« Allah Kimin Yanında? | Ana Sayfa | ‘Klasik Sağcı Müslüman Tezi’ İyidir »
January 8, 2007
Kemalizm Terakkiye Mani midir?
[8 Ocak 2007 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayınlandı]
Türkiye'nin aydınları 20. yüzyılın ilk yarısında "İslam terakkiye mani midir?" sorusu üzerine çok kafa yormuşlardı. Günümüzde ise bu tartışmanın modası hayli geçmiş durumda. Türk İslamı demokrasiye çoktan uyum sağladı ve dahası toplumda "Müslüman işadamları"dan "Müslüman feministler"e kadar bir dizi çarpıcı "ilerleme" örneği var. İslam'la ilişkili zannedilen ama aslında böyle olmayan bazı gelenekler (sözgelimi töre cinayetleri) hâlâ birer problem teşkil ediyor, ama toplumsal eğilim bunların da aşılması yönünde.
Dahası Türkiye'yi "terakki"nin hedefi olan "muasır medeniyet"e, yani Avrupa Birliği'ne doğru yürütenlerin başında, Müslüman değerlere sahip çıkan bir siyasi parti geliyor: AK Parti. AK Parti hükümeti, geçtiğimiz dört yılda Türkiye'yi sadece AB rayına sokmakla kalmamış, aynı zamanda politik ve ekonomik yönden daha özgür hale getirmiş durumda. Bunu Batılılar da görüyor. 22 Ekim tarihli The Wall Street Journal'da yayınlanan - ve nedense bizde pek dikkat çekmeyen - "Turkish Tiger" (Türk Kaplanı) adlı makale, AK Parti'nin ekonomik başarılarını övüyor ve "özgürlük, 'İslamcı' bir hükümetin altında serpiliyor" yorumunu yapıyordu.
Kısacası son yılların Türkiyesi, İslam'a rağmen değil, İslam'la birlikte "terakki" ediyor. Ama ne yazık ki bu "terakki"nin karşısına başka engeller çıkıp duruyor. Hem de hiç umulmadık bir yerden: Kemalizm'den...
Atatürk, Kemalizm Değil
Öncelikle Kemalizm ile Atatürk'ün birbirinden çok farklı olduğunu belirtmek gerek. Mustafa Kemal'in büyük bir asker ve devlet adamı olduğu, Kurtuluş Savaşı'nı kazanıp cumhuriyeti kurarken büyük bir deha sergilediği, dolayısıyla bir "ulusal kahraman" sayılması gerektiğine kanımca kuşku yok. (Atatürk döneminin bir bütün olarak "gerileme devri" olduğunu görüşüne ise - bu görüşün ifade edilme özgürlüğünü sonuna kadar savunmakla birlikte -katılmadığımı belirteyim.)
Burada kritik olan mesele bizim Atatürk'ü nasıl anladığımız: Tarihte yerini almış bir ulusal kahraman mı, yoksa bugün bile her alanda bize yol gösteren tarih-üstü bir yol gösterici mi?
Muasır medeniyetin ülkelerine baktığımızda hemen hepsinde ulusal kahramanlar bulunduğunu, ancak hiç birinde tarih-üstü yol göstericiler olmadığını görüyoruz. Örneğin Amerikalılar George Washinton'ı veya Abraham Lincoln'ü, İngilizler de Churchill'i minnetle anıyorlar. Ancak bu ülkelerdeki siyasi tartışmalar, "Washington olsa ne yapardı, Churchill olsa ne derdi" diyerek yürümüyor. Böyle bir şey yapmak, tarihteki belirli bir durumdan, tarih-üstü bir ilke çıkarmaya çalışmak anlamına geldiği için, sosyal bilimlerden nasibini almış hemen herkes bunun büyük bir yanılgı olacağını biliyor.
Ancak sosyal bilimlerden nasibini ne yazık ki az almış olan Türkiye'de söz konusu yanılgı çok yaygın. Dahası "resmi ideoloji" durumunda. Atatürk'ün 20'li ve 30'lu yılların siyasi ve ekonomik şartları, bilim ve kültür düzeyi içinde izlediği bir takım politikalardan asla değişmeyecek ilkeler türetmek, bunların "sulandırılmasını" da "cumhuriyete yönelik tehdit" zannetmek, adına "Kemalizm" de denen söz konusu ideolojinin en belirgin vasıfları. Atatürk'ün; her şeyi bilen veya öngören, her türlü hata ve zaaftan münezzeh, hatta yakarış ve şikayetleri işiten metafizik bir "kurtarıcı", yani insan-üstü bir varlık gibi tasvir edilmesi ise, işin "maneviyat" kısmını tamamlıyor.
Sezer ve Ekonomi
Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer'in konuşmalarında söz konusu Kemalist ideolojiyi tüm çıplaklığı ile görmek mümkün. Örneğin geçtiğimiz 10 Kasım mesajında "Türkiye Cumhuriyeti'nin, kuruluş yıllarında uygulanan bağımsız ekonomi politikasıyla 13 yıl boyunca dünyanın en yüksek kalkınma hızına sahip olduğunu" söylemişti. Günümüzdeki "küreselleşme olgusu"nu ise "sömürgeci güçlerin, silahla yapamadıklarını ekonomik yoldan gerçekleştirmesi" olarak tarif etmişti.
Bu "analiz"deki hata, 1929'daki Büyük Buhran'la sarsılmış olan 30'ların ekonomik dünyası ile günümüzün global ekonomisi arasındaki dev farkın ıskalanması. Evet Atatürk 30'lu yıllarda devletçi ve korunmacı bir ekonomi uygulamıştı, çünkü o zaman ABD bile "New Deal" politikasıyla kapitalizmden geri adım atmıştı. Bugün ise devir çok değişti. "Bağımsız ekonomi politikası" ile kalkınan tek bir ülke yok. Küreselleşme ise "emperyalizm" getirmiyor; aksine küreselleşmeden en çok Hindistan, Çin gibi fakir ama çalışkan ve girişken ülkeler kazançlı çıkıyor; Batılı ülkelerin az çalışıp çok kazanmaya alışmış kesimleri ise bu işe çok bozuluyor.
Bugün sadece ekonomide değil hemen her alanda Kemalizm'in engellemeleri ile yüz yüze Türkiye: Kürt sorununa çözüm getirebilecek sivil yaklaşımları bastıranlar, din ve düşünce özgürlüğüne karşı çıkanlar, asker-sivil ilişkisinin "muasır medeniyet" standardına gelmesine itiraz edenler, hemen hep Kemalizm'in taraftarları. Bu çevreler, Kıbrıs sorununun hem Türkiye hem de Kıbrıslı Türkler lehine bir çözüme kavuşmasına da direnç gösteriyor, hükümetin bu yöndeki başarılı diplomatik girişimlerini baltalamak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Aynı çevrelerin Avrupa Birliği sürecine adeta savaş açmış olması ise fazla söze gerek bırakmıyor: Kemalizm, büyük ölçüde "Batı düşmanı" bir ideoloji haline gelmiş durumda. Atatürk'ün Lozan öncesi sözleri ve kalpaklı resimleri bu yüzden yeniden revaçta.
İyi ama o zaman sormak gerekiyor; madem sonuçta gelinecek nokta "Batı düşmanlığı" idi, o halde 80 yıllık "Batılılaşma" çabası ne içindi? Tüm bir "Türk İnkılabı" Batılılaşmak için yapıldı ve "rejim bekçileri" tarafından o amaçla korunageldiyse, fakat bugün Batılılar Kemalistlere "ülkenize daha fazla özgürlük ve demokrasi gerek" dediğinde onlar geri basıp "Çin ve Rusya"ya ilgi duymaya başlıyorsa, tüm bu hikayede bir gariplik yok mu?
Yoksa acaba hikayenin özünde "muasırlaşmak"tan çok "iktidarı halka kaptırmamak" kaygısı mı yatıyordu? Özellikle 1946 sonrasında...
Bilemiyorum... İşin bu kısmı daha karmaşık. Ama "Kemalizm terakkiye mani midir" sorusu üzerinde düşünmeye devam ediyorum. Aklıma parlak fikirler de geliyor. Mesela "acaba" diyorum, "Atatürkçü Düşünce Dernekleri'nde org çaldırmaya başlasak bir işe yarar mı?" Kemalistlerimiz asrileşir mi?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: January 8, 2007 12:00 PM
Herşeyden önce terakki değil , ilerleme denir.
Mustafa akyol yine konu ne olursa olsun bir ucundan Sezer e bir parça çıkarmayı becermişsiniz , ama bu sefer yine çentik atmakla meşgul olduğunuz Kemalizm i direkt kullanmışsınız.
Hiç uzatmaya gerek görmeden eleştirmeye geçmek istiyorum.
Birinicisi , İslam ı ilerlemeye ya da gelişmeye engel veya destek olarak görmek kadar bu yüzyıl dışında bir anlayış göremiyorum. İlerleme veya toplumsal hayatın düzeni ile dinin bir ilişkisi olmak zorunda değildir , dinin yeri ayrıdır , dünyevi yaşamın yeri ayrıdır. Tehlikeli olan şey bu iki olguyu birbirlerine karıştırmak veya sınırlarını çizememektir. Sürekli söylüyorum dinin sınırını çizmezseniz , onu toplumun her olgusuna ilişkilendirirseniz , aklın mantığın önüne koyarsanız öyle bir geri kalırsınız ki , isminiz bir tek tarih sayfalarında yazar . Bu düşüncemi sürekli söylüyorum , ve sürekli itiraz alıyorum ama bakın sizin bir ucundan iltifat ettiğiniz AKP nin bakanı bile TRT de neler söylüyor ( Hoş kendisi de bence tipik bir Türk politikacı , dediği başka , yaptığı başka ) , Mehmet Aydın dan bahsediyorum . Ekranda aynen benim belirttiğim doğrultuda ifadelerde bulunuyor ve diyor ki : Biz İslamın sınırını gerektiği gibi çizemiyoruz , bu nedenle dünyevi işlerin önüne dini anlayışları koyuyoruz . Batı zamanında bu noktayı aştı ve bugün dünyayı şekillendirerek gelişmiş duruma gelebildi. Daha fazlasını da söyledi tabii , ee ne yapsın akademik kimliği olduğundan olsa gerek partisinin icraatları ile hiç uyuşmayan bu açıklamaları yapmak zorunda kaldı herhalde . Şimdi bana itiraz edenlerin bu sözlere yapacakları itirazları bekliyorum heyecanla.
İkincisi , bu yazıyı yazan şahsiyet bir an önce şunu anlamalı ki muasır medeniyet seviyesi eşittir avrupa birliği değildir. Kıbrıs taki haklarımızdan vazgeçmek mi muasır medeniyet oluyor ? Dicle ve Fırat su havzalarını uluslararası komisyona terk etmek mi muasır medeniyet seviyesi ? Ya da bir antlaşmayı imzalayacak cesareti bulamayıp da Başbakan , Dışişleri Bakanı yerine bir devlet bakanına imzalatacak kadar küçülmek mi muasır medeniyet seviyesi ? Elbette ki avrupa birliği bunlardan ibaret değil ama şu da bilinmeli ki muasır medeniyet seviyesi de avrupa birliğinden ibaret değildir.
Akp AB rayına sokuyormuş Türkiye yi !! Yani aptal olsak demek birliğe girdik bile diyeceksiniz herhalde bizlere . Bu mu rayına girmek ? O kadar taviz ver , hatta taviz vermeye çalış adamlar verdiğin tavizi bile red etsin , biz de rayımıza girelim ! Kör değiliz mustafa akyol , ya da bu yazıyı yazanlar.
Üçüncü olarak öyle de bir hakaret varki ortada diğer siyasi partilere , AKP müslüman değerlere sahip çıkıyormuş ??? Öncekilere çıkmıyor mu diyor bu yazıyı yazanlar , ya da size mi sorsak mustafa akyol ? Dinimiz birinin ya da bir partinin insafına mı terkedildi ? Neler oluyor ?
Dördüncüsü sonyılların Türkiye si terakki – ilerleme kaydediyormuş , hem de İslamla . Biz göremiyoruz herhalde , nerede ? Soruyorum nerede ? Yok bir de ilerlemeyi durduranlar varmış , hem de Kemalizm ! Soru 1 : İlerleme var mı ? İkinci soruya gerek bile kalmıyor , önce şu bir cevaplansın.
Beşincisi , Atatürk Kemalizm değilmiş , yani bu sitede çok sorduğum soru , yine soracağım : Yine nereden başlasam ? Yani bir komutan ülkesini kurtardıktan sonra ülkesinde sosyal ve ekonomik reformlar yaparak , ilkeler çizerek ve atılımlar yaparak ilerleme kaydetmesi ve bu uygulamaların bir politik duruş kazanması imkansız birşey mi ? Hayır imkanlı çünkü gerçekleşti bile ? Bu nedenle Atatürk hem Kemalizmdir hem de Atatürk tür , çünkü kendisi bir komutandan fazlasıdır.
Üstelik arkadaşlara göre hem ulusal bir kahraman , hem de bir yol gösterici olunamazmış gibi konuşuluyor . Sizlere sözüm eğer gerekli şart ve basirete sahip olunursa gayetin olunabilir. Gençliğe hitabe bile bana o kadar çok yol gösteriyor ki şu günlerde . Mesela en güzel satırlardan birisi :
Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Churchill , Washington , Lincoln den bahsediyorlar bir de , eğer onlarda arkalarında bir rejim , bir düşün disiplini , bir ilkeler zinciri bırakabildilerse ulusal bir kahramandan daha fazlası olabilmişlerdir . Onların olması ya da olmaması Kemalizm i müsade ederseniz ırgalamasın.
Hayır araya bir de hakaret sıkıştırılıyor , bu arkadaşlara katılmıyorsak sosyal bilimlerden nasibimizi alamamış oluyormuşuz !! Size bir örnek , mustafa akyol şahsızına alınmayın : ODTÜ de bir profesör – bir sosyal bilimler Profesörü – Taha Akyol a bir eleştiri gönderiyor apronda deve kesilmesi ile ilgili yazı üzerine . Hocamız diyor ki , Deve kesme ile köylülüğü nasıl bağdaştırırsınız ? Taha Akyol dan cevap : Bilimi öğrenin , sosyoloji de bu var . Pardon hocamız dahil bizim de gözlerimiz var . Sizin de cahil cesaretinizi görüyoruz , hem de öyle bir cesaret ki kendiniz gibi düşünmeyenleri kim olursa olsun bilim dışı tutacak kadar .
Kemalizm in en basit vasıflarını da sıralamışlar bizim yerimize yine , ama bu vasıflar içerisinde altı ilkenin bir tanesi bile göremedik , acaba bize üniversitelerde Kemalizm adına yanlış şeyler mi öğretiliyor . ? Bence siz Kemalizm ile Kemalizm adına yapılanları birbirinden ayırt etmeyi öğrenin herşeyden önce.
Atatürk herşeyi bilen , üstün bir insan olarak görülmüyor . Siz onu öyle görenler ile Atatürkçülüğü karıştıryorsunuz sadece .
Bakın güzel bir örnek , malesef resmi okul kitaplarında Atatürk’ün ileri görüşlülüğü diye küçük bir paragraf anlatılır. Oysa bu ileri görüşülülüğün kaynağını tam olarak yazmazlar. Atatürk o kadar kitap okuyan bir insandı ki , o kadar çok gözlem yapan birisi ki , işte ileri görüşlülüğünün asıl kaynağı budur . Bu bir allah vergisi değildir , bir kazanımdır. Bu kazanımın yolu ise çalışmaktan geçer , tıpkı onun bize işaret ettiği gibi.
Geldik altıncıya , çentik operasyonuna .
Mustafa akyol , cumhurbaşkanının ekonomi ile ilgili hiçbir vazifesi yoktur. Açın bakın anayasaya , nerede yazıyor cumhurbaşkanının ekonomi ile ilgili vazifeleri ? Hayır siz bilmiyorsanız , bari bizden önce bir öğrenin bu tutarsız yazıları buraya yazmadan önce. Ne demek ya Sezer ve Ekonomi , ekonomi Türkiye Cumhuriyetinde hükümetin işidir , onu da bilmiyorsanız yine açın bakın anayasaya.
İkincisi , Sezer 13 yıllık başarıyı söylerken yanlış mı konuştu , bir bilgi yanlışı mı var ? Küreşelleşmenin ekonomiyi sömürü aracı olarak kullanması mı yanlış ? Ben buralarda hiçbir yanlış göremiyorum. Ya sizler ?
Üstelik cumhuriyet Türkiye si ekonomik buhrandan hiç nasibini almamış gibi konuşuyorsunuz , da bunu da öğrenin bari . Devletçilik ilkesinin ortaya çıkışı bile 29 ekonomik buhranının etkisini kanıtlamaya yeter. Üstelik Atatürk ne zaman demiş benim ilkelerimden hiçbir zaman sapmayacaksınız diye ? Zaman ve şartlar , medeniyet neyi gerektiriyorsa onu yapın demiştir . Nedir bize asla vazgeçmemiz gereken ilke olarak sunduğu Atatürk ün : Akıl ve mantık . Tabiki bugün ki akıl ve mantık , Atatürk ün manevi mirasının belirttiği gibi bugün için kapalı ekonomiyi savunmuyor , ama sömürülmeyi de savunmuyor. Yani bunları da mı bilmiyorsunuz , fakat hayır biliyorsunuz çünkü siz bilinçsiz değil , samimiyetsizsiniz. Samimiyetsiz olduğunuzu önermemim de arkasındayım.
Ve yine aynı manzara devam ediyor , Kürt sorunu konusunda da . Atatürk adına yapılanlarla Atatürkçülük karıştırılıyor.
Yedincisi , daha önce de değindim de ne imiş Kıbrıs konusunda artıda olmamız ? Daha elimizdeki uluslararası hakkımızı kullanamıyoruz , Rumlar Türkiye ve Yunanistan ın üye olmadığı hiç bir uluslararası kuruluşa üye olamaz. Biz daha elimizdei hakkı kullanamıyoruz , tutmuş bir de Kıbrıslı Türkler lehine gelişmeden bahsediliyor. Çocuk muyuz biz ? Hangi başarılı diplomatik girişim ? Açın okuyun , 28 Eylül 206 tarihli resmi gazete yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararında belirtilen madde 3 deki KIBRIS diye tanımlanan devlet kim ? Soruyorum sizlere , GKRK mi ? Tüm ada mı ? Tüm ada devlet ise bu devlette Kıbrıs Türklerin konumu ne ? Yok GKRK ise neden Kıbrıs yazıyor ? Buyrun , ben soruyorum , istiyorsanız sizler de sorun ? Bu mu diplomatik başarı ? Benim tek gördüğüm kendi kalemize atılmış bol altın gol. Müzakere tarihimizi aldığımızda bütün gazeteler uçuyordu ve birkaç gazete Kıbrıs konusundaki yanlışı belirtiyordu . 2006 Aralık da gördük kim haklı çıktı.
Sekiz oldu herhalde ; bazı çevreler AB ye savaş açmış . Meclis de salih kapusuz CHP ye ( Ki ben bugün ki süreçde CHP yi akp den daha yanlış buluyorum , malesef Atatrük ün koltuğunu hiç hak etmeyen insanlar elinde tutuyor ) diyor ki : Sizin daha AB ye bakışınız belli değil .
Bu kadar sığ bir soruya cevap vermek zor olmuyor tabii . CHP den Haluk Koç geliyor ve kapusuz a cevap veriyor :
Biz AB ye eşit koşullarda , önşartsız yapılacak olan her açılıma evet diyoruz. Bunun dışında eşit olmayan , önşarta bağlı her açılıma da karşıyız.
Bilmem daha ne kadar net konuşmak gerekiyor. Kimse AB ye karşı değiliz , eşit ve önkoşulsuz olduğu sürece.
Bir de en son çelişkide olan varmış gibi tutarsız şekilde – bunu başka bir sıfata çevirmek de mümkün – soruyor ‘madem sonuçta gelinecek nokta "Batı düşmanlığı" idi, o halde 80 yıllık "Batılılaşma" çabası ne içindi’ diye. Ben de insaf diyorum böylesi bir cehalete . AB demek muasır medeniyet demek değil herşeyden önce. Batılılaşma demek de AB değil. Bilmem yeterli mi ? Gümrük Birliği ile ne alakası var bu kavramların.
Dokuz : İktidarı halka kaptırmak 1946 sonrası ? Bu sefer insaf değil , ayıp diyeceğim . 1946 öncesi halk değil miydi ? İkincisi bunu ‘Benim en büyük mağlubiyetim aslında en büyük zaferimdir ’ diyen bir devlet yönetimine nasıl diyebilirsiniz ? Yine söylüyorum . Siz bunları biliyorsunuz , çünkü bilmeyecek kadar küçük olamazsınız.
10 : Hala aynı sığ aşamada takılı kalmışsınız mustafa akyol , yoksa artık argüman mı bulamıyorsunuz , ADD ile Kemalizm i ilişkilendirmeye çalışıyorsunuz . Kim org çalar küm çalmaz bilmiyorum ama bugün dünya da kimin borusunun çaldığını çok iyi görüyorum. Bu çalan boru karşısında siz bile Kuran dan İsraillilerin Filistinde kutsanmış topraklarda hakkı olduğuna referans çıkartıyorsunuz , o toprakların kimin hakkı olduğunu tarih bize bugün başımıza vura vura öğretiyor.
Ekonomimiz kuşatılmış vaziyette , toplumda her kesim ve her seviyede bilinçsizlik samimiyetsizlik hakim ve bu emperyalizmden bile daha tehlikelidir. Cehalet en büyük düşmandır. Ülke gündemi inanılmaz iğrençlikler ile meşgul. Yanı başımızda savaş içerisinde olmayan yok. Başbakan ‘Yurtta Sulh , Cihanda Sulh ’ ilkesinin ne anlattığını bilmiyor gibi konuşuyor , hadi o bilmiyorsa danışmanları da mı bilmiyor , ama pardon Zapsu dan çok şey beklenemez ne de olsa, bu sefer yanlış ben de.
İşte bu durum içerisinde bir Türk gencinin ümitsizliğe düşmesi kadar normal bir durum yok. Ama Atatürk bugünü bile görmüş olacak ki bize bu ümitsizliğin içerisinde muhtaç olduğumuz kudretin adresini bile hatırlatmış zamanında. Genliğe hitabe , son mısra.
Yazan: Beagle Tarih: January 8, 2007 3:16 PM
Mustafa Bey,
Yazınız ülkemizin acı bir gerçeğini ortaya koyuyor.Bu ülkenin tüm dinamiklerini baltalayan, medenilik, çağdaşlık adı altında yobazlığın farklı bir türünü sergileyen bu kesimin dinine, Kemalizme yönelik yorumlarınıza tamamen katılıyorum. Atatürk bu gün yaşıyor olsaydı, kibar tabirle Kemalist'leri tasvip etmez, aksine reddederdi.(Kaba tabiri kullanmak istemiyorum haliyle) Hatta belki ADD'leri bile kapatırdı.Bu benim fikrim... Dinimizi dogmatik bulanlar Kemalizm dinini besleyerek, yaşatarak dogma denizinde kendileri boğuluyorlar. Allah ıslah etsin diyorum. Tabii hepsini değil, doğru işler yapanları, düşünenleri hariç...
Konuyu saptırmak istemem ama şunu da ifade etmek isterim.AKP hakkındaki düşüncelerinize açıkçası hayret ettim. Ekonomik özgürlük tamamen küreselleşmeden bağımsız olmak, dünyadan izole yaşamak demek değildir ama bugünkü durum da sizin ifade ettiğiniz gibi değildir kanaatindeyim. Ben yabancı sermayeye esas olarak karşı değilim ama bankalarımız ve borsalarımızdaki yabancı paylarının bu derece yükselmesini ben pek hayra alamet görmüyorum. Mevcut durum bana Osmanlı'nın son yüzyılını hatırlatıyor. Bence bu pay tehlikeli... Açıkçası ben ülkemdeki yatırımcılara büyük oranda güvenmiyorum. 2001 krizini hatırlayalım. Kaymağı hep onlar yediler ve hala yiyorlar. Adam olalım biz de yiyelim denilebilir ama yapı ne yazık ki onların lehine...
Sevgi ve muhabbetle...
Yazan: Orkun Tarakçı Tarih: January 8, 2007 3:28 PM
"Yasasaydim AKP'ye üye olurdum" (K. Atatürk, 2007)
Arkadaslar, Mustafa Bey'in söz ettigi yaziyi mutlaka okuyun, çok ilginç bilgiler var :
http://www.siliconinvestor.com/readmsg.aspx?msgid=22932221
Türkiye son dört-bes yil içinde GSMHsini 200 milyar dolardan 300 milyar dolara çikardi. Bu makele son 6 alti ay çinde okudugum onlarca yazidan sadece biri.
Akilli bir idare ile ülkemizin 1000 milyar dolari (1 trilyon) yakalayabilecegine inaniyorum. Fransa ve Ingiltere gibi ülkelerin 1500, Almanya'nin ise 2500 sularinda seyrettigini dikkate alirsak 1000 milyar dolarlik bir Türkiye'ye kimsenin kolay kolay çelme takamayacagini kestirmek güç olmayacaktir.
"... bunda anlayanlar için çok isaret vardir.." (CC)
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: January 8, 2007 3:43 PM
Cok netameli ve karmasik bir mevzuda guzel bir yazi. Kanimca bu yazi Atilla Yayla ve Mumtazer Turkone'nin ayni konudaki Zaman makaleleri ile birlikte okunursa butun resim daha guzel ortaya cikar.
Ben biraz "Kemalizm Ataturkmudur" veya Ataturkculukmudur sorusu uzerine duracagim.
Dun Bayindirlik Bakani "Ataurkculer var, Ataturkcu gorunenler var ve Ataturkten gecinenler var; biz gercek Ataturkcuyuz" demis hatirladigim kadari ile (ayni cumleyi daha once Basbakan'de kullanmis idi). Eh bulundugu yerden dolayi bakani anlamak mukun.
Bu gun Ataturkcu gorunen ve ondan gecinenlerin varligi da artik bu kavrami da bir mevzi, cikar koruma, statu koruma aygiti haline getirenlerden her gun bahsediyoruz. Bu bazan Atatuk'un nutkunda, konusmlarinda, telgraflarinda, tadilatlar, sansurlemeler ve resmen yalan cumlelerin ilavesi, dogrularin cikarilmasi raddesine gidiyor. Bunlari da her gun medyadan, kitaplardan takip ediyoruz.
Benim uzerinde durmak istedigim soru "acaba gercek ataturculuk" nedir sorusu. Yani butun problem Ataturk'un cizdigi yoldan uzaklasmak,,onu gunun politik, kisisel, grup hakimiyeti amaclarina alet etmekmidir?
Tabii bu soruya da pek cok cevaplar verildi. Ataturk'un "ben size bir dogma birakmiyorum" sozu sikca tekrarlandi bu baglamda.
Ben Ataturk'un resmen yanildigini, saglam, felsefi temellere oturan rasonel bir iodeolojisi olmadigi dusuncesindeyim. Bunu dogru degerlendirmek icin gerek Mustafa Bey'in gerek o'nu mudafa eden Kemalistlerin kullandiklari "zamanin sartlarinin gerektirdigi" aciklamasi ehemmiyet arzediyor. Ataturk'un ideolojisine biri felsefi, biri pratik iki zaviyeden bakilabilir.
Pratik olani herkesin bildigi iktidari ele gecirmek icin o'nun ixcine oturdugu paradigmanin kokten reddinin ontolji olarak addedilmesi. Damat Ferit;i Vahidedin'i, "hain" ilan etmek isi goremez idi.
Felsefi olani, Islamin Osmanli ve Turk toplumunu geri biraktigi yargisi uzerine kuruludur. Dolyisi ile basit care ondan uzaklasmak, Batili gibi sekulerlesmek. Bizi yenen Batililar bunu aydinlanma, pozitivizm, ve getirdigi sekulerlesme sonuc yaptilar yargisi ile baslar ise Ataturk; hos bu o'nunla da baslamaz ama o bu dusunceyi hakim ideolojinin temeli yapmisir. Oysa Ataturk bunu yaptiginda Batililar 19. yuzyilin pozitivizmini "en hakiki mursit" olarak nerde ise terketmisler idi. Ustelik MKA once sekilde onlara benzemek lazim geldigi dusuncesi ile tarihi bir hata yapmistir. Birden bire basortulerini, feslerini atip yerlerine kisa etek fotr sapka giydirilen insanlar sudan cikmis balik gibi oldular; bu durum hala devam ediyor. O'nun izinden idenler o anin fotografin sabit donmus, dogma olarak aldilar ve bundandir ki bir adim terakkiye onayak olmadilar ve gunumzde pek cok ucub rneklerini gordugumuz "yuzeysel kuturel taklit yolu ile batillasma" rejimin karakteri oldu. Kanalturk gecesinde Emel Sayin'in Cile sarkisi sirasinda, butun yakarislarina ragmen "Allah" kelinmesini bir turlu telaffuz eedemeyen CB bu ucubeligi cok guzel teshir ediyor.
Bu gun Kemalizm sadece yuzeysel kodlarla sembollerle yasiyor. Ataturkcu giyim, Ataurkcu icki, Ataturkcu medya, Ataturkcu semboller, tabular var ama bunlar disinda nesnel olarak olculebilir muasirlasma kriterleri yonunda atilan adimlar Kemalistlerin "gerici" Bayindirlik Bakani'nin "gercek Ataturkcu" dedigi kesimlerce atildi. "gercek Ataturkcu" kimdir bilmiyorum ama ege muasirlasmayi terakkiyi, dunyaya acilmayi Ataturkculugun hedefleri olrak gorenler yatip kalkip merhum Ozal ve bu gunku hukumete dua etsinler (irticalik olmaz ise).
Kemalistlerin tuketmesi icin birlerini uretmesi gerekior; o yuk de bize dusuyor. Butun celmelere, kostek olmalara ragmen onlari da "muasirlastiriyoruz".
Ben ataturk'un devrimlerinin de felsefi temelden, kapsamli muhakemeden yoksun, alelacele tepkisel ve iktidari ele gecime amaci ile kurgulanmis oldugu fikrindeim. "Terakkiperver Cumhuiyet firkasi" ni daha 1 yili olmadan kapatilmasi herhalde bu idelojinin ne kadar terakkiperver bi kokeni oldugu konusunda aciklayicidir.
Kisacasi bu ideoloji baslangicinda ozurlu idi ve daha onemlisi onrasinda iktida sahipleri onu artik Ataturk'un kendsinin dahi tanimayacagi bir ucubeye benzettiler. Islak edilecek yani kalmamisirm miyad dolmustur, son kullanim tarihi gecmistir; yeri tarih kitaplaridir. Sezer'e birileri hatirlatsin.
Son olrak su "agercel Atatrkculuk, sahte ataturkculuk, takiye" uzerine bir iki cumle. Gerek burada gerek baska yerlerde birileri sikca digerlerimizi Ataturkcu olmamakla, ULU Onder'in izinde ayrilmakla vb sucluyiorlar. Ve bna cevap da cogunluka "hayitr gercek Ataturkculuk sizinki degil, bakin biz sunlar yaptik, Ataturk sizin gibi din dusmani degildi, bakin su konusmasinda sunu oyledi, ben size miras olrak dogma birakmiyorum..." dedi seklinde SAVUNMA yaparlar. Bu savunmalain cogunnun muhtevasi ile hemfikir olmakla birlikte artik ATATUKCU DE KEMALIST DE DEGILIM arkadas demenin tabu olmaktan cikarilmasini onemli buluyorum. Mecburmuyum senin dayattigin tabularla yasamaya? Neden butun tartismalar Ataturkcyulugun tartisilmaz mutlak dogru oldugu on kabulu ile baslayip ancak "gercek ataturkculugun ne oldugu" seklinde devam etmek zorunda? Bu despotizm ile bircogumuzu tepkisel olrak o'nun "dogrularini" soylemekten de alikoyarsiniz. Eger adanmin gercekmdegerini blmasini istiyorsaniz bun o'nun da diger taihi, devlet sahsiyetleri gibi serbestce tartisilmasini ve fikrler pazinda degerinin belirlenmesinin yolunu acarsiniz. Eger takiye yapiyorsam beni buna zorlayanlar utansin.
Selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 8, 2007 4:46 PM
Sayın AKYOL'un değerlendirmesi, her zamanki gibi çarpıcı.
Mustafa Kemal büyük bir dehadır.
Ama onun ismi kullanılarak ortaya atılan kimi düşünceler doğru olmayabilir.
Burada iki grup düşünceden bahsetmek istiyorum
Mesela J. M. Keynes büyük bir ekonomi bilimcisiydi, ama bugün onun adını taşıyan ekonomi kuramı pratikte her zaman ideal olandır diyemeyiz.
K. Marx emek-değer kuramı ile bir devrim yapmıştı, ama Marksizm bugün çoğu kez -kimilerine göre- duygusal ve nostaljik içerikler dışında, gerçek ekonomide işe yaramıyor. Yani "proleterya ayaklanın, kaybedeceğiniz tek şey esaret zincirlerinizdir" dendiğinde, önce kulağa hoş gelebilir, bu güzel bir meydan okuma demek mümkün.
Adam Smith'in mutlak üstünlük kuramı, okuyunca mükemmel, ama uluslararası ekonomik ilişkileri yalnız başına açıklayabilmesi olanaksız.
J. Stalin'in savaş taktikleri belki Barbarossa harekatının ortalarında mujiklere cazip geliyordu. Ama gerçekten blitzkrieg'i çuvallatan -büyük devrimci- Stalin miydi?
İkinci gruba geçiyorum. Etiket ve içerik üzerinde durulmalı. Yani hala devrimciyseniz Marksizm ya da sosyalizm, belki komünizm etiketleri size cazip gelebilir.
Nurcuysanız, Said-i Nursi'nin risaleleri her daim temel düstur manzumeleri olur.
Türbanı çok savunuyorsanız, her başını örtmeyen kadına gayri müslim demeye başlayabilirsiniz.
Nazizme sempatiniz varsa, tüm orta ve güney Avrupa ırklarını bir gömlek tepeden değerlendirebilirsiniz.
Sonuç: Bir de bazen belli etiketleri, herkesin sizin gibi düşünmesini sağlamak için kullanabilirsiniz. Mesela dini ya sadece kendi anlayışınıza göre yorumlar ve bunu ideoloji yaparsınız. Ya da aslında din sizce önemli değildir ama belli kitleleri etkilemek için, sizce önemliymiş gibi davranırsınız.
Kemalizmi kullanarak, her toplumsal kurumu kendi ideolojinize uygun hale getirmeye çalışabilirsiniz. Çünkü bu ideoloji adını bir istiklal savaşının kahramanı ve üzerinde yaşadığımız devletin kurucusundan alıyor. Yani etiket aynı zamanda bir tabu.
Acaba Allah adı da böyle kullanılabiliyor mu? Elbette kullanılabiliyor ve insanlığın en büyük düşmanı da bu zaten
İçerikler etiketlerden farklıdır.
Yazan: Kubilay ANT Tarih: January 8, 2007 5:15 PM
##Muasır medeniyetin ülkelerine baktığımızda hemen hepsinde ulusal kahramanlar bulunduğunu, ancak hiç birinde tarih-üstü yol göstericiler olmadığını görüyoruz. Örneğin Amerikalılar George Washinton'ı veya Abraham Lincoln'ü, İngilizler de ##Churchill'i minnetle anıyorlar. Ancak bu ülkelerdeki siyasi tartışmalar, "Washington olsa ne yapardı, Churchill olsa ne derdi" diyerek yürümüyor. Böyle bir şey yapmak, tarihteki belirli bir durumdan, tarih-üstü bir ilke çıkarmaya çalışmak anlamına geldiği için, sosyal bilimlerden nasibini almış hemen herkes bunun büyük bir yanılgı olacağını biliyor.## (Mustafa Akyol)
Peki Mustafa Akyol bey, yukarda örnek verdiğiniz bu muasır medeniyet ülkeleri'nin yöneticileri kendi ülkelerinin anayasalarıyla ve anayasal kurumlarıyla kavga ediyorlar mı? Devlet yönetiminde hilafet ve ulema benzeri makamları tesis etmeye çalışıyorlar mı?
Cevabınız tabiiki hayır olacak. Bu pek örnek demokrasinin beşiği muasır medeniyetin devletlerinde yöneticiler anayasayı ihlal ederlerse bunun cezası nedir?
Söyler misiniz siz ne zaman akıllanacaksınız? Aradan 40-50 yıl geçtikten sonra yine üniformalı zorbalar diye diye mi?
Kaldı ki, AB'yi muasır medeniyetle bir tutmanız kötü niyetinizi de apaçık ortaya koyuyor. Daha muasır medeniyet'ten neyin kastedildiğini tam olarak ortaya koyamadıktan sonra Atatürk'ten Kemalizm'den bahsetmeniz abesle iştigalden başka bir şey değildir.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: January 8, 2007 5:59 PM
Kubilay ANT,
Yapmak istediğiniz şeyi açıkça ortaya koymak zorundasınız. Sonuç?
Nedir sizi rahatsız eden? Hangi ideoloji den bahsediyorsunuz açıkça söyleyin bizde öğrenelim. Anayasayı hiç kimse savunmasın. Kurumlarda sahip çıkmasın. Bir mezhep iktidarı ele geçirsin. Diğer mezheplere nefes aldırmasın. Daha sonra iktidar'ın dışındaki mezheptekilerde onlardan kurtulmak için emperyalist güçlerle işbirliği yapıp ülkelerini işgal ettirsin. Sonuçta beklediğiniz özgürlükler bu mu? Herkes anayasayı istediği gibi yorumlasın. Herkes birbirine kafa tutsun. Öyle mi?
Sonra AY'IMIZLA YILDIZ'IMIZA kurban mı, olacağız?
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: January 8, 2007 6:16 PM
YÜZYILIN GERÇEĞİ İNTERNET ve İLERLE(ME)
İnternetin gelişme önünde açtığı ufukları gözünüzde canlandırın ve Kemalizm mantığındaki sistemin çıkartmaya çalıştığı aşağıda bahsedilen internet kanununu terakki noktasında değerlendirin.
'18 yaşın altındakilere filtre programını kullanması zorunlu hale getirilse' çözülecek olan problemle bakın neler korunmaya çalışılıyor.
Ondan sonra bunlara ilerlemekten bahset, bunlarla özgürlükten bahset, YALAN HEPSİ, HAYATLARI YALAN.
İnsanları (çocukları, gençleri, yazarları, vs..) heryerde evde, okulda, internette, kamu kurum ve kuruluşlarında resmi ideolojinin kulu yaparak ilerleme kat edeceklerini planlıyorlar, daraltılmış beyinleriyle.
Bu kanun ile sözde ahlak için ama özde ilerlemeyi, özgürlüğü, .... vs engellemek için çocukları kullanırken aslında sistem ne yapıyor? Sistem kendinin ve halkının korkularına Sözde Korku katıyor, Korku büyüdükçe tedbirlerde, harcamalarda, panikde, zulmün, vahşetin çapıda büyüyor, internetteki şok deşifreler yüzünden hayallerinde dahi korku türetiyorlar, korku psikolojisi yüzünden psikolojik deprosyona giriyorlar, hatta öyle bir korku ile yaşıyorlarki kendilerinden dahi korkar oluyorlar ve korkudan başka bir şeyle uğraşamaz oluyorlar ve bundan dolayı Beyinleri Daralıyor. ŞİMDİ BU DARLIĞIN ÇAPIYLA DÜNYAYA YÖN VERMEYE ÇALIŞIYORLAR?
Böööhhh :)
İnternetten korkma, Hesaptan kork.
"YUSUF GEZGİN - Aktif Haber
Cumartesi, Ocak 06, 2007 (haksoz.net)
ÇOCUK PORNOSUNUN ARDINDAKİ GERÇEK
Kamuoyu bilinçli biçimde "çocuk pornosu" ekseninde yönlendiriliyor. Peki ama neden? Yusuf Gezgin yazıyor...
İnternete Ağır Sansür Geliyor
Son günlerde Türk halkı bir psikolojik harekâta daha muhatap oldu. Derin kurgulara karşı duyarlı olduğu zannedilen yazarınız Yusuf Gezgin bile sonradan uyanabildi.
Bir gurup arkadaşla muhabbet ederken “porno operasyonları”ndan bahis açıldı. Bu konudaki kirlilikten haberdar olduğum için sazan gibi atılıp “çok iyi oldu, binsinler tepelerine” diyerek operasyonlar lehine kanaatimi bildirdim. Bir arkadaşım “kazın ayağı öyle değil! internete sansür uygulamak için çocuk pornosu üzerinden kamuoyu oluşturuyor, yasaklamalara zemin oluşturuyorlar” diyerek derin bir yorum yaptı.
Karizmayı sarsmamak için orada konuyu kurcalamasam da meselenin aslını araştırdım. Meğer arkadaşım haklı imiş… Elde ettiğim verileri değerlendirdiğimde memleketim insanının başarılı bir psikolojik harekâta maruz kaldığı sonucuna vardım. İnternet ortamındaki cinsel içerikli yayınların yaygınlığından, denetimsizliğinden büyük bir rahatsızlık olduğunun farkına varan “her alanı kontrol arzusundaki odaklar” bu fırsatı “internete hâkim olma” adına kullanmak istediler. Onların rahatsızlığı pornografi filan değildi. Onlar düşüncenin özgürce yayılabildiği, herkesin her doğruyu ifade etme imkanı bulduğu internette kendi kirli çamaşırlarının ortaya dökülmesinden rahatsızdılar. Ayrıca; yakın gelecekte internetin görüntülü ve sesli bütün dataların aktarıldığı bir araç haline geleceğini bildikleri için âlem uyanmadan bu alanda kontrollerini tesis etmek istediler. Hazırlattıkları yasa taslağı önümüzdeki günlerde meclis genel kuruluna gelecek, eğer internet camiası ve özgür düşünceyi savunanlar uyanamazsa; genellikle neye el kaldırdığını fark edemeyen milletvekillerimizin onayı ile tasarı yasalaşacak. İnternet yayıncılığı sansürlerle ve ağır cezalarla sarsılacak.
Süreci hatırlarsanız uygulanan operasyonu sizde çözebilirsiniz;
Önce medyada küçük çocukların cinsel istismarı ile ilgili haberler yayınlanmaya başlandı. Arkasından küçük bir çocuğun tecavüze uğradığı haberiyle toplum infiale sürüklendi. Sonra çocuk pornosu sitelerine en çok Türk internet kullanıcılarının girdiği haberleri pompalandı. Çocuk pornosuyla iştigal eden pek çok insan yakalandı ve ajite edilerek kamuoyuna yansıtıldı. İnternetin zararlı olduğu ve mutlaka sınırlandırılması gerektiği kanaati oluşturuldu.
Operasyon tamamlanmış ve gerekli düzenlemeler için altyapı hazırlanmıştı.
Servis edilen bilgilerin çoğu tutarsız ve teyide muhtaçtı. Küçük yaştaki kız çocuğuna tecavüz edildiği haberi sonradan pek çok gazetede yalanlandı. Çocuk pornosu sitelerine en çok Türkiye’den girildiği haberleri ise maksatlı ve yanıltıcıydı. Ülke internet yüzünden pornografi batağında boğulmak üzere gibi sunuldu. Oysa bütün bozulmuşluğuna rağmen hala dünyanın en sağlam aile yapısına sahip, çocuklarının terbiyesine en fazla önem veren ülke Türkiye’dir. Ülkemiz erkeklerinin uçkuru sağlam değilse de çocuklara yönelecek, onların pornografik görüntülerinden hazzedecek kadar tefessüh etmiş değillerdir.
Bu kurguyu hazırlayanlar hedeflerine ulaşmak için Türkiye’yi SÜBYANCI töhmetine sokmaktan çekinmemişlerdir. Uzakdoğu’da küçük yaştaki çocukların fuhuşta kullanılmasını döviz getiren bir sektör olarak gören ülkeler varken, ensest ilişkiler ve aile içi cinsel şiddet Batı’nın en önemli problemleri arasındayken ve üstelik internet kullanımı bu ülkelere göre Türkiye’de çok düşük iken çocuk pornosunda nasıl derece yaptığımızı anlayabilmiş değilim. Psikolojik harekât tarafı bir yana birileri Türkiye’yi ahlaksızlığın, sapkınlığın zirvesinde bir ülke olarak göstermiş, Türk insanına büyük hakaret etmiştir.
Bulgularım ve bilgilerim beni, bu operasyonun “internet ortamında kendileriyle ilgili çıkan yayınlara, köken sorgulamalarına engel olamayan bazı zevat” tarafından yaptırıldığı sonucuna götürmektedir. Burada maksadın pornografiyi engellemek olmadığı çok açıktır. Zira en fazla porno içerikli dosya IP’leri kamu kurumlarına uzanan bilgisayarlardan indirilmekte, izlenmekte ve forward edilmektedir. Anketlerde “en güvenilir” çıkan kurumlarda bu tür dosyalar, CD’ler uçuşmaktadır. Devletin bilgisayarlarında, milletin parasıyla porno sitelere girenlerin engellenmesi ve cezalandırılması gerekirken ve çok kolayken, meselenin özgür düşüncenin sembolü haline gelen internetin sansürlenmesi, sınırlandırılması ve kapatılmasına odaklanması iyi niyet taşımamaktadır.
Pornografiye en sert tedbirler alınmalı, istismarcılarına en ağır cezalar verilmeli; ancak internette bilginin, düşüncenin, kültürün, iletişimin özgürce yayılmasının önü kesilmemelidir. Zülfiyare dokunan siteler, yayınlar varsa genel bir kısıtlama yerine nokta tedbirler alınmalıdır. Askerde denetimler öncesi “kirlenmemesi için” tuvaletlerin kapatıldığı gibi internet ağır sansürlere uğramamalıdır.
Önümüzdeki günlerde “İnternet Ortamında Yayın Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Kanun Tasarısı” Meclis gündemine girecek, yasalaşması halinde “Bilişim Güvenliği Başkanlığı” adı altında bir kurum internet denetimini yürütecektir.
İnternet alanında bir düzenlemeye ve düzenleyici kuruma ihtiyaç vardır. Ancak demokrasiyi ve özgürlükleri milletimize fazla gören mahfillerce hazırlanan mevcut taslak meclise gelir ve yasalaşırsa internet yayıncıları ve internet kullanıcıları büyük sıkıntılarla yüzleşmek durumunda kalacaklardır.
Bütün internet kullanıcılarını, milletvekillerini ve yetkilileri internetin özgür ortamının ideolojilere ve kişisel takıntılara feda edilmemesi için duyarlı olmaya ve bu taslağa engel olmaya davet ediyorum.
Düşünce ve ifade özgürlüğünü genişletme hedefini sürekli vurgulayan hükümetin kurulacak böyle bir birime anti-demokrat, yasakçı kimseleri atamayacağını umuyorum.
YASAKÇI TASARI TASLAĞINDAN BAZI BÖLÜMLER;
Madde 4) İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturan yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesi kararı verilir.
a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
1)İntihara yönlendirme (madde 84)
2) Suç işlemeye tahrik (madde 214) her tarafa esnetilebilecek bir madde.
3) Suçu ve suçluyu övme (madde 215) Pek çok aydın bu maddeden dolayı yargılanmıştır.
4) Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün propagandası (madde 220, fıkra 8)
5) Müstehcenlik (madde 226)
6) Kumar (madde 228)
7) Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına yönelik suçlar. “Devletin egemenlik alametleri” ve “organlarının saygınlığı” bütünüyle muğlak ifadelerdir. Pek çok söz, yazı bu tasnif içine sokulabilir.
8) “Devletin güvenliğine karşı suçlar.” ?
9) Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar. Anayasada açıkça yazılı olan Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili maddeler bile bazı hukukçularca keyfi yorumlanabilirken bir kısım yargıçların hışmından internet yayıncısını ve kullanıcısını kim kurtaracak ?
10) Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk. “Devlet sırrı” kavramı çok muğlak bir ifadedir. Bu muğlaklık geçmişte pek çok kimsenin kellesini almakta kullanılmıştır. 28 Şubatta yaşanan “Sarmısak Vakası” da “Devlet Sırrı” üzerine kurgulanmıştı
Ayrıca 12-1-1991 tarihli ve 3713 sayılı terörle mücadele kanununun 6. maddesinin 1-2-3.fıkraları ile 7. maddesinin 2. fıkrasında tanımlanan suçlar. (Bu maddelerin hukukçular tarafından ayrıntılı incelenmesi gerekmektedir.)
İncelettiğim yetkin hukukçular taslağı fazlasıyla antidemokratik ve yasakçı buldular. Muğlak, müphem, yoruma müsait çok noktaların olduğunu, bu durumun internet kullanımını kısıtlama ve sansürleme adına kullanılabileceğini ifade ettiler. İnternet yayıncılarının güçlü bir lobisi ve organizasyonu olmadığı için bu tür sansürlerle baş etmekte, haklarını savunmakta zorlanacaklardır."
[(Sayın M.Akyol; bu kanunla internette haber yazmak, yorum yazmak zorlaşacak lütfen çıkmaması için kamuoyu oluşturun, şimdi daha açık anlaşılıyorki sistem (çocukları değil) kendini korumak için kanun yapıyor, çocukları BİLE kullanıyor)]
Yazan: Öncü Nesil Tarih: January 8, 2007 7:10 PM
Kemalizm ortadan öyle kolaylıkla kalkacak bir şey değil. Müslümanlık içinden çıkıp türemiş bir mezhep olduğu için tabi ki. "Önce türküm, sonra müslümanım" diyen ilginç bir müslümanlıktır kemalizm. Müslümanlığı ortadan kaldırın, kemalizmin de buharlaşıp yok olduğuna tanık olursunuz. Kemalizm -ikide bir söylendiği gibi- "cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, inkılapçılık, laiklik" ve daha da fazlası "akılcılık, bilimcilik vb." mi dir? Tabi ki değildir. Hangimiz kemalizmden önceki türk devletinde bu ideallerin var olmadığını, bunların "yepyeni" şeyler olduğunu "samimiyet" ile söyleyebilir? Kemalizm bunlardan farklı bir şeydir, hepimiz çok iyi biliyoruz. Kemalizm bir dindir/mezheptir, bir tarikattır, bir inanıştır, bir yaşam biçimidir. Ve tabi ki bunun anlatılmasıdır, tebliğidir, aşılanmasıdır, yayılmasına çalışılmasıdır. Bunu asla "müslümanlık"tan bağımsız bir şey olarak alamazsınız.
Kemalistler sonuna kadar müslümandırlar, bundan kimse kuşku duymamalı. Ve birçokları müslümanlığı en iyi kendilerinin yaşadığını yeri gelince söylemekten geri durmazlar. Ve bu yüzden de 'dini siyasetten korumak' konusunda olağanüstü 'hassas'tırlar. Laikliği bu yeni türeme mezhebi zorla kabul ettirmenin adı yapmak, bu mezhebin ahlak ilkelerince sorun sayılmamıştır. Ve tabi diğer ilkeleri de bu mezhebin bir vitrini durumuna indirgemek "maksada giden yol"un meşru uygulamalarından biri olmuştur.
Yinelemem gerekiyor. Kemalizm temelini bir "yaşam biçimi"nden alır. Bunun sevdirilmesi, yaygınlaştırılması ve korunması -tıpkı diğer mezheplerde olduğu gibi- önemli bir görev. Diğer siyasi/sosyal söylemlerin tümü bu yaşam biçimini "haklı/doğru" çıkarmak için usanılmaksızın kullanılıyor. Düşünelim bir, bir ilkokul öğrencisi yada eğitim ve kültür düzeyi düşük bir vatandaşımız "kemalizm" diye sunulagelen ilkeler konusunda ne biliyor, ne düşünebiliyor, ezberden öte? Tabi ki hiçbir şey. Ama dikkat ediniz, "Atatürk" deyince oluşan tepkileri inceleyiniz. "Herşeyimizi borçlu olduğumuz" yüce bir insandır o. İlkeler filan bilinmez burada. Burada bir din, mezhep ve tarikat önderine (kimilerinde ise bir tanrıya) duyulanınkine benzer bir duygulanım, bir bağlılık, bir aidiyet sözkonusu. Ve türk halkı çoğunluğunun "kemalizm"i işte böyle bir şey. Dogmatik islam anlayışı içinden türemiş ve halen oradan beslenen bir mezhep.
İktidar kendisine verilmiş olan -ve aklın ve bilimin kendisinden yana olduğunu söyleyip duran- bir mezhep bu iktidarı sonuna kadar korumaya çalışacak. Muhammed hakkında yazılan bir yazı insanlarda nasıl "heyecanlı" yorumlara yol açıyorsa M. Kemal hakkında yazılanlar da benzer heyecanmalara yol açacaktır. Bu bir din olayıdır. "Değildir" diyenler ile yeni bir şeyler konuşabilmek için bence öncelikle "öyledir" yada en azından "öyle olabilir" diyebilmeleri gerekiyor.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: January 8, 2007 11:21 PM
Şunu tum dünyaya tüm samimiyetimle haykirmak istiyorum,
şayet bu ülkede ben atatürkçüyüm diyenler,gerçek atatürkçü,samimi atatürkçü ve ben müslümanim diyenler samimi müslüman(islam en iyi,en güzel ve en son(din)yaşam,hayat anlayişidir ve hayatin tamamini kapsar)olsalardi ve inançlarinin gereğini yapsalardi bu cennet vatan bu hallere gelmezdi,hasbelkader osmanlinin torunu olan bu aslanlar dunyanin dortbir yaninda şimdide at koşturmuş olacaklardi.ama su uyur düşman uyumaz,"böl-parçala-yönet&yut"tarih şahittir.bendeniz 22 yaşinda üniversite genciyim ve benim anlayişima göre cumhuriyet tarihi bir yap boz tahtasi...
şimdi allah aşkina soruyorum size dizginleri tutulmuş bir atin şahlanmasi mümkün mü? Ne zaman bu millet şahlanacak,pkk-turban-kurt-turk-musluman-laik,ortama,zamana gore dolaptan hazir yemeği onumuze koyuyorlar,dizginler bunlar işte...kavramlar...içi boşaltilmiş kavramlar...
nihayetinde bu cennet vatani yurttaşina;buraya dikkat!devlet mali deniz yemeyen ...işte bizler bu anlayişla buyuduk...
altini çiziyorum farklilik zinginliktir,işte bizim zenginliğimiz,işte osmanliyi osmanliyi osmanli yapan anlayiş.tam tersinede batiyida bati yapan fark,adamlar farkli kültüre anlayişa tahammülleri sifirin alti...that is difference between us
çözüm açik;birlik-beraberlik,hoşgörü,resimin tamamini görme,vizyon,anlayiş,basiret,bilinç,şuur(bunun temeli de okumadan geçer,toplum olarak%94 oraninda tv izleme ile değil)
özelinde canim cennet vatanimda,genelinde islam coğrafyasinda oynanan bu cambaz oyununa inşallah ya the end ya the end!(hungtinton tezi;batı soğuk savaş sonrası karşısına islamı almışter...işte şahitleri:afganistan,filistin,ırak,lubnan...iran&suriye......turkiye)
ey şanli milletin torunlari;uyanin ölüm uykusundan,tarihinizden ders alin,cevabi içinde...tarih:tecrübeler mecmuası
>gelin bu cennet vatanı kanlarıyla bizlere armağan eden atalarımızın hakkı için,torunlarınızın hakkı için,
şuurlu ,aydinlik yarinlar için tarihimizi yeniden okuyalim,iyi opkumalar türkiyem(yat yat uyu,uyu uyu yat...the end)
Yazan: mücahid Tarih: January 9, 2007 1:00 AM
en büyük şehrinin en işlek yerinde,en değerli arsasına içinde o ülkede yaşayanların kazandığı asgari ücretten daha fazla fiata
çizmelerin satıldığı dev bir alışveriş merkezi yapılmışsa, o alışverişmerkezinde iki çocuk merdivine sıkışmışsa, bir çocuk güvenlik görevlilerince tekme tokat dövüldüyse( mübalağ yok), o sahneyi hepiniz istisnasız tv'de seyredip sonra yan gelip yatıyorsanız, siz o ülkede hangi ilerlemeden bahsediyorsunuz ?
o şehir de bir doğa müzeniz yok, bir kuş ensititünüz yok. ne büyük ayıp.
terakki swiss otele sahip olmak değildir.
fakat swiss otelin olma-ma-sı anlamına da gelmez.
daha doğrusu terakki binalarla ilgili değildir, içindekilerle ilgilidir.
Bu yazıda ima edildiği gibi bir konu hakkında karşıt düşünceler de terakkiye engel değildir.
tabi ki karşıt düşünceler olacaktır, karşıt düşünceye bir isim vermek sonra post modern enginizasyonlarla o isme saldırmak da değildir.
terakkiye tek engel bizleriz.
alışveriş merkezinde dövülen çocuğa ne olduğunu bileniz var mı ? uygar bir ülkede o merkezin canına okurlardı.
Yazan: knz Tarih: January 9, 2007 5:08 AM
EMPERYALİZM VE KEMALİZM SONUCU =BEYİNLERİ DARALTMAKTIR = GERİLETMEKDİR (irtica)
Bir de psikolojik açıdan bakarsak tağut sisteminin öncüsü batı ve batının lideri dünyanın belası Bush ve onun maşası sistemler kendisinin ve halkının korkularınıa korku kattı, korku büyüdükçe Tedbirlerde Harcamalarda büyüdü, sınırları zorladılar hayallerde dahi korku türettiler, korku psisikolojisi yüzünden depresyona girdiler, kendilerinden dahi korkar oldular. Korkularından başka bir şeyle uğraşamaz oldular, Bundan dolayı Beyinleri Daraltıldı, ŞİMDİ BU DARLIĞIN ÇAPIYLA DÜNYAYA YÖN VERMEYE ÇALIŞIYORLAR
Böööööhh :)
Allah'a ibadetten korkmayın, HESAPTAN KORKUN !
[(İslam noksan mı ki türküm müslümanım, laikim müslümanım, kemalistim müslümanım, atalarımın dini ile beraber müslümanım diyerek Allah'a din öğretilen sistemler yüceltiliyor, bir tanımını bile yapılamayacak (RAD, 33) kadar geri sistemler dayatılıyor. Şimdi çarşıya çıkıp yüceltilen sistemin mesuplarına bakınız, "duraklarda bekleyen Kemalist dolandırıcılar, kemalist zaniler, hapishanelere bakın kemalist hırsızlar, kemalist kadın tüccarları, kemalist müzisyenler, kemalist danscılar, kemalist şarkıcılar "hayatı neye indir gemişler ilerlemek adına. Hadi ilerledik deyin?!?)]
Yazan: Öncü Nesil Tarih: January 9, 2007 10:52 AM
Necdet Sezer toplu zikire katilmis !!!
--------Alinti-------
"... şarkısına başlayıp nakarat sırasında ‘Allah’ denilmesini bekleyen Emel Sayın büyük şoka uğradı. Konuklarından büyük bir bölümünden hiç ses çıkmadı. Emel Sayın, bir an dona kaldı, salonda da hafif gülüşmeler oldu. ..."
Yazinin devamini mutlaka okuyun:
http://www.izlenimler.net/2007/01/06/toplu-zikir/#more-912
Yazan: Tunç Tarih: January 9, 2007 1:34 PM
Değerli yorumcular, herhangi bir konuda karşı düşünce sahiplerine hakaret boyutuna varan düzey
siz eleştirilerin iyi niyetten yoksun olduğunu baş
tan tespit edelim. Atatürk milletimizin en önemli
değerlerinden biridir. Mustafa beyde bu saygınlığı
teslim etmiş. Bence bu konunun önemi küreselleşme
ve ekonomik devlerin küçük ekomomileri tehdidi ve
Ortadoğuda yaşanan gelişmelerden en çok etkilene
cek ülke olan Türkiyemizin insanları olarak duyu
lan endişe ile ilgisidir. Bir kısım aydın bu gide
rek büyüyen tehditten korunmak için içe kapanma
yı çözüm olarak görmektedir. Bu tezin yaygınlaşma
sının gerisinde ise Türkiyenin bölgesel ve bir adım sonra küresel bir aktör olmasını engelleme
çabaları gizlidir. Kanımca derin düşünenler ve son
açıklaması ile MİT ve Dışişleri bunun farkındalar.
Gelelim bu içe kapanmacı arzunun iç dinamiklerine.
Böylesi bir kapanma demokrasinin rafa kaldırılması
ve kendiside Atatürk ilkelerine sıkı sıkıya bağlı
Türk ordusunun bu işe ikna edilmesiyle mümkün olabilir. Kendi içinde İslamcı, Kürt ve artık muha
lif olarak kimi bulursa ezecek bu kapanma, AB ile
tamamen kopuk, islam ülkeleri ve komşularıyla küs
bir hale düşer. İhracatının üçte ikisini, turizmi
nin tamamına yakınını gerçekleştirdiği AB ile köprüleri atmış bir Türkiyenin güçlü bir ekonomi
olması söz konusu bile olamaz. Ekonomisi bitik,
Demokrasisi rafta, iç eziyet ve zulüm dorukta bir
türkiye ABD ve onun hempasından başka kimle aynı
kaptan beslenebilir. içe kapanarak tehditlerden
korunmak adına bu tehdidin patronunun kucağına oturmak. Hiçbir milliyetçi, hiçbir Atatürkçü böyle
bir tuzağa düşmez kanımca. MİT uyarısında güçlü bir ekonomi, çok aktif bir diplomasi, disiplinli
ve kendi başına buyruk olmayan güçlü bir ordu...
Bunlar içe kapanmanın değil risk alan, insiyatif
kullanan, Mehmet Ağar'ın deyimiyle tanzim edici bir Türkiye. selçuklu ve Osmanlı vurgusuda yapıyor
sayın Ağar. Gerçekten Alevi olsun Sünni olsun hepi
mizin ataları olan Oğuz türkmenleri çok yaman insanlar. Kısa sürede üç imparatorluk çıkarmış tanzim edici güç olmuş insiyatifli bir milletiz.
İyiniyetle içe kapanarak mı korunuruz, yoksa dışa
dönük cesaretli bir açılımlamı sorusunu bu millete
samimiyetle bağlı herkes kendine birkez daha sormalı. Yoksa AK Parti bugün iktidar yarın belki muhalefet olacaktır. Bu kervan yürüyecek ve Türki
yemiz ilelebed payidar olacaktır. Saygılar.
Levent.
Yazan: levent Tarih: January 9, 2007 1:43 PM
Mustafa bey, Kemalizm aslında Atatürkçülükten çok
statükocu milli şeflik, yani inönücülük olarak
adlandırılmalı. Korkak, insiyatif almaktan uzak
içe kapanmacı bu zihniyet Atatürk gibi neredeyse
hastalığının ilerlediği yıllarda Hatay'ı vatan
topraklarına katan bir zata teşmil edilemez kanım
ca. Atatürk ölür ölmez paralardan ve devlet daire
lerinden resimlerini kaldıran milli şef dönemi,
Rus tehditleri karşılığı ABD ile çok gizli anlaşma
lar yaptı diye biliniyor. Bütün darbelerin ABD ile
yapılan bu anlaşmalardan kaynaklandığı doğruysa
bu milli şeflik doktrininin gerçek adını koymalı
ve Atatürk üzerinde tartışarak yanlış bir yola
girmiş olmayız. Elbette Atatürk'te bir fanidir ve
hataları olabilir ancak bu hatalar onun milletimi
zin gönlündeki tahtından indirmez. Hala aşılamayan
en önemli Kur'an tefsiri olan Hak dini Kur'an dili
Elmalılı Merhuma TBMM tarafından yazdırıldığında
ödenek bittiğinde yazım ve basım masraflarını
Atatürk şahsi parasıyla bizzat karşılamıştır. Bu
tefsir sayesinde bu satırların yazarı Hak diniyle
tanışıp şereflenmiştir. Bu bile Atatürk sevgisi
için yeterlidir kanımca. Büyük günlerin arefesinde
dünya ve merkezinde Türkiye. atatürk paydasından,
İslam paydasından uzaklaşamayız. İnönüsüz İnönü
meydan muharebeleri tarihi, bu savaşların küçük bir yunan birliği ile girişilen yoklama çatapata
ları olduğu yazılıp çizilirken, ikinci sınıf bir
siyaset adamının çizgisini Kemalizm olarak adlan
dıramayız. hoş o zavallı statükononda sonu gelmiş gibi görünüyor ya neyse.Küçük bir not ekleyelim dedik, kelimelerin ipini kaçırdık. Selamlar.Levent.
Yazan: levent Tarih: January 9, 2007 3:57 PM
Kemalizm'den kimler rahatsız? 1926 - 1950 yılları arası çan'larına ot tıkanan kerametleri kendilerinden menkul Arap&Kürt orjinli tarikatlardır.
Kemalizm'den kimler rahatsız? 1926 - 1950 yılları arası çan'larına ot tıkanan kerametleri kendilerinden menkul Arap&Kürt orjinli tarikatların 1950 sonrası oy uğruna bu tarikatlarla iş birliği yapan sonra bu ne idüğü belirsiz tarikatların esiri olan kişiliksiz siyasetçilerdir.
Kemalizm'den kimler rahatsız? 1950 sonrası tarikatların esiri olmuş kişiliksiz siyasetçilerin kerameti kendinden menkul tarikat şeyhleriyle beraber masum halkın manevi din duygularını sömürerek onların milyarlarca dolar paralarını söğüşleyenlerdir.
Kemalizm, Türk Gençliğine Hitabe'nin kendisidir. Felsefi uydurmalarınıza başka kaynak aramanızı tavsiye ederim. Kemal ve Kemalizm kelimelerinden uzak durun yoksa çarpılırsınız. Sizleri ürkütmemek için Gençliğe Hitabe'yi buraya tekrar yazmıyorum.
Sizlere kolay gelsin Arap&Kürt orjinli tarikatların tarikatperverleri. Ne zaman isterseniz Gençliğe Hitabe'yi sizlere tekrar tekrar hatırlatırım.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: January 9, 2007 7:53 PM
"Kemalizm terakkiye mani midir?"
Kendilerini Kemalist diye niteleyenlerin varligini ve bunun yaninda Kemalizm denebilecek bir olguyu inkar etmeyecegim. Buna karsin, bu baslikta tartismaya acik olmayan tek kisim, "mani midir?" kismi oluyor. Gerisi, yani hem "Kemalizm" hem de "terakki," bir hayli su kaldiracak kavramlar. M. Akyol, yazisinin butunlugu cercevesinde bunlari tanimlamaya calismis. Katildigim ve elestirebilecegim noktalar var; ancak, yazinin son uc paragrafina ozellikle deginmek istiyorum.
1. //İyi ama o zaman sormak gerekiyor; madem sonuçta gelinecek nokta "Batı düşmanlığı" idi, o halde 80 yıllık "Batılılaşma" çabası ne içindi? Tüm bir "Türk İnkılabı" Batılılaşmak için yapıldı ve "rejim bekçileri" tarafından o amaçla korunageldiyse, fakat bugün Batılılar Kemalistlere "ülkenize daha fazla özgürlük ve demokrasi gerek" dediğinde onlar geri basıp "Çin ve Rusya"ya ilgi duymaya başlıyorsa, tüm bu hikayede bir gariplik yok mu?//
El insaf! Komplo teorileriyle kafayi mi yedik? Masil sorgulariz bir devrimin amacini 80 yil sonunda varilan sonuclara bakarak? Olumlu veya olumsuz, veya ikisinin arasinda sonuclar; farketmez. Kisi herkesi kendi gibi bilirmis deyip, simdi burada M. Akyol'a iade mi etmek lazim soruyu, "neyin pesindesiniz?" diye.
2. //Yoksa acaba hikayenin özünde "muasırlaşmak"tan çok "iktidarı halka kaptırmamak" kaygısı mı yatıyordu? Özellikle 1946 sonrasında...//
Hangi halka kardesim? Bagimsizlik savasi kazanildi, Lozan imzalandi, iktidari halka verdiniz. Bu halk daha once ne zaman kelimenin gercek anlamiyla kendini yonetmis? Bagimsizlik ve birlik kazanimlarinin carcur edilmeyecek oldugu sonucunu neye dayanarak varsayiyoruz? Bakiniz Irak'a, gorunuz halk iktidari nasil olusuyormus.
Bu noktada baska soze gerek yok belki, ama paragraf, "Ozellikle 1946 sonrasi..." seklinde bitiyor. Dolayisiyla o doneme de, Demokrat Parti donemine de, deginmek lazim. Seytan ayrintida gizliymis derler. Seytana degmemek icin, ayrintiya girmeden bakilirsa, pekala denebilir ki, burada halk iktidari soylemiyle "senin istibdatin degil, benim istibdatim olsun" kastedilmekte. 1946'dan bu yana aradan tam 60 yil gecmis, pek guzel yol alinmis. Masallah. Cok az kaldi. Ha gayret...
3. //Bilemiyorum... İşin bu kısmı daha karmaşık. Ama "Kemalizm terakkiye mani midir" sorusu üzerinde düşünmeye devam ediyorum. Aklıma parlak fikirler de geliyor. Mesela "acaba" diyorum, "Atatürkçü Düşünce Dernekleri'nde org çaldırmaya başlasak bir işe yarar mı?" Kemalistlerimiz asrileşir mi?//
Bu gayri ciddi bitiris karsiliginda, yukaridaki 2. yorumumun son kismindaki kinaye affedilir umarim. 80'lerden baslamak uzere hem dunyada hem Turkiye'de yasanan degisimleri, gelisimi reddetmenin manasi yok. Ozellikle AKP'yi yermek gibi bir amacim da yok, ancak unutmayalim ki, Anadolu Kaplanlari'nin sahneye cikisi Ozal donemine ait bir olgudur. Simdi bu konuyu Wall Street Journal'dan ogrenecek degiliz, degil mi? Ozal, Mustafa Kemal gibi asker degildi, ama iddia ediyorum, Ataturk-Inonu-Bayar'dan sonra gelmis ve "devlet adamligi" vasfinin piriltilarini tasiyan ender bir kimseydi. Tabii Ataturk'un bir vasfi unutulmus, "ulusal kahraman" denerek ustu ortulmus; Ataturk ayni zamanda liderdi. Bu vasif bakimindan, kanimca Ozal, Ataturk'ten sonra gelmis tek isimdir. Elbette Ozal'in sevmeyeni cok; yolsuzluklar, kose donmecilik, ben yaptim oldu'cuklar, vesaire. Ama goruyoruz ki, Ataturk'un de sevmeyeni az degilmis. Liderlik, vatandasa dogruyu soylemektir, dogru bildiginin savasini vermektir iceride ve disarida. Ozal bunu yapti. Orta direk diye diye orta diregi yok etmesine karsin secim kazanmaya devam etti, oldugunde orta direkten geri kalanlar dahil millet gozyasi doktu. Omru vefa etseydi, Kurt sorunu denen sey hakkinda da gerekli acilimlari, yol gostermeyi yapacakti. Kuskusuz, en azindan gayret edecekti.
"Yasaklarin kaldirilmasina hayir" kampanyasini animsayalim. Demokrasi falan gibi ikincil bir olguyu ikinci planda tutmaktan ve tu-kaka olmaktan kacinmadi. Bendeniz de dahil olmak uzere cogumuz, "olur mu oyle sey? ayip, ayip" dedik, kampanyayi kaybetti. Biz ne kazandik? Turban takmak isteyenlere Suudi Arabistan'i gosteren bir cumhurbaskani ve digerlerini (siir yazmaya ve kayga cikarmaya devam edenler, Kaddafi onunde elpence divan faizsiz bankacilikcilar, televizyonlarda acik oturumlarda bas-bariton bir ses, ...)
Burada amacim, konuyu Ozal ovgusune cevirmek degil, ama Korfez Savasi'ni animsayalim. AB baskisi olmaksizin, AB'ye uyum falan gibi degnekler kullanmaksizin, askerle kafa kafaya gelisini animsayalim. Daha darbenin izleri tazeyken ustelik. Tarihimizde baska ornegi var mi ki, bir genel kurmay baskani sivil otorite ile gorus ayriligi nedeniyle istifa etsin? GK Baskani kagit ustunde hakliydi herhalde, ama yine de sapka cikarmak lazim. Demek ki, guclu ve irade sahibi bir lider, o "her netamenin sebebi ordu"yu da yonetmeyi deneyebilirmis. Karsiliginda zilgit yiyip, ele gune siginmasina gerek kalmadan ustelik.
Sozu getirmek istedigim nokta, bugun Turkiye'de lider sikintisi oldugudur. Yukaridaki iki sahis disinda bir lider gormedi bu Cumhuriyet. Geri kalanlarin bazilari biraz devlet adamiydi, cogunluk ise politikaci. Bugunku iktidar mensuplari ve ne yazik ki, sayin Cumhurbaskanimiz dahil olmak uzere. CHP falan gibi eski toprak partilerden umudu kestik, soruyorum, AKP'nin liderligi nerededir, lider adayi kimdir? Yani halka dogrulari soylemek kayd-i sartiyla? Tum halka? Sadece tabana goz kirpip, elden fayda ummadan?
Kibris'la ilgili karsiliksiz imzalar atip, foya meydana cikinca kem kum edip, milletin gururu incinip tepki olusunca, bu tepkiyi oksayip, biz de baska yere bakariz, Iran vaar, Rusya vaar, Cin vaarrr dedirten kimdir? Simdi, bu gibi basiretsizlikleri evirip cevirip, bu konuda basta uyarida bulunanlara fatura etmek basli basina bir maharet olmuyor mu? Bakiniz Guney Kibris Rum Baspiskopos'una. "Ankara'dan gelecek misafirime, dusmanimiz Kibris Turkleri degil, Ankara'dir" diyecegim demis. Gorusme iptal edilmis. Elinizi vicdaniniza koyup soyleyiniz; gonlunuz istemez miydi, bizim temsilcimizin "Lefkosa'daki evsahibime, bizim dusmanimiz Kibris Rumlari degil, sizin kiliseniz ve onun mesru hukumet kiligindaki silahli kollaridir diyecegim" demis olmasini?
Keza, Kurt ve Kurdistan "sorun"lari konusunda onerileri nedir bugunku iktidarin? Birakalim Irak'in butunlugu masallarini, olay bitti. Kuzey Irak'ta Kurdistan kuruldu, dugun-dernek oynayani yok; biz de olmusuz, aglayanimiz yok! Bizim durumumuz hakkinda sahsi kanaatim bu degildir, belirteyim. Ancak genel hava bu degilse bile simdilik, korkarim, boyle olacaktir pek uzak olmayan bir gelecekte. Anlasilan sayin Basbakan malum bir aciklamada bulunmus tam da bugunlerde, Kerkuk'le ilgili oldu-bittiye sessiz kalmayiz seklinde. Ne yapacagiz soruyorum? Onunu alamayacagimiz, almak icin de ahlaki bir dayanagimiz olmayan bir gidisata 16 yildir goz kapamisiz, cozumun parcasi olmak icin hic bir acilimda bulunmamisiz. Simdi Amerika ve Israil'e savas mi acacagiz? Bugunku konjonkturde, cikarlar acikca catisiyorsa, biz acmasak onlarin er veya gec acmamalari icin dua mi edecegiz?
Simdi bu gibi devasa acmazlarla karsi karsiyayken ne yapiyoruz? Kemalizm, derin devlet ve benzeri nedenler uydurup, bak iste turban taktirmiyorlar, konusturmuyorlar falan diye aslinda hakli ama ikincil sikayetlerde bulunuyoruz. Ustelik, bu tip sikayetlere dayanarak, yukaridaki gibi birincil ve gercekten hassas tehlikelere cozum uretmeyisimizi, gorevi cozum uretmek olmayan orduya ve Kemalizm gibi mevhum bir kavrama fatura etmekten geri durmuyoruz.
Siyasi iktidarin gorevi, cozum bulmak, bunu artikule edip kamuoyu destegi olusturarak uygulamaya koymaktir; sorun yaratip, bunu artikule etmek degildir. Cozum onerelim, takke duser kel gorunur. Hincak ve Tasnak'larin torunuymus gibi davranmayi birakalim. Ihtiyac duyulan kudret, damarlarimizda akan kanda degil ama, Mustafa Kemal ile Ozal arasinda bir yerlerde mevcuttur.
Bu basiretsizliklerin Mehmetcik kanina mal olmamasi dilegiyle...
Saygilar,
Nihat
Yazan: Nihat Tarih: January 10, 2007 11:57 AM
Bir önceki yorumumda şöyle yazmıştım :
"Kemalizm temelini bir "yaşam biçimi"nden alır. Bunun sevdirilmesi, yaygınlaştırılması ve korunması -tıpkı diğer mezheplerde olduğu gibi- önemli bir görev. Diğer siyasi/sosyal söylemlerin tümü bu yaşam biçimini "haklı/doğru" çıkarmak için usanılmaksızın kullanılıyor."
Sayın Hulagu'nun yorumu bir örnek mi?
Bu arada "çarpılmak" ne demek?
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: January 10, 2007 12:43 PM
Herhangi bir fikrin veya düsüncenin önüne yada arkasina "akil, mantik" kelimelerini koyarak iddianizin dogrulugunu ispatlayamazsiniz, üstelik bu devrin insanlari düsünürleri, yakin tarihte sözüm ona akil ve mantik kelimelerini bol kullanarak milyonlarca insanin hayatini mahveden fikirler, görüsler, sistemler ve uygulamalar ortaya koyduklarini cok iyi bilir, inanin biz bunlarin farkindayiz ve yutmuyoruz. Sadece biz degil artik tüm Dünya milletleride yutmuyor, üstelik 21'ci yüzyilda hala sapka devrimini. kilik kiyafet devrimini hatta Harf devrimi gibi akil, mantik, felsefe, kiyas, musahede, tecrübe, tarihi suur, dil bilimi vs. gibi tüm ilmi verilere ters düsen uygulamalari hatta bu gayri akli uygulamalar ugruna öldürülen insanlarin cignenmis hak ve hukuklari ortada dururken sizin "akil, mantik" dan söz etmeniz bana cok komik geliyor.
Akil ve Mantik sizin tekelinizde degildir ve siz de (ilim) bilimi temsil etmiyorsunuz, artik bunun farkina varmaniz lazim aksi taktirde ezberlerinizden kurtulamazsiniz gerci benim derdim sizin kurtulup kurtulamamaniz degil ama bu zihniyet elinde burokrasi gücünü tutarak milletimizin de önünü kapatmalari.
Lütfen, milli duygulardan gectim biraz vicdaniniz varsa bu milletin yakasini birakin. vesselam
Yazan: mahmud Tarih: January 10, 2007 4:18 PM
Felsefe Öğretmenimiz Sayın Cengiz Cebi çarpılmak ne diyor diye soruyor?
Hani cin çarptı derler ya işte öyle bir şey. Hani cinci hocaların bile fayda etmediği bir durum bu. Sürekli hayal görmek gibi bir şey. Bilimsel tabiriyle bir nevi RUH hastalığı yani. Çarpılan kişilerin cezai ehliyeti de yoktur.
Kemalizm tanımınızda harikulade. Evet Kemalizm bir yaşam biçimidir. Tıpkı bir mezhep gibi. Özgürlük, bağımsızlık, barış ve huzur mezhebi. Keşke bu mezhep önce tüm ortadoğu da yayılsa, ortadoğu'ya barış ve huzur gelse, ortadoğudaki emperyalistler ve işbirlikçileri tarih'in kan ve ızdırap kokan çöplüğüne gömülse sonra da tüm dünya'ya yayılsa bu mezhep. Bütün dünya buna inansa, birlik olsa, elele tutuşsa hayat bayram olsa.
Ortadoğu'nun Kemalizm sayesinde emperyalizm'den ve emperyalizmin uşağı dinsel diktatörlüklerden kurtulması fena mı olur?
Bence de sizce. Yani tabiiki fena olur. Ne güzel insanların dini duygularını sömürmek varken onları din adına Allah adına korkudan tir tir titretmek varken, emperyalistlere vatanı peşkeş çekmek varken Kemalizm mezhebi'nden nefret etmemek mumkun mu?
Teşekkürler Sayın Cengiz Cebi. Kemalizm mezhebi, sayenizde sizin o çok anlamlı tanıtımınızla hızla tüm ortadoğu'ya ve dünya'ya barış ve huzuru getireceğinden hiç şüpheniz olmasın.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: January 11, 2007 3:52 PM
hülagü neden böylr kendini yırtıyorsun ki bize mantıklı deliller sun. yoksa yazmana gerek yok. Hem gençliğe hitebeyi yazmanada gerek yok. İnsanları bilip bilmeden tarikat numaralarıyla fişleme. Sen seküleristperver seniii...
Yazan: ali rıza Tarih: January 11, 2007 10:01 PM
Hulagü
sanıyorum siz müslüman görünen veya dini kullanarak çıkar elde eden insanlara kızıp bunun çözümünün kemalizm olduğuna inanıyorsunuz..
yalnız bunu yaparken dinin orjinalini de aynı kefeye koyuyorsunuz ki bunun zararını siz görürsünüz..
çünki kendi dininin şahsi ve dünyevi çıkarlara alet edilmesine en çok gazaplanan Allah'u Tealadır..O herkesin ne yaptığını çok iyi bilip takdir ediyor..siz kendinize yazık etmeyin..
dünya hakkında yorum yaparken ahiretinizi kaybetmeyin derim..iyi niyetli bir uyarı olarak alın..çünki yarın bu dünyada olmayabilirsiniz..
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: January 12, 2007 4:00 AM
Sayın Hulagu Hocam,
Nutuk'ta bir takım şifreler varmış. İçine geleceğe dair tarihler gizlenmiş. 19 mucizesinin yanında bir de içinden gizli bir gençliğe hitabe çıkıyormuş.
Bir kaç gün önce yazmıştım bu konuyu buraya da alıntılayayım, acep ne buyurursunuz?:
--------
Hemen her haftasonu olduğu gibi kitapçımın raflarına dalmışken gözüme bir kitap çarptı. Adı “Nutuk’taki Gizli Hitabe 19 Rakamının Yeni Sırları”
http://www.nedenkitap.com/products.asp?id=219
Ayaküstü, arka kapağından başlayarak şöyle bir baktım. Kitabı Muammer Yüksel – Erhan Kızıltan yazmış. İç sayfada yazarların ikisinin de tıp eğitimi aldığı yazıyor. Birisinin -ismini şimdi hatırlayamadım- yayımlanmış öyküleri de varmış.
Yazarların iddiasına göre Nutuk’ta bir takım şifreler varmış. Ve yine kendi ifadelerine göre Atatürk’ün bütün hayatına egemen olan 19 rakamı ile bilinen bağlantıların ötesinde daha şaşırtıcı ve gizemli sonuçlara ulaşmışlar. Ayrıca 19 rakamının değişik bir şekilde taranmasıyla ortaya gizli bir “Gençliğe Hitabe”, bunun yanı sıra da yakın geleceğimizi ilgilendiren önemli tarihler çıkmış.(!)
Kitabın arka kapağında aynen şunlar yazıyor:
Nutuk’taki Gizli Hitabe 19 Rakamının Yeni Sırları
"• Nutuk’ta tekrarlanan sözcükler ne ifade ediyor?
• Nutuk’ta geleceğe dair uyarılar var mı?
• Gençliğe Hitabe’nin rakamsal yorumu nedir?
• Nutuk’taki gizli hitabenin sırları neler?
• Yakın gelecekte Türkiye’yi neler bekliyor?
• Nutuk Atatürk’ün bizlere bıraktığı gizli bir şifre mi?
Mustafa Kemal Atatürk’ün 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde TBMM’de otuz altı buçuk saatte okuduğu Nutuk sadece milli mücadelemizin ve istiklal savaşımızın siyasi bir tutanağı olmamalıydı.
Bu duygudan yola çıkan bir yazar ve bir bilim adamı Nutuk’u yeni baştan okudular ve Atatürk’ün bütün hayatına egemen olan 19 rakamı ile bilinen bağlantıların ötesinde daha şaşırtıcı ve gizemli sonuçlara ulaştılar. Ayrıca 19 rakamının değişik bir şekilde taranmasıyla ortaya gizli bir “Gençliğe Hitabe”, bunun yanı sıra da yakın geleceğimizi ilgilendiren önemli tarihler çıktı.
Nutuk içinde düzenli olarak tekrarlanan kelimelerin işaret ettiği anlamlarla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkeler bazında dış ilişkilerini Nutuk söylemi çerçevesinde de irdelemeyi başaran bu kitap, gerçekle gizem arasındaki en doğru ve aydınlık yolu araştırmanın peşinde. Her türlü dogma ve saplantının dışında, okurları sadece sonuçlarla baş başa bırakan ve yorumları onlarla paylaşan benzersiz bir çalışma bu."
En çok dikkatimi çeken ise son paragraftaki şu cümleler oldu: “Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkeler bazında dış ilişkilerini Nutuk söylemi çerçevesinde de irdelemeyi başaran bu kitap, gerçekle gizem arasındaki en doğru ve aydınlık yolu araştırmanın peşinde. Her türlü dogma ve saplantının dışında, okurları sadece sonuçlarla baş başa bırakan ve yorumları onlarla paylaşan benzersiz bir çalışma bu.”
Aklıma ilk önce “acaba bir mizah kitabı mı?” diye geldi. Öyle ya; Nutuk’ta tekrarlanan kelimelerden, 19 sayısından vb.lerinden birtakım gizli hitabeler, şifreler ve yakın geleceğimize dair tarihler çıkartmaya çalışmak ve bunu da “her türlü dogma ve saplantının dışında”, “benzersiz bir çalışma” olarak nitelemek ancak mizah olabilirdi. Kitabı ayaküstü biraz inceleyince mizah falan olmadığını, ciddi ciddi bu iki tıp mezunu yazarın oturup kelime kelime Nutuk’u inceleyerek bir takım tılsımlar aradıklarını ve bunları da kitap diye yayımladıklarını anladım.Bir ara Kur’an şifrecileri vardı, hatırlarsınız. Metne son derece subjektif bir biçimde istedikleri herşeyi söyletirlerdi. Bir ayette uyguladıkları yöntemi başka bir yerde uygulamazlardı; çünkü istenilen sonucu vermezdi.
Bir müslüman olarak bu tür şifre arayışlarına son derece karşıyım. Ama yine de onları anlayabilirim, nihayetinde bir kutsal kitaba bakıyorlar ve bir takım haberler arıyorlar, vehmediyorlar. Yaptıkları yanlış da olsa mantık bakımından bir nebze anlaşılabilir.
İyi de Nutuk’ta bunu aramak ne oluyor?
Bir de bunu “Her türlü dogma ve saplantının dışında” diye sunmuşlar arka kapakta. Güler misin, ağlar mısın?
Fethi Bey “Mutlu Doğum ve Dinlerarası Diyalog” başlıklı yazı yazmıştı bir ara; Kemalizmin bazı ritüellerinin, din ritüelleri ile benzerliği üzerine..
http://www.izlenimler.net/2006/05/09/mutlu-dogum-ve-dinlerarasi-diyalog/
Bunlara bir yenisini ekleyebilir: “Nutuk Şifrecileri..”
Yazan: Suat Ö. Tarih: January 12, 2007 7:22 AM
Olaylara tarihi açıdan bakmak lazım.
1500 yılarda bilimsel devrimi şansızlık eseri kaçıran toplumuz ikinci hamleyi yine de bir sonraki dönemde yapabilme şansına sahipti.
Rusya bunu matematikte ve diğer alanlarda 1700 hamlesi ile başlatmıştı.
1700 ve 1900 yılları arasında bizim toplum
tam anlamıyla çuvaldı. Bu 200 yıl korkunç bir şekilde atıl ve üretimsiz geçti.
Aynı yüüzyılda volta, kodak, bay ve bayan curie'ler daha saymakla biteremeceğimiz isimler hızla birbirinin ardında parlamaya başladılar.
bilimsel bilgi teknolojik devrimi getirdi.
teknoloji güzeldi.
insanların yaşamını değiştiriyordu. Berlin'de
atlı tranwayların yerini elektrikli tranwayların alması insanlara bilime karşı hayranlık uyandırıyordu.
ama atlı tranwayların yerini elekrikli ternin alması 400 yıllık bir süreçti.
osmanlı bu süreci nasıl atlayacaktı ?
teknolojiye hayran kalmamak elde değildi. Ve teknoloji satılıyordu.
Dolmabahçe sarayı nı ingilizlere yaptırabilirdik.
bilime ihtiyacımız yoktu.
bu düşüncenin SONU BÖYLE OLDU İŞTE.
Enderun'da sadece dini bilgiler veriliyordu, beşeri herşey küçümseniyordu.
İLK ASKERLER DURUMU FARK ETTİ. çüNKÜ ONLAR KANATLARDA savaş kaybediyordu ve batıyı görüyordu.
batı hayranı olan osmanlıdır. parayı verip dolmabahçe yaptıran zihniyet ile parayı verip swiss otel yaptıran zihniyet aynıdır.
swiss otele asgai ücretli hiç bir türk vatandaşı kapısından bile giremez.
Askerler batı hayranı değildri. ASRİ BİLGİNİN peşindedir. o dönem öyleydi.
yani prometeous gibi ışığı batıdan alıp, halkımıza vermek için acı çekiyorlardı.
kahramlanıkla kan akıtıyorduk. akan kan bizim genlerimizdir., ZOR AYAKTA DURUYORDUK.
kardeşler, siz istesinizde istemesiniz de bu cumhuriyeti askerler kurdu. işgal altındaki halk
çoşmuştu. yeni bir ruh yeni bir başlangıçtı.
türk halkının kareteri değerlidir.
saplantıları yoktu.
başka hangi halk sancak değiştirirken bir nebze
rahatsızlık duymaz ???
kim rahatsızlık duydu ? sancak değiştirdi ve ay yıldıza hemen döndük.
buna mobilitesi yüksek halk denir.
iyi halktır.
şimdi balık hafızasına dönmeyeyim.
burda sıfatlarla birbirinize saldırmayın.
bizim önümüzde daha 200 yıl var, kaçırdığımız 200 yıl var. ,
madam curie radyumu evinin mutfağında bulmuştu.
o devirler öyleydi ama artık bilgi üretmek çok pahallı. Kimse evinin mutfağında bilgi üretemeiyor., ARGE harcamaları korkunç.
VE ÖNÜMÜZDEKİ 200 YILI KAÇIRIRSAK SONUMUZ IRAK halkı gibi olur. DİN KARIN DOYURMUYOR. bakın bir ülkeyi 3 bölüyor.
Bakın göstere göstere dindarlık cellat ile Saddamı aynı şahadette buluşturmaktan başka işe yaramıyor.
yukarda kuş enstütüsü neden kapandı diye yazmıştım. kuş gribi tehlikesi hala ne durumda.
bir salgın olsa aşı için ingiltereye mi yalvaracaksınız.
saçma sapan nedenlerle üniversitelerinize kazmayı vurmayın.
siz bu soruyu sorun. ANLAMLI SORULAR SORUN.
anlamlı soru şu; biz nasıl hayatta kalabliriz ?
burda hülagüya kızarak , hülagünün size kızmasıyla ancak lezzetli bir lokmaya dönüşürsünüz.
Yazan: knz Tarih: January 12, 2007 9:51 AM
"Keşke bu mezhep önce tüm ortadoğu da yayılsa, ortadoğu'ya barış ve huzur gelse" arkadaslar 80 senedir huzur ve barisa bogulmus hatta o kadar ki "gina" gelmis bir milletin efradi olarak biraz gülelim mi, ne dersiniz.
Yani dalganin da böylesi.
Yazan: mahmud Tarih: January 12, 2007 6:55 PM
sayın hülagu han hazretleri
sen beni güldürdün allah da seni güldürsün
eksik olma bu ortamdan
eyw
Yazan: yücel olcay Tarih: January 13, 2007 12:11 AM
Sayın Hulagu,
Diğer mezhepler gibi kemalizm de kendini "en iyi nitelikler" ile niteleme hakkına sahip. Özgürlük, bağımsızlık vb. ideallere sahip çıkmayan, "Biz özgürlükten, bağımsızlıktan, barıştan, huzurdan yana değiliz" diyen bir mezhep düşünülebilir mi? Tabi ki düşünülemez. Yani bir parti "Saadet Partisi" olunca hemen "saadetin partisi" mi oluyor? Tabi ki olmuyor. Slogandır bunlar bildiğiniz gibi.
Ama benim söylediğim farklı bir şey. Ben kemalizmin özünde bir sosyal proje olmayıp, düpedüz bir "özel yaşam biçimi" olduğunu söylüyorum. Yani kendilerini "kemalist" olarak niteleyen insanların özel yaşamlarıdır kemalizmin ne olduğu konusunda en güvenilir kaynak. Bunun başlangıcı Lale Devri'ne kadar filan uzanır. Derken devletin resmi dini/mezhebi haline gelmiş, yeni adı da konmuştur. "Alafranga müslümanlık" ama "türkçülük" adı altında.
Tamam, kişinin tercihidir, dilediği mezhebe uyar, dilediği gibi yaşar. Hatta kendi mezhebinden olmayanları "batıl" ve "sapmış" olarak de niteleyebilir. Ama bunu devletin resmi mezhebi haline getirip sonra da "biz laikiz" filan demek de neyin nesi oluyor? Açık açık söylenmelidir "Biz islama şöyle yeni bir yorum getirdik, devlet de buna göre yönetilecek" diye. Yapılması gereken budur. Yanlış olan da bunun yapılmayıp birileri tarafından verilmiş olan siyasi iktidarı korumak/kollamak için binbir türlü söz oyunlarına ve hatta başka türden oyunlara başvurulmasıdır. Kemalizm bu kurnaz savunma yöntemini de içermiştir.
Bu arada geçenlerde bir felsefe ders kitabında siyaset felsefesi teorileri içine kemalizmin de konmuş olduğunu gördüm. Müfredatta böyle bir şey yok ama yazar yazmış. Kemalizm bir siyaset teorisiymiş yazara göre. Bakalım kemalizm daha neler neler olacak.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: January 13, 2007 1:39 AM
Bu Kemalizm bu kadar yarayisli birseydide neden 80 senedir Kapikulenin otesine cikamadi? Kokorec bile cikti yahu!
Yazan: Haydar Tarih: January 14, 2007 9:34 AM
"Büyük insanlar fikirlerle, orta insanlar olaylarla, küçük insanlar insanlarla uğraşırlar" ve "bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir" der, her konuda sözü olan Çinli atalarımız.
Ve batarsak hep birlikte batarız.
Tarihin yaşama yeteneğinden dolayı hakkını verdiği olan bir ulus çıkartabilirdi liderini, onu kurtaracak.
İsterseniz biraz ötenizdeki 1919 labarotuvar koşullarına bakın.
Görürsünüz, ajan arkeologların sınırını çizdiği yapay ülkelerin sonu ne kadar yakın.
İçimizden kopmaya adaylar da 1984'den bu yana lider için göbek çatlattı.
Lider diye buldukları mahluk, kendi canı için önce onları sattı.
Şimdi söyleyin bana kemal kim? kemaller kim?
Bunu yazan bir kadın ve "cahiliyye devri" koşullarına geri dönmek istemiyor!
Yazan: kurban Tarih: January 15, 2007 2:02 PM
Haydar!
Senin dünyadan haberin yok. Konya'nın dışına çık biraz. Gez Konya'yı Gör dünya'yı olmuyor bu işler. Latin Amerika ülkelerinin hemen hemen hepsinde ATATÜRK'ün hatırası yaşatılıyor. YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ!
Tabi bu senin için bir şey ifade etmiyor Irak'lılar gibi Haydar!
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: January 15, 2007 7:37 PM
SN.HULAGÜ
merak ettiğim birşey var..Hulagü Türklere katliam yapan moğol hükümdarlarından birine ait bir isim..
M.Kemal ise Türkü işgalcilerden kurtarmaya mücadelesi vermiş bir insan..
bir Atatürkçüye Hulagü ismi yakışıyor mu?
yoksa başka bir anlamı mı var..
Yazan: deniz Tarih: January 16, 2007 2:34 AM
hülagü...
Sen daha kemalizmle Atatürk'çülüğü karıştırmaya devam et.
Düşüncelerin çok bayat ve klasik
Yazan: ali rıza Tarih: January 16, 2007 2:05 PM
Sn.Deniz,
Tam tersi Hülagü, Türk yurtlarını, köylerini kılıçtan geçiren kılıç zoruyla İslamı yaymaya çalışan Arapları bozguna uğratmış, kana susamış Araplara haddini bildirmiş bir cengaverdir.
Ayrıca Atatürkçü değilim. Sadece Atatürk'le ve yaptıklarıyla gurur duyuyorum. Göğsümü gere gere övünüyorum. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: January 16, 2007 2:39 PM
hülagü keske herkes senin gibi dusunebilse keske..
oradan bir felsefe hocasi cikio gercekleri inkar edio. ogretmen olmus ama sadece oyle kalmis. sayin ögretmen ! insanlar cikarlari dogrulutusunda babasini bile satarken sen gelmissin neler diosun yazik yazik. Ha bide herkes Hülagü'ye cevap verio Buraya yazi yazan cogunlugun nasil bi kafa yapisina sahip oldugunuda ogrendik. Sen bosver ühlagü aldirma bunlara.
Ha sizde biraz empati kurmaya calisin. ole at gozlukleriyle yürümez bu is. Birazda hülagünün penceresinden bakmaya calisin.
Yazan: caglayan Tarih: January 17, 2007 6:30 AM
Haydar.
sen ve senin gibiler yuzunden Kemalizm su anki yerinde. Gidinde kendi isinizle ugrasin kendi inandiginiz seyleri savunun inanmadiginiz seyleri yanlis sekilde destekleyip mahvetmeyin.
Ama kimbilir bu belkide sizin gibilerin bi ozelligidir.
Yazan: caglayan Tarih: January 17, 2007 6:33 AM
yani bu kadar tutarsız yazıları görünce artık ekleme yapmak gereğini duyuyorum elimde olmadan ,
Hayday 14 ocak tarihli yazısında diyor ki :
Bu Kemalizm bu kadar yarayisli birseydide neden 80 senedir Kapikulenin otesine cikamadi? Kokorec bile cikti yahu!
YAHU - bu tabir size ait - Haydar , sen bilmiyorsan insanlık ne yapsın ! Hayır bilmiyorsun bari sus , fikir sahibi gibi konuşma . Konuşup da başkalarını da yanıltma.
Çin de resmi tarih kitaplarında 12 sayfa Türkiye Cumhuriyeti devrimleri ve Kurtuluş Savaşı anlatılır.
Pakistan ve Hindistan da Mustafa Kemal liderliğindeki Kurtuluş Savaşımız anlatılır.
Küba da ders kitaplarında anlatılır , Havana da Atatürk heykelini ben kendi gözlerimle gördüm.
Unesco 1981 de Dünya Atatürk Yılı ilan etmiştir.
Cezayir - Fransa mücadelesinde bütün direnişçi Cezayirliler ilham kaynakları olarak Atatürk ü gösterirler . Ölen direnişçilerin ceplerinden Mustafa Kemal resimleri çıkmıştır.
Tito 1978 Bağımsızlık Günü konuşmasında Atatürk hakkında neler dediğini biliyor musunuz ?
Yeterli mi ?
Ee beni şaşırmadınız , emperyalizm ile savaştığımızı bile bilmeyen birisi neden şaşırtsın ki .
İkincisi kaldı ki kimse Atatürk ü övmeseydi ya da desteklemeseydi ne olurdu ? Bu durum onu küçültmezdi çünkü Kemalizm dayanağını her ideoloji gibi kendisinden alır.
Yeterli mi , daha fazla şey yazmam gerekli mi ? Gerekli ise belirt zira yorulmak bir tarafa dinlendiğimi bile söyleyebilirim bu satırları yazarken...
Yazan: Beagle Tarih: January 17, 2007 12:06 PM
"Atatürkçü değilim." demişsiniz Ataman Bey. Amanin, çarpılacaksınız akşam akşam! Küçük dilimi yutayazdım neredeyse!
Ayrıca müstear koleksiyonunuz da hayırlı olsun Dr. Firdevs Hülagü Çağlayan Ataman Bey!
Yazan: metin-thePoor Tarih: January 17, 2007 9:58 PM
Metin Bey,
"kucukten kabahat buyikten af". Eminim onu demek istemedi Ataman. Kolaymi saniyoersunuz bu kadar, orumcek kafali, irticacinin uzerine dilim, dilim, ilim, v de bilim ile Gunes Gibi Dogmak? Kolaysa basiniza gelsin!
Bu vesile ile Ataman'in isimler koleksiyon listenizin guncellenmeyeihtiyaci var. :)
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 18, 2007 2:21 PM
Bakin Mustafa Akyol yukaridaki yazisinda koyu harflerle ne yazmis;
Atatürk, Kemalizm Değil
Umarim bu fark konusunu tartismaya gerek yok.
***
Benim katilmadigim konu Kemalizm dir...
...yoksa Ataturk bence dunyanin 10 bin yillik tarihinde yetistirdigi en onemli figurlerinden biri, 20 YY liderleri arasindada ilk siralarda alan birisidir. Sadece bencemi? Tum dunyada Ataturk, Ghandi, Mandela, Martin Luther King gibi kimseler az cok okuma bilen herkes tarafindan bilinir.
Dahasini 3, 12 ve 22 Aralik 06 tarihli yorumlarda yazmistim. http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/07/tabularla_nerey.php
Umarim bu konudada hemfikiriz.
***
Kemalizmin Ataturk'ten baska birsey oldugunu, hazineden gecinenlerin bir kült olusturarak "derin"den yada yuzeyden bu ulkeyi kendi kafalarina gore yonetmek icin kullandiklari arac oldugunu biliyoruz.
Kemalist elitin iktidari artik hizla donen dunyaya sigmiyor, ayak uyduramiyor. Bu hastaliktan dolayi giderek cilizlasan Turkiye cesitli asirilarin parsa kapmaya kalkistigi ortami yaratiyor.
Birzamanlar "Avrupanin Hasta Adami" olarak deklere edilen Osmanli, Ataturkun vizyonu ile dunyaya ornek bir ulke olarak tekrar sagligina kavustu. Heyhat, sonra gelenler onu anlamak yerine ona tapinmaya yada onu cikarlari dogrultusunda kullanmaya baslayinca yine bugun karsi karsiya oldugumuz hastaliklar basgosterdi.
Bu hastaliklar bugunku haliyle -olumcul- degildir, hala vakit var.
Cikar yol O'nun gosterdigi "muassir medeniyetler"... yani AB istikametindedir. Yoksa Kurt-Ermeni-Basortusu-Anadolunun Iktidari vs sorunlarini "kodummu oturtmak"ta yada Irana-Arabistana goz kirpmada yada butcenin nerelere gittigini gizlemekte degildir.
Bugunku haliyle bize dayatilan Kemalizmi -At la cekilen otomobile- benzetiyorum.
Otomobilini tamir etsene kardesim! At a ihtiyacin olmadigini goreceksin.
Kapikuleden oteye cikamadiginin sebebi budur.
Cikamaz da!
Yazan: Haydar Tarih: January 18, 2007 10:36 PM
Bakin 70 yillik Kemalist yaklasimin icraatine:
icat; Yok
Sanayi; Montaj sanayi
Teknoloji; ithal, taklit
Bilim; baskalarininkini tercume et
Muzik; Kapikulenin disinda dinleyeni yok
Edebiyat; Bir iki adama yapmadigimiz eziyet kalmadi
Tarih; Paranoya dolayisi ile cogu atalarina bile ya Yunanlilar sahip cikiyor yada kaynayip gidiyor
Ekonomi; IMF programi
Egitim; ortalama ilkokul 4 sinif
Ticaret; Orta Asyaya satilani -Dunyaya satildi- diye goster
Uluslararasi Poltika; Bir elindeki kirmizi kalemle ciz, obur elndeki silgi ile sil
Demokrasi ve insan haklari; Masallah Sampiyon!
Bumuydu Ataturkun "teslim ettigi" kimselerden bekledigi?
***
1938 tarihinde durup dunyanin geri kalan ulkelerine baktigimizda Turkiye en ileri 10-15 ulke icerisinde yeraliyordu.
Bugun?
Bugun kah 80inci, kah 160inci, kah sondan ikinci.
Alkislar! Alkislar!
Yazan: Haydar Tarih: January 18, 2007 10:49 PM
Haydar Bey ,
Kusura kalmayın ama bu kadar kesin ifadelere, bu kadar çabuk zamanda nasıl ulaşıyorsunuz ? İnanılmazsınız yani. mustafa akyol yazısında koyu harflerle yazdığı için mi Atatürk’ün Kemalizm olmadığını tartışmamıza gerek yok olacak ? Çok ilginç bir dayanak doğrusu. Hatta isterseniz mustafa akyol bundan sonra kesin olan şeyleri koyu harflerle yazsın biz de hiç tartışmadan doğru kabul edelim onları , ne dersiniz ? Lütfen tutarlı olun.
Atatürk pekala da Kemalizm’dir. Bu konuda ilk yorumumda söyleceklerimi söylemiştim ama sizin itiraz ettiğiniz herhangi bir husus ya da eksik varsa belirtin, açmaya hazırım.
İkinci olarak demek size göre Kemalizm = hazineden gecinenlerin bir kült olusturarak "derin"den yada yuzeyden bu ulkeyi kendi kafalarina gore yonetmek icin kullandiklari arac. ???
Üzgünüm ama size Kemalizm’den en kısa hali ile bahsetmek gerekecek herhalde. Kemalizm bir siyasi düşündür , ideolojidir. Bu ideolojinin ana dayanak noktaları ilkeleridir. Bunlardan en basitinden birkaç tanesini saymam gerekirse size Laiklik, Tam Bağımsızlık, Akılcılık, Devrimcilik diyebilirim. Bu kadar küçük ve sınırlı bir tanımı olamaz tabiki Kemalizm’in , olabilecek en kısa hali ile belirtmeye çalıştım.
Üçüncü olarak , Kemalist elitin - veya kemalist geçinen elit ifadesi daha doğru olur bence – dünyaya ayak uyduramadığı konusunda sizinle kesinlikle hemfikirim. Bu durumun asıl sebebi ise tamamen Kemalist olmamakla ilgili. Bu olguyu, yani Kemalizm çizgisinden kopmayı ben karşıdevrimin ana ilkesi olarak kabul ediyorum ve de Ç,Yetkin’in kitabında da belirttiği teşhise sonuna kadar da katılıyorum: Karşıdevrimin başlangıç tarihi 10 Kasım 1938’dir. Kemalist geçinenler , Kemalizm’in gerektiği gibi davransalardı sizce bugün bu hallerde olur muyduk ? Hiç sanmıyorum.
Yani Haydar Bey , sorun Kemalizm’de değil , tam tersi Kemalist olmamakta, değil mi ?
Dördüncüsü , sizinle aynı fikirlerde olduğum yerler var ama olmadığım yerlerde bir hayli var. Lütfen , nasıl muasır medeniyet ile AB istikametini bir tutarsınız? Desenize muasır medeniyet seviyesine ulaşmamız için Fransa ve Avusturya kamu oyunun kabulüne , Rumların kabulüne kaldı işimiz. Yani Haydar Bey, Rumlar veto ederse bir asla muasır medeniyet seviyesine gelemeyeceğiz bu tanım ile ? Öyle değil mi ?
Tabiki hayır Haydar Bey , muasır medeniyet seviyesi olarak tanımlanabilecek hadise nettir , çağdaş yaşam düzenidir ve bu durum neyi gerektiriyorsa ona sahip olmadır. Güçlü bir ekonomi , iyi bir savunma , yerleşmiş eğitim, adalet, sağlık sistemi, güvenli kolluk gücü ağı. İşte bunlardır muasır medeniyet seviyesi. Ve Kemalizm e göre bu hedeflere ulaşılırken yapılması gereken ana disiplin ise nettir: Akıl ve fennin yolunu takip etmek. Daha fazla bir şey eklemeye gerek görmüyorum artık.
Ve size göre atın arkasına takılmış araba olan ve asla Kapıkule’yi aşamamış olan Kemalizm’in herşeyden önce bu sınırları aşmasına gerek yoktur zaten Haydar Bey. Biz onu asıl bu sınırlar içerisinde yaşatabilelim herşeyden önce. İşte bunu başardığımız zaman zaten siz emin olun , siz onu Kapıkule’den dışarı çıkartmak istemeseniz bile başkaları onu çıkartacaktır. Tıpkı ilham verdiği diğer bağımsızlık mücadeleleri gibi. Yani yine sorunun özüne geldik , sorunun özü yaşatılmayan Kemalizm’dedir.
İkinci yorumunuza gelirsek , kusura bakmayın ama inanılmazsınız .
Haydar Bey , öğrenin:
Kemalizm bilimadamı değildir , ki icat yapsın.
Kemalizm makine ustası değildir , ki montaj yapsın.
Kemalizm tercüman değildir , ki tercüme etsin birşeyleri.
Kemalizm müzisyen değildir , başkaları onu dinlesin.
Kemalizm edebiyatçı değildir, tarihçi değildir, ekonomist değildir, öğretmen değildir, tüccar değildir, diplomat değildir,..
Kemalizm bir ideolojidir. Bu ideoloji der ki ;
En basitinden: Aklın ve fennin yolunu izlemekten bahseder. Bunu yapan bilimadamlarının ülkemize teknoloji getireceğine inanır çünkü Kemalizm.
Kemalizm aklın ve fennin gereği olan likayat ve bilgiye önem verir. Bunları göz önünde tutan insanların çok iyi teknisyenler olacağına inanır çünkü.
Eğitime önem verir. Ancak iyi bir eğitim ile sanatçılar, edebiyatçılar yetişebileceğine inanır Kemalizm çünkü.
Kemalizm bunların yanında Bağımsız Ekonomiyi destekler. Bir ülkenin ancak bu sayede gerçek refahı elde edebileceğine inanır çünkü. Buna göre de ekonomistler ulusal ekonomiye herzaman değer vermelidirler der.
Yine Kemalizm der ki , tam bağımsız dış politika yapmak gereklidir. Diplomatlarımız ülkemiz bağımsızlığına asla zarar verecek icraatler yapmamalıdırlar Kemalizm’e göre.
İşte peki , bugün hangimiz bu ilkelere göre yaşıyoruz ? Başta yöneticilerimiz sağolsun iki yıllık laborant mezunu insanların İlbank Yönetim kuruluna atanması Kemalizm’e göre yanlıştır. Ya sizce ?
Teknik Meslek Liseleri’ne gereken önemin verilmemesi yanlıştır Kemalizme göre. Ya sizce?
Yabancı sermaye kaçmasın diye maliye bakanının sabah 09.00’da ( yani tam piyasalar açılmaya doğru ) ekran başına geçip de yabancı yatırımcılar stopaj alınmayacağını söylemesi bağımsız ekonomi anlayışı ile çelişir Kemalizm’e göre. Ya sizce ?
Hakkımız olan olaylar taviz üstüne taviz vererek limanlarımızı Güney Kıbrıs gemilerine açmak bağımsızlığımıza zarar verir Kemalizm’e göre. Öyle ki bırakın limanları açmayı , Kemalizm’e göre çağrıları olmadan hiçbir uluslararası örgüte girmemek gerekir. Bir örgüte ancak çağrı olursa girilmelidir. Tıpkı Milletler Cemiyeti’ne girmemiz gibi. Ya sizce ?
Haydar Bey , Kemalizm’in gereklerine siz de benim gibi katılıyorsunuz herhalde, ve de Kemalizm adına yapılan eylemlere en az benim kadar karşısınız sanırım, yanılıyor muyum ?
Yazan: Beagle Tarih: January 26, 2007 6:18 PM
Sayın Beagle,
Siz ayakta uymaya devam edin. Yabancı sermayeye bile karşı çıkıyorsunuz.Korkarım siz neyi savunduğunuzu bilmiyorsunuz. İyi ki zihniyetiniz iktidar filan değil. Yine gaz lambasına, benzine yağa şekere hasret kalırdık
Bakın İktisatçi bilim adamı Eser Karakaş bugün ne yazmış:
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=110299
İlk ona girdik (Başbakan’a açık mektup)
Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yazdığım bu açık mektup, Dink cinayeti ile ilgili değil.
Konu dolaylı olarak oraya da bağlanabilir ama mektubun içeriği tümü ile iktisadi.
20 Ocak-26 Ocak 2007 tarihli İngilizler’in ünlü The Economist dergisinin 109. sahifesinde dünyadaki doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile ilgili çok ama çok önemli bir istatistiki bilgi mevcut.
Yabancı sermaye yatırımlarında kaçıncıyız?
Bu haberden öğrendiğimize göre 2006 senesinde dünyada yaklaşık 1.25 trilyon dolar doğrudan yabancı sermaye yatırımı yapılmış.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımları dünyada 2003 senesinden günümüze muntazam bir artış gösteriyor ama henüz 2000 yılının rekor düzeyi olan 1.4 trilyon dolara gelinememiş ama 2007 senesinde bu çıtanın da aşılması muhtemel.
Bizi daha ziyade ilgilendiren, ilgilendirmesi gereken konu ise bu haberin hemen yanında yer alan ‘hangi ülkenin 2006 senesinde ne kadar doğrudan yabancı sermaye yatırımı çektiği’ne ilişkin haber.
Ve bu istatistikte ülkemiz Türkiye onuncu sırada yer alıyor.
Bizim önümüzdeki dokuz ülke ABD (180 milyar dolar), İngiltere (170 milyar dolar), Fransa (90 milyar dolar), Çin (70 milyar dolar), Hong Kong (40 milyar dolar), Singapur (30 milyar dolar), İtalya (30 milyar dolar), Rusya (30 milyar dolar) ve Meksika (17 milyar dolar); büyüklükler yuvarlanarak verilmektedir.
Türkiye ise 2006 senesinde yaklaşık 15 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekebilmiş.
Polonya, Brezilya, Hindistan, Almanya, Güney Afrika, Endonezya gibi ülkeler hep bizim arkamızda kalmışlar.
Bu iş nasıl başarıldı?
Türkiye 15 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye yatırımı ile 2006’da onuncu sırada.
2005 senesinde ise ülkemiz yine 13 milyar dolar dolayında yabancı sermaye yatırımı çekebilmiş idi.
1954 tarihli Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’ndan 2004 senesine dek yani elli sene içinde ülkemize gelen net doğrudan yabancı sermaye yatırımı 20 milyar doların altında.
2005 ve 2006 senelerinde ise geçen elli seneden fazla, otuz milyar doların biraz altında doğrudan yabancı sermaye yatırımı var.
Bu büyük değişimin nedenleri sır değil; AB süreci, ülkenin daha demokratik bir yapılanmaya doğru gidişi, kamu maliyesindeki disiplin, tek haneye düşen enflasyon.
Türkiye gelecek kuşaklara daha fazla aş ve iş üretebilmek için daha hızlı büyümeye, daha hızlı büyümek için doğrudan yabancı sermaye yatırımına, yabancı sermayenin gelmesi için de AB sürecine, demokratikleşmeye, disiplinli bir kamu maliyesine, yüzde beşin altında enflasyona mahkum.
Türkiye olağanüstü bir konjonktür yakalamış gibi görünüyor.
Sözün özü
Sayın Başbakan, yukarıdaki başarılı senaryonunun çok önemli bir bölümünün altında imzanız var.
Lütfen, 301’de ısrar, özelleştirmeleri geciktirme, AB ve Kıbrıs konularında çekingenlik, çetelerin üzerine gidememe gibi hiç ama hiç gerekmeyen anlamsız konularla ülkemizin yakaladığı ve bir daha yakalaması da kolay olamayabilecek bu konjonktürü çocuklarınız, torunlarınız için heba etmeyin, etmeyelim.
Somut hedef 2008’de kırk milyar dolar doğrudan yabancı sermaye yatırımı olmalı.
*****
Hadi size iyi uykular, biz sizin rahatınızı kaçırmayalım siz de ülkenin.
Yazan: Suat Ö. Tarih: January 26, 2007 8:11 PM
Sn. beagle,
Yanilmiyorsunuz.
"sorunun özü yaşatılmayan Kemalizm’dedir" dediginiz anda mesele yok. Birileri yasatmiyor ve kendilerine Kemalist diyor.
Benim de derdim burda zaten.
Yoksa Ataturk hakkindaki fikirlerimi umarim biliyorsunuzdur. O nu anlamak lazim.
Yazan: Haydar Tarih: January 26, 2007 11:21 PM
Sayın Suat Ö.,
Yazınız asıl eser karakaş’ın yazısı üzerine kurulmuş. Bu yazıya cevap vermeden önce diğer bana yönelttiğiniz ifadelere cevap vermek istiyorum öncelikle.
Öncelikle ben ayakta uyuyormuşum demek size göre. E maşallah Suat Ö. Yeni bir yakıştırılmam daha doğdu nurtopu gibi. Ama her zamanki gibi dediklerimde yanlış bulmak yerine yakıştırma yapmanız ben de sadece bir gülümseme yaratıyor.
Benim yabancı sermayeye karşı çıktığımı söylüyorsunuz. Yani Suat Ö. Herhalde benim beynimin içerisine girmiş olmalısınız ki benim ne konuda ne düşündüğüm yargısına varmışsınız. Üstelik buradan yola çıkıp bir de iyi ki iktidardakiler benim gibi düşünmüyor filan buyurmuşsunuz. Yani benim demediğim bir şeyi demiş gibi gösteriliyorum , bu da yetmiyor bir de bundan dolayı demişim gibi de eleştiriliyorum. Şimdi Suat Ö.:
BEN HANGİ İFADEMDE YABANCI SERMAYEYE KARŞI OLDUĞUMU BELİRTMİŞİM ? Söyler misiniz ?
Bu sorumun cevabını özellikle istiyorum Suat Ö.
Yine eser karakaş ın yazısına geçmeden bir de sözün özü diyerek bu tablodaki RTE nin katkılarını söylemişsiniz. En sonunda da bana iyi uykular dilemişsiniz , bir de yetmemiş benim ülkenin rahatını kaçırdığım ifadesine yer vermişsiniz. Suat Ö. , benim yorumlarımın ülkeyi rahatsız ettiği fikrine nereden çıktınız ?
AYRICA NE İMİŞ ÜLKEMİZİN YAKALADIĞI BU KONJONKTÜR ? Merak ettim vallahi. Daha dün Güney Kıbrıs bizi hiçe sayarak petrol anlaşmaları yapmadı mı , hem de Lübnan’la ? Ee asker gönderdiğimize pek değdi mi şimdi ? Bu mu bahsettiğiniz konjonktür.
Gelelim eser karakaş yazısına.
Suat Ö.
Herhangi bir gazetedeki yazıyı siz sorgusuz sualsiz sindiriyorsunuz anlaşılan. Oysa ben ne denildiğine değil , önce kimin tarafından denildiğine ve sonra en önemlisi neye dayanarak söylenildiğine bakıyorum. Ondan sonra onu kabullenebiliyorum. The Economist in bir yazısını ben öncelikle bu gözle okurum. Bu bir yabancı sermaye dergisi ve öncelikli amacı insanları bilgilendirmek değil kendi çıkarları peşinde yazılar yazmaktır. Tabiî ki bu durum onların yazdıklarını yanlış yapmaz ama bize en az iki defa düşünmemiz gerektiğini hatırlatır oradaki her yazana inanmamak konusunda.
Şimdi Suat Ö. gerçekleri saptırmanın iki yolu vardır:
Birisi gerçeği farklı aktarmak,
İkincisi ise gerçeği eksik aktarmaktır.
The Economist ve bunu size aktaran eser karakaş ın yaptığı ikincisidir işte.
Neden olduğuna geçmeden bir örnek vereyim. Konu dışından ama eksik gerçek konusunda biraz fikir sahibi yapar belki.
Bakın ETA terör örgütünün her kanlı eylemi bizim basınımızda , yabancı basında bol bol yazar, değil mi ? Aynı zamanda PKK nın ateşkes kararlarına bizim hükümetimizin katılması konusunda yabancı devletlerin istekleri de bol bol yazar yabancı basında. Derler ki Türk hükümeti bu ateşkese katılsın, diyalog kurulsun filan. Ama her şeyi yazmaz bu yabancı basın. Eksik yazar. Son örneklerden : İspanya Başbakanı Zapatero dedi ki geçtiğimiz günlerde: ETA ile diyalog filan olmaz . Peki bize hep diyalog kurun diyenler bunu yazdı mı ? Hayır. Siz okudunuz mu Suat Ö. bu haberi daha önce peki ?
Yani yabancı basın olsun , yerli basın olsun . Orada yazan her olguyu hemen gerçeklik olarak algılamamak gerekir çünkü onların insanlara gerçek bilgi ulaştırmaktan daha öncelikli amaçları vardır.
Yine konuyu uzattım gelelim eser karakaş ın yazdığı yazıya:
İşte bu yazıda gerçekler vardır , ama eksiktir. Bu nedenle çarpıtılmıştır. Onlar UYUTMUŞ , siz de UYUTULMUŞSUNUZ Suat Ö.
Öncelikle bir ülkenin ekonomik başarısının özü o ülkenin çektiği yabancı sermayeden ibaret değildir. Herhangi bir ekonomik başarı ya da başarısızlığın ölçütü bir çok değişkene bağlıdır. Yani yabancı sermaye çekti diye ekonomik başarı çığırtkanlığı yapmak gerçekleri eksik aktararak saptırmaktır. Kusura bakmayın ama , Onlar UYUTMUŞ , siz de UYUTULMUŞSUNUZ Suat Ö.
Ayrıca yabancı sermayenin gelip gelmemesinden daha önemli olan olgu ne şartlarda ve ne şekillerde geldiğidir. O nedenle ben yabancı sermayeye karşı değilim. Onun geliş şekillerine karşıyım. Bir Ford-Otosan bana gurur veriyor, ama bir Cargill bana hiç gurur vermiyor ( Lütfen rica ediyorum herkes daha geçen hafta 27 Ocak’ta Resmi Gazete’de çıkan Bakanlar Kurulu kararını bir okuyabilir mi, ve de yorumlarını alabilir miyim ? Sadece bir temenni de bulunuyorum , özellikle sizden Suat Ö ). Daha örnek çok ama herhalde en son gelişmelerden örnek vermek uykuda olup olmadığım konusunda sizi yeterince fikir sahibi yapar belki Suat Ö.
Evet, Türkiye 15 milyar dolar yabancı sermaye çekmiş Suat Ö. , ama nasıl ve ne şartlarda ? Keşke biraz daha yazsa idiniz , ya da eser karakaş yazsa idi de gerçekleri eksik aktararak insanlar yanıltılmasa idi . Evet ben biraz açayım sizin yerinize .
Arkadaşlar gelen yabancı sermayenin 11 milyar doları sadece kurulu şirket almaya bile değil , sadece banka almaya gelmiştir. Ben yabancılara banka satışına karşıt filan olduğum için yazmıyorum bunu. Banka satın alarak gerçekleşmiş para girişinin sanki bir yabancı reel sektör yatırımı gibi aktarılmasına karşıt olduğum için yazıyorum.Satılan banklarımız ve banka hisseleri Akbank %20, Garanti %25, Finans %46, Denizbank %75, Dışbank % 89. Toplam 11.4 milyar dolar.
Yani gelen 15 milyar doların 11 milyarı sadede banka satın alma. Ama bu durum , yani kurum satma bir başarı ise e maşallah . Ama bakın bu durum AKP milletvekillerince bile bir rahatsızlık uyandırmış ve bakın İstanbul milletvekili Nevzat Yalçıntaş bile ne diyor: ( aynen aktarıyorum ) Sattıklarımızla değil , yaptıklarımızla övünelim. Her şey para değildir.
Ben de ağzına sağlık diyorum Yalçıntaş’ın. Evet Suat Ö. RTE daha çocukken varolan , kurulan ve büyüyen bu bankaların kendilerine yabancılara satmaları ile gurur duyan insanlara ben sadece şaşırıyorum. Bir de senelerdir varolan bu kurumları sanki kendileri iki yılda kurmuş büyütmüş ve satmış gibi göstermelerine de şaşırıyorum. Şimdi herhalde sizin Nevzat Yalçıntaş’a benden önce bir eleştiri de bulunmanız gerekecek , ha Suat Ö. Eser karakaş UYUTMUŞ , siz de UYUTULMUŞSUNUZ Suat Ö.
Ayrıca siz de bana bu 15 milyar doların ne kadarının reel sektör yatırımı olduğunu da örneklendirirsiniz umarım , tabii geriye kalan 3.6 milyar dolardan bir de sıcak para girişini ve diğer işletme satışlarından geriye ne kadar kalırsa astık . Bekliyorum sabırsızlıkla Suat Ö.
Çünkü daha özelleştirme gelirlerini , satılan fabrikaları veya işletmeleri saymadım bile.
Tabiî ki ben özelleştirmeye ( daha doğrusu her özelleştirmeye ) veya yabancı sermayeye karşı değilim. Aksine belki şaşıracaksınız ama son derece liberal düşünen bir insanım. Ama ben bu ekonomik rakamların direkt olarak bir başarı olarak yansıltılmasına da karşıyım. Her yabancı sermaye başarı değildir Suat Ö. Bir Cargill başarı değildir , felakettir bana göre. Sıcak para girişleri ülke için her an tehdit oluşturur. Bakın Maliye bakanına , sabahın dokuzunda ekran başına geçiyor , yabancılara stopajı sıfırladığını söylüyor. Ben de bunun bir kapitülasyon olduğunu söylüyorum. Siz ne zaman maliye bakanının bir işçinin sorunu ile ilgili olarak sabah dokuzda canlı yayında basın toplantısı yaptığını gördünüz ? Ben görmedim , gören varsa lütfen benimle paylaşsın. Peki bakan bunu neden yapıyor ? Çünkü kendisi bugün ki ekonomik dengelerin yabancı sıcak paraya bağlı kaldığını çok iyi biliyor da ondan. Peki bunlardan neden bahsedilmiyor Suat Ö. ? Onlar UYUTUYOR , siz de UYUTULUYORSUNUZ Suat Ö.
Neden Tüpraş’ın hisse senedi satışı ile oluşan kamu zararı yazılmıyor Suat Ö. ? Hadi bakalım bekliyoruz bakandan kaybolan ve ucuza satıldığı mahkeme kararı ile kesinleşen bu hisseleri BABALAR GİBİ GERİ ALMASINI.
Onlar UYUTMUŞ , siz de UYUTULMUŞSUNUZ Suat Ö.
Ben de yazacak yanlışlar çok Suat Ö. Siz yeter ki sorun.
Üstelik anlayamıyorum , bu ülkede asgari ücret belli , yoksulluk sınırı belli , açlık sınırı belli. Bu rakamları da yazmasını rica edebilir misiniz eser karakaş tan Suat Ö. benim yerime. Ya da siz yazın isterseniz. Ne dersiniz , hep birlikte öğrenelim.
Siz asıl şunu kaçırıyorsunuz farkında olmadan. Ekonominin özü insan üzerine kuruludur. Bu ülkede asgari ücret rakamı bu iken kim hangi utanmazlıkla ekonomik başarıdan söz edebilir ? Var mı burada asgari ücretle 4 kişilik bir aile karnını doyurur diyebilecek olan ? Ya sizce Suat. Ö.
Üstelik bakın RTE ne diyor : Bunlar benim değil, bizzat RTE nin kendi sözleri, ve ben herhalde ilk kez RTE nin dediğini yapacağım.
Ekonomik durumu 4 yıl öncesinde şimdikinden daha iyi olan varsa bize oy vermesin.
Bu bizzat RTE nin sözü ve ben RTE yi dinleyeceğim ve oy vermeyeceğim AKP ye. Eğer sizler şimdi 4 yıl öncesine göre daha rahatsanız ekonomik olarak verin AKP ye, ama ben değilim ve vermeyeceğim. Ailem de değil . Şeker üreticisi de değil. Narenciye , fındık üreticisi de değil.
Kim iyiyse versin AKP ye , iyi olmayan da vermesin. Bunu zaten ben değil RTE söylüyor.
Hala bana uyuduğumu söyleyebilecek misiniz Suat Ö. ?
Yazan: Beagle Tarih: January 31, 2007 10:11 AM
Sayın Beagle,
Bu satırları yazdıktan sonra artık iyice emin oldum ki sizin meselere bakışınız ideolojinizin penceresine hapsolmuş.
Şimdi bunları yazan siz Liberalsiniz he mi? Siz liberalseniz ben herhalde anakro kapitalist oluyorum? Yabancı sermayeye karşı değilsiniz ama geliş yöntemine karşısınız??? Tabii sermaye sahipleri de sizin kara kaşınıza kara gözünüze hayrandı zaten.
Bakın bunları herhangi bir ekonomi sitesinde falan söylemeyin kendinizi alaya aldırırsınız.
Sermaye ve dolaşım biçimleri hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz. Sermaye kimseden emir almaz.
Oysa ben ne denildiğine değil , önce kimin tarafından denildiğine ve sonra en önemlisi neye dayanarak söylenildiğine bakıyorum. "
Demek size ODTÜ'de bunu öğretiyorlar. Bize ise "parmağa değil gösterdiği yere bakın" diye öğretmişlerdi. Ama normal, öğretim üyelerinin "Ordu Göreve" pankartı altında yürüdüğü bir okuldan ne beklenir ki?
Ben iktisatçıyım ve yöneticiyim. Sanayi/üretim alanındayım. Ve hiç kuşkunuz olmasın ekonomik göstergeler 4 yıl öncesinden çok daha iyi. İleriye güvenle bakıyoruz, öngörülerimizin gerçekleşme oranı ilk kez %90'ı aştı, ileriye dönük projelerimizde 2 yıllıktan 5 yıllık planlara geçtik.
Eğer cebinden -varmış gibi- milyarlarca dolar harcayan, ulufeler dağıtan, GSMH belli iken, enflasyon denen bir macro gösterge varken asgari ücreti 1000 YTL yapacak, mükemmel bir iktidar rüyası görüyorsanız size daldığınız uykunuzda derinlikler dilerim. "Şu şu gelecek dertler bitecek" gibi sloganlar kahve sloganıdır.
Ne ekonomik sistemler ne de siyasal sistemlerde "mükemmellik" diye birşey yoktur. Tamamı ehven-i şerdir, yani kötünün iyisidir. Dolayısı ile bunları yönetenler de bu kusurları minimalize ettikleri oranında başarılılardır.Ürettiği fındığı arzı talebi, kaliteyi gözetmeden devlete satarak depolarda çürüttürme devri bize çok acılara malolmuştur. Memurlara yapılan %50+30 zamlar, onlar ne verdiyse 5000 fazlası gibi popülist politikalar bu ülkeye onyıllar kaybettirmiştir.
Kaz yumurtası yapmaya çalışan tavuğun poposu parçalanacağı gibi olmayan kaynağı dağıtan ekonomik sistem de parçalanır. Türkiyenin gücü bellidir, GSMH'si bellidir ve 2001 krizi de dahil pek çok kriz olmayan kaynakların popülistçe harcanması neticesine olmuştur.
Benim "oy" kıstasım da böyledir. Oy verdiğim siyasi oluşumun macro göstergeler bağlamında imkanları nasıl kullandığına bakarım. Bir ekonomist olarak da AKP iktidarına baktığımda -ki bu ekonomik program Kemal Dervişin eseridir, AKP devam ettirmektedir- AKP'nin özellikle ekonomik politikalarda Cumhuriyet tarihinin en başarılı iktidarlarından biri olduğunu düşünüyorum.
Sizin yaptığınız çocukça kıyaslar artık -çin de dahil- tüm dünyada vazgeçilmiş (pardon K.Kore ve Küba hariç) devletçi, sattırmayız, peşkeş çektirmeyiz, bankayı onlar mı kurmuş, banka yatırımı yatırım mı? sermaye gelecekse benim istediğim gibi/yere gelsin vs vs gibi içi boş sloganlar bir ekonomist olarak beni ancak acı ile karışık olarak gülümsetiyor.
Acıyorum çünkü dünyadaki gelişmelere dair hiçbir fikriniz yok.
Son olarak yazdıklarınızın içeriği ve üslübuna dair birşey söyleyeyim. Nedense sizi okurken Şahan'ın ünlü tiplemesindeki Sinan Sağıroğlu aklıma geliyor, her anlamıyla hem içerik hem üslup:
http://www.youtube.com/watch?v=p2l_ui0EKNE
:-))
Yazan: Suat Ö. Tarih: January 31, 2007 8:47 PM
Önce belirteyim, birkaç gün internete ulaşımının olmadığı bir yerde olduğm için cevaıbınız şimdi verebiliyorum.
Suat Ö.,
Yine birçok sorum cevapsız kalmış, özellikle de cevabını mutlaka istediğim bir soru vardı, o da cevapsız kalmış. Siz o soruyu çok iyi biliyorsunuz , ve ben cevabını yine bekliyorum.
Üstelik benim yorumlarımda yazdığım gerçekler neden ideoloji penceresine sıkışmış acaba sorabilir miyim ? Ve de yine sadece ifadeler var, önermeler var, nedense hiç sebep veya dayanak yok! Üstelik benim liberal düşünmeme neden bu kadar şaşırdınız, ben liberal ekonomiyi destekleyen birisiyimdir. Şimdiye kadar hiçbir yorumumda bununla çelişen bir ifade de bulunduğumu da sanmıyorum. Liberal ekonomiyi desteklemem bir suç mu yoksa Suat Ö.?
Yabancı sermaye konusunda önceki yazımda sorduğum soruyu cevaplamadınız, hani şu özellikle cevaplandırmanızı istediğim soruyu Suat Ö. Hani şu büyük harflerle yazılı olan. Cevaplayamazsınız , çünkü siz de biliyorsunuz ki yanıldınız ve yanlış yazdınız . Bana benim demediğim bir ifadeyi yakıştırdınız. Hatanızı da örtmek için şimdi taklalar atıyorsunuz, daldan dala hopluyorsunuz ve bu durumunuz her zaman ki bende sadece bir gülümse yaratıyor. Bana eser karakaş ın yabancı sermaye övgüsü dolu bir yazı yazdınız, ben o yazıdaki yanlışları da belirttim. Ve siz benim bu karşıt saptamalarıma hiç değinmeden başka konulara geçtiniz.
Neden? Çünkü benim saptamalarımda bir yanlış bulamadınız sanırsam. Eğer bulduysanız, yanlışlarımı belirtin lütfen, size verdiğim cevabımda nereler yanlıştır? Belirtmediğiniz her yanlış ben de sizin ikna olduğunuz anlayışına sebep olacaktır.
Yine ucundan gelelim konumuza..
Yabancı sermayeye karşı değilim , ne şekilde ve ne şartlarda geldiğine karşıyım. Burada nedir yanlış olan Suat Ö. ? Örnek de verdim size . Bir Cargill ile , veya sıcak yabancı sermaye ile bir MAN A.Ş. yatırımını bir tutamazsınız. Her yabancı sermayeyi aynı kefeye koyamazsınız. Ya da her özelleştirmeyi. Siz hiç hukuk disiplininden nasibinizi almamışsınız anlaşılan! Şartlar ve sebeplerdir gerçek olguyu yaratan. Yabancı sermayenin gelip gelmemesinden daha önemli olan olgu ne şekilde ve ne şartlarda geldiğidir. Öyle sermaye girişleri vardır ki bir ülkenin refahını artırır , ve tam tersi öyle olaylar vardır ki bir ülkenin kanını sömürür. Ayrıca benim söylediklerim zaten birçok ekonomi sitesinde, bir çok ekonomi gazetesinde yeterince yazıyor, siz okumuyorsanız ve bilmiyorsanız biz ne yapalım Suat Ö. ? Buraya kadar bir itirazınız var mı Suat Ö. ? Herhalde ikinci kez açmam, sizin anlamanıza yardımcı olmuştur. Ne ilginç değil mi ifadelerimi anlamanızı sağlamak nedense !!
Yani bu sitede şu tavır beni artık sıkmaya başladı. Yazdıklarınızı bilmeden yazıyorsunuz. Söylemediğim ifadeleri söylemişim gibi yazıyorsunuz. Eksik bilgiler veriyorsunuz. Cevapsız bırakıyorsunuz sorduğum soruları. İsterseniz bir sayayım hangi sorularımın cevpasız kaldığını, ha Suat Ö. Hakarete varan yakıştırmalarda bulunuyorsunuz. Ama merak etmeyin, benim referanslarım her zaman sağlamdır. Siz yeter ki bilgi isteyin.
Şimdi geldik yine bir ilginç noktaya. Ben burada ODTÜ avukatı değilim. İlla ODTÜ şöyle süperdir , şöyle mükemmeldir diye anlatacak da değilim. Sadece kimi bilgisizliklere ve gaipten sallamalara cevap vereceğim.
ŞİMDİ SUAT Ö., HANGİ ODTÜ ÖĞRETİM ÜYESİ ‘ORDU GÖREVE’ PANKARTI TAŞIMIŞ ? İSMİ NEDİR ? YOKSA FOTOĞRAFI ? BEKLİYORUM CEVABINIZI. Ve bunun cevabını vermediğiniz sürece gaipten sallamış olacaksınız Suat Ö. Bir dosya halinde ise e-posta adresimi mustafa akyoldan alıp gönderebilirsiniz Suat Ö. Bekliyorum.
Ayrıca ODTÜ 20 bin nüfuslu bir üniversitedir. Herhangi birisinin herhangi bir davranışı ODTÜ’yü bağlamaz. ODTÜ’yü hangi işlemlerin bağlayacağı yetki ve görevlerinin belirlendiği kanun ve yönetmeliklerle bellidir. Ve burada herhangi bir öğretim üyesinin sözü , eylemi üniversiteyi bağlamaz. Bu kural bütün üniversiteler için geçerlidir. Örneğin atilla yaylanın sözleri Gazi Üniversitesi’ni bağlamaz, ama üniversitenin ona yaptığı idari işlem pekala Gazi Üniversitesi’ni bağlar. ÖĞRENİN SUAT Ö. ? İsterseniz siz gidin bu anlattıklarımı idari yargı bilen birisine sorun, o size daha iyi açıklar.
Şimdi geldik inanılmaz ifadenize: "parmağa değil gösterdiği yere bakın".
Demek size bunu öğretiyorlar ha Suat Ö. Peki nerede ? Siz de yazınız ve biraz cesur olunuz eğitiminiz konusunda lütfen. Ben bu tür bir ifadeyi girdiğim herhangi bir derste ya da herhangi bir hocadan duysam anında itiraz ederim. Ne demek parmağa değil gösterdiği yere bak!!
Şimdi bu ifadenizden anladığımı yazayım çünkü bunda sizin bir yanlışlık yaptığınızı düşünüyorum, bu kadar saçma bir söz yazabileceğinize inanmak istemiyorum çünkü. Suat Ö. Şimdi ben birşey söylesem bunu neye dayanarak söylediğime değil de, ne söylediğime mi bakacağız? Bu nasıl olabilir? İyi o halde herkes birşeyler söylesin, bizler de neye dayanarak dediğine bakmayalım, ne dediğine bakalım. Bunu mu diyorsunuz? Yanlış mı anladım yoksa?
Ya da herhangi bir olguya sadece olup olmadığına mı bakalım? Yani 15 milyar dolar yabancı sermayenin girdiğine bakalım, onun ne şekilde ve ne sebeple girdiğine bakmayalım mı? Size bu mu öğretildi Suat Ö.?
Hayır Suat Ö. Bana öğretilen ve benim öğrendiğim bir düşünceden daha önemli olan şey onun düşüncenin neye dayandığıdır. Belirli bir bilgi, gözlem ve sebebe dayanmadan bilgi ya da düşünce havada kalır, dayanaktan yoksun olur. Sadece yabancı sermaye deyip hiçbir yatırım ya da sermaye girişi buna sıkıştırılamaz. Ne şekilde geldiği , neden geldiği, ne sonuçlar doğuracağıdır daha önemli olan.
Neden Nevzat Yalçıntaş’ın söyledikleri hakkında bir yorumunuzu okuyamıyoruz sizin Suat Ö.? Bakın siz sadece eser karakaşı yazdınız ve ben o ifadelere cevap verdim. Siz neden AKP milletvekilinin ya da RTE nin söyledikleri hakkında cevap vermiyorsunuz? Vereceğiniz cevabın sizi küçültmesinden, argümandan eksik bırakmasından mı çekiniyorsunuz? Nedir sebep Suat Ö.? Yoksa AKP karşıtı birşey mi yazmaktan çekiniyorsunuz, ama ben söyleyim hiç çekinmeyin, AKP bizzat kendi içinde sürekli çelişiyor zaten.
Şimdi geldik bir başka konuya. Malesef sorularım cevaplanmıyor, ve ben bunun nedenini çok iyi tahmin edebiliyorum. Bunun yerine hemen başka konulara geçiliyor. Suat Ö. Arkadaşımız yabancı sermaye ile ilgili koca bir yazı yazdı, ama bir sonraki yorumunda hiç yabancı sermaye ile ilgili verdiğim cevaplara değinilmedi nedense!! Gülümsemeye devam ediyorum Suat Ö.
Siz yine daldan dala hopladınız, ve başka ekonomik mevzulara geçtiniz. Ama sorun değil Suat Ö., onlara da cevabım her zamanki gibi var.
Hemen başlayayım isterseniz:
Eğer sanayici ve yönetici iseniz ve hatta üretim alanında iseniz sizin asgari ücret, açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarını bizden daha iyi bilmeniz gerekir değil mi Suat Ö.? Yoksa bunları bilmeyen bir iktisatçı ve yönetici misiniz? Bildiğiniz halde bu rakamları neden yazmıyorsunuz? Yazacağınız rakamlar sizin dediklerinizin tam tersini ortaya koyacak diye mi korkuyorsunuz yoksa?
Üstelik eğer şirketinizin ve sizin ekonomik durumunuz 4 yıl öncesine göre daha iyi ise aynen RTE ye katlıyorum, oyunuzu AKP ye verin Suat Ö. Ama benim için ve etrafımda gördüğüm çok insan için bu geçerli değil. Başkalarını bilmem ama ben RTE yi dinleyeceğim ve oyumu vermeyeceğim AKPye.
Bize rakamlar veriyorsunuz ama hala aynı alışkanlığa sahipsiniz Suat Ö. Eksik bilgi veriyorsunuz. Şimdi sizden istesem yine cevap vermezsiniz. Ben yazayım o nedenle. Artan borç yükünü de yazacaksınız oraya Suat Ö.
İktisatçınız, benden daha iyi bilirsiniz. GSMH toplam harcamalar, toplam üretim veya toplam gelirler üzerinden hesaplanır. Örneğin 4 kişilik bir aileyi ele alacak olursak, bu ailede iki kişi çalışıyor ve yılda 10ar milyar kazanıyorsa ve de harcama yapıyorsa, bu ailenin GSMHsi 20 milyar çıkar. Ama bu esnada bu aile fertlerinden birisi 10 milyar limiti olan bir kredi kartı alır ve yıl içerisinde bu kart ile 5 milyarlık bir alışveriş yaparsa o sene GSMH toplam harcama arttığı için 5 milyar daha artar ve 25 milyar olur. Dışarıdan bakan birisi de aileyi tebrik eder ve % 25 lik büyümeyi övebilir. Yani GSMH nin arttığı bir gerçektir, fakat nasıl arttığıdır daha önemli olan. Bakın bakalım iç ve dış borç rakamlarımız ne oldu son 4 yılda. İktisatçınız Suat Ö. Bu rakamları vermek size kalır bence. Bekliyorum. Hem de heyecanla.