüyor. Ve geleceğe dair şu öngörüde bulunuyor:
Çekirdek laikçi, kapalı ekonomici kadro bu tutumunda ısrar ettikçe, ülkemizde laik-anti laik çatışması kanımca küreselleşme ekseni üzerinde yürüyecek; ama bu süreç gelenekselci kesimi hem güçlendirecek hem de seküler değerlere biraz daha yakınlaştıracak. Çekirdek Ankara, kazanılması bu çağda olanaksız bir kavgayı bakalım daha ne kadar sürdürecek? Türkiye'de laik, anti-laik çatışmasını Ankara'nın rant ekonomisi yanlıları ile dışa açık piyasa ekonomisi yanlıları (biraz da mecburiyetten) arasındaki kavga olarak da görmek lazım. Geleneksel laikçi çizgi maalesef bugün rant ekonomisi yanlılarının ideolojisi haline gelmiş durumda. Bugünün Türkiye'sinde dışa açık piyasa ekonomisini savunan bir tek katı laikçinin görülmemesi bir tesadüf olabilir mi sizce?
Daha önceki bir kaç yazımda koyu “laikçi”lerin idealindeki Türkiye’nin Kuzey Kore’nin hafif versiyonu gibi bir şey olacağını ifade etmiştim. Prof. Karakaş’ın yazısı, bunun böyle olduğunu doğrulamakta kalmıyor, neden öyle olduğunu da açıklıyor. Hem o yönden hem de kapitalizmi yeniden düşündürmesi açısından bir kenara not edilmeli…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 19, 2007 10:40 PM




Malatya' da ki son vahşi faşist cinayetler bana bu ülke de yıllarca yapılan Türk' e Türk, Müslüman' a Müslüman propogandasını hatırlattı...Tabi yaa dünya da ki en mükemmel ırk Türk' lerdir, Amerika' yı bile biz keşfettik...Amazon nehrinin adı "Amma uzun"dan, Niagara' nın adı "Ne yaygara"dan geliyor!
Gavurlar pistir, Müslümanlar mükemmel insanlardır, ama bu nasıl bir mükemmellikse, Mekke' de her sene huşu içinde yerine getirilmesi gereken hac gibi kutsal bir ibadet bile binlerce kişinin vahşi hayvan sürüleri gibi birbirini ezerek ölmesiyle yerine getirilir...Vee ne acı ki dünya da artık espri haline geldi "Bütün müslüman' lar terörist değildir, ama bütün teröristler müslümandır" diye...
Birileri doğruyu söylemeye çalışınca hemen dinsiz yada sapık müslüman oluyor nedense (bakınız Atatürkçü olduğu ve İslam hakkında ciddi özeleştiri yaptığı için din profesörü Yaşar Nuri Öztürk' e bile yapılan acımasız iftiralar). Sonra da daha 17 yaşına gelmiş birisi çıkar papaz öldürür, bir başka yavru kurt, gazeteci öldürürüp sevinçle bağırır, bir Ermeni öldürdüm diye, Malatya' da birileri koyun gibi bağlayıp insan keser :(
Yazan: gaykedi Tarih: April 20, 2007 6:12 AM
Müslümanlar mükemmel insanlardır tanımlaması kesinlikle doğru değil.Ama Mekke örneği ise cok anlamsız bir örnek. Milyonlarca insanın bulunduğu bir yer düzgün idare edilmezse bu tür vahim olaylar olabiliyor. Ama bu kadar insanı o çok bayıldığınız asla medeni olmayan sadece modern dünyanın süslü püslü sehirlerinde de toplasanız düzgün bir idarenin yoksunluğunda aynı sonuçlar olur. Örnek mi? Çocukluğumda ingilterede bir stadyumda insanlar birbirlerini ezmişlerdi. ve daha bir sürü örnek var. Bir tanesi bile yeter.
Müslümanlar ve terör hakkında ise şunu çok anet olarak söylemek istiyorum ancak İslama karşı tamamen önyargılı tamamen düşman insanlar dışında kimse bu mavalları ciddiye almaz.
Irak amerika ve israil e bakalım kim terörist kim değil. 11 Eylül olayları mı . Amerikalılar dahi inanmıyorlar.
Bu zihniyet Msülüman adı taşıyor diye Pkk ve benzeri marksist örgütlerinin üyelerini de Müslüman teröristler diye nitelendirebilir.
Daha önceleri tekrarladığım bir cümle vardı. Bu sitenin muvazzaf İslam düşmanı müdavimleri var. Her konuyu ama istisnasız her konuyu din düşmanlığı yapabilecekleri konulara çekiyorlar. Başarılı oldukları söylenemez sadece ideolojik körlüklerini izhar ediyorlar.
Örnek :
Mekke'de müslümanlar birbirlerini eziyorlar o zaman müslümanlar vahşidir.
Biz halk arasında buna kısaca ilkokul çocuğu mantığı diyoruz.
Müsamede i efkardan barika ı hakikat doğar demiş eskiler. ama hangi efkardan. Bir İslam düşmanına göre hakikat İslamın eleştirilmesidir. Başka da hakikat tanımazlar.Efkarı sığ düşünceleri camid
Her okuduğunu içindeki hezeyanlarla değerlendiren sureten insan ama sireten ne oldukları hakkında yorum dahi yapılması insanın akıl sınırlarını cidden zorlayan tuhaf güruhun Efkarı mı Barika ı hakikat doğuracak ? Ben soruya Evet cevabını kesinlikle veremiyorum.
Aslında Yaşar Nuri Öztürk İslam düşmanı değildir. Fikirleri ise tamamen doğru ya da tamaen yanlış da değildir. Klasik (eleştiri olarak kullanmıyorum) düşünce tarzının dışına çıkan müslümanlara bu tuhaf güruhun dört elle sarılması hangi iyi niyetin göstergesidir.
Delil arayacaksınız müslümanların sözlerinde aramayın. Bu İmam suyutinin sözlerinde kuranın değiştirildiğine delil arayan zavallı adamın haline benzer. Bugünün Türkiyesinde alabildiğine prim yapan ve hoş karşılanan ırkçılığı yapanlar da müslümanlar!.
O zaman İslam ırkçı bir dindir ve de müslümanlar ırkçıdır diyelim seviyemizi ilkokul 1. Sınıfa düşürelim adımızda aydınlanma savaşçısı olsun.
Ne demiş merhum Şair
Yükseldik sanıyorlar alçaldıkça tabana...
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: April 20, 2007 9:09 AM
Önce bir m Akyol un notuna cevap vereyim:
Malatya daki katliamı eleştirirken keşke birazcık da bu katillerin İhlas Vakfı na ait yerlerde barınmasını, ogün Samast ın Işıkevlerinde yetişmesini, ve belki de hepsinden önemlisi din kitaplarında yazan misyonerlik karşıtı ifadeleri bir sorgulasa idiniz. Bunu bir sorun bakalım Milli Eğitim Bakanına, çorabına Milli Eğitim yazmaktan başka ne verdi Milli Eğitim Bakanlığı na bir de onu da sorun benim yerime. Ama sizin sorunları çözmek ya da analizlerini yapmak gibi bir derdiniz zaten bana kalırsa yok, yoksa şimdiye kadar yapmadığınız- ya da yapamadığınız mı desem- bir şeyi şimdi neden yapacaksınız ki?
Gelelim Karataş a:
Kapitalizm tabiki tekbaşına sömürü, ahlaksızlık, vs. demek değildir. Bu kadar tekbaşına değerlendirilemez. Ama kapitalizm tarihinde aşırı kapitalizm dönemlerinde bol bol görüldü vahşetler, bakınız endüstrileşme tarihine, daha önce dediğim gibi vahşette insanlık tarihinde hiçbir dönem bu kadar vahşete tanık olmamıştır. Ama kapitalizmi tekbaşına bundan ibaret görmek de yanlış olur.
Kapitalizm herşeyden önce özünü liberal felsefeden alır, bunun en temel öğeleri bireyselcilik, liberallik ve rasyonellik, yani mantıksalcılık.
Şimdi buraya kadar olan kısmı anlatmak için Karataş gibi kariyer yapmış birisinin alıntıda bulunmak zorunda kalması çok komik. Sanki yeni öğreniyor gibi, ya da bunlar bildik olgular değilmiş gibi. Yine neyse…
Şimdi Karataş ın atıp tuttuklarına gelecek olursak; atıp tuttukları diyorum çünkü gerçekten zeminden bu kadar habersiz yazılır.
Öncelikle Karataş şunu öğrensin ki Cumhuriyet in ilk yıllarında Atatürk liberal ekonomiyi savunmuştur, ve bunu desteklemiştir. Bakınız İzmir İktisat Kongresine görürsünüz. Ama bu noktada Atatürk ün bir yanılgısı ortaya çıkmıştır. Bu politikanın başarız olmasının ana sebebi Atatürk ün liberal ekonomi anlayışı değil, ülkedeki savaş sonrası Osmanlı mirası olan sıfır sermayedir. Bırakın sermayeyi borç ödemek zorunda olan, ekonomisi yerlerde sürünen genç bir ülke. Tabiki sermaye noksanı olan bir ülkede, üstelik güneyi sömürgelerle, kuzeyi iç savaşlarla buğuşan bir coğrafyada bir de üzerine mevcut iç koşulları eklerseniz bu liberal anlayış beklenen başarıyı sağlamamıştır. 29 buhranı sonrasında zaten noksan olan sermaye ve başarısız liberal bakış ile Atatürk devletçilik anlayışına yönelmiştir. Bu devletçi ekonomi bütün dünya tarafından belirli ölçülerde o dönemde uygulanmıştır ekonomik buhranı atlatmak için. İşte bu devletçi anlayış ile, zaten iktisat rakamlarına bakarsanız bir zahmet görürsünüz, 30 lardan itibaren 45 e kadar büyük bir ekonomik hamle sanayileşme ile gerçekleşmiştir.
Yani işin özüne gelecek olursak Atatürk liberal ekonomiyi destekleyen birisi idi, ama o günün koşulları bu tür bir hamleyi gerçekleştirmeye uygun değildir. Rasyonel koşullar ekonomiye devletin katılımını gerekli kılıyordu ve Atatürk de zaten bütün dünya gibi bunu yaptı.
Buraya kadar Atatürk gerekeni yaptı, bu politikalar daha sonra 2.Dünya Savaşı boyunca da gereken katkıyı sağladı. Ama yanlışlar sonra başladı.
Ne idi bu 45 sonrası yanlışlar:
Kısaca değinecek olursam- kısaca diyorum çünkü bunun izahı sayfalar sürer, öyle Karataş gibi iki satırda anlatılacak olgular değildir bunlar, hayır adam bir de akademik kimlik sahibi ya o da ilginç-
Artık kimi şekillerde birikmiş olan devlet ve özel sermaye ve atlatılmış buhran dönemi sayesinde liberal ekonomiye geçilebilirdi. Oysaki İnönü bunu gerektiği gibi önemsemedi 45 sonrası. Üstüne bir de 45 ve 60 arası İnönü ve DP iktidarı ortak bir hata olan Amerikan desteğine anti-komünist politikalar sonucu olması gerekenden bir hayli fazla kucak açtılar. Öyleki hazine inanılmaz açıklar vermeye başladı, sanayileşme sadece ithal ikame bir amaça kilitlendi ve bu ithal ikame anlayış 80 lere kadar devam etti. Kapalı ekonomik anlayış refah devleti büyümelerini kaçırmamıza sebep oldu. Bu konu da 45 ile 80 arası bütün hükümetlerin yanlışı vardır.
80 sonrasında ise gereken ve geç kalınmış olan dışa açılma gerçekleşti. Tam olarak olması gerektiği gibi olmadı fakat yine de bir şekilde oldu. Fakat burada en temelde düşülen yanlış bir türlü Kore Devriminin başarmış olduğu ihracat odaklı sanayileşme yine uygulanmadı. Üstelik bu liberalleşme ve özelleştirme süreci birçok politik ayaktan eksiklikler ile yürütüldü ve çok noktada başarısızlık ile sonuçlandı. Dış açıklar ve borçlar ülkeyi bayağı bir zora soktu ama en nihai olarak değerlendirilecek olursa liberalleşme ve dışa açılma eninde sonunda yapılması gereken ve de çok gelinmiş bir olgu idi. Keşke bu liberalleşme Özal yönetiminde de değil de, daha çok güven veren bir isim sayesinde gerçekleşse idi ve de daha önceden olsa idi.
Yine en özüne gelecek olursak 45 sonrası liberalleşme bir türlü gecikti. Bu 80 lerde gerçekleşebildi. Ama çok yanlış politikalarla oldu bu gerçekleşme de. Yine de Özal sayesinde sorunlu da olsa gereken dışa açılma gerçekleşmişti.
İşte Atatürkçülük burada herhangi bir çelişkide değildir. Çünkü Atatürkçülüğün temel referans noktası akıl ve fennin gereğini yapmaktır. Akıl ve iktisat anlayışı kesinlikle liberalleşmeyi gerektiriyordu. Bunu Atatürk ilk yıllarda denedi ama mevcut koşullar gereği başarılamadı. Yine koşullar ve aklın gereği olarak Devletçilik benimsendi ve aklın gereğini başaran her olguda olduğu gibi başarı ile sonuçlandı. Ama 45 sonrası yeniden canlanan ve atağa kalkan dünya ekonomisi ve iç ekonomide gereken akıl ve fen uygulanmadı. Ve liberalleşme gecikti. Neyse ki çok geç de olsa Özal bunu yaptı.
Özetle Türkiye nin liberalleşmesi Atatürkçüğe karşıt bir durum değildir. Tam tersi Atatürkçülüktür çünkü Atatürk ilk ana ilkesi, manevi mirası aklın ve fennin gereğini yapmaktır. Herhalde manevi mirasını size Atatürk ün bizzat kendi sözleri ile yazmak zorunda kalacağım. Ne diyor Atatürk:
Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır…Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur…Benim Türk milleti için yapmak istediğim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini Kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar(Cumhuriyet Bilim ve Teknik Eki,sayfa 3.)
Eee, başka söze gerek varmı? İşte Atatürk ün manevi mirasçısı olmak akıl ve bilimin gereğini yapmaktır. Bu da liberalleşmeyi gerektirir. Yani 45 sonrası liberal politikalara geçmekten kaçınmak Atatürkçülük değil, tam tersi Atatürk karşıtlığıdır. Çünkü tıpkı sözlerinde belirttiği gibi o bize dogma bırakmadı ama malesef onun çizgisinden çıkanlar Devletçiliği dogma yaptılar ve bu rasyonel çizgiyi kaçırınca nasıl bu çüzgüyü bir zamanlar yakaladığımızda başarılı olmuşsak 30-45 arası, aynı şekilde sonrasında da kaçırdığımız için başarısız olduk.
Ee m Akyol, size ve Karataş a bu kadar Türk iktisat tarihi öğretmek yeterli oldu mu? Yukarı da saydıklarım sizin ve Karataş ın Kemalizm den ne kadar bihaber olduğunuzu belirtmeme yetti mi? Yetmedi ise lütfen belirtin, yine deneyeyim. Ama aslında bunu sormam gereksiz çünkü siz zaten bunları biliyorsunuz, bilmeden nasıl mezun olunur zaten siyaset biliminden, değil mi? Sizin sorununuz bilmemek değil, her zaman dediğim gibi bildiğiniz halde yazmamak, yani samimiyetsizlik. Eee belki yutturursunuz, ama bana değil.
Son olarak bitirmeden, bari siz bunun cevabını verin çünkü başkaları hiç vermedi daha önce:
Kim bu laikçiler? Nedir bu laikçilik? Hangi kaynak kitaplarda geçiyor?
Beagle
makorykos@yahoo.com
Yazan: Beagle Tarih: April 20, 2007 10:58 AM
Malatya'da boğazı kesilen masum insanlar ahirette başta Rahşan Evecit olmak üzere, Muhsin Yazıcıoğlu, Haydar Baş, Recai Kutan, Devlet Bahçeli gibi misyonerlik üzerinden siyaset yapan densiz insanların yakasına yapışacaklar. Bütün bu cinayetlerin azmettiricileri bu siyasilerdir. Pişkin pişkin çıkıp cinayeti lanetlemesinler, kendi kışkırtıcı beyanlarını lanetlesinler.
Kendi ektiklerini biçiyorlar. Bu milletin vatanına, dinine, milletine bağlılığını kullanıyorlar, bunu "oy"a dönüştürme dışında hiçbir kaygıları yok. İnsanda ahlak olmayınca siyaseti de yozlaştırır, kapitalizmi de vahşileştirir, islamı da terörist dini haline getirir, Mekke'yi de turizm rant merkezi haline getirir, Kabe'nin karşısına jakuzili, satellite-TV'li 7 yıldızlı oteli kondurur. Yanlış siyasetin, kapitalizmin, sosyalizmin, milliyetçiliğin, laikliğin, İslamın kendisinde değildir; bunları ahlaksızca kendi çıkarına kullanan vahşi insanlardadır.
Yazan: blue Tarih: April 20, 2007 11:24 AM
Blog' ları rasgele gezerken birilerinin bu üzücü olayı neredeyse yadırgamadıklarını farkettim, çünkü onlar misyonerlik yapıyorlardı, birileri gaza gelmişti falan...Onlara şunu söyleyebilirim, laik demokrasiler de bütün dinlerin misyonerlikleri serbesttir şiddet ve baskı içermediği sürece...
Avrupa da kaç cami var biliyor musunuz ya müslümanların yaptığı misyonerlik (tanıtım diyelim) faliyetlerinden haberimiz var mı...bizim laik gazetelerimiz bile bir Alman müslüman olunca sevindirik olup haber yapmıyor mu!
Yerkürenin 95 ülkesinde Türk okulu açıldı. Başında ki zatın amacının ne olduğunu bilmeyen mi var zannediyorsunuz? Amerikan yüksek mahkemesinin Satanizm' i bile bir din olarak kabul ettiğini, insan-kedi falan kesmedikleri sürece kanunla hiç bir problemleri olmadığını biliyor musunuz?
Yazan: gaykedi Tarih: April 20, 2007 1:05 PM
ve cevap veriyorum:
Sadece Kemalistlerden alıntı yaparak
bana dogma olmayan tek bir cumle gösterin su alıntılardan bir daha yorum yazmayıp kemalist olacagım
"İşte Atatürkçülük burada herhangi bir çelişkide değildir. Çünkü Atatürkçülüğün temel referans noktası akıl ve fennin gereğini yapmaktır"
diyor yorumcumuz
oysaki gercekler asla öyle değiller
5 Ağustos 1935 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde yer alan bir haberde; "Atatürk yarım bir ilahtır; Türklerin babasıdır. Hiçbir
devlet şefi için hayatında bu kadar heykel dikilmemiştir; ne Mussolini'nin ne Hitler'in, ne de Lenin'in anıtları onunkilerle
ölçüşemez .("D. Mehmet Doğan, Batılılaşma İhaneti,84; Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası,132")
Tarih 1935: bunun neresinde akılcılık var fen var hiç bir tarafında
Aka Gündüz'
ün 4.1.1934'te Hakimiyet-i Milliye (Ulus)'de yayınlanan bir şiirinde şunlar bulunmaktadır: Atatürk'ün tapkınıyız./ Her şey
(O)'dur./ Her yerde(O) var./ ...Görünmezi görür/bilinmezi bilir/ duyulmazı duyar/sezilmezi sezer/ezilmezi ezer.../Varsın! Teksin!
Yaratansın!...
1934 te yayınlanmış bu nedir peki
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Ankara romanından, biçimce Hıristiyan, ama özce pagan bir apotheosis: Bu, bir (dünyanın ikinci
yaratılışı) idi. Bundan dört yıl evvel, yüzünü gördüğü ve sesini işittiği Yaratıcı (Birikim yayınında : Tanrı), aydınlığa 'Ol!'
demişti; aydınlık oluyordu. Suya 'Ol!' demişti, su oluyordu ve 'Suların arasında Levh olsun' demişti. Levh meydana gelmişti ve
'Tohum verir nebatı ve yeryüzünde tohumu kendisinden olarak cinsine göre yemiş veren ağaçlar husule gelsin' demişti ve 'tohumun
cinsinden türlü ağaçlar bitmişti . ]("Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ankara,137; Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek-Parti
Yönetimi'nin Kurulması,333/dipnot 1")
Küçük bir öğrencinin "Atatürk'e" şiirinden: En büyük imanın şu: sen rabbın yarısısın/Yerin üstünde fakat, Türkler'in Tanrısısın!
("L'lllsturation de Turquie, No 60 (31 Mart 1937),24(Beyoğlu 35. İlkokulundan Gönül B. Ofdağ)'dan naklen Mete Tunçay,Türkiye
Cumhuriyeti'nde Tek-Parti Yönetimi'nin Kurulması,333/dipnot 1")
M. Kemal'in ölümünün ardından gazetelere yansıyan haberlerden birinde: "Atatürk, senin için ölüm yoktur. Olamaz! Sen Türk'ün
Tanrısısın! Tanrı hiç ölür mü?" ("Yarım Ay, sayı 11,İs İkinci Teşrin, 1938'den aktaran Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası,133")
Bir diger yazida da su soz gecer:
"Tanrı ölmez, o dilerse görünür bir müddet." ("N. Tevfik, 12.13.15 İkinci Teşrin,1938'den aktaran Fikret Başkaya, Paradigmanın
İflası,133").
Yazan: Sami muzafferoglu Tarih: April 20, 2007 1:45 PM
Cvep veriyorum
Derinsular sitesinden alıntı :
'Gel ey 19 mayıs eşsiz sabah merhaba
Ey Samsun'da karaya çıkan ilah, merhaba
...
İlk çamurdan beden üflenen ruh, dediler
Son tufanda Türklüğü kurtaran ruh, dediler.' (Atatürk Mevlidi / Behçet Kemal Çağlar)
'Yaradan hey Yaradan!
Dört yıl değil bin yıl geçse aradan
Sensin ateş diye kanımızdaki
Sesin ışık diye önümüzdeki!' (Nöbetçi Millet / Behçet Kemal Çağlar)
'Bilin ki Atatürk'ün kurduğu Ankara'ya
Atatürk'ün yolundan yürünerek girilir.
Anıtkabre gidip de yürekten baş eğmeyen
Günü gelir çarpılır, düşer, yere serilir.
...
Bir an unutmayın ki Atatürk ülkesinde
Ahiretten önce de Yüce Divan kurulur…' (Yine Milletvekillerine / Behçet Kemal Çağlar)
'Ne örümcek, ne yosun,
Ne mucize, ne füsun;
Kabe Arabın olsun,
Çankaya bize yeter!' (Çankaya / Kemalettin Kamu)
'Adın Besmeledir her işimizde' (Atatürk'e Sesleniş / Behçet Kemal Çağlar)
'Millete can veren, vatan yaratan
Tanrının göklere dönüşü gibi.
Her zaman ırkıma büyük bir baş atam
Tanrılaş gönlümde, Tanrılaş atam' (Nurettin Artam)
'Sana çıkar bu yurdun ararsak son yolu da
Kutlu bir tanrı oldun güzel Anadolu'da' (Kahraman / Fazıl Hüsnü Dağlarca)
'Allah yazmadı
Sen yazdın alın yazımızı' (İlhan Berk)
Yazan: Sami muzafferoglu Tarih: April 20, 2007 1:47 PM
K.Karabir den alıntı
"Ben hem mebus hem de bir ordu kumandanı olduğum halde bana da kimse bir şey bildirmemişti. Bu vaziyet haklı olarak halkı da orduyu da telaş ve endişeye düşürdü. Daha dün yüreklerine ferahlık verdiğim zatlar benden bu şeklin manasını soruyorlardı. Bu vaziyette tabii Cumhuriyet'in ilanını ertesi gün dahi kutlayamadık."
Yazan: Sami muzafferoglu Tarih: April 20, 2007 1:48 PM
Öncelikle bu olayı şiddetle kınıyorum
ve soruyorum avrupa'da kaç müslüman biliyor musunuz ?
Pakistan gibi bir ülke de bugün halihazırda yüzlerce ingiliz okulunun ne işi var ?
acaba biliyor musunuz ? malesef bildiğinizi sanmıyorum .
Biz bir alman müslüman olunca islam adına sevinmiyoruz ki hristiyanların yaptığı gibi. biz o alman adına seviniriz o kadar. Hem bir değil bir milyon alman müslüman olsa benim inacım mı artacak ya da yeryüzünde yalnız kalsam inancım mı azalacak ?
Misyonerlik sömürgeciliğinin akıncı koludur .
İşte kara kıta afrika ortada. sömürürülen ve hristiyanlaştırılan ama hala iğrenc kabul edilen siyahlar.Hristiyanlık bunlara ne vermiş ne verebilir ki. Hiç bir şey vermemiştir hiç bir şey veremezdi zaten amaç da o değildi.
Din adına ırkçılık yapılması yüzlerce yıldır hristiyanlarda mevcuttu bu hastalık bizde de var artık malesef .
Hristiyanlara evet ama misyonerlere hayır...
Yazan: Sami muzafferoglu Tarih: April 20, 2007 1:56 PM
Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır…Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur…Benim Türk milleti için yapmak istediğim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini Kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar(Cumhuriyet Bilim ve Teknik Eki,sayfa 3.)
devrin anlayışları ve uygulamaları bu sözü tamamen tekzib ediyor.
ki zaten bu cümlede o devrin dogması olan katı bir pozitizm ve akılcılık süslenmiş
Yazan: Sami muzafferoglu Tarih: April 20, 2007 1:58 PM
"Ee m Akyol, size ve Karataş a bu kadar Türk iktisat tarihi öğretmek yeterli oldu mu? "
maşallah her şeyi bilen adam/kadın yazmış:)))
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: April 20, 2007 2:00 PM
Hilafet ve saltanatı almak için koyu bir mutaassıp çehre ile minberlere kadar çıkıp hutbeler okumak, muvaffak olamayınca da bizzat meth ü sena edilen [övülen] mukaddesata dil uzatmak ve bunları altüst etmek üzere bir diktatörlüğe çıkmak gibi iki tehlikeli ifradın [aşırı ucun] birinden diğerine atlamak herkesin yapabileceği bir iş değildi. Fakat bu felaha [kurtuluşa] doğru bir gidiş de değildi.
Kazım karabekir den
Yazan: Sami muzafferoglu Tarih: April 20, 2007 2:01 PM
Kemalistimiz hemen klavyeye sarılarak yukarıdaki sözlerin tarihler pe de öyle demiyor
Yazan: Sami muzafferoglu Tarih: April 20, 2007 2:05 PM
Çünkü tıpkı sözlerinde belirttiği gibi o bize dogma bırakmadı ama malesef onun çizgisinden çıkanlar Devletçiliği dogma yaptılar diyor
oysaki
"Bazı memleketlerde birkaç siyasal parti vardır. Bunların her birisi millet işlerinin başka başka yollarda yürütülmesini dilerler. Her bir parti, kendi dileğinin önde tutulmasını istediğinden, bu memleketlerde millet hayatının düzen ve gidişi de zaman zaman bozulur, karışıklıklar meydana gelir.
Bu gün bizim tek bir partimiz vardır: Yalnız halk için kurulmuş olan ve bütün milleti halk diye bağrına basan bu parti, hepimizin malı olan Cumhuriyet Halk Partisi dir. Bizi bugünkü eşsiz millet haline getiren, canımız kadar sevgili altı oku bize bağışlayan odur. ...
Çocuklar! Ta köylere mahallelere kadar yayılan Cumhuriyet Halk Partisi, halkın dileği, halkın düşüncesi demektir. Halk Partisi, Türk halk ve milletinin öz malıdır. … Halk Partisine candan bağlıyız.
Cumhuriyet hükümeti kurulduğu günden beri hep Halk Partisinin temel prensiplerile çalıştı. … Onu kuran Ebedi Şefe, onu bugün milletle birlikte yürüten Milli Şef ve değişmez Genel Başkan İnönü'ne sonsuz sevgi ve yürekten bağlılık duyuyoruz. " sözleri bana sscb yi anımsattı nedense
Yazan: Sami muzafferoglu Tarih: April 20, 2007 2:11 PM
Medyamız bazen çok komik oluyor. Dün Kanal D'de cinayetle ilgili bir haberin duyurusu şöyle yapılıyor:
"İslam'a göre misyonerlik günah mı?Az sonra...":))
Adam hristiyan yaw, ne günahı??
Yazan: blue Tarih: April 20, 2007 2:30 PM
'modern milliyetçi-muhafazakarlar' değil ama, 'klasik' anlamda böyle olanlar, yani inceden 'faşo' kokanlar, misyoner faaliyetinden oldum olası korkarlar.
Neden? İslam dini yüzyıllardır bilinçaltına, iliklerine, genlerine işlemiş halkımızın itikadı bu kadar zayıf mıdır ki, iki papaz lafına kanacak da ihtida edecek? Kitle halinde kiliselere mi koşacaklar vaftiz olmaya? Halkımız hıyar mı?
Hayır, maksat faşoluk olsun. Gecekonducular severler.
Türkiye medyasında, adı açık seçik konmamış olsa bile birtakım 'İslami kanallar' var mıdır? Vardır.
Bunların bazılarında sabah akşam Kur'an-ı Kerim okunur ve tefsir edilir mi? Okunur ve edilir. Ulema 'din ve ahlak sohbetleri' yapar mı? Yapar.
Türkiye'de İslam propagandası yapmak serbest midir? Köküne kadar serbesttir.
Peki başka bir dinin propagandası niçin yasaktır? Bu demokrasi midir, düşünce özgürlüğü mü, inanç özgürlüğü mü?
Avrupa Birliği'ne de başka türlü asla giremezsiniz.
Güldürü unsuru şurada: Faşolar, dincilere çok kızıyorlar ve akılları sıra laikliği savunuyorlar ama bizzat kendileri laik değiller! Atatürkçülük ayağından dincilik yaptıklarının da farkında değiller! Kafaları çok karışık.
Çünkü ülkemizde laiklik, 'din işiyle devlet işini ayırmak' değil, 'dini baskı altında tutmak ve dindarların ümüğünü sıkmak' olarak algılanıyor!
Ama şu anda bana yöneltilen küfürleri de duyar gibiyim tabii... Geçenlerde bir Internet sitesine 'yorum gönderen' biri , 'Kürt devleti kurmak isteyen Talabani'nin de Yahudi olduğunu' ileri sürüyordu! Ülkemizde beyin düzeyi de tartışma düzeyi de bu. O zaman faşolar haklıdır, bu tür kisilere özgürlük yaramaz.
Birtakım misyonerler çarşıda pazarda uluorta İncil dağıtıyorlarmış. Hatta bir de 'alo dua' hattı kurmuşlar, İncil'in içinden bir kart çıkıyormuş bir de telefon numarası, bunu arayıp derdini anlatıyorsun. Sana her duruma göre seçilmiş birtakım dualar salık veriyor, müzik falan da dinletiyor, toplantılara çağırıyorlar.
Bunlar 'protestan' etkinlikleri. Katoliklerin ve ortodoksların böyle bir çalışmaları yok.
Yani halkımız bunların etkisi altında kalıp 'ihtida' edecek de üstelik bir de kiliseler arasında taraf tutacak, papaya karşı çıkacak falan... Bak sen...
Başta Rahşan Hanım olmak üzere 'ulusalcılar' buna çok kızdılar. (Ulusalcı demek, eskiden solcu olup da sonradan hidayete eren demek... Milliyetçi başka! O, öteden beri, 'kafadan' öyle... Bunlar yeni moda.)
Mütedeyyin Müslüman vatandaşın Hristiyan'la hiçbir sorunu yok. Onun da 'kitap sahibi' olduğunu biliyor ve saygı gösteriyor. Din sorunu yaşayanlar, çelişkiler ülkesi Türkiye'de, laikler! Akılları sıra dine sahip çıkanlar da onlar.
Peki laiklikte, protestan propagandasına karşı çıkmak var mıdır? Yoktur.
Herkes, 'kanun dairesinde' kendi inançlarını yaşamak ve yaymakta özgür müdür? Özgürdür.
İsteyen camiye, isteyen kiliseye, isteyen havraya gider mi? Gider. Engel olunur mu? Olunamaz.
Sokakta 'hediyesi olan parayı almadan' Kur'an-ı Kerim dağıtsalardı, 'irtica hortladı' diye yaygarayı basacak mıydınız? Basacaktınız.
Kitab-ı Mukaddes, yani Tevrat, dört İncil, Ermiş Pavlos'un mektupları vesaireden oluşan 'Bible' bugün Türkiye'de serbestçe satılmakta mdır? Satılmaktadır.
Eh o zaman sorun bunu parasız dağıtılmasından mı kaynaklanıyor?
Derdiniz nedir sizin yahu?
Osmanlı dönemindeki amansız misyoner faaliyetinden bile, Tevfik Fikret'in oğlu Haluk gibi birkaç şaşkından başka hiçkimse etkilenmemiş de (o da Amerika'ya gittiğinde 'dönmüştü'), şimdi mi halkımız Hristiyan olacak?
Birkaç kişilik ve kimlik bunalımı yaşayan genç zavallının dışında
Bangır bangır İslam propagandası yapmak yüzyıllardan beri serbest de, Avrupa Birliği yolunda ilerlerken Hristiyanlık propagandasını nasıl yasaklayacaksınız?
Hazmedeceksiniz.
Ve de Tevrat'ı da, İnciller'i de alıp okuyacaksanız. Bilgi edineceksiniz. Biz bunun için 'okullara din dersi yerine din kültürü dersi konsun' diye tepiniyoruz.
Ben okudum. Hiç de Hristiyan olmadım.
Hadi itiraf edeyim, içime sıkıntı geldi, atlaya atlaya okudum.
Trabzon’da öldürülerek adı Niyazi’ye dönüşen papaz Santoro var ya, hani katili olacak çocuk derin bunalıma girmiş...
Misyoner olmakla suçlanıyor, adam başı yüz dolara cemaat kazanmaya çalışırmış diyorlar, “bölgede Pontus hayalini gerçekleştirmeye” uğraşırmış...
Katolik papazı ortodoks Pontus devletini nasıl kuracak, ayrıca kaç milyon dolar harcayıp kaç milyon kişiyi Hıristiyan yapacak da bunlar günün birinde bağımsızlık isteriz diye tutturacaklar, pek anlamadık ama...
Bu “misyonerlik” olayı kendimizi bildik bileli en ağır suçlardan biri kabul edilir ülkemizde.
Üç-beş sakallı entel İncil satmaya çalışır, bir linç edilmedikleri kalır.
Solcu aydınlarımız da bunları oldum olası “emperyalizmin maşaları” kabul etmişlerdir ve şiddetle tepki gösterirler. Solculuğun aynı zamanda “din ve vicdan hürriyeti” anlamına da geldiğine, gelmesi gerektiğine arkadaşlar henüz erememişlerdir, erecekleri de yoktur.
Ay pardon, o “liberalizmin” özelliklerinden biri miydi yoksa? Peki solculuk din karşıtlığı mı öyleyse?
Faşistlere sorsan, yatırıp hemen sünnet edecekler herifleri... O kadar ters bakıyorlar.
Peki, anayasamıza göre din ve vicdan hürriyeti, kâğıt üzerinde de kalsa, var mıdır? Vardır.
Yani, herkes Müslüman olmak zorunda mıdır? Değildir.
İslam propagandası serbest midir? Serbesttir. Peki Hıristiyanlık propagandası niçin yasaktır?
Benim göğsümü gere gere “la ilahe ill’Allah, Muhammed-en Resulallah” dediğim yerde, herifçioğlu niçin “in nomine patris, et filii, et spiritu sancti” diye dua edemesin?
Yahudi serbest mi? Serbest. Hıristiyan niçin yasaklı?
Nişantaşı barlarını dolaşıp orada tepişen burjuva veletlerine “tebliğde” bulunma hakkını kendinizde görüyorsunuz da, adam kilisesinde Hazret-i İsa propagandası yapınca niçin bozuluyorsunuz? Camiyi basıp namazı kesmedi ya, alt tarafı kendi “mekânında” konuştu...
Cahil ve işsiz gençlerimizi yüz dolara kafakola alıyormuş... Gençlerine eğitim ve iş sağlarsın, mesele kalmaz.
Burada misyonerlere çok kızıyorsunuz... Peki siz, kefere ülkelerine İslam tebliğine gider misiniz?
Gidersiniz... Bayıla bayıla, koşa koşa, atlaya zıplaya gidersiniz!
Eee, siz yapınca oluyor da onlar niçin yapmayacaklarmış?
Ayrıca bu ülkede yüz dolara din değiştirecek kisi varsa da, bırakın değiştirsin. Bize öyle cemaat gerekmez. Bugün yüz dolara vicdanını kiliseye satan, yarın iki yüz dolara ateşe de tapar. Bırakın gitsin....Engin Ardıç
Yazan: gaykedi Tarih: April 20, 2007 3:13 PM
Sami Muzafferoğlu bey,
Tabii muzaffer olun olmasına da siz önce methiye ve methiye düzmenin ne demek olduğunu öğrenin ondan sonra dogma'lar hakkında fikir beyan edin.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: April 20, 2007 3:31 PM
Zaman (Namaz) gazetesi yazarı Ekonomi profesörü Eser Karakaş hocamız akademik ünvanını sanırım ABD / Utah'tan almış olmalı.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında uygulanmış eknomi politikalarından bi haber çünkü. Atatürk ve milli mücadelenin yürütücü kadroları emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkarken kapitalizmi tasfiyesi istenen bir iç sistem olarak değil, bunu emperyalizmle eş anlamlı olarak kullanmışlardır. Asli düşman olan Batı sömürgeciliği ile, sömürgeci ülkelerin iç düzeni olan kapitalizmi eş anlamlı olarak mütala etmişlerdir. Bunun aksini düşünmek 1923 İzmir İktisat Kongresi ile kabul edilen ve bir kaç yıl en geniş şekilde uygulanan özel teşebbüsçü politikanın izahını imkansız kılmaktadır.
1923 İzmir İktisat Kongresi liberal bir ekonomiyi öngörmüştür. Özel girişim eliyle sermaye birikiminin gerçekleşememesi, 1929 yılında dünyayı saran ekonomik bunalım zorunlu olarak Türk ekonomisine devlet müdahalesini getirmiştir.
Yiğidi öldürün ama hakkını yemeyin. Bu çarpıtmalara daha fazla alet olmayın. Size tavsiyem Zaman gazetesi yazarlarının her söyledikleri şeylerin peşine takılmayın. Atatürk ve Atatürk dönemiyle ilgili çıkan bütün yazılar tamamen çarpıtmalarla dolu. 1923 İzmir İktisat Kongresi'nde alınmış olan kararların neler olduğunu bilmeyenler Eser Karakaş hocamızın çarpıtmalarına tabiiki inanmak zorunda kalacaktır.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: April 20, 2007 4:47 PM
Mustafa Bey,
"Kemalistler Kapitalizmi Neden Sevmez?" çok anlamlı bir soru ve gerçekten incelenmesi gerek.
Fakat sizin yazınızda dikkatimi çeken bazı çarpıtmalar var. Sürekli "laikçi" diyorsunuz. Bu çok rencide edici, provakatif bir söylem. Ne demek "laikçi"? Laikliği savunan insanların üzerine çok saldırıyorsunuz.
Şöyle yazmışsınız:
- "Türkiye’deki koyu “laikçilerin” (dinin, toplumsal ve hatta bireysel hayattan olabildiğince silinmesini isteyenlerin) kapitalizme (veya diğer bir ifadeyle serbest piyasa ekonomisine) karşı koyuşunu anlatarak bakmış."
Herşeye "Laikçi" demeniz yetmedi, bir de artık bunun "koyu"su "açığı" mı çıktı? (Geçen gün birisi de "ılımlı laikçi" yazmıştı.) Üstelik o parantez içinde yazdığınız olgu da gerçeklerle bağdaşmıyor. Türkiye'de laiklik yanlısı hiçkimse, "dinin toplumdan ve hatta bireysel hayattan silinmesini" filan savunmuyor! Laiklik yanlıları, dinin siyaset ve baskı aracı olarak kullanılmasına karşı çıkıyorlar. "Bu insanlar neden inanıyor, inanmasınlar" DİYEN YOK. Dini toplumdan/bireyden silmek amacıyla hareket eden kimse yok.
Örneğin o cümlenizi şu şekilde yazsanız daha iyi olmaz mıydı:
- "Türkiye’deki laik kesimlerin, kapitalizme (veya diğer bir ifadeyle serbest piyasa ekonomisine) karşı koyuşunu anlatarak bakmış."
?
Bu tür çarpıtmalar halkı yanıltıyor ve kışkırtıyor. Sonra, geçen gün yaşadığımız gibi dinsel felaketler görülüyor.
Yazan: Keskin Tarih: April 21, 2007 2:28 PM
İki sene kadar önce Bahçeşehir Üniversitesi’nde Avusturya iktisat okulunun güzümüzdeki önemli temsilcilerinden biri olan Hans-Herman Hoppe’nin bir konferansı vardı. Ben de gittim. Hatta salonda Atilla Yayla, Asaf Savaş Akat gibi kişiler de vardı.
Tesadüf eseri, Eser Karakaş konferansta tam benim arkama oturdu. Ne yazık ki, onun yüzünden konferansı kimi yerlerde dikkatli dinleyemedim. Sürekli olarak arkamdan “hoohrg, höhörgh, hımrrgh” gibi birtakım sesler çıkarttı, koltuğumu sallandırdı, titreştirdi. Dalga geçmek amacıyla söylemiyorum bunları - gerçektirler. Bir ara Hoppe özel kesim tarafından üretilemeyecek hiçbir kamu malının olmadığını söylediğinde, Karakaş adama “salak” dedi. Konferansta Hoppe güvenlik işlerinin özel kesim tarafından sağlanabileceğini savundu ve gayet güzel argümanlar verdi. Bunu üzerine Karakaş, konferans bittikten sonra gidip bir köpek getirerek Hoppe’ye gösterdi ve “işte güvenlik işini bu yapacak” dedi. O zamandan beri kendisini ciddiye almam.
Hoş, Karakaş’ın yazısında bazı doğrular var. Askerler de dahil olmak üzere, bugün birçok kesim Atatürkçülüğü kendisine avanta sağlamak için kullanıyor. Ama Karakaş’ın kullandığı “laikçi” ifadesi bana göre tüm yazısını bayağı hâle getiriyor. Akyol’un da aynı ifadeyi kullanması hoş olmamış. Bu durumda, Karakaş’ın yazısında bahsettiği kesimlerden biri “laikçi” ise, öteki de kesinlikle “dinci” oluyor.
Yazan: bliyaal Tarih: April 21, 2007 9:19 PM
Kapitalizm ve burjuva gibi kavramlara yargısız pejoratif yaklaşımlar bilgi ve verimden eksik kalmamıza neden olur diye düşünüyorum. Mümtaz'er Hocanın bu yazıyı değerlendiren bir yazısı vardı. http://www.hurfikirler.com/hurfikir.php?name=Yazilar&file=article&sid=4306
Muhabbetle...
Yazan: Talha CAN Tarih: April 21, 2007 10:31 PM
Sayın site sakinlerinde özür dileyerek soruyorum ?
Hulagu Bey/Bayan su dillerden kacı biliyorsunuz hatta
bırak bilmeyi bu dillerin hakkında ne kadar bilginiz var ? Bunlardan kacının sözlüğünü sadece elinize aldınız ( ben de hepsinin sözlüğü var)
Kaçını kaçıyla kıyaslayabilirsiniz Bilmeyi bırak duydugunda bunlardan kaçını bu şu dildir diyerek sınıflandırabilirsiniz ?
arapça farsca latince ingilizce eski dönem farscası avestan dili azerice kürtçe almanca
Bana dil dersi vermek için kusura bakmayın ama cok uzun zaman calısmanız gerekir. Geceleri yatarken yanınızda herhangi bir sözlüğü ( sadece türkçe sözlük dahi olabilir) yastığınızın kenarına yıllarca koyun onunla yatın onunla kalkın ondan sonra gelin konusalım.
Kendinize bir mogol katilin ismini mustear isim olarak almışsınız hayatınızda bir kere moğolca ile ilgili bir şey okudunuz mu( ben çok okudum)
İlaveten ben filolog değilim.
Yazan: Sami Muzafferoğlu Tarih: April 22, 2007 12:31 AM
muvazzaflar iş başındalar:))
buna çok kapsamlı bir cevap pazartesi günü inşallah
"Sonra, geçen gün yaşadığımız gibi dinsel felaketler görülüyor."
Arkadaş şartlanmış ne yapsın başka bir düşünemiyor ?
takiyye yapmayalım
isteseniz de dini toplumdan silemezsiniz can atarsınız bunun gizliden gizliye istersiniz elinizden gelse bizi malatyaki vahşiler gibi öldürmek istersiniz.
Hem biz gibi 19. yüzyıl zihniyetli kimselere inanmalı mıyız acaba diye sormuyoruz isterseniz diyebilirsiniz inanmayın diye hiç umrumuzda olmaz ,güler geçeriz .
Sürekli "laikçi" diyorsunuz. Bu çok rencide edici, provakatif bir söylem. Ne demek "laikçi"? Laikliği savunan insanların üzerine çok saldırıyorsunuz.
Gerçekten kıptileri daha doğrusu burada kastedilen çingeneleri aşağılamak istemiyorum ama su söz ne kadar güzel
Merdi kıpti secaat arzedeyim derken sirkatin söyler
Dinci nedir dinci ? İslamcı nedir ?
Yazan: Sami Muzafferoğlu Tarih: April 22, 2007 12:53 AM
Sami,
Kusura bakma ama saçmalamışsın.
Neye "şartlanmışım" ben?... Ayrıca "gizliden gizliye dini toplumdan silmek" amacım olmadığı gibi, kimseyi öldürmeyi de düşünmem. Sözlerine dikkat et.
Gelelim laikçi'ye. "Laikçi" ile "islamcı/dinci" aynı yapıda kelimeler değildir!
"Ci" ekinden önceki sözcüğün türüne dikkat et.
Bak şöyle bir örnekle göstereyim (Tanımlarını yapmıyorum, sadece yapı olarak karşılaştırıyorum):
Dinci - "Din'i savunan insan" (anlamlı bir cümle)
İslamcı - "İslam'ı savunan insan" (anlamlı)
Milliyetçi - "Milliyet'i savunan insan."
Ulusçu - "Ulus'u savunan insan"
Evrimci - "Evrim'i savunan insan"
Laikçi - "Laik'i savunan insan" ?!?
Bu anlamlı değil. "Laiki savunan" olmaz, "laikliği" olabilir... O zaman da (ille ci konacaksa) "laiklikçi" yada "laisizmci" denmesi uygun olurdu. Ama en kısası sadece "laik" demektir.
Yani "laikçi", kasıtlı bir saldırı ve alay taşımaktadır. Yapı olarak anlamsızdır. "İslamcı/Dinci" ve diğerleri o yapıda değildir.
Yazan: Keskin Tarih: April 22, 2007 6:03 PM
Laiklik, devlet yönetiminde her hangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir.
Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş olan "laik" sözcüğü, "din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk" anlamına gelen Latince "laicus" sözcüğünden gelmektedir. Roma döneminde din adamlarına "Clerici" din adamı olmayanlara da "Laici" adı veriliyordu. Laik aynı zamanda din dışı dinle ilgisi olmayan anlamlarına da gelmektedir.
Eskiçağlardan beri din, insanların, günlük yaşamında, toplumsal düzende ve devlet yönetiminde etkili oldu. Özellikle Hıristiyanlık Avrupa'da ortaçağ sonlarına kadar her alanda söz sahibiydi. Papalar krallara hükmedebiliyor, papaz, rahip, ya da keşiş gibi din adamları Hıristiyan dininin kurallarına göre insanların yaşamını yönlendiriyorlardı.
Zamanla değişen ve gelişen ticaret ilişkileri, kentlerin zenginleşmeye başlaması, Hıristiyan olmakla birlikte ayrı mezheplerden olanların çoğalması gibi etkenler Hıristiyan dininin dönemin yeni koşullarına göre gözden geçirilmesini gerektirdi. 16. yüzyılda dinde Reform hareketi oldu. Edebiyat, sanat ve bilimde Rönesans diye adlandırılan canlanma ve atılım dönemi de 15. ve 16. yüzyıllarda gerçekleşti. Böylece Hıristiyan dünyasında din, yaşamın birçok alanında etkisini yitirmeye başladı. Özellikle eğitim ve öğretim alanında yenileşmeler oldu. Din kurallarına uygun eğitim yapan kurumların yani sıra özgür düşünceye ve inanç özgürlügüne dayanan eğitim kurumları devlet tarafından açılmaya başlandı. 1789 Fransız Devrimi'nden sonra laiklik yavaş yavaş devletin bütün kurumlarında ve toplumda kendini kabul ettirdi
Osmnalının çöküş sürecinden Türkiye'nin kuruluşuna ve yapılanışını kapsayan süreci değerlendirdiğimizde cumhuriyetin ve devletin resmi ideolojisinin dayandırıldığı laiklik gerçekte benzer gereksinimlerden doğmamıştır. Ancak bu savuncanın söylemleri ve uygulamaları bir çok açıdan benzeşiyorsa da Türkiyedeki laiklik dini devletten soyutlama, devlet işlerinde dini karıştırmama olarak tanımı yapılmakla birlikte dinin soyutlanması kamusal alanlardan halkın günlük yaşamına dek uzanacak bir soyutlandırmaya dek etkinlik göstermiştir. oysaki laiklik dinsel özgürlüğü ve devletin dine müdahelesinin olmaması gerektiği düşüncesini de kapsamaktadır. benim anladığım Türkiyedeki laiklik resmi ideoloji olmaktan çok uzak olan halkı ile çatışan bir zümrenin birtakım endişeleri ile birlikte kalkan görevi gören anlayıştır. türkiye cumhuriyeti devletinin en başarılı yanı cumhuriyet olması ve ulusal egemenliğe dayandırılmak istenen bir sistemle yönetilmeyi seçmesi idi bununla birlikte bunun da üstünde bir sistem olarak laikliği görenler çankaya sınırlarından öteye geçemeyen ülkeyi yönetmekten uzak kimselerdir diye düşünüyorum, Türkiye Türk islam uygarlığından uzak olamaz ve Türkiye sistemini laik olarak tanımlayamaz, Türkiye cumhuriyeti devleti ulusal egemenliğe dayalı, kendi gerçeklerine uygun bir sistemi benimsemelidir gerçek bir cumhuriyet olmalıdır , laiklik en azından Türkiyedeki şekli ile örümcek beyinli bir zihniyettir. Bununla birlikte hristiyanların ortaçağ sonrası dönemdeki dinde reform hareketleri gibi Türkiyede de İslamda reform hareketlerine girişenler oldu bunları dillendirenler oldu dahası başbakan ve cumhurbaşkanlığı yapmış bir büyüğümüzün Kuranı Kerimdeki birtakım ayetlerden rahatsız olması gibi ileri gidenler de oldu, oysaki İslamın böyle bir sorunu olmadığına inanıyorum , bu yorumum üzerine bazıları islam dünyasının geriliğinden bölgelerinin sömürüldüğünden söz edeceklerdir ancak bu bölgede budist toplumlar yaşıyor olsa bile aynı akıbetle karşılaşacaklarına hatta bu denli bile dayanıklılık serglemeyeceklerine inanıyorum , sorun Müslüman toplumların Allahın öğüdünü unutmuş olmalarıdır, Allahın ipine sımsıkı sarılın yoksa güçsüz düşer dağılırsınız.. yoksa İslami anlayış insan haklarının ilk bildirgesi, dinsel özgürlüğün ilk teminatı olmuştur....eğer bunun bilincinde olunsa idi Malatyada da insanlar hristiyanlık propagandası yapıyorlar diye hunharca katledilmezler idi en azından müslüman bir insanın uygun göreceği bir davranış şekli olamazdı,
Yazan: ancazin Tarih: April 22, 2007 8:46 PM
MALATYA 'DAKİ YALAN (MI) ?!?
“Bilmediğiniz şeyin peşinden gitmeyin Gözleriniz kulaklarınız ve kalbiniz sorumludur..”
*GENÇLER ORAYA NASIL GİRDİ?
*5 GENÇ 3 KİŞİYİ NASIL BAĞLADI? ALMAN BAYAĞI BABAYİĞİT DURUYOR.
*NİYE HİÇ BOĞUŞMA OLMADI, BOĞUŞMA İZİ YOK
*ZANLILARIN OLAYIN HEMEN ARDINDAN YAKALANMASI TESADÜF MÜ??
*BAĞRIŞMA DUYULMADI VEYA OLMADI?
*ÖLENLER GÖSTERİLMEDİ.
*ZANLILAR OLAYIN HEMEN ARDINDAN YAKALANMALARINA RAĞMEN ÜZERLERİNDE NEDEN BİR DAMLA KAN GÖRÜLMEDİ (KAN ÇIKMAYAN BİR LEKEDİR)
TAVUK KESERKEN BİLE KAN SIÇRAR
*KAN SIÇRADIYSA NASIL TEMİZLEDİLER BU KADAR KISA ZAMANDA (HEMEN POLİSİN YAKALADIĞI BİR ANDA)
*EMRE GÜNAYDIN NASIL ATLADI NİYE ATLADI DİĞERLERİDE ŞİMDİ YÜKSEKTEN ATILMAKTANMI KORKUYORLAR
*OLAYIN OLDUĞU ANDA SANIKLAR İÇERDEN AYRILMADAN POLİSE İHBAR EDİLİYOR POLİS BUNUN ÜZERİNE OLAY YERİNE ÇOK KISA ZAMANDA GELİYOR. POLİSE İHBAR EDENİN İSMİNİN POLİSTE SAKLI OLDUĞU SÖYLENİYOR, İÇERİYİ GÖRMEDEN İÇERDE BÖYLE BİR OLAYIN OLDUĞUNU BİLMEDEN NASIL BÖYLE İHBARDA BULUNULUYOR?
*EMRE GÜNAYDIN LÜKS İÇİNDE YAŞAYAN BİR İNSAN ONA PARAYI ÖLDÜRÜLEN ALMAN TİLMANN GESKE VERİYOR. NEDEN ODA (SÖZDE) ÖLDÜRÜLDÜ?
*** Bu sorular “vakit” de de var?
F.HOCA HEM KINADI HEMDE NEDEN DERİN DEVLETTEN BAHSETTİ?
DAHA BİR ÇOK SORU EKLENEBİLİR?
BU KOMPLO İSE AMACI NE? VE KİMLER NEDEN ALET OLUYOR?
Yazan: Öncü Nesil Tarih: April 23, 2007 12:34 PM
düzmece kuramlar üretmekten sıkıntı geldi bana , adamlar besbelli bayağı bir dolduruluşa gelmişler, son günlerde milli duyarlılıkları ileri düzeyde olan kimseleri dolduruşa getirmek bir de buna devlet destekli bir yön eklemek kurtlar vadisinin ve benzeri yayınların bilinç altı katkıları ile daha da bir kolaylaşacak, bir ulusun devletini ve topraklarını tehlikede gördüğünde kitlesel örgütsel tepkilerini anlayabiliyuorum ulusal bilinç muhakakka gerek amma devletin gerçekten şu anki gelişmelere binaen önlem alması gerekiyor... hükümet ne yapıyor ikide bir takılmış plak gibi kafatasçılık suçlaması yapıyor milliyetçi düşünceyi yeriyor, oysaki bu yalnızca mhp tabanında tepkiye neden olmuyor , türk halkının gitgide etnik ayrımcılığın siyasallaştırılmasından rahatsızlığı artmakta ve tedirginlik duymaya ve ister istemez kendince bir savunma mekanizması geliştirmeye başladığı gerçeğini görmezden gelmek , türk devleti ve türk vatanını türkiye federal devleti ve türk vatanını eyaletlere bölmek kanısı dillendirilmeye başlıyor ne diyeyim gerçekten de iç çatışma olasılığı büyüyor
Yazan: ancazin Tarih: April 23, 2007 8:20 PM
Bir rektor cikmis "%95 lede gelseler asagiya indirilirler" demis.
Sayin Rektor; agzini acacaksan once dunyadaki en iyi 500 universite arasinda kacincisin onu bi soyle. http://www.online-universities.us/top500universities.htm
"Efendim o listede yokuz" diyorsan, o listeye girmek icin strateji planin nedir onu bize bi anlat! Yunanistandan, Meksikadan hatta insanlari yari ciplak gezen Brezilyadan bile birkac universitenin bulundugu bu listeye ne zaman? hangi kafayla gireceksin bize onu anlat! Aklinin erdigini VARSAYDIGIMIZ seyleri anlat!
Yoksa aklinin ermedigi konularda oturdugun yerde otur. Bu ulkeye % 5 ELiT in yonetiminden artik gina geldi.
Yazan: Haydar Tarih: April 30, 2007 9:18 PM
Hulagu Bey, yukaridaki 20 Nisan tarihli yazinizi okurken etkilendim. Carpikliklari ortaya doken kimseleri severim. Sizi tebrik etmek istedim.
Fakat;
Arastirir arastirmaz Eser Karakas'in Utah veya herhangi bir ABD universitesinde okumadigini ve bize yalan soylediginizi kesfettim.
Karakas; dunya siralamasinda en diplerde, bilinmeyen biryerlerde olan Bogazici Universitesi mezunu, ve sonra Istanbul Universitesinde yuksegini okumus.
Dunya klasmaninda bile yer almayan universitelerde okumak onur vericimi yoksa utanc duyulacak birseymi? maksadinizi anlamadim. Neden bu gercegi carpitma ihtiyaci hissettiniz onuda anlamadim.
***
Turkiye Ozala kadar Karma Ekonomi denilen bir ekonomik sistemle yurutuldu. Cunku onceleri Liberal bir Kapitalist Ekonomiyi surukluyecek burjuvazisi (Tuccar-Sanayici vs) yoktu. Dolayisiyla amac
-Devlet fabrika vs kuracak Sonra ozel sektore devredecek- fikriydi-. Ozalin nemesisi Demirel bile zamaninda "devlet bakkalik yapmasin" demisti.
Ataturku anlamayan Kemalistler ne yapti? Bunu "ilahi" birseymis gibi koruyup, devam ettirip 60 sene boyunca degismeye direndiler, "memleketi satiyorlar" diye meydanlara ciktilar. Halbuki bu "devretme fikri" Ataturkun gorusu idi.
Bugun bunlar hatirlanmiyor bile. Bu ulke Ozala nekadar dua etse azdir.
***
Bugun AKP nin demokratik acilimlar yapip memleketi refaha kavusturma cabalarina turlu engeller cikiyor. 15 sene once ayni terraneleri "ozel radyo, TV cikarsa bolunuruz, seriatci radyolari acilir" diyen Baykal ve Kemalist saz arkadaslarindan dinliyorduk.
***
Fazla degil, 20 kusur sene once, Yani Ozal oncesi
Istanbulun iyi semtlerinden olan Goztepede oturan meslek sahibi, yuksek ogrenim gormus bir adamin ve ailesinin hayatina bakalim.
-Isitma........soba
-Banyo.........odunlu kazan
-Mutfak........tezgah ustu ocak ve buzdolabi, diger seyler yok.
-Musluk........haftada iki gun geceyarisi akar
-TV............siyah beyaz TRT1 ve TRT2
-Radyo.........istanbul radyosu, polis radyosu
-Otomobil......20 daireden biri otomobil sahibi
-Haberler......CB nin o gun yaptiklari ile baslar
-Telefon.......12 senedir listede bekliyoruz abi
-Bilgisayar....oyle birseyin varligini duyduk
-daha niceleri...
Isterseniz birde o zamanki Anadoluyu anlatayim.
...
Birde bugun gidin Goztepedeki o ailenin yasam tarzina bakin.
Hazir gitmisken Caglayan mitingine katildinizmi diye sorun.
Bunlarin zaman icerisinde geldigini soylemek yanlis olur. Bir Ozal donemi geciremeyen Suriyede hayat hala ayni.
Simdi II Ozal donemidir... geciktirmeyin lutfen!
***
Turk-Islam sentezci, Kizil Elmaci, Laikci, Cumhuriyetci vs tayfasinin yerinde olsam bundan boyle "Emperyalist AB, ABD nin" Coca Colasini icmem, icadi olan cep telefonunu kullanmam, ilaclarini iade ederim, su anda baktigim bilgisayarida cope atarim... bakin bizi bin turlu somurme yolu bulmuslar... degilmi?
Beyler!
Dunya artik ufacik bir yer ve herkes herseyden etkileniyor. Senin urettigin gomlege Almanin ihtiyaci var, Almanin yaptigi arabaya Kuveytlinin, Kuveytlinin petrolune Cinlinin ihtiyaci var... ve boyle gider.
Artik buyuk harflerle cekilen "Emperyalist" naralari kesmiyor.
***
ABD yi kasirga vuruyor, petrol platformlari yikiliyor, fiyatlar yukseliyor, dolar dusuyor... bu haber gelip Yozgattaki toptanciyi iflas ettiriyor. iki jandarma gondererek olayi geri ceviremezsiniz artik.
Simdi II Ozal donemidir... geciktirmeyin lutfen!
Yazan: Haydar Tarih: May 1, 2007 1:18 AM
İhracat rakamları darbeye kapak olur mu?
Yazının başına oturduğumda... Anayasa Mahkemesi, sivil siyaseti bundan böyle iyice zora sokacak bir karar almıştı. 1 Mayıs işçi bayramını ise... Ağzımıza yüzümüze bulaştırmıştık.
Yeryüzünde neredeyse işçi sınıfı kaybolacak...Ama biz artık folklorik hale gelmekte olan bir bayramı bile doğru kutlayamıyoruz.
İstanbul’da hayat felç olmuştu.
Ankara’da ise parlamentonun egemenliğine başkaldırının sonucu tartışılıyordu.
Halbuki bu görüntülerle uyuşmayan ve belki de çok daha gerçek bir gelişme söz konusuydu.
* * *
Hangi gerçek gelişme?
Yeniden çift rakamlı büyüme hızları yakalayan ihracat.
Evet, ihracat...
Nisan ayında da yeni bir rekor kırdı.
Ne rekoru?
Aylık bazda 8 milyar doları aşma rekoru.
Sekiz milyar 212 milyona çıkma rekoru.
Türkiye Cumhuriyet tarihinde...
Darbe var...
Askeri vesayet var...
Ali Fuat Başgil olayında olduğu gibi parlamentoya tabanca çekmek var...
Ama bir ay içinde sekiz milyar doları aşan ihracat yok.
İhracat ne demek?
İhracat, yurt dışından para kazanma kabiliyeti demek.
Ülkenin para kazanma kabiliyetinin görülmemiş biçimde arttığı bir dönemde siyasal kriz olur mu?
Normalde olmaz...
Ama suni bir kriz çıkarmak isteyenler bunu okumak istememekte...
* * *
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, ihracat nisan ayında bir ay önceye göre ne kadar artmış?
Yüzde 28.11 oranında artmış.
Peki ihracatın yapısı nasıl?
Nisan ayında tarım ihracatı yüzde 7.68 artarak 776.8 milyon dolara...
Sanayi ihracatı ise yüzde 30.98 artarak 7 milyar 236 milyon dolara ulaştı.
Başka...
Nisan ayında otomotiv, demir çelik ve makine aksamlarındaki yüksek artış da dikkat çekmekte.
Otomotivde Nisan ihracatı yüzde 34.62 rekor artışla 1 milyar 672 milyon dolara ulaşırken, hazır giyim ihracatı yüzde 19.12 artarak 1 milyar 206 milyon dolara çıktı.
Demir çelik ürünleri ihracatı yüzde 86.19 artışla Türkiye tarihinde ilk kez 1 milyar doları aştı.
* * *
12 aylık ihracatda da rekor var.
Ne olmuş?
Türkiye, tarihinin rekorunu kırarak yüzde 22.99 yükselişle 92 milyar 199 milyon dolara ulaştı.
Ayrımlarını da söyleyelim.
Son 12 aylık dönemde 10 milyar 143 milyon dolarlık tarım ihracatı yapılırken, 79.7 milyar dolarlık sanayi ürünü ihracatı yapıldı.
Otomotiv 17.4 milyar dolarlık ihracatıyla birinciliğini sürdürürken, hazır giyim ihracatı da 14.5 milyar dolarla ikinci sırada yer aldı.
* * *
Bir de...
İhracatı kime yaptığımızı hatırlatmakta fayda var.
Almanya...
İtalya...
İngiltere...
ABD...
Fransa...
İspanya... İlk sıralarda.
Demokrasilerle artan ölçüde bir entegrasyon var.
Çünkü Türkiye ekonomik açıdan küreselleşti.
Ekonomik açıdan küreselleşen bir ülke...
Siyaseten bu kadar Üçüncü Dünya’da..
Demokrasinin uzağında...
Askerin vesayetinde kalır mı?
* * *
Bence kalmaz.
Onun için...
Nisan ayının ihracat rekorunu darbe tartışmalarına kapak yapalım...
‘Ekonomik olarak dünyada, siyasal olarak mezrada’ bir ülke olamayacağımızı unutmayalım.
M Altan www.gazetem.net
Yazan: Haydar Tarih: May 3, 2007 7:01 AM
Yani sami Muzafferoğlu, ismimi vermediğiniz için yazınıza şimdi tesadüfen fark ederek cevap veriyorum, neden ismimi yazmaktan çekiniyorsunuz?
Cevaba geçmeden, sami Muzafferoğlu, ne oldu zeki, pagan ve faşistteki “şehadet” tartışmamıza? Eee, neden cevap vermediniz sorduğum sorulara?
Aynen aktarıyorum ve de cevaplarını bekliyorum:
İyi de lütfen , bu tarihi yalnız bizimkiler yazmamış ki , sanki bizim tarihçilerimiz bu dönemde oturmuşlar bir hikaye yazmışlar gibi konuşuyorsunuz. Açın okuyun kitapları. Mustafa Kemal e Anafatarlar kahramı lakabı 1923 ten ne kadar önce verilmiş. Yorumumda Mustafa Kemal in Çanakkale Savaşı sonrası İstanbul da nasıl karşılandığını belirttim. Bunlar da mı yalan ? Hadi bunu anladık e girin bakın bakalım yabancı kaynaklara da , Mustafa Kemal Dardenelles Anzak sözcüklerini girince okuyacaklarınız da mı bizim tarihçilerimizin uydurdukları. Yoksa bu kadar ingiliz yayımcı da mı tarihi bizim tarihçilerimizin uydurdukları üzerinden yapıyor? Lütfen biraz insafa gelin diyorum size sami muzafferoğlu.
Ayrıca bu durumda siz yazımda bahsettiğim gibi , Mesela malesef dün gece doğu da vazifeleri esnasında ölen iki polisimize de şehit demiyorsunuz , öyle mi ? Çünkü onlar görevi esnasında öldüler ülkemiz için . Ee bu durumda onlar şehit değil mi ? Lütfen şehadet makamını belli bir dini, tek kalıbın içerisine sokmayın.
Ayrıca ne oldu gayrimüslim Çanakkale askerlerimize? Hiç değinmemişsiniz bu konuya , öğrendiğiniz bir gerçeği doğrulamazsanız bu eski söylediğiniz yanlış bilgileri değiştirmediğiniz sonucunu çıkarır. Lütfen hatalarınızı düzeltiniz ki kimse yanılmasın.
Ha geldik son yorumunuza cevaba, -eğer ki eski tartışmamızdan kala sorularıma cevap vermezseniz burada anlayacağım tekşey sizin bu sorulara cevaplarınızın olmadığıdır.
Neyse, sami arkadaşım, sen dogma olmayan bir olgu ile, ille de onu dogma yapmaya çalışan faaliyetleri birbirine karıştırıyorsanız insanlık ne yapsın, size şifa mı dilesin?
1935 de yazılanı Atatürk mü yazmış? Atatürk mü demiş? mehmet Doğan yazdı diye mi Atatürk dogma oldu? Pes, gerçekten pes. Bir de sormuşsunuz akılcılık bu mu diye? Değil sami Muzafferoğlu, akılcılık birilerine dayanaksız yakıştırma yapmak değildir, her yazılana sorgulamadan inanma hiç değildir, hele tıpkı sizin yaptığınız gibi verilerden değil, yorumlardan tarih öğrenmek ise hiç ama hiç değildir.
1934, allahım bir de sanki çok büyük bir argüman koymuş gibi soru soruyorsunuz! Birisi Atatürk e tapıyorsa ne yapalım yani? İşte Atatrükçülük bu mu diyelim?
ÖĞRENİN sami Muzafferoğlu, Atatürkçülük başkadır, Atatürkçülük adına yapılan başkadır. Birileri düşünün ki birisini ilah yapıyorsa, siz buradan hareketle diyemezsiniz ki bu adam ilah ya da ilahçı.
Atatürkçülük, ÖĞRENİN diye söylüyorum, çünkü belli ÖĞRENEMEMİŞSİNİZ, Atatürk ün kendi kişisel söylemlerinde, icraatlarında ve eylemlerinde yatar, ve ben burada akılcılık ve fen görüyorum.
Siz balığı çölde arıyorsanız, insanlık ne yapsın!
Eğer ki meraklı iseniz Atatürkçülüğü öğrenmeye, isteyin size herhangi bir yol göstereyim.
Son olarak daha önce dediğim gibi, sakın ola ki bu yorumuma cevap yazacak olursanız, önceki tartışmamızdan kalan soruları cevaplamadan işe girişmeyin, çünkü gerçekten sizin cevapsız kaldığınızı görmek istemiyorum.
Yazan: Beagle Tarih: May 21, 2007 5:10 PM
Ben bütün bu yazılara özellikle Akyolun yazısına yine M.Kemal Atatürk'ün tek bir sözüyle cevaplamak istiyorum:
"HİÇBİR MEMLEKET YOKTUR Kİ BATI'NIN TELKİNLERİYLE KALKINIP GELİŞSİN, İNSANLIK TARİHİ BÖYLE BİRŞEY KAYDETMEMİŞTİR"
İşte Atatürkçü felsefenin temelinde bu yatar, batı düşmanlığı değil....
Yazan: Kemalist Tarih: May 31, 2007 9:11 PM