« ‘Yeryüzünde Yaşamın Kökeni’—Konferans Notları | Ana Sayfa | Bir Ortaçağ Malikanesinde ‘Medeniyet’ Tartışması »
March 2, 2007
Kim Kafatasçı? [1932'den Bir Kesit]
Son haftalardaki milliyetçilik tartışması ile birlikte “kafatasçılık” kavramı da yeniden gündeme geldi. Ben Türkiye’de “kafatasçılık” düzeyinde bir ırkçılığın çok sınırlı bir çevrede etkili olduğunu, biraz daha geniş bir çevrede yer alan ancak yine de tehlikeli olan negatif milliyetçiliğin ise daha ziyade “etnik milliyetçilik” ve “yabancı düşmanlığı” kavramları ile tarif edilmesi gerektiğini düşünüyorum. (Bir de tabi “bütün Türkiye’yi sevmek” manasında olumlu bir milliyetçilik var.)
Ancak söz konusu “kafatasçılık” da yabana atılır bir şey değil ve Türkiye’de enteresan bir geçmişi var. Temeli 19. Yüzyılın Sosyal Darwinist ırk teorilerine dayanan bu görüş, 20. yüzyılın ilk yarısında önce Osmanlı sonra da Türk entelektüellerinin bazılarını etkilemişti. Hele de 1930’larda bir ara “resmi görüş” olmuştu. “10 yılda 15 milyon genç” yaratılmak istenince ve bu “yeniden yaratma” sırasında toplumun var olan tüm geleneksel inanç ve değerleri reddedilip yerlerine sadece yapay bir “Türklük” konmak istenince, bu “Türklük”ün kendine ırk temeli araması da kaçınılmaz oldu.
Ve işte bu yüzden, “Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek” kitabında da belirttiğim o garip “Birinci Türk Tarih Kongresi” düzenlendi. Profesör Hilmi Yavuz, geçenlerde Zaman’daki köşesinde bu kongreyi ele alan bir yazı yazmış ve oradaki ırkçı tezleri aşağıdaki şekilde aktarmıştı. İbretle okunmaya değer:
1932 yılında, Türkiye Cumhuriyeti Maarif Vekaleti'nce düzenlenen Birinci Türk Tarih Kongresi'nin ikinci oturumunda, Türk Tarihi Tedkik Cemiyeti azasından ve Musıki Muallim Mektebi Tarih Muallimi Afet [İnan] Hanım, 'Tarihten Evvel ve Tarih Fecrinde' başlıklı tebliğini sunar. Afet Hanım bu tebliğinde, Orta Asya'nın 'otokton' [yerli] halkının Ari ırka mensup Türkler, dillerinin de Türkçe olduğunu önesürdükten sonra şu tespiti yapar: “Ari ırkın kafatası, brakisefal tip kafatasıdır!”Afet Hanım'dan sonra İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi Antropoloji Müderris Muavini [doçent] Dr. Şevket Aziz Kansu söz alır. Dr. Kansu, Türklerin, “Alp insanı” olarak adlandırdığı ari ırktan brakisefal kafatasına sahip olduklarını kanıtlamak için, dikkat edilsin, şunları söylemektedir: “Keza diyeceğim ki, ilim metodla yapılır. İlim, metodun mahsulüdür. [...] Bendeniz, Anadolu'da gezdiğim zaman ne kadar saf, güzel velut Türk ırkına tesadüf ettim. Aldığım ölçüler, morfolojik karakterler, bu kanaatimi sarsılmaz imana dönüştürdü.”
Dr. Şevket Aziz Kansu, üç gün sonra, bu defa kendi tebliğini sunmak üzere kürsüye çıkacak ve bir önceki konuşmasında sözünü ettiği 'ölçüler ve morfolojik karakterler'den neyi kastettiğini, 'Türklerin Antropolojisi' başlıklı tebliğinde açıkça dile getirecektir; şöyle (Birinci Türk Tarih Kongresi tutanaklarından aynen ve harfiyen aktarıyorum):
“1929 senesinde ilk antropolojik tetkiklerime başladığım zaman 25 Türk kadını ve 25 Türk erkeğinin kafasını ölçtüm. Bu ölçülerin vasatisini [ortalamasını] Fransızların kafa ölçüleriyle mukayese etmek istedim.”
Dr. Kansu, bu 'iki etnik grubun sefalometrik [kafatası ölçüleri] mukayesesi'nin sonuçlarını bildirir ve bununla da yetinmez, Türk ırkının 'brakisefal, ince burunlu, vasati ve vasatiden uzun boylu, buğday renkli yahut kumral' Alp tipi'ne mensup olduğunu kanıtlamak için sahneye bir aileyi de çıkarır. Devamını Dr. Kansu'dan dinleyelim:
"Ankara'nın biraz şimalinde 'Bağlum' köyünden Aptullah'ı, kadınını ve küçük yavrusunu takdim ediyorum. İşte [...] halis dağlı adam, Alp adamı, Türk adamı (Alkışlar). Aptullah, koyu olmayan gözlere, buğdaydan daha açık kumral bıyıklara ve beyaz bir tene sahiptir. Fakat işte yavruları, saçları altın renkli olan bu yavru Türk ırkına mensuptur (Alkışlar). İşte Alp adamı. Orta Asya'dan gelmiş olan adam, bizim ecdadımıza bağlı olan adam (Alkışlar)...
İşte, 1932 yılının Türk Tarih Kongresi böyle bir şeydi...
Acaba 1930’lar Türkiyesi’ni her türlü hata ve kusurdan münezzeh bir “asr-ı saadet” olarak görmek ve göstermek isteyenler bu gibi tatsız gerçekler karşısında ne diyorlar ve diyecekler, merak ediyorum…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 2, 2007 10:54 PM




Bunlar bir şey degil Mustafa Bey. Daha neler var neler:
http://www.derinsular.com/arsiv/2007/02/lale_devrinden_gunumuze_bireysel_haklar_7.php
Yazan: $a$kaloz Tarih: March 3, 2007 12:09 AM
Tarihin bir kac gunluk, dunyanin da Baglumda bittigini bize soyleyenler bugun alay konusu oluyor... diye dusunenler olabilir.
Hayir!
Bunlarin aleme alay konusu oldugunu anlamak icin 90 yasina varmak gerekiyor NETEKiM!
Yazan: Haydar Tarih: March 3, 2007 2:27 AM
http://www.youtube.com/watch?v=5Fg28JkZ1eI&mode=related&search= bosverın gercekler burada .....
Yazan: ancazin Tarih: March 3, 2007 2:57 AM
Su olculeri de koysa idiniz makbule gecerdi Mustafa Bey :)
Bir de meshur "Gunes Dil Teorimiz" vardi, butun dunya dillerinin Turkce'den turedigini gosteren. Ayriyetten Almanlarla akraba oldugumuzu da okumus idim bir yerden. Boyle Ulema olmasa nice olurdu halimiz? Bosune buyurmamis Ulu Onder "En hakiki mursit ilimdir" diye. Ne mutlu Turkum diye(bile)ne! de su olculeri aldiktan sonra tekar yazarim, kendimden suphe tmeye basladim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 3, 2007 7:24 AM
"Ancak söz konusu “kafatasçılık” da yabana atılır bir şey değil ve Türkiye’de enteresan bir geçmişi var. Temeli 19. Yüzyılın Sosyal Darwinist ırk teorilerine dayanan bu görüş,..."
Bu bile Darwin'e bağlanmış, bravo yani.
Yazan: Keskin Tarih: March 3, 2007 7:36 AM
Irkçılık vahiyden uzaklaşmış,her şeyi seküler olmuş,bir zihniyetin eğlencesinden başka bir şey değil.Hangi ırktan olacağı elinde olmayan bir varlığın kendini başka gömesini nasıl izah edile bilir.Bu mantık insanlık tarihinin her döneminde farklı şekillerde kendini göstermiş. Sonuç tarihin çöplüğünde çürüme.
Yazan: ahmet tunahan Tarih: March 3, 2007 9:44 AM
Şimdilerde dünyada demokrat olmak moda olduğu için herkes demokrat.O dönemde de nazi Almanya sı,faşist italyasında vs. ırkçılık modaydı.Ne yapsınlar.Bugünkülerle o günküler arasında ben fark göremiyorum ya siz?
Yazan: Salih N. Tarih: March 3, 2007 10:12 AM
Gamalı Hilalin Yükselişi - Irkçılığımıza Bir Bakış
Bazi müslüman-muhafazakâr dostlarimizin tipki fanatik kemalistler gibi kavimcilik tuzagina düsmelerini, 1900lerin avrupasindan ithâl edilen milliyetçiligin Osmanli uygarliginin temel taslarindan biri sanmalarini endise ile izliyoruz.
Oysa bu düsünce akimi diger milliyetçilikleri de kiskirtmis, Osmanli devletinin çöküsüne sebep olmus etkenler arasinda degil midir?
Ne yazik ki farkli dinlerden, irklardan ve etnik kökenlerdne insanlarin birbirlerinden nefret etmesi bazi çevrelere siyasî ve ekonomik rant saglamaya devam ediyor. 2007 yilinda hâlâ insanlik sözde aidiyet savaslariyla milyonlarin canina kiyiyor, milyar dolarlar yanip kül oluyor.
"Cinnet" kelimesinden daha uygun bir terim bulamadigim bu duruma karsi hiç olmazsa ülkemizi korumamiz gerektigini düsünüyorum.
Mustafa Akyol'a bu konuyu gündemde tuttugu için tesekkür etmek gerek. Türkiye'de "Ölümcül Kimlikler" adiyla yayinlanan hristiyan arap lübnanli Amin MAALUF isabetli analizler ve baris mesajlari ile dolu kitabinda söyle diyor :
"Isterim ki bu kitabim unutulsun, degersiz bir esya gibi bir kenara atilsin, bir gün bir çocuk sayfalarina göz gezdirirken 'ah demek bu denli açik seylerin bile o yillarda söylenmesi gerekiyordu?' ..."
Ne yazik ki Amin Maaluf'un kitabi hâlâ güncelligini koruyor. Imkânim olsaydi bu kitaptan 6 milyar tane satin alip dünya'da yasayan her insana bir tane hediye etmek isterdim.
Kitap deyince, ...
Mustafa Akyol'un KÜRT SORUNU üzerine yazdigi kitap hem türk hem de kürt irkçilarinin insani soluksuz birakan iddialarina yer vermesi açisindan tarafsiz ve zengin bir kaynak. Bazi kürt "aydinlarinin" bütün insanligin kürtlerden geldigini iddia etmeleri, Nuh peygamberin torunu Hayk'in kürt oldugu iddiasi...
(Ermenilerin de böyle bir tezi var)
Kürt konusu disinda daha genis ve M.AKYOL'un makalesiyle paralel bir okuma için ise 2006 yazinda Metis yayinlarindan çikan Türklügü ölçmek adli kitabi herkese tavsiye ederim.
Bu kitapta yer verilen TÜRK ANTROPOLOJI DERGISI'inde alinan krokiler safkan bir türkün kafatasinin nasil olmasi gerektigini "milimetrik" biçimde anlatiyor!!!
Fatih Demir'in DD'de yeni yayinlanan enfes yazisi ve gelen yorumlar türk irkçiliginin daha uzun yillar gündemde kalacagina isaret ediyor. Ne yazik ki müslüman olmak herkesi irkçiliktan koruyamiyor.
http://www.derindusunce.org/2007/02/21/gamali-hilalin-yukselisi-irkciligimiza-bir-bakis/
Gene 1930'larda dünyanin ne derecede çildirdigini ve malesef Türkiye'mizin bundan ne kadar kötü etkilendigini okumak için asagidaki makaleyi okumak gerek. Atatürk'ün sagliginda ve büyük ihtimal bilgisi altinda (belki de emriyle?) yapilan bir çilginlikla Mimar Sinan'in kafatasinin kaybedilmesinin çarpici hikâyesi :
http://www.dusunceler.org/2006/06/23/mimar-sinanin-kayip-kafatasi/
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: March 3, 2007 1:36 PM
Aynı kongrede öyle evlere şenlik tartışmalar yapılmıştır ki hepsini buraya almak mümkün değil. Kongreye katılan önemli tarihçileri ve görüşlerini“İktidar ve Tarih- Türkiye’de Resmi Tarih Tezinin Oluşumu 1929-1937 ” ( İletişim Yayınları-2003) adlı kitabında inceleyen Büşra Ersanlı’ya göre hüküm süren devrimci atmosfer tarih çalışmalarını doğrudan etkilemişti. Bu bağlamda kongrenin düzenleyicilerinden Afet İnan hanım uzmanlaşmış bir tarihçiden çok bir kültür devrimi uygulayıcısı ya da tanıtıcısı olmaya adaydı. (s.148)
Türklerin aslında tarih öncesi dönemde de ne kadar uygar olduğunu kanıtlamak için kongreye sunduğu bildiride “Hunlar zannolunduğu gibi, Avrupa’da göçebe ömür geçirmiş kavim değildir; bilakis toprağa bağlanmışlardı, evlerde, köylerde, şehirlerde otururlardı. Hun kralları en son modelde yaptırdıkları kaplıcaların taşlarını uzaktan getirecek kadar ince hisli idiler” diye yazmıştı. (s. 149) Kongrede Fuad Köprülü kaynaklarının birincil kaynak olmadığını söyleyerek “çekingen” tarzda Afet Hanım’ın çalışmalarını eleştirmişti. (s. 151)
Fikirlerin birliğine, tek fikri savunma yaklaşımı ile bağlı bulunan , darbeci-devrimci tarih tezine hizmet eden diğer bir tarihçi de Samih Rıfattı. Türk dilinin diğer diller üzerindeki etkilerini konu alan bildirisinde birçok dillerde kelimelerin kaynağının Türkçe olduğunu kanıtlamaya çalışmıştı:
“Tarihten evvel ve sonraki muhtelif devirlerde Hinduavrupai lisanlarTürkçenin uzvi ve mihaniki tesirleri arasında kalmıştır.
…………………..
Misal olarak Türkçe sayı adlarından dört kelimesini alalım. Hepimiz bildiği Fransızca quattre kelimesinin dörtten alındığı , hatta başka bir tabir ile , ikinsin bir olduğu söylense kimse itibar etmez. Halbuki bu en katî hakikattır. İtalya’nın iptidai sakinleri olan Oskların lisanında dört adedinin adı turutumdur. Şark Türkleri de Törüt derler.
……………
Bazı lisan ve tarihi içtimaiyat tetkikleri delalet etmektedir ki; milletler şark ve garbı kendi bulundukları noktaya nisbetle ekseriya alt-üst cihet manalarıyla ifade etmişlerdir. Bu umumi itiyadın karşısında ilk Avrupa’ya gelen Türklerin şark ve garba verdikleri isim olsa olsa ast ve üst olabilirdi. Fransızcada est, ouest bu manaya geldiği gibi Cermence ve İngilizcedeki şark, garp isimleri de bunlarla müşterektir” ( 162-163)
Samih Rıfat, ünlü tarihçi Avram Galanti’nin Mısır ve Sümer topluluklarının Türk olduğu konusunda hiç de ikna olmadığı konusundaki eleştirilerine kongrenin esas hedefini hatırlatacaktır: “Biz vazifemizi yapmaya çalıştık. Münekkidler bizi kendi bilgilerinin kuvveti ve vazıh delilleriyle ilzam etmekte bizim kadar çalışarak yüksek vazifelerini yapsınlar.” Bu otoriter ortamda tartışmaya sadece kaynakların temel olmayacağı açıktı. (s. 165)
Yazan: Tuncay Yılmazer Tarih: March 4, 2007 9:27 AM
Mustafa Akyol gene farklı bakış acısıyla ele almış konuyu.Aslına bakarsanız o yıllarda Avrupada her ülkede aşağı yukarı böyle bir eğilim vardır.Sayın Keskin bravo demiş baya güldüm esas kendisine sitemdede linkini verdiğim şu kitabı okumasını öneriyorum bulamaz ise nette kısa bir araştırmayıda google linki olarak yollayayım;
1.http://arn.org/arnproducts/php/book_show_item.php?id=75
2. http://www.google.com/search?client=opera&rls=tr&q=Darwin+hitler&sourceid=opera&ie=utf-8&oe=utf-8
darwin ve hitler kelimelerini yanyana yazıp 1250000 sonuç alınıyorsa ee bişeyi bağlamak için nedenimiz var demektir.
gelelim diğer cevaba Müslüman olmak Irkçılıktan koruyamayabiliyormuş;doğru olabilir elimizde imanometre yada milliometre olmadığından bunun kararını Allaha bırakmamız gereklidir.Burdada bilimsel olalım nede olsa söz konusu olan brakisefal kafa tipinin ölçüleri..asıl sorun bence aşırılıkların ister dini ister milli olsun başka bir değer üzerinden referans alıp diğerini yermek hatta sövmek için kullanılmasıdır.Bunu ulusal olarak sol olanlar etnisite üzerinden yapmaktalar onların karşısında duran tarafta din üzerinden afarozlarla yada onu referans alıp ortak kimliğimiz ve nüfus cizdanımızdaki adımız olan Türklüğe saldırı için kullanmakta.İkiside açıkca yanlış uç ve kendince dışlayıcı halbuki İslam ve Türklük ayrılmaz bir bütün bakın Çuvaşlar yada Macarlar bugün neye sahip Türklük adına.Durum böyle ise gereksiz bir tartışmadır etnik milliyetçilik,Mustafa Akyol Beyinde çok güzel tarif ettiği gibi ''Türkiye’de “kafatasçılık” düzeyinde bir ırkçılığın çok sınırlı bir çevrede etkili olduğu'' aşikardır.Bunlar o devrin konjektüründe değerlendirildiğindede bugünde böyledir.yazıda bahsedilen Tüm Türkiyeyi ve onun unsurlarını Türkiyelilik ve Türk kültürünün parçası olarak sevmek görevimiz sanırım hiç değilse namus borçumuz.Çanakkalede Osmanlı tebasından rum doktorda arnavut hemşirede arap binbaşıda çerkez ve kürt onbaşıda savaşmıştır.Alınlarında ayyızdızla gamalı hilalle değil...
saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 4, 2007 12:44 PM
Bu milliyetçilik tartışması konjoktürel bir blokaj
manevrasına dönüştü. Türkiye bu noktada kutuplaş
tırılıp, tarihin bin yılda bir önümüze çıkardığı fırsat heba edilmek isteniyor gibi.
Ben size iyi bir haber vereyim. Kaynak National
Geographic Mart sayısı.S.38.Başlık Kültür. Konu
Gözbebeği Yağlar. Türkiye Sofralık zeytinde ikinci, Yağlık zeytinde altıncı. Üç yıl önce Tür
kiye'de doksan milyon olan zeytinağacı sayısı bugün yüzonbeş milyon. Zeytin dostları derneği
başkanı Metin Ölken ağaç varlığının kısa sürede
ikiyüz milyon olacağını öngörüyor.
Türkiye Linç kültürüyle uğraşanlardan ibaret değil
Anadolu insanı üretip çalışıyor duyan varmı?
Saygılar Levent.
Yazan: levent Tarih: March 4, 2007 1:58 PM
"kutuplaştırılma"mi dediniz?
Istanbul'un Sisli ilcesi ile Bitlis’in Yedisu ilcesi arasindaki gelir farki tam 274 misli.
Yani Sisli'deki daki biri ayda 2000 YTL kazaniyorsa, Yedisu daki biri 8 YTL den az kazaniyor.
Bundan daha iyi kutuplasmami olur Allahaskina?
Daha fazla nasil kutuplasma olabilirde "bin yılda bir önümüze çıkardığı fırsat heba" edilir?
***
Sen, ben ayda 2000 YTL yi cebe indirirken, 8 YTL ye mahkum ettigimiz adama nasil "otur oturdugun yerde" diyebiliriz? O adama "bak benim onume bin yilda bir firsat gecti, sen ortaligi karistiriyorsun" deme hakkini kendimizde nasil buluyoruz?
Yazan: Haydar Tarih: March 5, 2007 4:09 AM
Aktif Kürt milliyetçiliği yapanların aydın, ama "yahu ben Türk'üm be" diyenlerin faşist, gerici hatta cahil olmaya başladığı günleri yaşıyoruz. Kürt olmanın her şekilde Türklük'ten daha avantajlı olduğu bir ülkedeyiz ama her nedense Türk kavramının içinde olduğu herşey reaksiyona sebep oluyor. Neyin hıncı alınmaya çalışılıyor belli değil (mi?). Atatürk Cumhuriyetinin bazı temel değerlerinin yanlışlığını dile getirenler, o kritik ettikleri değerlerin yerine nelerin konulabileceğini aslında çok iyi biliyorlar (mı?). Yeterince özgürlükçü olmamakla eleştirilen Atatürk Türkiyesi, acaba düşünüldüğü gibi tam özgürlükçü olsaydı (mesela şapka inkılabı yapılırken, buna bir referandum sonucu karar verilseydi, hilafet kaldırılırken ufaktan bir kamuoyu yoklaması yapılsaydı, böylece Kürtler pek memnun edilseydi)biz bugün nerelerde olacaktık? Kritik edenler bunu da bizden çok iyi tahmin ediyorlardır (mı?). Soru sormaya devam edebiliriz. Bu tür sorulara verilecek cevaplar kolayca bulunabilir (mi?). SONSÖZ: Acaba bugün Bağlumlular, Çerkeşliler, Şefaatlililer, Nallıhanlılar, Göynüklüler, Abanalılar mı daha avantajlı koşullarda yaşıyor; yoksa Silopili, Gercüşlü, Beşirili, Bismilli, Muşlu, Erzurumlu olanlar mı?
Yazan: Kubilay Ant Tarih: March 5, 2007 9:16 AM
Sayın Keskin
Benim sitemde ve yazılarımda din olgusundan özellikle kaçındığımı bilen bilir.Sitemde Darwinci evrimcileride davet ettim mesela Da vinci Beye dedim ki yazı gönderin yayınlayayım yada diğer tüm Darwinci evrimcilere.Nedense bana bugüne kadar gelmedi bu şekilde yazı.İkincisi bugüne kadar sizide dahil edeyim hiç bir Darwinci bana Rhadopsin traducin nasıl olurda gözdeki işlevlerini yerine getiriyor,ciliumlardaki nexin proteinin kodlanmasında sliding factor nedir? Flagellanın kamçısının 20.000 rpm dönmesini sağlayan nedir? saft mekanizması nasıl olurda bugünkü motorlarla tıpatıp aynıdır ? Mitrokondriyal dna hücreye nerden girmiştir darwinci evrimle evrilmesi mümkün müdür? mümkünse olası patikaları şunlardır gibi soru yada açıklamalarla gelende olmadı.Daha ziyade sofistlik kokan epistemoloji üzerinden siyasi ve felsefi inancını bilim zanneden dini herşeyin dışına atarark kendini modern kılan bir paradigma hakim Darwinci söylevlerine.Ben birazdaha genetik biyolojik bilgili itiraz istiyorum ama nedense hiç gelmiyor hemde hiç ben bu sitede ve sitemde yukarıda söz ettiğim tüm konuların açıklamalarını crystallinlere ve artik balıkların anti friz özelliklerinin darwinci mekanizmalarla açıklanabileceğine kadar objektif ne buldumsa yayınladım, açıkladım çevridim.Karşılığında koca bir hiç geldi Darwincilerden..neyse galiba hep böyle olacak.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 5, 2007 9:56 AM
Yükselen milliyetçi dalganın konjoktürel olduğu ve
bunun sivil siyaset alanını daraltmak ve Cumhur başkanının sivil bir şahsiyet olmasını engellemek
maksadı taşıdığı o kadar açıkki!
Yunan komando birlikleri eğitimleri sırasında Türk
ve Arnavut kimliğini aşağılayıcı marşlar söylediği
ortaya çıkınca, Arnavutlukta kıyamet koptu. Yunan
bayrakları yakılıyor ortalık yıkılıyor. Bizde tık yok. Ulusalcı azgınlık Yunan saldırganlığı karşı
sında sus pus. AK Parti ve Erdoğan'a karşı şahin.
Sizcede manidar değil mi? Bu milliyetçilik masalı
iktidarı kapmak isteyen kırmızı şapkalı kurt masalının çağdışı versiyonu gibi. Tabi yerseniz!
Saygılar Levent.
Yazan: levent Tarih: March 6, 2007 11:51 AM
Elinize sağlık Sayın Akyol,
YAzınızı okurken aynı döneme ait olan "Güneş Dili Teorisi" aklıma gelmişti ki Bekir Bey de belirtmiş. Bu teorinin saçma olduğunu anlamamızın bu günün şartlarıyla bir alakası olduğunu düşünmüyorum. O dönemde de bunu anlamak için yalnızca ufak bir düşünce refleksine sahip olmak yeterliydi. Bugün, bu teoriyi sahiplenenlerin torunları, savaştan çıkan bir milleti gururlandıracak, toparlayacak birşeyler gerekiyordu diyorlar. Acaba bu millet ne zamandan beridir kof düşüncelerle doluyor da bunlarla avunacak diye hiç mi düşünmediler? Bu kafatasçılık için acaba ne derler demişsiniz, zannımca yine böyle bir bahane uydururlar? Uyduruk teorilere uyduruk bahaneler. Muhabbetle...
Yazan: Talha Can Tarih: March 7, 2007 6:22 PM
Fena bir yazi degil.
Acaba sarisin Türk olmasi sizi niye bu kadar rahatsiz ediyor. Üzerine konustugunuz Selcuklular'da (Candarogullari- Kastamonu) (Karamanlar, Konya)... sarisin, kumral, yesil ve mavi gözlü idi.
Türk demek Türkce demektir Ne Mutlu Türküm Diyene (Atatürk). Dolayisi ile irki bir ayirim yapilmamaktadir. Yoksa 10 milyonluk Türkiye nasil 80 milyon oldu, 500.000 lik(1923'lerde) Istanbul nasil 18 Milyon oldu. Elbet bizim de bir bildigimiz var.
Yurt icinde göbegini sisirip, biyigini sarkitan müthis Türkleri, yurt disinda baska görüyoruz. Türkmenleri, Azerbeycan Türklerini, Hazarlari'da görüyoruz. Onlarda bizi görüyor, kollarini acip sariliyor.
Yazan: gercekler gercekler Tarih: May 8, 2007 4:55 PM