« Yeni Türkiye'nin Yükselen Yıldızı | Ana Sayfa | İki Farklı Batı »
December 18, 2006
Abdülkerim Suruş ile 'İslam, Demokrasi, Modernite'
Ünlü İranlı düşünür Prof. Abdülkerim Suruş, 19 Aralık Salı akşamı saat 19.00'da Taksim'deki Green Park Otel'de "İslam, Demokrasi ve Modernite" başlıklı bir konuşma yapacak. Benim de danışma kurulunda yer aldığım "Açık Fikir Toplantıları" adlı yeni bir oluşumun düzenlediği bu toplantıya giriş serbest ve ben de tüm "site sakinlerini" davet ediyorum. İngilizce yapılacak konuşma simültane olarak Türkçe'ye de çevrilecek, sonrasında da soru/cevap faslı var.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: December 18, 2006 3:25 PM
Okur Yorumları
(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)




Geogetown Universites'ndeki benim de teblig sundugum bir konferansta keynote speake idi Prof. Surush. Kendisi Iran'da Hatemi cizgisine yakin fakat bagimsiz dusunebilen, orijinal fikirleri ile adeta kendi ismi ile bilinen bir ekolu temsil eder.
Bence kacmaz bu.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 18, 2006 3:11 PM
Bu toplantıları neden 19:00 gibi vakitlere koyarlar ki? Herkes Nişantaşında, Ortaköy'de mi çalışıyor? Konuşma metnini zaptetmek mümkün olabilir mi? İzin verilirse derin bir demokratik dergide yayınlanır belki ;-)
Yazan: blue Tarih: December 18, 2006 4:38 PM
Bu gibi toplantıları niye hep İstanbul'da yaparlar ki? :-)
Olmuyor böyle, geliş gidiş en sonunda İstanbul'a yerleşeceğim galiba..
Suat Ö.
Yazan: Gelenek Tarih: December 18, 2006 5:51 PM
Konferanstan Notlar:
Mustafa Bey'in sitesi vasıtası haberdar olduğum "Açık Fikir Toplantıları" çerçevesinde tertip edilen ilk konferans olan Prof. Abdülkerim Suruş 'un "İslam, Demokrasi, Modernite" konulu konuşmayı kendim adıma bilgilendirici, düşünmeye sevk edici buldum.
Prof. Suruş günümüz İran’ının yetiştirdiği en tanınmış düşünürlerdendir. Kendisini ilk olarak 2001 yılında Washington'da CSID (İslam ve Demokrasi Etütleri Merkezi) organizasyonunun düzenlediği benim de bir tebliğ sunduğum ”Post-modern Çağda İslam Demokrasi ve Laikçi Devlet” konulu konferansta tanımıştım.
Prof. Suruş’un düşünce çizgisini karakterize etmek için akılma gelen ilk kelimeler rasyonalist İslam savunucusu, veya modernite ve demokrasi ile barışık İslam yorumcusu denilebilir. Başkaları kendisi için reformist, revizyonist, yenlikçi, liberal Islamist hatta ve aşırı uçta mürtet gibi kelimeler kullandılar. Suruş kendisi için başkalarının kullandığı tavsifler konusunda savunmacı olmayacak kadar öz güvenli, bir düşünür. Daha önce dinlediğim konuşması gibi bunda da bir ideolog değil görüşleri tahlil ederken makul argümanlar sunan ve kendininkine zıt görüşlere de adil davranabilen bir düşünür.
Suruş “İslam ve akıl ” konusuna yaklaşırken İslam’daki iki itikadi gelenek olan Eşariye ve Mutezile arasında Mutezile’yi tercih ettiğini söylüyor. Suruş’a göre Eşariye okulu mutasavvıf, din adamı yetiştirmiştir fakat filozof yetiştirememiştir; çünkü vahiyden bağımsız akli fazla olumlu bakmayan bir gelenektir. Öte yandan Mutezile mezhebi vahyin dışında da objektif rasyonel olabileceğini, dolayısı ile aklin vahiyden bağımsız olarak kullanılabileceğini savunur. Bu bağlamda Suruş’un görüsü bana Papa XVI. Benedikt’in “dinin akıl ile bağdaşır” olduğunu ve Ibn-i Hazm gibi ulemanın “Allah’ın insan aklından bağımsız” olduğunu öne sürdüğünü ve bundan Islam'in "siddet" gibi akla uygun olmayan fiillere cevaz verdigini iddia etmesini hatırlattı. Keşke Papa Suruş’un konuşmasını dinleseydi.
Sünni İslam’da kazanan, ve hakim tarafın Eşariye olduğunu not etti. Öte yandan Şii İslam’ın Mut’ezile geleneği ile gurur duyduğunu fakat bunun şu anki gerçeği yansıtmadığını, bugün İran’da aslında Eşariye okulunun hakim olduğunu ifade etti. Şimdilerde ise Sünni İslam’da da Mutezile çizgisinde alimlerin yetişmesinden memnuniyetini ifade eder.
Su ana kadarki notlar aslında Prof. Suruş’un bir soruya cevap dışında dokunduğu mevzular değildi. Ama o’ndan bahsedince kendisinin en karakteristik argümanlarından birinden bahsetmeyi gerekli gördüm.
Konuşması adı üstünde İslam ve modernitenin ve demokrasinin bağdaşabilirliği üzerine idi. Suruş bunu yaparken modernite fetişizmi yapmadı. Tam tersine “modernitenin ruhunu (veya özünü, hakikatini “esence”) aramaya gerek yok; modernitenin ruhu (veya ahlaki bir hakliliği) yoktur” dedi. Ne geleneğin ne modernitenin üstünlüğü argümanı objektif olarak yapılamaz Suruş’a göre. Modernitenin zıddı için gericilik (veya “irtica”) olarak değil yoksunluk ve basarisizlik (hüsran) olarak tanımladı (tabii ki burada modern dünyada modern olmayan toplumları kastediyor).
Modernitenin iki farklı bileşenini donanım ve yazılım olarak tasvir etti. Donanım teknoloji, ve ürünleri, yazılım ise fikirler, değerler, prensipleri temsil eder. Gelenek ile modernite arasındaki savaş yazılım cephesinde cereyan eder. Buradan ben moderniteyi bir “hayatin gerçeği”, kaçınılmaz bir durum olarak sunduğu yorumunu çıkardım. Moderniteyi yüceltmek veya kökten reddetmek yerine kendisine uydurarak sahiplenmeyi (kullanımına almayı - “appropriation”) daha akılcı buluyor Suruş. Nitekim modernitenin kökten reddini savunduğunu söylediği gene İran’ın yetiştirdiği zamanımızın değerli mütefekkirlerinden Seyit Hüseyin Nasr’i bu görüsünden dolayı eleştirdi.
Modernite sadece daha önce belirlenmiş sabit gayelere ulaşmak için vasıta değildir; modernite ayni zamanda varılacak hedefleri de değiştirebilir. Örneğin telefon icat edildiğinde bu günkü Internet veya cep telefonu mucidin aklından geçmedi. Modernitenin “donanım” kısmı bize “ihtiyaç” dediğimiz şeyleri yeniden tanımlattı. Yaşamanın objektif amacı mutluluk olmak tanımlanır çoğunlukla. Artık bunun evrensel geçerliliği tartışılır.
Bu bağlamda Batı ile İslam dünyasını karsılaştırırken birkaç yüzyıldır açılan makas için yerli oryantalist bir gözlük kullanarak “onlar reform yaptılar, biz yapmadık” vb seklinde suçu İslam’a yüklemek yerine “tarihi kazalara” yordu. “Onlar şanslıydı biz şanssızdık”.
Diğer kayda değer bir tespit de modernitenin Islama rejimler için problem yarattığı idi. (Ör. Iran). Problemin nedeni: Modern vasıtalarla modernite öncesi gayelere ulaşmaya çalışmak.
Iran deneyimini İslam dünyası için örnek olarak sunmak yerine daha nötral ve objektif bir yaklaşımla bu tecrübenin İslam dünyası için başarıları ve başarısızlıklarından çok şeyler öğrenebileceği bir deney olarak bahsetti. Iran bağlamında Hatemı çizgisine yakın olduğunu da dolaylı olarak ifade etti.
Modernitenin ortaya çıkardığı açmazlar, tezatlara karsı “çözüm” veya “doğru yaklaşım” olarak su öneriler ve değerlendirmelerde bulundu:
Modernite tamamını almak veya reddetmek zorunda olduğumuz bir paket değildir. İçinden değerlerimize göre secim yapabiliriz. Değişik moderniteler mevcuttur; alıp kendi değerlerimize uygun hale getirebiliriz.
Modernite de tezatlar da mevcuttur; fakat tezatlar hayatın bir parçasıdır, “tezattan korkamayalım”.
Modernite taklit demek de değildir. Her kültür gibi , İslam kültürü de moderniteyi kendisine adapte edebilir. Bunu açıklamak için benim örneğim: TV veya Internet bir “donanım” dır, ahlaki olarak notraldir. Bu donanım doğru yazılım ile uygunlaştırılarak sahiplenilir. Bizim sahiplenmemiz Müslüman kimliğimizi yansıtır şekilde olmalıdır.
Geçmişte insanlar için Arap, Acem veya Türk olmak önemli bir kimlik değildi; otomatik avantaj veya dezavantajlar barındırmıyordu. Ama modernite milli kimliklerin önemini arttırdı. Fakat bu gün görüyoruz ki bu artık tekrar insanların kendilerini kimliklendirmelerinde kifayetsiz kalıyor.
Yönetim ve demokrasi üzerine:
Demokrasi üzerine daha az konuştu. Demokrasinin sadece sandığa gitmekten ibaret olmadığını söyledi. İran’ı örnek verdi ama nezaketin Türkiye’den bahsetmedi.
Vurguladığı diğer bir nokta , çeşitli baskı rejimleri tarafından veya dış güçler tarafından hakları çiğnenen İslam toplumlarında Müslümanların bütün problemi “gücün” kendilerinde olmayışında gördükleri ve devlette hakim olduklarında problemlerinin çözüleceği gibi bir kolaycılığa kaçtıkları idi. Gücün bütün problemleri çözeceği yanlış bir beklentidir. Güç değil fikirler, bilgi ve bilginin sahiplenip uygunlastirilmasi veya “Islamizasyonu” gerekir.
Churchill’in meşhur “demokrasi berbat bir sistemdir ama berbatların en iyisidir” sözünü hatırlattı. Demokrasinin kendi kendine nihai hedeften çok daha temel gaye olan adaletin sağlanması için en uygun mevcut araç olduğunun altını çizdi. Bundan dolayı da demokrasinin temel direğinin bağımsız adil ve güçlü bir yargı olduğunu ve bunun tesisi için de sağlam bir adalet teorisine ihtiyaç olduğunu ifade etti. Aklıma “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar” ve “peki bu güçlü adalet teorisini hangi şartlar ortaya çıkarır” sorusu geldi ama soruların çokluğundan sıra gelmedi sormaya.
Soru cevap kısmında bir arkadaşın Iran devrimi’nin gayesi Silikteki velayet-i fakih müessesesini tesis etmek olduğu argümanını reddederek, bu durumun gaye değil devrimin oncusu İmam Humeyni’nin ayetullah olmasının “kazaren” ortaya çıkardığı bir durum olduğunu ifade etti.
Aklımda kalanlar ve notlarımdakiler bu kadar. Ben ilk is olarak Prof. Suruş’un "Reason, Freedom and Democracy in İslam" (İslam’da Akil, Özgürlük ve Demokrasi) kitabini alacağım. Türkçe’ye çevrildi mi bilmiyorum. Kendisi ve fikirleri hakkında daha fazla bilgi için www.drsuroush.com.
Bize böyle değerli bir mütefekkirin fikirlerinden istifade etme imkanı sundukları için “Açık Fikir Toplantıları” düzenleyicilerine teşekkür ederim. Buna benzer daha nice hayırlı faaliyetler dilerim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 20, 2006 8:56 AM
Sayın Yıldırım'a teşekkürler...
Üstad Suruş'a selamlar...
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: December 22, 2006 10:48 PM
Böyle bir özet ve değerlendirme için, Bekir Beye teşekkürler..
Yazan: Hasan Basri Tarih: December 26, 2006 11:12 PM
Muhammed Ali ve Hasan Basri Beyler,
Tesekkurler once Dr. Surus ve o'nu bizlere sunan "acik fikir toplantilari" organizatorlerine ait. Ben notlarimi kaklettim, kendi blogum ve burada. Bu vesile ile gene Prof. surus ile ilgili bugunku Zaman'da Sahin Alpasy'in bir yazisi oldugunu duyurayim okumamis olanlara. Ben Alpay'in Surus yorumundan birazcik ayrildigimi kendisine bildirdim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: December 27, 2006 8:36 PM
URL yanlis olmus. Ben bu adresten ulastim:
www.drsoroush.com
Yazan: Giray Tarih: January 11, 2007 1:31 AM
selamlar.........bekir beyin abdulkerim surus hakkindaki yorumunu inceledim .sade bir dille yazilmis olmasi ve ozellikle surus hakkindaki verdigi bilgiler cok hosuma gitti.tesekkur ediyorum
Yazan: dilek Tarih: May 30, 2007 10:26 AM