« Papa’nın Marksistçe [Yanlış] Analizi | Ana Sayfa | Sitenin Öteki Yüzünden İnciler »

December 6, 2006

Kemal Karpat'tan Bilgelik

Wisconsin Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Kemal Karpat, hem Osmanlı tarihi alanında dünyanın sayılı isimlerinden biri, hem de toplumsal meselelere getirdiği derinlikli yorumlarla tam anlamıyla bir "bilge"dir. Geçenlerde Radikal'de Neşe Düzel'in Prof. Karpat ile yaptığı bir röportaj yayınlandı. Tamamını herkese şiddetle tavsiye ediyorum. İçindeki bazı kısımlar ise ayrıca büyüteç altına alınmaya değer.

Örneğin Prof. Karpat, Türkiye'de laikçi kesimin korktuğu gibi bir "şeriat tehlikesi" olmadığını vurguluyor ve şöyle diyor:

Cumhuriyet'in başındaki tepkiler her ne kadar 'Şeriat istiyoruz' diye ifade edilmişse de, bu aslında ya halifeliğin kaldırılmasına siyasi bir tepkiydi ya da laiklik adına getirilen değişimlerin halkın dinini yok etmeyi amaçlamış hareketler olarak görülmesine karşı bir kendini savunmaydı. Bugün şeriat düzeni kurmak isteyen küçük bir grup olabilir ama bunun, halkı arkasından sürükleme şansı çok azdır.

Karpat, sorununun radikal ve baskıcı laisizmden kaynaklandığını da şöyle anlatıyor:

Bizde demokrasi çok dar bir alana sıkıştırılmıştı. Demokrasi adına yapılan muhalefet sonucunda 1946'da Demokrat Parti geldi ve önceki dönemlerde laiklik adına yapılmış bazı ifrat hareketleri düzeltme yolunu buldu. Çünkü laiklik, vicdan hürriyetiyle bağdaşmayacak şekilde öyle dar yorumlanmıştı ki, her hareketi dinci sayacak haldeydi. Aslında dincilikle dindarlık arasında büyük fark vardır.

Buna karşılık "İslam, bir din olarak alabildiğine liberaldir" ve "İslam akılcı bir dindir, Kuran akıla dayanan bir kitaptır" diyen Prof. Karpat'ın şu yorumu da kayda değer:

İslam dindir, onu değiştiremezsiniz. Ama İslam toplumlarını demokrasi ve akılcılık sayesinde kurtarabilirsiniz. İslam toplumları yozlaşmıştır... İslam değişmeye açıktır. Moderniteyi de, demokrasiyi de kabul eder ve özünü de kaybetmez. Zaten İslam'ı kendi kaidelerine göre anlarsanız, onun moderniteyle çatışmadığını görürsünüz. Ama İslam'ı kullananlar onu moderniteyle, 'değişimle' çatıştırabilir. Mesele burada. Bugün İslam'da hakiki bir kadın hareketi vardır. Mesela Türkiye'de kadının durumunun arzu edilir derecede olmamasının sebebi de din değil törelerdir. Binlerce yıldır aşiretin tatbik ettiği bu töre, dinin içine sokulmuş ve kutsallaştırılmıştır.

Son olarak bir de Prof. Karpat'ın Sultan Abdülhamid hakkındaki yorumunu aktarmakta yarar var. Düzel'in "bizim resmi tarihimizin lanetlediği Abdülhamit'i çok olumlu bir tarihi figür olarak değerlendiriyorsunuz, bu görüş farkı nereden kaynaklanıyor?" sorusuna şu cevabı vermiş:

Çünkü adamlar Abdülhamit'in ne yaptığına, ne söylediğine bakmamışlar ki. Modern Türkiye'nin temelleri o zaman atılmış. 1869'da çıkarılan eğitim kanunu Abdülhamit devrinde uygulanmış ve okullar kurulmuş. Bugünkü Türkiye'yi kuran elitler, askerler, subaylar doktorlar onun okullarında yetişmiş. Demiryolları o devirde yapılmış ve yeni Türkiye'nin ruhunu ifade eden milli edebiyat o devirde oluşmuş. Türk dili bugünkü halini o zaman almaya başlamış. Abdülhamit, İslam toplumlarının dogmatizmden kurtularak modernleşebileceğini ve ilerleyebileceğini söylemiş bir adam. 'Avrupa'nın bugünkü hali Hıristiyanlık dogmadan kurtulduktan sonra mümkün oldu' diyor.

Bu bilgece yorumların ve elbette onların işaret ettiği gerçeklerin daha iyi anlaşıldığı bir Türkiye, daha iyi bir Türkiye olacak….

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: December 6, 2006 11:54 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa beyin de dediği gibi çok güzel ve faydalı bir röportaj olmuş.

fakat Nakşibendiliğin bir kolu olan F.Gülen cemaati olayını anlayamadım doğrusu.bu cemaatin bildiğim kadarıyla nakşibendilikle bir alakası yok.kendilerini de kesinlikle öyle tanımlamıyorlar.

Nakşibendiliğin modern bir versiyonu olarak Nazım Kıbrısi örneği verilebilir.çok fazla modernize oldukları için klasik Nakşibendilerin de çok eleştirdiği bir tarikat yapısıdır.Avrupa'nın modern nakşi şeyhidir Kıbrısi..

Avrupalılarda kadın erkek ayrımı olmadığından yeni müslüman olanların camide bir arada sohbet etmelerine hoşgörüyle bakılır.modern insana klasik usullerle din hizmeti verilemeyeceğini idrak etmişler.F.Gülen hoca da bunu farkedenlerden biri.

cemaatler,tarikatler dünyaya açıldıkça,yerellikten kurtuldukça hareket tarzlarını değiştiriyorlar.

Karpat hocanın dediği gibi Türkler bunu iyi kavrayan bir millet.biz tekrar ve hızla Mevlana felsefesine,Yunusun öğretisine geri dönmeliyiz.

bir dinde canlı kalan yaşayan onun özüdür,ruhudur.kabuk ise bazen bu ruhu taşıyamaz ve yenilenmesi gerekir.İslam'daki ihya ve tecdid hareketlerinde olduğu gibi.işte tasavvuf felsefesi bu özü sistemleştirmiştir.Karpat hocanın da dediği gibi dinin dogmatik tarafı insanı sıkar hale gelmemelidir ki İslam dini hayat dinidir.çağla beraber yürüyebilir özünü muhafaza ederek.

Hz.Muhammed (as)sahih-i müslimde geçen bir rivayette şöyle buyuruyor.

--şüphesiz ki Allah sizin kalıblarınıza ve suretlerinize bakmaz.Fakat kalblerinize bakar--

İslamı bu öğretilerde aramak lazım.yanlış yollar bizi yanlış adreslere götürür.

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: December 6, 2006 4:03 PM

Prof.Kemal Karpat gerçekten de bilge sıfatına yakışır bir tarihçimiz. Röportaj sorularının taraflı sorular olmasına rağmen gerçekten en makul,mantıklı ve objektif cevaplar vermiş.
bu röportajı blog mudavimlerinize tavsiye ettiğiniz için teşekkür ediyorum...

Yazan: merve Tarih: December 6, 2006 4:39 PM

Prof. Kemal Karpat'i Wisconsin Üniversitesi'nden uzaklastirmak kolay olmayabilir. :-D ABD üniversitelerinin illa ki "Atatürkçü gençler yetirecegiz" gibi bir takintilari oldugunu sanmiyorum.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: December 6, 2006 6:04 PM

Mustafa Bey tavsiyeniz olan yazıyı bende okudum teşekkür ederim...

Kemal Karpat geçmişten gelen tecrübesiyle günümüze ışık tutuyor.Önemli tespitler yapmış..

Röportajdan sizin aktarmadığınız şu ilginç tespitini yazmak istiyorum:

"Bizim toplumda ateizm bile çok acayip bir ateizm oluyor.Çünkü ateizm bile büyük bir inanç gibi yaşanıyor. Böylesine inanca ihtiyaç duyan, inançsız yaşayamayan bir toplum bu.."

Yazan: Tarık T. Tarih: December 6, 2006 7:10 PM

Kemal Karpat gerçekten büyük tarihçilerimizden. Mustafa Bey'e konu ettiği için teşekkürler.

Her ne kadar Radikal muhabiri Neşe Düzel röportajın veriliş şekli başta olmak üzere meseleyi çarpıtmak istese de içerik çarpıtılamayacak kadar açık ve net. Bu Karpat'ın söylediklerinin harfiyyen katıldığım anlamına gelmiyor elbette. Ama tartışılabilecek değerlendirmeler de içerse genel olarak söylediklerine katılıyorum.

Kemal Karpat, Halil İnalcık, İlber Ortaylı gibi isimler yıllardır aynı şeyleri söylüyorlar, yazıyorlar ama bunlar resmi tarih kalemşörlerinin kakofonisi arasında duyulmuyor. Belki üç-beş ilim sevdalısı hariç.

Deniz hanım'ın değindiği "Nakşibendiliğin bir kolu olan F.Gülen cemaati" hususunu ben de anlayamadım. Neşe Düzel'in sorusunda geçiyor bu. Kemal Hoca ya dikkat etmedi, ya da önemsemedi.

Tarık bey'in alıntıladığı son cümleleri ben de alıntılamak istiyorum. Vurgulayarak:

"Bu toplum inançsız yaşayamaz. İnanç ihtiyacı ve kültürü bu toplumun o kadar ruhuna işlemiş ki, ben başka bir toplumda bu kadar inanç arzusu, isteği görmedim. Bizim toplumda ateizm bile çok acayip bir ateizm oluyor. Çünkü ateizm bile büyük bir inanç gibi yaşanıyor. Böylesine inanca ihtiyaç duyan, inançsız yaşayamayan bir toplum bu. Ki bu inancın diğer ismi de dindir. Bu din de İslam'dır..."

Bunun ne kadar haklı olduğunu gerek bu sitede gerekse başka ortamlarda görüyoruz.

Buraya da zaman zaman yorumlar bırakan bazı kişilerin nasıl militanca "ateizm" düşüncesine sahip olmaları gerçekten manidar.

Batıda da var radikal ateistler ama, yine de kendilerini ateist olarak tanımlayanların bile çoğunlukla agnostik olduğunu görüyoruz. Diğerlerinin de inanç bağlamında çok saygılı bir tavır içine girdiklerini biliyoruz. Burada ise forumlarda biraz dolaşıldığında bir kısım insanların İslam hakkında hem cahilane hem de öfke dolu yorumlar yaptıkları bir gerçek. Yani Türkiyede ateistlerin radikal antiislamist tavırları Karpat Hocanın tespitlerini doğrular nitelikte.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: December 7, 2006 12:03 AM

Kemal Karpat Hocamın bilgisine sağlık.Allah razı olsun hislerime tercüman olmuş.Hele Abdülhamit Han ile ilgili söyledikleri için müteşekkirim.Siyaseti bir kenara bırakırsak Tarihi saplamalarına katılmamak olanaksız.Büyük insanlara sahibiz her alanda Allaha şükür...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: December 7, 2006 3:28 PM

Evet , yine kendi görüşünüz doğrultusundaki bir yorumda bulunulmuş ve de hiç vakit kaybetmeden siz de haklı olarak yayımlamışsınız , hakkınız tabiki. Bana kalırsa , ki bizler de Karpat ın makalelerini kitaplarını okuduk derslerimiz de , şu an biraz şaşırmış bir havadayım . Neyse ;
Oldukça uzun bir yazı olucak gibi , ki ben başkası olsam herhalde okumazdım . Yine neyse ;
Herşeyden önce şunu belirtmek isterim , daha önceki bir tartışmada da belirtmiştim. Buda nın bir sözü vardır : Eğer birisinin söyledği bir söz mantığınıza uymuyorsa , bunu söyleyen kim olursa olsun , ben dahi olsam inanmayın. Evet , her kim olursa olsun ne kadar saygıdeğer olursa olsun Karpat ın söylediklerini oldukça tutarsız buluyorum.
Radikal deki yazısından bahsetmeden önce ayrıca şunu da sorasım geliyor , bu konularda daha önce farklı düşünceleri ve yazıları olan Karpat nasıl oldu da birden bu görüşlere geldi ? Yeni bilgiler mi edindi tarih hakkında ? Yine de kendisini Mardin in katıldığı konvoya katılmış görüyorum , Toktamış Ateş bile girdikten sonra bravo. Tabiki de insanın fikirleri , bakışları , bilgileri değişebilir . Burada bir sorun yok . Benim merak ettiğim olay bu değişikliğin sebebi ? Yeni tarihi bilgiler mi , nedir ?
Bundan önce bir de adres olan Radikal gazetesinden başlamak istiyorum , bu gazeten beklediğim tek şey öncelikle kendilerinin herşeyden önce kar , şatış amacı güden , bilgilendirme ve haber görevinin en fazla ikincil görev olabilceğini belirtmeleridir. Ben burada hiçbir sorun görmüyorum isteyen istediği amaçla gazete çıkarabilir , sorun samimiyette . Radikali sol eğilimli bir gazete zannedelenlere anlatacağım bir küçük karikatür hatırlatması var:
Hatırlar mısınız zamanında Doğan grubunun bir gazetesi daha vardı Son Havadis , bu gazete sağ-muhafazakar eğilimli bir gazete idi. Yani Doğan grubu her tür görüşe gazete çıkartıyordu. Yine o zamanlarda Cumhuriyet in bir karikatür eki vardı : Dinozor. Bu ekde harika bir karikatür vardı , kısaca : Bir işçi patronun yanına koşuyor ve elinde iki gazete manşeti , bağırıyor
- Eyvah , patron yandık , solcu gazetemiz ile sağcı gazetemizin başlıkları birbirine karışmış .
Elindeki radikalde başlık - Laikler yine azdı - manşeti. Son havadis te ise – Şeriatçı tehlike - diyor ( başlıklarda küçük yanlışlar olabilir , 11-12 sene öncesinin çünkü ) .
Bu grubun gazetelerindeki samimiyetleri konusunda daha başka birşey eklemek gerek mi bilmiyorum.
Yani öyle bir gazete ki amaç kesinlikle bir görüş değil , asıl amaç herşeyden önce kar. Bu gayetin de normal , ama samimiyet sorunu var ortada. Özellikle dün hakkı devrimin limanları açma ile ilgili yazısını okudum , neden bu tür tutarsızlıklar eser karakaş ın olsun hakkı devrimin olsun tartışılmıyor diye de merak ediyorum doğrusu.

Konumuza gelince ben direkt Radikaldeki yazıdan başlayacağım.

Karpat daha ilk paragrafda demokrasinin sıkıştırıldığından ve demokrat parti ile başladığından bahsediyor. İnsaf diyorumçünkü demokrasiyi çok partililikten ibaret zanneden bir anlayış ile karşı karşıyayız. Tabiki çok partili rejim demokrasinin araçlarından birisidir , ama demokrasi bundan ibaret değildir. Demokrasinin gerek sistem , gerekse içerik olarak daha büyük öncelikleri vardır . Sistem olarak demokrasi serbest seçimleri gerektirir , katılımın sınırsız olmasını yani kadın erkek herkesin eşit oy kullanması gibi ve de hukuk devleti kurumlarını gerektirir. İçerik olarak ise herşeyden önce ‘fikri hür , vicdanı hür ’bireylerden oluşan toplum gerektirir. Eğer fikirler hür değilse – ki bu bir bilinçsizlik demektir o ülkede oyların adresini herkesten önce medya ve kampanyalar belirler örneğin. Vicdanlar hür değilse bir tarikat oyları yönlendirir mesela. Ekonomik özgürlük de gereklidir ama bu bile fikir ve vicdan özgürlüğünün önünde değildir. Bunlar olmadan zemin kayganlaşır , ve de kaygan zeminde demokrasi olamaz. Tabiki demokrasinin daha başka öncelikleri vardır ama bunlar en önceliklileridir. Siz mesela öyle bir seçim sistemi kurarsınız demokrasi sıfıra indirebilirsiniz , ister çok partili olsun , ister olmasın . Alın bugün çok mu demokrasi var , milletvekili adaylarını dahi seçemiyoruz ve şunu da gayetin rahat iddia ediyorum araştırın Atatürk dönemi seçim sistemini ve de önseçim nedir bir öğrenin . Önseçim ile şimdikinden ne kadar daha demokratik bir seçim imkanı varmış görürsünüz. Bugün hangimiz , isterseniz bir partiye üye olun , milletvekilini direkt seçebiliyoruz , bize sunulmuşlardan seçebiliyoruz , adaylardan değil. Ayrıca kendimiz de aday olma şansına ancak bağımsız adaylık ile olabiliyoruz. Demokrasinin sıkıştırılmışlığı vardı, doğru ama demokrasi demokrat parti ile serpilmiş değildir , başlamış hiç değildir.
Bir başka inanılmaz önerme de laiklik adına yapılan bazı ifratlar düzeltilme yolunu bulmuş olduğudur . Yine koca bir insaf , demokrat parti zamanı laiklik adına düzeltilme olmadı , laiklikten geri adım atıldı. Daha göreve gelir gelmez ilk iş ezanı arapçalaştırmak oldu , laiklik veya din açısından Türkçe ezan nasıl bir sorun oluşturuyor acaba ?. Üstelik unutmayın , milletvkillerine siz isterseniz şeriatı bile getirirsiniz diyen de bizzat demokrat partidir.
Evet dincilik ile dindarlık arasında var vardır ve keşke Karpat bunu dindarlık kılıfına giren şeriatçılara hatırlatsa idi . Ne imiş herşeyi dinci saymak ? Kuran ın Türkçeleştirilmesi , herkesin onu anlayabilmesini mi sağlamak ? İslam a bundan daha büyük bir hizmet nasıl olur bilemiyorum. Tanrı ile kul arasına kimse sokmuyorsunuz herşeyden önemlisi.
Üstelik AKP genç bir kuşakmış , allah aşkına Karpat bir yaşlarına baksın AKPlilerin , bakanların çoğu 20 yılı önceki bakanlar , kadro 30-40 yıllık milli görüş kadrosu , ne genç kuşak ama !! Ne yeni bir siyasi oluşum değil mi ? Bu söze diyeceğim tek şey Karpat sadece parmak hesabı yapsa AKP nin genç olmadığını anlar.
Bu ülkede şeriat tehlikesi yokmuş , bu biraz uzun olacağı için en sona saklıyorum.*
İslam ile modernlik , modernlik ile din ; bunların arasındaki ilişkiyi yorumlamanın amacı nedir ? Her ikisi nasıl aynı yolun parçası gibi sunulabiliyor , ya da birbirlerinin alternatifi gibi anlayamıyorum Din bir vicdan olgusudur ve de toplumda ancak mevcut gerekli yaşayış sisteminde eksiklikler varsa onların yerini doldurabilir , onun dışında asıl amacı insanın vicdanı ile ilgilidir. İslam bir tehlikedir diyen herkese verilecek cevap bütün dinler kötü amaçlı kullanılırsa tehlikelidir , bu tamamen onu nasıl algıladığınıza ve amacınız yününde kullanmanız ile ilişkilidir. Bakın dünya tarihine hangi dinlerin kötü amaçlar ile kullanıldığını görürsünüz. Buna islam da , hrıstiyanlık da pekala dahildir. Modernliğin bir tavrı vardır , ve bu tavır herşeyden önce akıl ve matık ilkelerinin doğrultusunda toplumsal hayatın düzenlenmesi ile ilgilidir ve bu tavırda din olgusu bir şart değildir , bu tür şart öne sürülürse insan sormaz mı o zaman dinsiz modern bir toplum olamaz diye ? Karpat bir hayli hızını alamamış gördüğüm kadarı ile .Ayrıca nasıl islam değişmeye açıkmış ? Değişmemekle övünen bir din mi değişime açık ? Bakın dinin değişmemesi yanlış birşey değil , çünkü o din ister değişir ister değişmez . Ama toplum değişir , kuralları değişir , düzeni değişir. Değişmek zorundadır. İslam değişmeye kapalı olsa değişmeyecek miydik ? Bir de sanki bu kesin bir olgu imiş gibi şükretmemizi mi bekliyor Karpat ?
Yani bir de liberal ilan edildi ya dinimiz , bravo . Liberalizm olgusunun ortaya çıkmasına daha yüzyıllar vardı dinimiz ortada iken. Adam Smith , Locke biraz taklitçi imiş mi yoksa ? Üstelik nasıl bir insan Şamanizm deki Tanrı inancını İslamdaki Tanrı inancına benzetebilir. Şamanda insan Tanrının bir parçasıdır , bütün doğa gibi . O nedenle doğaya nimet değil , yaşam kaynağı ve bir parça olarak bakılır. Bugün bu coğrafya İslam büyük oranda arap islamının etkisindedir. Orta asya etikisinin en çok görüleceği islami kesim Alevile , özellikle de Tahtacılardır. Bakın her evde vardır büyük larousse a görürsünüz tahtacı başlığında.
Üstelik bu ne saçma sapan bir zihniyettir ,kimse dinini başka bir dine benziyor diye değitirmez. Böyle bir mantık olsa idi herkesten önce yahudiler ya da hrıstiyanlar müslüman olurdu herhalde. Burada Şamanizm in İslam a hrıstiyanlıktan veya yahudilikten daha fazla benzediğini iddia edecek olan var mı ?
Abdülhamid konusuna gelince , bugünün Cumhuriyet inin kurucuları asıl Kara Harp Okulu mezunlarıdır ve de bu okulun kuruluş tarihini gayetin iyi biliyoruz , Karpat da eminimki biliyordur , sizler de bilmiyorsanız öğrenin. Bu okulun kuruluşun öncesindeki mantık da III. Selim ve II Mahmut un uygulamalarıdır. Osmanlı da modernleşme yönünde bir dönüşüm varsa bu da asıl II Mahmut dönemdedir. Demiryolları Abdülhamid dönemde yapılmışmış ! Tabi ne demezsiniz , en önce şunu soralım teknolojimiz var mı ? Yok. Ee nasıl oldu o demiryolları , tabiki Almanlar sayesinde . Bakın Tülomsaş ın kuruluşuna , demiryoları için verilen imtiyazlara. Ve size soruyorum neden demiryoları direk Bağdat ı hedef alarak yapıldı , tabiki de petrole ulaşmak için , kim tarafından : Almanlar. Burada karşılıklı bir çıkar ilişkileri çerçevesinde bir demiryolları inşası söz konusu , üstelik inanılmaz imtiyazlar ile .Örneğin demiryolları hattının sağ ve solunda kalan 20 km. sahada her türlü maden ve petrol arama ve işleme hakkı Almanlara verilerek . Tüm işletme hakkı da dahil tabi. Peki ulusal sanayi nedir bilmiyor mu Abdülhamid ? Bu yüce kavram için Cumhuriyet i beklemek zorundasınız daha . Araştırın bakalım Abdülhamid zamanın başı ile sonu arasında Osmanlı ne kadar küçülmüş , isterseniz sayayım Bulgaristan , Bosna , Romanya , Sırbistan , Girit , yeterli herhalde . Üstelik bakar mısınız ne kadar ilginç bir ifade kullanıyor Karpat ; isbabdat dönemi berbatmış ama o Osmanlı sülalesinin bir ferdiymiş. Abdülhamid in artısı bu mu , soyu mu ?
Bakın Abdülhamid , Enver paşa , bu insanlar kadar ülkelerini seven herhalde başka çok az insan vardı. Ama ülkenizi sevmek ülkeniz için faydalı olmak demek değildir. Ülkenizi sevmek görevini en iyi şeiklde yerine getirmektir. Atatürk ün vatan sevgisi tanımı oldukça anlamlıdır : Vatanını en çok seven , görevini en iyi şekilde yerine getirendir. Başka ekleyecek birşey bulamıyorum. Bu insanlar vatanlarını gerçekten çok ama çok seviyordu , buna bir şephem yok ama görevlerini olması gerektirdiği bir yerine getirmediler.
Nakşiler toplum düzenine katkıda bulunmuşlar ha , biz göremedik demek ki. Bakın bir tarikatı topluma katkı yapmadı diye suçlayamazsınız , çünkü tarikat ın bu tür bir vazifesi yoktur , dinin de. Bu bir vicdan meselesidir , ve de toplum düzeni ile bir ilişkisi olmak zorunda değildir. Üstelik fettullah övgüsü de mükemmel yani , acaba kendisi Amerika da iken hocayı 137 dönüm arazideki villasında mı ziyaret etti yoksa başka yerde mi bilmiyorum. Üstelik mantık yanlışına bakar mısınız ? Ne de demek bu ülke dinsiz olamaz. Din kötü bir olgu değildir , gereksiz de değildir , ama din bir toplum için şart değildir. Aradaki fark çok şey ifade eder. Üstelik nasıl fettullahı dünyevi ilan edebilirsiniz , eger bir tarikat dünyevi hayata yön veriyorsa nasıl laik olunabilir , üstelik fettullah bir sosyolog mu mühendis mi politikacı mı , ekonomist mi , topluma dünyevi ihitiyaçlara yön vermek ona mı kaldı bugün , eğer öyleyse işimiz cidden Allah a kalmış demektir.
Şimdi en başlarda söylediğim şeriat tehlikesinden bahsetmek istiyorum :
Bakın güzel bir söz vardır : Akrepten bal almayı bekleyen ya akreptir , ya da aptal.
Bugün Türkiye nin şartları şeirat tehlikesini içerisinde barındırmaktadır ve de bu tehlikeyi görmemek demek ya bilgisiziliktir ya da samimiyetsizlik. Küçük gündelik şeriatçı eylemler ile size bu durumu anlatmayacağım.
Bugün Türkiye için şeriat ciddi bir tehlikedir, ve de tehlikenin kaynağı kesinlikle şeriatçı zihniyetler değildir . Asıl kaynak halkın bizzat kendisidir. Bu halk şeriatçı düşündüğü için değil , halkımız bilinçli olmadığı içindir. Apolitik gençlik ve rezil eğitim sistemimiz bugün oldukça olgun meyvelerini vermiştir. Malesef bugün karşımızda alt, orta ve üst bütün sınıflar ve kitleler dahil olmak üzere müthiş bir bilinçsizlik hakimdir , kimse hiçbirşey okumuyor , üniversite mezunu olunca eğitim sahibi olunmuş zannediliyor , vs. Bilginin olmadığı toplumda insanlar önlerine nekonulursa kabul eder . Bu bilinçsizlik sorununun potansiyel tehlikesini en güzel örneği olarak Nazizmi gösterebilirim. Sanılır ki Naziler ırkıçılıktan ibaretti , hayır o toplum nasıl oldu da birkaç senede birden ırkçı oldu , işte burada sorun bilinçsziliktir , boş kitleler iktidarca istenildiği gibi dolduruldu ve sonuç ortada.
Bugün bu bili
nçsizlik ile ilgili size birkaç örnek vermek istiyorum ülkemizden:
Geçtiğimiz sene sanırım , Mersin de bayrak çiğnenmesi mesela , insanlar birden bir bayrak sahiplenmesine girişti , evet güzel bir davranış ama olay bu kadar basit değil. Bu ülkeye , bayrağımıza , bağımsızlığımıza çok defa çok daha büyük haraketler yapılıyor , başbakanımızı deliğe süpürmeyin diyor içimizden birisi , subaylarımızın başına çuval geçiriliyor , iktidar Fırat ve Dicle su havzalarını uluslararası komisyona devretmeye hayır diyemiyor ... Bu olaylar karşısında hiçbir ses çıkarmayan toplum , bayrak konusunda birden inanılmaz bir iştah ile patlıyor . Peki nedir bayrak olayını farklı yapan , bu konunun üstünde medya durmuştur da ondan , üstelik sizlere söyleyim aynı bayrak çiğnenmesi her sene yaşınıyor birçok çirlin eylemde. Evet bugün kim buna itiraz eder bilmiyorum ama eğer aydın doğan bugün isterse ve diğer hakim medya 2 milyon insanı Pazar günü Kızılay a dökebilir , yeter ki istesin , Herhangi bir sebebi önümüze koyar , üstüne gider , insanlara çağrı yapar.
Daha büyük çaplı bir örnek : 2003 seçimleri . Genç Parti vakası çok şey anlatıyordu . Hiçbir siyasi duruşu olmayan , içerikten yoksun bir parti 3 ayda % 7 oy aldı. MHP % 19 dan % 8 e düştü , Faziletten kopan AKP Faziletin % 17 si olan oyu % 35 e çekti. DSP nerdeysa sıfırı buldu. Hadi sağ ve sol içerisinde hiç bu kadar basit olmasa da oylar yer değiştirdi diyelim. Ama bakın öte tarafta 3 aylık Genç Parti Cem Uzan gibi güven vermiyen bir isimle bile % 7 oy yapabildi , Cem Uzan ın yerinde başka bir isim olsa idi biraz daha güven veren birsi mesela , sonucu düşünebiliyor musunuz ? İşte bu durumun ifadesi oyların kayganlığıdır , sebebi nettir : Bilinç eksikliği . Ortada kimsenin net desteklerini yakalamış bir siyasi duruşu olmayınca bu kadar kaygan olabiliyor ortam , ve kaygan zeminde demokrasi olabilir mi ? Tabiki konumuz gerçek demokrasi ise , olamaz.
Bakın bakalım Sivas katliamı kaç günlük bir tertibin sonucu , 37 insan bir anda yakıldı . Eğer kitleler fikri hür ve herşeyden önce fikir ve bilgi sahibi olmaz ise onları yönlendirmek sadece bir beceri işidir ,ve bugün gerekli kapasiteye sahip bir iktidar isterse bugün bu ülkeyi her türlü ateşin içerisine rahatça tabilir. İşte bu nedenle bugün bu ülkede şeriat tehlikesi yok demek ya samimiyetsizliktir ya da bilinçsizlik.
Bugün bu toplumun ciddi bir bilinç ve de ahlka sorunu vardır. Ve hiçbirimiz bu sorunların dışarısında değiliz , kendim dahil etrafımdaki kimseyi – tabiki çok az kişi dışında – olması gerektiği gibi yaşayan bir birey olarak göremiyorum , ve bu nedenle de ülkece tam gaz geri gidiyoruz , el kapılarında geziyoruz.

Özür diliyorum biraz uzun oldu ama aslına bakılırsa daha da uzatmak isterdim.

Yazan: beagle Tarih: December 7, 2006 6:03 PM

SN.Beagle

ben şu yorumunuzu önemsedim.

... , laiklikten geri adım atıldı. Daha göreve gelir gelmez ilk iş ezanı arapçalaştırmak oldu , laiklik veya din açısından Türkçe ezan nasıl bir sorun oluşturuyor acaba ?..

ismini şu an hatırlayamadığım bir tarihçi hoca geçen hafta ceviz kabuğu programına katılmıştı.bu konuyla ilgili görüşlerine katıldığım için yazmak istedim.belki seyretmişdirsiniz.

ezanın türkçe okunmasının ülkenin bütünlüğünü tehdit edeceğini ve zaten başarısız olduğu ve halk tarafından benimsenmediği için vazgeçildiğini söyledi.birgün mutlaka bu uygulamadan dönülecekti.
o dönemlerde kürtlerde, kürtçe ezan kürtçe ibadet isteriz diye ortaya çıkmaya başlamışlar.bu diğer etnik gruplara da sıçrayıp büyük bir bölücülük hareketine dönüşebilirdi.meseleye sadece dini açıdan da bakmamak gerekir.

islami olan herşeye karşı olmak laikliğin bir gereği olmamalı.

islamın akıl ve mantık ilkeleri ile bir sorunu olmadığından pekala modern bir dünyada da varolabilir.zaten hızlı bir şekilde yayılıyor.
bence modern bir toplum ne dine ne de dinsizliğe dayalı olmamalı.her ikisinide bünyesinde yaşatabilmelidir.zaten islama göre dinde zorlama yoktur.yani dinsizlik olgusunun varlığını kabul etmiş zaten.

Karpat bir hayli hızını alamamış gördüğüm kadarı ile .Ayrıca nasıl islam değişmeye açıkmış ? Değişmemekle övünen bir din mi değişime açık ?BEAGLE.

islam akıl dinidir dedik.değişimi aklen zaruri kılan iki faktör vardır.çevre ve zaman faktörü.kanunlar ihtiyacı gidermek için vardır.bugün herbakımdan dünden farklıdır.siyasi,sosyal,ekonomik,teknolojik alanlardaki zaman içinde meydana gelen değişim ihtiyaçlarıda değiştirmiş ve bu ihtiyaçlara göre belirlenen hukukda zamanla değişmiştir.

aynı zamanda bölgesel faktörlerde hukuku etkiler.kutuplarda yaşayan insanla,çölde yaşayan insan bir değildir.göçebe yaşamıyla,şehir yaşamıda farklıdır.

islam bu farklılıkların hepsini görür ve şartlara uygun olan çözümü kendi özü içinde üretir.
değişime açık olduğu için birçok mezhep ortaya çıkmıştır ve islam hukuku gelişmiştir.sadece Kuranda yazılı ayetlere bakarak islamı değerlendirmeyin.çünki Kuran genel pransipler verir.hayatın ayrıntılarıyla uğraşmaz.bu yüzden evrenseldir.

mesela kırsal,göçebe bir hayatın ihtiyaçları için hadis ekolü denilen ekolün görüşleri yeterli olabilmişken ırak bçlgesinde farklı kültür ve medeniyetlerin beşikliğini yapmış bir bölgede sorunları çözebilmek için rey ekolü gelişmiştir.

hayat kompleksleştikçe islam hukukuda yeni ihtiyaçları karşılayacak şekilde gelişir.gelişmiyorsa veya bir dönemden sonra içine kapanmışsa hata müslümanlardadır.müslümanların hali ile islamı karıştırmayalım lütfen.

eğitim gerçekten çok önemli.insanlar bilmedikleri konularda daha sakin olmalılar bence.bir islam hukukuna giriş kitabı ile başlayabilirsiniz mesela.

Sivas katliamı ile Başbağlar Katliamını yapanlar aynı eller.kardeş kavgasını körüklemek için yapılmış kirli tezgahlar bunlar.kimi zaman şeriatçı kimliğe bürünürler,kimi zaman solcu-komünist olurlar,kimi zaman ırkçı,kimi zaman bilmem ne..bu oyunlara karşıda uyanık olmak lazım.

Abdülhamit han mutlak kötü işler yapmıştır demek de objektif bir tarihçilik değil.yıkılmak üzere olan bir devleti idare etmeye çalışmak masa başında tuşlara dokunarak yorum yapmaya benzemez.

en azından tarih bilinci böyle olmamalı.dediğiniz gibi eğitim şart.

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: December 8, 2006 12:57 AM

Sayın Beagle,

Yazınızı okurken yüzümden -acı ile karışık bir -tebessüm eksik olmadı.

Kuzum siz bunları ciddi ciddi mi yazdınız, yoksa "burada ağır konular konuşuluyor, bir mola verdirmek lazım insanlara" mı dediniz?

Hele totoliterizmi allayıp pullayıp demokrasinin şartları olduğu, Atatürk zamanında önseçim (!!!) lerin ne kadar demokratik olduğu gibi akıllara ziyan önermelerle sanki karşınızda ilkokul çocukları varmışçasına anlatmanız gerçekten anlaşılır gibi değil. Benim asıl üzüntüm kendinizin de bunlara inanıyor olmanız. Okurken, demokrasi isteyen insanlara karşılık bir despot rejim sözcüsünün saçma sapan savunmasını dinliyormuşum izlenimi edindim.(Mesela Kuzey Kore) Ama tabi önce halkı "bilinçlendirmek lazım." Öyle ya koskoca memleketi Hassolar ile Memolara mı mırakacağız, onlar kim oluyor ki? Bizim gibi aydınlanmış insanlar onlar adına en güzel kararları alırlar, öyle eğil mi?

Hem demokrasi, hem Cumhuriyetin tek parti dönemi ve demokrat tavır, hem laikliğin ifratı-ki korkarım siz "ifrat"ın kelime anlamını bilmiyorsuınuz- , hem dinler hakkındaki görüşleriniz, hem liberallik, hem nassların değişmezliği/değişirliliği konusundaki saçma düşünceniz-ki Karpat hocanın neden bahsettiğine ilişkin bir fikriniz yok-, hem Abdülhamid dönemi hakkındaki cehaletiniz, hem tarikatların sosyolojik faydalarını bilmeyişiniz, hem şeriat konusundaki zorlama paranoyanız, vs vs vs. kısaca değindiğiniz konular hakkındaki düşüncelerinizin tamamı yanlış ve gerçekten ibretlik.

Yazınızda ilaç için -kısmen GP için yazdıklarınız hariç- bir tane doğru değerlendirme yok..

Bir zihnin, bir ideolojik önkabülün sadece bir yazıya nasıl bu kadar hata -hatta kusura bakmazsanız saçmalık diyeceğim- sığdırabildiğini ciddi şekilde sosyolojik olarak araştırmak gerek.

Aslında tek tek başlıklara ayırıp hataları madde madde incelemek lazım. Ama bunu yaptığımda ilk kitabım da hazır olmuş olur :-) Çünkü dediğim gibi bir sayfa yazıya bu kadar hata sığdırmak büyük beceri istiyor. Haliyle bunların ther birerinin tahsisi de uzun bir döküman ortaya çıkartır.

Mustafa beyin yerine olsam sadece sizin yazınızdan 20 tane konu başlığı çıkartırım.

Aslında yazdıklarınızın tamamına ilişkin cevap mahiyetinde bilgiler sitenin çeşitli başlıklarında ve altına eklenen yorumlarda defalarca ele alındı. Oralara da bakmakta fayda var.

Böyle yazıları okuyunca sadece üzülüyor ve gelecek adına ümitsizliğe kapılıyorum. Nasıl olur da bunları aşarız emin değilim. Belki bu tür platformların daha da artması bunları aşmak için önemli bir katkı sağlayabilir..

2006 yılındayız ve aramızda hala totoliterizmi savunanlar, demokrasiyi böyle akıllara ziyan şekilde tanımlayanlar ve tarihsel gerçekliklerden böylesine habersiz, ideolojik şartlanmışlık içerisinde yaşayanlar var. Gerçekten işimiz çok zor..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: December 8, 2006 6:47 AM

Değerli yorumcular, Kemal Karpat 28 şubatı destek
lememekle birlikte, AKP ye yol açtığı için olumlu
bir yanada sahip diyor söyleşide. Geceden gündüzü,
kurudan yaşı, ölüden diriyi çıkaran Rabbim, şerden
hayrı elbette çıkarmaya muktedirdir. Bu bizdekini
küçük şer olarak nitelersek, büyük şerden yani 11
Eylül komplosuyla başlayan Çılgın ABD Neo-con sal-
dırganlığından ne sonuçlar çıkacak acaba. Kemal
bey ABD de yaşayan biri olarak bir öngörüde bulun
sa daha yararlı olurdu. Bugün Radikalde Haluk Şahin ABD hezimetinin faturasını rakamlara dayalı olarak vermiş. Gerçekten bu mali ve siyasi vede
itibari hezimetin faturası çok ağır. ABD nin bunun
altından kalkması çok zor. ABD yi havuza itenler böyle bir hezimeti bekliyorlarmıydı dersiniz. Bunun olası sonuçları ne ola acep. Yalpalayan cana
var son bir altın vuruşa mı yönelir. Yoksa fedai
likte benden bukadar deyip evemi döner. Yoksa İsrail ve hempaları yalvar yakar caydırmaya mı uğ
raşır. gemileri Mersine getir geçersin diyenler
TBMM nin onurlu duruşuyla karşılaşınca bu hezime-
tin ilk işaretini alamadılarmı acaba. iran, Suriye
ve Türkiyede bugüne kadar umursamadıkları İslamla
barışık güçlerden yardım almadan bu bataktan ABD
kurtulamaz kanımca. O zaman Bu mübarek Cuma günü
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerine bırakalım sözü: Hak şerleri hayreyler/Zannetmeki gayreyler/
Arif onu seyreyler/Mevla görelim neyler/Neylerse
güzel eyler.. Her tuzağın, her hesabın üstünde onu
bozacak Alemlerin Rabbinin Tuzağı vardır. O tuzak
kuranların en hayırlısıdır. Cumanız mübarek olsun.
Saygılarımla. Levent.

Yazan: levent Tarih: December 8, 2006 9:52 AM

Sayın beagle,

Uzatmamanız isabet olmuş. Fikirlerinizi ilk/ortaokul ders kitaplarından, güzide Cumhuriyet gazetemizden takip edebiliyoruz. Teşekkürler.

Yazan: blue Tarih: December 8, 2006 11:35 AM

Kemal Karpat' a ne unvanina sahip olursa olsun yazisini okuduktan sonra hicbir bilgeligi yakistiramadim. Beagle bu bilgeligi sana laik goruyorum.

Ayrica Karpat'in soyledigi "Türkiye'de kadının durumunun arzu edilir derecede olmamasının sebebi de din değil törelerdir. Binlerce yıldır aşiretin tatbik ettiği bu töre, dinin içine sokulmuş ve kutsallaştırılmıştır." konuya kesinlikle katilmiyorum. Islamiyet'ten onceki Turk Kadininin yeri ile Islamiyet'ten sonraki yerini kiyaslarken tekrar tarih kitaplarina donmesi gerekiyor. Islamiyet'ten onceki medeni olmayan turk tarihine bir bakiversin ve kadinin ne haklara sahip oldugunu birer birer siralasin, sonrada islamiyetteki kadinin haklarini siralasin sonra da kiyaslasin. Cunku bu tore yuzunden degil Kur'an erkegin kadindan daha ustun yaratilmis oldugunu ve erkegin daha ustun haklara sahip oldugunu acikca belrten ayetler yuzundendir. Bu Kuran'daki ayetlerle acikca belirtilmistir, ayetlerin yorumuna bile gerek kalmadan...yada o zaman bu zaman kiyaslamasi yapilmadan.

Diger bir konu da soyledigi

"Bizim toplumda ateizm bile çok acayip bir ateizm oluyor.Çünkü ateizm bile büyük bir inanç gibi yaşanıyor. Böylesine inanca ihtiyaç duyan, inançsız yaşayamayan bir toplum bu. Ki bu inancın diğer ismi de dindir. Bu din de İslam'dır...
.." yorumu cok anlamsiz buldum. Butun insanlarin inaclarini bu kadar biliyormu (yada bu kadar insan adina nasil bu sekilde konusabiliyor) Karat, insanlarin inanca ihtiyaclari olup olmadigina karar veriyor. Sanki inanca ihtiyac duyan insani birsey durduruyormus gibi. Inanca ihtiyac duyan insan birseylere zaten inaniyor. Artik bundan sonra bir birseye inama ihtiyaci olan insanin Islama dininie inanmasi gerektigine de karar vermis sonunda. Karat burada tam bilge oldugunu kanitlamis yani...eger Karat'in soyledikleri bilgelik diye yorumlaniyorsa, bilgelik nedir bilinmiyor galiba tabii buradaki diger yorumlarda da goruldugu gibi daha bircok kelimenin gercek anlamlari bilinmiyor.

Yazan: gunka Tarih: December 8, 2006 11:41 AM

Dear Beagle,

Yorumunuza şaşkınlıkla başlıyorsunuz. Sonra bu değişimin kaynağını arıyorsunuz. Önce Kemal Karpat'ı temize çıkarıp Radikal gazetesinde kaynak arıyorsunuz, sonra Buda'nın ayeti mucibince Kemal Karpat'a girişiyorsunuz. Bakalım neler demişsiniz:

İnsaf diyorumçünkü demokrasiyi çok partililikten ibaret zanneden bir anlayış ile karşı karşıyayız. Tabiki çok partili rejim demokrasinin araçlarından birisidir , ama demokrasi bundan ibaret değildir.

Demokrasi elbette çok partiden ibaret değildir ve bahsettiğiniz gibi milletvekillerini dahi seçebilme şansı olmalıdır (hangi Avrupa ülkesinde var bilmiyorum !) ama ben hiç tek partili bir demokrasi örneği bilmiyorum. Böyle bir şey var mı?
Demokrasi olabilmek için fikri hür, vicdanı hür olmak gerektiği konusunda size katılıyorum. Ne yazık ki bu, demokrasinin eksik yönlerinden biri. Oy kitleleri ister istemez partileri propogandaya, birbirlerini karalamaya, yoğurda kara demeye mecbur bırakıyor. Ama sizin bütün bunlarla bir derdiniz yok. Yani halk milletvekillerini seçse de sizin için bir şey değişmeyecek. Önemli olan halkın, sizin doğru olduğunu düşündüğünüz kişileri seçmesi. Fikri hür, vicdanı hür bir tek siz varsınız çünkü. Peki çare ne? Bu halkın fikri hür, vicdanı hür hale gelinceye kadar askeri darbelerle adam edilmesi. Derdimiz keşke milletvekilini seçemiyoruz olsa ! Derdimiz, milletimizin iktidara getirdiğinin muktedir edilmemesidir. Her 10 yılda bir bu halkın fikri hür, vicdanı hür hale getirilmesi yetmedi mi? Daha ne kadar hür hale getirilecek???
Kuran ın Türkçeleştirilmesi , herkesin onu anlayabilmesini mi sağlamak ? İslam a bundan daha büyük bir hizmet nasıl olur bilemiyorum

Evet, bu çok büyük bir hizmet oldu. Gerçi bazı densizler Atatürk'ün bunu Kur'an'ın kutsallığını kırmak için yaptığını düşünüyor ama ben buna katılmıyorum. Büyük bir hizmettir. Ama bu tip hizmetlerin yukarıdan aşağı dayatma şeklinde değil de, özümsenmesini sağlama, ikna etme şeklinde yapılması daha doğru olurdu diye düşünüyorum.
Ne de demek bu ülke dinsiz olamaz. Din kötü bir olgu değildir , gereksiz de değildir , ama din bir toplum için şart değildir. Aradaki fark çok şey ifade eder.

Bunu söyleyince ne demiş oldunuz? Kemal Karpat Türk toplumunun ateistinin bile inkarına, iman gibi yapıştığından bahsediyor, siz neden bahsediyorsunuz?
fettullah bir sosyolog mu mühendis mi politikacı mı , ekonomist mi , topluma dünyevi ihitiyaçlara yön vermek ona mı kaldı bugün

Valla fetullah sosyolog ve tarihçi değil ama Kemal Karpat öyle. Ama görünüyor ki mesele sosyolog veya tarihçi olmak değil... Tarihçi ve sosyolog, bize uymayan bir şey söylerse onu da çiziveriyoruz galiba... Neyse Emre Kongar sağlam duruyor. He bakalım !
Malesef bugün karşımızda alt, orta ve üst bütün sınıflar ve kitleler dahil olmak üzere müthiş bir bilinçsizlik hakimdir , kimse hiçbirşey okumuyor , üniversite mezunu olunca eğitim sahibi olunmuş zannediliyor , vs. Bilginin olmadığı toplumda insanlar önlerine nekonulursa kabul eder

Tipik laikçi jakobenizmi. Ben de laikçilerin okuyanını ve geniş görüşlü olanını görmedim. Kemalistim diyen adam bir nutuk okur en azından... Nutuk atmak, okumaktan daha cazip geliyor galiba...
eğer aydın doğan bugün isterse ve diğer hakim medya 2 milyon insanı Pazar günü Kızılay a dökebilir , yeter ki istesin

Yıllardır yaptığı bu zaten. Atilla Yayla'yı vatan haini yapan kim? Sanki bu satırları yazan siz hiç Aydın doğan'ın goygoyuna gelmiyorsunuz. Laikçiler bu goygoylarla yaşıyor. Yaşam damarı... Avrupa Birliği fonundan proje için para alan Atilla Yayla'ya aldığı parayı illegal bir suç unsuru gibi tanıtan Emin Çölaşan, bu bizim çok okuyan laikçi entellektüellerimizin gözdesi değil mi? Hadi halkımız cahil, tarikatlar nereye çekerse oraya sürükleniyor; bu profesörleri konuşturmamak, işinden etmek neden? Sadece Emre Kongar'ın söylediklerini mi doğru kabul edeceğiz.

Tarihçiler "şeriat tehlikesi yok" diyor, sosyologlar "şeriat tehlikesi yok" diyor, Avrupalılar "şeriat tehlikesi yok" diyor, Amerikalılar "şeriat tehlikesi yok" diyor, yapılan ankete göre halkın büyük çoğunluğu "şeriat tehlikesi yok" diyor, ama sizce bu bilgisizlik, cahillik. Bizi bilgilendirdiğiniz ve cehaletimizi giderdiğiniz için teşekkür ederiz.

Yazan: blue Tarih: December 8, 2006 12:32 PM

bazı yorumcu arkadaşların islam dini ile ilgili yorumlarındaki hatalardan dolayı onları suçlamıyorum.ya da bana çok ters gelmiyor diyelim.
biz islamla ilgili doğru bilgi adına ne verdik ki insanlara ne bekliyoruz.

İslama sahip çıkmak malesef Şevket Eygi beyin tanımıyla köylü kesime düşmüştü hep.köy kültürü ile İslam medeniyeti ne kadar tanımlanır ve yaşanırsa işte o kadar temsil edilmiştir.hiç yoktan iyidir. buna da şükür diyelim.

sanata,musikiye,edebiyata,bilime,gerçek din bilgisine, çağın gelişmelerine ilgi duyan aydın insanlar dine sahip çıktıkça İslam hakettiği yeri alacaktır.

cahillikle islam yanyana gelemiyecek iki şeyken İslam bugün cahillerin eline düşmüştür malesef.

yorum yapan arkadaşların bu hale gelmeleride normal.ne öğrettikki ne bekliyoruz..

daha önce yazdığım bir hadiste Hz.Muhammed(as) insanların ellerinde Kuran olmasına rağmen İslam konusunda cahilleşecekleri endişesini dile getiriyordu.yazık..ben söyleyecek kelime bulamıyorum fazla.

çok yazık..

Yazan: deniz Tarih: December 8, 2006 1:20 PM

Sayın Gunka,

Nasıl olurmuş bilgelik, bir anlatın bakalım da dinleyelim..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: December 8, 2006 2:39 PM

Blue bir yeri atlamışsın. Bir de buradan takip ediyoruz:

http://ataturkcudusunce.wordpress.com/

:-))

Yazan: Suat Öztürk Tarih: December 8, 2006 2:58 PM

Sn.Beagle de demişki:
Din kötü bir olgu değildir , gereksiz de değildir , ama din bir toplum için şart değildir...
..üstelik fettullah bir sosyolog mu mühendis mi politikacı mı , ekonomist mi , topluma dünyevi ihitiyaçlara yön vermek ona mı kaldı bugün...
.........

Sn.Beagle, karşı çıktığı Kemal Karpat'ı yanıltmayarak
"bugün din adamlarının topluma yön veremeyeceğine, dinin toplum için şart olmadığına iman etmiş biri" olarak bu yorumları yapmış...

Beagle'nin inancına göre toplumlara yön vermek sosyolog,mühendis,ekonomist,politakacıların...vs işi imiş...

Beagle böyle inanmaya dursun din ve din adamları tarih boyunca toplumlara yön vermişler ve hala da yön veriyorlar..
Yani Beagle'in inanmış olduğu laik şeyhler ütopya kitaplarında "din afyondur , toplumlar için şart değildir...vs " diye yazmışlardı ama hem geçen zaman hemde realite onları yanıltarak dinin toplumlar için hiçte vazgeçilecek bir olgu olmadığını gösterdi..
Çünkü din, aynen ekonomi,mühendislik,askerlik,eğitim gibi hayatın tam içinde yer alan bir olgu ve ihtiyaç..

Bu ihtiyaca cevap veren din adamları da toplumları derinden etkileyerek onlara yön veriyorlar...
Yazıda adı geçen Kemal Karpat,Toktamış Ateş, Mardin gibi gibi şahsiyetlerin niçin konvoya katıldığını merak etmeyenlerin bu ezberlerini bozmasını temennni ediyoruz...

Yazan: Tarık T. Tarih: December 8, 2006 5:01 PM

Sayin Suat

Bu soruyu sanirim bana sormaniz gereksiz, Sayin Mustafa Akyol yukaridaki yazida bunu belirtmis.

Ayrica Islam Dini ile ilgili yorum yapmiyorum sadece gercek olan ayetlerden bahseddiyorum. Kur'anda kadin ile erkek esit degildir ve bu ayetlerde acikca belirtilmistir diyorum. Bunun aksini iddia ediyorsaniz bu siyaha beyaz demektir. Benim bilgi kaynaklarim baskalarinin fikirleri ve yorumlari degil. Kulaktan dolma bilgilere inanmam, herseyi kendim arastirip ogrenmeyi tercih ederim. Buradaki yazilarda her konuda elestiriler ve yorumlar yapiliyor, ama Islamiyet hakkinda yorum yapilinca cehalet oluyor. Ben Kuranda okuduklarimi anliyacak kapasiteye sahibim cunku hersey acik acik ve basit sekilde anlatiliyor. Sik sik da ayetlerin acik olarak anlatildigi da da ozellikle vurgulaniyor. Kuran sonucta insanlar icin gonderilmistir )Allah tarafindan gonderildigine inananlar icin) ve herkesin anlasilabilecegi bir dille yazilmistir. Islamiyet dinine sahip cikmak da ne demek anliyamiyorum. Mustafa Akyol bir taraftan azinliktaki ve diger inanclardaki insanlarin haklarini savunmakdan ve hosgorulu olmakdan bahdediyor, bir taraftan da Karat beyin fikirlerini "insanlarin inanca duyduklari ihtiyaci ve bunun da Islamiyet olasini gerektigen karar veren fikirlerini" bilge yorumlar diye yaziyor. Bu ne bicim celiskidir. Karat insanlarin neye inanacigina nasil karar veriyor ve butun insanlar adina inanc seklini de nasil tayin ediyor? Birakin herkes neye istiyorsa inansin artik. Sizin inandiklariniza ianamak zorundami millet. INANCLAR TARTISILMAZ.

Sizde Islami tartismaktan vacgecin...cunku bir yere varamazsiniz ancak bagzi insanlar yapilan yorumlardan ve elstirilerden rahatsiz olurlar. Benim yaptigim elestirilerden rahatsiz olanlar gibi. Eger islami tartisma konusu yapacaksiniz elestirilere de acik olun ve bunu cahillik ile suclamayin lutfen. Benim cehalet dereceme bile belirlemissiniz...

Yazan: gunka Tarih: December 8, 2006 5:41 PM

Teşekkürler Gunka,

Epey aydınlattın bizleri. :-)

Yalnız bu bana bilgelikten ziyade ezberi bozulmuş fundemantalist bir 19.yy pozitivistinin feryatları gibi geldi.

Ben bilgeliği sordum siz bambaşka şeyler yazmışsınız.

Karpat'ın kişisel ve bence çok doğru yorumlarını bile "inanç dayatımı" olarak okuyorsunuz. İlginç. Ne yaptı Karpat, emrinde İstiklal mahkemesi "herkes İslam olsun" mu dedi? Adam kendi düşüncelerini söyleyemeyecek mi? Oldu olacak Karpat'ı da Yayla gibi afaroz edin ABD üniversitesinden? Ok?

Hem böyle yazıp hem de bilgelikten, düşünce özgürlüğünden bahsetmiyor musunuz saç baş yolmamak mümkün değil.

Sizin -yapamadığınız- bilgelik tarifiniz 19 yy. köhne ve o herşeyi çözdüğünü sana kibirli pozitivizmidir. Ama bugün bu pozitivizm paçavra gibi kenara atılmıştır. Üstadınız A.Comte "insanlık dinini" kurmuş, beşeriyetin mitolojik - metafizik süreçleri yaşadığını 20 yy.a pozitivizmin hakim olacağını öngörmüştü. Bu öngörüye göre din mefhumu ortadan kalkacak insanlık tamamen pozitivistleşecekti.

Ne ki din ortadan kalkamdığı gibi 20 yy ikinci yarısında yükselişe geçti. Halen de bu yükseliş sürüyor.

Gerek newton fiziğinin yerini quantuma bırakması gerekse evrenin ve yaşamın kökeni hakkındaki öğrenildikçe artan meçhuliyet bilimin ayaklarının suya ermesini sağladı. Bugün kimse "bilim herşeyi çözer" gibi bir iddiaya sahip değil.(Bir kaç kartoloz materyalist dışında) Bilim sadece var olanı, gözlemleneni açıklamaya çalışır. O da yanlışlana yanlışlana. Bu bilgelik değil yap-boz oynamaktır.

Yazılacak çok şey var ama bugün oldukça yoğunum. Daha önce bloguma yazdığım bir yazımı buraya alıntılayayım:

Takip ettiğim blogları okurken, Hande Hanım’ın blogunda çok güzel bir yazı ile karşılaştım. Guardian’dan Madeleine Bunting’in 19 Temmuz 2006 tarihli yazısından, okurken altını çizdiği satırları çevirip bloguna almış Hande Hanım. “İmanın ve Aklın Global Kaynakları” başlıklı bu yazı okunmaya değer.

Madeleine Bunting’un yazısındaki “Kuantum fizikçileri gerçeği anlayışımızı sorguluyor ve Hindular cevap veriyor: Yeni olan ne?” cümlesini okuyunca aklıma benim de quantumdan söz açılan ortamlarda aynı Hindular gibi ”Yeni olan ne? ” sorusunu sorduğum geldi. Kuantum alemine dalınca benim gördüğüm Gazali’nin sistematize ettiği, İslâm’ın “varlık tasavvuru” nun doğrulanmasıdır. Yani “gerçekliğe” dair yeni olanın ne olduğunu sadece Hindular değil biz Müslümanlar da soruyoruz.

Din ve Bilim çatışan kavramlar olarak gösterilir çoğu zaman. İslam düşüncesinde böyle bir çatışma görülmez. İ.Rüşd’ün “Akıl ile Vahy bir memeden süt emen ikiz kardeştir” demesi İslamî görüşün özetidir aslında. “Din ile Bilim çatışır” düşüncesinde Avrupa / Hristiyan ortaçağının önemli bir etkisi var kuşkusuz. Kilisenin elinden zor da olsa kurtulan aydınlanma düşünürleri ve onların takipçileri aradan geçen üç asırda bilim alanında epey ilerleme kaydettiler. Fakat bilimsel gelişmeler ilerledikçe; kozmolojiye, biyolojiye ve daha temel olarak “gerçekliğe” dair yeni keşifler yapıldıkça Din-Bilim çatışması sözü de yavaş yavaş askıya alınmaya başlandı. Yale Üniversitesi’nden emekli Fizik ve Doğa felsefesi profesörü Henry Margenau “Cosmoc, Bios Teos” ta şöyle diyor:

Bilim ve dinin genel anlamda uyuşmadığına dair yaygın bir görüş vardır. O halde ilk önce, bu inancın belki yarım yüzyıl önce doğru olabilecekken artık, son elli yılın en seçkin ve en yaratıcı fizikçilerinin felsefî metinlerini okuyan herkesin farkedeceği üzere, geçerliliğini yitirdiğini belirtmeme izin verin. Burada en seçkin ve en yaratıcı fizikçiler derken Einstein, Bohr, Heisenberg, Schrödinger, Dirac ve Wigner gibi insanlardan bahsediyorum. (s.79)

Burada amacım Din-Bilim ilişkisi üzerine uzun bir yazı yazmak değil, başka bir yazıda bu konuya değinebilirim. Ama Astrofizikçi Robert Jastrow’un ünlü eseri “God and the Astronomers” in girişinde söylediklerini de bu kısa yazı bağlamında paylaşayım istedim:

Aklın gücüne olan inancıyla yaşayan bilim adamı için hikaye, kötü bir rüya gibi son buluyor. Bu bilim adamı bilinmeyen o dağa tırmanmaktadır, zirveyi ele geçirmek üzerededir, son kayaya tutunup kendini yukarı çektiğinde ise orada yüz yıllardır oturmakta olan bir grup din adamıyla karşılaşır. (God and the Astronomers. New York: W.W.Norton, 1978. S.15)

Sizce de kayda değer bir düşünce değil mi?

*****

Ne ki A.Comte'nin öngörülerinin aksine din ortadan kalkamadığı gibi 20 yy ikinci yarısında yükselişe geçti. Halen de bu yükseliş sürüyor.

Kimse size pozitivizmden zorla vazgeçirtmeye çalışmıyor. Kimse de kimsenin inandığına inanmak zorunda değil. "le kum dinikum veliyedin." Ama siz de düşüncelerini açıklayan insanları saçma sapan şeylerle -mesela dayatım yapmakla filan- suçlamayın. Karpat kimse adına karar vermiyor, doğru olduğunua inandığı düşüncelerini söylüyor. Bunun karar vermekjle dayatım yapmakla ne alakası var?

Bir de bana hitaben birsürü, şey yazmışsınız. Ben size sadece "bilgeliği" sordum. Halen de bunun açıklamasını bekliyorum. "Kemal Karpat' a ne unvanina sahip olursa olsun yazisini okuduktan sonra hicbir bilgeligi yakistiramadim." dediğinize göre sizin de bir bilgelik tanımınız olmalı. Ben Mustafa bey'inkini biliyorum ve buna da katılıyorum. Ben sizin "bilgelik" tanımınızı merak ediyorum.

Ben daha üstte beagle rumuzlu arkadaşa birşeyler yazmıştım. Baktım yazdıklarınız onlara da cevap değil. Nereden alaka kurup bunları yazdınız anlayamadım. Galiba Deniz Hanım'a cevap vermek istediniz. Böyle yazarken kime hitaben yazdığınızı belli eden hitap kelimeleri kullanmalısınız.

Yine de sağolun açıklamalarınız için. :-)

Yazan: Suat Öztürk Tarih: December 8, 2006 6:33 PM

MERHABA

Kuran'da adalet vardır.eşitlik her zaman adalet demek değildir.İslam fıtrat dinidir.kadını da erkeğide fıtratına uygun olarak korur.

insan olma ve Allah huzurunda derece bakımından kadın ve erkek arasında hiç fark yoktur.ikisi de Allah'ın mükerrem kuludur.bu ayetleride okuyor musunuz?

Kuran'a bütüncül bakarsanız evrensel mesajı anlarsınız.cımbızlayarak Kuran okunmaz.

ben bir müslüman bayan olarak dinimden çok memnunum.Allah'a şükür devletimide,milletimide seviyorum.

sevgiler...

Yazan: deniz Tarih: December 8, 2006 7:56 PM

Suat bey,

Gunka önce Kemal hocanın soyadını doğru okumayı öğrensin, ondan sonra tartışın bence. Karat hoca yazıp duruyor. Böyle yazarak bir espri yapmaya çalışıyorsa durum daha da vahim :)

Yazan: blue Tarih: December 9, 2006 9:16 AM

Suat Bey oncelikle ben size sadece bilgelikle ilgili cevap verdim, sonra baska bir yorumcunun yaptigi yoruma atladim. Bu konuda size ozur borcluyum, lutfen kabul edin.
Yorumcunun ismini vermedim cunku o da benim ismimi belirtmemis fakat elestirilerinin benim hakkinda oldunu anladim ve bende onun ismini yazma geregi duymadim. Isler orada karismis.

Blue sana da cevabim bunu bilerek da yapmadim, sadece yazi hatasi o kadar. Dolayli yoldan fikir soylemekten ziyade direk soylemeyi yeglerim. Baskasinin fikirlerine de saygim var ve onlari espiriye almam. Ozellikle isim yada soyadini espri konusu yapacak kaday da kuculmem.

Sunu aciklamakta fayda goruyorum size daha oncede belirttigim gibi hicbir fikir, yorum yazisi okumuyorum (yani demek istedigim eger bir kitap okumak istersem o kitabin icinde bilimsel, tarihsel yada bunun gibi birseylere dayanir olmasi gerekir, eger inanclarla ilgili ise de ana kaynaklara basvururum, fikir ve yorumlara degil) . Yazili olarak fikir alisverisi icin ilk defa bu siteye katiliyorum.

Insanlarin fikirleri ve inanclari belli katagorilere koyup adlandirmasina ve tanimlanmasina kesinlikle karsiyim. Cunku herkes, karakteri, harketleri, kapasitisi, kavramasi, algilamasi, hayat gorusu, hayat tarzi ve inanci ile tektir. Ve benim buarada anlatmak istedigim hicbir insan yorum dahilinde de olsa genel olarak baskalari adina ne ihtiyac oldugunu ve bu ihtiyacin adini koyamaz. Insanlar fikirlerini soylerken ilk once "benim fikrime gore" diye baslarlar. Cunku bu fikir ise herkese gore degisebilir demektir. Ama Karpat bey turklerin burada inanca ihtiyaci olduna ve bu inaci islam olarak kesinlile belirtiyor. Islama inanan icin, Islam, inanmayan icin inandigi mukemmeldir. Onemli olan herkesin inandigi ile mutlu olmasi.

Bilgelik nedir? Bilgelik ilk once kendini tanimak ve bilmektir. Bilgelik belli konularda bilgi sahibi olupta bu bilgileri yerli yersiz kullanmak degil, bilgileri bilincli olarak algilamak, yerinde ve hicbir soru isaretine yer vermiyecek sekilde dogru sekilde kullanmaktir. Bilgelik, unvanlarini ve bilgilerini kullanip, kendinden daha az yada hic bilgi sagibi olmayan diger insanlarin inanclarindan (zaaflarindan) yararlanarak insanlari yonlendirmek degildir. Aksine cins, irk, kultur,inanc, maddi durum ayirimi yapmadan her insani anlamak ve hitab edebilmek ve bu insanlara positiv birseyler verebilmektir. Cunku her insan tektir ve her insanin seviyesine inebilecek ve onu anliyabilecek kabiliyete sahib olabilmek bilgeliktir. Bilgelik hayati en guzel sekilde degerlendirmektir. Bilgelik aklin herseye acik olmasidir ispatlanmis ya da ispatlanmamis...sadece belli katagorilere konulmus inanclara degil....yani bilgeligin tanimi bile yapilamiyacak kadar uzun ve bilgece kelimeler gerekiyor tabii bu da ben de yok ne yazik...

Gelelim Islam konusunda kadinin haklarina. Kurana genel bakmak icin icindekileri okumak gerekir. benim cimbizla ayikladigim hic bir sey yok. Erkegin kadindan ustun yatarildigi acikca belirtilmistir. Zaten bunu islam toplumlarinda gorebilirsiniz.

Erkegin ustunlugu daha ilk insanin yani Adem'in yaratilamsinda basliyor. Cunku kadin adem'im kaburga kemiginden yaratiliyor. Daha sonra Adem ve Havva'nin Cennet'ten kovulmasina sebep Havva yani seytana uyan kadin. Adem'in akli ve nefsi yok ya, onu kandiran Havva. daha insanin yaratilisinda kadin karalanmis oluyor zaten. Daha sonra peygamberlik hep erkeklere geliyor. Nedense??? Hem erkekler aklini ve nefsini kullanamayip insanin cennetten kovulmasina sebep oluyor ( Havvaya kanarak, bu karakter zayifligidir) oteki taraftan dinleri yaymaya elci olarak erkekler seciliyor. Daha sonra Kurandaki ayetlerde erkegin kadindan ustun oldugu acikca belirtiliyor. Mesela miras haklarinda yada sahit oalarak kadin yarim, erkek butun insan olarak sayiliyor. Yani bu benim biraz muzzipce tabirim ama matematige vurursan oyle geliyor. Iki kadin sahit bir erkek sahit. Bir erkek sahit, yarim kadin sayiliyor tabii kadini ordadan kesmemiz gerekiyor... Kadin erkeklerden sakinmak icin ortunuyor (erkekler ocu mu ne ya da insan degil mi erkekler). Kadin esini baska kadinlarla paylasmasi gerekiyor. Efendim dayagi yiyen kadin. Erkegin tarlasi olan kadin, istedigi gibi girsin ciksin, eksin,bicsin....daha bir sure varda onlari tek tek not almam gerek aklima gelmiyor. Ve bunlari tekrar arastirmaya zamanim yok, bunlari acilen yaziyorum zaten... Benim de inaclarim var ama inandigim seyler beynime hitab edemiyorsa, celiskilerle ve tutarsizliklarla dolu ise benim icin inanc olamaz. Sonucta demek istedigim siz Islamiyeti mukkemmel bir din olarak gorebilirsiniz ama mukkemmel olmadigi kesin. Inana gore mukemmeldir sadece. Herkesin inanci kendine gore mukemmeldir.Neden? Eger Islam herseye cevap verebilecek mukemmellikte evrensel bir inanc ise bunun dunyada devlet yonetimlerinde ve duzenin saglanmasinda ornek alinmamsi icin hicbir sebep goremiyorum. Cunku demokrasi mukemmel bir yonetim sistemi degildir (ya da tam anlami ile uygulanabilecek bir system)ama demokrasiden iyi bir sistem olmadigi icin, dunyada en iyi isleyen ve en cok kullanilan bir yonetim sistemidir. Dinler bircok konuda eksik kaldigi icin insanlar baska yonetim sistemleri gelistirmistir. Bu da dinlerin mukkemmel olmadigini gosterir.

Bilim hakkinda son soylemek istedim bir konuda: bilimin bircok seye cevap verememsi demek bunlarin cevaplanmayacigi anlamina gelmez. Zamanla ve daha fazla bilgi sahibi olmak ile cevaplanacaktir bircok sey. Yasadigimiz caga gelmemizi ve bu kadar ileri bir tecknolojide olmamizi bilime borcluyuz. Inanclara degil. Inanc kisisel olarak birakalim inanan ve inanilan arsinda kalsin...ben bu konuyu burada bitirmek istiyorum, cunku gercek hayatta yapilmasi gereken islerimi aksattim. Lafla peynir gemisi yurumuyor, yasamak icin yemek lazim, yemek icin de calismak. Bedava ekmek vermiyorlar....artik islerime donmem lazim. size iyi tartismalar...umarim dunya problemlerini cozebilirsiniz. Saglicakla Kalin

Yazan: gunka Tarih: December 9, 2006 7:12 PM

Sayın Gunka,

Ben de sizi ilk okuyunca galiba birşeyler biliyor, tartışabiliriz ümidiyle yazmıştım. Yanılmışım. Hiçbir fikir yorum yazısı okumamanızı anlayışla karşılamakla birlikte sağlıklı bir durum olarak görmüyorum. Bu yüzden sizi ciddiye de alamıyorum.

İnsanlar farklı bakış açılarını ve nedenlerini öğrenmek için fikir/yorum yazılarını okumalı. İnsanlık bugünkü bilgi birikimini bunlara borçludur. Sizin bu anlayışınıza göre filozofların tamamının kitapları çöpe gönderilmeli. Çünkü hepsi fikir/düşünce ve yorumdur. Oysa biliyoruz ki dünyanın en bilge kişileri filozoflardır. Ve tüm gelişimin motor gücüdürler. Ve tamamı yaşam hakkında, insanlık, iyilik, kötülük, Tanrı hakkında özgün yorumlara sahiptir.

Kitapta duran, yorumlanmayan, tartışılmayan, farklı açıları gösterilmeyen, eleştirilmeyen sempatizanı ve antisempatizanı olmayan teorik düşünce ya da formüller hiçbir işe yaramaz.

İslam hakkındaki bilgileriniz tamamen önyargılı. Kuranda insanın yaratılışı sembolik olarak anlatılır ve Havva adından hiç bahsedilmez. Kaburga kemiğinden yaratıldığına dair de hiçbir ayet yoktur. İsrailiyyat ile Kur'an'ı birbirine karıştırmışsınız. yaratlış ve amacı konusunda nn azından Goethe'nın Faustunu okumanızı öneririm. Ki yaratılışın sembolizmasını en iyi anlatanlardan birisi Goethe'dir. (Aman dikkat bu eser de bir yorumdur :-) O yüzden okumak istemeyebilirsiniz.)

Diğer konular ise bildik, artık cevaplaya cevaplaya bıktığımız hususlar. İslam toplumunu bütüncül olarak düşünürseniz İslam'ın miras hukukundaki hikmetini görebilirsiniz. İslam'ın tarihsel hükümlerini ele alırken Kur'an'ın indiği toplumun gözönüne almalı ve amacın ne olduğuna dikkat etmelisiniz. Din metodolojisinden biraz haberdar olan sizin bu yazdıklarınızı yazmaz. Kaldiki İslam'ın değişmez hükümleri olduğu gibi zamanın ve toplumların gelişimine bırakılmış değişebilen hükümleri vardır.

Dinler kendilerine uyulduğu takdirde mükemmeliği vadederler. Heva ve heveslerine uyan insanlar bunun neticesinde başlarına gelen felaketlerin sorumlusu olarak dinleri görüyorlarsa bu şaşılacak durum. Ayrıca İslam'a göre dünyada yeryüzü cenneti kurulması mümkün değildir. Dünyada iyilik ve kötülük vardır ve bu çevrimde insanların herbireri kendi hususi şartlarında imtihan olurlar.

Sizin çok beğendiğiniz bilim ve akıl yolu pozitivizm 25 yıla iki dünya savaşı ve iki kanlı ideoloji sığdırmış ve 100 milyon cana mal olmuştur. Hal bu iken dinleri suçlamak akıl karı değildir.

Bugün dünya bir çevre felaketine sürüklenmektedir. Ahlak yozlaşmış aile parçalanmış insanlık palaspandaras modernizmin dehlizlerinde bir felakete doğru sürüklenmektedir. Canlılığa ilişkin 1000 yıllık ömür biçilmektedir. Görünen o ki eğer şu andan itibaren çok ciddi önlemler alınmazsa insanlık kendi başını yiyecektir. Bu felaketlerin başlıca müsebbibleri olan sanayileşmiş ülkeler ise bu konuda en az hassas davrananlardır. Ve kayda değer bir önlem alındığı da yoktur.

İnsanlık yüzbinlerce yıldır dünyada yaşıyor. Dinlerle birlikte. Bugün ise yine kendi eliyle gerçekleştirdiği 200 yıllık bir süreç sonunda yokoluşa doğru sürükleniyor. Bunun sorumlusu kimdir? Dinler mi? Şirazesinden çıkmış kutsaldan arındırılmış aydınlanma ve materyalizm mi?

İslam'ın bütüncül öğretisinin kadına ve insana verdiği değeri hiçbir seküler öğreti vermemiştir. Kadın ve erkek motomot eşit değil "eş"tir. Birbirlerine üstün değillerdir, birbirlerini tamamlayıcılardır. (Daire ve kare eşitte değildir, birbirlerinden üstünde..) Bu doğada da böyledir, Hani sizin içinden çıkıp geldiğimizi iddia ettiğiniz doğada.(Bkn. neandertaller, şempazeler, filler vs vs. ve/veya diğer memeliler.)

Daha uzun yazmak isterdim ama büyük ihtimal işleriniz nedeniyle okumuyor olacaksınız. İlgilenenler için kadın ve erkeğin biyolojik yapılarının yani fıtratlarının farklılığının işlendiği ve bu bağlamda son bilimsel bulguların İslam öğretisi ile uygunluğuna ilişkin bir makaleden derlediğim yazılarımın linkini vereyim:

İki Feminizm Arasında - I

İki Feminizm Arasında - II
İki Feminizm Arasında - III

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: December 10, 2006 12:20 PM

Sayin Suat

Siz daha zannetmelerinize devam edin.

Filozoflare gelince Filozoflar durduklari yerde dusunup durarak bilgelesmemisler .Orfe, Fisagor gibi unlu filozoflar Misir Maabetlerinde uzun yillar Misir inisiyatik egitimi alip kendi ogretilerini kurmus unlu Filozoflardir. Fisogor'un ogretisi Eflatun, Oklid, Aristo gibi bircok bilgin ve filozofu etkilemistir.

Butun tek Tanrili dinler aynidir ayrintilara bakmayin hikayeler (olaylar) hepsi aynidir, sadece toplumlara ve kosullara gore degistirilmistir. Bu hikayelerin koku de Sumerlilere dayanir. Noah Kramer, Muazzez Hilmiye Cig ve Zecheria Sitchin'in kitaplarini okumanizi tavsiye ederim. Bunlar dunyanin en unlu Sumereloglari'dir ve hayatlarinin buyuk bir kismini Sumerelogiye adamislardir. Burada din kitaplarinda bahsedilen olaylarin ya da hikayelerin nerelerden kopyalandigini ve yasanilan sartlara gore nasil degistirildini ya da eklemeler yapildigini anlarsanis. Bu kitaplar Sumerlilerin tabletlerine dayandirilarak yazilmistir, bu yazarlarin fikirleri degildir, belki yorumlari olabilir fakat sonucta gosterilen acik belgeler vardir. Size kalmis inanip inanmamak. Ben fikir yazilarai okumaktansa, gercek bilimsel yazilari okumayi tercih ediyorum cunku ancak bu sekilde fikir sahibi olabilecegime inaniyorum. Insan bilgi sahibi oldugu surece fikir uretebilir, baskasinin fikirleri ile bilgi sahibi olunmaz. Cunku fikirler kisiye ozgudur...Ahlak ve dini bagdastirmayin, o zaman inancsiz olan butun insanlar ahlaksiz olur ya da kotu olur. Dunya da oyle insanlar var ki, kendi hayatlarini aciz durumdaki insanlara yardim etmek icin adamislardir ve bu insanlarin da inanci yoktur. Insanin dogasinda iyi ve kotu vardir. Insan bunlari en buyuk ozelligi olan zekasi ile dogru sekilde yonlendirir ya da yonlendirmez. Bu insanin tamamen hur olan intellegent zekasina kalmistir. Insanin dogruyu bulmasi ya da ahlaki degerlere sahip olabilmesi icin din kitaplari okumasina gerek yoktur. Dinlere inana insanlar da ahlakli ya da iyi demek degildir. Yada Tanri'ya inanan bir insan bunu hicbir din kitabi okumadan da elde edebilir. Bunu icinde hissetmesi gerekir. Dinler yuzunden binlerce yil bircok kan dokulmustur, ve bilimle din her zaman catismistir. Cunku bilimsel gercekler din kitaplarinda yazilan bircok olayi gecersiz ve imkansiz kildigi icin. Mesela Islama ya da diger dinlere inanan cok az kisi din kitaplarindaki olaylarin Sumerlilere dayandigni kabul edebilir. Ispatlanmis oldugu halde. Ve Sumerliler bunlari vahiy yolu ile degil bizzat kendi tanrilarindan ogrendiklerini belirtirler, tabii bu tanrilari da insan seklindedir. Su andaki teknolojiyi kullanarak bile dunyanin ucra bir kosesinde kalmis, dunyada yasadiklari yerden baska yer, kendilerinden baska insan olmadigina inanan bu toluma birkac gosteri yaparsaniz artik o ilkel insanlarin sizin icin ne dusuneceklerini tahmin edebilirsiniz umarim. Eger evrenin sonsuzluguna inaniliyorsa bizden onbinlerce hatta milyonlarca yil ileri olan inteligent varliklari dusunmemek imkansiz olur...yani biz evren de tek intelligent oldugumuzu dusunmek hata olur bence. Bence bilginin temeli cok eskilere dayanir ve ben bu bilginin dunyadisi olduguna inaniyorum. Zecharia Stichin'in Dunya Tarihcesi hakkinda yazdigi kitaplar cok dusundurucudur ve insanin kafasindaki bircok soru isaretini cevapliyabilecek niteliktedir.
Kadin ve erkek daire yada kaerye benzetilemez. Ikisi de insandir, ve insan olarak fiziksel degisiklerinin disinda esittirler. Ve bu esitligi hicbir islam aleminde goremezsiniz, sadece laik ve demokratik ulkelerde gorebilirsiniz. Bu gozler onundedir. Sadece benin merak ettigim nokta islamiyet bu kadar mukemmel ve evrensel ise neden bu islam toplumlarinda gorulmuyor. Hic bu dini anlayip dogru uygulayabilecek insanlar cikamamismi? Problem hep islamiyetin arac olarak kullanilmasi ya da yanlis yorumlarindan bahsedilip duruluyor, hep ayni gerekceler. peki bu islamiyeti dogru yorumlayanlar ve uygulamaya koyabilecek hic mi adam yok. Nerede bu Islami Bilgeler???

Ayrica nedir Islamiyetin kadina verdigi deger? Hala bunu anliyamiyorum. Kadinin erkekten haklar ve insan olarak erkekle esit degil aksine insan olarak bir derece asagi tutuldugunu gosteriyor, bu ayetler yazildiktan sonra, baska ayetler kadin ve erkek estligini ispatliyamaz, orada celiski meydana gelir. Allah tarafindan wahiy yolu ile gobderildigine inanilan bir kitapta, hukumler kesindir ve insanlarin bunlara uymasi sarttir. Bu hukumler celiskili olamaz...Tanri inanci olan bir insan, onun kelimlerle tarif edilemeyek kadar mukemmelligine inaniyorsa, insanlarin kafasindaki soru isaretlerine cevap veremeyen, aksine daha fazla soru isaretine sebep olan, celiskilerle dolu dinler gondermezdigine inaniyorsa burada mukemmel Varliga itaat edilmemis olunuyor bence. Benim inandigim Mukemmel Tanrim bu olamaz.

Birde son anda yazarken aklima gelen diger bir konuda erkege cennette bakire, el degmemis huriler vaat ediliyor kadinlar gene hava aliyor...

Asagidaki Nisa Suresinde gordugunuz gibi kadin haklarindan bahsedilmesi gerekirken daha fazla erkek haklarindan bahsediliyor acikca.

Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın).Nisa15

Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, öbürüne (mehir olarak) yüklerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek mi verdiğinizi geri alacaksınız? Nisa 20

Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın.2 Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.

Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Nisa 34

(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı.Nisa 24
Allah size erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder.Nisa/4/11.

*Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebi ile ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur.. Onun için saliha kadınlar itaatkârdır.. Allah’ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi kimse görmese de namuslarını koruyucudurlar.. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve bunlarla yola gelmezlerse dövün.. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın, çünkü Allah yücedir, büyüktür.. Nisa..34..


"...Mesru sekilde erkeklerin kadinlar uzerindeki gibi kadinlarinda erkekler uzerinde haklari vardir. (Yalniz) Erkekler kadınlar üzerinde (daha ustun)bir dereceye sahiptirler...bakara..228..

"...Erkeklerinizden iki kişiyi de tanık tutun. Eğer iki erkek yoksa rızanızla kabul edeceğiniz tanıklardan bir erkek ve iki kadın gerekir. Bu kadınlardan biri şaşırırsa/unutursa ötekisi ona hatırlatsın diyedir. (kadinlar aptal ya)bakara 282."

daha bir sure ayet fakat zaman yok. Bu ayetlerde gruldugu gibi kadin erkegin kontrolu altindadir...

Turkiye Cumhuriyetinin kurulmasindan sonra Turk kadini kendini gosterme firsati bulmustur, Ataturk'un kadina tanimis oldugu haklar sayesinde. Kadin binlerce yil erkegin beyin degil de fiziksel gucunu kullanarak kadini kendinle esit tutmayip istedigi sekilde kontrol etmistir. Bu en buyuk zayifliktir ve bu gun gelismis ulkelerde kadin, erkegin fiziksel gucunu kullanarak kadina zarar verememesi icin ozel kanunlarla korunur. Bunu yapan gelismis ulkeler laik ve demokratik devletlerdir, Islam devletleri degil...
Tamam ben burada bu konuyu kaptiyorum. Ahiret islerini birakip dunya islerime donmem lazim. Bu konuda daha fazla yorum yapmak da istemiyorum fazla uzadi zaten.

Yazan: gunka Tarih: December 10, 2006 4:54 PM

Evet öncelikle şunu söylemek istiyorum , beklediğim tepkileri aldım fakat ben çok daha fazla kırıcı , kaba ve bilgiye dayalı tepkiler beklerken daha azı ile karşılaştım.
Cevap vermek için özellikle biraz fazladan bekledim ki tüm tepkilere birden cevap verebileyim.
Yapılan eleştirilere cevap vermeye çalışacağım ve de lütfen verdiğim cevaplar sizi tatmin etmiyorsa mutlaka sorun , ayrıca her eleştiriye de cevap vermiyorum , sadece yanlış olduğum iddia edilmiş noktalarda cevap vereceğim , tarzıma ya da yorum yöntemlerime , hatta kişiliğme yapılan kimi yakıştırmalara cevap verme gereği görmüyorum , çünkü konunun dışına çıkmak istemiyorum.

Neyse en tepeden başlarsak ; - bir de kendi rahatım için biraz sınıflandırma yapacağım , ve yine en baştan özür dileyim çünkü biraz fazla konu başlığı çıkacak gibi –

Deniz Bey/Hanım ,

1 – Ezanın Türkçeleştirilmesi olayına tabiki birçok açıdan bakmak lazım , her sosyal olgu gibi. Ama lütfen , konumuz laiklik olduğu için müsade ederseniz laiklik açısından bakalım. Üstelik benim İslam karşıtı olan herşeyi laiklik olarak tanımladığım gibi bir ifadem yok , sözlerim yine çarpıtılıyor. İslamın modernlik ile ilişkisi üzerine ayrıca söylemek istediklerim var ama konu dışına çıkmak istemiyorum.

2 – Özür dilerim ama Kuran ı bir ana ilkeler kitabı olarak görüyorsunuz , oysa ki Kuran ın böyle bir amacı yoktur. Kuran Tanrının direkt bireylere olan mesajlarını içerir , bir hukuk ya da bilim kitabı gibi onu herhangi bir kalıba sokamazsınız ; ne siz ,ne ben , ne de herhangi başka bir kişi . Örneğin Kuran ı hukuk açısından olumlu ilan etmekle olumsuz ilan etmek arasında tutarsızlık açısından bir fark yoktur çünkü bu Tanrının mesajıdır ve onu algılamada birey serbesttir. İsteyen istediği gibi algılama hakkına da sahiptir. Kimsenin Tanrının mesajını başka insanlar için anlamdırmaya hakkı yoktur. Bir birey başka bir bireye Kuran ı ancak sorulduğunda anlatabilir , bilgi paylaşımı esası ile . Onun dışında Tanrının mesajınn ne olduğuna bir tek bireyi kendisi karar verebilir , üstelik istediği gibi , bu duruma yapılacak her türlü müdahele birey ile Tanrı arasına girmek olur.

3 – Yine özür dilerim ama lütfen Sivas Katliamı ile Bağbağlar katliamı arasındaki farkı benim Sivas Katliamı yorumum ile ilişkilendiremezsiniz. Tabiki her katliam bir faciadır ve her can değerlidir . Ama Başbağlar katliamı bir terörist faaliyettir , yani bunu yapan insanlar bu amaçla yetişmişlerdir , üstelik yıllardır. Zaten bir suç örgütüdürler. Ölen insanlar ise sadece sivil Türk vatandaşı oldukları için öldürülmüşlerdir. Öte tarafta Sivas Katliamında ölenler düşünceleri , inançları yüzünden öldürülmüşlerdir. Bunu yapanlar da sen , ben , biziz , sokaktaki insan kışkırılarak yapıldı. Hatırlamıyor musunuz refahlı belediye başkan yardımcısını itfaiye merdiveninden inmeye çalışan Aziz Nesin i hala darp etmeye ve insanlara hedef göstermeye çalışmasını ? Benim işaret ettiğim nokta bir kaç gün içerisinde normal insanlar katil olmasıdırlar ve bunun kaynağı bilinçsizliktir , hem de en tehlikeli olanından .Tabiki her iki olay da bir utanç ve acıdır , bu ayrı.

4 – Abdülhamid mutlak kötü işler yapmış gibi bir ifadem yok , ' bu insanlar görevlerini gerektiği gibi yerine getiremedi' demek bu anlama gelmez. Keşke kimi yakıştırmaları yapacağınıza Abdülhamid hakkında yaptığım saptamalarda bir yanlış arasa idiniz.

Suat Öztürk Bey ,

5 – Net söylüyorum , Atatürk dönemi totalirizm olarak adlandırılamaz. Atatürk dönemi demokratik kurulumlar içerir. Söyler misiniz bana , totaliter bir lider neden henüz ortada olmayan , hatta toplumca arzulanmayan bir şekilde halka eşit seçme ve seçilme hakkı tanısın , ya da Fethi Okyar a muhalefet yapması için parti kurdurtsun , üstüne üstlük sırf muhalefet güçlensin diye kendi kardeşi Makbule Hanım ı zorla partiye üye yaptırsın ? Birkaç komutanın elindeki tüm yetkileri neden millete devretsin , kendisi için bile bağlayıcı hukuk kuralları koydursun ? Ve lütfen demokratik olduğu önermesini yaparken hiç dayanak kullanmamışım gibi cevap vermeyin , bu dayanaklarda yanlışlıklarımı gösterin . Zaten sadece bunu yapsanız , sizin önermeniz haklı çıkmaya yetecektir.
Ayrıca sizden neden Atatürk zamanı önseçimler anti-demokratikmiş belirtmenizi istiyorum . Ne olur , hatta artık yalvarmak üzereyim , önermelerinizi dayanakları ile birlikte yapın.

6 – Tek doğru değerlendirmem GP için ise demek ki diğer bütün önermelerim , mesela Abdülhamid in Almanlara vediği imtiyazlar yanlış size göre ? Öyle mi ? Cevap bekliyorum.

Blue Bey/Hanım,

7 – Buda nın sözü dedim , ayeti demedim . Onu Muhammed ile veya başka bir peygamber ile aynı kefeye koyamazsınız. Bunu yapmak hem Buda yı hem peygamberleri küçültür , unutmayın . Onun sözlerini ayet olarak isimlendiremezsiniz , çünkü Buda ya 'malum' olmaz , onun sözleri bir düşün ürünüdür , ayet değil.

8 – Evet haklısınız önemli olan halkın istediği kişileri seçmesi ve önseçim olmaz ise siz sadece seçilmişleri seçebilirsiniz , ve de bu durum bugün bu ülkenin en önemli demokrasi sorunlarından birisidir ama daha önemli sorunlar da malesef mevcuttur.Üstelik kimse demokrasimizin yegane sorunlarından bahsetmedi . Ben , kendimce en ana sorunlarından bahsettim , lütfen yine ifadelerim çarpıtılmasın.

9 – Evet , devrimlerin özümsenme ile gerçekleşmesi daha iyi olur , haklısınız ama söyler misiniz buna vakit var mıydı ? Yüzyılların geri kalmışlığı için sizce ne yapmak gerekirdi ? Bir yüzyıl daha mı bekleyecektik ? Ben söyleyim ne yapılması gerektiğini: Önce geri kalmışlığımız sorgulanmalı , ve bir an önce düzeltilmeli . Size göre kadınların haklarını kendileri almaları gerekirdi o zaman . İyi niyetli bir şekilde haklısınız , ama ne diyorum amaçlar tek başına her zaman belirleyici olmaz , şartlar etkili bir faktör olarak ortaya çıkar politikada . Sizce kadınların kendilerinin hak edinmelerini beklese idik , bugün bana kesin edinirlerdi diyebilecek misiniz ? Eğer diyebiliyorsanız , bunu önce etrafınızdaki bayanlara 'Atatürk size haklarınızı vermekle yanlış yaptı 'diye anlatmaya başlayarak ifade edebilirsiniz Suat Bey , ben göremem ama bekliyorum. Eh alacağınız tepkileri de ayrıca merak ediyorum.

10 – Fettullah gülen zatı ile ilgili cevaplarınıza biraz ters köşe bir soru ile cevap vermek istiyorum : Peki bir sosyoloğun dünyevi değişimi sosyolog olmayan bir insana ilişkilendirmesi asıl eleştirilecek şey değil midir ? Bir sosyolog bu tür bir işe bulaşmış bir insana amacı ne kadar iyi olursa olsun :
- Yavaş ol bakalım hoca , sen ne biliyorsun ki elini bu işlere atıyorsun ?
demesi gerekmez mi ? Eğer bu soruları sormak yerine fettullah gülenin dünyevileştirme işine övgüler düzüyorsa , hep birlikte bizim de :
- Hocam siz boşuna mı okudunuz o zaman , ya da bugün bizler de boşuna mu okuyoruz ?
diye sormamız gerekmez mi ?

11 – Ben laikçi değilim , laik bir bireyim . Bilinçsizlik konusunda sizce bu toplum bilinçli mi ? Cevabınız hayır ise , benimle aynı noktada olmuyor musunuz ? Eğer cevabınız evet ise , bu bilinçli toplumu hangi dayanaklara göre açıklıyorsunuz ?

12 – Demek siz kendi akıl ve gözlemelerinizi bir kenara koyarak , tarihçiler , AB , amerika , sosyologlar ( ki var diyen sosyologlar da var ama neyse , siz görmüyorsunuz demek ki ) her dediğini kabul ediyorsunuz , maşallah . Ben ise hiçbirşeyi kim ne derse desin kendi gözlem ve mantığımın sonuçlarının önüne koymuyorum ve bugün bu ülkede şeriat tehlikesi var diyorum , kendimce dayanakları ile açıklıyorum.

Tarık T. Bey ,

13 – Evet tarih boyunca din ve din adamları topluma yön vermiştir , ve istediklerinde nasıl meyveler topladıklarını da tarihte görüyoruz. Kimse din gereksiz , hiç olmasa idi demiyor . Modernliğe giden yolda daha önceki tartışmalarda belirttiğim gibi din elbetteki üzerine düşen rolü oynamıştır , aksi durumlarda mevcuttur tabiki. Ama bugün modern toplumda dünyevi işler mesela bir köprü , bilişim , yönetim , ... bunların hiçbirinin işleyişinde din bir şart olamaz.

Bitirmeden önce ilk yazıma iki konuda daha eklemekistiyorum , birisi atlamış olduğum bir nokta , diğeri de yeni önermeler:

İlk olarak Karpat Hoca nın Türk toplumundaki kadının konumu ile yapmış olduğu yorumları yine başka bir şaşkınlık ile okudum , ve de bunu da ilk yorumuma eklemek istiyorum. Açın Doğan Avcıoğlu okuyun , Türklerin Tarihi serisinde bütün dayanakları ile İslam öncesi Türk toplumlarında kadının ne kadar güçlü bir konumda olduğunu görürsünüz ,
Bilge Kağan kitabesine 'Sizler Anam Katun,Büyük Annelerim,Hala ve Teyzelerim,Prenseslerim...' ile başlar.
Ortaasya inancında kadının yeri göğün yedinci katıdır.
Yabancı elçiler Hatun ile birlikte kabul olunurdu.
Kadın da kocasını boşayabilirdi.
Daha örnek çok, uzatmaya gerek yok.
Tabiki de eski Türklerde kadının sorunları yok muydu ? Elbette vardı , ama insaf lütfen , yüzlerce yıl öncesinden bahsediyoruz , tabiki o tarihteki her toplum gibi Türklerde de olucaktı. Öte taraftan İslam kadınımızı yaktı , yerin dibine mi soktu ? Tabiki hayır. Ama kadının yerini küçülten oldukça fazla konu da var , bunu da gözardı etmeyin. Karpat Hoca ya hep birlikte sormamız gerekmiyor mu , örflerde var olan boşama hakkını İslam geri almadı mı ? Eşit miras hakkını İslam geri almadı ? Eski Türklerde Kağan eşlerinin konumları daraltılmadı mı ? Bunlar yanlış bilgiler mi ? Yanlış ise doğruları nelerdir ?
Bunlar doğru ise , bu noktadan nasıl olur da Karpat ın önermelerine hak verebiliriz ?

İkinci olarak ,

Daha önce de belirttiğim gibi Karpat ın makale ve kitaplarını okumuştuk derslerimiz gereği ve Karpat Hocanın son röportajı beni şaşırtmıştı , çünkü kendisi bu şekilde düşünmüyordu. Acaba ben mi zamanında Karpat ı yanlış anladım diye düşündüm ve kütüphanede Karpat Hocanın kitaplarına tekrar bakma gereği gördüm. Ve evet şaşırmakta sonuna kadar haklıyışım , çünkü Karpat bugün eski yazdıkları ile ters düşüyor:

Örneğin değişimin Selim III ve Mahmut II dönemi ile başladığından bizzat kendisi bahsediyor, Turkey's Politics(1959) sayfa 80 , ve Türk Demokrasi Tarihi(1967).

Yine Abdülhamid II için belirmeye başlayan özgürlük ortamını yok ettiğini belirtiyor , Turkey's Politics sayfa 13 . Yine Türk Demokrasi Tarihi kitabında sayfa 60 Abdülhamid in gelişime katkılarından – başlatmasından değil , karıştırılmasın -bahsediyor ama hiç bir gelişme örneği sunmuyor. Üstelik tam tersi yönlerinden bahsetmeye başlıyor. Sayfa 62 de Abdülhamid için aynen şu ifadeyi kendisi kullanıyor : He had limited education , narrow dogmatic spirit , but also a perceptive , intuitive nature. Çevisini bilerek sizlere bırakıyorum.

Cumhuriyet döneminin yeniliklerin getirilmesi ve yerleştirmesi yönünden başarısını vurguluyor Karpat ın bizzat kendisi. Üstelik bunun mantıksalcılık ve modernizm ilkeleri ile gerçekleştiğini söylüyor , Turkey's Politics sayfa 53. Cumhuriyet devrimlerinin toplumu modern-laik bir anlayış ile ansanların vicdanlarını serbest ve hür bıraktığını , dogmaları ve sert uygulamaları ortadan kaldırdığını belirtiyor , Turkey's Politics sayfa 59. Üstelik bu vicdan özgürlüğünü kültürel liberalizm ve bireyselciliğin önemine bağlıyor. Ve Karpat özellikle bu durumun İslam karşıtlığı olmadığını , tam tersi onun dogma ve ilkelliğe sıkışmışlığına karşı olduğunu vurguluyor. Sayfa 76 da ise Cumhuriyet in getirdiği yenilikleri teokrasiden laikliğe , ruhani gruplaşmalardan partileşmeye , cemaat anlayışından bireyselciliğe gelişme olarak yorumluyor . Yine Türk Demokrasi Tarihi kitabında modern devlet için halkın İslam baskısından kurtulması gerektiği ve bunun yeni modern insan tipi için gerekli olduğunu söylüyor.

Türk Demokrasi Tarihi nde ayrıca İslamın modern hayatın kompleks gerekleri ile uğraşamayacağını yine Karpat ın kendisi belirtiyor.

İslamın ve dinin demokrasi ve siyasete bulaşması konusunda ise her iki parti olan CHP ve DP yi suçluyor , sayfa 233-234 ama bunu başlatanın asıl DP nin kendisi olduğunu da vurgulamaktan geri kalmıyor , sayfa 360 , üstelik DP bunu CHP lileri dinsizlik ile suçlayarak yapıyor.

Arkadaşlar ,
Şimdi lütfen söyleyin , ben şaşırmakta haklı mıyım ? Dönüş hızını görebiliyor musunuz ?
Tabiki insanın düşünceleri değişebilir , bu gayet normal ama daha önce de belirttiğim gibi düşüncelerin neden ve nasıl değiştiğidir asıl önemli olan. Şimdi Karpat Hoca çıkıp söylemek zorunda değil mi bu değişimin hızını ne ise artık , yeni tarihi bilgiler mi , nedir ?

Yine son sorum : Bu kitaplarında tamamen benim de katıldığım bu yaklaşımlar ve bilgiler mi yanlış , yoksa 2007 deki Karpat mı ?

Yazan: beagle Tarih: December 11, 2006 1:12 AM

Sayın Gunka,

Bizde herhalde boş gezenin boş kalfası değiliz. İki de bir "benim işim var ben gidiyorum" deyip durmayın. Okuyacaksanız adam gibi emek verip dinlerin evrimi, din mefhumunun amacı ve cımbızlama yaptığınız İslam kadın ve toplum konularında yanılgılarınızı yazacağım. Okumayacaksanız beni boşu boşuna uğraştırmayın.

Haber bekliyorum!

Saygılar..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: December 11, 2006 7:21 AM

Sayın Gunka,

Üstteki yorumu gönderdikten sonra aklıma geldi. Başka bir başlıkta dinlerin evrimi yanılgısını dillendiren bir yorumcuya hitaben cevap yazmıştım. Onu buraya alıntılayayım. Sizden gelecek habere göre diğer konulara devam edeceğim. Buyrun:

Kur'an'a göre insanlığın tümüne belli dönemlerde Peygamberler gönderilmiş, bu Peygamberler hakikati tebliğ etmişler ve insanları Tevhid'e davet etmişlerdir. Ama insanlar zamanla bu tebliğleri bozmuşlar tanınamaz hale getirmişlerdir. Bu sümerler öncesi içinde geçerlidir. Fakat yine de ilahi tebliğden az da olsa bazı sözler efsaneler haline gelmiş bozulan metinlere geçmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Son İlahi Vahy Kur'an'da bütün tahsisleri yapmıştır.

Dolayısı ile dilden dile aktarılan eski efsanelerde, bozulmuş kutsal metinlerde yer alan ve Kur'an'ın bazılarının kıssalarını anlattığı, bazılarını ise anlatmadığı, gönderilmiş Peygamberlerin İlahi tebliğlerinden efsanelere de karışmış olan "İnsan'ın çamurdan yaratılması" gibi bir olgunun Kur'an'da da bulunması şaşırtıcı değil, bilakis Vahy'in kaynağının Allah olduğunun ve insanlığa belli dönemlerde Peygamberler gönderildiğinin kanıtıdır. Dediğim gibi Kur'an bunun gibi birçok olgunun da aynı zamanda tahsisini yapmıştır.

Dinlerdeki ve efsanelerde bulunan ortaklıklar kökeninin aynı olduğuna yani bir kaynaktan geldiğine ve zamanla bozulduğuna kanıttır.. Dolayısı ile ilgili argüman sizin iddianızı değil İlah'i Vahy'in gerçekliğinin ispatı hükmündedir. (Kendi ayağına kuşun sıkmak da böyle bir şey herhalde..)

Şimdi yine sizin yaptığınızı yapacağım ve konu ile ilgili alıntılardaki saçmalıklara yine alıntılarla cevap vereceğim. (Tarihi yalan: Kabataş devri) (Bazı yerleri büyük harflerle yazmışlar, belki o zaman anlarsınız diye :-) :

MEZOPOTOMYA'DA BULUNAN KİL TABLETLER 1850 YILINDA BULUNMUŞ VE ANCAK 1870 YILINDA ÇÖZÜLÜP OKUNABİLMİŞTİR.YANİ KUR'AN'IN VAHYEDİLDİĞİ TARİHTEN 1200 YIL SONRA BULUNUP OKUNABİLEN TABLETLERİN KUR'AN'A KAYNAKLIK ETMESİ NE KADAR BİLİMSEL VE OBJEKTİF BİR İDDİA OLABİLİR !

GILGAMIŞ DESTANINI , KENDİSİNDEN ÇOK ÖNCEKİ BİR TARİHDE YAZILMIŞ OLAN ESKİ BİR TABLETİN İÇERDİĞİ BİLGİLERİ ÇARPITAN BİR VERSİYON OLDUĞU ARTIK BİLİNMEKTEDİR.1914 YILINDA ARNO REOBEL TARAFINDAN BULUNAN ASIL TABLETTE " ÇOK TANRICILIĞIN BULUNDUĞU İDDİA EDİLEN DÖNEMDEN ÇOK ÖNCELERİ TARİHLERDE YERYÜZÜNDE TEK TANRI İNANCININ BULUNDUĞU ,İNSANIN BALCIKTAN YARATILDIĞI VE TUFAN KARAMANI OLAN ZİUSUDRA İSİMLİ KİŞİNİN VAHİYLARA HER ZAMAN SAYGILI VE DİNDAR BİR KRAL OLDUĞU " BİLGİLERİ YER ALIR !

Dinlerin Evrimi Yanılgısı Nasıl Gelişti?

Günümüzden yaklaşık bir buçuk asır önce, Charles Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabının henüz ilk baskısının yapıldığı dönemde, evrim kavramı materyalist ve ateist çevrelerden destek almaya başlamıştı. Çağın bazı düşünürleri, insanın çevresinde olup biten herşeyin evrimle açıklanabileceğini sanıyorlardı. Bu yanılgıya göre herşey, sözde ilkelden ve basitten başlıyor, daha sonra gelişerek en mükemmel olana ilerliyordu.

Bu yanılgı pek çok alana uygulanmaya çalışıldı. Örneğin ekonomi alanında Marksizm, evrimsel bir ilerlemenin kaçınılmaz olduğunu ve sonunda tüm milletlerin komünizmi kabul edeceği iddiasını öne sürüyordu. Bunun sadece bir hayalden ibaret olduğu ve Marksizm'in öne sürdüğü iddiaların gerçekleri yansıtmadığı zaman içerisinde yaşanan tecrübelerle kanıtlandı.

Psikoloji alanında Freud, insanın evrimsel olarak ileri bir tür olduğunu, ancak psikolojik olarak hala sözde ilkel atalarının sahip olduğu güdülerle hareket ettiğini söylüyordu. Bu büyük yanılgı, yapılan psikoloji araştırmalarıyla bilimsel olarak tamamen çürütüldü. Freudizm'in temel varsayımlarının hemen hiçbir bilimsel dayanağı olmadığı ortaya çıktı.

Aynı şekilde sosyoloji, antropoloji, tarih gibi bilim dallarında da evrim teorisinin etkisi olmuş, ancak son yüzyılda elde edilen bilgiler ve bulgular bu etkinin ne derece yanlış olduğunu göstermiştir.

Tüm bu evrimsel teorilerin ortak noktası ise Allah inancına karşı olmalarıydı. Dinlerin evrimi yanılgısı da bu amaçla ve bu felsefi temeller üzerinde ortaya atıldı. Bu yanılgının önde gelen savunucularından Herbert Spencer'ın gerçek dışı iddialarına göre, insanlığın ilk dönemlerinde hiçbir dini inanç yoktu. Sözde ilk dinler ise ölülere tapınmayla başlamıştı. Dinlerin evrimi aldatmacasını savunan başka antropologlar daha farklı hikayeler öne sürdüler. Kimisine göre dinin kaynağı animizme (doğaya canlılık atfetme, onda ruh olduğuna inanma), kimilerine göre ise totemizme (sembol olarak seçilen bir insan, grup ya da eşyaya tapma yanılgısı) dayanıyordu. Bir diğer antropolog olan E. B. Taylor'a göre, tarih içinde sırayla animizm (tabiata canlılık atfetme), manizm (atalar kültü), politeizm (çok tanrıcılık) ve son olarak da monoteizm (tek tanrıcılık) geliyordu.

Oysa 19. yüzyılın ateist antropologları tarafından masa başında yazılan senaryolarla ortaya atılan ve sonra da sürekli gündemde tutulan bu teori, bir aldatmacadan başka bir şey değildi. Arkeolojik ve tarihsel bulguların da gösterdiği gibi, söz konusu kişilerin öne sürdüklerinin aksine, tarihin ilk gününden beri Allah'ın, peygamberleri aracılığıyla insanlara vahyettiği hak din var olmuştur. Ancak hemen her dönemde hak dinle birlikte, batıl ve sapkın inanışlar da var olagelmiştir. Günümüzde de, Allah'ın Bir ve Tek olduğuna iman eden, Rabbimiz'in indirdiği dine uyan insanlar olduğu gibi, taştan, tahtadan yapılmış putlara, birtakım ruhlara, şeytana, çeşitli hayvanlara, atalarına, Güneş'e, Ay'a, yıldızlara tapma yanılgısına düşen insanlar da vardır. Üstelik bunların önemli bir kısmı da, geri değil tam tersine son derece gelişmiş koşullarda yaşayan kimselerdir.

Öte yandan, tarih boyunca Allah'ın indirdiği hak dinlerin emirlerini, uygulamalarını ve ahlaki değerlerini bozmaya çalışan insanlar da olmuştur. Kuran'da, bazı insanların birtakım batıl inanış ve uygulamaları dine dahil etmeye çalıştıkları, dolayısıyla kendilerine gönderilen hak dini değiştirip bozdukları haber verilmiştir:

"Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah Katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına. "(Bakara Suresi, 79)

Bu durum Allah'ın varlığına ve birliğine inanan ve Rabbimiz'in bildirdiği hükümlere uyan bazı insanların, zaman geçtikçe hak dinden uzaklaşma ve sapkın inanışlara, batıl uygulamalara yönelmelerine neden olmuştur. Böylece, birtakım sapkın inanışlar ve batıl uygulamalar ortaya çıkmıştır. Diğer bir deyişle, bazı kimselerin öne sürdüğü gibi "dinlerin evrimi" diye bir süreç asla yaşanmamış, ancak hak dinin belli dönemlerde insanlar tarafından bozulmasıyla sapkın dinler ortaya çıkmıştır.

Hak Dinin Tahrif Edilmesi

20. yüzyılda dinlerin kökeni hakkında ciddi araştırmalar yapılmaya başlandı. Bu sayede dinlerin evrimi iddialarının hiçbir bilimsel değeri olmayan, hayal ürünü senaryolar olduğu çok geçmeden ortaya çıktı. Andrew Lang, Wilhelm Schmidt gibi antropologların önderliğinde dünya üzerindeki dinlerin incelenmesi ile ortaya çıkan sonuçlar, dinlerin evrim geçirmediklerini, aksine zaman zaman tahrif edildiklerini gösterdi. Schmidt'in önderliğinde yayınlanan ve dinlerin kökeni konusunu ele alan Anthropos isimli dergide bu bilgiler çok ayrıntılı olarak incelendi.

Özellikle 1900-1935 yılları arasında yapılan çalışmalarda dinlerin evrimi iddialarının tamamen yanlış olduklarının anlaşılması, birçok antropoloğun evrimci fikirlerini terk etmesine yol açtı. Ancak tüm bu bilimsel ve tarihsel gerçeklere rağmen, bazı radikal ateistler bu çökmüş senaryoyu savunmaya devam ettiler.

Mezopotamya ve Mısır'da Elde Edilen Arkeolojik Bulgular

Mezopotamya ovası tarihsel kaynaklarda "uygarlıkların beşiği" olarak nitelendirilir. Mezopotamya ovasına çok da uzakta olmayan bir yerde ise Antik Mısır medeniyeti bulunmaktadır.

Bu uygarlıklarla ilgili yapılan arkeolojik çalışmalarda dikkat çeken hususlardan biri, bu toplulukların dini inançlarına dair elde edilen bulgulardı. Elde edilen yazıtlarda sayısız sahte ilahların yaptıkları işler anlatılıyordu. Daha çok bulgu ele geçtikçe ve araştırmacılar bunları çözmekte daha başarılı yöntemler buldukça bu uygarlıkların inançlarıyla ilgili bazı detaylar ortaya çıkmaya başladı. Dikkati çeken en önemli nokta ise bu kavimlerin inandığı batıl ilahların hepsinin üstünde tek bir İlah inancının bulunuyor olmasıydı. Elde edilen tarihi kayıtlar ve bulgular, tarih boyunca hak dinin var olduğunu göstermekteydi. İlerleyen sayfalarda inceleyeceğimiz Mezopotamya, Mısır, Hint, Avrupa medeniyetlerinin yanı sıra Aztek, İnka, Mayalar gibi Amerika medeniyetlerinin de tek İlah inancını bildiklerini, kendilerine hak dini tebliğ eden uyarıcıların geldiğini gösteren deliller elde edilmiştir. Çok tanrılı inancın içinde tek Tanrı inancının gizli olduğunu bulan araştırmacılardan ilki, Oxford Üniversitesi'nden Stephan Langdon'du. Langdon, 1931 yılında elde ettiği bulguları bilim dünyasına duyururken, elde ettiği bilgilerin çok beklenmedik olduğunu söylüyordu, çünkü bu bulguların daha önceki evrimci açıklamalarla tamamen çelişmekte olduğunun farkındaydı. Langdon bulgularını şöyle açıklıyordu:

"Benim görüşüme göre insanın en eski tarihi, tek tanrı inancından çok sayıda (sözde) tanrının ve kötü ruhların varlığının inancına doğru çok çabuk bir bozulmayı gösteriyor…"

Langdon 5 yıl sonra, The Scotsman adlı dergide ise şunları yazıyordu:

"Tüm deliller, kesinlikle başlangıçta bir "tek Tanrı" inancının bulunduğunu gösteriyor. Semitik kökenli halkların arkeolojik ve edebi kalıntıları da en eski zamanlarda bile bir "tek Tanrı" inancının var olduğunu gösteriyor. Yahudi dininin ve diğer Semitik kökenli dinlerin, totemistik, putlara dayanan bir kökeni olduğu teorisinin tamamen geçersiz olduğu bugün anlaşılmış durumda."

Günümüzde Tell-Esmar olarak isimlendirilen MÖ 3000 yılına ait bir Sümer şehrinde yapılan kazılarda da Langdon'un söylediklerini tamamen doğrulayacak bulgular elde edildi. Kazı çalışmalarını yöneten Henry Frankfort resmi raporunda şöyle diyordu:

"Kazılarımız, tüm değerli bulgulara ek olarak Babil dinleri hakkında çok önemli bazı gerçekleri daha ortaya çıkardı. Bir sosyal sistem içinde dinsel değerlerin nasıl yerleştirilmiş olduğuna ilk defa şahit oluyoruz."

"Bir tapınak ve bu tapınakta ibadet etmekte olan kişilerin evlerinin kalıntıları bulundu. Bu sebeple tek başına bir anlam ifade etmeyen bulguları bir bütün olarak değerlendirebilmekteyiz."

"Örneğin, mühürlerin üzerindeki resimlerde genel olarak ilahlara yapılan tapınmalar resmediliyor. Ancak bu resimlerin tümünde bu tapınakta sadece tek bir Tanrı inancının olduğu görülmekte. Bu sebeple, en eski zamandaki Sümer-Akad inanç sistemi içinde, bu tek İlah'ın değişik sıfatlarının ayrı ilahlar olarak görülmediği anlaşılıyor."

Frankfort'un bulguları çok önemli bir gerçeği gösteriyordu: Batıl, çok tanrılı inanç sisteminin ortaya çıkış şekli. Birden çok ilaha tapınma sapkınlığı, dinlerin evrimi teorisinin iddia ettiği gibi insanların doğa güçlerini temsil eden bazı kötü ruhlara tapınmalarıyla ortaya çıkmamıştı. Bir ve tek olan İlah'ın farklı sıfatları çeşitli insanlar tarafından zaman içinde değişik yorumlanmışlar ve bir İlah inancında bozulmalar meydana gelmişti. Tek bir İlah'ın değişik sıfatları, zaman içinde birçok ilah inancına dönüşmüştü.

Langdon'un Sümer tabletlerinin tercümelerini yayınlamasından bir süre önce, Friedrich Delitzch isimli araştırmacı da benzer bir keşifte bulunmuştu. Bu araştırmacı, Babil inanç sistemi içindeki çok sayıdaki ilahın, gerçekte o dönemde Marduk olarak adlandırılan tek bir İlahın farklı özelliklerinden türediğini ortaya çıkarmıştı. Yapılan araştırmalar, Marduk inancının da hak olan tek İlah inancının zaman içinde bozulmasıyla türediğini gösteriyordu.

Marduk olarak adlandırılan tek İlah'ın çeşitli isimleri vardı. Bunlardan bazıları "Ninib", yani "Güç Sahibi", "Nergal" yani "Savaş Tanrısı", "Bel" yani "Tek İlah", "Nebo" yani "Mesaj Getiren İlah", "Sin" yani "Geceyi Aydınlatan", "Shamash" yani "Adalet Tanrısı", "Addu" yani "Yağmur Tanrısı"ydı. Zaman içinde Marduk'un bu özellikleri, sanki Marduk'tan bağımsız güçlermiş gibi değişik tanrılara dönüştürülmüştü. Aynı şekilde Güneş tanrısı, Ay tanrısı gibi birçok batıl ilahlar hayal gücünün etkisiyle üretilmişlerdi. Görüldüğü gibi, hem Marduk inancı hem de bu sahte ilahın diğer isimleri, bu inancın aslında Allah inancının zaman içinde bazı insanlar tarafından bozulmasıyla ortaya çıktığını göstermektedir.

Benzer bir bozulmanın izlerini Antik Mısır'da da görmek mümkündür. Araştırmacılar Antik Mısır'ın başlangıçta tek Tanrılı bir inanç sistemine sahip olduğunu, daha sonra bu tek Tanrılı inancın bazı kimseler tarafından tahrif edilerek Güneş'e tapan "Sabiilik"e dönüştüğünü bulmuşlardı. Antropolog Le Page Renouf bu konuda şunları söyler:

"Mısır dininin oluşumu, çok sayıda tanrının elenerek tek Tanrıya dönüşmesiyle olmamıştı. Aksine, Mısır dininin tek Tanrı inancına yakın olduğu zamanlar bu uygarlığın şahit olunan en eski zamanlarına denk geliyordu. Mısır dininin son aşamaları ise tüm Mısır dininin en çok bozulmuş hali olmuştur."

Antropolog Sir Flinders Petrie de, çok tanrılı batıl inanışların tek Tanrılı tevhid inancını taşıyan dinlerin zaman içinde tahrif edilmesiyle ortaya çıktığını söylemektedir. Üstelik bu bozulma süreci, sadece geçmişte yaşamış topluluklarda değil, günümüzde de gözlemlenmektedir. Petrie şöyle demektedir:

"Eski zamanlardaki dinlerde birçok sınıfta tanrıya rastlanır. Ancak günümüzdeki pek çok kültürde de böyle bir yaklaşım sergilenir. Örneğin bir Hindu, sayıları gittikçe artmakta olan tanrı ve tanrıçalar arasında yaşamaktan zevk duyar... Diğerleri ise tanrılara bile tapmazlar, animistik ruhlara, şeytanlara tapınırlar..."

"Eğer ruhlara tapmak tek bir İlah'a tapmaya uzanan bir evrim sürecinin ilk basamağı olsaydı, bu durumda çok tanrılılığın gittikçe tek tanrılılığa evrimleşmesinin kanıtlarını görmemiz gerekirdi... Bunun tam aksine tek görebildiğimiz, tek Tanrı inancının her zaman ilk basamak olduğudur..."

"Çok tanrı inancını ilk oluşumuna kadar izleyebildiğimiz her yerde, bunun tek Tanrı inancının bir çeşitlemesi olduğunu görüyoruz..."

Hindistan'da Batıl Çok Tanrılı İnancın Kökeni

Hint kültürü, Ortadoğu kültürleri kadar eski olmasa da, dünyanın eski medeniyetlerden birisi sayılmaktadır.

Hindistan'daki batıl inanışlarda tapılan sözde ilahlar neredeyse sayısızdır. Bu batıl dinleri inceleyen araştırmacılardan bir tanesi ise Andrew Lang'dir. Lang, uzun araştırmaları sonucunda, çok tanrılı dinlerin Ortadoğu'da çıkış sürecinin bir benzerinin Hindistan'da da yaşanmış olduğunu ortaya koymuştur.

Edward McCrady de, Hintlilerin Veda isimli kitaplarını incelerken, Hint kültürünün erken dönemlerinde tanrıların, tek bir üstün İlah'ın değişik özellikleri olarak yorumlandıklarını yazar. 68 Veda kitabındaki ilahilerde de, açık olarak tek Tanrılı tevhid inanışının bozuluşunun izlerini görmek mümkündür. Konuyu inceleyen araştırmacılardan Max Müller, başlangıçta tek İlah inancının bulunduğunu kabul etmektedir:

"Veda'da tek Tanrı inancının çok tanrı inancından daha önce olduğunu görüyoruz. Çok uzun bir zaman geçtikten sonra bile sayısız tanrılar arasında tek bir sonsuz Tanrı inanışı, göğü bir sis gibi sarmış olan putperest anlayışın arasından, mavi göğün belirivermesi gibi ortaya çıkıyor."

Bundan da bir kez daha anlaşılmaktadır ki, dinlerin evrimi değil, hak dine insanlar tarafından birtakım batıl inanışlar eklenerek veya bazı emirler ve yasaklar göz ardı edilerek dini inançların zaman içinde bozulması söz konusudur.

Avrupa Tarihinde Dinlerin Tahrif Edilmesi

Tarihi Avrupa toplumlarının inanışlarında da benzer bir bozulmanın izini görmek mümkündür. Örneğin Eski Yunan'ın batıl inançları üzerine araştırmalar yapmış olan Axel W. Persson, Tarih Öncesi Yunan isimli eserinde şöyle der:

"İlk baştan beri var olan tek Tanrı inancı, daha sonra Yunan dinsel mitlerinde gördüğümüz sayısız önemli önemsiz tanrısal kişiliklere dönüşmüştür. Benim görüşüme göre bu birçok ilahın varlığı, tek ve bir olan bir Tanrı'yı tanımlayan değişik isimlerin zamanla değişik yorumlanmasına bağlıdır."

"Aynı tahrifatın izlerini İtalya'da da takip etmek mümkündür. Arkeolog Rosenzweig, erken Etrüsk dönemine rastgelen "Iguvine Tabletleri" üzerinde yaptığı incelemelerde "ilahlar ilk olarak sıfatların, değişik özellikler olarak yorumlanmasından ortaya çıkmaktadır" demektedir."

Kısacası yaklaşık bir yüzyıldır ele geçirilen tüm antropolojik ve arkeolojik bulgular, tarih boyunca toplumlarda önce tek Tanrı inancının var olduğunu, ancak bunun zamanla bozulduğunu göstermektedir. Başlangıçta herşeyi yoktan var eden, herşeyi gören ve bilen, tüm alemlerin sahibi olan Allah'a inanan toplumlar, zamanla Rabbimiz'in sıfatlarını ayrı ayrı ilahlar olarak düşünme yanılgısına düşmüş ve birden fazla batıl ilaha tapınmaya başlamışlardır. Hak ve gerçek olan din, bir ve tek ilah olan Allah'a ibadet edilen dindir. Çok tanrılı dinler ise, Rabbimiz'in Hz. Adem'den beri insanlara vahy ettiği hak dinin insan eliyle bozulması sonucunda ortaya çıkmışlardır.

Allah'ın Vahy Ettiği Hak Din

Yeryüzünün farklı coğrafyalarında yaşayan veya yaşamış olan toplumların dini değerlerine ve kültürlerine baktığımızda, çok fazla ortak inanç içerdiklerini görürüz. Aralarında kültürel bir alışveriş yaşanmasının mümkün olmadığı toplumların dinlerinde, melek, cin ve şeytan gibi insanla aynı boyutta yaşamayan varlıklardan, ahiret inancına, insanın çamurdan yaratılmasından, yapılan ibadetlere kadar birçok ortak yön bulunmaktadır. Örneğin Nuh Tufanı ile ilgili bilgiler, Sümer kayıtlarından Galler inanışlarına, Çin yazıtlarından antik Litvanya inanışlarına kadar pek çok farklı kültürde bulunmaktadır.

Bu gerçek ise, din ahlakını bir ve tek olan Yüce bir İlah'ın, yani alemlerin Rabbi olan Allah'ın vahy ettiğini gösteren delillerden biridir. Dünyanın dört bir yanındaki farklı kültürler, aynı yüce makamdan gelen, eşi ve benzeri olmayan tek bir İlah'ın varlığını haber veren dinlerle eğitilmişlerdir. Rabbimiz, tarihin her döneminde seçkin ve üstün kıldığı bazı kulları aracılığıyla, Kendisi'ni insanlara tanıtmış ve insanlar için seçtiği dini bildirmiştir. Yüce Allah'ın son vahyi olan Kuran'da, "her topluluk için bir hidayet önderi olduğu" (Rad Suresi, 7) haber verilmiştir. Başka ayetlerde ise, Allah'ın her topluma bir uyarıcı gönderdiği şu şekilde bildirilmektedir:

Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz. Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz. (Şuara Suresi, 208-209)

Bu mübarek elçiler, toplumlarına hep bir ve tek olan Allah'a iman ve kulluk etmeleri gerektiğini öğretmişler, iyiliği emredip kötülükten sakındırmışlardır. İnsanları kurtuluşa ulaştıracak olan da Rabbimiz Katında seçkin ve kutlu olan bu elçilere ve onların miras bıraktıkları İlahi kitaplara uymaktır. Rabbimiz'in alemlere rahmet olarak gönderdiği, son peygamber olan Hz. Muhammed (sav) ve İlahi kitapların sonucusu olan ve sonsuza kadar Yüce Allah'ın koruduğu Kuran-ı Kerim de insanlığın en doğru yol göstericisidir.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: December 11, 2006 7:46 AM

Gunka,

Fazlaca önyargılısınız ve İslamiyet hakkında maalesef pek bilgili değilsiniz.
Neler yazmışsınız bir bakalım:

Adem ve Havva'nin Cennet'ten kovulmasina sebep Havva yani seytana uyan kadin. Adem'in akli ve nefsi yok ya, onu kandiran Havva.
Kur'anda Adem ve Havva'nın günahını ortak olarak ele alır ve şeytana aldandıklarından bahseder. Sonra Adem (S) Allah'a dua eder ve af diler. Yorumları okumuyorsunuz anladık da siz Kur'an'ı da okumamışsınız ki kuzum.
Daha sonra peygamberlik hep erkeklere geliyor. Nedense???

Bunu bilmiyoruz. Bildiğimiz peygamberlerin erkek olması, indikleri toplumların ilkelliklerinden kaynaklı olabilir. Bugün bile hala kadın yönetici konusunda önyargılar var. Merkel, Thatcher, Butto, Çiller vs gibi hatırladığım bir avuç kadın devlet başkanı dışında gelişmiş ülkelerde de bu konuda eksiklik var. Biz ise binlerce yıllık tarihten bahsediyoruz. Daha 200 yıl önce "kölelik" diye bir kurum vardı. Siz neden bahsediyorsunuz?
Bununla beraber Kur'an'da ve İncil'de Meryem (S)'den bahsedilir. Evet, peygamber değil ama adı Kur'anda birçok peygamberden çok geçiyor, hatta bir sure onun adıyla anılıyor. Tabi illa ki peygamber olmalı düşüncesi feminist bir düşünce. Neden olması gerekli diye sorsam ne cevap verirsiniz?
Mesela miras haklarinda yada sahit oalarak kadin yarim, erkek butun insan olarak sayiliyor.

Bununla beraber İslam'da mehir ile kadın sosyal güvenceye alınmıştır. Ve evi geçindirmek vazifesi erkeğe verilmiştir. Kadının çalışma zorunluluğu yoktur. Kardeşler arasında erkek kardeşin "malımın yarısını alıp elin adamına verecek" psikolojisini de kesmiştir. İslam bu konuda medeni kanundan çok ileridir. Medeni kanun anneye zırnık vermezken, İslam çocuğu doğurup, emzirip, büyüten anneye mirastan pay verir. Avrupa'nın İslam adaletini anlayabilmesi için daha bir fırın ekmek yemesi gerekecek.
Şahitlik konusu ise ticaret davalarıyla ilgilidir. Kadınlar ticareti bilmedikleri için işin ehli değillerdir. Bu yüzden olayı net olarak aktaramayabilirler. Mesela ben de ticaretten hiç anlamam. Eğer bir ticari davada şahit yapsalar, yanımda ikinci bir şahiti hatırlatma yapsın, bana yardımcı olsun diye isterim. Bunun, kadın-erkek ayrımıyla bir alakası yok. Anlayana...
Kadin erkeklerden sakinmak icin ortunuyor (erkekler ocu mu ne ya da insan degil mi erkekler).

Örtü, kadının cinsel bir obje olarak değil, aklıyla, zihniyle, duygularıyla öne çıkmasına yardım eden bir araçtır. Bu konuda önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha güç olacağı için kısa kesiyorum.
(Bu arada: Bazı erkekler öcüdür.)
Kadin esini baska kadinlarla paylasmasi gerekiyor. Efendim dayagi yiyen kadin. Erkegin tarlasi olan kadin, istedigi gibi girsin ciksin, eksin,bicsin

Paylaşmak güzeldir :) Şaka bir yana, kadın eşini savaşta azalan erkek nüfusu olması durumunda (ki Almanya'da 2.dünya savaşından sonra teklif edilmiştir) başka kadınlarla paylaşmalıdır. Bu toplumsal bir görevdir. Çok evlilik bence ancak bu durumda meşrudur.
Dayak ayeti, kocasından dayak yiyen bir kadının peygambere (S) kocasını şikayet etmesi sonucu inmiştir. Yani kadını, dayağa karşı korumak için indirilmiş bir ayet nasıl tam tersi anlaşılır, insaf ehline bırakıyorum.
Kadının erkeğin tarlası olması, birbirlerine örtü olmaları gibi hoş teşbihlerdeki güzelliği size anlatabilmem için biraz edebiyat şerbetinden içmiş ve hisli bir kalbinizin olması gibi önkoşullara ihtiyaç var.
İslam, mükemmel değildir demişsiniz. Uygulanmaması için bir sebep yok, uygulansın görelim demişsiniz.
1500 senedir uygulanıyor zaten. İslam, bir devlet düzeni değildir, demokrasiye, cumhuriyete alternatif değildir. İslam:
"Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir"dir..
"Emaneti ehline veriniz"dir...
"Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten alıkoymasın"dır..
İslam, Allah'ın bizden insan olarak yaşamamızı istediğidir. Cumhuriyetle de uyumludur (1500 sene önce peygamber (S) dünya işlerini sahabelerine danışarak beraber karar alıyordu), insan haklarıyla da uyumludur (Veda hutbesi ilk insan hakları bildirgesidir), demokrasiyle de uyumludur (senin dinin sana, benim dinim bana...).
Siz bütün bunlara alternatif bir düzen mi arıyorsunuz? İslam böyle bir şey değil !

Yazan: blue Tarih: December 11, 2006 11:34 AM

gunka,

Ben fikir yazilarai okumaktansa, gercek bilimsel yazilari okumayi tercih ediyorum cunku ancak bu sekilde fikir sahibi olabilecegime inaniyorum
Okuduğunuz bilimsel (!) yazıların gerçekliğini nasıl tespit ediyorsunuz peki? Yazara teslimiyetle mi? Oh profesör yazmış, kesin doğrudur... Peki okuduğunuz bilginin yanlış olabileceği konusunda hiçbir kaygı taşımıyor musunuz? Yani, bir zıt görüşlü profesör acaba bu konuda ne diyor diye açıp baksanız mesela... Objektiflik lüks mü geliyor size? Kemal Karpat'ın söylediği işte tam olarak bu... Biz, İslami ıstılahatta (terminolojide) sizin bu durumunuza 'taklidi iman' diyoruz.

Yazan: blue Tarih: December 11, 2006 11:42 AM

Bu arada kadınlar (Osmanlı'da kurulan kadın cemiyeti), Atatürk sayesinde değil, Atatürk'ün engellemelerine rağmen söke söke 'seçme ve seçilme hakkını' kazanmışlardır. Geniş bilgi için: Mustafa Armağan "Küller altındaki yakın tarih" kitabını şiddetle tavsiye ederim.

Yazan: blue Tarih: December 11, 2006 11:46 AM

Birde son anda yazarken aklima gelen diger bir konuda erkege cennette bakire, el degmemis huriler vaat ediliyor kadinlar gene hava aliyor...
Siz kocanızı 'hava' olarak mı niteliyorsunuz? :) Sizi memnun edeyim, kocanızla aranız iyi değilse 'gılman'lar var. Bu tabi 'kıl adam'lar anlamına gelmiyor. Peygamberin (S) tabiriyle "göz görmemiş, kulak işitmemiş ve hayale dahi gelmemiş..." bir yaşamdan bahsediyoruz. Ayrı bir boyut. Kadın hakkı konusunda gele gele aklınıza bu mu geldi? Allah müstehakınızı versin emi :)

Yazan: blue Tarih: December 11, 2006 12:00 PM

Bende kendi payım olanına cevap vereyim...:)

Beagle:
..bugün modern toplumda dünyevi işler mesela bir köprü , bilişim , yönetim , ...
bunların hiçbirinin işleyişinde din bir şart olamaz.

S.Beagle
Köprü yapım tekniğiyle din arasında kurduğunuz ilişkiyi anlayamadım ...
Köprü yapımını dini kitap okuyarak öğrenen biri bu güne kadar görülmediği gibi,
din adamları da topluma yön verirken köprü yapımıyla ilgili herhangi bir rehberlik yapmazlar..: )

Yok, onu kastetmeyip,
köprü,bilişim,yönetim..vs gibi şeyler insanların ihtiyaçlarıdır ve toplumların yönetimi için bu ihtiyaçları gözönüne almak şarttır..fakat, din bir ihtiyaç değildir.Devlet yönetilirken dinin göz önünde tutulması gerekmez...vs diyorsanız- ki diyorsunuz;
size yine katılmayacağım.Çünkü sizinki de bu durumda başka bir inanç oluyor(laiklik)...

Daha öncede dediğim gibi modern dünyada milyarlarca insanın inanma ihtiyacını karşılayan
din olgusunu önemsememek,günlük hayata yansımalarını engellemek, halkın mutluluğunu esas
alan devletin amacını yitirmesi anlamına gelir.

Yazan: Tarık T. Tarih: December 11, 2006 3:20 PM

tekrar merhaba..

en başta sn.Beagle ile günka'nın aynı kişiler mi farklı kişiler mi olduğunu karıştırdım.Beagleye yazılan cevaba günka'dan yanıt gelince işler karıştı biraz..bazı yorumlarımda genel konuştum,isim vermedim..kusura bakmayın.

SN.Beagle,

ezanın türkçeleştirilmesine laiklik açısından da baksanız sonuçları bakımından sosyal bir meseledir.
hiç ezanda kulağı olmayan insanlar sırf bölücülük olsun diye kürtçe ezan istemeye başlıyorlarsa bu laik devlet için ciddi bir tehdit olur.çünki ezan günde 5 defa okunuyor.bu gerilime dayanmak çok zor olur.ezanın dilini bir ırkın dili değilde din dili olarak görmek lazım.ezanın mesajını bütün müslümanlar anlar.

KURAN'I ALGILAMA MESELESİ

Kuran'da yer alan haram ve helal kapsamındaki ayetler İslamın fıkhını oluşturur.buna modern terminolojiyle islam hukuku denir.

İslam hukukunun,ilahi kaynaklı oluşu,kemale ermiş olması,ebedi olarak yürürlükte kalmak için gönderilmiş olması,bütüncü ve gayeci özellikler taşıması sebebiyle değişime kapalı ve sabit olan bir yönü vardır.

işte bu yönüyle Kuran, Muhammet İkbal'in ifadesiyle
(sürekli değişmekte olan bir dünyada ayaklarımızın yere sağlam basmasını sağlamaktadır.)

Kuran kendi kendini tefsir eden ve kendisine nasıl uyulması gerektiğini de açıklayan bir kitaptır.Kuran bizi Hz.Muhammed(as)ın sünnetine uymaya davet eder.

--ey inananlar!Allah’a itaat edin ve resule de itaat edin---nisa-59
--ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız—araf 158

ve birçok ayette bu vurgulanır.Kuran bütün beşeriyete indirilirken Hz.Muhammed(as)ın fonksiyonu sadece bir aracı olmak değildir.yaşantısıyla Kuran’ı nasıl anlamamız gerektiğini bize öğretmiştir.bu yüzden her bireyin Kuranı eline alıp kendi anlayışına göre hüküm vermesi sağlıklı bir durum değildir..Hz.Aişe annemiz de Efendimizin adeta yürüyen bir Kuran olduğunu ,ahlakının Kuran ahlakı olduğunu bize haber verir ki bu yüce kitabımızla da sabittir.

Evet..Kuran Hz.Muhammet (as)ın sünnetiyle kalıplaşmış bir kitaptır.bireylerin heva ve arzularına bırakılmış değildir.

Başka bölgelere İslamı tebliğ için görevlendirilen sahabilerin eğitimli olmasına önem verilirdi.mescid-i nebevi aynı zamanda eğitim faaliyetlerinde de kullanılırdı.Kuran'dan hüküm çıkarmak rasgele herkesin yaptığı bir şey değildir.

Resullullah Muaz bin Cebel isimli sahabiyi kadı olarak Yemene gönderdiğinde aralarında şöyle bir dialog geçiyor.Hz.Peygamber sorar Muaza;

-Sana bir uyuşmazlık geldiğinde neye göre hüküm vereceksin?
-Allah’ın kitabına göre
-ya kitapta bulamazsan?
-Resulullah’ın sünnetine göre
--ikisindede bulamazsan?
--kendi görüşüme göre içtihad ederim ve sorunu çözümsüz bırakmam.

Hz.Peygamber bu cevabı alınca,Peygamberin elçisini Peygamberinin hoşnut olacağı cevaba muvaffak kılan Allah’a hamd olsun,buyururlar.

Allah’u teala Kitabında her şeyi bildirdiğini söylediğine göre bu içtihad nereden çıkıyor?

Burada dinin kemalinden maksadın külli prensipler olduğunu anlıyoruz.çünki içtihadlar cüziyatta meydana geliyor.Kuran’da zaruri olan hükümlerin hepsi tafsilatlı biçimde açıklanmıştır.hayatta karşılaşılan sınırsız sayıdaki meseleler,zamanın ve çevrenin değişmesiyle değişen olaylar bu külli prensiplere vurularak çözülürler.

Kuran teferruatla ilgili birçok meseleyi ele almaz.eğer Allah teala olmuş ve olacak bütün her şeyin hükmüne dair ezeli bilgisini açıklayacak olsaydı buna Lokman suresi-27 ve Kehf suresi 109.ayetlerde bildirildiği üzere

--yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa,denizler mürekkeb olsa ve yedi misli denizde yedekte bulunup yazılsa yine de yetmezdi.

Daha öncede belirttiğim gibi İslam hukukunun değişime müsait olmadığı intibaını veren yapısı(ilahi kaynaklı olmak,kemale ermişliği,ebediliği,bütüncül ve gayeci özellikleri) mutlak bir değişmezliği ifade etmezler.değişmeye bir açık kapı bırakırlar fakat bu değişmenin saha ve sınırlarını belirlerler.

İslam dininin bir amacı vardır.bütün insanların saadetini arzu eder.Hz.Muhammed(as) ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim buyururlar.İnsanları kula kulluktan kurtarıp Hakka kul olmaya davet vardır.Bu yüzden İslam çeşitli hükümler getirirken amacı bir hukuk sistemi ortaya koymak değildir.bu hukuk güzel ahlakın yerleşmesi ve gerçek kulluğu sağlamak için bir araçtır.tabiki Kuran bir hukuk kitabı,fen kitabı, tarih kitabı değil.
Değişik alanlardaki birçok konuya değinirken bir hedef gözetiyor.insanı, kendi fıtratına uygun olan yaşam içinde manevi melekelerini güçlendirerek yeryüzünde Allah’ın halifesi olmaya davet ediyor ...ve bu daveti kabul edip etmemekte de insanları özgür bırakıyor.

Kuranda yer alan hükümlerde bir faydayı temin etmek ve zararı gidermek asıldır.

Bir başbakanın sorumluluğu ile bir genel müdürün sorumluluğu aynı mıdır?sorumluluk arttıkça artan bu yükü taşıyabilmek için yetkilerinde artması gerekmez mi?ikisi de devlet hizmetinde o yüzden yetkileri eşit olmalı demek adil olur mu?

Eğer İslami bir aileden bahsediyorsak burada hem erkeğe hem de kadına düşen görevler vardır.ben kafama göre yaşarım,bana eşim karışamaz,ben özgürüm havalarında olmak bir yuvayı ayakta tutmaz herhalde.

İslama göre kadının evin geçimiyle ilgili maddi anlamda hiçbir sorumluluğu yoktur.eğer kendi kazancı varsa bunu eşine vermek zorunda da değildir.verirse lutfetmiş olur:)

Kabaca söylersek evin hanımı ailenin iç yönetiminden erkek ise dış işlerinden sorumludur.
Erkek sadece kendi ailesine değil annesine babasına varsa bekar kız kardeşine de bakmakla yükümlüdür.erkeğe bu kadar ağır bir sorumluluk verirken kadına da yumuşak huyluluğu tavsiye ediyor.hayırlı olan kadınlar kocalarına isyankar kadınlardır deseydi Kuran kadın haklarını mı korunmuş olacaktı?

Evlilikte kadın ve erkek ilişkisi bir şirketteki ya da devlet yönetimindeki ast-üst ilişkisi değildir ki..bir gönül birlikteliğidir..erkeğin kadından üstün olması da sorumlulukça bir üstünlüktür..ormanların kralı arslandır havasındaki bir hayvanca üstünlük olarak algılamamak lazım.

Sorumluluk paylaşımı bu şekilde sağlanan bir ailede erkeğin fazla miras alması kadın için bir sorun teşkil etmez.zaten ihtiyaç duyduğu miktarı erkek kardeşi ona vermek zorunda.

Kişiye özel durumlarda veya zaruret söz konusu olduğunda ise hükümlerde esneme olur.zaruretler haramları mübah kılar ilkeside İslami bir ilkedir.

Eğer kadının dövülmesi Kuran’da teşvik edilseydi bunu mutlaka Hz.Muhammed(as)ın örnek hayatında görürdük.bazı eşleriyle boşanma aşamasına geldiği durumları olmuştur.ayrıca Hz.Aişe annemizin iffetlerine iftira atılmış böyle ağır bir durumd