« Vatanperestliğin Zararları | Ana Sayfa | Türkiye’deki Din-Bilim İkilemini Yeniden Düşünmek »

February 24, 2007

“Türkiye’deki Din-Bilim İkilemini Yeniden

Detaylar, yakında

“Türkiye’deki Din-Bilim İkilemini Yeniden Düşünmek” | Mustafa Akyol
“Darwin Nerede Yanıldı?” | David Berlinski
“Akıllı Tasarım Teorisi” | Paul Nelson
“Bilimde ve Ahlakta Materyalist İndirgemecilik” | John Lennox
“İslam’a Göre Bilim, Doğa ve Yaşam” | Alpaslan Açıkgenç

Saat 14.00'te başlayacak olan konferansın dili İngilizce ve Türkçe olacak ve konuşmalar her iki dile simultane olarak tercüme edilecek. Sonuçta soru-cevap kısmına zaman ayrılacak. Giriş serbest ve herkes, özellikle de bu sitenin sakinleri, davetli...

KONFERANS AFİŞİNİ İNDİRİN>> | KONFERANSIN TV REKLAMINI İZLEYİN>>



KONUŞMACILARIN ÖZGEÇMİŞİ

David Berlinski
ABD’deki Princeton Üniversitesi’nde felsefe doktorası yapan David Berlinski, daha sonra Columbia Üniversitesi’nde matematik ve moleküler biyoloji alanlarında post-doktora çalışmaları yürüttü. Sistem analizi, differasiyel topoloji, teorik biyoloji, analitik felsefe, ve matematik felsefesi konularında pek bilimsel araştırma ve makale yayınladı. Stanford, Rutgers, City University of New York ve Universite de Paris gibi dünyanın önde gelen üniversitelerinde felsefe ve matematik dersleri verdi. Paris’te yaşayan Dr. Berlinski halen genetik algoritmalar üzerine bir kitap hazırlamaktadır. Darwinizm’e özellikle moleküler biyoloji alanında yönelttiği eleştiriler bilim dünyasında geniş yankı bulmuştur.

Paul Nelson
Doktorasını Chicago Üniversitesi’nde felsefe bölümünde yapan Paul Nelson, daha sonra “evrimsel gelişme” ve “gelişimsel biyoloji” alanlarında doktora sonrası çalışmalar yürüttü. Biology & Philosophy gibi bilimsel dergilerde pek çok makale ve Akıllı Tasarım teorisi ile ilgili çeşitli bilimsel kitaplara bölümler yazdı. Halen Biola Universitesi’nde “Bilim Ve Din Çalışmaları” kürsüsünde yardımcı profesör olarak görev yapmaktadır ve Uluslararası Kompleksite, Bilgi ve Tasarım Derneği adlı kuruluşta araştırma yürütmektedir.

John Lennox
Oxford Üniversitesi bünyesindeki Green College’da matematik ve bilim felsefesi dersleri veren Dr. John Lennox, yine Oxford Üniversitesi bünyesindeki Matematik Enstitüsü’nde de ders vermektedir. 2002 yılında yayınlanan “Bilim Tanrı’yı Reddetti mi?” adlı kitabı Almanca’ya da çevrilip yayınlanmıştır. Bilim ve din ilişkisi konusunda pek çok makale yayınlamış ve konferansta söz almıştır.

Alpaslan Açıkgenç
Ankara Üniversitesi Felsefe Tarihi bölümünde lisansını tamamladıktan sonra Wisconsin ve Chicago üniversitelerinde yüksek lisans ve doktora yaptı. Halen Fatih Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde öğretim üyesidir. Din, bilim ve felsefe konularında pek çok uluslararası makale yayınlamış ve konferans vermiştir.

Mustafa Akyol
Gazeteci-yazar Mustafa Akyol Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu ve aynı üniversitede tarih yüksek lisansı yaptı. Bir dönem ABD'de "Akıllı Tasarım" (Intelligent Design) hareketinin öncülüğünü yürüten Discovery Institute bünyesinde çalışmalarını yürüttü. Din, bilim ve materyalizm gibi konularda ABD ve İngiltere'deki çeşitli üniversitelerde konferanslar verdi. 2005 mayısında ABD'nin Kansas Eyaleti Eğitim Bakanlığı'nda eğitim müfredatı değişikliği tasarısı konusunda "bilirkişi" olarak dinlendi. Akyol’un din, bilim ve felsefe konularındaki makaleleri Türkiye ve yurtdışında çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmaktadır.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 24, 2007 1:27 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa bey, Konferans günü (24 Şubat) Resmi siteki etkinlik duyuruları bölümünde 20.30'da "Endülüs bahçelerinden İstanbul tekkelerine" adlı bir konser düzenleceğini yazıyor. Duyurusunu yaptığınız konferans saat kaçta yapılacak?

Yazan: Enes Reyhan Tarih: February 8, 2007 12:05 PM

Konferansı sabırsızlıkla bekliyor olacağız, gebze deki arkadaşlarla birlikte gelmeyi düşünüyoruz... Sizi canlı dinlemek de ayrı bir zevk olsa gerek.. Sıkı bir takipçinizim

Çalışmanızda başarılar diliyorum.. Allah yolunuzu her daim açık etsin

Saygılarla !!!

Yazan: İslamic Force Tarih: February 10, 2007 3:27 PM

Umarım ayrıntılar biran önce açıklanır.

Konferansa hemen hemen bir hafta kala ayrıntıların açıklanmamasını organizasyon acemiliğine mi yormalıyız acaba ??

Yazan: Bayram Tarih: February 15, 2007 10:24 AM

Teşekkürler sayın Akyol

Yazan: Bayram Tarih: February 15, 2007 1:20 PM

Bir de ben bir konferans haberi vereyim karşı köşeden:
Hatırlıyor musunuz mustafa Akyol, Celal Şengör Evrim ile ilgili tartışmakta sizinle ilgilenmemişti. Bakın şimdi Türkiye’ye Evrim konusunda oldukça önemli bir isim geliyor bu haftasonu sayin Akyol. Artık Celal Şengör e soramadığınız soruları burada sorarsınız, ne dersiniz?
Ben hemen uzatmadan haberi vereyim, Cumhuriyet Gazetesi Bilim ve Teknik ekinden aktarıyorum. Arkadaşlar, ard arda iki gün sürecek bir Evrim ile ilgili konferans olacak Ankara’da:
16 Şubat Cuma, Ankara Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi, saat 15.30-18.00, katılımcılar: Günlük Yaşamda Evrim - Dr.Tuğrul Giray ( Porto Riko Üniversitesi), Evrim, Bağışıklık Sistemi ve Kanser – Dr.Şevket Ruacan ( Hacettepe Üniversitesi ), Türkiye ve Dünya’da Buğdayın Evrimi – Dr.Musa Doğan ( ODTÜ ), Anadolu’da Hijyen Kavramının Evrimi – Dr.Şükran Sevimli ( 100.Yıl Üniversitesi ).
17 Şubat Cumartesi, Kültür ve Kongre Merkezi, saat 15.00-17.00, katılımcılar: Kuram, Kavram ve Anlam Olarak Evrim – Dr.Yaman Örs ( Akdeniz Üniversitesi ), Evolution and Us ( Evrim ve Biz ) – Dr.Andrew Berry ( Harvard University ).
Ee mustafa akyol, bakın Harward’dan, Hacettepe’den, ODTÜ’den biyologlar geliyorlar. Siz de buyrun sorularınızı toplayın ve gelin. Hem burada aldığınız cevapları 24 Şubat’taki konferansa da yetiştirebilirsiniz belki. Nasıl olur?
Ayrıca evrim konusunda oldukça ateşli devam eden tartışmalar bitmiş görünüyor ama ben konuyu biraz daha alevlendirmek istiyorum çünkü yeni olgularla karşı karşıyayız:
1 – Öncelikle kökenini Amerikalı radikal Hrıstiyan örgütlenden oluşan Yaradılışçı veya son yıllarda ( geri adım olarak ) yeni ortaya çıkan Akıllı Tasarım’ın Türkiye’deki destekçileri olan başta Harun Yahya olmak üzere, sizler de eksik olmadınız tabii, kendiniz ile gurur duyabilirsiniz. Çünkü; Cumhuriyet Gazetesi Bilim ve Teknik ekinde verilen habere göre, Science dergisinin ABD, Japonya ve Avrupa ülkelerinde yapmış olduğu – toplam 34 ülke, 32 si Avrupa’dan – evrim ile anket ilginç sonuçlar ortaya çıkardı ( Tabiki anketler kesin bilgi vermez ama bence bu sonuçlar oldukça çok şey anlatıyor ).
Evrim karşıtı düşünceleri besleyen ve tün dünyaya ihraç etmeye çalışan örgütlerin merkezi olan ABD’de bile Evrim’i kabul etmeme oranı %39 iken , Türkiye’de bu oran %50. Yani maşallah boynuz kulağı geçmiş. Gurur duyun mustafa akyol, Behe bile bunu hayal edemezdi herhalde. Evrim konusunu kabul etme oranı ise ABD’de %40 iken, bu oran Türkiye’de %28 ( rakamlar çizimlerden çıkarılmıştır ).
Bu 34 ülke arasında ise Evrimi en düşük oranda kabul eden kamuoyu biziz, ikinci ABD ve üçüncü Güney Kıbrıs.
Evrimi kabul edenleri ateist olarak ifade eden bir kişi olan mustafa akyol ne diyorsunuz bu duruma? Ama bu yanlış nitelendirme de mustafa akyol tabiki yalnız değil, bakın bakan çelik ne diyor:
Evrim kuramı ateistlerin, akıllı tasarım ise inananların kuramıdır.
Ben sizin ve çelik in bu tür ifadelerinize diyecek çok sözüm var ama tutarsızlığınızı açmaya gerek bile duymuyorum, yani nasıl siz insanların inançları hakkında öngörüde bulunabilirsiniz? İkincisi evrim ile inancın ne alakası var ?
2- Eveeeet , eskiden yaradılışçı, şimdilerde akıllı tasarımcı arkadaşlar , sizlerin de bol bol güldüğü, alay ettiği, muhafazakar gazetelerin yazmaktan bol hoşlandığı bir konu vardı:
Endonezya’nın Flores adasında bulunan ‘Hobbit’ takma ismi verilen insan fosilinin farklı bir tür değil de, mikrosefali hastası bir insan ailesi olduğu zannedilmişti. Bunu ayrı bir insan türü zannederek evrim konusunda yeni bir kanıt elde eden bilim adamları ve evrim destekçileri hayal kırıklığı yaşamış ve de sizler, akıllı tasarımcılar çok sevinmiş, hatta kimileri bol bol dalga geçmeyi de ihmal etmemişti. Bakın S.Öztürk ne diyor 20 Mayıs 2006 tarihli yazisinda:
Haydi bakalım evrimciler, bu da olmadı, kazmaya devam.. :-)
Evet, evrimciler kazmaya devam ediyor ve ilerliyor, ya siz ne yapiyorsunuz S.Öztürk ?
Ayrıca şimdi evrimciler haklı mı çıktı size göre S.Öztürk? Bakın bu kez oldu ha?
Ama ben ne diyorum hep, asıl gerçek her zaman bilinmezin üstüne cesaret ile gidildiğinde bulunur. tıpkı bilimadamlarının yaptığı gibi. Ve şimdi sıkı durun:
Florida Üniversitesi’nde görevli Dean Folk ve ekibinin yaptığı araştırma sonucu artık kesin olarak bu kalıntıların farklı bir insan türü olan HOMO FLORESİENSİS’e ait olduğu kanıtlandı. Ulusal Bilim Akademisi Gelişmeleri adlı yayında yayınlanan sonuçlar şimdi de umarım yüzünüzü güldürmeye devam ediyordur!
Artık bilinen şu ki bunlar farklı bir insan türü.
Yine yapabildiğim sadece küçük bir gülümseme ve beraberinde bir acıma hissi.
3- Ama bence en ilginç değerlendirmeyi Jussieu Fakültesi’nden biyolog Herve Le Guyader yaptı, dedi ki:
Yeni bir yaratılış türü söz konusudur, Kuzey Amerika’daki Hrıstiyanlıktan ilham alan yaratılıştan çok daha tuzağa düşürücüdür.
Ee güzel bir tarif olmuş gerçekten.
Herkese bol konferanslı günler.

Yazan: Beagle Tarih: February 15, 2007 6:30 PM

Tabi bende sabırsızlıkla bekliyor olacağım fakat. Samsun'da olduğum için pek bir şeye yaramayacak. Nede olsa ücretsiz bir konferans, bu tür konferansları birileri kayda alsa, sonra nete yaysa. Harika olmazmı. O konferanstan daha çok ilgi görebilir. Alnınan görüntüler, belirli parçlara bölünüm Tube e yerleştirilip bir sayfa üzerinde sıralansa harika olurdu. Bu arada blog un harika. Diğer blogcular ingilizce sayfalardan çevirdikleri yazıları blog adı altında toplayacaklarına senin gibi anlamlı ve okunabilir bloglar yazsalar bu ülke için harika olur diye düşünüyorum. Senin gibilere ihtiyacımız var kardeşim bu blog u yazdığın ellerinden öperim. Yoluna devam kardeşim. Tebrikler.
xra...!

Yazan: xra Tarih: February 16, 2007 2:46 AM

Sayın Akyol umarım o günki konuşma metinlerini benim gibi izleme şansı olmayanlar için burada veya başka bir adreste ama ulaşabileceğimiz bir yerde yayınlarsınız..

Yazan: Erdem Çelik Tarih: February 16, 2007 8:22 AM

Katılmaya çalışacağım...Şimdiden başarılar dilerim..

Yazan: Feraklit Tarih: February 16, 2007 1:47 PM

Sevgili XRA,
Ben de Samsun'dayım. Söz konusu konferansa katılmayı çok isterdim ama görünen o ki katılma fırsatım olmayacak. Mustafa bey'e önerilerinize katılıyorum. Erdem Çelik'in teklifi de, Mustafa Bey'e extra yük getirecek ama yerinde bence. Bu vesile ile biz de bilgi sahibi olabiliriz.
yamanavci@hotmail.com adresime bir mail atarsanız çok sevinirim. Tanışır görüşme imkanlarını ararız.
Selam ve sevgiler
Yaman Avcı
Not: Bir anlamda özel isteğimle arkadaşları meşgul ettiğim için özür dilerim.

Yazan: Yaman Avcı Tarih: February 16, 2007 1:55 PM

Tüm evrimcileri bekliyoruz belki ibret alırlar !

Yazan: lagrima Tarih: February 16, 2007 2:37 PM

lagrima
neden ibret almamiz gerekiyormus?

Yazan: beagle Tarih: February 16, 2007 5:54 PM

Sayın Beagle

Yazınızın geneline itiraz etmek yerine (çünkü maaelsef Michael Behe'nin Akıllı Tasarım anlayışını bile yaratılışcılıkla bir tutacak kadar sığ bilginiz var konu üzerinde)daha genel bir itiraz yazım olacak.Aklıı tasarım genelde moleküler biyolojiyi kapsar bir dişten bir homonid ailesi çizebilecek hayal gübü Darwincilerde vardır.Akıllı tasarımın doğrudan ilgilendiği bir alan olmasada desenformasyonun Darwincilerin elindeki medya gücü ile nasıl yapılabildiğine bir örnek vermiştim derin düşünce adlı sitemizde.Burada sadece antrololoji ve kesin kanıtların nasıl kesin kanıtlar olduğunu sayın okuyuculara ''kanıtlamak'' istiyorum;
http://www.derindusunce.org/2007/01/15/bu-buluntu-bir-pislik/


Evrime inanmama meselesi ise sizin hüsnü kuruntunuz.Akıllı Tasarımcıların çoğu mesela bende bunların içindeyim ''evrime inanır, ama Darwinin tamamen rastlantısallığın kollarında gelişmeyi arayan yönlendirilmemiş evrime değil bilinçli ve bir amaca yönelik tasarlanmış bir evrimsel patikaya inanmaktayım.Mike Gene buna ''front-loading evolution'' diyor ben Akıllı Tasarım ama Front-loading evolutionda beni hiç ama hiç rahatsız etmiyor..Daha çok bilgi için Birde Akıllı Tasarımdaki aklın ismi sorusuda bilimin konusu değildir.İnsanlar istediği ismi verebilir onların icmai hayatı sonuçta; ulu manitu deyin gök tanrı deyin ne isterseniz hatta the man name John deyin bu felsefi bakışınızla alakalı.Biyoloji sizinde hak vereceğiniz gibi test edilebilir yanlışlanabilir ve denenebilir olgularla işler Akıllı tasarımda bunu çoğu Darwincinin zannetiği gibi Pseudo değil direk matematik üzerindende gösterebilir.Bunu İnsani ilkelerle de gösterebilir protein dizimlimlerinin karmaşıklığının olasılık hesapları ilede.Bu olasılıklar denemeye tabi tutulamayacak denli büyük,astronomikde olabilir.O zaman rasyonel her akıl bu olasılıkların varlığını kabul etsede onların oluşma olasılığını reddeder.(BAzı olasılıklar evrendeki atom sayısından fazla bir sayıyı işaret edmektedir)Çünkü bu en temel bilim dili olan matematiğin kendisinden kaynaklanan 'imkansızlıklardır'.Aam Darwinciler gibi 'imposible is nothing 'deniyorsa o başka.İnançtır saygı duyarım.Yaratılışcılar mucizelere inanıyorlar diyen Darwinciler aslında bu imkansız olasılık dairesi içinde kendileride bir wonderland inşa ederek deterministlik evren algısını yaşatmaktadır.Onlarda mucizelere inanmaktadır sadece başka adlar ile anmaktadır. Çoğu kezde latince adlar vererek bilimselliklerini kendilerince kutsarlar:)Homo Erectus-İki ayak üzerinde duran İnsansı gibi...her din kendi kutsalını oluşturmuştur çünkü.

Size sitemdeki 'Mucizeler ve Olasılıklar adlı makalemide öneriyorum' samimi eleştirilerinizi ve hatalarımızı iletin.Son olarak,bir çok makalemde dediğim gibi Heisenberg bizlere gerçeğin siyah-beyaz gibi karşıt uclarda değil gri bölgede olduğunu gösterdi.Zaman ve uzaydaki konumumuz gereği.Kamplaşmalar Bilim insanlarınıda ve Yaratılışcılarıda bu iki dogmatik uca sürüklemiştir maalesef ve her iki tarafta aklın olduğu orta yolda buluşamamaktalar.Işığın hem partikül hemde dalga gibi davranabildiğini bildiğimizden beridir bizler gerçekleri grilerde aramakla yükümlüyüz.Kendisinden emin olunan bilgi zaman içinden eski bir versiyon eski bir yorum yada iyi niyetli bir yanlıştan öte bir anlam ifade etmeyecektir.Newton fiziği nasıl yerine Einsteina bıraktı ve Einstein fiziği nasıl kuantumla şu an geleceği şekillendirmemize yardım ediyorsa.Akıllı Tasarım teoriside bu şekilde algılanmalıdır.Ortaya çıkan bir teoriye sırf İnanca kapı açıyor yada ateistliğe götürüyor diye bakmak ne zeki bir insanın nede bir bilim adamının düsturu olamaz.Durum bu şekilde ise,hatalar insanlar içindir. değişmek bizim dışımızdaki herşey için çok ağır işler ama insan zeka yön verebildiği içindir ki İnsandır.Ve bunun kaynağınında bir 'Akıl 'olması kimseyi bu kadar şaşırtmamalı....


Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 18, 2007 2:04 PM

Merhaba Mustafa Ajlan Bey;

Hoş bir yazı yazmışsınız. Uzlaşmacı bir yazı. Ama bir şey kafama takıldı. Evrim teorisi size göre "tamamen" rastlantısal. Şu ana kadar evrimin tamamen rastlantısal olduğunu söyleyen bir yazı okumadım. Eğer varsa lütfen mailime yollayınız. Çünkü evrimsel teori salt rastlantıya dayanmaz. Her şeyi rastlantı ile açıklamaya çalışmak demek aslında hiç bir şeyi açıklamamak demektir. Şunu önemle belirtmeliyim ki, yaşamın ortaya çıkışı çeşitli süreçlerin "zorunlu" bir sonucudur. Başka bir deyişle moleküllerin bir araya gelip bilgi oluşturan zincirler yaratması çok çok düşük bir olasılık değildir. Bu olasılığı azaltan etken niyetleri olan bir akıl değil, maddenin içkin bir özelliğidir.

Umarım aktarmaya çalıştığım mantığı aktarabilmişimdir. Yoksa daha daha fazla açıklamada bulunurum.

Selamlar

Yazan: emre Tarih: February 20, 2007 12:40 AM

Sayın Abudak,
Benim konferans duyurusu ve beraberinde yazdıklarımın hangi tarafı sizin bu yorumları yapmanıza sebep oldu bilemiyorum ama önemli de değil.
Ayrıca mezun olduğum üniversite ile bir kez daha gurur duyduğumu araya sıkıştırmak istiyorum, derslerin başlamadığı, çok güzel bir Cumartesi gününde bile Ankara’nın en büyük salonlarından birisi olan Kemal Kurdaş Salonu tümden dolu idi Andrew Berry’i dinlemek için.
Neyse diyerek, ayrıca yorumunuza cevaba geçmeden önce şunu da ayrıca belirtmek istiyorum: Bakın

Sayın Abudak, tartışmamıza şu şekilde bir yön vermek istiyorum. Daldan dala hoplamamak için ve arada herhangi bir önermenin atlanmaması için yorumunuza kısım kısım cevap vereceğim. Ve ilk cevabımda ilk paragrafınıza cevap vereceğim. Sizin için uygunsa ya da siz de kabul ederseniz tabii. Uygun mu sizin için? Ayrıca sakın diğer yazdıklarınıza cevap vermeyeceğimi düşünmeyin çünkü sırası ile her konuya değinmek istiyorum. Amacımız karşılıklı fikir ve bilgi paylaşmak ise bunu adım adım ve birbirimizi daha rahat ikna edebilecek şekilde yapmayı öneriyorum ve bu konuda cevabınızı bekliyorum. Katılırsanız tabii.
Öncelikle ilk paragraftan hemen başlayayım:
Sayın Abudak, Behe ya da diğerleri, akıllı tasarım ile yaradılışı pek ala bir tutabilirim çünkü yöneltikleri adres aynı – ismine artık siz ne derseniz, hiç kimse bu cevabı vermiyor çünkü, Behe dahil – tasarımcı veya yaradan? Her iki yaklaşımın argümanları da aynı, doğaya doğaüstü müdahelelerden bahsediyorlar. Önceden hazır canlılar konuldu derken artık hazır moleküler seviyede müdahelelerden bahsediyorlar. Oysa ben çok iyi hatırlıyorum daha önceleri bu tartışmalar Adem ve Havva üzerinden dönerken veya doğaya hazır konulmuş yaratıklar üzerinden dönerken, son yıllarda Behe sağolsun artık tartışma moleküler seviyeye indi. Evrim tarafının argümanı ya da yaklaşımı yine pek değişmişken, karşı tarafta artık eski kelimeleri pek duymaz olduk, tıpkı ‘Of the pandas and humans’ kitabında yaşanan değişiklikler gibi. Şimdi benim bu yaklaşımımda bir yanlış var mı bu noktaya kadar, varsa lütfen belirtiniz, ya da cevap vermediğimi düşündüğünüz ya da açmamı istediğiniz sayın Abudak.
Bakın ayrıca, yapılan bir yanlış ya da sahtecilik sizin evrime bakışını kısırlaştırmamalı, tıpkı harun yahya ile Behe nin bir tutalamıyacagı gibi.
http://www.faithfreedom.org/oped/sina40428.htm
Birkaç yıl önce İslami bir internet sitesinde Kuran’da bahsi geçen dev insanlardan oluşan bir kavimin Arabistan’da iskeletinin bulunduğu haberi çıkmıştı. Oysa bu sonradan anlaşıldı ki tamamen bir photoshop ürünü bir resim. Yani yalan haber üretilmiş. Bunu bulan Hrıstiyan akımcı siteler İslamı bol bol eleştirme fırsatı yarattılar kendilerine. Bugün bile hala kimi İslami siteler bu yanlışlığı İslama bulaştırmama gayretindeler.
Şimdi sizin verdiğiniz bir dişten hominid ailesi yaratma örneği gibi ( bu olay doğru mu değil mi bilmiyorum ama önemli olan bu değil ) bilim ya da doğru bilgiye yanlışlar ve cevapsızlıklar üzerinden değil, doğru bilgiler ve cevaplar üzerinden gidilir. Yani bir dişten bir hominid yaratma hadisesi ile evrime bakışınız şekillenmemeli, ben daha ziyade bulunan fosillerden, mesela Lucy’den dayanak alıyorum en basitinden. Yani herhangi bir yanlış yanlıştır, doğru da doğrudur. Yanlış başka bir doğrunun üstünü örtmez çünkü iki yanlış bir doğru etmez. Dezenformasyon var ya da yok, varsa yanlıştır. Bu kadar. Ama bu doğruların üstünü örtmez. Eğer siz bu tür bir argüman sunarsanız, bize evrim hakkındaki bütün bigilerin birer dezenformasyon olduğunu düşünmek kalmaz mı? Oysaki öyle değil.
Bu konuda hemfikir miyiz sayın Abudak? Yani yanlışlar ile doğruları ve cevapsızlıklar ile cevapları birbirinden ayırt etmek gerekir. Eğer ki amaç bilim adına bir bilgi elde etmek ise bunun disiplini doğru bilgiler ve cevaplardan geçer.
Buraya kadar itiranız var mı ? Varsa nelerdir? Eğer hemfikir isek yazınızdan aşağıdaki kaldığım yerden aynen devam etmek istiyorum:

*****
Evrime inanmama meselesi ise sizin hüsnü kuruntunuz.Akıllı Tasarımcıların çoğu mesela bende bunların içindeyim ''evrime inanır, ama Darwinin tamamen rastlantısallığın kollarında gelişmeyi arayan yönlendirilmemiş evrime değil bilinçli ve bir amaca yönelik tasarlanmış bir evrimsel patikaya inanmaktayım.Mike Gene buna ''front-loading evolution'' diyor ben Akıllı Tasarım ama Front-loading evolutionda beni hiç ama hiç rahatsız etmiyor..Daha çok bilgi için Birde Akıllı Tasarımdaki aklın ismi sorusuda bilimin konusu değildir.İnsanlar istediği ismi verebilir onların icmai hayatı sonuçta; ulu manitu deyin gök tanrı deyin ne isterseniz hatta the man name John deyin bu felsefi bakışınızla alakalı.Biyoloji sizinde hak vereceğiniz gibi test edilebilir yanlışlanabilir ve denenebilir olgularla işler Akıllı tasarımda bunu çoğu Darwincinin zannetiği gibi Pseudo değil direk matematik üzerindende gösterebilir.Bunu İnsani ilkelerle de gösterebilir protein dizimlimlerinin karmaşıklığının olasılık hesapları ilede.Bu olasılıklar denemeye tabi tutulamayacak denli büyük,astronomikde olabilir.O zaman rasyonel her akıl bu olasılıkların varlığını kabul etsede onların oluşma olasılığını reddeder.(BAzı olasılıklar evrendeki atom sayısından fazla bir sayıyı işaret edmektedir)Çünkü bu en temel bilim dili olan matematiğin kendisinden kaynaklanan 'imkansızlıklardır'.Aam Darwinciler gibi 'imposible is nothing 'deniyorsa o başka.İnançtır saygı duyarım.Yaratılışcılar mucizelere inanıyorlar diyen Darwinciler aslında bu imkansız olasılık dairesi içinde kendileride bir wonderland inşa ederek deterministlik evren algısını yaşatmaktadır.Onlarda mucizelere inanmaktadır sadece başka adlar ile anmaktadır. Çoğu kezde latince adlar vererek bilimselliklerini kendilerince kutsarlar:)Homo Erectus-İki ayak üzerinde duran İnsansı gibi...her din kendi kutsalını oluşturmuştur çünkü.
Size sitemdeki 'Mucizeler ve Olasılıklar adlı makalemide öneriyorum' samimi eleştirilerinizi ve hatalarımızı iletin.Son olarak,bir çok makalemde dediğim gibi Heisenberg bizlere gerçeğin siyah-beyaz gibi karşıt uclarda değil gri bölgede olduğunu gösterdi.Zaman ve uzaydaki konumumuz gereği.Kamplaşmalar Bilim insanlarınıda ve Yaratılışcılarıda bu iki dogmatik uca sürüklemiştir maalesef ve her iki tarafta aklın olduğu orta yolda buluşamamaktalar.Işığın hem partikül hemde dalga gibi davranabildiğini bildiğimizden beridir bizler gerçekleri grilerde aramakla yükümlüyüz.Kendisinden emin olunan bilgi zaman içinden eski bir versiyon eski bir yorum yada iyi niyetli bir yanlıştan öte bir anlam ifade etmeyecektir.Newton fiziği nasıl yerine Einsteina bıraktı ve Einstein fiziği nasıl kuantumla şu an geleceği şekillendirmemize yardım ediyorsa.Akıllı Tasarım teoriside bu şekilde algılanmalıdır.Ortaya çıkan bir teoriye sırf İnanca kapı açıyor yada ateistliğe götürüyor diye bakmak ne zeki bir insanın nede bir bilim adamının düsturu olamaz.Durum bu şekilde ise,hatalar insanlar içindir. değişmek bizim dışımızdaki herşey için çok ağır işler ama insan zeka yön verebildiği içindir ki İnsandır.Ve bunun kaynağınında bir 'Akıl 'olması kimseyi bu kadar şaşırtmamalı....
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 18, 2007 02:04 PM
*****

Beagle
makorykos@yahoo.com

Yazan: Beagle Tarih: February 20, 2007 10:00 AM

EVimcilerin ısrarla bu mezkur teoriyi mutaassıbane bir tavırla hala savunabildiklerine inanamıyorum zra dünyada son iki üç sene içinde yaratılışçılık[teistlik akıllı tasarımcılık bence hepsi aynı şeydir] inanılmaz bir yöneliş var ve bu yönelişler hiçte öyle bilinçsizce olan şeyler değil.muhterem mustafa beyi evrimci konferansa cesurca davet edenlerin bilim adamları acaba bundan bir kaç sene önce yayınlanan CEVİZ KABUĞU programındaki evrim tartışmasında neredeydiler acaba bu yarçdoççlar doç.lar ve hem dahi prof.lar o zaman niye programa[davet edeildikleri halde]niye teşrif etmediler.o zaman saygıdeğer akyol ben hazırım bana hangi iddia ile gelirlerse gelsinler hepsine karşılık verebilecek donanıma sahibim demişti de acaba telefonlada olsa niya bir karşılk verilememişti.akıllı tasarım evrimcilerin üzerinde konuşmaktan en hoşlanmadıkları konulardan biridir[diğeride fosil kayıtlarıdır]zira onlar da bilirlerki hiç bir şey kendiliğinden olmaz.bir iğne ustasız bir köy muhtarsız ölmaz.bir iğne bile ustasız olamazken nasıl oluyorda şu kainat bir yapıcısı olmadan bir haliki olmadan olabiliyor

Yazan: tarafsız Tarih: February 20, 2007 11:02 AM

Emre Bey,

Şöyle yazmışsınız:

Evrim teorisi size göre "tamamen" rastlantısal. Şu ana kadar evrimin tamamen rastlantısal olduğunu söyleyen bir yazı okumadım. Eğer varsa lütfen mailime yollayınız. Çünkü evrimsel teori salt rastlantıya dayanmaz. Her şeyi rastlantı ile açıklamaya çalışmak demek aslında hiç bir şeyi açıklamamak demektir. Şunu önemle belirtmeliyim ki, yaşamın ortaya çıkışı çeşitli süreçlerin "zorunlu" bir sonucudur. Başka bir deyişle moleküllerin bir araya gelip bilgi oluşturan zincirler yaratması çok çok düşük bir olasılık değildir. Bu olasılığı azaltan etken niyetleri olan bir akıl değil, maddenin içkin bir özelliğidir. "


Evrim teorisi ile ilgili neler okudunuz bilmiyorum ama bu söyledikleriniz çok tanıdık geldi.

Evrimin mekanizmaları için "salt rastlantı değil" denerek "bilinçli bir yönlendirme" iması sık sık yapılıyor.

Bu bir kelime oyunu.

Eğer ortada "bilinçli bir düzenleme" yoksa "tesadüfi birtakım süreçler" vardır. Bu süreçlerin bazılarının tepkimelerinin zorunluluk arzetmesi sürecin bütününü rastlantı olmaktan çıkartmaz.

Darwinizme göre evrim doğal koşullar altında bir amaç güdülmeksizin, yani "körlemesine", bir müdahale olmaksızın yani "kendiliğinden" ve doğal süreçlerin "yönlendirilmemiş tesadüfi etkileşimleri" ile yani "tesadüfen" gerçekleşir.

Bunun maddenin "zorunlu" bir tepkisi olduğunu düşünmeniz sizin açınızdan kabul edilebilir olsa da darwinizm açısından kabul edilemez birşeydir.

Bu tepkimelere "zorunlu" dediğiniz anda -mesela- önde gelen neo-darwinist R.Dawkins'e göre siz bir yaratılışçı olursunuz.

Aynı şey hayatın başlangıcı kuramlarında da geçerlidir.

Mateyalist teoriler yaşamın başlangıcını "maddenin zorunlu tepkimesi" olarak gören anlayışı "dirimselcilik/aristoculuk" u diriltmek olarak görürler ve şiddetle karşı çıkarlar. Materyalizme göre yaşam, maddenin zorunlu tepkimeleri eseri değil, tamamen tesadüfi bir biçimde başlamıştır. (Burada "zorunluluk" ile "tesadüf" kavramlarını materyalist kuramlar bakımından ele almanız gerek.)
Bir de "Her şeyi rastlantı ile açıklamaya çalışmak demek aslında hiç bir şeyi açıklamamak demektir." demişisiniz. Bakın burada haklısınız, nitekim darwinizmde hiçbir şeyi açıklayamamıyor.

Yazınızdaki başka bir tutarsızlık da şu.

Hem madde için "içkin" bir özellikten bahsedip hem de "burada akıl yok" demeniz oldukça mantıksız. Maddenin -varsa- bu "içkin" özelliği nedir? Nerden gelmiştir?

Ve bu gösterilmiş midir?

"Başka bir deyişle moleküllerin bir araya gelip bilgi oluşturan zincirler yaratması çok çok düşük bir olasılık değildir." demişsiniz.

Bunun olduğuna dair kanıtınız var mı? (Allah aşkına "Miller deneyi" demeyin yalnız.)

Bugün yaşamın başlangıcına dair teorilerin tamamı çıkmaz sokakta bitmiştir.(Bkn.Sante Fe enstitüsü)

Ki bu çıkmazın en büyük sebebi de maddenin "bilgi" üretemeMesidir. Siz ise bunun maddenin içkin bir özelliği olduğundan söz ediyorsunuz. Canlıların yapıtaşlarının ve bunların biraraya gelmesiyle oluşan DNA' nın anlamlı dizilerle, "bilgi" dolu olduklarına bakıp, "eh bunlar madde olduğuna göre determinist olarak biraraya gelmişler bir şekilde " diyor ve bu a priori yaklaşımla "bu özellik maddenin içkin bir özelliğidir" diyorsanız buradaki totoloji sizin önyargınızı resmetmekten başka bir işe yaramaz.

Hele bunu "zorunluk" olarak görmeniz materyalistler tarafından afaroza uğramanıza neden olur.

Yaşamın başlangıcına dair teoriler ile ilgili olarak daha fazla şey okumanızı öneririm.
Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: February 20, 2007 11:37 AM

Sayın Beagle

Öncellikle konu ile ilgili akademik eğitim almış olmanız çok güzel.Tartışmamızada olumlu yaklaşmanızdan mutlu oldum.Tartışmak bilimi 'doğal 'gereği üretkenliğinin çıkış noktasıdır.Bilimde bir yerde takılıp kalmak saplanmak bilimi sahip olduğu kimliği yitirip dogma haline gelmesi ve belkide sosyal örgütlenmenin bilimin içinde dinselleştirilmesi ile vuku bulur.'Einstein'ın naciz sözü 'Ön yargıları yıkmak Atomu parçalamaktan zordur'sözünü hatırlayarak ve tartışarak bundan uzak kaldığımıza göre şimdi yazdıklarınıza dönelim;

''Sayın Abudak, Behe ya da diğerleri, akıllı tasarım ile yaradılışı pek ala bir tutabilirim çünkü yöneltikleri adres aynı – ismine artık siz ne derseniz, hiç kimse bu cevabı vermiyor çünkü, Behe dahil – tasarımcı veya yaradan? Her iki yaklaşımın argümanları da aynı, doğaya doğaüstü müdahelelerden bahsediyorlar. ''

Dediğim gibi gene maaaleeseeff.Bakın Behe yada diğerleri değil tüm Akıllı Tasarımcıları aynı genel potaya sokmak tıpkı yaratılışcıların bütün Darwincileri ateist ilan etmesine benziyor.Behe teorinin Michael Dentonla birlikte fikir babası sayılabilir özellikle moleküler alanda.Behe 'inançlı bir Kotolik'olmasına 'rağmen' common descent yani ortak ata kavramını savunmaktadır.Oysa sizin diğerleri dediğiniz grubun içindeki William Dembski-ki kendisi epistomolojik ve ontolojik bakımdan teorinin ileri gelenlerindendir- Common descente karşıdır.William Dembski Discovery Enstütüsündede Stephen Meyer ile birlikte ağır evangelist kolu oluştururlar.Onların teorideki temsilcileridir.Yani sizin ısrarla ve üstünkörü bir tümevarımcılıkla aynı potaya koyduğunuz Akıllı Tasarımcıların en önde gelenleri bile bir birleri ile temel konularda keskin ayrılıklara sahiptir.

Birde Akıllı Tasarımcıların genelde 'inananlar olması' sizin söyleminizi daha tutarlı ve geçerli kılmaz.Şöyleki teorinin benim en beğendiğim destekçilerinden biri olan Mike Gene-bknz.http://www.thedesignmatrix.com/content
- Front-loadin g evolution kelimesinin mucidi Agnostiktir.Tıpkı bugün Evrim teorisi denilince akla gelen Charles Darwin gibi.Darwin tamamen yanlış diyenin bilimi bilmediği açıktır.Akıllı Tasarımın benim benimsediğim teorisyenlerinin itirazı 'mutasyon' ve 'doğal seçilim ' mekanizmalarının son derece kısıtlı dönüştürücü gücü olmasına karşın Canlılıktaki tüm varyasyonların biricik kaynakları ve bahsedilen maddenin içkin doğasının heykeltraşları olarak kabul edilmesidir.Çıkış noktası bilimden daha çok ateizm olan herkes Darwinin bulgularını bu şekilde kavramak isteyecektir.Darwin adaptasyonun doğası çözmüştür evrimim genel şemasını değil Genel çerceveyi görmüştür ama elinde milyar kere büyüten elektron mikroskobu olmadığı için içinde saklı gerçeği ıskalamıştır.Daha doğrusu positivzmin ağır tahakkümü altında ezilen Batı dünyasının gölgesinde kalarak kendisini sadece deterministlik bir materyalizmin reçetesi olarak indirgemiştir.Aksine hayatın açıklaması daha önce dediğim gibi ne siyah-ne beyazdır.

Ara satırlarınızda kutsal kitapla alakalı gönderimler gördüm.Bu benim sanki inancı Akıllı Tasarım ile formülleştirme yada kanıtlama cabasında olduğumu 'zannettiğinizi'gösterir.Bu üzülerek söylüyorum ayrıca inanç hakkında da pek fazla bişey bilmediğinizi göstermekte.İman denen olgu temelinde Gayb denilen bilinmeyene iman etmeyene dayanır.Eğer Tanrı fikri bir formüle dayansa bu inanç olmaz bilim olur.Buda dinlerin temelinde yatan sınav denilen Dünya hayatını tamamen oyun dışına atmak demektir.Dindar biri eğer formüle çabalıyorlarsa bu onun ''boş şeylerle boş vakitlerini değerlendirme çabasından'' öte bir anlam ifade etmez.Beyhude bir çabadır.Bunu bilen birininde sizin bahsettiğiniz photoshop olayları ile zaten işi olmaz.

Bir dişten hominid hikayesi doğru bu olayı Harun Yahya Beyde işlemişti sanırım kitaplarında o dişin daha sonra yapılan kemik incelemelerinde yaban domuzuna ait olduğu anlaşıldı:)(ABD de olan bir olay) yani Piltdown kadar trajik ama hayal gücü acısından ontolojik drama.Lucyden bahsetmişsiniz benim makalemde Toumai var ondan epey yaşlı ve daha gelişmiş bir fosil record ama bunlar bulundukça soy ağacı daha karışmakta gerçekten.Birde her buluntu İnsan soy ağacına eklendiğinden ortada şempanzelerin soy ağacından kimse yok ! Bu durum yaratılışcıların argümanını sürekli destekliyor.Ben ise evrimde sürekli bir upgrade yani gelişmeden bahsedilmesine şaşırmaktayım.Mutasyonun olduğu yerde downgrade lerde olabileceğini açıktır.Böylece içimden bir ses bizim fosil recordlarında boşuna oyalandığımızı söylüyor.Sanırım Michael Behe'nin yaptığı bakış en güzeli en temel seviyede moleküler seviyede bakmak.Yapıtaşlarının üst yapıları oluşturuken neyi nasıl gerçekleştirdiğine bakmak.Bunlardan elimize fosillerde kalmayacağına göre üzerinde bilimden ziyade spekülasyon yapılan materyallerede ihtiyacımız kalmaz.Avrupanın aksine ABD herşey dualist bir yaklaşımla işlendiğinden-Cumhuriyetçi vs Demokrat,Yaratılışcı vs Darwinci- evrime Darwinci evrimciler moleküler seviyede pek bakamamaktalar.Journal of Moleculear Evolution dergisinin bugüne değin ki yazıları hiç kaynak kodun doğası ile ilgili olmamıştır makalelerin yüzde doksanı diyebileceğim miktar süreçlerin analizleri ve 'olası evrimsel patikaları 'üzerine fabllarla doludur ki saplanıp kalmaktalar.Üstüne birde yukarıda ki photoshop oyununu yapan dinciler gibi ellerindeki medya gücü ile wonderlandlerinde ilüzyonlarına devam etmekteler.Dincilerin dünyevi gücü bu konuda sınırlı ama Darwinciler tüm materyalist gücleri ile 'var olmasını istedikleri' gerçekleri paketleyip satma çabasındalar hala.(NG-AS-Science etc...)

Sitenin yorum kısmı dar, daha çok yazmak isterdim hatta şöle kahvelerimizi içip oturup konuşmak.Evrim algımız üzerine, ben taksonomik düzeni doğadada sosyal insan yapılarındada görebiliyorum.Bu kanun her yerde az yada çok geçerli bu benim holistic yaşam algımdan kaynaklanıyor sanıyorum.Ben birilerine gol atıp evet işte Darwincilerin kalesinde doksana takılmış gol yada şu mucizelere inanan Yarataılışcılar ne kadar gayrı bilimselller demenin 'aptallık'olacağına inanan biriyim.Aslında Yaratılışcılarda Darwincilerde iki zıt kutup olarak birbirlerine zannetiklerinden çok benziyorlar:)Bunun yerine diyaloğa dayalı 'her türlü ön yargıdan uzak' hayatın kökenini anlamk için, araştırmak ve ileriye bakmak lazım.Bunu ya zaman bize yavaş yavaş öğretir yada biz bilinçli varlıklar olan İnsanlar olarak o göreceliği kendi lehimize çeviririz...

Saygılarımla.

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 20, 2007 2:15 PM

olmayan şeyi savunduğunuz için,aklınız başınıza gelmesi dileği ile ibret alırsınız yazdım !

Yazan: lagrima Tarih: February 20, 2007 3:06 PM

Başarılar Sayın Akyol

Yazan: Talha Can Tarih: February 20, 2007 6:39 PM

Merhaba Suat Bey;

Yazımın sonunda umarım aktarmaya çalışmak istediğim mantığı aktarabilmişimdir demişim. Yanlış anlaşılacağını umuyordum ama. Söylediklerinizi değerlendireyim.

Demişsiniz ki;

'Eğer ortada "bilinçli bir düzenleme" yoksa "tesadüfi birtakım süreçler" vardır. Bu süreçlerin bazılarının tepkimelerinin zorunluluk arzetmesi sürecin bütününü rastlantı olmaktan çıkartmaz.'

Düşündüğüm gibi eğer ortada bilinçli (bilinçli demek ne demektir, bunu açıklamanızı isterim doğrusu) bir düzenleme yoksa tesadüfi süreçler vardır şeklinde bir formülasyona gitmişsiniz. Böyle olması "gerektiğini" düşünüyorsunuz. İşte ben, böyle olması gerektiğini düşünmüyorum. Bu arada alıntıladığım yazının ikinci cümlesi bana biraz "kaçamak" bir cevap gibi geldi. Onu biraz daha açarsanız sevinirim.

Şöyle demişsiniz;

'Hem madde için "içkin" bir özellikten bahsedip hem de "burada akıl yok" demeniz oldukça mantıksız. Maddenin -varsa- bu "içkin" özelliği nedir? Nerden gelmiştir?'

Maddenin içkin bir özelliğe sahip olması demek, anlaşılan o ki, size göre bu özelliğin ona tanrı tarafından verilmiş olmasıyla açıklanabilir. Eğer yanlışsa lütfen düzeltin. Ama ben diyorum ki, maddenin içkin bir özelliğe sahip olması panteistik bir anlayışla da açıklanabilir. Ayrıca belki ileride bu panteistik anlayıştan da vazgeçilebilir ve yerini materyalistik anlayışa bırakabilir (bu arada neden evrim teorisinin materyalistlerce savunulduğunu düşünüyorsunuz anlayamıyorum).

Ayrıca moleküllerin biraraya gelip bilgi oluşturan zincirler yaratması çok çok düşük bir olasılık değildir, şeklindeki ifademe kanıt istemişsiniz. Miller deneyi sizin hoşunuza gitmiyorsa Salk ve Oro'nun deneylerini öneririm. O da olmazsa Cairns-Smith'in görüşlerini ya da Eigen'in çalışmalarını öneririm. Öyle ki, her molekül herhangi bir molekül ile eşleşmiyor. Bir şekilde başlangıç koşulları (artık bunlar her ne ise) buna izin vermiyor. Mıknatıs örneğini vereyim. Zıt kutuplar birbirini çeker. Şimdi burada kalkıp da, bu mıknatıslar nereden biliyorlar zıt kutuplarının birbirlerine dönük olduklarını, şeklindeki bir soruyla herhalde karşılık vermeyeceksiniz. Yoksa tartışmanın bir anlamı kalmayacak. İşte mıknatıs örneğinde olduğu gibi burada da maddenin içkin bir özelliği söz konusudur. "Bilgi" maddenin bir özelliğidir.

Bakın ne demişsiniz;

'Ki bu çıkmazın en büyük sebebi de maddenin "bilgi" üretemeMesidir.'

Yanlış. Ama burada kast ettiğiniz şeyi yanlış anlamış olabilirim. O halde kusuruma bakmayın. Ama benim anladığım şey, madde parçacıklarının nasıl olursa olsun biraraya gelip bir bilgi üretemeyeceği. Yani aslında genlerimizi oluşturan aminoasitlerin dizilişi tek başına bir anlam ifade etmemekte, onlara ayrıca bir anlam verilmektedir. Yani oldukları gibi değil de başka türlü de olsaydı onlar anlam kazanabilirdi. Yanlış mı anlamışım? Lütfen söyleyin. Eğer doğru anlamışsam bunu kabul edemeyeceğim çünkü.

Son olarak çeşitli felsefi kavramlardan söz etmeden geçemeyeceğim. Şöyle bir örnek vereyim: Sizler genellikle Paley'in argümanını şiddetli bir şekilde savunursunuz. Saatin bir yapımcısı varsa evrenin de bir yaratıcısı olmalıdır. Saat de karmaşık evren de, o halde ikisinin de kökeninde benzer süreçler işliyor olmalıdır (bunun yanlış bir mantık olduğunu söylemeliyim, ama şimdilik gözardı ediyorum). Canlılığı oluşturan süreçlerin arkasında da bir akıl olmalıdır. Çünkü canlılar tasarlanmış gibidir. İnsan, örneğin, niyetleri doğrultusunda hareket eden bir canlı olarak hayal edilir. Ona göre davranır. Aslında biz, davranışlarımızı "tasarlarız". Çünkü davranışlarımız bir düzen(!) arz etmektedir. Zira onları tasarlamaktayız, yani onlara niyetlerimiz doğrultusunda şekil vermekteyiz. Eh, doğadaki varlıklar da bir dizayna(düzene diyelim!) sahip olduklarına göre onları da tasarlayan bir varlık (uzaylılar olabilir mi?) neden olmasın ki? Çünkü biz düzen gösteren davranışlarımızı planlamıyor muyuz, e o halde düzen gösteren canlıları da planlayan biri olamaz mı? Biz bilinçli isek, neden canlıları yaratan bir bilinç olmasın? Eh, kısaca anlattığım gibi bilinç sorunu (bunun yanına düzen, rastlantı, zorunluluk gibi kavramları da ekleyebiliriz) çözüm bekleyen bir sorundur. Tıpkı diğer kavramlarda olduğu gibi. Bilinç nedir? Düzen nedir? Rastlantı nedir? Zaman nedir? Unutmayın, bilim, açıklanmaya muhtaç kavramlar üzerinden işler. Bu kavramların içeriği çağlar boyunca değişikliğe uğramaktadır. Tanrı kavramı da öyle. Siz ve sizin gibi düşünenler bilimin kesin sonuçlara sahip olduğunu (öyle sanmaya devam edin) ve felsefeden bağımsız olduğunu (bunu düşünemiyorum bile) kabul eder. Yanılıyorsam lütfen düzeltin.

Şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim: Kuramlar (kuantum kuramından levha tektoniğine ve gen kuramından zihin kuramına) yanlışlanabilir ya da doğrulanabilir değildirler (bazı felsefeciler böyle kabul etmeyebilir). Onlar birer araştırma programıdırlar. Barındırdıkları hipotezlerin geçerliliği söz konusudur. Bu da deneylerle ve gözlemlerle mümkündür. Bir kuramın ne kadar çok doğrulanmış ya da yanlışlanamamış önermesi varsa o kuram o kadar çok desteklenir. Kimse kuramın doğru ya da yanlış olduğunu söylemez. Bir kuramın yerini bir başka kurama bırakması gibi bir şey nadirdir (Newton fiziğinin terk edildiği ve yanlış olduğu sanılıyor, hiç de değil). O yüzden Suat Bey, sanmayın ki evrim teorisi çöktü ve onun yerini akıllı tasarım aldı. Böyle bir şey zaten mümkün değil (akıllı tasarım zaten evrimi zorunlu olarak dışlamaz ki). Önemli olan kuramların (araştırma programlarının) ne kadar fazla çalışmaya önayak olduğu, yeni hipotezler üretebildiğidir. Ben evrim teorisini bu açıdan daha üstün buluyorum.

Yazım da anlaşılacağı gibi ideolojiler (materyalizm yada idealizm veya ateizm ya da teizm) çürütülemez. Çünkü bilimsel yanları yok. Öyle ki, bilimsel kuramlar bile katıksız "bilim" değildir. Felsefi önkabulleri vardır. Evrim teorisi de böyledir, kuantum teorisi de ve big bang teorisi de. Şimdi acaba anlatabildim mi anlaşılmasını istediğim mantığı. Eğer anladıysanız yaratılışçılar ve evrimciler arasındaki tartışmanın "anlamsız" olduğunu da anlamış olmanız gerekir. Yoksa olay "politik" olmaktan öteye gidemez. Buyrun yorum yapın.

Selamlar

Yazan: emre Tarih: February 20, 2007 7:09 PM

herkese selam

Beagle ve Ajlan Beyin tartışmalarına baktığımda ikisini de tam olarak anlayamıyorum aslında.


ben bu evrenin yaratılmış olduğuna inanıyorum..türler bir anda ortaya çıkmış olabilir ya da bir evrimsel süreç geçirmişde olabilir..bilim ilerledikçe evrimi doğrulayıp kesinleştirebilir ya da biz yanılmışız da diyebilir..bilimi bu konuda özgür bırakmak en iyisi..

gördüğüm kadarıyla evrimcilerin çıkmazı bu mükemmel nizamın tesadüfen oluştuğunu söylemeleri..tesadüf yoksa bilinçli bir kurulum söz konusu demektir..akıllı tasarımcıların hatası ise yaratılışı reddetmeye çalışmalarıdır..akıllı tasarım denilen şey yaratılıştır kanımca..eğer yaratılış değilse, bütün evrenin toplamının Tanrı olması gibi bir tür panteizme gidilir..ya bir yaratıcı vardır ya da bütün kainatın toplamı herşey Tanrıdır..akıllı tasarım diye bilimsel bir teorinin olamayacağını düşünüyorum..bu yaratılıştır..

bilim Dekart ile evrene müdahele eden doğaüstü bir güç olmadığını düşünmeye başladı..kilisenin bilime müdahele eden skolastik felsefesi çözülüp yerini mekanizme bırakınca Hristiyanlığın Tanrı kavramıda sadece düşüncede var olmaya başladı...uzun bir süreç tabiki.fakat Dekart inançsız değildi..

Newton ile determinizm bir ilke haline geldi.Evrenin birbirinden bağımsız sistemlerden oluştuğu ve sistemi oluşturan varlıkların birbiri ile iletişimi olmadığı düşünüldü deneylere göre..klasik fizik bize bunu öğretiyordu.

bu anlayış gittikçe Tanrı inancını ortadan kaldırdı..Evrimin tesadüfçülüğü de bu sürecin bir ürünü..Kant metafiziğin imkansızlığını ispatladı saf aklın kritiği kitabında..kilisenin Tanrısı bilim dünyasından elini çekince geriye doğal olarak ateizm kaldı..hem felsefe hemde bilimdeki gelişmeler hızla insanlığı bu noktaya getirdi.

Darwinin bir rahip olduğunu siz daha iyi bilirsiniz..kilisenin bilim adamlarına yaptığı işkencelerden bilimin intikam alması olarak yorumluyorum Evrim ve tesadüf düşüncesini..

aslında bilim ve felsefe birbirinden ayrılması mümkün olmayan bir ikili..metafizikde felsefenin bir kolu..

uzayı inceleyen bir astrofizikçi,canlılığı inceleyen bir biyolog,yerkabuğunu inceleyen bir jeofizikçinin incelediği sistemin düzenliliğinden bunun niçinine gitmemesi düşünülemez..o noktada da metafizik ya da tesadüfi bir açıklama yapma ihtiyacını şiddetle hisseder..

bilim insanlarının geldikleri noktada( bu evren ancak yaratılmış olabilir,tesadüfen oluşamaz )demesi o bilim adamını bilimdışı yapmaması lazım..

ya da bilinçli bir evrime inanabilir ki orda da bilincin kimliğini düşünmesi bilim adamını tasarım kavramına götürür..bu bir bilim insanı için asla kusur olarak görülmemeli..neden yaratılışa inanmak bilimdışılık olsunki?

19.yy'a kadar çok güçlü olan klasik fiziğin çözemediği 3 temel sorun vardı.
--kara cisim radyasyonu
--fotoelektrik olay
--atomların kararlılığı

ısı ve ışıkla ilgili bu birkaç sorunuda çözeriz diye bir rehavet içindeyken asıl devasa problem bu noktalarda çıkmaya başladı..ayrıntılarına girmeye gerek yok..eminim sizler daha iyi biliyorsunuzdur..

1900 yılında Max Planc kara cisim radyasyonu üzerinde çalışırken ışığın kuantum dediği paketçiklerden oluştuğunu buldu.
1905 yılında Einstein fotoelektrik olayı izah etti.ışığın parçacık gibi davranabileceğini söyledi.
atom konusunda 1927 yılında Heisenberg bir parçacığın konumunu ve momentumunu aynı anda tam bir duyarlılıkla ölçmenin imkansız olduğunu söyledi..

klasik fizik bize herşeyin önceden tahmin edilebileceğini söylüyor ve kesin sonuçlar vererek olgular arasında nedensellik bağı kuruyordu..

bu yüzden de Tanrıya artık gerek kalmamıştı..determinizm Tanrıyı öldürmüştü..ortaçağda fırtınaların Tanrının insana öfkesi olduğu falan düşünülürdü..bunların yerini artık bilim almıştı ve inanca da gerek kalmıyordu..ben evrimi yaratıcının olmadığı bir evreni açıklama çabasının ürünü olarak görüyorum tüm sürece baktığımda..

kuantum fiziği atom-altı dünyayı keşfettiği zaman nedenselliği ve kesin yargıları bırakmak zorunda kalmıştır..klasik fiziğin bize öğrettiği nedensellik atom-altını keşfetmeden önceydi..

klasik fizikte evrendeki parçalar arasında hiçbir ilişki yoktur.her sistem birbirinden ayrı düşünülür.

kuantumda ise gözlemci ve gözlenen sistem birbirinden ayrı ele alınamıyor.doğa bir bütün olarak ele alınınca anlamlı oluyor.evrendeki zerreler birbirleriyle iletişim halinde..

bu yeni keşifle bilim determinizmden indeterminizme kayıyor..

1980 yılında David Bohm WHOLENESS AND THE IMPLICATE ORDER isimli kitabında kuantum üzerindeki derinleştirdiği araştırmalarını açıklıyor.

Bohm Kuantum potansiyel alan dediği sistemde evrendeki parçacıkların birbiriyle iletişimini sağlayan daha derin bir boyutta tek ve bütünsel bir alan olduğunu söylüyor..

--Bohm diyorki

--görünen maddesel nesneler,herşeyin altında yatan bir düzenin ikinci kademede ortaya çıkış görüntüsünde başka birşey değildir..Bu düzeni kuran aynı zamanda bu düzenin kendisidir.

bu parçalı görünen evrenin arkasında aslında tek bir bütünlük vardır sonucuna gidiyor ve evreni bir hologram plakası olarak açıklıyor.

evrendeki bütünsellik ve atom-altı düzeyde determinizmin işlemeyişi ve düzende aslında bir tekliğin olması ister istemez yeniden metafiziği devreye sokacaktır..

tesadüfe dayalı evren açıklamalarının önünde evrimden çok daha çetin problemler var..atom-altı boyutta herşey birbiriyle bağlantılı olarak çalışıyor..

David Bohm Plazma üzerinde yaptığı çalışmalarda canlı bir elektron denizinin varlığını keşfetti.tüm parçacık okyanusu içindeki parçalardan herbiri sanki trilyonlarca parçacığın ne yapacağını biliyormuş gibi hareket edip,kolektif davranış sergiliyorlardı.elektronların bu kolektif davranışlarına Bohm Plazmonlar adını verir.

evren tesadüfen oluşmuşsa sayısız taneciğin kolektif davranışını nasıl izah edebiliriz?

evren sanıldığı gibi ayrı ayrı parçalardan oluşmayıp bir halının üzerindeki desenler gibi birbirine bağlı ve bunların altında da tek bir alan varsa bu tekliğin arkasında ne vardır?

Sufilerin çokluğun aldatıcı olduğu,çokluk olarak gördüğümüz alemin yaratıcının tekliğinin tezahürleri olduğunu söylemeleri,kuantum ile benzerlik gösterip , kaçınılmaz olarak indeterministik süreç de bilime girdiğine göre tesadüfçüler yanılmış olamaz mı?

alem başıboş,tesadüfen hareket etmiyorda düzenin arkasında Tek Bir yaratıcı tarafından mı yönetiliyor?..neden olmasın?..bunun akla aykırı tarafı nedir?..

bilim insanlarıda yaratıcıya inanmakta ve yaratılışı savunmakta tesadüfçüler kadar özgür olmalıdır..akıllı tasarımın yapmak istediği bu tabuyu yıkmak anladığım kadarıyla..

İslama, evrenin fiziksel yasalara göre kurulmuş olduğuna,alemde matematiksel ve fiziksel yasaların işler olduğuna inanmayı gerektiriyor.

Tanrının duygusal durumuna göre işleyen,oğullarına kızlarına tahsis edilmiş bir alem yok haşa..

kilise ve bilim arasındaki kavgaya İslamında kurban gitmesi çok acı..bu yanlışlığın bu yüzyılda çözüleceğini umuyorum..

inat etmek ancak insanın kendisine zarar verir.evrende hiç kimse Allah'a inanmasa O'nun şanından birşey eksilmez..

http://video.google.com/videoplay?docid=5051828413004174027

tesadüfen yaşadığınızı düşündüğünüz evreni seyretmenizi tavsiye ederim.

Yazan: deniz Tarih: February 20, 2007 11:50 PM

Emre Bey,

Bu siteyi ne kadar zamandır okuyorsunuz bilmiyorum ama bu konuda çeşitli başlıkların altında yüzlerce yorumumu görebilirsiniz. Pek çok tartışmacıyla aynı konuyu sayfalarca tartıştık.

Bir çok konuya değinmişsiniz ve tamamının -bence- tahsise ihtiyacı var. Kısıtlı bir vaktime geldiği için çok kısa değieneceğim.

1.Yazdığım cümle gayet açık, kaçamak da değil. Burada "a" nın "b" tepkisini vermesi için "c" nin etkisinin zorunlu olması ile "a" "b" ve "c" nin her birerin "orada" "o anda" bulunması ve o tepkimeleri vermesi ya da verecek şekle gelmeye uygun olmaları bir zorunluluk eseri değildir; yani her nedensellğin değişken şartlarında tesadüfen, kendiliğinden körlemesine süreçlerle reaksiyone girer.

"Bilinç" kavramını öyle olmasını düşünüyorsunz demekle öteleyemezsiniz. "Rastlantı değil" derseniz bunun karşılığı "evet rastlantı değil, bilinçli" dir. Bu lise seviyesinde en temel mantık dersinde anlatırlar diye biliyorum.

2 ."Maddenin içkin bir özelliğe sahip olması demek, anlaşılan o ki, size göre bu özelliğin ona tanrı tarafından verilmiş olmasıyla açıklanabilir. Eğer yanlışsa lütfen düzeltin." demişsiniz.

Evet yanlış. "İçkin" ne demektir? Bunun içinde olan "gizlilik" ne anlama gelir? Açıklanamayan hususlarda, teistleri Tanrı hipotezine sığınmakla suçlayan sizler "içkin" diye bir flu bir kavrama sığındığınızn farkında mısnız? Bu içkinliğin ne olduğunu göstermeniz gerek.

"Ama ben diyorum ki, maddenin içkin bir özelliğe sahip olması panteistik bir anlayışla da açıklanabilir." demişsiniz.

Evet açıklanabilir ama Panteizm yumuşak bir teizmdir. Bunu panteizmle açıkladığınız anda materyalizmden afaroz edilirsiniz. Biraz aşağıda örnek verdiğiniz materyalist teorilerle taban tabana zıt bu görüşünüz.

(Aşkın bir Tanrı'yı -öyle olmasını umuyorsunuz" diyerek kabul edemeyip maddede "öyle olmasını umduğunuz" bir içi-kinlik icat ederek tutunacak dal olarak da -mecburen- panteizmi bulmanızın çelişkisi ise bambaşka bir konu.)

3. "Miller deneyi sizin hoşunuza gitmiyorsa Salk ve Oro'nun deneylerini öneririm. O da olmazsa Cairns-Smith'in görüşlerini ya da Eigen'in çalışmalarını öneririm. Öyle ki, her molekül herhangi bir molekül ile eşleşmiyor. Bir şekilde başlangıç koşulları (artık bunlar her ne ise) buna izin vermiyor. Mıknatıs örneğini vereyim. Zıt kutuplar birbirini çeker. Şimdi burada kalkıp da, bu mıknatıslar nereden biliyorlar zıt kutuplarının birbirlerine dönük olduklarını, şeklindeki bir soruyla herhalde karşılık vermeyeceksiniz. Yoksa tartışmanın bir anlamı kalmayacak. İşte mıknatıs örneğinde olduğu gibi burada da maddenin içkin bir özelliği söz konusudur. "Bilgi" maddenin bir özelliğidir. " demişsiniz.

Bahsettiğiniz teorilerin tamamını biliyorum. Bu teorilerin tamamı çıkmaz sokakta bitiyor. Ve tekrar söylüyorum hayatın başlangıcında "zorunluluk" var dediğiniz anda siz de bir yaratılışçı oluyorsunuz materyalizm dininde.

Dilerseniz bu teorilerin herbirerin açmazlarını teknik bir dille yazabilirim. Ama derli toplu bir şekilde görmek isterseniz D.Overman'ın "Düzen" adlı kitabına bakabilirsiniz.

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=86828&sa=0&session=32968845788242981797&LogID =

Bahse konu teorilerin hiçbirisi maddenin "bilgi" üretimini ve bilgi üretimin maddenin "içkin" bir özellliği olduğunu gösterememiştir. Mıklatıs örneği çok yersiz, görüyorum ki sizinle "bilgi" derken farklı şeylerden bahsediyoruz. Fiziksel tepkimelerle DNA daki kompleks dizilimi-deki bilgiyi karıştırıyorsunuz.

Yani aslında genlerimizi oluşturan aminoasitlerin dizilişi tek başına bir anlam ifade etmemekte, onlara ayrıca bir anlam verilmektedir. Yani oldukları gibi değil de başka türlü de olsaydı onlar anlam kazanabilirdi. Yanlış mı anlamışım?" demişsiniz.

Evet, DNA daki diziliş anlamlıdır. Bu "bilgi"dir. Madde böyle bir "bilgi üretimi" yapamaz. Bu uzun yıllardır uğraşımasına rağmen gösterilememiştir. Bunu kabul etmeyebilirsiniz. Ama böyle olmuştur diye iddia edebilmeniz için süreci göstermeniz gerekir.

Bir materyalist olmasına rağmen darwinist ezberleri bozan Pierre Grassé şöyle demektedir:
"Herhangi bir canlı organizma, inanılmaz derecede büyük bir "akıl" içerir. Bu, insanların en büyük mimari eserleri olan katedralleri inşa etmek için kullandıklarından çok daha büyük bir akıldır. Bugün bu akla "bilgi" (enformasyon) diyoruz, ama anlam hala aynıdır. Bu bilgi bir bilgisayarda programlanmamıştır, ama bilgisayardakinden çok daha dar bir yere, DNA'daki kromozomlara ya da her hücredeki farklı organellere sıkıştırılmıştır. Bu "akıl", hayatın "olmazsa olmaz" şartıdır. Peki ama bunun kaynağı nedir?.. Bu hem biyologları hem de filozofları ilgilendiren bir sorudur ve bilim bunu asla çözemeyecek gibi durmaktadır."

Ünlü neo-darwinist Dawkins bu "bilgi" üretiminin "rasrtgele" olma ihtimalini örneklemek için "bir ineğin bir zıplayışta aya ulaşması" örneğini kullanır. Tercih sizin. Dilediğinize inanın. Tabi bilimsel teorilerde "akla en yatkın ve en basit açıklama" tercih edilir kuralını unutmadan.

4. Son olarak çeşitli felsefi kavramlardan söz etmeden geçemeyeceğim. Şöyle bir örnek vereyim: Sizler genellikle Paley'in argümanını şiddetli bir şekilde savunursunuz. Saatin bir yapımcısı varsa evrenin de bir yaratıcısı olmalıdır. ..... " diye başlayan uzun bir paragrafınız var.

Bu sıkça karşılaşılan ve artık yanıtlamaktan usanılan bir konu. Mustafa Bey bu konuda iyi bir yazı yazdı. Onun linkini veriyorum. Devamında yazdıklarınıza da cevap niteliğinde:

http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/09/nothing_buttery_giris.php


5. "Siz ve sizin gibi düşünenler bilimin kesin sonuçlara sahip olduğunu (öyle sanmaya devam edin) ve felsefeden bağımsız olduğunu (bunu düşünemiyorum bile) kabul eder. Yanılıyorsam lütfen düzeltin." demişsiniz.

İnsanları kolayca kategorize ediyorsunuz. Böyle düşündüğümü sanmadan önce çeşitli başlıkların altındaki yazılarıma bakın derim.

Bilim yanlışlanarak ilerler. Darwinizm bizzat darwinin kendi teorisi için koyduğu yanlışlama kıstasına göre yanlışlanmıştır. AT nin argümanları da ileride yanlışlam-nırsa AT çöker yarini başka bir teori alır. Hepimiz biliyoruz ki AT nin büyük dirençle karşılaşmasının sebebi materyalizmin darwinizmden başka bir çaresinin olmamasıdır.

6. "Şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim: Kuramlar (kuantum kuramından levha tektoniğine ve gen kuramından zihin kuramına) yanlışlanabilir ya da doğrulanabilir değildirler (bazı felsefeciler böyle kabul etmeyebilir). Onlar birer araştırma programıdırlar. Barındırdıkları hipotezlerin geçerliliği söz konusudur. Bu da deneylerle ve gözlemlerle mümkündür. Bir kuramın ne kadar çok doğrulanmış ya da yanlışlanamamış önermesi varsa o kuram o kadar çok desteklenir. Kimse kuramın doğru ya da yanlış olduğunu söylemez. Bir kuramın yerini bir başka kurama bırakması gibi bir şey nadirdir (Newton fiziğinin terk edildiği ve yanlış olduğu sanılıyor, hiç de değil). O yüzden Suat Bey, sanmayın ki evrim teorisi çöktü ve onun yerini akıllı tasarım aldı. Böyle bir şey zaten mümkün değil (akıllı tasarım zaten evrimi zorunlu olarak dışlamaz ki). Önemli olan kuramların (araştırma programlarının) ne kadar fazla çalışmaya önayak olduğu, yeni hipotezler üretebildiğidir. Ben evrim teorisini bu açıdan daha üstün buluyorum." demişsiniz.

Evrim teorisi ile ilgili kısmı hariç tamamına katılıyorum. Bana göre -bu konuyu ayrıntılı olarak inceleyen birisi olarak söylüyorum- evrim teorisi çökmüştür. Hiçbir argümanı yeterli kanıtla desteklenmiyor, hem moleküler, hem fosilbiim- hem de mekanizmaların işleyişinin gösterilebilmesi açılarından.. (Ayrıca AT evrimi dışlamaz evet ama AT içinde iki ayrı eğilim var. Bir kısmı common descent için olumlu yaklaşırken bir kısım bilim adamları "common descent"i kanıt yokluğu nedeniyle çürük buluyor)

Ve ayrıca; hiçbir şey felsefeden bağımsız değildir.

7. Yazım da anlaşılacağı gibi ideolojiler (materyalizm yada idealizm veya ateizm ya da teizm) çürütülemez. Çünkü bilimsel yanları yok. Öyle ki, bilimsel kuramlar bile katıksız "bilim" değildir. Felsefi önkabulleri vardır. Evrim teorisi de böyledir, kuantum teorisi de ve big bang teorisi de. Şimdi acaba anlatabildim mi anlaşılmasını istediğim mantığı. " demişsiniz.

Bunlar doğru ama bugün maalesef bilim dünyasında a priori olarak materyalizm ispatlanmış gibi kuramlar ortaya atılıyor ve dahası bunlar "tek gerçek" diye dayatılıyor. Darwinizm de bunlardan birisi. Keşke Darwinizmin şerbetliliğinin nereden geldiğini de anlatsaydınız..

İşte AT "bilimi bu önkabullerden arındıralım" diyor, "kanıtlara bakalım, ve bizi nereye götürüyorsa oraya gidelim." Bunda anlaşılmayacak birşey olmasa gerek..

Bir de şunu belirteyim; benim evrim teorisi ile ne teolojik ne de felsefi olarak problemim yok. Bunu birçok kereler belirttim. En son da kendi sitemde bir yazı olarak işledim:

http://www.dusunceler.org/2007/02/16/islam-evrim-ve-bir-konferans/

Beni ilgilendiren kanıtların hangi teoriyi desteklediği. Bu şekilde bakınca da darwinizmin öldüğünü görüyorum.

Bu konuda çok şey var yazılacak ama şu an vaktim yok. Konu hakkında daha detaylı yazılarım için çeşitli başilıklarda benim de katıldığım tartışmalara bakabilirsiniz.

http://www.derindusunce.org/2007/02/12/evrim-karsiti-olunmali-mi/

http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/04/akilli_tasarim_neye_dayanir.php
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/04/akilli_tasarima_dayanamama.php

http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/09/akyol_matzke_tartismasi_ii.php

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: February 21, 2007 12:36 AM

Konferansin duyurusu bu kadar tartisma yarattigina gore, kendisi icin Istanbul Enniyeti jandarmadan yardim ister herhalde. Ben tedbirimi aldim. "Akilli Evrimci" rozeti takacagim.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 21, 2007 1:22 PM

Akıllı Tasarım'ın Türkiye çıkartmasını heyecanla bekliyoruz. Evrim'e bodoslama inanan, benim teorim seninkini döver, benim profesörüm Harvard'dan, seninki nereden? komik yaklaşımında olan, evrime inananlar, inanmayanlar istatistiklerini argüman olarak öne süren arkadaşların önyargılarından sıyrılıp rahle-i tedrise oturacaklarını, "yahu neymiş şu akıllı tasarım bir de erbabından dinleyelim" anlayışıyla konuya yaklaşacaklarını ümit ederim.
Yoksa deve güreşi yapacaksak, biz evrimci profesörlerimizin Ceviz Kabuğunda Mustafa Akyol karşısında "heme, hüme" diyerek kıvranmalarını izledik. Daha litratürü bilmeyip Science dergisini, Time dergisiyle karıştıran radikal Darwinizm mümini hocalarımızı gördük. Mustafa Akyol'un 100 evrimci profesöre "hodri meydan" diye kafa tutmasını, hiçbirinin tartışmaya cesaret edememesini de izledik. Profesörlerimiz bu seviyedeyken talebelerimizden seviye beklemek de haksızlık olur kanaatindeyim.
Son 50 yıldır materyalizmin bilime taktığı kancanın nasıl yamulup yerinden çıktığını müşahade etmekteyiz. Big Bang 'ezeli madde' anlayışını zir ü zeber etti. Kuantum Teorisi, herşey maddedir diyen bilim adamlarının kafasını allak pullak etti. Akıllı Tasarım da, moleküllerden, hücrelerden, genomlardan medet uman Darwinistleri can evinden vurdu. 21. yüzyıl çok zevkli geçeceğe benziyor. :)

Yazan: blue Tarih: February 21, 2007 4:03 PM

Sayın Deniz Hanım

Sizin algınızı bilemem ama illa ki Panteizm için bakmak istiyorsanız bunu 'Akıllı Tasarımda' değil İbn-i Arabi gibi tasavvuf ehillerinde arayın vahdeti vücut ilkesini savunanlarla çarpışın.Bir çok Şey yazmışsınız zaten anlasaydınız yazmak gereği duymazdınız zannediyorum.Bu kürsü ne bildiğimizin değil, bildiğimizle neyi yorumladığımızın alanı.''Show-off'' gereksiz.

Sizin durumunuz Sayın Beagle danda kötü Akıllı Tasarım hususunda illa formül illa ispat illa inancın rasyonelleştirilmesi.Zaten yazı tavrınız dışlayıcı bu bana Sayın Harun Yahya'nın yaratılışcı kitaplarınındaki üslubu hatırlatıyor; çok okumuş olmalısınız.Son sözün şu olacak Akıllı Tasarım üzerinde fikir beyan ederken biraz zahmet olacak ''ana kaynakları'' yada Ana teorisyenleri okuyun.Alel acele üstünkörü kolaycı genellemeler ancak hatanın yoldaşıdırlar.Umarım konferanstan sonra herkes 'Akıllı Tasarımın' ne olup olmadığı konusunda bir hükme varabilir.Akıllı Tasarım ne Darwincilerle bir uzlaşma alanı nede Yaratılışcılar için bir ispat odasıdır.Artık Akıllı Tasarım teorisini rahat bırakın(Bu sözüm herkese) yok budur yok şudur yok bu felsefesinin şu yorumudur.Gerçekler basittir,yalındır Behe elekton Mikroskobuyla bakmış ve tasarım görmüştür.Bununda Darwinci mekanizmalar yoluyla olmasının olanaksızlığını bilimsel olarak ortaya koymuştur.(hiç değilse olasılık dairesinde)Tasarım olgusuna illa ki'kendi içsel algılaması 'ile isimlendirmek isteyen varsa dilediği şekilde isimlendirsin algılasın ister Panteism ister Yaratılışcılığın yeni yüzü ister Uzlaşmacı evrim algısı falan ne ise.Akıllı Tasarım bunlardan hiç birisi değil.Peki ne mi?O da benim haddim değil dediğim gibi herkes okusun sonra fikir sahibi olunur...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 21, 2007 4:17 PM

Suat Bey;

Size şöyle bir soru sorayım: Masa bu odada ise, başka bir yerde değildir. Doğru mu, yanlış mı? Bu soruya hemen cevap vereyim: Doğru. Bir de şöyle sorayım: Bir yerde bilinç yoksa, rastlantı vardır. Doğru mu yanlış mı? Cevabı hemen vereyim: XXXXXX (bu soru "bilinç" ve "rastlantı" kavramlarının anlamlarına bağlı olarak farklı şekillerde cevaplanabilir). İkinci soru birinci sorudan nitelikçe farklıdır. Ama aynı gramer kurallarıyla soru haline getirilebilirler.

Not: Aman sakın sözcük oyunu yapıyor demeyin.

Kavramlar genellikle "karşıtlarıyla" bir anlam kazanırlar. Düzenden bahsedebilmeniz için düzensizliği tanımlamanız gerekir. Böylece bir sistemin ya düzenli ya da düzensiz olacağını söyleyebiliriz. Ama her iki olasılığın da ötesinde bir şeyler söylemek istiyorsak, işte o zaman yeni kavramlara ihtiyaç duyarız.

Sizin yazınızdan anladığım kadarıyla canlı sistemlerinin yapısı açısından düzen (temelinde bilincin olduğu) ile düzensizlik (temelinde rastlantının olduğu) arasında bir tercih yapıyorsunuz. Benim sözünü etmeye çalıştığım şey bu kavramların "ötesinde" düşünmeye çalışmamız gerektiğidir. Aksi halde canlılığın temelinde düzen var ya da kaos var demekle birinin diğerine üstünlüğü söz konusu olamayacak.

Bu sitede sık sık rastladığım gibi bilim insanları gözlemler sonucunda bir "düzen"e rastladıklarını söylüyorlarmış. bir kere deneyler ya da gözlemler bir yerde düzen olup olmadığını ya da amaç olup olmadığını bize söylemez. Teoriden bağımsız gözlem olmaz. Bunu biliyorsunuz. Bu, evrim teorisi için de geçerlidir diğer teoriler için de (lütfen, ama materyalistik dünya görüşü öyle bir kabule varmaz demeyin).

Şimdilik bu kadar yazıyorum. Zaman buldukça yazmaya devam edeceğim. Ama son olarak size ve diğer akıllı tasarımcılara bir sorum olacak. Soru şu: Canlılar karmaşık yapılara sahip olduklarına göre onların rastgele süreçlerle değil de, bilinçli süreçlerle varolmuş olmaları gerektiği sonucuna varabiliriz. Peki, canlıların bilinçli süreçlerle varolmaları sonucuna varmak için illa da onların karmaşık yapıda olmaları mı gerekir? Temelde çok basit ilkelerle açıklanabilecek olsalar (ileride bu gösterilebilir belki) neden hala onların bir tasarımcı tarafından tasarlanmadığını iddia etmeyelim ki? Kısacası akıllı tasarım iddiası canlıların karmaşık (ya da indirgenemez diyelim) yapıda olmalarına bağlansa da bağlanmasa da her durumda savunulabilir. Canlılar indirgenebilir özelliklere sahip olsalar da (çoğu yapı indirgenebilirdir zaten) akıllı tasarım hala savunulabilir. Siz(ler) neler düşünüyorsunuz?

Selamlar

Yazan: emre Tarih: February 22, 2007 1:43 AM

Merhabalar Emre bey,

Çok kısaca değineyim.

Düzenlilik konusunda iki yön var. Bunların birincisi bizim insan bilinci "içinde" düşündüğümüz. Yani biz bir pencereden bakıyoruz bu da insan zihni. Ve bunun dışına çıkmammız imkansız.

Bu açıdan sizin değindiğiniz gibi düzen ve düzensizliğin "kesin olarak" ne anlama geldiğini hiçbir zaman bilemeyiz.

Fakat bunu demek "o halde hadi nihilizme gidelim" demek değil.

Burada bizim duyularımızla edindiğimiz gözlemlerimiz devreye girer. Yaşamımız boyunca hepimizin zihninde bir takım tasarım çıkarımları vardır. Toprak altında bulunan bir çömlek, bir heykel ya da daha önce görmediğimiz başka herhangi alet vb. gibi.

Buradaki tasarım çıkarımımıza güveniriz. Ve bu bizim zihnimizin vardığı bir sonuçtur. Siz burada bu zihnin dışına çıkmaya çalışmayı teklif ediyorsunuz ama bu imkansız bir şey. Hiçbir zaman bunu yapamayız. Bu çaba anlamsız olduğu kadar komiktir de.

Velev ki bunu kabul etik. O zaman ne olur? Elimizdeki -darwinizm de dahil- tüm teoriler insan zihnini merkeze aldığı ve bu zihnin ürünü olduğu için anlamsızlaşır ve çöpe gider. Bu zihne güvenmiyorsanız onun tüm çıkarımlarına da güvenmiyorsunuz demektir, deney gözlem dualitesi dahil.

Nasıl ve kim tarafından yapıldığını görmediğimiz toprak altından çıkan bir çömleğin ya da Rushmore Dağı'ndaki heykellerin ya da başka benzerlerinin tasarım olduğuna dair ampirik gözlemlerimize güveniyorsak, canlıların yapılarındaki -ve bu örneklerden kat be kat fazla olan- kompleksilik karşısında da ampirik "tasarım çıkarımı" gözlemimize güvenebilmeliyiz. Tasarım çıkarımına gelince amprik gözlemlerimizle oluşan kavramların "ötesine çıkalım" deyip, darwinizme gelince bu kavramların içinde olan deney-gözleme sığınmak tutarsızdır.

Açıkçası bunu kaçış olarak görüyorum. "İnsan" olduğu halde "değilmiş" ya da "daha üst kategorideymiş" gibi düşünmeye çalışmak kadar mantıksız ne olabilir? Ne düşünürsek düşünelim ne gözlemlersek gözlemleyelim sonuçta insanız ve insan olarak düşünmüş olacağız.

Ya her ikisinde de bunu dışlayıp nihilizme akacağız ya da insan zihnini temel alacağız. İnsan zihnini temel aldığımızda da yaşamımızda sürekli kullandığımız "tasarım çıkarımı"na dair argümanların tutarlı olduğunu görüyoruz. Bunlara güveniyoruz hayatımızda kullanıyoruz.

Ve bu temelle baktığızda canlıların kompleks yapılarının doğal yollarla oluşmasının imkansızlığından "tasarlanmış" olduğu sonucuna varıyoruz.

Bu konudaki itirazlara daha önce Mustafa Bey değinmişti:

http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/04/akilli_tasarima_dayanamama.php

Tasarımın belirlenmesi konusunda W.Dembski'nin ve S.J. Mayer'in makaleleri oldukça açıklayıcı. Sitenin linkler bölümünden ulaşılabilir.

Bir de M.Behe'nin konu hakkında oldukça özet ve yalın bir yazısı var. Ona da buradan ulaşılabilir:

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=187459&keyfield=62656865

Son paragrafınıza katılıyorum. Benim konuya genel yaklaşımımı ise buradan okuyabilirsiniz:

http://www.dusunceler.org/2007/02/16/islam-evrim-ve-bir-konferans/

AT deneye ve gözleme dayalı amprik verilerden oluşmuş argümanlara dayanıyor. Bilim felsefesi olarak -zaten olması gerektiği gibi- hiçbir önkabul taşımıyor. Ve diyor ki "delillere bakalım, bizi nereye götürüyorsa oraya gidelim.."

Bu kadar açık.

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: February 22, 2007 1:59 PM

Sayın Abudak,
Anladığım kadarı ile siz de tartışma yöntemi konusunda önerime olumlu yaklaştınız, o halde aynen devam ediyor son yorumunuza cevap vererek:
Öncelikle bir yanlış anlaşılma var sanırım onu bir düzelteyim: Ben biyoloji alanında akademik bir eğitim sahibi değilim. Tartışma olgusunun önemi konusuna ise katılıyorum, tabii bir de benim durumumu kötü olarak tarif etmeseniz, ya da buna tek başınıza karar vermeseniz ayrıca sevineceğim.
Neyse,
Şu cümlenize bir anlam veremedim:
‘Bilimde bir yerde takılıp kalmak saplanmak bilimi sahip olduğu kimliği yitirip dogma haline gelmesi ve belkide sosyal örgütlenmenin bilimin içinde dinselleştirilmesi ile vuku bulur.’
Evet bilimin tıkandığı noktalar vardır, her zaman da olacaktır çünkü bilgi arayışının bitmesi nasıl düşünülebilir? Fakat bilim tıkandığı yerde dogma üretmez, konuyu araştırır ve bir cevap bulabilirse bulur, bulamazsa araştırmaya devam eder veya bir bilinmez olarak kalır.
İşin din kısmına gelince ise bilimin cevap veremediği konularda veya verebildiği konularda isteyen istediği şeye istediği gibi inanabilir. Örneğin şimşekleri bugün biliyoruz, ama tutup da birisi onlar benim tanrım derse der. Burada bir sorun yoktur çünkü birisi inançtır, diğeri ise bilgidir. Eğer ki o insan hayır benin inancım bilgi ile örtüşür derse o kişi inancın kalıbını kırar ve inancının tutarlığını bilgi karşısında sınava çıkartır ve bu sınavda nihayi sonucu gözlem ve deneyler ne diyorsa o verir. Bu yaklaşımı yani bilgi veya gözlem gereksinimi bir din olarak algılamak bence ayrıca başka bir yanlıştır.
Sonuç olarak bilgi ve inanç farklıdır. Bilimin tıkandığı bir nokta bir inanç doğurmaz, ya da doğurmak zorunda değildir. İnanç tamamen kişinin kendi vicdanın işidir. Bilgi ise daha farklı gereksinimler ister, mesela kanıt gibi.
İkinci olarak bana olan cevabınıza gelince;
Bakın Behe ya da diğerlerini ne konularda bir tutup da onları aynı şekilde değerlendirdiğimi açıklamıştım. Buna zaten bir itiraz etmiyorsunuz. Burada anladığım kadarı ile sadece benim ne tutumla bu değerlendirmeyi yaptığımı es geçiyorsunuz. Değerlendirme tutumum nettir: Doğaya doğaüstü müdaheleleri savunanlardır. Aksi halde sizin farklı tutumdaki değerlendirmenizi yanlış bulmuyorum zaten. Herhalde şimdi daha anlaşılır oldum. Ha bahsettiğiniz olgu kimileri doğaüstü bir olguyu da dışarda tutup, olayı sadece bir bilinmezlik olarak açıyorsa burada elbetteki bir sorun görmüyorum. Bu durumda olgu daha önceden bahsettiğim gibi bir araştırma konusu veya bilinmezlik olarak kalır pekala.
Darwincilerin direkt ateist ilan edilmesi tutarsızlığına ben de katılıyorum, ve bu tutarsızlığından dolayı mustafa Akyol a zaten söylemiştim diyeceğimi, birgün belki aynı tutarsızlığı yapan bakan çelik e de söyleyebilirim imkanım olursa.
Akıllı tasarımcıların inananlar olması ya da olmaması benim umurumda değil, çünkü eğer inançlar ile konuşacaksak zaten tartışmanın anlamı yok. Konumuz bilgi ise eğer şayet durum asıl o zaman anlam kazanbilir. Yani AT savunucularını inananlar diye sınıflamam mustafa Akyol ile aynı yanlışa düşürür beni, ki hiç işim olmaz. İster agnostik, ister inanan olsun, benim burada AT’ye yapacağım yakıştırma doğaya yapılan doğaüstü müdaheleleri savunmadır, herhalde bu yaklaşıma bir itirazınız yok, var ise lütfen belirtin.

Şimdi geldik oldukça yanlış bulduğum bir önermenize: Bakın Darwin’in önermeleri çıkış noktasını ateizmden almaz, asıl çıkış noktasını gözlemlerinden almıştır. Bu gözlem ve bulgularını zaten kitabında sayfalarca açıklamaktadır.
Üstelik Darwin sadece adaptasyon-uyum veya seleksiyon-seçilim bulguları ile sınırlı kalıp evrimin genel şeklini açıklamamıştır demek de yanlış. Evet tümü ile genel bir evrim şekillendirmesine girmemiştir çünkü bunun için henüz yeterli bilgiye ve bulguya sahip değildir. Ama elindeki mevcut bilgi ve bulgularla kimi önermelerinde de bulunmuştur yine bu konuda.
Size göre gelişmiş mikroskoplar olmayınca yanılması mutlak olmuş diyorsunuz, ama Sayın Abudak, gelişmiş mikroskoplarla yapılan gözlemler de Darwin i doğruluyor yeni bulgularla. Sağolsun Behe sayesinde evrim hakkında bugün daha çok şey biliyoruz, yeniden katılım mekanizmaları gibi mesela. Behe sayesinde evrim daha ciddi sorgulandı, ve sorgulama ayrı bir gerektir. İşte bu durum bile bence evrimci bakışı dini bir bakış olarak algılamakta yanlışı belirtmeye yeterli.
Başka bir konuya gelince ara satırlarımda gördüğünüz kutsal kitaplar ile alakalı gönderimlerimin asıl adresi bana ait değil, bu göndermelerin asıl sahibi olan kimi AT’cilerdir. Aksi halde konumuzun kesinlikle inanç ile ilişkilendirilmemesi gerektiğine ben de yukarıda belirttiğim gibi hemfikirim.
İnanç ile bilgiye bakışımı yeterince aktardım herhalde. Zaten bu nedenlerle Tanrı’nın bilime dahil edilmeye çalışılmasına karşıyım, ya da herhangi bir doğaüstü müdahelenin. Anlamadığınız, açmamı istediğiniz, ya da yanlış bulduğunuz yer var ise lütfen belirtin.
Öncelikle harun yahya yanlışı konusunda bana pek cevap vermediğinizden anladığım herhalde hemfikiriz değerlendirmelerimde. Yanışsam lütfen belirtin. Ayrıca bir önermeniz oldukça yanlış: Emin olun bilim bırakın şempanzeleri, her canlının soyağacı ile ilgileniyor. Bir fosil bulunduğunda kimse ilk anda şu ya da bu demiyor. Bir fosilin tanımlanması zaten çoğu zaman yıllar alıyor. Bakın Endonezya örneğine. Henüz kesinlik kazanabildi. Dolayı ise bir yanlış önermeniz başka bir yanlışa çıkartmış sizi, bu durumun yaradılışçı argümanları desteklemesi gibi.
Bakın, yine bir başka yanlışınıza geldik. Evrim sürekli upgrade den bahsetmez. Evrim şartların gereği ne ise o gerçekleşir. Kimi zaman mutasyon olur, kimi zaman tür elenir, kimi zaman değişmeden hayatta kalmaya devam edebilir. Ama siz de kabul edersiniz ki değişim birçok durumda - her zaman değil - daha iyiye doğru olur.
Ayrıca ABD dualist değildir bu konuda. Kendi düşünceme göre dualist olsa da sorun değildir. Ta ki disiplin bilimsel bir disiplin ise. Yani eğer bilgi gözlem ve deneye dayanıyorsa. Eğer bilgi inanç ile ilişkili değilse. Yani herhangi bir kısma gelindiğinde bize doğaüstü veya bilimdışı bir cevap vermiyorsa. Aksi halde ben asla sadece evrim olabilir demiyorum, karşı çıktığım asıl nokta bilimsel olup olmamakta.
Bunun dışında bilim adına yapılan yalan ve şarlatanlıklarla ilgili düşünceme katıldığınızı görüyorum, yanlış mıyım?
Emin olun ben de çok şey yazmak isterim ama bu sınırlı – ki mustafa akyol la bireysel olarak yaşadıklarımı size anlatsam ...- imkanlarla ben de kendimi çok fazla ifade edebildiğimi söyleyemem. Ama bu şekilde sıra sıra gidince siz de kabul edersiniz ki daha rahat oluyor.
Şimdi son yorumuza verdiğim bu cevabımda size katıldığım ve katılmadığım noktaları belirttim. İlk yazınızın devamı halen aklımda. Dediğim gibi sırası ile.
Şimdi yukarıda verdiğim yanıtlarda ve ifadelerimde itiraz ettiğiniz, yanlış bulduğunuz, açmamı istediğiniz veya anlayamadığınız yer var mı? Varsa lütfen belirtin.
Beagle
makorykos@yahoo.com

Yazan: beagle Tarih: February 22, 2007 2:23 PM

bu panelin afişini İTU'de gördüm..burdaki duyurulardan biraz daha farklı..akıllı tasarımdan hiç bahsedilmiyor gerçi..İsa Tatlıcanla Mustafa Akyolun organizatör olduğu yazıyor....Celal Şengörün okulunda bu afiş çok güzel duruyor doğrusu..hayırlı olur inşaallah..

Yazan: deniz Tarih: February 22, 2007 7:48 PM

> Mustafa Akyol'un 100 evrimci profesöre "hodri
> meydan" diye kafa tutmasını, hiçbirinin
> tartışmaya cesaret edememesini de izledik.
> Profesörlerimiz bu seviyedeyken talebelerimizden
> seviye beklemek de haksızlık olur kanaatindeyim.



Kafalar bir kez karışmayagörsün, işleri içinden çıkılmaz hale getirmek bazıları için bazıları açısından çok kolay hale geliverir ve benim belediyem de bu tür şeylere sonuna dek kapılarını açar.



ABD lafları gördüm yukarıda, aynı ABD'nin ulusal bilimler akademisinin küçücük bir kitabı, raporu vardır. Kısadır, 30 sayfa filan ve gayet sade, açık bir dille yazılmıştır. Aynı kitap yine bizim yüz akımız profesörlerin kurduğu TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) tarafından çevrilmiş ve yayınlanmıştır, birkaç sigara paketi parasına, meraklısı alıp okuyabilir:



"Bilim ve Yaratılışçılık - Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'nin Görüşü", Ulusal Akademiler Basımevi, Washington



http://www.tuba.gov.tr/yayingoster.php?yayin=bilimsel&forum=02



Haberde adı geçen konferans ile heyecanlananlara bir ara yukarıdaki küçük kitabı sakin kafa ile okumalarını öneririm.

"Amanallahımbütünbunlarbirtesadüfolamaz!" minvalinden düşünenlere ise es kaza "genetik algoritmalar" ve "genetik programlama" ile karşılaşmamalarını öneririm. Yok hayır, o iki kavram epey tecavüze uğramış Heisenberg belirsizlik ilkesi (ya da Gödel'in ispatı) gibi öyle "derin" kavramlar değil, bilakis gayet somut, mühendislik kavramları. Ama şaşırmak bazılarını rahatsız edebilir biraz tabii:


http://en.wikipedia.org/wiki/Genetic_algorithm


http://en.wikipedia.org/wiki/Genetic_programming



(Hmm, şimdi acaba şimdi o "evrimsel" çözüm bulma tekniklerini tasarlayanlar "akıllı tasarımcı" mı oldular? Akıllı adamlardı, ona itirazım yok gerçi, bu tür tartışmalarla vakit kaybetmek yerine o algoritmaları geliştirdikleri için ;-)

Yazan: Emre Sevinç Tarih: February 22, 2007 7:59 PM

Bakıyorum bazılarını epey rahatsız etmiş bu konferans. Anlamak lazım, eee bilimi tekeline alıp inek gibi sağan ( ve ona tapan - bilim kutsal bir inek midir? - bir global tarikatin -scientiszm ve isimsiz diğerleri- mürşid ve müritleri, ki en yüce halkası yani 'kutup'ları "Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi"nin yüce üyeleridir ve onların 'kutsal' kitaplarını çevirenler bir sonraki basamağı oluştururlar, aman ha sakın itiraz etmeyin bu kitaba 'bilim kafiri' olmak ne kadar acınasıdır bi bilseniz..! ) çiftliklerinin çitleri yıkılırsa olacağı budur. Bunlar için bilimmiş, objektiflikmiş, özgür düşünceymiş, olguları açıklamakmış falan tumturaklı janjanlı bi hikaye (yutan yutuyor elbette şu tanrısal teknoloji maskesiyle), maksat/amaç ellerindeki o şahane, ballı, bol [ekonomik/siyasi] getirili, geridönüşlü iktidarı kaybetmemek, telaşlarının, saldırganlıklarının, küçümseyişlerinin, kabullenememezliklerinin sırrı da, hikmeti de burda yatıyor [yine kabullenEmeseler de :)].. bkz. Feyerabend, Kuhn

Yazan: Eckhart Tarih: February 23, 2007 7:12 AM

Darwinian Doubts (Darwin Şüpheleri)

Akilli Tasarım (AT) teorisinin önde gelen savunucularından David Berlinski, yarin İstanbul’da yapılacak “Yeryüzünde Yaşamın Kökeni” konulu konferansın konuşmacılarından. Aşağıdaki makalesini ilginç buldum.

(Tercume orijinal metinden sonra)

Darwinian Doubts
By: David Berlinski
Wichita Eagle
March 9, 2005
Original Article
NOTE: The article below is the full version by Dr. Berlinski. The Wichita Eagle opted to shorten the piece to only 400 words.
The defense of Darwin’s theory of evolution has now fallen into the hands of biologists who believe in suppressing criticism when possible and ignoring it when not. It is not a strategy calculated in induce confidence in the scientific method. A paper published recently in the Proceedings of the Biological Society of Washington concluded that the events taking place during the Cambrian era could best be understood in terms of an intelligent design – hardly a position unknown in the history of western science. The paper was, of course, peer-reviewed by three prominent evolutionary biologists. Wise men attend to the publication of every one of the Proceeding’s papers, but in the case of Steven Meyer’s “The origin of biological information and the higher taxonomic categories,” the Board of Editors was at once given to understand that they had done a bad thing. Their indecent capitulation followed at once.

Devami:

http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/02/23/darwinian-doubts-darwin-supheleri/

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 23, 2007 8:08 AM

Teşekkürler Bekir Bey.

Şu kısım mutlaka okunmalı:

-------

Look – The suggestion that Darwin's theory of evolution is like theories in the serious sciences – quantum electrodynamics, say – is grotesque. Quantum electrodynamics is accurate to thirteen unyielding decimal places. Darwin's theory makes no tight quantitative predictions at all.

Look – Field studies attempting to measure natural selection inevitably report weak to non-existent selection effects.

Look – Darwin's theory is open at one end since there are no plausible account for the origins of life.

Look – The astonishing and irreducible complexity of various cellular structures has not yet successfully been described, let alone explained.

Look – A great many species enter the fossil record trailing no obvious ancestors and depart for Valhalla leaving no obvious descendents.

Look – Where attempts to replicate Darwinian evolution on the computer have been successful, they have not used classical Darwinian principles, and where they have used such principles, they have not been successful.

Look – Tens of thousands of fruit flies have come and gone in laboratory experiments, and every last one of them has remained a fruit fly to the end, all efforts to see the miracle of speciation unavailing.

Look – The remarkable similarity in the genome of a great many organisms suggests that there is at bottom only one living system; but how then to account for the astonishing differences between human beings and their near relatives – differences that remain obvious to anyone who has visited a zoo?

But look again – If the differences between organisms are scientifically more interesting than their genomic similarities, of what use is Darwin's theory since it's otherwise mysterious operations take place by genetic variations?

These are hardly trivial questions. Each suggests a dozen others. These are hardly circumstances that do much to support the view that there are "no valid criticisms of Darwin's theory," as so many recent editorials have suggested.

Serious biologists quite understand all this. They rather regard Darwin's theory as an elderly uncle invited to a family dinner. The old boy has no hair, he has no teeth, he is hard of hearing, and he often drools. Addressing even senior members at table as Sonny, he is inordinately eager to tell the same story over and over again.

But he's family. What can you do?

--------alıntı sonu

Berlinski'nin bahsettiği Meyer'İn makalesinin başına gelenler darwinizmin çaresizliğine iyi bir örnek. Sayın Akyol bir yazısında buna değinmişti:

http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/04/akilli_tasarima_dayanamama.php

"Hazır "Akıllı Tasarıma dayanamama" meselesine girmişken, bununla yakından ilgili olan, Sayın Bölükbaşı'nın da dile getirdiği bir diğer argümana da değinelim; "Akıllı Tasarım görüşünü destekleyen bilimsel makaleler, hakemli (peer-reviewed) bilimsel dergilerde yayınlanmıyor" itirazına...

Öncelikle bu itirazın tam doğru olmadığını belirteyim. AT'yi savunan kimi kitap ve makaleler dünyanın en önde gelen üniversitelerinin yayınevleri veya çeşitli hakemli bilimsel dergiler tarafından basılmıştır. (Bunların bir listesine bakabilirsiniz.) Ancak AT'yi savunan makalelerin hakemli bilim dergilerinde çok az yer aldığı doğrudur.

Bunun ilginç bir istisnası Discovery Institute'tan Dr. Stephen C. Meyer'in Proceedings of the Biological Society of Washington adlı itibarlı bilim dergisinde Ağustos 2004'te yayınlanan "The Origin of Biological Information and The Higher Taxonomic Categories" adlı makalesi oldu. Dr. Meyer, makalede, DNA'nın ve Kambriyen devirde aniden ortaya çıkan temel vücut planlarının kökeninin ancak tasarımla açıklanabileceğini savunuyordu.

Söz konusu hakemli dergi makaleyi yayınladı, fakat hemen ardından büyük bir gürültü koptu. Derginin bağlı olduğu Smithsonian Müzesi makaleyi kınayan bir açıklama yaparken, derginin editörü olan Richard Sternberg makaleyi neden yayınladığına ve "dinci" olup olmadığına dair sorgulandı. En sonunda da işinden oldu. İtibarlı The Wall Street Journal gazetesinde yayınlanan bir makalede belirtildiği gibi, tüm bu tepki süreci, "Bir Yoldan Çıkmışın Damgalanması" idi.

İşin en enteresan yönü ise, Dr. Stephen C. Meyer'in AT yanlısı makalesinin bir hakemli dergide yayınlanması üzerine, Darwinist tarafın argüman değiştirmesiydi. Daha önceden "AT bilimsel değildir, çünkü hakemli bilimsel dergilerde yayınlanmamaktadır" diye ileri sürülen itiraz değişti ve bu kez "AT hakemli bilimsel dergilerde yayınlanmamalıdır, çünkü bilimsel değildir" diye formüle edildi. Frenkçe'de "circular argument" denen çarpık akıl yürütme yönteminin asıl Darwinist tarafça kullanıldığı, bir kez daha ortaya çıktı."

-------alıntı sonu

Ne kadar tuhaf değil mi?

Emre Sevinç Bey, sadece o kitabı değil, kitabın suya sabuna dokunmadan özet geçtiği hemen tüm konuları birçok kaynaktan okudum. Onun için itiraz ediyoruz ya zaten darwinizme. O bakımdan heyecan yok merak etmeyin.. :-)) Şu linklerdeki makaleleri inceleminizi öneririm nacizane:

http://www.discovery.org/

http://www.intelligentdesignnetwork.org/

http://www.designinference.com/

Yazan: Suat Öztürk Tarih: February 23, 2007 1:12 PM

ben bir elektronik mühendisi olarak tek başıma veya ortaklaşa yaptığım projelerde hiçbir gün görmedim ertesi sabah geldiğimde projenin kendi kendine olup bittiğini ben hep sormuşumdur darvincilere iki cihazı bile birbiriyle düzgün çalıştırabilmek için kafa patlatıyoruz çünkü arada gidip gelen data trafiğinde olacak bir hata istenmeyen sonuçlara mal olabilir özellikle kompleks cihazlarda. kompleks bir beyin arada sinirbağlantı hattı ve kompleks göz bu ikisi nasıl olduda aralarındaki mesaj trafiğini sağladılar bu evrimciler çok komik özellikle bizim gibi hardware ve softwarele uğraşanlar kompleks sistemlerin ne kadar zor oluştuğunu ve hiçbir şekilde arkasında bir bilgi desteği olmadan
oluşamayacaklarını daha iyi anlıyorlar.
yani beyin oluşacak göz oluşacak ve bunlar bir gün biraraya gelip göz diyecekki
ben tabiatta gördüğüm (: şeyleri data halinde sana
göndereyim beyin iyi gönder bende o dataları yorumlayıp senin sayende çevreyi izlerim ama bir saniye arada kablo bağlantımız yok o zaman sinire gidip ondan yardım isterler yalnız başta karışıklık olur mesela ağacı su olarak görünce tabiki istenmeyen sonuçlar doğar neyse gelelim hikayenin sonuna üçü bir şekilde problemlerini deneme yanılma yoluyla hallederler ve bu işte böyle biter. yalnız benim merak ettiğim ilk denemelerde beyin yorumlama kabiliyetini nasıl kazandı dikkat edin beyin nasıl oluştu demiyorum yorumlama kabiliyetini nasıl kazandı ve sonraki nesillere aktardı bu güne kadar ağacı su zanneden birini görmedim.
bütün evrim cilere saygılar onlar bizim hayallerimizin bile önündeler çünkü(: bir zaman erbakan hoca öyle derdi onların hayalleri bile bizim yapacaklarımıza yetişemezdiye.....

Yazan: mikail Tarih: February 23, 2007 3:30 PM

Madem Suat Bet Berlinski makalesinin Ingilizcesini koymus, ben de Turkcesini koyayim da millert taaaa beninm fakirhaneye kadar yorulmasin:

Darwinian Doubts
By: David Berlinski
Wichita Eagle
March 9, 2005
Türkçesi

Orijinal yazı.

Not.: Aşağıdaki yazı Dr. Berlinski’nin yazısının tam metnidir. Wichita Eagle sadece 400 kelimelik bir kısaltılmış versiyonunu yayınlamayı tercih etti.

Darwin’in teorisinin müdafaası, eleştiriyi mümkün olduğunda bastıran, mümkün olmadığında yok sayan biyologların elinde kaldı. Bu bilimsel yönteme güvenilirlik veren bir metod değildir. Yakınlarda Proceedings of the Biological Society of Washington’da (Washington Biyoloji Derneği Tutanakları) yayınlanan bir tebliğ Kambriyen Cağı’nda cereyan eden olayların en iyi Akilli Tasarım ile açıklanabileceği sonucuna vardı- bu Bati bilimlerinde bilinmeyen bir pozisyon değil. Tebliğ tabiiki üç saygın evrim biyologundan oluşan hakem kurulundan geçmişti. Bilge kişiler Tutanaklar’daki her tebliği gözden geçirirler, fakat Seteven Meyer’in “Biyolojik Bilginin Kökeni ve Üst Taksonomik Kategoriler” tebliğine karşı, editörler hemen yanlış iş yaptıklarının farkına vardırıldılar. Arkasından ahlaksız teslimiyet geldi.

Tebliğin yayınlanmasının yanlış olduğunu itiraf ettiler. Bir daha asla olmayacaktı. Hatta nerede ise hiç olmamıştı bile. Peki hakem tetkiki?

Canı cehenneme.

National Center for Science Education (Milli Bilim Eğitimi Merkezi) Genel Direktörü Eugenie Scott “Eğer bilim adamları anti-evrimciliğe karşı çıkmazlarsa bu evrimin bilimsel olarak zayıf olduğu yanılgısına kapılan daha büyük kitlelere ulaşacak” dedi. Scott’un “muhalefet” anlayışının mantıki tartışma ile alakası yoktu. Mantıkla alakası yoktu. Konuyu tartışma söz konusu olamazdı. O’nun meslektaşlarına öğüdü bu tavrı daha iyi özetliyordu: Tartışmadan kaçının.

Diğer herkes çenesini kapamalı idi.

En azından bu ülkede -özellikle Darwin teorisine karşı tezin çılgınca bir canlılığı olmasından-
kimse çenesini kapamayacak.

Bak- Darwin’in evrim teorisinin kuantum elektrodinamiği gibi ciddi bilimlerdeki teoriler gibi olduğu iddiası akil almazdır. Kuntum elektrodinamiği 13uncu küsurat hanesine kadar kesindir. Darwin’in teorisi böyle sıkı kantitatif tahmin yapamaz.

Bak- Tabii secimi tespit etmeye çalışan saha etütleri kaçınılmaz olarak zayıf veya olmayan secim işaretlerini rapor ediyorlar.

Bak- Darwin’in teorisinin bir ucu acık, çünkü hayatin başlangıcı için makul bir açıklaması yoktur.

Bak- Muhtelif hücresel yapıların olağanüstü ve indirgenemez karmaşıklığı , bırakın açıklanmasını, tanımlanamadı bile henüz.

Bak-Pek çok türler hiçbir ecdadın izini göstermeden fosil kayıtlarına girerler ve yeni nesiller bırakmadan ebediyete intikal ederler.

Bak-Darwinian evrimi bilgisayarda simüle etmenin başarılı olduğu durumlarda klasik Darwin ilkeleri kullanılmadı, ve bu ilkelerin kullanıldığı simülasyonlar başarılı olmadı.

Bak- Laboratuarlara giren onbinlerce meyve sinekleri sonuna kadar meyve sineği olarak kaldılar, ve bütün evrim ile türlerin oluşması mucizesi görme gayretlerini dumura uğrattılar.

Bak- Pek çok organizma genomları arasındaki olağanüstü benzerlik, temelde yalnızca bir canlı sistem olduğunu gösteriyor; o zaman, hayvanat bahçesine giden herkes için apaçık olan, insan ve en yakın akrabaları arasındaki farkı nasıl açıklayacağız?

Ama bir daha bak- Eğer organizmalar arasındaki farklılıklar genomik benzerliklerden daha önemli ise Darwin’in teorisi ne işe yarıyor, aksi taktirde genetik varyasyonlarla, esrarlı operasyonlar olageliyor olacağına göre?

Bunlar önemsiz sorular değildir. Her biri bir düzine diğerini getirir. Bunlar son zamanlarda bazı makalelerin iddia ettiği gibi “Darwin’in teorisinin geçerli bir eleştirisi yoktur” görüsünü destekleyici durumlar değildir.

Ciddi biyologlar bunları çok iyi anlarlar. Onlar Darwin’in teorisini aile yemeğine davetli ihtiyar amca muamelesi yaparlar. İhtiyarin saçı yok, dişleri yok, kulağı pek duymaz, ve ağzından tukrüğü akar. Masadaki en yaşlı fertlere dahi “evlat” diye hitap ederek, ayni hikayeyi tekrar tekrar anlatmaya çok iştahlıdır.

Fakat ne yapacaksınız? O ailedendir.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 23, 2007 6:37 PM

Konferanstan gerçekten çok faydalandım, Sayın Mustafa Akyol Beye teşekkürlerimi sunuyorum.
Tüm yabancı konuşmacıları büyük bir zevk ve coşku içinde izlememe rağmen,malesef Alparslan Açıkgenç Beyin konuşmasında aynı coşku ve hazzı alamadım. Bence 3 heyecanlı konusma üstüne Alparslan Beyin konusması pek iyi bir final olamadı. Adeta okurcasına yaptığı konusmasını dinlemekte çok zorlandım. Keşke daha coşkulu bir final olabilseydi. Herşeye rağmen çok şey öğrendim. Yeniden teşekkürler..

Yazan: merve Tarih: February 25, 2007 12:49 PM

Bir cok parametreye bagli kompleks sistemleri, olaylari v.s. anlamak icin bazen matematik (istatistik) modellerden faydalaniriz. En basit ornek olarak klasik yazi/tura deneyini verebiliriz. Madeni bir parayi havaya attigimizda o paranin yazi mi tura mi gelecegini kestirmek zordur. Sonucun ne olacagini havaya atis hizimiz, acimiz, havadaki ruzgar v.s. bir suru parametre belirler. Yani sonucu tayin etmek cok zor bir istir. Ama basit bir modellemeyle yazi veya tura gelme ihtimalinin ½ oldugunu soyleriz. Ihtimal hesaplarinin icinde dogal surecler/etkenler(tabiat kanunlari) icerilmektedir. Bu yuzden bir seyin olma ihtimali su kadar kucuk dedigimiz zaman -ama siz dogayi mudahelelerden arinmis mi saniyorsunuz!? veya maddenin ickinligi vardir?!- gibi aciklamalar(itirazlar) sacmaliktan ibaret kaliyor.

Bir zamanlar speech recognition ile ilgilenmis ve bir speech recognition programi yazmistim. Burda konusmayi anlamak icin Hidden Markov modelini kullanmistim. Bu is icin baska modeller/teknikler de kullanilabilir. --Bu arada hatasiz/mukemmel speech recognition yaptirmak cok zor bir istir. Burda insanin bu kabiliyetinin cok gelismis/muhtesem oldugunu vurgulamadan gecemeyecegim. Sadece insanin bu ozelligi bile insanin inanc sahibi olmasi icin yeter diye dusunuyorum. Insan beynindeki speech, image processing yapan algoritmalara her zaman hayran kalmisimdir.-- Bir konuda bir model iyi sonuc vermeyebilir. O olmazsa farkli modeller/teknikler kullaniriz. Amacimiz daha iyi sonuc veren modeller/teknikler bulmaktir. Degisik modelleme/simulasyon yontemleri (Markov model de dahil olmak uzere) Genetik de de kullanilmaktadir. Genetikde Evrimsel mekanizmalari iceren modeller de kullanilmaktadir. Belki bir gun gelir Akilli tasarim modelleri de kullanilabilir. Sozkonusu evrimsel modellemelerde/simulasyonlarda klasik evrim mekanizmalari makroevrim icin basarili olmamistir. Genetik algoritmalar genellikle mikroevrim icin kullanilir ve mikroevrim icin basarili olabilmektedir. Mikroevrim ile tur ici degisimler (varyasyonlar) kastedilmektedir. Mikroevrimi arastirmak icin kullanilan genetik algoritmalarda sadece mutasyonlar degil, crossingover gibi unsurlar da kullanilmaktadir. Tur ici varyasyonlarda itiraz edilecek bir durum yoktur. Su ana kadar itiraz eden de gormedim. Darvin’in Galapagos adalarinda yaptigi gozlemler, bakterilerin antibiyotiklere direnc kazanmasi v.s. mikroevrim kapsamindadir. Tur ici varyasyon olabilmektedir. Cunku olmasi mumkundur. Fakat bir turun baska bir ture donusmesi(Makroevrim) olaganustu bir donusum anlamina gelmektedir ki bu olasilik olarak mumkun degildir. Ayrica gozlemlenememistir (ne yasayan canlilarda boyle bir egilim vardir ne de fosiller de). Makroevrim OLAMAZ. Cunku olmasi MUMKUN DEGILDIR. Turlerin varyasyonlarini incelerken ihtimalleri gozonunde bulundurmaliyiz. Bu varyasyonlarin dagilimi olma ihtimalleri ile orantili olacaktir. Nitekim fosil kayitlari cok bariz bir sekilde bir turden baska bir ture gecis olmadigini gostermektedir. Evrime delil olarak gosterilen fosiller de (olasilik dagilimina gore olmasi gerektigi gibi cok az sayida) mevcut turlerin nisbeten daha fazla degisiklik iceren varyasyonlari olmali. Fosil orneklerinin olasilik dagilimlarindan bahsederken isin icinde zaman faktoru de dahil edilmektedir. Cunku fosil ornekleri zaman icinde olusmaktadir. Olasilik dusuk olsa da uzun zaman icinde olmasi mumkundur yaklasimi yanlistir. Cunku olusmasi gereken “dusuk olasiliklar” o kadar kucuk ki ve o kadar cok ki gerceklesmesi icin evrenin yasi/buyuklugu hic bir sey ifade etmemektedir. Neticede insanlarin siddetle itiraz ettigi sey makroevrimdir. Evet Matematik olarak olasi olmayan bir seyi inatla savunmak bilimsel bir yaklasim degil aksine dogmatik bir tavirdir.

Tur ici degisim, turler arasi donusum gibi kavramlari konusurken canlilarda hazir var olan genetik bilgileri kullaniyoruz. Bir de isin baska bir boyutu var. Bu genetik enformasyon nerden geldi? Nasil olustu? Kisaca canlilik(veya ilk canli) nasil olustu?
Bilimsel olarak (termodinamik ikinci yasa- entropi-,olasilik hesaplari v.s) kendi kendine bilgi iceren sistemler(duzenler) olusamaz. Yani, bilimin gittigi yer bellidir: Bir yaratici(isteyen tasarimci veya baska bir sey de diyebilir). Bilim bunu soyluyorsa materyalizm adina inat etmek bilimsel bir yaklasim olamaz. Bilim bir yaratici sonucuna varabilir. Fakat bu yaraticinin mahiyeti bilimin kapsami icinde olmak zorunda degildir.

Ozetle, Bilim “AMANALLAHIMBUTUNBUNLARTESADUFENOLAMAZ” demektedir.

Not: Termodinamigin ikinci kanunu kapali sistemler icin gecerlidir. Bilincli bir mudahele neticesinde yuksek bilgi iceren organize duzenler olusabilir: Otomobil, bilgisayar.(Aslinda bunlarin uretimi bir butun olarak dusunuldugunde entropi yine artmaktadir. Cunku bir yerde organizasyon artarken baska yerde duzensizlik de artmaktadir). Evren kapali bir sistemdir. Kendi kendine canli dedigimiz cok fazla enformasyon iceren organizasyonlar olusturamaz. Ayrica dunyayi gunesden enerji alan acik bir system olarak degerlendirsek bile(aslinda gunes de dunya da kapali bir system olan evrenin icindedir) cok fazla enformasyon iceren canlilar olusamaz. Cunku gunes enerjisi dusuk bilgi seviyesindedir. Dunyadaki daha fazla bilgi iceren organizasyonlarin(canlilarin) kendi kendine olusmasini saglayamaz.

Yazan: ulug Tarih: February 25, 2007 6:59 PM

ben de konferans için çok teşekkür ederim...gerçekten yabancı hocalarımızı dinlemek çok güzeldi fakat simultane daha iyi olabilirdi..ayrıca alparslan hocamın konuşması üstte arkadaşımın dediği gibi daha coşkulu olabilirdi..biraz konu dışı sapma gibi geldi bana...ama konunun islam ile ilgili yönüne baktığı için belki daha normal bakabiliriz olaya !
Ayrıca sayın akyol konuşmanızı ben kaçırdım o yüzden siteye koyarsanız çok sewinirim !

Yazan: lagrima Tarih: February 25, 2007 10:34 PM

Alparslan hocanın konuşması güzeldi. Tek problem, bütün akademisyenlerde olduğu gibi fazlaca kelime etimolojisine, kavram farklılıklarına girmesi, her şeyi kategorilere ayırması ve görsel materyalleri kullanmamasıydı. Akademisyenlerimizin artık, bilimsel de olsa sunumlarda ilgi çekmenin önemli olduğunu, izleyici kitlesinin yapısına uygun konuşma gerektiğini, metinden okuma yapılmaması lüzumunu anlaması gerekiyor. Yabancı panelistlerin örneklerini İstanbul'dan vermesi, sunumuna kızının fotoğrafını koyması, ID sunumunda Dawkins'i intelligent design'a delil olarak sunması, Lennox'ın ateist matematikçiyle diyalogları vs. gibi ögeleri eklemesi ilgi çekiciydi. Bizim akademisyenlerimiz de artık o soğuk, ciddi sunumlardan vazgeçmeli. Panelde Alparslan hocanın da bunu farkettiğini düşünüyorum. Yine de açıklayıcı bir metindi hakkını teslim edelim. Tebrik ederiz.

Yazan: blue Tarih: February 26, 2007 12:11 PM

Sayın Suat Bey;

Yazınızdan anladığım kadarıyla benim yazdıklarımı tamamen yanlış anlamışsınız. Her nasıl olduysa benim, zihnimizin dışına çıkmayı teklif ettiğimi söylemişsiniz. Bu sonuca yazımın neresinden vardınız bilemiyorum. Yeni kavramlara ihtiyacımız var demek, yani mevcut düşünce sistemimizin ötesinde düşünmeye çalışmak demek zihnimizin sınırları dışına çıkmamız gerektiğini söylemek değildir (ki zaten bu anlamsız bir şeydir).

Kısaca söylemekle yetineceğim, bilimsel argümanlar hiçbir zaman kusursuz değildir. Sürekli yenilenmeli ve geliştirilmelidirler. Kavramlar da böyledir. İnsan zihni kavramları şekillendirir ve yenilerini yaratır. Tanrı, bilinç, düzen ve zaman gibi kavramlar da yaratılmış ve sürekli yenilenen kavramlardır (bu kavramların varlığı ve yokluğu üzerine konuşabiliyor olmamız bizi nihilizme götürmez).

Yazınızda bir noktaya daha değineceğim ki, çünkü çok ilgimi çekti.

Bakın ne demişsiniz:

"AT deneye ve gözleme dayalı amprik verilerden oluşmuş argümanlara dayanıyor. Bilim felsefesi olarak -zaten olması gerektiği gibi- hiçbir önkabul taşımıyor. Ve diyor ki "delillere bakalım, bizi nereye götürüyorsa oraya gidelim..""

AT'nin hiçbir önkabul taşımadığını belirtmişsiniz. Bu olanaksız bir şey. Çünkü her bilimsel teori belirli önkabullere dayanır. Kuantum fiziği olsun, kozmolojideki standart model olsun, evrim teorisi olsun belirli önkabullere dayanır. Önkabuller olmaksızın bilimsel bir teori üretemezsiniz zaten. Umuyorum burada düşündüğümden farklı bir şey kastediyorsunuzdur.

Yazınızda benimle aynı görüşte olduğunuz bir nokta görünce sevindim. AT'nin aslında her durumda savunulabilineceği görüşü, onun yanlışlanamaz olduğunu gösterir. Ama siz böyle bir sonuca varmak ister misiniz bilemiyorum!

Buna ek olarak AT'nin "canlılığın doğal yollarla açıklanamayacağı" sonucundan onun tasarlanmış olduğu fikrine varması kanımca bir şey açıklamamak demektir. Sizin sevdiğiniz bir örnekten gideyim: Bir masanın yapımcısı varsa, insanın da bir yapımcısı olmalıdır. Evet, doğru. Ama ben marangozun masayı 'nasıl' yaptığını merak ediyorum. Aynı şekilde akıllı tasarımcının canlılığı 'nasıl' ortaya çıkarmış olduğunu da merak ediyorum. Ama akıllı tasarım tezi bu konuda bir şey söylemiyor. Bilimin bu noktadan sonrasına karışamayacağını söylüyor. Aslına bakarsanız canlılığın nasıl ortaya çıktığını 'açıklamıyor'. Bunun bilinemeyeceğini söylüyor. Ne var ki AT yaklaşımını savunanlar "bırakalım, bilim bizi nereye götürüyorsa götürsün." sloganının arkasına sığınıyor. Ne demektir bu? Şüphelenmeden duramıyorum açıkçası.

Son olarak, lütfen evrim kuramı savunucularının ateizmi yayma çabasında olduklarını (yani aslında toplumu dini inançlardan arındırma motivasyonuyla hareket ettiklerini) ileri sürmeyin. Çünkü, yanlış!

Not: Bu uyarıyı genel olarak söylüyorum. Özellikle size söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın.

Emre ÜNVER

Yazan: emre Tarih: March 3, 2007 6:22 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)