« Bir Diktatörün Ölümü | Ana Sayfa | Anlamlı Bir Kitap: A Meaningful World »

December 23, 2006

Günün Alıntısı: Özdemir İnce'nin İstatistik Vizyonu

Hürriyet gazetesinin ultra-laikçi yazarlarından Özdemir İnce, bugünkü yazısında TESEV’in “Türkiye’de irtica tehlikesi yoktur” sonucunu veren bilimsel araştırmasını eleştirirken söze şöyle başlamış:

1952-1956 yılları arasında bir tarihte ya Bedii Faik ya da Çetin Altan aşağı yukarı şöyle anlamda bir cümle yazmışlardı: "İstatistik bikiniye benzer, ayrıntıyı açar işin aslını gizler!" O zamandan bu yana istatistiklerin ipiyle kuyuya inmem.

Görüyor musunuz, ne kadar da bilimsel bir zihniyet... İstatistik bilimi hakkındaki tüm vizyonu 50’li yıllardan kalma bir “kahvehane sohbeti” cümlesine dayanan bir yazar var karşımızda.

Sitemizin müdavim yorumcularından Bekir Yıldırım Bey’in “laikçi* entellektüel oxymoron**”dur diye bir sözü var; üstteki gibi “verileri” görünce, kendisine katılmamak mümkün değil.


* Laik değil, laikçi. Bu ikincisi, seküler düşünceyi topluma zorla empoze etmek isteyenleri kast ediyor. Yoksa kuşkusuz pek çok seküler entellektüel vardır.

**Oxymoron: Gerçekte yan yana getirilmesi mümkün olmayan iki çelişkili kavramı barındıran kavram.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: December 23, 2006 1:06 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Miltan laikc kalemsor Ince'nin incilerini toplasak birkac kitap cikar. Hatirladigim bir tanesinde "Amerika'yi niye ornek alalimki; Amerika laik degilki" diyorsu entelimiz.

Evet simdiye kadar gerek burada, gerek diger mekanlarda, "su Ataturkcu Dusunce blogundakiler gereck Ataturkculugu temsil etmiyor..vb" diyenler Ince'yi Coskun'u, Colasan'i okusunlar ve "gercek" olanlarini capi ne kadarmuias karar versinler. "ustadinin" capi bu olunca takipcisinin ne oldugu gerek bahsi gecen blogda gerek banim de bloguma alintiladigim Hur fikirler sitesinden Prof. Faruk Ozgur'un "Ataturkculerden rafine Fikirler" baslikli yazida teshir ediliyor.

Hipotezimi(!) yanlis cikracak bir tane ornek sunulmadi. Hala bekliyorum.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 23, 2006 2:04 PM

Akıl ve mantıktan bahseden Özdemir İnce, bilimsel bir araştırmayı işine gelmediği için önemsemiyor, kendi aklını bilimsel araştırmalardan daha önemli buluyor.
Laikçileri bilimsel veri gösterip inandırmaya çalışmak zaten başından yanlış. Onlar verilerle ilgilenmezler, milletin cuma namazına gidiş oranına falan bakarak bulurlar "irtica ihtimalini." Ortada söylediklerini kanıtlayacak bir şey yoktur, tam tersini kanıtlayan araştırmalar vardır, bu sefer de "akıl ve mantığın irtica tehlikesini gördüğünü" (!) yazarlar. İrtica tehlikesi olup olmadığı bilimsel araştırmalarla değil, Emin Çölaşan, Özdemir İnce, Bekir Coşkun, Yalçın Doğan gibi insanların "akıl ve mantık"ları sayesinde görülür. (!) İstatistikler tam tersi bir sonuç gösterseydi Özdemir İnce'nin "Bakın dediğim çıktı" diye havalara uçacağına eminim.

Yazan: Ahmet A. Tarih: December 23, 2006 2:55 PM

Sayın Akyol,

Madem bahis “kahvehane sohbet”inden ve sözcüklerin anlamlarından açıldı, biz kahvehane sohbetinden uzak duralım, bilimin ışığında şu “laikçi” sözcüğünden başlayalım.

TDK’nın sözlüğüne göre “laik” şu anlama geliyor.

Laik:(sıfat) Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan.

Dikkat edilirse sözcük bir sıfat. Türkçemizce (-cı,-ci) eki, sıfattan isim türeten bir ek değil. İsimden isim türetebiliriz bu ek ile. Doğal olarak “laik”ten “laikçi” diye bir sözcük türetmek mümkün değil. Örnek vermek gerekirse, “özgür” sözcüğü bir sıfat, “özgürcü” diye bir sözcük türetmek mümkün değil. Şu ise mümkün, İslam” sözcüğü bir isim, “İslam”dan “İslamcı” türetmek. TDK sözlüğünden bakalım:

İslam : (isim) İslamiyet, Müslümanlık

İslamcı : (isim) Müslümanlığın esaslarını sadece dinî hayatta değil, hukuksal, ekonomik ve siyasal düzenlemelerde de geçerli kılmak isteyen kimse.

Gelelim “oxymoron” ya da “oksimoron” sözcüğüne. Birbiriyle çelişen ya da zıt iki kavramın, apayrı bir kavramı ifade etmek üzere bir araya getirilmesine dayanan söz oyunudur. Skakespeare’in sıkça kullanmaktan hoşlandığı bu söz oyunlarından, yazarın Romeo ve Juliette'inden örnek vermek gerekirse : "ağır hafiflik", "soğuk ateş", "sevgili nefret" birer oksimorondur. Ve ciddi bir iştir.

Sitenizin müdavim yorumcularından Bekir Yıldırım Bey’in yukarıdaki yorumunu (sanırım yazınızda kendisinden bahis geçince heyecanlanmış, geçici Türkçe kaybına uğramış) okuyunca, kendisinin “ciddi bir iş” olan oksimoron örneği verebileceğini düşünmek, kendisine herhangi bir konuda hak verebilmek pek mümkün değil.

İsterseniz Bekir Yıldırım Bey tarzı iki adet oksimoron örneği verelim...

Yeni Şafak - Aydinlik Türkiye'nin Habercisi
Taha Akyol - Objektif

Yazan: Peyami İskender Tarih: December 23, 2006 9:32 PM

İNCE LAFLAR


Özdemir İnce militan bir laikçi. Lafı evirip çevirmiyor. Direk söylüyor. Bence bu yönüyle saygı bile duyulabilir. Ancak çoğu zaman sapla samanı karıştırıyor. İslam, İslam Hukuku , İslam Medeniyeti vs. gibi milletinin değerleri hakında ise ne yazık ki hiçbir bilgisi yok.

Aşağıdaki irtica tanımını 27.10.2006 tarihli Hürriyet Gazetesi'ndeki köşesinden aldım. Güya Prof. Hayrettin Karaman hoca'ya yanıt veriyor:

"Karaman'ın istediği ve İslam Hukuku'na göre makbul olmayan irtica tanımını ben yapacağım: Bir toplumun özünü, yapı ve kurumlarını, gündelik hayatını İslamileştirmeyi istemek ve tasarlamak irticadır. Bunun için şiddet kullanmaya gerek yok. "İstemek" ve "tasarlamak" yasalarımıza göre suç değildir ama irticadır. Ve Cumhuriyet buna karşı önlem alır. Almalıdır. Yıllardır savunduğum daha somut bir tanımlama yapacağım: "Anayasa'nın 174. maddesi tarafından korunan devrim yasalarına karşı olmak irticadır."

Yazan: Tuncay Yılmazer Tarih: December 23, 2006 10:14 PM

sayın Akyol;isterseniz bırakalım bu tur ince detayları.son zamanlarda oldukca gundemde olan cumhurbaskanlıgı secimi ile ilgili bir konu acında ben soyle bir icimi bosaltayım.
cunku son zamanlarda toplu sacmalama eylemleri duzenleniyor ve bu cok sinir bozucu.

Yazan: bercenay Tarih: December 23, 2006 11:32 PM

Peyami Bey bilimsel analiziniz çok etkileyici doğrusu..

TDK'nın sözlüğünün yap boz tahtasına döndüğü malesef bir realite..Türkçe üzerinde çok fazla oynandığı için ekler,sıfatlar,isimler karışıyor olabilir normaldir..ben sayın Sezer'in konuşmalarını pek anlayamıyorum mesela.o nasıl bir Türkçe'dir öyle?

islamcılar olduğu gibi laikçilerde var..biz bu kelimelerden ne demek istendiğini anlıyoruz..önemli olan da bu..

ekler ve kökler sorunu çözülebilir ama şartlanmış ve kitlenmiş beyinleri nasıl çözeceğiz?..sorunumuz bu ..

bir inancın,düşüncenin fanatik savunucusu olanlar
entellektüel analiz yapamazlar..dayatmanın,hoşgörüsüzlüğün,sevgisizliğin,anlayışsızlığın,sizi
ezeceğiz mantığının olduğu yerde sohbet bile edilemez..dincilik,laikçilik böyle bir fanatizmi anlatıyor..bunda gocunacak birşey yok..

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: December 23, 2006 11:35 PM

Siz, su bilimin isigi dediginiz seyi bir zahmet, istiare, kinaye, mecaz, telmih...vs. gibi soz sanatlarinin uzerine de tutuverin..belki o zaman 'laikci' sozcugunden maksadin ne oldugu anlama ihtimaliniz dogacaktir sayin Iskender.

Yazan: fk Tarih: December 24, 2006 12:23 AM

Sayin Akyol,

Soyle demissiniz: "Laik değil, laikçi. Bu ikincisi, seküler düşünceyi topluma zorla empoze etmek isteyenleri kast ediyor."

Oysa sekulerizm, dogrudan toplum duzeniyle ilgili bir kavram. Dolayisiyla kisinin bu kavrami icinde yasadigi topluma egemen kilma mucadelesi, mesru bir mucadedir. Buna karsin din, herseyden once kisinin vicdaniyla ilgilidir. Kisi, belli bir dine inanip, ilgili dini cemaatin mensubu olmanin yanisira, pekala sekuler toplum duzeninin ozgur, sinirlanmamis bir katilimcisi da olabilir. Oysa bunun tersi mumkun degil. Yani kisi, ozel hayatinda, evinde sekuler olup (bu ne demekse artik), dini bir toplum duzeninin parcasi olamaz. Olacagi iddia ediliyorsa da, bu kisinin halinin, Osmanlida'ki ikinci, ucuncu sinif milletlerin halinden iyi olacagini beklemek safdillik olur.

Anglosakson tarzi sekulerizmi (veya din ozgurlugunu) bize Fransa'dan gecme pozitivist anlayisa yeglediginizi anliyorum. Katilmadan da edemiyorum. Ancak Turkiye'deki laiklik anlayisinin eksik, yanlis ve asiri taraflarininin duzelmesini istemek baska, tartismayi yanlis kavram ve kategoriler cercevesinde yapmak bambaska. Sizin taniminizla "laikci" teriminin kendisi oksimorondur; "laikci entellektuel" aramaya gerek yok. Buna karsin, bazi entellektueller hem moron hem de oksi olabilirler; oyleyse varsin "laikci" de olsunlar. Beni ilgilendirmez.

Ozdemir Ince'yi tanimam, yazilarini takip etmisligim yok. Ancak istatistik, bilim degil, bilimin bir yontemidir. Her yontem gibi kotuye kullanilabilir. Istatistik kullanilarak her savin kanitlanabilecegi iddiasi ve korkusu evrenseldir. Buna karsin, TESEV calismasinin sonuclarini olumlu buldugumu eklemeliyim. Kemal Karpat ta soylemis zaten, degil mi, bu ulkeye halk oyuyla Seriat falan gelmez diye. Baska gayrimesru yollarla gelebilir ama diye ekleyerek...

Saygilar,
Nihat

Yazan: Nihat Tarih: December 24, 2006 2:08 AM

Sayın İskender,

"Türkçemizce (-ci,-ci) eki, sifattan isim türeten bir ek degil."

Çok fazla olmasa da bu ek ile sıfattan isim/sıfat türetilmiştir. Özellikle de felsefe sözlüklerinde buna örnekler bulabilirsiniz.

Doğalcılık (naturalism), erkincilik (liberalism), eşitçilik (equalism), etkincilik (actualism) vb. "Ulusalcılık" da sayılabilir. Her sıfata uygulanmadığı doğru ama hiç uygulanmamış değil.

Bu durumda laicism laikçilik olarak alınabilir olsa gerek. Laiklik ise laicity terimini karşılıyor.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: December 24, 2006 3:43 AM

Sayın İskender,

Mesele lanse ettiğiniz kadar basit değil,

Laisizm/laikçilik bir sıfatın başına ci-cu ekleyerek oluşturulmuş bir kelime değil. Uluslararası literatüre girmiş bir kavram.

Laisizmin/laikçiliğin ne olduğunu Sami Selçuk ayrıntıları ile açıklıyor:

Laisizm kavramını iyi algılamalı

Evet. Bu iki terimin arasındaki ayrım önemlidir ve bilimseldir; birbirlerinin yerine kullanılamazlar. Yalınkat görüşlerle, hiçbir inceleme yapmadan, bu iki terimi özdeşleştirmek kaba bir yanılgıdır. Ayrıntılardan yola çıkılarak, bir düşüncenin özü çürütülemez. Bu bir. Evrensel kavramlar üzerinde mülkiyet hakkımız yoktur. Yalnızca yararlanma(intifa) hakkımız vardır. Bu iki. Eğer aynı kavramlara başka başka, ayrı terimlere aynı anlamları yüklüyorsak ,ortak bir dilimiz yok demektir. Böyle bir durum ise, aslında bir beyin travmasıdır. 2600 yıl önce Konfüçyüs bu travmaya ve sonuçlarına değinmişti. Bu üç. Bilimsel yapıtlarda, ders kitaplarında yer alan bir sözcüğü kullananları ve üstüne üstelik ömrü boyunca hiçbir düşünceyi kınamamış insanları düşünceyi küçümseyici anlamda kullandıkları kurgusuyla suçlamak, kaygı vericidir. Çünkü, bir yerde kendi tutumunu empati yoluyla onlara mal edenlerin ve, üzülerek söyleyeyim ki, bilgisini bilimsel merak ve metodik kuşkuyla sorgulamayanların, analitik inceleme yapmadan kategorik yargıda bulunma girişimleridir, bu. Sadi, ne kadar da haklıymış: "Sormaz ki bilsin; sorsa bilirdi. Bilmez ki sorsun; bilse sorardı" derken. Bu da dört.

Laisizm sözcüğü, Türkçede "laikçilik" (Nur Vergin, Ayşe Kadıoğlu, M. Türköne, M. A. Kılıçbay, A. Arslan Kemal Gözler), otoriter, sözde, baskıcı laiklik" (Erdoğan), "laikleştirmecilik" (Selçuk, Arkoun), "militan laiklik" (Abel, Mehmet Turgut, Lachaume, Duron-Prinborgne, s. 126), "laiklik taklidi" (Başgil), "Jakoben laiklik" (Mardin) (İleten: ERDOĞAN, Demokrasi..., s. 315, 316; Anayasal Demokrasi, s. 235, 236, 241) gibi sözcüklerle karşılanıp anlatılmaktadır.

"Laisizm" kavramını iyi algılamak zorundayız. Bunun için işe laiklik kavramından başlamak gerekir. Kimilerine göre, "laiklik" bile hâlâ bir "bukalemun sözcük"tür. (Mgr BORNET), (İleten: TROTABAS, j.-B., La notion laïcité dans le droit de l "Eglise catholique et de l" Etat républicain, Paris, 1961, s.9) Öte yandan din (Kilise) ve devlet ayırımının büyük ustalarından Jules Ferry, geçen yüzyılda senatoda aynı kökten türetilen "laïcisation" sözcüğünü kullandığında, Senatör M. Delsol, "barbara res, barbara vox" diye bağırmıştır. (13.12.1879) (CAPÉRAN, Louis, Histoire contemporaine de la laïcité française, Paris, 1957, s. 137) "Laïque" sözcüğüne, ilk kez 13. yüzyılda rastlanır. 16. yüzyıla dek çok az kullanılır. (BLOCH, O., Dictionnaire Etymologique de la Langue Française, Paris, 1932, II) Bu sözcük Yunanca "laos"tan gelir, Latinceye geçer ve din adamı ya da dindar olmayan anlamında kullanılır. Kilise, başlarda "laikos" sözcüğünü kendine bağlı kişiler için; "clerikos" sözcüğünü ise dini yöneten ve öğreten papazlar vb. için kullanmıştır. Çünkü o dönemde herkesin Kilise'ye bağlı olduğu varsayımı benimsenmiştir. 16. yüzyıldan sonra, "clericus", "clerc" (din adamı), clergé (ruhban) sözcükleri Fransızcaya girer. "Laicus" denilen ve Kilise"ye bağlı olanlara daha sonraları isim ve sıfat olarak "lai" denir ve bunun çirkin (laid) sözcüğü ile karışmaması için "laïc" (eril) ve "laïque" (dişil) sözcükleri türetilir. Dilin serüveni daha bitmemiştir. Fransa'da, resmî okullarda öğrenimin yansızlığı tartışmaları başladığında, kronolojik sırayla, "laïcisme" (laisizm, 1842), "laïcisation" (laikleştirme, 1870), laïciser (laikleştirmek, 1870), "laïcité" (laiklik, 1871) sözcükleri dile girmiştir. Bu arada, "clerc" (din adamı) sözcüğü daha sonraları, bilgin, aydın gibi anlamlarda da kullanılmıştır. (G. de Lagarde, ileten: TROTABAS, s. 10, 11) Bu sözcüklerin tarihsel gelişmeleri hakkında geniş bilgi için şu yapıta bakılmalıdır: BAYET, Albert, Pour une réconciliation française, laïcité XXe siècle, Paris, 1958, s. 27-35)

Fransızcanın temel sözlüklerine göre "laiklik" (laïcité), dinin sivil toplumdan ayrılmasını öngören siyasal sosyal anlayışı ve/ya da bu ilkeye göre örgütlenmiş, dinsel anlayıştan arınmış olanın niteliğini anlatır. Fransa"da benimsenen 28.3.1882 tarihli yasa bu doğrultudadır. Kilise'nin siyasal/yönetsel iktidarı kullanmasını önleyen bu sistemde, devletin dinsel, Kilise'nin de siyasal iktidarı kullanması olanaksızdır. Sivil ve dinsel toplum bu ilkeye göre ayrılmıştır. (Le Robert, Dictionnaire historique de la langue française, Paris, 1994, I, s. 1096; Le Petit Larousse İllustré, Paris, 1993, s. 587; GÖZLER, Kemal, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Bursa, 2000, s. 122; SEZİK, Sarper, Laiklik ve laisizm üzerine, Serbest Çizgi, 1999 Güz, say: 8, s. 8, 9; DURAN-PRINBORGNE, s. 8, 9) Fransız Akademisi�nin sözlüğüne göre de, laiklik, 1935�te öğrenimin, yasanın, kurumun dinsel yansızlık niteliğidir ve kamu otoritelerinin yansızlığıdır. Henri Capitant'nın hukuk sözlüğünde ise, sivil toplumun dinsel toplumdan ayrılmasıdır. (TROTABAS, s. 11)

Aynı sözlüklere göre laisizm (laïcisme), kurumları laikleştirme yandaşlarının Kilise'nin yönetiminde laiklere yer ve kurumlara dinsel olmayan bir nitelik verilmesini amaçlayan bir öğretidir, ideolojidir. İtalyancada laicismo (laisizm) sözcüğü, Kilise otoritesinin müdahalesinden düşünceyi ve insan etkinliğini özgür kılmayı amaçlama; laiklik (laicità) ise, laik (din adamı ya da dindar olmayan) olanın konumu anlamına gelmektedir. (Dizionaria Garzanti della lingua İtaliana, Roma, 1995) Ayrıca İtalyancada din adamları (chierici) ve laikler (laici) ayırımı çok eskidir. (FERRABOSCHI, Mario, Laici, Enciclopedia del diritto, Milano, 1973, XXIII, s. 273-283)

"Rejime göre din" anlayışı

Ülkemizde, evrensel, daha doğrusu küresel sözcükler ve terimler ne yazık ki, kimileyin içleri boşaltılarak ve onlara yeni anlamlar yükletilerek ya da birbirlerinin yerlerine geçirilerek kullanılmaktadır. Laiklik ve laisizm sözcükleri de bundan payını almıştır. Bunlar, eşanlamlı değildir. Laiklik, bir durumu, niteliği; laisizm ise belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen ideolojiyi anlatmaktadır. Laisizm, profan söylemli, ama dinsel bir inşa içinde olan bir totalliktir. Bu yüzden öncelikle laisizm ile laikliği birbirinden ayırmak gerekmektedir. (KILIÇBAY, s. 119) "Kavramlar yansızdır." (WEBER, Max) Doğru konuşurlar.

Yaklaşık yüz yıldır Fransa'da laiklik tartışmaları yapılırken "laisizm"in başkalığı vurgulana gelmiştir. Fransız yazarları, bu iki kavramı birbirlerinden ayırmaktadırlar. Laiklik, başkalarının dinsel duygularına saygıda; laisizm ise, zaman zaman zora başvurarak bireysel baskıda yoğunlaşmaktadır. Daha 1926'da yazdığı bir yapıtta LIGOT, (Laïcisme et laïcité, 1926, s. 3), laikliğin de aynı sonucu doğuracağını; Yves de la BRIÈRE de, laisizmin, sosyal ve ahlaki yaşamı, Tanrı düşüncesinden bağımsız olarak örgütlemeyi amaçladığını ileri sürmüşlerdir. Mgr-BAUDRILLARD�a göre, laisizm için Kilise, bir ortak değil, her zaman korkulan bir rakiptir. 1930'da MAGNIN, onu "sapık öğreti" ilan eder. Buna karşılık 1948'de BOURLIER, laisizmin resmî yaşamda laikliğe dönüşerek dinsel ya da mitolojik alanda devletin tam yansızlığı ve bağımsızlığı olduğunu söyler. Tartışmalar bu çizgide sürüp gider. (TROTABAS, s. 10, 11, 96, 205, 206, 212)

Laisizmin en aşırı biçimi, Fransız Devrimi'nin ilk yıllarında (1789-1795) ve, materyalizme dayandığı ve dini afyon olarak benimsediği için sistemin doğası gereği, komünist ülkelerde uygulanmıştır. Son çözümlemede, laiklik ile laisizm ayrı ayrı kavramlardır ve ayrı kurumsallaşma ve uygulamalara yol açmışlardır. Laisizm, "rejime göre din" ister ve dini belirler, güdümler. O yüzden çatışmalara gebedir. Oysa, laiklik "dine göre rejimi" ve "rejime göre dini" reddeder. Bu nedenle ARKOUN'un da belirttiği gibi, belki de, "laiklik kavramını, bugün hâlâ kullanılabilir kılabilecek biricik şey, laiklik ile laisizm (sözcük, metinde �laikleştirmecilik� diye çevrilmiştir. S.S.) arasındaki ayırımdır" (ARKOUN, Mohammed, İslam'ı ve laikliği bugün yeniden düşünmek, ABEL, ARKOUN, MARDİN, Avrupa'da Etik, Din ve Laiklik, İstanbul, 1995, s. 15) Bu iki terimin başkalıkları tartışmasının Fransa'da çıkmasının bir anlamı vardır. Çünkü Fransa'da laikliğin değil, laisizmin uygulandığı görüşü egemendir. (ABEL, s. 38) Fransız devrimcilerinin, dini ve ibadetleri yok etme girişimleriyle başlayan ve ruhbanın kökünü kazımaya dayanan anlayışlarının uzantıları bugün de bir ölçüde sürmekte; dine karışan, onu güdümleyen, aşırı pozitivist, gerçek laikliği ve devlet yansızlığını zaman zaman dolanlı biçimde dışlayan, ya da tehlikeye düşüren, sosyalist ülkelerde din karşıtlığını öngören, dini kimileyin zararlı ya da yararsız, dinsel gelenekleri gelişmeyi engelleyici gören, geleneği dinden arındırmayı amaçlayan, dinsel inançların bireysel ve toplumsal yansımalarından hoşlanmayan ve bu amaçları gözettiği için bir "izm"e, yani ideolojiye dönüşerek, laiklik gibi bir niteliğe vurgu yapmayan en uç anlamda "laisizm" Fransa'da laikliğin çocukluk hastalığıdır (LACHAUME, DURAN-PRINBORGNE, s. 126; TANİLLİ (militan laiklik diyor), Tarık Z. Ekinci'ye yollama yaparak da "yönlendirilen laiklik: laïcisime dirigé" diyor, s. 227, 228; YAYLA, s. 99; ERDOĞAN, Anayasal..., s. 235, 236, 241; Demokrasi..., s. 7, 8, 9, 263, 272, 306, 315; VERGİN, Nur, Din ve devlet ilişkileri, Düşüncenin "bitmeyen senfonisi", Türkiye Günlüğü, sayı, 129, s. 12-14; TÜRKÖNE, Mümtaz'er, Türk siyasetinin eskimeyen kilidi: laiklik, Türkiye Günlüğü, n. 21, s. 11; AUTIN, Albert, Laïcité et liberté de conscience, Paris, 1930, s. 1; Laiklik ve Atatürk'ün Laiklik Politikası, Genelkurmay..., Ankara, 1980, s.11; DAVER, s. 4; ARKOUN, Mohammed, (H. Yücel), İslam Üzerine Düşünceler, İstanbul, 1999, s.31; HOCAOĞLU, Durmuş, Sekülarizm, laisizm ve Türk laisizmi, Türkiye Günlüğü, n. 29, s. 44, 55). TOURAIN de, militan rasyonalizm ya da laisizmin başka mutlakçı politikalar kadar tehlikeli olduğunu, zira onların da kendi ilkelerini uygulatmak için devletin cezalandırıcı yönüne başvuracaklarını vurgulamaktadır. (s. 172) Sanıyorum, iki terimin başkalıklarını anlatmak için bu kadar kaynak yeterlidir. O yüzden başka kaynaklara yollama yapmıyorum.

------------ alıntı sonu.

(S.Selçuk'un alıntıladığım kısmın da olduğu, konu hakındaki üç yazısı [ 1 - 2 - 3 ] )

O halde neymiş? Mesele ci-cu ekleriyle üretilen kelime meselesi değilmiş.

Ayrıca verdiğiniz her iki örnek de "oxymoron" örneği değildir. Yeni Şafak'ın "Aydınlık Türkiye'nin Habercisi" ifadesi spottur -şu an ki spotı "Türkiye'nin birikimi" - ve Y.Şafak düşünce özgürlüğünü, insan hak ve hürriyetlerini, demokrasiyi savunmaktadır. Adam gibi habercilik yapma çabasındadır, Hürriyet gibi yalan manşetler atarak, postmodern darbelere manşet ve köşe desteği vererek rejim sorunu ortaya çıkartma çabasına girmez. Haberdeki sahtekarlıkları (mesela testis filmi çekmeyen doktor gibi) ortaya çıkartılıp haber paçavraya döndürülemesine rağmen bir hafta boyunca kıvırtmaya çalışmaz. (En sonunda E.Özkök rezaleti itiraf etmek zorunda kaldı.)

Ya da diğer kartel gazeteleri gibi sistematik bir biçimde yalan haber yapmaz. Bu anlamda özgürükçü, demokrat ve aydınlık bir Türkiye için çalışır. (Sizin aydınlıktan ne anladığınız farklı konu tabi. Bazılarına göre faşizm aydınlıktır.)

T.Kıvanç da aynı özgürlükleri savunur, demokrattır, insan haklasına saygılıdır, baskıcı değildir. Kendi görüşünü kimseye dikte hedefinde değildir. Herkes gibi o da kişisel bir pencereye sahiptir, kendi bakışına göre olayları yorumlar. Ayakta durulan yer oturulan yerdir, mutlak nesnellik mümkün değildir. Yazarların köşelerinin isimleri farklı farklı olabilir, objektif, kulis, tavanarası, vizyon, değişim, hayat, yaşam" gibi. Buradan hareketle"oxymoron" demek saçmalıktan başka birşey değildir.

Amma, gelgelelim "laikçi/laisist entelektüel oxymorondur" tabiri kesinlikle doğrudur. Evet, laikçi/laisist entelektüel oxymorondur, çünkü birisi varsa diğeri olmaz.

Emre Kongar gibi laikçi literatiler bulunabilir ama hem laikçi hem entelektüel bulun(a)maz. Eşyanın tabiatına aykırıdır.

Saygılar.

Yazan: Suat Ö. Tarih: December 24, 2006 6:16 AM

Özdemir İnce'den ben de başka inciler alıntılayayım.

Bakın ünlü tarihçimiz Kemal Karpat'ın ses getiren röportajı sonrasında Karpat için neler diyor İnce:

Kemal Karpat elbette bir “Prof. Dr.”, ama Romanya’da imam hatip okullarına benzer bir okulda okuyup mezun olmuş. Görüşlerinde bu okulun zihninde bıraktığı derin izler var.
Kemal Karpat, Nakşibendilik, Kadirilik ve Rifailik gibi tarikatları hem dini hem de toplumu modernleştirecek oluşumlar olarak görüyor ve “Bugün bunların içinde en iyinin Fethullahçılar olduğunu görüyorum” diyor.
[…] Din nasıl modernleşecek? Bu soruyu yanıtlamaya yanaşmıyor. Müslüman ülkelerde dinsel modernleşmenin selefi görüşe dayandığını, selefi görüşün de El Kaide’yi dünya getirdiğini bilmiyor mu?
[…] Pek beğendiği AKP de bu gerçeği gördüğü için Fethullah Hoca’nın izinden giderek başta okullar olmak üzere devlet kurumlarını ve ekonomiyi ele geçirmeye çalışıyor. Bu operasyonda en önemli silahları da imam hatip okulları. Bu konuda da hiçbir yorumda bulunmuyor. Çünkü imam hatip benzeri okulların toplumun modernleşmesinde önemli bir rol oynadığına inanıyor. Kendisi de böyle bir okulda okuduğuna göre…


:-))İzlenimler'den Fethi Bey, nezih üslûbuyla, İnce'nin yazısından bu kısımları alıntıladıktan sonra şöyle yazmış:

"Özdemir İnce Kemal Karpat’ı resmen tuş etmiş. Var mı bu iddialara laf söyleyebilecek olan? Hakikaten bilimsel deliller, çürütülmesi de imkansız. Yalnız benim tam anlayamadığım bir iki yer var, misal, AKP (yani hükümet, iktidarda bulunan parti) devlet kurumlarını, ekonomiyi ele geçirmeye çalışıyor, denmiş. Nasıl yani, adamlar zaten devleti yönetmiyor mu? Sonra ekonomi nasıl “ele geçer” bunu da anlamadım.

İkinci nokta, Romanya’da imam hatipe benzeyen okullar mı var? O halde 28 Şubat sürecinde neden Romanya’ya baskı yapılıp kesintisiz 8 yıl eğitime geçilmesi ültimatomu verilmemiş? Herşeyi Özdemir İnce mi keşfedecek?

Bu iki pürüze rağmen Özdemir İnce’ye teşekkürü bir borç bilirim. Bizim dünya çapında bir tarihçi zannettiğimiz Kemal Karpat meğer takiyyeci bir tarikatçı, şeriat devleti özlemcisi bir Fethullahçı, üstelik de Romanya İmam Hatip Lisesi mezunu bir gericiymiş. “Prof. Dr.” ha, neredeyse uyutuluyorduk. Biz sana profesör olamazsın demedik, “laik olmazsan adam olamazsın” dedik.

Teşekkürler Özdemir İnce. Bu haini deşifre ettin, aydınlattın hepimizi. ABD’de yerleşen diğer sinsi İktisat Tarihçileri ve Siyaset Bilimcilerin içyüzünü de sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu arada Kemal Karpat’ın ne kadar çapsız biri olduğunu gösteren kısa biyografisini de vereyim görün. Dikkatimi çekti hep dış güçlerin emrinde çalışmış, bir bit yeniği olduğu belli zaten. Sen kimsin ki Özdemir İnce ile aşık atacaksın:

Kemal Karpat, Dobruca’nın Babadağ kasabasında doğdu. Akademik çalışmalarına 1950 yılında New York ve Washington üniversitelerinde başlayan Kemal H. Karpat, Birleşmiş Milletler Toplumsal Araştırmalar Bölümü’ndeki görevinin ardından, sırasıyla Montana Devlet Üniversitesi, New York Üniversitesi, Princeton Üniversitesi, Robert Koleji,Bilkent Üniversitesi, ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi,AÜ Siyasi Bilgiler Fakültesi, Harvard Üniversitesi, John Hopkins Üniversitesi, Colombia Üniversitesi ve Ecole des Hautes Etudes en Science Sociales gibi eğitim kurumlarında öğretim üyeliği ve yöneticilik faaliyetlerinde bulundu. 1970-88 yılları arasında Wisconsin Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Bölüm Başkanlığı’nı yürüten Profesör Karpat, Türk Araştırmaları Derneği ile Türk Araştırmaları Kurumu’nun başkanlıklarını da yaptı. Orta Asya Çalışmaları Derneği’nin kurucu başkanlığından sonra Wisconsin Üniversitesi Orta Asya Çalışmaları Programının bölüm başkanlığı görevini yerine getirdi (1989-1995). Halen Türk Tarih Kurumu onur üyesi olan Karpat, International Journal of Turkish Studies, Central Asian Survey ve Journal of Muslim Minority Affairs dergilerinin editörler kurullarında yer aldı. Karpat bilimsel çalışmaları nedeniyle, Romanya bağımsızlık madalyası ve Bükreş Üniversitesi Dimitri Cantemir madalyasıyla ödülendirildi; kendisine, Romanya Ovidius Üniversitesi ve Rusya Çuvaş Milli Üniversitesi tarafından onur doktoraları verildi. Rusya Kazan Bilimler Akademisi onursal üyeliği, Wisconsin Üniversitesi Hilldale ödülü ve Türk Bilimler Akademisi ödülüne de sahip Karpat, MESA-Ortadoğu Çalışmaları Derneği’nin kurucu üyelik ve başkanlık görevlerinde bulundu. Karpat, Wisconsin Üniversitesi Tarih bölümünde öğretim üyeliğini sürdürmektedir.
"

----alıntı sonu..

Evet, laikçi entelektüel "oxymoron"dur.

Yazan: Suat Ö. Tarih: December 24, 2006 6:38 AM

Sn. Iskender,

Niyetim size oncelikle laik -laikci farkini aciklamak idi. Ama goruyorumku bu fazlasi ile yapilmis diger yorumcula tarafindan. Ozellikle Suat Bey kavrami butun boyutlari ile cok guzel aciklamis ve Ornursal Yagitay Baskani Sami Selcuk'un mevzuyu bilimsel olarak acikllayan yazi dizisinin linkini de vermis.

"bilmemek ayip degil ogrenmemek ayiptir" ve "hayatta enhakiki mursit ilmidir". Yorumlario okursaniz epey mesafe katedersiniz. Bazen "kahvhane sohbetlerinden" de cok sey ogrenebilir insan.

Buraya yeni oldugunuz belli. Hos geliniz. Bekir Yildirim'in "Turkce kaybi" nin "heyacandan" ve "gecici" olmadigini da ogrenirsiniz zamanla. Bu benim icinm standartttir, istisna degil.

Laiklik-laikcilik mevzuunda yeteri kadar bilgilendiginzi farz ederek ben d alisik olmadigim kili kirk yarma isi yapayim biraz. Evet oxymoron kisaca "tezatlarin tevhidi" demektir. Madem TDK gibi bir otoriteyi kullanrak arguman uretiyor ve benim "Tukce kaybi" ma atif yapiyorsunuz, aslinda

"Yeni Şafak - Aydinlik Türkiye'nin Habercisi
Taha Akyol - Objektif" ornekleriniz de tam uymuyor. Ancak bu sifatlar ismin basina gelirse "tezatlarin tevhidi" (oxymoron) olur. "Objektif Taha Akyol" gibi. Bir pogramin ismini kisinin sifati yapmissiniz; herhalde ornek kitligi vardi. Ayrica Objektif ayni zamanda optik aletlerin bir parcasidir ve gunumuzde durbunden video-kameraya kadar bilumum goruntu makineeri icin kullanilir. Diger bir manasi ise "amac" tir.

Bu kadar zahmete girmek yerine yanlis oldugumu yani "laikci entellektuel" in oxymoron olmadigini isbat icin bir iki ornek sunsa idiniz?

Hipotez hala ayakta.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 24, 2006 12:12 PM

Değerli yorumcular, İskender beyin sözünü ettiği
cı-ci ekiyle meslek türetilemeyeceği de sayım memurlarınca belirtilirdi. Mesela adam tamirciyim
dese bu meslek olmuyor. Emlakçı,sıvacı,boyacı vs.
Laikçi de bir işten sayılmıyor anlaşılan. Gözden
düşen bir meslek gibi birşey... İyisimi laikçi
yerine Laikperver deyimini kullanmak.
Laikperver/Demokrat ise iyi bir oxymoron örneği
olabilir.
Ancak ben Müslüman sol etiketli Yeni siyaset giri
şimini tartışmayı daha çok isterdim doğrusu. CHP
nin 1973 seçimlerinde ulaştığı yüzde kırkbir oy or
anı, katı laikçi tutumun karşılığı olamaz diye düşünüyorum. Militer, tepeden inmeci despot 12Mart
faşizmine karşı Ecevitin halkın değerlerine daha
sıcak olduğu algısı, bu desteğin ana nedenidir diye düşünüyorum. AKP ile laikçilik ve dindarlik
üzerinden çekişmeye giren herkes sandıkta kaybetme
ye mahkumdur. Erken yada geç halkın değerlerine en
baştada İslam dinine olan sevgisine saygı gösterme
yen her oluşum kaybetmeye mahkumdur. Bu millet di
nine çok bağlı.Ondan asla vazgeçmiyor. Her türlü
iftira ve karalama, sevgi ve bağlılığını artırıyor
İslama dört elle sarılıyor. Unutmayın bu ellerin içinden hiçdeğilse biri sol eldir değilmi? Haydi
bakalım pamuk eller cebe, bu konuda birşeyler bu
sitede de çıkar umuduyla. Haksızmıyım Suat bey.
İyi pazarlar.Levent.

Yazan: levent Tarih: December 24, 2006 1:03 PM

Laikçi terimi İskender bey'in bahsettiği gibi sıfattan türetilen bir sıfat. Dil kurallarına uymuyor. Ve işte belki tam da bu yüzden bu tuhaf görüşü çok güzel ifade ediyor. Laikliği, devletin tüm dinlere ve felsefi görüşlere eşit mesafede olması, hiçbir din veya felsefenin (pozitivizm dahil) devlete egemen kılınmadığı bir sistem olarak tanımlamamız gerekirken halkın dini üzerinde baskı kuran, ne yapıp ne yapamayacağını söyleyen, kendi felsefesini topluma dikte eden, toplumun kılık, kıyafetiyle, inanışıyla, düşüncesiyle uğraşan bu zihniyete verilebilecek en güzel isim 'laikçilik'. Laisist, militer laiklik, jakoben laiklik de doğru ama bu sıfattan sıfat üreten kelime olan laikçilik, laiklikten despotizm üreten zihniyete çok çok yakışıyor.

Yazan: blue Tarih: December 24, 2006 3:49 PM

Sayin Ozturk (cok da muhim bir duzeltme degil bu ama yine de dikkatinize...),

sayin Iskender, aklinca, Taha Akyol'un objektif olmadigini soylemeye calismis, siz onun Taha Kivanc'tan bahsettigini zannetmissiniz. Iyi bir niyetle, bahsi gecmeyen bir ismi (ya da o isimle musemma tavirlari) mudafaa etmissiniz :)

Yazan: fk Tarih: December 24, 2006 6:06 PM

Sayın FK,

Çok teşekkür ederim; evet Yeni Şafak gazetesi ile beraber bahsedilince Taha Kıvanç olarak okumuşum.

İsimler farklı ama genel olarak laikçilerin boşluğa düştüğü temel hak ve özgürlükler konularında düşünceleri arasında pek fark yok.

O bakımdan oradaki "Kıvanç", "Akyol" olarak da okunabilir. :-)

Tekrar teşekkürler dikkatinize..

Saygılar.


Levent bey,

Haklısınız.. Zor görünüyor bence ama bakalım çıkacak mı? :-)

Saygılar.

Yazan: Suat Ö. Tarih: December 24, 2006 6:36 PM

Öncelikle İskender Beyin zannettiği gibi dilde "sıfattan isim türeten" diye bir ek yoktur.
Üç çeşit kelime vardır.Bunlar:Fiil soylu kelimeler ,isim soylu kelimeler ve isim ya da fiil soylu olmayan yalnız kullanıldığında bir anlam ifade etmeyen morfemler.

Sıfatlar isim soylu kelimeler gurubuna girer.BU YÜZDEN HER TÜRLÜ İSİMDEN İSİM YAPMA EKİNİ ALMASI Mümkündür.

Yani tıpkı "-ci ,-cı" eki gibi "-lik ,-lık" eki de isimden isim yapma ekidir.NE YANİ O ZAMAN "LAİKLİK" TERİMİ DE Mİ YANLIŞ?

"Kuytu" kelimesi bir sıfattır.Ve yukarıda belirttiğim isimden isim yapma eki olan "-lik,-lık,-luk,-lük" ekinin getirilmesiyle rahatlıkla yeni isim (VEYA SIFATLAR) türetilebilir.
Ahmet Arif bir şiirinde :"Dağların bir kuytuluk boğazında" der.Yani ister alın isim olarak kullanın :"Biraz serinlemek üzere kuytulukta oturduk"gibi.İsterseniz şairin yaptığı gibi "kuytuluk boğaz" deyin ,sıfat olsun!

Bir de "müslümanlık" örneğini vermişsiniz.Sanki müslüman kelimesi bir sıfat değilmiş gibi(örneğin:Müslüman adam)!


Veysel (Türk Dili ve Edebiyatı 2.sınıf öğrencisi)

Yazan: veysel Tarih: December 24, 2006 6:48 PM

Peyami bey, sekilcilikle bu kadar ugrasmayin, hele TDK yi bu kadar buyutmeyin. "Goturgec" edebiyatini hala unutmadik.
Laikcilik kelimesi yerine baska birsey olsaydi daha iyi olurdu ama birkere o tarifi yapan kisi o ismi vermis ve literature girmis... mesele degil.

Turkcede akla hayale gelmiyecek kelimeler ayni sekilde girmis ve gayet guzel yasiyoruz.
TDK kolaysa, 15 ve 16 YY da ispanyadan kacip istanbula yerlesen yahudilerin dilimizde karsiligi olmadigi icin ispanyolcadan alip kazandirdiklari kelimelerle ugrassin.
Mesela;

Masa
Sandalye
Karakol
Para
Vida
Banyo
Kira
Balkon
...ve daha yuzlercesi.

Yazan: Haydar Tarih: December 24, 2006 11:06 PM

Özdemir İnce bir istisna midir?

Bikinolog Özdemir Bey'in bu son çikisi bagimsiz bir çikis midir yoksa bu seviyesizlesme kemalistlerin genel egilimini mi göstermektedir?

Küfür ve slogan kullanmadan iletisim kurabilen bir kemalist kaldi mi hâlâ yer yüzünde?

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: December 26, 2006 12:55 AM

Tunç bey, seviyesizlik Kemalistlerin ideolojilerinin bir parçasıdır. :) Saygılar...

Yazan: Ahmet A. Tarih: December 26, 2006 12:54 PM

Sayın Suat Ö
Özdemir İncenin prof.karpat hakkındaki yazdıklarını sizde bize tekrar vurguladığınız için size teşekkürler.
Şimdi bu toplumda hem gerçek kalben müslüman(şekilciler değil dediğim) hem dürüst Gerçek Allah dostu, objektif, özgürlükçü entellektüel, gerçek aydın, Allah ve Peygamber dostu,
paylaşımcı, insanları nefsi ve bilgisini satmak uğruna yanıltmayan, paracı olmayan, kanaatkar, devletine ve milletine saygılı ve korumacı,
insanlara hizmeti Hakka hizmet bilen, ahlakı en büyük erdem sayan ve uygulayan bir tanınmış yazar varmı?
yani bu her gün okuduğumuz gazetelerde, köşe başlarında bilen varsa yazsın da bizim gibi hayatın başlarında olan gençlerde fazla kafa karıştırmadan gerçek doğruya ulaşsın?
sevgi ve saygılarımla

Yazan: Aylin Ekinel Tarih: December 26, 2006 1:33 PM

Haydar Bey bu bilgileri nereden edindiniz bilemiyorum ama malesef o verdiğiniz kelimelerin hiçbiri İspanyolca falan değil!

MASA:Yunanca
SANDALYE:Arapça(aslı sandaliyye)
KARAKOL:Türkçe(en çok da buna güldüm)
PARA:Farsça(aslı pâre)
VİDA:İtalyanca(aslı vite)
BANYO:İtalyanca(aslı bagno)
KİRA:Arapça
BALKON:Fransızca(aslı balcon)
Ve daha yüzlercesi de böyle mi?

veysel(Türk Dili Edebiyatı 2.sınıf)

Yazan: veysel Tarih: December 26, 2006 3:01 PM

Öncelikle şunu belirteyim ki, aslında tartışma elinden geldiğince geniş boyutlu oluyor, her yönden bilgileri doğruluğu ve ya yanlışlığı sorgulanıyor, mesela turk dili edebiyatı 2. sınıf veysel bey cok guzel yakalamış gercekten, boyle farkındalıklarla daha dikkatli olmalıyız bilgi verirken.
diğer bir nokta; kendi içinde celişki barındırmayan insanlar, topluluklar veya bir tek insan yok gibidir. insanların öyle bir özelliği vardır ki kendi içine düştüğü bu çift taraflılığı emmesin, ya da örtbas etmesin.
ama işi düşünce , ya da var olan ideoloji boyutuna kaydırdığımızda aslında bu uygulamada ki çelişkileri görmeyiz, yoktur.
O yuzden bir insanın, içinde bulunduğu bu çelişkiyi, ya da çift taraflılığı ya da bekir beyin deyimiyle oksimoronluğu söylemenin aslında fazla bir önemi yoktur.
mesela ben(hiç düşünmediğim halde) desem ki islamcı gerici oksimorondur ya da buna buna benzer birşey, bunun da yanlışlığını ispatlamak zor olur kanımca .
iyi günler..

Yazan: sessiz Tarih: December 26, 2006 4:25 PM

Seviyesizlik mi gündemsizlik mi?...

CHP liderlerinin veya diger kemalistlerin AKP'yi elestirmeleri normal, siyasî rakipleri. Ama baska bir tutumlari varki gerçekten mide bulandiriyor : "madem ben kaybedecegim, bütün Türkiye kaybetsin!"

Cumhurbaskanligina kendi adamlarini koyamayacak ve mecliste çogunluk elde edemeyecek olan CHP ekibi üklemizin çikarlarina dogrudan saldirmayi bile mesru görüyor :

RADIKAL'den :


Baykal, Erdoğan'ı eleştirirken 'Başörtüsü eşlerin ayıbını örtmez' deyince TBMM karıştı. CHP lideri tepkileri 'Sözümde hanımefendiye saygısızlık yok' diyerek yatıştırdı
Erdoğan'ın Baykal'a yanıtı sert oldu: 'Bu kutlu çatı altında Cumhuriyet tarihinin en seviyesiz provokasyonuna şahit olduk. Siz kendinizde değilsiniz'


Bu gibi kiskirtmalar ile "ülkeyi kaosa sürüklersem, kriz söylentileri çikarip borsanin düsmesini, YTL'nin deger kaybetmesini saglarsam, yabanci yatirimcilari korkutabilirsem..." diye hesap yapmak atatürkçülük mü oluyor?

Türkiye'de yasayan politikacilar saniyorlar ki türkçe yapilan kavga gürültü Türkiye'de kaliyor. Artik bütün Dünya’nin gözü üzerimizde. Büyükanit’in, Baykal’in darbe kokan çikislari (“kurtulus savasinda kazandigimizi sandikta kaybetmeyecegiz” gibi) aninda avrupa dillerine çevriliyor ve hak ettiginden çok daha büyük bir ilgi ile karsilaniyor. Ankara’da sabah edilen bir küfür, mecliste atilan bir yumruk öglen yemeginde Avrupa medyalarina meze oluyor. (http://www.economist.com/world/europe/displaystory.cfm?story_id=E1_TSVPVDG)

CHP, SP, ANAP, TSK mensuplari, köse yazarlari kafalarini Ankara leğeninden çikarip Dünya denen okyanusa baksalar olmaz mi?
AB’ye üyelikten degil, Bati’dan gelecek yabanci sermayeden söz etmek istiyorum.
2002’de 155 ülke içinde 26nci olan Türkiye’nin 2005’te Suudi Arabistan, Polonya, Norveç, Endonezya, Avusturya, Isveç ve Tayvan’i geride birakarak Dünya’nin 17nci büyük ekonomisi haline geldigini unutmamak gerek. Seçim dönemizdeyiz diye siyasi partilerin ve generallerin bindigimiz dali kesmesi hazmedilecek sey degil.

Yabanci yatirimcilara güven verebilmek için basörtüsü-irtica etrafinda olusturulan uydurma gündemin bir kenara birakilip iki konunun acil olarak gündeme gelmesi ve çözülene dek de gündemde kalmasi gerekiyor (http://www.missioneco.org/Turquie/documents_new.asp?V=1_PDF_121334) :
1) Nükleer enerji,
2) Ulastirma.

Nükleer enerji

21 mart 2005’te uluslararasi atom enerjisi ajansi genel müdürü Mohamed ElBaradei’nin sundugu raporda (http://www.iaea.org/) bir kez daha açika ortaya konan bir gerçek var :
Sadece Türkiye degil bütün Dünya bir enerji krizine giriyor. Dünya’daki bütün sicak çatismalarin petrol kuyulari ve/veya borulari etrafinda oldugunu anaokul çocuklari bile görüyor. Üstelik Türkiye, Meksika, Hindistan, Çin, Brezilya gibi dinamik ülkelerin enerji tüketimi katlanarak artacak gelecek on yillarda.

Bu krizi gögüsleyebilmesi için Türkiye’nin ciddi bir finansal dis destege istiyaci var. Zira millî kaynaklarimiz gereken yatirimlari gereken sürede karsilayamaz. Bu bakimdan hem politik istikrar hem de nükleer güvenlik konularinda Türkiye disariya güven vermek zorunda.

Ulastirma :
Türkiye’deki liman ve demiryollarinin Dünya ile rakebet edebilecek seviyeye getirilmeleri için GSMH’mizi bir kaç defa asan rakamlara ihtiyacimiz var. Yabanci sermaye olmadan asamayacagimiz bu zorluk ise ihracatin önündeki en büyük engellerden biri. Hükümetin dis borç ödemeye öncelik vermesi sebebiyle iyice yavaslayan ulastirma yatirimlari önümüzdeki 4-5 yil içinde en ciddi sorunlarimizin arasinda olacak.

Disaridan gelecek finansal destege bu derecede ihtiyaci olan bir Türkiye’de milletvekilleri günde bir saat olsun partilerini unutup birazcik ülkemiz için çalissalar olmaz mi? Askerlerimiz biraz çenelerini tutabilseler? Hiç olmazsa bizim için hayatî önem tasiyan konularda kendi çikarlarini birazcik unutabilseler?

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: December 26, 2006 5:09 PM

Veyselcigim gulmenize gerek yok.
Mesleginizle ilgili bu turlu konulara daha ciddi yaklasmaniz gerekir.

Profesyonel yaklasiminiz soyle olmali, Ornegin:
Karakol kelimesi tum Guney Amerika dahil ispanyolcada da ayni anlamda kullaniliyor.
Eger Turkce ise, Turkceden o dile gecmesi icin nasil bir ortam olmustur?
Yok ispanyolca ise, ispanyolcadan Turkceye nasil ve nezaman gecmistir?

Goreceksinizki tarihte Turkcenin ispanyolcaya etki etmesini gerektirecek kadar hic bir onemli olay olmamistir. Ama 16 YY dan itibaren ispanya kralicesi isabella o gunlerin en zengin ve egitimli kesiminden olan binlerce Yahudiyi surgun etmistir ve istanbula yerlesen bu insanlar cok yakin zamana kadar Osmanlinin/Turkiyenin neredeyse tum ticari islerini yurutuyordu.
...ve biraz arastirirsaniz, goreceksinizki Karakol kelimeside bu tarihten once dilimizde yoktu, fakat ispanyolcada mevcut.
***

Elbetteki Balkon Fransizcada da var, ingilizcede de var, italyancada da var, izlandacada da var. Cunku Latince bir kelime. Dilbilimci olarak caninizin istedigi birini alip "bu boyledir" demeden once biraz arastirin. Ne zamandan beri Turkceye girmistir diye bir soru sorun.
17 YY sonlarinda baslayan Kapitulasyon iliskilerinin Osmanli ayagini kimler yurutmustur, bu gelismelerin sonucunda ortaya cikan ve Turkcede olmayan kelimelerin Turkceye gecisinin hikayesine biraz bakin.
21 YY da dahi -dunya deniz ticareti lisani-nin ispanyolca oldugunu biliyormusunuz? Eger istanbulda oturuyorsaniz, bir deniz nakliye firmasindan bilgili birisiyle sohbet etmekle bu konuyu arastirmaya basliyabilirsiniz.

Seneler sonra bu konuda bir tez hazirladiginizda bana tesekkur etmek akliniza gelebilir.
Bol sans!

Yazan: Haydar Tarih: December 26, 2006 5:22 PM

Veysel Bey yerinizde olsam Haydar Bey'e takilmadan önce biraz daha derin arastirma yapardim. Zira bizim ders kitaplarimiz abuk subuk bilgilerlde dolu.

KARAKOL türkçe "siyah kol" demek degil. 1600'lerde ispanyolcada atlarin spiral çizerek gezmesine verilen "caragol" diye bir isim var ki gene o yillarda fransizcaya geçmistir ve "caracoler" halini almistir. O yillarda gezinmek/devriye gezmek/salyangoz anlamlarina gelen kelime dilimize bu yolla geçmis olabilir.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: December 26, 2006 11:26 PM

Tunç Bey ve Haydar Bey tavsiyelerinizden dolayı teşekkür ederim.Ayrıca kelimelerin etimolojik kökenini ,metinlerde nasıl geçtiğini vermeden(her biri ayrı bir makale konusu) hükümcü ve tepkisel yaklaşımla cevap verdiğimden dolayı Haydar Bey'den özür dilerim.Bilimin üslubu bu değil.

Efendim karakol kelimesinin tahlili şu şekilde:Bu bir birleşik kelime fakat;burdaki kara, bu gün siyah manasında kullandığımız "isim" olan kara değil.Türkçe'nin eski devirlerinde var olan şu anda kullanmadığımız "karamak" fiili var.Bu fiil "gözetlemek,kollamak" gibi manalara geliyor.

Türkçede fiilden isim yapan "g" eki var.Bu ek kara- fiiline getirilerek buradan "karag" ismi türetilmiş.Bu isme de ekler getirilerek karagcı(gözcü) gibi kelimeler türetilmiş.

Karag ismine kol kelimesi getirilerek bir sıfat tamlaması olan "karagkol" kelimesi meydana getirilmiş(kelimenin ilk hali budur).Buradaki kol bu gün de kullandığımız "topluluk,gurup" gibi manalara gelen koldur(örneğin;Oğuzların Avşar kolu...) Yani kelime bu halde "gözetleme kolu" manasına gelir.Zaten Eski Türkçe'de bu kelime sadece sınırlara yerleştirilen asker gurupları manasında kullanılıyordu.Daha sonradan mana genişledi bu gün her mahallede bulunan askeri binalara karakol dendi.

Daha sonra söyleniş kolaylığı olması için aradaki g düştü ve kelime karakol halini aldı.

Tunç Bey bu kelime Eski Türkçe metinlerinde(yani 8. yüzyıla ait metinlerde)geçmektedir.Bu metinler Orhun Kitabeleri olarak da bildiğimiz mezar taşlarıdır.

Devam edeceğim.

Yazan: veysel Tarih: December 28, 2006 11:51 AM

Orhun Kitabelerinde aynı kökten gelen kargu(karguy) kelimesi vardır.Muharrem Ergin bu kelimeyi şöyle açıklamış:"Nöbetçi kulesi,dağ tepelerinde düşmanı ihbar için yapılan kule,düşmanı haber vermek için yapılan ateş kulesi,nöbetçi,muhafız".

Bir kelimenin hangi dile ait olduğunu öğrenebilmemiz için Etimoloji biliminin yardımına ihtiyacımız var.Yukarıda belirttiğim gibi kara- fiilinden yola çıkarak (fiilin manasını ve o fiilden türetilen başka kelimeleri de göz önünde bulundurarak) karakol kelimesine ulaşabiliyoruz.Kelimenin kök manası mantıklı bir sonuca ulaştığımızı gösteriyor.

Tunç Bey'in söylediği de tabiki mantıklı.Ben İspanyolca'da böyle bir kelime olduğunu bilmiyordum.Caragol kelimesi Türkçe'deki karakolla aynı manada mı kullanılıyor bunu araştırmak lazım.

Belki de Türkçe'den geçmiştir.Haydar bey'in de vurguladığı gibi Türkçe'den böyle bir kelimenin geçmiş olması ihtimalini destekleyen ne tür olaylar olmuştur bu da bir araştırma konusu.

Mesela "para" kelimesinin Farsça olduğunu yazmıştım.Para ile -yine Farsça olan- "parça" aynı köktendir.Ve para kelimesi de aşağı yukarı bu anlama gelir.

Orta Türkçe dönemine ait Çağatay metinlerinde bu kelimenin Öztürkçe karşılığı geçiyor:"yarmak" kelimesi...O dönemler ,şu anda dilimizde bulunan yabancı kelimelerin bir çoğunun olduğu gibi bu kelimenin de Türkçe karşılığı kullanılıyormuş.(örn:abdest=yunug)

Dikkat ettiyseniz "yarmak" kelimesi yar- kökünden geliyor ve Farsça karşılığı ile yakın bir manayı ifade ediyor(yarılmış olan, koparılmış olan).Bu da bize dillerde mevcut olan aynı anlamı ifade eden kelimelerin aynı mantıktan yola çıkarak oluşturulabileceğini gösteriyor.Bu mevzuya bir örnek daha vermem gerekirse:Şu anda kullandığımız, dilimize Farsça'dan girmiş olan "çeşme" kelimesi o dilde göz manasına gelen "çeşm" kökünden gelir.

Halk dilinde çeşme yerine öz Türkçe olan "göze" kelimesi vardır.Bakınız bu kelime de göz+e den oluşuyor(çeşm+e gibi).Burda da dil mantığı ön plana çıkıyor.

Para İpanyolca'da var mı bilmiyorum.Ama bana bu kelime dilimize farsça'dan giren diğer kelimelerde olduğu gibi Farslarla ortak sahalarda bulunmamızdan veya edebiyattaki etkilenmeden dolayı girmiş gibi geliyor.

Haydar Bey verdiğiniz kelimelerden Batı kökenli olanlar Yahudilerle dilimize gelmiş olabilir(araştırma konusu).Ama Arapça "kira" ve "sandalye" kelimelerinin ben dilimizde bulunan bir çok Arapça kelime gibi İslamiyet'i kabul etmemizin ardından dilimize girmiş olabileceğini düşünüyorum.

Saygılarla.

veysel(Türk Dili ve edebiyatı 2. sınıf)

Yazan: veysel Tarih: December 28, 2006 3:50 PM

Yarindan tezi yok, etrafimdaki ispanyolca konusan kimselere "bu kullandiginiz kelimeler ya Cagatay yada Orhun Anitindan alinma Turkce vs" demeye basliyacam.
Bakalim ne diyecekler.

Yazan: Haydar Tarih: December 28, 2006 5:20 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)