« 'Sözün Erdemi'—Her Çarşamba | Ana Sayfa | Derin Türkçülük »
February 8, 2007
Hangi Milliyetçilik?
Bugünlerde Türkiye’de “milliyetçilik” tartışılıyor. Oysa bence bu kavram iki farklı anlama geldiği için problemli: Bir, Türkiye’yi ve Türkiye vatandaşlarının tümünü sevmek anlamında milliyetçilik var ki, bence bunda hiç bir sorun yok. Ama bir de etnik bir grup olarak “Türkler”in tarafını tutmak ve Türkiye içindeki diğer etnik kökenlerden gelen vatandaşlara (örneğin Kürtlere, Ermenilere, Rumlara, Araplara vs.) karşı inkarcı, küçümseyici ve düşmanca davranmak anlamına gelen milliyetçilik var. Bu ikincisi—ki buna “ırkçılık” veya daha da doğru bir ifadeyle “etnik milliyetçilik” demek gerek—Türkiye için büyük bir tehlike. (Tabii bir de Kürt etnik milliyetçiliği var ki, o da ayrı bir facia.)
İşin korkutucu boyutu, etnik milliyetçiliğin Türkiye’de resmi milliyetçilikten belirgin bir şekilde ayrılmamış oluşu. Tabii “Türkiye’de” derken, son 100 yılın Türkiyesi’nden söz ediyoruz. Ondan önce, yani Osmanlı İmparatorluğu’nda etnik milliyetçilik yoktu. Bu hastalıklı ideoloji, Avrupa’da doğup gelişti ve bize de oradan bulaştı. Türkiye’nin kimi Jakoben “Batılılaştırıcı”larının aynı zamanda koyu bir etnik milliyetçilik yapması, bu yüzden hiç sürpriz değil. (Bu “Batılılaştırıcı”ların, İslam’ın yerine konacak alternatif bir dünya görüşüne ihtiyaçları vardı ve onu etnik milliyetçilikte buldular.)
Star gazetesi yazarı (ve Atilla Yayla ile birlikte Liberal Düşünce Topluluğu yöneticisi) olan Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, bugünkü yazısında bu konuda önemli bazı bilgilere yer vermiş. Kayda değer:
Milliyetçiliği Türkiye’de ilk defa İttihatçılar resmî ideoloji haline getirdiler, Cumhuriyet de bunu daha sistemli olarak sürdürdü. Başvekil İnönü 1925’te şöyle diyordu: ‘(V)azifemiz bu vatan içinde bulunanları behemehal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek anasırı kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.’ M. Esat Bozkurt da açık sözlülükte ondan geri kalmıyordu: ‘(D)ost da düşman da bilsin ki, bu memleketin efendisi Türk’tür. Özü Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır.’1928-1946 yılları arası resmî tarih ve yurt bilgisi ders kitaplarını inclediği Kemalist İdeolojide Eğitim: Erken Cumhuriyet Dönemi Tarih ve Yurt Bilgisi Ders Kitapları Üzerine Bir İnceleme (Ankara: Turhan Kitabevi, 2005) adlı çalışmasında İsmet Parlak’ın ulaştığı sonuçlardan biri şudur: ‘Bu üç ilke (milliyetçilik, laiklik ve devletçilik-M.E.) ders kitaplarında en çok dile getirilen ve açıklanan ilkeler olmakla birlikte, gerek milliyetçilik, gerek Türkçülük ve gerekse genel olarak milliyetçi temaların tüm erken cumhuriyet döneminde ve özellikle İnönü döneminde ağırlıklıl olarak işlenmiş olması, erken cumhuriyet dönemindeki (...) ideolojik söylemin milliyetçi bir temelde kurulduğu’nu göstermektedir (s. 468)
Tek parti dönemi ders kitapları Türklüğü dünyada eşi benzeri olamayan başarıların ilk ve tek sahibi ve insanoğlunun o zamana kadar yaratmış olduğu hemen hemen bütün uygarlıkların müellifi olarak gösterecek kadar aklın sınırlarını zorluyordu. Bu kitaplar çocuklara ‘en asil ve yüksek insan tipini kendi ırkının temsil ettiğini, asırların yürüyüşünce beşeriyetin karanlık göklerinde müselsel medeniyet ufuklarının kendi ırkının zekâ ve kabiliyet ellerile açıldığını’ ve ‘dünyanın insan izi taşıyan her parçasında kendi ırkının zamanla silinmemiş ve silinmeyecek hakimiyet ve hars damgası basılı olduğunu’ (s. 183) aşılıyorlardı.
Onun için, milliyetçiliğin bugünün Türkiye’sinde sadece bir-iki partinin ideolojisi olmadığına da şaşırmamak gerekir. Bütün partiler ve hepsinden önce de devletin kendisi baştan beri milliyetçidir. Bu arada, anayasasıyla kendisini ‘milliyetçi’ olarak tanımlayan ‘medenî dünya’daki tek devletin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu bir kere daha hatırlatmak isterim.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 8, 2007 11:34 AM




Alev Alatlı'nın bir listeye yazdığı mailden;
En önemlisi, kendi "Türk" kimliğimi yaygın , dilerseniz, "siyaseten doğru," rüzgârlara kapılarak, toptancı bir tutumla övmek ya da yermek yerine, fiili durum olarak sahiplenmekten gocunmamamdı. Yani, "sazlığını savunan turna duruşu", yani, "turna milliyetçiliği" dediğimiz tutum.
Yazan: Taner Ayaz Tarih: February 8, 2007 1:31 PM
kaleminize sağlık...
Yazan: betul Tarih: February 8, 2007 3:51 PM
Sayın Akyol, Mustafa Erdoğan'ın yazısından hareket
le kaleme aldığınız yazı çok önemsenmeli. bugünkü
Zaman'da Şahin Alpay, Derin Devlet Nedir başlıklı
yazısında.."İngilizce Wikipedia'ya göre;'Derin
Devlet:Türk siyasi sistemi içinde kanunlara uyma
yan, ama etkili bir anti-demokratik ittifakı ifade
eder. Bu ittifaka güvenlik kuvvetleri, istihbarat servisleri ve yargı organları üst kademe mensupla
rı ile örgütlü suç şebekelerinin önde gelen lider
leri dahildir. Aşırı milliyetçi ve devletçi bir
ideolojiye sıkı sıkıya bağlı olan askerler ile güv
enlik ve yargı kuruluşları üyelerinden oluşur ve kendi görüşlerini paylaşmayan hükümetleri engelle
meye, hatta devirmeye hazırdır'. Ne derinlik ama,
Meclis ve hükümet bile sığ kalır bu derinliğin yanında doğrusu. hükümet ağlama makamı değil, gitsene üstüne diye boşuna kışkırtıcılık yapmıyor
muş Demirel demekki. Şu üzerine gidilecek yapıya bakın... Menderes, Ecevit, Özal,Erbakan, şimdide
Erdoğan nasılda hırpalanıyor!Demirelin şapkamıalır
giderim kolaycılığını, beş kere gider, altı kere
gelirim esnekliğiyle okumak gerekirmiş meğer.
CHP, MHP koalisyonu alternatifi üzerindeki ekser
sizlerde böylece daha anlaşılır oluyor.
Milletini, unsurlarını, tarihini, değerlerini sev
meye evet, Irkçılığa, faili meçhul cinayetlere,
Türkiye'yi zorda bırakmaya, siyaset kurumunu yıp
ratmaya hayır. Daha öncede tartışılmıştı: ABD bu
iki gruptan hangisine daha yakın. Sivil siyaset
kurumuna, yani meclise ve hükümetemi yoksa kanun
dışı yapılanmayamı. Bize üçbuçuk darbe borçlusunuz
derken Wolfovitz yönlerini açıkça işaret etmiş
olmuyormuydu sizce? ABD Irak'tan ilk çekilişinden
sonra, Türkiye gerek siyaseten en zaaflı dönemini
yaşadı, gerekse Ayrılıkçı terörün en azgın dönemi
ni. Yeniden çekilme hazırlıklarına girişeceği iç
dengeleri gereği zorunlu bir hal almışken, Türkiye
nin yine zor günler geçireceği aşikar. AKP Özal
gibi hata yapmaz, Kamuoyu ABD ve kanun dışı yapılanmanın karıştırıcı oyunlarına düşmezse, bu
kadar tecrübe sonrası bu kez iyi bir açılım yakala
yabilir. Avrupa Birliğinin değerinide tekrar tekrar idrak etmeliyiz derim. Allah yar ve yardım
cımız olsun. Saygılar.Levent.
Yazan: levent Tarih: February 8, 2007 4:16 PM
imam-cemaat meselesi!
Bir Basbakan (Inonu) ve Adalet Bakani (Esat Bozkurt) bunlari soylerse sonraki nesil olan cemaat, insan haklari siralamasinda dunyada sondan ikinci filan olmus... cokmu? diyesi geliyor insanin.
***
Suc imamdami?
Suc cemaattemi?
imam (!) o sozleri soyledigi tarihte Turk tarihi denilince sadece Osmanlinin varligi biliniyordu... Selcuklularin Turklerin atalari oldugu ise sadece bir tez idi.
Gariplerin Kurt tarihinden ise haberi bile yoktu.
Cemaat (!) ise bugun herseyi cok iyi biliyor. Bilim fersah fersah yollar katetti bu konuda. Velakin, cemaat 80 senede imamdan bir milim bile oteye gidemedi.
Yazan: Haydar Tarih: February 8, 2007 4:21 PM
Elinize sağlık Mustafa Bey,
Milliyetçilik hakkındaki açılımınız, hetorojen bir devletten ulus devletine geçişimizden önce hazırlanmaya çalışılan ortamın getirdiği bir üründür. Üç tarz-ı siyasetin etkileriyle de sloganlaşan milliyetçilik maalesef siyasette her daim bir çıkar tanımı ve estiğinde yıkan bir rüzgar olarak temellendi. Sitemdeki bir yazıda Osmanlı'nın kompleks yapısıyla bir aşureye (A.N. Asya) veya Sinan'ın cami modellerine (A.Bulaç) benzediğini açıklamıştım. http://www.pakvizyon.com/?p=83#more-83 Etnik milliyetçilik aşurenin tadını kaçıran en büyük tehlikedir. Sizin milliyetçilik açılımına benzer bir açılımla aşureyi korumaksa “milliyetçilik”in adı, bu coğrafyada kaynaşarak, paylaşarak ve tabi kendi benliğimizi koruyarak milli zenginliğimizi ortaya koyalım. Fakat budayan, kıran ve öldüren zihniyetin künyesiyse “milliyetçilik”, o bizden çok gerilerdedir.
Yazan: Talha Can Tarih: February 8, 2007 5:18 PM
Mustafa Beyin etnik milliyetçiliğin Avrupada doğup ordan bize bulaştığını söylemesi bana mehter marşlarımızı hatırlattı.netten Osmanlı marşlarına baktım.farklı marşlardan bazı alıntılar yaptım.
--ceddin deden neslin baban hep kahraman Türk Milleti....Türk milleti Türk milleti aşk ile sev milliyeti...
--Mehter vuruyor tarihin aksetmede yadı,andık yine Fatihle ,Süleymanı,Muradı......
Türk Ordusunun şan dolu bir satvetidir bu,fethin,mohaçın,niğbolunun haşmetidir bu
---Türk oğluyuz,ünvanlı,namlı,şanlıyız
Allah deyu harbederiz,var nusrete imanımız
---SANCAK MARŞI
Ertuğrul�un ocağında uyandın
Şehitlerin kanlarıyla boyandın
Nice düşman kâl'asına uzandın
Sana selam ey şanlı Türk sancağı
Çırpınarak dalgalanır kanadın
Gökyüzüne çıkmak mıdır muradı
Gölgende can vermek ister evlâdın
Sana selam ey şanlı Türk sancağı
--DEVLET MARŞI
Askerlerin hâzır silah
Kuvvetlenir sûlh u salâh
Devlet bulur feyz ü felah
Meşhur olur bu istilâh.
Askerlerin kişver-küşâ
Türk devleti sen çok yaşa.......
Mehterin tarihçesinde de dünyanın en eski askeri bandolarından olan Mehterin tarihinin 7.yya Orhon anıtlarına kadar uzandığı söyleniyor.
bilemiyorum ama Osmanlıdan milliyetçi kokular geldi burnuma.. farklı etnik kökenleri bünyesinde barındırsa da Türklük birleştirici bir unsur olarak görülmüşki ordu bu marşlarla motive edilmiş.
günümüz Türkiyesinde de farklı etnik kökenli insanlar,çerkez,ermeni,kürt vs..kendini Türk kabul edip milliyetçi duygulara sahip olabilmişler..ne güzel birşey bu.
Salih beyin alıntıladığı yazıda Taha Akyol Bey çerkez ama ırkçı gibi gösterilmiş..bu çok komik bence..çerkez olabilir ama ırkçı olmadığını herkes biliyor..Mustafa Beyin annesi hanımefendinin bir Türkmen olduğunu okumuştum..mesele çerkezlik Türkmenlik meselesi değilki..Türklük bir üst birleştirici kavramdır.ben kendi kökeniminde Türkmen olmadığını düşünüyorum..ailemin kökeni karışık..kesin delillerim yok ama ben şüpheleniyorum biraz:)) yalnız ortaasyadan geldiğimiz kesin:)
Kürt milliyetçiliğinden bahsetmiş Mustafa Bey..doğuda Kürt vatandaşlarımızın bazıları Kürt nüfusu çoğaltmak için sürekli üretim yapıyorlar.bakabilir miyiz derdi falan yok.maksat Kürt nüfus çoğalsın..Türkiye olmadan ne yapabileceklerse sanki.
benim bu konuda bir çözüm önerim yok..Sivaslı olarak seçimlerde Muhsin Beye oyumu vereceğim sanıyorum.bu da yerel milliyetçilik mi oluyor acaba:)Allah hayırlı uğurlu etsin.
Tanrı Türkü korusun falan dermişim:))
demiyorum şaka..Allah milletimizi,devletimizi korusun.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: February 8, 2007 7:55 PM
"Türkiye'nin uus-devlet serüveni bir çokmaza girmiştir, ırk veya kavmiyet duvarına toslamıştır. Türklüğün veya cumhuriyetin ilelebet payidar olmasını istiyorsak, biçime değil öze önem vermek; ulusluk prangasından kurtulmak zorundayız. ulusluk elbisesi Türk milletine dar geliyor. Toplum/devlet sistemimiz dışa doğru Ermeni, içe doğru Kürt meselesiyle yüz yüzedir. Bu iki meseleyi degüç kullanarak çözmek mümkün değildir. Cemal Kafadar'ın ifadesiye, Osmanlılar karşılaştıkları toplulukları 'bizimsiyordular'. Ulusçuluk bizimseme değil, ya ötekileştirme ya da asimile etmektir."
Diyor Mustafa Özel.
Bu alıntı M.Akyol Bey'in ve bugünkü yazısında Mümtazer Türköne'nin de bahsettiği "etnik milliyetçilik" anlayışını yansıyıtor.
Ve aşağıdaki alıntıda illa kullanacaksak "kaybettiğimiz milliyetçilik" anlayışını...
"(Osmanlı'ya atıfla)O çağlarda hepimiz Ermeni, hepimiz Arap, Kürt veya Arnavut idik; çünkü yaşayan bir Türk Milleti vardı."
Muhabetle
Yazan: Mehmet Edebali Tarih: February 8, 2007 8:25 PM
Deniz Hanım,
Osmanlı'nın kurucu unsurunun "Türklüğü" ile "etnik milliyetçilik" çok farklı şeyler.
"Etnik milliyetçilik" ve "ulus devlet" tamamen Avrupa'dan neşet etmiş ve işin garibi onların derdine "bir dönem" ciddi çare olmuştur. Çünkü Avrupa çatışmadan beslenir. Doğu öyle değil.
"Kürt milliyetçiliğinden bahsetmiş Mustafa Bey..doğuda Kürt vatandaşlarımızın bazıları Kürt nüfusu çoğaltmak için sürekli üretim yapıyorlar.bakabilir miyiz derdi falan yok.maksat Kürt nüfus çoğalsın..Türkiye olmadan ne yapabileceklerse sanki." (Deniz)
Bu sözleriniz ise bana "Türk Solu" gazetesinin konuya yaklaşımını hatırlattı. Bir ara Kürt sorununa yaklaşımları da dahil genel olarak bu faşistleri siteme konu etmiştim:
http://www.dusunceler.org/2006/10/08/turk-solu-ve-sacmalardan-secmeler/
Yazan: Suat Öztürk Tarih: February 8, 2007 9:31 PM
Merhaba deniz hanım,
yazdığınız marşların yazılış tarihlerini biliyor musunuz? Benim bilgim yok ama, şu an mehter marşı olarak okunan bazı marşların cumhuriyet tarihinde yazıldığını biliyorum. Örnek:arif nihat asya
Yazan: Talha Can Tarih: February 8, 2007 9:47 PM
Sayin Salih N. bahsettiginiz meseleyi baska hic bir yerde gormedim. Herhangi bir kaynak varmi bu konuda?
***
Hurriyette ilginc bir quote gordum;
"Büyük milletler tarihlerindeki karanlık noktalarla yüzleşmekten korkmazlar"
...bu sozler bir ABD yetkilisine ait, ama sanirim iyice koseye SIKISTIGIMIZ gun liderlerimiz bu quote'u bol bol kullanacaklar.
Zora dusmeden once kullansak iyi olmazmi?
Yazinin devami
http://www.hurriyet.com.tr/sondakika/5918318.asp?m=1&gid=112&srid=3429&oid=2
Yazan: Haydar Tarih: February 8, 2007 10:09 PM
Salih N, Bey,
O bilgileri neden verdiniz anlamadim.
Yani bir kisi "irkcilik" yapiyorsa Ermeni ise Turk irkciligi yapmasi mi yanlis sizin icin.... Yani kendi icinde tutarsiz olmasina mi karsisiniz? Yoksa irkciligin Kurt ve Alevilere karsi yapilmasina karsi ama Ermenilere karsi yapilmasina karsi degil misiniz? Yoksa irkciliga mi karsisiniz?
Turkiye Cumhuriyetinde hicbir Turkmen'in Genelkurmay baskani yada Basbakan olmadigini soyleyebilecek derinlikte biyografi kaynaklarina hakim bir insanin Turkiye'de yasamasindan da gurur duydum!!! Ama isin ilginc yani ve daha ironik olani bu tur gizli "Kurt milliyetciligi" yapanlarin da "Turk milliyetciligi" yapanlarinda ilk yaptiklari seyin karsi tarafin seceresini irkini dile getimeleri....
Bu manada Ozal'a da Ocalan'a da Ermeni diyen kafatasci insan musvettelerinin konuyu nereye cekmek istedikleri bellidir.
Abdullah Ocalan Kurt olsa da asagilik bir teroristtir Ermeni olsada asagilik bir teroristtir Japon olsa da asagilik bir teroristtir.
Insanlarin seceresi falan onemli degildir, Neyi nasil yaptigi onemlidir. Bakin yukarda "saf kan" oldugunu soyleyen arkadaslarin gorusleri buna ornektir... Soylenenler elde tutulur olsa nereli oldugu ne oldugu kimi ilgilendirir...
Ayrica Hitler'in halkini uyardigi sey de Alman olmayanlrin sayilarinin artmasi idi, Amerikalilar asiri "ureyen" "Meksika" nufusundan, Fransizlar "Araplardan" ve Almanlar da Almanyada hizla ureyen "Turk"lerden ve "Kurt"lerden rahatsiz... Bulgarlar, Yunanlar, Cinliler, Koreliler...
Irkci kafatasci ne kadar grup varsa -ki bunlar genelde ulkeyi babalarinin mali sanirlar- kendinden olmayandan rahatsiz oluyor....
Derede boguluyoruz yine...
Yazan: fatih demir Tarih: February 8, 2007 11:31 PM
Deniz Hanim,
Osmanlilar son derece pragmatik insanlardi. Mesela Istanbul'un fethinde venedikli ve sirp parali askerleri kullanmaktan çekinmediler. ALLAH ALLAH diye bagirdilar mi taarruz ederken bilmiyorum tabi :-)
Bizans savunmasinda ise orta asyadan taze gelmis türkler gene parali asker olarak görev yaptilar. Onlarin da sehid olduklarini söylemek durumunda degilim.
Gene bildiginiz gibi bir sürü gayrimüslim pasa vardi.
Simdiki türk ordusuna bakin bir de : Gayri müslimlere cephane nöbeti bile verilmiyor.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: February 9, 2007 12:05 AM
Anthony D. Smith'den naklederek milliyetçilik ve millet kavramlarına katkıda bulunmak isterim;
''..Denilir ki halk, 'milli kimlik' adına kendi özgürlüklerinden vazgeçmeyi ve başkalarının özgürlüklerini de kısmayı istemektedir; yutamadığı etnik, ırksal ve dinsel azınlıkların sivil ve dinsel haklarını çiğnemeye amadedir. Uluslarası, daha doğru bir ifadeyle devletlerarası ilişkiler de aynı gadre uğramışlardır. Batı'daki anayurdundan bütün dünyaya yayılan millet ideali özellikle de etnik ve dini bakımından karışıklar arzeden bölgelere nifak, istikrarsızlık, kavga ve terör getirmiştir. Milleti her siyasi teşebbüsün nesnesi ve milli kimliği de her insani değerin ölçütü yapan bir doktrin olarak milliyetçilik, Fransız Devrimi'nden bu yana, tek bir insanlık, tek bir dünya topluluğu ve ahlaki bütünlük fikrine bütünüyle kafa tutmuştur.(1)''
Smith, millet tasavvurunu her türlü insani yasalardan bağımsız olarak kavramsallaştırıyor ki, milliyetçilik bu 'yaratılan millet' organizmasının adeta patojeni olmaktadır.
Bugünlerde ülkemizde gelişmekte olan milliyetçiliği aklına, mantığına ve vicdanına virüs bulaşmış; öfke ve nefret tabanlı interaktif gettolaşma olarak nitelendirebiliriz.
1) Kedoure(1960) ve (1971, giriş yazısı)
Yazan: Mülkiyeli Tarih: February 9, 2007 12:40 AM
SENE 1857;
Kirsehirde veya Kutahyada veya Karsda bir kahvede nargile fokurdatan birkac insan sohbet ediyor olsun. Biri isimleri saydikca digeri:
-Ha o mu? o surali Ermeni esrafindandir, cok efendidir.
-Oburude filanca yerin Kurdudur, babasini tanirim iyi adamdir.
-Bu ise falanca Turkmen boyundandir, onlar itibarlarina cok duskundur.
-Filanca ise cok koklu bir Rum ailesindendir, ailecek gorusuruz.
***
SENE 2007 yani 150 sene sonra;
(Salih beyin verdigi bilgiler dogru olsun olmasin)
...
insanlarimizdan artik ayni lezzetle bahsedemiyoruz. Herkes evinde yine Kurt, Cerkez, Laz, Ermeni vs. ama sokaga ciktiginda Turk oglu Turk.
Kafasi karisan, komplekse giren cocuklarda aliyor eline silahi Turk oglu Turk oldugunu ispat ediyor.
***
Dort sene once Iraktaki herkesin ne kadar Saddamci oldugunu hatirliyorumda.
Yazan: Haydar Tarih: February 9, 2007 4:51 AM
//Bu “Batılılaştırıcı”ların, İslam’ın yerine konacak alternatif bir dünya görüşüne ihtiyaçları vardı ve onu etnik milliyetçilikte buldular//
Herhalde şimdi de siz bunun tersini yapmak istiyorsunuz! :)
"Etnik milliyetçilik" dediğiniz (ki aslında düpedüz Milliyetçilik olan) şeyin eleştirilmesi çok güzel. Bu ideolojinin çağdaş bir dünyada yeri yoktur. Fakat sizin, bu eleştiriyi çevirip bazı bilindik hedeflerinizi karalamak için kullanmanız, inandırıcılığınızı kaybettiriyor.
Milliyetçilik oradan gelmiş, şuradan kaynaklanmış farketmez. Geliyor işte her yerden.
Yazan: Keskin Tarih: February 9, 2007 6:13 AM
Deniz hanima 9 Subat 2007 tarihli Radikal gazetesini hediye etmek isterdim.
***
1-Alakamiz yok diyen BBP
-----------------
"Sivaslı olarak seçimlerde Muhsin Beye oyumu vereceğim" (Deniz)
RADIKAL
Muhbir Tuncel'le Trabzon Alperen Ocakları'nda tanıştım. 'Reis' olduğunu söylediler
McDonald's eyleminde bombayı bizzat Tuncel yaptı, 50 metre arkamdaydı
Hapiste Cihan (BBP il başkanı) para verdi, Egemen (MKYK üyesi) giyecek, yiyecek sağladı
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212521
----------------------
***
2-HAZINEDEN GECINEN DEVLETLU
----------------------
"Allah milletimizi,devletimizi korusun" (Deniz)
RADIKAL
Pazar günü Artvin Valisi Cengiz Aydoğdu'nun canı folyoda yumurtalı sucuk-pastırma çekti
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212444
----------------------
***
3-OSMANLIDA KIMLER MILLIYETCI IDI
----------------------
"Osmanlıdan milliyetçi kokular geldi burnuma" (Deniz)
RADIKAL
Oysa sözü edilen ırkçılık ve milliyetçilik, son derece güçlü bir tarihi mirasın üzerinden yükseliyor.
(...) Söz konusu olan, İttihat ve Terakki geleneği ve bu gelenekle hâlâ hesaplaşılmamış olduğu gerçeğidir.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212452&tarih=09/02/2007
----------------------
***
5-MEHTER MARSI AYRI SEY SONRADAN YAZILANLAR AYRI SEY
----------------------
"Mehterin tarihçesinde de dünyanın en eski askeri bandolarından olan Mehterin tarihinin 7.yya Orhon anıtlarına kadar uzandığı söyleniyor" (Deniz)
MEHTER MARŞI
Gâfil ne bilir neş’ve-i pür-şevk-i vegâyı
Meydân-ı celâdetteki envar-ı sefâyı
Merdân-ı gazâ aşk ile tekbir tekbirler alınca
Titretti yine, rû-yı zemin arş-ı semâyı.
Allah yolunda cenk edelim şân alalım şan
Kur’an’da vaadediyor Hazret’iYezdan.
http://www.osmanli700.gen.tr/mehter/meh13.html
(Tek kelime Turk sozu yok)???
DENIZ HANIMIN ORNEK VERDIGI DIGER MARSLAR
Onlarin hepsi son yuz senede (Ittihat Terakki zamani) filan yazilmis seyler.
Daha eski olsaydi, Mehter marsindan birsey anlamadigimiz gibi onlarida anlamazdik.(Haydar)
Yazan: Haydar Tarih: February 9, 2007 7:46 AM
"Etnik milliyetçilik" batıdan mı geldi????
kuran'da bile "soy koruyuculuğu"ndan bahsedilmiyor mu?
insanın en temel içgüdülerinden olan kendi soyundan olanı korumayı nasıl batı'ya ögü bir kavram olarak sunarsınız??
Yazan: Yilmaz Tarih: February 9, 2007 9:47 AM
Yılmaz Bey,
İslam'ın ırklar üstü temel bakışını bilmemenizi geçtim de "etnik milliyetçilik ve ulus devlet"in kökeni hakkında bu kadar basit ve uluslararası sosyal bilim literatürüne girmiş bir şeyden bile haberinizin olmaması beni samimi söylüyorum şaşırttı.
Milliyetçiliği enine boyuna işleyen bir kaynak vereyim belki dikkatinizi çeker:
http://www.dogubati.com/issues/issue39.html
Yazan: Suat Öztürk Tarih: February 9, 2007 12:18 PM
Bence bizlerin genel manada hata yaptığımız şey, faşizmle milliyetçiliği aynı kefeye koymuş olmamızdır.
Faşizmin temelinde ırkçılık ve milliyetçilik vardır ve Hitler'in Polonya vb saldırması yada Bush' un Irak' a saldırması,İsrail'in Filistin'e saldırması faşizmdir.
Fakat bir milletin varlığının bekası için, birlik olup milliyetçi duygularla emperyalizme karşı birleşmesi faşizm değildir.
Tıpkı Castro milliyetçiliği yada Mustafa Kemal milliyetçiliği gibi bu tür milliyetçilik olmazsa, o milletlerin varlığı için gerekli bağışıklık sistemi de çöker.
Bu yüzden son günlerde vurun milliyetçilere tarzı gelişen ve emperyalizmin ekmeğine yağ süren bu propagandaları çok dikkatli okumak ve yazmak gerekir.
Saygı ve selamlar
Dumlupınar Üniv.
Fen Edebiyat Fak. Öğr.
Yazan: dumlupınar Tarih: February 9, 2007 12:59 PM
mustafa akyol, yine işe bir ucundan değdirmelerinizi yapmışsınız, ama bu kez de aracınız milliyetçilik olmuş.
Öncelikle ilk paragrafınıza kesinlikle katılıyorum, bence doğru söyledikleriniz, ama gel gelelim ikinci paragrafın ilk başından itibaren asıl amaçlarınız kendini göstermeye başlıyor. Bakın etnik milliyetçilik gayetin ayrılmıştır resmi milliyetçilikten mustafa akyol, sorun sadece bu ayrılmayı bilmeyen, öğrenmeyen veya bilmemezlikten gelen zihniyetlerdedir. H.Dink ile ilgili yorumumda belirtmiştim, okul kitaplarımız hrıstiyanları küçük gösteren ifadelerle dolu iken, şair geçinenler ermeni vatandaşlarımıza hakaretler ederken, bırakın etnik kökeni saç rengi ile bile uğraşılırken ( hatırlayın Talim Terbiye deki sarı saçlı çocuğun resmine konulan engeli ), 1978 de katliamlar yaşanırken sustuk milletçe – acaba 1978 de MHP teşkilatında olup da, hiç ağzını açmayan ama bugün milliyetçilik diye atıp tutanlar rüzgarın yönünü yine iyi kavramışlar diyebilir miyiz ?, malum aileniz ile başka yazılar yazılmışken bir de ben ekleme yapayım- , e şimdi de başımıza gelen ve bebeklerden katil yarattığımız toplulumuzda etnik bir kimliğe sıkıştırılmış milliyetçilik tartışmasında yanlışlıkları göstermeye çalışıyoruz.
Bakın mustafa akyol, Atatürk’ün bizzat kendi kaleminden Türk Milleti tanımı:
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti ( Ulusu ) denir.
Yani sizin ilk paragrafınızdaki ilk milliyetçilik tanımı ile uyumlu olan milliyetçilikten bahsediliyor bu tanımda, değil mi mustafa akyol ?
Sizin bahsettiğiniz eğer milliyetçilik ise mustafa akyol, emin olun 100 yıl önce bu kavram yoktu, ümmet vardı. Maşallah meydan boş. Osmanlı Siyasi tarihi bilmesek daha neler diyeceksiniz Allah bilir. Üstelik inanılmaz yanlışlar yapıyorsunuz, her zamanki gibi bir kavram ile o kavram adına yapılanları birbirine karıştırıyorsunuz.
Ne demek milliyetçilik hastalıklı bir ideoloji !! Siz ne dediğinizin farkında mısınız? Ben o ideolojiye sahibim arkadaşım, ve gurur duyuyorum.
Tarihi bir gerçek olan, dil, kültür, idealar birliği ve belirli gayeler peşinde müştereken yaşama arzusuna sahip bir toplumun , yani milletin ta kendisinin milliyetçi bir ferdi olmaktan gurur duyuyorum. Ve bu tanımın herhangi bir yerinde hastalık göremiyorum. Görebilen var mı ?
Sizin hastalık dediğinizin bu tanımdan fazlası da var. Sayayım size birkaçını:
Millet ırk değildir. Kavim değildir. Aynı toprak üzerinde yaşayan yığın da değildir. Din topluluğu hiç değildir. saidi nursinin münazaratta yazdığı gibi milliyet İslamiyet hiç ama hiç değildir.
Milliyetçiliğin modern tanımı ortadadır ve yukarıda yazılıdır. Aidiyet hissidir. Başka milletlere saygılı olmadır. Bakın ne demek istiyor ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ belki daha iyi anlışıyordur şimdi bu büyük söz. Üstelik başka milletlere saygılı olma yaklaşımları bile milliyetçilik bu ülkede var olmaya başladığı andan itibaren vardı.
Sizin hastalıklı dediğiniz milliyetçiliğin kökeni bu sözlerdedir:
Amasya Tamimi’nde belirtilen Milletin İstiklalini, milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.
Türk milleti çalışkandır, zekidir... Yeterli olmuştur herhalde.
Geldik diğer bir alıntınıza,
M.Erdoğan ise selectivist, yani seçici , kimilerinin tanımına göre ise cımbızlama sanatını yine icra etmiş.
Bakın yanlış yanlıştır, kim söylerse söylesin. Eğer bu ifadelerde geçen Türk etnik anlamda Türk ise – ki hiç sanmıyorum, bu konuda bir işaret de görmüyorum – tabiki de yanlıştır. Burada sorun Türk kelimesinin anlamında gizlidir. Birçok sosyal kelime gibi Türk kelimesinin de farklı anlamları vardır. Etnik anlamda Türk, millet anlamında Türk, vs. Ama biliyoruz ki, Türk Milliyetçiliği Cumhuriyet döneminde ayrılıkçı unsurları içermeyen , bütünleştirici bir yaklaşım ile uygulandı.
Ayrıca arkadaşlar ellerini boşa yormuş alıntınızda. Sermaye noksanlığı ve 29 krizi sebebi ile uygulanan Devletçilik ilkesini inanılmaz başarı elde eden ekonomi sayesinde müsade edelim Devletçilik öğretilsin – tabiki bugünün koşulları ile o günün koşulları bir değildi, zaten Atatürk de diyor: Akıl ve Fen neyi gerektiriyorsa onu yapacaksınız -. Laiklik de öğretilecek, bir itirazınız varsa açık açık yazın. Kışlalı’nın sözlerini bana hatırlamayın yine. Milliyetçilik de yazılacak pekala. Çünkü o etnik kimliğe dayanmayan, bütünleştirici bir milliyetçilik ve de doğru, modern milliyetçilik de ondan.
Bir tartışmada okumuştum, bu sitede yazan birisi milliyetçilik ile ilgili bir tartışmada konu laiklik olunca bir bir ortaya çıkan Atatürkçü geçinenler nedense konu milliyetçilik olunca susuyor demişti. Herhalde bu da cevap olmuştur kendisine.
Yazan: Beagle Tarih: February 9, 2007 2:42 PM
İslam'ın ırklar üstü temel bakışını bilmemenizi geçtim de .....(Suat Öztürk)
Şu işin içine dinleri karıştırmadan duramıyorsunuz. İnanç ırkçılığı'nın ve inanç milliyetçiliği'nin en alası dinlerde var. Bütün dinler bu olaya ırklar üstü bakıyor zaten. Bütün alemlerden üstün yaratılmalar, vaad edilmiş topraklar. Beddualar, cehennem tehditleri vs.vs.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: February 9, 2007 4:09 PM
Sayın Hülagü,
Suat Bey o yorumunda Yılmaz Bey'in etnik milliyetçiliği Kuran'a dayandırması dolayısıyla konuya deyiminizle "din" karıştırmış.
İslam'da böyle bir anlayış olmadığını açıklamasa olmaz zaten.
Yalnız konuyla sizin bahsettiğiniz:
-alemlerden üstün yaratılmalar
-beddualar
-cehennem tehditleri vs. vs. nin ne alakası var?
Sadece Yahudiler ve Tevrat'la ilgili verdiğiniz örnekler tutarlı sayılabilir.
??
Yazan: Mehmet Edebali Tarih: February 9, 2007 6:38 PM
herkese merhaba
Suat Bey
ben Türk solu dergisini hiç okumadım.Mustafa Akyol Beyle ilgili bir yazı yazmışlar onu da tesadüfen gördüm.Kürt nüfusun artması meselesini Kürtçülük yapan bir tanıdığımdan dolayı söyledim.kadının durumuna üzülüyorum..biryerde durması lazım bunun:)
Talha BEY
marşlar hakkında tarihi bilgim yok..netten mehter marşı yazıp baktım..biz ailece ceddin deden marşını çok severiz..kardeşler biraraya gelince dinleriz:)..hemen çağrışım yaptı ordaki Türk milleti sözleri..Türk kelimesinin geçtiği marşları aldım..dini içerikli olanlarda var tabii.Osmanlı selçuklunun devamı değil mi?neden Türk milleti kavramına yabancı olsunki?selçuklular Oğuz Türkleri değil miydi?Malazgirtle Türkler Anadoluya girdi diye biliyorum.
Tunç Bey
ben Osmanlıyı her konuda savunamıyorum..benim bilgilerime göre bürokratik görevlere Türk olmayan unsurları getirmişler.devşirmeler,enderunda yetişenler çoğunlukla farklı kökenden..yerli halk çiftçilik,esnaflıktan öteye pek geçememiş.
şimdiki Türkler bile askerlik yapmak istemiyor.gayri müslimler çok istiyorlarsa onlar için yeni düzenlemeler yapılsın..benim itirazım olmaz..bana göre hava hoş:)
Haydar Bey
Tayyip Beyin de geçmişte radikal dinci bir örgütle bağını kurmaya çalışıyorlardı..Hrant Dinkte bazı yerlere girmiş çıkmış..BBP'nin de felsefesine uymayan tipler içeri sızmış olabilir..eğer Alperen Ocakları böyle kanı deli akan tipleri eğitmese ortalık Hayalliyenlerden geçilmez..BBP'nin söylemleri ırkçı değildir..ırkçılığa kayacak tiplere İslami şuur da verilmeye çalışılıyor..bu hizmete ihtiyaç var..Muhsin Beyin sözlerinden birkaç alıntı yapayım:
-------------------------------------------------
Büyük davalar yıkılmayacak, yorulmayacak, üşenmeyecek dava adamları ister!. . Bizim tarihimizde amel etmeden “ahlakçılık” yapan nazariyatçılar yoktur. Kendi bedenlerinde ve nefislerinde denemedikleri bir hayat tarzının teorisini de yapmamışlardır.
Müslümanın iki ayrı hayatı olamaz. Maddi hayatını düzenlerken başka, manevi hayatını düzenlerken de başka bir felsefeye göre davranamaz . Sadece din ve ibadet konularına Allah’a yönelik bir şahsi ve nefsi mesele olarak görmenin, ama siyasi, içtimai ve iktisadi meselelerde “Allah’ı işe karıştırmamak” felsefesiyle hareket etmenin insanı iki ruhlu, iki yüzlü bir hayat anlayışına götüreceğini söylersek herhalde yalnızca gerçeği belirtmiş oluruz. Müslümanın maddi ve manevi hayatında tam bir uyum ve ahenk olmalıdır.
Dava adamları kendi hayatlarını tam bir mümin gibi düzene koyarken, ferdi şuurdan “kolektif şuur” a geçişin metodlarını da geliştirmelidir. . İslami şuurlanma edebiyat ve nazari mülahazalar olmaktan çıkıp yaşanan, canlı bir varlık olma niteliğine kavuşmalıdır.
“Bir millet kendini değiştirmedikçe, biz de onun halini değiştirmeyiz” ilahi emrini düşününce bu günkü halimize neden geldiğimizi daha iyi anlıyoruz. Allah’ın iradesine teslim olan bir toplum olarak nizamımızı O’nun kanun ve kurallarına göre düzenlerken güçlüydük. Huzurluyduk ve içten ahenkli bir millettik. Ahlak ve inançlarımızda tahribatlar başlayınca, toptan değişmeye de başladık!Çöküş günümüze kadar geldi.
.....
Müslüman Türk gençliğine öncelikle küçük hesaplardan uzak olarak İslam iman ve ahlakı ile büyük işler başarmış bir milletin mensubu olmanın heyecanı, şuna veya buna benzemenin değil, kendi kendine benzemenin ve kendi kendini aşmanın şuuru verilmelidir.......
Hazreti Yeseviler’in, Şah-r Nakşibendiler’in Mevlanalar’ın yaptığı gibi, küçük iman ocaklarının çerağlar tutuşturulup, Anadolu’da yeniden beyinler ve gönüller canlandırılmalıdır.
Muhsin Yazıcıoğlu..
---------------------------------------------
Haydar Bey bu cinayetin ertesinde olayı nizamı aleme yıkmaya çalıştılar ama bu ocak kapatılalı 5 yıl olmuş..sürekli birşey çıkartıyorlar..bu konuda açıklama yaptı BBP..bu işte bir tuhaflık yok mu?
benim ırkçılıkla bir ilgim yok arkadaşlar..alperenlik,ahilik ve Horasan erenleri Osmanlının kurucu unsurlarıdır..Ben burdaki yorumlardan Osmanlıya özlemi okuyorum..dediğiniz gibi özlediğimiz Osmanlı ittihat ve terakki zihniyeti değil kuruluşundaki birleştirici söylemler ama ne yapalım ki Selçuklu olsun Osmanlı olsun bunlar tarihteki Türk devletleri..şimdide Türkiye Cumhuriyeti var.
Allah devletimizi şahsi menfaatleri uğrunda sömürmek isteyen,hortumcu,menfaatperest insanlardan korusun..milletimizi de bölünmekten,parçalanmaktan korusun..BİZ TÜRK MİLLETİYİZ..bütün etnik unsurlarıyla beraber.
ben böyle düşünüyorum.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: February 9, 2007 9:31 PM
Selcuklunun Turk oldugu cok tartismalidir. Osmanli padisahlarinin hic birinin Turklugu sahiplenmediginin de sebebi aynidir.
Osmanlica da, Selcuklu dilide Turkce degildir. Zaten bunun icin sarkilarini, edebiyatini anlamiyoruz. Hunlardan buyana denilen Turk tarihinde resmi dil yada ulkeyi idare edenlerin dili iLK DEFA 1922 yilinda Turkce olmustur.
Dikkat edin Ataturkun Amasya Tamimi, Erzurum Kongresi, vs. Nutkunu bile bugunku "Turkce" ye cevirmek zorundayiz. Yoksa bir paragrafini bile anlamayiz.
FAKAT buna karsilik ALEVi olan ve Ataturkten yuzyillarca once yasamis olan Karacaoglan, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal'i ilkokul ogrencisi bile orjinal sekliyle anlar.
Turkiyede dil devrimi vardir... dunyada dil devrimi yapmis olan baska bir ulke duydunuzmu? Bir ulke niye DiL DEVRiMi ne ihtiyac duyar?
***
Iraktaki Turkmenlerin buyuk bir cogunlugu Turkiyeye paralel parmak bile kipirdatmiyor. Onlarin bildigi ve bizim (halkin) bilmedigimiz birseylermi var? Zaman zaman duyariz "Osmanli Turk/Turkmenleri asagilamistir ve hic bir zaman devlette onemli bir makama getirilmemistir, askere bile alinmazlardi" diye. Acaba neden?
***
Turkmenlerin Sii olmasi ve bunun tarihte oynadigi rolu biliyormuyuz?
Yazan: Haydar Tarih: February 10, 2007 4:59 AM
Bu ilmek çok eğlenceli olmuş! Faşistlikleri paçalarından akanlar dökülmüş ortalığa yine... 12 Eylül öncesinin eli kanlı katilinin din sosuna büründürülmüş milliyetçiliği ile laikçi beyaz milliyetçi kardeşimizin uzun uzun betimlediği milliyetçiliği nasıl da yakışmış birbirine maşallah!
Milliyetçiliğin "vatan millet sevgisi" falan olmadığını ne zaman anlarsak işte o zaman, zihinlerimizi felç eden ve bizi insan olmaktan alıkoyan bu korkunç ipotekten kurtulmuş oluruz. Pozitif milliyetçilik, bilmemkim milliyetçiliği, ulusalcılık, etnik milliyetçilik, vs... Bunlar hikaye. Hepsinin kara kaplı kitaptaki tanımı yazılıdır. Milliyetçiliğin ne menem bir ideolojik bakış olduğu bellidir, bu hususta kavramsal çeşitlemeler yapmak bize hiçbir anlamlı fikri açılım sağlamaz.
Tabii bu söylediklerim, bugünün reaksiyoner ortamında güme gidecek ve söyleyenini recme götürecek laflardır. Çünkü yine malum oyuna getirilmiş bulunmaktayız. Türkiye, ne acıdır ki, milliyetçilik adıyla bize yutturulmak istenen faşist bölücülüğün yukarıdan bize empoze ve dikte edilegelen elit/beyaz/resmi "yorum"uyla, aşağıdan yeşeren avam/esmer/kitlesel "yorum"unun mutlu izdivacının kendisini sürükleyeceği karanlığa doğru dört nala koşturuyor.
Yazan: metin-thePoor Tarih: February 10, 2007 3:35 PM
Metin Bey
size Nuri Gürgür Beyin bir makalesinden alıntıladığım kısmı yolluyorum.
hayatta bir insanın başına gelebilecek en kötü düşünme tarzı genelleyici ve toptan süpürücü mantıktır.Derin Düşünce gibi bir grupta yazar olarak entellektüel analiz yapacaksanız size ilk tavsiyem genelleyici yaklaşmayın olaylara,şahıslara vs..analiz yapın.Mustafa Akyol gibi..
-------------------------------------------------
“İslâmcı Siyasetçi” kavramı, ülkemizdeki örnekleri itibariyle, Müslüman-dindar bir siyasetçiden farklı anlamlara sahiptir. Çünkü dindar insanların, din ile siyaset arasında kaçınılmaz olan gerginlik noktalarına rağmen siyaset yapmak gibi bir mecburiyetleri bulunuyor. Bu hem demokrasinin gereği olarak toplumu oluşturan tüm kesimlerin siyasete iştiraki açısından, hem de kendisi gibi düşünen ve yaşayan insanların toplumsal/siyasal taleplerinin karşılanabilmesi açısından gerekli.
Her dinden bir siyasal proje üretmek mümkün. Zannedilir ki siyasi ve sosyal alana müdahale eden bir tane din var; o da İslâm. Oysa bu doğru değil. Bu görüşte olanlar, İsrail’i yaratan kuvvenin Eski Ahit’le birlikte, onun batınî yorumu olan “Kabalistik” inançlar olduğunu görmezler. Keza bu inançların, Amerika Birleşik Devletleri’nin oluşumunda oynadığı ve bu gün de oynamakta olduğu rolü görmezden gelirler. Ayrıca, siyasal ve sosyal alandan ne kadar tecrit olunursa olunsun, dinler, siyaset yapan kişinin de öyle kolayca çıkarıp atamayacağı deruni ve zaruri inançlardır. Ve yine siyasetin aynı zamanda hem hedefi, hem nesnesi ve hem de öznesi konumundaki insan ya da insan topluluğu, inanmaya muhtaçtır. Din ve dine dair olanları, sosyal ve siyasal alandan ayıklayabilseniz dahi, kültür ve zihniyet alanından çıkartamazsınız; içten içe işlemeye ve yaşamaya devam eder. Nitekim tüm laik ve seküler iddiasına rağmen, Avrupa Birliğini oluşturan veya oluşturması istenen değerlerin başında, Hıristiyan değerler gelmekte; laik Avrupalı siyasetçiler dahi bunun böyle olmasını istemektedirler. İlave olarak geride bırakılan binlerce yıllık insanlık tecrübesine rağmen laik/seküler bir ahlâk sistemi üretilememiş; buna dair pozitivist beklentiler bir ütopya olmaktan öte gidememiştir. Yani, farklı veya yanlış anlaşılma ve uygulanma biçimi itibariyle insanlığa acı da getirse, din olmadan kültür ve medeniyet olmamaktadır; olamayacaktır.
Dinlerin evrensel kavrayıcılığı ve kapsayıcılığı, bir milletin ya da devletin zihni kodlarının oluşumuna katkısına mani değildir. Tersine, dinden üretilebilecek dinamikler, bir devletin bekasının, bir milletin gücünün kaynağı haline gelebilirler. Bu duruma yaşayan örnekler olarak İsrail, ABD ve İran rahatlıkla gösterilebilir. Esasen bunda da bir tuhaflık yoktur. Tersine, var olan bu dinamikleri kuvveden fiile çıkartabilmek; onu üretken hale getirmek akıllı bir devletin (ya da devlet aklının) elindeki çok değerli bir imkândır.
Bu imkânı yanlış anlayan siyaset tarzının ve siyasetçinin en çok rastlandığı ülke Türkiye olsa gerek. Bunu hem dinci olan, hem de dine karşı olan kesimde ve bunların siyaset anlayışında çok net olarak görmek mümkün. Dine karşı olanlarda bu anlayış, din ile siyaset arasında uzlaşmaz bir zıddiyet olduğu düşüncesine dayanır; dolayısıyla bunlara göre din sadece siyasal ve sosyal alandan değil, kültür alanından dahi ayıklanmalıdır.
İslamcı siyasetçide ise bu marazi durum, bir başka şekilde tecelli ediyor. Bunlar İslâm’ın evrensel mesajının, Allah’ın bir takdiri olarak; yaratılışın bir başka gerçekliği olan millet olgusunu iptal ettiğini düşünerek; Allah’ın varlığı tanzim ettiği bütünlükte bir parçalanma meydana getiriyorlar. Bir başka şekilde; Din’in, millet gerçekliğini reddetmekten de öte eritip yok etmek istediğini zannederek ciddi bir yanılgıya düşüyorlar. Bu düşüncenin tabi bir sonucu olarak ülkemizin “İslâmcı siyasetçisi”nin zihni teşekkülünde millet ve milliyetçilik, devlet ve onun sembolü olan bayrak değersizleşiyor; anlamını kaybediyor: Bu değerler ve semboller insanın kendisini kurtaramadığı; aşamadığı “batıl”a dair ilkel inançlar olarak görülüyor. Oysa millet gerçekliğinin bizzat kendisinin takdiri olduğunu Allah söylüyor ve bunun yok edilmesini değil; takvada, yani iyi olanda yarışılmasını emrediyor.
“İslâmcı Siyasetçi”nin tarihe, kültüre, devlete yaklaşımı ve siyaset yapma üslubu, Devlet’le Din’in ünsiyetini bozuyor; devletle milletin buluşmasını engelliyor. Üstelik millete ve milli olana dair bu sakat yaklaşımın, ülkemizi ve ülkemiz insanlarını “Küresel İdeolojiye” nasıl uygun hale getirdiği idrak edilemiyor. Zihni kodlardaki bu ve benzeri sakatlıklardan ötürü tarihi de doğru okuyamıyorlar; örneğin Hz. Ebubekir’in hilafeti döneminde zekât vermek istemeyen topluluklara karşı ordu sevk etmesindeki ve zorla zekât toplamasındaki niyetin devlet otoritesinin ve siyasal birliğin korunması olduğunu göremiyorlar. Hz. Peygamberin, Müslümanlara millet olmaktan vazgeçmelerine dair hiçbir talimatının olmadığını da fark edemiyorlar. Tersine “kişinin kendi milletini sevmekten dolayı tenkit edilemeyeceğine” dair hadisini de kasten ihmal ederek, tam da şimdi küresel ideolojinin ihtiyaç duyduğu insan tipinin üretilmesi için yoğun bir mesai sarf ediyorlar. Çünkü “küresel İdeoloji” de millet ve millete dair bağlardan kurtulunması gerektiğini; insanların tek tek bireyler olarak değerli olduklarını; insanlığı geliştirecek olan bu bireyleşmeye karşı çıkan devlet, millet ve ona dair değerlerin yok edilmesi gerektiğini propaganda ediyor. Bunu yaparken de cazip motifler kullanıyor. Bizim “İslamcılarımız” ise bu tuzaklara düşerek kendi siyasi emellerini “müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid etmekte” hiçbir beis görmüyorlar.
Zannediyorlar ki küreselleşmiş bir dünya özgürlüklerin dünyası. Oysa böyle bir şey yok. “İslâmcı Siyasetçi”nin artık bunu görmesi; milli değerlerle çatışmaktan vazgeçmesi; devletle milletin birbirinden daha da uzaklaşması sürecine katkıda bulunmak yerine, tarihi bir daha ve ezber bozarak okumaları gerekiyor.
--------------------------------------------------
Yazan: deniz Tarih: February 10, 2007 9:15 PM
"Haydar Bey bu cinayetin ertesinde olayı nizamı aleme yıkmaya çalıştılar ama bu ocak kapatılalı 5 yıl olmuş..sürekli birşey çıkartıyorlar..bu konuda açıklama yaptı BBP..bu işte bir tuhaflık yok mu?" (Deniz H.)
PKK da kendini feshedeli heralde 10 yil oldu. Ulku Ocaklari kapatilali tam 30 yil oldu. Olduda ne degistiki?
Size bu tuhaf gelmiyormu?
Yazan: Haydar Tarih: February 11, 2007 4:59 AM
"Derin Düşünce gibi bir grupta yazar olarak entellektüel analiz yapacaksanız size ilk tavsiyem genelleyici yaklaşmayın olaylara,şahıslara vs..analiz yapın." [D]
Nedir bu? Alışık olunduğu üzere bir tehdit mi? Bir "tarz-ı siyaset", öyle değil mi!
İkincisi, alıntılanan makaledeki görüşle benim söylediklerimin ne alakası var? Elmadan armut çıkmaz. İslamcının millet nosyonunu reddetmemesi gerektiği düşüncesiyle benim söylediklerim arasında mantıklı bir ilinti kurabilmek için ya şaşkın, ya da düpedüz kötüniyetli olmak gerekir.
Üçüncüsü, çok keskin ve derin bir ezber bozma girişimi olacak ama, millet nosyonunu dikkate almak ile "insanların tek tek bireyler olarak değerli olduklarını; insanlığı geliştirecek olan bu bireyleşmeye karşı çıkan devlet, millet ve ona dair değerlerin yok edilmesi gerektiği" düşüncesi birbirini iptal ETMEZ!
Bir önceki yorumda söylediklerimi tekrarlıyorum: Türkiye'de İslami düşünce sahipleri, laikçi egemen zorbaların oyununa gelmek istemiyorlarsa, adını vermemin gerekli olmadığı bir siyasal partinin İslamı sadece bir takiyye unsuru olarak KULLANAN faşist kimliğine kendi aralarında yer olmadığını deklare etmek durumundadırlar. Bu, kendi entelektüel namusları için de elzem bir gerekliliktir. Burada "millet nosyonunu gözardı etmeme" yaklaşımı ile eli kanlı faşist katillik olgusunu elçabukluğu marifet kabilinden karıştrıvermenin lüzumu yoktur.
Yazan: metin-thePoor Tarih: February 11, 2007 9:46 AM
Milliyetcilikmi yapacaksin?
Milletini cokmu seviyorsun?
*Bulundugun sehir belediyesine "Estergon Kala"si yapacagina kac ambulansi oldugunu sor.
*Daglara azman bayrak yapacagina Pasaportunun uzerindeki ay-yildizin baska yerlerde gordugu muameleyi sor.
*Korede 10bin dolara imal edilen, Avrupada 12bin dolara satilan arabanin Turkiyede niye 30bin dolara satildigini sor.
*Baska ulkelerdeki Adalet ve Savunma Bakanliklarinin butcesinin orantilarinin Turkiyenin Adalet ve Savunma Bakanliklarinin butcesinin orantisina kiyaslandigindaki farkinin acayipligini sor. insanlarimizin Adalete de ihtiyaci yokmu diye sor.
*80 sene once dunyanin en onemli 10-15 ulkesi arasindayken, bugun neden 3.ligde oldugunu sor. http://www.stargazete.com/starextra/index.asp?haberID=45984
*Cevremizdeki 40 ulkeden hicbirine niye DOSTUMUZ diyemedigimizi sor.
*Sarikamista 9 degil... 90 bin mehmetcigimizi soguga, acliga terkedip oldururken karisina "orani burani emerim Naciyem" diye mektup yazan pasamizi niye tarih dersinde okumadigimizi sor.
*Seni, milletini, egemenligini temsilen yetki verip meclise gonderdigin kimselerin bile bir memurunu niye sorusturamadigini sor.
*Egitim seviyesi ilkokul 4. sinif ta kalan milletin okul yapimi ihtiyacini karsilamak yerine paranin nereye harcandigini sor.
*isci-memur olarak verdigin vergiyi senin patronunun niye vermedigini sor.
*Evinin onunu kazan dogalgazci muteahhidin telefon hatlarini parcaladiginda millete verdigi cevabin nasil "ittir lan" oldugunu, bu gucu nereden aldigini sor.
*Cocuguna aldigin oyuncagin icinde zehirli maddeler olup olmadigini, buna niye musade edildigini sor.
*Parti binasinin onune Orhun Mezar Taslari dikenlere "bununla memleketin ileri gittigi yok, onun yerine niye mesela bir bio-kimya arastirma merkezi acmiyorsun" diye sor.
*Turkiyede 5 yasina gelmeden olen cocuk oraninin neden Zimbabwe den yuksek oldugunu sor.
*Neden Karakol/Kisla yapacagina oraya hastane/saglik ocagi yapmadigini sor.
*Ankaranin elektrigini saglayan barajlarin dibindeki gol manzarali köyun neden elektriksiz oldugunu sor.
*Bir F-16 parasiyla kac rontgen cihazi alinacagini sor.
*80 senedir bu sorulari sormayi niye akil edemedigini sor.
...sor da milliyetciligini yaptigin milletinin halini gor.
Bahane cevaplar verirlerse "terliyiz" de.
YOK ARTIK OYLE UCUZ 'OCAK', MEHTER MARSI MiLLiYETCiLiGi !!!
Yazan: Haydar Tarih: February 12, 2007 4:12 AM
Ya herro ya merro mu?
Ya poor metin bey şu milliyetçilik düşmanlığınızın saf teorik olduğunu,pratikte şu barbarlarla hiç bir alıp veremediğinizin olmadığını bize anlatabilirseniz, anarşizminizin iyi niyetli olduğunu kendi beynimize çivileyebileceğiz.
Saygılarımla
Yazan: Salih N. Tarih: February 12, 2007 7:53 AM
BBP Baskani he askerde manga/kogus rkadasim hem hemsehrimdir; hatta mahalleli imisiz; ama degisik zamanlarda.
Mert bir anadolu cocugudur; etrafindakilere guven veren birisi. Maalesef kendsinde entellektuel derinlik gormedim ve "kursun atan da yiyen de" gelenegini terk edebilecegini de sanmiyorum.
"nizam-i alem 5 yil nce kapatilmis" vb ile ulkuculeri temizlemek mumkun degil (isim degistirdiler ama onemli degil) .Maalesef bu ideloji poltik spektruma girdiginden beri hep "eylemci" oldu. "eylemcilik" onlar icin ontolojidir. Cunki tefekkur piyasasina sunacak mallari yoktur. Bundan dolayi ise "davadan doneni vurun" ile basladilar isi saglama almak icin. "uyandim, artik kendim icin dusunebiliyorum" demek yasaktir.
Derin devlet (Ertugrul Gunay'a gore "karanlik devlet, Mahcupyan'a gore "illegal devletcilik", Catlak Profesor'e gore 'bilmem ne devlet") in her tarafinda bu sozumona ideolojinin muhtelif varyasyonlari, fraksiyonlarinin imzalari var. Dusunce tarzi olrak laikci-Kemalizm'l hicbir farklari yoktur; Ikisi de "vatanin sahibi", ikisi de "ideal Turk"un kim oldugunu biliyorlar ve diger "hainleri" Anadolu'nun denizinde bogacaklar". Tuncal Ozkan Eskisehir'deki konusmasinda oylarinizi ya CHP'ye ya MHP'ye verin demis. Eh "su catlagini bulumus".
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 12, 2007 11:05 AM
Kısacık bir bilgi :
Mehterhane 15 Haziran 1826’da batılılaşma uğruna 2.mahmut döneminde lağvedildi. Yerine Batı tarzı bir bando ikame edilmeye calışıldı.Mehterhaneye ait olan eserler ise malesef bugün kayıplar. Birçoğu kayboldu. Tam detayını tarihçilere somak lazım.1911 deki bir girişim üzerine 1914 de tekrar canlandırılmaya çalışıldı. Ama şu kesin ki bugün bize mehter marşı diye yutturulmaya çalışılan buram buram ibtidai ırkçılık kokan marşlar sonradan yazılmıştır. bir kısmı cumcumiyet dönemimde bir kısmı ise cumcumiyetten hemen önceki zamanlarda yazılmıştır. Tabi ki marşlar yazılırken yazılırken devrin ve devrimizin anlayışı olan kavmiyetçilik ( milliyetçilik değil) aşırı derecede sulandırılmış bir şekilde marşlara girmiştir.Osmanlı nerde bugünün türkçülük kisvesine bürünmüş bölücüleri nerde.Bunlardan aynı cümlede bahsetmek bile bana göre doğru değildir. Bugün ülkemizde milliyetçilik adı ile yutturulmaya çalışılan şeyler aslında içinde İslami söylemler bulunan en hafifinden tamamen Türk kavmiyetçiliğine dayanan en acayibine kadar temelde aynıdırlar. Aynı kronik illetten muzdaripler. Hepimiz kardeşiz, kardeş olarak yaşıyouz söyleminin altında bile malesef çok ciddi bir ırkçılık yatmaktadır. Hepimiz aynıyız ya da aynı olmalıyız cümlesinin başka bir şekilde ifadesidir bu. Kardeş olmanın ön şartı herkesin aynı dille konuşmasıdır bu cahiliye devinde kalması gereken tuhaf zihniyete göre.
Farklılıkları sindirmek Tükiyede yaşayan insanların ekserinin kolaylıkla kaldırabileceği
bir husus değildir. Anadili Türkçe olmayan daha doğrusu bilingual olan ben bile üniversitedeki ilk yılımda telefonda ailesi ile Lazca konuşan bir arkadaşı gördüğümde bu durumu çok garipsemiştim hatta kabullenemiştim. Benim böyle hissetmem gayet doğaldı aslında. Tüm eğitim hayatım boyunca beynim yıkanmıştı. Varrsa yoksa Türk ırkı. Ün üstün ırk . Yahudilerden bile üstün. Ahlak denen kavram türklerden dünyaya yayılmıştı. Müslüman değillerdi İslamdan önce ama sadece adları Müslüman değildi. Tarihin en büyük medeniyetlerini kurmuşlardı tüm tarihi geçeklere rağmen.
Hülasa Gizli ya da açık farkedilen yahut farkedilmeyen bilerek yapılan ya da bilmeden yapılan iyi niyetle yapılan ya da yapılmayan her türlü bölücük ki buna Türkçülük de tamamen dahildir çağımızın en tehlikeli hastalığıdır.
Saygılarımla
Haşiye : Osmanlıyı bari ırkçılığı savunurken kullanmayın . Tarih ilmini de bu kadar zorlamayın
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: February 12, 2007 11:19 AM
TURKLERE MILLIYETSIZLIK dıgerlerıne mıllıyetcılıgın en kralı bravo TURK ULUSU BUNA KANMIYOR VE TURKLUGU ILE ONURLU BIR BICIMDE SOYUNA TARIHINE UYGARLIGINA KULTURUNE DEVLETINE CANIYLA KANIYLA HER SEYI ILE SAHIP CIKMAK ICIN GECMISTE OLDUGU GIBI BUGUN VE GELECEKTE DE HER ZAMAN TEREDDUTSUZ HAREKET EDECEKTIR.... bu hallere yenıden kesfetmek ve tavrını belırlemek ıcın gecmısten ders alınması gerekır turk tarıhı cok degıl seksen yıl once bunları yasadı ve sızlere onerecegım kıtaplardan bırı de SARI PASAM adlı kıtaptır ataturkun fıkırsel yapısının nasıl olustugunu ne gıbı donemlerden gecıldıgını anlamak ve gunumuzu kavramak ıcın ıyı bır kıtap... yoksa sadece genclıge hıtabeyı okumak da yeterlı olur mu dıyecegım ama bu kafı gelse ıdı herhalde bır darbe gerekırdı:) Allah akıl saglıgı versın sızlere, turk mıllıyetcılıgını dolayısı ıle bu ulusun varlıgını dusman belleyenler , turklerın medenılıgı sayesınde varsınız helen medenıyetı kuduse kadar varlıgını korusa ıdı
Yazan: ancazin Tarih: February 12, 2007 10:00 PM
Haydar Bey,
Boşuna kendinizi yormayın, bu "milliyetçi" geçinen lumpen takımı laftan sözden anlamaz. Onların kullandığı alet edevat, kesinlikle düşünce ve duygu değil; her türden ateşli silah veya kesici alettir. Allahtan İslamın nuruyla kafası aydınlanmış müslüman kardeşlerimiz de var da, bu faşo takımı kendisinden olmayan herkesi eskisi gibi kolayca "gomonis" falan gibi moronca suçlamalarla susturamıyor. Millet uyanıyor artık, yemiyor bu ucuz numaraları.
Yazan: metin-thePoor Tarih: February 12, 2007 11:25 PM
Salih N. Bey,
Sözlerinizi tam olarak anlayamadım. Biraz daha açık seçik sorarsanız ve tekrar buraya uğrayabilirsem cevaplamaya çalışırım. (Uzun süredir vakitsizlikten Mustafa Bey'in blogunu ihmal ettim ve maalesef bundan sonra da pek sık uğrayamayacağım.)
Bekir Bey,
Teşekkür ederim dostum.
Yazan: metin-thePoor Tarih: February 13, 2007 12:07 AM
1.osmanlı'da hiç ayrımcılık yoktu diyenler tarih konusunda çakmış demektir(ayrımcılık sadece "ırk"a göre yapılmaz sanırım)
2.milliyetçiliği kaldırıp yerine ne koyacaksınız?bunu da yazınız lütfen.
3.milliyetçiliğin tasfiyesinde anlaşmış gözüken arkadaşlar, gelecek vizyonlarında da ortak kaygılar mı güdüyorlar? yoksa hele bir yıkalım mı demekteler?
4.islamcılar,sosyalistler,komunistler,anarşistler,liberaller,otonomi-bölünme savunanlar vs. barış içinde yürüyebilecekler midir?
5.bütün bu tartışmaları yaparken önceliğimiz devletin ve halkın her anlamda daha gelişmiş olduğu bir ülke yaratmak mı, yoksa kendi ideolojimizin baskın olduğu bir ülke inşa etmek mi?
Yazan: beyazıt Tarih: February 13, 2007 12:13 AM
Metin bey,
Buraya gelip iki slogan atan kimseler var ya, soyledikleriniz onlar icin oldukca gecerli. Kendi kafasinin urettigi hic birsey olmadigi gibi, onlar ureten kafalarada pek iyi bakmazlar. Fikir hangi istikamette olursa olsun.
Fakat ne kadar fikri aykiri olsada iki paragraf veyahutta iki kutuphaneyle guresecek olan kimselerde bir ISIK olduguna inanirim... tabiiki firsat pesinde, cikarci degilse.
***
O nedenle, basta anacazin olmak uzere burada yazanlarin digerlerinden birseyler ogrendigini, karsiliginda be de dahil bazilarimizin o arkadaslardan birseyler ogrendigimi samimi olarak soylemek isterim. En azindan karsilikli olarak kafalarimizda soru isaretleri cakmasina sebep oluyoruz.
...vede herseyden onemlisi, ben bu arkadaslarin cogunun cidden ve samimiyetle vatanlarini sevdiklerini biliyorum. Bu hepimizin ortak sermayesi. Soru "vatan nasil sevilir"? iste bunu birbirimize anlatabilmemiz lazim.
Sizin gibi arkadaslarin burada tukettigi nefesin bosuna oldugunu asla dusunmeyin, ben yazdiklarinizi keyifle okuyorum.
OMZUNUZU OMZUMUZDAN EKSIK ETMEYIN.
Yazan: Haydar Tarih: February 13, 2007 4:37 AM
Sayin beyazit,
Son soruya once cevap veriyim... DEMOKRASI. Yani insani temel alan yaklasim bugunku tum sorunlarimizin sebebi bu.
Sizinle yolda karsilassak veya bir otobuste yanyana otursak... gulumseyerek selamlasiriz degilmi. Cunku sadece insan oldugumuz buna yeterli.
***
Fakat siz Nurcuymussunuz veya dondurma sevmezmissiniz, yada orta 2 den terkmissiniz... bana ne!
Cok Turk olsaniz bana ne az Turk olsaniz bana ne!
Esiniz etek giyorsada bana ne, carsaf giyorsada bana ne!
Bunun hesabini siz kendi kendinize, ailenize ve tanriniza verirsiniz. Sizin hesabinizi ben verecek degilim ya!
VEYA
Benim hesabimi siz verecek degilsiniz!
Birileri size bu hesaplari karistirmanizi soyluyorsa yanlis yapiyor demektir.
***
Su anda Ozdemir Erdogan'in Cokertme parcasi caliyor hoparlorde, kalkip iki "hey" cekip geri oturuyorum... ve yaziyorum.
Ev arkadasim irlanda asilli bir hanim, ona gore benim dinledigim "kedi miyavlamasi". Kadin hakli. Banada onun River Dance'i kapi gicirdamasi ve butun parcalar birbirine benziyor.
Tepeme atom bonbasi indirselerde Ibrahim Tatlisesten, Ozdemir Erdogandan, Turkce fikradan, Kurtce halaydan, yaprak dolmasindan, anamin basortusunden, Agnostik felsefemden, aynada gordugum durust suratimdan vazgecmem.
***
Otobusun benim duragima gelmesine bes alti dakika var.
Hala yanimda oturmak istiyormusunuz?
Cevabiniz evet ise, gelin bizi yonetenlere "gidin baska islerle ugrasin! ambulans filan alin! benim dinime, dilime, muzigime, dolmalarima karismayin" diyelim.
BU ZiHNiYETLE DEVLET YONETMEYE/YONETiLMEYE DEMOKRASi DENiR.
Yazan: Haydar Tarih: February 13, 2007 5:23 AM
Ayrımcılık kelimesiyle kastedilen farklı insan kavimleri arasında adaleti gözetmemek demektir.Belli bir ırkın üstünlüğü masalına inanıp diğer topluluklara bunu dikte edilmesi demektir. Türk olmayan anasırın tamamının asimile edilmesi demektir.Ayrımcılık kelimesiyle ifade edilen etnik milliyetçiliktir. Osmanlı devleti hatalarıyla doğularıyla tarih sahnesinde varolmuş bi devlettir. Ama şunu çok rrahat söyleyebiliriz İttihat ve Terakki idareyi ele alıncaya kadar etnik milliyetçilik yapılmamıştır.Zaten insanlardan birbirlerinden ayrıdırlar.Din,dil kültür yaşanılan coğrafya bazen derilerinin rengi itibariyle zaten ayrıdırlar. Önemli olan ve asla faşist güruhun hazmedemeyeceği mevzu bu farklılıklarla beraber yaşayabilmektir.
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: February 13, 2007 8:49 AM
Sn Haydar
Mustafa Akyol sadece bazı insanlara yapılan eleştirlere filtre koyuyor bazılarına koymuyor..Enver Paşa için yaptığınız yorum bilgisizce yapılmış,bir hamamda kocakarı dedikodusundan başka birşey değildir.
O sorularınıza ekleyin o zaman :
1.Neden 23 Temmuz 1919 da Mustafa Kemal i bağrına basan 3 ordu Osmanlı nın en düzenli kalan ordusuydu?
2.Sarıkamış da yok olan ordu sonradan dirildi de taa Bakü ye kadar nasıl gidebildi?
3.Mustafa Kemal e Moskova dan gelen yardımları kim organize etti?
4.Trabzon a kadar gelip de etrafındakilerin Ankara ya gitme ısrarına rağmen Mustafa Kemal den beklediği vefayı görmeyince neden istikametinin Doğu ya doğru çevirdi?
5.Trablus da Ömer Muhtarları,Mustafa Kemal leri kim örgütledi ,cesaretlendirdi ve ayaklandırdı.
6.1910-1922 yılları arasında kahraman diyince akla gelen kişi,anadolu halkının hayran olduğu kişi kimdi?
Hadi şu resmi tarihinize sorunda size vatan uğruna şehid olmuş birisi hakkında böyle konuşmamanız gerektiği gevelesin.
Saygılar
Yazan: Salih N. Tarih: February 13, 2007 8:49 AM
saolun haydar bey, benim için soruların cevaplandırılması önemli ve değerli. onların uygulanabilir olup olmadığını da başka sorularla açmaya devam edebiliriz. ya da mustafa bey bu konuyu açar, açık seçik gelecek öngürüsü yapar herkes. bu yolla önümüz aydınlanabilir,tarihten seçtiği bölümü kendi bakışıyla değerlendirip yazarsa sayın katılımcılar, karşılıklı suçlamadan bir adım öteye gidilemez. en basit örnek "abdülhamit kızıl sultan mıydı, ulu hakan mıydı?" teşekkürler
Yazan: beyazıt Tarih: February 13, 2007 11:47 AM
nedenle, basta anacazin olmak uzere...
ya en sıvrı ben kacıyorum burada:) oyle galıbe mustafa akyolun en cok sansuledılerınden olsam gerek gercı bunu bıreylere karsı hakaret olursa yapsa daha ıyı olmaz mı otekı turlu burada demokrasının sınırlarını ben cızerım demek oluyor ama dogru herkese kendı c... (merak etme ben buradan kestım herkes kendı anlasın maksat beyın jımnastıgı)
Yazan: ancazin Tarih: February 13, 2007 8:31 PM
Degerli Salih N kardesim. Bana "resmi tarihci" demeden once aylardir yazdiklarimdan sadece bir ikisini okuyun... Tersinin oldugunu goreceksiniz. Ozur diliyeceginizi pek zannetmiyorum ama onemlide degil.
Sordugunuz sorularin cevaplarini bilmiyorum. Eger bu cevaplar bir sekilde Sarikamista 90 bin askerimizin telef oldugunun tersini soyluyorsa aciklayin, ogrenmek isterim.
Hamam dedikodusuna gelince, Ozdemir Ince ve Murat Bardakci bu konuda Hurriyette Enver Pasanin Sarikamis faciasini takip eden gunlerde Erzurumdan yazdigi mektuplarini yayinladilar. NE HIKMETSE BUNLAR HURRIYET ARSIVLERINDEN CIKARTILMIS. EMIR BUYUK YERDEN OLMALI.
***
Turkiyedeki 5000 kose yazarindan en az sevdigim Emin Colasan sunlari yazmis. Itiraziniz varsa ona hangi hamama gitmesi gerektigini yazin, yok yazmazsaniz...
...bosverin sizin uslubunuzla yazmaya hic niyetli degilim.
***
Sarıkamış faciası
Emin ÇÖLAŞAN
22 12 2004
SEVGİLİ okuyucularım, bugünkü yazımda güncel konuları bir tarafa bırakıp geçmişe, yakın tarihimize dönmek istiyorum.
Biz tarihini bilmeyen bir toplumuz.
Okullarda göstermelik tarih dersi okutulur, öğrencilere bir sürü gereksiz şey öğretilir, ezberletilir ve her şey orada biter. O yüzden geçmişimizden koptuk. Ortaya bir konu atılınca çoğunluk bir şey bilmiyor.
Nedir Sarıkamış faciası denilen olay? Kısaca anlatayım... Çünkü 22 Aralık 2004, bu olayın başlangıcının 90. yılı. Zaten 22 Aralık 1914 günü başlıyor ve 5 Ocak 1915’te noktalanıyor...
Ve iki hafta içerisinde, tam 90 bin Türk askerinin şehit düşmesiyle sonuçlanıyor.
Yıl 1914. Almanların safında Birinci Dünya Savaşı’na girmiş durumdayız. Pek çok cephede ve bu arada Doğu Anadolu cephesinde Rus ordusuyla savaşıyoruz. Bütün amacımız Rusların eline geçmiş olan Kars, Ardahan, Sarıkamış gibi yerleşim birimlerini kurtarmak.
Ama asıl amaç Rus ordusunu bu cephede mümkün olduğunca uğraştırarak, Rusların Alman cephesine daha az kuvvet göndermesini sağlamak. Yani Alman ordusunu rahatlatmak.
Daha sonra aynı şeyi, Almanların baskısı ve isteği ile yine yaptık. İki kez Süveyş Kanalı’na sefer düzenleyip hezimete uğradık. Türk askeri bu kez Süveyş Kanalı’nın sularında boğuldu.
1914 yılı aralık ayında Doğu Anadolu’da korkunç bir kış hüküm sürüyor. Türk ordusu dağ başlarında adına zeminlik denilen toprağa oyulmuş çukurlarda mevzilenmiş durumda.
Orduya ikmal yapılamıyor çünkü memlekette yol yok. Silah, giyecek, yiyecek ancak İstanbul’dan gemilerle gönderilecek, Trabzon’da karaya çıkarılıp Erzurum’a, oradan da cepheye kağnılarla, at, eşek ve develerin sırtında ulaştırılacak!
Ruslar denizde İstanbul-Trabzon hattını kesmiş, yola çıkan gemi batırılıyor.
***
Ordu perişan durumda. Doğu cephesinde asker yazlık giysiler ve çarıklarla. Bomba, silah, mermi, yiyecek ve giyecek gelmiyor. Durum her geçen gün kötüye gidiyor. Başkomutan Vekili Enver Paşa Ruslara yapılacak saldırı için Doğu ordusunun başına geliyor.
Komutanlar böyle bir kış mevsiminde bu saldırının başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını ısrarla vurguluyor. Ancak Enver Paşa fikrini değiştirmiyor.
Ordular o korkunç kış günlerinde Sarıkamış’ı alıp Rusları kovalamak amacıyla Allahüekber Dağları’na sürülüyor. Asker bu yüksek dağları yürüyerek aşacak ve Sarıkamış’ı alacak! Kar iki metre, sürekli tipi var. Sıcaklık eksi 30’larda.
Karşımızda karnı tok, giysileri sağlam, silahları eksiksiz Rus ordusu var.
22 Aralık felaketin ilk günü. Aç, çıplak, ayakkabısız, yiyeceksiz asker dağlara sürülüyor. Tam iki hafta boyunca o dağlar, o korkunç kış mevsiminde yürüyerek aşılmaya çalışılıyor.
En sonunda bunu başaran yaklaşık 300 asker Sarıkamış’ın kenar semtlerine giriyor. O yorgun, bitkin kahramanlar da orada Ruslar tarafından esir alınıyor, ya da öldürülüyor.
Öte yanda Ruslar da cephenin öteki taraflarına hücum ediyor. Ordunun komutanı Enver Paşa son anda kaçmayı başarıyor. Esir düşmekten kıl payı kurtuluyor.
Sonuç: Allahüekber Dağları’nda tam 90 bin Türk askeri savaşmadan, sadece soğuktan donarak şehit düşüyor...
Ve Türk tarihinin en büyük felaketi 90 yıl önce bugün gerçekleşmeye başlıyordu.
Bir Enver Paşa macerasının acı sonu!
(Bu konuda yazılan, Sarıkamış faciasını anlatan çok ilginç, araştırmaya dayalı iki kitabın ismini size vereyim. İlgi duyarsanız okursunuz.)
Alptekin Müderrisoğlu: Sarıkamış Dramı. (Kastaş Yayınevi.)
Kaymakam (Yarbay) Şerif Bey’in Anıları. Sarıkamış. (ARBA Yayınevi.)
***
Bugün yörede şehitlerimiz için dikilmiş görkemli anıtlar yok. Dağ başlarında sadece birkaç toplu mezar var ki, üzerleri taş yığını.
Falih Rıfkı Atay Sarıkamış felaketini yıllar sonra, İstiklal Harbi sürerken şöyle değerlendiriyordu:
‘O ölüp gidenler sağ olsaydı, Mustafa Kemal Paşa bugün Yunanlıları denize dökmüş olacaktı. Türklerin yaşamak ve ölmek için vatana lazım oldukları gün, bu gündü. Doğu Anadolu’yu aradık taradık, her yıkıntı arasında bir insan iskeleti çıkıyor. Kemik olan o yiğitler bugün namus ve özgürlük için dövüşeceklerdi. Şu savaşta birinin bile ölmesine zor razı olduğumuz ordularca Türk’e nasıl kıydınız?’
Hepsine Allah rahmet eylesin.
Yazan: Haydar Tarih: February 13, 2007 9:55 PM
Sayın Haydar
Enver Paşa nın eşine yazdığı aile ilişkilerinin ne kadar sıcak ve tabii olduğunu gösteren(bu mektuplara sadece yobazlar karşı çıkabilir,çünkü Kur an insanın karısıyla olan ilişkilerine bizdeki gibi bir sınır getirmiyor."yok şu ayıp,yok şu günah")mektupları ben daha önce okumuştum ve ben de aşırı bir pozitivizm uyandırmıştı.Savaş ruhiyeti halinde ki bir komutanın sorumluluğunun yükünü eşinin sevgisinde araması kudretli Osmanlı paşasının insani yönünü gösterir ve bunda yadırganacak yönü ancak bir yobaz arayabilir.
Emin Çölaşan ve Falih Rıfkı Atatürk yağdanlığı yaparak hayatını geçindiren iki gazetecidir.Ne araştırma ne de tarihçidir onların yazdıklarının ne olduğunu herkes biliyor zaten.(pardon siz de fotoğrafçı gazeteciydininz değil mi?)Dolayısıyla onların yorumları benim sorduğum soruların cevabı değil.
1912 yılında yeni seçilen Amerika Başkanı Wilson’a, Türkiye’ye atanacak büyükelçinin kim olacağı sorulduğunda, "Türkiye yok ki, elçi göndermeye ihtiyaç olsun" demiştir.
Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Osmanlı’ya bakış işte bu şekildeydi. Dolayısıyla, Birinci Dünya Savaşı’na niçin girdik, girmesek ne olurdu gibi tartışmalar, Wilson’un cümlesi karşısında anlam ve önemini yitiriyor.
Birinci Dünya Savaşı’nın bir parçası olan Sarıkamış Harekâtı, milli bellekte silinmez izler bırakan ve ilk günkü tazeliği ile vicdanları bugün de kanatan bir mücadelenin adıdır.
Sarıkamış Harekâtı, Rus işgali altındaki Kars, Sarıkamış ve Ardahan’ı kurtarmak; baharda başlayacak Rus taarruzunu engellemek ve Kafkaslar ile Orta Asya’daki Türk illerinin kapısını açmak amacıyla başlatılmıştır. Bu harekâtın bir diğer amacı da, Birinci Dünya Savaşı’na parlak bir başlangıç yapmaktı. (Rusların, Kars ve Ardahan civarında tahrik ettikleri Ermeniler, otuz binden fazla Türk erkeğini işkencelerle öldürmüş, Müslüman kadınlara da yapmadıkları kötülük kalmamıştı. Ermenilerin ellerinden kaçabilen çoğu kadın ve çocuk binlerce insan karlı dağlarda perişan bir haldeydi. Ermeni askerlerinin muhafazasına verilen Türk esirler acımasızca işkencelere maruz kalarak öldürülüyordu. Artık buralardaki Müslümanların kurtarılması da vicdanı bir yükümlülük haline gelmişti.)
Burada, Enver Paşa’nın "acele ettiği" iddiasına da bir parantez açmak gerekiyor: Ziya Nur Aksun, Enver Paşa ve Sarıkamış Harekatı isimli eserinde şu tespiti yapmaktadır: "Diğerlerinin ayak sürümelerine rağmen, Enver’in harekatta ısrar etmesi, vukuata göre haklı ve çok isabetli görünmektedir. Çünkü, harekatta yapılacak her gecikme, Ruslar’ın Sarıkamış’taki vaziyetini kuvvetlendirecektir."
Çünkü Rusların, sınırsız insan kaynakları vardı. Neredeyse her gün, yeni takviye birlikler geliyordu. Türk ordusu ise, dört bir cepheye dağılmış vaziyette olduğundan, sınırlı imkanlara sahipti.
Burada bir konunun daha altını çizmek gerekir: Anadolu’yu kasıp kavuran salgın hastalıklar yüzünden, her ay, Üçüncü Ordu mevcudunun % 18’i hastalanıyordu. Bir an önce harekata geçilmezse, ordu, durduğu yerde eriyecek ve bir güç unsuru olma özelliğini yitirecekti.
Sarıkamış Harekatı’na 83. Alay Komutanı olarak katılan Tuğgeneral Ziya Yergök, anılarında bu gerçeği tüm açıklığı ile ortaya koyuyor: "Orduyu hareketsiz, boşu boşuna durdurmak, tatbikatla uğraştırılsa bile iyi bir şey olmazdı. Muharebeye giren ordu, sonuna kadar muharebe ile uğraşmalıdır. Ordu uygun olmayan şartlar altında bekletilirse, her türlü bulaşıcı hastalıktan erir, mahvolurdu.
Düşmanlarımızın yiyecek, içecek, giyecek, yakacak ve cephane kaynakları bitmez tükenmez derecede bol olduğu için, muharebeyi uzatarak kazanmak istiyorlardı. Bu kaynaklar bizde ve müttefiklerimizde az olduğu için, istiyorduk ki bir an önce zafer kazanalım. Bu yüzden taarruz yaza bırakılamaz, sınırlı kaynaklarla muharebe uzatılamazdı." Sayfa 122
Ve Sarıkamış Harekatı
Üçüncü ordunun üç kolordusu, 24 Aralık 1914 günü, eksi kırk derece soğukta, Büyük Sarıkamış Çevirme ve Kuşatma Harekatı’na başladı. Ayrıca, gerilla harbi yapan yarı resmi Türk çeteleri de Ardahan’a hareket etti. Üçüncü ordunun bazı kıtaları, 24-25 aralık gecesi Sarıkamış’a ulaşmayı başardı. Ancak, Allahü Ekber dağlarını aşarken çetin zorluklar ve kış şartları sebebiyle çok zaiyat verildi.
Türk ordusunun ne kadar zorlu bir işe giriştiği, Rus Kafkas Ordusu Başkumandanının, Fransa ve İngiltere’ye çektiği şu telgraftan bellidir: "Telefon konuşmalarını bile durduran soğuk ve kış, Türk ordusunu engellemiyor. İkinci bir cephe açarak, Türk ordusunun ilerlemesi durdurulamaz ise, Bakü petrolleri Osmanlı-Alman ittifakının eline geçecek ve Hindistan yolu onlara açık bulunacak."
Kış, bu sırada daha da şiddetlendi. Fırtına ile yağan kar yolları kapatıp çadırları yıktı. Arkasından da dondurucu soğuklar bastırınca, kayıplar artmaya başladı. 25/26 Aralık gecesi, 10. Kolordu Sarıkamış’ı kısmen işgal etmeyi başarsa da, savaş sonunda bu kolordu da erimiştir.
Sarıkamış Harekatı sonucunda ağır bir bedel ödendiği doğrudur. Fakat, bazılarının iddia ettiği gibi, bu bedel, "düşmana tek kurşun sıkmadan" gerçekleşmiş değildir.
Vatani görevimi, 3. Ordu’da taarruz piyadesi olarak yaptım. Bize öğretilen ve askeri kitaplarda yer alan, taarruz ile savunma oranının ikiye bir olduğudur. Yani, savunan taraftan bir asker ölürse, taarruz eden taraftan iki askerin ölmesi kaçınılmaz gibidir.
150 bin kişilik 3. Ordu’nun (Harekata katılan: 75 bin) kaybı, harp tarihi arşivine göre 23 bin şehit, 7 bin esir ve 10 bin yaralıdır. Liman Paşa’nın kitabında, asker kaybımız 42 bin olarak ifade edilir. Birçok tarihçi de, toplam olarak 50 bin rakamını doğru kabul eder. Rus ordusunun kaybı ise, kendi resmi rakamlarına göre 32 bindir. Resmi kaynakların dışına çıkıldığında, Rusların kaybı da artmaktadır.
Sarıkamış Harekatı’nda 90 bin zaiyat verdiğimiz, sadece Rus kaynaklarında yazılıdır. Bu rakam, propaganda amaçlı olduğundan abartılıdır. Ve resmi ideolojinin sözcülüğünü yapan bazı tarihçiler, Rusların verdiği bu rakamı doğru kabul edip kullanmıştır.
Sarıkamış Harekatı’nda yaşananların bir benzeri de, İngilizlerin başına gelmiştir. Somme Savaşı, Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı çarpışmalarından biridir. Somme’de, Alman savunma hatlarını yarmak için taarruz eden İngiliz ordusu, akıl almaz hatalar ve bazı talihsizlikler yüzünden, ilk gün, 58.000 asker kaybetmişlerdir. İlerleyen günlerde, bu sayı hızla artmıştır. Ve Somme Savaşı, Britanya İmparatorluğu ordusunun bir tek günde en çok kaybı verdiği savaş olarak tarihe geçmiştir.
Sarıkamış ile Somme arasındaki tek fark ise, İngilizlerin, bu ağır kayıplar ve sonuçsuz taarruzlara rağmen, hiçbir komutanlarını suçlamamasıdır.]
Sarıkamış Harekatı’nda soğuktan ve açlıktan ölmelerin başlıca iki nedeni var:
1- Taarruza katılan birliklerin hatırı sayılır bir kısmı, özellikle Arabistan’dan geri çekilen ve Güneydoğu Anadolu’ya sevk edilenlerdir. Bu askerler, sıcak iklime alışık olup teçhizatları yönünden de kış şartlarına hazırlıksızdır.
2- Harekat başlayacağı zaman, Üçüncü Ordu’nun mevcudu 190 bin insan ve 60 bin hayvan idi. Bu mevcudun altı aylık iaşesi için takriben 88 milyon kilogram buğday, çavdar ve arpaya ihtiyaç varken, ordu ambarında yalnız 1 milyon 250 bin kilogram erzak ve zahire mevcuttur. [Kaymakam Şerif Bey’in Sarıkamış Anıları, sayfa 56]
Yine, 5. Kolordu’ya bağlı 31. ve 32. fırkalar, feci bir yanlışlık eseri olarak, havanın da sisli olması yüzünden, birbirlerine ateş etmişler ve 2 bin asker zaiyat vermişlerdir. [Buna benzer bir yanlışlığın Kıbrıs Barış Harekatı’nda da yaşandığını hatırlatmakta fayda var.]
Ayrıca, 3. Ordu’ya en büyük darbeyi Rusların değil, tifüs, çiçek, humma, dizanteri, kolera, sıtma gibi salgın hastalıkların vurduğu, birçok tarihçinin ortak görüşüdür. Sözgelimi, Mart 1915’te 3. Ordu’nun % 45’i hastalanmış, % 11’e yakın kısmı da hastalıktan vefat etmiştir. (Kaynak: Tarihin Sarıkamış Duruşması, Dr. Ramazan Balcı, sayfa 103)
Sarıkamış Harekatı’na katılan askerlerin, "bizi Ruslar değil, bitler yendi" sözü, hiçbir zaman yabana atılmamalıdır.
Tarafsız bir bakış
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu isimli önemli bir kitaba imza atan Edward J. Erickson ise, daha iyimserdir. Sarıkamış Harekatı’nı onun kaleminden okuduğumuzda, içimiz pek kararmaz. O halde okuyalım:
"Sarıkamış Harekatı, 22 Aralık sabahı kar ve sisin az olduğu, umut veren ılımlı bir havayla başladı. 10. Kolordu sabah saat 4’te Oltu istikametinde harekata başladı. 9. Kolordunun tümenleri sabah saat 6 ile 8 arasında hücum ederken, 11. Kolordu sabah saat 9’da hücuma geçti. Enver Paşa sabah saat 8’de harekatı izlemek üzere ileri hatlara gitti ve öğleden sonra saat 3 sularında Hahor’a geldi. Başarılı bir gündü ve 3. Ordunun akşam raporları son derece ümit vericiydi. Ertesi gün de işler iyi gitti ve 24 Aralık tarihinde Türk sol kanadı Oltu’yu geçmiş ve hâlâ ilerlemeyi sürdürüyordu. 11 Kolordu ile 2. Süvari Tümeni de ilerliyordu. 24 Aralık’ta 9. Kolordu Sarıkamış’ın dış mahallelerine ulaşmış, 10. Kolordu da güneydoğuya dönerek Sarıkamış’ın kuşatılacağı noktaya varmıştı. Bu ana kadar taarruz büyük bir başarı kazanmış, 10. Kolordu sadece üç gün içinde 75 kilometrelik çok zor bir yürüyüş yapmıştı. 25 ve 26 Aralık tarihinde yapılan bir gece hücumunda 29. Piyade Tümeni Eski Sarıkamış’a girdi. 28 Aralık günü 10. Kolordu Sarıkamış-Kars yolu üzerinde tıkama mevzilerini ele geçirdi. Şimdi hava koşulları kötüleşmekteydi ve 10. Kolordu 1 buçuk metre karın bulunduğu ve ısının - 26 derece olduğunu bildiriyordu.
Ne yazık ki 11. Kolordunun hücumları yeterince etkili olamamıştı ve kolordu Rusları ileri mevzilerinde tespit etme görevini yerine getiremedi. Ruslar derhal bundan yararlandılar ve Erzurum önündeki hatlarından bir kaç piyade ve süvari alayı çekip Türkler gelmeden önce Sarıkamış’a geri gönderdiler. Bu kuvvetler son anda yetiştiler ve art arda gelen Türk hücumlarına karşı şehri elde tutmayı başardılar. Rus ordu ve kolordu karargahları, gelişmeler cesaret kırıcı olmasına rağmen duruma iyice hakim oldular ve kuvvetleri üzerindeki etkin komuta ve kontrolü yitirmediler. Ayrıca 10. Kolordunun daha fazla ilerlemesini engellemek için Rus takviyeleri hızla Benliahmet’e gelmekteydiler.
29 Aralık, 3. Ordunun başarılarının son noktasına eriştiği gün gün oldu. Enver Paşa ordunun ileri harekatına katılmış ve operasyonun doğrudan komutasını üstlenmişti. Kuşatmanın tamamlanması için Çerkezköyü’nün kuzeyindeki sahra karargahından topyekün bir gayret gösterilmesini emretti. Ne yazık ki Türk hücumları bir sonuca ulaşacak gibi görünmüyordu ve Ruslar, çöküşün eşiğinde görünmüyorlardı. Ertesi gün Rusların Kars ve güneydoğudan taze takviye kuvvetleri getirmekte oldukları apaçık görüldü. Ayrıca yıpranma ve kayıplar Türk tümenlerini zayıflatmakta, askerler tükenmiş durumdayken hava da giderek kötüleşmekteydi.
Kuvvetlerin yeni yılı karşıladıkları ve 1915 yılının başladığı sırada harekata ilişkin taktik inisiyatifler karşı tarafın eline geçti. 10. Kolordunun kanatlarına ve 11. Kolordunun karşısına büyük Rus kuvvetleri getirilmişti. 2 Ocak 1915 günü Ruslar kendi taarruzlarını başlattılar. Bu tuzak içinde bir tuzaktı ve kuşatma yapan 9. ve 10. Kolordular şimdi ezici bir Rus kuşatmasının hedefi oldular. Türklerin durumu bir gecede değişti ve umutsuz hale geldi.
4 Ocak günü Rus hücumları 9. ve 10. Kolorduları giderek daha küçük bir bölgeye sıkıştırırken, Türkler felaketin eşiğine gelmişlerdi. Türklerin ya ricat ya da imha ile karşı karşıya oldukları açıktı ve Enver Paşa çekilmeyi onayladı." (Sayfa 84, 85, 86)
Enver Paşa, İtalyanlara karşı savaşmak için Trablus’a giderken, bir mektubunda şöyle der: ‘Trablus artık kaybolmuş sayılır. Buna rağmen neden gidiyorum? Bütün Müslüman dünyasının bizden beklediği bir vazifeyi yerine getirmek için gidiyorum.’ Aynı insan, Osmanlı Ordularının sâbık baş komutanı ve damad-ı Halife-i İslam olarak hiçbir başarı umudu olmayan Türkistan’ın bağımsızlık mücadelesine atılırken de, böyle, insanı ürperten bir gerekçe söyleyecektir."
Enver Paşa, Birinci Dünya Savaşı bittikten ve Osmanlı çöktükten sonra, pekala, Avrupa’nın herhangi bir şehrine yerleşip rahat bir hayat sürebilirdi. Fakat o, İslam davası için mücadele etmeye devam etti. Mesela, Sakarya Savaşı öncesi, mahiyetiyle birlikte Batum’a geldi. Amacı, Milli Mücadele Birlikleri bu savaşı kaybederse, Anadolu’ya girip ordunun başına geçmek ve Milli Mücadele’yi yürütmekti. Hakkında yazılan ve konuşulanlar, Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesine rağmen, Enver Paşa’nın ordu ve halk üzerindeki etkinliğini azalmadığını gösteriyordu. Bu "tehlike"yi sezenler, Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir’e şifreli telgraf çekerek, Anadolu’ya gelmesi halinde, Enver Paşa’nın tutuklanmasını isterler. Ve hakkındaki malum kampanyalar da o saatten sonra başlar.
Enver Paşa’nın Almanlara sıcak baktığı doğrudur. Fakat bu bakış, körü körüne değildir. Enver, Almanlar savaşı kazandıktan sonra, sıranın Türkiye’ye geleceğini biliyordu. Bu yüzden, Almanya’nın verdiği silahların bir kısmını cephelere göndermemiş, Anadolu’nun derinliklerinde depolamıştır. Nitekim, bu silahların mühim kısmı, Kurtuluş Savaşı sırasında kullanıldı. (791 bin tüfek, 4 bin makineli tüfek ve 945 top… Kaynak: Edward j. Erickson, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu, sayfa 278)
Sarıkamış’ta "tek kurşun atmadan" savaş dışı kaldığı söylenen 3. Ordu; Rus, Ermeni ve Gürcü gönüllülerden oluşan bütün mukavametleri kırarak, 14 Şubat günü Erzincan’ı, 24 Şubat’ta Trabzon ve Nenehatun’u, 12 Mart’ta Erzurum’u geri aldı. 4 Nisan’da da Ardahan ve Sarıkamış’ı. Sonra Van, 18 Nisan’da da Beyazıt Türklerin oldu.
Rus-Gürcü müdafaa kıtaları tarafından savunulan Batum’da 600 subay ve 3 bin asker esir alındı. Nihayet, 26 Nisan’da Kars kalesi zapdedildi.
Mayıs başlarında, Kafkas Cumhuriyeti’nin delegeleri, Türkiye ile barış yapmak için Batum’a geldiler. Vehip Paşa, Ahilkelek, Gümrü, Nahcivan gibi bölgelerin boşaltılması karşılığında, barış yapılabileceğini söyledi.
Türk tarafının bu talebi, Ermeni topraklarının dörtte üçü demekti. Kafkas Hükümeti, bu talebi kabul etti. Fakat, Ermeniler kararsız kaldığından dolayı, Türkler mütarekeyi feshettiler. Yakup Şevki Paşa, Gümrü’de bulunan 17 bin kişilik Ermeni ordusuna hücum etti. Ermeni ordusu mağlup oldu. Şevki Paşa, Ermenileri takip etti ve Erivan önlerinde iken, Ermeni tümeni yok edildi.
Bu sırada, Gürcüler, Almanların akıl vermesiyle, Kafkas Federasyonu’ndan ayrılmaya karar verdiler. Halil ve Vehip Paşalar, müttefikleri Almanlar ile Gürcülerin çevirdiği oyunlara çok kızmışlardı. Ültimatom verilir ve Gürcülerin Türklerin şartlarını kabul etmemesi halinde, 30 Mayıs sabahı saat 4’de Türk ordusunun Gürcü sınırını geçeceği bildirilir. Bunun üzerine, Gürcüler de Türk tarafının şartlarını kabul ettiler.
Enver Paşa, 5 Haziran günü, Vehip Paşa ile durumu müzakere etmek ve ileri harekat için gerekli tespitleri yapmak için Batum’a gelir. Türk birlikleri, 10 Haziran’da Gümrü’den Gürcistan’ın başşehri Tiflis’e doğru yürüyüşe geçti. Tiflis’in Türklerin eline geçmesini istemeyen Almanlar da buraya birlik gönderirler. Ve Waronzovka bölgesinde, Türk ordusu ile Alman birlikleri karşı karşıya geldi. Yapılan savaşta Almanlar geri çekilmeye zorlandı ve bir kısmı da Türklere esir düştü.
Ve Türk ordusu, Ermenistan topraklarından geçerek, 20 Haziran’da Gence’ye varır. Ayrıca, Enver Paşa’nın emriyle Azerbaycan Ordusu’nun "İslam Ordusu" şeklinde teşkilatlandırılmasına başlanır.
Türk Ordusu Bakü’ye girdiği gün, Almanya, 1. Dünya Savaşı’nı kaybettiğini kabul edip ateşkes ister. Ve barış görüşmeleri için İtilaf Devletleri ile masaya oturur. Böylece, Osmanlı Devleti henüz yenilmemesine rağmen, kaybedenler safında yerini alır. Yani, gerçek anlamda bir yenilgi sözkonusu değildir.
Yazan: Salih N. Tarih: February 14, 2007 9:40 AM
"1912 yılında yeni seçilen Amerika Başkanı Wilson’a, Türkiye’ye atanacak büyükelçinin kim olacağı sorulduğunda, "Türkiye yok ki, elçi göndermeye ihtiyaç olsun" demiştir.
Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Osmanlı’ya bakış işte bu şekildeydi. Dolayısıyla, Birinci Dünya Savaşı’na niçin girdik, girmesek ne olurdu gibi tartışmalar, Wilson’un cümlesi karşısında anlam ve önemini yitiriyor." (Salih N.)
Hayatımda bu kadar saçma bir analiz okumadım.
Demek ki Wilson böyle buyurdu diye Türkiye yoktu öyle mi?
Nasıl olurda bu cümle ciddiye alınarak üzerine analiz yapılabilir? Üstüne bir de "Wilson’un cümlesi karşısında anlam ve önemini yitiriyor" denebilir?
Enver Paşa..
Yazlık elbise ile Kars soğuna asker sürenin neyini savunacağız?
Her İslam'a gönül veren ona hizmet edecek diye kaide yok. Her vatanseverin de vatana hizmet etmediği gibi. İyiniyet yetmez, realite ile uzlaşı ve mantık gereklidir.
Enver Paşa cesurdur vatanseverdir ama budaladır. Yaşanan tarihe rağmen bunu göremeyenlerin aklına şaşarım. Milli mücadele sırasında bile hala Türkiye'nin liderliği hülyası görecek kadar da ihtiraslıdır. Bu olmayınca da Türkmenistan hülyasına tornistan yapmıştır.
Komitacılığın babasıdır. Halen bu ittihat zihniyetinden kurtulamadı bu memleket.
Abdulhamid'in dengeli siyasetini anlamayan ittihatçılar ülkeyi Alman nüfuzuna sokmuşlar ve 1.dünya savaşına gönüllü olarak almanların yanında girmişlerdir.
Enver Paşa'nın romantik mektupaları gibi teferruatlar yanında Osmanlıdaki Alman nüfuzunu, sebep ve sonuçlarını inceleyin derim. (İlber Ortalı- Osmanlı'da Alman Nüfuzu)
O zaman yaşanan büyük travmayı, uluslarası hesaplarda Osmanlı'nın son ana kadar nasıl ağırlığı olduğunu ve Wilson'un alıntıladığınız cümlesinin, aşağılık komplekslerini içselleştirmiş kişiler dışında bir anlam ifade etmediğini de görebilirsiniz.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: February 14, 2007 1:46 PM
Dile kolay 23bin, 50bin veya 90bin...
Birakin uzerinde anlasilamayan yorumlari, Naciye mektuplarini, Enver pasanin kac paralik adam oldugunu...
Elle tutulur gerceklere baktigimizda ortadaki sehit sayisinda bile anlasamayan bir Tarih var.
Ve o tarihi saklayan zihniyet var.
Insanlik tarihinin en buyuk savaslarindan birinde yenilgiye ugradigi halde yenilgisini kabul edemiyen, bu ve bunun gibi pek cok faciaya sebep olan komutanlarin hatalarini gelecek nesillere anlatmayan bir yaklasim var.
Benim itirazim burada...
***
Yoksa tarihimizde bunca aciya izdiraba sebep olan Enver Pasayi yorumlamak ise ayri bir konu.
Yazan: Haydar Tarih: February 14, 2007 5:53 PM
siteyle yeni tanıştım bir eğitimci olarak yüreğinize kaleminize sağlık
Yazan: ahmet tunahan Tarih: February 18, 2007 2:16 PM
Müslüman bir ülkede ırka dayalı bir anlayış evvela bu yüce dinin peygamberien hakarettir onu hadisni rettetmektir.Ne buyurmuşlardır:"Arabın arab olmayan arab olmayanın bşakasına üstünlüğü olamaz" hem ya Allah bismillah Allahu ekber diyeceksin sonrada bir ırkı öne çıkaracaksın.80 öncesinin kavgacı ideolojilerini çağrıştıran bu mantığın hala yaşatılıyor olması çok garip
Yazan: ahnet tunahan Tarih: February 18, 2007 2:26 PM
Milliyetçilik bir millet tanımı yapar ve bu milletin menfaatlerine ters düşecek şekilde davranan grupları, devletleri ve milletleri düşman sayar. Bazı milletlerle de ittifak yapar. Aslında milliyetçiliğin en çelişkili yanı, kendi milleti içinde de 'düşman' tanımlaması yapmasıdır. Milliyetçiliğin demokrasiyle uyumlu bir ideoloji olmadığı buradan da anlaşılır zaten. Çünkü bir milletin dış düşmanları olabilir ama iç düşmanları olmaz. İçeride 'devlet ve millet düşmanları' olmaz. İçeride ancak 'suçlu vatandaşlar' olabilir. Ama milliyetçilik böyle düşmanlar üretir.
(...)
Türk milliyetçiliği, çağdaş demokratik bir devlette olması gereken hak ve özgürlükler düzenini isteyen, yani farklılıkların azami ifadesini talep eden her unsuru düşmanı olarak görüyor. Bu düşman mutlaka bir etnik ve dini mensubiyetten olmuyor. Gayrimüslim azınlıklar, Kürtler, yeri geldiğinde Aleviler, liberal demokratlar hep düşman sayılıyor.
DEVAMI
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=213377
Yazan: Haydar Tarih: February 19, 2007 8:06 PM
Haydar Bey'in verdigi linkteki Levent Koker'in millyetcilik tahlili kavram kargasasi yasayan, ozellikle tabii olan "milli duygulari", demokrasi ile kan uysumu olmayan bir ideloji (ki pek cok versiyonvardir-Ataturk millyetciligi devletc millyetcilik cinsidir) ile karsitiran bazi youmcular icin ozellikle tavsiye olunur. Ben dunyada yasayan bir mllyetci demokrasi ornegi bilmiyorum. Ayrica Koker "millet nedir" konusundaki kafa karsikligini Ataturk'un de yasadigini, 23'te Islam'i baz alirken 30'da Turkculuge yoneldigini isaret ediyor.
Fazla uzatmayasyim: Millyetci olan ve olmayanlari vatani sevenler ve sevmeyenler diy ayirma ucuzlugundan vaz gecsek iyi olcak. Bu tehliklei sular bizi sonunda "hainler listesi" cikrmaya, "vatan icin oldurme yemini" yapmaya goturur. Akilli olmayi ne nafya liderlerinden ne de 18 yasindaki cahil cocuklardan ogrenelim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 20, 2007 11:12 AM
Irak 'böl-yönet'e teslim, sıra İran'da
Ortadoğu'nun güç kaynağı olabilecek yapısını ölümcül bir yakıta dönüştürmek isteyen ABD şimdi de İran'la uğraşıyor. Bush yönetimi 'böl ve yönet' taktiği çerçevesinde İran'ı şeytanlaştırıp, azınlıklarını kışkırtıyor, CIA aracılığıyla kendi terör listesinde bulunan grupları bile destekliyor
Sınıflandırma ve ittifak oyunlarına dönüldü yine. Ancak şimdi savaş narası İran tehdidi hakkında. Dört yıl önce Irak işgaline hazırlanırken ABD ve müttefikleri ortalığı Sünnilerin Şiileri katlettiğine ve meşum Sünni rejiminden kurtulma gereğine dair laflarla doldurmuştu. İran'ın nükleer projesi ABD gündeminde üst sıralara tırmanırken de yeni kavram ve bağlam silsileleri uydurmak gerekiyordu. Demokratikleşme, reform ve iyi yönetim sloganları yine havada uçuşmaya başladı; Akdeniz'den Afganistan'daki afyon tarlalarına uzanan korkutucu bir 'Şii hilalinden' söz edilir oldu; buna ancak ılımlı Sünnilerin müşfik güçleriyle karşı konulabilirdi. Derken ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve diplomatik temsilcileri Ortadoğu'da peyda oluverdi; bölge ziyaretlerinde, 'ılımlı devletlerle' ve onların gizli servisleriyle işbirliğinden dem vurdular.
'İran'a özel' sınıflandırmalar
Bu 'yeniden yönelim stratejisi' ocakta Senato dış ilişkiler komitesinin önünde, dışişleri bakanınca da telaffuz edilmişti; Rice 'reformcular'la 'aşırılıkçıları' ayırıp Ortadoğu'da yeni bir stratejik ittifak stratejisini ilan etti. Sünni devletler 'ılımlı merkezlerdi', 'ayrımın diğer tarafı'ndaysa, İran, Suriye ve Hizbullah vardı.
11 Eylül'den sonra bize, barış ve güvenliğin, Kaide'nin temsil ettiği Sünni terörünün ve Suudi Arabistan'ın beslediği köktendinci Vahhabiliğin tehdidi altında olduğu söylenmişti. Bugünse saat çeyrek asır öncesine, Humeyni liderliğindeki İran devrimi günlerine geri alındı ve İran ABD tarafından bölgenin 'istikrarına' en büyük tehdit ilan edildi. Şans bu ya, Suudi Arabistan da ABD yönetiminin iyiler listesinde kendisine tekrar yer buluverdi; Riyad artık Mısır ve Ürdün'den hiç geri kalmayan 'dost' ve 'ılımlı' bir rejimdi.
ABD'nin sınıflandırma oyununu kestirmek ne mümkün; arz-talebe, değişen hesaplara ve önceliklere tabi bir oyun bu. Irak'ta müttefik sıfatıyla övülen Şiiler, İran'da düşman sıfatıyla şeytanlaştırılıyor. Iraklı Kürtler 'iyi dostlarımız', biraz ötedeki komşu Türkiye'deyse düşman ve iflah olmaz teröristler.
Daha da tuhafı, terörizmi sonu gelmez savaşlarının ve askeri maceralarının gerekçesi haline getiren ABD'nin, hedefine uygun bulduğu teröristlerle çalışmakta tereddüt etmemesi. Gazeteci Seymour Hersh'ün New Yorker'da kaleme aldığı bir yazı, Bush yönetiminin, İran destekli Şii gruplara karşı koyan, bazıları Kaide'yle ilişkili radikal Sünni gruplara dolaylı maddi destek vererek yürüttüğü gizli operasyonları masaya yatırıyordu.
Bu operasyonlar gizli tutuluyor; kimi zaman uygulanması veya mali destek verilmesi Suudilere bırakılıyor ya da normal Kongre onayı süreci çerçevesinde işleyecek yollar bulunuyor. Hersh şunları yazıyor: "Bush yönetiminin Kongre'ye bildirilmeyen operasyonlara bel bağlaması ve şaibeli hedeflere sahip aracılarla temasları, Washington'da bazılarına tarihin önceki kısımlarını hatırlatıyor. 20 yıl önce Reagan Nikaragua'daki kontraları yasadışı yollardan desteklemeye çalışmış, bu desteğin kaynağı İran'a gizli silah satışlarında aranmıştı. Daha sonra İran-Kontra skandalı diye anılan vakada Suudi parası da vardı ve aktörlerin bazıları, özellikle Prens Bender ve Elliott Abrams bugünün temaslarında da rol oynuyor."
Irak'ı bir gruba karşı diğerini destekleyerek istikrarsızlaştıran ve her gün onlarca Iraklının canına kıyan mezhep kökenli şiddet furyasına kapıyı ardına kadar açan Amerikalılar şimdi gözlerini İran'a dikti. İran'ın 69 milyonluk nüfusunun yüzde 40'ını Farsi olmayanlar (16 milyon Azeri, 7 milyon Kürt, 5 milyon Ahzavi Arap ve bir milyon Beluci) oluşturuyor. Renkli etnik yapısı rejimi istikrarsızlaştırmak amacıyla kolayca suiistimal edilebilir. CIA yetkilileri İran'ın sınır bölgelerinde yoğunlaşmış sayısız etnik gruptan muhalif milislere aktif biçimde yardım ediyor. Bunlar arasında Belucistan merkezli Allah'ın Askerleri (ki bu grubun parayı cebe indirdikten sonra kolayca ABD'ye karşı dönebileceğine dair yaygın endişe söz konusu) ve Irak'ta üslenmiş muhalif İranlı örgüt Halkın Mücahitleri var (bu grup ABD Dışişleri Bakanlığı'nın terör örgütleri listesinde).
Bu tür faaliyetler, askerlere ve hükümet görevlilerine karşı bombalı saldırı ve suikast kampanyasıyla İran'ın sınır bölgelerinde bir karışıklık dalgası yarattı. Bu eylemleri Batı'da Kürtler, kuzeybatıda Azeriler, güneybatıda Ahvazi Araplar ve güneydoğuda Beluciler gerçekleştiriyor.
Bonapart'ın mirası üzerinden...
Daily Telegraph'a göre, bu ayrılıkçı faaliyetlere maddi destek CIA içinde oluşturulan özel bir birimden geliyor ve bunu Washington'daki birçok kaynak da doğruluyor. Sözgelimi dışişlerinin eski terörle mücadele ajanlarından Fred Burton şöyle diyor: "İran'daki son saldırılar ABD'nin azınlıkları Tahran'ı istikrarsızlaştırma amacıyla eğitme çabasıyla denk." Görünen o ki dünyanın bu bölgesinin yazgısı, sonu gelmez bir kanlı yalan ve yanılsama zincirinde yer almak.
1798'de Napolyon Mısır'ı 'halkı Memlüklülerin zalim boyunduruğundan kurtarmak' ve Osmanlı Yönetimi'ni savunmak için istila etmişti. Mısırlı tarihçi Abdülrahman el Cebarti, Bonapart'ın el Ezher'deki âlimlere sarık takıp, 'Şeyh Bunaparte', yani 'inancın koruyucusu' sıfatıyla hitap ettiğinin kaydını düşer. Britanya, 20. yüzyılın arifesinde Osmanlılara isyan eden Şerif Hüseyin'i, 'Arapların Türk tiranlığından kurtulma davalarını' hayata geçirecek 'Arap halifesi' sıfatıyla desteklemiştir. Osmanlıları zayıflatabilen Şerif Hüseyin'in payına, Britanyalıların söz verdiği gibi başkenti Mekke olan ve Arap topraklarının yanı sıra Mısır ve İran arasındaki bölgeyi kapsayan bir imparatorluk değil,
ücra Ürdün çölünde birkaç yüz kilometrekarelik bir bölge düşmüştür.
Herkese karşı herkes
Osmanlılardan 'kurtarılan' topraklarsa kısa süre sonra Fransa ve Britanya mandası altına girer. Buradaki insanların 'özgürlüğü' Avrupalı emperyalist güçlerin işgaliyle garanti edilecektir. Soğuk Savaş başladığındaysa, ABD 'Sovyet ateizmi' tehdidine karşı Suudi Arabistan ve Pakistan'ın muhafazakâr hükümetlerini kullanmak konusunda en ufak rahatsızlık duymaz. Ve nasıl ki geleneksel İslam'ı Nasır önderliğindeki Arap milliyetçiliğini zayıflatmak için kullandılarsa, bugün de ılımlı laiklik, yükselen İslamcı dalgaya karşı yeni müttefike dönüştü.
Bugün ABD Britanyalıların 'böl-yönet' stratejisini miras almış görünüyor. ABD, bölgenin güç ve dinamizm kaynağı olabilecek eşsiz yapısını, çatışma ve ihtilafı amaçlayan ölümcül bir yakıta dönüştürmek için çalışıyor. Kürtlere karşı Araplar, Araplara karşı Farsiler, Sünnilere karşı Şiiler, 'ılımlılara' karşı 'aşırılıkçılar'; yani herkese karşı herkes. Ancak şu kesin: bu kirli oyun sadece kurbanlarını yakmayacak, kendini imha yolunu da açacak. Kıvılcımı çakan elin yanmayacağının güvencesini kimse veremez. (16 Mart 2007)
Sümeyye GanuŞİ- Radikal/The Guardian
Yazan: Haydar Tarih: March 20, 2007 9:30 PM
ben bir yorum yapmaktan ziyade milliyetçilik ile ilgili bir soru sormak istiyorum .Türkiyede milliyetçi denince neden akla ilk gelen oluşum mhp oluyor .biz milliyetçiligi onlardan mı ogrendik ki başımıza vatan sever kesiliyorlar.
Yazan: nazlı Tarih: April 13, 2007 8:00 PM
mıllıyetcılık yurek ısıdır yuregı olanlar ortaya koyar bu senı gocundurmasın (ben mhp ulkucu felan degılım ama sacma sapan bır soru olmus) mıllıyetcılık nedır dıye bır sey olamaz mıllıyetcılık ınsanların dogasında vardır fransızlardan bıze bulasan bır hastalık safsatalarına kanmam....
ama turk mıllıyetcılıgı nedır dıye bır soru olabılır kurt mıllıyetcılı nedır dıyebılırsın alman mıllıyetcılıgı amerıkan mıllıyetcılıgı gıbı sorular olabılır. turk mıllıyetcılıgı en yumusak halınden en katı halıne kadar tamamen ınsan odaklıdır ve devletcılık anlayısı ıle bagdasan bagımsız turk devletı turk uygarlıgı ve kulturu ıle yukselme sıarına dayanan soven ve ırkcı olmayan ınsanları dıslamayan ve saf ırk uzerıne ınsa edılmek ıstenmeyen en cagdas, ınsanın dogası ıle en uyumlu mıllıyetcılık anlayısıdır. kurt mıllıyetcılıgı tamamen etnık uydurmalar uzerıne yapay olarak bıcımlendırılmıs, turk dusmanlıgı uzerıne kurulu, saldırgan, terore, rantcı bır anlayıstır kultur ya da uygarlık gıbı kavramları pek tartısmaz, turklere karsıtlık baglamında kavramlar ve soylemler uretır eylemlerı de bu saldırganlıkla esdeger olarak bıcımlendır, amerıkan mıllıyetcılıgı de ırken zaten yoktur ve olamaz onların mıllıyetcılık anlayısı kendılerını ayakta tutabılecek tek ortak unsur olan ekonomı uzerıne kuruludur ve ekonımık olarak guclendıkce bunu devam ettırmek ıcın somurgecı ve saldırgan olabılır bu da gunumuz amerıkasının son on yılda degısen farklı bır mıllıyetcılık anlayısıdır, avrupada da mıllıyetcılık anlayısı kulturel bazda degıl yabancı dusmanlıgı ıle belırlenır dolayısı ıle en ozgurlukcu en bagımsızlık yanlısı en ınsanısı en devletcısı tarıhı ve kulturu koklu bır gecmıse ve deneyımlere uzanan turk mıllıyetcılıgıdır ve turkıyede turk mıllıyetcılıgı bır tehlıke degıl turkıyenın kurtulus umududur ancak bu acıdan alternatıf MHp mıdır hayır gorduk denedık... bence ataturk mıllıyetcılıgının yenıden yorumlanıp turkıye cumhurıyetı rejımını bu temel mıllıyetcılık anlayısı uzerıne yapılandırmak gerekır
ataturk mıllıyetcılıgını belırleyen bazı soylemler soyle ve bu ıdeolojık olarak da yerlesmesı gereken mıllıyetcılık anlaısınnı yanısıtr... meydanlarda kazanılan zaferler ekonomık zaferlerle taclandırılmadıkca askerı basarılar kalıcı olmayacaktır, ne mutlu turkum dıyene, turk cocugu ecdadını tanıdıkca buyuk ısler basarmak ıcın kendıne kuvvet bulacaktır,bu soyelmlerın ardından meydana gelen faaıletler ıcraatlar nedır sumerbank kurulmustur demır celık kurulmustur ucak fabrıkası kurulmustur, ulke bastan sona yenıden yapılanısa gecmıstır ve turk parası usd den daha degerlı durumdadır turkıyee BMye teklıfle gıren ılke devlettır ve savastan yenı cıkmıs ve yoksullukla savasmakta olmasına ragmen dıs borclarla kalkınmak gıbı bır polıtıkası yoktur hatta ege denızındekı bır ıngılız askerını olduren mehmetcık ıcın ıngıltereye savas acmaktan cekınmeyecek kadar da kendıne guvenen bır devlettır tam bagımsızdır mıllı heyecanları ve ıdeallerı vardır daha o halde ıken bıle turk dunyası ıcın gelecekte bagımsız olacaklarını ongurp ılıskılerın sımdıden guclendırılmese ve ekonomık ve kulturel bakımdan turk bırlıgının kurulması gıbı uzak hedefler ve heyecanlar bıle tyasımaktadır ve bu hal ataturkun olumu ıle ne yazık kı son bulmus gunumuze kadar turkıye cumhurıyetı aynı ekonomık kalkınma cabasını gostermemıs yuzunu tarıhıne de aıt oldugu bolgeye de yuz cevırmıs ve muassır medenıyetlerın usagı olmak gıbı bır suclamaya maruz kalacak kadar kendını alcaltmıs ezılmıstır ne yazık kı bu durumda da mhp gıbı ya da ırkcılık duzeyınde mıllıyetcılık anlayısların ortaya cıkması ıste o anlatılan gunlere ve daha oncelerıne duyulan ozlemın gostergesıdır. ırtıca ıse ıste bu ırtıcadır ırtıca gerıye gıtme ozlemıdır dolayısı ıle bu tur mıllıyetcılıgın de saglıklı cozumler uretebılecegını sanmıyorum yanı turk mıllıyetcılıgınden bır guruhunda saldırganlasabılecegını yakın gecmıs gunlerde yer yer gorduk , ancak bır turk devletının basının aynı zamanda turk mıllıyetcılıgıne karsıt soylemlerı ıle de daha da rezıl bır hal almıstır bu.... dolayısı ıle gecmıs ıle ovunmek yerıne buyuk turk kultur ve uygarlıgını var etmek, turk dunyası ıle bulusmak , bolgede ve dunyada hem maddı hem de sıyasal acılardan guclu olmak gıbı daha buyuk hedeflerı vardır turk mıllıyetcılıgının ve bu tur bır mıllıyetcılık ancak devlet ıdeolojısı olur ıse bunlar basarılabılır dolayısı ıle de sıyasal bır partıye ve bu partının de hukumet olmasına gereksınım vardır ama o partı mhp mıdır bılınmez vatanını kım cok sevıyor mevzusuna gelınce , cesmeden akan suyun mıllı servet oldugunun bılıncınde olan herkes zaten yeterınce vatanını sevıyordur
Yazan: ancazin Tarih: April 15, 2007 2:04 AM
yaşasın milliyetçi gençlik NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
Yazan: bozkurt_ Tarih: April 22, 2007 9:58 PM
RADiKAL GAZETESi'nde ilgimi ceken bir yazi... nukteli ama gercek. iki yuzyildir slogan atmaktan baska birsey ogretilmeyen nesillerin olacagi bu.
--------------------------------------------
RADiKAL GAZETESi
ÖZLÜ SÖZ #467
"'Türklerin genlerinde yaratıcılık yok diyebilmek için kendi tarihinden habersiz olmak gerekir. Köpek zincirini koluna dolayıp aksesuvar yapmakla, geçmişini öğrenmek mümkün değil. Bastonun ucuna ayakkabı çekeceği (kerata) takmakla da mucit olunmuyor. Çarıklı Erkanıharp dediklerimiz, asırlar önce el şeklindeki sırt kaşıyıcılarını (elinin körü) icat etmiştir. bilgisizlere duyurulur!"
Yine Burhan Ayeri, bu kez Alinur Velidedeoğlu'na verip veriştiriyor.
Yazan: Haydar Tarih: April 24, 2007 7:14 AM
ne sagci ne de solcuyum acikcasi hepsinden nefret ediyorum, solcu sagciya fasist der burjuva der humanizm kardeslik der, ama gercek bu dunyada hic bi zaman kardesligin ya da barisin olmayacagidir, hic de adim atmaz bir seyleri degistirmek icin sadece laf atar..sagciysa bazi mevzulara kokten baglidir yeri geldiginde vatanini, milletini unutup 'dahili dusman' olurlar..cok vardi, cok..sonuc olarak ne sagci ne solcu ataturkten sonra devlete yaramamis, hatta vatani satmistir : ornek imf, avrupa birligi, gumruk..vs.ama hala aranizda yok ben ataturkculuge tersim diyen varsa, yahudileri katleden hitleri, kendisini alkislamayi kesenleri olduren stalini ya da aslinda etrafindakilere bal kaymak olup, karisina ters davranan, bireysel olarak bos ama cogulcu olarak super ghandiyi benimseyin.ataturkculuk turklerin kendi geleneklerini devam ettirmesi, turkiyede yasayan butun farkli irktan insanlarin gelenek ve goreneklerine saygi gostermesidir.zaten anayasada da turk milletine vatanina gonulden bagli insan hangi irktan olursa olsun turktur demektedir.yani burda kimse turkler asil irk hadi ordan ermeniler demez.zaten ne vatan ne de turkluk kaldi,turkiyelilik var artik, siz hic almanyaliyim diyen bir alman gordunuz mu?.yoksa bu 'kucuk amerika olma yolunda bir adim' mi?.heralde turgut ozal'da cok demokrat bir insandi..sonuc olarak atam ''ne mutlu turkum diyene'' demis.ne mutlu turk olana degil.begenin veya begenmeyin ataturk de bir turkmendi ve cumhuriyetin ilk pullarinin ustunde ata'nin emriyle bozkurt ve ay-yildiz vardi.ne oldu?.bu da bizim gelenegimiz ve gorenegimiz.saygi duymaz misiniz?..umarim hersey daha iyi olur vatanim ve uzerinde yasayan tum insanlarim icin..(turkmus papua yeni gineliymis farketmez..)
Yazan: ufuk Tarih: April 24, 2007 9:17 AM
Samimi olarak isin icinden cikamayinca burada ki arkadaslara bir sorayim dedim.
Gecen gun bir email aldim bir dostumdan.Yillarca gurbette yasadiktan sonra memleketine donmustu.Iyi bir isi vardi,memleketindeydi soguktu ama kendi memleketindeydi.Annesi babasiyla beraber ailesiyle daha huzurlu bir hayat icin memleketine yerlesme karari almisti.Arada zaman gectikce bir seylerin farkina vardi.Memleketinde yabanci insanlar belirmeye baslamisti.Yabanciliklari gecici turist olduklari icin degil buraya memleketine yerlesmeye gelmislerdi.Belki soyle dusunulebilir hosgelmislerdi.Ama bu insanlar goc toplayan bir yere degil aksine goc veren bir yere gelmislerdi hem de diyarbakir cevresinden.Ama isin daha da ilginc olani bu insanlar calismaya,is kurmaya ya da baska bir ihtiyacdan degil,ceplerine paralarini koymus belki bir kac trilyon,buralara gruplar halinde gelmisler adeta yerli halki dindirip susturmak amacli bir hayat surduruyorlar.Yerli halk delikanligin geregi altta kalmak istemiyor ama adami cileden cikariyorlar,ailesinin cevresinin onunde aciz birakiyorlar.Bu yerel halk ucuza dahi olsa neyi var neyi yok satip kacmaya calisiyor.Bu arkadasim da yillardir sosyal demokrat olmasina ragmen gidip milliyetcilerle yatip kalkmaya basliyor.
Ben ona cevaben hayatin her ne kadar siyah ve beyaz olmadigini anlatsam da kendim de inanmadim.O da zaten pilini pirtisini topladi memleketten goctu.
Hadi beni birileri bu erzurum a yerlesen diyarbakir li insanlarin orda ne aradigini soylesin.Beni ikna etsin.Sayin Akyol gecen gun ben size kuzey irak la ilgili yazinizda haklisiniz demistim.Simdi siz de lutfen bana yanlis dusundugumu anlatin.Burasi kerkuk degil,erzurum.
Kimse bana Erzurum daki kurt nufusunun eskiden bu kadar oldugunu soyleyemez.1980 lerde erzurum nufusunun % 5 ini bile gecmezdi kurt vatandas sayisi.Simdi % 35 lerde.
Su meshur harita tamamlaniyor galiba.Yalniz merakettim artvini nasil katacaklar ?
Saygilarimla
Yazan: Salih N. Tarih: April 24, 2007 3:10 PM
sayın akyolun yazısı çok derinlikli olmadığından önaçıcı olması çok mümkün olmuyor.olasılıklar üzerinden şöyle olursa iyidir, şöyle olursa kötüdür demesi belirsizliğini gösteriyor.milliyetçiliğin genel geçer bir tanımı var nihayetinde. başarılarının devamını diliyorum. eyvallah.
Yazan: sultan Tarih: May 5, 2007 9:51 AM