« TÜYAP'ta İmza Günü | Ana Sayfa | İsrail Terörü, Untermenschen ve Sezer »
November 5, 2006
Yeniden İslam-Öncesi Türkler Üzerine
"Büyüklere Masallar III: 'İslam Öncesi Türkler Medeniydi'" başlıklı yazım üzerine bazı eleştiri ve itirazlar geldi. Aslında bunların çoğunun yazımdaki görüşlerle çelişik olmadığını, belki de orada eksik kalan unsurları tanımladığını söylemem mümkün. Bu eksik kalanları kendi adıma tamamlamak içinse, aşağıdakileri söylemem gerek.
Türklerin İslam öncesinde hiç bir kültürü olmadığını ileri sürmedim. Bilim, sanat, felsefe, mimari gibi alanlarda kayda değer bir medeniyet üretmediklerini vurguladım. Bu ise, daha önce de belirttiğim gibi, şaşırtıcı bir durum değildir; çünkü pre-İslamik (İslam öncesi) Türkler çoğunlukla göçebedir ve göçebelerin yaşam biçimi bu yönde bir medeniyete izin vermez. (Bedevi Araplar da aynı biçimde gayr-ı medeniydi. Zaten "medeniyet" kelimesi Arapça'daki "şehir" anlamına gelen "medine" kelimesinden türemedir.)
Öte yandan pre-İslamik Türklerin başarılı bir ordu geleneğine sahip oldukları tartışılmaz bir gerçektir. Çinlilerin Türkleri durdurabilmek için dev bir "sed" inşa etmesinin, Atilla'nın Avrupa içlerine kadar ilerlemesinin başka bir izahı yoktur. Ancak askeri yönden çok güçlü olup da yerleşik kültür yönünden zayıf olan medeniyetler, fazla uzun ömürlü olamazlar. Pre-İslamik Türkler işte bu açıdan Moğollar'a benzerler; Moğollar da Cengiz Han gibi liderlerin demir yumruğu altında büyük istilalar gerçekleştirmiş, ancak daha sonra ele geçirdikleri topraklarda kalıcı bir kültür üretememiş, aksine o topraklardaki güçlü kültürlerin içinde asimile olmuşlardır. (13. asırda İslam dünyasının büyük bölümünü çok kanlı bir istila ile ele geçiren Moğolların bir-iki nesil içinde Müslümanlaşıp İslam toplumu içinde erimeleri, bunun en çarpıcı göstergelerinden biri olsa gerek. Moğollar İslam'ı askeri yönden fethetmişler, ama İslam onlara kültürel olarak galip gelmiştir.)
Peki Ortaçağ İslam medeniyeti nasıl olup böylesine güçlü ve başarılı olabildi? Bazı okurlar "İslam medeniyetinin de gökten zembille inmediğine" işaret ettiler. Kısmen haklı bir yorum bu. Gerçekten de erken dönem İslam medeniyeti (Dört Halife, Emeviler ve Abbasiler dönemi) pek çok konuda yoktan kültür yaratmamış, aksine Ortadoğu'da zaten var olan Bizans, Pers, Hıristiyan, Yahudi ve hatta Hint kültürlerinden unsurlar alarak bunların bir sentezini oluşturmuştur. Avrupa'da unutulmuş olan Eski Yunan kaynaklarının Müslüman alimler tarafından yeniden keşfi ve yorumlanmasını da buna eklemek gerek.
Bir başka deyişle İslam, her şeyi yıkıp baştan yaratmaya kalktığı için değil, aksine İslami olmayan kültürlerin zenginliğinden de yararlandığı için yükselmiştir. (Bugün ne yazık ki bazı Müslümanlar "Batı"dan veya başka herhangi bir kültürden gelen her şeyi peşinen reddederek bu geleneğin aksi yönünde bir tutum izliyorlarlar.) Ortaçağ İslam dünyasının, o devirdeki küresel ticaretin merkezinde yer aldığını, bunun getirdiği ekonomik zenginliğin de medeniyetin serpilmesinde büyük rol oynadığını belirtmek gerek.
"Gökten zembille inmeme" yorumunun kısmen haklı olduğunu söyledim. Üstte anlattıklarım, bu haklılığın açılımı. Ama kanımca İslam medeniyetinin "gökten inen" çok önemli bir kaynağı da vardır: Kuran-ı Kerim. Bunu, Kuran'ın ilahi bir kitap olduğuna inanmayan pek çok seküler tarihçi de kabul eder: İslam medeniyeti, bu kitap sayesinde doğmuş ve büyümüştür. Kuran öncesinde de İslam medeniyetine dahil olacak unsurlar vardı Ortadoğu'da. Ama bu unsurlardan biri olan Araplar'a yazılı bir hukuk ve küresel bir vizyon getiren, kabileciliği fazlasıyla aşan bir "İslam milleti" bilincini kazandıran unsur, Kuran'ı Kerim'dir. Dahası Kuran, Hıristiyanlık ve Yahudilik'i de meşru dinler olarak kabul ederek, bu "Kitap Ehli" inançların İslam çatısı altında yaşayabileceğini garanti etmiştir. İşte bu nedenledir ki Arabistan'dan çıkıp dört yana doğru ilerleyen Arap/İslam orduları, ele geçirdikleri topraklarda Moğollar gibi bir yağma ve katliam yürütmemiş, "hukuk" (şeriat) kavramına sahip oldukları için, yerel halkın inanç ve geleneklerinin yaşamaya devam etmesine izin vermişler, dahası bunlardan yararlanmışlardır. Kısacası Kuran, İslam medeniyetini motive eden ve hukuki/ahlaki bir çerçeveye oturtan temel bir çatı (İngilizce tabirle "framework") olmuştur.
Pre-İslamik Türklerin İslam'a geçişleri, onları hem bu "çatı" ile hem de İslam medeniyetinde yeşermekte olan bilim, felsefe ve sanatla tanıştırmıştır. Daha öncesinde dünya tarihine daha çok askeri başarıları ile etki eden Türklerin, İslam sonrasında diğer alanlarda da başarı elde etmeye başlamaları, bunun sonucudur. Bu "sentez"in en yüksek örneğini kuşkusuz Osmanlı İmparatorluğu'nda görüyoruz.
Altı çizilmesi gereken bir nokta, pre-İslamik Türklerin "medenileşme" süreci ile "İslamlaşma" sürecinin ele ele gitmiş olmasıdır. İslam öncesinde bir yazılı bir "savaş hukuna" sahip olmayan Türklerin İslam'a ilk girdikleri dönemlerde fazla "kan dökücü" olduklarını, İslam'ı özümsedikleri oranda bundan uzaklaştıklarını görebiliyoruz. İtalya'nın önde gelen tarihçilerinden Franco Cardini, "Selçuklu Türk milislerin İslam'a yeni girmiş oldukları için biraz eli ağır davrandıklarını" belirtirken bu gerçeğe işaret eder.(1) (Amerikalı anti-İslami ideolog Andrew Bostom'a karşı yazdığım uzun bir makalede [Still Standing For Islam - and Against Terrorism] bu olguya dikkat çekmiştim.) Öte yandan Türk despot Timurlenk'te de "az İslamileşme"nin getirdiği bir barbarlık görülebilir: Timur'un Müslüman veya gayrımüslim kitlelere karşı yürüttüğü korkunç katliamlar, İslami fakihler tarafından kınanmıştır.
Ancak Müslüman Selçuklular'ın pagan Moğollar'dan çok daha insani olduklarını da görmek mümkündür. Moğollar ele geçirdikleri her yerde kadın-çocuk ayrımı gözetmeksizin katliam yapmış, Selçuklular ise İslam hukukunu gözettikleri için bu şekilde davranmamışlardır. İslam konusunda uzman bir Rus tarihçi olan Abraham L. Udovitch şöyle der:
Selçuklu işgalinin şartları, Moğollar'ınkinden çok daha farklıydı… Selçuklular Horasan'ın işgalinden önce Müslüman olmuşlardı. Liderleri yerleşik hayata uyum sağlamıştı ve İslami toplumun var olan geleneklerini özümsemişlerdi. Onların yönetiminde İslam medeniyeti gelişme alanı buldu… Öte yandan Moğollar ise pagandılar ve onların işgalinde çok sayıda şehir yok edildi, buraların binlerce sakini katliamdan geçirildi, ekili toprakların çoğu tahrip edildi.(2)
Özetle, Türkiye'de sıkça kullanılan "Türklerin İslam'la şereflenmesi" kavramı, sadece teolojik değil, aynı zamanda tarihsel bir doğruyu ifade etmektedir: İslam'la tanışmaları ve onu kabul etmeleri, Türkleri hemen her alanda yükseltmiştir. Buna karşı çıkan, aksine "İslam-öncesi Türklüğün daha ileri olduğunu" savunanlar, tarihsel gerçeklere değil, ideolojik kurgulara dayanıyorlar. 1930'lardaki Türk Tarih Tezi'nde olduğu gibi.
Bu gerçeğe işaret etmiş olmam, söz konusu ideolojik kurguların sahiplerini öfkelendirmiş olabilir. Son bir kaç gündür gelen bazı e-maillerdeki "Türklüğe ihanet" suçlamaları ve paralel hakaretler bunu gösteriyor. Oysa ben "Türklüğe ihanet" bir yana Türk olmakla gurur duyuyorum. Ama bunun en büyük nedeni, Türklerin İslam'ı benimsemiş ve onun için büyük fedakarlıklarda bulunmuş bir millet olmasıdır. Bernard Lewis, "Türkler'in İslam'ı büyük bir tutkuyla benimsediklerini, kendilerini onunla belki başka herhangi bir milletten daha fazla özdeşleştirdiklerini" söyler. Ben, "ne mutlu Türküm diyene" derken, en çok bu gerçeği esas alıyorum.
1) Franco Cardini, Europe and Islam (translated by Caroline Beamish), Blackwell Publishers, Oxford, 2001, s. 57
2) A. K. S. Lambton, "Reflections on The Role of Agriculture in Medieval Persia", The Islamic Middle East, 700-1900: Studies in Economic and Social History, (ed.) A. L. Udovitch, The Darwin Press, Inc., Princeton, NJ, 1981, s. 300
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 5, 2006 4:28 PM
Mustafa Beyin bu ikinci yazısı kendisini anlatması açısından daha doyurucu olmuş.bu kadar önemli bir konunun bir makaleyle ifadesi kolay olmuyor.
yapılan yorumlar konuyu açıp geliştirdi aslında.muhalif yorumlarda çok önemliydi.muhalefetin olmadığı yerde demokrasi olmaz.
görüşlerini benimsemediğimiz bir yazara hakaret vari yazı yazmak medeniyet savunucularına yakışıyor mu?onu da bu üslup sahipleri takdir etsinler.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 5, 2006 4:54 PM
Taj Mahal'in düsündürdükleri
Elinize saglik Mustafa Bey, sitenize yakisan bir yazi. Tarihin politik araç kullanilmasi büyük hata elbette. Oysa bugünü anlamak için ne kadar da faydali. Bu baglamda asagidaki paragrafi tekrar etmek isterim:
Atatürk'ün deyimi ile "araplarin dini" diye nitelendirilen Islâm'in mesaji bunun çok ötesinde tabi. Bu gibi önyargilarin asilmasi, ezberlerin bozulmasi ise gene müslümanlarin elinde saniyorum.
Geçenlerde okudugum bir kitaba göre (Histoire de l'Inde - Alain Daniélou) Mimari alaninda çarpici bir örnek dünyanin en güzel camilerinden biri olan Taj Mahal. Bu camiyi yaptiran Moghol (Moğol degil) adli türk hanedani 1200'lerde hindistanda hüküm sürmüs ve hinduizm'den de istifade ederek güçlü ve gelismis bir devlet kurmus. Yaptiran sultan Sah Cihan gibi türk olan bas mimar Ustad Isa iranli ve venedikli mimarlardan da istifade etmis.
Dediginiz gibi müslümanlar diger uygarliklardan istifade ettikçe, açilip merak ve esneklik gösterdikçe ilerlemisler. Darisi basimiza.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: November 6, 2006 1:44 AM
İslam sanatları tarihi bu konuda bize çok fazla malzeme veriyor.islamın bir mabed mimarisi zaten olamazdı.yeni doğmuş bir medeniyet birdenbire Selimiyeyi ortaya çıkaramazdı.Osmanlı'daki cami mimarisi bile klasik ölçülerine kavuşuncaya kadar uzun denemelerden geçmiş.
klasik camilerin sadece dış mimarisi değil,iç süslemeleri bile muazzam bir sanat,ölçü,ahenk uyumu.
geleneğimiz içinde yıllar süren çabalarla oluşmuş klasik mimarimizi,edebiyatımızı,süsleme sanatlarımızı bu ruhu bize veren tasavvuf kültürümüzü dışlayıp yüzümüzü batının o soğuk yüzüne dönmemiz ne büyük bir kayıp!!
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 6, 2006 10:11 AM
mustafa bey,sizi tebrik ediyorum,durusunuzdan taviz vermediginiz icin,cünkü siz orta-yolu sectiniz,yani objektif olmayi (bununla beraber müslümanca olaylara bakmaya).zaten müslüman olmanin özelligide budur,yani allaha teslim olmak,kendi bulundugu toplumun,milletinin duygularinin esiri olmayip,her olaya DENGELI yaklasabilmek.allah "müslümanim" diyen bizlere her gün fatihada okudugumuz "sirat-i mustakim" (orta-dengeli-dosdogru yol) " dan ayirmasin.amin.zaten biz türkiye insanlari eger olaylara duygusal degilde "islami" yada en azindan "bilimsel" yaklassaydik,cok daha olgun ve gelismis bir toplum olmus olurduk,tipki eskiden oldugumuz gibi,öyle günlere kavusma dilegiyle arkadaslar:)
Yazan: metin Tarih: November 6, 2006 3:34 PM
Büyük bir millet olmanın tek şartı medeni (şehirli) olmak mıdır? İyi günde kötü günde birbirlerine sevgi ve saygı bağıyla bağlı Göçebe bir topluluk büyük bir millet olamaz mı?
Sırf İslam dinini ve İslam medeniyeti'ni yücelteceğiz diye açmaza sürüklendiğinizin farkında mısınız?
Eğer İslam dini ve medeniyeti milletleri büyük bir millet yapıyor idiyse neden Araplar bugün birbirlerinden kopuk ve birbirleriyle kanlı bıçaklı kavgalı bir millet durumundalar?
Neden bu İslam medeniyeti sadece Türklere yaramış ta Araplara yaramamış? Neden yaramadığını sizlerde çok iyi biliyorsunuz. İslam şeriatı ve medeniyeti hiçbir derde deva değiiiiiiiil. Araplar da eninde sonunda bunun farkına varacaklar elbet ama iş işten geçmiş olacak.
Siz hala farkında değilsiniz ki Araplar nasıl farkına varsın. Araplar da keşke Mustafa Akyol bey gibi NE MUTLU ARABIM DİYENE demekten mutlu olabilselerdi. Emperyalizme karşı mezhep ayrılığı gözetmeksizin topyekun tam bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi verebilseler bu uğurda birlik olabilseler kesinlikle Araplar da dünyanın en mutlu insanları olurlardı.
Peki bu neden olmuyor? Arapların milli rabıtalarını gevşeten şey nedir acaba? Türk İslam medeniyetine ihtiyaçları olmasın?
Türk İslam medeniyeti hakkında fazla bir bilgim olmadığı için yorumu Mustafa Akyol bey'e bırakıyorum. Belki " İslam Medeniyeti'ni yeniden düşünmek. Yanlış giden neydi? Bundan sonra nereye? " isimli bir kitap yazıyordur.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: November 6, 2006 5:14 PM
İslam zaten yücedir.kimsenin yüceltmesi veya yermesi onu etkilemez.İslamın öğretilerine sahip çıktıkça müslümanlar ilerler,sözde müslüman oldukça da geriye giderler.
bir medeniyetinin gelişmişliğini şehirleri yansıtır.bu ilerlemenin bir göstergesidir tabiki ama tek başına yeterli değildir.bir medeniyeti çevreye,hayvanlara,fakirlere,mazluma ,ilme,ahlaka vs.verdiği önemlede ölçmemiz gerekir.
İslam medeniyetini kötülemek istiyorsanız bir zahmet önce onu bir öğrenin.Mustafa Beye havale etmeyin.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 6, 2006 8:02 PM
Hülagü Bey’in sorulari ve düsündürdükleri
1930’lardan beri ileri sürülen ve okul kitaplarina sokulan tezler var ki Hülagü Bey de bir çogumuz gibi bu yönde fikir beyan etmis kanimca. Tekrar tekrar karsima çikan sorulara kendi cevaplarimi vermek isterim :
Büyük bir millet olmanın tek şartı medeni (şehirli) olmak mıdır? İyi günde kötü günde birbirlerine sevgi ve saygı bağıyla bağlı Göçebe bir topluluk büyük bir millet olamaz mı? (H. TTT)
Sehirli olmak çok mühim Hülagü Bey, mesele verim, matematik ve mühendislik meselesi : Göçebe bir toplulukta insanlar vakitlerinin önemli bir kismini göçmek, yeniden yerlesmek, yiyecek ve su bulmak, ayrica güvenlik için harcarlar. Ancak etrafi duvarlarla çevrilmis, tarim sayesinde daha fazla gida üretebilen ve depolayabilen sehirlerde açlik problemi neredeyse kalici olarak çözülmüstür. Hizmet üreten ve bos vakit sahibi insanlar olur ki bilime, sanata, bilgi aktarimina vakit ayirabilsinler. Gene sehirlerde göçebe topluluklarin karsilasmadigi idarî, mimarî, sihhî (çöpler gibi) sorunlarla karsilasirsiniz ki bu da yeni disiplinlerin dogmasina sebep olur.
Fakat sorunuza tam cevap vermek için büyük bir milleti tarif etmek lâzim önce:
1) Erdemli, prensipli millet, (ki ölçülmesi zordur)
2) Genis topraklara sahip olmus ve uzun zaman hakim kalmis,
3) Baska milletlere hükmedebilmis, onlari ülküsüne ortak edebilmis,
4) Dünya bilimine ve sanatina kalici eserler birakabilmis,
5) Bunlarin bir kismi veya hepsi.
Sırf İslam dinini ve İslam medeniyeti'ni yücelteceğiz diye açmaza sürüklendiğinizin farkında mısınız? (H. TTT)
Islâm’in reklâma, yüceltilmeye ihtiyaci yok. Biz insanlar tarihten ve Din’den istifade edebiliriz. 1930’lardan beri Atatürk devrimlerini olduklarindan daha iyi göstermek için tarihimizin, dinimizin ve atalarimizin karalanmasi ahlakî bir sorunu da beraberinde getiriyor. Gerek 1917 rus devrimi gerekse 1789 fransiz devrimi geçmisi karalama yoluna gitmis, 1 veya 2 yüzyil sonunda gerçek ortaya çikmistir. Bu insanî bir sey. Hangimiz tanik olmadik Demirel ve rahmetli Ecevit’in “enkaz devraldik!” palavralarina. Eskiden çok kötüydü, iyi ki biz geldik manasinda.
Eğer İslam dini ve medeniyeti milletleri büyük bir millet yapıyor idiyse neden Araplar bugün birbirlerinden kopuk ve birbirleriyle kanlı bıçaklı kavgalı bir millet durumundalar? (H. TTT)
Dinî aidiyet ile uygarlik arasinda dogrudan bir korelasyon yok. Yani su dinin mensuplari mutlaka ileri gider veya geri gider diye. Islâm ayni Islâm. Bizim elimize ayni anahtarlari yüzyillardir veriyor. Bazen müslümanlar kapi açmis bu anahtarlar ile bazen de bir birlerinin kafalarina vurmuslar. Hz Muhammed’in iki sözü bile bir devleti idare etmek için anayasa maddesi degerinde :
1) Dinsiz devlet olur, adaletsiz devlet olmaz,
2) Alimin mürekkebi sehidin kanindan üstündür (mealen)
Geçmiste ileri gitmis müslüman veya degil bütün ülkeler ileri adalet sistemlerine sahiptiler ve bilime yatirim yapiyorlardi. Bugün de Bati ülkelerinin ve Japonya’nin en azindan teknik ve ekonomik üstünlügü büyük ölçüde bu prensiplerle açiklanabilir.
Türkiye’ye bakalim bu hadisler bakimindan :
• Dinsiz devlet olur, adaletsiz devlet olmaz : Mahkemelerimizin, hapishanelerimizin, polisimizin zayifliklari ortada iken, kürtlere, gayri müslimlere asgari bir adalet temin edemez iken laiklik için kiyametler kopuyor. Kadinlarin basörtüsüne harcanan vakitte agaç dikseydik herhalde Türkiye amazon ormanlarina dönerdi! Basörtü yasaklariyla kul hakki çignemeye devam ediyoruz.
• Alimin mürekkebi sehidin kanindan üstündür (mealen) Türkiye’de hala bilim adamlari rezil maaslarla geçim kavgasi veriyor ve askerler basbakana karisacak kadar cüretkâr. Devlet tarafindan sübvanse edilen Ordu evleri, süper marketleri cabasi.
Türkiye’nin egitim ve bilimsel arastirma bütçeleri onyillardir en düsük olanlardir. Savunma bütçesi ise en yüksegidir. AKP ile çok hafif bir iyilesmenin basladigini umuyorum.
Neden bu İslam medeniyeti sadece Türklere yaramış ta Araplara yaramamış? Neden yaramadığını sizlerde çok iyi biliyorsunuz. İslam şeriatı ve medeniyeti hiçbir derde deva değiiiiiiiil. Araplar da eninde sonunda bunun farkına varacaklar elbet ama iş işten geçmiş olacak. (H. TTT)
Hülagü Bey, size bir bilmece : Bugünkü bilgi teknolojisinin kalbini olusturan ALGORITMA kelimesi neden arapçadir? Bugünkü ekonominin, borsanin her türlü hesabin özü neden bütün bati dillerinde ALGEBRE/ALGEBRA dir?
Siz hala farkında değilsiniz ki Araplar nasıl farkına varsın. Araplar da keşke Mustafa Akyol bey gibi NE MUTLU ARABIM DİYENE demekten mutlu olabilselerdi. .... Arapların milli rabıtalarını gevşeten şey nedir acaba? Türk İslam medeniyetine ihtiyaçları olmasın? (H. TTT)
“Millet devlet” Osmanli gibi büyük imparatorluklari bölüp hammadde kaynaklarina ve ticaret yollarina el koymak için 18.yy’da icad edilmis korkunç bir kavramdir. En az “medeniyetler çatismasi” kadar tehlikelidir. Bunun uygulamasini küçük ölçekte gördük Bosna’da.
Araplarin ve genel olarak müslümanlarin saglikli devletler kurmasi ingiliz, fransiz ve amerikali petrol ve silah sirketlerinin isine gelmez. Meselâ ortadoguyu kana bulayan kisilerden biri olan Humeynî yillarca Paris’te siyasî siginmaci olarak kalmis, Iran Sahi’nin düsürülecegi gün de bir Air France uçagi ile tahran’a inmistir. Yayinlanan belgesellerde Humeyni uçaktan inerken dikkatle bakin, üç renkli Air France logosunu taniyacaksiniz : özgürlük, esitlik, kardeslik!
Türk İslam medeniyeti hakkında fazla bir bilgim olmadığı için yorumu Mustafa Akyol bey'e bırakıyorum. ....
Tevazu göstermeniz yerinde olmus. Yanlis anlamazsaniz size bir site önereyim : http://www.muslimheritage.com/
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: November 6, 2006 11:45 PM
## 1930’lardan beri Atatürk devrimlerini olduklarindan daha iyi göstermek için tarihimizin, dinimizin ve atalarimizin karalanmasi ahlakî bir sorunu da beraberinde getiriyor. (Tunç) ##
Tunç bey, tarihimizin , dinimizin ve atalarımızın nasıl karalanmış olduğuna dair kanıtlarınız nelerdir? Lütfen bu kanıtlarınızı tarih, yer, saat belirterek ve kim tarafından yapılmış olduğunu ortaya koyunuz. Koyamazsınız çünkü yok böyle bir şey. Asıl sorun Türk devrimini özümseyememiş olmanızdır. Türk devrimini daha iyi göstermeye çalışmak ta ne demek? Türk devrimlerinin böyle bir çabaya zaten ihtiyacı yok.
Elinizdeki tek arguman bu. Sadece kuruntudan ibaret. Son Osmanlı hanedanlarımızın torunlarını örnek almanızı tavsiye ederim. Sizde onlar gibi Türk devrimine sahip çıkın. Gazetelerde ve TV lerde izlemişsinizdir Türk devriminin kıymeti bugün daha iyi anlaşılıyor eğer bu devrimler olmasaydı Arabistan gibi olurduk dediler. İşte bu yüzden sırf bu yüzden Türk milleti çok büyük bir millet. Dolayısıyla İslamiyet'ten öncede çok büyük bir millet olan Türkler Türk devrimi sayesinde de sonsuza dek büyük bir millet olmaya devam edecektir.
Hayran olmamak, mutluluk ve gurur duymamak mümkün değil.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: November 7, 2006 10:33 AM
Türkler İslamiyetten önce çok büyük bir millet,devrimlerden sonra çok büyük bir millet acaba arada ne oluyor?
Yazan: deniz Tarih: November 7, 2006 11:21 AM
arabin "ne mutlu arabim diyene" demedigini ne biliyorsunuz ki,fransizin,ermeninin,almanin demediginimi saniyorsunuz,her millet kendini yüce sanar,cünlü insanoglu genelde duygusal kararlar verir,cogu zaman gercekci olmaz,hem dese ne olur,türkiye insani diyor diye türk olmak mutlu yapan bi garantimidir?elbette degildir.kaldi ki arabcilik yapmiyorum,yanlis anlasilmasin,banane arablardan:),kaldi ki arablarda (emeviler,abbasiler) islamla icice olduklari dönemlerde bir o kadar itibar ve basari sahibiydiler.tersini diyebiliriz,bugün türkiye insani ne kadar islamdan uzaksa,arablarda bir o kadar uzak,bence iki milletinde hava atacak bi durumu yok,iki millette artik degerlerini (islamiyeti,dürüstlügü,caliskanligi vb.) yasamiyor,dünya platformunda itibar sahibi degiller.ben anlamiyorum hangi hakla biz türkiyeliler arablari bu kadar basarisiz yada "türklerden" olumsuz degerlendiriyoruz,samimi olalim,türkiyeli olmanin hava atacak kac malzemesi kaldi?...allah icin pek bisey kalmadi.ne zaman gercek degerlere sarilir ve bireysel degisimi gerceklesitirisek,daha kaliteli bir toplum olacagiz ve o zaman insanlar zaten "türkiyeliyim" dedigi zaman sizi parmagiyla gösterip"aha buna güvenebilirsin" diyecekler,o günlerin tekrar gelmesi dilegiyle arkadaslar:)ne zaman türk olmak (ki dogaldir,tabiidir,inkari,sevilmemesi sözkonusu dahi degildir) müslüman olmaktan daha sonra gelirse,iste o zaman biz tekrar bu dünya insaninin ÜMMETI (ANNESI) olacagiz ve insanlik bu öksüz halinden kurtulcak belkide.tabiiki bunu illada türk yapcak diye bir kaide yok,kim daha cabuk yaparsa ,o daha cabuk basarili olcaktir (dünyadada,ahirettede)... :)
Yazan: metin Tarih: November 7, 2006 1:15 PM
Bu tartışma oldukça uzadı. Benim toparlamam şu şekilde olacak: Eğer İslam öncesi Türk uygarlığı görkemli ve parlak bir uygarlık olsa da İslam ile birlikte çöküşe, gerilemeye girmiş olsa bu apaçık ortada olur ve bunu tartışıyor olmazdık. Bu, anormal, patolojik bir olgu olurdu. Bünyede bir virüs aramak gerekirdi. Halbuki İslam veya başka katkı olsun veya olmasın, Türk uygarlığının zaman içinde gelişme göstermesi, eşyanın doğasına uygun, normal bir seyirdir. Tartışılabilecek olan ancak, gelişmede İslam'ın ne derece rolü olduğudur. Göçebe kültür ile yerleşik kültürün farkını tartışmak abestir. İslam katkısı olmasa Türk kültürü bugün ne biçimde olurdu'yu tartışmak oldukça spekülatif kalacaktır. Böyle bir tartışmadan sonuç alınabileceğini sanmıyorum. "Moğollar gibi olurlardı" yargısının son derece spekülatif olduğunu geçen tartışmalar gösterdi. Orta Doğu'ya gelmek sadece İslam ile tanışmak anlamına gelmez, uygarlıkların tam göbeğine gelmek anlamına gelir. Anadolu kadar kültür akımlarına köprü olmuş bir coğrafya daha yoktur. Tüm esintilerden mutlaka ki etkilenilmiştir. Bu esintilerin en güçlüsünün de İslam olduğu kuşku götürmez. Eğri de otursak doğru konuşalım. Bu ulusun çimentosunu İslam karmıştır. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz, bu böyledir. İslam öncesine ait öyle çok kayda değer bir şey yoktur.
Fakat bir tartışma da şu olabilir: İslam Türklere bir şeyler kattı. Peki Türkler İslam'a ne kattı? Ben Türkler'in de İslam'a kattıkları şeyler olduğu kanısındayım.
Sonuçta herkes kendi inancı doğrultusunda yorum yapıyor. İslam'ın tek hak sistem olduğuna inananların onu yüceltmek ve propagandasını yapmak için her yolu deneyeceklerine, hatta "hayvandınız, Allah sizi insan etti" bile diyeceklerine kuşku yoktur. (Laf aramızda, Akıllı Tasarım bunu diyen bir teoridir aslında. Yerli anlamı biraz karışık, ama batılı anlamda ID'nin anlamı tam olarak budur.) Laiklik, bu tür propagandalara pabuç bırakmamak için elzem ve vazgeçilmezdir. Laikliği bir an kaldırın, esen mi ararsınız, gürleyen mi, yağan mı artık, ne önü alınır, ne önüne geçilir. Laikliği kaldırdığınız an gerçek inanç bile kalmaz ortada. Nerde kaldı bilim, kültür kalacak... Edebiyatın, sanatın, bilimin, felsefenin, siyasetin din kontrolünde ve gözetiminde olduğu, ondan icazet almadan kıpırdayamadığı bir ortamda gelişmeden söz edilemez.
Din faktörünün çok güçlü olduğu ve toplumları sürüklediği dönemler yok muydu? Elbette vardı. Dinamikler hiç bir zaman oldukları gibi kalmazlar. Nedensellik çok fazla karmaşık ve çapraz bağlantıların çok fazla olduğu girift bir yapıdır. Kaostan düzene ve düzenden kaosa geçişler modern fizikte neredeyse kuantumun tahtını sallayacak kadar çok ilgi görüyor. Fizikçiler pembe rüyalarında bu yeni fiziğin ilkelerini bulduklarını görüyorlar ve bu amaç uğruna milyarlarca dolara malolan araç yapımlarına girişiliyor.
Hiç kuşkunuz olmasın, bilim ve teknoloji kazanacak. Ancak önyargısız, peşin hükümsüz, özgür bilim. Bir fiziksel olayın oluşumunu nedensel olarak açıklayan bilimcinin sözünü: "Peki tanrı hangi aşamada devreye giriyor?" diye sorarak kesen Napoleon Bonapart anlayışı değil. (Yine laf aramızda, Tanrıya en çok ihtiyacı olanlar Napoleon gibi askerlerdir. Çünkü ancak Tanrı inancı ile insanları güle oynaya ölüme gönderebilirsiniz. Askerlik de bir ölüm sanatıdır. Dikkat edin, öldürme demiyorum. Ölüm sanatı tanımlamasını bilinçli seçiyorum. Öldürmek kadar ölmeyi de içerir askerlik. İntiharın tüm biçimlerine tüm kültürlerde soğuk bakılırken "askeri intihar" en yüceltilen fedakarlıktır. Annenin yavrusu için canını fedasından daha yüce görülür.)
Parantez içi uzadı, konuya dönersek: Tanrının hangi aşamada devreye girdiğini hiç birimiz, peygamberler de dahil olmak üzere, bilmiyoruz. Bunu bilen, yeryüzünde tek bir kişi bile, hiç olmadı. Böyle bir sorunun yanıtını aramak ne gerekli, ne yararlı. Nedensellik örüntüsünü tamamlayıp geliştirmeyen hiç bir çabanın bilimsel gelişmeye katkısı yoktur. Ancak duygulanımlarımıza hitap eder. Yani kimse duygularımızı yok edip mekanik robotlar olalım ki bilim ve teknoloji zirveyi yakalasın da demiyor. (Kim bilir belki böyle bir çağ da gelir, ama henüz değil.) Tabii ki duygularımızla insanız. Ben o yüzden ateizmin bilime ya da bilimin ateizme hizmet ettiği tezlerine her zaman karşı çıktım. Din de bir duygudur ve insan her an için duygularının yönlendirmelerine kulak verebilir. Elverir ki tepemize bizi yönetme ve denetleme iddiasıyla dikilmesin...
Yazan: demirkan efegil Tarih: November 7, 2006 2:13 PM
Sayın Tunç, ben de sizi aklıbaşında biri olarak izliyordum. "kürtlere, gayri müslimlere asgari bir adalet temin edemez iken laiklik için kiyametler kopuyor. Kadinlarin basörtüsüne harcanan vakitte agaç dikseydik herhalde Türkiye amazon ormanlarina dönerdi!" cümlenize hayret ettim. Bu sözü İran'da Suriye'de olsanız edemezdiniz bile. Türkiye'de Kürtlere hangi anayasal veya yasal ayrımcılık yapılıyor acaba? Bunu yapmayın, TC'ye karşı olası bütün güçleri arkanıza almak uğruna Kürtleri, solcuları yanınıza çekmek adına Nazım Hikmet'leri Orhan Pamuk'ları pohpohlamanız hoş kaçmıyor. Bakın ben genelde soğukkanlı ve hatta adı "ılımlı laikçi" ye çıkarılmış biriyim ama, bu tür konularda biraz geriliyorum. Şu millete haklı olduğunuz yerde eleştiride acımayın, ama böyle Kürtlere, Ermenilere, solculara kıyım gibi haksız konularda eleştirirseniz soğukkanlılığımı yitiriyorum. Kusuruma bakmayın, eleştirim sizin şahsınızda sizin gibi düşünenlere yönelik oldu ama, bu tür konularda tartışmaya girsem benim de bir Hulagu TTT olmam işten bile değil. Bunu ise istemiyorum. Teziniz İslam ise, o olsun. Sağdan soldan yardımcı destekçi aramayın. O zaman "Amaç TC yıkılsın, Kemalizm çöksün, laiklik kalksın, buna yardım edecek herkes gelsin" görüşünde olduğunuzu ister istemez düşünürüm. Kırıcı olmak istemezdim, ama bunları söylemek zorunda hissettim kendimi. Peşinen özür diliyor, soğukkanlılığımı yitirdiysem kusuruma bakmamanızı diliyorum.
Yazan: demirkan efegil Tarih: November 7, 2006 2:53 PM
Deniz bey, arada neler olduğu değil önemli olan bundan sonra iki arada bir derede kalınmayacak olması. Türk devriminin özelliği burada zaten.
Artık geri dönüş yok! Önümüze bakalım.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: November 7, 2006 3:38 PM
Tarih ile gurur duymak ?
Dayim "Çildirtan Türkler" pardon "çilgin türkler" adli kitabi okurken agladini, tüylerinin ürperdigini söylediginde kendisine sormustum : "Dayi sen bir kimya kitabi okurken de duygulaniyor musun? Bir matematik kitabi okurken agladigin oldu mu?" Tabi o da bana "sen yurtdisinda yasagini için anlamazsin" gibi ilginç yanitlar verdi.
Tarih ile gurur duymak isteyen insanlara ister istemez biraz saskinlikla bakiyorum. Çünkü Tarihle gurur duyma ihtiyaci bazi sorulari beraberinde getiriyor :
1) Bugün ile guru duyulacak bir sey yok mu?
2) Bizzat katilmadigimiz bir Nigbolu savasi ile duyulacak gurur ne kadar mesru?
3) Utanilacak/üzülecek bir takim olaylar bulursak tarihimizde ne yapacagiz?
Hülagü Bey, yanitiniz ve sorulariniz için tesekkürler.
Farkli fikirlerin çatismasi ne kadar iyi ise insanlarin çatismasi o derecede faydasiz.
Asagidaki sözlerinizin verimli bir tartisma ortami olusturdugundan emin degilim :
Cidalden hoslanmiyorum ve beceremiyorum da. Mesajiniza cevaben daha önceki makaleye koydugum yorumu kabul edin lütfen:
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: November 7, 2006 4:12 PM
Sayın Tunç bey,
Haddinizi biliniz. Burası Türkiye Totaliter Cumhuriyeti... Önce Bismillah niyetine unutmuşsunuzdur hatırlatayım: "Türkiye laik, sosyal bir hukuk devletidir". Ve salavat niyetine; "Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlıdır"... Öyle her aklınıza geleni söyleyemezsiniz. Bizim özgürlüklerimiz mütekabiliyet esasına göredir. İran'da, arabistan'da özgürlük ne kadarsa o dozdan bir gram fazlasını size zehir ederiz. Neymiş öyle Nazım Hikmet'leri, Orhan Pamuk'ları pohpohlamalar. Siz dincisiniz, dinciliğinizi bilin. İslamiyet baskıcı bir dindir, bize öyle özgürlükçü gibi davranarak ezberlerimize ilişmeyin, biziz özgürlükçü biz. Kürtlere ne yapmış bu devlet? Bakan, başbakan bile oluyorlar. Onlara çok bile. Çok fesatsınız çok ! Aklı sıra özgürlükçü gibi görünüp başörtüsüne getireceksiniz işi. Yermiyiz biz... Yok size özgürlük mözgürlük. Size özgürlük versek bizi yalayıp yutarsınız, boynumuza geçiriverirsiniz ilmeği. Adnan Menderes mi? Dincilere çok prim vermişti şerefsiz, onlar bizi asmadan biz onu astık. Böyle özgürlük filan deyip asabımı bozmayın. Dinciyseniz dinciliğinizi bilin de biz de laikçiliğimizi satabilelim.
Haydi laikçilerimiz aşku şevk ile bir daha:
Türkiye laiktir, laik kalacak.
Yazan: blue Tarih: November 7, 2006 4:54 PM
İyi de Tunç bey bu söylediklerinizden Türk devriminin Atalarımızı kötülediği, dinimizi kötülediği sonucuna nasıl varabiliriz ki?
Ayrıca istiklal mahkemeleri de işgal ortamında, kurtuluş mücadelesi ortamında, olağan dışı şartlarda kurulmuş olağan dışı mahkelerdir. Tarihi olayları yaşandığı zamanın şartlarına göre değerlendirmek gerekir. Başka çare yok. Ya istiklal ya ölüm! İstiklal'e inanmayanların işgalcilerle işbirliği yapanların yok edildilmeleri gayet doğal.
Türk devrimini sırf halifelik ve hilafetin ortadan kaldırılmasına karşı çıktığınız için tu kaka etmeye çalışıyorsunuz. Bunun içinde tek argümanınız Türk devrimi atalarımıza ve dinimize küfretmiştir demek. Anlamsız ve ezbere alıp veremediğiniz bir durum var. Tam bir kısır döngü. Oysa her şey çok net ve ortada. Sizlerden daha fazla kin ve nefret gütmeleri gereken son Osmanlı
hanedanlarımızın torunları bile Türk devrimlerini öve öve bitiremiyorlar. Bir Türk olarak ta bundan gurur duyuyorlar ve duymaları da çok normal.
Geçmişe takılıp kalmayalım önümüze bakalım. Türk devrimlerinin dinle alıp veremediği bir şey yok. Bunun 80 yıl sonra daha iyi anlaşılmış olması lazım. Etrafımıza bakalım geldiğimiz nokta ortada. Uygulamada elbette eleştirilecek hatalarda var ama Türk devriminin özüne sözüne tek kelime edemezsiniz. Çünkü bu haksızlık olur.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: November 7, 2006 6:11 PM
Kızılderililerin, Afrika yerlilerinin, Aborijinlerin, Eskimoların Hıristiyanlık'la
şereflendirilmesi var bir de. Medeniyetlinin medeniyetsizi nasil "adam" ettiğine
dair ibret verici örnekler. Tıpkı şimdi Afganistan'da, Irak'ta, Lübnan'da
medeniyetsiz müslümanları demokrasiyle terbiye ettiği gibi. Yerinde durmuyor medeniyet
dediğin, yayılıyor, ama misyoner faaliyetleriyle, ama silah zoruyla, ama hastalıklı
battaniyeler, ama evinden koparılıp gereğince beyni yıkanan çocuklarla.
Zaten medeniyet dedigin, "üstün" olanın "aşağı"nın sırtına binip yücelmesi. Çöl
sıcağında kırbaç zoruyla çalıştıracak kölelerin yoksa, medeniyetinin endamını
binyıllara taşıyacak piramitleri nasıl yapacaksın? Sanki sömürünün öte yüzü
medeniyet, Mehmed Akif boşuna "tek dişi kalmış canavar"a benzetmemiş.
Tarih akar, insanlık akar, kimlikler akar. Sömürü, güç mücadeleleri, katliamlar
unutulur, "medeniyet" baki kalir. Kitaplara medeniyet yazılır, medeniyetin
altında kalanların zaten okuma yazması yoktur, onlarin mirası türkülerle,
destanlarla, söylencelerle yaşar. An gelir, firavun elinden bıkmışların
söylencesi isyan olur, inanç olur, din olur, sonra gider farklı kılıklarda
yeni medeniyetlerin, yeni iktidarların, yeni zulümlerin bahanesi olur. Kısası
medeniyet, hem insan doğasına yabancılaşmak, hem insan olmanın kaçınılmaz
sonucu. Onun için medeniyeti şerefle şerefsizlikle değerlendirmek yerine, olduğu
gibi kabul etmek daha gerçekçi geliyor bana.
Türk kimliği, ben diyeyim yüz, siz deyin ikiyüz yıllık geçmişi olan bir kavram.
Ama gören sanır ki, bir grup insan, üçbin yıldır "Biz Türk'üz" diye geziyor, bin
yıldır da diline kelime-i şehadet dolamış. Oysa yörüklüğün, İslamlığın,
Bizanslılığın, Osmanlılılığın, Acemliğin, sürgünde muhacirliğin, Çerkesliğin,
kendi yurdunda yetim Kızılbaşlığın harmanı değil mi Anadolu Türklüğü? Sahi,
Kızılbaş dedim de, hadi Tatar-Moğol katliamcı kefereydi de, İslam halifesi
Selim'in Yavuzluğu nereden geliyor? Diyeceğim, belki benim için Yunus, senin
için Mevlana, benim için Veysel, senin için Koca Sinan, amma hepsi bizim, hepsi biziz.
Kainat Paşa'nın ekibi tarafından icad olunduydu Türk-İslam sentezi: Tanrı dağı
kadar Türk, Hıra dağı kadar müslüman, bir o kadar da batı öykünmecisi. 80'lerin
sonu, yatılı okuldayım, okuldaki çocuklar hergün tarikat evlerinde, "laikçi"
öğretmenlerin nasıl esrarkeş, nasıl fuhuşçu oldukları dilden dile
dolanıyor, karatahtalara bozkurtlar, üç hilaller çiziliyor gıkı çıkan yok,
Yeni Türkü (yanlış okumadınız) dinleyen çocuklar terörle mücadeleye teslim
ediliyor. Birgün Türk-İslamcı hocalarımızdan biri tuttu "Çocuklar, bu
memlekette Türk'lüğü İslam'lığı anlatan ne varsa yasak" dedi. Şaka yapıyor
sandım, ama büyüyünce gördüm ki aynı koro aynı şarkıyı söylemeye ve mazlummuş
numarası yapmaya bugün de devam ediyor. İşte bu hoca güruhunun diline pelesenk
olmuş bir laf vardı: "Japonlar gibi olalım, Batının bilimini, teknolojisini alalım,
kültürümüzü koruyalım". Medeniyetten de, kültürden de, kimlikten de
anladığımız bu işte: Herbiri ayrı pakette, kimisi iyi, kimisi kötü, kimisi
şerefli, kimisi şerefsiz.
Velhasıl, bırakalım Türk'lüğün mü İslam'lığın mı medeni olduğunu da, neo-liberal
Türk-İslamcı'lığın 30 yıllık iktidarının sonunda bize hediye ettiği medeniyeti
seyreyleyelim: Hergün linçlere koşacak kadar milliyetçi, haremlik
selamlığı, tesettürü tarihinde ilk kez köylerine dek uzanacak ölçüde
dinine imanına bağlı, amma ve lakin kapkaçın, hırsızlığın olağan günlük olaylar olduğu,
sermaye sahiplerinin üreterek değil, para toplayıp batırarak köşeyi döndükleri, ama
iktidarın siyasi hesaplarıyla çelişmedikleri sürece ellerini kollarını sallaya sallaya gezdikleri,
hergün kız çocukları namus diye öldürülürken liseli çocukların
videolarının internette gezdiği, üniversite hocalarının sınav geçmek için yerlerine adam soktukları,
internette çocuk pornosu aratmak konusunda dünya birincisi, aile içi şiddete uğrama
ya da tanıklık etme konusunda %25 ile Avrupa birincisi, 1,5 yaşındaki
bebeğin tecavüze uğradığı bir toplum. Japonları iyi örnek almışız, he mi?
Yazan: Balbazar Tarih: November 7, 2006 7:16 PM
Vay be! Balbazar içinde birikmiş olduklarını döküverdi. Söylenecek bir şey bulamadım. Bu konuda yazılan en düşündürücü ve gerçeğe en yakın yorum budur diyorum. Yaşadığımız toplumun durumunu düşündüğümde ümitsizliğe kapılmamak elde değil gibime geliyor ama geçenlerde Zonguldak valı yardımcısından aldığım bir mesajda geçen cümleleri sizinle paylaşmama izin verin.
Çaresizsiniz?
Çare sizsiniz
Ümitsizsiniz?
Ümit sizsiniz
İtraf etmem gerekir ki o cümleleri okuduğum gün bu mesaja öyle ihtiyacım vardı ki!
Sağolun Balbazar. Ayaklarımızın tekrar yere basmasını sağlamışsınızdır.
Yazan: barış Tarih: November 7, 2006 10:10 PM
Demirkan Bey’e selam;
Selamlar Demirkan Bey, geçmis bayraminiz kutlu olsun. Ne zamandir tartisamadik ama bilin ki yorumlarinizi takip ediyorum, hatta sizden baska forumlarda bile bahsettim. Konularin hassasiyetine ragmen ulsupta gösterdiginiz özen için tesekkür ederim.
Bu tür forumlarda birbirimizin yüzünü görmedigimiz, ses tonunu duymadigimiz için kelimeler tasiyabileceklerinden daha büyük önem kazaniyor. Yanlis seçilmis bir kelime bütün yorumu yanlis yöne çekebiliyor. Bu bakimdan bazen teraziyi düzeltmekte fayda var.Asagidaki uzunca yorumu özellikle sizin için kaleme aldim, tamamini yavasça okursaniz sevinirim. Çünkü dostlugumuzun sürmesi benim için önemli:
Kanimca Suriye veya Iran biz Türkler için ölçü olamaz, bence en güzel demokrasiyi kendimiz için kurmaliyiz. Ayrimcilik konusunu öyle kestirip atmasak iyi olur diye düsünüyorum.
“Anayasal ayrimcilik” dedidiginiz seyi ben biraz genis anlamda devlet adina/eliyle yapilan ayrimcilik olarak görüyorum. Özellikle Kenan Evren ve Tansu Çiller dönemlerinde devlet adina da korkunç ayrimciliklar yapildigini ve bunlarin olumsuz sonuçlarina hem kürtkerin hem de türklerin hala katlanmak durumunda oldugunu düsünüyorum. OHAL uygulamalari sirasinda askeri mahkemelerin kararlarina itiraz hakkinin (temyiz yolunun) kapali olmasi ciddi haksizliklara meydan verdi, bölgede devletimizin prestijini zayiflatti.
Tabii eskerlik yaparken, meselâ itaatsizlik gibi bir askerlik suçu için askeri mahkemelerin islemesi normal. Ama askeri mahkemelerde sivillerin yargilanmasi son derecede abes bir durum. Meselâ Istanbul tabibler odasinin beni yargilamasi ne kadar saçma ise bir albayin da beni yargilamasi o kadar saçma. ALLAH’tan AKP bu konu üzerine çalisti, büyük ihtimalle bir kanun da yapildi bunu düzeltmek için.
Gerilmeyin Demirkan Bey, ;-) Türkiye’mizin en çok ihtiyaci olan sey diyalog. Gördügüm kadariyla Türkiye’nin zayif yanlarini düsmanlarimiz zaten görüyor ve kullaniyor. Biz onlari teshis etmeli ve çok geç olmadan tedaviler bulmaliyiz.
Simdi hukuku, politikayi bir kenara koyalim, insan olarak düsünelim :
Sizi bilmiyorum ama ben Istanbul’da türk ve resmen sünnî müslüman olan ama dini sadece rejimin sevdigi doz kadar tatbik eden bir ailenin çocugu olarak dogdum. Oruç tutan ama namaz kilmayan ailemizde kadinlar baslarini örtmezler, ramazan disinda da alkol tüketilirdi meselâ. Anne ve babamin da dogum yerleri bati anadolu sehirleri. Sanirim ne demek istedigimi anliyorsunuz, amerikalilarin WASP (white, anglo-saxon, protestant) tipi gibi malesef Türkiye’mizde de ideal bir vatandas tipi var (BTS : Türk ve sünnî) ve ben (büyük ihtimalle siz de) bu tipe uydugumuz için bazi ayrimciliklar ile hiç karsilasmadik.
Tabi size de hak vermemek zor : Kürt asilli bir çok milletvekili var, Kamran Inan, Turgut Özal var, Hikmet Çetin gibi dis isleri bakanligi yapmis insanlar var. Ama Condolezza Rice’in varligi zencilere yapilan bütün haksizliklari dengeler mi? (Tesbihte hata olmaz, ikisi ayni sorun degil elbette)
Yanliz Kürt kelimesi neyi temsil ediyor? Bunu da yeniden tarif etmek gerek. Zaza mi? Kirmançi mi? Istanbul’da yasayan kürtler ile Sirnak’takiler bir degil. Federal veya bagimsiz Kürdistan isteyen, siddet yanlisi olan ve olmayan kürtler bir degil. Ayrica bir çok türkün dedeleri arasinda kürtler var ve tersi de dogru. Yani kadinlarla erkekleri ayirir gibi türkleri ve kürtleri ayirmak imkânsiz.
Gelelim din özgürlügüne : Istanbul’da bir yeni cami yaptirmak ile bir kilise yaptirmak ayni sey degil. Alevilere din dersinin dayatilmasi, istemeyenlerden “Ben müslüman degilim” diye imzali kagit istenmesi utanilacak bir sey. Bilmiyorum evlatlariniz var mi Demirkan Bey. Çocuklariniza zorla din ögretilmesini dogru buluyor musunuz? Geçtigimiz aylarda hristiyan vakiflarin mallarini resmen gasp etmek için kanunlar tartisiliyordu ülkemizde, bilmiyorum sonu ne oldu? Kul hakki yemek Islâm’a göre ALLAH’a es kosmaktan daha büyük bir günah. Ne bir demokrat olarak ne de bir müslüman olarak bunlara göz yumamayiz.
Hülagü TTT Bey ne yazikki içinde atamadigi bir öfke ile duygusal tepkiler veriyor. Geçmisinde ya da bu gününde içine sindiremedigi bazi seyleri astiktan sonra daha sogukkanli olacaktir. Siz bir Hülagü olursaniz MUSTAFAAKYOL.ORG için ciddi bir kayip olur. Çünkü hadiste buyuruldugu gibi “düsüncelerin zitligi bizler için rahmettir”. Benimle her konuda hemfikir olan bir arkadasla birbirimizi alkislamanin Türkiye’ye çok faydasi olmayacaktir sanirim.
TC hepimizin devleti, ALLAH korusun yikilmasini degil elbette bugünkünden çok daha güçlü olmasi için dua ediyorum. Elestirilemeyen sey yozlasir. Iran’in ve Suudi Arabistan’in sözde Islâm adina yasadiklari rezalet bunun en güçlü ispati. Stalin’i veya Hitler’i aratmayacak fasist birer rejim kurdular ki bütün dünya müslümanlari için birer utanç kaynagidir bu rejimler. Atatürkçülük de bu sekilde yozlasmis, adeta yapay bir din halini almistir.
Atasözünün dedigi gibi her agacin kurdu özünden olur. Türkiye’nin en büyük düsmani kanimca “dis mihraklar” masaliyla bizi uyutmaya çalisan içimizdekiler. Güvenlik gerekçesiyle kisi haklarindan vazgeçmeyi, kul hakkini çignemeyi, rum, ermeni, kürt, alevî, islamci, vs diye bizi bölmeyi ve bundan siyasi ve ekonomik rant yemeyi adet edinmis çevreler var. AKP’ye karsi seçim kazanamayacaklarini bildikleri için darbe olsun diyenler var. Türkiye’yi tipki 12 eylül 1980 öncesindeki gibi kan gölüne çevirmeye hazir güçler var içimizde. Cezayir’in ve Iran’in yakin tarihine baktiysaniz nasil laiklik/çagdaslik kisvesi altinda ülkelerin dogal kaynaklarinin peskes çekildigini, sefalet içindeki halkin da saldirgan ve yobaz sözde islâmcilarin tuzagina düstügünü görmüssünüzdür. denize düsen yilana sarilir.
12 eylül 1980 darbesinde Türkiye’de idim. 1977 ile 1980 arasinda siyasi parti liderlerinin nasil terörü tirmandirdiklarina bizzat sahit oldum. Hürriyet gibi gazetelerin sayfalarinda bomba yapim semalari yayinlandigini hatirliyorum. Rahmetli Ugur Mumcu’nun Cumhuriyet’te çikan yazilarinda nasil gemiler dolusu silahin türk polisinin ve askerinin burnunun dibinden ülkeye sokuldugunu da.
Devlet’in amaci halkin huzuru ve refahi olmali. Benim sözlügümde kendi vatandaslarindan korkan ve kendi güvenligini/devamliligini bahane ederek kurulus amaçlarini çigneyen devletlere fasist devletler denir. Stalin Rusyasi, Putin Rusyasi, Hitler Almanyasi, Humeyni Iran’i fasizmin degisik soslar ile sunulmasindan baska bir sey degil.
Dostlukla
Konuyla ilgili yazilar :
PROF. DR. MUSTAFA ERDOĞAN, Türkiye’de sol destekli yeni fasizm
http://www.gazeten.com/buyuyen-sinsi-tehlike.html
Etyen Mahçupyan, hristiyan vakif mallarinin gaspi üzerine http://www.gazetem.net/emahcupyan.asp?yaziid=281
Prof. Dr. Atilla Yayla, darbe çigirtkanligi
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=448239
Suat Öztürk, Cuma namazi korkusu üzerine
http://gelenek.wordpress.com/2006/10/30/yalcin-doganin-korkusu/
Mustafa Akyol, Atatürk’ü kesfetmek
http://www.mustafaakyol.org/2005/07/tabularla_nereye_kadar_tarihse.php
Ve tabi “Kürt sorununu yeniden düsünmek” adli kitap.
Yazan: Tunç Tarih: November 7, 2006 10:46 PM
sn.Hulagu,aşağıdaki cümle size ait.
'Neden bu İslam medeniyeti sadece Türklere yaramış ta Araplara yaramamış? Neden yaramadığını sizlerde çok iyi biliyorsunuz. İslam şeriatı ve medeniyeti hiçbir derde deva değiiiiiiiil.'
bakın Türk devrimlerini böyle bir temele oturtarak savunursanız daha sonra devrimlerin dinle alıp veremediği birşey yok derseniz ben burda bir samimiyetsizlik hissederim.şu cümlede size ait.
''Geçmişe takılıp kalmayalım önümüze bakalım. Türk devrimlerinin dinle alıp veremediği bir şey yok. Bunun 80 yıl sonra daha iyi anlaşılmış olması lazım.''
İslam şeriatı hiçbir derde deva değil diye başlarsanız devrimlerle İslamı karşı karşıya getirmiş olursunuz.müslümanların veya müslüman yöneticilerin yaptığı hatalarla İslamı karıştırmayın.İslam evrensel bir dindir , tüm çağları kucaklamaya taliptir ve yapısı da buna müsaittir.
İslam peygamberi HZ.MUHAMMED (as)'ın vefatından hemen sonra kendi ailesi adı müslüman sözde halifelerin yönettiği devletlerde sırf siyasi hesaplar uğruna çok eziyet ve işkence görmüşlerdir.
siz müslümanların yanlışlarıyla islamı karıştırmayın.insanlar İslamı kaynaklar itibariyle ne kadar iyi anlayıp özümser ve onun ahlakını yaşarlarsa İslam insanlığın önünü aydınlatır.
biz bugün İslam düşüncesini yozlaştıran kafa yapısıyla mücadele ediyoruz.gerilemenin sebebi İslam değildir.siyasi ve sosyal sebeplerini bir kenara koyarsak olayın dine bakan yönü,evrensel mesajın ihmal edilip şekilciliğe kafayı takan ulemanın medreselere hakim olması.aynı zamanda müsbet ilimlerinde eski önemini yitirmesi.dünyadaki gelişmelerin takip edilememesi.gibi sebepler zamanla Osmanlıyı gerilettiği gibi islam medeniyetide bundan nasibini almıştır.
cumhuriyetle beraber yapılan devrimler bu hantal yapıyı canlandırma niyetiyle yüzünü tamamen batı modernleşmesine dönmüştür.kurumlar bazında başarılı da olmuştur fakat modernleşmenin tek yolu batılılaşma olarak görüldüğünden Türk milletinin geleneksel yapısıda batılılaştırılmaya çalışılmış.
751 Talas zaferinden beri müslüman olan bir milletin bu geçmişi yok sayılarak batılılaştırılmaya çalışılması milleti modernleştirmemiştir.batı modernleşmesi sekülerizme dayanır.halk sekülerleşmedikçe batılı anlamda modernleşemez ki olmamıştır da ve Türk milletinin islami bünyesi sekülerleşmeyi hazmedememiştir.
tamda sizin tabirinizle iki arada bir derede kalmış garip bir halimiz var.biz şu an bir suçlu arama noktasında değiliz, olmamalıyız.bu gemi batarsa müslümanı, hristiyanı, ateisti bünyemizde her ne varsa hep birlikte batacağız.ülkemize hizmet eden herkes hatasıyla sevabıyla bizim.
devrim iyiydi İslam kötüdür kavgasıyla birbirimizi yesek ne olur?pratik çözüm üretip çalışmamız lazım.ben geleneklerini koparmadan gelişmesini tamamlamış Japon modernleşmesine yüzümüzü çevirip bu batılılaşma sevdasından uyanmamız gerektiğini düşünüyorum.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 7, 2006 11:02 PM
Sevgili Blue, siz de olmasaniz kendimizi milletvekili filan sanacagiz. Ilahi dostum, iyi güldüm sayenizde.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: November 8, 2006 12:52 AM
Sayın Tunç, Sayın deniz,
Atatürk dönemini kastederek atalarımıza ve dinimize küfredildiğini iddia edenlere somut kanıtlarınızı ortaya koyun diyorum başka bir şey demiyorum.
Sizler güzel düşünüyorsunuz iyi niyetinizden hiçbir şüphem yok ama sizin savunduğunuz İslam şeriatı Hz.Muhammed hayattayken geçerli olan İslam şeriatıdır. Hz.Muhammed öldükten sonra sizin anladığınız İslam şeriatı'ndan söz etmek mümkün müdür? Değildir. Hz.Muhammed'in ölümünden sonra İslam yüzlerce mezhebe bölünmüştür. Herkesin İslam'ı ve şeriatı farklıdır. Dolayısıyla İran veya Suudi Arabistan örneğini vermenizin hiçbir önemi yoktur.
Tek bir İslam olmadığı içinde farklı mezheplerin İslam şeriatı da farklıdır doğal olarak. İktidardaki mezhebin yani iktidarı kim ele geçirmişse o mezhebin inançları doğrultusunda İslam şeriatı geçerli olacaktır.
Şimdi tarih boyunca bu uygulamaları gördükten sonra hangi İslam'ın hangi İslam şeriatı'nın evrensel olduğunu ve tüm çağları kucaklayabileceğini iddia edebilirsiniz?
Türk devriminin artık yozlaştığı fikrinize de katılmıyorum. Hiçbir fikre ve düşünceye karşı da duygusal bir öfke beslemiyorum. Türk devrimini din'e karşıymış gibi göstermeye çalışıp fakat hiçbir somut kanıt ortaya koyamamış olmanız beni ne sevindiriyor ne de üzüyor.
İddia ettiğinizin aksine Türk devrimi sayesinde bugün Türkiye İslamı en saygın bir konumdadır. Sürgün edilen son Hilafet makamı Osmanlı Halifesinin torunları bile bunu savunmaktadır.
Herkesin kendi dini inancına göre bir Laik'lik anlayışının benimsenmesini istemek yukarda eleştirdiğiniz İran ya da Suudi Arabistan örneğinden bir farkı yoktur.
Türklerin İslamiyet öncesi medeni olup olmadıklarının tartışılması benim için bir anlam ifade etmiyor. Ben asıl göçebe Türklüğümle gurur duyuyorum.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: November 8, 2006 4:16 PM
ben garip garip tüm yorumları okumaya ve onlardan istifade etmeye çalışırken blue isimli şahsın yazısı dikkatimi en çok çekendi.ilginç bir yazı olmuş.yorumla başka bir şeymi anlatılmaya çalışılmış diye düşündüm ama inandırıcı gelmedi.eğer öyleyse sözlerimi görmemezlikten geliniz.eğer değilse size diyeceğim hitabet şekliniz ifade ediş biçiminiz burdaki çoğu arkadaşların kalite düzeyine erişemiyor.bu noktada biraz daha dikkatli olunması gerekir. evet burası türkiye cumhuriyeti(bakın cumhuriyet diyorum) ve cumhuriyetlerde herkes istediğini söyleyebilmeli ama çığırtkan bir eda ile değil....
sayın hülagü muğla üniversitesinde düzenlenen türk aydınlanma devrimi sempozyumuna katılıp katılmadığınızı sormak isterdim.kurmuş olduğunuz cümlelerin çoğu sempozyuma katılan ulusal solcu bir profun sözleriyle tıpatıp uyuyor da... bende yorum yapmak istemiyorum henüz yeterli değilim ve dinlemekle yetiniyorum..
ama gördüğüm şu ki çoğu yerde olduğu gibi burdada ideolojilerinin esiri olan cümleler kuruluyor.
saygılar...
Yazan: zencir Tarih: November 8, 2006 5:08 PM
Sayın zencir,
Önce Tunç bey'in yazdıklarını, sonra Demirkan bey'in cevabını okuduktan sonra yazdığımı okumalısınız.
Haklısınız çığırtkan bir edayla yazılmış. Kafama laikçi külahını geçirip dünya nasıl görünüyor bakmak istedim. Hakkaten çığırtılıyor. Düşünsenize karşınızda sizi asmak ve kesmek için bekleşen çember sakallı cübbeli tipler. Herkes takiyye yapıyor. Herkes nasıl solcuları katakulliye getiririm de şeriatçılığıma yandaş bulurum derdinde... Kabus bu... Bu kabusu ılımlı laikçi entellektüel Demirkan efegil görüyorsa diğerlerinin hali nedir kıyas ediniz.
Tanrı Türkü korusun !
Yazan: blue Tarih: November 8, 2006 6:13 PM
Sayın zencir,
Muğla'da bulunmadım programı da izlemedim. Benim söylediklerimin solculukla, ulusalcılıkla bir alakası yok. Aklın yolu bir. Türk devrimini savunmam Atatürkçü, Kemalist ya da ulusal solcu olduğum anlamına da gelmez.
Din'le devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını bir türlü içine sindiremeyen arkadaşların bu fikirlerini net bir biçimde ortaya koymalarını bekliyorum. Türk devrimine haksız bir şekilde çamur atmamalarını doğru bulmadığımı ifade etmeye çalışıyorum.
Hepimiz aynı ortak kaderi paylaşıyoruz. Bunda bir sorun yok. Yok İslam düşmanı, yok Türklüğün düşmanı bunlar boş tanımlamalar. Önümüze bakalım. Güneş ufuktan doğmuş. Hep beraber yürüyelim arkadaşlar.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: November 8, 2006 7:01 PM
Sayın blue,
O kadar da değil canım. Çember sakallı cüppelilerin bizleri asmalarından kesmelerinden korkmuyoruz paralarımızı Allah aşkına çarpmalarından çoluğumuzun çocuğumuzun rızkını Allah adına söğüşlemelerinden çok korkuyoruz.
Yoksa solcuların Allah tan başka korkuları yoktur biliyorsunuz.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: November 8, 2006 7:12 PM
Sayın Yorumcular
Mustafa Akyol Bey daha net anlaşılacak şekilde konuyu toparlamış.Sanırım onunda yaptığı şey asla Arap kültürünün İslam öncesi yüksekliği değil,zaten edebiyattan başka el tutulur bir şeyde yok cehaletten başka,halbuki Türkler İslam öncesi dönemde dönemde yani Din daha gelmemişken Araplardan çok daha ileridir birçok bakımdan (belki sadece şehirli olmak hususu ve edebiyat dışında.)Mühim olan bir milliyetin ne kadar münevver olduğu değil kazandığı kimlikle ne kadar bu müvevverliği sürdürebildiği ve toptan katkı olarak İnsanlığa ne sunabildiğidir.Kuran-ı Kerimimizde zaten hakimiyetin bir devir içinde olduğu açıkca yazmakta.Bunlar sınavın bir parçası.Son olarak herhangi bir Kültürel yada sosyolojik konuda aşırılık kanımca aşırılığın diğer kutbuna gebedir.Şöyle ki materyalistik fundementalizm doğal olarak sovyet Rusyadaki gibi inancı ön plana çıkarır(Rus öğrencilerin Darwin Davası ve ortadoks klisesinin Yunanistan benzeri devlet içi hegomanya çabaları)Franco ve Musolini yada Hitler faşizmide sosyalist düşünceyi ardından getirmiştir.(O kadar sosyal oldular ki devletin cüssesi ülkesinin mali hacmini ezmeye başladı)Bu gün bu ülkelerdeki aşırı sosyal devlet uygulamaları ve işsizlik yeniden Fransa-Danimarka-Almanya-Avusturya gibi ülkelerde aşırı sağın kuvvetlenmesi ile sonuçlanmıştır.Kendimizden bireysel bir örnek Turhan Dursundur ,hayatının büyük bir bölümünü kendi deyimiyle adanmışlık içinde İslamla geçiren ama aşırılıktan diğer kutpa kaymış biridir bildiğiniz üzere.Kanaatim insan fıtratında aşırılıklara karşı doğal bir sigorta vardır ve aşırılığın tersi istikamete reaksiyon görülmektedir.Bu sebeple aşırılıkların her türlü zaralıdır dersek yanılıyor olmayız.Yukarıdaki konu başlığında elbet bu bakış açısıyla değerlendirildiğinde görülecek olan açıkca gene orta yoldur.Türkler hiç birşey yada Türkler herşey demek bize birşey kazandırmayacağı gibi Arap kültürü gerçek medeniyettir yada tersi bize birşey kazandırmaz.Şurası açıktır ki her iki milletede Medeniyet giysisini giydiren İslamdır,Kuran-ı Kerimdir.Bunu ne kadar uygulanabildiğine bakmak gereklidir.Nelerin başarılabildiğine bakmak yeterlidir.Bugün toplu milliyet geçişleri olmadığına göre bir dinden diğerine, şunu söylersem yanılmış olmam zannediyorum.Elmas madenden ilk çıktığında parlamaz kömüre benzer onu diğer tüm taşlardan ayıracak,onu işleyecek ve onun güzelliğini eşsizliğini ortaya çıkaracak bir ilim gereklidir.Bu ilim ancak ehliyet sahibinin elinde yada onun yetiştirdikleri ve onu yetiştirdiklerinin yetiştirdiklerinin vasıtasıyla kömür karasını nur parçası yapabilmektedir.Elbet nakil burda bir sorun diyeceksiniz,olsun ama ilimi sağlayan kaynak hala dimdik ayakta değil mi?
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: November 8, 2006 8:21 PM
Hülagü Bey'in hakkini vermek lâzim, iyi ataga geçti :-)
Gerçekten de Almanya'daki türkleri çarpan islamator Mercümek'in ismi hâlâ hafizalarda.
Her zaman dedigim gibi ahlaksizligin dini yok, o bakimdan "bizim anayasamiz Kur'an'dir" gibi zirvalarla din sömürüsü yapanlara karsi dikkatli olamkta fayda var.
Islâm bir referanstir. Anayasalari, yasalari yapanlar insanlardir, onlari uygulayanlar da.
Onun içindir ki Hz Muhammed "dinsiz devlet olur adaletsiz devlet ayakta kalamaz" (mealen) demistir. Gene Hz Muhammed bir baska hadiste de "milletler layik olduklari biçimde yönetilirler" diyerek hadiseyi özetlemistir.
Yani bizim partimiz "ALLAH'in partisi" (meselâ Hizbullah) bizim anayasamizi "ALLAH yazdi" gibi zirvalar ile halkin elestirisinden kaçmaya çalisanlar birer sahtekardirlar ve eninde sonunda kuracaklari düzenin adi FASIZM olacaktir.
Gene Iran'dan örnek vermek yerinde olacak : Humeyni Kur'an'daki mutesabih ayetleri kafasina göre yorumladi ve güya kendisinin geleceginin Kitabimiz'da müjdelendigini etrafa yaydi. Sonra da kendisine AYETULLAH (ALLAH'in ayeti) adini takarak Saddam ile birlikte 1 milyon'dan fazla müslümanin ölümüne yol açan Iran-Irak savasini yapti.
Ortada bir müjde varsa bu tabiki fransiz ve petrol ve silah sirketleri için oldu. Bu savasin siddetlendigi yillarda ölü sayisi ile fransa'nin GSMH'si arasindaki korelasyona bakarsaniz sasiracaksiniz. Rastlantiya bakin ki Humeyni Sah'i devirmeden önce yillarca Paris'te siyasi siginmaci olarak yasamisti.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: November 8, 2006 9:00 PM
Fenerbahçe mi galatasaray mi?
Sayin Hülagü, analize dönük yorumunuz ve sorulariniz için tesekkürler. Türkiye’mizin güzel insanlari ne yazikki çogu kez bunu yapamiyor, Atatürk’ü anlamak yerine onu “tutuyor”. Simdi “Atatürk iyi saksafon çalamazdi” desem belki de DGM’de yargilanirim.
Neyse, sizin sorulariniza gelelim :
Önce sorayim : Tarihsel Atatürk’ü kesfetmek makalesini izleyen tartismalara katildiniz mi?
Simdi sorulmasi gereken sorulardan birincisi su : Türk devrimi yozlasti mi? Yoksa Yoz olarak mi dogdu? Atatürk’ün tanrilastirilmasini, Mimar Sinan gibi büyüklerimizin kafataslarinin gene 1930’larda ölçülmesini hatirliyorum. Metis yayinlarindan bu sene çikan Türklügü ölçmek adli kitabi okudunuz mu?
Atatürk’ün batiya ve fransiz devrimine hayran oldugunu unutmamak gerek. Meselâ Samsun’daki evinde sergilenen yüze yakin fransizca kitap var ve bunlarin hemen hepsi Robespierre, Montesquieu gibi fransiz ihtilalinini fikir babaligini yapmis kimseler. Dahasi bu kitaplarin hepsi okunmustu ve hemen her sayfasina Atatürk’ün el yazisi ile kirmizi, siyah, mavi ve yesil mürekkeple notlar alinmisti.
Can Dündar’in aktrdigi küçük bir alinti:
İşte Kemal Paşa'nın el yazısıyla kaleme aldığı o notların "Millet" bölümünden satırlar:
"Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah'la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. ... din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra..."
İran veya Suudi Arabistan ters örnekler. Ne yapil-MA-masi gerektigini gösteriyor.
Çogunlugun mezhebinin azinliga dayatilmasi ciddi bir tehlike. Islâm’in özüne de aykiri. Kur’an’da açikça buyuruldugu gibi “dinde zorlama olmaz”.
Islâm bir din, yönetim biçimi degil. Müslümanlar çaga, ülkeye ve millete uygun bir yönetim kurmalilar. Söylem birlestirici olmali : Dinsizler, agnostikler, müslüman olup da dindar olmayanlar ve gayri müslimlerin haklari gözetilmeli. Dayatma olan yerde Islâm olmaz, fasizm olur.
Osmanli halifesinin torunlarinin kendilerini ifad etmede siradan vatandaslar kadar özgür olduklarini sanmiyorum. Aksini söyleselerdi TC’ye savas açmis olurlardi. Büyük ihtimalle Türkiye sinirlari içinde tasinmaz mallari da vardir. Ben de olsam öyle konusurdum.
Laiklik konusunda DERINSULAR forumunda Serhat Bey süper bir çalisma yapti herkese tavsiye ederim. Fransizlari örnek alan Atatürk ne yazik ki diger modelleri mesela anglo-saxon tarzi laikligi hiç incelememis bile.
http://www.derinsular.com/arsiv/2006/05/laiklik_1_nedir.php
http://www.derinsular.com/arsiv/2006/06/dunyada_farkli_laiklik_uygulamalari_fransa.php
http://www.derinsular.com/arsiv/2006/06/dunyada_farkli_laiklik_uygulamalari_abd.php
http://www.derinsular.com/arsiv/2006/06/laiklik_4_turkiyede.php
http://www.derinsular.com/arsiv/2006/06/laiklik_5_sonuc.php
Bu konu sohbete bahane. Benim bu foruma gelme amacim gurur/utanç duymak degil sadece bilgilenmek ve diger arkadaslarin görüslerini ögrenmek. Hz Muhammed’in dedigi gibi “düsüncelerin zitligi bizler için rahmettir”. Sizde böylece rahmete vesile oldunuz. ALLAH sizden razi olsun.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: November 8, 2006 11:43 PM
SN.Balbazar
keşke Japon modernleşmesini örnek alabilseydik.Bu dillerde temenniden öteye geçmedi.biz batılı tarzda modernleşmeyi hedef edindik kendimize.bize ait olan ne varsa(din,edebiyat,mimari,dil,sanat vs.)kültürümüze ait değerleri batılı nasıl bakıyorsa öyle gördük.onlar bizim kültürümüzü küçümsedikçe bizde ezildik büzüldük,kompleksli aydınlar yetiştirdik.
bizim Osmanlı şiiri üzerine bile bu adamlar ahkam kesebilmiştir.Önyargılı oryantalistlerden Gibb
Osmanlı Şiir Tarihi isimli çalışmasının önsözünde Osmanlı şiirinin bıktırıcı tekrarlara ve basmakalıp çağrışımlara dayanan bir şiir olduğunu,İran ve Arap şiirinin kötü bir kopyası olduğunu ileri sürebilmiştir.küçümsemeye bakar mısınız?bizim aydınlarımız batılılaşma sürecinde bu oryantalist bakıştan fazlaca etkilenmiştir.
Gibb'in antolojisine alternatif olarak prof.Andrews (Osmanlı Gazelleri Antolojisini )yayınlamıştır.Andrew Osmanlı araştırmalarına hakim olan Oryantalist söylemi eleştirir ve Gibb'in Osmanlı şiirini görünmez kılmaya çalıştığını söyler.
Andrew ayrıca,kendi evrensel tarih.dil ve kültüre ilşkin nosyonlarının (Avrupa ne ise Osmanlı onun tam tersidir) düşüncesinin yaygın olduğu dönemde ortaya çıktığını söyler.
bu sadece batılılarda değil, bizde batılılaşmayı hedef edinmiş cumhuriyet aydınlarında da söz konusu olmuştur.Osmanlıya ait ne varsa görünmez kılma çabası.
Prof.Andrew'in tespitleri şöyle devam ediyor:Hiç kimsenin,Türkiye Cumhuriyeti de dahil,kökenlerini Osmanlı kültüründe aramak ve Osmanlı kültürünü benimsemek gibi bir niyetleri olmadığından .Osmanlı edebiyatının Dünya tarihinin uzak sınırlarında bulunmasında şaşılacak bir yan yoktur...
sayın Hulagü'nün devrimler noktasında en çok takıldığı şey sanırım laiklik.
Osmanlı hukukunun yarı-laik bir hukuk olduğu ve bugünkü hukukumuzun laikleşmesinin Medeni hukukla değil mecelle ile başladığını da araştırmalar gösteriyor.
osmanlıda'ki vakıf paraları ile ilgili bir ödev vermişlerdi bize fakültede.çok kısa bir araştırmada bile hayır faaliyeti yapan vakıfların faizle çalıştığını ve bu paranın hayır işlerinde kullanıldığını öğrenince çok şaşırmıştım.
prof.Halil İnalcık:-osmanlıda şer-i ve örf-i hukuk ayrımı olduğunu ve bürokrasinin örfi yani laik hukuka bağlı olduğunu söyler.şer-i hukuk ise halka yani yönetilenlerle ilgilidir,der.
mesele çok geniş olduğu için doğru ifade edemediğim şeyler olmuştur mutlaka.özet olarak şunu söylemek isterim.hafızasını kaybeden insanlar kimliklerini de kaybelerler.biz geçmişle ilgili hafızamızı kaybettiğimiz için kimlik bunalımı yaşıyoruz.AB sürecinde birkez daha acı bir şekilde nasıl adam yerine koyulmadığımızı görüyoruz.tüm Avrupalılaşma çabamıza rağmen.çok yazık.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 9, 2006 12:33 PM
Demirkan Bey aşağıdaki yorumunuz dinler açısından sağlıklı değil.Tanrı zaten bu sistemi yoktan var etmiştir.var olan sisteme bir noktadan sonra girmiş değildir.bu çok açık değil mi?
'Parantez içi uzadı, konuya dönersek: Tanrının hangi aşamada devreye girdiğini hiç birimiz, peygamberler de dahil olmak üzere, bilmiyoruz.'
ben sizi ateizmle deizm arasında görüyorum.siz bir Yaratıcı'nın varlığını kabule çok yakınsınız.sizi saflarımızda görmek isteriz:)
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 9, 2006 1:03 PM
Merhabalar,
Tunç Bey, öncelikle, siteyi takip edebildiğim zamanlarda, yazdıklarınızı zevkle ve dikkatle takip ettiğimi söylemek isterim. Kalemize sağlık.
Bu başlık altındaki 7 Kasım tarihli, "Tarih ile gurur duymak ?" başlığı ile yazdığınız yazınız aklıma bazı soru işaretleri getirdi. Bizzat katılmadığımız olaylarla ilgili bir duygumuzun, düşüncemizin olmasının meşru olup olmadığını sormuşsunuz. Sorarken aslında siz meşru bulmadığınızı da beyan etmişsiniz. Bu sorunuz şu düşüncelerin kafamdan geçmesine sebep oldu, sizinle de paylasmak, fikrinizi öğrenmek istedim: İnsanoğlu ağaç kovuğunda meydana gelmiyor. Bir ailenin ferdi olarak dünya hayatına katılıyor. Ailesinin de öncesi oluyor ve hepsinin dahil olduğu bir topluluk mevcut bulunuyor. Bu topluluğu toplum, millet, ümmet olarak isimlendirebiliriz, farketmez. Ama kendini ait hissettiği bir öncesi var. Ve insan, öncesi ve şimdisiyle dahil olduğu bu topluluğun bir ferdi olarak büyüyor. Fikir ve düşünce dünyası, devamında hareket tarzı o toplum icinde şekilleniyor. Aynı anda kendisi de bulunduğu topluluğun fikir ve düşünce dünyasını şekillendiriyor. Etkileşimli bir değişim ve gelişim söz konusu diyebiliriz kısacası. Bu değişim ve gelişim artı ya da eksi yönde olabilir, farketmez. Bu şartlar altında, insanın, kendini ait hissettigi topluluğun, kendinden onceki davranışları, düşünceleri ile ilgili bir fikri ve duygusu olması bana cok acayip gelmiyor açıkcası. Çünkü bir devamlılık söz konusu. Daha doğrusu insan bir devamlılık olduğunu düşünüyor, belki de düşünmek istiyor. Kendinden öncesi var, kendinden sonrası da olacak ümidi içinde. Kendisi dahil olmamış olsa da, babası, dedesi ya da ondan oncesi, olayların içinde. Bundan sonra da kendisi olmasa da çocukları, torunları olayların içinde olacaklar o devamlılık içinde. Tabii ki illa gurur duymak zorunda degil olan bitenle. Rasyonel olmak, entellektüel ahlak sahibi olmak gibi kaygisi olan bir kisi, geçmişindeki herşeyi sütten çıkmış ak kaşık gibi değerlendirmez. Eğrisiyle doğrusuyla öğrenmeye çalışır. Öğrenmek için objektif kaynaklara ulaşma sorunu tabii ki var. Ulaşılabildiğini varsayarsak, insan öğrendikleri ile uzuntu, kizginlik, kirginlik hissedebilir. Begenebilir, begenmeyebilir. Ders alır tekrarlamaz ya da izinden gider. Tabii bu duygu ve dusunceler kendini ait hissetme duygusu ile beraber gelisir zannımca. Ait hissetme yoksa böyle bir duygu da gelismeyebilir. Insanin, kendini ait hissettigi topluluk, gecmişte mazlumu zalimden kurtardi ise bundan gurur duyması, mazluma eziyet etmişse bundan utanması, hoslanmaması doğal değil mi? Hatta kesinlikle kabul etmeyeceği davranışlar söz konusu ise, "Ben kendimi o topluluğa ait hissetmiyorum, yakın hissetmiyorum." da diyebilir. Ama bu da bir duygu ve düşünce bildirimi değil midir en nihayetinde?! Tersi durumda maceramız doğumumuzla başlar, ölümümüzle biter, olumlu-olumsuz bir geçmiş ve iyi-kötü bir gelecek yoktur noktasına varabilir gibi geliyor bana. Bu duşünce ise çok farklı noktalara varabilir. Ne dersiniz?
Elbette, tarihteki olayları bazı başka amaçların hizmetine sokmak için parlatmak ya da karalamak geleneği olan bir ülke içinde, bahsettiğim nesnelliğe, tarafsızlığa ulaşarak, tarihi incelemek çok kolay değil. Hatta bazen imkansız. Farkındayım. Böyle kaynaklara ulaşmak çok büyük sorun. Ama böyle diye, tarihle ilgili bir duygu ve düşünce sahibi olmanın meşruluğu tartışılmamalı bence. Tarihi olduğu gibi inceleme, geçmişe tarafsız bakma konularındaki yanlışların, eksiklerin giderilmeye çalışılmasını daha doğru buluyorum. Bu konuda sizin de fikrinizi öğrenmek isterim.
Saygılar,
Yazan: Esra Tarih: November 9, 2006 3:15 PM
Değerli yorumcular, hayati bir konunun tartışıldı
ğını ilk yazımda belirtmiştim. Şöyle düşünelim,
Türkiyenin yönetiminin Türklere bırakılamayacak
kadar önemli olduğunu ve bunu sağlamak adına çeşit
li kumpaslar kurulduğunu hatırlayalım. Farklılık
lardan düşman kamplar yaratmak ve bu kampları kan
lı kavgalara tutuşturmak ve durumdan vazife çıkarıp dikta yönetimleri oluşturmak. 27 Mayıs,
12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi. Bunların zarfın
da farklar olsada mazruf aynıdır. Bu darbeler,
sosyal, siyasal, bilimsel alanlarda gerilemeyi ve
Türkün İslamla arasını açmayı hedeflemiştir. Sonuç
her dikta sonrası Türk milleti diktacıları değil,
diktalara karşı duranları,yada mağdurları destek
lemiştir. Milletimiz demokratik tavrını hep laikçi
jakobenliğe karşı, dine saygılı olandan yana kullanmıştır. AKP ile CHP on kez demokratik yarış yapsa ipi AKP göğüsler. Şimdi aynı zihniyet birkez
daha milletimizin ve demokratik cumhuriyetimizin
önünü kesme gayretinde. İlhan Selçuk fikir babalı
ğında, bu kalkışma bir süredir gayret etsede, poli
simizin gerek Danıştay saldırısını anında açığa çıkarması, gerekse Başbakana karşı suikasta hazır
lanan Atabeyler çetesini yakalaması ve suikastı
önlemesi bu hevesleri şimdilik kursakta bırakmış
tır. bu kalkışma heveslilerinin fikri önermesi,
Türk kimliğini İslamdan uzaklaştırmaktır. İslamın
Türkleri geri bıraktığı tezidir. İslamın gericilik
olduğu saplantısıdır. Bu çevrelerin maalesef fikir
babaları Türk değildir. Bunlar Türkiyeyi Türklere bırakmak niyetinde olmayan gizli cemiyet çığırtkan
larıdır. Bir darbeyle etkin bir temizlik istekleri
ni alenen dile getirmekten çekinmiyorlar. yani Türk ordusu darbe yapacak ve İslamcı, Kürtçü,artık
Allah ne verdiyse temizleyecek. Bu gözü dönmüşlüğü
hangi farklı fikirden olsada bir Türk isteyebilir
mi? Türkler İslam öncesinde de, çok meşakkate kat
lanabilen, savaş sanatında çok usta yiğit insanlar
dı. Attila da çok savaşkan ve yiğit bir Türk komut
anıydı. Ancak Türkler büyük medeniyetleri olan dev
letleri İslamla şereflendikten sonra kurmuşlardır.
Türkler cihanşumul bir millettir. Nizamı alem bir
millettir. Bu onların yapısında vardır. bugünde
gelişmeler eğer kesintiye uğramazsa bunun işaret-
leri görülmektedir. Kızılay ve Tika'nın Türk ve
Müslüman ülkelerde gerçekleştirdikleri dev yardım
lar- unutmayı daha dört sene önce Kızılay yolsuz
luk batağındaydı- İKÖ başkanlığına Ekmeleddin İhsanoğlunun üstelik seçimle başkan olması, dört
senede yerli yabancı ikiyüz milyar dolara yakın
yatırım.-sadece Kayseride kırk milyar dolar- Hızlı
Tren,İnternet üzerinden bilgiye erişimde en hızlı
gelişim, Paradan altı sıfırın atılması- Emin Çölaşan bu gerçekleşsin Eşek gibi anırırım demiş
miydi?-Ulaşımdaki,ihracattaki sıçramalar, Rusya,
İran, Suriye, Bulgaristan, bütün sinsiliğine rağ
men Yunanistan dahil bütün komşularla barışçı iş
birlikleri. Sadece tek seçenek ABD ve İsrail değil
AB ilede , ama Arap ülkeleriylede sağlam ilişkiler
ARAP fonlarını hortumlamaya alışmış olanlar bundan
hazetmesede bu çok yönlü ilişkiler Atatürk dönemi
nide hatırlatan saygın bir dış politika izlenmesi
İslama meftun kadrolarca gerçekleşiyorsa. Türklük
bu damardan beslanip taze can buluyorsa, birileri
nin bu damarı kesme çabalarına karşı uyanık olmalı
yız. Bugün hiçdeğilse Cuma namazına gidemeyenler
Türk, Kürt her kökenden Türk Yurttaşlarının nasıl
omuz omuza saf durduğunu bir görseler. İslama karşı alkolizmi dayatanlar her türlü pisliğe zemin hazırlayıp milletimizi zehirlemek isteyenler
dir. Bu pislikler bazı büyük illerde yaygınlaşsada
batıya göre çok daha geridedir. Yanlız tamamen bu
İslam düşmanı cemiyetin güdümündeki medya kötü ol
ayları abartmakta ve toplumun moral motivasyonunu
bozmaktadır. Toros dağlarında on milyon ağaçlık
sedir dikimi yapıldı. Bu 1700 rakımın üzerinde çok zahmetli bir çalışmadır. %90 oranında başarı
var. Çirkef medya topluma moral olacak böyle bir
haberi neden vermiyor. Doğu Akdeniz havzasındaki
en büyük ağaçlandırma çalışmasından dolayı, Adana
ve Mersin Orman bölge müdürlerini ve personelini
vede projeye katılan oyuz kırk metrelik dev sedir ağaçların tırmanıp desir kozalağı toplayan yöre
köylülerinede teşekkür ediyorum. Bu yörenin Türk
men yörüklerine hedef verince ne sonuçlar alınıyor
değil mi? Saygı ve sevgilerimle. Böylesi önemli
bir konuyu tartışmaya açtığı içinde Mustafa Beye
Teşekkürlerimi sunarım. Levent.
Yazan: levent Tarih: November 9, 2006 4:46 PM
Sayın Tunç, tepkimin sizin şahsınıza değil, temsil ettiğinizi düşündüğüm fikre olduğunu belirterek özrümü peşin dilemiştim. Ayrıca eleştirimi olgunlukla karşıladığınız için de teşekkür ederim.
Ben bu konularda zaman zaman uyarı yapmıştım. Türk devrimi gerçekleşirken yok Kürtleri kesti, yok gayrimüslimleri doğradı, yok tarikatları yok etti… Bu hesapları Sayın Hülagu’nun da dediği gibi geçmişte bırakmak gerekiyor. Bakın Karadeniz’de de halk şapka giymeyi ve vergi vermeyi reddettiği için köyler top ateşine tutulmuş. Bunu yaşlılar anlatırlar. Yavuz zırhlısı kıyıya yanaşmış ve salvo ateş açmış. Hatta tekerlemesi bile çıkmış: “Atma Yavuz atma, şapka da giyeceğuz, vergi da vereceğuz…” diye yollara düşmüşler. Fakat o yörede bir kin, nefret ve intikam ateşi yanmaz. Bunu bir asimilasyon ve zorla benimsetme olarak algılayıp tepki geliştirmiyorlar. Ama Kürt vatandaşlar bunu yapıyor. İlle de biz farklıyız, farklı algılanmak istiyoruz diyorlar. Dillerini abartılı olarak sergiliyor, kültür özelliklerini çevrelerinin gözüne gözüne sokuyorlar, her tavırlarıyla “ayrı ırkız” vurgusuna önem veriyorlar. Geçmişte birliği sağlamak için bu zorlamalar yapılmış, valla açık söyleyim, yeri gelirse yine de yapılır. Bu işin şakası lamı cimi yok. Savaşın (Tanrı korusun eğer çıkarsa) etiği, kuralı olmayabiliyor. Hele iç savaşsa. Düzenli ordular karşı karşıya gelince işte Cenevre konvansiyonu filan, uygularsın. Esirler misafirindir, tedavi eder, bakımını yapar, barış olunca ailelerine sağ salim teslim edersin. Ben düzenli ordular arasındaki bir savaşta bu kurallara uymaktan insani bir zevk alırım. Bir esire insanca muamele etmek insanlık gururumu okşar. Ama kirli savaşlarda, ihanet, tuzak, işbirlik, aptalca maşa olma kokan tezgahlarda bu duygular rafa kalkabiliyor. Karmaşa ortamında kim ne yapıyor birbirine karışıyor. Bu nedenle bu yurdu parçalamaya yönelik her konuda titizliğin en yüksek düzeyini göstermek zorundayız.
Bakınız, İsrail nasıl Orta Doğu’da bir politik stratejik konumsa, Ermenistan da Kafkasya’da öyledir. Eğer Türk-İslam dünyasının arasına da böyle bir platform yerleştirmek gereği duyarlarsa, bu da Kürdistan olacaktır. Irak kuzeyi ve Türkiye Güneyi iyi bir birleşimdir. Burada bir su ve petrol imparatorluğu kurulabilir. Daha iyisi bir de deniz çıkışıdır. Ortadoğu petrolünü uzun vadede hadi geçtik, ama su ve Kafkasya petrolleri üzerindeki denetim gelecekte de önemini koruyacak. Güçlü bir Ermenistan ile birlikte denetim altında bir Kürdistan, Batılı güçlerin bu bölgede fink atması için bulunmaz ortamdır. Batılı laik ve demokratik değerlere inanmak ayrı, Batılı politikalara alet olmak ayrı… Ben birincisine gönülden inanmakla birlikte ikincisine hiç gelemem. Batı bu değerleri bir misyon olarak kullanıp burada menfaatlerini pazarlayamaz, buna izin veremeyiz. Tıpkı zamanında Hristiyan dinini misyon olarak kullanıp sömürgecilik yaptığı gibi.
Aslında İslamcı kesimin bu soruna yaklaşımı iyi niyetli de olabilir. Yani Kürtleri ne kadar İslam içinde tutarsak, Batılılara alet olmalarını o ölçüde engelleriz diye düşünebilirler. Bu yüzden “İslam Kürtlere federe hakkı tanır, Osmanlı’da Kürdistan eyaletti” yaklaşımları iyi niyetli olabilir. Çünkü bir proje de olası Kürt devletini İslam’dan koparıp Zerdüşt dinini yeniden diriltmek şeklinde. Fakat bunun tutmayacağını hepimiz biliyoruz. Bu ham hayal. Kürtleri ancak Türk karşıtlığı ve Kürt milliyetçiliği harekete geçirir. Türkler geldi binlerce yıllık yurdu işgal etti, biz bu toprakların asıl sahibiyiz gibi teraneler dinci Kürtlerin bile ağzında. İslamcılarla Kürtçüleri Atatürk karşıtlığı birleştiriyor. Sorun şu ki olası Kürt devletinin deniz çıkışının olmaması. İskenderun ve Mersin’e çıkmak için arada Suriye var ve Türkiye buna izin vermeyecek kadar çok güçlü. Olası Kürt devletini ezip geçecek kadar güçlü. Aslında Suriye ve Türkiye bu konuda doğal müttefikler. Çünkü Kürt devleti için Suriye’nin ortadan kalkıp kuzeyinin Kürt devletine, güneyinin İsrail’e verilmesi bile gerekli görülebilir. Bakmayın yakın geçmişte Suriye ile kapıştığımıza. Suriye ve Türkiye olası Kürt devletinin ümüğüne birlikte çökmüş durumdalar, deniz çıkışı vermiyorlar. Hatta İran da öyle. Bu üç devlet Kürt devletine izin vermemek konusunda doğal müttefiktirler. Hatta Irak’ı da katalım, toprak bütünlüğünü korumak için o da bu ittifaktan yanadır, doğal olarak. Bu üç komşu ve ABD-Batı arasında Türkiye’nin durduğu çizgi son derece kritik. Bağdat Paktı’nın sonunu hepimiz biliyoruz. İran’ın ötesinde Pakistan da var. Türkiye’nin konumu öylesine hassas ki, Batılı değerler ile İslami kültür arasında öyle hassas bir köprü ki, ne bir tarafı, ne öbür tarafı dışlama lüksü var. Dünyanın en akıllı olunması gereken bölgesindeyiz. Attığımız her adıma, ettiğimiz her kelimeye dikkat etmeliyiz. Bunu her yerde söylerim: Eski CIA başkanlarından birisi “Dünya haritasına ne zaman göz atsam gözüm ilk Türkiye’ye ilişir” demişti. Yapılacak en aptalca şey, İslami rejim adı altında İran’dan yana veya sosyalizm adına Suriye Baas rejiminden yana çıkmak ve Batı’ya cephe almak, çıkarılmak istenen medeniyetler çatışmasının arasında kalmaktır. Bu işin tek yolu Türkiye’yi parçalayıp zayıf düşürmek, iç savaş çıkarmaktır. Biz burada bir köprü olmalı ve medeniyetleri bağdaştırmalıyız. Başka bir yorumumda dünya barışının teminatının Türkiye’nin istikrarı olduğunu söylemiştim.
Benden uyarması. İstemeden gönül kırdıysam yine özür dilerim. Bana inanın çok hassas bir konumdayız, ulus olarak. Hep öyle idik zâten. Çağın yükselen değerlerine, demokrasi, bilim ve teknolojiye hızla uyum sağlamamız gerekiyor. Hem de büyük bir hızla. Hâlâ Kemalizmin mirasını reddetme ve benimseme, laiklik ve türban tartışması yapmaya devam edersek çok hız ve zaman kaybedeceğiz. Fakat bu başörtüsü zinhar kafadan çıkmaz, dokunulmaz kutsaldır, aynı bayrağın inmesi gibi bir çözülüştür inadı sürerse bu iş de uzun sürer.
Aslında devletin de çok eksiği var. Kadına kıza sarkanı anasından doğduğuna pişman edeceksin ki bitsin bu çelişki artık. Berdelmiş töreymiş anasını ağlatacaksın. Hapislerde çürüteceksin ki neymiş öyle tecavüz edip töreye sığınma nedir görsün. Olmaz böyle iş ya! Yiğitlik kızkardeşini öldürmek mi? Bu işler de böyle sürüp gidiyor. Binyılların getirdiği kadın zayıftır, erkeğin dilediği olur yargılarını aşamadan bu çağda böyle gidiyoruz işte… İşin kötüsü kadınlar da bu statüyü kabulleniyor. “Allah izin veriyorsa dördüncü olurum. Madem Allah izin vermiş…” Annelerimiz bile hâlâ “Kalk kızım erkek kardeşine su getir” diye yetiştirmiyor mu kızlarını. Ulan adamın ayağı mı topal, eli mi çolak. Niye ablası getiriyor da suyunu? Kalksın kendi içsin. Devlet sert değil, fazlasıyla yumuşak aslında. Ne baskısı, ne asimilesi? Bir kapkacın hakkından gelemedik. Baklava çalanın canına okuyup hortumcuyu kayıran devlet buralara gelir işte. Tüm sorunumuz bunda düğümleniyor. Bu devlet varlığına bekasına yönelen tehditlere dikkat kesilmekten yoruldu. Bu hassas topraklara gelineli beri bu durum böyle, coğrafyamız çok hassas. Moğol istilası, arada… Haçlı seferleri, arada… Dünya savaşı, arada… Bloklaşma ve kutuplaşma, arada… Hep arada, hep derede… Çok kan, çok can verdik, yorulduk.
Lafı çok döndürüp dolaştırdığımın farkındayım. Ama Kürt milliyetçiliğinin Türk milliyetçiliğine tepki olarak çıktığı tezi doğru değil. Türk lafı bir semboldur, kimsenin kafatası ölçülüp şecere kütüğü çıkarılmıyor. Bir kültürdür. Adının Türk olması, bu toprakları Türkler Bizans’tan alıp yurt yaptığı içindir. Kürtler ise, o bahsettikleri binyıllar boyunca bir devlet kursalar da topraklarına sahip çıksalarmış mâdem. Hep farklı egemenlikler altında yaşayageldiler de şimdi mi akılları başlarına geldi? Yok gelmiş de olabilir, ey ne yapalım, altın tepsi içinde devlet mi sunacağız? Hak verilmez alınır. Konjonktür gerektirecek olursa her oluşum mümkündür. Kimse zembille inmedi. Şu an Kürt devletine izin verecek bir konjonktür yok. Biz bu topraklar için hediye verelim diye kan dökmedik, kimse kusurumuza bakmasın!
Yazan: demirkan efegil Tarih: November 9, 2006 5:08 PM
Demirkan Bey aşağıdaki cümlenizden dolayı son yorumumu geri alıyorum.kusura bakmayın.ben sizi başkasıyla karıştırıyorum galiba.
'Savaşın (Tanrı korusun eğer çıkarsa) etiği, kuralı olmayabiliyor'
batılı değerlerle İslami değerlerin ikisine de sahip çıkmalıyız düşüncesinin tüm laik çevrelerde kabul görmesini dilerim.
başörtüsü takan bir bayan olarak aşağıdaki cümleniz doğrultusunda ne yapmalıyım?bu bir insan hakkı ve din özgürlüğü değil mi?batılı değerlere gönülden bağlı biri olarak benim batı üniversitelerindeki kızlar kadar özgür olma hakkımı savunmaz mısınız?
' Fakat bu başörtüsü zinhar kafadan çıkmaz, dokunulmaz kutsaldır, aynı bayrağın inmesi gibi bir çözülüştür inadı sürerse bu iş de uzun sürer.'
törelerden kaynaklanan problemlerden bahsediyorsunuz.tesbitler çok güzel.başörtüsü çıkarmayı bir namus meselesi olarak algılayan birçok aile var doğuda.buradaki kızların üniversite okuma şansı ancak örtüyle mümkün.bu bile yeterli değil birçoğu için.lütfen kızlar üzerinden konuşmayalım.töreye mahkum kızlar eğitim almadıkça bu çileleri sürecek.bırakalım okusunlar.
HZ.Muhammed(as)'ın sünnetinde kişinin başkasına yük olmaması vardır.kendi elbisesini dahi hiçbir hanımına vermeden kendisinin yamadığı biliyoruz.Kendi kızı(hz.Fatıma)her geldiğinde oturduğu yerden kalkıp yerini kızına verecek kadar
kızını seven bir baba.
din adına kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın HZ.Peygamberin sünnetinde yeri olmadığını bu vesileyle söylemiş olalım.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 9, 2006 6:53 PM
"Atatürkçülük din degildir" mi dediniz?
Arkadaslar, bazen soruyorum kendi kendime, bizim yöneticilerimiz yapistirici mi kokluyor diye.
Asagidaki yaziyi okuyun da bir kez daha tartisalim :
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün ölümünün yıldönümünde bir vekil tarafından düğün yapılmasını şiddetle kınıyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini yazan, halkın bağımsızlığını hayatı boyunca ön planda tutmuş, halk için çalışmış bir önderin ölüm yıldönümünde böyle bir düğünün yapılması utanç vericidir. Milletin yas tuttuğu 10 Kasım tarihinde, TBMM’ye bağlı bir vekil tarafından düğün yapılmasını, Atatürk ilkelerine ve kişiliğine saygısızlık olarak görüyorum.”
MHP Ordu İl Başkanı Rıdvan Yalçın da, “Milli Yas Günü” seçilen bir günde bir milletvekilinin oğlunu evlendirmesini yakışıksız bulduğunu dile getirdi. Yalçın, “Düğün davetiyesi bana da geldi. Evlenen çifti tebrik ediyorum. Fakat bir yılda 365 gün var. Bu günlerin içinde 10 Kasım’ın seçilmesini yakışıksız buluyorum” dedi.
Yazinin tamami için :
http://www.izlenimler.net/2006/11/09/seb-i-arus/
Yazan: Tunç Tarih: November 9, 2006 10:44 PM
SN.Hulagü'nün aşağıdaki sorusu önemli..
'...Şimdi tarih boyunca bu uygulamaları gördükten sonra hangi İslam'ın hangi İslam şeriatı'nın evrensel olduğunu ve tüm çağları kucaklayabileceğini iddia edebilirsiniz?'..
SN.Hulagü;
HZ.Muhammed(as),vefatından yaklaşık 83 gün önce
gerçekleştirdiği hacc esnasında,orda bulunan bütün müslümanların dinlediği, veda hutbesi olarak bildiğimiz meşhur hutbesinde müslümanlara bir miras bırakmıştır.Kendisinden sonra yolumuzu şaşırmamamız için bırakılan iki şey,Kuran ve sünnettir.
sn.Hulagü sadece tek bir İslam vardır.bu Kuran ve HZ.Muhammed(as)'ın sahih sünneti çerçevesinde yaşanan İslamdır.
tüm çağları kucaklayan İslam'ın evrensel hükümleri vardır.hangi çağda yaşanırsa yaşansın:
Allah'a,meleklerine,peygamberlerine,kitaplarına,ahiret gününe ve kadere inanmak müslümanlığın gereğidir.
nasıl ibadet edeceğimiz ve hangi evrensel ahlaki ilkeleri benimseyeceğimizde bu kaynaklarda açıklanmıştır.
bunlar temel ilkelerdir ve bütün insanlık,hangi çağda olursa olsun bu çerçevede İslama davet edilirler.
Kuranın belirlediği bu ilkelere hiçbir mezhep,meşrep,tarikat,cemaat,tarihte gelmiş geçmiş İslam adına ne varsa bu çizginin dışına çıkamaz.
İslam ilk geldiğinde neyse bugün de odur.
İslam ülkelerindeki farklı İslam anlayışlarının olması farklı İslamların olduğu anlamına gelmez.
İslamın evrensel itikadi ve ahlaki ilkeleri Kuran ile belirlenmiştir.
İnsanlar HZ.Muhammed'i ve Kuran'ı doğru anlama çabası gösterip çalıştıkça Kur'an kendini insanlığa açar.bunu topluluk,cemaat ,millet bazında değil tek tek bireyler bazında düşünmelisiniz.her birey İslamın bu evrensel ilkeleri ile karşı karşıyadır.davet kendisine ulaştığı anda sorumluluk başlar.bu yüzden tek bir kişi ile bütün insanlık arasında İslam açısından bir fark yoktur.Kuran'da bu gerçek şöyle ifade edilir.
'bir nefsi haksız yere öldüren sanki bütün insanları öldürmüş gibidir,kim de bir insanın hayatını kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış olur...maide-32
islam kimsenin,hiçbir devletin,ırkın,mezhebin vs.tekelinde değildir.herkes tek tek bu ilkelere muhataptır ve kendi imtihanını vermektedir.
müslüman sayısınca hata,kusur ve günah vardır.İslam diye kurulan devletlerde bundan müstağni değildir.müslümanların hataları üzerinden İslamı yargılamayalım lütfen.
İslam ilk olarak tek bir Allah'ın varlığını ve birliğini kabul etmelerini ister insanlardan.Yaratıcı ,insanı yaratırken O'na kendi ruhundan üflemiştir.(secde-9).insanın bu yönüyle kutsal bir tarafı vardır.insanın kalbine iman nuru girdiği zaman,bu nur insanın bu kutsi tarafını harekete geçirir.çıranın tutuşması gibi bu nur kişinin kalbini Allah'ın nuru ile yakar ve kalp çalışmaya başlar.Yaratıcısı ile ve kendi gerçekliği ile ilk tanışıklığıdır bu.eğer Yaratan size kendi varlığını hissettirmezse bunu hiçbir kitabi bilgi ile öğrenemezsiniz.kişi iman etmekle kalbine Allah tarafından nazar edilmiş olur.ve sanki vücudunuz yüksek voltaja bağlanmış gibi sarsılır , kalpteki mühür artık açılmış ve Allah'a doğru bir yürüyüş başlamış olur.bu noktadan sonra kişinin ne kadar Allah'a yaklaşabileceği onun ihlasına,takvasına ve kabiliyetine kalmıştır.
Çünki Yüce Yaratıcı kuluna daima yaklaşma arzusundadır.bir adım gelene on adım,yürüyerek gelene koşarak gelme isteğindedir.
Allah'a karşı kalbinde böyle bir yol açılan bir mümin için artık İslamın hiçbir hükmü zor gelmez.iman kişiye İslamı yaşaması için gereken kolaylık ve sabırla beraber gelir.
insanın hayatında en önemli şey canıdır ve onu kaybetmek istemez.fakat Allah için bir mümin binlerce can feda etmeye hazırdır.bırakın namazın,orucun güçlüğünü veya alkol,zina gibi alışkanlıkları bırakmanın nefse zor gelmesini,o en zor olanı yani ölümü Allah için seve seve kabul etmiştir.
iman olmadan İslamın diğer hükümlerini anlamak ve yaşamak zor gelebilir.zaten islamın bütün emirleri
iman etmiş bir kalbe yöneliktir.asla iman etmeyen kimse İslama zorlanamaz.çünki dinde zorlama yoktur.(Bakara-256)
yaşanılan çağda sorun çıkartıyor gibi gözüken bizim ahkam ayetleri dediğimiz ve insanların çokça takıldığı islam hukuku ile ilgili olan alan ise içtihada açıktır.yani yeni şartlara,farklı iklimdeki farklı milletlerin farklı ihtiyaçlarına uyarlanabilecek şekilde esnek bir yapıya sahiptir.
Yani dinin ideal uygulamasının bir tek şekli yoktur.zaruret söz konusu olduğunda ,zorunlu şartları karşılayacak bir esneme gösterebilir.
bu yüzden müslümanlar değişen şartlar karşısında daralıp boğulmazlar.din tek bir şekli islam olarak yaşamayı dayatmaz.
çok geniş ve önemli bir konuyu öz itibariyle anlatmaya çalıştım.bütün kusurlar bana aittir.İslam bizim kusurlarımızdan beridir.
din ve laikliğin karşı karşıya getirilip(kahrolsun şeriat!)diye insanların bağırttırılmalarında da suç islamın değildir.Osmanlı döneminde bile bir teokrasi yokken cumhuriyet Türkiyesinde kahrolsun şeriat diye sloganlar atıp müslümanlar ile devleti karşı karşıya getirmek çok acı gerçekten.şeriat islam demektir çünki.kavramlarla oynamak bu gerçeği değiştirmez.
biz İslamı hak etmedikçe islam bize gelmiyecektir.bu yüzden şeriat geliyor diye korkmaya gerek yok.şu anda şeriatın hiçbir yere geldiği yok.biz müslüman geçinenler kalplerimizde islamın huşusunu duymuyoruz ki,toplum bunu nerden bilecek?
uzun oldu fakat bir müslüman olarak dinime nasıl baktığımı ve nasıl iman ettiğimi anlatmak istedim.benim evrensel dinim bu.bütün eksiklikler ve kusurlar bana aittir.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 10, 2006 4:41 AM
Atatürkçülük-din benzetmesi ile ilgili bu günün 10 Kasım olması nedeniyle bir çağrışım aklıma geldi..
Ülkemizde her 10 Kasım saat:09:05 de hayat adeta durur..insanlar ayakta Atatürk'e saygı duruşunda bulunurlar.Hatta yolda hareket halinde yürüyenler bile çoğu zaman uyarılır...
Bu ritüel için gerekli olanlar
vaktin girmesi(9:05),uyarı(siren),ayakta sabit durmakdır..
Tıpkı namaza durmak gibi belli bir vakitte,
ezan uyarısını alarak(siren gibi)ve kıyamda bulunmak...
Yazan: Tarık T. Tarih: November 10, 2006 10:16 AM
Sayin Deniz,
Verdiginiz bilgiler gayet kapsamli ve anlasilir.
Sanirim Hülagü ve Demirkan Beylerin de sizin ve benim samimiyetimizden süphesi yok.
Ancak teslim etmek gerekir ki bugünkü müslüman
ülkeler içinde ne "laik" olanlar ne de "seriatçi" olanlar çok iyi bir durumda degiller. Gerek vatandaslarinin refahi, adalet ve ihsan içinde yasamalari, gerekse teknolojik seviyeleri sebebiyle Islâm ülkeleri çok özenilecek bir tablo
çizmiyorlar.
Tabi sebepleri çok, tartistik, ve tartismaya devam etmek gerek.
Islâm'in din olarak bir bireye huzur vermesi ile Islâm'dan esinlenerek kurulacak politik bir düzenin bir ülkenin TAMAMINA huzur getirmesi takdir edersiniz ki farkli seyler.
Kendi hesabima dindar olamayan müslümanlarin, agnostik veya ateist arkadaslarin "adil düzen", "Islamci düzen" vs gibi henüz çok soyut olan kavramlara süphe hatta korku ile bakmalarini çok iyi anliyorum. Hatta malesef bu korku yerinde bir korku ve bu "muhalefet" gerekli bir karsi agirlik.
Sizin de katilacaginiz gibi bir seyin adina adil, islâmî, demokratik veya laik demekle o sey öyle olmuyor.
"Özelestiri" basligi altinda bu forumda bu konularin kapagini biraz aralamistik. Dilerim gene firsat olur ve sizin yorumlarinizdan istifade ederim.
ALLAH'a emanet olunuz.
Yazan: Tunç Tarih: November 10, 2006 11:36 AM
müslüman sayısınca hata,kusur ve günah vardır.İslam diye kurulan devletlerde bundan müstağni değildir.müslümanların hataları üzerinden İslamı yargılamayalım lütfen. (deniz)
Sayın deniz, gelin şunda hemfikir olalım Türk devrimi'nin ya da Türk devrimi'ni savunanların İslam'ı yardgıladıkları falan yok. Görünen köye klavuz istemez. Bugün Türkiye de İslam gerçekten yüce bir din hüviyetindeyse bu Türk devrimleri sayesindedir. Bunu hiç kimse inkar edemez.
Amerika ve İsrail ortadoğu kendilerine göre şekillendirmeye çalışıyorlar. Vakit çok geç olmadan Arap Ulusları'nın da Türk devrimini örnek almaları gerekiyor. Aksi takdirde Amerika ve İsrail'in tüm ortadoğu işgal edeceği gerçeğini tahmin edememek için uçamayan kuş olmak gerekir.
Dini rahat bırakalım çıkarlarımıza alet etmeyelim. Bunun için tek çözüm Türk devrimlerine sozsuza dek sahip çıkmaktır. İslami holdinglere para kaptırmak önemli değil bu bir şekilde telafi edilebilir ama ulusal benliğimizi ve şerefimizi emperyalistlere kaptırırsak hiçbir din bizi kurtaramaz. Ortadoğu da yaşananlarda bu zaten.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: November 10, 2006 12:02 PM
Cumhurbaşkanımız yine çok güzel bir konuşma yapmış. Özellikle Atatürk'ten yaptığı alıntılar Türk devrimi'nin özünü ortaya koyuyor. Tek kelimeyle emperyalizm'in kucağındaki ortadoğu ulusları için bir kurtuluş reçetesi aynı zamanda.
Ata'ya göre laiklik "adam olmak" demektir
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Atatürk’ün uluslaşma, uygarlaşma, çağdaşlaşma ve aydınlanmanın tümüne aynı anda ve ivedilikle çözüm bulunması gerektiğini bildiğini ve buna inandığını belirterek, "Onun için her şeyin temeline laikliği yerleştirerek yola çıkmıştır. En kısa söyleyişle O’na göre laiklik ’adam olmak’ demektir" dedi.
Ulu Önder Atatürk’ün ebediyete intikalinin 68. yılı nedeniyle Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunca "Anma Toplantısı" düzenlendi.
"20 YAŞINDA BİR YOBAZ GİBİ..."
Cumhurbaşkanı Sezer, Kurtuluş Savaşı ile başlayan ve cumhuriyetle taçlanan savaşımın amacının uygarlaşma, çağdaşlaşma, aydınlanma, Ulusal Ant sınırları içinde ulusal egemenliğe dayalı, tam bağımsız laik ve demokratik bir ulus devlet kurmak olduğunu vurguladı. Sezer, şöyle devam etti:
"Atatürk, uluslaşma, uygarlaşma, çağdaşlaşma ve aydınlanmanın tümüne aynı anda ve ivedilikle çözüm bulunması gerektiğini biliyor ve buna inanıyordu. Onun için her şeyin temeline laikliği yerleştirerek yola çıkmıştır. Çünkü Yüce Önder, çağdaşlaşmanın da uygarlaşmanın da aydınlanmanın da uluslaşlaşmanın da anahtarının laiklik olduğunun bilincindedir. En kısa söyleyişle O’na göre laiklik ’Adam Olmak’ demektir.
Yüce Önder, ’Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar’ derken, işaret ettiği ’bu temel eksen’ uygarlaşma, çağdaşlaşma, aydınlanmayı temel alan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu nedenle Yüce Atatürk, ’Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ kuşaklar yetiştirilmesini isterken biliyordu ki ancak özgür düşünceli, ilimi ve aklı yol gösterici kabul eden, dogmaların esaretinden uzak kalıp sorgulayabilen ve konulara eleştirel yaklaşabilen yurttaşlar bu temel ekseni yakalayabilirler.
Yine Yüce Atatürk’ün cumhuriyeti ’Türk gençliği’ne emanet ederken kastettiği bu temel eksen doğrultusunda yetiştirilmiş kuşaklardır. Büyük Önder’in ’anladığı gençlik’ kendi deyişiyle ’Bu inkılabın fikirlerini ve ideolojilerini benimseyip gelecek nesillere götürecek’ her yaştaki gençlerdir.
Yüce Önder’e göre 20 yaşında bir yobaz ihtiyar, 70 yaşında bir idealist ise zindedir, gençtir."
"ONURUMUZ OLMALI"
Cumhurbaşkanı Sezer, Türkiye Cumhuriyeti’nin, kuruluş yıllarında uygulanan bağımsız ekonomi politikasıyla 13 yıl boyunca dünyanın en yüksek kalkınma hızına sahip olduğunu, ekonomisi güçlenen Türkiye’nin, Atatürk’ün dirayeti ile dış politikada da etkin rol oynadığını ve onurlu bir dönem geçirdiğini belirtti.
Atatürk, bağımsızlık ve özgürlüğün ancak çok çalışarak sağlanıp korunabileceğini "Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamayı alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar" sözüyle ortaya koyduğunu anlatan Sezer, şunları kaydetti:
"Ne var ki, küreselleşme olgusu, artık ulusları ve devletleri birbirine ekonomik düzeneklerle bağımlı kılmakta, sömürgeci güçler, silahla yapamadıklarını, ekonomik yoldan gerçekleştirmeyi başarmaktadırlar.
Oysa, Yüce Önder’in şu sözleri önemli bir ders niteliğindedir: ’Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.’ Aydınlık, çağdaş ve evrensel değerlerin yol göstericiliğinde gelişen, gönençli bir Türkiye ülküsünün gerçekleşebilmesi için cumhuriyetimizin temel niteliklerinin, bağımsızlığımızın, birliğimizin korunmasının vazgeçilmez önem taşıdığını bir kez daha anımsatmak istiyorum.
Bugünlere ulaşabilmek için ulusça ödenen büyük bedelleri unutmadan, Atatürk’ün yarattığı aydınlık Türkiye’nin değerini iyi bilmek, cumhuriyeti birlik ve beraberlik içinde sahiplenerek, temel niteliklerinden ödün vermeden çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine taşımak onurumuz olmalıdır.
Yazan: Hülagü Tarih: November 10, 2006 3:41 PM
Hülagü bey,
Öncelikle sizi fikirlerinizi daha çağdaş bir biçimde açıklamaya başladığınız ve daha medeni bir üslupta tartıştığınız için tebrik ederim.
Benim kafam çok karışık. Milli Eğitim'im boyunca bizlere Atatürk'ün Türkiye için "çağdaş medeniyet"'i hedef olarak gösterdiği, Avrupalı olmaya gayret etmemizi salık verdiği öğretildi. Atatürk vefat ettiğine göre fikir değiştiriyor olma ihtimali yok. Velev ki bize öğretilenler yanlış olsun, Atatürk medyum mudur ki 70 sene ötesini görsün. Küreselleşmeyi Nostradamus bile keşfedememiş, ulus-devletlerle dolu ve sömürgeciliğin doruğunda Atatürk'ün küresel dünyaya karşı çıkacağını söylemek "iman" dışında hangi olguyla açıklanabilir?
Peki bu küresellik madem o kadar kötü bir şey, neden bütün dünya milletleri harıl harıl birlik oluyorlar. Bağımsızlık diye direnen bir Küba kalmış, debelenip duran. Hadi Avrupa birliğine girmeyelim, onların kirli emellerine (!) alet olmamak için, Rusya'ya da yanaşmayalım, İran, Suriye zaten düşman. Amerika zaten şeytanın başı. Kendi kendimize ne yapacağız? Bor'ları çıkartıp çıkartıp yiyecek miyiz? Dünyanın bir akıllısı biz miyiz? Mızıkçı çocuklar gibi, ki Sezer'in tabiatına çok uygundur, bir kenarda kendi kendimize mi eğleşeceğiz?
Bir de benim kafamı karıştıran bir başka konu, daha 10-15 yıl öncesine kadar Necdet Sezer'in bahsettiği bağımsızlık fikirleri, anti-emperyalist söylem bizim komünist uşakların söylemi değil miydi? Bu rejim o çocukları tou quo que etmiyor muydu?. Aynı rejim bize Avrupalı olmayı pompalamıyor muydu?. Ne oldu da fikir değiştirdi? Dönen Atatürk olmadığına göre kimdir? nedendir?
Partizanlığı hiç sevmem, bütün bu anti-emperyalist zihniyet, AKP Avrupa karşıtı olsaydı destek verecekler miydi elinizi yüreğinize koyun ve söyleyin. Avrupa Birliği macerası bir şekilde noktalansa emin olun aynı adamlar veryansın etmezlerse Necdet Sezer olayım !
Yazan: blue Tarih: November 10, 2006 5:36 PM
"bu tür konularda tartışmaya girsem benim de bir Hulagu TTT olmam işten bile değil." [DE]
Vay vay vay! Bu diyarlardan uzaklaşalı neler olmuş neler! Ataman Efendi reenkarne olmuş, kemalistlikten faşistliğe terfi eylemiş. Bilim milim konularında ilk başta epeyce sağduyulu bir üslup sergileyen Demirkan Bey ise, iş siyasi konulara dökülünce baklayı ağzından çıkarmış.
Burası bayağı bi şenlikli olmuş canım. İyi eğlenceler!
Yazan: metin-thePoor Tarih: November 10, 2006 6:03 PM
Hülagü Bey, sagolun vallahi, aksam aksam iyi güldüm.
Ata'ya göre laiklik "adam olmak" demektir (NS)
Ben de Sezer gibi komiklik yapayim : Birgün laik olmayan bir balikadam Anitkabir’e gitmis. Tam deftere yazacakken derinlerden bir ses gelmis, “ben sana balikadam olamazsin demedim, adam olamazsin dediiiiimm!”
Atatürk’ün uluslaşma, uygarlaşma, çağdaşlaşma ve aydınlanmanın tümüne aynı anda ve ivedilikle çözüm bulunması gerektiğini ...(NS)
Amentü billahi ve ulusî, ve uygarî ve çagdasî ve aydinî ... Hocam sunlari bir tarif etsek artik? Hayir yani, okudugumuz duanin anlamini bilelim diyorum.
Ulu Önder Atatürk’ün ebediyete intikalinin 68. yılı nedeniyle Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunca "Anma Toplantısı" düzenlendi.(NS)
Giriste herkesin kafatasi Antropoloji Dernegi tarafindan ölçüldü, ölçüleri Mimar Sinan ile uyusmayanlar disarida birakildi.
Sonra da Atatürk’ün elinden orjinal Nutuk metinlerini okumak istediler ama eski yazi okuyan kimse kalmadigi için okunamadi. Yeni harflerle dizilen baskisini da kelime devrimi yüzünden kimse anlamayinca Hifzi Veldet Velidedeoglu’nun yazdigi “türkçelestirilmis” baski okundu. Herhalde Atatürk çince yazmis orjinalini.
Bu nedenle Yüce Atatürk, ’Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ kuşaklar yetiştirilmesini isterken biliyordu ki ancak özgür düşünceli, ilimi ve aklı yol gösterici kabul eden, dogmaların esaretinden uzak kalıp sorgulayabilen ve konulara eleştirel yaklaşabilen yurttaşlar bu temel ekseni yakalayabilirler. (NS)
Ve devam etti : “Onun içindir ki Yüce Atamiz Kazim Karabekir’in Kurtulus Savasi anilarini toplatip Ankara’daki kireç ocaklarinda yaktirmis ve bir ilk’e imzasini atmistir. Gene istiklal mahkemeleri sayesinde “fikri hür, vicdani hür” olmayanlar asilarak bu sorun da halledilmistir. Aaah ah. Taksim Meydaninda sallandircaksin 5-10 tanesini, ama bize kodu mu oturtan liderler lâzim.
Büyük Önder’in ’anladığı gençlik’ kendi deyişiyle ’Bu inkılabın fikirlerini ve ideolojilerini benimseyip gelecek nesillere götürecek’ her yaştaki gençlerdir. Yüce Önder’e göre 20 yaşında bir yobaz ihtiyar, 70 yaşında bir idealist ise zindedir, gençtir."
Türkçe meali : Biz 70’lik dedeler Ecevit gibi mezara kadar koltuk sevdasindan vaz geçmeyecegiz, siz gençler siranizi bekleyin.
Oysa, Yüce Önder’in şu sözleri önemli bir ders niteliğindedir: ’Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.’ (NS)
Peki tatli kardesim, sapka devrimini neden yaptik? Fransizlarin bütün kavram ve kurumlarini neden kopyaladik? (üniter devlet, vs) Neden Latin alfabesini göktürk çivi yazisina tercih ettik? Neden bati tarzi balolarda tango yapti Atatürk? Neden smokin giydi, papyon takti? Serefimizle salvar giyseydik, fes taksaydik? Neden kadinlar basini açsin diye ugrasti Atatürk? Neden? Neden? Çildiracagim yahu!
Neyse...Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: November 11, 2006 12:09 AM
biz Allah'ın Kitabı Kuran'ın bazı ayetlerini tarihsel olarak yorumlayabiliyoruz da bu insanlar
Atatürk'ün sözlerini tarihsel olarak yorumlayamıyorlar.
peki o zaman evrenselliği nasıl yakalayacaksınız.gelişen ve değişen şartlara nasıl ayak uyduracaksınız?böyle dogmalarla olmaz ki canım.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 11, 2006 3:31 PM
Tunç Bey;
ben yaptığınız yorumdaki durumu çok iyi fark ettiğim için İslam'ın bireysel olarak bir insana bakan yönünü anlatmaya çalıştım.
İslam siyasete öyle yanlış şekilde bulaştırılmışki insanlar İslam'ın bir din olduğunu unutup sanki bir siyasi rejimmiş gibi algılamaya başladılar.
altını kalın kalın çiziyorum.İSLAM EVRENSEL BİR DİNDİR.AMACI BÜTÜN İNSANLIĞIN SAADETİDİR.
dinimi siyasete alet edip bu dinin insanlara sağlıklı şekilde ulaşmasını engelleyenlere de yazıklar olsun.sağcısı,solcusu,dinsizi dincisi..
kim yapıyorsa..YAZIK.
bir kere daha belitmek isterim siyaset yüzünden HZ.Muhammed(as)'ın ailesi(ehl-i beyt) ne çileler çekti.bunlar Emevi ve Abbasi dönemlerinde oldu.İmam-ı Azam Ebu HANİFE ehl-i beyti savunduğu için çok çile çekmiştir.işkenceler yüüznden vefat etti.bu İslam'ın siyasallaştırılmasına karşı verilen mücadele değilmiydi?
Hulagü Beyin devrimler konusundaki görüşüne gelince,benim daha önceki yazılarımda da Türkiye'deki sistemin dini koruduğunu ve İslam'ın siyasallaşmasını engellediği için evrensel mesajı anlatmaya katkısı olduğunu hep belirtmiştim.Atatürk'ün kurdurduğu diyanet'in öneminin altını hep çiziyorum.
ben güzel ve faydalı olanın hakkını vermezsem samimi olmuş olmam.her zaman bunları takdir ediyorum.fakat Cumhuriyet döneminde batılılaşmayı çok abarttığımızı ve köklerimizi unuttuğumuzu da söylemek zorundayım.
İslam bir DİNDİR.asıl vurgu yaptığım yer burası.
herkes ölünce hesabını tek tek verecek.bu dine haksızlık yapanlar da orda pişman olacaklar.
o yüzden biz imtihanımız güzel verelim.dini siyasallaştırmayalım.İSLAM BİR DİNDİR.
sevgiler
Yazan: deniz Tarih: November 11, 2006 4:13 PM
Sayin Deniz,
Islâm'in özü hakkindaki fikirlerimizin örtüstügünü görüyorum. Bunun yaninda Diyanet ve Atatürk devrimleri konusunda fikir alis-verisinde bulunacagiz gibi görünüyor gelecek aylarda.
Islâm dininden yola çikarak çok iyi bir politik idare kurulabilecegini düsünüyorum. Çünkü Islâm'in bazi temel kavramlari var ki bunlar saglikli rejimler için olmazsa olmaz:
1) Kul hakki,
2) Adalet-Ihsan kavramlari,
3) Irkçiligin reddi,
4) Zayiflarin, dul ve yetimin savunulmasi,
5) Çevre duyarliligi,
6) Vs.
Ancak bunun halka "ALLAH'in rejimi" diye yutturulmasi çok tehlikeli. Bu konuda Abbasilerin, Emevilerin düstügü tuzaklara düsmemek gerek.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: November 11, 2006 11:07 PM
Sayın Deniz; Bir cümleye dayanarak karar vermemenizi, yorumlarımın bütününe bakmanızı dilerim. İyilikle kalınız...
Yazan: demirkan efegil Tarih: November 17, 2006 3:43 PM
Turklerin Islam oncesi-sonrasi donemlerinin kiyaslanmasi (veya OLMAYAN yemegin baharati ve sosunun kiyasiya tartisilmasi);
Altinci yuzyildan itibaren, ASINA soyu yonetiminde ama olusumunda ETNIK anlamda Turk adli hicbir boy bulundurmayan Kokturk Kaganligi
ile Dogu Roma (Bizans) devleti elcilik duzeyinde iliski kurduktan sonra, Turk sozcugunun Bati kaynaklarina yerlestigi biliniyor. O kadar ki
Onbirinci yuzyilda bile, savasci-gocebe yasantilarini surduren bazi Macar boylarini Dogu Romalilar "Turk" diye adlandiriyorlar( yakin komsulari Pecenekleri de iyi tanidiklari halde).
Kokturk Kaganligi tarihe karistikan sonra, kendini Turk adiyla tanimlayan hicbir ciddi orgutlenme olmamistir.
Diyar i Rum 'u ele geciren Osmanli, ayni sekilde Turk sozcugu ile, Turk dil ailesine mensup dilleri konusan, gocebe ve savasci boylari kastediyordu.
Anadolu'ya gocen, bir kismi Islamiyeti kabul etmis Oguz boylari ve cok daha once yerlesmis Pecenek-Kipcak oymaklarinin yerli halkla (basta Rumlar- Ermeniler-Kurtler)yuzyillar icinde hem
etnik hem de kulturel yonden harmanlanmasi, Islamiyetin ve Turk dilinin hakim unsurlar olarak
yerlesmesi( bu arada Dogu Avrupa, Kuzey Afrika
gibi bolgelerden gelen nufusu da unutmayalim),
Akdeniz ozellikleri baskin, DEGISIK bir ulus ve kultur ortaya cikarmistir. Turk sozcugu, bu yeni olusumu tanimliyor.(Son yillardaki genetik taramalarla acik olarak kanitlandi).
Simdi kimlerin Islam oncesi medeniyetlerini kimlerin Islam sonrasi medeniyetleri ile
kiyaslayacagiz?
Tarih, biyolojik evrim gibi kendi kendine sekilleniyor, begensek de begenmesek de boyle
olmus ve olacak...
Basta yazinin, sonra da ilgili yorumlarin heyecan yonunun agir basmasi, zaten hepimizin Akdenizli oldugunun gostergesi.
Saygilarimla
Yazan: Izninizle Tarih: November 30, 2006 1:54 AM
bende size katılıyorum
Yazan: esra cankıroglu Tarih: May 14, 2007 9:56 PM