« Mete Tunçay'dan Bilgelik | Ana Sayfa | ‘Korkut ve Yönet’ Stratejisi »
March 7, 2007
Dawkins Yanılgısı
NOT: Türkiye'nin akıl almaz bir mahkeme kararıyla "YouTube" sitesinden mahrum edilmesi nedeniyle, burada sözünü ettiğim filmi şu an izleyemiyorsunuz. Umarım "Atatürk'e hakaret eden filmleri tüm dünya izleyebilir, ama Türkler izleyemezler, dahası başka hiç bir şeyi de izleyemezler" anlamına gelen bu trajikomik karar değiştirilir.
NOT II: Söz konusu filmi şimdilik bu adresten izleyebilirsiniz. (Bir dahaki mahkeme kararına kadar.) Bu bağlantıyı ve aşağıdaki yorumlar arasında yer alan dökümü haber veren okurlara teşekkürler.
"Bugün dünyanın en ünlü ateisti kimdir" diye sorulsa, verilecek tek cevap Richard Dawkins'tir. Oxford Üniversitesi zooloji profesörü olan Dawkins, hem Darwin'in evrim teorisinin hem de ateizmin en koyu, fanatik ve militan savunucusudur.
Dawkins'in pek çok kitabı var, bunlardan bazıları TÜBİTAK tarafından dilimize de çevrildi. Şu günlerde üzerinde en çok tartışılan kitabı ise, yeni yayınlanan "God Delusion" (Tanrı Yanılgısı). Dawkins kitap boyunca Allah'a inanmanın bir yanılgı olduğunu kendince kanıtlamaya uğraşıyor. Kullandığı argümanlar bu sitenin "Bilim, Din ve Ateizm " kategorisindeki çeşitli yazılarda ele aldıklarımdan daha farklı değil. Bu yüzden yeniden incelemeye gerek görmüyorum. Ancak burada Dawkins'i tabiri caizse “ti’ye alan” 5 dakikalık kısa bir film var ki, şiddetle tavsiye edeyim.
"The Dawkins Delusion" adlı filmde, Dawkins'in Allah'ın varlığını reddetmek için kullandığı argümanların aynısı, bizzat Dawkins'in varlığını reddetmek için kullanılıyor. Dawkins diye biri olmadığını, bunun bir yanılgı olduğunu savunan "Dr. Terry Tommyrot"—tam da Dawkins'in üslup ve ses tonuyla—bu "Dawkins dini"nden insanları kurtarmak gerektiğini anlatıyor. Dawkins'in kitaplarının "tasarlanmış" gibi durduğunu, oysa bunların İngilizce'nin 26 harfinin yanyana gelmesiyle oluşmuş ve zaman içinde evrilmiş rastlantısal dizilimler olduğunu savunuyor. Elbette “bilimin bu kitapların oluşum sürecinin tüm detaylarını henüz çözemediğini,” ama bunun bir gün mutlaka başarılacağını, bunu beklemenin “Dawkins yanılgısına inanmaktan daha bilimsel olduğunu” ileri sürüyor. Beş dakikalık bir başyapıt...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 7, 2007 1:37 AM




Dawkins'i “ti’ye alan” 5 dakikalık kısa filmi, Türkiye'de yaşadığımız için, maalesef seyredemiyoruz. Kendi politikacısı, Mustafa Kemal'in gay olmasıyla ilgili fıkra anlatıp çirkin gülümsemesini takınırken kimsenin bir şey diyemediği ülkemizde, sanal ortamda olabilecek en salak şekilde yapılan anti propogandaya neden bu kadar abartılı bir tepki veriliyor? Devam edin kardeşim kapatın youtube ulaşımını, sonra gelin bu siteyi de kapatın. Bakın burada, özgür fikir alışverişi var.
Yazan: Ayse Gul Tarih: March 7, 2007 6:22 PM
Ayse Gul Hanim,
Hiossiyatinizi paylasiyorum diyecektim. Bu gun M. Ali Biran da ayni dusunceyi ifade etti bu Kuzey Kore kafasi ile ilgil olrak. Ama poltikaci ataturk'u "gey" yapiyor guilumsuyor" "kimse biser yapaniyor" kisminizla kendinizi nakavt ettiniz.
Fikrayio okudum kufurbaz Colajani'ndan (gulme selerini de harfler cevirmis atkisini arttrirmak icin).
Icinde Ataturk'un "gey" yapildigi falan yok bir gatip anadolulunun sartlanmislig tiye alinan. O'nun gozunde belirli davranislari segileyenler gey imis. Gikrasnin konusu u adam
Demem o ki butun dunyanin gordugu u-Tube'u Turk'ten saklayan Ruza Nur'un hatiratinin Turkiye'ye girisini yasaklayan ataturk'e hitaben ikinci agizdan "adam" diyenin akadem,ok gorevine son veren ve "GEY FIKRASINA KIMSE BIR SEY DEMIYOR" diyen dusunceler ne kadar farkli? Gey fikrasina Bisey denmesini istiyenler (Hurriyet'te bas haber olmasi, adamin e-postasini yayinlatip kampanya acmak yetersiz ise) bu blogun kaptilmasina hangi ilkeye gore karsi cikarlar?
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 7, 2007 8:34 PM
Guncelleme: U-Yube yasagi kalkmis! (burasi Turkiye mi?) ve o icinde "gey" gecen fikrayi anlatan kisi AK-Partiden ihrac ediliyormus. Colajani eline kina yakabilir. Her gun darbe cagrisi yapmanin, yolsuzlugun sitasi kariyere zarar vermedigi bir ulkede kotu fikranin olum opucugu olmasi uzucu.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6082634.asp?yazarid=131&gid=61
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 8, 2007 3:53 AM
Mustafa kemal'in gay olması gibi bir iftirayı fikir özgürlüğü sayan sizler, acaba muhammed'in gay olduğu söylenseydi acaba ne yapardınız. cevap belli de, formaliteden soruyoruz.
Yazan: Yilmaz Tarih: March 8, 2007 6:23 AM
Boyle bir "iftira" falan yapmamis adam diyorum Yilmaz Bey. Gidin okuyun Colasan'in yazilarini. Sadece bir cahi adamin neyi nasil algiladig ile ilgili fikra. Tatsiz olsada. Soz konusu sahis ihrac edildi Ak-Partiden. Sizi bi ifadenizden dolyi biryerlerden ihrac edilecekmisiniz?
Konudan ciktigim icin ozur dilerim herkesten. Sadece Ayse Gul Hanim'in bir yandan "fikir ve ifade serbestisini" savunurken diger yandan bir "ptavatsiz konusma aligilamasi" sonucu birilerine birseyler yapilmasi imasinin celiski olduguna isare etmek istemis idim.
Bu konuda son yorumumdur.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 8, 2007 10:37 AM
Yılmaz bey,
Sorunuzun cevabı:
Kur'an bize ne yapmamızı söylediyse onu yapardık:
O Rahman'ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman "Selam" derler.(25/63)
Her üren kelbin ağzına taş atacak olsan dünyada taş kalmaz.
Bu tip iğrençlikler ancak öfkeyi arttırır, düşmanlığı arttırır. Birileri bunun peşindeyse, buna en iyi cevap gülüp geçmektir.
Fakat biz, kendimizi ne kadar Avrupalı olarak görsek de doğuluyuz. Atatürk'e gay denildi diye küplere binmek de bir doğulu refleksidir.
Goygoya çok kolay geliyoruz. Bu, bizim zaafımız. O yüzden Avrupa'da adamın anasına küfretsen "iyi ya annem de güzel bir gün geçirmiş olur" diye karşılık verirler, bizde de bir u-tube movie yüzünden erişimi kapatırlar.
U-tube'da Hz.Muhammed ile ilgili de bir sürü aşağılayıcı video var. Medyamızın bunu es geçip Atatürk'le ilgilenmesi de manidar. Bizler de komik kuklalarız, haydi hep beraber kollarımızı bacaklarımızı oynatalım.
Yazan: blue Tarih: March 8, 2007 12:00 PM
Yılmaz Bey,
Bir peygamberin arkasından konuşmakla bir devlet kurucunun, bir komutanın arkasından konuşmak aynı şey midir? Bu sorum ile, tabii ki bu ülkenin kurtuluşunu sağlayan Mustafa Kemal Atatürk'e saygısızlık yapılabilir, ona olmadık şekilde hakaret edilebilir, çünkü peygamber değildir demek istemiyorum. Sadece sizin Hz. Muhammed / Mustafa Kemal karşılaştırmanıza dikkat çekmek istiyorum. Bu karşılaştırma oldukça ilginç. Mustafa Kemal'i peygamber yerine koyduğunuzu düşündürtüyor. Bu düşünce de onu kutsal bir varlığa dönüştürüyor. Oysa Mustafa Kemal saygıyı, sevgiyi hak eden bir devlet adamı, bir komutansa da kutsal bir varlık değil. Karşılaştırma sorunlu görünüyor. Ne dersiniz?
Hakaret hiçbir zaman fikir özgürlüğü olarak sayılamaz. Bu düşüncede tartışılacak birşey olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca bu genel doğru hakaret edilen kişiden de bağımsızdır, herkes için geçerlidir. Tabii ki tasvip edilemez.
Saygilar,
Bahar Pinar
www.derindusunce.org
Yazan: Bahar Pinar Tarih: March 8, 2007 2:10 PM
biz müslümanlar (burda gecekten müslümanlari kast ediyorum) efendimiz muhammed (a.s.) gay diyene ne kadar üzülsekte ,soguk kanliligimizi birakmayiz ve delilin nedir,hodri meydan ? diye sorariz,cünkü bizim aldigimiz kuran terbiyesi budur....su anda türkiye´deki yasakci zihniyetin yaptigi gibi aglayip sizlayip birilerine yalvaripta "ingaaa,bunu kapatin,zorumuza gidio,yoksa siteye gelmeyiz " babinda olmaz...CÜNKÜ BIZLER KENDIMIZE GÜVENIYORUZ,KAYNAKGIMIZ ve ÖNDERIMIZ ILAHI DESTEKLI...kendine yada ideolojisine,dinine,liderine güvenmeyen yasaklattirma hakkini kullansin,müsade ediyorum (tabiiki tebessüm ederek)...:)
Yazan: metin Tarih: March 8, 2007 2:48 PM
Mustafa Bey,pikniktube sitesini aracı olarak kullanabilirsiniz video paylaşımlarında...
Yazan: sinan Tarih: March 8, 2007 3:13 PM
Sayin pinar hanim,Yilmaz beyi su sekilde elestirmissiniz:
"Oysa Mustafa Kemal saygıyı, sevgiyi hak eden bir devlet adamı, bir komutansa da kutsal bir varlık değil. Karşılaştırma sorunlu görünüyor. Ne dersiniz? "demissiniz..
Peygamberimizin kutsal bir varlik olmadigini hatirlatirim,sadece Allah in elcisi oldugunu bilmeniz gerekir..kutsal olan hiristiyan inancindaki isa dir..elestiri yaparken akla karayi karistirmayiniz..bununla birlikte bazi arkadaslarin avrupada annelerine küfür edildiginde gülüp gecerler yada annemde eglenicek gibi sözler söylendigini hic duymadim ve sahit olmadim avrupada yasayan bir kisi olarak..avrupada küfür edilip ¨sonra gülünmez yada egelenilmez,küfür doguda oldugu gibi sakalasmak icin yada eglenmek icin kullanilmaz.bu yanilgiyi bir düzeltelim.küfür edildigindede insanlar yasal haklarini ararlar..
Ister peygamberimize olsun ister büyük komutan Atatürkümüze olsun hakaret iceren sözler onaylanamaz..belki avrupada daha toleransli olunuyor elestirilerde(küfür degil)ama biz dogulu bir toplumuz ve her toplumun farkli deger yargilari vardir,biz avrupali degiliz..o yüzden de herkez karsindaki kisinin inancina saygi duymak zorunda,haddi asan elestirilerden uzak durmak zorunda..you tube kapatilmasina gelince bence cok yerinde bir karardi,icerigi önemli degil sadece milliyete ve kisilige yönelik saldirilarin kolaylikla yapilabildigi bu tür sitelere bir ders olur ve yogurdu üfleyerek yerler umarim bundan sonra..son olarakta you tube kapatilmasini desteklemeyen sözde özgürlükcü yazarlar acaba yurtdisi adresli bahis sitelerinin erisiminin kapatilmasi hakkinda ne düsünmektedirler?bende bunlarin engellenmesinin yasaklanmasini dogru bulmuyorum..eger kumar türkiyeden de oynana biliyorsa böyle bir tekel koymanin anlami nedir?eger türkiye avrupa birligine girme niyetliyse bu tür düsüncelerden vazgecmelidir..bir insan kumar oynamak istiyorsa oynar,ister internet üzerinden oynar istersede ïddia bayinden oynar..bazilarimiz kumari sevmiyor diye yasaklanamaz bu kisisel bir tercihtir..vergi ödememelerini bahane göstermekte bahane olamaz,cagrirsin site yöneticilerini vergi konusunda anlasirsin..ama avrupanin hic bir ülkesinde internet yoluyla bahis oynamak yasak degildir ve engellenmemektedir..sadece avrupadan bakildiginda bu yasa daha türkiyenin cok cok yol kat etmesi gerektigini göstermektedir..
herkeze saygilar
Yazan: muzzi Tarih: March 8, 2007 5:46 PM
Youtube erisimi ne zaman acilacak belli degil galiba. "Dawkins Delusion" asagidaki linkten dinlenebilir (audio).
http://www.uncommondescent.com/audios/Dawkins_Delusion.wma
Richard: We’re privileged to have with us today Doctor Johadahrahdah Tommyrot who’s going to be talking to us about his latest book, “The Dawkins Delusion”. Thank you for joining us, Dr. Tommyrot, it’s a pleasure to speak to you again.
Tommyrot: Thank you, Richard, it’s good to be here.
Richard: Now, Doctor Tommyrot, you’re famous for declaring in no uncertain terms that you are not a believer in Richard Dawkins; you don’t think he really exists. Now why is that?
Tommyrot: Well, nothing’s so simple Richard. You shouldn’t ask sensible people to believe in something unless you’ve got evidence for it. If there is a Dawkins, why hasn’t he shown himself to me?
Richard: In your opinion, then, are people who believe in Richard Dawkins just a little bit dim?
Tommyrot: Well, in a way I can understand the mistake: simple people pick up a handful of books claiming to be written by Dawkins, and since a Dawkins seems to be a sufficient account for how they got to be there, for the similarities in all the texts, and so on – they stick with commonsense and fallaciously conclude that this Dawkins (which they have never seen with their own eyes) actually exists.
Richard: Of course, some people do claim to have seen Richard Dawkins, and even shaken his hand.
Tommyrot: Yes, if you can believe them.
Richard: You think they’re all lying?
Tommyrot: I didn’t say that. Of course, there’s no shortage of liars in the world, and undoubtedly some people who claim to have had these ‘Richard Dawkins experiences’ are deliberately telling fairy stories, but, you know, the human brain is a very, very complicated thing… and conjuring up an imaginary Dawkins would be child’s play for it. Christopher Robin had Binker. I had the slimy custard man. I suspect that something very similar is happening with people who claim to have seen a Richard Dawkins, or heard his voice, or felt his touch.
Richard: But the books aren’t evidence for the existence of Richard Dawkins either?
Tommyrot: No, of course not! As a scientist, it is no answer to the problem of ‘where did this inane rubbish come from?’ to stick a label on it that says, “Richard Dawkins”. Each book is a simple re-arrangement of only 26 letters. Even a child should be able to see that, with a little random shuffling of vowels and consonants on a computer, one can arrive at all sorts of patterns like that. Working out how each letter got into the place that it did is the business of science. Claiming
that Dawkins-did-it puts an end to an inquiry that promises to give us a full and satisfying explanation of how these books came to be, without the need for invoking a discredited Dawkins-of-the-gaps-type hypothesis.
Richard: But some people might point to the fact that the letters are arranged in definite patterns, spelling out sophisticated chains of arguments, and that this is a clear mark of intelligence, not random accident.
Tommyrot: If there were some kind of intelligence behind these books, then, judging by their contents, it is obviously a pretty poor one; we would hardly have lost much worth having by not believing in Richard Dawkins or in what his books have to say. The scientific view of the matter is beautifully simple and invigorating: the works of Richard Dawkins are nothing but a collection of fortuitously ordered a’s, b’s and c’s, recombined from previous patterns. There is the Latin alphabet, there are the nonsense poems of Edward Lear, and there are the works of Richard Dawkins, and the one developed from the other, through a series of random typing errors… though admittedly we haven’t got all of the details just now.
Richard: You admit that science hasn’t got the answers to where they came from, then?
Tommyrot: I haven’t got all the answers, science is working on it.
Richard: But can you be sure that science will get all the answers?
Tommyrot: If science doesn’t have the answers to where they came from, then, sure as hell, Richard Dawkins Religion doesn’t! If a Dawkins designed the books, then who designed the Dawkins? Just tell me that.
Richard: Moving on now, Dr. Tommyrot. In your book, you have described the Dawkins revealed in the literature as a “an ostentatious, acrimonious, supercilious, pusillanimous, calumnious, censorious, vituperative, querulous, embittered, obsessive and bombastic bully’.
Tommyrot: Yes. That seems fair enough to me.
Richard: Now some people might say that’s going a bit over the top.
Tommyrot: Read your Richard Dawkins, if you think that. Just read it. Read ‘A Devil’s Advocate’. Apart from finding no evidence whatsoever for an intelligence hiding somewhere beneath the paragraphs in the mystical realm of blind faith, you will discover, on the other hand, plenty of intolerance and bigotry in every chapter; all of these very good reasons to have nothing whatsoever to do with this Richard Dawkins’ religion.
Richard: Doctor Tommyrot, you have described this wide-spread belief in Richard Dawkins as a dangerous delusion – but what’s especially dangerous about people believing in the existence of Richard Dawkins, if it makes them happy?
Tommyrot: Well, for one fairly obvious reason: these people believe any book which has Dawkins’ name on the cover, and these books say a lot of very silly things. Belief in Dawkins has been responsible for filling the internet with non-sequiturs, caricatures, strawmen and vitriol. Dawkins’ disciples are militant, they are organised, and they’re out to convert you and me. Yes, I would certainly call this a dangerous delusion. If there is a Richard Dawkins, he has a lot to answer for.
Richard: In summary then, Dr. Tommyrot, what would you say is your main objection to the Richard Dawkins belief?
Tommyrot: My main objection is simply this: people are following a delusional Dawkins who is telling them what to think and believe, when they should be following me.
Richard: Well, our time’s up. Thank you very much, Dr. Tommyrot, for joining us this morning to talk about your latest book, ‘The Dawkins-Delusion’, published by Banter & Twaddle and available from our website for £19.99.
Kaynak : http://www.jamesharmer.com/?p=22
Yazan: Cengiz Cebi Tarih: March 8, 2007 7:55 PM
http://208.65.153.243/ sitesinden girilebiliyor youtube'a.
Yazan: Ahmet A. Tarih: March 8, 2007 8:03 PM
arkadaslar escinsellere bu denli ofke neden ben de onu anlamadim. gay demek hakarettir yok bilmemnedir. yani bunu kabul edip yola cikmak dogru mu ki
Yazan: yigit Tarih: March 9, 2007 12:27 AM
Hangi Muhammed askerlik arkadaşınız mı? Hangi akla hizmet M.Kemal Hz.Muhammed S.A.V karşılaştırması yapılıyor, birileri M.Kemal'e hakaret etti diye sizde bunun muadili Hz. Muhammed'imi A.S gördünüz, yazık tek kelimeyle...
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: March 9, 2007 2:37 PM
Mustafa Bey,
"Başyapıt" dediğiniz şey teistler için bir eğlence olmaktan (ve Dawkins'in reklamını yapmaktan) öteye gitmiyor. Ne tartışmalara bir katkısı var, ne de gösterdiği bir nokta..
Bence bu yazıyı kaldırın, gören de sizin bu şaklabanlıkları "başyapıt" yapacak kadar çaresiz olduğunuzu düşünecek. :) (Değilsiniz halbuki.)
Yazan: Keskin Tarih: March 9, 2007 3:05 PM
YouTube'e savas açilmasi bahanesi kadar yanlis. Bir sürü irkçi, siddete özendiren videodan rahatsiz olmayan hukukçular isi gücü birakip bu detaylarla ugrasiyorlar. Türkiye'de haksizliga ugrayan, adalete ihtiyaç duyan kimse kalmadi mi?
Bu kadar reklami yapilmasaydi kim bilecekti yunanli askerlerin yunanca olarak bize hakaret ettiklerini?
Ermenilerin binlerce sitesi var türkçe, ermenice, fransizca hakaret ediyorlar türkiye'ye, atatürk'e, türk milletine,....
Bu kimin uykusunu kaçirdi simdiye kadar?
Tavsan daga küsmüs, dagin haberi olmamis. ama bu komik yasaklama karari ile türkiye'nin sayginligi bir kez daha çignendi, bir kez daha dünyaya duyurmus oldu bu isgüzar hukukçular ne kadar anti-demokratik bir ülke oldugumuzu.
Sagolun, varolun
Yazan: Tunç Tarih: March 9, 2007 3:18 PM
m. kemalin birileri icin peygamber kadar degerli olmasina aslinda sasirmamak lazim ,sonucta daha gecenleri bi atatürkcü dernegi toplantisinda yapilan bi konusmada biri suna benzer ifadeyi kullanmisti "artik bu millet...anitkabirin kabeden...önemli oldugunu anlamali..."...bazi insanlar m.kemali kendilerini daha iyi müslüman olmalari icin yada allaha yaklastirici dogru yolu gösterici olarakta görebilirler,bu özgürlügü onlara vermeli tabiiki...tarihe bakarsak peygamberin islama davet ettigi müsrikler putlara tapma sebeblerinden biri olarakta "bizi allaha yaklastirsinlar diye " demelerdi...yani ateist bi toplum degildi,allah inanci var ama diger "tanri-put" lari araci yada gercek yola ulastirici bi arac olarak görüyor....tabiiki müslümanin farki,ona yol gösterici ve TEK TARTISILMAZ kaynak olarak rabbisini dolayisiyla onun elcilerini (peygamberlerini) görmesidir...iste insanin yaratilisina uygun olanda budur gerisi insani aldatabilir...
Yazan: metin Tarih: March 9, 2007 4:38 PM
Bu video'yu hazırlayanın (muhtemelen) esinlendiği yazı aşağıdaki linkte:
http://david.dw-perspective.org.uk/does-richard-dawkins-exist.html
Yazan: fizikci Tarih: March 9, 2007 6:23 PM
youtube kararına birde bu açıdan bakalım,ne dersiniz?..
YOUTUBE KARARI YASAKÇILIK MIDIR?
Youtube şu sıralarda internetteki en popüler video paylaşım sitesi. Üç yıllık bir mazisi olmasına rağmen aylık ziyaretçi sayısı 20 milyonu aşıyor. Google bir kaç ay önce bu siteyi satın aldı. Ancak telif haklarıyla ilgili yaşadığı bazı sorunlar nedeniyle önemli hukuki problemlerle karşı karşıya bulunuyor.
Bu sitede bir kaç ay önce Yunanlı bir grup tarafından yapılan ve Türklere ve Atatürk’e ağır hakaretlerin yer aldığı bir video klip yayınlanmaya başladı. Buna karşı Türkiye’den yükselen tepkilere rağmen görüntülerin yayınlanmasına devam edildi. Bunun üzerine konu yargıya intikal etti ve Türkiye’den internete girilmesini önleyen bir mahkeme kararı alınarak uygulamaya konuldu. Bu hakaret içeren yayının siteden kaldırıldığı kesinleştiği taktirde mahkeme kararının da kaldırılacağı açıktır.
Ne var ki bir kaç günden beri bu karara karşı yurt içinde ve dışında yoğun bir kampanya yürütülüyor. Kararın özgürlüklerin kısıtlanması anlamına geldiği, yasakçı zihniyeti yansıttığı, Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan bir ülke için bunun ciddi bir çelişki oluşturduğu öne sürülüyor.
Oysa bu uygulanma ilk defa Türkiye’de yapılmıyor. Avusturalya, Brezilya ve İran gibi ülkeler söz konusu sitenin bazı yayınlarını saldırgan, incitici ve aşağılayıcı bulduklarından erişimi yasaklayan kararlar almışlar, kanal yönetimini bu görüntüleri kaldırmak mecburiyetinde bırakmışlardı.
Bizdeki karara karşı yönetilen kampanyanın amacı açıktır. Tıpkı 301.madde meselesinde olduğu gibi millî hassasiyetleri, dikkatleri dağıtmak, savunma reflekslerini işlemez hale getirmek, yetkili makamları benzer kararlar alamayacak şekilde yıldırmak istiyorlar.
Türklük, milli kimlik, milli değer ve şahsiyetler her türlü saldırıya açık tutulacak, dileyen dilediği hakareti aşağılamayı fikir özgürlüğü adına yapacak, ama bunlara karşı her hangi bir önlem alınamayacak.
Neden; çünkü Avrupa Birliği’ni öfkelendiririz, görüşmeleri kesiverirler ve bizi mahvederler.
Osmanlı en sıkışık döneminde bile bu derece zillete katlanmamıştı.
Avrupa fikir özgürlüğü ve insan hakları gibi konularda çeşitli standartlar uygulamakta sakınca görmüyor. Mesela Ermeni soykırımı iddialarında farklı görüşlere bile tahammül göstermiyor, kendi içinden vicdan sahiplerinin bile kabullenmedikleri bağnazlıkla cezalandırıyor. Ama konu Türkiye’ye gelince hukukun temel ilkeleri bağlamında hakaretin önlenmesini sağlama hakkını bile kullanmaya tahammül gösterilmiyor.
Youtube ile kararı özgürlüklerin kısıtlanması diye nitelendirip eleştirenler, Türkiye’yi sansürcü ve yasakçı diye ilan edenler aslında bir kere daha esas amaçlarını, niyetlerini ve zihniyetlerini teşhir ediyorlar; samimiyet imtihanında her zamanki gibi sınıfta kalıyorlar.
TÜRK OCAKLARI GENEL MERKEZİ
BASIN BÜROSU
Yazan: deniz Tarih: March 9, 2007 7:14 PM
Merhabalar Deniz Hanim,
Türk Ocaklari'ni referans olarak kabul ediyor musunuz bilmem ama bu konuda biraz zayif kalmislar :
Oysa bu uygulanma ilk defa Türkiye’de yapılmıyor. Avusturalya, Brezilya ve İran gibi ülkeler söz konusu sitenin bazı yayınlarını saldırgan, incitici ve aşağılayıcı bulduklarından erişimi yasaklayan kararlar almışlar, kanal yönetimini bu görüntüleri kaldırmak mecburiyetinde bırakmışlardı.(TÜRK OCAKLARI)
Bir kere Iran'i ölçü almak iyi bir fikir degil. Müzigi, makyaji, kot pantalonu yasaklamis bir ülke. Ayrica diger ülkelerin neyi ve neden yasakladiklarina bakmak gerek. Sonuçta IKI YANLIS BIR DOGRU ETMEZ :-)
Avrupa fikir özgürlüğü ve insan hakları gibi konularda çeşitli standartlar uygulamakta sakınca görmüyor. Mesela Ermeni soykırımı iddialarında farklı görüşlere bile tahammül göstermiyor, kendi içinden vicdan sahiplerinin bile kabullenmedikleri bağnazlıkla cezalandırıyor. Ama konu Türkiye’ye gelince hukukun temel ilkeleri bağlamında hakaretin önlenmesini sağlama hakkını bile kullanmaya tahammül gösterilmiyor.(TÜRK OCAKLARI)
Bu laftan anlasilan Türk ocaklarinin Avrupa karsisinda savunma ihtiyaci hissetmeleri, bir küçüklük komleksine kapilmis olmalari. Biz kendimize yakisani, gerekeni yapalim, onlar zaten bunun önünde egilmek zorunda kalir.
Avrupayi düsman gibi görmeyi de biraksalar iyi olacak çünkü ihracatimizin %60'ini onlara yapiyoruz. Bu durum daha da sürecek. Herkesle oldugu gibi avrupalilarla da iyi geçinmek bizim yararimiza.
Yasakçiligin sonu yok. Ayrica türklere degil Atatürk'e hakaret edilince harekete geçilmesi tuhaf. Mesela www.armenews.com sitesinde on yildan fazla bir zamandir türklere hakaret ediliyor. Hem de orta asya hakanlarindan Tayyip Erdogan'a kadar bütün türk liderlere (Atatürk de dahil) Bunun gibi binlerce site var. Ayni sey ABD'ye karsi da yapiliyor.
Böyle hakaret ve karalama kampanyalarinin üzerine yasakla gidilmez, onlarin reklamini yaparsiniz. Dogrusu gizlice karsi-informasyon savasi yapmaktir. Hem iletisim bilimini hem de bilgi teknolojilerini kullanarak ve belli bir amaç çerçevesinde yapilan savaslar sonuç getirir.
Türklük, milli kimlik, milli değer ve şahsiyetler her türlü saldırıya açık tutulacak, dileyen dilediği hakareti aşağılamayı fikir özgürlüğü adına yapacak, ama bunlara karşı her hangi bir önlem alınamayacak.(TÜRK OCAKLARI)
Kanuni düzenlemenin kabul görmesi, akla yatmasi için bütün kimliklerin korunmasi gerekir. "Ermeni dölü" gibi hakaretler cezasiz kalirken sadece türklügü korumaya kalkarsaniz türkler de hahil herkes size irkçi der, yanlis da olmaz.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: March 10, 2007 9:49 PM
Tunç Bey
size de merhabalar..iyisinizdir inşaallah..görüşemiyoruz epeydir:)
Türk Ocaklarının sitesine üyeyim..ordan bana böyle yazılar geliyor arasıra..farklı bir görüş olduğu için yazıyı yolladım..youtube yasağını ilk duyduğumda çok gülmüştüm..kalktı yasak neyseki..
Bir kere Iran'i ölçü almak iyi bir fikir degil. Müzigi, makyaji, kot pantalonu yasaklamis bir ülke. Ayrica diger ülkelerin neyi ve neden yasakladiklarina bakmak gerek. Sonuçta IKI YANLIS BIR DOGRU ETMEZ :-)..TUNÇ S.
Tunç Bey benim İran'da yaşamam çok zor..bu saydığınız yasakların hepsini ihlal ediyorum çünki:)..bir ara serbestti makyaj,perçem,vs..rejim tehlikeye girdi galiba yine yasakladılar:)biz özgürlüğe alışmışız..herşeye rağmen Türkiye çok iyi..daha iyi olur umarım..
Avrupayi düsman gibi görmeyi de biraksalar iyi olacak çünkü ihracatimizin %60'ini onlara yapiyoruz. Bu durum daha da sürecek. Herkesle oldugu gibi avrupalilarla da iyi geçinmek bizim yararimiza..TUNÇ S.
komünist arkadaşlar bir stand açmışlar,ABD ile ilişkilerimizin bitirilmesi için imza kampanyası yapıyorlar..ben imzalamadım Tunç Bey..iyi mi yapmışım?..:)
yalnız coca cola içilmemesi ile ilgili kampanyalarını destekliyorum..sağlık içinde çok zararlı ayrıca..sizde içmeyin..midenize yazık.
bütün kimliklere saygı duyulması önemlidir ama Türk milli kimliğinin korunmasının Türk devleti açısından ayrı bir önemi var..bunu es geçmemek lazım bence..
saygılar,sevgiler..
Yazan: deniz Tarih: March 11, 2007 11:30 AM
Mustafa beyefendi,
Bu videonun bir başyapıt olduğu konusunda ciddimisiniz yoksa saçma sapan birşey olduğunun farkındasınız da R. Dawkins'in "ti"ye alınıyor olması çok hoşunuza gittiği için mi böyle söylediniz?
----------
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
VİDEO, ELBETTE ŞAKA YOLLU OLARAK, DAWKİNS'İN DNA'DAKİ BİLGİYİ RASTLANTISAL SÜREÇLERLE AÇIKLAMAYA ÇALIŞMASININ SAÇMALIĞINA İŞARET EDİYOR. BU NEDENLE BAŞARILI BULDUM.
Yazan: sawyer Tarih: March 12, 2007 1:39 AM
arkadaşlar belki şaşıracaksınız ama bu sefer muhalefet yapmayacağım, sadece kendimce bir iki haberlendirme yapacağım;
Dawkins konusunda diyeceklerim bence kendisi inanç ve bilimsel duruşluk konusunda yaradılış veya AT savunucuları ile birçok noktada aynı hataya düşüyor. Zaten daha önce haber verdiğim ODTÜ'deki Harward'dan gelen Andrew Berry'in sunduğu evrim konulu konferansa gelenler varsa onlar da görmüştür ki, bizzat Andrew Berry de Dawkins'in tutumlarını eleştiriyor. Bunda şaşılacak çok bir nokta göremiyorum.
Evet, şimdiye kadar birçok noktada tartışırken biraz eğlenceli birşeylerden bahsetmek istedim. Alakasız bir konudan da değil tabiki, bizzat evrim, yaradılış ve Dawkins ile ilgili:
İzleyenler biliyordur cnbc-e de yayınlanan South Park canlandırmasını, her pazar gece yarısı yayınlanır. Bir canlardırma olmasına rağmen tamamen yetişkinler içindir, o nedenle zaten gece yarısı yayınlanıyor ve ilginç konuları işliyorlar sürekli.
Ben kendi adıma tam bir hayranıyım ve sürekli takip ederim. Tesadüf bu haftaki konu Dawkins ve Amerika'da eğitim kurumlarında yaşanan evrim-yaradılış tartışmaları ile ilgili idi. İlk kısmı bu pazar yayınlandı ama iki bölüm halinde yapılmış bu sefer, yani devamını bu hafta pazar günü izleyebilirsiniz.
Belki sürekli tartıştığımız konuya biraz da eğlenceli bir şekilde bakmış oluruz.
İlk bölümün isteyene özetini anlatabilirim kısaca.
Beagle
makorykos@yahoo.com
Yazan: Beagle Tarih: March 13, 2007 3:55 PM
Deniz Hanim,
Evet ne yazik ki görüsemiyoruz. Bizim köye de ugrayin, tartisalim eski güzel günlerdeki gibi :-)
http://www.derindusunce.org/2007/02/01/ani-yasamak
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: March 14, 2007 1:14 AM
Ne günlerdi değil mi Tunç Bey?..
kırlarda çiçekler,ağaçlarda yemişler vardı..dereler akardı şırıl şırıl..ışıldardı güneş pırıl pırıl..
çocuklar koşardı cıvıl cıvıl..arılar bal yapardı vızıl vızıl..
toprağı bereketliydi köyümün,suları tatlı..insanı hastı,yüreği gamlı..ne güzeldi köyümüz şimdi mazide kaldı..
güzelliklerin sizlerle baki kalmasını dilerim..
gönüller bir olsun, ayrılık dert değil
kalplerde sevgiye yol olsun,tartışmak çare değil.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: March 14, 2007 5:09 AM
Evrim konusunun Dawkins ve ona verilen yanitlarla sinirli kalmamali elbette. Temel basliklardan bir tanesi ise "indirgenemez karmasiklik".
Hücre içinde ribozom gibi bir çok organ var ki esgüdüm içinde çalisarak, meselâ DNA'yi okuyarak protein kopyaliyorlar. Adeta bir mikro islemci gibi isleyen ribozomun klasik evrim süreçleri içinde olusmasi ise imkânsiz. Bu bir ihtimal hesabi bile degil. Çünkü gelisimini tamamlamamis bir ribozomun kisa bir kanat veya bacak gibi eksik de olsa hizmet görmesi imkânsiz.
Tipki biyolojik motorlarda oldugu gibi biyolojik mikro islemcilerde de küçük adimlara bölünemeyecek bir karmasiklik var.
Bu konuyu daha etraflica ele almak için okunmasinda fayda olan bir yazi :
http://www.derindusunce.org/2007/03/03/akilli-tasarim-konferansi-ardindan/
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: March 14, 2007 10:00 PM
her iki konudada kompleksli olmamak lazım eğer inanıyorsanız en üstün sizsiniz. bu gün evrimcilerde atatürkçülerde kendi davalarına inanmıyorlar ama çaresizliğin pençesinde yeryüzünde bizim mi (yada şeytanın diyebiliriz)
yoksa ALLAHIN MI düzeni hakim olacak konusu sürdükçe bu çatışma öyle yada böyle devam edecek
.bugün baktığın zaman 1970 lerde atatürkü yerden yere vuranlar atatürkçü ve ata istlerde bilim onlar için çok bir şey ifade ettiği için değil sadece kendilerini tatmin etmek için evrimi destekler.saygılar.
Yazan: mikail Tarih: March 15, 2007 1:00 PM
mikail bey, diyorsunuz ki;
'bu gün evrimcilerde atatürkçülerde kendi davalarına inanmıyorlar ama çaresizliğin pençesinde yeryüzünde bizim mi (yada şeytanın diyebiliriz)'
Yukarıdaki sözlerinizin arasında ben birşeyleri yanlış mı anlıyorum?
Yani ben evrimi kabul eden ve de aynı zamanda Atatürkçü olan bir kişiyim. Savunduğum düzeni ya da inandığım davamı şeytani bulduğunuzu mu ifade ediyorsunuz, yoksa ben mi yanlış anlıyorum?
Biraz açar mısınız?
Yazan: Beagle Tarih: March 15, 2007 3:49 PM
Youtube'a erişimi engellemek en kibar ifade ile "avanaklıktır". Bütün dünyanın (çoğunluğu) bir videoyu seyredebilirken bizim bunu kendi insanımıza yasaklamamız ne ifade eder? Önemli olan videoyu külliyen kaldırtmaktır. Bu da gerekli girişimlerle sağlanabilir. Bu tip konularda yasakçılık günümüzün dünyasında bir işe de yaramıyor. Kendimize güvenelim, fikir ve ifade özgürlüğüne inanalım. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Her hakareti ve küfürü önemsemek de olmaz. Yoksa ciddiye almış olursunuz.
Yazan: Eli Goldberg Tarih: March 15, 2007 3:57 PM
Yukarida yuzde 99.8 ihtimal ile bir Musluman anne-babanin cocugu bir yorumcu Islam Peygamberinin (sas) "gey olmasi" (artik hakaretlerini de Turkilizce yapar oldular) uzerine bir soru sormus idi.
Bence gunahi sadece fikra kabilyetinin yetersizligi olan bu sahis AK-Parti'den ihrac edilmis. http://www.milliyet.com.tr/2007/03/16/son/sonsiy06.asp
Simdi kendi anne-babasinin, yakinlarinin, toplumunun kutsallarin kufretmeyi cagdaslik ve "insan hakki" sananlar icin aynaya bakma zamani degilmi?
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 17, 2007 4:48 AM
mikail rumuzlu arkadas resmen sacmalamis. bu kadar da gercek dunyadan kopukluk olmaz ki. pes dogrusu.
Yazan: sawyer Tarih: March 17, 2007 5:42 PM
Burada da iyi bir video var
http://onegoodmovemedia.org/movies/0703/williamcrawley_richarddawkins_022007.mov
Yazan: skorsky Tarih: March 20, 2007 2:17 AM
Bir dalga daha burada
http://onegoodmovemedia.org/movies/0703/cc031607magicmanx.mov
Yazan: skorsky Tarih: March 20, 2007 2:39 AM
Selamlar,
Yazınızda sanki Dawkins bir bilim adamı değil mişte ve
savuduğu 'doğal seçilimle evrim' neredeyse tüm bilim çevrelerince kabul görmüş bir teori değilmişgibi tavır takınılması hiç hoş değil.Dawkins'i farklı çıkışlar yapan bir insan ya da bir bilim adamı olarak tanıtmak işinize geliyor olabilir ama..O aslında artık bilimin birleştiği bir konuyu popüler bir dille anlatıyor...Eleştirenlerin karşı bir teorisi olsa anlayabilirim..Ama karşısına bir teori çıkartamıyorsanız bu alaycı üslubunuz komik kaçıyor...
Yazan: Berkay Tarih: March 21, 2007 2:22 PM
REENKARNASYON
Varlık, bir madde sisteminin vibrasyonel tekâmülünü tamam edinceye kadar, o madde sistemine gömülür ve bu aralıklarla devam eder, buna reenkarnasyon denir. Bu, muayyen bir buudun muayyen bir sistem içerisinde geçerli olan hususudur Tekâmül etmekte olan ruh (varlık) kendi bedeni üzerinde iradesinin ve tecrübesinin genişliği nispetinde tasarrufta bulunabilir. Kendisine has bir hale getirmeye çalışır. Tekâmülün diğer bir manası da bu şuur sahamızı meydana getiren kütlenin kalınlığının gitgide incelmesi, zarlaşmasıdır. Devamlı olarak hayatlar içerisinde meydana getirilen faaliyet, varlığın ruhi yapısında kâh parlak sahalar, kâh donuk sahalar hâsıl eder. Parlak sahalar Kâinatsal enerjiye ve prensiplere uygun hareketten ileri gelmiş, insanın hakiki tekâmülünü temin etmiş faaliyetin bir yansımasıdır. Donuk sahalar, hatta paslı sahalar, faaliyetin verimsiz olduğunu, varlık için telafi edilmesi gerektiğini ifade eder. İşte insanın karmık kaderi, kendi ruhunun faaliyetleri neticesinde birikmiş olan ağır, kaba vibrasyonların telafi edilmesini gerektiren bir kanun olmasıdır. Beden imkânları ağır şartlar içerisinde olmakla beraber en değerli bilgiyi verir. Bunu unutmamak lazım ki, spatyom hayatında edineceğimiz bilgiler, yeryüzünde tecrit ile edineceğimiz bilgilerin yanında çok az kalır. Orası tetkik ve hesaplaşma yeridir. Yani bir neticedir. Öyle bir netice ki varlık, bütün şuur kudretinin büyük bir kısmını yüksek ruhi planların, ruhi vasıtaların, maddi titreşim, vibrasyon dışına taşmış yüksek titreşim sahalarının tesirleriyle beraberlik içerisinde ve başka vasatlarla alakalı durumdadır. Bedenlenmek sadece bir kalıp içerisinde bulunmak değildir Bizim potansiyelimizi temin eden husus yükselmiş şahsiyetimizin arayışıdır, aranışıdır. Reenkarnasyon kanunu elbette ki kendi şartları içerisinde tecelli edecektir. Reeenkarnasyon bedenlenmek değildir. Reenkarnasyon, bir şuur halinden diğer bir şuur haline değişmedir ki zaruret ise o şuur halinin gerektirdiği şartlara bürünmek olarak ortaya çıkar. Bu şartlardan biride insan şeklinde olmak veya başka bir kalıba intikal etmektir. Madde hiç bir zaman bizim yükselen şahsiyetimizin etkisi, tecellisi altında bütünlüğünü muhafaza edemez. Ama İnsan da hiçbir zaman ruhi bir varlık olarak kalmak kaderine malik değildir. İnsanın en büyük hikmeti buradadır. O daima doğacak, daima yaşayacaktır. Doğacağı ve yaşayacağı muhit, liyakati ve o nispette salahiyeti ile paralel olarak, bilgisinin ve ruhi kudretlerinin bir zaferi olarak devam edecektir Reenkarnasyon yani yeniden doğuş olayı, şifre genlerimizin embriyon olarak ceninlere aşılanması ile sağlanmaktadır. Her boyutta bulunan gen şifrelerimizle hangi boyuta kadar bilinç aşaması yapabilmiş isek, dünyaya yeniden gelişimizde o boyuttaki gen şifremiz ile transfer oluruz. Tekâmül ilânihayedir ama evrim nizamına göre kendimizi yetiştirmemiz lazımdır. Bunu enkarnasyon halkalarımızın zinciri temin eder. Akıl-Zekâ-Şuur-Düşünce-Fikir-Mantık-Vicdan aşamalarını tamamlayıp birleştirdiğimizde dünya tekâmülünü tamamlayarak sonsuz şuura dalma müsaadesi alırız. Ruhun tekâmüle ihtiyacı yoktur. Ancak ruhsal planın kademelerine yükselebilmek için ruhsal potansiyelimiz ile dünyevi tekâmülümüzün eşdeğer olması lazımdır. Ruh bizi yaşatan bir enerjidir. O aslında bölünmez bir bütündür. Tekâmüle ihtiyacı yoktur. Evrim, düşünce, bilinç, hücresel potansiyel için şarttır. Bizler ruhsal bütünlükten çektiğimiz ruh ipliğimiz ile yaşamımızı idame ederiz. Var oluşumuzdan son sınıra kadar geliş ve gidişlerle elde ettiğimiz bilgileri ruh ipliğinden ruh sandığımıza aktarırız. Her beden sahibi olduğumuzda kilidini açar biz bize akarız. Bilinç olmasa öze akılmaz. Öze akılmasa hakikatte hiçbir zaman varmak mümkün değildir. Dünyamıza her transfer oluşumuzda bir önceki evrimimiz göz önünde tutularak bizden beklenilen vazifelere göre yönleniriz. Dünyamızda bize yardımcı olan ilahi plan ve mekanik boyuttur. Her iki boyut, yani Yüce âlem ve Mekanik boyut ezel ebed yolunda daim beraber çalışmışlardır. Beden mekanik boyuttan, Ruhsal enerji, Yüce makamdan temin edilerek asıl biz olan özümüzle birlikte insan şeklindeki dünyevi görünümüz tecelli eder. Bu bütün oluşumların temel kuralıdır.” Birin üçe, üçün bire yansıması”…
Ne burada, ne güneş sistemimizde, ne de galaksimizde hiç bir nebat ruhu, hayvan ruhuna dönüşmemiştir. Burada asıl olan şuur kayması mevzubahistir. Bütün varlık kalıpları önce birer örnek halinde meydana getirilmiştir. Varlıkların bağlı oldukları ruhi planlar, kendilerini devamlı olarak enerji ve bilgi bakımından beslediği için, maddi görüntüleri arasında da birbirinin içine girme ve benzeşimler vuku bulmuş ve bulmaktadır. Mesela kedi ilk örnek olarak meydana geldiği zaman, o varlığın reenkarnasyonu için teşkil ve inşa edilmiş bir yapıdır. Kedi kalıp olarak maddenin daha seyyal parçalarından meydana getirilmiş bir bütün, netice itibariyle bir inşaattır. Bunu etkisi altında tutan varlığın tekâmülü mevzuu bahistir. Başka kalıp, tekâmülün daha geri seviyelerinde bulunan kalıplar olabileceği gibi, mesela bizim haiz olduğumuz kalıptan çok daha duygulu, çok daha ince tesirleri haiz kalıplarda olabilir. Mesela, süptil beden tabir ettiğimiz kalıp, ancak varlığın şuur hali ile bir arada beraber mevcuttur. Şuur hali tekrar kesifleşmeye ve daralmaya başladığı zaman, otamatik olarak bağlantı kaba maddi bedenle olur. Bizlerin ölüm dediğimiz hadise, varlığın şuur faaliyetinin ve şuur sahasının kaba ve dar tesirden, ince ve geniş tesire doğru döndürme sonucunu ortaya çıkarır.
22.06.2007
Derleyen : Orhan Yarat
Yazan: Orhan Yarat Tarih: June 29, 2007 1:19 PM
Merhaba Mustafa bey,
Bu aralar M. Behe'nin yeni kitabıyla ilgili birşeyler yazacak mısınız? Behe'nin son çırpınışlarını akıllı tasarımcı Türklere nasıl anlatacaksınız?
Yazan: freedom Tarih: July 11, 2007 7:01 PM
Evrim teorisi ve Dawkins'in Tanrı Yanılgısı adlı kitabı ile ilgili bir yorumum olacak.Evrim teorisine karşı ''indirgenemez komplekslik''gibi daha bilimsel savlar da var.Ama ben daha basit ve daha kolay anlaşılabilir bir örnelkle evrim teorisinin yanlışlığını kendimce kanıtlamaya çalışacağım.Günlük yaşamda sıksık görebildiğimiz bir hayvan olan kediyi ele alalım.Muhteşem rastlantılarla oluşan ilk kedi acaba hangi cinsiyetteydi ve cinsiyetini ve cinsel organlarını ve de sperm ya da yumurta gibi üreme hücrelerinin nasıl olması gerektiğine nasıl karar verdi.Diyelim ki ilk kedimiz erkekti ve kendisinin tamamen dışında olan dişi kedinin üreme organları ve üreme hücreleriyle tam uyumlu olan kendi vücudundaki üreme organlarını nasıl tasarladı.Bu kedi dünyadaki ilk kedi
(yada onun evrimsel atası sayılan benzeri hayvan) idi değil mi? Yani daha dişi kedi diye bir hayvan yoktu.O zaman muhteşem rastlantılarla oluşan bu ilk kedimizin dişi kedinin ne şekilde olabileceği hakkında müthiş bir tahmin yeteneğimi vardı.Ya da başka bir seçenek olarak ilk erkek kedi dişi kediyi kendi üreme organlarına ve üreme hücrelerine uygun olarak kendisimi tasarladı?Başka bir seçenek de dişi kedinin de tam olarak ilk erkek kedinin oluştuğu zamanda ve yerde oluşmaya karar verip üreme organlarını onu örnek alarak ona uygun olarak geliştirmesi olabilir.
Şimdi bu anlatttıklarımdan hangisi mantıklı olabilir? Eğer ilk başta ''tanrının yokluğunu ve varolamazlığını'' ön kabul olarak kabul eder ve tanrı düşüncesini tamamen bimdışı olarak görürseniz sonsuz sayıda saçmalığı mantıklı kabul etmek zorunda kalabilirsiniz.Çünkü bu saçmalıkların karşısındaki tek mantıklı düşünceyi en baştan yok saymışşınızdır.
Yazan: Tarık Taşpınar Tarih: July 14, 2007 10:00 PM
-vibrasyonel tekâmülü
-Kâinatsal enerji
-karmık kader
-spatyom hayatı
-maddi vibrasyon dışına taşmış yüksek titreşim sahaları
-bizim yükselen şahsiyetimiz
-şifre genlerimiz
Bunlar cok fantastik kelimeler ama fantastik olmalari ne yazik ki icinde gectikleri cumlelerin cok seyle hic bir sey anlattigi gercegini degistirmiyor. Bu New Age fantazileri yuzunden, din bile, sirf gayb alemiyle ilgili, bu materyal dunyanin disinda bir alemle ilgili konustugu icin lekeleniyor. Din 1000 senede gecse de ayni ozuyle duracaktir, insana bir yaraticidan bahsedecek, yargi gununu hatirlatacak. New age ise ya maymun istahli bir cocugun istahi gibi yok olacak ya da olsa bile ancak her cagin moda olan fantastik kelamiyla hic bir sey soylememeye devam edecek: "galaktik hipertransformasyonlarin mekanik manyetizmasindan fiskiran kozmik ruha dair quantum quarklari" gibi
Yazan: muhalifsirin Tarih: July 17, 2007 4:24 AM
Sayın Freedom,
"Bu aralar M. Behe'nin yeni kitabıyla ilgili birşeyler yazacak mısınız? Behe'nin son çırpınışlarını akıllı tasarımcı Türklere nasıl anlatacaksınız?"
Nasıl yani, bir bilim adamının bir teori ile ilgili kitap[lar] çıkarması son çırpınış mı? Öyleyse darwinizm epey çırpınmış anlaşılan, halen aynı teori ile ilgili kitaplar çıkıp duruyor?
Bence siz önce Behe'nin "Darwin'in Kara Kutusu"ndaki argümanlarını yanlışlamamaya çalışın. Daha bunu yapamadınız. Behe'nin hiçbir argümanı birkaç cevabımsı atraksiyon dışında mukni olarak yanıtlanamadı.
Bunu yapın ki yeni kitaptaki argümanlara eğilebilesiniz. Alınan duyumlara göre yeni kitap çok daha iyiymiş ve darwinizm'i kesin olarak tarihin çöplüğüne gönderecekmiş; benden söylemesi.
Yazan: Düşünceler Tarih: July 17, 2007 9:41 PM
Suat bey,
Kitap çıakrmanın çırpınış olduğunu söylediğimi hatırlamıyorum. Çırpınış kitabın içinde. Aslında Behe çırpınmıyor, ID'cileri çırpındırıyor. Behe evrimi kabul ediyor, şempanze ve insanların ortak bir atadan türediğini kabul ediyor, eldeki delillerin çok güçlü olduğu için buna karşı çıkmanın anlamsız olduğunu söylüyor, mutasyonların genetik çeşitliliğin sebebi olduğunu kabul ediyor. Ama mutasyonlar kendiliğinden olmuyor bu mutasyonları bir dış güç yaptırıyor diyor. Bunların bence ID'yi destekleyen Türklere iyi anlatılması lazım.
Ayrıca ilk kitabındaki indirgenmez komplekslik bence yeteri kadar yanlışlanmıştır. Ama elbette sizin açınızdan baktığımda bunun olmadığını düşündüğünüz çok açık. Yani tersi olduğunda zaten dayanacak hiçbir yeriniz kalmaz. Elbette bakteri kamçısıyla ilgili indirgenemez kompleks olmadığıyla ilgili birçok yazı yazılmıştır. Ama ID açısından bakıldığında bu önemli değil. Çünkü bir IK varsayımı çürütülse bile yeni bir yapı sunulup "hadi bunun IK olmadığını gösterin" denebilir. Bunun sonu yok. Böylece sizin bakış açınıza göre IK hiçbir zaman yanlışlanamayacaktır. Bakteri kamçısı olmazsa başka bir aday yapı bulunur ve işte IK örneği denir ve karşı tarafın ayrıntılı adım adım moleküler evrim delilleri sorulur. Böylece IK hiçbir zaman yanlışlanmamış olacak. Ne güzel iş.
Yazan: freedom Tarih: July 18, 2007 10:53 PM
Dawkins yanIlgIsI filmindeki sözleri Türkceye kim tercüme edip de yazacak?
Herkes ingilizce bilmiyor. Ingilizce bilmeyenleri de düsünmek lazIm.
Yazan: Abdulllah Tarih: July 26, 2007 10:15 PM
Çok aptalca ama yine de eğlenceli. Son moda Dincilerin, ateistleri eski çağlarda olduğu gibi şeytanın sözcüleri olarak yakmak yerine -ki günümüzde hala o alışkınlığı devam edenler de yok değil ya neyse- "dinsellikle" suçlamaları beni bir ateist olarak çok güldürüyor ve sevindiriyor. Yaratılışçılar ve tasarımcılar bunu çok seviyor özellikle. Dinselliğin ne kadar gözden düşmüş olduğunu bu kadar ironik ve güzel biçimde gösterecek başka bir şey düşünemiyorum. Günümüzün bilimsel süsü verilmiş new-age tutuculuğu bilimle mücadele etmek için bilimsel dünya görüşünün itibarına ve dinselliğin itibarsızlığına dayanmaya çalışıyor. Bu çok hoş gerçekten. Bir "tür"ün kendi kendini yok etmesine tanık oluyoruz.
Yazan: evrim Tarih: August 23, 2007 7:50 PM
Bu sacmaliklari dinlemek yerine Dawkins in kitabini kendiniz okuyun derim. Bu tarz argumanlar 'cöp adam argumani' diye tabir ediliyor. Evrim teorisini anlamayan biri kafasindan basit ve hatali bir teori uydurup sonra onu curutup, asil teoriyi curuttugunu zannediyor. Burada bir kac kisi irreducible complexity'den bahsetmisler. Tek isabetli gorunen nokta da bu. Parcalar azalinca islevsiz hale gelirler iddiasi (klasik örnekler göz ve kamci -kamcili hayvandaki gibi-). Gunumuzde bu iddianin da gecerliligi kalmamistir.
Yazan: JR Tarih: August 27, 2007 11:07 AM
Sayın Evrim,
Günümüzün bilimsel süsü verilmiş new-age tutuculuğu bilimle mücadele etmek için bilimsel dünya görüşünün itibarına ve dinselliğin itibarsızlığına dayanmaya çalışıyor.
Ben bilimden başkasını kabul etmem diyen insanlara verilen cevapları yanlış değerlendirmişsiniz. Dini kabul etmeyen insana dinsel argüman sunamazsınız. Argümanlarınız itiraz etmeyeceği bir yerlerden olmalı. Durum şudur: Madem öyle işte böyle.
Dinselliği itibarsızlık olarak görenlere kendi dünya görüşlerinin de dinsellikle aynı karakteristiği gösterdiğini söylediğiniz zaman amacınız çelişkisini göstermektir yoksa kesinlikle Dinselliği itibarsızlık olarak kabul etmek değildir.
Bu çok hoş gerçekten. Bir "tür"ün kendi kendini yok etmesine tanık oluyoruz.
Bilimin temel gerçeklerinden bihaber Darwinistlerin bile doğal seleksiyona tabi olmadığı bir dünyada h(b)oş bir beklenti içindesiniz.
Yazan: Uluğ Tarih: August 27, 2007 9:28 PM
Dawkins'i ti ye alan video da evrim karşıtı konuşmalar da tamamen uydurma ve bilimsellikten yoksun komik şeyler. Evrimi anlamaya çalışmanızı öneriyorum.
Yazan: Ahmet Eren Tarih: September 16, 2007 4:38 PM
Biri "Biz müslümanlar peygamberimize Gay denilse bunu Kuran'ın bize öğrettiği soğukkanlılığımızı bozmadan deliye hodri meydan deriz diyor".Tabi yakılan kesilen insanları yakan kesen gruplar başkalarıydı demek.Yoksa buda Kuran'ın öğrettiği soğukkanlılık mı?
Yazan: hakan kısa Tarih: November 28, 2007 9:46 AM
"Biz müslümanlar peygamberimize Gay denilse bunu Kuran'ın bize öğrettiği soğukkanlılığımızı bozmadan deliye hodri meydan deriz" yazan bırısındekı samımıyetı gormeyen, yanlıs yapanların arasına katarak onu kırletmeye calısan bırısı, tanrı olmadıgı halde bak bız ne kadar temız ınsanlarız dıye ortalıkta dolasan ateıstlerin genel yapısına aykırı davranır kotuluk yok ya ıclerınde:) . evet hakan bey bu temız yaklasımda bulunan bırını neden bu kırlı dusunceye cekmeye calıstıgınızı anlatabılırmısınız
Yazan: ömer Tarih: December 27, 2007 3:40 PM
dunya biz gercek iyi muslumaniz otekiler munafik musluman diyen,bati tarafindan somurulen 1 milyar musluman kayniyo.
iran ben gercek muslumanim diyo sunniler onlara sapik diyo sunniler turklere sapik diyo turkler sunnilere sapik diyo sunni sii o bu birbirni olduruyo ne icin???? islam icin.(dunya genelindeki islami teroru gectim)
ondan sonra cikipta biri peygamberimize gay derse biz susariz onlarin terbiyesizligi diye islam reklami yaparsiniz.senle ayni seyi dusunmeyeni bile olum fermaniyla tehdit eden islami burda pompalamayin lutfen.
Yazan: nihat Tarih: January 7, 2008 3:01 PM
mustafacım senin etin ne budun ne Richard Dawkins
eleştiriyorsun.
Yazan: froe Tarih: January 17, 2008 8:59 PM
Dawkinsi eleştirmek için etli budlu olmak gerekiyormuş,bunu da öğrendik..
Mustafa Bey kilolu olmadığı için froe tarafından sakıncaklı bulunmuş..bir pehlivan yok mu aramızda arkadaşlar,şöyle bir el ense çekecek:))
Yazan: saruhan Tarih: January 17, 2008 11:21 PM
Bu kitabin Ingilizcesini Dawkins'in kaleminden okudum. Mukemmel bir kitap. Dinci, Atheist herkese tavsiye ederim. Richard Dawkins'in Atheist olmasi arka planda kalmali. Ilk hedefi bilimsel ve kanita dayali dusunceyi on plana cikartmak. Din ise bu dusuncenin tam tersi.
Evrim ile ilgili unlu kitaplarini okumak isterseniz, "The Blind Watchmaker" "Kor Saatci" kitabini tavsiye ederim. Dinciyi din tiryakiliginden kurtarabilecek kadar kuvvetli ilac gibi bir kitap.
Yazan: Esat Tarih: February 2, 2008 3:00 AM
arkadaşlar lütfen biraz okuyarak araştırarak ve doğru dürüst savlarla eleştirilerinizi yapın(ız).
evrim teorisi hakkında hiç birşey bilmeden, başka insanların taraflı eleştirilerine dayanarak yorum yazılması çok saçma ve boşuna..kaldı ki Richard Dawkins'in evrim tanımı diğer birçok evrim tanımıyla kıyaslanamaz düzeyde.
evrim hakkında yarım yamalak bilidiğiniz ve teoriyi çürüttüğünüzü sandığınız o saçma şeyler(zürafanın boynu..vs..),özünde evrimi karalamak için evrimci olmuş insanların savlarıdır.
evrimi doğru kaynaklardan araştımanız ve EN ÖNEMLİSİ(!) tarafsız ve önyargısız, tamamen akılcı bir şekilde öğrenmeniz dileğiyle ...
Yazan: mehmet Tarih: February 5, 2008 8:48 PM
Dawkins'e karsilik olarak koyulmus videodaki konusmalar aktarilmis. Kitap sansa olusmustur gibi bir sav one surulmus. Buradan Dawkins yoktur denirmis. Boylece ¨Dawkins metodu" kullanilarak Dawkins´in olmadigi kanitlanmis.
Komik buldugum su, Dawkins ve Darwin anlasilmamislar. Bir konudaki savi curutmek icin ilk once savi anlamak gerek. Eger kitabin harfleri tek basina bir anlam ifade etselerdi, bir araya sansa gelmis gibi bir savunma yapilabilirdi belki. Acikcasi video uzerine yazi yazmayi biraz zaman kaybi olarak gordugum icin sadece fikrin ne oldugunu anlamadan oyle videolara itibar etmemenizi ve daha cok arastirmanizi oneririm.
Kedi ornegine gelince, orada evrim teorisi pek anlasilamamis. Sansa hersey bir araya gelip bir anda "kedi" cikmiyor. Zaten kediye benzer bir cok ara hayvan cikiyor once. Bir araya geldi parcalar kedi cikti diye birsey yok. O nedenle ilk once ortaya cikan "kedi" erkek mi disi mi diye bir soru zaten olamaz. O "kedi", sizin zannettiginiz kedi degil cunku.
Yani, sayfayi baska birsey ararken sansa bulmus bir insan olarak, dini savunmalari yapan arkadaslarin onerileri tam anlamadan bir savunma yaptiklarini farkettim. Belirtmek istedim. Tam anlasilmamis onermeler. Evrim gibi teoriler biraz daha arastirilirsa belki yapilan savunma da daha basarili olabilir.
Yazan: Emre Tarih: February 9, 2008 6:50 PM
Richard Dawkins diye bir adam olduğu bir gerçek - ama tanrı diye bir şey olduğu binlerce senedir sadece bir inanç. kardeşim. eğer tanrının var olduğunu bilseydiniz ona inanmazdınız çünkü bilirdiniz ama hala inanmaktan başka yapabileceğinizi hiç birşey yok . çok acı sizin için.
Yazan: sezgin Tarih: February 11, 2008 1:12 AM
Evrimleşme yolu ile bugün bildiğimiz anlamdaki kedinin (ya da diğer canlıların) ortaya çıkışına inanmayıp, Adem ile Havva'nın birgün Hoop! diye cennetten dünyaya indirildiğine inanmak gerçekten tuhaf.
Din karşıtlarının tezlerini mantıklarını kullanarak yorumlayıp, o tezlerdeki bazı kısımları komik olarak niteleyenler, aynı mantığı kendi inançlarını sorgulamak için kullanma basiretini gösterdiklerinde ortada sorun kalmayacak.
Yazan: Ufuk Tekin Tarih: February 15, 2008 12:01 AM
"Evrimleşme yolu ile bugün bildiğimiz anlamdaki kedinin (ya da diğer canlıların) ortaya çıkışına inanmayıp, Adem ile Havva'nın birgün Hoop! diye cennetten dünyaya indirildiğine inanmak gerçekten tuhaf."(Ufuk Tekin)
Kedi ortaya çıkaran bir süreç(mekanizma) yok... Geçiş fosili yok... Mikroevrimi gösterip makrosunu yedirmeye çalışanlar var... Sanki ispatlanmış bir şey var da insanlar inkar ediyormuş gibi hava estirmeyin. Tanrı'ya inanmayanların kaçınılmaz inancıdır darwinist evrim. Fakat, bir deist(veya teist) evrim fikriyle birlikte yaşayabilir. Kendi kaçınılmazlığınızın(Tanrı'yı inkar etmek için inanmak zorunda olduklarınızın) üstünü bilim sosuyla örtmeyin. Başka ihsan istemez.
...Ayrıca bir yaratıcı fikri hiç de tuhaf bir fikir değildir. Her eserin ustası olduğu tecrübeyle sabittir. Aynısını sizin sahipsiz zannettiklerinize uygulamak da mantıksız değildir...
"Din karşıtlarının tezlerini mantıklarını kullanarak yorumlayıp, o tezlerdeki bazı kısımları komik olarak niteleyenler, aynı mantığı kendi inançlarını sorgulamak için kullanma basiretini gösterdiklerinde ortada sorun kalmayacak."
Çok klasik olacak ama(şimdi uzun uzun kim uğraşacak :))) ) El cevap:
ATEİZM karşıtlarının tezlerini mantıklarını kullanarak yorumlayıp, o tezlerdeki bazı kısımları komik olarak niteleyenler, aynı mantığı kendi inançlarını sorgulamak için kullanma basiretini gösterdiklerinde ortada sorun kalmayacak.
Siz önce Tanrı'ya inanmamak uğruna inanmak zorunda olduğunuz şeylerin bir listesini çıkarın. Ondan sonra sağda solda (d)teist eleştirme işine girin.
****************************************
****************************************
Paul Davies (İngiliz Astrofizikçi) : “Bana göre bütün bunların arkasında çok güçlü bir delil var. Öyle görünüyor ki biri doğanın rakamlarını, evreni yaratmak için hassas bir ayara oturtmuş.” [167] “ Fizik kanunları son derece saf bir tasarım ürünü görünüyor. Evrenin bir amacı olmalı.” [168] “ Tanrı bu tasarımı ne maksatla üretmiştir sorusuna cevap ararken İnsancı İlke ve biyolojik organizmaların gerekleriyle ilgili oluşumların göz önünde bulundurulması gerekir. Evrende bilinçli yaşamın oluşması için gerekli doğa kanunlarının hassas ayarı açıkça Tanrı’nın evreni böyle bir hayat ve bilincin gelişmesi için tasarladığı sonucunu çıkarır. Bu demek oluyor ki evrendeki varlığımız Tanrı’nın planının merkezi bir parçasıdır.” [169]
Stephen Hawking (İngiliz Astrofizikçi) : “Bilim yasaları, şimdi bildiğimiz biçimiyle, elektronun elektrik yükünün niceliği ve proton ve elektronun kütlelerinin oranı gibi pek çok temel sayı içerir… Şaşılası gerçek ise bu sayıların değerlerinin yaşamın gelişimini olanaklı kılmak için çok ince ayar edilmiş gibi gözükmesidir.” [177]
Frank Tipler (Matematik Fiziği Profesörü) : “20 yıl önce kozmolojist olarak kariyerime başladığımda bir ateisttim. Bir gün Yahudi-Hıristiyan teolojisinin temel iddiasının doğru olduğunu ve bunun bizim anladığımız fizik kanunlarının bir sonucu olduğunu gösteren bir kitap yazacağımı en vahşi rüyalarımda bile hayal edemezdim. Ben bu sonuçlara benim özel fizik branşımın merhametsiz mantığını kullanarak ulaştım.” [179]
Roger Penrose (Matematikçi ve yazar) : “Ben derim ki evrenin bir amacı vardır şans eseri bir şekilde var olmamıştır.” [182]
Anthony Flew (Felsefeci) : “Hep söylendiği üzere, itiraf ruhu arındırır. Bu yüzden yazıma şunu itiraf ederek başlamak istiyorum; ateistler çağdaş kozmolojik konsensuslar karşısında utanmalıdırlar. Çünkü öyle gözüküyor ki, kozmologlar St. Thomas Aquinas’ın, felsefi olarak ispat edilemeyeceğini iddia ettiği şeye, yani evrenin bir başlangıcı olduğuna dair bilimsel kanıt sunmaktadırlar. Şu ana kadar evrenin sadece sonsuz değil ama ayrıca başlangıçsız olduğu düşüncesi rahatlıkla savunulabilirdi, evrenin hiçbir anlam taşımayan mevcudiyetinin ve en temel öğelerinin nihai izahatlar gerektirdiğini ise hala rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak hala bunların doğruluğuna inanıyor olsam da, Big Bang karşısında bu duruşu korumanın artık rahat ya da kolay bir şey olmadığı çok açıktır.” [187] (Flew, big bang karşısında daha fazla dayanamayıp sonunda ateizmden vazgeçmiştir.)
Eğer Tanrı'yı bilmem ne galaksisindeki bilmem ne canavarı(ya da garajınızdaki ejderha ya da makarna canavarı) ile aynı kavram içinde değerlendirecek kadar derin(!) bir ateistseniz yazdıklarımın hiç biri sizin için değildir. Bu kadar adam böylesine olmayan bir canavar ile boşuna uğraşıp duruyor olmalı!
Big crunch-oscillating universe'den neden vazgeçilmiştir? (Hawking'in)Sanal zamanının gelecek öngörüsü(Evrenin geleceğinden bahsediyorum) nedir? Bu süreç nasıl işleyecektir? Aslında gerçek zaman bileşeninde bir sonsuzluk mu önermektedir? Ya da gerçekten bir başlangıçtan kurtarıyor mu? Kutup noktasında sanal zamanın değeri nedir? Bir şeyleri daha mı açık yapıyor ya da yeni muğlak kavramlar mı çıkarıyor?
Ayrıca fizikte hiç bir parametre hem sanal hem gerçek zamanlı ifade edilmez. Bir parametrenin hem sanal hem de gerçek bileşeni şimdiye kadar hiç olmamıştır (Gerçeği voltajı sanalı fazı ifade eder mesela. Ve bu bir gösterim tekniğidir. Matematiksel modellerimizde sanal sayı hiç bir zaman fiziksel bir gerçekliğe tekabül etmez). Bir şey böyle tanımlanıyorsa bir terslik vardır, kuramda (kuantum, kuantum-gravitasyon) bir şeyler eksik/yanlış olmalıdır/olabilir. Hiç de saçma olmayan bir başlangıç fikrinden kurtulmaya çalışmak için saçma olma ihtimali kuvvetli başka seçeneklere gerçekmiş gibi iman edenlere ne denir?
Evrim konusuna pek girmeden kısa açıklamalardan sonra soralım: Hangisi daha büyük iman gerektirir?
Ateizm, D(T)eizm.
Yazan: GobeginiKasiyanDogmatik Tarih: February 16, 2008 8:30 PM
Benim yazıma kim cevap verdi anlayamadım ancak tavır pek hoş değil.
Üstelik Kelime oynunları yapmak cevap vermek demek değildir.
İnanan herkese şunu açıka söylemek istiyorum ki; dogmatik olan biz değiliz sizsiniz. Ben Tanrıya ve dolayısıyla evreni onun yarattığına inanmıyorum. Benim gibi düşünenler açısından doğal olarak "peki biz nasıl var olduk" sorusu ortaya çıkıyor. Buna dair yapılan açıklamalar arasında Darwin'in teorisi -şu ana kadar- en mantıklı ve doğru olma ihtimali en yüksek olan teoari olarak öne çıkıyor. Bu durumda, evet ben bu teoriye sıcak bakıyorum. Siz ise inancınızdan dolayı bu teoriyi reddediyorsunuz. Farkımız ve sizin dogmatik olduğunuz gerçeği ise şu noktada ortaya çıkıyor: Yukarıda da belirttiğim gibi Evrim teorisi ya da büyük patlamaya ilişkin teoriler benim için sadece teoridir. Ben sizin gibi sorgulamadan inanmam. Eğer birgün gerçekten bilimsel olarak bu teorilerin aksi ispat edilirse bu durum benim dünya görüşümde bir değişikliğe yol açmayacaktır. Böyle birşey olursa ben sadece "varoluş sırrını" açıklamaya çalışan yeni bilimsel gelişmeleri takip edeceğim.
Sözün özü: İnanmak dogmatikliği beraberinde getirir ancak inanamamak getirmez.
Buna dair sözleriniz -her zaman yapıldığı gibi- bizleri de kendi kalıplarınıza sokma çabasından başka birşey değil.
İlk yazımdaki görüşlerime ek olarak bir düşünürün sözünü de eklemek isterim: "Size ait olmayan her din size gülünç gelir". Lütfen bunun üzerinde düşünün.
Yazan: Ufuk Tekin Tarih: February 21, 2008 12:54 AM
@Ufuk Tekin,
Şunu kabul ederek işe başlıyorsunuz:
"Tanrı yoktur. Bu evrenin varlık nedeni kendiliğindendir."
Böyle bir evren niye vardır? sorusunun cevabı nedir ateist felsefede? Buna verdiğiniz cevap: vardır çünkü vardır. Bu bir ön kabuldür. Sizinle farkımız bu önkabulü benimsemiyor oluşumuzdur. Yukarda da belirttiğiniz gibi ne olursa olsun bu duruşumdan taviz vermem diyorsunuz. Biz de buna dogmatik tavır diyoruz. Sizin kendi ön kabullerinizle oluşturduğunuz inanç sistemine uymuyor diye inanan insanları gülünç bulanlar kimler acaba? Hiç düşündünüz mü?
Biz inanan insanlarla sizin aranızdaki en büyük farklardan biri nedir biliyor musunuz? Biz neyi niye kabul ettiğimizi gerçekten biliyoruz. Ama siz gerçekten ne olduğunuzu kabul edemiyorsunuz.
Şimdilik bu kadar yeter diye düşünüyorum.
Yazan: GKDT Tarih: February 21, 2008 5:39 PM
Ufuk Tekin Bey,
Uzayda, dünyada canlılık nasıl ortaya geldi sorusuna pek ala evrim ile cevap verebilirsiniz.
Veya en iyi ifade ile cevap verildiğini düşünebilirsiniz.
Fakat mesele evrene gelince siz kendi kalıbınızı kendiniz bulun. Size bir kalıp biçildiği yok. Aksine tanrıya inanmayanlar dogmatik diyerek tanrıya inananlara psikolojik baskı uyguluyor diyebilirim.
Evrenin nasıl oluştuğu ile ilgili evrim teorisi size bir bilgi veriyor muydu yoksa?
Evren nasıl oluştu.
Canlılık değil.
Buyrun düşünün.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: February 21, 2008 6:24 PM
@GobeginiKasiyanDogmatik;
Copy-paste uzmanısınız belli, ama copy ederken eksik bırakmışsınız. Referans numaraları var, ama referansların kendisini unutmuşsunuz. Madem Copy-paste yapacaksınız bari doğru düzgün yapın ki yazdıklarınızı takip edebilelim. Ben çok meraklıymdır öyle takip işlerine, çünkü 80% bağlamdan koparma, çeviri kıvırtmaları oluyor bu tür şeylerde. Referansların izini sürdüm ve hristiyan-yaratılışcı bir siteye ulaştım, ama maalesef site yayında değil. Burada aktardıklarınızın kaynaklarını verebilirmisiniz lütfen? Rica ediyorum sizden. Çevirilere güvenmiyorum, ve nerelerde ne gibi çarpıtmalar olduğunu göstermek isterim tabi lütfedip yazdıklarınızın kaynağını doğru bir şekilde gösterirseniz!
Yazan: fuatogl Tarih: February 22, 2008 12:36 AM
Sayın arkadaşlar dinler tarihini eminim benden iyi biliyorsunuzdur. Bana göre dinler tarihi, bilimsel anlamda izah edemediğimiz ya da korktuğumuz şeylerin tarihidir. Güneşten korkarken Apollon'a, Yeraltını açıklayamazken Hades'e ve her neyi izah edemeyip korkuyorsak ona taptık. Bu çok tanrılı dinler dönemiydi. Sonra açıklanamayanların sayısı azaldıkça tanrıların sayısı da azaldı. En sonunda Amon ile Ra yı birleştirip Amonra'ya yani tek tanrılı dinlere ulaştık.
Sizin söylediğiniz şey de bana çok farklı gelmiyor bugün. Yani, açıklamayamadığınız şeyleri doğaüstü güçlere havale etme isteği.
Ben Evrenin nasıl oluştuğunu BİLMİYORUM. Bunu çok merak ediyorum ama bilmiyorum. Siz de bilmiyorsunuz ama siz bu konuda bilime bir açıklama yapma şansı vermek yerine hazır bir açıklamaya inanmayı tercih ediyorsunuz. Biz ise sorgulamadan inanmadığımız için bilimsel açıklamalara bel bağlıyoruz. Bilimsle açıklmalara bel bağlamak ise bir teoriyi dogma haline getirmek değildir. Büyük patlama teorisinin aksi ispat edilirse ben buna rağmen bu görüşü savunacak değilim. Yanıldığınız nokta bu. Benim için ölçü bilimdir.
Bu noktada Mustafa Fatih Yüce'nin bana sormuş olduğu "evren nasıl oluştu" sorusuna cevap vermiş oluyorum. Cevabım: Evrenin nasıl oluştuğunu bilmiyorum. Bu konudaki bilimsel araştırmaları takip ediyorum ama kesin cevabı bilmiyorum.
Şimdi CKDT nın sorusuna gelmek istiyorum.
Yani; Bu evren niye vardır? Bu sorunun cevabı da esasında aynıdır. Yani BİLMİYORUM.
Birşeylerin cevabını bilmediğim için tanrının varlığını kabul etme gibi bir niyetim de yok. Üstelik bu konuyu tanrıya havale edenlerin de cevabı bildiğini sanmıyorum.
Aslında gördüğünüz gibi olay sayın CKDT'nin dediği noktaya yani ön kabule dayanıyor. Ben buna "Tercih" demeyi daha doğru buluyorum. Bana kalırsa Tanrının varlığına inanmak ya da inanmamak en sonunda bir tercihe kalmaktadır çünkü her iki tercihin de aksi ispat edilemez. Ne Tanrının varlığını ispat edilebilir ne de var olmadığı... Burada "karine" ile "ispat" kavramlarının farkını herkesin doğru anlamlandıracağına inanıyorum.
Olay dogmatik olmaksa dogmatik olan inanmayanlar değildir. Dünya materyalinde var olan durum Tanrının olmadığıdır. İspatı mümkün olmayan birşeye inanmamak dogmatiklik olmaz, inanmak ise dogmatiklik olur. Bir arkadaşınızla boş bir odada bulunduğunuzu varsayın. Yani odada arkadaşınız ve siz olmak üzere toplam iki insan olduğunuzu varsayın. Var olan durum odada iki insan olduğudur. Buna inanmak doğal olan yani ispatı istenmeyecek olan durumdur. Bu esnada arkadaşınız size "hayır bu odada iki değil üç insan var" derse arkadaşınız doğal duruma aykrı bir sav ileri sürmüş olur ve bu durumda savını ispat etmesi gerekecektir. Arkadaşınız bu savı ispat edemediği sürece dogmatik kalacaktır ancak siz bu durumda hçbir zaman dogmatik olmazsınız. Nitekim hukukta da "müddei iddiasını ispat etmelidir" kuralı ispat hukukun temel ilkesidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki; yokluğun ispatı olmaz. Taraflardan biri yokluk ileri sürdüğünde, yani birşeyin olmadığını ileri sürdüğünde ispat yükü yer değiştirecek ve ispat yükü varlık iddia edene geçecektir. Yani yokluk iddia edenler hiçbir zaman dogmatik olamaz.
Benim sorunum Tanrı ile değil aslında. Benim sorunum dinlerle. Pratikte (herhangi bir dine inanmadığı sürece)bir Deistle Ateist arasında pek fark yoktur.
Yazan: Ufuk Tekin Tarih: February 22, 2008 12:51 AM
Ufuk Tekin Bey,
Biz de bilime bel bağladık efendim,
Mesela AT bunun bir örneği fakat hala dogmatiğiz hala dogmatik sizin gözünüzde,
Şimdi siz bilmeyip bilime bel bağlayınca fakat buna rağmen bir tanrı dışında "iman"a sahipken dogmatik olmuyorsunuz da; neden biz, AT alanında bulgular arayanlar, bilimsel verileri değerlendirrenler, bilmeyip, fakat bilime bel bağladıkları halde, iman edince dogmatik oluyorlar. Sen bilimsel veriler sonucunda "iman"ında değişiklik yaparsın da ben yapamaz mıyım? Bu ne yaman ön yargı? Hodri meydan diyorum. Ben kendimden ve imanımdan eminim. Haydi hodri meydan. Bilim nereye götürürse...
Senin için ölçü bilimdir de benim için değil midir?
Şimdi evrime inanan bir arkadaş, "bu bilinmiyor, bilim bir açıklama bulacak, fakat evrimin gerçekleştiğine inanıyorum" derken bilimi ölçü almış oluyor da; neden evrime inanmayan birisi "evrimin gerçekleşip gerçekleşmediği bilinmiyor, bilim açıklama getirebildiği kadar getirecek, fakat evrimin gerçekleştiğine inanıyorum" dediğimde bilimi ölçü almış olmuyor. Hodri meydan, ben imanımda değişikliğe hazırım bilimsel veriler ışığında; ya siz?
Ayrıca bilmediğimizden tanrının varlığını kabul etmiş değiliz, mevcut bilgi üzerine mantık yorarak, akıl yürüterek "tanrı vardır, olmalıdır" diyorum. Detayını http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2008/02/ateistlerin_inanci.php#comments adresindeki yorumlarda bulabilirsiniz.
...
Ayrıca inananların konumunu yanlış anladığınız için yanıldığınızı görüyorum. Şu odaya girdiğiniz arkadaşınızı (hani odada üçüncü bir kişinin varlığını iddia eden) tanrının varlığına inanana benzetmişsiniz. Fakat tanrının varlığına inan bu olayda şu rolde olabilir bence:
"Mesela odanın duvarında bir resim var ve arkadaşınız bu odada bizden önce birisi veye birileri vardı" diyor.
Bir de bu yönden düşünün.
Bence üçüncü kişinin varlığından bahseden olsa olsa bir tanrıdan değil de makarna canavarından bahseden birisi olabilir.
Ayrıca durum "var mı, yok mu" diyen için daha vahimdir.
Falan filan...
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: February 22, 2008 9:48 PM
@fuatogl,
"Copy-paste uzmanısınız belli,"
Nerden belli? Kaç kere copy-paste yaptığımı gördünüz? Aksine kendi fikirlerimi yazmayı daha çok severim.
"ama copy ederken eksik bırakmışsınız."
Hani copy-paste uzmanıydım? :)))))
******************************
Copy-paste yaptığım yerdeki referanslar şu şekilde:
[169]Paul Davies, The Mind of God, s. 213.
[177]Stephen Hawking, A Brief History of Time, s. 125.
[179]www.scienceandthebible.org
[187]H. Margenau-R. Varghese, a.g.e., s. 224.
Yazan: GKDT Tarih: February 23, 2008 12:31 PM
Arkadaşlar çok abartmışsınız bence öle bi karşılaştırma olmamış ztn bu yazıda..ama Mustafa Akyol arkdaşımızın da Richard Dawkins'in kaç kitabını, kaçar kez(çünkü 1 kere okuyarak özümsenmicek derecede doludur kitapları) okuduğunu çok merak ediyorum!Hatta okumaya cesaretinin olduğunu..Herkes birbirine kazık atıp kendi yolunu açmaya çalışıyor, hepimiz bu dünyada yaşıyoruz, hepimiz daha iyi ve mutlu olmak isteriz ama böyle olmamalı..Saygılar!
Yazan: Anonymous Tarih: February 26, 2008 1:49 AM
26 Şubat 2008 tarihli Anonymous arkadaş,
Aferin, sanırım sen Dawkins'in kitaplarını bir kaç kez okudun, bravo. Ne kadar entelsin, bilgilisin, bilimselsin, falan filan...
Ayrıca Mustafa Bey'in kaç kez okuduğunu bilmem, bu yüzden kaç kez okuduğu ile ilgili bir ön yargım da yoktur,
Hem zaten, dolu dolu kitapları anlama kapasitesi de farklıdır herkesin, sen 10 kerede anlarsın, ben 1 kerede anlarım, filanca kapağına bakar anlar(!)
Keşke tartışmaya dahil olup değerli fikirlerinizden bizi mahrum bırakmasaydınız.
Lüzumsuz ve ukala yorumunuz yerine...
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: February 26, 2008 8:04 PM
“Şimdi siz bilmeyip bilime bel bağlayınca fakat buna rağmen bir tanrı dışında "iman"a sahipken dogmatik olmuyorsunuz da; neden biz, AT alanında bulgular arayanlar, bilimsel verileri değerlendirrenler, bilmeyip, fakat bilime bel bağladıkları halde, iman edince dogmatik oluyorlar.”
Tanrıya inanmamak bir inanma şekli değildir. Adı üstünde inanmamaktır. Hala ısrarla bunu bir iman olarak gösterme çabasını anlayamıyorum.
“Sen bilimsel veriler sonucunda "iman"ında değişiklik yaparsın da ben yapamaz mıyım? Bu ne yaman ön yargı? Hodri meydan diyorum. Ben kendimden ve imanımdan eminim. Haydi hodri meydan. Bilim nereye götürürse...”
İlginç… İnancınız bilimden kaynaklansaydı belki bilimsel bulgular sizi inançsızlığa götürebilirdi ancak sizin inancınız bilimden kaynaklanmadığı için maalesef böyle bir şey olacağını sanmıyorum. Keşke olabilseydi…
“Şimdi evrime inanan bir arkadaş, "bu bilinmiyor, bilim bir açıklama bulacak, fakat evrimin gerçekleştiğine inanıyorum" derken bilimi ölçü almış oluyor da; neden evrime inanmayan birisi "evrimin gerçekleşip gerçekleşmediği bilinmiyor, bilim açıklama getirebildiği kadar getirecek, fakat evrimin gerçekleştiğine inanıyorum" dediğimde bilimi ölçü almış olmuyor. Hodri meydan, ben imanımda değişikliğe hazırım bilimsel veriler ışığında; ya siz?”
Daha önce de söylediğim gibi evrim teorisi, bu bilinmezliği açıklamaya çabalayan en mantıklı teori olduğu için takip edilmelidir. Onun değeri de herhangi başka bilimsel teoriler kadardır. Evrimi bir din haline getirmek yanlıştır. Durum birinin evrime inanması diğerinin inanmaması kadar basit değildir. Keşke olsaydı. Durum; birinin evrime –herhangi bir başka bilimsel teori kadar- inanması, diğerinin ise Tanrıya inandığı için evrime inanamamasıdır. Üç büyük ilahi din evrim teorisinin aksini iddia ettiği için siz evrime inanmıyorsunuz. Yoksa olaya bilimsel açıdan falan baktığınız yok. Sizin inancınız evrim teorisinin aksini iddia etmemiş olsa ancak o zaman evrim teorisine bilimsel yaklaşabilirdiniz. Biz evrime ister inanırız ister inanamayız. Bu konuda açık bir özgürlüğümüz var. Sizse evrime inanmamaya mahkumsunuz çünkü aksi durumda inancınıza aykırı davranmış olacaksınız. Hala mı dogmatik değilsiniz?
Ayrıca bilmediğimizden tanrının varlığını kabul etmiş değiliz, mevcut bilgi üzerine mantık yorarak, akıl yürüterek "tanrı vardır, olmalıdır" diyorum.
Tanrının varlığını ya da yokluğunu mantık ya da bilimle kanıtlayamazsınız bu olsa olsa bir tahmin olur sadece.
“Ayrıca inananların konumunu yanlış anladığınız için yanıldığınızı görüyorum. Şu odaya girdiğiniz arkadaşınızı (hani odada üçüncü bir kişinin varlığını iddia eden) tanrının varlığına inanana benzetmişsiniz. Fakat tanrının varlığına inan bu olayda şu rolde olabilir bence:
"Mesela odanın duvarında bir resim var ve arkadaşınız bu odada bizden önce birisi veye birileri vardı" diyor.
Bir de bu yönden düşünün.
Bence üçüncü kişinin varlığından bahseden olsa olsa bir tanrıdan değil de makarna canavarından bahseden birisi olabilir.”
Tanrı her an her yerdeyse benim verdiğim örnek doğrudur. Hayır sizin Tanrınız girdiği odalara resmini asıp çekip gidiyorsa sizin örneğiniz doğrudur.
“Ayrıca durum "var mı, yok mu" diyen için daha vahimdir.”
Evet klasik “İnan da istersen oduna inan” anlayışı. Yani inanma ihtiyacı.
Yazan: Ufuk Tekin Tarih: February 28, 2008 2:19 AM
Ufuk Tekin arkadaş,
"Tanrının varlığını ya da yokluğunu mantık ya da bilimle kanıtlayamazsınız bu olsa olsa bir tahmin olur sadece."(Ufuk Tekin)
diyorsunuz.
Bilimle kanıtlayamazsınız, aksini iddia etmedim, cinlik yapmayın; bilimin eli yetmez ona.
Fakat mantık ile kanıtlayamıyorsanız o sizin sorununuz. Mantığınızı çalıştıramıyorsunuz diye tanrı yok diyorsanız, Allah(cc) ne yapsın size?
"Tanrı her an her yerdeyse benim verdiğim örnek doğrudur. Hayır sizin Tanrınız girdiği odalara resmini asıp çekip gidiyorsa sizin örneğiniz doğrudur."(Ufuk Tekin)
Bir benzetme ancak bu kadar kıt yorumlanabilir, oysa benzetmeyi ilk yapan sizdiniz, ben ise bir ekleme ile benzetmenize farklı bir bakış açısı katmıştım. Keşke siz de aynısını yapabilseydiniz.
"Evet klasik “İnan da istersen oduna inan” anlayışı. Yani inanma ihtiyacı."(Ufuk Tekin)
Hayır Ufuk Tekin Bey,
Bu tanrıya inanmayanların "bingo" anlayışına hayranım, herşeyi çözmüş edasında yazarak afilli görünme çabasındalar.
Evet, nerede kalmıştım;
-Hayır Ufuk Tekin Bey,
Şu başta bahsettiğim mantık yormada bir güçlük vardır "var mı, yok mu?" diyen için bundan; inanma ihtiyacından bahsetse idim "durum inanmayan için en kötüsü" derdim. Değil mi ya?
...
Ayrıca gelelim tekrara,
İnanmayan arkadaşlara yazarken çok tekrar gerekiyor.
Evrim teorisi en mantıklı teori olabilir size göre, fakat en nihayette bir teoridir(bana göre de tarih teorisi), kimse evrimin gerçekleşmiş olduğunu kabul etmek zorunda değildir, biyoloji bilgim evrimin gerçekleşemeyeceğini söylüyor bana, dini bilgim değil(çünkü pekala Allah(cc)'a inanan evrimciler de var, hatta evrimi Kur'an'a dayandıranlar bile), fakat biyoloji bilgimden edindiğim sonuç da din bilgimle çelişmiyor; ne ala değil mi; çelişmesi mi gerekirdi sizce?
Evrimci arkadaşlar gibi bende bilimsel gelişmelerin bizi nereye götüreceğini merak ediyorum. Acaba evrim süreci yaşandı mı, yaşanıyor mu? Evrim ispatlanmış bir kanun olmadığına göre, bir teori olduğuna göre evrim olmuştur demek ile evrim olmamıştır demek arasında bilimsel açıdan bir fark kalmıyor. E canım ispatlanmış ise neden her sorumuza evrimci arkadaşlar şirket mührü gibi "bu daha bilinmiyor, araştırılıyor; sorunsuz bir teori olamaz" gibi cevaplar veriyor.
...
"Tanrıya inanmamak bir inanma şekli değildir. Adı üstünde inanmamaktır. Hala ısrarla bunu bir iman olarak gösterme çabasını anlayamıyorum."
Hangi bilimsel veriye dayanarak tanrı yoktur diyorsunuz.
Ha şimdi yokluk ispat edilemez, ispat mecburiyeti varlığı iddia edende dersiniz. Uyanıklar sizi.
Ben "tanrı yoktur" yargınızı değil, "tanrı yoktur" derken aslında ne dediğinizi görmenizi ve bunu ispat etmenizi istiyorum.
"Tanrı yoktur" derken "bu evren kendiliğinden var oldu" veya "bu evren sonsuzdan beri vardı" diyorsunuz.
Buyrun tanrının yok olduğunu DEĞİL, bu evrenin kendiliğinden var olduğunu veya sonsuzdan beri var olduğunu veya başka bir şık ekleyin ve bunu ŞU BİLİMSEL VERİYE DAYANDIRIYORUM deyin.
Buyrun.
Diğer ateist, agnostik arkadaşlar. Buyrun. Hacı Bekir Tekkesi. Beleş soru.
Yazan: Anonymous Tarih: February 28, 2008 6:31 PM
Sanırım anlaşılıyor ama 28 Şubat 2008 tarihli anonymous benim, Ufuk Tekin Bey.
mustafa fatih yüce
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: February 29, 2008 12:21 AM
Şöyle bir önermede bulunabiliriz o zaman aynı mantıktan yola çıkarak.
Ermeniler, ermeni soykırımı vardır diyorlar bizde yoktur diyoruz. O zaman ermeni soykırımı olduğunu iddia edenlerin değil olmadığını iddia edenlerin bunu kanıtlamak için kasması lazım.
Yada muhalefetten birileri çıkıp diyelim ki şöyle bir cümle kuruyor "RTE'nin şöyle,böyle yolsuzlukları vardır" diyor. O zaman muhalefetten herkes RTE nin birer yolsuzluğu olduğunu iddia etsin ve RTE de işini gücünü bırakıp hayır bu iddialar yalandır diye tırmalasın dursun. Eğer birşeyin varlığını iddia eden kimse onun ispatı ile yükümlü değil ise evrensel hukuk diye bişey olmaz herkes birileri hakkında hertürlü iddiada bulunur ve ohh ne ala mualla dizisinde hepsi rol alır.
Sen bana diyelim ki şöyle birşey diyorsun " Heyy sevgili arkadaşım sen falanca kişinin malını çaldın" Bende diyorum ki "ispatla o zaman" Ardından senin akıllara durgunluk veren pardon pardon insanı dumur eden cevabın geliyor " Ben ne ispatlıcam kardeşim sen ispatlasana çalmadığını"
Sevgiyle öpüyorum ve Selamlıyorum sizleri Sevgili Din Kardeşlerim
Yazan: Gökhan Tarih: February 29, 2008 2:41 AM
Gökhan arkadaş,
Sanırım yorumun benim son yorumum ile alakalı.
Yokluğun ispatı olmaz. AKSİNİ SÖYLEMEDİM Kİ ZATEN, İSTEMEDİM DE. Tabi sen gibi cinlerin çıkacağını bilerek tedbiren şu AÇIKLAMAYI yapmıştım.
Bir zahmet tekrar oku. İstediğim cevap için düşünmek istemiyordu isen keşke hiç yorum yapmasaydın.
Bak ne demişim.
"Ha şimdi yokluk ispat edilemez, ispat mecburiyeti varlığı iddia edende dersiniz. Uyanıklar sizi.
Ben "tanrı yoktur" yargınızı değil, "tanrı yoktur" derken aslında ne dediğinizi görmenizi ve bunu ispat etmenizi istiyorum.
"Tanrı yoktur" derken "bu evren kendiliğinden var oldu" veya "bu evren sonsuzdan beri vardı" diyorsunuz.
Buyrun tanrının yok olduğunu DEĞİL, bu evrenin kendiliğinden var olduğunu veya sonsuzdan beri var olduğunu veya başka bir şık ekleyin ve bunu ŞU BİLİMSEL VERİYE DAYANDIRIYORUM deyin."(ben)
Bak kaç kere TEKRAR ETMİŞİM.
Tanrının yok olduğunun ispatını DEĞİL DEĞİL DEĞİL
Tanrı yok yargınızın ne manaya geldiğinin yani
"Evren kendiliğinden oluşmuştur" veya benzeri(Sanırım bu yargıda yokluk yok değil mi?)
yargısının ispatını ve hangi bilimsel veriye dayandırdığınızı sormuştum.
Tüh kaçırmışsın.
Dikkatli oku.
Oku, oku da dumurdan kurtul.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: February 29, 2008 4:26 PM
Sayın Mustafa Fatih Yüce
Aslında hayat pratiğinde tanrıtanımaz olmanın tanrıya inanmaktan çok farkı yok. Fark yaratan asıl unsur Din.
Madem laf ebeliği yapmayacağız şunu hepimiz kabul edelim ki; tanrıya inanmak ya da inanmamak önü sonu TERCİH meselesidir.
Şu ya da bu şekilde evren var oldu. Siz evreni tanrı yarattı dersiniz. Ben ise o hep söylenen 10 üzeri bilmem kaçta birlik olasılık gerçekleşti çünkü o asıl tözün varlık haline gelme çabası sonsuz sayıda tekarlanıyor ve bu sebeple ihtimal ne kadar küçük olursa olsun ergeç o töz varlık haline geliyor diyebilirm. Siz bana peki o töz nasıl var oldu derseniz ben de size peki tanrı nasıl var oldu diye cevap veririm. O zaman siz bana ama o vagon değil lokomotiftir. Var olma gücünü kendisi üretir dersiniz. Ben de size derim ki Töz de aynen böyle olabilir. Yani evveli olmayan, var olma gücünü kendinde bulan bir madde. Neticede bu, bir Tanrıya inanmaktan daha az akılcı değil vs. vs. Bu durumda aramızki tek fark sizin tanrınızın bilinçli bir varlık benim tözümün ise
bilinçsiz bir cisim olmasına kadar indirgenir. Ne siz ne de ben bunun aksini ispatlayamayacağımız için ise en başta dediğim gibi tanrıya inanmak sadece bir tercih meselesidir.
Araızdaki farkı derinleştiren sizin tanrıya değil Allaha inanıyor olmanızdır. Sanırım aslında tartışılması gereken konu Tanrı var mıdır yok mudurdan ziyade Allah var mıdır yok mudur meselesidir.
NOT:odadaki iki arkadaşla ilgili verdiğim örneğe de aslında bu yüzden değişik bir bakış açısı getiremezsiniz çünkü Allah her an heryerde olandır. Yani örnek benim ifade ettiğim şekilde olmalıdır. Size bu yüzden o şekilde cevap verdim yoksa söylemek istediğinizi anlamadığımdan ya da anlamak istemediğimden değil.
Yazan: Ufuk Tekin Tarih: March 1, 2008 2:18 AM
Önce şu örneğinizle ilgili açıklamaya gelelim,
Eminim bu örneği verirkenki ilk bakış açınız
"Allah her an heryerde olandır" değildi.
Çünkü yokluğun ispatı ile ilgili konuşurken bu örneği vermiştiniz. Böyle olsaydı, bu örneği vermeniz çok saçma oluyor, çünkü o zaman da odada bir 3. kişinin varlığını iddia ettiğinden bahsetmez, direk tanrıdan bahsederdiniz. O zaman siz tanrıya inananı yanlış konumlandırırken aynı zaman da o kişinin tanrı tanımını da yanlış konumlandırıyorsunuz. Yani etti iki yanlış.
...
Tanrı konusuyla ilgili az çok paralelleşmişiz,
Tözmüydü neydi onu ilk defa duydum ama siz töze ben tanrıya inanırken tek farkımız şu olacak:
Ben bilinçli bir varlığa, siz ise bilinçsiz bir maddeye tanrısal özellikler veya varlığının kendisinden olması özelliği yüklemiş olacaksınız.
Ayrıca varlığının kendisinden olması bir aksiyomdur. Tanrı kavramının tarifinin içindedir ve sorgulanamaz. Bu onun dogma olduğunu göstermez. Bu bir aksiyomdur. Dogma olduğu için değil, aksiyom olduğu için sorgulanamaz. Mesela üçgenin tarifi içinde üç kenarı olması geçer. Siz bunu sorgulayamazsınız. Neden üçgenin 4 kenarı yoktur diyemezsiniz.
...
Gelelim Allah(cc), tanrı ayrımına. Yani tanrıya inandığımdan değil, inandığım Tanrı Allah olduğu için dogmatiğim öyle mi? Nedeni açıklayabilir misiniz?
Töz inancının tanrı inancından, tanrı inancının Allah(cc) inancından daha mantıklı ve bilimsel olduğuna nasıl karar verebildiniz?
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 1, 2008 4:08 PM
Ufuk Tekin beye,
"Ben de size derim ki Töz de aynen böyle olabilir."
Bir çeşit Tanrı yani.
"Yani evveli olmayan, var olma gücünü kendinde bulan bir madde."
Tanrısal vasıflar.
"Neticede bu, bir Tanrıya inanmaktan daha az akılcı değil vs. vs."
Daha az akılcı olduğunu bir sonraki cümlenizde siz söylüyorsunuz:
"Bu durumda aramızki tek fark sizin tanrınızın bilinçli bir varlık benim tözümün ise
bilinçsiz bir cisim olmasına kadar indirgenir."
Ortada var olan cismaniyet(evren, madde) pek de öyle bilinçsiz durmuyor maşallah. Bir bilincin eseri olduğu sırıtıyor. Ama inat ettim bir kere inanmam Allah inanmam diyene ne yapılabilir ki?
Bu evrendeki bilinci(tıkır tıkır işleyen mekanizmaları) şuursuz, bilinçsiz maddeye indirgeyene ne demeli bilmem ki?
Tanrı var mıdır yok mudur sorusu zannettiğiniz gibi önemsiz bir soru değil. Çok önemli. Onun varlığını kesin surette kabul etmeden bir sonraki aşamaya(Din) geçemezsiniz. Öyle yarım ağız hadi olduğunu varsayalım ile de olmaz bu işler. Önce olduğunu anlayacaksınız ve inanacaksınız. Din konusunu Tanrı'ya inanmayan bir insanla tartışmak son derece akılsızca bir davranıştır bana göre. Din Tanrı inancı ile başlar.
...
"Töz varlık haline geldi". Bu cümle ne demek?
Töz'de bir varlık değil mi zaten?
...
Açıklamaya çalıştığımız şeyin(evren, madde) varlığını yine kendisiyle açıklamaya çalışmanın mantıksız olduğunu hiç düşünmüyor musunuz? Neyse neticede bu sizin seçiminiz(dogmatik inancınız).
Sonra bu maddenin çok akıllı özelliklere sahip olduğuna inanıyor olmalısınız. Bu madde neden bir takım fizik kanunlarına tabi? Neden açıklanabilir bir yapısı var? Neden bir takım matematiksel denklemler geçerli olabiliyor? Bu bilinçsiz madde neden bu şekilde bilinçli insanlar üretebiliyor? Bu soruların cevabı için ne kadar derin dogmatik bir inanca sahip olmanız gerektiğini görebiliyor musunuz?
Saygılarımla
Yazan: GKDT Tarih: March 1, 2008 5:16 PM
Yazımın başlarında “Madem laf ebeliği yapmayacağız…” demiştim ama anlaşılan ben konuya fazla iyimser yaklaşmışım. Peki buyrun o zaman “elim sende” oynayalım. Nereye varacaksak artık…
Mustafa Fatih Yüce
Kusura bakmayın ama bu bahsettiğim laf ebeliği tam da sizin, benim verdiğim örnekle ilgili yorumlarınıza uygun düşüyor. Örneği tekrar yazayım ki aslında o örnekte ne sorduğum güme gitmesin.
Demişim ki: ”Bir arkadaşınızla boş bir odada bulunduğunuzu varsayın. Yani odada arkadaşınız ve siz olmak üzere toplam iki insan olduğunuzu varsayın. Var olan durum odada iki insan olduğudur. Buna inanmak doğal olan yani ispatı istenmeyecek olan durumdur. Bu esnada arkadaşınız size "hayır bu odada iki değil üç insan var" derse arkadaşınız doğal duruma aykrı bir sav ileri sürmüş olur ve bu durumda savını ispat etmesi gerekecektir. Arkadaşınız bu savı ispat edemediği sürece dogmatik kalacaktır ancak siz bu durumda hçbir zaman dogmatik olmazsınız. Nitekim hukukta da "müddei iddiasını ispat etmelidir" kuralı ispat hukukun temel ilkesidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki; yokluğun ispatı olmaz. Taraflardan biri yokluk ileri sürdüğünde, yani birşeyin olmadığını ileri sürdüğünde ispat yükü yer değiştirecek ve ispat yükü varlık iddia edene geçecektir. Yani yokluk iddia edenler hiçbir zaman dogmatik olamaz.”
Siz demişsiniz ki:” Ayrıca inananların konumunu yanlış anladığınız için yanıldığınızı görüyorum. Şu odaya girdiğiniz arkadaşınızı (hani odada üçüncü bir kişinin varlığını iddia eden) tanrının varlığına inanana benzetmişsiniz. Fakat tanrının varlığına inan bu olayda şu rolde olabilir bence:
"Mesela odanın duvarında bir resim var ve arkadaşınız bu odada bizden önce birisi veye birileri vardı" diyor.
Bir de bu yönden düşünün.”
Ben cevaben:” Tanrı her an her yerdeyse benim verdiğim örnek doğrudur. Hayır sizin Tanrınız girdiği odalara resmini asıp çekip gidiyorsa sizin örneğiniz doğrudur.”
Sizin cevabınız: Bir benzetme ancak bu kadar kıt yorumlanabilir, oysa benzetmeyi ilk yapan sizdiniz, ben ise bir ekleme ile benzetmenize farklı bir bakış açısı katmıştım. Keşke siz de aynısını yapabilseydiniz.
Ve benim cevap: “odadaki iki arkadaşla ilgili verdiğim örneğe de aslında bu yüzden değişik bir bakış açısı getiremezsiniz çünkü Allah her an heryerde olandır. Yani örnek benim ifade ettiğim şekilde olmalıdır. Size bu yüzden o şekilde cevap verdim yoksa söylemek istediğinizi anlamadığımdan ya da anlamak istemediğimden değil.”
Ve sizin son sözünüz: “Eminim bu örneği verirkenki ilk bakış açınız
"Allah her an heryerde olandır" değildi.
Çünkü yokluğun ispatı ile ilgili konuşurken bu örneği vermiştiniz. Böyle olsaydı, bu örneği vermeniz çok saçma oluyor, çünkü o zaman da odada bir 3. kişinin varlığını iddia ettiğinden bahsetmez, direk tanrıdan bahsederdiniz. O zaman siz tanrıya inananı yanlış konumlandırırken aynı zaman da o kişinin tanrı tanımını da yanlış konumlandırıyorsunuz. Yani etti iki yanlış.”
Bu yazışmaların meali:
Ben sizin gibi düşünenlere örnekleme yolu ile bir soru sormuşum. Siz bu soruya cevap vermemişsiniz. Zaten veremezsiniz de… Siz “sen bana bıçağını soktun al bir bıçak da ben senin karnına sokayım” der gibi; örneğimi değiştirerek bana başka bir soru sormuşsunuz. Yani bana bir cevap yok. Ben size cevaben çok açıkça “Tanrı her an her yerdeyse benim verdiğim örnek doğrudur…” diyerek örneği neden o şekilde yazdığımı belirtmeme karşın siz hala bana cevap ver(e)memişsiniz. Sizin son cevabınızın mealini yapamıyorum çünkü ne demek istediğinizi anlayamadım. Sanırım bu da muhkem ayetler gibi. Anladığım küçücük bir nokta; ben direk olarak Allahın bir sıfatını öne sürdüğüm halde, siz bana “hayır sen örneğinde allah demedin tanrı dedin. Oyun bozanlık yapıp soruyu çevirme” diyorsunuz. Doğru anlamışsam buna da cevap vereyim. Hoş ben sizi allaha inanıyor sanıyordum ama sorun değil, bana hangi özelliklere sahip bir tanrının yokluğu ile ilgili örnek vermemi istediğinizi söyleyin ben ona göre bir örnek bulayım. Yazışmalardan çok belli ki ben baştan beri allah her an her yerdedir inancınızdan dolayı o örneği verdim. Şimdiye kadarki tüm yazımın sizin yüzünüzden gereksiz yere yazıldığına inanıyorum. İnsanları sıktıysam özür dilerim.
Varsayalım ki sizin tanrı anlayışınız “her an heryerde olan bir tanrı” değil o zaman sizin örneğinize gelelim ve size bir soru sorayım. Örneğiniz şuydu: "Mesela odanın duvarında bir resim var ve arkadaşınız bu odada bizden önce birisi veye birileri vardı". Bana duvardaki o resmin neyin resmi olduğunu söyleyin ben de size cevap vereyim.
“Tözmüydü neydi onu ilk defa duydum”
TÖZ: Değişen yüklemlere desteklik eden değişmez gerçeklik; kendi kendisiyle, kendi kendisinde var olan anlamındaki felsefe kavramı. Öznede değil, kendinde var olan. Bağımsızca kendi içinde var olan.
Bazı düşünürler Tanrının da TÖZ ün tanımına uyduğunu söylerler.
“Ayrıca varlığının kendisinden olması bir aksiyomdur. Tanrı kavramının tarifinin içindedir ve sorgulanamaz. Bu onun dogma olduğunu göstermez. Bu bir aksiyomdur. Dogma olduğu için değil, aksiyom olduğu için sorgulanamaz. Mesela üçgenin tarifi içinde üç kenarı olması geçer. Siz bunu sorgulayamazsınız. Neden üçgenin 4 kenarı yoktur diyemezsiniz.”
Tanrının bizatihi kendisi de bir aksiyomdur zaten. Sanki Tanrı aksiyom değil de sadece sıfatları mı aksiyom?
“Gelelim Allah(cc), tanrı ayrımına. Yani tanrıya inandığımdan değil, inandığım Tanrı Allah olduğu için dogmatiğim öyle mi? Nedeni açıklayabilir misiniz?”
Hayır efendim yanlış anlamışsınız Tanrıya da Allaha da inansanız dogmatiksiniz.
“Töz inancının tanrı inancından, tanrı inancının Allah(cc) inancından daha mantıklı ve bilimsel olduğuna nasıl karar verebildiniz?”
Töz inancı diye bir şeye sahip değilim. Evrenin nasıl oluştuğunu bilmiyorum. Bunu hep söyledim. Bilmediğim bir şeye inanamam. Tahmin yürütebilirim hatta olasılıklardan birinin gerçek olmasını umut edebilirim (Tanrının varlığı da buna dahil) ama bunlar inanmak için yeterli değildir. Bir önceki yazımın bu şekilde yorumlanması beni üzdü çünkü bazı müştereklerde buluşulabilirdi. O yazının amacı şuydu: Tanrıya inanmak en nihayetinde bir tercih meselesidir ve bir insan salt Tanrıya inanıyor diye ağır eleştirilere maruz kalmamalıdır. Yazının başlarında şöyle yazmıştım: “Aslında hayat pratiğinde tanrıtanımaz olmanın tanrıya inanmaktan çok farkı yok. Fark yaratan asıl unsur Din.” Yazının gerisi bu başlığı desteklemek amaçlıydı. Yani biri çıkıp Tanrıya inanıyorum diyebildiği gibi bir diğeri Töze inanıyorum diyebilir. Bu bir tercih meselesidir demeye çalışmıştım. Siz ilginç bir şekilde bu yazımdan dolayı beni Töz fanatiği yapmayı başarmışsınız.
Töz ve Tanrı arasında bir mantıksal tercih yapmak istemiyorum ama bana Allah’a inanmak mı mı mantıklı diğerlerinden biri mi derseniz tabii ki diğerlerinden biri derim.
Bu yargının açıklaması ise işin için din unsuru da gireceğinden dolayı fazlasıyla geniş kapsamlı olacağından eğer tartışmak isterseniz bunu ayrıca tartışabiliriz tabii ki.
Elim sende…
GKDT
Öncelikle yazınızın bir çok yerinde laf ebeliğine iyi örnekler verdiğinizi söylemeliyim. Gene de cevap vermeye çalışayım.
["Neticede bu, bir Tanrıya inanmaktan daha az akılcı değil vs. vs."
Daha az akılcı olduğunu bir sonraki cümlenizde siz söylüyorsunuz:]
Nerde söylemişim ben bulamadım. Üstelik az önce belirttiğim gibi aslında vurgulamak istediğim o değil.
["Bu durumda aramızki tek fark sizin tanrınızın bilinçli bir varlık benim tözümün ise
bilinçsiz bir cisim olmasına kadar indirgenir."
Ortada var olan cismaniyet(evren, madde) pek de öyle bilinçsiz durmuyor maşallah. Bir bilincin eseri olduğu sırıtıyor. Ama inat ettim bir kere inanmam Allah inanmam diyene ne yapılabilir ki?
Bu evrendeki bilinci(tıkır tıkır işleyen mekanizmaları) şuursuz, bilinçsiz maddeye indirgeyene ne demeli bilmem ki? ]
Bilinçli olan evren midir yoksa o evreni yarattığına inandığınız yaratıcı mı? Eğer “bilinçli olan şey evrenin kendisidir” diyorsanız buyrun sizi Panteistler bölümüne alalım. Yok eğer bilinçli olan şey Tanrıdır diyorsanız o zaman lütfen bana ne demek istediğinizi izah edin. Mekanizmanın tıkır tıkır işlediğini zaten biliyoruz. Aksi takdirde şimdiye kadar yok olur giderdi ya da hiç var olmazdı değil mi?
[Tanrı var mıdır yok mudur sorusu zannettiğiniz gibi önemsiz bir soru değil. Çok önemli. Onun varlığını kesin surette kabul etmeden bir sonraki aşamaya(Din) geçemezsiniz. Öyle yarım ağız hadi olduğunu varsayalım ile de olmaz bu işler. Önce olduğunu anlayacaksınız ve inanacaksınız. Din konusunu Tanrı'ya inanmayan bir insanla tartışmak son derece akılsızca bir davranıştır bana göre. Din Tanrı inancı ile başlar.]
Şimdi siz din konusunu tartışmak için tanrının varlığına inanmak lazım mı diyorsunuz ben i yanlış anlıyorum? Yüksek müsaadenizle ben bir sonraki aşamaya geçmek istiyorum. Sanırım bu konuda yetkili sizsiniz.
Bu mantığı nasıl kurduğunuzu sormaya korkuyorum çünkü vereceğiniz cevabı doğru anlamak için de tanrıya inanamak şartını koşarsınız belki…
Din Tanrı inancı ile başlar demişsiniz bir de. Dikkat edin Budistler alınacak çünkü onların dininde bir tanrı yoktur.
["Töz varlık haline geldi". Bu cümle ne demek?
Töz'de bir varlık değil mi zaten?]
Töz bir kavramdır bir varlık değil. Gene de “varlık” kelimesini “evren” yaparsak sanırım karışıklık olmaz.
[Açıklamaya çalıştığımız şeyin(evren, madde) varlığını yine kendisiyle açıklamaya çalışmanın mantıksız olduğunu hiç düşünmüyor musunuz? Neyse neticede bu sizin seçiminiz(dogmatik inancınız). ]
TÖZ bir kavramdır (2). TÖZ e inanıyor değilim (2).
[Sonra bu maddenin çok akıllı özelliklere sahip olduğuna inanıyor olmalısınız. Bu madde neden bir takım fizik kanunlarına tabi? Neden açıklanabilir bir yapısı var? Neden bir takım matematiksel denklemler geçerli olabiliyor? ]
Ben töze ilişkin ne fiziksel ne matematiksel tanımlar getirmedim. Çünkü Töz bir kavramdır (3)
[Bu bilinçsiz madde neden bu şekilde bilinçli insanlar üretebiliyor? Bu soruların cevabı için ne kadar derin dogmatik bir inanca sahip olmanız gerektiğini görebiliyor musunuz? ]
TÖZ e inanıyor değilim (3).
Elim sende…
Esasında bu cevap metnini yazmak zorunda kalmamalıydım ama maalesef öyle olmadı. Dinle ilgili tartışmak istenirse görüşlerimi yazmaktan zevk duyarım.
Saygılar...
Yazan: MUT Tarih: March 3, 2008 4:12 AM
Sayın MUT,
Sanırım Ufuk Tekin sizsiniz?
Verdiğiniz örnekte neden tanrı inancına sahip olan kişiyi 3. bir insanın varlığını iddia eden konumuna koyarak yaptığınız hatayı göremiyor musunuz? Anlatamadım mı? Tanrı farklı bir gerçeklik boyutundadır. O yüzden bir odada insanın varlığını iddia etmek ile tanrının varlığını iddia etmek arasında dağ, dere ve tepeler kadar farklar ve vadiler ve kalyonlar var. Tanrının farklı gerçeklik boyutunda oluşuyla ilgili Mustafa Bey'in
http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2004/11/bilimi_ateizmden_kurtarmanin_zamani_geldi.php
adresindeki yazıdan istifade edebileceğinizi umuyorum. Bu yazıda “Tasarımcıyı kim tasarladı?” başlığının altındaki mağara örneğini okursanız sanırım yanlışlarınızı farkedebileceksiniz.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 3, 2008 2:00 PM
MUT,
Elim sende oynamak için oraya elim sende yazmanıza gerek yok. Zaten elim sendecilik oynuyorduk:) Tabi bir Tanrı inancından kaçamayacağınızı anlamadığınız gibi karşılıklı yazışırken böyle bir oyunun içinde olduğunuzu da anlamıyorsunuz.
Panteist değil, dogmatik bir teistim. Hem de dogmatik olduğunu idrak edebilecek kadar zihni açık birisiyim. Evren diye bir şey hem var hem de evrenin bir bilincin eseri olduğunu gösteren hususiyetleri var. Bu durumu 'bir bilincin eseri olduğu sırıtıyor' şeklinde ifade etmiştim...
Ben sadece bir ateist(Tanrı Tanımaz) ile Dini tartışmanın akılsızca olacağını vurguladım ki bunun sebebi de o kadar açık ki açıklamak insanlara hakaret olur sanırım. Bu cümleden izin merci olduğum sonucunu nasıl çıkardığınızı sormayacağım. Budizm de Tanrı inancı yok diyorsunuz. Oturup bunu araştıracak değilim. Ama bir hinduya bu konuyu sorduğumda tabiki var demişti:) Sanırım sizin din diye tartışmak istediğiniz de Budizm değildi. Bunu gözönünde bulundurarak bize daha yakın bir dini kastetmiştim. Yanılıyor muyum?
Yazdıklarımı laf ebeliği olarak algılayan birisi ile de paylaşacak bir şeyim olamaz. Bu yorumum da Bonus olsun:)
Yazan: GKDT Tarih: March 3, 2008 3:51 PM
Efendim,
Özellikle "Dawkins Yanılgısı" hakkında verilen 26 harfin evrimleşmesi sonucunda yan yana gelerek kitapların ortaya çıktığı örneğine takıldım. Elma ile armut bile diyemeyeceğim, daha çok elma ile dikiş iğnesinin birbirine karıştırılması söz konusu olmuş. Bu örneği referans alanların ise önyargılarından dolayı algıda seçicilik yaptığını düşünüyorum.
Keza cansız hiç bir varlık evrimleşmez ; bu yüzden örnekleri doğru seçmekte fayda var. Yoksa yine Richard Dawkins'in kitapında örnek verilen insan gözü ile görülmeyen, dünyadaki iyilik ve kötülüklerden sorumlu olan, belki de sadece seçilmiş bir iki kişi aracılığı ile insanlıkla temasa geçen ve uzayda belirsiz bir yörünge içinde dolaşan "kutsal çaydanlık" tezine sorgusuzca inanmanız gerekecektir.
Diğer yandan aşağıdaki gerçekleri göz önünde tutunca :
1- Evrenin yaşı 14,5 milyar yıldır
2- İçinde bulunduğumuz Güneş sisteminin dışına çıkmak için bugünkü teknoloji ile 40,000 yıl yol kat etmemiz gerekiyor
3- Güneş sisteminin içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisinde en az 250 Milyar yıldızın ve trilyonlarca gezegenin olduğu biliniyor.
4- Tüm evrende ise milyarlarca (eğer trilyonlarca değilse) galaksi vardır.
5- Bizim için kendi güneş sistemimiz bile sonsuzken, evrenin devasalığı yanında sadece bir nokta gibi kalan dünyamız vardır.
6- Dünyanın oluşumu bugünden 4,5 milyar yıl önce başlamıştır
7- İlk canlıların oluşumunun 1 milyar yıl önce başlamış olabileceği en yüksek ihtimal
8- Dinazorlar 160 milyon yıl önce dünya üzeride belirdiler ve 65 milyon yıl önce ise ortadan kayboldular.
9- İlk insanın dünya üzerinde belirmesi ise yaklaşık 1 milyon yıl önceye denk geliyor (bulunan kemiklerde yapılan Karbon 14 testi sonuçları)
10- Yazılı tarih ise günümüzden 7000 yıl öncesine gidiyor. Milattan önce 5000 yıl öncesinden kalan hemen hemen hiç yazılı belge yoktur (olanların bir çoğu da Hristiyan Misyonerlerce yok edildi - bakınız Maya-İnka uygarlıkları tarihi).
Evet, daha fazla uzatmayalım. Bu kadar devasa büyüklükte bir evren ve sonsuz gibi gözüken bir zaman var ortada.
Ve biz bunları yaratan Tanrı'nın insanları kadının başını örtüp örtmediğine, ticaret yapanın faiz alıp almadığına, alkol alıp almadığına göre yargıladığına inanarak, en makul yorum ile, yaratanı küçümsüyor olmuyor muyuz?
Bu kadar büyük bir evren içinde Tanrı'nın insan gibi düşündüğüne inanmak bence üzerinde düşünülmesi gereken ana konudur. Ama Din Tüccarları onun da yolunu bulmuşlardır : İMAN, yani sorgulamadan sana sunulanı kabul etmek.
Din insanlığın en büyük düşmanı haline gelmiştir. Dünyadaki en büyük savaşların sebebi nedir? 20. yüzyıla kadar dindi, artık para oldu. Çünkü para da tapılcak bir şeye döndü.
Parayı insan yarattı, şimdi ona tapıyor.
Saygılarımla.
Yazan: Cenk Efe Tarih: March 22, 2008 2:59 PM
Sayın Cenk Efe,''Ve biz bunları yaratan Tanrı'nın insanları kadının başını örtüp örtmediğine, ticaret yapanın faiz alıp almadığına, alkol alıp almadığına göre yargıladığına inanarak, en makul yorum ile, yaratanı küçümsüyor olmuyor muyuz'' diyorsunuz.
Ama gözardı ettiğiniz çok önemli bir şey var.Tanrının yarattığı ve bir insandan trilyonlarca kat büyük olan ve sayıları trilyonları bulan galaksi,yıldız ve gezegenin ''inanma''yeteneği yoktur.Elimizle yaptığımız küçük bir heykelciğe ''şimdi bana inan ve benim emirlerimden çıkma bana ibadet et seni benim yarattığımı da sakın unutma''diyebilirmisiniz?
Ayrıca ''Bu kadar büyük bir evren içinde Tanrı'nın insan gibi düşündüğüne inanmak bence üzerinde düşünülmesi gereken ana konudur.'' sözünüzde mantık hatası var.Allah,insanı yarattığını ve ona kendi ruhundan üflediğini bildiriyor.Biz insanlar zaten ruhumuzu yani bilincimizi ondan aldık.İnsanda bulunan bilinç,düşünce ve duyuguların kaynagı zaten Tanrıdır.
Şimdi de ben size bir soru sorayım.Acaba siz nasıl bir tanrı arzu ederdiniz.Sizi hiçbir şeyle yargılamayacak ve cehennemle tehdit etmeyecek bir tanrı olsaydı yani ne kadar kötülük yaparsan yap,ne kadar diğer insanların hakkını yersen ye sen de benim sevgili kulumsun senide tabiiki cennetime alacağım diyen bir tanrı olsaydı onu beğenip ona inanırmıydınız.
''Yüce ALLAH Kuran-ı Kerim'de başınızın üstüne aldığınız örtüyle göğüs ve boyun kısmınızıda örtün diyor.Bugün biz yakınımız olan bir bayanın göğüs dekoltesini aşırı bulduğumuzda rahatsız olur uyarıda bulunabiliriz.Bunu tanrı yapınca neden basit bir şey oluyor.Tanrı bundan kendisi rahatsız olduğu için değil bizim toplumsal barışımız ve selametimiz için uyarıda ve tavsiyede bulunuyor.Bahsettiğiniz faiz ve alkollü içkiler için de aynı şey geçerli.Tanrı böyle basit şeylerle uğraşmaz diyerek insanların inançlarını sorguluyorsunuz ve bunları tanrı inancını reddetmenin gerekçeleri olarak ileri sürüyorsunuz.SAHİ,SİZCE TANRI NASIL ŞEYLERLE UĞRAŞMALI ACABA? TAVSİYELERİNİZİ DE YAZIN.MUTLAKA GÖRÜP DEĞERLENDİRECEKTİR.
Yazan: Tarık TAŞPINAR Tarih: March 24, 2008 10:02 PM
Yankın zamanda "Mesih Masalı" adında bir kitap okudum.
Aykırı düşünceleride tanımak isteyen müslüman kardeşlerimizin okumasını şiddetle tavsiye ederim.
Rabbimiz her insana aynı inanç duyma yetisi vermemiş bazımız ne kadar istersek isteyelim o şans'a sahip olamayaız. Bu yüzden Allah inancı kuvvetli insanların bu farkı ve Rabbimizin verdiği bu özelliği diğer insanları ezmek onları aşağılamak için kullanmamalarını dilerim. Şüphesiz Allah bilendir. Ama insan kendini Allah yerine koymamalıdır. Bence ayrım burada sınavda burada bunu yapanlar yani sırf inancı kuvvetli olanlar ve bunu Allah adına yorum yapmaya gayret edenler kesinlikle Allahın en büyük cezasını çekeceklerdir. Çünkü Allah onlara inanabilme yeteneği vermiş ama onlar bunu üstünlük olarak görüp Allahın bu yeteneği vermediği kişilere zülm edebilirler. böylelleri ne görür ne duyar gözü kulağı olmasına rağmen.
Yüce rabbimiz Kur'an ı dahi müminlerin kalplerine yazdırmış peygamberimiz ölene kadar kitap olmamış ancak o öldükten sonra derlenmiştir. Bunda dahi bir sınav izi vardır. Acaba ümmet tammı kitaplaştırdı yoksa farklımı? Herşey Allah tandır rabbimizin işlerine sual sadece zavallıların işidir.
Allah ülkemizi korusun , bizlerin bugünleri yaşamasını sağlayan tüm şehitlerimizin ve Atatürkümüzün ruhunu cennetinin en iyi yerinde yeniden diriltsin inşallah.
Yazan: Cafer Uyanık Tarih: April 3, 2008 10:47 AM
Elinize saglik Cenk bey..Durum tamda budur. Tamamen ben merkezli, egoist, hatta son kertede hedonist(tam degil) bile denebilecek bir gorus ve bakis acisi.
Siraladiklariniz, ve cok daha fazlasi,- insanin her turlu isine karisan, cocuklarin pipisinden, yenilen yemeklere kadar, tek tek bazi kisilerin rahat ve konforuyla ilgilenen bir tanri. Hersey bas bas insan urunu!, insan urunu! diye bagiriyor.
"Insan kendi suretinde bir tanri yaratmistir", olduren, iskence cektiren, merhamet eden, odul-ceza dagitan, kizan kopuren, insan iliskileriyle ilgilenen...
Yazan: fuatogl Tarih: April 4, 2008 1:02 PM
Sevgili Cafer Uyanık kardeşim benim sözlerim inanma yeteneği az olanlara değil,inançsızlığı bir yetenek olarak görenleredir.Büyük ihtimalle benim tepki verdiğim kişi hatasını anlayıp bana cevap vermemeyi seçmiştir.Sizin içinizde bulunan ve inançsızları bile koruma yüceliği veren o inancı küçümseyip hor görenlere tepki vermekte haklı olduğumu düşünüyorum.Benim verdiğim tepki son derece insanca bir tepkidir.Allah'ın verebileceği tepkiyi ise tahmin bile edemezsiniz.
Yazan: Tarık Taşpınar Tarih: April 5, 2008 1:04 AM
Sayın GKDT
"Budizm de Tanrı inancı yok diyorsunuz. Oturup bunu araştıracak değilim. Ama bir hinduya bu konuyu sorduğumda tabiki var demişti:) Sanırım sizin din diye tartışmak istediğiniz de Budizm değildi. Bunu gözönünde bulundurarak bize daha yakın bir dini kastetmiştim. Yanılıyor muyum?"
demişsiniz.
Çok güzel. Zaten bunu anlatmak istiyorum sanki sizi gören de genel bir Tanrı inancını tartışıyorsunuz sanacak çünkü tezlerinizi kabul ettirmek için işinize gelen yerde islamın tanrısını işinize gelen yerde belli bir dine indirgemeden genel tanrı kavramını öne sürüyorsunuz. Sonra da bana ne diğer dinlerden, ya da genel tanrı kavramından ben müslümanım deyip işin içinden çıkıyorsunuz.
Siz ve sizin gibilerle islamiyet dışında birşey tartışılamaz o yüzden sizin de dediğiniz gibi bana cevap yazmamanızda büyük fayda var. Düşünürün dediği gibi "insan tartıştığı şeyin ne olduğunu bilmeli değil midir?".
Budizmin en temel ögelerinden birini bilmeyen ve hatta Hinduizm ile Budizmi aynı şey sanan biriyle ne tartışacaksın ki...
Tabii niye diğer dinleri araştırasın ki bir yorumcu yukarıda demiş ya allah bazıların inanma yeteneği veriyor diye. Bu yeteneği madem bana vermemiş o zaman bu yeteneğim olmadığı için inanmadığıma göre allah beni niye sonsuza kadar yakıyor o zaman. Gülsem mi ağlasam mı...
Yazan: MUT Tarih: April 5, 2008 6:48 PM
Sayın MUT,
"Hinduizm ile Budizmi aynı şey sanan biriyle ne tartışacaksın ki..."
Bak ne kadar cahiliz:) Ben başka bir şey anlatmaya çalışmıştım. Ama karşınızdakini bu derece cahil görmek istediğinize göre sizi hayal kırıklığına uğratmayayım. Zaten anlatsam da anlaşıldığımı görmedim. O yüzden bırakayım dağınık kalsın.
"Zaten bunu anlatmak istiyorum sanki sizi gören de genel bir Tanrı inancını tartışıyorsunuz sanacak"
Evet ben genel bir Tanrı inancını tartışmak istiyorum dedim. Tanrı inancını tartışmadan din tartışmayı doğru bilmiyorum dedim. Yeterince açık değil miydi? Hindu'dan bahsetme sebebim de nerdeyse bütün dinlerde genel bir Tanrı inancı olduğunu vurgulamaktı. Dedim ya bırakalım dağınık kalsın.
Din tartışmak isteyen sizdiniz. Ve bir öngörü de bulunarak tartışmak istediğiniz dinin İslam olduğunu tahmin ettiğimi söyledim. Gel beraber din tartışalım demedim. Dedim ya bırak dağınık kalsın. Neyi nasıl görmek istiyorsanız öyle olsun.
"Tabii niye diğer dinleri araştırasın ki bir yorumcu yukarıda demiş ya allah bazıların inanma yeteneği veriyor diye."
Bu o arkadaşın kendi düşüncesi. Bence herkeste o yetenek var ki ben zaten herkesin inanç sahibi olduğu anlatmaya çalışıyorum. Sadece inanılan şeylerde farklılık var:) Ama boş ver dağınık kalsın.
Bu kısım da sayın Fuatogl'a
Tabi Tanrı dediğin göklerde oturur. Biraz kozmik olur. Etliye sütlüye karışmaz. İnsanları bir sebepten yaratmıştır, ama onları kesinlikle muhatap kabul etmez, çünkü o yere göğe sığmayan ulu Tanrı'dır. İnsan nedir ki sefil bir yaratık! İnsan ilişkilerine karışır mı kudretli hükümdar? Bir hükümdar'ın işi kanunlar koyup onu uygulatmaya çalışmak olmamalıdır. Çünkü O kudretli hükümdardır. Alt tabakadan sefil insanlarla asla muhatap olmamalıdır. O ulu hakandır, kudretli hükümdardır.
...
Hatta onlar köylerinde oturmalı, çiftçilik yapmalıdırlar. Mümkünse kentlere gelmemelidirler. Geliyorlarsa köylülüğü bırakmalı ve en önemlisi başörtüsü de takmamalıdırlar. Plajı doldurup (elitist) vatandaşı rahatsız etmemelidirler. Herkes haddini bilmeli.
...
Boş ver dağınık kalsın, arkadaşım GKDT. Kendin çal kendin oynadan bıkmadın mı? Hala buralarda laf yetiştirmeye çalışıyorsun.
Yazan: GKDT Tarih: April 6, 2008 11:40 AM
Size orta zekalı bir müslümanın bilimsellik adı altında aslında nasıl bir anlayış içinde olduğunu bir örnekle göstermek isterim.
"Göz çok karmaşık bir organdır. bir tek parçasının işlevini yitirmesi gözün tümden işlevini yitirmesi demektir ki bu da kendiliğinden oluşması teorisini çürütür. demekkiiii allah birdir ve hz muhammed onun kulu ve resuludür."
bu nasıl bir şartlanmışlıktır hiç anlamam. bir bilim adamının yanılması veya bir teorinin eksik yönlerinin bulunması (evrim teorisinin birçok yanlışının olduğunu hepimiz biliyoruz zaten) bir başka teorinin (tanrının varlığı, ya da sizin anlayışınızla Allh'ın varlığı) doğrulanması anlamına mı gelir. bu pek mantıklı gelmedi bana.
Yazan: freezer66 Tarih: April 8, 2008 4:16 PM
Bir şeyi daha belirtmek istiyorum. atmasyon bir isimle tartışmaya katıldığımı (ve birçok insanın böyle yaptığını) anlamışsınızdır. Eğer "dindar" bir insan, bir bilim dergisi veya web sitesinde bilim dünyasına , bilim adamlarının şahsına veya tümüne ağzına geleni söylerse olay en fazlasından bir manevi tazminat davasıyla sonuçlanacakken, dini içerikli bir sahada dine karşı söylenen ağır hakaretler genelde ölüm tehditleriyle sonuçlanır. eğer bunları şahsen sözkonusu topluluğa karşı yaparsanız (bir cami ve bir üniversiteyi ele alalım mesela) üniversitede olay yine aynı sonucu verecekken(en fazlasından tazminat), camide linçle sonuçlanır. Bir tarafta cehalet bir tarafta bilim. Hangisi yanılıyor. Benim gördüğüm, binlerce yıldır
din, yanılma işini bilime hiç kaptırmamıştır. yanıldığı her konuyu sonradan seve seve(!) kabul etmiştir ama bir sonraki konuda yine kendinden son derece emin bir şekilde aynı yanılgıya düşmeye devam etmiştir. bundan da utanırmış gibi görünmemektedir.
Yazan: freezer66 Tarih: April 8, 2008 4:34 PM
Freezer66,
Başkalarına kutsal geleni sizde kutsal kabul etmek çünkü, böyle evrensel bir kabul var!?. Yoksa aman haaa, alınabilirler, hakaret olarak alabilirler.
Ve bahsettiğinizin adı bizde linç olmuyor. "Tahrik eden"!? olarak siz suçlu olmuş oluyorsunuz, ve arkanızdan ensenize saplanan kurşunu hak etmiş oluyorsunuz mesela Turan Dursun gibi, yada bir otele kapatılıp çatır çatır yakılmayı hak ediyorsunuz biraz farklı olduğunuz için.
Yazan: Anonymous Tarih: April 12, 2008 2:24 AM
"Bir şeyi daha belirtmek istiyorum. atmasyon bir isimle tartışmaya katıldığımı (ve birçok insanın böyle yaptığını) anlamışsınızdır."
Halbuki ben gerçek isminiz sanmıştım. Söylediğiniz iyi oldu:)
Yazan: Anonymous Tarih: April 13, 2008 12:31 PM
Doğrusu Dawkins'e ne cevap verilmiş diye siteye girdim ama sonuç hayal kırıklığı oldu. Keşke doğru dürüst bir eleştiri getirilebilseydi. Ama bunun yerine Elmalı Tefsiri'nin yazılmasına, Buhari Şerhi'nin çevrilmesine ön ayak olan, Kur'an-ı Mübin'in M.Akif tarafından Türkçe'ye çevrilmesini isteyen ve o büyük mücadelesi ile ülkenin batısındakilerin dedesinin Yorgo, doğusundakilerin dedesinin Artin olmasını önleyen M.Kemal'e hakaret eden sitelere bağlantı verilmiş. Neyse, herhalde M.Kemal güllük gülistanlık bulduğu Türkiye'yi mahvetmesinin(!) karşılığını Adil olan Allah'tan görür. Gelelim şu kitaba. "Tanrı Yanılgısı" kitabını -hele de Dawkins'in yazdığını- görünce meydan okuma kabul edip aldım. Sonuçta Dawkins'in de tahmin ettiği gibi ateist olmadım ama yine de yararlı bulduğum bölümler oldu. Kitap M.Akyol'un dediği gibi sadece Tanrı'nın yokluğunu ispatlamak için yazılmış değil. Mesela şu karikatür olayının nasıl tezgahlandığını; verilen tepkilerin bırakın müslüman olmayı insanım diyen herkesin utanacağı kadar vahşileştiğini; M.Akyol'un "Bilimdir" diye bize sunduğu AT'ın süperstarı Michael Behe'nin ne durumlara düştüğünü; İsrail'deki öğrencilerle yapılan bir araştırmanın tüyler ürperten sonuçlarını; Dawkins'in mürtede verilecek cezanın ne olduğu sorusu karşısında kıvranan İngiltere müslümanlarının temsilcisini; en saçma inançların bile nasıl kısa sürede yayılıp dinleştiğini; üst düzey üniversitelerde eğitim gören bir jeologun nasıl "Dünya 6000 yaşındadır" diyebildiğini; Templeton Vakfı'nın -yine M.Akyol'un da savunduğu- 'Bilimi materyalizmden kurtarma' çabalarını ve din adına yapılan daha bir çok şeyin eleştirisini de bu kitapta bulacaksınız. Bence sadece ateistler değil her dinden insan da okumalı ki takkeyi, kipayı, sarığı, türbanı her neyse önüne koyup düşünsün. Neticede sorgulanmayan her inanç kör inançtır. Allah'ım bize M.Behe, M.Akyol, H.Yahya gibi dostlar yerine R.Dawkins gibi düşmanlar ver!
Yazan: Müslüman Tarih: April 19, 2008 6:36 PM
Dawkins'in "The God Delusion" adli kitabini Turkce'de yayinlayan Kuzey Yayincilik'in sahibi Erol Karaaslan, Sisli 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafindan "halki kin ve dusmanliga tahrik ve asagilama" sucundan, TCK'nin 216. maddesi geregince 1,5 yildan 4 yila hapis istemiyle yargilaniyor.
Bundan utanmayiz bakin. Haketmis bence. Musluman mahallesinde salyangoz satilir mi hic?
Yazan: Balbazar Tarih: April 20, 2008 7:54 PM
Dawkins in kitabini da yeni okudum sayilir, yasaklamaya calisanlari gayet iyi anliyorum.
Ya enseye kursun, ya linc, ya sansur yada bu sekilde sacma sapan yasaklar. Bu olaylar da son yillarda iyice artti artik, demokrasi ozgurluk diye herkesin bagirdigi cagirdigi bir zamanda ustelik. Buradan da bildigimiz Da Vinci gibi gayet duzeyli, kufur ve hakaret icermeyen siradan vatandaslarin tonlarca bloglarina gerekce bile gostermeden engelleme konulan(gecen ziyaretimde gordum) ve istisna sayilmayacak sayida tekrarlanan, youtube yasagini hazmedebilen, google-groups gibi bir dunya toplulugunu yasaklayabilecek kadar pespaye bir ortamda olur boyle vakalar. Sonra ayni zihniyet, devlet paralariyla, devletin muhurunu basarak, dinsizlik-ateizm-agnostism vs. hakkinda akillara zarar duzeyde yayin yapmaktan hic cekinmez. Ne kadar korkakca! Korktuklari sey, baski yasak ve endoktrinasyon uzerine kurulu zihni yapinin erozyona ugramasi. Mecburlar boyle davranmaya; ya dunyadan habersiz kucuk cocuklara ezber yaptiracaklar sartlandirarak, yada yasaklayacaklar.
Yazan: fuatogl Tarih: April 22, 2008 11:32 AM
Sevgili Akyol, bu ucuz Amerikan WASP neocon savlarıyla karşımıza gelmeseniz diyorum. Harun Yahya okurmuş gibi hissettim kendimi bir an.
Yazan: leyla Tarih: June 30, 2008 4:41 PM
Zaten hocası ortaokul mezunu olanların yorumu da anca bu kadar olur...
Darwin kiiiiim siz kim ? Dawkins kiiiim siz kim ?
Yazan: engin Tarih: July 6, 2008 2:23 AM
Ortalarda biryerde sikildim o yuzden benden once birisi bunu belirttiyse tekrar icin ozur dilerim. Sevgili kardeslerim; evrim teorisi bilim dunyasi tarafindan coktan kabul edilmis, yaklasik 40-50 yildir mekanikleri tartisilan bir teoridir. Mekanikleri konusunda bilumum tez..vs var bunlar konumuz veya anlasilan konunuz degil. Bahsettiginiz bulunamayan ara tur fosilleri var ya. Onlar bulundu. Birsuru hem de. Biraz arastirin, bioloji ile ilgilenen bilim adamlarina sorun size kaynak gosterirler. Ama imaniniza guveniyorsaniz yapin bunu tabi.
Sizin yerinizde olsam tarih surecinde bircok defa oldugu gibi inandigim dini yeni bilimsel verilere uydurmaya calisirdim. Daha kolay bir yontem bilimsel verileri inkar etmekten.
Yazan: sinan Tarih: September 19, 2008 11:59 AM
Evrim Üzerine Bir Çok Tezlere Dayalı Konuların İşlendiği Kadar,Bazı Dikkat Çekici Unsurlarında Yer Edindiği İfadesi Edilmektedir.
Şöyleki;
Dawkins İşlemekte Olan Sistemin Bir Bilim Adamıdır,veya Bu Gözle Bakılmalıdır.
İnsanın Temel Yapısında Bulunan 223 Genin, Aslında Evrim Metodları ve Ağacında Yer Almadığı, Sapiens
Evrim Ürünü Olamayacağının,Tam Olarak Yaşamakta Olan İnsanlığa Öğretilmesi, Dualist / Teist ve Atheist Tezlerin Nitelendirilmesi Gösterildiği Belirtilmektedir.
Konuyla İlgili Bazı Gerçekler Science Dergisinde Yine Şu Şekilde Yer Almıştır;
'' İnsan Asla Ne Yaratana Bağlı oluşmuştur, Nede Evrime Bağlı Oluşmuştur.Sadece Genetik Bir Klondur ''
Konular ve Teoriler Çok Öncelere Kadar Dayanmaktadır.
Hemen Hemen Benzer Konuların İşlendiği Öne Sürülen 'Tanrı Yanılgısı' Adlı Kitapta'da Yer Aldığı Belirtilmektedir.
Saptamaların Bir Çok Teorik Gözlemlerinde'de " Ateistler Ahlaksızdır " İddialarını Ortadan Kaldırıp,Benliklerden Kazımak Maksadı Olduğu Belirtilmektedir.
Şu Ayrıntıyıda Kendime Pay Biçmek İsterim;
İş Dolayısıyla Kısa Bir Süre Amerika ve Kanada'da Bulundum.O Süre Zarfında Bir İki Kitap Elime Geçmişti ,Tamamen Okudum Sayılmaz Fakat, Göz Gezdirmiştim, Yaşam-Oluşum-Evrim ve Canlılara Dair Bir Çok Bilimsel Gerçeklerin Tezleri Yer Aldığı Söylenebilir.
Herkesin Okuyup Bir Fikir Beyaan Etmesinin Mümkün Olmayabilir Olduğu Gerçeğini Şiddetle Vurgulamakta'da Yarar Görüyorum ...
Unutmadan Size Şunuda Belirtmekte İsterim;
Brown Universty'de Bir Biyoloji Profesörü Olan Kenneth R. Miller'in Western Reserve University'Salonunda Yaptığı ''The Collapse of Intelligent Design '' - Yani '' Akıllı Tasarımların Çöküşü '' Adlı Bir Konferansın Dinlenmesini (İzlenmesini) İstrirham Edeceğim.
Lisan Sorunu Olan Arkadaşlarımız İçin,Dinlemekten Ziyade Türkçe Alt Yazısından Takip Edebilirler.
Teoriler Hakkında Bilgi Sahibi Olmanıza Vesile Olabilir.
Konferans ile İlgili Merak Ettiğiniz veya Sormak İstediğiniz Konu Olursa, Brown Üniversitesinde Okuyan Bir Kaç Değerli Arkadaşıma Sorma Zahmetinide Kendime Vermekten Kaçınmam...
İlgili Konferansı İzlemek İçin http://wowturkey.com/p/kenmiller_IE.htm
Muhakkakki Bilimin ve Işığın Gerektirdiği Hizmet ve Emeklere Saygı Duymak Gerekir.
Kişilerin İdeoloji ve Görüşlerinede Saygı Duymak Gerekir.
Bunu Yaparkende,Devamlı Olarak Sığınmış Olduğumuz ve İhtiyaç Duyduğumuz Yasa-Yargı-Hukuk- ve Mahkemelerin Almış Oldukları Kararlarada Saygı Duymak Gerekir...
Zihinlerinizi Fazla Derinlerde Zorlayıp,Orada Unutup,Bırakmamanız Dileğiyle...
Marjinalhakan
Sevgiler..;)
Yazan: marjinalhakan Tarih: October 7, 2008 4:31 PM
Yahu arkadaşlar, tüm yazanlar süpersiniz. Özgürce, laf ebeliği yaparak veya elim sende oynayarak, kedi örneği vererek, ara geçiş formlarından bahsederek arada birbirinizi inceden tiye alarak olan yazışmalarınızı atlamadan okudum. Hakaret olmadan bu seviyede bir tartışma gerçekten görmeyi arzu ettiğim bir husustu. İyi olmuş belirtmeden geçmiyim dedim. Başka bir bakış açısı da bende var. Kendi penceremden. Tüm bunların nedeni ne ? Tanrı var veya yok, olası Tanrı nın da tözün de bir sebebi olmalı mı ? Varsa ne ? Eğer biz buradaysak bunları yazabiliyorsak zaten düşünüp tartışabiliyorsak da bir nedeni olmalı sorusu çakmak gibi çakıyor beynimizde. Çünkü akıllıyız. Sadece bilmek istiyoruz. Yoksa bunca ispat çabası, inanç sistemleri, teoriler neden olsun? Aslında Tanrı biz olduğumuz kadar yaratan da bizleriz. Belki yaratıldık ama bi türlü kabımıza da sığmıyo olabiliriz. İnanan arkadaşlara olası Tanrı nın Adem Havva hikayesi başlangıcındaki kandırmacanın farkında olmasını istiyorum. Herşeyin planlı olması ve yarattığınız bir canlının herşeyini biliyor olmanıza rağmen neden şu elmadan yeme dersiniz ki ? Belli işte, yazmışsın, kurgulamışsın çizmişsin oynatıyosun ? Hem Tanrı sın başın sonun yok sonsuzsun herşeyden haberin var. Kimin nereye gideceğini de zaten Tanrı olmandan dolayı biliyosun da nedir bu hikayenin aslı ? Derdin ne ? Oyuncak mıyız biz diye soru sorasınız gelmiyor mu insan olarak ?. Ben kızıyorum olası Tanrı'ya işte...
Ama ortaya bir teori atıyosunuz ? Aksi ispat edilmedikçe de üzerinde tartışmalar yıllar alıyor ve çözüme kavuşmuyor. Aksi olmayan birşeyi inkar da edemiyorsunuz. İster Tanrı olsun, evrim teorisi gerçek olsun, farzet ki Tanrı evrimle herşeyi açığa çıkarmış olsun, ha farzet rastlantı eseri olsun. İnanan arkadaşlar Tanrı olgusu gibi yadsınamaz bir gerçeği kabul etmişken evrimi de pek tabi inançlarına yedirebilirler. Yani aksi bir ispat olmamakta. Böyle bir tartışma da bence gereksiz. Yani olmadığını iddia ettiğiniz bir yüce varlığa inanabilen bir insana karşı evrim teorisi gerçeğiyle rastlantısal bir takım sonuçlar ortaya çıkarmak onun Tanrı inancını öldürmez, hatta bazılarına göre pekiştirir bile. Ne yüce Tanrı herşeyi bilime dayandırarak yediriyor bünyelere diyebilir. Yersiniz yemezsiniz bilmem. Big bang teorisiyle evrenin başladığını kabul etmem. Edemem. Buldukça ötesini ararım. İnsanım. Tanrıyı bulsam bile ( süper evren diyelim) onu oluşturanı (mega evren diyelim)onun da yaratınını ararım. Son nihai mutlak olması gerçeği bende sonlanmaz(Bulursam adına Tanrı derim). Bilinçli de olsa bilinçsiz de olsa sonra da sebep ararım. Niye ? Yarattın ya da oluşturdun da eywallah da niye be niye ? Bir gün de öleceğimi biliyor olmamın gerçeğiyle bilinemezlikten tırsarım. Çünkü bu bilinçle yok olacağımı bilmek de zoruma gider. Ararım bulamam size yazarım işte.. :)
Yazan: unnamed Tarih: October 28, 2008 1:58 AM
neden şu elmadan yeme dersiniz ki ? Belli işte, yazmışsın, kurgulamışsın çizmişsin oynatıyosun ? Hem Tanrı sın başın sonun yok sonsuzsun herşeyden haberin var. Kimin nereye gideceğini de zaten Tanrı olmandan dolayı biliyosun da nedir bu hikayenin aslı ? Derdin ne ? Oyuncak mıyız biz diye soru sorasınız gelmiyor mu insan olarak ?. Ben kızıyorum olası Tanrı'ya işte...
Ama ortaya bir teori atıyosunuz ? Aksi ispat edilmedikçe de üzerinde tartışmalar yıllar alıyor ve çözüme kavuşmuyor. Aksi olmayan birşeyi inkar da edemiyorsunuz. İster Tanrı olsun, evrim teorisi gerçek olsun, farzet ki Tanrı evrimle herşeyi açığa çıkarmış olsun, ha farzet rastlantı eseri olsun. İnanan arkadaşlar Tanrı olgusu gibi yadsınamaz bir gerçeği kabul etmişken evrimi de pek tabi inançlarına yedirebilirler. Yani aksi bir ispat olmamakta. Böyle bir tartışma da bence gereksiz. Yani olmadığını iddia ettiğiniz bir yüce varlığa inanabilen bir insana karşı evrim teorisi gerçeğiyle rastlantısal bir takım sonuçlar ortaya çıkarmak onun Tanrı inancını öldürmez, hatta bazılarına göre pekiştirir bile. Ne yüce Tanrı herşeyi bilime dayandırarak yediriyor bünyelere diyebilir. Yersiniz yemezsiniz bilmem. Big bang teorisiyle evrenin başladığını kabul etmem. Edemem. Buldukça ötesini ararım. İnsanım. Tanrıyı bulsam bile ( süper evren diyelim) onu oluşturanı (mega evren diyelim)onun da yaratınını ararım. Son nihai mutlak olması gerçeği bende sonlanmaz(Bulursam adına Tanrı derim). Bilinçli de olsa bilinçsiz de olsa sonra da sebep ararım. Niye ? Yarattın ya da oluşturdun da eywallah da niye be niye ? Bir gün de öleceğimi biliyor olmamın gerçeğiyle bilinemezlikten tırsarım. Çünkü bu bilinçle yok olacağımı bilmek de zoruma gider
Yazan: unnamed Tarih: October 30, 2008 9:04 PM
süperrrrrrrrrrrrrrrr..valla ınanılmaz mantııklı bı vıdeo..davkıns aslında yok gorduklerınız aslında bır yanılsamadır :)
Yazan: akın aydın Tarih: November 23, 2008 4:26 PM
Dawkin's artık tanrıya inanıyor.Geçtiğimiz yıllarda ünlü İngiliz Ateist de kitleleri yanılttığı için özür dileyerek Tanrıya inandığını açıklamıştı.Biz de bu durumu onun son hali değil kitabı ilgilendirir diyerek karşılayan kimseler olmuştu.Şimdi de aynı durum var.Allah (cc) onlara da hidayet nasip etsin.
Yazan: Anonymous Tarih: November 25, 2008 8:34 PM
Dawkins tanrıya hala inanmıyor.İsterseniz 17-18 aralık tarihlerinde Londra'da oldukça kalabalık bir ekiple " 8 ders ve 8 ilahiyle tanrısız insan" isimli bir gösteri düzenleyecekler.Ama üzgünüm'ki biletler tükenmiş.Belki youtube'a düşer,oradan izlersiniz.Belki o ünlü İngiliz Ateist'te izleyiciler arasında olur bakarsınız tekrar fikrini değiştirir:))
Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: November 27, 2008 12:03 AM