« Hangi Milliyetçilik? | Ana Sayfa | Vatanperestliğin Zararları »
February 9, 2007
Derin Türkçülük
[10 Şubat 2007 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Türk medyası Hrant Dink cinayetinden bu yana “milliyetçilik” kavramını tartışıyor. Bir yanda, cinayete sebebiyet veren nefret ideolojisi nedeniyle “sorun milliyetçilikte” diyenler var. Diğer yanda ise, bu düşünceye sahip çıkanlar, “elbette milliyetçi olacağız, bu Türkiye’nin temel değeridir” diyenler.
Oysa aynı “laiklik” kavramı üzerinde yaşanan kavgalarda olduğu gibi, “milliyetçilik” üzerinde yürüyen tartışmalarda da kavram kargaşası yaşıyoruz. Çünkü “milliyetçilik” kavramıyla kast edilen iki farklı şey var. Birincisi, “Türkiye’yi ve tüm Türkiye halkını sevmek” diye özetlenebilecek kapsayıcı bir bakış açısı. Bu, kuşkusuz, toplumun büyük çoğunluğu tarafından kabul gören, meşru ve makul bir ilke. Burada bir sorun yok.
Ama milliyetçilik kavramının ikinci bir anlamı daha var. Ogün Samast’lar ve “ağabeyleri” ona inanıyor. Bu, Türkiye’nin tümünü değil, sadece etnik yönden Türk olan vatandaşları seven, dahası diğerlerine de düşman olan bir ideoloji. Bunun doğru adı ise “etnik milliyetçilik.” Bazıları buna “ırkçılık” da diyor; ama Türkiye’de ırk ayrımına yol açacak biyolojik bir ayrışma (örneğin farklı deri rengi, kafatası yapısı, vs.) yok. Mesele daha ziyade anadil, kültür ve aidiyet kavramlarına karşılık gelen “etnisite” ile ilgili.
Sorunu böyle tarif etmek, herkesin farklı bir anlam yüklediği “milliyetçiliği” değil, ondan çok daha somut bir tanım olan “etnik milliyetçiliği” tartışmak gerek.
Bölücülüğün Öteki Yüzü
Etnik milliyetçiliğin ne kadar tehlikeli bir ideoloji olduğunu anlatmak içinse, Eski Yugoslavya’nın çöküşü veya Hutu-Tutsi savaşı gibi ilk anda gelen korkunç trajedilere uzanmaya bile gerek yok. Hepimizin çok iyi tanıdığı bir örgütü hatırlamak yeterli: PKK. Evet, PKK, Kürt etnik milliyetçiliği üzerine kurulan bir terör örgütü. “Kürtçülük” de denebilecek bu ideoloji gereğince, etnik yönden homojen bir Kürdistan kurma hedefiyle yola çıkmış ve binlerce masum insanı öldürmüş bir “çete.”
Türkiye’de henüz yeterince kavranamamış olan bir gerçek ise şu: PKK nasıl “etnik milliyetçi” ise, Ogün Samast, onun “abileri” gibi Türkçüler de etnik milliyetçi. Çünkü sadece etnik Türklerin değil, daha pek çok farklı etnik kökenden gelen Türk vatandaşlarının oluşturduğu Türkiye halkını, “Türk olan” ve “Türk olmayan” diye ayırıp, ikincileri “düşman” sayıyorlarlar. Yani, o çok nefret ettikleri “bölücülük” kavramı, bizzat onları tarif ediyor.
İşin enteresan bir tarafı, sadece “içerdeki düşmanlara” değil, dış dünyaya ve özellikle de Batı’ya düşman olan Türkçülerin, aslında Batı’dan ithal edilmiş (yani “kökü dışarda”) bir ideolojinin üzerinde oturuyor olmaları. Çünkü etnik milliyetçilik, modern Batı’da ortaya çıkmış, bu topraklara oradan “bulaşmış” bir fikir. 20. yüzyıla gelinceye kadar Osmanlı topraklarında ne Türkçülük ne de Kürtçülük vardı. Ermeniler, Rumlar, Yahudiler gibi gayrımüslim cemaatler de huzur ve güven içinde yaşıyor, “yabancı” veya “iç düşman” olarak algılanmıyorlardı.
İmparatorluğun Çocukları
Etnik milliyetçilik, imparatorluğun bu farklı unsurlarını farklı derecelerde etkiledi. En çok Balkanlar’daki gayrımüslimler, en az da dış dünyaya kapalı yaşayan Kürtler ve siyasi bir “vatan” projesine sahip olmayan Yahudiler tesir altında kaldı.
Sonuçta imparatorluk yıkılınca elimizde onun farklı unsurlarından oluşan bir millet kaldı. Bu unsurların en büyüğü Türkler’di kuşkusuz. Ama Kürtler, Araplar, Çerkesler, Lazlar, Arnavutlar veya Boşnaklar gibi diğer Müslüman unsurlar da varlığını koruyordu. Dahası sayıları çok azalmış da olsa Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Süryaniler gibi gayrımüslim azınlıklar da…
Ancak elbette Türkiye bir imparatorluk değil ulus-devlet olmak zorundaydı. Dolayısıyla eldeki bu renkli mozaiğin hepsine “Türk” diye ortak bir kimlik belirlendi. Yani en büyük unsur olan Türklerin kimliği, diğerlerine doğru genişletildi. “Ne mutlu ‘Türküm’ diyene” sözünün bu anlama geldiğini biliyoruz.
Ama tam da bu noktada ince bir nüans ve derin bir sorun var: Türkiye, tüm vatandaşlarından “Türküm” demelerini beklerken, bunu etnik bir anlamda mı yapıyor, yani Türk olmayanların asimile olmasını mı zorunlu kılıyor? Yoksa “Türk” olmayı, sadece “anayasal vatandaşlık” anlamında tanımlayıp, Kürtlük, Ermenilik, Araplık gibi alt kimliklere saygı mı gösteriyor?
Yerleşik söylem, ikinci cevabın doğru olduğunu söylecektir bize. İyi ama o zaman sormak gerekiyor: Madem Türklük etnik bir kavram değil, o zaman okullarımızdaki “milli tarih” kitapları neden sadece Türk etnisitesinin şanlı tarihini anlatırken, milletin diğer etnik unsurlarından tek kelime dahi söz etmiyor? Neden “Türklüğü aşağılamak” suç da, Kürtlüğü, Ermeniliği, Rumluğu, Yahudiliği veya Araplığı aşağılamak suç değil? Neden Kuzey Irak’taki Türkmenler “soydaşımız” oluyor da, Iraklı Kürtler hakkında sürekli tehditkar ve aşağılayıcı ifadeler kullanılıyor?
“Derin devlet” var mı, bilmiyorum, ama anlaşılan bir “derin Türkçülük” var…
Yanlış anlamayın: Türkiye’nin büyük çoğunluğu etnik olarak da Türk olduğuna göre, bu ülkede Türk kültürünün egemen olması normal. Ama farklı etnisitelere ve kültürlere sahip vatandaşların varlığını da kabul eden, onları kucaklayan bir söylem ve zihniyete gerek var. Türkçülüğün yerine “Türkiyeciliği” koymak, bunun için de biraz gidip Osmanlı İmparatorluğu’dan ders ve ilham almak gerekiyor.
Aksi takdirde Osmanlı’nın parçalanması sürecine yeni bir halka daha eklemeye doğru sürüklenebiliriz…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 9, 2007 5:02 PM




Düzlüğe çıkabilmemiz için resmi olarak Atatürkçülük ve onun eklentileri olan milliyetçilik, laiklik ve devletçilik gibi resmi ideoloji ve açılımlarını reddettiğimizi ve lağvettiğimizi (denounce) ilan etmemiz lazımdır. Sorunların kendiliğinden kaybolduğunu, ortalığı boğan suni gündemlere ve tartışmalara kimsenin itibar etmediğini göreceğiz. İnsanlar aş, iş, eğitim ve sanat ve erdem peşinde koşmalıdırlar. Irkçılık, laiklik, milliyetçilik, politik post kavgaları karanlık tarafa aittir. Millet gücün karanlık tarafa ait olmasından dolayı çok eziyet çekti.
Yeter! Söz milletindir!
Yazan: Eli Goldberg Tarih: February 9, 2007 5:56 PM
Merhaba,
Meselenin tartışılan boyutlarını tarihi akış içresinde incelemek gerek. Bir kere şunu söylemek istiyorum, bir önceki yazınızda osmanlı milliyetçiliği tartışılırken bir kaç hataya düşen arkadaş vardı. Osmanlı'da "etnik milliyetçilik" yoktu. Osmanlı farklı din, dil, ırk gruplarını farklılıklarını korumaya açık ve tek çatı altında birleşmeyi öngören bir sistem vardı. Ulus devlete geçiş ile problemlerimiz başladı. Milleti, ümmeti, insanları sevmeye ve korumaya yönelik tanımlama "türklüğü" korumya adapte oldu. Hatta "türklüğü" türklere karşı koruma bile. Osmanlıdan elbette ders ve ibret almak gerek, bunun içinde öncelikle taımları Osmanlıdaki haliyle açıklamak lazım derim. Birşeyleri netliğe, doğruluğuna kavuşturmak gerek, yoksa 200 senedir olduğu gibi bundan sonra da kaygı içerisinde yaşamaya devam ederiz. Muhabbetle...
Yazan: Talha Can Tarih: February 9, 2007 6:07 PM
Yazdıklarınıza canı gönülden katılıyorum ve bu konuda size tam destek veriyorum.
Çalışmalarınızda size başarılar dilerim.
Yazan: Gökhan İzci Tarih: February 9, 2007 8:48 PM
Türkiye'de hakim olan milliyetçilik türlerini ikiye ayırmak mümkündür: Etno-dinsel ve etno-seküler milliyetçilik.
Etno-dinsel milliyetçiliğin nüvesini muhafazakar kesim(Hasolar, Memolar vs.) oluştururken, seküler milliyetçiliği kemalist-bürokratik iktidarı oluşturan resmi aygıtlar oluşturmaktadır. Bu iki milliyetçilik sürekli mücadele halinde olmakla birlikte kimi özgül konularda birlikte hareket edebilmektedir.(Ayrılıkçı terör, gayr-i müslim azınlık hakları vs.)
Osmanlı İmparatorluğu'ndan çağdaş Türkiye'ye tevarüs eden kadir-i mutlak devlet geleneğini sürdürmek belki de Türkiye Cumhuriyeti için daha yaşamsaldı. Zira, devr-i sabık kalıntıları(İslami gelenek), ancak güçlü bir devlet ve ideolojisi eliye rasyonalize(pasifize?) edilebilirdi.
İslami geleneğin rasyonalizasyonu-veya pasifizasyonu- için yeni sadakatler geliştirme amacına matuf olarak kurgulanmış olan etno-seküler Türk milliyetçiliği ilk yıllarında koyu bir jakoben biçemle ideolojize edilmesine rağmen bugün oldukça güçlü temelleri oluşmuştur.
Etnik ve seküler hedefleri olmasına rağmen İslam'ı da bir 'decorum' olarak kullanmıştır. Kuşkusuz bu paradoks, etnik temelli milliyetçiliğin kök salması için yaşamalıydı.
Kudretli Milli Şef döneminde İslam öncesi şamanist geleneğe yoğun vurgular yapılması sonunda bir de karşı-milliyetçiliği doğuracaktı ki, Türkiye'nin çeyrek yüzyılını heba etmesine yetecekti bu anti-kurumsal milliyetçilik. Türkiye'de sekülerleşmeyle yakından ilişkili gördüğüm bu karşı milliyetçiliğe bu yönüyle daha çok düşünmekte fayda görüyorum. Karşı milliyetçiliğin gelişmesi ve serpilmesinde acaba paradoksal bir biçimde Cumhuriyet'in Aydınlanma hedefi rol almış olamaz mı?.
Hemen 'ne yani, karanlığa mı gömülseydik' demeyiniz. Farklı birşey söylüyorum. Biz, hiç ülkemizde yaşayan ve Türk etnik kökene sahip olmayan kavimleri hesaba katmamışmıydık veya tasarım yaparken nesnelerin farklı yanlarını törpüleyip 'yekvücut' bir millet olabileceğimizi mi düşündük.? Bu uluslaşma deneyimi holizmin veya monizmin kesin mağlup olduğu anlamına mı gelir?..
Yazan: Mülkiyeli Tarih: February 9, 2007 9:22 PM
Tebrik ederim! Çok güzel bir yazı kaleme almışsınız. Özellikle Osmanlı'yla kurduğunuz bağlantılar oldukça yerinde.
İşte şimdi "Batı'dan geldi" söyleminiz de (bir önceki yazınıza kıyasla) daha oturaklı duruyor.
Sadece birşeye tam olarak katılmıyorum; ilk başta yaptığınız milliyetçilik tanımlarına. Ancak bu da yazının genel fikri içinde pek önemli değil.
Yazan: Keskin Tarih: February 10, 2007 6:39 AM
Tarihimizden süzülüp gelen değerlerimize saygılı
olan milliyetçilik ile; Fransa'dan mülhem jakoben
ırkçı, ulusçuluğu ayırmalıyız. Bu iki kutup ayrı
olmakla birlikte, ilk kez 12 Eylül sürecinde içiçe
geçtiler. Milliyetçilerin Moskof alerjisi ile,
ulusçu Irkçılığın patronajı küresel gücün komünizm
karşıtlığı harmanlandı. Biri Rus'un Kırım Türkü başta, diğer Türk ve Müslüman ahaliye yaptığı eziyet, Milliyetçileri bu refleksle harekete geçir
di. O süreçte yürütülen derin kontra faliyetleri,
bugüne dek uzanan sağ-sol, ve diğer ayrılıkların
uzlaşmaz hale gelmesinde etkin olmuştur. Küresel
gücün bir taşla birkaç kuş vurma taktiği gereği.
Bugün İslama karşı açılan savaş, Küresel gücün
işbirlikçisi yapıyı bu savaşta kimi ortak olarak
kullanacağı konusunda arayışa itiyor. Müslüman
hassasiyeti olan milliyetçiler bu savaşa gönüllü
yazılmıyor. O yüzden yapılmak istenen olaylar, başarısız kalıyor. Failler yakalanıyor ve istenen
iç çatışma ortamı tam körüklenemiyor. Ancak son
olay "özenle" vurgulanarak milliyetçilere yamanmak
istenince bu tehlike belirdi. Bu ülkenin en güçlü damarı milliyetçi muhafazakar damardır. Entellek-
tüel birikimi yüksek olsada, Liberaller ve hatta
sosyal demokratlar belirleyici olamaz.Ana damarı
ötekileştirme oyununa gelmemeliyiz. Milliyetçi yani milletinin değerlerine bağlı, her kökenden Türk vatandaşları, Küresel oyun kurucunun bölgeyi
istikrarsızlaştırma isteğini iyi kavramalı.
Türkiye tabidirki bu karışıklığıda öyle yada böyle
atlatacaktır, ancak tarihin önüne çıkardığı fırsat
ları belki bu defa ıskalamaz diye umuyorum.
Tarihte ilk kez beş yıl arayla bir seçim şansı ve
Meclisin Sivil, milletin değerlerine dönük bir
Cumhurbaşkanı seçme fırsatı heba edilmez ise, onbin dolarlık bir kişi başı gelir seviyesi yakalanırki, bunun manası Dünyanın ilk on ekonomi
si arasına girmek olurki... Hangi milliyetçi böyle
bir Türkiye'yi istemez. Bu gelişimde Türk milleti
nin derununda yatan büyük ve tanzim edici güç olma karekterinde yatar. Selçuk ve Osmanlı bunu Rum ve Ermeni, Kürt ve Boşnak, Arnavut ve
Çerkez tüm diğer halkları razılık temelinde, Adalet temelinde motive ederek sağlamıştır.
Milliyetçileri lütfen doğru tanımlayalım ve yanlış
yapmayalım. Saygılar levent.
Yazan: levent Tarih: February 10, 2007 10:34 AM
Mustafa Bey,
Yazınız söylenmesi gerekenleri özetle söyleyen bir yazı, teşekkür ederim. Okuldaşımın söyledikleri de dikkate değer.
Sahiplerimizin tepeden dikte edilen beyaz milliyetçiliği (bugün "ulusalcılık" adıyla lanse ediliyor artık) ile avamın zihin topoğrafyasında konuşlanmış esmer milliyetçilik, meşruiyet koordinatları kaybolmuş bir yönetim zihniyetinin statükoyu korumak için canını dişine taktığı ve bu amaçla yüzeydeki ve derindeki her türlü politik enstrümanı kullandığı bir Türkiye'de, samanlıkta oynaşmayı bırakıp nihayet mutlu bir izdivaca imza atmış gözüküyorlar. İzdivacın meyvesinin ise, "Hepimiz Ogün'üz" tezahüratında kendini gösteren ürkütücü bir gelecek olduğu çok açık.
Yazınızın son cümlesiyle ilgili de birşeyler söylemek isterdim ama boşverin, karanlığa fazla dalmayalım şimdi. Anlaşılan o ki nasılsa dalacağız.
Yazan: metin-thePoor Tarih: February 10, 2007 3:08 PM
Sayin Akyol"un makalesi dogru noktalara deginiyor..bir kac yönden ayrildigim noktalari eklemek isterim: ben samastlarin milliyetciliginin etnik milliyetcilik oldugunu,türkiyedeki problemli milliyetciligin onun etnik milliyetcilik omasindan kaynaklandigini düsünmüyoum..Evet etnik-irkci bir milliyetciligi cumhuriyetin kurulus döneminde yayma calismalari yapilmis ve bu gün hala ugrasisi veriliyor ama bu pek basarilil olamamis..bir taraftan türkiyenin etnografik yapisi buna izin vermemis, diger taraftan ise insanlar kendilerini dini referanslardan hareketle tanimlamis, islam dininin yasandigi tüm toplumlardaki ortak bir durum yani..
Tanil Bora "türk saginin üc hali" kitabinda yanilmiyorsam türkcülük, islamcilik ve muhafazakarligi türk saginin 3 temel ögesi olarak degerlendirir..Dönem dönem ya biri ya digeri baskindir ve gecisgendirler.
türk milliyetcileri kendilerini övmek icin "bakin bizim kapimiz kürtlere de, araplara da aciktir, onlarda gelip türk milliyetciligi yapma lüksüne sahiptirler, biz avrupaki gibi irkci degiliz" derler.. patolojik milliyetciligin sorunu etnik ve irkci olmasi degil, fasizan yöntem ve metodlaridir ve zenofobik dedigimiz yabanci düsmanligina dayanmasidir..türk islam sentezi dedigimiz sentetik damardan beslenir, kurgusal bir kimlik yaratir, belli düsmanlari vardir, tartisma ve fikirsel diyalog adabi yoktur..bu milliyetciligin hangi türüdür tartismasina girmeden sayin akyolun da önceki bir yazisinda vurguladigi gibi cocugun adini kem küm etmeden koyalim : bu fasizmdir baska bir sey degildir..fasizm sadece irkcilik olmayip bir ruh halidir, bir düsünme bicimidir de ayni zamanda
Yazan: dogutuncer Tarih: February 10, 2007 3:19 PM
Milliyetçileri ötekileştirme gayretlerini samimi
ve gerçekçi bulmuyorum. Hele Türk-İslam sentezi
faşizmdir diyerek yapılacak bir cepheleşme azgın
bir azınlık provakasyonu olur ki, sözcülerine
hayır getirmez. O gücün karşısında yedi düvel
duramaz. Benden söylemesi.
Levent.
Yazan: levent Tarih: February 10, 2007 6:28 PM
Benim hatirladigim kadar benim zamanimda tarih kitaplarinda diger etnik topluluklardan bahsediliyordu, mesela devlet gorevlerinde bulunmus pasalarin hangi sehirden geldigi aslinin ne oldugu, hangi tur milletlerin nufusu olusturdugundan bahsediliyordu. Tarih kitaplari bu kadar degistirildimi yani...Ben boyle okudum, ve bunu hatirliyorum. Diger hatirladigim nokta da din derslerinde sadece islamiyetten bahsedildigi, baska dinlerden yani okulumuzda bulunan diger etnik gruplara mensub ve gayrimuslim olanlara ait dinlerden bahsedilmedigi. Tabii o zamanlar din dersleri mecburiydi, simdi nasil bilmiyorum...Ayrica etnik irkciligi yapan sadece turkler degil, diger butun etnikler yapiyor. Bunun ornegini butun dunyada gorebilirsiniz. Turkiye bir turk devletidir ve bu devletin ulusu ne kokenli olursa olsun Turk Halki olarak adlandirilir. Aynen diger memleketlerde oldugu gibi. Bu devletin kimligidir ve devlet bu kimligi korumak icin belli kanunlar cikarmak zorundadir. Turk halkinin cogugunun Mustafa Akyol'un neden bu boyle degilde soyle gibi siraladigi nedenleri anlayabilecek bir egitim ve bilince sahip olabilmesi gerekir. Yahudi bir tanidigim benim evimde diger bir yahudi arkadasina "birak su aptal turkleri" dedi diye adami doveyim ya da oldureyimmi simdi, hayir ona gulup gecerim orada o kendi aptalligini gosterdigi icin ve o insan benim de dusmanim olmaz. Ben yabanci devlette yasiyorum ve soruldugu zaman ben o devletin vatandasi oldugumu fakat Turk oldugumu gururla soyluyorum. Cunku bu benim kimligim ve benim hissettigim. Ama buranin kanunlarina ve hayatina uyuyorum, ve kendimi bu devletin ulusu olarak goruyorum, cunku benim yasadigim yer burasi. Hicbir zaman da kendimi yabanci hissetmiyorum. Ben buranin halkini tek olarak temsil etmesemde o halkin nufusunu teskil ediyorum ve bu halkin adi da Devletin adiyla aniliyor. Bu devlet beni ya da diger azinliklara gore degilde ulusu ve devleti yararina yonetim sistemini hazirliyor ve uyguluyor.
Turkiye'de boyle problemlerin asilmasi ancak halkin egitimi ile mumkundur. Bagnazlikla degil.
Yazan: gunka Tarih: February 10, 2007 6:40 PM
Levent Bey,
Yorumlarınızı okurken, dikkate alınması gereken görüşleri olgunlukla ifade eden saygıdeğer bir beyefendi görüyorum karşımda. İlk kez ayaküstü yapılmış bir yorumunuzla karşı karşıyayım. Şaşırmadım desem yalan olur.
Bir kere "Türk-İslam sentezi" dediğiniz şey tartışmalı bir konudur. Ayrıca da konumuz, entelektüel bir arayış olarak bir "sentez" filan değil; bir reaksiyoner hareket.
İkincisi, tetikçi katillerin yetiştiği tarlanın sahipleri arasında ne ilginçtir ki hep bu dediğinizi kendine etiket olarak seçmiş bir parti var. Bu partinin geçmişinin de, kurmay kadrosunun da ne olduğu, bugüne kadarki derin "performans"ından bellidir.
Ben İslami bakışı benimsemiş entelektüel dostlarımı çok seviyorum. Onların bu memleketin güzide evlatları olduğundan hiç şüphem yok. Müslümanlığı da bu ülkenin çok temel, çok önemli bir toplumsal, kültürel, dini değeri olarak görüyorum. Türkiye toplumunun İslami kimliğiyle de hiçbir sorunum yok. Gelgelelim, İslam ve faşist ideoloji gibi iki uzlaşmaz unsur bir potada eritilmeye kalkışılırsa bunun adı artık başka birşey olur. Karşısına dikilirim. İslama, bünyesine kendisine fevkalade yabancı bir unsur sokarak hakaret etmeye kimsenin hakkı yoktur.
Levent Bey, benim yorumumu kastetmemişseniz, yani yanlış anladıysam affınızı rica ederim. Görüşlerinize önem ve değer vermeye devam etmek istiyorum.
Yazan: metin-thePoor Tarih: February 10, 2007 7:15 PM
Levent Bey,
Benim yorumuma yönelik değilmiş yorumunuz ama, yine de dediklerimi söylemiş olayım. Dost acı söyler hesabı olsun.
Yazan: metin-thePoor Tarih: February 10, 2007 7:18 PM
Milli Kimlik
Anadolu'daki Türkler 1900'den önce ayrı- yani hakim Osmanlı veya kuşatıcı İslami kimliklerinden ayrı- bir Türk kimliğinin pek ayırdında olmadıkları gibi, köy ya da bölge olarak yerel hısımlık kimlikleri çoğu zaman daha büyük önem taşımaktaydı.(B. Lewis, Bölüm 10)
B. Lewis'in bahsettiği 'ayırdında olmak' deyimini oldukça önemsiyorum. Milletleri oluşturan süreçler, milli kimliğin ayırt edici niteliklerini ideolojik pratikle(eğitim, milli semboller vs.) Batı dışında milletlerin oluşumunu tamamlar.
Milletleri oluşturma sürecini başlatan ve bu amaca ulaştırabilecek rotayı çizen siyasaları Anthony Smith şu gibi ana özellikler saymıştır:
1)Yatay etni içinde aristokratik bir temel. Demotik unsurlar da içermenin yanında devlete; içine ekseriyetle dini ve ruhban etkilerin sızdığı aristokratik kültür ve gelenek damga vurur.(Rusya, Etopya, Türkiye ve Japonya örneklerinde görüldüğü gibi)
2)Önemli etnik azınlıkların içerilmesi. İçlerinde çok sayıda büyük azınlığın bulunduğu(Örneğin Rusya, Etopya, Osmanlı Türkiyesi gibi) imparatorluklardan, yalnızca birkaç azınlığın bulunduğu imparatorluklara dek, duuruma bağlı olarak değişkenlik arzeder.
3)Bürokratik devletlerin 'modernleştirici' özelliği. Yine bu da(Osmanlı Türkiyesi) derece olarak farklılık gösterir ama, tabi etni ve sınıflar üzerinde egemen etnik bir çekirdek ile hakim sınıfın takviye edilmesini yansıtır.
4)Resmi ve kurumsal milliyetçilikten yararlanma sıklığı. Nüfuzlarını tahkim etmek ve nüfusu tümleşik bir millet halinde türdeşleştirmek için hakim sınıf, etnik azınlıkları büyük kurumlarla desteklenen milliyetçi bir eğitim programı yoluyla özümlemeye çalışır.
Kemalizmi ve onun 'modernleştirici' milli-bürokratik geleneğinin çok-etnili Osmanlı Türkiyesi konteksinde tartışmalıyız. B. Lewis'in dediği gibi, Türk kimliğini biçimiyle olmasa bile içeriğini 'kaygan' kılan süreçler ve mitler neydi?.
Yazan: Mülkiyeli Tarih: February 10, 2007 8:50 PM
Mulkiyeli yorumcunun uslubuna pek puan vermedim dogrusu.
Bir muhendis mektebe gider iki malzemeyi bir araya getirip ondan birsey yapmayi ogrenir. Bir mulkiyeli ise iki iNSANI bir araya getirip birseyler yapmayi ogrenir (yada oyle olmasi gerekiyor).
Eger bir mulkiyeli bir araya getirmek icin ugrastigi kesimden birine "Hasolar, Memolar" diye hitabediyorsa uzulurum. Cunku bu turlu yaklasim sadece komedyenlere yakisir.
Yurtdisindaki komedyenler Sn. Mulkiyelinin "... seküler milliyetçiliği kemalist-bürokratik iktidarı oluşturan resmi aygıtlar..." diye tarif ettigi -beyaz Turklerden- bahsederken asagilayaraktan "Agkhmet, Megkhmet" diye bahsediyor.
Boyle mulkiyelilere boyle komedyenler mustehaktir mi diyelim?
Yazan: Haydar Tarih: February 10, 2007 11:38 PM
Haydar Bey,
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, hasolar ve memolar isimlerini münhasıran kullandım. Bu benim de dahil olduğum bir kesim. Bu yakıştırmayı-veya aşağılama diyebiliriz- DP iktidarına karşı kullanan jakoben CHP taifesine göndermede bulunmak için parantez içinde belirttim. Lüten yanlış anlamayın, 'beyazlaşmaya' hiç niyetim yok.
Saygılar..
Yazan: Mülkiyeli Tarih: February 11, 2007 1:56 AM
Metin Bey,
Sizi yada herhangi bir yorumcuyu hedef almam söz
konusu değil. Her yorum, her farklı fikir hakaret içermiyorsa dikkate değer benim için. Dikkat çek
mek istediğim hususu, işlenen hesaplı cinayet üzerinden kutuplaştırıcı ve toplumu gemeye dönük
oyunlara alet olmamak konusunda uyarı amacıyla
yazılmış bir not olarak okuyun.
Türk-İslam sentezi, bürokratik-ulusçu jakoben anla
yışın panzehiri olarak görülebilirse mesele yok.
İslam kaygısını samimi olarak taşıyan hiçbir unsur milletine tuzak kurmaz, velevki İslam'ıda
kullanmaya kalkmış olmasın. Saygılar. Levent.
Yazan: levent Tarih: February 11, 2007 11:27 AM
Bu yazıyı eleştirmek yazmak kadar saçma olacaktır. Çünkü "abiler" dediği adamları tanınmadan, anlaşılmadan; sadece gazetelerden takip ederek getirilmiş büyük bir suçlama.
Doğru olabilir. Fakat o insanların kastettiği milliyetçilik neden birinci tanımda ki gibi olmasın. Hrant Dink cinayeti yüzünden öyle düşünüyorsanız siz cinayeti çözmüş demeksiniz.
Eğer bçyle bir harikuladelik yaptıysanız lütfen emniyete haber verin.
o ogün samast ve abileri dediğiniz insanlar bu ülkenin bölünmemesini, kürdü, lazı, çerkezi, avşarı hepsinin aynı soydan geldiğine ve türk olduklarına ve dahası türküm diyebilen herkesin türk olduğuna inanan kişilerdir. 301. madde neticesinde devlet ceza veremeyince kendileri ceza vermek gafletine girmiş olabilirler. Fakat kesinlikle ırkçı yada etnik milliyetçi değiller!!!
Onlar müslümanlar. Onlar insanlığın kardeşliğine inanıyorlar. Siz kardeşlik bağlarını çözmeye çalışırken, onlar yaşıyorlar bu bağları. Hepsinin bir kürt, bir laz komşusu var en azından.
Siz ve sizin agabeyleriniz; babalarınız gibi olamadınız. Siz ve sizin agabeyleriniz sadece işin laf kısmında kaldınız. Millet millliyetçiliği yaşıyor, sizin gibi yazmıyor.
Eleştirme gafleti de benden geldi...
Yazan: alpullah Tarih: February 11, 2007 11:46 AM
türklüğün neden etnik bir gerçeklik olduğu yalanlanıyor ve türklük yalnızca üst kimlik olarak kimliklendiriliyor.. türk diye bir etnik yapının olduğu bir gerçek ise bence Mustafa Beyin de temsil ettii zihnyetin sanıyorum ki istediği bir değişim söz konusu türk etnik varlığından korkulması ve türklerin soy bağlarının kırılması ile daha da sindirilmiş bir kalabalığa dönüşmesi, böylelikle ülkenin bir çoğu kandaş ve kökendaş olmasına karşın ulusal devleti temelinden sarsarak ülkeyi yapay bir osmanlı mozağine dönüştürülmek istenmesi.. ben bundan bunu anlıyorum ve bir türk olarak kesinlikle etnik kimliğime soyuma tarihime ve elbette anadolu balkanlar ortadoğu ve kafkaslardaki derin türk tarihine sahip çıkarak büyük türkiye ülküsü çerçevesinde türklerin bilinçli bir biçimde dayanışmasını ve kenetlenmesinin gerekliliğine inanıyorum ancak buna fırsat vermemek için sürekli olarak yoğun bir biçimde çalışılmaktadır. türk gençleri yetişkinleri yaşlıları erkekleri kadınları ile türkler ülkesinde bu denli sindirme ve kaynaştırma siyaseti ile etkisizleştirilemez.. hele türk kültürünü bu denli günlük yaşamlarına dek solumuş küçük toplulukları kullanarak türklere karşı böyle bir kampanyanın sürdürülesi asla kabul edilebilir değil... elbetteki devletin resmi dili türkçe bayraği eski türk devletlerinde olduğu gibi ay ve yıldız ve tabiki resmi eğitim ve öğretimeki tarih bilgisi türk tarihi üzerine ve elbette bu okullarda yalnızca türkçe dil bilgisi ile edebiyatı ile her şeyi ile öğretilecek.. bana kalır ise devletin iddia edildiği gibi de böyle bir kaygısı da yok küçücük yaştaki çocuklara ingilizce eğitimi vermenin açıklaması ancak mandacılık ziniyeti ile açklanabilir ve yukarıdaki yazının fikirsel önderliğini ise bence AKP yapmaktadır dolayısı ile türkler adına türklük adına devlet adına türklerin geleceği ve güvenliği adına bu zihniyetin kesinlikle devletten kazınması gerekmektedir. nerede ise türklere özgürlük bizimle uğraşmayı bırakın IRKÇILAR diye insanın bagırası gelıyor ben sıze dıyeyım mı bu zihniyet karşısında Ogunlerin ortaya çıkmasını kımse yadırgamasın bu mılletten de bır apo asla cıkmayacagını kımse unutmasın
Yazan: ancazin Tarih: February 11, 2007 12:51 PM
aptullah kardes yazına sonsuz destek verıyorum
Yazan: ancazin Tarih: February 11, 2007 12:52 PM
Alpullah Beyefendi,
Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu sizin? Tüylerim diken diken oldu şimdi. Bir lumpen katili ve "abiler"ini savunduğunuzun farkındasınız, değil mi? Demek ki millet milliyetçiliğini cinayet işleyerek yaşıyor, öyle mi? Demek lumpen katiller müslüman, öyle mi? Utanç verici bu sözler! Yazıklar olsun! Hayret, "ya sev ya terket" demeyi unutmuşsunuz.
Yazan: metin-thePoor Tarih: February 11, 2007 3:02 PM
Aidiyet savaslari ve bizim çakallar
1930 model Atatürk milliyetçiliginden inip 2007'nin hatta 2030'un ihtiyaçlarina yanit verecek bir yaklasim bulma zamani geldi artik.
Ancak türk millyetçiliginin "sorunlu" kisminin yakin tarihimizden degil günlük yasantimizdan kaynaklandigini düsünüyorum.
Ugruna ölünecek(/öldürülecek) seylerin arasinda sadece milletimiz veya vatanimiz yok. Futbol maçlarinda ortaya çikan meydan savaslari, namus cinayetleri, intiharlar tehlikeli bir dünyada yasadigimiz, kusatildigimiz hissini güçlendiriyor.
Türk ve dünya medyasi ne yazikki israrla siddeti bir yöntem / en iyi yöntem gibi gösteriyor ve bu durum türk milletini tuhaf bir aklî hale sokuyor kanimca.
Türkiye'de yasayan insanlar hergün TV'de o kadar çok siddet izliyorlar ki ister istemez "bütün bunlara insan olarak karsi koyamam, bir ekibe, bir takima dahil olmam gerek" diyorlar. Tabi insan olarak karsi koyamayacaginiz düsmanlarla da insanliktan çikarak mücadele etmeye hazir olmaniz gerek(!).
Basina çuval geçirilen türk askerleri, PKK'nin, israil ordusunun öldürdügü bebek fotograflari,
intihar saldirilari, yikilan evler, camiler TÜRK-ISLAM AiDiYET DUYGUSUNUN kuvvetlenmesine ve bu duygunun Türk islam aidiyet bilincinin önüne geçmesine sebep oluyor. BBP gibi partilerin, alperen ocaklarinin vb bu isten siyasi rant yemesi çok normal, zira kurt dumanli havayi sever ;-)
Kurtlar vadisi gibi tehlikeli bir filmin böyle bir zamanda çevrilmis olmasi, Çilgin Türkler adli romanin "tarihi gerçekler" diye okunmasi, Metal Firtina gibi paranoya romanlarinin satis rekorlari kirmasi da rastlanti degil.
YouTube sitesinde çakallar vadisi adli berbat sekilde çekilmis filmin fragmanlarini izlemek mümkün. Biraz ararsaniz türkiye'nin her yerinden gençlerin kendi aralarinda bazi sahneleri yeniden çektiklerini, sakaciktan birbirlerinin bogazlarini kestiklerini görebilirsiniz.
Bu filmin bu kadar basari elde etmesi aslinda Türkiye için büyük bir utanç kaynagi olmali. Gerçek hayatta kafa tutamadigimiz "kötü kalpli" ABD'lilere karsi "bizim" Polat Alemdar ne güzel mücadele ediyor. Cüneyt Arkin'in Kahpe Bizans filmleri geliyor aklima.
Türkiye'nin Türk milletinin çikarlarini korumak gerçekte ABD, Çin, AB ve Rusya ile ortak projeler gelistirmekten geçiyor. Zaten yapilmakta olan boru hatlari, demiryollari da bu yönde barisa büyük katkisi olacak yatirimlar. Türkiye'nin güvenligi ve toprak bütünlügü bu güçler içinde bir kiymet tasimali. Aksi takdirde daha çook "çakallar vadisi" çevirip soguk kis gecelerinde kendimizi avutacagiz.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: February 11, 2007 3:39 PM
Alpullah Bey,
Bağışlayın böyle bir isim ilk kez görüyorum: Bir Türk-İslam sentezi mi?
Asla ırkçı ve etnik milliyetçi olmadığına inanmadığınız o meşum katil, Hrant Dink'i katlettikten sonra neden vecd içinde 'Bir Ermeni öldürdüm' gibi ırkçı bir nefret tümcesini kullanmayı tercih etmiştir?
Söyler misiniz: Bizim milliyetimiz, başka milliyete sahip olan insanları katlederek mi yücelir, yoksa farklı milliyetlere eşit muamelede bulunursak mı?
Cumhuriyet'in 100. yılını kutlamaya yalnızca 16 yıl kalmışken, bizim hala anayasal vatandaşlık kavramına bu kadar uzak olmamız, bizim henüz Cumhuriyet nosyonunu bile anlayamamız ve anlatamamamız gerçeğini gözler önüne seriyor.
Bugün şunun 'ayırdına' vardım ki; burası Cumhuriyet bile değil!
Yazan: Mülkiyeli Tarih: February 11, 2007 4:39 PM
Amerikada zencileri atin arkasinda surukleyen kimselerde ulkesini, bayragini ve dinini cok seviyordu. Ve bunu yigitlik, din, vatan hizmeti zannediyordu.
...ve bundan utanmiyordu.
...ona musamaha gosteren abileri, şerif vs de utanmiyordu.
...başini ote tarafa ceviren kasabalida utanmiyordu.
***
Almanya Sollingende Turk ailenin evini icindekilerle yakanlarin ne kadar dindar, milliyetci ve bayragini seven insanlar oldugunu biliyormusunuz? Onlarda bundan utanmiyordu.
AMA iNSANLIK UTANIYORDU.
Yazan: Haydar Tarih: February 11, 2007 7:46 PM
Alpullah Bey, size teşekkür ederim, çünkü bana Ogün Samast'ın, Hayal'in ruh portresini anlamam da yardımcı oldunuz. Ve sizin bu görüşünüzden, sizin ve onlar için şunu diyebilirim ki; cehalet içinde debelenilmekte, ne İslamın derinliğini de de milliyetçiliğin temellerini kavramışsınız.
Yazan: Talha Can Tarih: February 11, 2007 8:11 PM
Bu yazi ve yorumlari okumaya ancak firsatim oldu. Mustafa Bey'e cogunlunla katildigimi soyleyebilecek kadar vaktim var ancak. Ha bir de Metin Bey'in "yogurt yiyisini" neden burada ozledigimi hatirladim. Mulkiyeli hos gelmis sefalar, ve nesnel muhakeme getirmis. Gorebioldigim: Birseyler degisiyor; boyle gelmis ama boyle gitmeyecek; eski koye yeni adetler gelecek; dusunme gibi. Bunun kredisi de yurekli entellektuellere gitmeyecek. Maalesef sayilari o kadar azki. Yok "hepmiz Ermeniyiz" kesmez efediler. Sicilleriniz ortada. Duzen muhafizlari fittirdi, intihar ediyor da ondan. Bazilariniza b satirlar fazla kriptik olmustur; olsun.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 12, 2007 10:44 AM
Alpullah ve onun yazına destek veren Ancazin beyler,
“Eleştirme gafleti de benden geldi..(Alpullah).
Eleştirmek bence gaflet değil,bir insanın söyleyecek sözünün olması gafleti değil aksine zenginliği olur.Karşımızdaki insanın ne düşünüp, hissettiğini bilebilmek için biz insanların kullandığı iki yöntem var;konuşmak ve yazmak.Bir insan eğer konuşmuyor yada yazmıyorsa kısaca dış dünya ile iletişime geçmiyorsa,psikolojide bildiğim kadarı ile o insanın bulunduğu bu hali “musluk kapalı” olarak adlandırıyor.Bu kış gününde hava ayazken tokalaşmak için size uzanan eli sıcak palto cebinizden çıkarmamak gibi bir tercih yapmak.
Millet millliyetçiliği yaşıyor, sizin gibi yazmıyor.(Alptullah)
Yazmak yaşamın dışında bir eylem mi?Milliyetçilik sadece dediğiniz anlamda mı yaşanır,yazmak fiiliyatsızlık ve boşa kürek çekmek midir?
Savaşa sebep olan çoğunlukla eylemlerdir ,savaşı öyle yada böyle bitiren ise antlaşmalar yani altına imza atılan yazılı metinler.İşin laf dediğiniz kısmına savaşlar başlamadan yeterince zaman ayırsalardı çoğu savaş zaten olmazdı.
Gaflet,kolay yolu seçip güce başvurmaktır,benim dediğimin aksini söyleyenin cezasını ben veririm demektir ki o zaman, bu üzerinde yaşadığımız toprak hep kırmızı hep ıslak kalacak demektir.
Bırakalım soy taşıyan kan damarlarımızda aka dursun dışarı akan sadece kelimeler yardımıyla düşünceler olsun.
Kızılay dışında kana kimsenin ihtiyacı yok.Birinin öleceğini bile bile onun kanını kendi varlığı için isteyenler için ne söylendiğini bilirsiniz.Öldürmeden,kan akıtmadan korumak mümkün değil mi?
Aynı anne babadan olan kardeşlerden büyük olanının sıfatı değil mididir “abi”.Aramızda kan bağı olmadığı halde birilerine “abi” diyorsak bu sadece yaşça bizden büyük olduğu için değildir.Bizden fazlaca yaşanmış o senelerin karşımızdaki insana kazandırdığı tecrübeye,bilgiyedir saygı.Bu abi öl yada öldür dediğinde bu emri sorgusuzca uyguluyorsak biz düşünmeyi de hissetmeyi de o insana “abi”ye bırakmışız demektir.Siz,onun önünüze koyduğu çözüme “hayır,başka bir çözüm yolu var”dediğinizde, o “abi”den daha az mı milliyetçi yada vatansever olursunuz?
Anne babası Türk olduğu halde,doğup büyüdüğü ülkenin kültüründen etkilendiği için Türk soyundan olduğu halde Alman gibi hisseden bir gencin bunu söyleme hakkı yok mudur?Bunu söylediğinde o hain yada düşman mıdır,tada Türk’lüğü aşağılamış mıdır?Türk olmadığı halde bu genç gibi hisseden olamaz mı?
“Fakat kesinlikle ırkçı yada etnik milliyetçi değiller!!! Siz kardeşlik bağlarını çözmeye çalışırken, onlar yaşıyorlar bu bağları”(Alpullah).Yukarıdaki gibi düşünen biri olarak benim de bu kardeşlik bağlarını çözmeye çalıştığımı söyleyebilirmisiniz?
”Siz ve sizin agabeyleriniz; babalarınız gibi olamadınız. Siz ve sizin agabeyleriniz sadece işin laf kısmında kaldınız.” (Alpullah)
Yukarıdakiler laf kısmıydı haklısınız ama bu laflarla eylemden önce kendi aklımızla düşünmeliyiz diyorum.Bir kardeşini sev diğerini de öldür laflarını etmiyorum.
Yazan: çuvaldız Tarih: February 12, 2007 12:58 PM
Müjde! Çuvalin intikami alindi!
http://www.youtube.com/watch?v=3TQz9HvTSsM
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: February 12, 2007 2:08 PM
ÖNCELİKLE:
Alpullah Bey Türkçe bir kelimeyle Arapça tamlama kurmanızdan daha garip olanı: "Onlar müslümanlar. Onlar insanlığın kardeşliğine inanıyorlar. Siz kardeşlik bağlarını çözmeye çalışırken, onlar yaşıyorlar bu bağları."
gibi cümlelerle cinayete asla cevaz vermeyen İslam diniyle canilerin bakış açısını bir tutmanız,insanda insana karşı sevgi ve öldürerek yok edecek derecede nefretin bir arada bulunabileceğini ima etmiş olmanızdır.
Bana sorarsanız yorumunuz tıpkı müstearınız gibi baştan sona facia: "o ogün samast ve abileri dediğiniz insanlar bu ülkenin bölünmemesini, kürdü, lazı, çerkezi, avşarı hepsinin aynı soydan geldiğine ve türk olduklarına ve dahası türküm diyebilen herkesin türk olduğuna inanan kişilerdir."
Maalesef bu inandıkları doğru değil.Yani kürd ,laz ,çerkez ,avşar aynı soydan gelmez.
-her neyse-
MEVZU HAKKINDA:
Sayın Mustafa Akyol'a ve milliyetçilik kavramını etnık milliyetçilik ve ırk gözetmeksizin milletin ferdlerini topyekün kapsayacak şekilde milletini sevme tarzında açıklayabildiğimiz milliyetçilik olarak ikiye ayıran ,birincisinin menfi ikincisinin müspet olduğuna inanan yorumculara da katılıyorum.
Evet bu menfi milliyetçilik Batı kökenlidir ve Osmanlı'nın milliyetçilik anlayışıyla bağdaşmaz.Benim merak ettiğim husus :Acaba etnik Türk milliyetçiliğini savunan bir kişi soyunu araştırarak aslında Türk olmadığını kürt ,arap vs olduğunu öğrense(ki bu muhtemel) ne yapacaktır.Bu şiddetli Türk milliyetçiliğinden şiddetli Kürt ya da Arap vs milliyetçiline mi geçiş yapacaktır.Yoksa hani Hitler'in aslında Alman olmadığını söylerler ya -eğer doğruysa- onun gibi mensubu olmadığı bir ırkın muhafızlığını ve çığırtkanlığını mı yapacaktır?
Yazan: veysel Tarih: February 12, 2007 4:52 PM
Veysel Bey,
Eğer yanlış hatırlamıyorsam, Yahudi kasabı Adolf Hitler, aslında adı Aloys Schickelgruber olan bir Yahudidir!!! Ve yine yanlış hatırlamıyorsam, mesela, ünlü ırkçılarımızdan Nihal Atsız da Türk asıllı değildir!
Alpullah ve Ancazin gibi ırkçı ve faşist görüşler ileri sürenlerin de dönüp bir kendi soylarını incelemelerinde fayda vardır. Ben şahsen kendiminkini inceledim; Türkmüşüm!
Yazan: metin-thePoor Tarih: February 12, 2007 11:15 PM
Dogrusu Turkculerin DNA'si konusunda tez falan hazirlamis degilim. Sadece aklima "....yogurtcu yogurt olmadigi gibi Turkcu de Turk dergildir" sozu geldi; paylasayim dedim Metin Bey'in yorumu uzerine (Vedat Turkali kardesime soylemis-kime ait bilmiyorum). Ha Metin Bey Ziya Gokalp'i unutmus (belki de unutmamis, cunki Gokalp'in Turkculugu Kurtleri'de disarda birakmiyordu).
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 13, 2007 8:15 AM
Avustralyalı Irkçı milletvekilinin DNA’sında Türk genleri çıktı 13 Şubat 2007 (Hurriyet)
Avustralya’da ırkçı görüşleriyle tanınan One Nation partisinin eski lideri Pauline Hanson’ın kanında Türk geni çıktı. Yabancı düşmanı konuşmalarıyla tepki toplayan Hanson, yapılan DNA testi sonucunda Ortadoğu kökenli olduğunu öğrenince şoke oldu.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 13, 2007 9:11 AM
Biz Türklerin hiç kimse ile sorunu yok. Sorununun kayneğında hiç bir zaman Türkler olmuyor. Diğerleri bir şeyler yapıyor, bizim ise onlara sadece saygı göstermemiz ve fikirlerini kabul etmemiz isteniyor. Onların istedikleri gibi olduğumuzda ise, ne olduğumuzu o zaman anlayacağız. Bizim bazı duygularımızımı köreltip, işlerini kolay hale getirecekler. Ne olduğunu anlayamayacağız bile. Her şeyin suçlusu Türkler!!, biz her şeyi yanlış anlıyoruz. Bu mudur, gerçek. Diğerleri suçsuz??
Saygılar,
Yazan: Murat oturan Tarih: February 13, 2007 10:00 AM
murat kardes bu gercegı gormene sevındım tum soydaslarımızın da bu gercegı gormelerı ve maddı ve manevı dayanısma ıcerısınde olmaları ve ulkemızdekı olumsuzluklara karsı devletce ve ulusca daha dık daha pek durmamız gerekıyor cunku ben bır turk olarak ulkemızın ve ulusumuzun guvenlıgını ve gelecegını tehlıkede goruyorum
Yazan: ancazin Tarih: February 13, 2007 1:40 PM
National Geographic Şubat sayısından:1970 li yıllarda 20.2 milyon Hektara düşen orman varlığı
mız,yangınlara ve kaçak kesimlere rağmen 2006 yılı
rakamlarına göre, 21,2 milyon hektara ulaşmış bulu
nuyor.Bu artışın göçle birlikte boşalan yerlerin
ormanlaşması ve ağaçlandırma çalışmaları ile uygulanan yeşil kuşak ağaçlandırması projesine
dayandırılıyor.
Son yıllarda ah vah ettiren büyük yangınlara karşı
orman varlığımızın bir milyon hektar artması-Geli
bolu yangınında yanan orman alanı dörtbin beşyüz
hektar- elde edilen kazanım ve başarıya bakın. Daha öncede bu linkte başka bir konuda yazmıştım.
Toroslarda dünyanın en kıymetli ağaçlarından olan
çok önemli bir sedir projesi yürütülüyor. Lübnan
bayrağına simge olmuş ve artık bu ülkede nesli tükenme noktasına gelmiş bu değerli ağaçtan beş milyon adet tohumlama yapıldı. Helikopter ve yer
yer eşek üstünde çok zahmetli bir çalışmayla yapılan projede yüzdeyüze yakın netice alını. Bu
çalışmalardan kıvanç duymayı sağlıklı bir milliyet
çilik olarak görüyorum. Onu bunu düşman ilan etmeyi ise marazi bir ruh hali. Çok iyi şeyler
oluyor, gezen tilki oturan aslandan yeğdir ata sözü gereği Türk girişimcileri bütün dünyada başa
rılara imza atıyor. Bunların içinde dönmeler var
marazına tutulmazsak göğüs kabartıcı olaylar. Türk
mühendisleri enuzun sualtı tüp geçidini inşa ediyorlar, Nobelli bir edebiyatçımız var, tehdit
etsekde ne gam...
Saygılar.Levent.
Yazan: levent Tarih: February 13, 2007 2:02 PM
Murat Bey,
Hissiyatinizi anliyorum; soylediklerinizi nesnel bulmasam da. Evet bazilari da kantarin topuzunu fazla kazirip "turk, vatan, sadakat" gibi kelimeleri her duyduklarinda irkcilik goruyorlar. ve "biz adam olmayiz; dunyada sonuncuyuz..." edebiyati disinda kapsamli bir tahlil uretmekten aciZler.
Bu asagilik kompleksliler, irkcilik deyince akillarina sadece "turk" kelimesi geliyor. Onlara bir habetrim var: Hrant Dink bir Ermeni millyetcisi idi; ama bu ulkenin sorumlu bi aydini idi. "sizin ozunzu bilirim; ben siz Turkler degisirsiniz sanmistim; ama babam hakli imis siz degismezsiniz" diyen Mahcupyan Ermeni millyetciligi ile irkciligi arsinda bir yerde duruyor bu ifadesi ile. (not: Mahcupyan bu ifadeyi "hepimiz Htrantiz; hepmiz ermeniyiz" sloganlari ve "hrantim" yazilarindan sonra kullandi).
Kisacasi diskuru ya ifrat ya tefrit domine ediyor. Bu "bu tur duygular, tepkiler sadec Turkiye'de var" diyenlerin dunyadan haberleri yok. Bir cinayetten dolayi Turjkleri kollektif olrak suclamanin akil, izabn adaletle bagdasir yani yoktur.
"milli duygular" ile "millyetcilik doktrini" (ki bunun da bizdeki gibi pek cok cesitleri var) karistirmamak lazim. Her turlu milli duygu ifadesini "lumpen millyetcilik" kategorisin koyarsaniz ancak "lumopen millyetcil;igi" guclendirirsiniz. Millteuin kusatilmislik, hor gorulumusluk duyguklarini koruklemek dumanl havalari sevenlerin ekimegin yag surer , icerde ve disarda.
Buraya kada soylediklerimin cogu size cevap degildi Murat Bey. Konu acvilinca klma glenler. Sunlar ise size:
"Biz" ve "oteki" kavramlari uzerinde biraz daha duisunmenizi isterim. Bunlar sabit gruplarmidir, mevzuya gore degisirmi? "butun dunya bize karsi birlesmis" psikolojisi sagliklimidir? Boyle aligiliyorsaniz neden durum boyledir? Ben bu kabulde bir yenilmislik psikolojisi goruyorum. "bir turk dunyaya bedel" olmadiginma gore, ve herkeas dusman ise...Dunyanin bize karsi birlesmesi hic te rasyonel degil. daha rasyonel bir bakis herkesin menfaat pesinde oldugu. Eger bu sekilde ise baslarsak kimin menfaati nedir; neden gibi biraz daha karmasik prosesi ogrenmeye baslariz. Gene Merhum Ozal'in manmidar sozu: "Adamlar beni utuyorlar diyorrlar. Utulme be kardesim".
Bu "sadece ic ve dis dusmanlar var; her taraf hain dolu" paranoyasindan cikalim. "para ile imanin kimde oldugu bilinmez" diye bir soz vardir. Ben de "kimin vatansever kimin hain "oldugunu anlamak o kadar kolay degildir diyeyim. . Slogan indeksi fazla guvenilir bir metod degil.
Adaletin, ahlaki ilkelerin onune gecmeyen "milli duygulara" evet, irkciligin her turune hayir! (Not: Millyetciligi baz alan idelojilerin hemen hepsinde bir miktar irkcilik mevcuttur. "Kucaklayici millyetcilik", "benim kurduim" , "benim ermenim" sloganlarina bakmayin (kimse senin Kurdun Ermenin degil Sn. millyetci))
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 13, 2007 4:58 PM
bekıre de levente bu kez katıldım (yanlıs anlamayın takdır etmek bana dusmez)..:) leventın ormanlandırma ıle ılgılı anlatımı dogru ıse valla ben buna cok sevındım umarım dogrudur cunku ben bugune dek samsuna nevsehıre usak ve ıspartaya kadar gıdıp gordum ve bu guzergahlar cevresındekı bırtaım ıl kasaba ve beldelere de .. sunu soylemelıyım kı marmaradan cıktın mı orta karadenızın ıc kesımlerı dahıl her yer tas kaya kıraçlık alanlardan ıbaret ve marmaranın bır kıyı ılınde yasayan ben bır tek agac gormeden saatlerce yol kat edınce bu ınsanlar burada nasıl yasıyor dıye dusundum Allaha sukur kı unıverıteyı de askerlıgı de kıyılarda ve yesıllıklerde yaptım:) belkı oralarda yapsa ıdım bıraz daha kanıksayabılırdım ya da yok yok agacsızlık cımensızlık yesıl olmayan bır yer kanıksanamaz bence ve sunu goruyorum kı tema vakfının sıkca dıle getırdıgı gıbı ulkenın collestıgını halen dusunuyorum her ne kadar bu denlı agaclandırma yapıldıgını anlatmıs ıse de levent. sorun agacsızlasma da degıl kı yalnızca, tarımsal alanların yıtırılmesı hızla betonlasmanın ve yagmaın devam etmesı koylerımızın tarımımızın yok olusa suruklenmesı ve ılkokulda anlatıldıgı gıbı halen kendı kendıne yetebılen ulkemıyız acaba ! elbette degılız artık. turkıyedekı su kaynaklarına akan ırmaklara caylara bır baksanıza hagısı bıllur ve gur akıyor artık bence cok daha cıddı seyler gerek ama ben leventın anlattıgına cok ıcten sevındım gercekten...
degındıgınız gıbı mıllıyetcılık de zaten sovenıst ve fasıst hayallerle dusmanlar uretmek ve tek faalıyet olarak saldrıganlıgı ve yok etmeyı benımsemek dısında, ulkenın zengınlıklerının yurttaslarca ve devlet kurumları ıle korunup gelıstırılmesı , yararlı ve gelecege tasıyacak ulkeyı ve ulusu daha guclu ve daha refah bır yasam duzeyıne ulastıracak gırısımler ıste bence de gercek mıllıyetcılık budur .
Yazan: ancazin Tarih: February 13, 2007 8:23 PM
Mustafa Bey'in eline sağlık, yazısının altına imzamı atıyorum.
Bu konuda okuduğum en güzel yazılardan birisi Anlayış dergisinden Mustafa Özel’e ait. Özel, yazısınına can alıcı bir biçimde başlıyor:
--------
HEP aynı yöne doğru gitmeyi ‘ilerleme’ sayanların karşısına bir duvar çıktığında ezberleri bozulur; ne yapacaklarını şaşırırlar. Biraz geri gelip, arabayı yeniden yola koymaktan başka çareleri yoktur. Fakat geriye dönmeyi ‘gericilik’ sayanlar için, bu basit işlemi yapmak olağanüstü zordur. Kendilerine dünyanın yuvarlak olduğunu; ilerlemek için mutlaka belirli bir yöne gitmenin şart olmadığını bir türlü anlatamazsınız.
Bir ilkokul çocuğu bile artık kavrıyor ki, Türkiye’nin ulus-devlet serüveni bir çıkmaz sokağa girmiş, ırk veya kavmiyet duvarına toslamıştır. Türklüğün ve cumhuriyetin “ilelebet payidar” olmasını istiyorsak, biçime değil öze önem vermek; ulusluk prangasından kurtulmak zorundayız. Ulusluk elbisesi Türk milletine dar geliyor.
Biraz daha açalım: Mevcut toplum/devlet sistemimiz dışa doğru Ermeni, içe doğru Kürt meselesiyle yüz yüzedir. Bu iki meseleyi de güç kullanarak çözmek mümkün değildir. Tarihçi Cemal Kafadar’ın ifadesini ödünç alırsak, Osmanlılar karşılaştıkları toplulukları “bizimsiyordular.” Ulusçuluk bizimseme değil, ya ötekileştirme ya da asimile etmektir. Bir ara cadde ve duvarları kirleten sloganla: “Ya sev ya terket!”
Türkiye Cumhuriyeti’ni krizdeki aydınlar kurdu. Siyasi kriz, fikrî kriz, inanç krizi. Kriz aydını, el yordamıyla hareket eder. Bulduğu ilk çözümlerle yetinmek zorundadır. El yordamıyla bulunan çözüm, zamanla kendi bürokrasisini oluşturur. Ve bürokrasi biraz güçlenince “Devlet benim!” demeye başlar. (Kendini devletle bir tutmak, sadece despot Fransız krallarına özgü bir sapkınlık değil!)
Devlet benim diyen bürokrasi, yeni aydın nesillere, doğru soruları yasaklar. Belirli meseleleri tartışamaz, hatta adını bile koyamazsınız. Bunu kendi varlığı için gerekli gördüğünden, devletin ayakta kalması için zorunlu sayar. Türkiye’de ulusluk işte böyle bir süreçte kutsallaştırıldı ve tartışma dışı bırakıldı. Sonuç? Harbiye’den Yenikapı’ya kadar uzanan 100 bin kişilik kalabalık topluca bağırıyor: Hepimiz Ermeni’yiz!
Hepimizin Ermeni olmadığını biz de biliyoruz, Ermeniler de. Ermenistan diye bir devlet var ve arzu eden Ermeniler gidip orada yaşayabilir. Keza, istesek de istemesek de yakın bir zamanda Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti veya yeni Irak’ın özerk Kürt ünitesi kurulmuş olacak. Arzu eden Kürtler gidip orada yaşayabilir. Ya arzu etmeyenler? Sloganik cevap hazır: Gitmeyeceksen, Ermenilik veya Kürtlükten vazgeçecek; Türk olacaksın!
------
alıntı sonu.
Çok doğru tespitler.
Yazısının devamında da “Türk olmak ne olmaktır?” diyen Özel, yer yer Kemal Tahir’den de alıntılar yaparak bu toprakların fotoğrafını çekiyor.
Bu yazıyı mutlaka okuyun derim:
http://www.anlayis.net/Yuzlesiyorum.aspx?SAYI=45
Yazan: Suat Öztürk Tarih: February 14, 2007 1:04 AM
Konuyla alakasina binaen:
"Sayın Başkanım; Makalenizi okudum ama benim zat'ı alinize bir sorum var:
Sayın Başbakan DERİN Devletten bahsediyor.Nedir bu derin devlet kimlere zarar verir?
Kimler korkar,kimler korkmaz.Örneğin ben korkmuyorum.Osmanlıdan bu yana var olduğunu açıklıyor sayın Başbakan.Ama geçmişte bazı devlet adamlarımızın bununla ilgili açıklamaları olmuşmudur?Olmuşsa neler demişlerdir?Lütfen bizlere açıklarsanız sevinirim.SEVGİ VE SAYGILARIMLA."
"Yanıt:
Onlar derin devletten değil derin Türklerden korkuyorlar. Tanrı Türkü Korusun. 31.01.2007
Ümit Özdağ."
Su basitlige bakin, bir de bu adam akademisyen olacak.
Yazan: Mehmet Ali Meydan Tarih: February 14, 2007 2:02 PM
Mehmet Ail bey civinin tam tepesine vurmus. Iste "entellektuel Turkcu" bu da . Adnin basinda da Prof. Dr. yaziyor. Gecen ayni partinin genel sekreterimi, baskan yardimcisimi ne ayni konuda soyle dedi mealen" Eh derin devlet vasrsa bu isin icinde, ve devletin basi da RTE olduguna gore....". Yerseniz tabii. Ayni soylemi Cumhuriyet gazetesi ve ne sosyal ne demokrat olan parti de biraz kullandi ama herhalde "akil adamlar" yemez dediler. Simdi "tum milleti kucaklayan" bir ideoloji kesfetmis Baykal. Solda birlesme akabinde sagda birlesme, ve mutakip ortada birlesme, ordu ile birlesme tesebbusleri pek basarili olmamis gozukuyor. Bir iki hafta da bununla oynasinlar. Belki bir gun demokrasiyi de kesfederler.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 14, 2007 6:08 PM
Umit Ozdag ya saf yada okuyucularini saf zannediyor.
Devlet binlerce, milyonlarca insanin biraraya gelip olusuturduklari bir kurumdur. Bu kurum basta anayasa olmak uzere bircok kurallarin uzerine oturur ve o toplumu olusturan insanlari o kurallara gore yonetir.
Gunumuzde ve gecmiste devletler birtakim cikar guruplarinin eline gecmistir. Bu guruplar kendi cikarlarini, hizmet etmesi gerektigi toplumunkinin uzerinde tuttugu icin care olmaktan uzaklasmis, tersine SIKINTI, sorun olmuslardir. Tum halkin ihtiyaclarina care bulmak yerine kendi cikarlarini hazineye endeksleyen bu kimseler, hedef sasirtmak ve itiraz edenlerin muhalefetini dindirmek icin uyduruk ideolojiler, korkular, suni gundemler uretmislerdir.
1950-60 surecinde hazineden gecimi zayiflayan askeri-sivil burokrasi sudan bahanelerle demokratik yollarla isbasina gelen hukumeti devirmis, bir yandan mudahalesini mesrulastirmak gayretiyle gayet mukellef bir anayasa ortaya koyarken, diger yandan kendi cikarlarini o anayasaya demirlemistir.
Daha sonralari o mukellef anayasanin fazla genis geldigini farkettikce daraltmis, herseferinde bu daraltmayi mesrulastirmak icin yeni "ocu"ler one surmustur.
11 Eylul 1980 gunu itibari ile varligi ve etkileri 8-9 kisiyi gecmeyen PKK yi (o zamanki adiyla Apoculari) "ocu" olarak gostermis, PKK yi haketmediginden daha buyuk bir tepsiye koyarak halka sunmustur. Boylelikle darbeye itirazlar giderek kuculmus, muhalefet ezilmis, hedefi sasirtilan halk darbecilere destek bile verir duruma gelmistir.
***
Heyhat, yanlis hesap Bagdattan doner hesabi, demokratik yollardan cozulmesi gereken Kurt sorunu PKK nin zimmetine gecmis, buyudukce buyumus, 8-9 kisiden olusan bu orgut binlerce-onbinlerce Kurt gencinin daglara cikmasina sebep olmus, adina da "teror sorunu" denmistir.
Birden bire varolmayan "boluculuk" ve "teror" sorunu darbecilerin devlet yonetme, siyaset, toplum bilim cehaleti nedeni ile elle tutulur buyukluge ulasmistir.
***
Meselenin giderek buyudugunu gorup "akillica sorular" sorup "akilci cozum" getirmek isteyenler kolayca ihanetle suclanmis, oyle veya boyle elimine edilmislerdir. Akabinde bir daha cozum sozu edilememis, konu tamamen guvenlik guclerine devredilmistir.
Duzenli ordu ve duzenli polis gucunden olusan guvenlik kuvvetleri, gerilla-vur-kac taktikleri karsisinda yeterince etkili olamamis, dolayisiyla karsisindakinin taktiklerine ayni taktikle cevap vermek zorunlulugu hissetmistir.
***
iste buyuk sorun burada baslamistir.
Mesrulugunu koydugu kurallardan alan devletin kendisi bu kurallarin disina cikmak zarureti hissetmis, bu nedenle derin devleti daha derine cekerek "karanlik devlet" haline donusturmus, JITEM, JIT, Kontr-Gerilla vs gibi varligi resmen inkar edilen olusumlari devreye sokmus "pis islerin" tasaronlugunuda Soguk Savas donemi kalintilari olan, issiz kaldigi icin mafyalasan asiri milliyetcilere (uluslararasi ismi ile Gladio) ya devretmis, PKK nin tekeline gecen irkci Kurtculugun karsisina irkci versiyonuyla Turkculugu koymayida ihmal etmemistir.
***
Sirasiyla Devlet+Derin Devlet+Irkci Milliyetciler+Mafya...
kombinasyondan ortaya cikan tabloda en sonda bulunan mafya nin karakteristik mikroplari silsile silsile zincirin diger halkalarinida curutmus ve cerahatlar cesitli vesilelerle Susurlukta, Semdinlide, Danistayda, Vatikanda, Trabzonda, Mersinde vs cikmistir.
Mesru ve temiz devlet, derin devletin tohmeti altinda kalmis, Faili mechullerden "uyusturucu kacakciligina", "oraya buraya bomba atma"lardan cocuklarin eline bayrak vermeye, hapisten adam kacmasina goz yummadan katillerle fotograf cektirmeye kadar olan bircok uygunsuz sorunlarla karsi karsiya kalmistir.
Bu cerahatlarin etkisi ile neredeyse sadece "kabuk" haline donusen devletin yargisi bile vatanseverlik perdesi arkasina saklanan bu mihraklarin etkisinde kaliyor, "bunun bedelini de, mafyayla ilişkili Yargıtay başkanlarının yakalanmasıyla, kadın satıcısı Yargıtay üyelerinin ele geçmesiyle, bombacıyı serbest bırakan yargıçların deşifre edilmesiyle, yanlış kararların ardı ardına kamuoyuna yansımasıyla ödüyor"du.
***
Kisacasi, bin yildir birbiri ile huzur icinde yasayan Turk, Kurt, Ermeni, Laz, Cerkez, vs nin olusturdugu Anadolulu bu KUMAS bazilarinin cikarlarlari nedeni ile son yuzyilda hergun biraz daha yirtiliyor. Tamiri gun gectikce zorlasiyor.
Son yillarda karsimizda duran -Turkculuk- ve -Kurtculuk- mevzulari aslinda birilerinin hedef sasirtma taktiklerinden baska birsey degildir.
Yazan: Haydar Tarih: February 14, 2007 8:52 PM
Tüm yorumları okudum. Tüm eleştirilerin yapıcı olmasını isterdim.
Bir Türkçülük Kürtçülük ya da milliyetçilik tartışması çıkarma gibi bir amacı gütmeden yazdım.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki Ben O katilin yaptığının gaflet olduğunu belirttim. Cinayeti kesinlikle her insan gibi tasvip etmiyorum. Ama bu adam en az sizin kadar masumdu o eli tetiğe gitmeden önce. O insan ölmeden önce sizin kadar masumdu.
Bakın ısrarla söylüyorum, biz anadoluda ogünlerle, yasinlerle büyüyoruz. Onlar yaşıyorlar milliyetçiliği. Belki hayatlarında hiç göremeyecekleri kırgız türklerini, kazak türklerini, seviyorlar sadece türk ve müslüman oldukları için. Komşusunun oğlu yada kardeşi güneydoğuda şehit düştüğü için kızsalarda kürt kardeşlerine ayırmıyorlar onları. Kürt komşusunu öldüren bir türk gördünüz mü hiç, yada onlarca ermeni zulmüne karşı hiç komşusunu bu yüzden öldüren bir türk. Göremezsiniz. Doğrudur gerçekten birilerinin oyununa gelerek yapmıştır bu işi fakat o insanlar öz öpöz türk evladı ve müslüman. Belki kandırıldılar yada düşünemediler yada eğitimsizlerdi, fakat o bu cinayeti işlerken aklına Devletin, milletin, aleyhine islama karşı bir iş yaptığını getirmeden hareket etti. Hatta bilmiyordu.
Bizim milliyetçiliğimiz kökeni araştıralım, kanına bakalım, kafatasına bakalım sorularının cevapları ile gelen millete dair değildir. Biz, anadolu koca karı imanı ile dinimize sarıldığımız gibi sarılırız milletimize. Bize bizden başka kimse yardım etmediği günlerden bu yana böyledir bu. Biz trabzon'da, kastamonu'da, ankara'da, yozgat'ta, bitlis'te, hakkari'de hep aynı yaşarız. Türk yada kürtüz demeyiz günlük yaşamda. Aklımızdan bile geçmez. Siz buralara yazarken milliyetçiliği, siz iddia ederken kürt laz aynı soydan gelmez diye; biz aynı soydan geldiğimize inanırız. Ben kardeşim kürtlerle lazlarla.
Bu aynı soydan gelmez diyen kişinin ırkçılığına da yorum bile yapamıyorum. Ben cahilliğimin içerisinde evet aynıyız diyorum o bizi bölmeye çalışıyor.
Şaşıyorum size. Yazdıklarınıza öyle inanıyorsnuz ki o çocuk yaptığının doğruluğuna bile bu kadar inanmamıştır.
ayrıca bir arkadaşımız sağolsun tel tek cümleleri mi eleştirmiş. Ama o cümleler bir bütünken bi anlam ifade ediyor. tek bir cümle olarak ele alırsanız, insanların ağzından çıkan yanlış cümleler yüzünden yargılayan kötü medyadan ne farkımız kalır ki?...
Nitekim şunu söylemek istiyorum. ben köylüyüm, ben anadolunu bağrında yaşıyorum, ben milletimi türkiye sınırında yaşayan herkese türk diyerek seviyorum. (Türk olmadığını söyleyeni sevmediğim anlamına gelmez bu.) Koca karı imanı ile babamın öğrettiği islama sorgulamadan inanıyorum. (sorgulayıp sorgulamamak benim vicdanıma kalır)VE O ÇOCUKLAR GİBİ YÜZLERCE ARKADAŞIM KARDEŞİM VAR TÜRK KÜRT VE ERMENİ. ONLARIN HEPSİ GAFLETE DÜŞEBİLECEK KİŞİLER. ONLARA GÖNÜLDEN YARDIM EDİYORUM VE ONLARI İNSANLIĞI SEVMELERİ İÇİN TELKİN EDİYORUM. BENİM BABAMDA BUNU YAPIYOR. AMCAMDA. ANNEMDE. AMA HİÇBİRİ YAZMIYOR, YADA TARTIŞMIYOR.
ANLAYIN ARTIK SİZİN GİBİ OLMAYAN 30 MİLYON İNSAN VAR BU ÜLKEDE. BENİM GİBİ O ÇOCUKLAR GBİ OLAN. AMACI SADECE SEVMEK OLAN.
ONLARI GAFLETE DÜŞÜRMEYELİM.
ELEŞTİRLERİMİZ YAPICI OLSUN..
DÜŞÜNCELERİMİZ TEMİZ PAK OLSUN.
AMA TÜRK MİLLETİNİN VE DEVLETİNİN ÇIKARLARI DA UNUTLUMASIN...
SAYGILARIMLA...
Not: yazım bölük pörçük, ve dağınık olabilir. hatta anlaşılmaz. ama duygularımı iletebileceğimi düşündüm. affınıza sığınarak bu şekilde yazdım.. saygılarımla..
(Alpullah ismi benim fikrimdir. Türk islam sentezi gibi düşünülebilir.)
Yazan: alpullah Tarih: February 15, 2007 2:12 AM
Bugünkü Zaman'da, Newyork Times da yer alan bir
araştırmadan alıntı bir haber yayınlandı. Habere
göre: Son üç yılda ABD ordusunda 565 oranında bir
artuşla sabıkalılara görev verildiği yazılıyor.
Bu suçlular arasında tecavüz, uyuşturucu suçluları
ile trafik magandalarınında bulunduğu belirtiliyor
bu suçluların sayısının 125 bini aştığı belirtilen
haberde,Irak ve Afganistan'da ABD ordusunun çok
zorlandığından bahsediliyor.
Faşizmin tipik uygulaması. Psikopatlara orduda yer
vermek. Sırplarda aynı uygulamayı yapmıştı.
Şimdi bu katiller sürüsünün yanıbaşımızda bulunma
sı herkesi tedirgin ediyor. ABD ile iş tutmak isteyen her kurum bu gelişmeleri iyi izlemeli.
ABD-İsrail ekseninin gözü dönmüş saldırganlığına
alet olmamalı. Birden alevlenen milliyetçilik
tartışmalarının, istikrarsızlaştırma ve küresel
suç şebekesine yedek yazılma operasyonuna düşülme
sine karşı milletçe uyanık olmalıyız. ABD ya akıllı olup barışı aramaya başlayacak. Yada misli
görülmemiş bir rezalet ve felaketin müsebbibi olarak eve dönecek. ABD den hiç hazetmesemde aklı
selim ilk yolun gerçekleşmesini istiyor. umalımki
ABD içinde de aklı selim çalışır.
Saygılar.Levent.
Yazan: levent Tarih: February 15, 2007 9:07 AM
NY Times genel anlamda guvenilir bir haber kaynagidir. Bu nedenle o rakamlar dogru olmasi gerekir.
Her gazete ve bireysel haber kaynagindan alinan bilgileri degerlendirirken -soylediklerinden ziyade soylemediklerinede ve soyleme ihtiyaci gormediklerine dikkat edilmesi gerektigi-ne isaret etmek isterim. Bu yazi birazda ABD li okurlara hitabederekten, bilinen konulari tekrar etmekten kacinaraktan hazirlanmis olmali.
Her nekadar bizdekine benzer mecburi askerlik hukumetin -gerektiginde- insiyatifinde sakli olsada, ABD ordusu profesyonel gonullu ordudur. Biraz bizdeki assubaylik kurumunu cagristirir. Gonulluler kayit oldugu andan itibaren memur maasina baglanir ve bir seneye varan bir saha/dersane egitimine tabi tutulur... sonra dagitimi yapilir.
Gonulluler "secilirken" bedensel, zihni ve kriminal taramadan gecirilir. Uygunsuz olanlar alinmaz. Elbetteki bu "secme" kriteri, cok ihtiyac oldugunda fazla yuksek tutulmaz ama yinede diger ulkelerdeki benzerlerine bakildiginda kat kat fazla yuksektedir...
...ozellikle askerligin mecburi tutuldugu ulkelerdekinden cok yuksektedir.
***
Bizde herturlu kriminal (akliniza herseyi getirin) hapse girdikten sonra, eger askerligini yapmamissa saliverilicegine, bagli oldugu birlige teslim edilir.
Yazan: Haydar Tarih: February 15, 2007 7:46 PM
ABD'de askerlik konusunda bildigim birkac husus.
Orduya alinan "gunulluler" toplumun en az tahsilli, is bulamayan ve evet cogunlukla basi kanun ile su veyua bu sekilde belaya girmis, kisacasi "bir baltaya sap olmamasilar" dan oldugu ABd toplumunda herkesin bildigi bir gercektir.
Onlari dahi alabilmek icin cok cazip imkanlar sunulmaktadir. Uzun tatiller, muvazzaf oldugu her gun icin daha sonrasi icin "univesite egitim fonu": olusturulomasi, askerler icin taninan vergi indirimleri, ev edinme, mortgage yardimi, ucuz alisveris, huner edindirme, askerlik sonrasi is bulma yardimi gibi pek cok albeniler sunulur. Pentagon (ABD Savunma Bakanligi) oranin en cok reklam harcamasi olan kurulustur. General Motor, Ford, Microsoft, GE'den daha fazla para harcar medyada "orduya katil, bilgisayar, yuksek teknoloji ogren, universiteye gitme imkani sagla, degisik ulkeler kulturler ogren..arkadasligin-dayanismanin degerini anla.. hem de ulkene hizmet et. ayrildiginda universite ucretin hazir bankada olsun" turu reklamklar icin.
Bunun disinda ordu ozellikle "az imtityazli" (underprivileged) gruplarin (zenciler, Latin Amerika kokenliler) bulunduklari mahallelerde Ordu askere alma daireleri kurar, sokaktaki, okullardaki basarisiz cocuklari kandirmasi icin. (bu iki grup nufusun yuzde 25'ini, GI-Joe'larin yuzde 50 den fazlasini olusturur).
Bircok zenci veya Hispanik lider buna siddetle karsi cikar." gidin mahallelerimizden , cocuklarimizin gelecegini karartmayin" diye! 60'larin savas karsiti isimlerinden Abbie Hoffman soyle demisti bir konusmasinda" Bunlar (Pentagon) size bilgisayar ogrenin, laser teknolojisi ogrenin..unuversiteye gidin falan diyorlar. Size bir haberim var:Askerde iki sey ogretirler. Adam oldurme ve tuvalet temizleme".
Ek bilgi: ABD'nin dunyadaki saldirgan poltikasinin mimari ve en hararetli destekcisi Yahudiler'in askerde cocuklari falan yoktur! Ancak gerekli gorduklerinde yuksek rutbelerde Pentagon'un kilit noktalarini ele gecirmek icin girerler askere, I. Korfez Savasi kumandani Swarzkopf gibi.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 15, 2007 11:50 PM
Bu memlekette yasayan ve kendini buraya ait hisseden herkes hangi irktan olursa olsun,bu memlekette özü Türk olanlarin sahip olduklari her türlü hakka sahip olmalidirlar.Bunun aksi bir durum Nazi Almanyasini cagristirirki,bu ise utanilacak bir durumdur.Isi kafatasi ölcmeye kadar vardirmak gülünc olmak demektir.Bir zamanlar"ben özbeöz Türküm"diyen birisi kafatasi ölcümünden sonra moral bozukluguna ugramisti.Baskalarina akilli olmalarini önerenler, kendileri biraz akilli olsunlarda vatana biraz faydalari dokunsun.
Yazan: Ahmet Altunsu Tarih: February 18, 2007 2:36 AM
Yaşanan kakafoni (!) ve kavram kargaşasının cumhuriyetin ilk yıllarında totaliter rejimin o zaman revaçta olan Hitler ve Mussolini rejimlerine özenerek halka içi boş bir takım ilkeleri zorlamasından kaynaklandığını öne sürebiliriz. Zamanın totaliter rejiminin ideologları rejimi oturtmak için aslında kendilerinin de hiç üzerinde düşünmedikleri içi boş birtakım ilkeleri alel usul vaz' ederken ileride bunların başımıza ne gaileler açacağını öngörmekten acizdiler. Bu ilkelerin hiç biri ciddi ve bilimsel bir şekile bir bilim adamı tarafından savunulamaz içi doldurulamaz. Zira bazı politik ve subjektif yaklaşımlarla kaleme alınmışlardır. Acı gerçek şudur ki ne laiklik, ne milliyetçilik, ne halkçılık (gerçi onu önemseyen de pek yok) ne devletçilik ne de diğer ilkeler için doğru dürüst bir tanım, üzerinde konsensüs oluşmuş bir tarif ve anlayış yoktur. Herkes kafasına göre ve işine geldiği gibi yorumlamaktadır. Üzerinde herkesin mutabık kalacağı evrensel değerler (insan hakları, düşünce ve ifade hürriyeti, vs. vs.) gibi kavramlar yerleştirilip uygulamaya konulacağı yerde atalarımız vesayet ve dikta rejimini tercih ettiler. Kuyuya atılan taşı kırk akıllının çıkarması mümkün görülmemektedir. Daha bu kavramlar hakkında çook deli saçması tartışma ve polemik yapar enerjimizi tüketiriz. Yapılacak en akıllı iş abestle iştigal etmekten ibaret olan bu anakronik ilke ve anlayışları resmi olarak ve alenen lağvedip Türkiye'nin artık tam anlamıyla bir demokrasi olduğunu ilan etmektir.
Yazan: Eli Goldblum Tarih: February 23, 2007 9:42 AM
Eli Goldburun yorumuna destek mahyetinde bir not:
Ansiklopediler millyetcilik cesitlerini tanimlarken devletci millyetcilige Ataturk miiyetciligini ornek veriyor.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 23, 2007 9:40 PM
...ve Ataturkcu tarifiyle milliyetciliginde yurt disinda TL kadar hatiri var.
Yazan: Haydar Tarih: February 24, 2007 2:36 AM
Yanlış anlamayın: Türkiye’nin büyük çoğunluğu etnik olarak da Türk olduğuna göre, bu ülkede Türk kültürünün egemen olması normal. Ama farklı etnisitelere ve kültürlere sahip vatandaşların varlığını da kabul eden, onları kucaklayan bir söylem ve zihniyete gerek var. Türkçülüğün yerine “Türkiyeciliği” koymak, bunun için de biraz gidip Osmanlı İmparatorluğu’dan ders ve ilham almak gerekiyor.
Aksi takdirde Osmanlı’nın parçalanması sürecine yeni bir halka daha eklemeye doğru sürüklenebiliriz…
ya zaten tum turkler turkıyecı ,, sorun dıgerlerının halen turkıyecı olamaması, dedıgınız gıbı osmanlıdan ders alamayan turkler hala turkıyecılık oynarken bırılerının kurdıastancılık oynuyor olması ermenıztancılık fılmlerı cevırıyor olması .. mustapha bey valla bazen guluyorum aglanacak yazılarınıza desem kızmazsınız degıl mı... herkes alabıldıgınce hak sahıbı bu ulkede saolsun akp ıle bız turklere karsı kampanyada on sıralardasınız valla gercı rutın olaylar bunlar bu turkıyede ama ben bır turk olarak bu zıhnıyetın devlette dahı egemen kılınmaya calısıldıgını gordukce nedense askerı pek bır sevmeye basladım hanı o cok ornekledıgınız osmanlı tarıhı aklıma gelıverdı ozellıkle anadolunun turklesmesı donemlerını hatırlayarak daha da bır sevke geldım.. ne mutlu turk olana anlasıldı kı demekle turk olunmaz oguzun bır sozu pek yerınde dıyor ya turk tıtre ve kendıne don.... yanı bu gelısmeler ve bu zıhneıyet karsısında bır tkk da bızden cıksa ne olur yanı pek de haksız sayılmayacaklardır tarıh onları ovgu ıle anacaktır vesselam
Yazan: ancazin Tarih: February 25, 2007 7:44 PM
"Yoğurtçu yoğurt olmadığı gibi Türkçü'de Türk değildir."
Bu andaval aristo mantığına göre :
"Hıyarın %70'i sudur , dünyanın da %70'i sudur, o zaman dünya hıyardır" ya da
"Gerçekler acıdır ama baklava tatlıdır, öyleyse baklava gerçek değildir"
gibi binlerce sonuç çıkar. Tabii YERSEN...
Yazan: Altay Tarih: March 13, 2007 2:50 PM
YiNE ULKUCULER
(...) 5 Aralık 2005'te bir grup ülkücü kargo şirketinin önünde gösteri düzenledi. O dönem Malatya'da bazı gazeteler tarafından yayımlanan haber ve makalelerde misyonerlik faaliyetlerinin adresi olarak gösterilen Kayra Kitabevi'nin yetkilisi Martin De Lange, toplumun kendilerine karşı kışkırtıldığını ileri sürdü.
http://213.243.28.21/haber.php?haberno=218857
Yazan: Haydar Tarih: April 19, 2007 8:42 AM
haydar bey sıze degındıgınız konuda yer alan ulkkuculerın kendılerını kıskırtarak hedef gosterdıgını savladıgınız kayra zırve her ne ıse soz konusu yayınevı uzerıne bır bılgı notu ıleteyım;
Bugün, Malatya'da faaliyet gösteren Zirve yayınevine baskın yapılmış ,yayınevi çalışanları olduğu söylenen biri Alman ikisi Türk Sandalyeye bağlanıp boğazları kesilerek öldürülmüşlerdir.
Olay anında güvenlik güçleri zirve yayın evine gittiklerinde dört kişiyi şüpheli görerek göz altına almışlardır.
Zirve yayınevi isim değişikliği yapmadan önceki ismi Kayradır.
Bu yayınevi bir dönem Mersinde faaliyet gösteren sonra emniyet güçlerince misyonerlik faaliyetleri yaptığı için kapatılan, Kayra yayıneviyle bağlantılar içindeydi.
Önce Mersin'de örgütlenen Kayra gurubu Hıristiyanlığın Protestan kanadıdır.
Mersin'de; Yeni Zelanda dan ,Güney Afrika dan ve Kore den gelen misyonerlerin önderliğinde faaliyet yürüttüler.
Özellikle Kürt gençlerini örgütlemeye çalışıp vaftiz ettikten sonra politize olmuş bir Hıristiyan Kürt gurubu oluşturdular.
Yanlarına önce ateist,sonra hıristiyan olan kişileri de alarak faaliyet yürüten bu gurubun finansmanı AB ve ABD'den çeşitli kiliselerden gelmektedir.
Ayrıca Hıristiyanlaştırdıkları bazı kişilere turizm şirketleri kurdurdular.
İnanç turizmi işini yaptıklarını ifade ederek, hem misyonerlik işini yaptılar hem de küresel kapitalizmin ajanlarının giriş ve çıkışını kolaylaştırdılar.
Sonradan. Özellikle Koreli sermayeyi Mersin'de yaş sebze ve meyve sahasına sokarak bu alanda işletmeler kurdular.
Bu kurulan işletmeler aracılığıyla Irak'taki ABD askerlerine yaş meyve ve sebze taşımacılığı yaptılar.
Gene bu işin başında sonradan Hıristiyan olan Müslümanlar yer aldı.
Bu dönemlerin ardından Malatya'da görevlendirilmek üzere, Mersin Kayra yayınevinden insanlar bu kente gittiler.
Kente giden misyonerler, Malatya'nın o muhafazakar yapısı karşısında problemler yaşadılar.
Mersindeki gibi rahat çalışamadılar.
Bunun farkında olan Küresel Kapitalizm,
özellikle Genel Kurmay Başkanın açıklamaları ve Türk askerinin Irak'a girme karalılığı karşında ve bunların dışında en önemlisi de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin arifesinde kendini BOP'un eş başkanı sayan RTE'nin seçilmesi için suni gündem yaratmak adına böyle bir eyleme girmiştir.
Yani bu eylemde insanlığın vicdanını rahatsız eden öldürme olayını o çocuklar yapmış olabilir.
Yapana değil yaptırana bakmak gerek.
Bu işin arkasında AB ve ABD emperyalizmi vardır.
Bu olay Santaro cinayeti ve Ding cinayetlerinin birer devam eden süreçlerinden başka bir şey değildir.
...........................
derin turkculuk imiş, haydar bey buyrun derinlik nasıl bir şey imiş öğrenin ..:
17.04.2007 tarihine Kanal Turk TV Kanalinda “Chavez ve Venezuella” adli bir program yayinlandi. Bu yayin Venezuella’da Chavez’in iktidara gelisi, ona karsi yapilan darbe girisimini ve bu darbenin halk tarafindan ertesi gun yok edilisini ve Chavez’in hemen ertesi gun iktidara geri donusunu aninda cekilen TV goruntuleri ile gosteriyordu. Burada ilgimi ceken bazi hususlari sizlerle paylasmak ve Turkiyemiz ile mukayese etmek istiyorum.
1) Dunku program ile Chavez’in halkci gorusleri, ona karsi yapilan darbe, ve geri donusu ilk defa bir Turk Medya kurulusu tarafindan kapsamli sekilde dile getiriliyordu. Olaylar vuku bulurken “Turk” medyasi bu konuya ilgi gostermemisti.
2) Chavez, Venezuella’nin esas gelir kaynagi Petrolun sadece Yabanci petrol sirketlerine ve onlarin isbirlikcisi Venezuella burjuvazisine hizmet ettigini ve fakir halka hic yansimadigini gormus ve iktidara gelince Petrolu millilestirmisti. Halkci reformlar yapmisti. Alt gelir grubunu yanina cekmisti.
3) Ilgimi ceken baska bir konu ise Chavez’in Baskanlik koltugunda iken bir TV kanalinda (zannederim 2001 yili idi), Afganistan’daki ABD bombardimaninda olen Afgan cocuklarin fotografini gostermesi ve
“Bunlar daha dun hayatta idiler, Terorizme biz de karsiyiz ama Terorizmle Terorle karsilik verilmez”
demesi idi. Allah icin hangi Turk generali, hangi Partı Baskani boyle bir demec verdi hatirliyormusunuz ? Tam tersine Afganistan’a NATO ile birlikte asker gonderdik.
Yine Allah icin, Somali’de 6-7 Eylul 1993’de ABDnin yaptigi katliami hatirlayin.
General Aidid’in yakalanmasi icin yapilan operasyonda 8-9 ABD askeri oldurulmus, bu olay icin “Kara Sahin Dustu” diye bir dokumanter kitap yazilmis ve bu kitap ayni adla filme cekilmisti. Kahraman ABD askerlerini seyrettigimiz bu filmde, gercekte kac Somalilinin olduruldugunu biliyormusunuz ?
Bir gun icinde 3000 Somalili olduruldu ve binlercesi yaralandi.O gunlerde Somali’deki tum BM askerlerinin komutani kimdi hatirliyormusunuz ? “Somali Fatihi” ve sonradan ABD’den ve ABD Yahudi toplulugundan liyakat madalyasi alan General Cevik Bir.)
4) Chavez karsisinda hemen soyle bir cepheyi bulmustu: ABD, TUSIAD benzeri Venezuella’li Sanayiciler Birligi (Baskanlari Carmona), Isbirlikci burjuvazi ve cok onemli bir faktor olan Venezuella Ozel Medya Kuruluslari (Ozel TV ve radyolar) ve bazi Amerikanci generaller.
5) ABD tarafindan provoke edilen burjuvazi mitingler duzenlemis, grevler yapmis, Baskanlik Sarayina hucum etmisti.
Medya tumuyle yanli olarak Chavez’i Hitlerci ve Komunist olarak gostermis, alay etmis, Chavezcilerin kendilerini korumasini goruntulerde tahrifat yaparak vermisti. Ozel Medya kuruluslarina konusan Chavez karsiti muhalifler bugun bizim Ulkemizdeki isbirlikci medyanin ve burjuvazinin kullandigi deyimlerin aynisini kullaniyorlardi:
demokrasi, insan haklari, kuresellesme, Sivil Toplum Orgutleri, serbest piyasa ilkeleri.
6) Chavez, Amerikan destekli generaller tarafindan tevkif edilmis ve Chavezcilerin tek destekcisi olan bir TV kanali isgal edilmisti. O gun Carmona Generaller tarafindan yeni Devlet Baskani ilan edilmisti.
Ancak ertesi gun halk sabahtan sokaga dokulmus, numayisler yapmis, bunun uzerine Saray muhafizlari Karsi devrimcileri tevkif etmis, Chavezci TV kanali tekrar yayina sokularak durum Venezuella halkina ve Chaveze sadik kalan askerlere bildirilmis ve gece 02.30’da Chavez Caracas’a geri donmustu.Darbeci generaller ve Carmona ABD’ne kacmisti.
Ben bu durum ile Turkiye’yi karsilastiriyorum ve umitsizlige dusuyorum. Neden ?
1) Turkiyemizde Iktidarda zaten Mustafa Kemal veya Chavez yok, RTE var. Ve bu zat simdi Cumhurbaskanligina oynuyor. Bu zatin yaklasik % 25 oy destegi var. Cok vahim olarak bu zat Kurtcu-Ummetci koalisyonun basinda ve bu koalisyonun menfaati icin samimi dindarlari kullaniyor.
2) Bugun Turkiye’de Medya ve TUSIAD, RTE’nin yaninda. TUSIAD yabanci sermaye usakligi ve Istikrar adina RTEnin yaninda, Medya ise sahsi menfaatlari sebebiyle. TUSIAD’in panzehiri Anadolu Kaplanlari (KOBIler) ise dini duygularla RTEnin yaninda.
3) TSK; NATOcu ve dolayisiyla ABD muhibbi. Akillari yeni yeni baslarina geliyor.
4) RTE ve AKP’ye karsi Partilerde birlesme veya ortak cephe kurma egilimi yok. Zaten hemen tumu ABci ve ABDci. Yani Uluslararasi Sistemin taraftari bunlar.
5) AB ile birlesme surecinde Devlet burokrasimiz, AB devletleri ve kurumlari ile entegre olma asamasinda. Daha once sadece TSK ve MIT, NATO ve Anti-komunizm sebepleriyle 1950lerde Bati ve ABD ile entegre olmustu.
6) Bir cok Sivil Toplum Orgutu AB desteginde olarak onlarin menfaatlarina hizmet ediyor. RTE ve ekibinin “Darbe olmaz” demesinin arkasindaki mantik bu. Darbeye panzehir olarak potansiyel Turuncu Devrim ve Kurt ayaklanmasina bel bagliyorlar.
7) Guneydoguda Kurtcu hareket almis basini gidiyor. Kurt kokenlilerle Turkler arasinda ayrilik gayrilik henuz baslangic safhasinda. Kitlesel Kurt isyanina dogru gidis var.
8) Guneyimizde Kurdistan kuruldu. 5 milyon nufuslu ve ekonomisi sifirda olan bu yaratik guruhu, bize, 70 milyona devamli kafa tutuyor. Yerli isbirlikciler ihale alarak Kurdistan’da haysiyetsizce para kazaniyor.
9) Ekonomimiz; Sicak Para politikasi, IMF kiskaci, Cari Acik, Doviz kurlari, Borc Stoku, Tarim ve Hayvanciligin yok edilmesi vasitasiyle tamamen Yabancilara bagimli hale getirildi. Bu bagimlilik politikası, RTE ve AKP tarafindan bilincli olarak Darbe olasiligina karsi yurutuluyor. Boylece TUSIAD’in ipleri ellerinde. TSK’nida bu sekilde korkutuyorlar. AB ve ABD destegini aliyorlar.
10) Uzun lafin kisasi, karsimizda AB-ABD-AKP-KURTCU-TUSIAD-MUSIAD-MEDYA-IMF Blogu var.
O ZAMAN SOYLERMISINIZ KIMLERE GUVENIP BU VATANI “KURTARACAGIZ” ?
TABAN NEREDE ? YANI « BIZ KIMIZ » ? « KAC KISIYIZ ? » « KEMIKSIZ KILOMUZ KAC ?»
GNL. KURMAY BASKANI VE CUMHURBASKANI SEZER’IN
« SIMDIYE KADAR OLMADIGI SEKILDE TEHDIT ALTINDAYIZ »
LAFI BOSUNA MI SOYLENDI ?
ASKER DARBE YAPSA, GENE
« NATOYA VE CENTOYA BAGLIYIZ »
NUTUKLARI MI DINLEYECEGIZ ?
ADD GENEL BASKANI OLAN EMEKLI GENERALIN “3. DUNYACILIGA HAYIR” DEMESI TESADUF MU ?
3. DUNYACILIGIN SEREF OLDUGUNU VE USAKLIK OLMADIGINI KAVRAYAN YOK MU ?
BU ULKEDE BİR MUSTAFA KEMAL YOK MU ? MUSTAFA KEMAL’I BIRAKTIK, BIR CHAVEZ YOK MU ?
Yazan: ancazin Tarih: April 20, 2007 7:48 PM
Ancazin kardesim, yorumunuza katilmasam dahi begenerek okudum. Aylardir yazdiklarinizin ozeti ve daha ozgul agirliklisi olarak buldum.
Birkac konuyu hemen belirteyim...
1- Chavez Ataturk degildir, yakininda olmadigi gibi ayni katagoridede degildir. Chavez 1970 lerdeki Ecevit renginde bir adamdir.
Chavezin durusunu iki ana grupta ele almak lazim.
a) Ulusal Pozisyonu: Yorumunuzda basedildigi uzere ulkenin petrol kaynaklarinin (dunyanin en buyuklerinden biri) halk kitlelerince adil paylasimi konusunda (bence) oldukca iyi is yapti. Bu atilan adim uzun bir yolun ilk adimi olmali... fakat Chavezde bu vizyon yok. Kisacasi "hazirdan yiyelim abi" rahvanliginda gidiyor ve suratle giden dunyaya entegre olamiyor.
b) Uluslararasi Pozisyonu: Bu ideolojik entegrasyon vizyonsuzlugu ulkeyi caresiz olarak Sosyalist Ekonomi cikmaz sokagina surukluyor, katilirsiniz veya katilmazsiniz; bugunku dunyanin motoru olan Kapitalist Sistemin karsisinda ergec erimek zorunda. Iste Kubanin hali ortada. Venezualanin elindeki kaynagi yok oldugu anda yada azaldigi anda birbirinin girtlagina cokerler.
"Bana bir cuval un yerine bir cuval tohumluk bugday ver" diyen Etopyali bakanin kastettigide buydu. Eldeki yatirima donusmeli... yoksa erimesi an meselesi.
Ataturk ise stratejik dusunen bir liderdi. Ingiliz-Fransiz isgalciler ortadogudan yavas yavas elini cekerken geride paravan krallar vs biraktilar. Bunun ana sebebi, o krallar ing-fr lara gobekten bagliliga devem ettirmekti. Etmeyeni zaten fazla durdurmadilar.
Ataturk ise direksiyona kendi gecti ve buna mahal vermeden yuzunu batiya dondu, bati modeli ulke kurdu ve dunyaya entegre olabildi. O nedenle yuzunu batiya donen Turkiyeyi anlayan ing-fr bugunku misaki-milli den tasini taragini toplarken yerel vukuatlardan baska fazla gurultu etmedi. Savas sadece "eski topraklarimiz" diyen Yunanlilara karsi yapildi.
***
Zirve (vs) meselesine oldukca dar yaklasiyorsunuz. Hele "yapana degil yaptirana bak" sozunuz olgunluktan uzak.
Bugun Almanyada 4 milyon insanimiz yasiyor, hemde caddelerde bagira bagira islami yaymaya calisiyorlar. Hiristiyan toplumlar da oradaki Muslumanlara "yapana degil yaptirana bak"mi demeli? Insaf lutfen!
Almanya Sollingende asiri sagci Almanlar Turk aileyi cayir cayir yaktiginda nasil hissettiniz? Cokmu hostu? "yapana degil yaptirana bak"mi dediniz. Lutfen... boyle dusunmek hic bir kitapta yoktur. Bu arada Sollingen suclulari o gun bugun hala icerdeler.
***
Burada bazi yorumcular "AB ve ABD Emperyalizmi" diye bir slogan tutturmus gidiyor ama bi tarif edenini gormedim.
Emperyalizmin siyasi tarifi masallah girla gidiyor. Her fraksiyon, parti, sekt kuran bi tarif yapiyor... haydaaa hurraaa!
Teknik olarak bakilinca, birilerinin parfumunu savunmaya kalkismadikca olay daha farkli. Her birey, her firma, her holding mal veya hizmetini satacak pazar pesindedir. O pazara hakim oldugu andan itibaren elinde tutmak ister. Bu AB firmasi olsun, Abd olsun, Turk olsun, Kurt olsun, Venezualali olsun farketmez. Bunu yaparken hakli-haksiz rekabet gozetmez, yasalar elveriyorsa herseyi yaparlar. Bizim firmalarimizda ayni sekilde davraniyor. OYAK insaatin elinden musterisini alirsaniz onlarinda hosuna gitmez. Efendim ABD firmalari dev gibi. Olabilir. Sabanci, Koc vs da o devler listesinde. Turkiye emperyalistmi oluyor?
Ulkucu bir tanidigim tu-kaka emperyalizmi filimler, yasam tarzi, coca cola, Tv vs ile dejenere olmak diye tarif ediyordu... yani kultur emperyalizmi. Buna karsilik yine ayni emperyalistlerin urunu icadi olan elindeki telefon, kullandigi ilac, bindigi Ford, sirtindaki blucin, bilgisayari vs yi hic hesap etmiyordu tabiiki.
ABD Irak, Irana dikleniyor... Turkiyeninde diklendikleri var ortadogudaki dengede dik duracagi hesabinda. Zamaninda Osmanlinin gucu oldugunda biz de 3 kitada dikleniyorduk... bu kotumu iyimi?
Dunya bu, maalesef gucu yetenin dunyasi hala ve herkesin bir hesabi var.
Ben su zihniyetin veya bu zihniyetin savunmasini yapmiyorum. Hava soguksa paltoya kufur edecegime, paltoyu giyerim kadar basit bir davranis olarak goruyorum butun bunlari.
Tabi bu arada demokrasinin herkes icin iyi oldugunu, palto giyeninde paltoya kufur edeninde 20 derecede gayet rahat olacagini anlatmaya calisiyorum.
***
Somaliliye, Sudanliya, Kosovaliya, Bagdatliya insanin cani yanmazmi? Elbette yanar. Ama nalinci keseri gibi sadece "benimki can digeri patlican" ile bu is olmaz... hele hele "yaptirana bak" ile hic olmaz. Varsan baksan Kosovali, Bosnali gencleri kursuna dizen Sirplar da "yapana degil yaptirana bak" diyordu.
***
Bu arada... CENTO ya falan uye degiliz.
CENTO rahmetli olan bir orguttur.
Simdi hatirlamiyorum ama 1950 veya 60 larda Turkiye, Irak ve Iran tarafindan kurulmus (neden kuruldugunu tahmin edin) Ingiltere ve ABD nin de katildigi daha sonra Iran ve Pakistanin ortak derdi olan Belucilerden dolayi Pakistaninda uye oldugu bir orgut. Humeyniden sonra Iran, sonrada Irak ve digerleri ayrilinca dukkan kapandi.
***
RTE anadan dogma demokrat degildir. Daha evveliyatinda Milli Goruscu olan bir kimsedir. Fakat dunyayi ve dunyanin nasil dondugunu anladikca meselenin demokrasi eksikligi oldugunu anladi. RTE Kurtcu de degildir. Kurtlerin de Somalili gibi etten-kemikten insan oldugunu ve ninnisini baska bir dilden soyleme hakkina sahip oldugunu anladigi icin tolerans perdesini aralamak gerektigini ifade ediyor.
***
Sezerin "simdiye kadar olmadigi sekilde tehdit altinda olmak" sozunden benim anladigim, hazineden gecinenlerin doneminin sona ermek uzere oldugu, bundan boyle dayisi olan, filanca dernek yada ocaktan referans kagidi getirenin degil hakedenin devletin kademelerinde olacagi ve hizmet icin orada olacagi mesajiydi... ve dogru soyluyor.
Kimse merak etmesin RTE nin CB makami, A Gul'un BB makamindaki gunlerine muthis muhalefet olacak. Bu muhalefet saglikli devlet yapisinin en gerekli yapi taslarindan biridir. Ciller-Yilmazin birbirine goz kirpmali muhalefeti gibi olmayacagi asikar. Bu muhalefetten ve iktidardan bambaska bir Turkiye cikacak.
Simdiden hayirli olsun.
Yazan: Haydar Tarih: April 21, 2007 7:50 AM
ben de yazını beğenerek okudum ancak çoğu yerine katılmasam da şu sözlerinizi özellikle tuttum ne diyeyim, entegre olmak demokrat olmak uzlaşmak koordinasyon ilişkiler iyi güzel de bir ay kadar öncesinde de intihar ettiği söylenen üç aselsan mühendisi öldürüldü,,,, bence genel olarak yanıtı kendiniz vermişsiniz , begendiğimi tuttuğumu söylediğim paragrafta
"Ataturk ise stratejik dusunen bir liderdi. Ingiliz-Fransiz isgalciler ortadogudan yavas yavas elini cekerken geride paravan krallar vs biraktilar. Bunun ana sebebi, o krallar ing-fr lara gobekten bagliliga devem ettirmekti. Etmeyeni zaten fazla durdurmadilar.
Ataturk ise direksiyona kendi gecti ve buna mahal vermeden yuzunu batiya dondu, bati modeli ulke kurdu ve dunyaya entegre olabildi."
Yazan: ancazin Tarih: April 21, 2007 5:36 PM
Milli olmayan bir hükümet milleti her vasıta ile felakete götürdüğü zaman, bu milletin her ferdinin milli duygulara kapılarak isyan etmesi hak değil milli bir görev olur
Anadolu topraklarını; küresel güçlerin öncelikleri doğrultusunda kolonileştirme ve bu doğrultuda milli Türk Devleti'ni ayrıştırma projesi çerçevesinde; en nitelikli operasyonlardan bir tanesi "Türk"lük kavramı üzerinde gerçekleştiriliyor.
Yıllardır "Kürt" kimliği üzerinden derinleştirilen ve Talabani-Barzani gibi iki çete reisinin Türkiye içinde rant imparatorluğu kuracak noktaya gelmesinden, Leyla Zana gibi isimler ve 8 Mart gibi eylemlerle "terörün dişileştirilmesi" ne kadar bir çok boyuta sahip; "Türk"ün alternatifini yaratma kulvarından sözetmiyoruz.
Keza; sağ ve soldan farklı düşünsel kulvarların, geçmiş defterleri bir kenara bırakıp, ortak bir tufana karşı ortak bir cephe oluşturma girişimlerinin olgunluk aşamasına gelmesi ile birlikte; bu ortak cepheyi çatlatma yolunda girişilen; "kızıl elma koalisyonu", "ulusalcımıyız/milliyetçi miyiz?" gibi tartışmaları da bir kenara bırakıyoruz.
Burada dikkat çekmek istediğimiz; Çukurova grubunun "Akşam" gazetesinin "amiral gemisi" rolüne soyundurulduğu yeni "Türk"lük projesinden bahsediyoruz.
"Aryanlaştırılmak"tan ne kastettiğimizi açmamız gerekiyor.
İkinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya'yı gözünüzde canlandırın.
Yoğun bir yıkımdan sonra; maddi bunalımla birlikte ciddi bir kimlik bunalımı yaşayan, YENİLMİŞ bir milletin önüne çıkarılan bir zeki "DELİ" Hitler ve bu şahsiyet çevresinde kurgulanan sistematikle yeni bir yıkıma sürüklenirken, sözkonusu yıkım ile yeni dinamiklere tohum olan ve ikiye bölünerek, uluslararası sistem içerisinde eli kolu bağlanan bir MİLLET'ten sözediyoruz.
Bu süreç; bir MİLLET'in; mitolojik unsurlarla kimliğinin yeniden yoğrulduğu, savaş sonrası yıkımın toplumsal ve ekonomik kaos görüntüleri ile perçinlendiği ve ümitsizliğin çukurunda debelenenen kitlelere son bir umut olarak DÜNYAYI vaadeden bir KARİZMA'nın sunulduğu bir süreçtir.
ALMAN MİLLETİ; bu süreç sonunda ARYANLAŞTIRILMIŞ ve daha sonra AYRIŞTIRILMIŞTIR.
Bu noktada; "Türk Milliyetçiliğine" son zamanlarda verilen en nitelikli falsoya bir gözatmamız gerekiyor.
Türk Milliyetçiliğine verilen en nitelikli falso : Akşam Fenomeni
Son zamanlarda; Türk Milleti'nin dip dalgaları (devletin derin dalgalarını kastetmiyoruz); ülkeleri adına örgütlenip, alternatif kurgular için çabaladıkça; bu dalgaları kanalize edecek prefabrik yapıların birileri tarafından inşa edildiğini görüyoruz.
Bunun üst yapısında; "gündem ortalayıcılar" mevcut.
Bunların görevi; gündemi belli bir noktaya getirip; daha sonra, perde arkasında, özellikle bürokrasi üzerinde yapılacak operasyonlarda değerlendirilmesi için belli mecraların işine gelecek kıvama sokmaktır.
Tüccar gazeteci İlnur Çevik'in İngilizce yayınlanan gazetesinde çıkan; "Türkler Kürtlere Karşı Silahlanıyor" haberini, gündemin vitrinine taşıyan Aslı Aydıntaşbaş gibiler bu misyonları ile fazlası ile deşifre olmuşlardır. Bu medya güllerinin; ABD'nin sözcülüğünü yapma hırsları o boyuttadır ki; Washington kendisi ile Pentagon'un diğer gözde "gazetecisi" Yasemin Çongar'a dar gelince, bizzat Edelman'ın çabası ile Türkiye'de mevcut konumuna taşınmıştır. Türkiye'de gündem ortalayıcısı olmak kolay değildir.
Türkiye'yi ayrıştırma projesinde liderliği üstlenmesi için; Kürt ve Tarikat (sadece İslami tarikatları kastetmiyoruz) baronlarının perde arkasında konuşlandığı AKP'nin bile "Milli" söylemlere özenmesi, bu dalgadan payını alma kaygısından başka bir anlam taşımamaktadır.
Türkiye'de etnik milliyetçiliğe izin verilmeyeceğini vurguladıktan hemen sonra; "Türkiye'de Türkler, Kürtler, Lazlar ve Çerkezler kardeş olarak yaşamaktadır" cümlesini ederek, CIA stratejistlerini kıskandıracak kadar geniş bir etnoloji altyapısına sahip olduğunu ortaya koyan Başbakan'ın ; arasıra "Türk Milleti" söylemini benimsemesi olsa olsa mizah konusu olabilir; inceleme değil.
İnceleme konusu edilmesi gereken; Türk basınında ender görülen bir vaka olarak; bir gazetenin, alenen; "muhafazakar ve modern Türk Milliyetçiliğine" soyunduğunu ilan ederek, bu yönde bir kurguya girişmesidir.
Çukurova grubuna ait Akşam gazetesinin; Türkiye'de ana medya kulvarında yeralıp, ABD'ye ve İsrail'e karşı en net eleştirel çizgilerden birine sahip olması da bu politikanın önemli renklerinden biri olarak karşımızda durmaktadır.
Çukurova grubunun patronu Karamehmet'in ABD ve İsrail'lilerle işbirliklerini; İsrail lobilerinden aldığı ödülleri hatırladığımızda önümüzdeki tablo daha da bir ilginçleşmektedir.
Çukurova grubunun patronu ABD'li ve İsraillilerle hemhal olurken; medya grubunun aldığı tavrın iki açıklaması olabilir :
a) Çukurova Grubu'nun İran'da kurmaya talip olduğu İran-Cell altyapısı; Karamehmet ve temsil ettiği konsorsiyum açısından; İran'ın haberleşme altyapısında konuşlanacağı yeraçısından hayati bir önem taşımaktadır ve dolayısı ile; İran'da bu kadar ciddi bir altyapı projesine talip bir kuruluş olarak "Anti-Amerikan" çizgi karlı bir yatırımın medya ayağıdır. İran'ın; İsrail'in ajanı olmakla suçladığı Tepe Grubu'nun Havaalanı projesine yönelik aldığı tavır hatırlandığında bu tarz bir duruşun önemi bir kat daha artmaktadır.
b) Karamehmet; elindeki medya grubunu, kendi iş ilişkilerinden bağımsız tutmayı başaran; Türk burjuvazisinin gördüğü ender patronlardan biridir ve arka planda o kadar ilişkiler ağına rağmen, gazetecilerini özgür bırakmaktadır.
Bu olasılıklardan birincisini "komplo teorisi" deyip geçelim ve ikincisinin doğru olduğunu varsayalım.
Önemli olan; Serdar Turgut'un kaptanlığında; burjuva Türklere hitaben Milliyetçilik bayrağını açan; Çukurova medya grubunun; aynı zamanda "KAVGAM" kitabının da dolaylı vitrini haline dönüştürülmesidir.
Yazının başında kutu içinde gördüğünüz cümle Adolf Hitler'e aittir ve KAVGAM kitabından alınmadır. Söyleyenin; bir soykırımdan sorumlu psikopat bir katil olduğu gerçeğini bir kenara koyarsanız; cümle tek başına hayli anlamlıdır.
İşte bu cümlenin sahibi olan tarihi şahsiyetin manifestosu niteliğindeki KAVGAM kitabı ilgi çekici bir şekilde toplumsal hafızaya; ilerde hatırlatılmak üzere, serpilmiştir.
Akşam gazetesinin; "Kavgam'ın en çok satan kitaplar listesine" girmesini ana sayfasından duyurarak; kitabın dolaylı reklamını yapması;
Hürriyet'in Osman Öcalan'ın sevgilisi ile elele tutuşmuş resimlerini yayınlayarak yaptığı terör propagandasından sonra uzun zamandır gördüğümüz en nitelikli reklam olarak not edilmiştir.
Kavgam kitabının en çok satan kitabı olup olmadığını bilemeyiz ama AKŞAM gazetesinin manşetine çıktıktan sonra bu ünvana çok rahat erişeceği için; bu manşeti gazetecilik açısından "kendiliğinden gerçekleşen kehanet" (self-fulfilling prophecy) kategorisine yerleştirmiştir. Serdar Turgut; ne demek istediğimizi çok iyi anlayacaktır.
Akşam gazetesinin bu manşetini; bir tesadüf olarak algılamamızı engelleyen ayrıntılar ise Show TV'de yayınlanan dizilerde gözümüze çarpmaktadır.
İlginç bir şekilde; Akşam gazetesinin Kavgam'ı gündeme getirmesi ile aynı süreçte; Show TV'de yayınlanan yerli dizilerde bazı çekimlerde, Kavgam kitabı kadraja girmektedir. Dizi oyuncularının önplanda bilardo oynarken; arkadaki raflarda tek kitap olarak Kavgam'ın durması buna güzel bir örnektir. Sözkonusu dizinin konusunun; Serdar Turgut'un deyimi ile zengin bir "Beyaz Türk" ve ailesi olması ayrıca ilginç bir ayrıntı olarak not edilmelidir.
Keza; SkyTürk TV'deki haberlere çıkarılan ve "Ufo'ların Türk olduğunu", "Atatürk'ün parapsikolojik yetenekleri olduğunu" iddia eden "gazetecilerin"(Bkz. Ali Bektan) varlığı sözkonusu tabloya ayrı bir çeşni katmaktadır.
Tekrarlamak gerekirse; Kavgam; Çukurova medyası aracılığı ile; "milliyetçi muhafazakar Beyaz Türklerin" görsel hafızasına; ilerde hatırlatılmak üzere yerleştirimektedir.
"Türk Milliyetçiliğinin" İçinin Boşaltılarak Temelsiz Ezoterik Bir Zemine Oturtulması
Analizimizin en başındaki "Aryanlaştırma" kavramına geri dönersek...
Her ideolojik dalganın üç temel unsura ihtiyacı vardır :
1) İdeolojiye itici güç oluşturacak unsurları finanse edecek bir burjuvaya
2) İdeolojiyi benimseyecek ve doğrudan/dolaylı hayat tarzına yansıtacak bir kitleye
3) Sahada burjuvadan aldığı maddi destek; kitleden aldığı manevi destekle; sözkonusu ideolojiyi sahada pratiğe dökecek bir kadroya.
"Fethullah Gülen" fenomenini ele aldığınızda,
bu üç unsurun da yıllardır süren bir çalışmayla derinleştirildiğini ve bugün yaratılan "Fethullah Gülen" fenomeninin bu üç unsur üzerinden serpildiğini görebilirsiniz.
Keza; ilerde Türkiye'nin siyasi haritasında, Türk Milliyetçiliği, birilerinin istediği formatta sahneye sürülecekse bu üç unsura ihtiyaç bulunmaktadır.
Klasik "MHP" fenomeninden sözetmiyoruz. Çünkü bu fenomen arkasındaki; burjuva da, kitle de, kadroda da ciddi çatlaklar oluşmuştur ve tekrar biraraya getirilip getirilemeyeceği ciddi bir tartışma konusudur.
Eğer "Türk Milliyetçiliği" Aryanlaştırılacak ve bu kapasitesi ile yeni küresel oyun çerçevesinde BOP projesinin karşısına nitelikli bir "anti-tez" olarak çıkarılacaksa; MHP fenomeninin arkasındaki burjuva gücün niteliği ve niceliği hayli yetersizdir.
İstanbul'un zirvesindeki Koçlar ile Kayseri'nin zirvesindeki Koçlar arasındaki katmanda varolan fakat mevcut AB-D süreci ile hareket alanı gittikçe daralan; İstanbul merkezli ciddi bir üst-orta düzey burjuva bulunmaktadır. Kurgulanmak istenen yeni milliyetçilik dalgasının; bu şehirli burjuva üzerine kurgulanması; bu kurgunun mimarları açısından hayli akıllı bir manevradır. Bu manevra ile; Türkiye'de milliyetçilik "taşralı" bir merkezden; "şehirli" bir merkeze kaydırılacaktır.
Sözkonusu olan sadece burjuvanın çapı değildir. Dünya politiğinin gittikçe "şehir" merkezli bir yapıya kaydırılmak istendiği ve İstanbul'un gelecekteki konumunun masaya yatırılacağı bir dönemeçte; Türk Milliyetçiliğinin "şehirli" bir yapıya bürünmesinin ayrı bir anlamı olacaktır. Hele bu şehirliliğin özgül ağırlığı İstanbul'da ise.
Bu çerçevenin içine; "Adolf Hitler - Kavgam" imgesinin sokulması ise;
Köklerini tarihten alan ve Anadolu gibi bir insanlık değeri üzerine kurgulanan "Türk Milliyetçiliğinin"
içinin boşaltılarak;
yerine;
Köklerini; "seçilmişlik" kavramından alan ve "ezoterik psikolojik temeller" üzerine kurgulanan bir "Türk Aryanlığı"
kurgulanmak istendiğini göstermektedir.
Diğer analizimizde ele aldığımız "Doğrunun L dönüşü" kavramı; Türk Milliyetçiliği sözkonusu olduğunda işte bu noktada devreye girecektir.
Bu ülkenin vatanseverlerinin sözkonusu L dönüşüne karşı uyanık olması ve Türk Millliyetçiliğinin Hitlerize edilmesine karşı net bir duruş sergilemesi gerekmektedir.
Yaklaşan yeni emperyal dalga karşısında; bu ülkenin vatanseverlerinin sergileyeceği Milli duruşun, bu dünya milletleri adına da gerçekleştirilecek en küresel milli duruş olma özelliği taşıyacak olması bu sorumluluğu hepimizin sırtına yüklemektedir
Yazan: ancazin Tarih: April 22, 2007 2:54 PM
tebrikler güzel yazı
Yazan: seda Tarih: August 7, 2007 9:20 PM