« Anlamlı Bir Kitap: A Meaningful World | Ana Sayfa | Bayram, Sosyalizm, Liberalizm, vs. »

December 29, 2006

Sosyalizm İslam’a Uyar mı?

[29 Aralık 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
sosyalizm.gif
Öncülüğünü Ertuğrul Günay ve Mehmet Bekaroğlu’nun yaptığı “Yeni Siyaset Girişimi” geçtiğimiz haftalarda “İslami Sol” kavramını gündeme taşıdı. Gerçi Günay ve Bekaroğlu “İslami Sol” olmadıklarını açıkladılar, ama olsun, kavramın kendisi önemli ve tartışmaya değer.

Aslında “sol” biraz belirsiz bir tanımlama. Özellikle de kimi “solcu”ların gayet “aşırı sağcı” pozisyonlar alabildiği ülkemizde... Bazıları “özgürlükçü sol”dan söz ediyor; ama siyasal ideolojiler arasında asıl özgürlükçü olanı liberalizmdir ve çoğu solcu hareket de aslında özgürlük karşıtıdır. Bu da şaşırtıcı değildir, çünkü sol ideolojinin aslında en önemli içeriği olan sosyalizm, hayal ettiği ütopyaya ulaşıncaya dek, bireysel özgürlüklerin “halk yararına” bastırılmasını öngörür.

Peki bu içerik, yani sosyalizm, İslam’a uyar mı?

Kuşkusuz Komünist Manifesto’dan bu yana sosyalizmin neredeyse her tonunda Marksist bir öz bulunduğu ve Marx da “din halkın afyonudur” dediği için, ortada çok temel bir uyumsuzluk vardır. Aslında sorun, sadece Marx’ın bu “analiz”inden değil, onun (ve Engels’in) tüm bir felsefi/ideolojik zeminini oluşturan materyalist felsefeden gelir. Bu, elbette, İslam’a tümüyle aykırı ve dahası karşıdır.

Ama bazı Müslümanlar bu “felsefi ayrılık” bir kenara bırakılırsa, sosyalizmin aslında iyi bir şey olduğunu, çünkü sonuçta fakirlerin ve ezilmişlerin hakkını savunduğunu ve eşitlikçi bir toplum hedeflediğini, bu yönden İslam’ın toplumsal amaçlarına uyduğunu düşünürler.

Oysa durum pek de öyle değildir. Çünkü fakirler ve ezilmişler konusunda İslam’ın ve sosyalizmin öngördüğü araçlar da taban taban zıttır. “Bilge Kral” Aliya İzzetbegoviç, bunu bir cümleyle özetlemişti: “İslam vermeyi, sosyalizm el koymayı emreder.”

Bunun anlamı şudur: İslam, toplumsal adaletsizliği, toplumdaki zenginlerin vicdanlarını harekete geçirerek azaltmayı öngörür. Sosyalizm ise, zenginlerin mallarına adına “devlet” denen seküler bir mekanizma ile el koymayı hedefler. İslam’da “zekat ve sadaka” vardır, sosyalizmde “kollektivizasyon”.

Dahası sosyalistler, Kuran’ın (ve Kitab-ı Mukaddes’in) ısrarla emrettiği hayırseverliği küçümser, hatta sakıncalı görürler. Çünkü onlara göre gereken şey “düzen değişikliği”dir. Marx bu yüzden “Hıristiyan hayırseverliğine” ateş püskürür, “Sosyalizm ve İnsan Ruhu”nun yazarı Oscar Wilde “hayırseverlik, çok sayıda günahın anasıdır” der.

Peki neden? Niçin sosyalistler, her uygulandığında felaketlere yol açmış bir “düzen değişikliğinin” peşinde koşarken, hayırseverliğe karşı çıkmış, bunun bir “sahte ilaç” olduğuna inanmışlardır?

Çünkü materyalizm öyle düşünmeyi gerektirir!.. Materyalizme, hele de Marx’ın “tarihsel materyalizm”ine göre, her insan içinde bulunduğu maddi koşulların bir ürünüdür. Eğer burjuva ise, “burjuva bilinci” ile düşünmesi kaçınılmazdır. Hayırseverlik bile yapsa, bunu mutlaka “işçi sınıfını pasifize etmek” gibi hinlikler için yapacaktır. Sınıfsal durumundan bağımsız bir “vicdana” sahip olamaz; ruhun varlığını kabul etmeyen materyalizm, maddi etkenlerden bağımsız bir vicdana inanmaz ki…

“İslami sol” denince ilk aklıma gelen isim olan Radikal yazarı Sayın Nuray Mert, sosyalizmin bu noktada bir iç çelişkiye düştüğünü vurgularken doğru bir şey söylemiş. “İşçi sınıfından olmayan birinin neden solcu olduğunun/olması gerektiğinin maddecilikle hiçbir zaman açıklanamayacağı”na işaret etmiş ki, çok haklı.

Ama bu yoldan biraz daha ilerlersek, “burjuva sınıfından” olan birisinin de, yine “sınıf bilinci”ni bir kenara bırakıp, samimi şekilde fakirlere el uzatabileceği sonucuna varırız. Kur’an-ı Kerim’in tanımıyla “mallarında yoksul ve yoksun olanlar için belirli bir hak bulunan” (70/24) ve “ne ticaret ne alışveriş kendilerine Allah’ı anmayı ve zekat vermeyi unutturmayan” (24/37) kişiler, işte böyle “vicdanlı sermaye sahipleri”dir.

Ne yazık ki bir din olan İslamiyet’in birincil hedefi böylesi ahlaklı bireyler yetiştirmek iken, bir siyasi ideoloji olan İslamcılık “düzen değişikliği” fikrine odaklanmıştır. (“Adil Düzen”i hatırlayın.) İslamcılık’la sosyalizm arasındaki yakınlık oradan gelir.

Oysa gerçekte, merhum Prof. Sabri Ülgener’in eserlerinde detaylıca analiz ettiği gibi; özel mülkiyeti ve miras hakkını güvence altına alan, ticareti ısrarla teşvik eden, fiyatlara narh koymayıp “serbest pazar”ın önünü açan İslamiyet, ahlaki normlara sahip bir kapitalizmle son derece uyumludur.

Ve bunun içindir ki İslam toplumlarının geleceği sosyalizmde değil “ahlaki kapitalizm”de aranmalıdır.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: December 29, 2006 11:14 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Değerli yorumcular, bu konu üzre bir tartışma açıl
masını ilginç bulduğumu ve bu konuda Mustafa Beyde
n bir yazı beklediğimi daha önce belirtmiştim. Sol
siyaset anlayışının müslüman bir bireyce benimsene
bileceğine öteden beri inanmışımdır. Çünkü toplum
yaşantısının organizasyonunda bir düzen tesisi ve
bu düzenin bozgunculukla bozulmaması. Ve elbette
bu düzenin zulüm düzeni olmaması İslami yada Kuran
i öngürü bu yönde. Bu asgari vasat, ömürlerin akıp
gitmesi ve hür iradeyle ne tür ameller işlendiği
nin ortaya çıkması için murad edilmiş bir düzen.
Proletarya diktatörlüğü, Bilimsel Sosyalizm! Nasyo
nal sosyalizm yada her türlü -hatta dinci- dikta
yönetimi bu Muradı İlahiye ters düşüyor. Kanımca,
iktidarın seçimle belirlenmesini kabul etmiş bir
sol parti yada oluşum içinde, kendini müslüman ola
rak tanımlayan yurttaşlar yer alabilir. Dine ve
dindarlara saygıyı insan haklarına saygının olmaz
sa olmazı sayan bir sol oluşum hayata geçebilirse
millet nezdinde karşılık bulabilir. Her seçim önce
si CHP nin Dini bazı motiflere kapı açması, seçim
bitincede bunları kapı dışarı etmesi gibi bir hokk
abazlık örneğine dönüşmez ise, böylesi bir oluşum
Türk siyasi hayatına katkıda bulunabilir. İslamcı
sol terim olarak uyuşmaz. Bekir beyin terminoloji
si ile tam bir oxymoron olur. Ancak bunu solun İs
lam karşıtı olduğu açısından almıyorum. marksist
sapma; ki sapma dememin nedeni sosyalizmi asli ama
cı olan topluma hizmet modundan koparıp, toplumun
en yüksek değeri olan dine saldırı temelinde konum
landırarak saptırmasını kastediyorum;bu sapmanın ipoteğinden sol kendini kurtarabilirse, bu toplum ve siyaset hayatımız için kazanım olur. İslam bir
değerler bütünü olarak insanın kamil bir varlık,
olduğunu kavramasına ve bu değerine uygun bir haya
ta uyanmasını hedeflamektedir. Bu hayat önemlidir,
ancak asıl hayatın bundan ibaret olmadığını mümine
müjdelemektir. Asıl hayata nasıl layık olacağımız
ise bu hayata göstereceğimiz saygı ile belirleni-
yor. Solcular cennete giremez diye bir şart ise
İslamda görünmüyor. Ancak zalimler kendine sağcıda
dese solcuda dese farketmiyor. Öyle ise, insanhak
larına saygılı, fikir, din ve vicdan, teşebbüs hür
riyetlerine saygılı olma, zulüm yaftasından insanı
kurtarıyor. İnançlı bir mümin, bu asgari hürriyet
lere saygılı ise ve sol bir siyasi parti kanalıyla
toplumsal vasatın, düzenin sağlanacağını iddia ede
bilir diye düşünüyorum. Demokratik sol iktidara sa
hip birçok ülkede fiyatlara narh konmuyor. Üstelik
mal mülk sevgisinin nefse en hoş gelen ve aşırılı
ğa kapı aralayan husus olduğunu unutmayalım. kimse
solcuların sağcılardan daha çok mal mülk tutkunu
olduğunu öne sürmesin. Ecevit, Erbakan kıyaslaması
bile bir fikir verebilir sanırım. Laikçi, Ulusalcı
kırıcı bir sol yerine, müslüman kimliğinden utanma
yan bir solun destek bulmasını tercih ederim. Bir
de solcu gençlerin geleneksel değerlere ve kültüre
giderek artan oranda ilgi duyduğunu gözlemliyorum.
Cami etraflarında oluşan, kahvelere sahaflara ebru
tezhib, hat gibi el sanatlarına ilgi artıyor. Yanı
lıyormuyum. saygılar. levent.

Yazan: levent Tarih: December 29, 2006 3:16 PM

Mustafa bey,

Elinize sağlık. Yazdıklarınıza katılıyorum.

Bu konu gündeme geldiğinde ben de sitemde bir yazı yazmıştım:

http://www.dusunceler.org/2006/12/21/musluman-sol-hareketi/

Orada bir itiraza verdiğim cevabı buraya alıntılayayım:

İslam’ın elbette toplumcu boyutu da vardır. Çünkü İslam bir hayat tasavvurudur. Söylediğim gibi İslam bir ideolojinin kalıplarına sığımaz.

Özgürlükler konusunda “le küm dinikum veliyediyn” zaten temel ilkelerden. Medine vesikası gibi örnekler de ortada.

İslam’ın ekonomik boyutunu da sosyalizmle eşleştirmek yanlış. İslam’da özel mülkiyet vardır, serbest piyasa vardır, Hz.Peygamber fiytlara müdahaleye karşı çıkmış ve “fiyatların nereye gideceğini Allah bilir” diyerek bir nev’i iktisaddaki meşhur “görünmez el”e vurgu yapmıştır. Bunlar ortada iken İslam’ı sosyalist yorumlamaya çalışmak oldukça zorlama olur. (Burada faiz konusu akla gelebilir fakat sanıldığı gibi faiz liberal ekonominin temeli değildir. Bu apayrı ve uzun bir konu)

Ve bu sebeplerle İslamın sosyal boyutuna sosyalizmden taban bulmaya çalışmak ya da ilişkilendirmek hatalıdır. Sosyalizmin sosyal boyutunu ekonomik bakışından soyutlayamazsınız. Bu soyutlama olmayınca da yukarıda belirttiğim İslam’ın ekonomiye bakışına ters düşmüş olursunuz.

İslam’ın toplumsal boyutunun bireysel vicdanlar eliyle tezahür ettiğini/edeceğini öngördüğünü düşünüyorum. Kur’an’ın sosyal adalet kavramı, toplum içindeki zenginlerin, kendi istek ve arzularıyla fakirlere yardım etmeleri üzerine kuruludur. Özel mülkiyet esas olduğuna ve kimsenin malı elinden zorla alınamayacağına göre bu yardımlaşma ve sosyal boyut bireysel vicdanlara bırakılmıştır. Bu da sosyalizmle temelden çelişkilidir.

Sosyalizm felsefi olarak da ekonomik olarak da İslam’a uymaz. Sosyalizm devlet eliyle yeryüzü cenneti yaratmayı vadeder, oysa ki İslam’a göre dünya, eksiklikler ve kötülüklerle dolu bir imtihan alanıdır. Cennet burada değil “ötede”dir.

***

Şunları da yazımdan ilave edeyim.

Çoğu entelektüelin kabul ettiği üzere artık Türkiye’de sol siyaset kısırlaşmıştır. Ertuğrul Günay ile Mehmet Bekaroğlu’nun başlattığı yeni siyasi oluşumun pratikte başarılı olabileceğine inanmasam da sol söylemin bu toplumun İslam gerçeğini açıkça kabul ettiğini göstemesi bakımından bu açılımı çok önemli buluyorum.

Bu hareketin herhangi bir nedenden dolayı başarısız olması durumunda bile -ki bu çok yüksek bir ihtimal- bu ülkede başta kavram karmaşasının giderilmesine katkıda bulunması olmak üzere, artık kısırlaşmış olan sol siyasete önemli bir açılım getireceğini ve bu açılımın da solu yeniden üretken hale dönüştürebileceğini düşünüyorum.

Bir türlü normalleşemeyen ülkemizin bu açılıma ihtiyacı var; istikrarlı bir siyasi denge ve adam gibi işleyen demokrasi için..

Yazan: Suat Ö. Tarih: December 29, 2006 3:30 PM

Başarılı bir yazı. Önceden gerçekten müslüman-solcu kavramı bana yakın geliyordu. Ancak bilahare idrak ettim ki, aslın düşündüğüm şey, islamın muhafazakar olmadığı idi. Muhafazakar olmayı solcuk olarak düşünüyormuşum.

Hakikatten islam sol bir görüşle birlikte anılamaz. Ancak muhafazakarlıkla birlikte hiç anılamaz.

Yazan: ilhan k Tarih: December 29, 2006 3:47 PM

Bir noktayı aydınlatmak gerek...

İslam hukukunda zekat verip vermemek müslümanların vicdanına bırakılmamıştır.
Ayettede belirtildiği gibi zengin müslümanların mallarında fakirlerin belirli bir hakkı vardır hak kelimesi İslam hukukunda yaptırımın öngörülmesiyle direkt alakalıdır bahse mevzuu bir hak olunca fakirlerin hakkı zenginlerin vicdanına terkedilemez zekat vermeyi reddeden zenginden ''İslam Devleti'' zekatı zorla alıp hak sahibine vermek zorundadır.
İslam fıkhında aksi bir anlayışa hiç rastlanılmamıştır.Hak kavramı zaten bu noktada olabildiğince açıklayıcıdır birinin canı istemiyor diye insanların hakkının hilafına davranılması İslamda söz konusu değildir.

İslamı liberalizmle uyumlu hale getirmek için yapılmış zoraki yorumlardan sarfı nazar etmeliyiz.Meseleye oradan değil buradan bakmalıyız.

Saygılar

Muhammed ALi DİKTAŞ

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: December 29, 2006 6:31 PM

Mutlu Rüyalarınızın ve hayalleriniz devamlı olması olması dileğiyle. İyi bayramlar, iyi seneler.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: December 29, 2006 7:44 PM

"Hakikatten islam sol bir görüşle birlikte anılamaz."

Arkadaşım senin bu söylemine kalırsa bir çok Arap toplumu İslam dışında kalmış oluyor. Çünkü Arap dünyasında genelde müslümanlar solcudur.

Ayrıca günümüzde senin düşündüğün sağ tanımı ile kuran'daki sağ tanıtımı arasında sadece biçimsel bir bağ var.

Ben her zaman şunu söylemişimdir. Allah'a, Kitab'a ve Resül'üne iman etmiş bir kişinin sağcılığı veya solculuğu sadece ideolojik tercihidir...

Ezberlerin bozulması, sağ tekelinin kırılması ve en önemlisi bilim ile bütünleşmiş bir islamın tekrar dünyaya hüküm sürmesi adına bu oluşumu çok olumlu buluyorum.

Yazan: Enes Reyhan Tarih: December 30, 2006 12:02 AM

"Aslında “sol” biraz belirsiz bir tanımlama. Özellikle de kimi “solcu”ların gayet “aşırı sağcı” pozisyonlar alabildiği ülkemizde... Bazıları “özgürlükçü sol”dan söz ediyor; ama siyasal ideolojiler arasında asıl özgürlükçü olanı liberalizmdir ve çoğu solcu hareket de aslında özgürlük karşıtıdır. Bu da şaşırtıcı değildir, çünkü sol ideolojinin aslında en önemli içeriği olan sosyalizm, hayal ettiği ütopyaya ulaşıncaya dek, bireysel özgürlüklerin “halk yararına” bastırılmasını öngörür."

Çok zorlama ve berbat br yorum. Bu ifadelerim için ayrıca çok özür diliyorum ama bir sosyalist olarak itiraz etmek durumundayım çünkü bütünüyle çarpıtılmış ifadeler. Özgürlük, tanımları baktığınız yere göre değişen bir kavramdır. Ben dedim oldu diye bir şey olmaz. Bunu da sonuna kadar tartışırım. Kimin özgürlüğü? Nasıl bir özgürlük? Daha da önemlisi özgürlük nedir?

"Kuşkusuz Komünist Manifesto’dan bu yana sosyalizmin neredeyse her tonunda Marksist bir öz bulunduğu ve Marx da “din halkın afyonudur” dediği için, ortada çok temel bir uyumsuzluk vardır. Aslında sorun, sadece Marx’ın bu “analiz”inden değil, onun (ve Engels’in) tüm bir felsefi/ideolojik zeminini oluşturan materyalist felsefeden gelir. Bu, elbette, İslam’a tümüyle aykırı ve dahası karşıdır."

Yukarıdaki ifade ise tamamen yanlış bir bilgiye dayanıyor. Dolayısı ile çıkarım da baştan başa yanlış. Marx'ın ifadesinin tamamı şöyle;

"(...) dinsel sefalet hem gercek sefalettir hem de gercek sefalete kar$i ciki$in bir ifadesi. din, bunalmi$ mahlukun ic ceki$i, merhametsiz bir dunyanin ruhu, ve ayni zamanda akilsiz bir cagin aklidir. din halkin afyonudur."

Almancası;

"(...) das religiose elend ist in einem der ausdruck des wirklichen elendes und in einem die protestation gegen das wirkliche elend. die religion ist der seufzer der bedrangten kreatur, das gemut einer herzlosen welt, wie sie der geist geistloser zustande ist. sie ist das opium des volks. (...)"

Dikkat ederseniz din aynı zamanda karşı çıkışın da bir ifadesidir diyor Marx. Ki biz bunu Latin Amerika'daki katolik din adamlarında da görürüz. Kusura bakmayın da Mustafa bey, keşke biraz okusaydınız. Marx'ın söylediklerinin tamamından nasıl bir anlam çıkartacağımızı sanırım buradan anlayabiliriz. Daha da kötüsü Suat abi (Suat Öztürk) beni bu konuda fena halde şaşırtmıştır. Belirteyim dedim.

Saygılar.
TG

Yazan: Tansel Güçlü Tarih: December 30, 2006 12:12 AM

Sevgili Tansel,

Şaşırmana şaşırdığımı şaşkınlıkla belirteyim diyeyim gerisini en anla.. :-))

Ben kendimi bir liberal olarak adlandırmıyorum ama İslam'ı liberalizme daha yakın görüyorum.

Sen Marx'ın meşhur sözünün bağlamınından bahsediyorsun ama bu bağlamda bile Marx'ın Din mefhumu hakkında diyalektik materyalizmi temel aldığını unutmuşsun.

Diyalektik materyalizm temel iken İslam felsefî olarak nasıl bu temelle uyuşsun?

Ekonomik boyutu ise zaten kadim tartışma.

Ama özel mülkiyeti hırsızlık olarak gören bir anlayışla mülkiyeti "kul hakkı" kapsamına alan, fiyatlara müdahaleyi yasaklayarak serbest ticareti salık veren bir öğreti nasıl bir ekonomik anlamda uyuşma içinde olabilir? ben bunu anlayamıyorum. Birisi anlatıra memnun olurum.

"Sosyalizm mi iyidir, kapitalizm mi?"

İslam bağlamı dışında bunu sabaha kadar tartışırız, konuşuruz ama İslam ve sosyalizmden konuşuyorsak eğer, İslam sosyalizmden çok çok uzaktır.

Şu karıştırılıyor; Özel mülkiyeti, veraseti ve serbest piyasayı savunmak başka, hırsızlığı, zulmü, bunları kullanarak yapılan sömürüyü lanetlemek başka birşey. Birinciler serbesttir ama ikinciler yasaktır.

İş nihayetinde insanda bitiyor. Ben serbest piyasa savunucusuyum, dahası bu temel üzerinde iş yapıyorum, mevcut ahlakî ilkelere sahipken bana hangi güç başkasının malını -dalavere ile ya da bizzat zulümle- sömürtebilir/iç ettirebilir?

Müslümanlar bu farkı ayırt edebilmeli.

Liberal ekonomik temeller (mülkiyet ve serbest piyasa) ve ahlaklı olmak. Bunlar birbirlerine tezat şeyler değil.

Enes Reyhan kardeşim "Arap dünyasında genelde müslümanlar solcudur." demiş, bunun nedenini yukarıda linkini verdiğim yazımda kısmen açıkladım ama bir ilave yapayım. Mevcut 70 yıllık konjektürde birçok arap ülkesi eski SSCB'nin arka bahçesi idi. Bu solculuğun temelinde bu vardır.

Muhammet Bey'de homojen bir İslam toplumu varmış ve bir İslam devleti de bu toplumu yönetiyormuş gibi bir yorumda bulunmuş.

Evet zekat bir "kul hakkı" borcudur; fakat bu oran bugün liberal ekonomik sistemlerde alınan mecburi vergiler yanında çok komik bir oran olarak kalır. (Zekat %2.5 - vergi %25 gibi) Bu hallolmayacak birşey değildir ve bir İslam Devleti bunu alıp fakirlere dağıtabilir, tıpkı liberal ekonomi temelli olduğunu iddia eden devletlerin kazançtan mecburî vergi alması ve bunu sosyal güvenlik de dahil pek konuda kullanması gibi. Ve dediğim gibi bu oran çok komik bir orandır. ( Homojenliği de şunun için vurguladım; İslam'ın şer'i kurallarını İslamı kabul etmeyenlere uygulayamazsınız. Bu İslam'a aykırıdır. Zımni statüsü ise siyasi bir antlaşma niteliğindedir ve vergiye girer, zekata girmez.)

İslam ve serbest piyasayı merak edenler İslam dünyasının M.1200'lere kadar olan seyrini, Arap tüccarları, yaptıkları serbest ticarî seyehatleri ve hem büyük bir tüccar hem de en büyük fakihlerden olan İ.Azam Ebu Hanife'nin ticaret fetvalarını incelemeliler.

Öte yandan zekatın "zorla alınması" hususuna da bir şerh koymak isterim, bu konuda Hz.Ebubekir'in ridde savaşları örnek veriliyor bazen, bunlar siyasi bir isyan niteliği olan durumlar neticesinde olmuş savaşlardır. Siyasi isyanı her devlet bastırmak ister ve Hz.Ebubekir'de öyle yapmıştır. Yani oradaki mesele sadece "biz zekat vermek istemiyoruz" meselesi değil merkezî devlete karşı ekonomik temelli bir isyandır.

İslam elbette herhangi bir ideolojinin kalıplarına sığmaz ama ekonomik ve siyasal yönünün özü de liberal ilkeler ve ahlakın senteziyle örtüşme içerisindedir.

Saygılar.

Yazan: Suat Ö. Tarih: December 30, 2006 2:34 AM

Muhammed Ali, "Nation of Islam"'ı tanıtırken katıldığı ilk haccı anlatır: Beyazı, Zencisi, Çinlisi, Hintlisiyle yedi düvelden insan orada aynı Allah'a, onun nezdinde birbirinden farkı olmayan kullar olarak ibadet ederler; İslam önünde herkes eşittir. Ezilmişliği büyük ölçüde ekonomik eşitsizliklere dayanan, en temel haklarını aramak için elinde "I am a man" yazılı pankart taşımak zorunda bırakılmış Amerikan siyahlarının mücadelesine İslam'ın bayrak olmasının nedeni budur: Eşitlikçi olması.

İşte o İslam, siyasi, kültürel, felsefi, hatta bilimsel konularda mutlaklığa toz kondurmayanların elinde, iş ekonomiye, hakça paylaşıma, yani eşitliğe geldi mi mülayim bir görecelikle yorumlanır, mutlak adalet bireyin vicdanına bırakılıverir. Bu yoruma göre kul'un kul'a kul edilmesinde ne İslami, ne ahlaki, ne vicdani açıdan hiçbir sorun yoktur. Efendi kul kuluna gönlünden ne koparsa sadaka versin, kulun kulu da haddini bilsin, hakkını falan aramaya kalkmasın. Eşitliğin lafı bile edilmez. Zaten hacca gitmek yalnız zengine farz, Muhammed Ali o noktayı es geçmiş olacak.

"Laik birey olamaz" diyecek ölçüde İslam'ı siyasallaştıranların "adil düzen" kavramının adından dahi sakınmaları, iş düzenin korunmasına geldi mi laik bir tavır takınmaları da ilginçtir. Sol özgürlük karşıtıdır, liberalizm özgürlükçü. Çünkü özgürlük ve demokrasi yalnızca kültürel özgürlüklerden ibarettir. Ekonomi konusunda özgürlükçülük de zenginin daha fazla zenginleşmesine engel çıkarmamak demektir. Çünkü, herkesin bizim doğduğumuz koşullarda doğduğunu, doğuştan bizim sahip olduğumuz koşullara sahip olduğunu sanırız. Öyle ya, önlerine engel çıkaran mı var, çalışsın onlar da zengin olsunlar... Anlamayız. Bunun aslında baştan ve çıkışı olmayan bir özgürlük kısıtlaması olduğunu idrak edemeyiz. Çünkü yazık ki, vicdanımız, aslında hem sosyal, hem bireysel olarak dünyaya isyanımız olan inancımızla birlikte sağcılaştırılmıştır, ötekini görmeyiz.

İnsanlığın binlerce yıllık sosyal tarihinin öğrettiği bir gerçeğin hakkini vermek için materyalist olmaya gerek yok: Hak verilmez, alınır. Mülk'e asıl el koyanın kim olduğu konusunda, Yunus'a hak vermek içinse Stalinist olmaya gerek yok: "Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?"

Yazan: Balbazar Tarih: December 30, 2006 8:52 AM

Arap dünyasındaki solculuğu Sovyetlere bağlayan bir fikir aynı şeyi Türkiyenin Amerikan Kapitalizminin kucağanı düşmüş olduğunu neden fark edemiyor?

Yakın Tarihi benden iyi bildiğine hiç şüphem yok. Nota'ya girebilmek için Abd'ye verdiğimiz tavizler ve akabinde giydiğimiz amerikan donları... Arkasından gelen Menderes dönemi ve İslam ekonomisinin özgürlüğü adına Kapitalist düzenin içine girmemiz.

Şu anda Müslüman diye geçinen patronlar, holdingler sömürü yapmaktan başka hiç birşey yapmıyor. Sömüren patron işcisini asgari ücretle çalıştırırken kendisi trilyonluk arabalara biniyorsa burada bir adaletsizlik var demektir. Yanlış anlaşılmasın kimsenin lüksüne karşı değilim . Yalnız işçinin üzerinden sömürülene ve bunun getirdiği sosyal adaletsizliğe karşıyım.

Bazı ahlakı değerleri topluma kazandırabilmek için herşeyi insanın özgür iradesine bırakamassın. Bırakırsan başı boş bir liberalizm ortaya çıkarki zaten liberalizm'de başı boşluktan başka hiç birşey değildir. Çobansız koyun sürüsü olmadığı gibi ahlakı değerleri topluma kazandıracak bir oluşum/kitle olmadıkça da hiç birşeyin düzeleceğini sanmıyorum.

Yazan: Enes Reyhan Tarih: December 30, 2006 1:22 PM

Suat abicim,

Ben İslam ve Sosyalizm konusunda birşey söylemedim zaten. Marx'ın bu sözü Mustafa beyin de yaptığı gibi sürekli alıntılanır ve bu yanlış bir klişe haline gelmiştir. Beni asıl şaşırtan yanı da Marx'ın sizin söylediklerinizin tersini ima etmesi. Bu durum diyalektik materyalizmden bağımsız bir ifadedir zaten. Orada bir analiz yapıyor. (Bu arada laf arasında materyalist olmadığımı da ifade edeyim)

Liberal "ahlak" dediğin şey de sabaha kadar tartışılır. Sevgili abicim sayfamda bir yılı aşkın (14 aydır) bir süredir kapitalizmin ekonomi-politiğini yapıyorum. Orada görüşlerim fazlasıyla mevcuttur. Mesela liberal "ahlak" sözleşme özgürlüğünden bahseder ama böyle bir özgürlük yoktur. Çalışmayı över diyorsunuz ama değerin üretim sürecinde üretildiğini söyleyen Marksist ekonomi politik "çalışmayın" mı diyor? Bizzat emekçinin yanında olduğunu unutmayalım...

Kapitalizm gibi "ahlaki hiçbir ilkeye" sahip olmayan bir sistemin dinidir liberalizm. Soru soracakları sayfama yolluyorum...

Ayrıca Marx "özel mülkiyet"e değil, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete karşıdır. Komünist manifestoda bunu açıkça da belirtirler. Üretim araçları da pek "kul hakkı"na girecek gibi birşey değildir. İnsanlar arasında tahakküm ilişkisi yaratır ve "kul hakkı"nı yemenin en örtük ve bir o kadar da "açık" yoludur.

İslam konusunda birşey söylemiyorum, kendimi yetkin görmüyorum. Bilgi yanlışlarını düzeltmek gerekiyor.

Saygılar.
TG

Yazan: Tansel Güçlü Tarih: December 30, 2006 1:37 PM

İslam asıl sosyalizmle bağdaşmaz: Sosyalizmde özel mülkiyet yerine devlet mülkiyeti vardır ve "sınıfsız toplum" hedeflenir. Eğer toplum "sınıfsız" ise kim kime zekat verecek, hayırseverliğin ne anlamı kalacaktır ki?...

Zaten sosyalizm felsefi açıdan da İslam'a uymaz. Sosyalizm, seküler bir araç olan "devlet"in eliyle "yeryüzünde cennet" yaratmayı hedefler; oysa İslam'a göre cennet burada değildir ve dünya eksikliklerle dolu bir "sınav ortamı"dır. Sosyalizmin hemen her zaman felsefi materyalizmle el ele gelişmiş olması, bir tesadüf değildir...(M.Akyol February 03, 2006Kapitalizm Gerçekten İslam'a Uymaz mı? Başlıklı yazıdan)

Ancak şu kadarını söylemek lazım: "Kapitalizm İslam'a aykırıdır" diyerek kestirip atan Müslümanlar, dikkat etmeliler: İslam dünyasını, Batı'nın ilerlemesini sağlamış, başarı getirdiği aşikar olan bir sosyo-ekonomik sistemden mahrum bırakma yolunda olmasınlar... Matbaaya, televizyona veya internete "gavur icadı" demek ne ise, kapitalizmi lanetlemek de o olabilir
Benim "kapitalizm"den kastım (ve kavramın doğru manası) ise; devletin otoritesinin sınırlandığı bir sosyo-ekonomik düzen ve girişimci bireylerin yaratıcılık ve yenilikçiliğini teşvik eden bir kültür. Sosyalizmin seküler bir anlayışla "devlet"e yüklediği sosyal adalet hedefinin ise, Kuran'ın ve diğer ilahi kitapların öngördüğü gibi, asıl olarak bireylerin ve cemaatlerin vicdanıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. (M.Akyol September 08, 2006Yeniden İslam ve Kapitalizm Üzerine başlıklı yazıdan)

Kalvinizm'e göre servet sahibi olmak ortaçağdaki gibi utanç verici olmamakla birlikte, para kazanmak, iş ahlakını ve kutsal güveni yerine getirmenin bir yolu olarak kabul edilir ve elde edilen gelirle fakirlere yardım etmek, diğer toplumsal gereklilikleri yerine getirmek tanrı adına bir kardeşlik ve dindarlık ifadesi olarak görülür.

Diğer yazdıklarınız üzerine yazılabilecek çok şey var ama sanırım bir kez daha gözden geçirdikten sonra ifadenizde değişiklikler yapabilirsiniz zira,dünya sınavında,insanlara zekat verebilecek,hayır işleyebilecek imkanları sağladığı için kapitalizmi savunduğunuzu düşünmüyorum düşünmek de istemiyorum.

Kapitalizmin ön şartı olarak gördüğünüz ahlakın oluşması (inananlar için din ya diğerleri)için ne gibi tavsiyeniz olacak merak ediyorum?

Amacım sadece daha iyi anlamak.

Bu arada size ve ailenize iyi bayramlar diliyorum.Yeni yılda sağlık,mutluluk ve başarılarınızın da devam ettmesini temenni ediyorum. yemenni ediyorum.

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: December 30, 2006 4:47 PM

Sayın Öztürk, vallahi beni de şaşırttınız, onun için Tansel Güçlü'nün şaşırmasına o kadar şaşırmayın, demek ki göze biraz "sol" görünen bir yaklaşımınız var.

Sayın Güçlü çok güzel açıklamış, ben şunu ekleyeyim: Akyol, sosyalizm, hatta sol kavramından Ortodoks Marksizm'i anlıyor. Entelektüel geçersizliğinin yanında, bu tavır, muhafazakar sağa neo-liberal yorumlar getirmeye çalışan yaklaşımların aslında muhafazakar sağın geleneksel "ahlaksız kapitalizm" savunularından zerre ileriye gidemediklerini gösteriyor.

Oysa sosyalizm, "ekonomik demokrasi" talebinden başka bir şey değildir. Ha bir de, Amerikan siyasetinde liberalizm sol bir anlam içerdiği, ekonomik demokrasi talebinde de bulunduğu için, bu konuda kolayca kavram kargaşası yaratılabilir.

Bayramınız kutlu olsun!

Yazan: Balbazar Tarih: December 30, 2006 6:02 PM

Son yazılanları da gözönünde bulundurarak birkaç şey daha söyleyip bayram moduna gireyim. :-))

[Ve kavram karmaşasına yol açmamak için "sosyalizm" derken son yıllarda yükselen liberal sol eğilimden değil tam anlamıyla klasik sosyalizmden bahsettiğimi belirteyim. Liberal solun da pek çok problemleri var, ekonomik boyutu gözönüne alınmayan sosyal adalet gibi.Bu apayrı bir konu.]

Sayın Balbazar sizi de şaşırttığım için üzüldüm. :-)

Tanselciğim ideolojilerin ahlakı olmaz. İnsanların ahlakı olur, ideolojileri kullananlar insanlardır. Ahlaksız ve acımasız birilerinin elinde sosyalizmin ne hale geldiğine tarih şahittir. O yüzden pratiği değil teoriyi konuşmak gerek.

Ben konu İslam ve sosyalizm olduğu için bu açıdan ve daha geniş perspektiften bakacağım.

Meseleye "tek dünya" penceresi ile bakılırsa bu hak - adalet - eşitlik kavramları konusunda kafaların karışması normaldir. Bunların felsefi anlamlarına girersek de işin içinden çıkamayız.

Mutlak adalet nedir? Eşitlik nedir?

Bana mutlak eşit iki birey gösterebilir misiniz?

Hadi sosyalist düzeni kurduk ve herkes emek/eşit şekilde sistemden faydalandı, peki mutlak adalet- eşitlik sağlandı mı?

Eşitlik sadece karınların eşit doyması mıdır? Diğer farklılıklar ne olacak?

Bu konunun temeli "kötülük sorunu"na kadar dayanır.

Kötülük problemi varoluşun en çetin problerinden birisidir. İnsanlar eşit değildir, güzel - çirkin, kısa ömürlü, uzun ömürlü, iyi, kötü, sağlıklı özürlü vs vs. Bunlar bu dünyanın birer gerçeğidir.

Epikür'ün meşhur soruları karşısında eskatolojisiz Teizm/Deizm ciddi şekilde zorlanır. E.Mayr "Kötülük problemi Tanrı'ya inanmayı imkansız kılar" der.

Bana göre de Tanrı'ya inanmaMak imkansızdır. Çünkü ontolojik deliller bunu gösterir. İnsan zihni yaptığı çıkarımlarla bir Yaratıcı'nın varlığına mecburen ulaşır.

Peki kötülük sorunu ile bu nasıl uzlaşacak?

Hep söylerim; eskatolojisiz, kötülük probleminin -teizm/deizm açısından- çözümü mümkün değildir.

İşte burada İslam teolojşisi devreye girer. İslam, dünyanın kusurlu olduğunu, burada mutlak adaletin sağlanamayacağını, insanlardaki farklılıkların ve farklı yaşam çizgilerinin bir imtihan sırrı olduğunu söyler. İnsanlar bu halleriyle sınanırlar. İslam tüm bu dünyadaki adaletsizliklerin çözüm merciinin "hesap günü" olduğunu söyler ve "mutlak adaletin" orada gerçekleşeceğini belirtir.

Ve herkesin sorumluluğu farklıdır, kimse kimsenin suçunu yüklenmez, her fert kendi yaptıkları ile başbaşa kalacaktır. Kimseye de zerre kadar haksızlık edilmeyecektir.

Yani varoluşa "iki dünyalı" cepheden bakar.

İslam kötülük sorununa bu şekilde kesin ve net bir cevap verir. (İslam'a ya da dinlere inanmayanlar eskatolojiyi insan zihninin bu sorunu çözme yöntemi olarak görürler ama bu onların sorunu ve konumuz dışında.)

Sosyalizm ise kötülük probleminin "bir kısmını" bu dünyada çözme amacındadır.

Çünkü sosyalizm meseleye tek dünya penceresinden bakar ve en azından bu kötülük probleminin ekonomik boyutuna bir çözüm ürettiğini düşünür.

Sosyalizm eşitlikçidir ama aynı zamanda diyalektik materyalizme dayanır.

Burada ise temel bir çelişki var.

Yaşamın/İnsanın evriminden toplumların/dinlerin evrime kadar maddeciliğe dayanan marksizm/sosyalizm ne hikmetse 3.5 milyar yılllık evrimin sonucu oluştuğunu iddia ettiği insanın ve bu evrimin bir numaralı dinamiği olan "rekabet, güçlü olanın ayakta kalması" gibi olgularının aniden tersine döneceğini ve eşitlik sağlanacağını umabiliyor.

Bu nasıl olacak? Maddeciliğe göre bu mümkün değil, zaten bu noktaya gelişin temel güdüsü hayatta kalma savaşıdır. Bu noktadan sonra bu güdülerle mevcut haline ulaşmış insanlar nasıl olur da sınıfsız topluma, eşitliğe razı olabilir? Rekabete devam etmelerine yaşam savaşını sürdürmelerine ne engel olabilir? Fıtraten bu mümkün mü?

"Tek dünyalı bakış" demiştim. Sosyalizm bu dünyada cennet kurma hayalidir. Tüm bu açılardan insanîdir ve onurludur ama bir ütopyadır, uygulanması mümkün değildir. Ve insan bu fıtrafa sahip olduğu müddetçe de ancak despotik bir biçimde uygulanabilir.

Çelişkili midir? evet, ütopya mıdır evet, uygulanması mümkün müdür? Bana göre hayır.

Ama ben İslam'a ya da genel anlamıyla bir Yaratıcı'ya inanmasaydım çok büyük ihtimalle sosyalist olurdum. Evet, saydığım çelişkilerine rağmen; çünkü vicdanım da bir "adalet" duygusu var. Yaşama -dine ya da yaratıcı'ya inanmasaydım eğer- "tek dünyalı" bakışımda en azından ekonomik paylaşım konusunda gerçekleşmesi hiç mümkün olmayacak olsa bile bunun için çabalamayı vicdanî bakımdan mecburiyet olarak görürdüm.

Merhum C.Meriç'in "Sosyalizm İslamı bulamayanların İslamiyetidir" mealinde bir sözü vardır. Buna büyük ölçüde katılırım.

İslam ise koyduğu ahlakî ilkelerle hem bu insanî çabayı, yani, hayrı, iyilik yapmayı, fakirlere yardım etmeyi tavsiye ediyor ve ödüllendiriyor hem de yetişemediğim yerde eskatolojisini devreye sokarak meseleyi nihai mahkemeye havale ediyor.

İslam'ı bulmuş birisi olarak sosyalizm benim varoluşa ilişkin sorularıma cevap vermiyor. Sadece ekonomik eşitsizliği kaldırmaya dair söylemi ise -ki bunun da bana göre bir ütopya olduğunu açıkladım- "kötülük sorununa" çözüm değil. Maddecilik ise başlı başna çelişki.

İslam bana tüm cevapları verdiği için müslümanım.

Ve bu bütüncül olarak İslam'a ve varoluşa verdiği cevaplara baktığımda sosyalizmin ne ekonomik ne de felsefî boyutunun İslam ile uyuşmadığını düşünüyorum.

Bir de Enes Kardeşime şunu söyleyeyim; ben Türkiye'nin mevcut durumundan memnun olduğumu nerede söyledim?

Ben, sen ve diğer müslümanlar "işçinin alın teri kurumadan hakkını verin" diyen bir dine inanıyoruz. Sui emsal emsal olmaz. Temel kavramlar bellidir ve bu temel kavramlar çerçevesinde (serbest piyasa, mülkiyet, veraset ) meseleye baktığımızda İslam ile sosyalizmin uyuşmadığını görüyoruz.

Bunun aksini iddia etmek için sosyalizmin dinamikleriyle uyumlu İslamî nass gösterilmesi gerekir. Sosyalizm sadece şirin bir sosyal boyuttan ibaret değildir.

Burada katıksız bir liberalmiş gibi liberalizmi savunur duruma düşmek istemem, ben müslümanım ve müslümanların böylesi etiketlere ihtyacı yok..

Ama temel ekonomik kavramlarla ilgili olarak İslam bağlamında konuşuyorsak eğer, bana göre durum budur.

Vesile ile tüm site ahalisinin de yeni yılını ve bayramlarını tebrik ederim.

Saygılar.

***

Not: Bu genel çerçevede "İslam ve Ütopya" konusunda 'U-Topos'a yazdığım bir yazı için ilgilenenler buraya bakabilir:

http://utopos.wordpress.com/2006/10/21/islam-ve-utopya/

Yazan: Suat Ö. Tarih: December 30, 2006 6:44 PM

Sayın Suat bey,

Ben zaten zekat hallomaz bir mesele demedim.Güzel ifade buyurmuşsunuz bu devlet için çocuk oyuncağı. Sadece meseleyi İslami açıdan tashih ettim çünkü yukarıdaki yorum hatalıydı.

Sayın Akyol'un bahsettiği adil düzende bu meselenin izahı son derece iyi yapılmıştır.Birde islam serbest piyasaya izin veriyor diye liberal ekenomiye tamamiyle uygundur yaklaşımı son derece sığ bir tutumdur kanaatimce, iktisatcılara hakaret bile sayılabilir.
Burası bir yorum sayfası bunun ayrıntılarına girmek bile luzumsuz fakat merak edenlere Fazlur Rahman'ın ilgili ingilizce makalesi hayli bilgi vermektedir.

İslamı çağdaş düşünce sistemleriyle telif etmeye kalkışmak yeni bir teşebbüs değil daha önce yüzlerce örneği görüldü.

Günün makbulatı ve meşhuratı neyse birebir İslama uydurmaya çalışmak.Sosyalizminde pekala islama uyan yönleri vardır çatışan yönleride keza liberalizminde fakat düşünce buyuranların saygınlığını yitirmemeleri için hatalı/olumsuz taraflarındanda bahsetmeleri gerekir.Aksi takdirde bu yazılanların biryerlere yaranmak için yazıldığı akla geliyor.Sol akımlar avrupada genelde özgürlükçü çizgide olmuştur en azından kendi halkları için, parti ismi vermeme gerek var mı? Bu kadar çarpıtma yapabilmek...bilmiyorum iyi niyetli görünmüyor.Sol deyince neden aklımıza aslında solla alakası olmayan despot Kemalistler geliyor.Türkiyedeki solculuk zaten nev-i şahsına münhasır başka bir örneği yok.Statükocular sosyal demokrat, özgürlükçü diye kendilerini servis yapıyorlar.

Dünyadaki sol akımlara baktığımızda emperyalist hegomonik devasa güçlere halklarının desteği ile karşı koymuşlardır hoşmuza gider ya da gitmez. İşimize gelmeyince örtü veriyoruz bunların üstünü.


''Ve bunun içindir ki İslam toplumlarının geleceği sosyalizmde değil “ahlaki kapitalizm”de aranmalıdır.''


Şimdi bu sözün bilmiyorum neresinden tutacağız.Ahlaki kapitlizm tabiride ayrı bir ...
Şu ahlaki kapitalizmde ne olaki...

Sayın Akyol bunu açıklayacaksa adil düzeni açıkladığı gibi açıklamasın zira onunla alakalı tek bir cümle bile etmemiş.Dolayısıyla neyi eleştirdiğini anlayamadık.


Saygılar,

Muhammed Ali DİKTAŞ

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: December 30, 2006 7:28 PM

iskandinav ülkelerinin uyguladığı şekilde sonuna kadar "seküler" bir sosyal devlet anlayışının tüm dünya uluslarının benimsemesi duruunda sn. akyol'un önerdiği köylü sosyalizminin de çuavllayacağı açıktır.

sosyalizm eğer ki solun her zaman güçlü ve ayakta olduğu iskandinav ülkelerinde olduğu gibi olursa, viva sol!

Yazan: iskandinav Tarih: December 30, 2006 8:41 PM

Parlak, yaldizli filozof isimlerine, -izm meselelerine girmeden...

Bir annenin yavrusunu korumasi icgudusel davranistir... bu insanlar dahil tum canlilar icin gecerlidir. Asil mesele "varligini devam ettirme" icgudusudur. Bu icgudu bir hamsinin biryere yumurtalarini bosaltmasi kadar basitte olabilir, yada bir insanin yavrusuna -koca herif- olana kadar bakmasi, yetistirmesi kadar karmasikta olabilir. Yani bir anlamda tabiatin acimasiz kurallarina karsi koyabilmek icin bireylerin dayanismasi karmasikligi.

Bu "karmasiklik" bir anlamda o canlinin ne kadar sosyal oldugunun gostergesidir. insan canlilar arasinda en karmasik olanidir ve dogumundan olumune kadar olan sure icerisindeki hikayesi tabiat kurallarina uyum oldugu kadar, icinde bulundugu sosyal cevreye uyumunun hikayesidir.

Malum... tabiatin kurallarini kimin koydugunu tartisanin hatti hesabi yok. Fakat tabiati yenmek icin olusturulan sosyal kurallari insanlar koyar.
***

Geyiklerin erkeklerinin ciftlesmek icin tos vurmasindan tutun, aslanlarin birbirini yaralamasina ve digerinin kacmasi sonucu olan ortam diger suru uyeleri tarafindan nasil kabul gorup onaylaniyorsa, bu davranis insana geldiginde evlilik olarak ortaya cikiyor.

Evlilik (kimilerine gore kurum?) aslinda iki bireyin birbiri ile vede toplumla yaptigi bir akittir.
***

Geyik surusune gore ciftlestikten sonra pek bir sorumlulugu olmayan erkek, bir guvercin icin yumurtaya ortaklasa bakmak, bir erkek aslan icin tehlikelerden korumak, bir insan icin ise kompleks bir iliskiler icine girmek demektir.

Bunun aksi kaostur.
***

insan topluluklari kaoslari engellemek, bir duzen olusturmak icin kurallar gelistirmislerdir. Birkac aileden olusan toplumlarda ihtiyarlarin yurutebildigi bu duzen, sehir gibi daha buyuk toplumlarda kral vs ve onun askerleri/polisleri ile belli bir noktaya kadar saglanabilmistir. Toplumlar buyudukce kral veya polis/askerin yetismedigi yerleri duzenlemek icin gelistirilen tanri kavrami "baskalarinin, polisin goremedigi yerlerde dahi seni gorur ve cezasini olunce cekersin" sonucuna ulasmistir.
***

'Tanri'nin nimetlerinin bol oldugunu goren krallar, hakim siniflar yonettigi toplumu "somurulebilecek suru" haline donusturmek icin bunu isine geldigi gibi kullanmis Marks'in da dedigi gibi "toplumun afyonu" haline getirmistir.
***

En guzel ornegi...
Gucunun yettigi, elinin uzanabildigi donemde din ve tanriya ihtyac duymayan, aklina getirmeyen Saddam, caresiz kaldigi anda derhal vede yuzu kizarmadan dine ve tanriya sarilmistir.

Yazan: Haydar Tarih: December 31, 2006 9:22 AM

Sayın Öztürk, sosyal adalet mevzuunu herşeyden önce pratik bir mesele olarak görmek zorundayız. Bir insanın yaşam kalitesinin yükseltilmesinin o insan için öneminin yanında bizim felsefi görüşümüz, şahsi inancımız, vicdanımız, ahlakımız, kendimizi iyi hissetmemiz, cennetlikliğimiz, ideallerimiz çok soyut şeyler. Eğer birisi açsa, onunla ekmeğimi çok iyi bir insan olduğum için değil, o ekmeğin onu doyurucağını ve bunun onun için ne kadar çok şeyi değiştireceğini bildiğim için paylaşırım. Bunu kitlesel düzeyde alırsak, insanların temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak yolunda hemen şimdi, şu anda yaşamakta olduğumuz dünyada ne kadar adım atarsak o kadar kar. Yardım, etmek, ticari ilişkilerinizde ahlaklı olmak bu yönde elbette olumlu adımlar, değerliler de. Ama sosyalizm sistemli, örgütlü ve doğrudan sonuca yönelik olarak ekonomik ilişkilerde dezavantajlı olanın yaşam kalitesinin yükseltilmesini, haklarının garanti altına alınmasını, koşullarının iyileştirilmesini hedeflediği için mutlak bir gereklilik. Tarihsel tecrübe bize gösteriyor ki, sosyalizm herkesin eşit olduğu bir nihai sistemin değil, eşitlik için mücadele sürecinin ve edinilen kazanımların adı.
Elimde ekmekle dururken karşımda aç birisi varsa ona "boşver öbür dünyada yersin" diyemem. Karşımda aç bir kitle varsa, "yahu nasıl olsa hepsini doyuramam, boşvereyim" de diyemem. Çünkü (aklımın, vicdamınım) kaynağı ne olursa olsun, varoluşum itibariyle o ekmeğin o insanlar için ne denli önemli olduğunu muhakeme etme yeteneğine sahibim. Bu da bana ekmeği temin etme sorumluluğunu veriyor. Dolayısıyla, ekmek elimde değilse, ekmeği elde etmek için imkanları zorlamanın, mücadele etmenin sorumluluğunu da.

Bunların dışında, İslam'la sosyalizm zaten karşılaştırılabilir şeyler değiller. Müslümanın sağcısı da olur solcusu da, tek bir kitaptan değil, 1500 yıllık dünyayı sarmış bir tarihten bahsediyoruz. Ama ben de sizin gibi, sol'un ekonomik içeriğini tamamen yitirdiği, toplumsal çelişkilerin laik-islamcı gibi anlamsız bir eksene çekildiği dönemde müslüman sol kavramının ve gördüğü ilginin önemli ve yararlı olduğunu düşünüyorum. Ve hem İslamcılığı bugüne kadar kalkan olarak kullanmış kalantor muhafazakarlığın, hem koltuğuna ve gündelik çıkarına yapışmış ve ileriyi kendi çıkarları açısından bile görmekten aciz komprador, elitist modernizmin, hem de İslamcılığın yükselmesindeki temel faktörlerden birinin kendi burjuvazisini yaratmayı başarması olduğunun bilincindeki, İslamcılığı batılı, post-modern bir eksene oturtmaya çalışan neo-liberal muhafazakarlığın bundan rahatsız olmasını doğal karşılıyorum. Bence ideolojik olarak bunların üçüncüsünü temsil eden Akyol'un, bu (kendi duruşu için) tehlikeli kavramı afaroz ederken ekonomik demokrasi ve temel insan haklarını görmezden gelmesi, sosyalizmi kalantor muhafazakarlığın geleneksel (öcü) tanımına uydurması, felsefi ve kültürel konularda Ortodoks (materyalist) İslamcılığı savunurken kullandığı argümanlarla ters düşmesi bu ideolojik yönelimin açıklarını çok güzel ortaya seriyor. Hele hele, hukukun bireysel vicdana bırakılmasının ciddi ciddi savunulması, buna gerekçe olarak da ruh'un gösterilmesi gerçekten abzürd.

İskandinav arkadaşa da gerek İskandinav'ların, gerek Batı Avrupa'lıların dünyanın geri kalanının sömürürek oluşturdukları refahla kurdukları sosyalizm dökülekalsın demek isterdim. Ama elbette, Avrupa'da o haksız kazanılmış refahı dışında, "öcü" Marksizm ve "yıkıcı" sosyalist hareketlerin de yadsınamaz katkılarıyla bugün yerleşmiş olan sosyal adalet ve özgürlük kavramlarının değerli ve gerekli olduğunu düşünüyorum.

Yazan: Balbazar Tarih: January 2, 2007 7:20 AM

Bir de bir atasözü ekleyeyim, sanırım Çin kaynaklı. Eğitim bağlamında sıklıkla kullanılıyor, ama şu hayirseverlik-sosyal mücadele farkını çok güzel anlatıyor:

Adama bir balık ver, bugün karnı doyar. Balık tutmayı öğret, hergün karnı doyar.

Bu arada, yeni yılınız da kutlu olsun!

Yazan: Balbazar Tarih: January 2, 2007 7:53 AM

Sayın Balbazar,



Yapmayın Allah aşkına ben "elimde ekmekle dururken karşımda aç birisi varsa ona 'boşver öbür dünyada yersin'" mi dedim?



Ben genel olarak bu ekonomik eşitsizliğin de kötülük sorununa girdiğini söyledim ve genel bir değerlendirme yaptım. (Sitemde biraz daha revize edilmiş hali mevcut)



Diğer saydıklarınızı yapmama İslam engel değil bizzat destekçi zaten. Elbette ben de birisi açsa, o ekmeğin onu doyurucağını ve bunun onun için ne kadar çok şeyi değiştireceğini bildiğim için paylaşırım. Ben aksini mi söyledim? (De bunu bilmemi sağlayan ve benim vicdanımı uyaran nedir? Bunu yapmayanlar neden yapmazlar? )



Güzel yazmışsınız: "Ama sosyalizm sistemli, örgütlü ve doğrudan sonuca yönelik olarak ekonomik ilişkilerde dezavantajlı olanın yaşam kalitesinin yükseltilmesini, haklarının garanti altına alınmasını, koşullarının iyileştirilmesini hedeflediği için mutlak bir gereklilik." diye.



Keşke bunun nasıl olacağını da yazsaydınız? Temel insan hakkı dedikten sonra dakika bir gol bir, "Bismillah, mülkiyet hırsızlıktır" diyen bir ideoloji nasıl olacak da bunu sağlayacak?



Önce devrim mi? Yani despotizm?



Sosyalizmin her tonunda marksizm var mıdır yok mudur? Ve marksizm dine ve bireysel özgürlüklere karşı mıdır değil midir? "Hele bir devrim yapalım o zaman görüşürüz" diyenler sosyalistler değil midir? 20 yy da neler yaşandı?



Pratik diyorsunuz, tamam, bana sosyalist olup başarıya ulaşmış ya da en azından ulaşma vaadi veren bir pratik örnek yani bir sistem gösterebilir misiniz?



Ben uygulanabilir bulmuyorum ve bunu da en başta insan doğasına bağlıyorum. Sosyalizm en azından başlangıç seviyesinde despotizm olarak uygulanabilir. Bu da bireysel hakların ölümü demektir. Bunun geriye dönüşü de olmaz. Spontone geçiş ise imkansız ötesidir, hele hele bu çoğulculukda. Ve dediğim gibi başta insan doğası buna engeldir.



Sosyalizmden sonraki aşamaya geçiş ve nihai olarak komünist sistem yani devletsizlik ise despotların insafına bırakılmıştır ve bu tamamen bir ütopyadır. Çünkü tarih göstermiştir ki iktidarı ele geçiren hiçbir despot kendi isteği ile bırakmamıştır.



Herşeyden önce Marksizm kapitalizme bir tepkidir, özgün bir çıkıştır. Ama nihayetinde bir tepkidir. Argümanlarını karşı tarafın olumsuzlukları üzerine kurmuştur. "Hadi buyur meydan senin" dendiğinde ise çuvallamıştır.



Geriye kala kala sosyal devlet olgusu kalmıştır ki Batı da o da çuvallamaya başlamıştır. Ki bu sosyal devlet kaynaklarının beslendiği temellerde liberal ekonomik sistemlerdir. ( Buradaki çelişkiye dikkatinizi çekerim ) Birçok avrupa ülkesinde eğer 25 yıl içinde emeklilik yaşı 80'e çıkmazsa sosyal güvenlik sistemlerinin çökeceği konuşulmaktadır. (Tabi bunun birçok sebebi var) Bu gibi sistemler suistimale çok açıktır. Birilerinin çalışıp birilerinin yan gelip yatmasına neden olmaktadır. Ve bunu engellemek pek mümkün görünmemektedir. Sonuçta iş yine gelip insana ve onun vicdanına dayanmaktadır. (Mesela İskandinav ülkelerindeki bir tanıdığım tam 10 yıl boyunca işsizlik parası alarak 57 yaşında emekli oldu ve bu süre zarfında da 6 aylık giriş çıkışlar yaparak Türkiye'de çalıştı) Elbette sosyal güvenliğe karşı değilim meselenin zorluğuna ve ucundan kıyısından insan vicdanına dayandığına vurgu yapmak istiyorum. Ve düşünün bu bile liberal sisteme dayanıyor.



Muhammet Bey'de "iktisatçılara hakaret" gibi bir ifade kullanmış. Ben de iktisatçıyım. Ve bu kimliğimle söylüyorum, iktisatçıları çok da kaale almamanızı öneririm.



Üç iktisatçı biraraya gelse ortaya beş iktisat teorisi çıkar ve aralarında yüzde yüz mutabık oldukları hiçbir ekonomik konu yoktur. :-))



Saygılar.




Yazan: Suat Ö. Tarih: January 2, 2007 11:25 AM

Değerli yorumcular, Sosyalizm toplumculuk demekse
bu manada toplumun iyiliğini düşünmek adına ortaya
konan çabalara saygı duymak zorundayız. Eğer üre
tim süreci, özel mülkiyet eliyle sürdürüldüğünde
toplum adına daha fazla bir katma değer yaratıyor
ise aklı başında her solcu, ancak despotik bir dik
ta ile sağlanacak, ilkel bir üretim sürecinden uza
klaşacaktır tabidirki. Marksist felsefe kendisine
dialektik materyalizmi rehber edinmiştir. Bunun
yaratılıştaki dialektikten farkı, materyalizm ile
sakatlanmış olmasıdır ve İslamla ve dinlerle arası
açılmıştır. Ancak materyalizm sadece marksistlerin
değil belkide daha çok kapitalistlerin dünya görü
şüdür diyebiliriz. İbni Arabi, sizin taptığınız
ayaklarımın altındadır derken, parayı kastediyordu
Yine benim ümmetimin felaketi mal tutkusudur mea
lindeki hadiste ilginçtir. Üretim sürecinin özel
mülkiyet eliyle gerçekleşmesi ve bunun sosyal bir
demokratik devlet yapısı eliyle kontrol edilmesi-
vergi düzeni açısından- toplum hayatı için daha
uygun olur diye düşünüyorum. Vakıf sistemi, aynı
zamanda bir vakıf medeniyeti olan Osmanlı devleti
nin varisleri olarak mutlaka incelenmelidir derim.
Bu vakıf sisteminde serbest ticaret esas alınmak
kaydıyla sosyal yarar temelinde bir düzen tesisi
var ve bu mutlaka değerlendirilmeli kanısındayım.
Batının dayattığı terminoloji ve sistemlerle düşün
mek yerine daha sentezci bir akla ihtiyacımız var.
Dialektik yöntem, materyalizm ve marksizm ile birlikte anıldığı içindirki bunun Sünnetullahın cüzi olduğunu kavrayamadık. İtme-çekme karşıtlığın
daki mükemmel denge tüm karşıtlıkların esasını olu
şturuyor. Dialektik karşıtlığının, dünyevi
gelişimin motoru olduğunu kavrayabilirsek, insani
gelişmenin yani kamil insan olmaya ulaşmanın dina
miğinin de bu ikiliği kavramak, ve tekliğe ulaşma
ile mümkün olabileceğine müdrik olabiliriz. O zaman akıllı tasarım da yerine oturur, Alaemlerin
Rabbine kul olmanın manasıda. Yoksa inkarcılığı
kendine bayrak etmenin siyasetteki karşılığı sol
dur demek hakkaniyetli olmaz kanımca. Saygılar.
Levent.

Yazan: levent Tarih: January 2, 2007 8:31 PM

kapitalizmin özünde,yani kapitalizmi oluşturan omurganın tam orta yerinde "kişisel çıkar" diye adlandırdığımız şey durmaktadır. Bunu sabri ülgener'den de çıkarsayabilirsiniz.

bu bağlamda şu söylenebilir ki: kapitalizmde ahlak olmaz, ahlak bulaşırsa ortada kapitalizm diye birşey kalmaz. Dolayısıyla islam dünyasının geleceği solda olmadığı gibi kapitalizmde de değildir. İslam dünyasının tek çıkış yolu, müslümanların yaşadığı coğrafyaların kendi küllerinden doğmalıdır. Aksi halde farklı kültürlerin farklı ihtiyaçlarından doğmuş kurumlarla asla barışık bir hayat süremeyiz;çünkü o kurumlar bizim sorunlarımıza çözüm üretmek için oluşturulmamış ithal kurumlarıdır...

saygılar

Yazan: enre can Tarih: January 8, 2007 12:57 AM

Kul hakkı , Islamın en buyuk kavramı, insanların bırbırı ıle olan ılıskılerınden , bırbırı uzerınde olan hak ve sorumluluklarına kadar her sey , tıcarette hak yememek i her seyı durust ve dogru bır sekılde yapmak , malın kusurunu saklamamak , bence Islam sol sag gıbı beserı dusuncelerın ustunde ınsanı ınsanlastıran butun ılkelerını net olarak cızdıgınden , ıslam hıc bır seye benzemeyen kendı seklı ıle tavrı ıle kurtarıcı bır sıstem tavsıye etmektedır.

Yazan: ancazin Tarih: January 22, 2007 11:19 PM

Ahlaki kapitalizme katılmıyorum.Çünkü Kapitalistlerin kapitalist olma sebebleri çalıştırdıkları insanlardır.Birilerinin üzerinden para kazanıp onlara üstünlük sağlamanın doğru olmadığını düşünüyorum.Kamulaştırma en uygun yöntem olacaktır.

Yazan: burak Tarih: April 12, 2007 9:12 PM

ben henüz 17 yaşında bir gencim ve kendime siyasi olarak bir yön çizmek istiyorum. dindarım aynı zamanda sosyalizme sempati duyuyorum. bu tarz tartışmaların türkiyedeki kısırlaştırlmış sola büyük ufuklar açacağına inanıyorum. ancak bazılarımız yorum yaparken islamı sosyalizmden çok kapitalizme yakın görüyor. bunun islam için çok yanlış bi ifade olduğunu düşünüyorum. islam tek başına yeter ve kapitalizme ve sosyalizm iki sosyo-ekonomik tasarıdır. yani bence biz solun ufkunu açarken islamı belirli bir siyasi ideolojiyle kalıplaştırıyoruz. oysa islamın kendisi bir ideolojidir.çünkü ideoloji demek fikir demektir. Allah ın dininden başka büyük fikir olabilir mi? bunu da unutmayalım bence

Yazan: Vefa Tarih: July 31, 2007 2:14 PM

Vefa bey,

İslamı referans alacaksanız siyasete hiç girmeyin. İslam dahil hiçbir din referans alınarak siyaset yapılamaz çünkü bu baskıcı, teokratik bir rejimi ortaya çıkarır.

Yazan: freedom Tarih: August 2, 2007 9:25 PM

Sn. Akyol, bence bazı temel bilgilerde eksikleriniz var.

1--- Bazıları “özgürlükçü sol”dan söz ediyor; ama siyasal ideolojiler arasında asıl özgürlükçü olanı liberalizmdir ve çoğu solcu hareket de aslında özgürlük karşıtıdır. ------

Sol kavramı Fransız burjuva devrimi ile birlikte ortaya çıkmıştır. Eski düzeni, aristokrasiyi, siyasal eşitsizliği savunanlar meclste sağ tarafa; değişimi, yeni düzeni, siyasal eşitliği (demokrasiyi) savunanlar sol tarafa oturmuştu. Feodalizme-aristorkasiye karşı dönemin devrimci sınıfı burjuvazi idi. Bu yüzden ilk solcular liberal-demokrat burjuvazi idi. Yani sol kapsamına ilk giren ideoloji liberalizmdir. Bugün ABD'de cumhuriyetçiler (muhafazakarlar) sağ; demokratlar (liberaller) sol olarak anılıyorlar

Arsitokrasi tamamen tasfiye olunca, burjuvazi ile proletarya arasındaki çatışmada işçi sınıfının tarafında olanlar yalnızca siyasal eşitliğin (demokrasinin) yeterli olmayacağını söyleyenler, günde 10 saat çalışıp hala yoksul olanların da sosyal (toplumsal) eşitlikliğe kavuşmasını isteyenler kendilerine sosyal-demokrat ismini aldılar. Sosyalistlerin bir çoğu bu ismi benimsemişti. 1. dünya savaşına kadar komünistler de kendilerine sosyal-demokrat diyorlardı. Sosyal demokrasi (sosyalizm) mücadelesi gelişince sol siyaset her zaman emek eksenli olmuştur. Yani solcular özgürlük karşıtı değil aksine daha fazla özgürlük taraftarıdırlar. Yani sadece siyasal özgürlükle yetinmemektedirler, sosyal özgürlük de istemektedirler. Solcuların karşısındakiler (sağcılar) özgürlüklere her zaman karşı çıkmışlardır. Türkiye parlementosundaki sağcı MHP-CHP ikilisine bakmak yeterlidir. Parlementoda grubu olan tek sol parti de DTP'dir. AKP kendisinin de dediği gibi merkezdedir. Tüm dünyadaki tasnif bu şekildedir.

2----çünkü sol ideolojinin aslında en önemli içeriği olan sosyalizm, hayal ettiği ütopyaya ulaşıncaya dek, bireysel özgürlüklerin “halk yararına” bastırılmasını öngörür.-------

Tamamen yanlış. Hiç bir sosyalist yayında, kitapta, dergide böyle bir şeye rastlayamayız. (nasyonal-sosyalist dergiler hariç) Aksine sosyalizm dünyanın bu halinin özgürlüğe aykırı olduğunu söyler. Sosyalizm kapitalizmde temel iki sınıf olduğunu söyler: Burjuvazi ve proletarya. Proletarya geçimini emeği ile kazanır, burjuvazi üretim araçlarına sahip oldukları için işçinin emeği ile üretilenleri kendi mülkü yapar ve işçiye emeğinin ürettiklerinin tam karşılığını vermez. Bu yüzden burjuvazi proletaryayı sömürür. Bu sömürüyü sürdürebilmek için devlet gibi özgürlük kısıtlayıcı bir aygıt kullanır. Sosyalisler bu yüzden sınıfsız bir dünyada siyasal zor aygıtı olan devlete ihtiyaç olmadıklarını söylerler. Ancak sınıfsız topluma geçişte, proletaryanın burjuvaziyi bastırmak için kullanacağı bir devlete ihtiyacı olduğunu, bu devletin doğrudan demokrasi şeklinde olması gerektiği söyler. Ayrıntılara girmiyorum... isteyen araştırabilir.

3----Sosyalizm ise, zenginlerin mallarına adına “devlet” denen seküler bir mekanizma ile el koymayı hedefler.----

Tamamen yanşlış değil ama kesinlikle çarpıtılmış. Sosyalizm (marksist sosyalizm) herkesin yeteneği kadar çalışacağı, herkesin emeği kadar kazanacağı bir dünya yaratmak ister. Kapitalizmde bunun böyle olmadığı çok açık. Tüm zenginlikleri yaratan emekçiler ancak hayatlarını devam ettirebilecek kadar kazanabilirken, patronlar genellikle sermayeleri oranında kazanıyorlar. Sosyalizm bunun nedenini farklı kazanç şekline bağlar. Yani emekçiler işgüçlerini satarak kazanılar, patronlar sermayeden elde edilen karla. Sosyalizm bunu değiştirmek için, 'kar' olgusunu kaldırmak için üretim araçlarının üzerindeki özel mülkiyeti kaldırmak ister. Böyle olunca herkes yalnızca emeği kadarını kazanabilecektir.
Zenginlerin mallarına değil,üretim araçlarına (fabrikalara, topraklara, bürolara) el konulacaktır. Çünkü emek sömürüsünü yaratan budur. Kamulaştırma işini işçi sınıfı adına devlet yapmaz. İşçi sınıfı burjuvaziye rağmen kamulaşitırma yapar. Bu da işçi sınıfı isterse (yani bilinçlenip örgütlenirse)olur. Burjuvaziye karşı zor kullanma gereği kalmayınca zor aygıtı (devlet) yok olur. Marksizm bunları söyler.

4----Çünkü materyalizm öyle düşünmeyi gerektirir!.. Materyalizme, hele de Marx’ın “tarihsel materyalizm”ine göre, her insan içinde bulunduğu maddi koşulların bir ürünüdür. Eğer burjuva ise, “burjuva bilinci” ile düşünmesi kaçınılmazdır. Hayırseverlik bile yapsa, bunu mutlaka “işçi sınıfını pasifize etmek” gibi hinlikler için yapacaktır. Sınıfsal durumundan bağımsız bir “vicdana” sahip olamaz; ruhun varlığını kabul etmeyen materyalizm, maddi etkenlerden bağımsız bir vicdana inanmaz ki…----

Marksizm hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadığınız ortaya çıkıyor. Engels'in babası da burjuva sınıfındandı ve Engels de bir müddet patronluk yaptı. Hal böyle iken Marx ve Engels diyalektiği bir kenara fırlatıp mekanik materyalistler gibi düşünemezler değil mi?
Ancak şurası kesin ki kapitalist düzen eşitsizlik ve sömürü üretir çünkü kazanç şekillerini farklılaştırmıştır. Ve patron ne kadar hümanist olursa olsun işçisine verebileceği imkan piyasa koşulları tarafından sınırlandırılmıştır. Nice hacı patronun fabrikası var. Gidip görebilirsiniz. İşçinize niye 400 YTL asgari ücret veriyorsunuz diyebilirsiniz. Alacağınız cevap bellidir. Piyasa kötü, daha fazlasını verirsem rekabet edemem.

Yeni bir düzen yerine ahlaklı kapitalizm önerisi tıpkı ahlaklı feodalizme benzer. Köylüler çalışsın çabalasın bir şeyler üretsinler. Toprağın sahibi gelsin köylünün ürettiğinin bir kısmına el koysun. Sonra bir papaz ahlaklı feodalizmden bahsetsin...
Veya ahlaklı köleci düzen... Köleler efendilerinin mülkü olmaya devam etsin, ama günde iki yerine üç öğün yemek yiyebilsinler. Ahlaklı kölecilik... Ne güzel!

Yazan: ahmet Tarih: September 23, 2007 10:53 PM

"Din kitlelerin afyonudur"

“Din kitlelerin afyonudur” sözü, dinin kitleleri hakları için mücadele etmekten alıkoyan, statükoyu korumak için kullanılan bir araç olduğunu anlatmak için kullanılır. Aslında bu sözü Marx daha farklı bir şeyi anlatmak için kullanıyordu. Lenin bu sözü bahsedilen anlamı ile kullanmıştır. Marx tam olarak şöyle demişti:

"Din ruhsuz bir dünyanın ruhu, ezilenlerin haykırışı, kapsiz bir dünyanın kalbidir. Din kitlelerin afyonudur. (ağrı kesici)"

Burada dinin, açıklama getirme çabası, hayatı anlamlı kılma çabası ve güçlüklere dayanma gücü verdiği vurgulanıyor daha çok. Dünyanın sürekli cefasını çekenler bu anlamsızlığa karşı öte dünyadaki sefa ile hayatlarına anlam katıyorlar.

Lenin, daha çok dinin sorunları yok saymada bir araç olarak kullanılmasına dikkat çekmiştir.

Din, bütün yaşamı boyunca çalışan ve yokluk çekenlere, bu dünyada azla yetinmeyi, kısmete boyun eğmeyi, sabırlı olmayı ve öteki dünyada bir cennet umudunu sürdürmeyi öğretir. (...) Bu bakımdan din halkın afyonudur. (Sosyalizm ve Din)

Yazan: nemelazım Tarih: January 12, 2008 10:02 AM

@nemelazım;
Ufak bir ekleme yapmak istiyorum. Afyonun bugün çağrıştırdığı, kendinden geçmiş,diskoda duman altına her türlü şeye açık,alkollü,gözleri sarkmış bir imgelem dünyası, ıvır zıvırı vardır ya. Çok kötü bir çağrışımı var(80lerin türk filmleri). Fakat 150 yıl önce afyonun daha çok medikal, ağrıyı önleyici çağrışımları vardı. Yani bugün popüler anlamda aktarıldığı şekliyle hakaretimsi bir anlamı yok. Daha çok bir tespit niteliğinde. Burada bazı arkadaşlar kendileri itiraf ediyorlar zaten, "bana teselli verebilecekmisiniz" diyordu bir arkadaşımız mesela.

Yazını asıl konusuna değinmek isterdim, çünkü baya bir ihtiyacı var düzeltmeye..ama maalesef bende derman yok.

Bazıları “özgürlükçü sol”dan söz ediyor; ama siyasal ideolojiler arasında asıl özgürlükçü olanı liberalizmdir ve çoğu solcu hareket de aslında özgürlük karşıtıdır.

“özgürlükçü sol” bu ülkede yaklaşık 30 yıldır ne demiş bir bakarsanız, bunun çok ölçüsüz bir iddia olduğunu görürsünüz, hem genel olarak solun kendisi hakkında, hemde örneğin kürt sorunu gibi memleketin temel meseleleri hakkında. Şimdi biz demiştik deniyor da, sizde 20 önce de denmişti ama, onu da unutuyorsunuz.
Tüm hatalı, sapmış hareketlere rağmen, dünyanın en anlamlı özgürlüğü hep sol ve ondan etkilenmiş toplumlarda, hareketlerde ortaya çıkmıştır. Hepsini tek bir çatı altından toplayıp aynı aletlerle analiz etme imkanımız zor. Öyle olsaydı Stalin in İspanyadaki gayet özgürlükçü bir sol olan anarşist hareketi kösteklemesini anlayamayız. Sovyetlerin Allende ye karşı soğuk olmasını, şilililerin onlardan farklı bir yol seçme eğilimini anlayamayız.
Totaliterizm olan yerde sol yenilmiştir hep. Diktatörlük olan yerde sol ezilmiştir genelde. Liberalizmin özgürlükçülüğü ise Irak da tüm çıplaklığıyla ortaya konulmuştur. "özgürlükçü" sloganlar eşliğinde mutlak bir sömürü ve yıkım. Şok terapisi diyor Naomi Klein.

Yazan: sinan Tarih: January 12, 2008 4:33 PM

İslam sırf ahiret hayatını düzenleyip tüm adaletin öbür dünyada sağlanacağını iddia etmez bence adalet islami kurallar uygulandığında hukuksal anlamda bu dünyada da tecelli edecektir. Sadece kötülük edenlerin cezası eğer Allah tarafından affedilmezse (kul hakkı gibi) öbür dünyada azab verileceği söylenmiştir.

İslamiyeti şimdiye kadar serbest piyasa ekonomisi gibi kapital ve liberal dünya ekonomik evrenin yaşantı kalıpları ile denenmiş ve tam uyum sağlamamıştır.

İslamın kendi ekonomik kuralları geçerli olduğu takdirde sosyalist bir ülkede zekat verme farzı nasıl yerine getirilecek ki diye sorduğumuz zaman herkesin eşit ekonomik hakları olduğu yerlerde zaten devlet bu misyonu yerine getirecektir diye düşünüyorum.

İslamiyet sosyalizm sentezinden belkide bugüne kadar gerçekleşmeyen bir dünya düzeni ortaya çıkabilir. Neticede Dünyanında cennet olmaması gibi kuranı kerimde geçen bir ayet yok. Allah bizim dünyayıda bir cennete çevirmemizi istemiş ki sosyal kurallar koymuş. İşte örnekler:

Zekat
Sadaka
Hayırseverlik
Yardımseverlik
Komşuya akrabaya yolda kalmışa öksüze yardımı farz kılar

İncelendiğinde bu tarz sosyal yapı olduğu görülecektir. Bu yüzden Dünyadaki cennet ifadesine katılmayanlara katılmıyorum.

Din zaten dünya işlerimizi düzenlemek için gelmedi mi? ibadet, hayır işlemek, komşusuna ve insanlara iyilik yapmak, zekat vermek Dünya ilişkilerini iyileştirmeye yönelik değilmidir biraz araştırarak yazalım lütfen.

İslam ve Sosyalizm taban tabana zıt değildir. Tam tersine gerçekleştirmek istedikleri hedefler yönünden ortaktırlar. İnsanların dünya hayatını güzelleştirmek eşit adalet, özgür birey ve sosyal yönü olan devletin imkanlarından eşit faydalanmak.

Eğer kavramlara takılı kalmak istemiyorsanız bence maks ve benzeri iktisatçıların ezberinizdeki düşüncelerini esnetin Yeni bir sosyalist İslam devleti kavramlarını geliştirmeye bakın.

Uzayda canlı arayan bilim adamlarının hatalarına düşmeyin. Ya uzayda bizim anladığımız tarzda nefes alan ve hareket eden tür dışında davranan ve kızıl ötesi ışınlar boyutunda yaşayan varlıklar varsa. Hoca misali samanlıkta kaybolan iğneyi dışarıda aramayın.
Kavramlar gözlüğü ile bakmayın aradığınızı bulamıyabilirsiniz.
Anlayana....

Yazan: Mahir Tarih: January 28, 2008 5:23 PM

SAYIN MUSTAFA AKYOL, ÖNCELİKLE ŞUNU BELİRTMEK İSTERİM Kİ HERKES GİBİ SİZ DE DÜŞÜNCELERİNİZDE ÖZGÜRSÜNÜZ AMA EKSİK BİLGİ VERİYORSUNUZ VE YANLI BİR TUTUM İÇİNDE OKURLARI YÖNLENDİRİYORSUNUZ. ŞUNU AÇIKÇA İFADE EDEYİM Kİ NE İSLAM SİZİN ORTAYA KOYDUĞUNUZ GİBİ NE DE SOSYALİZM SİZİN İDDİA ETTİĞİNİZ GİBİ . İSLAM, İNSANLIK TARİHİNDE ORTAYA KONMUŞ EN SOSYALİST DİNDİR VE SOSYALİZM DE İNSANLIK TARİHİNDE ORTAYA KONMUŞ EN ETKİN SOSYAL ADALET ARACI BİR İKTİSAT SİYASETİDİR. BU HUSUSLA İLGİLİ ÇOK GENİŞ BİR YAZI YAZACAĞIM.ŞİMDİLİK BU KADAR YETER. İYİ ÇALIŞMALAR.

Yazan: YUSUF ÇOKBİLİR Tarih: June 10, 2008 9:14 PM

Demagoji kismina bakmadan isin ozune bakalim:

“İslam vermeyi, sosyalizm el koymayı emreder.”

OK. Kapitalizm de herkese bol bol veren bir rejim oldugu icin elbette islama uygundur degil mi? Yoksa tersi miydi? ..neydi karistirdim :)
Neyse ne, sonucta yasasin islam, yasasin kapitalizm kahrolsun tum kotuluklerin anasi dinsizlik. Mantra bu olsa gerek,.. derinlikten basim dondu!

Yazan: fuatogl Tarih: June 16, 2008 8:23 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)