« Bayram, Sosyalizm, Liberalizm, vs. | Ana Sayfa | 27 Mayısçı Zorbaların ‘Demokratik’ Anayasası »
January 3, 2007
İslam Savaşları'nı Yeniden Düşünmek
İslam dünyası neden Batı'ya göre daha güçsüz, fakir ve harap durumda? Bu soru, Osmanlı aydınlarından bugüne dek tartışılan, üzerinde kafa yorulan bir meseledir. Bugün ise belki her zamankinden daha anlamlı bir sorudur bu. Çünkü 1) sadece Batı değil Uzakdoğu da İslam dünyasını dünyevi kıstaslara göre geride bırakmış durumdadır, 2) İslam dünyasında yaşanan acılar ve dökülen kanlar belki tarihteki en feci boyutlarındadır.
Peki neden? Buna karşı pek çok Müslümanının başka medeniyetlerin özellikle de Batı'nın komplolarını cevap olarak öne sürdüğünü biliyorum. Emperyalizm, oryantalizm, siyonizm gibi kavramlar bolca kullanılarak yapılan açıklamalar bunlar... Bu açıklamalarda bazen kısmi bir haklılık bulsam da, şu iki soruyu soramadan edemiyorum:
1) İslam dünyasının bütün acıları nasıl olup da başkaları tarafından yaratılıyor? Müslümanların hiç mi hatası yok?
2) Eğer başkaları Müslümanlar aleyhinde komplolar kurguluyorsa, nasıl oluyor da Müslümanlar hep bunların kurbanı oluyor, neden bir türlü karşı-hamle yapamıyorlar?
Hürriyet gazetesinin kanımca en kayda değer yazarı olan Hadi Uluengin, geçtiğimiz günler içinde buna benzer soruları ele alan bir dizi makale kaleme aldı. "İslam Savaşları" başlığıyla yayınlanan bu dizinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci ve sonuncu bölümlerini ilgili linklerden okuyabilirsiniz. Bence mutlaka kulak verilmesi gereken şeyler söylemiş Hadi Uluengin. İslam dünyasında genel bir “rasyonel düşünce” eksikliği bulunduğunu, bu yüzden sorunları analiz ederek çözmek yerine komplo teorileriyle açıklayarak öfkelenme yaklaşımının egemen olduğunu vurgulamış. Ancak söz konusu “rasyonel düşünce eksikliğinin” İslam’dan değil, tarihteki belirli bir din yorumundan kaynaklandığının altını çizmiş.
Bence üzerinde düşünmeye tartışmaya değer bir argüman. Ne dersiniz?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: January 3, 2007 8:48 PM




Mustafa Bey
haklısınız derim..topu başkalarına atarak nereye kadar?..
öncelikle klasik düşünce yapımızın reforma ihtiyacı var..gereksiz ve olmaması gereken dogmalarla kuşatılmış durumdayız..kutsal kavramı işin içine girince kımıldayamıyoruz..çok basit bir tokalaşma mevzusu bile çok büyük boyutlu soruna dönüşüyor malesef..herşey kutsal,herşey günah..
oysaki özgürlükler alanı çok geniştir..eşyada aslolan özgürlüktür..bu temel bir ilkedir..yasakların gayesini anlamak gerekir..yoksa şekle takılarak sürekli zamanın gerisinde kalıyoruz..kabuk değişir...bunu kabullenmemiz lazım..
çok basit bir örnek vereyim..hoparlörle ezan okumak bidattir diye benim oturduğum yerde uzun zaman ezan sesi duyamadık..çünki müezzinin nefesi yetmiyordu:)..
siyasi ,ekonomik,sosyal meselelere bakışımızda da bir tutuculuk var..kabuk bağlamış İslam düşüncesi.
içine kapanmış..sırça köşklerde kendine bir dünya kurmuş..dışardan gelebilecek hiçbir şeyi kabul etmiyor..kutsamış kendini adeta..herşeyden korkuyor,ürküyor..kendine güveni yok..
fakat gelecek adına ben çok umutluyum..değişimi kaçınılmaz görüyorum..sancılıda olsa.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: January 3, 2007 9:30 PM
Uluengin’in yazısında dediği gibi İsevileştrilmiş Müslüman ahalisi yoktur?Neden?
Çünkü gerek yoktur.Üzerinde konuşulmayan kendi yarattıkları korku denizinde boğulan bir toplum haline kendi kendilerini dönüştürmüşlerdir.
Allah korkusunun yanına bir de kul korkusu eklenmiştir.Zındık yada kafir damgası yememek için insanlar dünyevi cehenneme atılmamak için susmuşlar,susturulmuşlardır.
Korku şekilsiz formsuz bir gölge gibidir.Siz arkanızdaki gölgeyi istediğiniz formda hayal edebilirsiniz.
Bu tek başına İslam savaşlarının nedeni mi?hayır sadece kolaylaştırıcısı,zemin hazırlayıcısı.
“Çünkü, el insaf yahu, benim din kültürüm; din felsefem; din sosyolojim; din coğrafyam ve bilhassa da "din kardeşim" bu kadar ebleh, bu ahmak ve bu kadar enayi mi?(1)”
Bu soru herkesin kendisine sorması gereken bir soru ama önce düşünmek gerekiyor.
Benim Uluenginin bu sorusuna cevabım sadece ve kısaca "korkak"oluyor.
Allah korkusu değil sevgisi,korku el,kol bağlar sevgi arayışa yönlendirir.
(1) 21 Aralık 2006 Hadi ULUENGİN İslam savaşları (III)
Yazan: çuvaldız Tarih: January 4, 2007 12:33 AM
Sevgili Mustafa Bey;
Bana göre de meselenin özünü yakalamaya yönelik aşağıya alıntıladığım iki sorunun cevabı ciddi analizleri gerektirecek kapsama sahip. Ancak nacizane görüşlerimi kısaca belirteceğim izninizle
"1) İslam dünyasının bütün acıları nasıl olup da başkaları tarafından yaratılıyor? Müslümanların hiç mi hatası yok?"
Anadolu'da bir halk deyimi vardır bilirsiniz. "Suç (hata) samur kürk olmuş kimse üzerine almamış" demiş halk bilgeleri. İslam dünyası da bunun istisnası olmadığı gibi abartılı bir şekilde tüm geri kalmışlığın faturasını kendisi dışındakilere kesivermiş.Batı'nın komploları, emperyalist anlayışları, masonik yapılanmalar, siyonistler bunlar arasında sayılagelmiş. Hatta bu söylemin doğruluğundan şüphe etmek akla ziyan sayılmış. Hal böyle olunca ikinci sorunuz daha bir anlam kazanıyor doğal olarak. Yani şu sorunuz:
"2) Eğer başkaları Müslümanlar aleyhinde komplolar kurguluyorsa, nasıl oluyor da Müslümanlar hep bunların kurbanı oluyor, neden bir türlü karşı-hamle yapamıyorlar?"
Gerek yukarıda sözünü ettiğimiz önkabullerin, gerekse bu kısır döngü içinden kurtulamayışın sihirli sözcüğü, Hadi Uluengin'in de vurguladığı “rasyonel düşünce eksikliği" olsa gerek. Evet evet tamda bu. Kanımca İslam dünyası son iki-üç asırdır Hristiyan ortaçağını yaşıyor. Malum, orta çağ hristiyan dünyasının akıl dışı din anlayışını topluma empoze çabaları ile karakterize edilmektedir. Batı kaynaklı ilim ve din mücadelesini İslam dünyası akıl ile vahy'i bir birina düşman saymak suretiyle toplumsal yaşamına devşirince işte bu garabet ortaya çıkmış, "İslam Ortaçağı" kaçınılmaz olmuştur.
İkinci sorudaki "....nasıl oluyor da Müslümanlar hep bunların kurbanı oluyor, neden bir türlü karşı-hamle yapamıyorlar?" ifadenize cevaben "İslam reform ve rönesansı yaşanmadıkca budurumun düzelmeyeceğini düşünüyorum" diyebilirim
Selam ve sevgilerimle
Yaman Avcı
Yazan: Yaman Avcı Tarih: January 4, 2007 1:15 AM
Tevafuk oldu bu konuda daha az önce bir yazı yazdım. Buraya da ekleyeyim:
http://www.dusunceler.org/2007/01/04/islam-savaslari-uzerine/
Ben ilk günden itibaren takip ettiğim ve son derece faydalı tartışmalara yol açmasını umduğum bu yazıların ana fikri ile ilgili kendi düşüncelerimi yazmak istiyorum.
Hiç şüphesiz Uluengin'in haklı olduğu hususlar var. Ama H.Uluengin'in düştüğü en önemli hata bazı müslümanların düştüğünü iddia ettiği hatanın tam aksi kutbu.
Nasıl ki bazı müslümanlar İslam dünyasının başına gelen herşeyi komplo teorisi ile açıklıyorlarsa, H.Uluengin'de herşeyi tamamen izole edilmiş bir mantıkla açıklamaya çalışıyor ve meseleyi tutup "rasyonel düşünce eksikliğine" getiriyor.
Mesela Uluengin şunu hiç sormuyor: Eğer bu zengin ve "kolay ulaşılabilir" petrol yatakları Ortadoğuda/İslam coğrafyasında değil de başka bir coğrafyada olsaydı orasının durumu ne olurdu?
O korkunç Moğol istilası hangi rasyonel düşünce eksikliği ile açıklanacak? Ya dünya ticaret yollarının değişmesi? Haçlı seferleri?
Batılıların 19 yy. sonuna gelindiğinde ayak basıp kaynaklarını bir şekilde sömürmediği tek yer kalmıştı: Osmanlı Coğrafyası. Diğer kıt'aların tamamını daha önce sömürgeleştirdiler ve bir müddet sonra gerek sömürge valiliklerine gerekse çeşitli kukla yönetimlere devrettiler. İktisadî hayatlarını da kendilerine bağladılar. Çünkü bu sömürmekten daha ucuz ve kârlıydı.
Anadolu hariç Osmanlı coğrafyası -ki genel olarak çoğu İslam ülkesi de buna giriyordu- en geç sömürgeleştirilen coğrafyadır ve diğer sömürgelerin zaman içinde bağımsızlıklarını kazanmasına ve silkelenmelerine karşılık İslam coğrafyasında (Ortadoğuda) çekilen sancılar da bu gecikmenin -yani Osmanlı'nın geç dağılmasının- eseridir. Aradan çok uzun zaman da geçmemiştir. Milletler tarihince 100 yılın pek bir önemi yoktur.
Bunun bir nedeni de diğer coğrafyaların Batı kültürü karşısında herhangi bir direnç gösterememesidir.
Hem bu direnç hem de İslam coğrafyasının zengin ve iştah açıcı kaynakları bir araya geldiğinde günümüzdeki manzara kaçınılmaz bir hal almıştır.
Bu meselenin bir yönü. Bir diğer yönü ise ahlâk kısmı. Daha önce benzer konudaki bir yazımda şunları yazmıştım:
H.Uluengin böyle yap(a)mamamızın eksikliğine mi üzülüyor? Ben Kıt'a Avrupasının geçmişinde öyle gurur duyulacak çok birşey göremiyorum.
Şüphesiz İslam medeniyetinde de zaman zaman barbarlıklar oldu, ama bir kıyas yapılırsa bu, Batı medeniyetinin vahşiliklerinin zekatı etmez..
Ayrıca H.Uluengin'in izahati son derece yüzeyseldir. Salt "rasyonel düşünce eksikliği" diye bir mefhum üzerine yıkılmakla açıklanabilecek birşey değil.
İslam medeniyetinin atalete uğradığı inkar edilmez bir gerçektir. Ve bu medeniyetlerin gerilemesinin doğal bir sonucu olarak bilimden sanata, edebiyattan hukuğa kadar her alana yayılmıştır. Ama bunun sebepleri birkaç noktaya indirgenebilecek şeyler değildir.
Bunları düşünürken meseleye sadece maddi hakimiyet temelli bakınılırsa çok büyük bir yanılgıya düşülür. Müslümanlar için dünya sadece Romalı aristokratların gladyatörlerle eğlendiği bir yaşam savaşı alanı değildir.
H.Uluengin'in yazılarının asıl ana fikri ise sürekli tekrarlanan bir ezber. Gazali ve meşhur Tehafüt'ü. Neymiş, Gazali felsefeyi boğmuş ve rasyonalite ölmüştür. Bu ezber o kadar kuvvetli ki heryerde bunu duyabilirsiniz.
Burada Gazali'nin günah keçisi olmasının kanımca tek sebebi yaşadığı çağdır. Dikkat edilirse Moğol istilası, dünya ticaret yollarının değişmeye başladığı tarihler, Haçlı seferleri hep aşağı yukarı geniş ama aynı zaman dilimlerini kapsar. Ve genel olarak bu zaman bir ataletin başladığı tarihtir.
Ve maalesef Gazali bunda günah keçisi olmuştur. Bu ezber özetle şudur: İ.Rüşd'ün ve önceki islam filozoflarının akılcılığı temsil ettiği, Gazali'nin ise -ki o da bir filozoftur- felsefenin "inanç bozduğu" gerekçesiyle insanlar için kötü birşey olduğunu savunduğundan dem vurularak İslam tarihindeki akılcılığı öldürdüğü ileri sürülen Gazali'ye yükleniliyor.
Hakikatte ne Gazali felsefeyi yıkmak istemiştir, ne de İ.Rüşd salt rasyonalist bir akılcıdır. Aksine Gazali ile İ.Sina / İ.Rüşd dünyevi ilimlerde tam bir ittifak içindedirler. Yani akıl ve müspet ilimler noktasında çoğunlukla aynı düşünürler. Ayrı düşündükleri konuların hemen tamamı metafizik alandaki birtakım hususlar, yani teolojik bazı konulardır.
Sanıldığı gibi Gazali ile Farabi ve İ.Sina arasındaki ihtilaf derin değildir. Başka hususlar olsa da asıl üç önemli noktada Gazali onlara karşı çıkmıştır; bunlar da alemin kıdemi, cismani haşr ve Allah'ın ilminin kapsayıcılığı konularıdır. Gazali bunların tamamında da -bence- haklıdır, ama İ.Rüşd de Gazali'nin ölümünden yıllar sonra "Tehafüt-üt Tehafüt"ü ile çok iyi bir savunma yapmıştır.
Felsefenin ateşin zekaları arasındaki bu müthiş ve son derece verimli tartışmalara akılları yetmeyenlerden bir kısmı pervasızca İ.Rüşd'e saldırıyor (Geleneksel kanat); bir kısmı da tam aksi yönden Gazali'ye. Ayrıca İ.Rüşd'ün akılcılığı bazılarının sandığı gibi materyalist bir akılcılık değildir.
İ.Rüşd'ün başyapıtlarından birisinin adı şudur: "Faslu'l-Makâl fî-mâ Beyne'l-Hikmeti ve'ş-Şeriati mine'l-İttisal" M.İslamoğlu "Bu ismi Türkçe'ye, biraz serbestçe şöyle tercüme edebiliriz" der: "Felsefe ile İslam Şeriatı Arasındaki Kopmaz İlişkiye Dair Sözün Kesilip Tartışmanın Bitirilmesi"
Böyle bir dengeyi Batı rasyonalitesinde görebilir misiniz?
Ayrıca nasıl olur da Batı düşüncesini derinden etkileyen Farabi'nin, İ.Sina'nın akılcılığı Gazali'nin iki eseriyle yıkılır gider? Ve yine nasıl olur da Gazali'nin ölümünden 15 sene sonra doğan ve Gazali'in filozoflara hitaben yazdığı "Tahafüt-ül felasife"sine "Tahafüt-üt tehafüt" ile mükemmel cevaplar veren İ.Rüşd'e rağmen akılcılık tutunamaz?
Bu mantıklı mı? (Ki bu tartışmaların aslen "akılcılık"la alakası bile yok.)
Işıltılar saçan bir medeniyet, iki filozofun tartışmasıyla seyir değştirir mi? Bunu söyleyenlerin Batıdaki aydınlanmacıların arasındaki tartışmalardan hiç mi haberleri yok? Bu tür fikrî tartışmalar atalet getireceğine daha verimlilik sağlar, ortaya değişik özgün fikirler çıkar. Bu herzaman böyle olmuştur.
Uluengin'in birkaç yazıya sığdırdığı ama özde gelip "Gazali şöyle şöyle yaptı" demekten öte gidemeyen değerlendirmeleri, beylik yargılardır, dahası kolaycılıktır.
Peki olan nedir? İslam dünyasındaki bu ataletin sebebi nedir?
Aslında Erol Güngör gibi düşünürler bir ataletten ziyade Kıt'a avrupasındaki -dünya tarihinde şimdiye kadar görülmemiş hıza ulaşan- değişime ayak uyduramamaktan bahsederler. Bu değişim gerçekten korkunç bir hızda olmuştur ve bugün adeta tüm insanlığı, hem toplumsal ahlâk, hem çevre, hem de -doğal olarak- insanlığın biyolojik geleceği bakımından çok ciddi boyutlarda tehdit etmektedir. Ve bu hızlı değişim artarak da devam etmekte.
Bu değişime diğer hiçbir kültür ayak uyduramamış ve silinip gitmiştir. Bu değişimin temeli şüphesiz akılcılıktır ve maalesef bu akılcılık manevî temelden tamamen yoksundur. Ve bugün Batı medeniyetinin izlediği seyri ve geldiği noktayı çok sert bir biçimde eleştiren Batılı düşünürlerin bile tamamı bu maneviyattan yoksun akılcılığın korkunç tahribatına vurgu yapmaktadırlar.
Özetle Batı, kantarın topuzunu fena halde kaçırmıştır.
İslam'ın önemli bir özelliği var ki o da diğer dinler gibi kalıpları kabul etmemesidir. Zaten sorun bu "silinip gitmeMe"den kaynaklanıyor. İslam bir değerler bütünüdür. Ve bu değerleriyle insanlığa alternatifler sunmaktadır. Batıyı merkeze alan bakışı ve Batı kültürünü tartışılmaz doğru olarak kabul edenlerin içinden, hayret verici bir şekilde bunu İslam'ın bir zaafı olarak görenler de çıkıyor.
Onların önce bu sorulara cevap vermesi gerekir: Neden İslam dünyanın en hızlı yayılan dinidir? Neden Batı kültürü insanları tatmin etmemektedir?
Ve neden Batı kültürüne -Hristiyanlık dahil- -İslam'dan başka direnebilen din/felsefe çıkmamaktadır?
Eğer herşeyi Batı merkezli görür ve meseleye "tek doğru bu" penceresinden bakarsanız yanılgı kaçınılmaz olur.
[Mustafa bey'in de bir yazısında aynı alıntıyı yaptığı ]ABD'nin önde gelen Hıristiyan liderlerinden biri olan Patrick Buchanan " Vakti Gelmiş Bir Fikir" başlıklı yazısında şöyle diyor:
Ünlü Müslüman düşünür Prof.Seyyid Hüseyn Nasr da "The Heart of Islam" adlı 2002′de yayınlanan kitabının sonuç bölümünde şöyle diyor:
Bu demek değil ki İslam medeniyeti pirûpak. İslam medeniyeti de kendi doğal akışını takip etmemiştir. Zaten S.H.Nasr ilerleyen paragrafta bundan da bahsediyor. İslam medeniyeti elbette şiddetli bir özeleştiriyi hakediyor ve eğer sahih bir aydınlanmadan bahsedeceksek bunu ancak sıkı bir özeleştiri sayesinde başarabiliriz.
Yukarıda da söylediğim gibi İslam medeniyetinin atalete uğradığı inkar edilmez bir gerçektir. Ve bu, medeniyetlerin gerilemesinin doğal bir sonucu olarak bilimden sanata, edebiyattan hukuğa kadar her alana yayılmıştır.
Ama bunun sebepleri Uluengin'in yaptığı gibi tek noktaya indirgenebilecek bir şey değildir.
Daha da önemlisi Seyyid H. Nasr'ın dediği gibi medeniyet kıyasını neye göre yaptığımızdır. Yani merkeze aldığımız kriterler nelerdir? İnsanlığın temel değerleri mi? Yoksa gelip geçici ve çoğu hedonist düşünce ürünü olan pragmatik normlar mı?
Ahlâk ve maneviyattan yoksun akılcılık imrenilecek bir şey midir? Bunun insanlığı nerelere götürdüğünü/götürebileceğini görmek için kâhin olmaya gerek var mı?
Bunda -tıpkı bir zamanlar İslam medeniyetinin kurduğu gibi- bir denge kurmak insanlığın geleceği için daha mantıklı değil midir?
İslam düşüncesinin nasıl bir rasyonaliteye sahip olduğunu birçok ehl-i insaf oryantalist de kabul etmektedir. İslam felsefesi metinlerini inceleyenler bunu bariz bir şekilde görebilir. Fakat bu, dengeli bir rasyonalitedir. Çığrından çıkmış bir materyalizme dönüşmediği gibi katıksız bir fideizme de şiddetle karşıdır.
İlginç ve ezber bozucu bir ayrıntılar söyleyeyim; "kör imancı" olarak lanse edilen Gazali şiddetli bir Fideizm karşıtıdır.
Hakkında ardından gidilmediği için bu hallere düştüğümüze dair yorumlar yapılan İ.Rüşd, bu dengeden bahisle; "Akıl ve Vahy aynı memeden(aynı hakikatten) emen ikiz kardeştir" demiştir.
Batı düşüncesinin İslam düşüncesinden ve İ.Rüşd'den nasıl etkilendiği, bu "akıl-vahy" dengesini Hristiyan teolojisinde bir yerlere oturtmak için nasıl uğraştığı ve bunu -Hristiyan teolojisinin sorunları nedeniyle- sağlayamayınca da Hristiyan mirasını tamamen çıkarıp attığı nihayetinde de İslam düşüncesinin akılcılık kanadını "manevi tarafı" eksik bir biçimde alıp özgünleştirdiği ise bambaşka bir değerlendirme konusu.
İslam geleneği/düşüncesi bu hızlı değişim sonrasında gelen materyalist Batı felsefesinin ve kültürünün 200 yıllık cüretkâr saldırısı nedeniyle içine kapanmıştır. Bu 19 yy. kesîf ortamı sırasında bir refleksti, belki de özü korumak için gerekliydi ama bunu artık aşmalıyız. Çünkü materyalizm de dahil tüm dünyevî ideolojilerin ve varoluşa verilen cevapların ayakları yere değmiştir.
Bunun farkında olur, telaşlı bir eklemlenme sevdasını bir kenara bırakır ve medeniyet değerleri kıyasını doğru bir şekilde yapmayı becerebilirsek, başta rasyonel düşünce melekemizin üstündeki tozları silmek ve içine kapanmış geleneğimizi dışa açmak üzere, birçok eksikliklerimizi ve sorunlarımızı çözme yolunda önemli bir sürece girebiliriz diye düşünüyorum.
Ki son 20 yıl içinde tüm İslam Coğrafyasında bu yönde müthiş bir eğilim, dahası değişim var.
Bu sürece girildiğinde de içtihad vb. konular teferruat kalır ve değişim, ilkeleri ve nassları zerre kadar zedelemeden tüm yaşam alanını spontone kuşatır.
Yazan: Suat Ö. Tarih: January 4, 2007 1:31 AM
Mustafa Bey,
Maalesef bu Hadi Uluengin'i referans alarak vardiginiz yargilar manzumesi ne derinlik ne mantiki butunluk acisindan sizin en parlak yazilarinizdan biri olmaya namzet. Bu "en kayda deger" (belki bunda koyunun olmadigi yerde keci mantigi ile hakli olabilirsiniz, benim aklima Enis Berberoglu gelir ama o da kayda degmez) dediginiz Hurriyet yazarinin link verdiginiz ilk yazisi soyle basliyor.
"İslam savaşları (I)
UNUTTUKLARIM olacaktır ama şimdilik aklıma ilk gelenleri sayıyorum.
İşgale karşı direnişin falan değil, açık açık mezhep savaşının yaşandığı Irak, biiir!
Taliban’ı ve El Kaide’siyle Afganistan ikiii!
Şii’si, Sünni’si, Dürzi’si ve Marûni’siyle, Lübnan üüüç
Siyahi Darfur’uyla, Sudan dööört!
Afrika Boynuzu’ndaki Somali beeş!
Daha düne kadar Cezayir, altııı!
Ve nihayet, kervana en son katılan Filistin’le etti mi size yedi!" (HU)
Ben de bu meseleleri cok kompleks, tarihi kokenleri inasanligin baslagicna kadar
giden Oryantalizmden, somurgecilige, nifaktan, modernlesmeye, Filistin Probleminden BOP'ye. Komunizmin cokusune kadar pek cok nedeleri, uzantilari, izdusumleri olan bir mesele sanirdim. Dusunurumuz Bekir Coskun-A.H. Coskun karsimi bir liste ile bu isleri halledivermis.
Burada oklari size cevireyim musadenizle. Zekisiniz, berrak bir lisaniniz var; konulari herkesin anlayacagi bir dille aciklama kaabiliyetinize hayranim. Sizin benim ogrencligimde hocam olmanizi isterdim ama felsefe hocam degil.
Daha once saniyorum "kultur emperyalizmi degil kutur boslugu" basligi altnda bir yazi yazmstiniz, bu iki kavrami birbiri ile ortusmeyen, hatta aralarinda bag bulunmayan kavramlar gibi sunmus idiniz. Orada da size bunlarin aslinda fazla farkli seyler olnmadigini soylemistim ama belliki ikna edememisim. Demek istedigim konulari self-contained, izole olarak
ele alma temel kavramlari ogrenme safhasinda yararli olbilir anma nihai hukumlere varirken bunlarin birbirine bagligini hesaba katan "buyuk resim" tahlili yapmak gerekir kanimca.
Internal-external ayirimi yapmak o kadar
kolay degildir. Nareddin Hoca'nin evinin soyulmasinda oldugu gibi butun nedenlerin birlesimi sonucu uretir.
Milton Friedman bir tartisma programinda karmasik, kapsamli mevzulari basite indirgedigini dusundugu Lester Thurow'a "if you ask silly questions you get silly answers" demis idi. Ben sizin sorularinizi ayni kategoriye koymayayim ama "yanlis sorular sorarsaniz yanlis cevaplar alirsiniz" diyeyim.
1) İslam dünyasının bütün acıları nasıl olup da başkaları tarafından yaratılıyor? Müslümanların hiç mi hatası yok?
Cevap:
Km bu iddiada bulundu ki? Ama siz bircok
acilarimizda Batililarin rolu olmadigini mi soylemek istiyorsunz bu soru ile? Gidin bunu Iraklilara, Filistinlilere, Somalilere
Afganlara anlatin.
Bunu iddia ediyorsaniz "butun
olaylarin olsumunda external (dis) faktorler rol oynamaz, hersey internal (ice ait) tir"
gibi bir teoriyi kabul etmek zorundasiniz.
"Nasreddin Hoca yaniliyor,hirsizin kabahati olamaz" basligi koyabilirsiniz tebliginize.
Gecenlerde sizin de dahil oldugunuz olusumun duzenledigi konusmada Prof.Surus "Ben Islam dunyasinin bulundugu durumu gericilik, hatta geri
kalmsdlik olarak tasvif etmiyorum
mahrumiyet, husran (deprevation, frustration)
kelimeleri daha uygun olur" demis idi mealen.
Ve bu gunku durumu "onlar reform yapti biz yapmadik" gibi sig mantikli nedensellik yargisi yerine "onlar sansli idi biz sanssiz idik" gibi kanimca cok daha bilgece bir aciklama getirdi. (bu "bilgece" tasvifi bunun musebbibi olarak gosterilen faktorlerin hicbirinin basli basina sebep olcagini reddetmedeki derin muhakme icindir- fazla uzatmayayim, gerekirse bu konuya girebiliriz ayrica).
"Bu cevapta oz olestiri yok" diyorsaniz lutfen diger soruya cevabimi da okuyun.
2) Eğer başkaları Müslümanlar aleyhinde komplolar kurguluyorsa, nasıl oluyor da Müslümanlar hep bunların kurbanı oluyor, neden bir türlü karşı-hamle yapamıyorlar?
Cevap:
Burada "baskalari hep komplo kuruyorsa" "siyonizm" "Hacli zihniyeti " "oryantalizm" gibi kavramlari buyuk bir firca ile boyayip cop kutusuna atan, baslangictan marjinAlize ederek "tartismaya" baslayan bir yaklasim goruyorum.
Oysa Oryantalizm, emperylizm, birincisnin ikinci icin aracsallastirilmasi uzerine Dogulu ve Batili pek cok saygin dusunurun pek cok bilgece eserleri var. Simdi bir cumle icersine koca bilim sahalarini dusunce ekollerini koyarak hafide almak biraz su Hurriyet'teki kadinin Panda Trials uzerine yazdigi yazidaki gibi hicbir argumani ele almadan "Yaratiliscilik (veya Akilli Tasarimcilik?) insanlari geri
zekali yapar" demesindeki onyargililigi cagristirmiyormi biraz?
Batiliyi suclayan kendini de sucluyor. Nesnel tahlil ikisinide ihmal etmez. Ozellikle gunumuzde "ic" ve "dis" ayirimi epeyce bulaniklasmistir. Belki sizin gordugunuz "ozelestri eksikligi" Musluman toplumlarin kendilerini saldiri altinda hissetmelerinin sonucu olabilr. "siege mentality" (kusatilmisluk halet-i ruhiyesi)ni iyi bilirsiniz.Eminim bunun bir halusinasyon veya paranoya oldugunu iddia etmeyeceksiniz en azindan "terorle kuresel savas" bitene kadar.
Bati universitelerinde "Saidian Ekolu" diye bir ekol var Oryantalizm'i elestiren yerine ve Post-Colonial Studies (Somurgecilik Sontrasi Etudleri)
ni ikam eden. Herhalde birkac orumcek kafalinin "dunya okuzun basinda duruyor" demesi gibi uzerinde tartsilmadan cope atilacak dusunceler degil bu kavramlar. O zaman bu soylediginiz kavramlarin her biri uzerine yapilan temel argumanlari baz alip curutmek daha nesnel olmazmi. Uluengin'in yazi dizisinde bunun yapildigini gormedim. Dogrusu sizin daha onceki yazilarinizda da bunun yapildigini sanmiyorum. Ornegin siynzmin Bati'nin Islama bakisinda oynadigi rol uzerine pek cok veriler sunuldum, tebligler kitapla yazildi butun baskilra ragmen. Yazanlarin ogui Atilla Yayla oldular. Simdi bunlar "establishment line" indan ayriliyor diye "fikir degilii cevap verelim" muamelesnemi layik goruluyor?
Ama "nsil oluyor da muslumanlar bunun hep kurbani oluyor karsi hamle yapamiyorlar"
daha makul bir soru.
Once sunu not edelim: Emperyalizmin, Bati'nin kirli savaslarinin tek kurbani Muslumanlar degil. ABD'deki Kizilderililer, zenciler, Afrikalilar'in cogu, Viet-Namlilar, Koreliler Orta, Guney Amerikalila, Filipinliler, Hintlilerin cognlugu, kisacasi gecmiste Bati tarafindan katledilenler, somurgelestrilenler, "asagi oteki" ilan edilip dehumanize edilenlerin buyuk cogunlugu musluman degiller idi. Yani soru "neden sadece biz" ise cevap "sadece biz degiliz" dir.
Neden biz kaybediyoruz sorusunun bircok seviyede derinlikte cevabi vardir. En basiti "neden ben Mike Tyson ile boks macini kaybedersem ondan" dir. Guc asimetrisi. Ve kurallari guclunun belirledigi, guclunn hem yargic, hem savci, hem kayit tutucu, hem narrator hem reporter, hem cellat olsundan.
Ama "BIZIM" hatamiz yokmu?
El-cevap: Once "BIZ" kimiz?
Bekir Coskun, Abdullah Cevdet, Abdulhamit'e muhtira verenler, Sedat_Vedat
Sertoglu, Nur Serter (rastgel aklima gelen isimler), Cevik Bir, Ege Univ. rektoru "BIZ" mi oluyor?. Hayir onlar,icimzdeki hakim zumre emperyalist Bati'nin besinci koludur. Bu kadar basit.
Soru: Peki samimi biz, "gercek biz" in gunahi yokmu?
Buna cevap biraz daha karmasik olcak, Iste burada Uluengin'e katiliyorum bir nebze. Evet "nifak" dogru teshistir ama yeteri kadar kokenine inmeyen bir teshistir kanimca. Daha da anahtar kelime" nefis" tir. Islam'daki mezhebi bolunmelerin kokeninde de gene nefisler vardir taa sahabe zamanin kadar uzanan. Saddam'in son gunlerinde Kur'an'a yapistigi gibi nefisleri tarafindan yonelndrilen bircok Musluman'da hemen sadece kendi yolunun Hakk yolu
oldugu iddiasina basvurmustur. Gercek din somurusu budur iste! Ve maalesef en saygin ulema, lider, muctehid hatta mursidler dahi rakiplerin alt etmek icin Kur'an'i Hadisleri liberalce kullanmislardir. Herkesin imdadina yetisen bir ayet hadis ve "self-serving" yorumu bulunur. Bugun muslumanlar arasi tartismalarda en koly kazanma yolu budur! Islamin temel mantigi ile celismeyen rasyonel arguman yetersiz kaldiginda hemen bir ayet, hadis patlattinmi karsindaki susar cogunlukla. Nedenini hepimiz biliriz, de soylemeyiz. Bu noktada Surus'a katiliyorum. Musluman karsisindaki musluman olsa dahi tezlerini akil ile izah edebilmeli.
Islam dunyasinin geri kalmisligi" Hadi
Uluengin'in yaptigi gibi tek bir sebebe indirgenemez. Eger "islamdaki nifak" ise problem Haiti, Honduras, Nikaragua, Guney Amerika, asya'nin cogu Afrika'nin musluman olmayan kismini nasil acikliyor acaba Hadi Bey?
Bati'daki "ronesans ve reform" ve takip eden sekulerlesmenin rolu yadsinamaz. Soyleki sekulerlesen Bati,maddeyi, dunyevi tatminleri yucelten Bati endustri devrimine zemin hazirlamistir. "anthing techincally possible is ethically justified" (pratik olrak mulmukun olan her sey ahlaken caizdir)
diyen bir kulturun maddeye hukmetme de hala mulkun Allah'a ait oldugunu,insanlarin gecici costodian oldugunu, kannaat, dunya kaynaklarindan sadece yasayabilecegi kadar alma, tevekkul gibi kavramlarin hala faziletler olrak kabuk eden Dogu'dan daha ilerde olmasi herhalde
anlasilmasi zor degildir.
Bunu ben Batililara soyle aciklardim: Siz bizi yarista gecmediniz. Biz yarisa girmedikki.
Onlarin kulvarlarina girdigimizde goruyoruz ki onlardan hicbi eksigimiz yok. Ama farkli degerlere, inanislara, ahlaki olcutlere sahip insanlar onlarin onceliklerini benimseyemedikleri gibi onlarin meotlarini da kullanamazlar gayelerine varmak icin. Belki Kanuni Fransizlara kapitulsyonlari vermmeli idi; ama bunu soylemek yanlistir. O bir Osmanli Hani idi. O'nun degerlerinde guclu oldugunda taviz verir idi; Bati'ninkinde ise tam tersi. Belki Sallahaddin-i Eyyubu 90 yil once Kudus'u kan golune ceviren Haclilarin kokunu kazimali idi;
o zaman tarih farkli yazilabilirdi ama o bir mucahit idi bunu yapamazdi. Beyaz adam Amerika'ya gitti. Kizilderililer onlra misir tarimini ogretti, ekmegini onlarla paylasti. Beyaz adam ise karsiliginda onlara
ates suyu verdi once sonra biyolojik ve konvansiyonel silahlarl onlari yok etti. Kizilderiluilerin bircok bakimdan Islam ile benzesen tevekkule, tabiatin sahipligine degil tabiatla butunluge dayanan yuksek bir felesefesi vardi. Beyaz adam kazandi(!) sonunda Kizilderili nerde yanlis yapti? Kolaymi bu sornun cevabi felsefeye girmeden, tarihin sonunun geldigini iddia etmeden, kazanmayi
tanimlamadan?
Dostlar,
Tarih kitabi kapanmadi. Hemen kendimizi maglup ilan edip "niye kaybettik" sorusunu sormak icin zaman biraz erken. Bizim "geri kalmsligimiz" birkac yuz senelik bir vakia. Insanlik tarihinde bir an kadar kisa. Roma'da "ileri gitmis" idi. Bir Musluman "ileri gitme" yi Bush veya Judeo-Haclilar gibi tanimlayamaz. Hulagu da kazanmis idi Bush gibi. Gecen bir Zaman gazetesi makalesinde Ibrahim Kalin, soyle bir tarihi anekdotu naklediyor. Kissinger zamanin Cin liderine Fransiz ihtilali hakkinda ne dusundugun soruyor. Cinli "henuz karar vermek icin erken" diyor. Durun hele, tarihin sonu gelmedi. Illa kendi hayatinizda zaferi goreceginize kim soz verdiki? Turk topluluklati da Islam topluluklari da digerleri de kullerinden yukselmedilermi tarihte?
Bugun bana kimse muslumanlarin dis
mudaheler olmadan kendi haline birakldigi, kulturlerine yonetimlerini kendilerini sekillendirdigi birtek ulke gosterebilirmi?
Biraz daha gunumze gelir ve daha sepesifik nedensellik tahlili yaparsak komunizmin cokmesi Islam dunyasi icin cok kotu oldu diyebiliriz. Iki blokun
guc dengesinden olusan "detant" Israil_ABD Inc''in kolyaca istedigi ulkeyi fethetmesine engel idi. Simdi tek superguc mahallenin tek kabadayisi, dunya hakimiyetini pekistirmek icin
onunde tek engel gordugu Islam'i hedef tahtasina oturtmus durumda. ABD ve genelde Bati ulkelerinin dis poltikalarinin nasil yapildigini anlamak icin onlarin ic poltikalarinin nasil yapildigini bilmek gerekir. Bunu anlamak icin de oradaki fikir fabrikalarinin mudurleri kimlerdir, hangi mekanizma ile oraya gelirler, insanlar nasil yonlendirilir taa llkokuldan itibaren, neden nufus olrak ABD'nin %2'sinu olsuturan bir etnik grup medya'nin %60'ini, medya patronlarinin nerde ise tamamini olusturur gibi sorulara nesnel cevaplar aramak gerekir. Yasayan en unlu Oryasntalist, neconlarin bas-papazi Bernard Lewis soyle deei bir C-Span Programinda: "Bizim Ortadogu'ya ilgimizin iki nedeni vardir: Israil ve Petrol. Israil yakinda bizim yardimmiza ihtiyac duymayacak kadar guvende olcak, petrol de 50 seneye bitecek. Ondan asonra onlari kendi kaderler ile bas basa birakabiliriz."
Ben bu verileri cok yerde sundum. Kimse "hayir o veriler yanlistir" demedi,. Hemen her zaman "antisemit", Komplo terisyeni" gibi damgalarla bu soylemlerin sahipleri marjinalize edilmeye calisildi.Bu metodun kitabini yazan da bahsi gecen beynelmilel Yahudidir.
Hasil-i kelam "external faktor" de vardir internal faktor de. Nasreddin Hoca tabiiki penceresine demir caktirmali idi, kapisina saglam kilit vurmali idi ama lutfen kendisinden 8 bin km uzakta kendisine hic zarari dokunmak soyle dursun onun emirleri ile hareket eden diktatorun ulkesineer gelip 2 milyon kisinin katline ve acliktan ilacsizliktan olumune sebep olan hirsizin hicmi kabahati yok" Bu soruyu sordugumda "kompo terosyeni" oluyorsam sizler niye degilsiniz?
Su anki duruma bakarak "niye onlar kazaniyor" sorusu bence abes bir sorudur. O'nun elinde 20 bin nukleer bomba var; Pakistan'in elinde 2-5, Iran bir tane yapmayi dusunuyor iddiasi ile Israil_ABD Inc ve arkasina taktigi yalakalarinin hedefinde; ve Turkiye'eki, Arabia'daki muslumanlar da "biz zararli olur" diyor iken "neden biz bolunmusuz" sorusunu sormaya hakkimiz varmi?
Bir dusunun lutfen. Diyelimki Yahudiler bizim durumumuzda idiler ve biz onlarin. Bir Yahudi ulkesi diger bir Yahudi ulkesinin nukeer gice sahip olmasi ihtimali dogdugunda Turkiye ve diger sozum ona "musluman" uklerin tepkisini mi gosterirdi? Iste SORUNUZUN CEVABI
BURDA YATIYOR. OZ-lestriye en kucuk birim olan kendimiZden baslayalim. Washington'daki gururumuz olan bir kizimiz Siyonist Yahudiler'in Hudson Enstutusu'nde ABD_Israil Inc'i "islami radikalizm" den kourmak icin projler gelistrmekle kalmiyor bos zamanlarinda da Kongre'ye gidip onlari "islami tehlike" konusunda uyariyor. Hafta
sonlarinda da Turkiye'de darbe
planliyor adsiz "yuksek rutbeli askerler" ile. Siz bana Israil icin bunu yapacak kac tane Yaghudi bulabilirsiniz?
Simdi bu kiz "Biz" den ise sorabilirsiniz bana niye "biz" geri kaldik diye. Nisantasi'nda kac tan Turkce isimli dukkan biliyorsunuz? Merkez medyanin pompaladigi kultur,. degerler kime ait? Bunlarin sorumlulugu "bize" mi ait? Ama BIZ kimiz dostlar? Leyla Sahin'in hesabini bana sorun ama Fadime Sahin kim?
Daha cok konusabilirim. Ama herhalde mesajim kabolmadi. Gene de birkac maddede ozetleyeyim:
1. Islam dunyasinin "geri kalmsiligi" (materyal
olcutler ile) hic te biricik degildir.
Filistin, Irak veya Lubnan'daki Hiristiyan topluluklar, Afrika'daki Hiristiyan ulkeler'in durumu fazla farkli degildir Muslumanlardan. Diger ornekler yukarida.
2. Islam veya genelde Dogu medeniyetlerinde materyal hirslari frenleyen inanislar hakimdir. Dogu felsefeleri dunyevi zevkleri, humanizmi yuceltilmesinme genellikle cevaz cermezler. Kimse bana aksi ornek vermesin Cin, Japonya, Kore den. "there is enough for our need but bnot for our greed" (ihtiyacimiza yetecek kada va ama tamahimiza degil) felsefesi Asya'da dun hakim idi, bugun dahi olmemistir henuz, ama ABD'de "greed is good" (tamah iyidir)(Ivan Boesky) MBA programlarinda gizli slogandir. Bu tabiati ile Bizim onlar ile ayni kulvarda yarismadigimiz, ayni mutluluk, hayatin manasi tanimlarini yapamayacagimiz ve ayn gayeler ile motive edilmeyecegimiz sonucunu dogurur.
3. Oryantalizm, somurgecilik ve gunumuzdeki Neo-Judeo-Hacli akinlarini disarda birakan bir anlaliz "su mektepler olmasa idi marifi cok iyi idare ederdim" diyen Marif vekili Hasan Ali Yucel yaklasimidir.
4. Ozelestri "OZ" icerisinde yapilir. Gecmiste bu sitede bu "OZELESTRI" yapma erdemini sergileyen "dostlar"in yazdiklarina, kimler olduklarina ve buna cevap yazacaklara bakarsaniz bunun manasini da "niye biz geri kaldik" sorusunun cevabini da daha iyi anlarsiniz. Tekrar ediyorum BIZ KIMIZ? Kurtulus savasini kaybetse idik Nisantasi'ndaki dukkanlarin isimleri ne olurdu? Rektorler "keske Andolu Hiristiyan olmasa idi" mi derler idi? Generaller kimi "Anadolu'nun denizinde bogarlar" idi? Yanlis sorular degilmi? Rahatinizi kacirdi isem ozur dilerim.
Bugun Turkiye dahil butun Islam ulkeleri isgal veya sadiri altindadir. BIZ dediklerimizin cogu bu isgal ordularinin neferleridir!
5. Nifak cok ciddi bir problemdir ve kokeninde nefis ve besledig kisisel ihtiraslar yatar. Bu da Islam'a ozgu bir durum degildir fakat Islam topraklarinda yaygin olrak kullanildigi ve dusmanin en cok bunu somurdugu de aci bir gercektir. Bu gun Irak'taki "mwezhep savasi" denilen olayin da Kurt-Arap savaslarinin kokeninde kisel hirslar ve bunlariin Bat'lilaca somrulmesi yatar.
Bir taraftan bu kardeslerimize
"durun ne yapiyorsunuz; kime alet
oldugunuzu gormuyormusunuz" derken diger taraftan da modern Hulagulara karsi direnen herkese elimizden gelen yardimi yapmaliyiz. Yoksa tarih bizleri affetmez.
Not: Uluengin'in "islam Savaslari" dedigi sadec "mezhep savasi" ilan ettigi savaslarin neden hicbirinin oyle olmadigini aciklamayi dahi luzumsuz gordum. O iddialari paylastigini soyleyen olursa hepsini de cevaplarim.
Bayram bittigine gore yumusak eldiveni cikrmak uygundur diye dusundum :)
Selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 4, 2007 4:52 AM
Batının dayattığı elbise gerçekten İslami şuura
ermiş insanlara dar geliyor. Buna mukabil, dünyevi
arzular bu parlak elbiseyi sırtından çıkarmayı
zorlaştırıyor. Kıldan ince kılıçtan keskin yol tam
da budur işte. Sırat-ı müstakim, dosdoğru yol.
Yolun denge noktasından ayağı kaydırmak ne kadar
kolay. Alıyüzellibin Iraklının katli henüz gözler
önündeyken Batı rasyonelliğine hayranlık. Pes doğrusu. Uyuşturucu, çocuk pornosu uygarlığı, kumar cennetleri, paranın tanrılaştığı batı, Papa
nın bile gıpta ettiği İslam dinini aklı inkarla
suçlamak, Vahye hakaretin kolay yolu. İnsanlık bu
adice karanlık neo-con katilliğinden kıvranırken
tek umut kapısı İslamı karalamak... El insaf...
Levent.
Yazan: levent Tarih: January 4, 2007 10:14 AM
“Tarih kitabi kapanmadi. Hemen kendimizi maglup ilan edip "niye kaybettik" sorusunu sormak icin zaman biraz erken.”Bekir l.Yıldırım
Önce uyuşturucuyla tanıştırp,denettirip sonra da bağımlı olmasını beklemektir nifak.Arık siz zerk etmeseniz de müptezel peşinizden ayrılmayacaktır.
Tabii haklısınız kaybetmek bir anda güreşteki gibi omzun mindere değmesi değil,zamanla yavaş yavaş ;reankarne zaman alır.
Benlik kaybıyla,biz olmayı bile tartışıyoruz sonra bir ben dahi bulamamak var.Tabii bu aşamada atı alan Babil’e varmışsa ben’lerin kıymeti ve etkisi kalmaz.
Yazan: çuvaldız Tarih: January 4, 2007 11:01 AM
Sn. Cuvaldiz,
Ne dediginizi anlamadim ama bellki buyuk sozler etmissiniz.
Benim anladigim "biz adam olmayiz abi" nin suslu sekli; hurriyet okur yorumlarindaki cinsten.
Burada bircoklarimiz bu "geri kalma" olayinin nedenlerini irdelediler ben dahil. Kazanma, kaybetle "ilerde, geride" olmanin hayat felsefesi ile ilgili oldugunu Batili'nin kullandigi her yolun bizler icin mesru olmayacagini, tarihsel gercekleri tahlil ettiler ve birtakim sonuclar cikardilar.
Siz de Ulengin gibi isin kolayini bulmussunuz. Oyle ise cozumu gosterin de yuruyelim arkanizdan.
O bahsettiginiz "uyusturucu" ya bagisikli edasi ile konusuyorsunuz. Tipik yerli oryasntalist uslup. Sahi siz cuvaldizi kime batiriyorsunuz?
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 4, 2007 12:03 PM
Ne oldu ümmetçilik? Sırada hangi ümmet-i müslümin var acaba?
Bekir L.Yıldırım'ın duyguları alabildiğince çok dingin görünüyor. Yazısında güzel tespitlerde bulunmuş. Ha gayret gerçekleri itiraf etmek üzeresiniz.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: January 4, 2007 1:47 PM
Duzeltme: Ilk yorumumda Prof. Surus'un kullandigi mahrumiyet veya yoksulluk manasindaki kelime "deprevation" degil "deprivation" olcak idi.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 4, 2007 1:58 PM
bazen ateist foruma katılıyorum da dışardan insanlar müslümanların durumunu nasıl görüyor bir farklı bakış ile durumu değerlendirmek istiyorum
mesela müslümanlar diyorum hayırda yarışmayı sever
başlıyorlar müslümanların yaptıklarından mesela diyorum komşusu açken tok yatmaz başlıyorlar anlatmaya mesela diyorum müslümanlar hanımları gereken en güzel değeri verir başlıyorlar anlatmaya diyorum zalima karşı mazlumdan yanadır.....şimdi bizde kendi aramızda tartışıyoruz ama her konuda sınıfta kaldık bir millet kendi kendini değiştirmedikçe ALLAH TA onların durumunu değiştirmiyor (rad11)kendimize bir an önce çeki düzen vermeliyiz bizler yeryüzünde halifeyiz temsilciyiz ve ona göre tavırlarımızı ayarlamalıyız.
Yazan: mikail Tarih: January 4, 2007 4:19 PM
Bekir bey,
Yazımda sizinle "tarih kitabı henüz kapanmadı"
cümlenizde hemfikir olduğumu yazmıştım.
Tarih bitmedi ama süreç işliyor ve mumla aranır olan benlikler,kimlikler var.
Biz kimiz sorusunu soruyoruz ya,daha ne olsun?
Savaşlarda yada kavgalarda illa top,tüfek olması gerekmiyor.
Evet haklısınız,anlaşılır bir uslubum yok zira bilgim yok ama siz de sürekli müdafaadasınız.
Yazan: çuvaldız Tarih: January 4, 2007 5:15 PM
Sn.çuvaldız, Bekir Bey'e "siz de sürekli müdafaadasınız." demiş. haklı bence de.
şimdi, konuyla ne alakası var diyeceksiniz. hemen alakayı kuruyorum; tarihin bittiğini söylemek aşırı kesin bir yaklaşımdır. Kesin olan bir şey varsa o da şu an ki tarihte bir tarafın savunmada diğer tarafın saldırıda olduğudur. savunmada olan taraf da bellidir. ama bu demek değil ki artık herşeyin sonu geldi, müslümanlar yok olmaya gitmektedir. Yok böyle bir şey, böyle deterministik bir tarih anlayışıyla belki bir nebze geçmişle ilgili acıklamalarda bulunabilir ama gelecekle ilgili tahmin yaparkan bu kadar " bu böyleyse, bu da böyledir" yaklaşımı geçersiz kalır, kalır da kalır işte..
yani öyle bir denklem ki bu, işin içinde kaç tane parametre, kaç tane bilinmeyen olduğu belli değil.
o yüzden bir bakarsınız bu mudaafa bir gün saldırıya geçer, neden olmasın?
Yazan: sessiz Tarih: January 4, 2007 6:51 PM
Sn. Cuvaldiz,
Haklisiniz biraz fazla mudafada oldugum hususunda. Bunun icin makul sebeplerim var ama sizinle alakali degil. Sizin yorumunuzu iki defa okumasaydim belki daha iyi anlardim. Umid ederim kirici degildi cevabi yormum. Oyle ise ozur dilerim. Birikimle de olmuyor bilgelik. Sadece olaylardan bir mana cikarma gayreti yaptigimiz herkesinki gibi.
Selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 4, 2007 7:33 PM
Bekir Bey,
"O bahsettiginiz "uyusturucu" ya bagisikli edasi ile konusuyorsunuz. Tipik yerli oryasntalist uslup. Sahi siz cuvaldizi kime batiriyorsunuz?"
diye itham edip soru sormuşsunuz.Cevabım;
Geç uyanan biri olarak tekrar,uyuşup kalmamak için Çuvaldızı kendime batırıyorum.Tipik bulduğunuz uslubumu değiştirmek için gayret ediyorum.
Yorumlarınızı ilgi ile okuyor ve size saygı duyuyorum.
Yazan: çuvaldız Tarih: January 4, 2007 8:26 PM
Sevgili Bekir Bey; beni esaslı bir zahmetten kurtardığınız için teşekkürler.Bunlar üzerine muhalif başka bir şey yazmaya gerek kalmamış.
Yalnız bir yorumcunun söylediği gibi uslubunuzda savunmacı/tepkisel bir ton var hatta en belirgin ton ama bunu hiç yadırgamıyorum bilakis çok haklı buluyorum.
Bu yazılanlar birikmiş bir tepkinin eseri gibi göründü benim gözüme.
Sayın Akyol; genelde batılıların yaptığı zulumleri kınamadığı kadar meseleyi hep müslümanları eleştirmeye getiren uslubuna bir tepki var bu yazıda.Aynı zamanda Uluengin örneğinde olduğu gibi son derece yüzeysel yaklaşımlarada...
Yalnız pek bahsetmediğiniz bu gerilik meselesi kanaatimce ortalama bir köşe yazarının akıl ve bilgi zaviyesinin çok üstünde bir mesele.Bu sığlıklara Sayın Öztürk'de dikkat çekmiş.
İslam hukuk ve düşüncesiyle uğraşan biri olarak İslamda rasyonalite eksikliğinden mütevellit bir geri kalmışlık iddiası hangi literatürün devrilmesi/okunmasıyla ortaya atılmış bir incidir.Belki rönesans tarihiyle fazla ilgilenmekle açıklanabilir.Gazali ve İbn Rüşdü bu yazarın okumadığına yemin edebilirim.Ayrıca dogma olarak nitelediği İslam, onu nev-i şahsına münhasır yaptığı rasyonalite tarifiyle ciddi paradokslara sürüklemiş görünüyor.Söz Gazali ve İbn Rüşd'den açılmışken bu düşünürlerin ne dediğini anlamak için ki ''bu neden geri kaldık'' (sorusunu soran herkesin öncelikli ödevi olmalı,) islamın tarihi seyrini öyle tarih kıtabı okur gibi değil, İslamın bütün entelektüel birikimini belirli bir temelden görmek suretiyle tekrar gözden geçirilmelidir .
Neyle karşı karşıya olduğumuzu anladığımızda bu soruları bir yoruma binaen bir yorum sayfasında ne anlayabilir nede cevaplayabilir olduğumuzun farkına varırız.Çünkü bu, kendimide azade tutmayarak söylemeliyim ki çok daha fazlasını gerektirir.
Bu ön girişten sonra acizane kanaatlerime şöyle devam etmek istiyorum;
Bugün bir Alem'i İslamdan bahsedilebilir mi?Müslüman ülkelerin ancak %46'sının okuma yazma bildiği bir coğrafyada rasyonalite eksikliği biraz hafif bir söylem olmuştur kanaat ederim.
Aynı zamanda İslam dediğimiz anda sahi aklımıza ne geliyor; bizim dini formasyonumuz neyi anlatıyor bize? Bugün İslam diye inandığımız şey tarihle şekillenmiş geleneksel bir kültür inanışı olmasın sakın; özellikle 12. y.yıldan sonra oturmuş özünde birçok yabancı kadim kültür felsefe inanış vs. taşıyan Tasavvuf felsesinin müesseseleşmiş tarikatlarla geniş kitle ve coğrafyalara yayılarak ve bu kitlelerin inanış ve kültürleriyle harmanlanmış ve felsefi orjinalitesini tamamen yitirerek halk/kitle dini haline gelmiş temelinde ''herşeye/herkese hoşgörüyü'' barındıran barındırdıkça müntesibi artan yeni bir anadolu dininin ortaya çıktığının acaba farkındamıyız.
Ve bunun farkında olmadan ve yine sürekli iyi niyetimizle kendi formasyonumuzun yeterliliğini sorguya çekmeden acaba üzerinde durduğumuz sorunsal bir uzmanlaşmayı gerektirir mi? diye hiç düşünmeden başlıyoruz inciler şaçmaya...
Evet esas sorunumuz bu: İslamı tüm devirler boyunca aynı şey zannetmemiz.Sonra birdenbire bir rasyonalite eksikliği ortaya çıktı bütün İslam alemini mahvetti.Ne kadar basit...
Bütün mücedditlerin son üçyüz yıldır üstünde durduğu: İslamı dışarıdan giren inanış ve kültürlerden ayıklamak ve bunu yaparken günün problemlerinede İslami bir yaklaşım getirerek tutarlı bir dünya görüşü meydana getirmeye çalışmak en esaslı işleri olmuştur.
Bahse mevzu bu yenileyiciler tarafından neden geri kaldığımıza dair esaslı mütalalarda bulunulmuş çözüm önerileri getirilmiş ve bu hareket başarı ve başarısızlıklarıyla bugün karşımızda durmaktadır.Gerçekten anlamak istiyorsak şurdan başlamalıyız biz bu söylenenlerin neresindeyiz ya da ne kadarından haberimiz var.
Seyyid Ahmed Han, Çerağ Ali, Ali Şeriati, Muhammed İkbal,Fazlur Rahman, İsmail Faruki ,Nasır Hamid ebu Zeyd, Emin El Huli, Hasan Hanefi, Abdülkerim Suruş ve diğerleri.. Bizim için ne ifade ediyor...
Sadede gelelim bir şey söylemiyor söyler gibi yapıyoruz.
Entelektüel bakımdan bir katkı sağlayamıyoruz.
Sadece konuşuyoruz.
Saygılar...
Muhammed ALi DİKTAŞ
Yazan: Muhammed ALi DİKTAŞ Tarih: January 6, 2007 3:30 AM
Muhmmaet Ali Bey Kardesim,
Yorumunuzdaki fikirlerin, benim tepkiselligim, mudafada olsumun psikoanalizi dahil tamamina katiliyorum.
Degindiginiz konularin aciklamaya ihtiyaci yok. Ben de sizin yorumunuzun ve diger yorumlarin isiginda su cikarimlarimi ilave edeyim.
Reformcu, veya gelenekci, diyalogcu, diyalog karsiti, Ibn-i Sina'ci veya Gazzali'ci Mutezile vey Esarite, ilimli veya koktenci hangi siniflandirmalar yaparsak yapalim iyi niyetli muslumanla olarak farkli zaviyelerden bakislatri kolayca bir kalemde cizmeyelim. Gelenekci Seyyed Husseyin Nasr'i dinledigimde de akilci veya reformcu Surus'u dinledigimde de beyin hucrelerim canlaniyor feyz aliyorum.
Benim tepkiselligimin muhtemelen en onemli nedeni bazi ILIMli, diyalogcu, "oz erlestrici" dostlarin sadece "hirsizi" yeteri kadar suclamamalari degil, ayni zamanda sizin ve buradaki bircok yorumcunun, ve Kardavi'den Nasr'a kadar pek cok degerli ulemanin, Nasrallah gibi mucahitlerin bilgeliklerinin bir kalemde "efelenme, catismacilik, yerli Huntingtonculuk, ..." vb yaftalar ile cizilmesi.
Oysa benim gibi "radikaller" hic te radikal olmayan Fetullah Hocaefendi'nin yaklasimi hakkinda hicbir elestri dahi yapmadik. Cunki tek dogru yolun hicbir cizginin tekelinde olmadigi "muminin ihtilafinda rahmet oldugu" ilkesine uygun hareket etmeye calistik.
Bizler metod da ayrilik ile niyette ayriligi ayirabilecek basiret sahibiyizdir umid ederim. Sagolsunlar buralarda "israil'in katliamlari" sirasinda kaybolup "Musluman'in ozelestrisinde" fikirlerini bizden esirgemeyen bircok anonim zevat bu ayirmi yapmamiza yardimci oluyorlar.
Evet, "islam ve akil" mevzuu ne Uluengin'in ne Guruz'un sikletine uygun agirlik. Suat Ozturk kardesimin de birkac yorumunda ifade ettigi gibi Ibbn-i Sina'dan onlara ekmek cikmaz. Seyid Huseyin Nasr Hoca Washington'daki bir sohbette Musluman olmadan Sufi oldugunu sanan Amerikalilarin da bulundugu bir gruba Mevlana hazretleri'nin bir vakit namaz dahi kacirmadigini hatirlatmisti. Itiraf etmeliyim ki biraz risale-i Nur okumak ve Papa'nin "islam akil baglantisi" zirvasi uzerine biraz arastirma ve Surus'un bir iki yazisi disinda bu mevzuda birikimim yok. Simdi Surus'un "Islam, Reason, Democracy,..."(? aklimda kalmadi tam adi) kitabini okumayi planliyorum Edward Said'in "Oryantalizm" kitabini bitirdikten sonra. Evet insan ogrendikce ne kadar az sey bldigini fakediyor. Prof. Surus burada iken kendisine "vahiyden bagimsiz akil" konusndaki argumanlarini mantiki buldugumu fakat bunun istismara acik kapi biraktigindan ornekler vererek bahsetmis idim. Kendisi mealen "ama sonucta zirvanin, istismarin ustesinden de "reason" (rasyonel, akil) gelir" demis idi. Bu son soz degil tabii; karsi argumanlr da bir o kadar rasyonel.
Allah bizi cehaletinin farkinda olanlardan eylesin.
Selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 7, 2007 3:51 AM
Sevgili Bekir Bey,
Söylediklerinizi doğru buluyorum ve açık yürekliliğinizden dolayı sizi kutluyorum.
Burada daha öncede çeşitli şekillerde ifade etmeye çalıştığım bir mesele var.Sayın Akyol'un samimiyetinden şüphem yok.Ama onun çeşitli A.B.D gazete dergi vs. de çıkmış yazılarına baktığımda hep müslümanların yaptıklarıyla alaklı yazılar oluğunu farkettim.Buralarda Sayın Akyol A.B.D'nin şahin politikalarını savunmakla meşhur malum gazetesinde A.B.D politikalarını eleştirebilip eleştiremeyeceği aklıma geldi sonra bende bunun mümkün olmadığına dair bir kanaat oluştu.
Şimdi bunu neden mi anlatıyorum:Şunun için; bir siyaset bilimci olmamakla beraber A.B.D nin şeytanca birtakım politikalarından haberdarım.Sayın Akyol ve onun gibi ''yabancı'' yazarların A.B.D medyasında arzı endam ediyor olmalarının asıl sebebi A.B.D politikalarının meşruiyetini halklarına isbatlamaya yönelik bir çabadan başkası değil.Bu noktada yanlış anlaşılmamak için şu açıklamayı yapmayı lüzumlu görüyorum:Mustafa Bey böyle birşeye isteyerek alet oluyor demiyorum söylediklerinin belkide tamamı doğru şeyler fakat A.B.D sizi ancak istediği şeyleri söylediğinizde bir yerlerde konuşmanıza izin verir(Siyaset bilimi mezunu birisinin bunu bilmeme ihtimali olmasa gerek) yoksa bir ortadoğulunun bunları söylemesine ne ihtiyaçları nede luzum vardır.Şüphesiz bahsedilen şeyleri onların devasa düşünce kuruluşlarındaki profesyonelleri bizim Aydın yazarlarımızdan çok daha iyi biliyorlar peki neden bir Türk'e bunları söylemesi için izin veriyorlar bunu düşünce özgürlüğüyle açıklamak biraz saflık olur kanaatindeyim. Bana göre asıl gayeleri ''oralardan birine'' kendi komuoylarında müslümanların yalnızca hatalarından bahsederek kendi politikalarını meşru gösterme çabasından başkası değil.
Baktığımda daha geçenlerde Mustafa Beyin, A.B.D'de bir tartışmada daha sonra öğrendiğim 3. sınıf hiçbir saygınlığı olmayan 2 İslam düşmanı akademisyenle sürekli gardda kalmak suretiyle tartıştışmalarını okumuştum.Bu adamların görevleri ise temelde A.B.D'nin İslam dünyasını yağmalamakta aslında nekadarda haklı olduklarını göstermek hele o konuşmadaki bazı diyaloglar ders diye okutulabilir.
Buradan çıkan sonuç şu bizim gibilerin (bu coğrafyayı kastediyorum) oralarda arzı endam edebilmeleri için entelektülaiteden fazlasına ihtiyaçları var. Edward Said gibi düyaya fazla gelmeyen düşünürlerin bile linç edilip sürüldüğü o memlekette sadece düşünce özgürlüğü diye kimsenin A.B.D'nin o medyasında yalnızca köşe yazarı sıfatıyla konuşamayacağı aşikardır.
Siz bütün iyiniyetinizle İslamı anlatın durun ''orada bilmeyen A.B.D kamuoyuna'' onlarda sizden istediklerini alıp işlerine baksınlar.
Bakın maalesef asıl sorun bu batı medeniyeti sosyal bilimlerde bugün öyle ileri gitmiştir ki sizin bakış açınızı fazlasıyla kapsar siz konuştuğunuzda aslında işlerine geleni söylersiniz işin en ilginç yanıda söyledikleriniz tamamen doğru şeylerdir.
Son olarakta yukarıdaki yoruma binaen kendimle alakalı bir açıklamada bulunmak isterim benim meselelere İslami bakış açım bugün modernizm hatta post modernizm denilebilecek bir zaviyeyle esaslı şekilde örtüşmektedir birde tabi bu kelimelerde Türkiyede biraz kafa karışıklığı oluşturuyor bugün bu terimler tek bir anlayışı temsil etmemektedir bunu zaten Suruş güzel ifade etmiş modern düşünce hepsini almak zorunda olduğunuz bir paket değildir. Ben bunu konuyla ilgili kanaatlerimi pek buraya taşımadım ilgili konular ele alınırsa konuşabiliriz.Yer yer Kutup, Şeriati, Mevdudi gibi isimleri savunuyor durumuna düşmem onların bakış açısını tamamen kabul edilebilir bulduğumdan değil yalnızca bir Hakkı Teslim görevinden başka birşey değildir.Aslında Nasır/Quenon gelenekçiliğinden hiç hazzetmem bunlar geçmiş kültürlerin kutsanmasından başka birşey değilmiş gibi gelir hep bana.Fakat bu entelektüellerinde kesinlikle üzerinde düşünmeye değer ve asla ıskalayamayacağımız değerli bir külliyat şeklini almış düşünceleri mevcuttur azami istifade edilmelidir çünkü gelenek bilinmeden gelecek bilinemez.
Genelde politika üzerine yazdığımız yorumlardan salt bir batı karşıtı klasik müslüman portresi çizmiş olabiliriz onları yazmamdaki tek gaye ahlaki ödevimi yerine getirmekti.
Sevgiler, Selamlar
Muhammed Ali DİKTAŞ
.............................
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
MUHAMMED ALİ BEY,
BANA "AMERİKAN MEDYASINDA NEDEN YAZI YAZDIRILDIĞI" KONUSUNDA BAZI ZANLAR İFADE ETMİŞSİNİZ. (BENZER BİR ZANNI "TÜRK MEDYASI" İÇİN DE DİLE GETİRMENİZ MÜMKÜN, EĞER GÖZÜNÜZDEN KAÇTI İSE. HANGİSİNİN DAHA "ŞEDİD" OLDUĞU TARTIŞMAYA AÇIKTIR.)
TABİ ORTADA "YAZI YAZDIRAN" BİRİLERİ YOK, MEDYA SİZİN VARSAYDIĞINIZ GİBİ BİR TAKIM GÜÇ MERKEZLERİNİN YÖNETTİĞİ BİR DEVLET DAİRESİ DEĞİL...
AMA YİNE DE "YAZIP DA NE DİYORSUNUZ" DİYE SORACAK İSENİZ, BUNU "AMERİKAN YAĞMASINI HAKLI GÖSTERMEK" GİBİ ZANLARLA CEVAPLAMAK YERİNE,YAZDIKLARIMI BİRAZ DAHA DİKKATLİ OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM.
MESELA ŞUNU ÖZELLİKLE OKUYUN DERİM:
http://www.thewhitepath.com/archives/2005/10/turkey_and_the_headscarf.php
"NE YAPMAK İSTEDİĞİMİ" ORADAN ÇIKARABİLİRSİNİZ.
SAYGİLAR,
M.A.
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: January 7, 2007 10:24 PM
Sayın Akyol ;
yazınızı okudum.yalnız benm yukarıda söyledikerlimi iyi anlamadığınız kanaatindeyim.yukarıdaki ifadelerime dikkat edecek olursanız siznle alakalı şahsınızı ilgilendiren her hangi bi zan mevcut değildir.ben ABD nin bilindik bir politikasından bahsettim.aynı durum elbette kİ Türk medyası içinde mevzu bahisdir.bunlar meçhul durumlar değildir.Amerikanın savaş tellallığını yapmak için hangi medya kuruluşlarına ne kadar dolarlar saçıldığı meraklsının malumudur.
şunu tekrar yineliyorum; yukarıda ki ifadelrede sizinle alakalı tek cümle su-i zan yoktur.
''MEDYA SİZİN VARSAYDIĞINIZ GİBİ BİR TAKIM GÜÇ MERKEZLERİNİN YÖNETTİĞİ BİR DEVLET DAİRESİ DEĞİL''
bu ifadelerinizi sizin fazla iyi niyetli olmanıza bağlıyorum.ABD nin körfez savaşı sırasında medyasını nasıl kirli emellere alet ettiği herkesin malumudur.ve sizin ; siyaset bilimi ile iştigal etmiş bir kişi olarak yukarıdaki ifadelerinizi hayretle karşılamaktayım...
bu işlerin hiç te bahsettiğiniz kadar masum olmadığını bir amerikalı entellektüelin ağzından isterseniz duyabilirsiniz.noam chomsky'nin bir kaç makalesine bakmanız yeterli olkur kanaatindeyim.
saygılar
Muhammed Ali DİKTAŞ...
Yazan: Muhammed ALi DİKTAŞ Tarih: January 8, 2007 12:16 AM
Muhammet Ali Bey Kardesim,
Fikirlerinizin bircogunu, genel bakis zaviyenizi de paylasiyorum.
Yaniz ABD'deki medya, veya daha kapsamli deyim ile "establishment" (devlet, medya, kultur, dusunce fabirkalari) nin temsil ettigi irade konusunda tesbitlerinizin yeteri kadar nesnel oldugundan emin degilim.
Dogrudur orada ve Bati'da sonucta insanlari "dogru dusunmeye, dogru fikirler felsefeler benimsemeye yonlendiren" bir duzen vardir. Bu imparatorlugun basi bos birakildigini dusunmek pek mantiki de degildir zaten. Buradan bizdeki laikciler, baski rejimi yanlilarinin "bakin demedikmi, orda da duzenkorunuyormus" yorum cikrabilecekleri cinsten degil. Oradaki duzen insanlarla beraber korunuyor, onlardan veya onlara ragmen degil.
Fakat bizde ABD'veya Bati'ya supheci bakan bircoklari da sizin yazinizdan cikardigim gibi bunun tek merkezden organik olarak kontrol edilebilen bizimkine benzer bir devlet merkezli irade oldugu seklinde yorumluyor. Mesele bundan cok daha karmasiktir. Tamamini kapsayan birkac bilgece cumle cikrabilecegimi de sanmiyorum.
Bazi spesifik argumanlariniza gecersek, Mustafa Bey veya diger Turk veya musluman entellektuellerin oranin medyasinda boy gostermesinin tabiiki o medya kurulusu ve genel olrak "establishment" acisindan bir manasi vardir. Bir olumlu, islam dusmani olmayan, demokrat yazarin Millyet'te yazmasi gibi de olabilir bu "mana" veya ozel olarak sizin ima ettiginiz belirli konularda onlarin duymak istedikler seyleri soylemeniz de olabilir.
Ama ABD'deki merkez diyebilecegimiz "mainsteram medya" (ki Mustafa Bey'in yazdigi bazi yayinlar bunun da neocon ucundadir)belirli politik cizgileri olmakla birlikte orada yazilan her yazida verilen measajin direkt o poltik cizgiye temsil eder gibi bir sart yoktur. Ornegin o medyadan ogrendik Guantanamo'yo, Ebu Garip'i. Olan sey o medya, ve dusunce fabikalarinin ortak nihai urunu oradaki establishmentin "kabul edilbilir" cizgisini cogunluk arasinda benmsenmesini saglamak. Gene oprnegin Israil-Filistin konusunda Filistin yanlisi pek cok yayin ornekleri de bulmak mumknur. Ama yekununun biraktigi etki ortalama Amerikaliyi Israil'e sempati, Filistin'e anti-sempati ye goturur. Sonuc bu olduguna gore orada yazan herkes bu gayeye binincli veya bilincsiz hizmet ediyor denemez. Bir Hanan Ashravi yazisinin Washington Post veya LA Times'ta cikmasinda iki tarafin da "hesabi" vardir. Post "bakin biz objektifiz, diger tarafa da soz hakki veriyoruz" iddiasi hakki kazanir ve "nasil olsa yazilarin yekunu ile onu telaf ederiz" der. Asravi zaviyesinden ise bu pek ender bulunabilen "filistin perspektifini" ABD halkina, entellektueline sunma sansidir. "yazmasam daha mi iyi olurdu" der.
Ben Mustafa Bey'in Batili okura donuk yazilarinin birkacini okudum ve iclerinde katilmadigim mesajla olanlari da var. Bircoklarini burada acikca tartistik. Fakat sonucta ben de "bu yazilarin tamaminin cikmasinin cikmamasindan daha yararli" oldugu dusuncesindeyim. Tabiiki oranin merkez medyasinda yazmak icin bazi "politik dogrular" icermeli yazilariniz, genel durusunuz. Bunlar yok ise, soylemleriniz cogunlukla benimki gibi "radikal" ise bu sansi elde edemezssiniz. Her iki pozisyon icin yapilabilecek olumlu, olumsuz argumanlar vardir.
Peki care, oralara hic girmemekmi olmali?
Nasilki Bati'daki Robert Fisk'ler, Naom Cohmsky gibi "muhalif sesler" oradaki fikir hurriyeti oldugu imajini kuvvetlendirerek Bati imajina katkida bulunuyor ise, Islam dunyasindan cikan "oz-elestirel" mesajlar da muhtemelen "bakin biz de sizin gibi yekpare degiliz, bizde de fikirsel cesitlilik var" mesajini vermeye de yardimci olabilir, yekun olarak. Ama kanimca bu tur ilimli mesajlarin yaninda "radikal yorumlar" da ulasmali Bati'liya ki onlar da bizim gercek resmimizi dogru degerlendirebilsinler; ve "bakin sucu kabulleniyorlar" sonucuna varmasinlar. Burada bir "iyi pois, kotu polis" islevi tesbihi de mumkundur.
Ben de sizin gibi bu "muslumani sorgulama" ya da "ozelestri" nin bircok Islami kokenli cevrelerce fazla yapildigi onlari kendilerini sorgulamaya, "kok nedenleri dusunmeye iten mesajlarin" fazla ulsmadigi kanaatindeyim. Fakat "establishemt" size bunu belese yaptirmaz. "Ne kadar ekmek , o kadar kofte".
Burada ben ABD medyasinin ve genelde demokratik Bati medyasinda Yahudi kontrolu'nun bir fikir degil veri oldugunu tekrarlayayim. Bunu sadece bu "mainstream medya" daki kose yazarlarinin Israil_Filistin konusundaki yazilarinin bir cetelesni cikrmakla dahi varabilirsiniz' ki bu tek gosterge de degildir; arstirin medya patronlari, yoneticileri imler imis. Israilli muhalif Israel Shamir bunu isim, isim listeler cikrarak cok nesnel bir sekilde yapiyor (bkz: www.israelhamir.net).
Son olarak merhum Ozal'in bir sohbet toplantisinda genel olarak Bati ile iliskiler icin sarfettigi bir soz ile bitireyim. "ama onlarla is yapatrsam beni uter diyorlar; utulme be kardesim".
Selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 8, 2007 4:55 AM
Muhammet Bey,
Bu son yazınızda çok problemli bir mantık ve nezaket kurallarını aşan bir imâ görüyorum.
Hem Akyol'un samimiyetinden şüphem yok deyip, hem de yazı yazdırıldığını ima etmeniz ilginç bir tutarsızlık. Acaba Akyol'a hangi konuda yazacağını nasıl dikte ediyorlar? Eğer böyle bir dikte varsa Akyol'un samimiyetini nerden bildiniz? Yoksa, "yazı yazdırıyorlar" vehmine nereden kapıldınız? (Burada aslında ağır bir hakaret var ama Mustafa Bey her zamanki gibi nazik bir cevap vermiş.)
Medyanın üst düzey bakımından bir takım grupların elinde olması mümkündür. Ama ben medyanın hele hele yazar kadrolarının hiç de öyle yekpare biçimde tek bir fikir kanadında olduğunu düşünmüyorum.
Ülkemizde de bunun gibi örnekler var. Doğan grubunun onca laikçi jakobenliğine rağmen mesela Radikal'de Hasan Celal Güzel'in yazmasını neyle açıklayabiliriz? Yada başka pek çok liberal ve demokrat isim nasıl oluyor da Özdemir İnce Bekir Coşkun vb.leri ile aynı grupta yazabiliyor?
Başka bir örnek verelim; Zaman'da Ethem Mahçupyan'a neden yazdırılıyor? Ya da Şahin Alpay'a?
İsrail'i siyonizmi ve katliamlarını bizden daha fazla yerden yere vuranlar var. Nerede biliyor musunuz? İsrail'in içinde. Liberal Heartz gazetesinde.
Aynı şey ABD medyası için de geçerli. Özellikle yazar düzeyinde çok kozmopolit bir yapıdadır ABD medyası.
Meseleye bu şekilde salt komplo teorisi gözlükleriyle bakıp sinmek yerine biraz zahmet edip çalışmak gerek. Bizi dolaba koymaya çalışacaklar elbet ama biz de enayi değiliz, girmemeye çalışacağız.
Son yorumunuzda Hadi Uluengin'i bazı yazdıklarını haklı çıkartan bir anlayış var maalesef.
Elimizden ne geliyorsa çalışalım çabalayalım, gelmiyorsa birşeyler yapmaya çalışanları bari tutup aşağıya çekmeye uğraşmayalım. Ayrıca bunu "yazdırıyorlar" gibi çirkin bir imâ ile yapmak ne insafla ne de İslâm ahlakıyla bağdaşır.
İslam düşmanları ile tartışma yapılmasına bile burun kıvırmışsınız, bizi yağmalayıp duranlara karşı Temel'in hırsıza küsmesi gibi "sen beni tanımayorsan ben de seni tanımayrum daa" deyip küsüp içimize kapanmamızı mı öneriyorsunuz? Kinlerini İslam'ı çarpıtarak kusup duranlara karşı "orada arz-u endam etmek için entelektüaliteden fazlasına ihtiyaç var" diyerek eli kolu bağlı beklemek akıl kârı mı?
Siz tartışma zeminini onların kelimelerinden kendi kelimelerimize çekme çabasını bile küçümserken ve İslam dünyasının yürekler acısı hali ortada iken acaba bu büyük ve güçlü düşmanla nasıl mücadele etmeyi öneriyorsunuz? Küsüp içimize kapanarak mı?
Belirtmek isterim ki ben bu bakışınızla modern hatta postmodern dediğiniz İslamî görüşünüzü örtüştüremediğim gibi son yorumunuzdaki bazı ifadeleri de size hiç yakıştıramadım.
Saygılar.
Yazan: Suat Ö. Tarih: January 8, 2007 8:17 AM
Sayın Öztürk,
Mustafa Bey öyle zannediyorumki kendini savunacak bilgi ve kabiliyete sahip onun avukatlığına soyunmanız işgüzarlık olmuş.
Ayrıca benim yukarıda yinelediğim yorumumda da Mustafa Beyin biryerlerden talimatla yazı yazdığına dair tek bir cümle söylemedim gösteremezsiniz ne söylediğimi anlamanız için biraz siyaset çalışmanınızı öneririm.
Benim bir eleştiri getirmem için illa size birşeyler önermem mi gerekiyor ben zaten Sayın Yıldırım'ın yukarıdaki düşüncelerine büyük ölçüde katılıyorum benim yazılarımı genele şamil bir yorumla okuduğunda Sayın Yıldırım hiç kast etmediğim, konuyla direkt alakalı olmayan ve aynı görüşte olduğumuz fikirleri göremiyormuşum veya zıddını iddia ediyormuşum gibi algılamış.
Bakın şunu yine hatırlatayım burası bir yorum sayfası burda ukalalık(kimseyi kastedmiyorum) yapmanın hiç mi hiç manası yok buraya düşüncelerimi dipnot kaynak vs. göstererek bir kaç on sayfa civarında da yazabilirim.
Ayrıca ''hakaret, nezaket kurallarını aşma'' gibi ifadeleriniz cidden çok çirkin duruyor bende bunları size hiç yakıştıramadım.Düşüncelerimi kimseye beğendirmek ve hesap vermek gibi bir alışkanlığım yok bu yüzden üstten aşağı ifadelerinize biraz dikkat etmenizi öneririm çünkü sizinle önemli bir müşterekimiz var unutmayın lütfen.Sizden bir ricam olacak Lütfen burada birbirimize nezaket dersi vermeye kalkışmayalım sağlıklı bir iletişim için
bunlar asgari müşterekler olmalı.
Son olarak Sevdiğiniz bir insana eleştiri yöneltildiğinde bu kadar sert tepki vermeniz fikri tartışmalardaki olgunluğunuz hakkında bana bir fikir veriyor. Ben bunu anlayışla karşılıyorum.
Allah'a emanert olun...
Saygılar
Muhammed Ali DİKTAŞ
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: January 8, 2007 9:24 PM
Elestirilmeyen sey daha iyiye gidebilir mi?
Mustafa Bey bizi bir kez daha bir özelestiriye davet etmis Hadi Uluengin'in yazi dizisinden istifade ederek. Kanimca özelestiri Islâm’in özünden gelen bir kavram. Öyle olmasaydi Peygamberimiz “düsüncelerin zitligi bizler için rahmettir” dermiydi?
Mezheb imamlari dahi “biz yanilabiliriz, dogrusunu ALLAH bilir” demis iken, nitekim dört Imam’in bazi sözleri ve ögütleri arasinda çeliskiler var iken dindar kardeslerimizin bir tür “öfke-tepki” ile tasavvufun veya Anadolu’da yasanan Islâm’in “saf olmadigini” hatta “temizlenmesi, arindirilmasi” gerektigini söylemesi ne derece dinimize uygundur?
Alimler ve biz “ölümlüler”
Ilahiyat okumus olmak hangi müslümana digerlerinin imanini elestirme hakkini verir? Mustafa Akyol’un “islamda çokluk” baslikli bir yazisi vardi, ulemadan arkadaslar da dahil herkese tavsiye ederim.
Bu vesileyle “bilgili” arkadaslara bir çagrim olacak : “Gazali’yi, Ibni Rüsd’ü okusaydiniz böyle konusmazdiniz” gibi laflar ederek kalbimizi kirmayin. Okumadik. Okuduysak da sizin kadar anlamadik. Madem ki ALLAH size bu konularda bilgili olmayi nasib etmis, bunun gerektirdigi tevazuyu da gösterin.
Siz hiç Mustafa Akyol’un meselâ kürt sorunu hakkinda “ögren de gel” dedigine tanik oldunuz mu?
“Bilgili” arkadaslardan ricam Peygamberimiz’in hadisine uygun biçimde bizi aydinlatmalari :
(mealen) “Kolaylastiriniz, zorlastirmayiniz, sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz”
Dis saldirilar konusu
Özelestiri konusu gündeme geldiginde Mustafa Ajlan, Suat ve Bekir Beylerle “enerjik” tartismalara girmistik. Suat Bey bu sayfada da hakli olarak “Mogollarin, Haçlilarin hiç suçu yok muydu” diye sormus bir kez daha.
Islâm aleminin en büyük sorunlarindan biri süphesiz disaridan gelen yagmacilardir. Bu gün de Dünya’nin içine sürüklendigi enerji krizi müslümanlara karsi bir saldirganlik doguruyor :
Yazinin tamami için http://www.eia.doe.gov/neic/press/press94.htmlABD/Bati basini satilmis midir?
The Independent gazetesi bir hafta önce Irak’in petrol gelirlerinin %75’inin ABD ve ingiliz ffirmalarina aktarilacagini söyledi. New York Times ise daha Irak’in isgalinin basinda Kellogs, Mc Donalds gibi firmalarin Irak petrolleri satilarak tazmin edildigini yazmisti. BM’e bagli bir kurulusun alet edildigi bu tazminat isinde bahane ise Kuveyt’in isgali sirasinda bu firmalarin “kârdan zarar” etmeleriymis. Gene NY Times’a göre miktarlar bir kaç yüz milyon dolar mertebesindeydi ve Irak’taki hastahanelerin tamiri için bir dolar bile ayrilmamisti.
Bati basini üzerinde özel firmalarin baskisi büyük. Ama tek bir merkezden yönetilen bir komplodan çok bir “güç oyunu” söz konusu var gibi görünüyor. Ne yazik ki biz müslümanlar bu oyunu hakkiyla oynayamadigimiz için potansiyelimizle orantili olmayacak sekilde zarar görüyoruz.
Çözüm baslangici ?
Ancak bu saldirganlik karsisinda ne gibi bir tavir takinmaliyiz? Muhammed Ali Diktas okuma yazma konusuna deginmis. Bunu bir sembol olarak görüyorum ve bilim ve teknoloji’de genel olarak geri kalmis olmamiza gerçekten üzülüyorum.
Gene eski tartismalardan birinde Mustafa Ajlan Bey önemli bir noktaya dikkat çekmisti : Savaslar yüzünden “müderris degil asker yetistiriyoruz” demisti.
Acaba çözüm homojen, meselâ herkesin sünnî oldugu, bütün kadinlarin basini örttügü, ayni biçimde namaz kilip ulemaya sorgusuz sualsiz itaat ettigi bir Islâm toplumu mu? Yoksa ateistler ve agnostikler de dahil her inanca saygi duyulan, insanlarin içinde yasamaktan mutluluk duyacagi bir ortam mi?
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: January 9, 2007 12:32 PM
Muhammet Bey,
Uğraşılacak yığınla hassas meselemiz olduğu için bu "iç" tartışmayı uzatmayacağım.
Ama şunları söylemeden de geçemeyeceğim.
Cevabî yorumunuz da ilk yazımda ifade ettiğim aynı mantıksal problemlere ve hassasiyetsizliklere sahip.
Mustafa Bey'i savunduğumu sanmıyorum, sizin yazınızdaki mantıksal tutarsızlığa ve müslüman hassasiyetlerine uymayan îmalara dikkat çekiyor ve argümanlarla bunlara cevap veriyorum.
Merak etmeyin okuduğu anlayacak kabiliyete sahipim. Siyaseti de iyi bilirim. Mustafa Bey'e yönelik yazınızdaki ifadelerin bütününden iki anlam çıkar. Birincisi -ve ince anlamı- yukarıda bahsettiğim anlamdır. Diğeri ise farkında olunan ya da olunmayan "kullanılma" dır ki hangisinin daha ehven olduğu son derece "su götürür"dür.
Görüyorum ki komplo teorisyeni bütüncül bakışınız, yazımdaki aksi yöndeki argümanlara tek kelime olsun cevap vermenize de engel olmuş.
Bu çarpıklıkları dile getiren bendenize karşı üstüne bir de nezaketten bahsederek "avukatlık yapmak", "işgüzarlık yapmak" gibi kelimeler kullanmanız ise iletişim bölümü öğrencilerine ders konusu olacak kadar absürd.
Bir kişiyi sevmek ayrıdır, bir hakkı teslim etmek ayrıdır. Sevmek eleştirmeye engel değildir, ki site arşivini biraz dolaşırsanız bazı yazılarından dolayı Mustafa Bey'i nasıl eleştirdiğimi görebilirsiniz.
Sert tepkiden bahsediyorsunuz, ifadelerim tepki bile değil, son derece normaldi ve yanlış gördüğüm hususları dile getirdiğim bir yorumdu.
Yazınızdaki her satıra cevabım var ama uzatmamak adına bu kadarla kesiyorum.
Saygılar.
Yazan: Suat Ö. Tarih: January 9, 2007 5:33 PM
Sayın Tunç
“Gazali’yi, Ibni Rüsd’ü okusaydiniz böyle konusmazdiniz”
Sevgili kardeşim bu ifadelerinizden beni kastediyorsanız ben kimseye karşı böyle bir uslup kullanmadım.Sadece Hadi Uluengin'in yazdığı yazı için bu düşünürleri okumadığına yemin edebilirim demiştim.Buda bir durum tesbiti idi yoksa kibirlenmek gibi bir niyetim haşa! yoktu.
Ulema çok geniş bir kavram bana göre bilen bilmediğini bilendir, mutlak ilim sahibi ancak ALLAH'tır.Bizim gibilerin ki okyanustan bir damla bile! değildir.
Allah hepimize bilmediklerimizi bildirsin.Amin.
Allah'a ısmarladık.
Sevgiler...
M. Ali DİKTAŞ
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: January 9, 2007 7:19 PM
1453 te Orta Cag sona ermistir.
Istanbulun Osmanli tarafindan fethi mutlaka cok onemli bir olaydi ama daha onemlisi, o gunden itibaren Avrupanin yasam biciminin degismesininde baslangiciydi.
Bu olayla, o gune kadar olan; bilim, teknoloji, sanat ve degerli maddelerin ticareti icin Dogu (Asya) ve Bati (Avrupa) arasindaki tum fiziksel baglanti kesildigi gibi umutlar da sona ermisti. Yani Avrupanin zenginlige giden yolu (ipek yolu) bir daha gelmemek uzere Osmanli tarafindan kapanmisti. Roma Imparatorlugunun -dogu-ya yayilmasinin sebebide zeginlige giden yolun guvenligiydi, Hacli Seferlerinin din kilifi altindaki amacida buydu... ve bu yoldaki son kalede dusmustu.
***
Bu sartlar altinda avrupali kaderine razi olmayi goze alamazdi.
O gunku inanclari ve kulturleri itibari ile avrupali halk kilisenin muthis baskisi altinda yasiyordu; dunya duzdur, okyanuslarda kara gozden kayboldugu anda canavarlarin fink attigi yerlerdir, papazlara para verirsen cennet anahtari alirsin, yildizlar gokyuzunun tavanina asili birer isik tanesidir, herseyin cevabi –kitaptadir- vs gibi "ilahi" telkinlerde bulunuyordu. Aksini iddia edenler en iyi ihtimalle canli canli yakiliyordu.
Akli basinda bugunku Avrupali "tanri Fatih Sultan Mehmet'ten razi olsun" diyordur. Yoksa bu halleri hala devam ediyor olabilirdi.
***
Bu kadar karanlik bir kultur, baski ve tehdide ragmen bazi avrupalilar "takiye" yaparak denizlere acildi, Osmanli by-pas yapilarak Cin'e, Hindistan'a ve daha otelerine ulasti. Bu devrim niteligindeki kesifler karsisinda caresiz zayiflayan, inanirligi kalmayan kilise ve din bir daha dunyevi isleri yonetmemek uzere tarih sayfalarina gomuldu.
Bu devrim -ayni zeminlere oturan bir din olan- Islamiyete ulasamadi cunku Islam alemi o kisa donenmde altin caglarindan birini yasiyordu (fakat fazla surmeyecekti).
***
Dinde Reform, bilim, sanat ve kulturde Ronasansi yasayan Avrupa yeni kesiflerin getirdigi zenginlik, binlerce icat ve teknolojik ilerleme kaydetmis, insanlarina deger verip egitmis, bundan sonraki iki asirda Osmanlinin gucunu yakalamis... ve gecmisti.
1800 lere varildiginda "Lale Safahatlari" vs ile basini kuma sokan kibirli Osmanli icin -kader aglarini oruyordu-.
***
1453 den buyana HiC BIR KESiF VE BULUS YAPMAYAN, iNSANINA VE EGiTiMiNE DEGER VERMEYEN Osmanli ve Islam alemini Sevr bekliyordu... vede oyle oldu.
***
***
Sayin Akyol cok guzel iki soru sormus;
------------
SORU 1) İslam dünyasının bütün acıları na
Yazan: Haydar Tarih: January 9, 2007 10:24 PM
Sayın Öztürk,
Size sözün tamamını söylüyorum...
''Elimizden ne geliyorsa çalışalım çabalayalım, gelmiyorsa birşeyler yapmaya çalışanları bari tutup aşağıya çekmeye uğraşmayalım. Ayrıca bunu "yazdırıyorlar" gibi çirkin bir imâ ile yapmak ne insafla ne de İslâm ahlakıyla bağdaşır.''
Kim kimi aşağı çekmiş, yukarıdaki ifadelerin hangisinde Akyol'un sizin meseleyi genele şamil kıldığınız şekilde çabaları önemsiz gösterilmiştir?
Sayın Akyol'un çabalarını genel manada luzumsuz görsem sizce burada vakit kaybedermiyim?Niçin böyle genellemeler yapıyorsunuz?
Ben müslümanlar batıya gitmesin oralarda kimseyle konuşmasın içine kapansın hiç dedim mi?Ben Akyol'un değil,A.B.D'nin niyetini sorguladım ve siz maalesef bunu kavrayamadınız.Burada Sayın Akyol'a bir eleştiri varsa oda kimleri muhatab aldığıyla alakalıdır daha seçici davranmasını beklerim ve bu benim Akyol verdiğim değerle alakalıdır 3. sınıf adamlarla muhatap olmasını kabullenemediğim içindir.Diğer yorumumda da ifade ettiğim gibi ''yazı yazdırıyorlar'' demedim, bu tamamen sizin su-i zannınızdan çıkardığınız zoraki bir yorum, böyle düşünsem hiç şüpheniz olmasın yazmaktan hiç çekinmem burası bir yorum sayfası burda yazıp yazmamak benim için ancak zevk meselesi yani kimseyle uyuşmak gibi bir çabam yok.Bunun nezaketlede bir alakası da yok demeokratik! toplumlar farklı düşüncelere tahammülü/tolerans gerektirir Sayın Akyol'la bu hususta herhangi problem yaşamadık.
----------------------------------------------
''Ülkemizde de bunun gibi örnekler var. Doğan grubunun onca laikçi jakobenliğine rağmen mesela Radikal'de Hasan Celal Güzel'in yazmasını neyle açıklayabiliriz? Yada başka pek çok liberal ve demokrat isim nasıl oluyor da Özdemir İnce Bekir Coşkun vb.leri ile aynı grupta yazabiliyor?''
''Başka bir örnek verelim; Zaman'da Ethem Mahçupyan'a neden yazdırılıyor? Ya da Şahin Alpay'a?''
''İsrail'i siyonizmi ve katliamlarını bizden daha fazla yerden yere vuranlar var. Nerede biliyor musunuz? İsrail'in içinde. Liberal Heartz gazetesinde.''
''Aynı şey ABD medyası için de geçerli. Özellikle yazar düzeyinde çok kozmopolit bir yapıdadır ABD medyası.''
Bu söylediklerinizin hepsine EYVALLAH aksini kim iddiia etti...Bunları söylemenizde tamamen yukarıdaki yanlış anlamanıza bağlı tekrar etmekte yarar var entellektüeller arasındaki tartışmalar tamamen "establishment" tarafından istenilen yönlere çekilmeye çalışılır Zaman yazarları elbetteki iyi niyetlidir doğru bldiklerini söylerler fakat bazı noktalara dokunamazlar kalkışırlarsa daha yazamazlar.Ama elbetteki yazmasınlar demiyorum fakat bizi çevreleyen durumunda farkında olmalıyız diye bahsettim bütün bunlardan.Önümüzü arkamızı bizi çevreleyen siyasi gerçekleri bilirsek önümüzü daha iyi açabiliriz.
Bakın sizinle büyük ölçüde örtüşüyoruz benim bu tartışılan yazıyı yazmaktaki hedefim yukarıda belirttiğim noktalara dikkat çekmekti.Sizin, yazının bağlamıyla hatta kendisiyle alakası olmayan ve hakkında yorumumda görüş bildirmediğim konularla alakalı olumsuz yargılara nasıl vardınız bilmiyorum.
''Meseleye bu şekilde salt komplo teorisi gözlükleriyle bakıp sinmek yerine biraz zahmet edip çalışmak gerek.''
Burada benimle alakalı bir komployu sizin kurduğuzu düşünüyorum.Böyle bir şey sözkonusu değil sindiğimiz falanda yok.Yapmamız gereken ne varsa onun peşindeyiz zaten.
-------------------------------------------------
''Belirtmek isterim ki ben bu bakışınızla modern hatta postmodern dediğiniz İslamî görüşünüzü örtüştüremediğim gibi son yorumunuzdaki bazı ifadeleri de size hiç yakıştıramadım.''
Son olarak bununla alakalı bir kelam edip kapatayım.
İslami görüşümle alakalı hiçbirşey bilmiyorsunuz.
Sevgiler ve Selamlar,
Muhammed ALi DİKTAŞ
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: January 10, 2007 8:49 PM
Muhammet Bey,
Sevgiler saygılar benden, yazınızı açmanız ve bakışımızın çok farklı olmadığını ifade etmeniz beni memnun etti.
Hürmetlerimle.
********
Irak'taki iç savaşa ilişkin olarak Ali Bulaç'ın yazısı:
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=484121
Irak'ta olup biteni "mezhep savaşı" olarak nitelendirmek mümkün mü? Tarihte çok yerde din ve mezhep savaşı yaşanmıştır. Bunların en trajik ve belki en acımasız olanı Avrupa'da görülenidir. Bu savaşlarda Kıta Avrupası'nda nüfusun üçte biri yok oldu.
Anlaşmazlık konusu, Katolikliğe baş kaldıran Protestanların dinden sapmış oldukları var sayılıp onlara hayat hakkının tanınmaması idi. Uzun, yıpratıcı ve yıkıcı savaşlardan sonra iki mezhep fiziksel olarak birbirlerinin varlığını kabul etti, ama teolojiyle ilgili doktrinlerinin meşruiyetini reddetmeyi sürdürdü. İsveç'te bu çatışmalara bulunan "çözüm" trajikti. Formül şuydu: "Kimin toprağı onun dini". Yani bir prens hangi mezhebe mensupsa, orada yaşayanların tümü o mezhebe mensup olacak, aksi halde orada yaşama haklarına sahip olmayacaktı. Bu uygulamanın kantonlar sisteminde 20. yüzyıla kadar devam ettiğini söyleyelim.
Mezhep savaşı, bir din içinde farklı yorum, içtihat ve tefsir hakkını meşru görmemek; farklı yorum, içtihat ve tefsire göre dini pratikleri hukuk içine alıp korumamak anlamına gelir. Buna göre bir yerde Şiiler yaşıyorsa, orada tek geçerli formül Şii doktrin ve uygulama; Sünniler yaşıyorsa tek geçerli yorum ve uygulama Sünnilik olacaktır. Şiiler Sünnileri veya Sünniler Şiileri ya kendileri gibi düşünmeye ve inanmaya mecbur edecekler ya da onları öldürmeye ya da yurtlarından sürmeye kalkışacaklardır.
Böyle bir tutumun İslam inancı açısından hiçbir meşruiyeti yoktur. İslam tarihinde de bu çerçevede çatışma görülmüş değildir. Şiiler Sünnileri, Sünniler Şiileri kendileri gibi dini anlamaya, yorumlamaya ve pratik yapmaya mecbur edemezler. İslam inancı açısından -aralarında kelam ve fıkıh konularında içtihat farklılıkları olsa bile- Sünniler ve Şiiler Müslüman'dır, Kıble Ehli'dir, İslam ümmetinin mensuplarıdır. Ve elbette dinde kardeştir. Birinin diğerinin canına veya malına kastetmeye kalkışması haramdır.
Durum bu merkezde iken, Irak'ta süren çatışmaları "mezhep savaşı" olarak görmek veya göstermeye çalışmanın anlamı nedir? Burada "cehalet", "gaflet" ve "kasıt" el ele vermiş bulunuyor. Olaylara İslam akidesi, Müslüman dünyanın genel maslahatı ve basiretle bakanlar çatışmaların mezheple ilgili olmadıklarını görebiliyor. "Şii-Sünni çatışması" olarak lanse edilen bu caniyane olaylarda "üç önemli aktör grubu" belirleyici rol oynamaktadır:
1) Yabancı istihbarat örgütleri ve sırf bu işlerde uzmanlaşmış yabancı servis elemanları. Bunların hangi ülke birimlerine bağlı çalıştıklarını tahmin etmek güç değil. Nitekim iki sene önce, tank üzerinde yerel kıyafetlerle tam eylem yaparken iki İngiliz istihbarat elemanı teşhis edildi, anında infaz edildi. Gelen bilgilere göre Amerikan ordusunda MOSSAD ajanları sadece kuzeyde değil, orta bölge ve güneyde de hayli etkilidirler.
2) El Kaide'ye mensup veya bu örgütün açtığı şemsiye altında faaliyet gösteren ve maalesef "aşırı selefi/Vahhabi yorumlar"ın etkisinde Şiiliğin gayri meşru olduğuna inanan küçük bir grup. Bunlar küçük olmakla beraber etkileri ve eylem yapma kapasiteleri hayli yüksektir.
3) Üçüncü ve en önemli grup Saddam'ın Baasçıları, eski ordu mensupları ve Irak'ın işgaliyle imtiyaz ve konumlarının kaybolmakta olduğunu gören laik-sosyalist Arap milliyetçileridir. Olayların önemli bir bölümünü bu grup düzenlemekte, üstelik eylemlerinde son derece acımasız davranmaktadırlar. Bunların stratejisi, kaos yaratıp krizi derinleştirmek, böylece düzen ve istikrarın kurulmasının önüne geçmektir. Bunun için masum sivilleri -mesela zabıta olmak isteyen işsiz insanlara, pazarda alışveriş yapanlara veya mabetlere- karşı kitlesel öldürmelerle sonuçlanacak şiddet ve terör eylemleri düzenliyorlar.
Irak'ta resim genel olarak budur. Bunun "mezhep savaşı"yla herhangi bir ilişkisi yoktur. Burada üçüncü şahıslara, bölge ülkelerine ve Irak'ta olup biten her şeyi içi yanarak takip edenlere düşen görev, bu tuzağa düşmemek, olayların gerçek mahiyetini iyice araştırmak ve birleştirici yönde tutum almak olmalıdır. Bu büyük bir fitnedir, yarın öbür gün Irak sınırlarını aşabilir ve başka bir yerde başka bir ad veya gerekçe altında varlığını sürdürebilir.
Yazan: Suat Ö. Tarih: January 12, 2007 7:53 AM
Bu yazıya her cümlesi ile katılıyorum.
Ali Bulaç'ın bu yazısı esaslı noktalara parmak basmış aşağıya alıntılıyorum...
Terör ve İslamî hareketlerin seyri
Seyyid Kutup, Mevdudi gibi cihadı iki anlamda kullanıyordu: Biri, sömürgeciliğe karşı savaş, diğeri toplumsal ve ekonomik kalkınmada manevi bir motivasyon. Kitapları incelendiğinde her ikisinin de kuralsız şiddet ve insanlık suçu olan 'terör' ile 'cihat' arasında daima kalın bir çizgi çizdikleri görülür. Neredeyse bütün İslamcıların ortak projesi, İslam dünyasının modernleştirilmesine matuf olarak tasarlanmıştır. Mevdudi ve Kutup'un kitaplarında cihadı, masum sivillerin hayatına kasteden kuralsız şiddet ve terör şeklinde anladıklarına dair tek bir paragraf bulunamaz.
Modern İslam'ın iki müellifi:
11 Eylül saldırısından sonra terörün kaynaklarını ve buna yol açan sebepleri araştıran bazı yazarlar, Ortadoğu'da ve giderek büyük bir öfke denizinin kabardığı Asya'da şiddet ve terörü besleyen faktörler arasında Ebu'l-A'la Mevdudi ve Seyyid Kutup'u gösterdiler. Bunlara göre bu iki müellif, 20. yüzyılda geliştirdikleri 'radikal İslam' teziyle bugünkü ve bundan sonraki terör eylemlerinin fikri temellerini atmışlardır. Eğer Müslümanlar, terörle aralarında kesin bir mesafe koymak istiyorlarsa hemen bu iki müellifle bağlarını kesmeli, bunu açıkça ilan etmelidirler. Bu da yetmez, çağımızın Selefi akımı İbn Teymiyye ve onun yorumuna dayandığından İbn Teymiyye de 'teberri edilen'ler arasında olmalıdır. Çağımızda İslam'ın modern yorumunu yapanlar var; bunların başında Pakistanlı Fazlurrahman gelmektedir.
Bu analiz çerçevesine göre, önümüzdeki dönemde çatışma, Fazlurrahman'ı esas alan 'Ilımlı İslam' ile İbn Teymiyye ve onun çağdaş yorumcuları Mevdudi ve Seyyid Kutup'u esas alan 'radikal İslam' arasında sürecektir. Bu çerçevenin ne kadar doğru ve tutarlı olduğunu ele almakta fayda var.
Gerçek olan şu ki, 20. yüzyılda Mevdudi ve Seyyid Kutup, İslam'ın düşünce hayatı üzerinde derin etkiler bıraktılar. Denebilir ki, İran İslam devriminin önemli kaynakları arasında Seyyid Kutup'un etkisi de var. Devrimden çok önce onun kitaplarını Farsçaya bugün Velayet-i Fakih konumunda olan Ayetullah Ali Hameney tercüme etmişti. Ama Seyyid Kutup'un "İslam Kapitalizm Çatışması" kitabını Türkçeye çeviren de Yaşar Nuri Öztürk'tür.
Seyyid Kutup, İhvan-ı Müslimin'in Hasan el Benna çizgisinde bir üyesi olarak hapse atıldığında Mevdudi'nin kitaplarıyla tanıştı ve ilk okuduğu "Kur'an'da Dört Terim" kitabı onun fikri ve siyasi görüşlerinde köklü bir değişikliğe yol açtı. Mevdudi, Hint yarımkıtasında İngiliz sömürgeciliğine karşı mukavemeti takviye etmek üzere cihat kavramına başvurmuş ve Müslümanların özgür ve bağımsız yaşamaları için İslami bir düzene muhtaç olduklarını etkili bir dille söylemişti. Muhammet İkbal gibi, amacı farklı olsa da sonunda onun fikirleri sömürgeciliğe karşı verilen savaşta ve Pakistan'ın bir 'İslam Cumhuriyeti' olarak kurulmasında önemli rol oynadı.
Benzer şekilde Mısır da İngiliz sömürgesiydi. İhvan başından beri sömürgeciliğe karşı İslam'ın kaynaklarına müracaat ederek halkı kendi içinde sosyal ve ahlaki dayanışmaya ve arkasından bağımsızlığa teşvik ediyordu. "İslam devleti" ve "İslami düzen" fikrini Mevdudi'den alan Seyyid Kutup, bunu Mısır'ın ve Arap dünyasının şartlarında çok daha geniş bir çerçeveye oturttu. Ona göre sorun "cahiliyye"nin sona ermesi ve yeni "bir İslam toplumunun inşaı" idi. Dili ve söylemi tabii ki sertti; ama Mevdudi gibi cihadı iki anlamda kullanıyordu: Biri, sömürgeciliğe karşı savaş, diğeri toplumsal ve ekonomik kalkınmada manevi bir motivasyon. Kitapları incelendiğinde her ikisinin de kuralsız şiddet ve insanlık suçu olan 'terör' ile 'cihat' arasında daima kalın bir çizgi çizdikleri görülür.
Bir başka nokta şudur: Mevdudi ve Seyyid Kutup'un İbn Teymiyye ve Selefi akımdan etki aldıkları doğrudur; ancak Fazlurrahman'ın da ilk çıkış noktası ve tarihte göndermede bulunduğu ana damar İbn Teymiyye ve daha entelektüel düzeydeki Selefilik'tir. Bu da gösteriyor ki, İbn Teymiyye ve Selefilik tek başına ne modern İslamcılığı ne de günümüz olaylarını açıklamaya yeter. Mevdudi ve Seyyid Kutup'un siyasi analiz ve fikirleri belli bir siyasi ve toplumsal konjonktürde teşekkül ettiğinden sonraları birçok yerde ve mesela Türkiye'de belli bir eleştiriye tabi tutuldular. Ama her ikisinin siyasi görüşlerinin ötesinde iki yüzyıllık 'tecdit hareketi'ne yaptıkları önemli katkıları var. Mevdudi'nin 'Tefhimü'l-Kur'an' ve Seyyid Kutup'un 'Fi Zilali'l-Kur'an' adlı tefsirleri onların ilmi kudretlerine ve bundan sonraki İslami mirasa kalıcı katkılarına işaret etmektedir. İki eser de "modern tefsir"dir.
Şiddet ve terörü anlamaya çalışırken, Mevdudi ve Seyyid Kutup'u merkeze oturtan anlama çerçevesi bize çok açıklayıcı bilgiler vermez. Buna yol açan nefretin derin kaynaklarına ve burada üreyen dehşet verici başka faktörlere yönelmek lazım.
İslamcıların siyasi projesi:
Seyyid Kutup ile Malik Binnebi arasında süren bir tartışma, İslam dünyasının modern sürece katılırken başvurması gereken temel enstrümanın seçimi konusunda bize açıklayıcı bir fikir verebilir. Seyyid Kutup İngiliz sömürgesi altındaki Mısır ve İslam dünyasının geri kalan büyük bölümü için kurtuluşun öncelikle bağımsızlıkta yattığını söylüyordu. Bu, kuşkusuz dönemin sol, milliyetçi ve sağcı bütün aydınların yabancısı olmadığı bir fikirdi. Seyyid Kutup'u diğerlerinden ayıran şey, onun iktidar ilişkisinin düzenlendiği alan olarak siyasetin dönüştürücü gücüne duyduğu inanç ve bunun da çok belirgin bir İslamî çerçeve içinde yürütülmesi gerektiğine ilişkin kuvvetle savunduğu görüşlerdi. Her ikisinin ortaklaşa 'devlet'in belirleyici, düzenleyici ve ıslah edici fonksiyonlarına dair düşünceleri ortaktı. Mevdudi, sömürge sonrasında Müslümanların kuracağı bir devlette İslamiyet'i kurucu bir ideoloji olarak görüyor, bu devlette Müslümanların yanında gayrimüslimlerin de özgür ve refah içinde yaşayabileceklerini söylüyordu. Ona göre siyasi rejime tam Batılı anlamda demokrasi denmese de yine bir tür demokrasi denebilirdi. Seyyid Kutup, Mevdudi'den daha fazla bir şey öneriyordu: "İslam toplumu" inşa etmek. Kutup, açık ve kesin bir dille mevcut Arap ve İslam toplumlarının birer "cahiliye toplumu" olduklarını söylüyordu; öyle ki, geleneksel alimlerden ayrılarak, verili durumda genel geçer olan örflerin, teşrie temel teşkil edecek "geçerli örf" olamayacaklarını düşünüyordu. "Geçerli örf" olamazlardı; çünkü örf, ümmetin tarihte ve halihazırdaki icmaıdır; İslam dünyası ise sömürgecilik, Batı etkisi, yozlaşma, yoksulluk ve içine düştüğü kimlik krizi dolayısıyla tipik bir "cahiliye" olduğundan, onun sahih anlamda referans alınacak örfünden de söz edilemezdi.
Seyyid Kutup için "cahiliye"yi ortadan kaldıracak ve yerine "İslam toplumu"nu ikame edecek olan şey, iktidar ilişkisini Tevhid inancına bağlı insanların düzenlediği yeni bir siyasi zihniyet ve bu zihniyet değişiminin imkan vereceği genel devrim olacaktı. Kısaca siyasete ve devletin dönüştürücü gücüne Seyyid Kutup büyük bir ümit bağlamıştı.
Malik Binnebi, buna itiraz ediyordu. O, tarihe, yakın gelişmelere ve sürüp giden konjonktüre daha farklı bir perspektiften bakarak, siyasetin geçici, aldatıcı etkisi olduğunu, asıl olanın Müslümanların tarihte olduğu gibi bugün de büyük bir "medeniyet projesi"yle tarih sahnesine çıkmaları gerektiğini söylüyordu. Ona göre, burada yapılması gereken şey, "insan", "toprak" ve "zaman" faktörlerini uygun şartlarda bir araya getirmekten ibaretti.
Malik Binnebi, medeniyetler için, "Ruh çağı", "Akıl çağı" ve "Eylem çağı" olmak üzere üç dönem biçiyordu. Ruh çağında medeniyetler coşkun nehirler gibidir; kabarır, taşar, yerinde duramaz. Medeniyeti ve aynı zamanda entelektüel ve sosyal iktidarı bu ruh kurar. Bunun arkasından bilimlerin, tefekkürün, sanat ve kurumların rol almaya başladığı akıl çağı gelir. Bunun belli bir süresi var. Son aşamada ruhun verdiği enerjiyle aklın kurduğu miras son nesiller tarafından tüketilir. Bu medeniyetin ölüme doğru gittiğinin resmidir. Malik Binnebi'ye göre Batı medeniyeti rönesans ve sömürgecilikle ruh çağını, 18 ve 19. yüzyıllarda akıl çağını tamamlamış, şimdi eylem çağına girmiştir. İslam dünyasındaki büyük hareketlilik ise, İslam'ın yeni bir ruh çağına girdiğinin göstergesidir. Bu süreç çok çetin ve sancılıdır.
Saydığımız bu isimler dahil neredeyse bütün İslamcıların ortak projesi, İslam dünyasının modernleştirilmesine matuf olarak tasarlanmıştır. Hiç kimsenin toplumu "geriye götürme" düşüncesi olmamıştır. Modernleşme sürecinde İslam temel bir referans çerçevesi olarak alınmış, bu arada birçok kavram gibi 'cihat' da, dönüştürücü, motive edici ve entelektüel ruhsal düzeyde yeniden dirilişin kaynağı olarak kullanılmıştır. Mevdudi ve Kutup'un kitaplarında cihadı, masum sivillerin hayatına kasteden kuralsız şiddet ve terör şeklinde anladıklarına dair tek bir paragraf bulunamaz. Böyle olmakla beraber, hem Mevdudi ve Kutup'un, hem de ikinci nesil İslamcıların ağırlıklı olarak 'sivil İslam'dan çok, devletin merkeze alındığı 'resmi İslam'a yaptıkları vurgu sorunludur ve bu hem Türkiye'de, hem başka yerde yeterince eleştiri konusu olmuştur.
(Ali Bulaç)
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: January 15, 2007 8:48 PM
Selam aleyküm. Benim, "Müslümanlar neden savaşırlardı. Neden fütuhat yaparlardı" konusunda bir iki sayfalık gerçek tarihe dayanan gerçek bilgilere ihtiyacım var. Sadece ganimet amaçlı, dünyalık amaçlı savaşlar olmuş mudur? Hazırladığım "Kur'an'da Devlet, Toplum Ve Vatandaş" adlı 500 sayfallık yayınıma eklemek için. Tarihçi Müslüman bir uzmandan rica ediyorum. Şimdiden teşekkürler. saygideger01@hotmail.com Herkese selam.
Yazan: sehim güney saygıdeğer Tarih: April 3, 2007 3:53 PM
Müslümanlarin iç hastaliklari
bebek ölüsü fotograflarina aglamaktan bikmadik mi?
bütün suçu Israil ve ABD'de arayarak aslinda kendimizi gerilige mahkum ediyoruz. Bugün Irak'ta ve baska yerlerde yasanan zulümler bir sebep degil sonuçtur. Kur'an'in hükümlerine aykiri sekilde savasan, sivil öldüren, intihar eden müslümanlar bu zulümü bir kimlik gibi benimsediler. Muzaffer degil mazlum bir toplum olduk. Bugün israil, yarin rusya öbürgün çin saldiracak bize.
Bu makaleyi bütün din kardeslerime öneriyorum :
http://www.derindusunce.org/2007/05/19/muslumanlarin-ic-hastaliklari-ve-neo-cahiliyye-devrinin-sonu/
Yazan: Mehmet Yilmaz Tarih: June 1, 2007 1:00 AM