« Derin Türkçülük | Ana Sayfa | “Türkiye’deki Din-Bilim İkilemini Yeniden »

February 15, 2007

Vatanperestliğin Zararları

[15 Şubat 2007 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

Muhafazakar düşüncenin fikir babası ve Jakobenizm’in en güçlü muhalifi sayılan İngiliz düşünür Edmund Burke’ün vatanseverlik hakkında iyi bir sözü vardır. “Ülkemizi sevmemiz için” der Burke, “onun sevilebilir olması gerek.”

Milliyetçilik meselesini yeniden tartıştığımız günümüz Türkiyesi’nde bu özlü ifadeyi hatırlamakta yarar var.

Malum, Türkiye’de kendini “milliyetçi” veya “ulusalcı” olarak tanımlayan çevrelerin en belirgin vasfı, “vatan” kavramına yaptıkları vurgudur. Kullandıkları söylem içinde “vatan” en kutsal değer olarak kabul edilir. Bunun kaçınılmaz bir sonucu, “vatan uğruna” yapılan herhangi bir eylemin doğal meşruiyet kazanmasıdır. Bu eylemler hukuk dışına taştığında, suç boyutuna girdiğinde bile, “niyet” düzgün olduğu için failleri pek kötülenmez. Hatta bazı aşırı örneklerde, “Hepimiz Ogün Samast’ız” diyenlerin yaptığı gibi, övülerek göklere çıkarılır.

İyi ama ya “vatan için” yapılan bu gibi eylemler vatanı “sevilebilir” olmaktan uzaklaştırıyorsa?

Bu soruya iki farklı cevap verilebilir: Birincisi, “o zaman vatanı yeniden sevilebilir hale getirmek gerekir” cevabıdır. Burke gibi düşünen, bir başka deyişle “geleneksel” değerlere inanan muhafazakarlar böyle derler. “Evrensel” değerlere inanan liberaller veya hümanistler de öyle diyeceklerdir.

Ama ikinci cevap farklıdır. Buna göre vatanın “sevilemez” hale gelmesi imkansızdır. Vatan, tanımı gereği, ölesiye sevilen ve alabildiğine kutsanan bir değerdir. Onu sevmemek için ancak “hain” olmak gerekir. Öyle olanlar da tez zamanda vatan topraklarından kovulmalıdır.


Aşırı Vatanseverliğin Çıkmazı

Dikkat ederseniz, bu ikinci cevap, aşırı vatanseverliğin içine düştüğü bir çıkmazı ortaya çıkarmaktadır: Vatanı en kutsal değer sayanlar, onu “sevilebilir” kılmak için çaba harcamaya gerek duymaz, bu yüzden de onu daha iyi hale getiremezler. Çünkü vatanı daha iyi hale getirmek için ondan başka değerlerinizin de olması zorunludur. Örneğin adaletin, hakkaniyetin veya insan haklarının kutsallığına inanmanız gerekir ki, vatanı bu değerlere göre eleştirip dönüştürebilesiniz.

Kutsal değer olarak sadece “vatan”a (veya “Türklük”, “millet”, “devlet” gibi benzeri siyasi kavramlara) inananların durumu, çocuklarını aşırı derecede seven ama bu sevgiden başka pek bir değere sahip olmayan anne-babalara benzer. Bu gibi ebeveynler, çocukları sınıftaki bir arkadaşını patakladığında, “aferin benim oğluma, koç gibi” derler. Onu kenara çekip “utanmıyor musun, arkadaşına haksız ettin” demezler. Böylece çok sevdikleri çocuklarını çok kötü yetiştirir, onu şımarık bir zorba yaparlar.

İşte bugün Türkiye’de “vatan için” eşkıyalık yapan veya böyle yapanlara özenen genç kitleler, kendilerine “vatan”dan başka hiç bir kutsal değer sunmamış, veya var olan geleneksel değerleri onun aracı haline getirmiş zihniyetlerin yetiştirdiği çocuklar. Birisi onlara “gelin vatan için bir-iki Ermeni vuralım” deyince, veya benzeri zorbalıkları önerince, “ama bu haksızlık, zalimlik, vicdansızlık” diyecek ahlaki kıstaslara sahip değiller.


‘Türk Doğrudur’un Sonu

Oysa bu topraklarda hak, adalet, merhamet, hoşgörü gibi değerler vardı ve altı yüzyıllık “Osmanlı Barışı” da bunlara dayanıyordu. Osmanlı sonrasında bu değerler toplum yaşamının dışına itildi ve yerine siyaset bilimcilerin “ulus kültü” dediği şey kondu. Toplumsal ahlak, “Türk doğrudur”, “Türk merttir” gibi vecizelere dayandırılmak istendi. Oysa bu, zayıf bir temeldi: “Türk doğrudur” düşüncesi, kolaylıkla “Türk’ün her yaptığı doğrudur”a dönüşebilirdi ve bazıları için öyle de oldu.

Bugün artık görebiliyoruz ki, sadece “ulus kültü” üzerine toplumsal ahlak kurmak pek mümkün değil. Bir başka deyişle, Türk’ün “Türklük”ten bağımsız bir ahlaki değerler manzumesine ihtiyacı var. Liberal ve sosyal demokrat aydınlar, bu değerleri Batı medeniyeti içinde gelişmiş olan insan hakları, demokrasi, çoğulculuk gibi kavramlarda buluyorlar. Bu kavramlar iyi, hoş, ama Türk toplumunun bir kısmına biraz yabancı ve ithal geliyor. Oysa bunların karşılıkları veya en azından öncülleri geleneksel İslam/Osmanlı kültüründe de var.

İşte söz konusu geleneksel değerlerin temsilciliğini üstlenen muhafazakar düşünce ve siyaset Türkiye için çok önemli. Liberal/sol aydınların “ırkçılık” hakkındaki yakınmalarına “boğaza karşı viski içenlerin lakırdısı” denebilir, ama aynı şey Tayyip Erdoğan için denemez. Veya “soydaşlık” söylemi üzerinden Kuzey Irak’a karşı ırkçı ve militarist bir dış politika savunanları, başka hiç bir şey, Abdullah Gül’ün “Türkmenler de Kürtler de bizim akrabamız” sözü kadar boşa çıkaramaz.

Hükümet, doğru çizgide. Vatanımızı daha “sevilebilir” kılmak isteyenler de bu çizgiye destek olmalı.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 15, 2007 10:07 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Guzel Yazi! Elinize zihninize saglik Mustafa Bey. Guzellik butun argumanlarin davranis bilimini baz almasi. Vatansever ile cocuklarini seven baba benzetmesi cok yerinde. Cocugunu cok seven baba diger cocuklara adaletsiz olacagi gibi kendi cocuguna da adil olmaz.

Ben biraz daha ilkel guduler yonunde su vatanseverligin-millyetciligin gercekte birer erdem olup olmadigi uzerine biraz kafa yorayim. Bence erdem degil bir ayakta kalma gereksinimisdir; ilkel bir gududur. Kendimi severim, ailemi, yakinlaimi, in veya yuva yaptigim, avlandigim yeri severim cunku bunlar "benimdir' yasamak icin bunlara ihtiyacim var. Yan isime gelir onlari sevmek.

Insanin ancak mecburi olmadigi, cikar saglamadigi halde yaptiklari erdem hanesine yazilabilir. Bu vatanseverlik Mustafa Bey'in de cizdigi adalet makuluiyet sinirlarina riayet ederse erdeme de donusebilir. Sehadet mertebesi bunun icin vardir. "vatan icin savasmak, olmek" modern insan icin erdemdir, cunku yapilan seyin cikarci gozu ile caizligi yoktur.

Dolayisi ile bence soruyu "vatan icin savasmak iyimidir" olrak degil "gercekte yaptigimiz seyin adi vatan icinmi savasmak" testine tabii tutmaktir. Savasmanin pek cok cesitleri vardir Basbakan'ion isaret ettigi gibi. Vatanseverlik trafikte luzumsuz korna caklmamayi, izmarit atmamayi ve laboratuvarda kus gribine, enononmik sosyal problemlere careler aramayi gerektirir.

Bugun "hepmiz Ogun Samastiz' diyen yarin terfi eder "Hepmiz Allaatin Cakici" yiz der eh "vatan adina bar pavyon, genelev kumarhane isletmek, uyusturucu trafigi, politik cinayet de kotu olamaz,. Vatan sagolsun. Oradan da isi daha "kurumlastirip" Cem Uzan olunur. Neler yapmadik su vatan icin dergilmi Cem?

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 15, 2007 10:48 AM

Biraz onceki yorumumu yazarken bizim Ajdar (gecen sokakta buldugum kedi yavrusu)Klavye uzerinde gezme azizliginden erken kesmis oldum. "Hepmiiz Ogun Samastiz" dan "hepmiz Alaatin Cakiciyiz" a oradan "hepmiz Cem Uzaniz" a terfi olunduguna deginmistim (herkesin icini bosatlacagi kadar banka yok "Vatan"da ama olsun onemli olan zihniyet).

Simdi ise Yeni Safak'ta bu ulkucu mafya sefinin gozlerinden open "eski istihbarat sefi" ile ilgili bir haber okudum. "olursa iyi baslangic" dedim umitlendim. Aslinda asagidaki haberde teshir edilen vaziyetin fazla biricikligi yoktur. Devlet'e bir sekilde yamanmis, "devletin de vatanin da rejimin de muhafizi" her kesimde benzeri bir zihniyet mevcut.

Asli gorevi "bilim, serbest dusunce ortami yaratmak" olan rektorler kendileri gorevlerini "inkilaplara bagli, laik Ataturkcu gencler yetistirmek" olarak tanimladiklarinda konu sadece ideoloji degildir. Konu kisisel ve grup cikalarini korumayi mesrulastirmak icin zirh uretmektir. Eh Kemalizm icin banka veya universite kasasi bosaltmak mesru olduguna gore "millyetcilik" veya ulusalcilik icin niye olmasin? Cem Uzan Star TV'ye el konulmadan once kanalinda bayrakli marsli "cumhuriyeti koruma kampanyasi" yapiyor idi. Simdi "ezilenlerin iktidari" imis sloganlarindan biri. Yok Baskani Tezic, CB Sezer ve Baykal'da yolsuz Van Univ. rektoru Yucel Askin'in "gozlerinden opmus" idi.

Neyse, her ne kadar nefesimi tutmasam da "arkasi gelirse iyi bir baslangic" dedigim haber soyle:

'Öpücük' soruşturması

'Alaattin Çakıcı'yı yanaklarından öpüyorum' diyen eski MİT'çi Nuri Gündeş hakkında 'suçluyu övme' suçundan soruşturma başlatıldı


ERGÜN ÇOLAKOĞLU / İSTANBUL
MİT Eski İstanbul Bölge Başkanı Nuri Gündeş hakkında, katıldığı televizyon programında Alaattin Çakıcı'yı kastederek, "Şimdi beni dinliyorsa yanaklarından öpüyorum" dediği gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Şişli Cumhuriyet Savcısı'nın soruşturma başlattığı Gündeş hakkında, "Suçluyu övme" suçundan iki yıla kadar hapis istemiyle dava açılabilecek.
NTV'de 7 Şubat'ta yayınlanan "Can Dündar Soruyor: Neden?" adlı programa katılan Nuri Gündeş, Hrant Dink cinayetinin derin devlet ya da örgütülü bir güç tarafından işlendiğine inanmadığını belirterek, bir zamanlar Asala'ya karşı operasyon düzenlediklerini açıklamıştı. Gündeş, "Ekibim, devletin ulaşamadığı yerlerde savaş verdi. Bunu derin devlet olarak izah etmek mümkün" demişti. Yurt içinde Türk vatandaşlarına karşı düzenlenen operasyonlar için hukuk dışına çıkmanın doğru olmadığını anlatan Gündeş, yurtdışında bunun yapılabileceğini ima etmişti. Yurtdışı görevleri için Abdullah diye bahsettiği Abdullah Çatlı ve ekibini görevlendirmediğini ifade eden Gündeş, "Bir mecmuada bana Alaattin Çakıcı'yı sordular, 'Ben devlete böyle sonradan sıkıntı olacak kişilerle pek iş yapmadım' dedim. Bana mektup yazdı hapishaneden. Şimdi dinliyorsa beni yanaklarından öperim, devlete eğer hizmeti varsa..." demişti.


2 YILA KADAR HAPİS

Şişli Cumhuriyet Savcılığı bu konuşma üzerine Nuri Gündeş hakkında, "Suçluyu övmek" suçundan soruşturma başlattı. Savcılıkta ifadesi alınacak olan Gündeş hakkında, TCK'nın 215. maddesine göre, 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açılabilecek.

Bu arada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci Can Dündar'a, "Akıllı olmanızı rica ediyorum" diye mektup yazan Alaattin Çakıcı'nın ifadesine başvurmuştu. Çakıcı, Eski MİT'çi Nuri Gündeş'le derin devletin konuşulduğu programda kendisi hakkında konuşan gazeteci Can Dündar'a, cezaevinden mektup yazmıştı. Çakıcı mektubunda, "Sen Jean mısın Can'mısın" dediği Can Dündar'a, "Bakınız beyefendi! Siz Alaattin Çakıcı'nın ağzının ayarının sınır tanımadığını biliyor musunuz. Akıllı olmanızı sizden rica ediyorum, beyefendilik bende kalsın" demişti. Bu sözleri tehdit kabul eden İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, Çakıcı hakkında inceleme başlattı. Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nde yatan Alaattin Çakıcı'nın, Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı tarafından, talimatla ifadesi alındı.

15.02.2007 (Yeni Safak)

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 15, 2007 11:51 AM

ABD’yi bir arada tutan sey nedir ?

Zaman zaman kendi topraklarinda isledigi insan haklari ihlalleri nedeniyle hiç çekinmeden elestirdigimiz ABD’de 10 milyon kadar müslüman yasiyor. 300 milyonluk bir ülke için bile az degil. Çinli, latin amerika kökenli diger göçmenler de on milyonlarla ifade ediliyor. Bu tabloya Almanya’da yasayan 2-3 milyon türk’ü, Fransa’da yasayan 7-8 milyon müslümani ekleyebiliriz (çin, vietnam, vb asillilara ek olarak)

Isin dikkat çekici bir baska yani da su : Gelismis ülkelerdeki azinliklar Türkiye’de yasayan gürcü, laz, çerkes, kürt asillilar gibi bir kaç kusaktan beri karismis ve kaynasmis bir durumda degiller. Filmlerde dahi görmüssünüzdür, çin, arap, türk mahalleleri avrupa baskentlerine ayri bir renk katar.

Farklisin, o halde tehlikelisin!

Bizim 1930 model millet-devletimizde çaktirmiyoruz ama belli bir tekdüzelik ariyoruz : Türk kökenli, Orta sekerli müslüman (oruç tutan ama basini örtmeyen), atatürkçü, vs, vs. Bu tarife uymayanlar potansiyel bölücü : Ermeniler, kürtler (hele türk ismi tasimayanlar) veya rahmetli Mumcu’nun ifadesiyle sakincali diyelim.

Iste bu gerçekte yerli olan ama bizim fanatik türkçülerin “yabanci” sandigi insanlar bize bir tehlike unsuru gibi yutturuluyor. Balkan savaslarindan miras aldigimiz bir bölünme korkusu var : Bir cografi bölgede bir azinlik çogunluk durumuna geçerse bagimsizlik ilan edebilir. Bu korkuda elbette birlesmis milletlerin bu yöndeki “kaderini tayin hakki” hakki prensibi de var, Bosna’dan Ruanda’ya, oradan da Kuzey Irak’a kadar yasanan bir çok etnik temizlikte BM’nin suçu var.

Gelismis ülkelerde yasayan yabancilar neden bagimsizlik ilân etmeye kalkmiyorlar?
Burada Gerçekçi vatanseverlik devreye giriyor. Çinli veya türk bütün zorluklarina ragmen ABD’de (veya ingiltere’de, almanya’da) yasamaya devam etmek istiyor. Dünyanin baska bir yerine bakarak o sehirden/ülkeden daha iyi bir yasam bulamayacagini düsünüyor, çocuklarinin gelecegini de orada kuruyor. Uzun vadeli bir krediyle ev almis. Sahip oldugu (veya olacagi) bir çok güzel seyin kefili de ABD olmus. Dogup büyüdügü ülkenin kendisine saglayamadigi “temel” hizmetleri bulmus : Güvenlik, egitim, saglik, kimliginden dolayi potansiyel suçlu sayilmama...

TESEV gibi kuruluslarin yaptigi anketler de türklerin normal insanlar olduklarini göstermiyor mu? Çok küçük azinliklar disinda türkler dünyanin fethine çikmaya niyetli degiller, kimse Türkiye’yi Iran veya Kuzey Kore yapmak filan istemiyor. Insanlar çalismak ve kazanmak istiyorlar. Dünya nimetlerinden en az AB vatandaslari kadar istifade etmek istiyorlar.

Türkiye’yi bekleyen yeni macera
Türkiye ekonomisinin büyüklügü bakimindan AKP yönetiminde dünya 17cisi oldu. Bu yeterli degil, Basbakan da öyle diyor, “Kisi basina gelir 10 bin dolari bulmali” Tabi 24 veya 25inci iken 17ci olmak zor ama ilk ona girmek daha da zor. Bunun için büyümek yeterli degil, gelismislik seviyemizi arttirmamiz gerek.

Bu noktada fanatik milliyetçilik ülkemiz önünde ciddi bir engel. Çünkü Türkiye gibi hizli büyüyen bir ülkenin (GSMH’da %4 ilâ %7lik siçramalar) ihtiyaç duydugu mühendis, doktor vb yetistirmesi imkânsiz. Sadece okumus degil meselâ 10 yillik tecrübeli ve yabanci dil bilen insanlara ihtiyacimiz var. Yarinin güçlü Türkiye’sini kuracak bu insanlarin bir kismi savastan kaçan iraklilar (arap, kürt, türkmen) olacak. Gürcistan’dan, Ukrayna’dan, Orta asya’dan, Rusya ve Bulgaristan’dan Türkiye’ye yapilacak bir beyin göçünün alt yapisini bu günden kurmaliyiz.

Ülkemizde daha iyi bir gelecek aramaya gelecek bu insanlari elbette saygiyla karsilamamiz gerekiyor. Onlari CHP’nin ”ideal vatandas” kalibina sokmamiz düsünülemez bile. Tersine Ilk okullarda arapça, kürtçe, romence, rusça dersler verilebilmeli, yeni kiliseler açilabilmeli, türk vatandasligina geçseler bile isteyenler kendi ad ve soyadlarini kullanabilmeliler.

Nitelikli elemanlarin gelisi Türkiye’yi hem yerli hem de yabanci sermaye için daha cazip bir ülke haline getirecek süphesiz. Ve buna ihtiyacimiz var. Çünkü ülkemizin demiryollarinin, limanlarinin AB ile rekabet edebilir duruma gelmesi için kendi bütçemizden ayirabilecegimiz 10 veya 20 milyar dolar çok yetersiz. Daha önce Financial Times’tan aktardigim bir makaleye göre meselâ Fransa’nin bütün demiryollarini bastan insâ etmesi için gereken para 1000 milyar dolar (1 trilyon dolar). Onlar bunu 200 yilda yaptilar. Türkiye’nin o kadar zamani yok. Bizim 30 yil içinde ayni alt yapi yatirimini ülkemize çekmemiz gerekiyor.

Basbakanin düsü
Bu sadece bir para degil. Fakirligin, terörün, issizligin çaresi buradan geçiyor. ABD’nin veya bir baska dis gücün bize kendi tercihlerini dayatmasindan biktiysak, ermeni soykiriminin pisirilip ônümüze konmasindan inciniyorsak Tayyip Erdogan’nin düsünü desteklememiz gerekiyor. Kisi basina 10 bin dolarin düstügü Türkiye aslinda bir düs degil bir proje. Ve bu projenin önündeki en büyük engel de vatanseverlikle irkçiligi birbirinden ayirmaktan aciz olan türk milliyetçileri!

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: February 15, 2007 11:57 AM

Evet, vatanı daha iyi hale getirmek için ondan başka değerlerimizin de olması zarurettir.
"Hepimiz Ogün Samast'ız" sloganı, bu anlamda patolojik bir toplumsal yapının ürünüdür.
Yani şunu demek istiyorsunuz 15-16 yaşındaki çocuklara: "Evladım gidin Ermeni falan öldürün, biz arkanızdayız."
Türklüğü seviyorum, "ben Türk'üm" diyorum. Kesinlikle bugün Türkiye'de, "ben Türk'üm" demenin, artık malesef atipikleştiğini; ortalama bir Kürt olmanın kesinlikle ortalama bir Türk olmaktan avantajlı hale geldiğini düşünüyorum.
Ama "Ogün Samast'ız" söylemine katılamıyorum. Benim bir vicdanım var ve çok şükür bunun farkındayım.
Mustafa Akyol'un dediği gibi, körü körüne sevgiler değerlerin önüne geçerse, o değerleri haiz olduğunuzu dahi unutabilirsiniz. Unutabilir ve her türlü insani-vicdani değeri yok sayıp bir katille özdeşleşebilirsiniz.
Acıdır.
Türklüğü savunmak zorunda kaldığımız dönemleri yaşıyoruz ve "hepimiz Ogün Samast'ız" diyenler, Türklüğü savunduklarını sanıyorlar.

Yazan: Kubilay Ant Tarih: February 15, 2007 12:20 PM

Anadolunun ruh iklimini, maneviyatını anlayan,
teskin edici bir yaklaşıma ihtiyacımız var.
İki söylem var şu anda Devletin tepesine kadar
yayılmış. G.Kur.Bşk. bile Türkiye tarihinde hiç
olmadığı kadar tehdit altındadır derse, ortalama
yurttaş kendini güvende hissedebilir mi? Başbakan
ise tarihimizin en güçlü dönemini yaşıyoruz diyor. Ordunun her ihtiyacı karşılanıyor ve dünya
nın en büyük üçüncü ordusu. 150 milyon nüfuslu
Brezilya savunma bakanı, böyle bir orduya sahip
ülkeyle komşu olmak istemezdim diyor. Ekonomisi
en hızlı büyüyen ilk beş ülke arasındayız. Yani
işgal günlerinin Türkiyesi ile kıyaslanamaz bir durum varken, devletin en temel iki kurumu ayrı
düşünüyorsa bu tartışmalar, huzursuzluklar boşuna
yaşanmıyor demektir. Vikipedia derin devleti şöyle tanımlıyor." Türk siyasi hayatında, kanunlara dayanmayan, askeri ve güvenlik bürokrasisi ile yüksek yargı organları mensupları ve her türlü suç ve terör örgütlerinin elebaşılarından oluşan yapı. Hükümetleri politika
değişikliğine zorlamaktan devirmeye kadar her
türlü faaliyeti yapar.Şimdi bu hükümet irticayı
hortlatmadığına göre-baş örtüsü konusuna bile el
atmadı-hangi politikalarının değişmesi gerekiyor bu saldırılara bakınca. ABD ve İsrail ekseninin,
İran'a karşı tıkandığı noktada Türk askerinin
devreye girmesimi? ABD barışçı bir çözüme yönelse,
rahatlaıyacağımız sanılmasın. Taktik bir geri çekilişle bölgeden uzaklaşırsa, güç toplayıp yeniden yarım bıraktığı bölgeyi bölme planına devam edene değin Türkiye'nin bloke edilmesi gerekir. Bu yüzden Erdoğan siyaseti zayıflatacak
adımlardan uzak durmalı. Muhalefet bundan çıkar umduğu için hassas davranmayabilir, ancak Özal'ın
hatası tekrarlanırsa ilk körfez krizinden sonra
bloke edilen Türk siyasi ve toplum hayatının ödediği bedel bu kez daha ağır olarak tekrarlanır.
Parçalı hükümetler, azgın terör ve cinayetler ile
akılalmaz yolsuzluklar-bunlar yurtsever duyguları köreltme maksatlı ulufe dağıtma amaçlı talandır-.
Tamamen konjoktürel bir milliyetçi dalgalandırma yaşıyoruz. Azgın ve itici ırkçı söylemler belli
merkezlerden yapıldığı gibi, aynı merkezler milliyetçileri tahrik edecek Türklüğü kışkırtıcı
söylemlerde bulunmakta. Milletimizin teskin edilmesi gerekiyor. Türk devleti tarihinde hiç olmadığı kadar güçlügür. Polis en zor cinayetleri
faili meçhul kalmaktan men ediyor, MİT yıldönümün
de yaptığı açıklama ile gelişmeleri doğru değerlendirdiğini ve uyumadığını ilan etti. Milyar
dolarlık silah alımları tam gaz. Tersaneler, fabri
kalar, yollar, tüneller, ihracat rekorları...
Birde şu Ermeni tasarısı geçerse psikolojik baskı
dan da kurtulacağız. ABD zor durumda ve katilleri
canileri askere alıyor. Bu rezil aktöre, figüran
olacağım diye millete eziyete değermi? Ne dersiniz
haksızmıyım?
Saygılar. Levent.

Yazan: levent Tarih: February 15, 2007 1:56 PM

hiç bu açıdan bakmamıştım bu konuya ne kadar milliyetçi olsam da haklısınız teşkür

Yazan: fato Tarih: February 15, 2007 3:16 PM

Tunç bey, elinize sağlık güzel bir yazı olmuş, katılıyorum yazdıklarınıza. Türk milleti içinde çok umutluyum. 2001 krizinden sonraki ilk seçimde
parçalı siyasi yapıyı tasfiye etmeyi bilen, basiret ve firaset sahibi milletimiz, oynanmak is
tenen oyunları bozacaktır. Benim küçük bir endişem
Erdoğan'ın yukarı itilmesi. Yani köşke mecbur edil
mesi. AKP içindeki dengeler, bunu zorlayabilir.
Yada Arınç'ı sivri bulma taktiği ile, AKP yi etkisizleştirmek isteyenler Erdoğan'ı buna zorlayabilir. Yada kendisi isteyebilir, buda çok
isabetle belirttiğiniz Türkiye'nin sıçrama eşiğine
takılmasına yol açar. Kişiler bu kadar önemlimi denirse, rahmetli Özal örneğini hatırlamak yeter.
Birde ABD nin insan hakları ihlalleri ile eleştirilmesi daha çok kendi topraklarının çok çok
ötesinde oluyor. Vietnam,Japonya,Irak gibi.
Nitelikli yabancı elemanların istihdamı ise ençok
Tabib odası gibi sol tandanslı yapılardan muhale
fet görüyorki, milliyetçilere yapılan atışların
konjoktürel tahrike dayalı bir strateji olması
açısından dikkat çekici. Selam ve dostlukla.
Levent.

Yazan: levent Tarih: February 15, 2007 3:36 PM

Sayin Levent Bey,

Dogrusu Tayyip Erdogan'in cumhurbaskani olmasi beni o kadar endiselendirmiyor, kanimca AKP Özal'in ANAP'ina bakarak daha "yassi" bir parti, lider ile taban arasindaki mesafe çok daha az.

Özal oyundan çikinca ANAP sudan çikmis baliga döndü. AKP disinda da bir çok siyasi partinin LIDER=PARTI biçiminde (bence çok fasist) bir semaya uyduklarini görüyorum.

Oysa AKP kurmaylari bunu SP'de yasadilar ve AKP'nin kurulusunun lokomotiflerinden biri de bu lidere yani Erbakan'a adeta tapan mantiktan uzaklasmak, tabanin iyi temsil edildigi bir parti örgütü kurmakti. (Bilmem katilir misiniz?)

Bence Tayyip Erdogan c.Baskani olsa veya siyaseti biraksa AKP yoluna devam edebilecek kadar güçlü ve iyi organize. Gül gibi sagduyulu ve lider kisilikli insanlar çok.

Bunun yaninda C.Baskani olmak Necdet Sezer gibi pijama terlikle TV seyretmek degil. Erdogan bu makamin hakkini verebilecek yapida bir insan.

Iktidar partisinin zayif ve güçlü yanlarini iyi taniyan bir C.Baskani umdugumuzun ötesinde siyasi bir iktidar getirebilir Türkiye'mize. Iktidar abuk subuk vetolarla kaybettigi vakti daha verimli islere ayirabilir.

Bir de benim kisisel dilegim var ki o da Emine Hanim'i basörtüsüyle C.Baskani esi olarak görmek. O zaman herkes görecek ki hiç bir fark yok, Türkiye bir gecede Iran olmamis, vs vs.

Böylece bu yapay gündem ortadan kalkar, üniversite vs ortamlardaki basörtüsü yasagi da kaldirilir, konu kapanir diye düsünüyorum.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: February 15, 2007 4:08 PM

ALMANYA’DAN PKK MAGDURU BIR KURT BABANIN YUREK YAKAN MEKTUBU!..
Zorla PKK’liyim Dedirttiler, Coluk Cocuk Ortada Kaldim!..

1993 yilindan itibaren Almanya’da faaliyetleri yasaklanan ve “en tehlikeli terorist grup” olarak nitelendirilen PKK’ya ve uzantisi derneklere yonelik guvenlik guclerinin operasyonlari araliksiz surerken, yakalanan orgut sorumlulari yargi onunde hesap verirlerken, PKK’nin organize edilen “kimlik bildirimi” turunden eylemlere katilan, bu eylemlerde PKK sembolleri tasiyan veya Abdullah Ocalan lehine slogan attiklari belirlenen sahislar, hapis ve para cezasinin yani sira, sinir disi edilerek cezalandiriliyor.

Alman Federal Meclisi’nin “terorle mucadele yasalarinin agirlastirilmasi” yonunde alinan karari paralelinde, aralarinda PKK mensuplarinin da bulundugu teror orgutune “mensup olma” sucunun kapsami genisletilerek, orgut mensuplarina yonelik uygulanan hapis ve para cezalari artirildi. Alman mahkemelerince, yasakli PKK tarafindan 2001 yilinda duzenlenen “kimlik bildirimi” kampanyasina katildigi belirlenen cok sayida orgut mensubuna agir para ve hapis cezasi verilirken, iltica basvurusunda bulunan orgut mensuplarinin talepleri de “Turkiye’de Kurtlerin iyi sartlarda yasadiklari ve baski gormedikleri” gerekcesiyle kabul edilmiyor ve sinir disi ediliyorlar.

Iste, dun gece elektronik posta adresime dusen PKK magduru evli ve bes cocuklu bir Kurt babanin aci dolu ve “ibret” verici mektubunu sizlerle paylasmak istiyorum.

2001 yilinda “PKK’nin kimlik bildirimi” kampanyasina katilmaya zorlanan Mardin Derikli Ramazan Sakin, PKK magduru binlerce Kurtten biri. Bes cocuguyla ortada kalan ve sinir disi edilmesi yonunde karar alinan Ramazan Sakin’e kulak verelim;

“Yillar once ekonomik kosullar nedeniyle mecburen Mardin’in Derik ilcesinden Almanya’ya gelmistim. Soyadim gibi sakin degil, cin gibiydim. Cok caliskan olmamin odulunu aldim ve iyi bir ise girdim. Evlendim ve cocuk sahibi oldum. Ancak, mutlulugum kisa surdu. PKK belasi basima coktu. PKK’lilar kazandigim uc kurusa, ailemin nafakasina goz diktiler. Diger Kurtlerin basina gelen benim de basima geldi. Harac istediler. Vermek istemeyince, cocuklarimi kacirmakla tehdit ettiler. Boyun egmek zorunda kaldim. Oldurulmek korkusuyla polise gitmekten cekindim.

Isimden ayrilmak zorunda kaldim. PKK’nin her etkinligine aktif olarak katiliyordum. Daha dogrusu katilmak zorunda kaliyordum. Cocuklarimin hayati karsiliginda PKK’ya boyun egdim. Kurtlerin haklari icin mucadele ettigini iddia eden PKK’nin, Kurtlerin cocuklarinin hayatlari uzerinden varligini surdurdugune bizzat sahit oldum.

Neyse… PKK’nin derneklerinde, mutfaklarinda calistim. Soforluklerini yaptim. Hatta PKK adina dugunlerde Kurtlerden para bile topladim.

PKK 2001 yilinda bir kampanya baslatti; “Ben de PKK’liyim” kampanyasi… Yillar sonra basima gelecekleri sanki hissetmis ve kampanyaya imza atmamak icin her turlu yolu denemistim. Ancak baski ve tehditlere yine boyun egdim. Ne kadar taviz verirseniz verin, tavizlerin sonunun gelemeyecegini goremedim. İmza atmakla kalmadim, once ailemin, sonra da arkadaslarimi imza atmaya zorladim. Ama, Almanya yasalarina gore bu kampanyaya katilmak sucmus. Sonradan ogrendik hepimiz. PKK, Almanya’da yasakli bir teror orgutuymus ve yasakli bir teror orgutunun kampanyasina katilmak, onun sembollerini tasimak, uye olmak, finansman desteginde bulunmak da sucmus. Tapu gibi kanun var. Ama PKK, kanun manun tanimiyor ve Kurtleri de sucuna ortak yapmaktan cekinmiyor. PKK icin ne kadar insan, daha dogrusu ne kadar kriminal insan, o kadar taban demek. Kurtleri kriminal suclu haline getirmek, onlari zerre kadar rahatsiz etmiyor.

Ve davalar pes pese acildi. Kampanya ile birlikte harekete gecen Alman savcilar, yasakli teror orgutu PKK’nin imza kampanyasina katilanlari, orgutun sembollerini tasiyan ve PKK lehine slogan atanlarin suc islediklerini ve yargi onune cikarilacaklarini ilan ettiler.

Basta ben olmak uzere, esim, coluk cocuk ve arkadaslarim mahkemelere dustuk. Hepimiz inkar ettik, “zorla katildigimizi, baski sonucu imza attigimizi” soyledik. Ama pek inandirici olamadik.

Sonunda ne oldu biliyor musunuz? Ihale benim gibi zavalli Kurtlerin basina kaldi. Kampanyaya katilmak zorunda birakilan binlerce Kurt, yargi onunde suclu bulundu. Kimimize agir para cezasi, kimimize hapis, cogumuza da sinir disi cezasi verildi.

Ama en aci olanini soyleyeyim: Benim gibi zavallilar para, hapis ve sinir disi cezasi alirken, PKK sorumlulari ve bunlara yakin olanlar, her zaman oldugu gibi isi kitabina uydurdular ve bu isten de siyrilmayi basardilar. (Bence bunlarin cogu Alman servisine calisiyor) Asil bu isi organize edenler serbest kalirken, ben 5 yil agir hapis ve para cezasi aldim. Coluk cocuk ortada kaldi. Dil bilmez, yol bilmez esim, ben hapisteyken PKK derneklerinden yardim istemis. Ancak kapi suratina kapilmis, cocuklarim akrabalarin merhametine kalmis. Caresiz hapiste yatarken, PKK’yi yasakliyor diye kufretmemiz ve nefret etmemiz gerektigi soylenen Almanya, cocuklarima bakmis.

Cezaevinde 5 yil kalinca insan, her seyi daha iyi anliyor. Daha dogrusu “Hanyayi Konyayi” anladim. Korkunun ecele faydasi olmadigini gordum. Aklim basima geldi. PKK gercegini gordum. İnsanlarin nasil kullanilip paspas gibi atildiklarini bizzat yasadim. Riza Altun’un, Muzaffer Ayata’nin, Nedim Seven’in bu kampanyada imzalarinin olmadigini ogrenince, saskinligim ofkeye donustu.

5 yillik hapis cezamin ucte birini yattiktan sonra, iyi durumum goz onune alindi ve saliverildim. Coluguma cocuguma kavustum. Ama, ben ve ailem, sinir disi edilecek. Simdiki aklim olsaydi, her seye ragmen PKK’ya boyun egmez, karsi cikardim.

PKK, zehirli bir akrep, hem kendini, hem de kendisine dokunanlari zehirliyor…”

Ramazan Sakin’in bu mektubu, Turkiye’de ve bazi Avrupa kentlerinde “Ocalan Benim Irademdir” diye baslatilan tantanaya, kampanyaya katilanlara ithaf olunur.

Kucuk bir ilave: “Ocalan benim irademdir!..” Iradesiz olmayin. Iradenizi kimseye vermeyin. İradeniz baskasi olursa ne yapacaksiniz? Var olan aklinizi da yitireceksiniz. Ama herkes kendi bilir. Cocuga; “sobaya elleme elin yanar bivvv…” dersin. Dinlemezse, o zaman; “cizzz etsin” anlasin… Cocuk degil ama, tipki Ramazan Sakin gibi… Tipki, halen PKK’nin vekil partisi olmaktan kurtulamayan DTP gibi, tipki PKK karsisinda halen sus pus olmaya devam eden Kurt siyasetciler gibi, tipki arkadaslari birer birer “liderlik/rant/saltanat hesaplasmasina” kurban giderken halen gercekleri goremeyen orgut kadrolari gibi… BIVV… CIZZ…

Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com

Yazan: nail amudi Tarih: February 15, 2007 4:11 PM

Yine yanlışlar üzerinden bir başka yanlışa çıkmışsınız mustafa Akyol. Vatanını yanlış sevenlerin davranışları sizi biraz vatanı fazla sevmeme fikirlerine sokmuş olabilir. Ama vatanı doğru sevmeyi bir bilse idiniz belki bu şekilde düşünmezdiniz.
Size ekleyeceğim tek ifade Mustafa Kemal Atatürk'ün bir sözüdür:
Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.
Daha başka eklenecek bir ifade göremiyorum böylesi bir tartışmaya.

Yazan: beagle Tarih: February 15, 2007 6:34 PM

yurdumu nece çok sevsem ki acaba! düzcedeki depremi anımsar mısınız? devlet her şeyi ile düzcede idi çünkü gölcük depreminin izleri de acıları da çok taze idi ve devlet bu kez daha hızlı ve hazırlıklı gibi idi, arama kurtarma, insanları bir arada tutacak çadır kentlerin kurulması yiyecek ve giyecek dağıtımı devlet askeri ile doktoru ile ve gönüllü yurttaşlar ile orada idik. o sıralarda televizyon iki söyleşi. ikisi de ayrı kanallarda ama yaklaşık aynı saatlerde... düzceli yerli bir yurttaş, Alah devletimizden razı olsun Alah Türk milletinden razı olsun hemen yardımımıza koştular , düzcede bulunan yanındaki hanımı olmalı giyiminden ve yurttaşın konuşmasından ve tipinden güneydoğulu olduğu anlaşılan bu kişinin durumu yorumlaması, yaklaşımı 'devlet nerede devlet açız sefiliz bize bakan yok ' diye haykırıyor. Mustafa beyin de türk olmakla türkiyeli olmak arasındaki farkın doğurduğu vatanseverlik kavramı çok yerinde olmuş , kutluyorum. ne de olsa doğuda kelle başına para da verilcek artık. muş ilinde on beş çocuklu bir aile babaya soruluyor nasıl geçiniyorsunuz vali bey saolsun:) eh insallah vatanseverlik karnım tok sırtım pek oldukca ben burayı severım olarak algılanmayacaktır. boyle anlaşılır ıse sureklı goc veren zonguldak ılınde yasayanlarımız, aynı sekılde rızelımız , aksaraylımız nevsehırlımız de bu vatanı pek sevmemelerı gerekecek...

Yazan: ancazin Tarih: February 15, 2007 9:03 PM

Elinize sağlık Mustafa Bey, tespitlerinize katılıyorum. Özellikle "Vatanı en kutsal değer sayanlar, onu “sevilebilir” kılmak için çaba harcamaya gerek duymaz, bu yüzden de onu daha iyi hale getiremezler. Çünkü vatanı daha iyi hale getirmek için ondan başka değerlerinizin de olması zorunludur. Örneğin adaletin, hakkaniyetin veya insan haklarının kutsallığına inanmanız gerekir ki, vatanı bu değerlere göre eleştirip dönüştürebilesiniz." ve "Liberal ve sosyal demokrat aydınlar, bu değerleri Batı medeniyeti içinde gelişmiş olan insan hakları, demokrasi, çoğulculuk gibi kavramlarda buluyorlar. Bu kavramlar iyi, hoş, ama Türk toplumunun bir kısmına biraz yabancı ve ithal geliyor. Oysa bunların karşılıkları veya en azından öncülleri geleneksel İslam/Osmanlı kültüründe de var." söylemlerinizden şunu çıkartıyorum; milliyetçilik altında daralmaya sebep olan fikirler, ne kadar milli değerlerimize sahip çıktıklarını savunsalar da gerçekte milli ve hissi değerlerimizin karşısındaki en büyük çıkmazı oynuyorlar. Tarih birikimimizi tarihten kopuk çerçevelerle bütünleştirip destekleyemeyiz. Önce "insan" demeyi hatırlamalıyız! Muhabbetle...

Yazan: Talha Can Tarih: February 15, 2007 11:53 PM

Mustafa Bey,
Yazı içeriği gerçekten çok güzel fakat "Vatanı Fazla Sevmenin Zararları" gibi "ince" bir başlığı her kesimin anlayamayabileceği, zihinlerinde oluşabilecek bir önyargıyla "içerikten" yeterince istifade edemeyebilecekleri kanaatindeyim.

Devamla; Bu ülkenin "sözde" vatanseverleri (güncel deyimiyle nam-ı diğer vatansever kuvetleri vb.) "hainliklerine" perde çekmek üzere bu ülkenin "gerçek" vatanseverlerini "hain" yaftalarıyla fişliyorlar.
Kılıktan kılığa, kimlikten kimliğe ipte cambazlık yapmakta beis görmeyenler bugün de "vatansever" olarak karşımıza dikiliyorlar.
Hem de hangi gerekçeyle mi?
"AB'nin köpeği olduk" çığırtkanlıklarıyla
"Kıbrıs satıldı" ağlamalarıyla
"Ilımlı İslam ABD oyunudur" çarpıtmalarıyla
"Vatan toprakları satıldı, işgal altındayız" yalanlarıyla
...
Ve daha neler neler...
Prim yapıyor mu?
Maalesef evet.
Nasıl olur?!
Cevabı sizin yazınızda saklı.

Yazan: Mehmet Edebali Tarih: February 16, 2007 12:46 AM

Bu "vatani en cok kim seviyor" yarisinin sadece bizde olmadigini, bircok Bati ulkesi dahil hemen her yerde "millyetciolik, vatanseverligin" sikca kullanilan bir politik alet oldugunu (ki bu da isin sosyal gerceklik oldugunun gostergesidir)da not etmek lazim. Ismini hatirlamadigim onde gelen bir Cumhuriyetci Kongre uyesi bir konusmasinda soyle demisti: "I will support my country whether it is right or wrong and pray that it is right." (Hakli veya haksiz olduguna bakmadan ulkemi destekleyecegim, ve hakli olmasi icin dua edecegim). Bunlar kimse tarafindan "skandal sozler" falan addedilmedi. Bu tur soylemler rutindir Bati'da da. Oradaki soylemlerin bizden en onemli farki oradaki poltikacilarin "sarildik, yandik battik.." paranoyasina girmemeleri ve kendilerinden birilerini "vatan haini, ajan provokator..." vb ilan ederken muhafazakar davranmalari.

Bu "lumpen vatanseverlik gosterisi" ne ABD'den bi ornek daha: Bush'un Irak'in fethi karari aldiginda Kongre uyeleri (her iki partiden) ona destek vermeyen bircok ulkeye ve ozellikle Fransa'ya ates puskuruyorlardi. Protesti icin Kongre toplandi ve onemli(!) bir karar cikti Fransa'ya karsi:

-Bundan boyle ABD Kongresinin lokantasinda satilan pates kizarmasinin ismi French Fries (Fransiz Kizartmasi) yerine "Freedom Fries" (ozgurluk kizartasi) olarak degisecek! O gun bugundur Fransiz kizartmasi hala boyle bilinir Kongre Lokantasi dahil her yerde.

Einstein "millyetcilik te kizamik gibi bir cocukluk hastaligidir" derken herhalde IQ veya EQ yasini kastediyordu.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 16, 2007 9:45 AM

Mustafa Bey ufuk açıcı yazınız için teşekkürler.
çocuğunu yanlış yönlendiren baba örneğiniz de gerçekten yerli yerinde.
Bu düşüncelerin bir benzerini Şahin Alpay'ın dünkü yazısında yer alan Rakel Dink şöyle ifade ediyordu:

"Bir acımızı paylaşmaktı onların yaptığı... Hem onurlandık hem onlara minnettar olduk, acımızı paylaştılar. Onca sene hepimiz okulda 'Türk'üm doğruyum' diye okuduk... Türk mü oldum? Kişi ne doğuyorsa odur; kimse seçmiyor ki milliyetini... Bunları düşünemeyen bir insanı ben anlayamıyorum. Neticede sen insansan, o da senin insan kardeşin... Senin sahip olduğun tüm haklara o da sahip... Bir evin içinde üç çocuğun varsa, onu ondan ayırt edersen o evde huzur olur mu? Devlet de bu gözle bakmalı. Evin içindeki çocuklarını ayırt etmemeli. Birine az hak, öbürüne çok hak; birine hakaret etme hakkı, birine sus demek haksızlık... Ve o ülke huzurlu olamaz, temel bozulur... Çocuklara doğru eğitim vermekten alıkoyan karanlık güçleri kaldırmamız lazım beynimizden ve yaşantımızdan; ki çocukları doğru eğitelim, dürüst eğitelim... Düşmanlık tohumlarının kaldırılması gerekir, yoksa asla değişmez... Önce çocukların eğitimi ama en önce en baştakilerin söylemleri değişmeli, çünkü onların söylemleri çocukları eğitenleri de etkiliyor..."
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazarno=1055

Yazan: Tarık T. Tarih: February 16, 2007 12:15 PM

Bir yorumcu soyle bir bilgi aktarmis:
----------
"muş ilinde on beş çocuklu bir aile babaya soruluyor nasıl geçiniyorsunuz vali bey saolsun..."
----------

Devaminda gelen 2. soru yazilmamis.
2. soru soyle... korucumusunuz?
cevap; evet
***

Cevabi "hayir" olanlarin onemli bir kismi lojman mahallelerindeki coplukten ekmek topluyorlar.

Yazan: Haydar Tarih: February 16, 2007 4:36 PM

Vatanini seven bir insan diger degerlere sahip degildir diye bir sey soz konusu olamaz. Onemli olan bu sevginin her deger gibi, anlamini kavrayabilecek bir bilince sahip olabilmek. Gerekli sartlar altinda vatan en kutsal degerdir ve bunun ispatida bu vatan icin canlarini feda etmis ve hala etmekte olan sehitlerimizdir. Vatan ve millet sevgisini en kutsal deger olarak tutan devlet yoneticilerine ihtiyac vardirki, vataninin ve ulusunun yararina dogru kararlar alabilmesi ve vatani sevilebilir yapabilmesi icin. Devlet baskanlarinin ustun bir vatan ve millet sevgisi olmadan bu kadrolarda yer almasi ancak kendi menfaatlarini kolladiklarini gosterir.

Mustafa Bey'in vermis oldugu cocuk ornegi cok basit ve ve alaksiz ve boyle bir konu ile asla bagdastirilamaz. Bir insan yetisirken, degerlerini sadece anne babadan almaz. Degerleri olmayan bir anne baba zaten sozkonusu olamaz. Sadece egitimsiz ve bilincsiz olabilir ve ne biliyorsa cocuguna ancak onu verebilir ve onun icin de dogru olan odur. Bu sekilde yetismis insanlar Turkiye'nin bir kisim nufusunu olusturabilir ve boyle insanlarin bilincsizce yapmis (ya da boyle insanlarin baskalari tarafindan baska amaclar icin kullnilmasi) olduklari davranislar yuzunden bazi degerler ya da terimler anlamini yitirmez. Bem Turkum ve bundan gurur duyuyorum demek beni irkci yapmaz, vatanimi seviyorum ve gerekirse canimi veririm demek de benim diger degerlere sahip olmadigimi ya da ulkemdeki baska azinlilari ve haklarini kabul etmedigimi gostermez. Ben ulkemin laik kalmasini istiyorum demek de beni ateist yapmaz. Bunlar sadece baskalarinin bana karsi tepki olarak yorum yapmalari ve beni etiketlemelinden oteye gecemez. Ama bunlar sadece ve sadece yorum olarak kalir.
Onemli olan sahip olunan degerlerin anlamini bilmek. Bu bilince sahip olmayan bir insan sadece Ataturk'un o muhtesem ve evrensel vecizelerini degil her seyi yanlis anlar (anlayamaz desem daha dogru olur) ve yozlastirir, ayni sekilde Islamiyetin yozlastirilmasi gibi...

Yazan: gunka Tarih: February 16, 2007 7:03 PM

Günka:Mustafa Bey'in vermis oldugu cocuk ornegi cok basit ve ve alaksiz ve boyle bir konu ile asla bagdastirilamaz. Bir insan yetisirken, degerlerini sadece anne babadan almaz.

Sayın Günka,
Mustafa Bey'in yazısıdaki babanın çocuğu yönlendirmesi sadece bir örneklemeydi.

Örnekteki Baba ve çocuk yerine isterseniz öğretmen-öğrenci,yazar-okuyucu,usta-çırak,lider-takipçileri,devlet-halk vs...gibi bir çok şeyde konulabilir.

Anlatılmak istenen şey telkin edilen sevginin başkalarının haklarını çiğnememesi, yanlış şeyler yapmayı meşrulaştırmamasıydı.

Yazan: Tarık T. Tarih: February 16, 2007 8:13 PM

SEKER KAMISINDAN SANAYiYE VE SONRA SERMAYE TRANSFERiNE

Ingiliz ile Ispanyollarin arasindaki onemli farklardan biride baktigi seyden nasil yararlanacagi konusu oldugunu tarih tescil etmistir. Kah iyi niyetinden, kah kotu… kah kurnaz olduklarindan, kah avanakligindan bu fark cok bariz sekilde tarihi etkilemistir.

15YY dan itibaren dunyayi somurgelestiren bu iki ulke tarumar ettigi kolonilerinde islerine yariyacak, ekonomik degeri olan herseyi tespit ediyor sonrada alip goturuyordu.
Ispanyollar; altin gumus vs gibi metalar ugruna koskoca Aztek, Inka uygarliklarini yokederken, Ingilizler Seminole, Sioux, Algonquin ve daha nicelerinin kanini emmis, bununla yetinmeyip diger kaynaklarinada bilhassa pamuk, misir ve seker kamisina bakmayi ihmal etmemislerdir.

Bunlarin icerisinde insanliga en buyuk acilar vermeye sebep olani ozellikle Karayiplerde bol bulunan SEKER KAMISI dir.

O gunlere kadar baharatlar gibi darasi ile altin degerinde olan ve o gunku ismi ile “beyaz altin” olan seker ve onu ureten seker kamisi yabani birsekilde tabiatta sonsuz denilecek miktarda onlerinde duruyordu…
…fakat bu urunu toplayacak iscileri bulmak neredeyse imkansizdi. Once Yerliler kullanildi fakat bu da “5 cayi” icmeye damardan baglanan ingilizler icin yeterli degildi. Bunun uzerine yeni dunyadan Avrupaya dolu gidip bos gelen gemiler, daha sonralari ucgen rota cizerek Afrikaya ugramaya ve siyahlari kole olarak yeni dunyaya tasimaya basladi. Bu fikir oylesine tutmustuki, sadece seker ihtiyaci degil, kisa sure icerisinde ciftliklerden madenlere, ev hizmetinden seks ticaretine kadar yuzlerce alana yayildi.

Bu aliskanlik SANAYi devriminden sonra yavaslamis, kolelerin yaptigini makinalar daha hizli ve daha az masrafla (karin toklugu) yapmaya baslayincada terkedilmeye baslamistir.

FAKAT ORTADA BUYUK BiR PROBLEM VARDI VE BUNU GORMUYOR, INKAR EDIYOR, YOK SAYIYORLARDI.

Kole olarak getirilmis ve 19-20 YY da artik sayilari milyonlarla ifade edilen, tek kelimeyle sokaga, kaderlerine terkedilen bu insanlarda cok buyuk bir sosyo-kulturel catlak yaratilmisti…

…aile yapisi
…kulturel hazine
…sosyal ahlak

…gibi degerler yumagini olusturan kumas, nesillerin kulturlerini birbirine aktaraMAmasi, parcalalanan aileler, ilgisizlik, zorbalik, caresizlik, egitimsizlik, fakirlik gibi nedenlerden dolayi yokolup gitmis, yerine getto, varos, kriminal etkenlerin kulturu yerlesmeye baslamisti. Toplumsal nefret, tahammulsuzluk, asagilamalar, reddedilmeler, haksizliklar, adaletsizlikler, yargisiz infazlar, Ku Klux Klan turu irkcilik, ayrilan mahalleler-sehirler gittikce geriliyordu.

Giderek artan bu maraz, rahata alismis “Amerikan Ruyasi” stilinde yasamini surduren –efendi-ler icin tehdit olusturmaya baslamisti… her an bir patlama ve isyan bekleniyordu.
Bu da fazla gecikmedi ve 4 Nisan 1968 de liderlerinin bir manyak tarafindan kahpece oldurulmesi sonucu isyanlar basladi, sehirler darma dagan edildi, yakildi, yikildi ve pamuk ipligiyle birbirine bagli olan nufus o gun “cart” diye ikiye ayriliverdi.
Sagduyulu siyahi liderlerin cagrisiyla dindirilen kan ve gozyasi yerini soru isaretlerine ve yaptigi hatalari arayan yoneticilerin uyanmasina birakmisti. Fakat bundan boyle TUM sehirlerin merkezi siyahlara terkedilmis, Detroit, New York gibi dunya merkezleri yakilip yikilmis, gettolasmisti. New York 30 sene cabadan, muazzam ekonomik ve siyasi degisimden sonra kismen rahatlamis isede basta Detroit olmak uzere tum diger ABD sehirleri kriz merkezleri haline gelmisti.

1960-70 li yillarda baslayan uluslararasi kapitalist iliskiler, sermayenin hudutlar disarisina cikabilmesi ve bu SERMAYENIN TRANFER EDILEBILMESI artik bu turlu istikrarsizliklara musade vermiyecek kadar kompleks hale gelmisti.

Ve Amerika uyandi.
Ve Avrupa uyandi.
Ve Asya kaplanlari (Japonya vs) uyandi.

Bu uyanis, artik iNSAN’a deger veren DEMOKRASi kelimesini dilinden dusurmuyordu.
Bu uyanis artik TABIAT’a deger veren YESiL degerleri dilinden dusurmuyordu.
Bu uyanis hala UYUMAK isteyen MiLLiYETCiLiK, IRKCILIK sevdalilarini tarihe gomuyordu.

Fakat uyanmayan, tersine daha derin uyumak isteyen, insanlarinin bir kismini gormeyen, inkar eden, yok sayan… digerlerinden ders almayan birkac toplum daha vardi.

BiLiN BAKALIM HANGi ULKELER BUNLAR

Yazan: Haydar Tarih: February 16, 2007 11:52 PM

Mustafa Bey sorunu cok güzel dile getirmis.
Bunlar nasil vatansever böyle? Vatani sevilmez hale getirmek icin ellerinden ne geliyorsa yapiyorlar.

Yazan: Ahmet Altunsu Tarih: February 17, 2007 1:23 AM

Mustafa Bey

bu kaçıncı milliyetçilik yazısı böyle?epeydir bakamıyorum siteye..farklı bİr konu açılmıştır dedim ama yanılmışım..

vatanı kutsal bilip sevmek bir kusur değildir..bunun altını çiziyorum öncelikle..vatanın sevilebilir olması ise problemli bir tanım..sorun vatan değil sistem sorunudur..sistem sorgulanabilir..bu ayrı bir tartışma konusu..

çocuk yetiştirme hakkındaki bilgilerinizdende çok etkilendim doğrusu..çocuklarınızı iyi terbiye edersiniz umarım..Allah size hayırlı,arkadaşlarını pataklamayan evlatlar nasip etsin..fakat küçük bir tavsiye..çocuğunuza haksızlık karşısında susmamayı da öğretin.pısırık yetişmesin..haksız yere yumruk yediğinde altta kalmasın..boks kursuna gönderirsiniz artık..nasıl vuruş yapılacağını iyice öğrensin..entellektüel hayatında da faydası olur:)

milliyetçilik konusuna çok fazla takılan arkadaşlara baktığımda büyük bir bölümünün yurt dışı bağlantısı olduğunu görüyorum..Jön Türklerde Avrupadaki yenilikleri öğrensinde memleketin kalkınmasına katkıda bulunsunlar diye yurt dışına gönderilmişler fakat gelince vatanı beğenmemişler..bir ittihat terakki olayı ve sonuç malum..

burdaki yorumlar bana bunları hatırlatıyor..vatana sahip çıkmak,milli duyguları savunmak hamaset diye küçümsenince erkeklik Alev Alatlı hanım gibi bayanlara kalıyor..memleketimin erkeklerini göremiyorum..sahi neredeler??

-------------------------------------------
ALEV ALATLI HANIMIN YAZISINDAN BAZI ALINTILAR:

Ey, ihtiyatlı resmi/sivil aydınları ülkemin! Ey, hayatı göğüslemeye gelince, sıradanlaşan sıradışı entellektüelleri ülkemin! Sakın, duymasın bizim yeniyetmeler kötülüğün amansız bir gerçek olduğunu! Biri diğerinin gırtlağına çökmüş, boğazlamaya çalışan, aynı kalbi paylaştıkları için bir ömür boyu başaramayan, ak saçlı siyam ikizlerinin varlığını. Çıplak memelerine yapıştırdıkları çıplak bebelerini, açlıkla kudurtulmuş bekçi köpeklerine teslim etmeyen, karınları burunlarında, çırılçıplak gebeleri. Dağıtılan beyinleri. Akıtılan beyinleri. Boşaltılan beyinleri. Çocuk çığlıklarını. Dev ... paraladığı ufacık çocukların cesetlerinden arda kalanları. Bir an önce ölmek için çırpınan gaz odası kurbanlarının haykırışlarını. Boşalan barsaklarının paniğini. Birkaç asılan, boynu kırık bedenleri! İşgalcilerin bir deri bir kemik bıraktığı bedenlerin dağlar gibi yığıldığı münbit toprakları. Çarpılan ağızları, dökülen dişleri. Oyulan gözleri. Kanı, dışkıyı, karanlığı. Eksi altmış derece soğuğu, artı altmış derece sıcağı. Karbonmonoksit, amonyak, metan püsküren taşlaşmış gezegeni. Tamahı, ihaneti, zulmü, iftirayı, tuzağı, dalavereyi. Soykırımın varlığını duymasınlar.................................

Monşer, ama herkes bilir, "yiğitlik" iştiyakının çağdaş bir toplum yaratmak yolunda ne denli tehlikeli bir ruh hali olduğunu! Herkes bilir, "yiğitlik" denilen ruh halinin güvenlik içinde olmaya, rahat yaşamaya duyulan akıldışı husumet olduğunu! Gençlerimize rahat batmasın! Giyim kuşam, gastronomi, seyahat, eğlence, modalar, küsmeler barışmalar, nazlar niyazlar - aman çağdaş 'trend'lerin dışına düşmesinler! Gerçeklik yolunda entelektüel toz dumandan korkmadan yürümeye kalkmasınlar!...................................

Polat" tipolojisi de kim oluyormuş?!. Bırakın, yiğitlik, John'lara, Johnny'lere, marinlere, rambolara, dört köşe çeneli Marlboro erkeklerine kalsın. Biz, delikanlılarımızın başına çuval yerine kadın içliği geçirerek, "insancıl"laştığımızı sanalım! Bu gezegende obez bir efendinin sofrasına sığınmış bir garip besleme kadar bile şansımız olmadığını unutalım. Aklımızı, iz'anımızı, RTÜK'e ve sivil avenesine teslim edelim! Gerçeklik gibi, umut gibi, sanatsal üretim gibi, başarı gibi utanç verici düşüncelerden uzaklaşalım. Avrupa Yakası'na, olmazsa Gümüş'e takılalım, kimseyi incitmeyelim, kimseyi kırmayalım, medeni abilerimizin izinden ayrılmayalım! Müstehaktır. Dünyayı bilmeyen, dünyanın maskarası olur. Kötülüğü bilmeyen, yaşamın.

Kavminin kaderini eline almaktan kaçınan...

Hangi koalisyon güçlerininkidir bilinmez; ama bu gezegenin bir yerinde, kalabalık omuzlu bir "psikolojik savaş uzmanı"nın, koltuğunun arkasına rahatça yaslanıp, gülümsediğini görebiliyorum.

"Kurtlar Vadisi"nin emekçilerine gelince: Diziyi saatler süren reklamlara dayanamadığım için izlemedim. Yakınlarda, DVD'sini gördüm. Sinemanın Türkiye'de belki de ilk kez, marjinal olmayan kaygılara seslenebildiğini düşündüm. Akıl vermek haddim değil; ama kadim bir Uygur diskuru vardır. "Kendinize güvenin!" der, "Kendinize güvenin! Akranlarınızın, çağınızın, Gerçeklik'in payınıza düşen kadarıyla da olsa, hakkını verin. Dil, din, ırk, cinsiyet ayırımının tuzağına düşmeden, zamanınızın en yetkin bilginleriyle, sanatçı ve filozoflarıyla dostluk kurun. Mahrem düşüncelerinizi aşkın zekâlarla paylaşın. Sizler, anneleri tarafından sakınılmak durumunda olan özürlüler ya da çocuklar değilsiniz. Kavminizin kaderini eline almaktan kaçınan korkaklar değilsiniz. Sizler, mağdurların kefaretini ödeyecek, kâbustan uyandıracak yetişkin erkeklersiniz.".........................

ALEV ALATLI

Yazan: deniz Tarih: February 18, 2007 1:55 AM

Din
Milliyet
Demokrasi


Bir cocuk dogdugunda ailesi ona inanclarini ogretir.

Okula gider oradada Milliyetini ogretirler.

Yasama atildigiktan sonra etrafinda olup bitenleri anlar ve Demokrasiyi ogrenir.
***

BU DEViRDE:

Bir insan hem dindar, hem milliyetci, hemde demokrat olabilir. Bu kimseler toplumunun motoru, lideridirler.

Sadece dindar ve milliyetci olanlarin ise insanliktan ogrenecekleri daha cok seyleri var demektir.

Sirf dindar olarak kalanlar ise 'insan' olarak zavalli kimselerdir.

Yazan: Haydar Tarih: February 18, 2007 5:14 AM

...dinden demokrasiden bihaber milliyetcilik ise; milliyetciligini yaptigi o milletin en buyuk dusmanidir.

Enver pasa ve turevleri Osmanliya Turkculuk surubunu verdikten sonra, elinde gayrimuslum kalmadigi gibi, musluman milletleride kaybetmis Kurtleri kaybetme noktasina gelmis ve hatta Anadolunun Turk olan buyuk kismi bile isgal altina girmisti.

Bugun hala oraya buraya saldiralim, girelim diyen zihniyetler, Enver Pasa projesini devam ettirmek isteyen siyasi korlerdir.

Yazan: Haydar Tarih: February 18, 2007 5:55 AM

öncelikle iyi akşamlar;
yazınız için teşekkür ederim.beğendiğim tarafları vardı ama bi o kadarda beğenmediğim tarafları var.
ilk olarak bir insan içn vatan hem en kutsalı ondan daha üsste koyabileceği birşeyi olmaya bilir bu onun vatanı için çalımayacağını göstermez yani sizin deyiminizle daha iyi bir vatan yapmak için çalışmaması gerktiği anlamına gelmez.hatta tam tersi anlamına gelir yani onun için vatan herşeydir en kutsalıdır ve bunun yanındada vatanı için ne yapılması gerektiğini düşünür ve ilk yapabilme olanağı verildiğinde onu hayata geçirir.yani vatan için ölmek gerekiyorsa ölür ama bu boşa değil birşeyleri koruma yada daha ii yapmak için yapar.ikinci olarak devlet doğru yolda demişsiniz devletin ne kadar doğru yada yanlış yaptığını aslında herkez biliyor ama sayın tayyip erdoğan veya sayın abdullah gül ün böyle birşey yapabileceğini hiç konduramıyoruz ve hep şunlar söyleniyor daha zamanı değil daha zamanı değil bu zaman ne zaman gelecek çok merak ediyorum.insanların üstüne sanki ölü toprağı dökülmüş gibi herkes suskun tabi suskun derken hareketlensinler ama yanlış olarak değil birilerini öldürerek yada kavga çıkararak değil yapılması gereken en ygar şekilde bunu derken bizim kavga edemeyeceğimizden değil sadece insanların bunu hak etmedikleri için söylüyorum yoksa kavga edileceksede ederiz evel allah.

çalışmalarınızda başarılar.....

Yazan: emcsev Tarih: February 19, 2007 5:32 PM

Sorumlu, akilli vatanseverlik ornegi olrak dusundugum bir kose yazisi (Washington'da Buyukanita "pasam biZi kurtar" diyen faasist lumpenkler icin "Demokratik Ulkelerde Yonetim-101" dersinin bir parcasi olablir):

'Askerin konuşamayacağı konular' M. Turkone (Zaman, 20 Subat)

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Suudi Arabistan'a giderken, "Askerin konuşacağı konular vardır. Askerin konuşması gereken yerler vardır." demiş. Bu sözün mefhum-ı muhalifinden şu anlam çıkıyor: "Askerin konuşamayacağı konular vardır. Askerin konuşmaması gereken yerler vardır."

Devami icin:

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=502543

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 20, 2007 4:31 AM

Türk kuvvetleri Kerkük valisine suikast yapacaktı

Kerkük karışacaktı. Amerikan askerleri, Türk Özel Kuvvetleri'nin valiye suikast yapacağını öğrendi ve onları tutukladı.

DEVAMI
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212153
==================================================

ABD kaynakları olayın hemen ardından, baskının kasti olmadığını, Kerkük'ün Kürt asıllı yeni yerel yöneticisi Abdül Rahman Mustafa'ya karşı bir suikast ihbarı almış olduklarını, ihbarın üzerine gidince de Süleymaniye'deki adresin çıktığını öne sürdüler.
(...)
Türk tarafında, Süleymaniye'deki Özel Kuvvetler Birliği'nden sorumlu olan Tuğgeneral Abdullah Kılıçarslan, Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Sadık Ercan ve Harekât Başkanı (aynı zamanda araştırma grubu başkanı) Korgeneral Karabay vardır. Bugün, tamamı emeklidir. Geleceğin Genelkurmay Başkanı adayları arasında sayılan Karabay, buna uygun terfileri alamaması ardından istifa etmiştir. Özel Kuvvetler, Süleymaniye olayı ardından Harekât Başkanlığı sorumluluğundan alınarak, o dönem Büyükanıt'ın başında olduğu Genelkurmay İkinci Başkanlığı'na bağlanmıştır.

ABD tarafında, operasyonu yürüten Albay Bill Mayville, şu anda tuğgeneral rütbesiyle Afganistan'daki ABD kuvvetlerinin kurmay başkanları arasındadır. Büyükanıt'ın dikkat çektiği, o dönem tuğgeneral rütbesiyle Mayville'in komutanı olan Raymond Odierno, şimdi korgeneral rütbesiyle ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Peter Pace'in yardımcılarından biridir. David Petreaus'u ise biliyoruz; terfi ederek Irak'taki ABD kuvvetlerinin komutanı oldu.

DEVAMI
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=213510

Yazan: Haydar Tarih: February 20, 2007 6:55 AM

alev Alatli isimini ilk olrak 2-3 sene once duymus idim. Birkac yazisini okudum ve bir iki Tv programinda serdettigi dusuncelerden omurgali bir entellektuel oldugu kanisina varmis idinm.

Bu yazi sonrasinda kendisine saygim onemli derecede hasar gordu. Amerikanin da Jonisi varmisya. Bu bana ABD'ye ilk gittigim yillarda oraya gelmis bir Adanali cocugu hatirlatti. Kicina bir beyaz kisa sort gecirmisti. "abi onlar giyiror; bizim onardan asagi tarafimiz ne" idi aciklamasi. Ha bir de not edeyim. B cocuk oraya bir "degiskim" programi ilwe gelmisti. "degiim" su idi: Cocugun babasi Karayollari Bolge mUduru imis. Ihale alan bir firmanin rusveti olrak oglu bu sirketin sahinbi tarafindan ABD'de okutluyordu. Okumadi tabii.

"Vadi" nin ne dizisini (bir metazori 15 dakika haric) ne filmlerini izledim. Kahraman onune geleni olduruyordu. Ve bir fahie vardi.; elbniselerini uzerinde tuatamayan. Bir taraftan sevisiyorken arada bir "Israilli bir ekiple calisiyoruz" vb "buyi islerle" ufgrastigini gosterir hic te inandiric olmayan ifadeler kullaniyordu. Neyse, herhalde Magazin, bilmem ne yarismalari, bilmem kimin sevgilisinin sevgilisi programlari kadar zararli degildir. Ameriklalilarin "rambo'su" var yuce Turk milletinin niye "yigitleri" olmasin di mi ama Alev Hanim?

Acizane gorusum bu "konusma" secim meydanlarinda veya MHP, BBP mitinglerinde iyi gider ama Zaman gibi saygin bir fkir gazetesin hele hele Alev Alali gibi bir dusunure yakismamis.

Evet sadece Pamuk'a, sadece Hrant'a , ya da sadece "cagdas unluye" sahip cikan sahte demokrat, sahte insancil, sahte cagdas ve "cagdasligi, demokratrligi" anti-m,illi olmakla esdeger tutan bu gorunumle de kredi kazandigini sanan aslinda fasist ruhlu, ahlaki omurgasiz aydin takimi gercek bir olgudur. basortuluyu bir kasik suda bgup sonra da "ah Hrant ile raki icecektik" , "301 e hayir", "pamuk'u kovdunuz" diyenleri iyi bilirim. Ama bir entellektuelin, bir ahlakli insanin olcusu tekisellikmidir?

Benim vatan millet, maneviyat konularindaki durusumu ne cagdas, entel bilmem ne takimi ne de "yerli rambolar" ve onlari yigitlestirenler belirler.

Son olrak, "Vadi'nin emekcilerine" uzulmeyin derim Alev Hanim. Simdiye kadar toplanan parsa yedi sulalelerine yeter de artar.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 21, 2007 3:02 PM

Asagidaki yorumu Zaman Gaztesinde Alev Alatli’nin bu gunku yorumuna “okur yorumu” olarak yazdim. Buradaki konu ile ilginse binaen kes yapistir yapayim dedim.
------------------------------------------------------
Alev Hanim’in ilk yazisinin bir kismini, Bumin'in de soz konusu yazisinin da bir kismini okudum. Yazida bahsedilen diger yazilari okumadim. Saniyorum mevzunun hulasasini anladim. Kursat Bumin'i "anal retentive" bir yazar olarak bilirim. O'nun icin bir cocugun "vicdani retciligi" Turkiye'nin onundeki en onemli demokrasi problemlerindendir. Bir digeri de tabii ki 301. (ve ozellikle unlu magdurlari) dir Onem sirasini karistirsa da demokrat bir yazar oldugundan da suphe etmem.

"Bir Turk dunyaya degerdir" millyetci hamaseti ile "hepmiz insaniz, bir Turk ile Amerikalinin farki yoktur" insalcillik hamesti arsinda bir yer olmali. O ne bu ulke insanina Canakkale Savasi, Kurtulus savasi kazandiran ruhun olduruldugu, ne de "vatan icin oldurme" yeminleri eden capulculari kahramanlastirildigi yerdir. "ulkucu mafya" nin milli duygulari savas halinde Sirplarin katliamci kahramni Arkan'lari dogurur, Kara Fatmalari, Koca Yusuflari degil.

Tavsiyem herkesin ABD milli marsi "Star Spangled Banner" ve Istiklal marsini pespese okumalaridir. Hakli davasi olan, imanli bir milltin duygu ve ifade zenginligi ile, nerde ise tarihinde "hakli savas" bulunmayan bir milletler toplulugununki arsindaki farki gormeleri acisindan.

Sorumlu vatanseverlik ile okey masasi, veya Reyna'da Papermoon'da viski uzeri (veya raki-leblebi neyse) vatan icin atilan nutuklardaki arasindaki farki kaydetmeliyiz. Din gibi, diger izmler gibi milli duygular da somurulmeye musaittir. Cumhuriyet icin Kemalizm icin bu ulkeyi 10 milyar dolara kadar seven Cem Sultan simdilerde "Izmir vergisiz bolge olacak"; gelin ulkenin kasasini beraber bosaltalim; ezilenlwer iktidar olcak" mealinde secim ilanlari veriyor. Hemen her vurguncu, capulcu, yolsuz ya millyetcilik, ulusalcilik ya Kemalizm bayragina sariyor kendini. Iste Alev Hanim'in bahsettigi "hayal gucu" bunlara da zemin hazirlayabiliyor.
Peki cizgi nereye cizilir? Ulkeye, topluma, ait olunan kuture sahip cikma, sevme fakat adaletten asla sasmama. Benim cizgim burada. Ben butun dunya degerlerine kulturlerin esit uzaklikta, dunyaya yeni gelmis sadece rasyonel ile dogrulari bulan Mr,. Spock degilim. Hele, hele "insancillik" veya "cemaat olmayi terk edip toplum olma" seklinde ifade bulan ici bos, ard niyetli propgandadaki kompozit birey veya “biz adam olmayiz abi, bak Isvecli, Amerikali ne guzel..." edebiyati yapan, kendi yetersizligini, asagilik duygusunu toplumuna mal eden "yerli oryantalist" hic degilim.
Bir ABD'li Kongre uyesi birkac yil once "Ulkemi hakli veya haksiz olduguna bakmadan destekler ve hakli olmasi icin dua ederim" demisti. Hemen hic "hakli" olmamis bir ulke icin bu soylem gayet pratiktir. Ama tarihi boyunca ancak Hakk icin savasmayi siar edinmis milletler icin bu dusunce kilavuz olamaz. Siirler, marslar rasyonelin aletratifi degildir, birbiri ile catismak zorunda degildir. Ifrat ve tefrit arsindaki yeri tarif etmek zordur ama yurek ve beyni beraber kullananlar bulur.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 23, 2007 2:04 PM

Bekir Bey

Alev Hanımın yazısı bence çok güzel..siz zaten yiğit bir insansınız..sizin alınmanıza gerek yok..

bizler rambo türü filmleri adeta ezberleyerek büyüdük..ABD askerlerinin kahramanlıklarına hayran olduk hep..Cüneyt Arkının oynadığı Battalgazi türü filmlerimiz yok değildi hani..daha kılıcını dokundurmadan yere serilen onlarca kişi bizi gülümsetiyordu ama Rambo yapınca oluyordu..silah çıktı mertlik bozuldu..

dünyadaki zulme,açlığa,haksızlıklara bihaber yetişen,biraz otobüste sıkışınca feryat figan eden,aynı kıyafeti iki gün giyemeyen,şımarık yetişen gençliği uyandırma çabası Alev hanımınki..

bu filme sansür konulmasını anlayabilmem için aynı versiyonlu Amerikan filmlerininde ülkemin kanallarında gösterilmemesi gerekir..işin bu tarafı can sıkıcı..

Alev Hanım çok haklı..kendisine saygılarımı sunuyorum..

Yazan: deniz Tarih: February 24, 2007 5:58 PM

Tesekkurler Deniz Hanim. Ama ne Bedrin arslanklari ne de Canakkale sehitleri Vadi veya Rambo'dan aldilar Hakk icin savasma gucunu. Onlarin damarlarindaki asil kanda mevcuttu muhtac olduklari kudret. Vadi'den Samasltlar, Catlilar, ulkucu mafya, Vatansever Guc birligi, Rambo'dan Ebu Garipciler yetisti. Herhalde nasil bir "yigit" istedigimiz karar vermeliyiz.

Diziyi de filmi de gormedim ama gencligi gordum, "Genc Bakis"ta darbeci general alkislarken, blogistanda Cenan Bailimi kazansin Cinar Altug devrimcimi turu mevzuulari tartisirken. Vadi'yi yapan da magazin sovlaruini yapanda aynilari. Onlardan yigitlik ogrenilmez hemserim.

Daha once de soyledigim gibi "vadfi niye kaldirildi" benim fazla kafa yordugum bir konu degil. CNBC'e deki amerikan dizileindeki cinsel referanslari bir duysaniz tuyleriniz diken diken olur. "7+" kategrisi verilen bir dizide anna rahmindeki cocugun annenin cinsel iliskisi sirasinda ne yaptgina dair "espriler" iki gun once yaslari 30-70 arsindaki doktorlar helsireler bir bolumde (maksimum sansur yaptim bunu naklederken).Hehalde Vadi bu adar zararli olamaz. Saniyorum dizinin kaldirilmasi sadece "siddet" unsurundan degil Turkiye'de yasanmakta oldugumz teror problemi etrafinda toplumun farkli kesimleri arsinda dusmanlik yaratici olmasi tehlikesi goz onune alinarak kaldirilmis.

Bakin Deniz Hanim, yorumlarindan anlamissinizdir her turlu "vatan sevgisi, kahramanlik soylemini "vatan millet Sakarya.." diye alaya alinmasina, "bati'da boyle yok" diye bizi aydinlatan sahte aydinlarin Istiklal marsindan, mehter marsina kadar bu ulkenin insaninin, haksizliga direnisinin destanlari ile dalga gecilmesine ve bunu yapanlarin dalga gecmesine ben de dayanamiyorum ama lutfen su "vatan, ulus, dusman" soylemlerini her soylyeni de yigit sanmayalim. Milletin 10 milyar dolarini calan Cem Sultan'da Star TV'yi kurtarmak icin bayrak sallamisti; deniz kuvvetleri komutani idi yakinlarda dindar insanlari "Anaodlu'nun denizinde bocacagiz" diyen yigit. "har sakalliyi deden sanma" hesabi..

Benden de Alev Hanim'a da size de saygilar.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 25, 2007 3:13 PM

Bir Alev Alatlı hayranı olmama rağmen Bekir agabey yine doğru bildiğini dosdoğru söylemiş demeliyim, güzel özetlemiş hemde bakış acısı olarak yine irdeleyici 'embedded layers' avcısı bence Bekir ağbi en iyisinden hemde:)ama Alev hanımında tesbitleride yabana atılmamalı sadece duygusallığı bir tarafa bırakıp aklın orta yolunda buluşmalıyız.Bekir abimin her yazısında öle yada böle başardığı gibi..kantarın topuzu demoklesin kılıcı olmadan...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 26, 2007 2:26 PM

Bekir Beyin güzel yorumunu okurken annanemin vefat haberi geldi Sivas'tan..yiğitler diyarı memleketimden..arkadaştık biz onunla.çilesi bitti arkadaşımın.mekanı cennet olsun.

evet yiğitlik magazin basınından öğrenilmez doğrudur..ama gençlere ulaşmanın iyi bir yolu medya.
gençlerimizi dini bir sohbete veya ciddi bir tartışma programına saatlerce bağlayamıyoruz ama bu filmleri kıpırdamadan izliyorlar..Kurtlar Vadisi Irak filminde bir şeyh dinimizde terörün olmadığını anlatıyordu bir intihar bombacısına..küçük bir zikir ayini vardı filmde..
Polat Alemdarın babası bir cami müezziniydi..aralarda çok güzel,özlü mesajlar veriyordu..

filmdi,magazindi derken bunlarıda seyrettiriyordu film..ben yine de faydalı olduğunu düşünüyorum..

hemşerim olaylara daha farklı bir açıdan bakmış..kendisinden herzaman istifade ediyoruz..fikir ayrılıklarımız olsada bunlar ufak tefek şeyler..bizim temelde gönül birliğimiz var.

bahsettiğiniz filmi ve espirileri seyretmedim ama doktorların biraz ağzı bozuk oluyor.özellikle üroloji ve kadın-doğum alanlarında böyle bir
uslüp gelişiyor..çocukların bilmediği birşey yok internet sayesinde..Mustafa Beyin çocuk terbiyesine ilişkin bilgilerinden bu konuda nasıl önlem almamız gerektiğine dair birşeyler duymak isterdim:)..

Alev Hanımda yanılmaz değil..Ajlan Beyin dediği gibi bu konuda duygusal davranmış olabilir..belki bu yazının arkasında başka bir psikoloji vardır..etkilendiği olaylar olmuştur..olur..hepimiz insanız..Peygamberimizde oğlu vefat edince gözyaşı dökmüş..duygusal olmak ayıp değil..nereye kadar realist olabiliz ki..
Irak'ı,Filistin'i,tecavüz olaylarını,Kurana yapılan saygısızlıkları,karikatür rezilliğini gördükçe sinirler geriliyor..soğukkanlılık yitirilebiliyor..

birlikten kuvvet doğar.beraberliğimizi yitirmeyelim..

bendende saygılar,sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: February 28, 2007 2:00 PM

Deniz Hanim,

Allah rahmet eylesin. Basiniz sag olsun. "İnna lillah ve inna ileyhi raciun"(Şüphesiz biz Allah'ınız ve O'na döneceğiz).

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 1, 2007 3:06 AM

'Ben de bir-ki bomba attırdım'

Perşembe günü Sabah Gazetesi'nin sürmanşetinde "Ben de biriki bomba attırdım" başlığını görünce, itirafta bulunan emekli generalin Semin Gümüşel'le yaptığı mülakatın tümünü okumak için Aktüel'i hemen aldım... İrkildim ve üzüldüm.

İtiraflarda bulunan, Kara Kuvvetleri Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığı'ndan 1999'da emekli olan Korgeneral Altay Tokat'tı. Dergi, Tokat'ın Yozgat'tan MHP milletvekili adayı olduğunu hatırlatıyor, halen MHP'nin Merkez Yürütme Kurulu üyesi olduğunu da vurguluyordu.

Ben üç sayfalık metni "hukuk" açısından okumaya çalıştım.

Zaten irkilmem de, üzülmem de "hukuk" adına oldu.

Emekli general, Genelkurmay Başkanlığı ile ilgili olarak, mülakatın bir yerinde "Ancak herkes yasalar içinde kalmaya mecbur" diyordu...

Genelkurmay Başkanlığı ataması için "herkesin yasaların içinde kalması" gerektiğini söyleyen aynı emekli general, Şemdinli için ise şunları söyleyebiliyor: "O bomba 'arkadaş, dikkat et, onu yapma' demek için, vazgeçirmek için, ikaz için de atılmış olabilir.
Ama bunu beceriksizce yaptılar. Ben olsaydım, öyle yapardım, ikaz edersin, ikaz olmazsa hesabı görülür. Ne yapacağız yani?

Orada ben dururken, o gidip PKK'ya haber mi götürecek? Neymiş hukuk dışıymış? Böyle hukuk olmaz..."

"İkaz olmazsa, hesabı görülür" diyen ve hukuk mekanizmasını yok sayan general, konuşmanın sonunda, gene sanki bunları söyleyen kendisi değilmiş gibi bu kez Askeri Şura Kararları'nın "denetlenmesini" istiyor, hem de sivil yargı tarafından...

Neden "sivil yargı?" ... Cevap şöyle:

"Çünkü askeri yargı etki altında kalabilir... Meydanda olan birçok olay var. 150 bin dolar alan adam terfi edebiliyor."

Askeri yargının "etki altında" kalabileceğini iddia eden, YAŞ kararlarının sivil yargı tarafından denetlenmesini öneren kişi, "hakimleri nasıl bombayla eğittiğini" anlatırken sanki yeniden kişilik değiştiriyor.

"Bakın benim zamanımda ben de bomba attırdım. Bir, iki kritik noktaya... Yok, kimse yoktu. Boş yerlerdi... Benim meselem mesaj vermek... Batıdan gelen memurlar, hakimler işin ciddiyetini anlamıyor. Çok koordineli ve iyi çalışmıştık.
Baktım, sonradan işler sakinleşince işi basite almaya çalıştılar. Rastgele dolaşıyorlar, şunu bunu yapıyorlar. Onun üzerine şunlar bir hizaya gelsin diye evlerine yakın bir iki yere attırdım.

Ondan sonra anladılar ki çok dikkatli olmalılar. Bir musibet bir nasihatten iyidir. Öylece onları eğittim ben..."

Yasama, yürütme, yargı...


Böyle iki yüz küsur yıllık "modern devlet" teorilerini ciddiye alacaksanız, hukukçuların "bombalı eğitimine" hayretler içinde şaşıracaksanız ve itiraz edecekseniz, "bombacı" Paşa'nın ona da cevabı hazır:


"Bunu hemen, aman 'bomba atmak yasaktır' falan diye yorumlayamazsınız. O kişilerin belki de hayatını kurtardım. Şimdi onlar belki de geceleyin orada burada yatacaktı. Dikkatli olmaya çağırdım ve ertesi gün de onlara açıklama yaptım. 'Arkadaşlar bulunduğumuz yer ciddidir. Meseleyi yanlış anlayarak çözemeyiz. Her zaman baskımızı devam ettireceğiz' diye konuştuk. Onlara da söyledim. Bunu siz şimdi onlara karşı suikast diye yorumlarsanız, ben gülerim..."


Hukuku yok sayan, yargıçlara böyle tepeden bakan yaklaşımlar sadece dehşet verici bir ürküntü yaratmıyor, sorunları çözmemizi de engelliyor...


"Bomba atarak" hukukçu eğiten bir zihniyetin acısını başta şimdi görevdeki askerler olmak üzere herkes birlikte çekiyor...


Nitekim, Sabah'ta "Ben de bir-ki bomba attırdım" manşetinin yer aldığı gün, Güneydoğu'da mayınlar bir binbaşıyı canından etti... Bir yarbayın çok ağır yaralanmasına yol açtı.


Bu kadar çelişkili, git-gel'li bir mantığın bugün vardığımız noktada hiç mi payı yok?


Hukukun ırzına geçilmesini "güvenlik" ya da "vatanseverlik" adı altında böylesine çabuk kabullenmeseydik, acaba Kürt Sorunu böyle kanlı, çetrefil, içinden çıkılmaz bir hale gelir miydi? Hukuku, göstermelik bir mevzuat sandıkça hiç bir yere varamayacağız, sağa sola biriki bomba sallasak da...

http://www.mehmetaltan.com/tr/default.asp?id=353

Yazan: Haydar Tarih: March 1, 2007 7:18 AM

Bekir Bey

teşekkür ederim..Allah sizlere uzun ömür versin..saygılar.

Yazan: deniz Tarih: March 12, 2007 11:00 AM

Günlüğün sırrı


İlginç bir web sayfasıyla tanıştım dün. Adı, Denizcilersitesi. Sitede, ‘Örnek Paşamızın Günlüğünden’ diye bir bölüm var. İddiaya göre, günlük sahibi, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek. Site editörlerine göre, bir denizci, bu notları ulaştırmış, onlar da yayınlıyorlarmış.
Önce site editörlerine mesaj gönderdim: Bu notlardan Özden Paşa’nın bilgisi var mı? Bilgisi dışında yayınlanıyorsa herhangi bir tepki gösterdi mi? Yanıt alamadım.
(...)
Bu durumda sadece konu başlıklarını aynen yazmaya karar verdim. 15 bölüm halinde yayınlanan günlükte gündemi sarsacak çok önemli iddialar var. Meraklıları ‘www. denizcilersitesi.com’ adresinden ulaşabilir. Eğer bu günlük hayaliyse, Özden Paşa, gereğini yapacaktır.

İşte başlıklar: ‘Sarıkız operasyonu’, ‘Galiba geçen yıl ki Genelkurmay Başkanı oğulları ile ilgili olarak bedel ödüyordum’, ‘Yazılan bir ihbar mektubundan bu kadar geniş bir yolsuzluk ağı çıkmıştı’, ‘AB’den nasıl kurtulacağız?’, ‘Org. Kıvrıkoğlu, Hilmi Özkök’e onu hiçe sayar gibi muamele ediyor her fikrini tersliyor ve bazen de onunla alay ediyordu’, ‘Salim Dervişoğlu’nun Güneri Civaoğlu ile konuşmaları, Sedat Ergin’e tavsiyeleri’, ‘Mustafa Özkan, Aydın Doğan’ın 2.5 milyar dolar riski olduğunu ve hükümet ne derse yapmak zorunda olduğunu söyledi’, ‘1999 şubat ayında Amerikalılar Abdullah Öcalan’ı kaçırıp bize verdiklerinde Mesut Yılmaz herkese haber verir diye daha önceden haber vermemişler ve Ecevit hükümetine zamanında vermişler’, ‘Ferit Şahenk’e ‘yayınlarınız hükümet yanlısı dikkatli olun’ dedim’, ‘Aydın Doğan’ın yanında M. Ali Yılmaz ve Fikret Bila vardı’, ‘Murat Yetkin’in ziyareti’, ‘Fikret Bila elinde Yaşar Paşa’ya yazdığım mektubun kopyası olduğunu söyledi’, ‘Tuncay Özkan’ın ziyareti’, ‘Şener Eruygur’un planları’, ‘Cüneyd Zapsu’nun ziyareti.’
(...)
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=114611

Yazan: Haydar Tarih: March 13, 2007 2:37 PM

-mercimek çorbasını severmisin?

-severim
-çok severim
-az severim olsada olur olmasada
-sevmem

vatan mercimek çorbasımı sevginin derecesi olsun
seversin veya sevmezsin?
başka bir deyişle sümme haşa

Allahı severmisin

-severim
-sevmem

az severim gibi bir cevap ne kadar mantıklı
bu konularda derecelendirme yapmakta neyin nesi?
vatansever vardır
diğerini herkez bilir.

Yazan: ydmtd Tarih: June 12, 2007 2:41 PM

OYAKBANK: TEK SUBEDEN DEV BIR BANKAYA...

Erdemir'in satisi oncesinde kirmizi-beyaz tisort giyip "Milli kuruluslar yabanci sermayeye satilmamali" diyen OYAK yonetimi, bankasini Hollandali ING'ye satiyor.
(...)
1984 yılında Bank of Boston’un İstanbul Şubesi’nin kurulmasıyla başladı
(...)
10 Mayıs 1996’da Türk Boston Bank A.Ş’nin ismi değiştirilerek Oyakbank oldu. 10 Ağustos 2001’de Sümerbank’ı bünyesine katan Oyakbank, yaklaşık yüzde 3 pazar payı ile Türk bankacılık sektöründeki en büyük 10 bankadan biri konumunda.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/6741790.asp?gid=180

Yazan: Haydar Tarih: June 20, 2007 6:45 AM

-VATANSEVERMISIN?
--VATANSEVERIM.
-NE KADAR?
--40 AYRI SUCTAN ADLIYEYE SEVKEDILDIGIM KADAR. HATTA BUNLARDAN BIRI SEHIT ESINI DOLANDIRMAK.
-BASKA?
--COOOOK! 'suç işlemek amacıyla örgüt kurdukları, yönettikleri, suç örgütüne üye oldukları, yağma, ihaleye fesat karıştırma, zimmet, dolandırıcılık, tarihi eser kaçakçılığı, yasa dışı yardım toplama, kaynağı belli olmayan gelirlerle suç örgütünü finanse etme, devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye yönelik provokatif eylemler düzenlemek' BUNLARA DAHIL.
-SENIN GIBI VATANVERLER OLDUKCA...
-------------------------------------------------


‘Vatanseverler’

İsim çok fiyakalı.. Ne? ‘Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği.’

Neyse ki polis isme aldanmamış...

Bu ‘vatansever’ derneğe yönelik polisin bir yıldır sürdürdüğü takip ‘Girdap Operasyonu’yla sonuçlandı.

Ne oldu?

Operasyon kapsamında derneğin başkanı Taner Ünal’ın da aralarında bulunduğu 18 kişi, 40 ayrı suçtan adliyeye sevk edildi.


* * *
İçişleri Bakanlığı Mülkiye müfettişlerinin gerçekleştirdikleri inceleme sonucunda yaptıkları suç duyurusuyla Nisan 2006’da başlayan işlemler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın emriyle operasyona dönüşmüştü...

Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nce düzenlenen operasyon kapsamında...

VKGB Başkanı Taner Ünal...

Dernek yöneticileri Ahmet C, Vehbi Ş, Salih Zeki B, Yasin A, Levent B, Mesut S, Ahmet K. ile Halit B, Savaş K, İlhami D, Ahmet Y, Mehmet D, Mehmet B, Osman A, Mehmet Ali D, Mehmet E, Hüseyin T adlı kişiler geçtiğimiz hafta sonu gözaltına alındı.

Neden?

Ankara...

Mersin...

Antalya...

İstanbul...

Konya, Giresun, Muğla, İzmir ve Diyarbakır’da yapılan eşzamanlı operasyonda gözaltına alınan kişilerin, ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurdukları, yönettikleri, suç örgütüne üye oldukları, yağma, ihaleye fesat karıştırma, zimmet, dolandırıcılık, tarihi eser kaçakçılığı, yasa dışı yardım toplama, kaynağı belli olmayan gelirlerle suç örgütünü finanse etme, devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye yönelik provokatif eylemler düzenlemekten’ yargılanmaları gerektiğine inanılmasından.


* * *
Bu ‘vatanseverler’ neler yapmışlar?

İddiaya göre şehit olan bir yüzbaşının eşine verilen yaklaşık 100 bin YTL’yi dolandırmak amacıyla çalışmışlar.

Başka?

‘Ev, işyeri ve oto kurşunladıkları, adam kaçırdıkları, işkence yaptıkları, tabancayla adam yaraladıkları, Mersin, Diyarbakır, Ordu ve Bilecik’te düzenlenen bayrak mitingleri ile şehit cenazelerinde toplulukları provokatif eyleme sürüklemeye çalıştıkları ve silah ticareti, Diyarbakır ilinde bir gazete muhabirinin tehdit edilmesi’ gibi 40 ayrı suçu işlemişler.


* * *
Ayrıca..

Gözaltına alınan 18 kişinin ev, işyeri ve arabalarında yapılan aramalarda...

1 el bombası...

5 tabanca...

4 av tüfeği...

3 kuru sıkı tabanca...

370 mermi...

274 av tüfeği mermisi...

1 çelik yelek...

3 kelepçe...

1 cop...

2 adet gaz maskesi, resmi kurumlara ait mühür ve soğuk damgalar, tarihi eser olduğu belirtilen iki kılıç, yağdanlık ve tablolar, çok sayıda çek, senet ve makbuz, Özel Kuvvetler Komutanlığı’na ait düzenlenmiş sahte kimlik, sahte askeri kimlikler, basın kartı ve polis kimliği ele geçirilmiş..


* * *
Emniyet Genel Müdürlüğü...

Operasyon kapsamında mahkemeye sevk edilen kişilerin bazı üst rütbeli askerlerle irtibatlı oldukları savıyla haklarında işlem yapılması için Genelkurmay Başkanlığı’na suç duyurusunda bulunacaklarını da ifade etmişler.

Biz, ‘aşırı milliyetçi’ parti milletvekillerinin baz morfin kaçakcılığından ömür boyu hapis giydiğini çok gördüğümüz için..

Hamasete abananların dolandırıcı çıktığına fazlasıyla şahit olduğumuz için...

Vatansever geçinip de ‘insandan’ söz etmeyenlerden hep kuşkulanırım.

Vatandaş sevmeyen vatansever olmaz çünkü.

Bu kuşkularımın geçerliliğini ispatlayan örnekler ne yazık ki son zamanlarda fazla çoğaldı.

Geçenlerde de söyledim ‘vatanseverlik’ kisvesi altında oluşan ‘suç ekonomisinin’ boyutlarını ıskalamamak lazım.

‘Vatanseverlik’ gibi kutsal bir değeri, suçları kamufle etmek için kullanabileceklerini çok uzun zaman önce keşfetti bunlar çünkü.
http://www.gazetem.net/mehmetaltan.asp

Yazan: Haydar Tarih: July 8, 2007 11:00 PM

Kendinizce geliştirdiğiniz kesin genellemelerin verdiği rahatlıkla, yanlışlar denizinde alabildiğine attığınız kulaçların sizi olduğunuz noktadan daha ileriye götüremeyeceğini görmemek için kör olmaya gerek yok. Baştan şunu belirtmeyi gerekli görüyorum ki, Yüce Yaradan Kuran-ı Kerim'inde kullarına her konuda "haddi aşmamayı", "haddi aşanlardan olmamayı" tavsiyesi eder. Buna dayanarak; müslümanların her konuda ifrat ve tefritten kaçınması gerektiğini söylemek zannederim yanlış olmaz. Şimdi; yazdıklarınıza bakarak insanların 'vatan' kelimesini -adeta- ağızlarına dahi almaması gerektiği sonucuna götürüyor. Bir takım insanların yukarda bahsettiğimiz ifrat ve tefritlere düşmesi, sizi neden benzer bir ifrada düşürüyor? Bunun nedeni, makalenizde de değindiğiniz gibi, bugünlerde dış mahfillerde de çok konuşulan "yeni osmanlıcılık" anlayışıdır. Peki, Osmanlıyı yıkan neydi? Milliyetçilik akımları değil mi? Rum, Ermeni, Yahudi vb. Osmanlı meclisinde yer alacaklar, yetki sahibi olacaklar ve böylece imparatorluğu devletleri olarak benimseyecekler ve onu ayakta tutacaklar ve sahipleneceklerdi, öyle değil mi? Peki ne oldu? Koca imparatorluk yer ile yeksan oldu! Peki, "Cihat" çağrımız Arapların bizden kopmasını durdurabildi mi? Öyleyse, şunu unutmamalı ki; gurbette başına iş gelenlerin dönüp sığınabileceği nasıl bir baba ocağı varsa, Türk milleti'nin şuurunda da Anadolu öyle bir baba ocağıydı! Onca fetihler de bilesiniz ki sadece vergi almak, dini yaymak için değil, aynı zamanda o fetihlerin maddi ve manevi kaynağı olan öz vatan Anadolu'nun dış tehlike ve istilâlardan emin kılınmak için çepeçevre sarılıp sarmalanması ve bir savunma derinliğine sahip kılınması içindi! Mustafa Kemal Atatürk'ün gördüğü da bu noktaydı! İhmal edilerek kendi öz yurdunda bile ikinci sınıf insan haline düşürülmüş olan Anadolu insanına yeni bir ruh, yeni bir emel ve yeni bir karakter kazandırmak zorunluluğuydu! Buyrun şu makaleye bir göz atın:

"Sahi, sen de Türk müsün Paşa hazretleri?"

Tarihe meraklı olanlar bilir. Atatürk ve Ahmet Vefik Paşa''nın yaşadığı iki olayı, Prof. Dr. Ramazan Özey, www. ulkucu.org''da "Devleti Öz Kimliğine Kavuşturmak" başlığı altında gündeme getirdi:

Ahmet Refik Paşa, Bursa Valisi iken kaymakamları teftişe ve halkla münasebetler kurarak dertlerini dinlemeye çıkar. İnegöl''e gelir. Paşa, şehrin dışında karşılanır. Gelip şehrin ortasında koyu gölgeli bir çınarın gölgesinde sandalyeler üzerine otururlar.
Paşa, iri kıyım, altın köstekli ve bacak bacak üstüne atıp keyfince tam karşısında oturan şahsa sorar:
-Beyefendi siz kimsiniz? Hangi millettensiniz?
-Ben, şehir eşrafından Kiremitçiyan Oğullarından zeytin tüccarı Bogosum, Paşa Hazretleri.
Paşa, sağında oturan şahsa döner:
-Ya siz beyefendi?
-Ben, İnegöl eşrafından Pastırmacıyan Oğullarından zeytinyağı tüccarı Artinim, Paşa Hazretleri.
Paşa, solunda oturak şahsa döner:
-Siz beyefendi?
-Ben Paşa Hazretleri, şehir eşrafından Kasapyan Oğullarından koyun ve sığır tüccarı Popopalas''ım...
Bu sırada Paşanın gözü, arkalarda kırık bir iskemlenin üstünde oturan üstü başı dökülen, saçı sakalı birbirine karışmış bir ihtiyara ilişir. Parmağını uzatarak sorar:
-Ya siz babacığım, siz hangi millettensiniz?
İhtiyar, bir Paşa, bir Vali tarafından kendisine sual sorulacağını hiç ümit etmediğinden, sualin kendisine değil etrafında bulunanlardan birine sorulduğunu zannederek etrafına bakınır.
Paşa, "Babacığım size soruyorum!" diye tekrar eder. İhtiyar tereddütle kendi kendini işaret eder:
-Bana mı soruyorsunuz Paşa Hazretleri?
-Evet, Babacığım sana soruyorum. Sen hangi millettensin?
İhtiyar yavaş yavaş ayağa kalkar. Elini avucunu ovalar, kekeleyerek: .
-Ben Paşa Hazretleri, ben Paşa Hazretleri ben haşa huzurdan Türküm, der. Paşa gülercesine konuşur.
-Be babacığım, bu memlekette Türk olmak, Türküm demek suç mudur ki, böyle konuşuyorsun. Ben de Türküm.
İhtiyar koşarak Paşanın yanına gelir, yerden bir temenna ile eteklerine ellerine sarılarak hem öpmek ister, hem de "Sahi mi Paşa Hazretleri sen de Türk müsün Paşa Hazretleri, Türk''ten Paşa olur mu Paşa Hazretleri?" diyerek Ahmet Vefik Paşa''nın elini öper, Paşa, "Babacığım Paşa olmak ne ki. Yedi cihana baş eğdiren Padişahlar da Türk''tür, anladın mı?" derken gözleri yaşarır. Rahatça ağlayabilmek için sırtını kalabalığa dönerek yürür gider.
Peki Türkiye için durum nedir? Türkiye''nin ilk kuruluş yıllarında durum pek farklı değildir. Türkiye''nin kuruluş yıllarını anlatan şu hikaye de gerçekten anlamlıdır.
***
Atatürk, 1923''te Mersin''e gittiğinde, deniz kıyısındaki binalar dikkatini çekmiştir. Yanındakilere o binaları birer birer göstererek soruyordu:
-Bu bina kimin?
-Yorgo''nun.
-Yanındaki?
-Kirkor''un.
-Diğeri?
-David''in.
Bu sırada Mustafa Kemal''in gözü, kendisini karşılamak için orada toplanmış halkın arasında aksakallı bir ihtiyara takılır. Yaklaşarak, "Baba", der, "Yorgo''lar, Kirkor''lar, David''ier bu güzel binaları buraya kondururken sen neredeydin?"
İhtiyarın cevabı hazırdır:
-Ben, Yemen''de askerlik yapıyordum Paşam.
***
Özey, bu yaşanmış olayları anlattıktan sonra "Türkiye, gerçek anlamda öz kimliğine ne zaman kavuşacak? Bunun cevabını vermek oldukça güç. Ancak süper güç olabilmesi için öz kimliğine kavuşması şart. Aksi halde tökezleyerek yürümeye devam edecek" yorumunu yapıyor.
Özey Hoca''nın bu endişesini Atatürk de duymuştu. Bu yüzden Mahmut Esat Bozkurt''a 1937''de yazdırdığı Atatürk İhtilali kitabının 191''inci sayfasında şu cümlelere yer vermişti:

"Şu ciheti tebarüz ettirmeyelim ki; ben komünist değilim. Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum, böyle öleceğim. Türk Birliği''nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Tıpkı Uhud şehidi Said gibi... Said, Uhud''da şehit olurken, baş ucunda bulunanlara demiş ki, ''Gidiniz, Peygamberimize deyin ki, onun şehitlerle müjdelediği cennetleri görüyorum ve şimdi oraya gitmek üzereyim.'' Said, Müslümanlığa bu kadar inanmıştı. Ben de Türk Birliği''ne bundan fazla inanıyorum. Onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacaktır. Dünya, sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Kaşgarlı Mahmut''un dediği gibi, Tanrı, Türk''ü, insanlık, şerirlerinden, şakilerinden kurtulsun diye yarattı."


Arslan BULUT/

Şimdi, vatan sevmenin bir aşırılık olup olmadığına dair bir karara varmak size düşüyor!

Yazan: kemal kurtdereli Tarih: June 23, 2008 7:35 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)