« ‘En Güvenilir Kurum’a Güvenememe Sorunu | Ana Sayfa | Fikri Hür Gençlerden Atilla Yayla'ya Destek »
November 26, 2006
Kürdofobik Dış Politikanın Türkiye’ye Zararı
Türkiye’deki bazı resmi ve “sivil” çevrelerin Irak’a bakışındaki “Kürdofobi”nin çok zararlı olduğunu daha önceki çeşitli yazılarımda belirtmiştim. Dış politika uzmanı, siyaset bilimci Soli Özel de Sabah’taki “Kendini Aldatmak” başlıklı yazısında aynı gerçeğe dikkat çekmiş. Türkmenler meselesinin yanlış anlaşıldığını ve çarpıtıldığını, Irak Cumhurbaşkanı Talabani’ye ısrarla randevu vermeyen Cumhurbaşkanı Sezer’in de Türkiye diplomasini devre dışı bıraktığını vurgulamış. Özel’in bu yorumuna ayen katılıyorum:
Eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış'ın Türkiye'nin Türkmen siyasetinin iflası ile ilgili söyledikleri... ibretlik. Murat Yetkin'in aktardığına göre Yakış Türkiye'nin Türkmenleri temsil etmeyen kişilerle bağlantı kurduğunu, Türkmenlerin etnik değil mezhepsel kimlikle hareket etiklerini bilmediğini veya anlamak istemediğini, sayılarını ise abarttığını söylemiş. Zamanında aykırı sayılan bu gerçekleri söyleyerek Türkiye'nin çıkmaz sokakta gittiği uyarısını yapanlara denmedik laf bırakılmamıştı.Şimdilerde ise Kürt takıntısı nedeniyle Türkiye Irak'ın geleceği konusunda kıyıda kalmaya kendisini mahkediyor. Bölge ülkelerinin katkısı olmadan Irak'ta durumun yatışması mümkün değil. Ülkenin parçalanması Türkiye tüm çevredeki ülkeler açısından varoluşsal bir krizi tetikleyebilir. Bunu gören komşu ülkeler hamle yapıyor. Irak devlet başkanı Celal Talabani bugün Tahran'da olacak. Daha sonra Suriye'ye gidecek.
Bir Kürt devleti kurulması ihtimalinden en az Türkiye kadar rahatsız İran ve Suriye Talabani ile görüşürken Türkiye bu tabloya giremiyor bile. Zira Cumhurbaşkanı Sezer Talabani'den hoşlanmıyor ve anlaşıldığı kadarıyla Dışişlerinin bir davet konusundaki telkinlerine kapalı. İran Şiileri, Arap devletleri Sünnileri kollarken Türkiye kuzey Irak Kürtleri ile nasıl bir ilişki kotaracağını düzgünce tartışmıyor bile. Bu takıntı nedeniyle Türkiye kendisini birinci derecede ilgilendiren Irak'ın geleceğinde oyun kurucu olma imkanını ıskalıyor. Takıntılara saplanarak bölgesel güç olunacağına inanmak da herhalde kendini aldatmanın en iyi örneklerinden sayılmalı...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 26, 2006 12:32 PM
Değerli yorumcular, tutarlı ve milli menfaatlere
uygun politik adımların atılması; ancak farklı öneri ve fikirlerin tartışılması ile sağlanabilir.
Çevik Bir Milliyet gazetesini ziyaretinde, Taha
Akyol' toplumu ilgilendiren kararlar alırken
neden sosyologların düşüncelerini almıyorsunuz di
ye generale soruyor. El cevap:Kararlılığımız sarsı
lır! Atilla Yayla'ya yapılan fikri linç olayıda
farklı fikirlere kapanmanın tezahürü. Şimdi bu
davranış kalıbının asker-yargı bürokratik eksenin
de oluşması ve bu eksenin Boyalı medya ve lümpen
tavırlı 'vatansever' yaftalı ekibin şirretliği ile
bütünleşmesi tesadüf mü? Bu ekibin meşru iktidarı
kıpırdayamaz hale getirerek yönetim zaafiyeti ara
yışında olduğu yeterince açık değil mi? Türkiyenin
lider ülke olma yolunda attığı her adımı akamete
uğratma gayretleri sadece haset ve kıskançlıkla,
basit bazı avantaları kaybetme korkusuyla izah edilemeyecek kadar derindir. maalesef bu eksenin
ortak paydası İslam düşmanlığıdır. Çanakkale müda-
afası, kurtuluş savaşı dahil Milli bekamızı güven
ce altına alan tüm destanların temel motivasyonu
olan İslam ortak paydası bu milletin dirliği ve birliği yolundaki en temel güvencedir. Hal böyle
iken bu paydaya yapılan oldukça spesifik saldırı
lar, ABD ve İsrail politikalarıyla da örtüşmekte
dir. Maalesef anti-terör konusunda en acımasız yöntemleri,- kitle pasifikasyonu,işkence dahil -
önerenler aynı zamanda Kürt ayrılıkçılığını kışkırtanlarla aynı güçlerdir. Hükümetin izlediği
yol yerindedir. Dört yıldır tek işkence olayı dahi adli mercilere yansımamıştır. Kürtçe konuşma
üzerindeki yasak kaldırılmış, kıyamet kopmamıştır.
Korkularla hükümetlerin olumlu adımlar atmasını
engelleyenler bu gayretlerini yeni korkular yara
tarak sürdürmek istemektedir. Başörtüsü yasağıda
Kürtçe konuşma yasağı gibi imal edilmiş bir korku
ve ülkemizin modern imajı sarsılır aşağılık komp-
leksinin ürünüdür. İranlı başörtülü kadınlar füz-
yon enerjisiyle uğraşırken, biz onlara sadece tar
lada ve tekstil atölyelerinde çalışma izni veriyo
ruz. Kürt olayı çok kompleks bir olaydır. Türkiye
nin dünya devleti, cihanşumul bir devlet olabilme
si bu sorunu aşmasına bağlıdır. Bütünlüğünü
koruyamayan bir Türkiye iddialarını ve vizyonunu
kaybeder.Çağdaş medeniyet seviyesi ile uğraşmasına
da gerek kalmaz birileri buna bizim adımıza karar verir. Ülke birliğini sağlamanın yolu, işkenceci,
kürtlere ve dindarlara ve artık eski gücünden uzak
olsada solcu ve Türkçülere düşmanca davranmayla değil; ( bütün bu düşman tayinleri ABD ve İsrail perspektifidir bu unsurlar Türk varlığının ortak
ürünleridir). Şimdi akılları başa alma zamanı.ABD
ve fikri ortağı İsrail bölgede haritalarla oynamak istiyor, ortak paydaları öne çıkarmalı, sekter kara gülmez tavırlardan uzak durmalıyız.
Milletin arasına çıkıp birkez olsun kucaklaşmayan
sayıları milyonları bulan Cuma cemaatinin arasına
birkez bile karışmayan muhteremlerden bu ülkeye
fayda gelmez. Havra sokağında Musevi cemaatinin
ibadet yapabilmesi için sayılarını ona tamamlayan
müslüman bekçinin insaniliği nerde, halkının büyük
çoğunluğunun dini ibadetine kin bileyen tavır nerde. Akıl ve istikamet ılımlı ama kararlı olmayı
gerektirir. İtici, kırıcı sertlik bölücü maksadın
gizlenmiş halidir. Türkiye devleti Talabani ile
görüşmeyerek bölge denkleminden uzak durmaya itili
yor, bu zaten İsrail'in istediği bir tutumdur. İsrail büyük bir kıskançlıkla Türkiyenin bölge po
litikalarını bloke etmektedir. Bunun bedelini ise
böyle bir hasisle ortaklık eden, onun dezenformas-
yonuyla davranan ABD ödüyor. Koskoca süper güç iki
paralık katiller ordusuna nasılda dönüverdi. Bu ba
taktan kaçmak için Türkiyeye ihtiyacı olacağını unutmamalı ABD ve İsrail ile onun bölgesel teşaron
larına kulağını kapatmalı. Bu taşeronlar Türkiye
ile ilgilide yanlış bilgilendirme yapıyor. Siz gemileri gönderin asker Irak'a geçer nasılsa diyenler kim acaba. Birgün bunlarda öğrenilir el
bet. Açık, tartışarak karar veren, hayati kararlar
ın meşru zeminlerde alındığı,aktif, korkularından
sıyrılmış, en önemlisi yurttaşlarıyla barışık bir Türkiye dünyanın yükselen değeri olacaktır. Aksini
düşünenlerin önerdiği tablo etkili bir alan temizliği. Kendi vatandaşlarına karşı zulüm talebi
Allah bunlara fırsat vermesin, bunlar kediyi-köpe
ği kucağından indirmez ama bir kirpiğini yaratama
yacağı Kürt kardeşlerimize karşı, başını örten kız
larımıza karşı acımasız duygular besleyebilir. Bir
ve bütün olacağız, yanlışları aşacağız, Malazgirt
de iki rekat namaz kılarak Anadoluyu Türk yurdu
yapan, İstanbul'u fethederek bu yurdun tapusunu
çıkaran, Çanakkale ve kurtuluş savaşı ile bu mülkü
satmayan Ahfadımıza layık olacağız. Nasıl böylesi
daha iyi değil mi? Saygılar Levent.
Yazan: levent Tarih: November 26, 2006 3:03 PM
Ecevit'in kusagindan olan Sezer Dünyayi 1930'dan beri silinmemis tozlu gözlükleri ile seyrediyor ve pek bir sey de anlamiyor kanimca.
1930'lara takilip kalmis kemalist millet-devlet görüsü dis politikaya da yansiyacak tabi. Insanlarin ve ülkelerin kimliklerini onlarin milliyetinden ibaret görmek, milletler çatismasi gibi bir teori ile strateji üretmek olsa olsa kayip getiriyor bize.
Bir tehlikeye de dikkat çekmek istiyorum :
Birlesmis milletler daha 1900lerden itibaren adina "self determination" denen çilginligi savunmustu. Buna göre bir bölgede çogunluk olan bir azinlik bagimsiz devlet kurma hakkina sahipti. Balkanlardan kafkaslara bir çok etnik temizlige yol açan bu yaklasim hala sivilleri tehdit ediyor. En son örnegini bosna'da gördügümüz bu dramlar kuzey irak'da türkmenler de dahil herkesi hedef alabilir. Nitekim çesitli gazetelerden zorunlu göç ettirmelerin basladigini üzülerek okuyoruz.
Hal böyle iken Türkiye türkmenleri savunmak ve kürtleri frenlemek gibi basitçi bir yaklasim içinde olmamali. Kürt=PKK gibi söylemleri astigimizi bütün dünyaya göstermeliyiz. Ayrica belki de dünyanin en fazla kürt yasayan ülkesi olarak kuzey irak kürtlerinin avukatligini yapmak bizim hem hakkimiz hem de ödevimiz...
Bizim destegimizle veya bizim köstegimize ragmen kurulabilecek bir kürdistan zaten göbeginden Türkiye'ye bagli olacak .O halde simdiden büyüklük gösterip türkmen ve kürtlerin birlikte savunulacagi platformlar olusturmak belki de iyi bir baslangiç olabilir.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: November 26, 2006 4:33 PM
Bizim destegimizle kurulacak olan kürt devleti göbeğinden türkiyeye degil Amerikaya baglı olacaktır.kürt devleti kurulduktan sonrada toprak genişletmek bahanesiyle tüm güneydoguyu ele geçirirler yada biz veririz hatta devletlerini kurarken hepsi sizin olsun deyip hediye edebiliriz .[Kürdistan haritasına bakmak lazım] Bazılarının üzerinden koca bir güneydogu yükü kalkar Saygılar
Yazan: gökçe Tarih: November 27, 2006 9:38 AM
KÜRTLER, ÇÖZÜM İSTİYORLARSA PKK ŞİDDETİNE KARŞI KESİN TAVIR ALMALILAR!..”
PKK’nın, mevsimsel ateşkes kararını inandırıcı bulmayan Kürt siyasetçilerin, örgüte yönelik eleştirilerinin dozu artarak sürerken, etnik milliyetçilik temelinde yürütülen politikaların da Türkiye’nin Avrupa Birliği ve demokratikleşme sürecine bir katkısının olmayacağına dikkat çekiliyor.
Abdülmelik Fırat’ın koltuğuna oturmasının hemen ardından bir internet sitesine konuşan HAK-PAR Genel Başkanı Sertaç Bucak (22 Kasım 2006), PKK’nın, silahlı güçleriyle Kürt siyasetini vesayet altında tutmaktan vazgeçmesi gerektiğini vurgulayarak, örgütün şiddet eylemlerini sürdürmesinin Türkiye’nin demokratikleşme sürecine engel olduğuna dikkat çekti.
PKK’nın ateşkes kararının inandırıcı olmadığını vurgulayan Bucak, örgütün silahlarını gömmesi gerektiğini vurgulayarak, şöyle dedi; “PKK, ateşkese rağmen mayınlama türü eylemlerini sürüyor. Örgütün şiddet politikası, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini baltalıyor. Kürtlere zarar veren bu politika, dün olduğu gibi bugün de PKK tarafından belirlenmiyor. Daha önceleri Suriye, İran tarafından kullanılan PKK, bugün ABD tarafından kullanılıyor.
Bugün birçok Kürt aydın ve siyasetçisi, taşeron olarak kullanılan PKK ile birlikte hareket ediyor. Birçok saf insanımız da, PKK’nın şiddet tuzağına düşmüş görünüyor. Elimizdeki belgelerden yola çıkarak, PKK’nın, ABD’nin kontrolünde hareket ettiğini, Türk-Kürt çatışması çıkarmak suretiyle Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin engellemek istenildiğini sabır ve inatla halkımıza anlatmaya devam edeceğiz.
Bunları kamuoyuna açıkladığımıza sinirlenen PKK yönetimi, insanlık dışı bir uygulamayla infazlara yöneldi. Kürtler, bu infazlara karşı sessiz kalmamalıdır.
Abdullah Öcalan, tek başına büyük bir adada özel doktor ve yemeklerle çok iyi besleniyor. PKK yönetimi, ‘Başkanın gözü ağrıyor, karnı şişti, balgamı birikti, burnu aktı, kilo aldı, tek başına sıkıldı’ vs. propagandalarla Kürtlerin insancıl ve yurtsever duygularını sömürerek, hayatta kalabilmek için müthiş bir tezgah kurmuştur. Taşeron olarak kullanılan PKK’nın ve vekili DTP’nin Kürtlere verecek bir şeyleri kalmamıştır. PKK var olduğu sürece, Kürtleri çok kritik ve zorlu günler bekliyor. Aydınlarımız, PKK’nın saplandığı bataklığı görmelerine rağmen, seslerini çıkarmaya cesaret edemiyorlar. Aydınlarımız gerçeklere karşı sessiz ve edilgendirler. Bu tür aydınların toplumumuza yararı değil zararları vardır. Çünkü bu aydınlar, PKK’nın Kürtlere zararlı politikasını halkımıza anlatmaktan korkuyorlar. Örneğin, Şerafettin Elçi, geçenlerde bir TV programında ‘PKK ile ilgili görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?’ şeklindeki bir soruya, ‘konumuz PKK değil’ diyerek, korkakça bir cevap vermiştir. Çünkü Şerafettin Elçi, Kürtlükten rant kapma peşindedir.
Yine, bugün Diyarbakır’da belediye başkanlığı yapan zatın gözleri felfecir okuyor. Bu zata göre, varsa yoksa Üveys’in oğlu. Kürt halkının insanca koşullarda yaşaması umurunda değil. Çünkü rant peşinde koşan bu zat, siyasi geleceğini İmralı’da görecek kadar ütopik bir yaklaşım içerisindedir. Oysa bugün Kürtlere kurulan tuzağın mimarı İmralı’dadır. Bölgedeki sıkıntıların sona ermesi için Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olması gerektiğini düşünüyorum.
Bölge halkına şu çağrıyı yapmak istiyorum: Sorunların şiddet yoluyla çözülmesi mümkün değildir. Kürtlerin, şiddeti yöntem olarak benimsemiş ve bir türlü bundan vazgeçemeyen PKK ile vekili DTP’ye karşı açıkça tavır almaları gerekir. PKK, Kürtlerin temsilcisi değildir ve olamaz. Biz sonuna kadar Kürt halkına PKK gerçeğini anlatmaya devam edeceğiz.”
Sertaç Bucak’ın açıklamalarına bir ilave: Etnik milliyetçiliğin birbirini tetiklediği ortamı dağıtmadan, ne Kürt halkının çıkarlarından ne de güvenliğinden söz edemeyiz. Ama bu ortamın dağılması için bugüne kadar Kürtler adına konuşan politikacıların da ellerini taşın altına koymaları gerekiyor. Etnik sorunlar birçok ülkede var, her birinin özelliği ayrı. Ama çok genel iki çizgi dikkat çekiyor: Evvela teröre karşı çıkmak! Terör, masaya oturarak değil, yolu kesilerek durdurulur. Terörle mücadele ederken, etnik milliyetçiliğin kaynaklandığı nüfus kesimini demokrasi yoluyla siyasi sisteme, kalkınma yoluyla da toplumun geneline entegre etme politikaları geliştiriliyor, bunun yolları açılıyor. Türkiye'nin ilave bir şansı var: Nüfusumuz o kadar iç içe geçmiştir ki, Kürtçü gruplar da boş hamasetin ötesinde, bırakın "ayrılma"yı, uygulanabilir bir "ayrışma" programı bile sunamıyorlar. Baba Hakkâri'de, oğul Edirne'de; nasıl böleceksin?! Kan gövdeyi götürür! Onun için, etnik milliyetçilik temelinde politika yapan Kürt siyasetçilerin girişimleri fiyaskoyla sonuçlandı. Kürtler “etnik milliyetçilik” oyununa gelmeyecektir. Unutulmamalı ki, PKK’nın sözcülüğünü yapan DTP, Kürt kimliğini sahiplenen kitlelerden bile umduğu oyu ve desteği alamıyor. Çünkü PKK’yı aşamıyor, onun vekil partisi olmaktan öteye geçemiyor.
Somut bir örnek: 21 Kasım 2006 tarihinde Diyarbakır’da PKK televizyonu Roj TV’ye destek amacıyla Danimarka Başbakanı Rasmussen’e mektup gönderdikleri gerekçesiyle yargılanan belediye başkanları ile ilgili ilginç bir gelişme, PKK-DTP ve belediye başkanları arasındaki ilişkiye ışık tutuyor… Duruşmaya sanık olarak katılan Adıyaman’ın Yaylakonak Belediye Başkanı Hasan Karaya ile Batman’ın Beşiri ilçesine bağlı İkiköprü Beldesi Belediye başkanı Fahrettin Astan, mahkeme başkanına şunları ifade ediyorlar: “Danimarka Başbakanı Rasmussen’e gönderilen mektubun içeriğine kesinlikle katılmıyoruz. Söz konusu mektubun altına bilgimiz dışında isimlerimiz yazılmış ve imzalarımız atılmıştır.” Sahte bildirim, sahte imza, sahte beyan… PKK-DTP-Roj TV yalanlarına bir yenisini daha ekleyebilirsiniz…
Türkiye’de siyaset yapan Kürtler, PKK terörünü açıkça ve mutlak bir biçimde reddetmeli, şiddeti teşvik eden her türlü söz ve eylemden özenle kaçınmalı, çözüm arayışlarını demokratik ve hukuk sürecinde, dışarıda değil, içeride yoğunlaştırmalı, anayasal hak talep edebilmek için öncelikle, o anayasayı tanımak gerektiği unutulmamalılar. Huzur ve güven ortamının tesisinde en önemli koşulu; Kürt siyasetçilerinin PKK’nın ipoteğinden kendilerini kurtararak, etnik milliyetçilik temelindeki politikaları terk etmeleri ve üniter Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sağlamaya yönelik siyaset yapmalarıdır. Terörün durması olumlu bir gelişmedir. PKK mevsimlik değil de, inandırıcı şekilde terörü bırakırsa, Türkiye’de “reform, kalkınma, demokrasi, ekonomi, dostluk, hoşgörü" için tüm yolların doğal olarak açıldığı görülecektir.
Nail Amudi
nail_amudi@hotmail.com
Yazan: nail amudi Tarih: November 27, 2006 9:56 AM
" Türkiye kendisini birinci derecede ilgilendiren Irak'ın geleceğinde oyun kurucu olma imkanını ıskalıyor. "
guzel bir nokta.
ancak;abd gibi bir dunya devi ırak'a girmis ve cıkamamıstır.ulkede kan govdeyi goturuyor.ister mezhep catısması deyin,ister ic savas.gelecekte ne olacagı belirsiz.surekli olarak istikrarsız bir durum ve degisim soz konusu.
boyle bir ortamda turkiye ne yapacak?
sayın Sezer'in Talabani ile gorusmemesi bence isabet.adam cumhurbaskanından cok asiret agası gibi davranıyor.zaten boyle bir ortamda onunda yapacagı fazla bir sey yok.
abd'ırak'ı bolge ulkelerinin uzerine yıkıp bir an once oradan cıkmak istiyor.cunku su an abd icin orası ızdırap.nasıl ki abd yuzunden kuzey ırak'a giremedik,simdi biz girmeyelim,bulasmayalım.bırakalım birbirlerini yesinler.ortalık durulsun,ondan sonra tablo ne gosteriyor.ona gore bir politika belirlenir.
Yazan: bercenay Tarih: November 29, 2006 7:28 PM
Hic kimse merak etmesin Turkiye yi yonetenler ne yaptigini da biliyor, Irak da olup bitenlerin hesabinida yapiyor.
Bugun Talabani yi davet etsen, yarin baska Kurt liderleri kabul etmeye basliyacaksin, derken Kurt sorununa cozum aramaya kapi acilacak, ve cozulecek.
Eeee... Kurt sorunu cozulurse Sezer ve benzeri bicimde dusunenlere ne ihtiyac kalacak o zaman?
Bosver! Halihazirdaki vaziyete aynen devam.
Yazan: Haydar Tarih: November 30, 2006 4:55 AM
Abdullah Öcalan’ın sağlığını ve cezaevi koşullarını bahane ederek, Kürtleri yeniden şiddet ortamına çekmeye çalışan ve insani duyguları istismara çalışan PKK’nın, “Abdullah Öcalan’ın, İmralı’da ağır tecrit koşulları altında tutulduğu, sağlığı ve cezaevi koşullarının iyi olmadığı” yönünde yürüttüğü propagandaların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.
İşte somut belge: PKK’nın yayın organı Toplumsal Demokrasi Gazetesi’nin 24 Kasım 2006 günlü yayınında manşetten yayınlanan fotoğraf, bu gerçeği teyit ediyor. İnanmayanlar, lütfen gazetede yayınlanan fotoğrafı dikkatlice incelesinler ve Öcalan ile ilgili gerçekleri görsünler…
“Ağır hücre koşullarında olduğu” iddia edilen Abdullah Öcalan’ın bulunduğu odadan bir kesit!.. Geniş bir pencere, aydınlık ve geniş bir oda… Kütüphane ve içinde çeşit çeşit yüzlerce kitap… Yatak, küçük dolap, kalemler, masa… En ilginç olanı ise, 1 litrelik pet şişede hazır su… Bırakın cezaevlerini, dışarıdaki milyonlarca insanın barınmak için yaşamsal bir ortam bulamadığı düşünülünce…
Aslında, Abdullah Öcalan’ın, günlük, aylık ve üç aylık periyotlarda doktor heyetleri tarafından düzenli olarak kontrolden geçirildiği ve kontrollerde bugüne kadar ciddi olarak nitelendirilebilecek bir rahatsızlığına rastlanmadığı çeşitli tarihlerde kamuoyuna duyurulmuştu.
Demokratik Toplum Partisi Gençlik Kolları tarafından geçen ay Şanlıurfa’da düzenlenen bir seminerde konuşan Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Hatice Korkut, PKK’nın iddialarının aksine, “Abdullah Öcalan’ın sağlık koşullarının oldukça iyi olduğunu, iklim koşullarına bağlı olarak alerjik birtakım problemlerinin bulunduğunu, ancak bunların önemli olmadığını” vurgulayarak, Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarına objektif bir biçimde dikkat çekmişti. Cezaevi çalışanlarının hem Abdullah Öcalan’a, hem de ziyaretçilerine ve avukatlara çok iyi davrandıklarını belirten Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Hatice Korkut, Öcalan’ın cezaevi koşulları hakkında ayrıntılı bilgiler vererek, şunları söylemişti; “Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşulları oldukça iyi. Cezaevi görevlileri Öcalan’ı aşağılayıcı hiçbir davranışta bulunmuyorlar ve ziyaretçilere de saygılı davranıyorlar. Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden kardiyolog, dahiliye, psikolog, ortopedi ve diş hekiminden oluşan 5 kişilik uzman doktor heyeti, Abdullah Öcalan’ı ayda 2 kere check-up’tan geçiriyor. Abdullah Öcalan’a çok iyi davranan doktorlar, onun sağlığı için iyi niyetli olarak ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Abdullah Öcalan, tepeden tırnağa muayene edilerek, kan ve idrar örnekleri alınıyor, röntgeni çekiliyor ve diş tedavisi yapılıyor. Muayene sonunda doktorlar tarafından düzenlenen tutanaklar, Abdullah Öcalan tarafından da memnuniyetle imzalanıyor.”
Abdullah Öcalan da, muhtelif tarihlerde avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamalarda (Roj TV, Özgür Politika Gazetesi, Ekim-Kasım 2005, Mart-Temmuz 2006) check-up’tan geçtiğini doğrulamış ve fiziki/ruhsal sağlığının iyi olduğunu vurgulayarak, “Fiziki ve ruhi sağlık açısından çok iyiyim. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Ancak kronik anjin, faranjit ve sünizit gibi rahatsızlıklarım sürüyor. Doktorlar ellerinden geleni yapıyorlar” demişti.
Abdullah Öcalan’ı İmralı Cezaevi’nde ziyaret eden Avrupa Konseyi heyetlerinin, “mahkumiyet ve cezaevi koşullarının oldukça iyi olduğu” yönündeki raporlarının mevcudiyetine dikkat çeken “Frankfurter Rundscahu” (11.08.2006) ve “Welt Am Sonntag” (06.08.2006) gazetelerinde yayınlanan haberlerde ise; “Avrupa Konseyi heyetleri, çeşitli tarihlerde terörist Abdullah Öcalan’ı cezaevinde ziyaret ettiler. Heyetler, terörist Öcalan’ın mahkumiyet koşullarının iyi olduğunu saptadılar. Avrupa Konseyi heyetleri tarafından hazırlanan raporlarda; ‘Öcalan’ın hücresinin iyi ışıklandırıldığı ve uygun döşendiği, mahkumun yeterince hareket etme olanağının bulunduğu, gazete ve kitap okuyabildiği, radyo dinleyebildiği’ vurgulandı. Ancak tüm açıklamalara rağmen, PKK yönetimi, Öcalan’ın cezaevi koşullarının iyi olmadığı iddiasıyla, ‘şiddeti tırmandırma’ tehdidini sürdürüyor” denilmişti.
Tüm Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin hapishane, psikiyatri kliniği ve karakollarını “habersiz” ziyaret etme yetkisine sahip olan Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) tarafından açıklanan muhtelif tarihli raporlarda da, “Abdullah Öcalan’ın hiçbir şekilde kötü muamele görmediğine, cezaevi koşullarının çok iyi olduğuna” dikkat çekilmişti. Öcalan’ı cezaevinde ziyaret eden CPT Genel Sekreteri Trevor Stevens; “Abdullah Öcalan’ın hücresindeki maddi koşulları oldukça iyi olarak nitelendiriyoruz. Mahkumun sağlık kontrolleri düzenli olarak yapılıyor, her gün gazeteleri okuyabilme imkanı var. Avukatlarıyla periyodik olarak görüşebiliyor. Radyo dinleyebiliyor” diyerek, PKK/KONGRA-GEL tarafından “Öcalan’ın tecrid edildiği ve sağlık koşullarının iyi olmadığı” yönündeki propagandaların gerçeği yansıtmadığına dikkat çekmişti.
HAK-PAR’ın eski Genel Başkanı Abdülmelik Fırat ve selefi Sertaç Bucak ise, düzenledikleri basın toplantılarında, Abdullah Öcalan ile ilgili gerçekleri kamuoyuna şöyle aktarmışlardı; “Abdullah Öcalan, tek başına büyük bir adada özel doktor ve yemeklerle çok iyi besleniyor. PKK yönetimi, ‘Başkanın gözü ağrıyor, karnı şişti, balgamı birikti, kilo aldı’ vs. propagandalarla Kürtlerin insancıl ve yurtsever duygularını sömürerek, hayatta kalabilmek için müthiş bir tezgah kurmuştur. Aslında PKK yönetimi ve örgütün ipoteği altındaki Kürt siyasetçilerinin birçoğu, müebbet hapse mahkum edilmiş bir adamla Kürt sorununun çözülemeyeceğini, Abdullah Öcalan’ın Devlet tarafından hiçbir zaman muhatap alınmayacağını çok iyi bilmelerine rağmen bu oyuna alet oluyorlar. PKK, varlığını sürdürebilmek için ömür boyu hapiste kalacak bir adamdan medet umacak kadar aciz bir duruma düşmüştür. Taşeron olarak kullanılan PKK’nın şiddet politikasının, Türkiye’de yaşayan Kürtlerin zararına olduğunu herkes biliyor. PKK’nın, Abdullah Öcalan’ın sağlık koşulları ile ilgili provokasyon amaçlı söylemlerine karşı Kürtler uyanık olmalılar…”
PKK yönetimi, Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarını bahane ederek, yeniden şiddeti tırmandırmak istiyor… Ancak Kürtler, PKK’nın şiddet tuzağına düşmemeliler ve PKK’nın yayın organında yayınlanan “Abdullah Öcalan’ın cezaevi fotoğrafına” biraz daha dikkatli bakarak, artık kimlerin, nasıl bir oyun peşinde olduklarını görebilmeliler. Ülkede huzur ve güvenliği güçlendirmenin yolu, duygusal tepkiler, öfkeler, hissi patlamalar, çatışmalar, kutuplaşmalar, itişip kakışmalar değildir. Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve kültürel alanda gelişip güçlenmesidir. Bu da, duygusal patlamalarla değil, gerçekçi yaklaşımlarla mümkün olabilir. Ülkesini seven, ve huzur, refah isteyen herkese bir görev düşmektedir: Provokasyonlara karşı sağduyu ve soğukkanlılığı kaybetmemek, tepkilerin hukuk çerçevesinin dışına çıkmaması…
Nail Amudi
nail_amudi@hotmail.com
Yazan: nail amudi Tarih: December 1, 2006 11:03 AM
Haydar Beyin yazdıklarına katılıyorum, bugün Amerika'nın Irak işgalinde kullandığı mazeretler ile asıl amacının çok çok farklı olduğu bilinmekte; nükleer ve biyolojik silahtan, Kürdlerin ve Şiilerin baskı altına tutulmasından, Saddam Hüseyin yönetiminin çevre ülkelere tehditinden bahsederek Irak'a giren Amerika aslında Ortadoğu enerji havzasını elinde bulundurmak dışında bir amaç gütmüyor. Aslında görüşme talebi de, talebin reddedilişi de farklı anlamlar taşıyor. Talabani ki Amerikan Irak'ın Başkanı olarak Cumhurbaşkanımızdan randevu talep ederken aslında Amerika politikalarının kabulunu talep ediyor, Cumhurbaşkanımız da talebi reddederken şuan ki durumun Türkiye tarafından kabul edilmeyeceğini anlatıyor.
Benim yazacaklarım asıl konudan biraz farklı olacak. Bugün Türkiye'yi oluşturan Türk kavramını biraz sorgulamak gerekmektedir. Bugün hiçbirimizin Ortaasya'dan göç eden insanların torunları olmadığımız kesindir. Ortaasya'dan gelen insan sayısı tartışmaya açıktır, ancak şu da bir gerçek ki göç eden nüfus Anadolu da hiçbir zaman çoğunluğu oluşturacak düzeyde olmamıştır. Ortaasya'dan gelen şey bir kültürdür ki bu kültür bizans kültürüyle kaynaşarak diğerlerini silip süpürmüştür. Anadolunun tarihsel kaderidir bu; halk değişmemiş ancak yönetim, hukuk kuralları, sosyal yapı ve hatta milliyet sürekli değişmiştir. Anadolunun Hititleşmesi de, Persleşmesi de, Helenleşmesi de böyle olmuştur. İnsan aynı insanken kültür devamlı değişmiştir. Tarihsel kural işlemiş Türk kültürü de aynı mekanizmayla gelişmiştir.
Bugün bir araştırma yapılsa eminim ki Türkiye'yi oluşturan ve kendilerine Türk diyen insanların kökenlerinin çok çok farklı olduğu görülecektir. Pomaklardan Çerkeslere, Boşnaklardan Tatarlara, Türkmenlerden daha sayılamayacak bir çok alt gruba kadar herkes aynı kültürün bir parçasıdır.
Millet olmanın en önemli kurallarından biri de birlikte yaşama isteğidir. Ne DNA yapısıdır ne de tarih içinde kuşakların nerede yaşadıklarıdır. Örnek vermek gerekirse Amerikaya bundan 300 sene önce gitmiş İngilizlerden, Fransızlardan, Hollandalılardan bugün hiçbir iz yoktur, sadece tarih kitaplarında geçen sözcükler olarak kalmışlardır. Şu anda sadece Amerikalı vardır. Aynı şekilde İngiltere'de de ne Angl ne Sakson, ne de Kelt kalmıştır.
Türkiye'de de birlikte yaşamak isteyen insanlar Türkleri oluşturur. Siz kendinize ben Kürdüm dediğiniz anda bu, sizin komşularınızla yaşamak istemediğiniz anlamına gelir. Bugün dilimi konuşmak istiyorum dersiniz, yarın okullarınızı ayırmak, yarından sonra federal haklara sahip olmak, ondan sonra da evi terketmek.
TRT'de AB'nin baskısıyla diğer dillerde yayın yapılacağı söylendiği gün Kürtler dışında tüm dil sahiplerinin protestosuyla karşılaştı. Boşnaklar bunu hakaret olarak kabul edip biz Türkiye'nin bir parçanıyız bizi kendinizden ayıramazsınız dediler. Oysa ki bir etnik gurup olarak Boşnakların kökenleri Kürtlerden çok daha açıktır, DNA'ları çok daha saftır, Ortaasya ile bağlantıları yoktur, asıl dilleri sırpçaya yakındır, yanyana duran bir hırvat ile bir boşnağı birbirinden ayırmanız çok zordur. Ama Türktürler; Türkiye Cumhuriyetini oluşturan diğer insanlarla birlikte yaşamayı istemektedirler. Boşnakça hiçbir yasaklanan bir dil olmamış, Boşnak kültürü her zaman kültürmüzün bir parçası olarak kabul görmüş, Boşnakça şarkılar radyolardan çalınmış, Boşnakça kitaplar yayınlanmıştır. Aynı şeyler Lazlar içinde geçerlidir, Çerkezler içinde, Arnavutlar içinde, Pomaklar içinde.
Ancak kendilerini Kürt olarak tanıtanlar için aynı şeyleri söylemek zordur. Asıl amaçları evi terk etmektir. Kürtler Cumhuriyeti kuran unsurlardan biri değildir ki olsalardı 1920'lerden başlayıp günümüze uzanan ayaklanmalar baş göstermezdi düşüncesindeyim. Onların tek dilekleri hiçbir zaman kabul etmedikleri aileyi bırakıp evinde bir odasını alıp gitmektir; ayrı bir devlet kurabilmektir, yavaş yavaş taviz ala ala. Gidebilirler, kimse kimseyi zorla tutamaz ancak ev paylaşımına diğer aile bireylerinin izin vermeyeceği kesindir.
Burada asıl soru şu; neden bu insanlar evi terk etmek istiyor, kendilerini ailenin bir bireyi olarak göremiyorlar? Bence günümüzün sorunlarını çözecek tüm cevaplar bu soruda gizlidir.
Yazan: serhad yüksel Tarih: December 2, 2006 10:43 PM
Ev ve terketme konusunda bir celiski var sanirim. Bu eve kim sonradan geldi ona karar vermek lazim ama daha once bu ev bosyere neden helak olsun bunu anlamak lazim.
***
En az 4000 senelik tarihi olan Anadolu ile en fazla 400 senelik tarihi olan Amerikanin bu ornek icin kullanilmasinin ne kadar dogru olacagi tartisilir.
Daha iyi ornek sanirim Galler, Iskocya ve ingiltereden olusan Britanya olur.
Kesifler caginin baslamasindan buyana savasmayi birakip, birbirine adil davranan ve kaynaklarini ortak gelecekleri icin harcayan Britanyalilar bugun dunyanin en mureffeh ulkelerinden biri ve birbirini terketmek gibi maksatlari yok.
Fakat Britanyalilarin gecen yuzyila kadar somurge gibi davrandigi irlanda icin ayni sey soylenemez tabiiki.
Turkiyeyi yonetenlerin sapkalarini onune alip dusunmesi gerekiyor.
***
Kurtler Osmanliyi olusturan unsurlardan biridir. Herkesin ayrildigi Osmanlidan yikildigi halde ayrilmayi istememistir. Niye istesinki? Ayrilmamisti ki birlikte olmayi istesin. Tersine birlikte oldugunu Mustafa Kemal'in Kurtleri ziyareti sirasindada belirtmislerdir, Ankarada kurulan ilk meclise mebuslarini gondererek te belirtmislerdir, Kurt mebus Yusuf Ziya Sevr anlasmasinin belgesini mecliste yirtarak bu birlikte davranmayi teyit etmistir, dahasi ismet pasa Lozanda iken ingiliz temsilcinin "Kurtlerin sizinle olmak istediklerini zannetmiyorum" dediginde cevaben tum Kurt mebuslari o gun Ankaradaki ecnebi erkanin nazarinda Lozana telgraf cekip aksini soylemislerdir... ve butun bunlar Cumhuriyetin kurulmasindan onceki olaylardir. Sanirim Kurtulus Savasina katilan Kurtleri kimse inkar etmez.
***
Son olarak, "boluculuk" fobyasindakilere haritaya bakmalarini tavsiye ederim. Lutfen Turkiyenin ucte birine tekabul eden Dogu ve Guneydogu Anadolu ile minik KKTC yi kiyaslayiniz. KKTC nin buyuklugu Hakkari vilayetinin yarisi kadar bir yerdir... ve Turkiye KKTC nin degil topragindan, yonetim seklinden bile taviz vermemekte, bunun icin basta AB tum dunyaya meydan okumaktadir.
Zannediyormusunuzki Turkiye topraklarinin ucte biri ciddi olarak bolunme tehlikesi gecirecek ve dunya bunun altindan kalkacak. Bu cagda artik Turkiye bolunmez. Kimse korkmasin.
Tek dikkat edilmesi gereken nokta "bolunme korkusunu" yureklerimize sokup bundan kar edenlerdir. Bi dusunun bakalim 25 senedir moda olan bu bolunme kaygisinin kaymagini kim yiyor.
Zurnanin zirt dedigi yer bu sorunun cevabinda.
Yazan: Haydar Tarih: December 3, 2006 11:21 AM
Haydar Bey size katılıyorum, Anadoluda bir otobüs durağına gidin kimse kimsenin etnik kökenini bilmez, hangi ırkttan diye düşünmez, zaten böyle bir şeyi düşünmek aklına bile gelmez. Etnik yapı terimi Türkiye'ye yeni girmiş bir kavramdır. Türkiye'de insanların kökenlerini kimliklerine kattıklarını daha önceleri ben hatırlamıyorum. Herkesin bir ismi vardı bir de soyadı, nüfusun varsa bu iş tamamdı.
Britanya örneğinizde haklısınız, ama bunu Türkiye'ye tam uyduramadım. Türkiye hiçbir aman doğu ve güneydoğusuna sömürge gözüyle bakmadı. Ama yatırım yapacak bir temel de hazırlamadı.
Bugün İç Anadolu veya Karadeniz Bölgesi de aynı kaderi paylaşmadı mı?
Peki neden Ege, Marmara ve Akdeniz gelişirken diğer bölgeler geri kaldı?
Neden İç Anadolu ve Karadenizde terör olayları olmazken Güneydoğuda yoğunlaştı?
Güneydoğu bölgesine hiç yatırım yapılmıyor mu?
Güneydoğu Anadolu hep mi geri bırakıldı?
Güneydoğudan gelen etnik yapı içerisinde kürt oldukları söylenen insanlar hep ikinci plana mı bırakıldı?
Bir aşiret ağasının düğününde takılan para ve mücevheratlar nereden geliyor?
Şu anda askerlerin o bölgede yoğun olmasından kim nemalanıyor?
Şırnak, Hakkari ve Mardin'e hiç gittiniz mi?
Hakkari Yüksekova'da evleri ve evlerin önündeki arabaları gördünüz mü, bunların parası nereden geliyor?
Tabi ki zamanı gelince isteyene istediği dilde konuşma ve eğitim hakları tanınacaktır. Ama o gün bugün değildir. Hiç yoktan DTP için değildir. Silahlı bir başkaldırı vardır, hayatını kaybeden insanlar vardır, devletin otoritesi vardır. Bugün siz PKK'nın siyasi kolu olduğunu ifade eden DTP'nin isteklerini yerine getirirseniz (ne kadar haklı, barış yanlısı ve insancıl istekler olursa olsun) bundan sonra iki dönüm toprağı olana kendi ülkesini kurma, tepesi atana silah bulup adam öldürme hakkını tanımış olursunuz.
PKK kendini fes edip Türk halkı için bir tehdit olmayı sona erdirirse ve bölgedeki aşiret düzeni yıkılırsa üç nesil sonra emin olun bunlar tartışılmadan kabul edilir.
(İskoçya ve İngilitere arasındaki ilişkiyi anlatan bir tarih kitabı okumanızı tavsiye ederim)
Yazan: serhadyüksel Tarih: December 3, 2006 7:00 PM
Bu siteye birkac gundur takiliyorum. Epey guzel tartismalar var. Cok derinden izleme firsatim olmadi ama ateist olanda var imani kuvvetli olanda. Turk milliyetciside var, Kurt milliyetciside. Varsaymak elbetteki hatadir ama bu dort farkli goruste olan insanlarin bu forumda sizin sorularinizi tartistigini hissettim yada varsaydim.
Sorulariniz ciltlerle kitap yazilsada cevabinin zor verilecegi guzel sorular... mutlaka o sorularinda cevabi var. Ve bu cevaplari sizin bulacaginizdan eminim.
Demokrasi ve adalet duygusu yuksek, empati sahibi ve objektif dusunen her insan elindeki bilgi dahilinde herseyin ayrintilarini inceleyebilir. Bu nedenle sormaya ve cevap uretmeye devam edin.
***
Sorulardan ikisine cevap veriyim
"Bir aşiret ağasının düğününde takılan para ve mücevheratlar nereden geliyor?"
Asiret agasi denilen kimseler Sedat Bucak gibi kimselerdir. Bu asiretlerin bir/kac temsilcisi mecliste milletvekili, bakan kimselerdir. Devlet ve (Demirel'in bahsettigi) derin devlet ozellikle bu agalari cok sever cunku bunlar korucularin yogun oldugu koylerin agalaridir ve askerle birlikte PKK ya karsi mucadele ederler. Ne hikmettir bilmem ama o bolgedeki insaat, yol vs gibi ihalelerin coguda tesadufen bu kimselerin elindedir.
Mesela Eskisehirdeki bir muteahhit gidip Samsundaki bir ihaleye girmek istese kimsenin aklina bir sey gelmez ama Doguda bir yere gitmek istediginde onune bir engel cikarmi bilmem. Ben o agalarin yerinde olsam pek hosuma gitmez dogrusu. "Efendim ben Eskisehirli bir muteahhit olarak kalkar gider o ihaleye katilirim, kim beni durduracak, kanunlar var guvenlik guclerimiz var" diyen belki vardir... varsa da benim haberim yok. Yorumunuz?
***
"Hakkari Yüksekova'da evleri ve evlerin önündeki arabaları gördünüz mü, bunların parası nereden geliyor?"
Elimde rakamlar yok ama bildigim kadariyla orada cok buyuk askeri birlikler var, diger memurlar (hakimler, ogretmenler, vergi memuru vs) var, yore zenginleri (agalar) var. Ve bu insanlar bu evlerde oturuyorlardir heralde. Ayrica depolar, teknik binalar vs filanda olmali. Haklisiniz, ufak bir kasabada bu binalar dikkati ceker.
Hastane de varmi bilmiyorum, umarim vardir. Yorumunuz?
***
Diger sorularinizin cevabini arzu ederseniz baska zaman tartisalim.
Yazan: Haydar Tarih: December 4, 2006 6:09 AM
Serhat Yuksel cok onemli birkac soru sormustu. Zaman oldukca bolum bolum cevap yazabiliyorum, umarim anlayisla karsilanir.
-----------
"Britanya örneğinizde haklısınız, ama bunu Türkiye'ye tam uyduramadım. Türkiye hiçbir aman doğu ve güneydoğusuna sömürge gözüyle bakmadı. Ama yatırım yapacak bir temel de hazırlamadı."
------------
Irlanda hic bir zaman Britanyanin somurgesi olmadi. Birligin bir parcasiydi, hatta bir ara remi ismi "The Great Britain and Ireleand" idi. Ama davranislar, yapilan muamele ise "adeta somurge" goruntusunde idi.
Irlanda 1922 Britanyadan ayrilana kadar (1948 tam bagimsizlik), ozellikle 1800 lu senelerde cok izdirap cekmistir. Britanyanin "Altin yillari"ni yasadigi bu Victoria doneminde Irlandada 1845-49 zaman diliminde acliktan 2 milyon kisi yasamini yitirmis, kralice ise bu durum karsisinda bir cuval bile yiyecek gondermemistir. Yuzyillar boyunca Irlandaya kalelerden baska birsey insaa edilmemis, yiyecek isteyen halki bastirmak icin 16000 kisilik ordu gondermis ve uzun sureler orfi idare ilan etmistir. http://www.scholars.nus.edu.sg/victorian/history/famine.html
Kotu muamele, yatirim yapmama, baski rejimi yaninda kotu propaganda ile irlandalilar surekli asagilanmis, erkekleri insaat ve temizlik islerinden baska islere kabul edilmemis, kadinlarina ise ev temizligi ve cocuk bakiciligi layik gorulmustur. Daha sonraki yillarda bu isler bile cok gorulmustur. is aramak icin Londra ve diger ingiliz sehirlerine giden Irlandalilar kovulmus, dovulmus, yok yere iftiralarla hapislere atilmislardir. Bu aciktan yapilir hale gelmis hatta cogu isyerleri eleman arama ilanlarinda "NINA" ifadesini yazmislardir. NINA (No Irish Need Apply) yani irlandalilar muracaat etmesin yazilarina hukumet hicbirsey dememistir. Bu davranis daha sonra ABD ye bile bulasmis ayni irkcilik orada bile devam ettirilmistir. http://tigger.uic.edu/~rjensen/no-irish.htm
ingilizlerin irlandalilari asagilamasi ayyuka cikmis, yapilan karikaturler ve yazilan fikralar utanc verici boyutlara ulasmistir. Bugun "cuce" diye bildigimiz yesil elbiseli, sivri sapkali koca burunlu karakter o gunlerden kalan "irlandali tipler" den sadece birisidir.
http://www.nde.state.ne.us/SS/irish/unit_2.html
Uzun lafin kisasi, Turkiyedeki bazi tirajli gazetelere baktigimda yazilanlar, okuyucu yorumlari, Mine KKanat vs ye baktigimda aklima irlandada olup bitenler geliyor.
Diger sorulara baska zaman devam ederiz.
Yorumlariniz?
Yazan: Haydar Tarih: December 7, 2006 5:30 AM
"...Bugün İç Anadolu veya Karadeniz Bölgesi de aynı kaderi paylaşmadı mı?
Peki neden Ege, Marmara ve Akdeniz gelişirken diğer bölgeler geri kaldı?
Neden İç Anadolu ve Karadenizde terör olayları olmazken Güneydoğuda yoğunlaştı?
Güneydoğu bölgesine hiç yatırım yapılmıyor mu?
Güneydoğu Anadolu hep mi geri bırakıldı?
Güneydoğudan gelen etnik yapı içerisinde kürt oldukları söylenen insanlar hep ikinci plana mı bırakıldı?
Şırnak, Hakkari ve Mardin'e hiç gittiniz mi?..."
----------------------------
Radikal Gazetesinde bugun bir haber vardi, bana Irlanda yi hatirlatiyor...
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=206699
Tek odada 24 kişi yaşıyor...
Sosyal hizmetler uzmanı Halime Sarı Sabuncu, araştırmayı gerçekleştirdiği mahallelerde yaşayanların hayvancılık ve çiftçilik yaptıklarını ama genel olarak gelir durumlarının çok kötü olduğunu söyledi. Sabuncu, "Diyarbakır'ın merkezinde bile belediyeye gelerek kuru ekmek isteyen insanlar varken, burada yaşayanların durumunu varın siz düşünün" dedi. Sabuncu'nun barınma koşullarına ilişkin verdiği bilgiler de şöyle: "Bu köylerin çoğunda insanlar evden ziyade ahıra benzeyen yerlerde yaşıyor. Aynı oda içinde paravanın bir yanında inekler, koyunlar beslenirken, paravanın diğer tarafında yedi ya da sekiz çocuklu bir aile yaşayabiliyor. Banyo ya da tuvaletleri yok. Kışın tezekle ısınıyorlar. Bazı evlerde 24 kişinin aynı odada yaşadığına tanık oldum. İki katlı bir evin içinde 32 kişilik aile yaşamını sürdürebiliyor. Durumu iyi olan aileler de var ama ne yazık ki, sayıları çok ama çok az.
========================
Yazan: Haydar Tarih: December 7, 2006 9:35 PM
Hakkariye gitmedim ama Alp daglarinin oldugu isvicreye, Avusturyaya gittim. Rocky Mountain daglarinin oldugu Calgary Kanadaya ve Denver Colorado ya gittim. Toros daglarini asarak Adanaya ve Antalyaya gittim. Hepsi muhtesem daglarin oldugu yer. Biraz caba ile tunel acilmis/kopru yapilmis cennet haline gelmis.
Hakkari haric tabiiki. Ama Hakkaride askeri kargo ucaklarinin inecegi havaalani var tabiiki. Bu yatirim kabul edilirmi veya yerli halka ne faydasi var orasini bilmem.
Hakkari, Sirnak vs yerlere Turkce ogretmek icin epey okul yapiliyor, hatta "baba beni okula gonder" kampanyalari duzenlenip epey kulliyatli paralar da toplaniyor. Bunlar da kimine gore yatirim sayilabir... ama ayni heyecanla bir iki de hastane yapilsa "anne beni hastaneye yetistir" kampanyalari duzenlense iyi olur... yerel halk sebeplenir. Askeri kisla, karakol ve F tipi yapilacak yere Turistik tesisler yapilsa mesela degilmi.
GAP projesinden uretilen elektrik Ankarayi ve koylerini aydinlariyor ama baraj golu manzarali koylerde yakin zamana kadar elekrtik yoktu, simdilerde varsa haberim yok. GAP projesinde su anda calisan kac kisi yore halkindan? mesela Enerji Bakanligi bi istatistik yayinlasada gorsek.
"Efendim guvenlik..." diye sesler duyar gibi oluyorum. 1984 hatta cok sonrasina kadar 60 sene boyunca oralarda birak otomatik silahi, beylik tabanca bile gormemis cok insan vardi.
***
Guvenlik diye bir sorunun olmadigi 1984 senesine kadar Trabzonla Gaziantep arasindaki hattin dogusuna hangi fabrika yapilmistir? Kac tane tam tesekkulu hastane vardir? Sinema? Tiyatro? Sanat Galerisi? Uludagda kar var Cilo daglarinda yokmu?...
***
Daha nice sorular akla geliyor ama cevabini bulmak kolay degil. Cevap belkide ilk ADALET BAKANI Mahmut Esat Bozkurt'un bu sozlerinde saklidir...
“Öz Türk olmayanların, Türk vatanında bir hakkı vardır; o da hizmetçi köle olmaktır”..
yada...
Yarab
kürde fırsat verme ya Rab
Dehre sultan olmasın
Ayağını çarık sıksın
Asla iflah olmasın
Vur sopayı al haracı
Karnı bile doymasın
Ol çeşmeden gavur içsin, rum içsin
kürde nasip olmasın
bu tarihi siirde.
***
Elbetteki PKK bu ulkenin kaderi degil ama PKK yi yaratmaya sebep olanlar da bu ulkenin kaderi degil.
Yazan: Haydar Tarih: December 8, 2006 6:50 AM
Serhad Bey'in yorumu bence zor çürütülebilecek bir yorum...
Bugün kimse komşusunda ırkî kökenini sormazken Kürtlük neden bu kadar ısrarla vurgulanmaktadır?...
Türkiye'de "Ben Türk'üm" demek anormalliktir çünkü zaten bir Türk vatandaşınn aklına başka bir şey gelmez. Milli takımı destekler, bayrağı sallar, beraber türkü söyler, misket oynar, halay çeker...
Şu saatten sonra kimin nerden geldiğini düşünmemiz bu kadar saçma iken "Sizinle kardeş değiliz!" diyenler ırkçılıktan gayrı bir iş mi yapmaktadırlar?
Kürt'ler niyetlerini açık ve seçik ortaya koymalıdırlar... "Ayrılık" bir kere başladı mı bunun sonu toprak talebine kadar varır. Niyetler en açık şekilde ortaya konmalıdır ki ne yapılabilir ne yapılamaz tartışılsın.
Bir yandan "Biz ayrıyız, Türk değiliz!", " Büyük şehirlerde de hakimiz! Sadece güneydoğuda değil, her yerde hakkımız var!" diyecek kadar ileri gidip bir yandan "Bize haksızlık yapılıyor" denmesi dürüst bir davranış değil.
Bugün büyük şehirlerde Kürt değilseniz hamallık bile yapmanız neredeyse imkânsız. Bu bir realite ve bunu ifade edenler derhal "ırkçılıkla" suçlanıyor.
Eğer İstanbul'da rahatlıkla hemşehricilik yapabiliyorsanız gerçekten ezildiğinizi nasıl söyleyebiliyorsunuz?
Doğu'da yolu bile olmayan köylere karda, çamurda ulaşarak doğum ölümlerini önlemek için aşı kampanyası yapan devlet görevlilerine kapılarını kapatanlar nasıl kendilerinin "ezildiğini" söyleyebiliyor?
Yüksekova'nın zenginlerinin tamamının Türk olduğunu iddia eden Haydar Bey'den azıcık daha insaflı atmasını rica edeceğim.
Son sorum şu:
Kuzey Irak bir yana Anadolu üzerinden belirli bir yeri bölerek kendi devletlerini kurdukları takdirde Kürt'ler rahata ve huzura ereceklerine inanıyorlar mı? Herşeyden evvel, bu toprakların Türk toprağı olmasının bedeli olan "kan bedelini vermeden" bu işi yapabileceklerini gerçekten düşünüyorlar mı?
Velev ki anlaşmaya varılıp Güneydoğu'yu ayırırlarsa şimdi ellerini kollarını sallayarak gittikleri İstanbul'a pasaportla gitmekten hoşlanacaklar mı?
Batıda kalan hemşehrilerinin şüphe altında kalacağından endişe etmezler mi?
Zira böyle bir durumda meselâ: " Kardeşim Kürt isen burada ne işin var? İşte devletini de kurdun, git orada çalış, ne yapıyorsan yap!" dendiği takdirde artık söyleyebilecekleri bir şey kalır mı?
Yazan: garabet Tarih: December 21, 2006 12:07 PM
Öbür yandan Kerkük'te Kürt'lerin yerlerinden ettiği, BAASçılarla beraber bir olup katlettikleri Türkmen'lerin adın anmamak hümanizm mi oluyor?
Merak ediyorum Kürt ırkçılığına yaranmakla ne kazanmayı bekler insanlar?
Yazan: garabet Tarih: December 21, 2006 12:39 PM
RESMi TARiH VE RESMi BASININ CiLVELERi
Bugunku Radikal de Avni Ozgurel bir makale yazmis. Makalede bir iki paragraf dikkatimi cekti.
Paragraf 1:
-------------------------------
"...Şayet biri çıkıp da İsmet Paşa'nın 1964'te ABD Başkanı Lyndon Johnson'a 'Yeni bir dünya kurulur Türkiye de orada yerini alır' dediğini hatırlatarak itiraz edecek olursa ona da 'Paşa kimseye böyle bir şey söylemiş değil, anılan mektupta da bu ya da bu manada bir cümle yok' cevabını verin...AG"
--------------------------------
Bu -horozlanma- masali millete defalarca oylesine anlatildiki, pek cok insan bu uydurma haberin dogru olduguna kesin inanmisti.
Meger buda pek cok Resmi Tarih/Resmi Haber mevzuu gibi ufurukten teyyare selam soyle o yare hikayesiymis.
***
Paragraf 2:
---------------------------------
"...1980 sonrası Saddam Hüseyin sırf Türkiye'nin tepkisinin ne olacağını ölçmek için emekli Albay Abdurrahman, Doç. Dr. Necdet Koçak, Binbaşı Halit Akkoyunlu ve işadamı Adil Şerif'i Türkiye hesabına casusluk yaptıkları iddiası ile idam ettirdi. Ankara sessiz kalınca pervasız devam etti Türkleri baskılamaya. 28 Mart 1991'de Altınköprü'de 87 Türk'ü kurşuna dizdirdi. Öylesine arsızlaştı ki, bu olayı protesto için İstanbul'da Irak konsolosluğu önünde sessiz protesto eylemi yapan Türkmenlere elçilik korumaları Kalaşinkof silahlarla ateş açtılar; iki genç öldü biri ağır olmak üzere çok kişi yaralandı. Yine tepkisiz kaldık.
Bunları düşünün, daha iyisi internetten girin Kerkük tarihini anlatan sayfalara, yaşanan sürece ve Türkiye'nin tavrına dair bilgi edinin.
Ve ondan sonra 'Acaba Türkiye ne yapacak', Başbakan 'Gelişmelere seyirci kalmayız' sözüyle ne demek istedi, Deniz Baykal'ın 'Hükümet Kerkük için Meclis'ten yetki istesin' demesi ne sonuç doğurur, diye bir soru takılırsa yazın bana...AG".
---------------------------------------
Bu paragrafta Turkiyenin Iraktaki Turkmenler konusundaki samimiyeti acik olarak goruluyor. Saddamin isbasinda oldugu donem boyunca Turkmenlerin basina gelenler icin gik demiyen Turk Hukumeti ve basin, 2003 te Saddamin devrilmesinden sonra birden bire IRKDASLARINI hatirladi.
Burda akla otomatikman Saddam zamani -Kurtleri baski altinda tuutugun surece ne yaparsan yap... istersen tum Turkmenlere eziyet et- hesabi oldugu hissediliyor.
Ne zamanki o -baski altinda tutma- kiyagi gitti, hukumette, basin da orada Turkmenlerin oldugunu hatirladi ve yine Turkmenleri pazarlik malzemesi olarak kullanmanin hesabinda oldiugu fikrini veriyor.
Biz burada Resmi Tarih ve Resmi Basin vasitasi ile carpitilmis, eksik yada abartili olarak duyuyoruz ama oradaki Turkmenlerin cogunlugu (secimlerdede ifade ettikleri gibi) kayle ye almiyorlar.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=210247&tarih=17/01/2007
Yazan: Haydar Tarih: January 17, 2007 8:11 PM
Sn. Garabet,
Biraz gec oldu ama bahsettiginiz bir iki gri duruma yorum yapmak istiyorum.
"Bugün büyük şehirlerde Kürt değilseniz hamallık bile yapmanız neredeyse imkânsız" sozunuzu tam anlayamadim. Burada bahsettiginiz buyuk sehirler Turkiyenin buyuk sehirlerimi Avrupadaki... mesela Almanyadaki buyuk sehirlermi?
Hannoverdeki limanda hamallik yapanlarin HiC BiRi Alman degil... kim oldugunu siz tahmin edin. Ve o insanlari asagilamak Alman yasasina gore suc.
"...aşı kampanyası yapanlara" kapi kapatma sozunu size soyliyenler ciddi olarak gercegi carpitiyorlar. Fazla degil, birazcik konu uzerinde -kafa- yorarsaniz biliyorsunuzki oradaki insanlarimiz aspirin bile bulsa uzerine atlar. Sadece -kafanizi- biraz yorun.
***
Bolunme paranoyasina gelince;
Kimse Turkiyeyi bolemez.
Buna kimseninde gucu yetmez.
Ama yinede birileri boyle propaganda yapip milleti korkutuyor.
Bu sitede defalarca yazdim. Biraz ugrasirsaniz kendiniz bile hesap yapabilirsiniz.
KKTC dedigin yer Hakkarinin yarisi kadar bir yer (haritaya bakin). KKTC de toprak degil politik cozum icin bile Turkiye dunyayi karsisina aliyor. Hani diyelimki mevzu toprak talebi olsa neler olur tahmin edin.
Hakkarinin yarisi kadar bir yer icin herseyi goze alan Turkiye, Hakkari icin ne yapar siz bana anlatin.
Sonrada KKTC nin 100 misli olan dogu icin neler yapar onuda bi zahmet anlatin.
Pasaportla girip cikma zirvalarina kulak asmayin. 1001 gece masali turunde asiri milliyetci zirvasi o.
Bizi cok kotu kandiriyorlar.
***
Bugun 40 bagimsiz ulke olan Osmanli devleti, birligi icindeki halklara ne dinini, ne dilini, nede tarihini dayatti. Herkes kendi bildigi gibi okudu yazdi sarkisini soyledi kiyafetini giydi. Tersine oraya giden valiler, memurlar yerel dilleri ogrendiler, onlarla kaynastilar, evlendiler.
Gun geldi bu halklar bagimsizligini ilan edip kavga-dogus ayrildilar. Biri haric.
Kurtler ayrilmayacaklarini Osmanli zamanida, Mustafa Kemalin Anadolu turlarindada, Meclisindede, Lozanindada bagira bagira ifade ettiler. Bugunde AYRILMIYACAGIZ diye BAGIRIYORLAR.
Ama kulturel haklarini Osmanli zamanindaki sekli ile istiyorlar.
Bir insanin anadilinde okuma yazma sarki soylemesi en dogal hakkidir.
Bakin Bulgaristandaki minicik Turk toplumu bile her hakka sahip, partisinide kurmus, iktidarinda ortagi. Gidin sorun bakalim ayrilmak istiyorlarmi? yada Turkiyeye katilmalarini teklif edin kabul edeceklermi? yada Bulgaristana karsi "garabet" duygulari icindelermi? 1980 lerde gelenlerin cogu geri dondu.
illa birinden korkacaksaniz "bolunuyoruz" diyenlerden korkun... sonrada bir bakin bir kismi bu korkudan nasil besleniyorlar, nasil politik, maddi, taahhut, mafyaci vs cikarlar sagliyorlar.
Yazan: Haydar Tarih: January 28, 2007 7:06 AM
Bakin birzaman milliyetci Bulgarlarin "bolunecegiz" diye halki korkuttuklari, asagiladiklari insanlara...
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5851578.asp?m=1&gid=112&srid=3437&oid=4
...kiskaniyorum ne yalan soyleyim.
Yazan: Haydar Tarih: January 28, 2007 7:31 AM
sayin nail amudi`ye,
Amerika ornegi Kurd meselesine ornek olmasi mumkun degildir.
Bir kere Kurdler ,Turkler ile birlikte orta asyadan gelip anadoluya yerlesmemislerdir.
Biz mezapotamyanin yerli halkiyiz buraya orta asyadan filan gelmedik .Ingilizler ,alamanlar ,fransizlar gidip yeni kitada yeni bir devlet kurdular ve bu devlet federaldir ,eyaletlerden olusur.Oysaki Turkiye uniterdir ,tekcidir.
sorarim size Hakkariyi bir Kurd vali ,kat,akam yonetecgine Trakyadan gelme bir gagavuz turkunun yonetmeye ne hakki var?
kurdlerin kendilerini yonetme hakki neden olmasin?
Kurdler bir halk ise her halk gibi esit ve ozgur yasama hakki yok mu?!
Yazan: seyit Tarih: March 23, 2007 9:55 AM
ŞİDDETTE ISRARIN SONU!..TABANINI KAYBEDEN PKK, DTP’Nİ DE ERİTTİ!..
Tarihi doğru okuyamayan ve olmayacak taleplerde bulunarak, şiddet politikasında ısrarlı olan PKK, hem kitle desteğini büyük oranda kaybetti, hem de Kasım 2007’de yapılacak genel seçimler öncesinde “etnik milliyetçilik” siyaseti yaparak prim sağlayabileceğini düşünen Demokratik Toplum Partisi’nin erimesine neden oluyor.
Nevruz kutlamalarının, endişelerinin aksine, büyük bir olay çıkmadan tamamlanmasında, hem güvenlik güçlerinin sağduyulu yaklaşımlarının, hem de düzenleme komitelerinin PKK’nın şiddet tuzağına düşmeyen yaklaşımlarının büyük rolü olmuştur.
Bölgede yaşayan arkadaşlarımdan bilgisayarıma gelen haberler, başta Diyarbakır olmak üzere, PKK’nın halen güçlü olduğunu iddia ettiği birçok yörede, her türlü baskı ve şantaja rağmen Nevruz kutlamalarına katılımın geçen yıllara göre çok az, coşku düzeyinin de daha düşük kaldığına işaret ediyor.
Bu gelişmelerin en temel nedeni; bölge halkının artık şiddete dayalı politikalardan yorgun düşmüş olmasıdır. Türkiye’nin, son yıllarda demokratikleşme alanındaki önemli çabaları, bölgeye yönelik sosyal ve ekonomik kalkınma projeleri ve hukuk reformlarına rağmen, halen PKK ve uzantısı oluşumların şiddet ve etnik milliyetçiliği esas alan siyasetten vazgeçmemeleri, sivillere yönelik eylemlerin sürmesi, mayınların can almaya devam etmesi, çocukları hedef alacak kadar kör terör anlayışının öne çıkması, esnaflara ve işadamlarına yönelik haraç alma ve saldırılar, bölge halkını PKK’ya karşı sesini yükseltmesine neden olmuştur. Çocuklara yönelik bombalı eylem sonrasında Şemdinli’de 40 bin kişinin PKK’ya karşı yürümesi, halkın artık PKK’dan korkmadığının, şiddete boyun eğmeyeceğinin ve devletin bölgeye yönelik yatırımlarına (sosyal, ekonomik, kültürel, eğitim) sahip çıkacağının en önemli işaretidir.
Şiddetin, temelde Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan halkın çıkarları aleyhine işlediği gerçeği net bir şekilde görüldü. Geçen yıl Diyarbakır’da meydana gelen olaylar buna tuz biber ekti. PKK’nın sokak eylemleri ve kepenk kapatma baskılarından en çok zararı bölge esnafı ve iş çevreleri gördü. Bölgenin ileri gelen işadamları, şiddeti destekleyen siyasi akımların kendilerine nasıl zarar verdiğini fark etti ve bunu açıkça, korkusuzca kamuoyuna deklare etti.
“Barış İçin Diyarbakır Girişimi” tarafından düzenlenen panele katılan Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu, “Bölgede şiddet ve çatışma var olduğu sürece Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin sosyal, ekonomik, kültürel kalkınması mümkün değil. Bölge halkı adına PKK’ya bir kere daha sesleniyor ve şiddeti yöntem olarak kullanmaktan vazgeçerek, sorunun çözümü için silah bırakmaya çağırıyoruz.
PKK, demokrasi ve ekonomik kalkınma sürecinin önünü kesmemeli” diyerek, bölge halkının PKK şiddetinden duyduğu rahatsızlığa tercüman olmuştu. Yine, sorunların demokratik sistem içerisinde çözülmesinden yana olduklarını vurgulayan İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Başkanı Selahattin Demirtaş ise, “Türk-Kürt birlikteliğinin ve barışın temellerinin sanıldığından daha güçlü olduğunu” vurgulayarak, “Bu birlikteliği ve barış ortamını bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Sorunların çözümü silahta değildir. PKK, Kürtlerin haklarını savunuyorsa, silah bırakmalı ve demokratik sürecin önünü tıkamamalıdır” demişti.
Bugün ortaya çıkan tabloya şöyle bir bakacak olursak; PKK’nın kitle desteğinin hızla eridiği, buna bağlı olarak da “Türkiye partisi” olduğu yönündeki söylemlerin aksine, PKK-İmralı çizgisi ve denetiminden bir türlü çıkamayan ve “etnik milliyetçilik” politikasına bel bağlayan DTP’nin de bu erimeden büyük oranda payını aldığıdır.
Bu gelişmenin, önümüzdeki seçimlerde sandığa yansıması sürpriz olmayacaktır. İster ittifakla girsin, ister çeşitli illerden bağımsız adaylar gösterilsin, DTP’nin zihinlerindeki sayıda Meclis’te temsil olanağı bulamaması yüksek bir ihtimal olarak görünüyor. Çünkü, İmralı’dan ve Kandil’den gelen farklı talimatlarla kafası karışan DTP, bölge halkının taleplerine ve sorunlarına doğrudan cevap veremeyen sığ bir siyasi hareket olarak kan kaybedecek, hatta yok olacaktır.
Kitle desteği olmayan bir hareketin ayakta kalma şansı yoktur. Zira, sel felaketinin yaralarını hala saramayan, kanalizasyon şebekesi çöktüğü için hava sıcaklığının artışıyla birlikte salgın hastalık tehlikesiyle burun buruna gelme ihtimali yüksek Diyarbakır, Batman, Siirt gibi illerde DTP’li belediyelerin, halkın ve şehirlerin sorunlarıyla ilgilenmek gibi asli görevlerini unutup, yargılanarak ömür boyu hapse mahkum olmuş ve dünyada eşi benzeri olmayacak şekilde rahat bir cezaevinde cezasını çeken Abdullah Öcalan’ın saç teliyle ve “Sayın” kelimesi gibi halkın beklentilerinden ve taleplerinden uzak konularla göz boyamaya çalışması sonucunda, halkın desteğini kaybetmesi de elbette kaçınılmaz olacaktır.
PKK, hızla çözülüyor. Örgüt içi gruplaşmalar ve iktidar/rant kavgaları bu çözülmeyi hızlandırıyor. Hükümetten "çözüme dönük güven verici adımlar" gelmesi halinde, ateşkesi gündemlerine alacaklarını söyleyen PKK yöneticilerinin asıl kendilerinden kaynaklı güven sorununu nasıl giderebileceklerini göstermeleri gerekiyor. Bunun için PKK yöneticileri, ikide bir ortaya çıkıp Mayıs’ta “şiddetin yeniden tırmanacağı” yönünde tehditler savurmak yerine, silahlı güçlerini sınır dışına çıkartacaklarını ve yakın zamanda silah bırakacaklarını beyan ederlerse, sorunun köklü çözümüne olanak sağlayacak yeni bir zeminin oluşmasına katkı sunabilirler.
Yok öyle yapmazlar da, "ya benimle çözersiniz ya da size çözdürtmem!" tehdidini savurmaya devam ederlerse, işte o zaman çözümsüzlüğe katkı sunmuş olurlar ve sadece Avrupa ülkeleri, İran, Irak, Suriye ve Türkiye’yi değil, “silahlı mücadelede ısrar politikasıyla” Kürtleri de, bu defa her zamankinden daha sert bir şekilde karşılarında bulacaklardır. KONDA’nın Milliyet Gazetesi’nde bir hafta süreyle yayınlanan anket sonuçları, başta Kürtler olmak üzere, Türkiye’de yaşayan herkesin şiddet istemediğini ve sorunun çözümü için PKK’nın mutlaka silah bırakması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Türkiye’de yaşayan sağduyu sahibi herkes şunu unutmamalı: Irkı, dili, dini, cinsi, mezhebi ne olursa olsun, hoşgörü, öbürünü rencide edecek her türlü yaklaşımdan kaçınmak, sosyal münasebetler, evlilik yoluyla kaynaşmadan ödün verilmeden; kasisli, keskin virajlı, uçurumlu yoldan demokrasinin, insan haklarının, eşitliğin ve hukukun egemen olduğu yöne doğru emin adımlarla, düşmeden yola devam. Binlerce yıldır birlikte yaşama iradesini göstermeyi başaranlar, bu defa da başaracaksınız!..
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: April 9, 2007 2:28 PM
Nail Amudi (Ali Duman???) yorumundaki siddet ile degil "secim sandigi" ile siyaset yapilmasi gerektigi mesajina katiliyorum.
Agar'in bahsettigi gibi Turkiyenin PKK ya "gel siyaset yap" diyebildigi gun, PKK nin yokoldugunu, birakin halktan destek almasini, aktif elemanlarinin bile eriyip yokoldugunu gorecegiz.
***
Siddet yanlilarinin ve bu sayede gecimini saglayanlarin falanca partinin, filanca dernegin veya gizli-sakli guc merkezlerinin arkasina saklanmasinin kimseye faydasi yoktur.
"Binlerce yıldır birlikte yaşama iradesini göstermeyi başaranlar, bu defa da başaracaksınız!.." sozu cok dugru.
Yazan: Haydar Tarih: April 9, 2007 4:00 PM
Cumhurbaskanligi secimleri yaklastikca basinda bol bol gerginlik haberleri var.
Ne hikmetse ESKI HABERLERI ISITMA ihtiyaci duyulmus.
------------------------
(...) Cumartesi günü El Arabiya televizyonunda yayımlanan açıklamayı 26 Şubat'ta yaptığını söyleyen KDP lideri Mesud Barzani, konuşmanın o günlerde 'Türk yetkililerin Kerkük'ün statüsüne ilişkin referandumun ertelenmesi için Irak hükümetine açık açık meydan okumasına' yanıt niteliği taşıdığını savundu.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=218129
------------------------
Yazan: Haydar Tarih: April 11, 2007 6:16 AM
birtakım siteleri dolaşıyorum ve görüyorum ki kürtlerin zihnine şu yerleşmiş.... binlerce yıllık bölgenin en kadim ulusuyuz (ulus !halk da değil) ama bizi hep ezdileri sömürdüler en sonda türkstandan gelen türkler bizi bin yıldır sömürüyor bizi hep kandırdılar gibi bir sürü dayanaksız düşürünü düşünceler zihinlerini iyice bulandırmış hatta içlerinde öyle garip gurabalar türedeki islama hakaretler ve zorla müslüman yapıldıklarını söyler oldular kimileri de kendileri sayesinde turklerın kurtulus savasını kazandıklarını felan soykuyor ya o derece sacmalıga donustuku toplum ıcersındekı bu zıhnıyet bunalımı ve fıkır teroru gulmekle aglamak arasında kalıyor ınsan yanı dumur oluyorsunuz
bunlar arasındakı yapay mıllıyete dayalı zorla mıllılestırmeden dogan garıp guraba ve ıhanet uzerıne kurulu terore mıllıyetcılık herhalde daha yeryuzunde gorulmemmıs bır durumdur bu ıronık vakıa ozel olarak ıncelenmelıdır bence ve ılerıde de ıncelenecektır vesselam :) ha sonuc olarak kurtlerın devlet ve vatan bayrak ozgurluk felan gıbı kavramlarla bır bolgede ozgur ve bagımsız bır yurt edınme cabasını teror ve ıhanetle bagdastırma fıkrını de sahsen bıraktım... abd ve ısraıl desteklı bır kurdıstan kurulmasından artık yanayım ızle ve gor olanlardan zevk al stratejısının daha dogal bır ceza ılahı bır netıce olacagı kanısındayım .. hatta turkıyedekı kurtler de gıtsınler oraya ne kadar guzel olur anlatamam emın olun kı adlı sorusturmalar ıle ılgılı bır kurumda calısan ben sunu tereddutsuzce soyluyorum kı ulkenın suc oranında yuzde yetmıs azalma olacaktır orgutlu ve adı suclar hızla kesılecektır vergı elektırk enerjı su hırsızlıkları onemlı olcude azalacaktır en onemlısı ıssızlık azalacak ulkede refah ve huzur onemlı olcude artacaktır ellı mılyonluk turkıyeye cok guzel bır turkıye olur bıraz fantazı bıraz gercek sonuc olarak kutlu ulkem guclu devletım koklu ulusum maddı ve manevı anlamda esenlık ve barısa kavusmak ıstıyor ıse bu kurtulusu kendı ozunde bulacaktır. bozguncular ıcın yasasın cehennem
Yazan: ancazin Tarih: April 11, 2007 11:41 AM
DÜNYA MAYINLAR GÜNÜ’NDE PKK MAYINLARI CAN ALMAYA DEVAM EDİYOR
Kör terörün karşımıza ne zaman ve nerede çıkacağı hiç belli olmaz. Bazen pusuya yatar, bazen baskın yapar, çoğu zaman da arkadan vurur. Çünkü kalleştir. Lakin, kalleşin de kalleşi var. O da “mayın”… Korkaklığın sanayileşmiş hali. Utanmazlığın, rezilliğin toprağa gömülmüş olanı. Alçaklığın yer dibindeki uzantısı…
“Dünya Mayınlarla Mücadele Günü” (4 Nisan) dolayısıyla bir basın toplantısı düzenleyen BM Genel Sekreteri Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, “Mayınların insanlık için felaket olduğunu, 84 ülkenin mayınlar nedeniyle sıkıntı yaşadığını, dünyada her yıl yaklaşık 20 bin çocuğun ve yetişkinin mayın kurbanı olduğunu, özellikle terör örgütlerinin son yıllarda mayınlama eylemlerine yöneldiğini ve bu tür eylemlerden en büyük zararı sivillerin gördüğünü” vurguladı.
Mayınsız Bir Türkiye Girişimi Bölge Temsilcisi Cengiz Analay da, İnsan Hakları Derneği’nde yaptığı basın toplantısında (4 Nisan 2007), Mayın Bilincini Geliştirme Günün’nde iyi haberleri olmadığını, mayınların bilinenin aksine savaşlardan daha fazla barış zamanlarında yoğun şekilde kullanıldığını, cins, dil, inanç ve düşünce farkı gözetmeksizin masum insanları hedef aldığını belirterek, “Maalesef, mayınlar Türkiye’de ve dünyada can almaya devam ediyor. Türkiye’de tablo hiç iç açıcı değil. Her yıl ortalama 180 kişi mayınların kurbanı oluyor veya sakat kalıyor. Uzaktan kumandayla patlatılan mayınlar, güvenlik güçlerinin yanı sıra, çocukları, kadınları da hedef alıyor. Toplumumuz mayınlar konusunda daha duyarlı olmalı ve sivilleri hedef alan bu tür saldırıları nefretle kınamalılar” diyerek, mayınlara karşı kamuoyuna “acil eylem” çağrısında bulundu.
Dünya Mayınlarla Mücadele Günü üzerinden bir hafta geçmeden (11 Nisan 2006) televizyon ekranlarına ve gazetelere yansıyan bir haber, terörün ve mayınların korkunç boyutunu bir kere daha gözler önüne serdi; “PKK mayınları Van’ın Çatak ilçesinde yine can aldı: 1 çocuk parçalanarak öldü, 3’ü ağır yaralı!..”
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ve Mayınsız Bir Türkiye Girişimi Sözcüsü Cengiz Analay’ın da dikkat çektiği üzere, terör örgütleri tarafından kolay bir eylem biçimi olması nedeniyle son yıllarda yaygın şekilde kullanılan mayınlar, PKK için de özel bir anlam içeriyor. PKK’lı teröristlerce döşenen mayınlar, başta çocuklar olmak üzere, masum ve korunmasız yüzlerce kişinin ölümüne ya da sakat kalmasına neden oluyor.
Oysa, 26 Temmuz 2006’da PKK’nın yayın organlarına yansıyan haberlerde, “PKK, İsviçre’de Cenevre Çağrısı Örgütü yetkilileri ile yaptığı görüşme sonrasında, kara mayınlarını kullanmamayı kabul etti” deniliyordu. PKK’nın televizyonu Roj TV’ye konuşan örgüt sözcüsü Fehman Hüseyin, mayınlardan en fazla sivillerin zarar gördüğünü, PKK’nın, kara mayınlarının kullanılmaması yönündeki anlaşmaları kabul ettiğini ve bu konuda uluslararası kuruluşların denetimine açık olduklarını ilan etmişti. Bu açıklamalarının üzerinden 6 ay geçmedi, aralarında 88’i çocuk, 100’ün üzerinde sivil mayınların kurbanı oldu.
PKK tarafından son dönemde yaygın olarak kullanılan uzaktan kumandalı bomba ve mayın patlatma türü eylemler, hedef gözetmemesi nedeniyle insanlık dışı olarak nitelendiriliyor. Türkiye’de terör örgütünün mayınlarına en çok kurban veren illerin başında; Tunceli, Bingöl, Siirt, Diyarbakır ve Van geliyor.
Gözü dönmüş örgüt mensupları, yerleşim bölgelerinde, mezralarda veya herhangi bir köyün etrafında, yolunda, patikasında mayın arazileri oluşturmaya devam ediyorlar. Bu arazilerde yaşayan siviller her gün ölümle ve uzuvlarını kaybetmek riskiyle karşı karşıyalar.
PKK’lı kadrolarının birbirleriyle yaptıkları telsiz konuşmalarında “Mayın tarlasında hasılat nasıl?.. Birkaç yüz ölü, bin kadar bacak, yarısı baldırdan aşağı, bir de el ve çok sayıda parmak, birkaç göz, kulak…” diyerek sohbet ettikleri yönünde internet sitelerine yansıyan haberler, insanın kanını donduruyor.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Teknoloji Araştırma Merkezi Müdürü Prof.Dr.Muammer Kaya’nın, “mayın mağdurları”nı konu alan basın toplantısındaki şu sözleri, aslında terörün korkunç boyutunu gözler önüne sermeye yetiyor; “PKK terör örgütü tarafından döşenen mayınlara basma sonucunda Türkiye’de 1999-2006 yılları arasında 589’ü sivil, 988 kişi öldü, 3 binin üzerinde kişi de sakat kaldı.”
PKK paramiliter örgütü ile mücadelede en küçük bir olayda dünyayı ayağa kaldıran İnsan Hakları Dernekleri, elini, kolunu, bacağını, yüzünü, gözünü, canını PKK mayınına kurban veren çocukların acı çığlıkları karşısında da suskun kalabilecekler mi?.. Susmak, onaylamaktır. Sivil toplum örgütleri, isimlerine yakışır hareket etmezlerse, bırakın toplumu, kendi vicdanlarına karşı nasıl dürüst kalacaklar?..
Nail Amudi
nailamudi@hotmail.com
Yazan: nail amudi Tarih: April 11, 2007 4:43 PM
Sayin Ancazin,
"hatta turkıyedekı kurtler de gıtsınler oraya ne kadar guzel olur anlatamam" sozlerinizi ibretle okudum... ve protesto ediyorum.
Sozleriniz sikayet ettiginiz kimselerin sozlerinden pekde farkli degil. Onlarda birlikte yasamayi reddediyorlar sizde.
Bu yanlis.
***
Turkiyenin nufusu 70 milyondur, topraklari Kapikule ile Semdinli arasinda uzanir ve...
...bu ulkede Sunni, Alevi, Safi, Katolik, Turk, Kurt, Laz, AKP li, MHP li, DTP li, BBP li, TKP li, Uniformali, Sivil, egitimli, egitimsiz, zengin, fakir, kadin, erkek vs 70 milyon kimse yasar.
Her farkli olan digerine saygi gosterip birada yasamak durumundadir. Kimse bir yere gitmez, kimse bu ulkeyi ve insanlarini bolemez.
***
Kurtler K Iraka, koministler Moskovaya, dindarlar Arabistana, kadinlar mutfaga, Aleviler sessizlige, falanca oraya, filanca buraya mahkum edilemez.
Care demokrasiyi ve hukuku icimize sindirebilmektedir. Demokrasiyi yok sayan, hukuku kendi eline alan kisi ve gruplarla mucadele yine demokrasi ve hukukla yapilmalidir.
Tekrar ediyorum;
Kimse bir yere gitmez, kimse bu ulkeyi ve insanlarini bolemez!
Yazan: Haydar Tarih: April 12, 2007 6:06 AM
KONDA’NIN 50 BİN KİŞİLİK ANKETİ NE DİYOR?
TÜRKİYE KAMUOYUNUN “KÜRT SORUNU” VE “TERÖR”E BAKIŞI!..
“Kürt Sorunu Yabancı Kışkırtmasıdır!..”
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan ve Tarhan Erdem yönetimindeki KONDA’nın 50 bin kişiyle yüz yüze gerçekleştirdiği “Biz Kimiz?” anketinin yankıları sürüyor.
Türkiye’nin toplumsal yapısına ilişkin güvenilir rakamlara ulaşılması hedefiyle gerçekleştirilen anketi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının “Güneydoğu” ve “Kürt sorunu”nu nasıl algıladıkları ve sorunun çözümüne yönelik neler düşündüklerinin rakamlarla ortaya konulması bakımından önemli bir çalışma olarak nitelendiriyorum.
Şöyle bir irdeleyecek olursak, ankete katılan yaklaşık 50 bin vatandaşla yüz yüze görüşülerek iki soru yöneltiliyor ve “evet” ya da “hayır” şeklinde cevap verilmesi isteniliyor.
Halka yöneltilen birinci soru: Güneydoğu sorunu veya Kürt sorunuyla ilgili aşağıdaki görüşleri doğru mu, yanlış mı buluyorsunuz?
İkinci soru ise; Güneydoğu sorunu veya Kürt sorununun çözümü için aşağıdaki politikaları doğru mu, yanlış mı buluyorsunuz?
Araştırma sonuçları irdelendiğinde, Türkiye kamuoyunun Kürt sorununun nedenlerini önem sırasına göre şöyle sıraladığı görülüyor:
1.Yabancı devletlerin kışkırtması,
2.Kürtlerin ayrı devlet istemesi,
3.Genel Sorunların Kürtlerle ilgiymiş gibi gösterilmesi,
4.Kürtlerin kimlik sorunu,
5.Devletin Kürtlere farklı davranması.
Burada dikkati çeken en önemli nokta ise, ankete katılan vatandaşların bu sıralamasının, PKK ve aynı çizgiyi izleyen parti ve oluşumların tezleriyle ters bir sıralama olması.
PKK ve uzantısı siyasi oluşumlar, Kürt sorununun temel kaynağını “Kürt kimliğinin tanınmaması” olarak ortaya koyuyorlar ve siyasal projelerini “bağımsız bir Kürt devleti” olarak tanımlıyorlar. Aynı çevreler, “Kürt sorununun yabancı devletlerin kışkırtması” şeklindeki görüşü ise tamamen reddediyorlar.
Oysa, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine Türkiye’de yaşayan vatandaşların algılaması, PKK ve uzantısı oluşumlarınkinin tam aksine, “Kürt sorununun en önemli nedeni olarak yabancı ülkelerin kışkırtması” şeklinde ortaya çıkıyor.
Bu algılama aslında, önemli bir noktaya daha işaret ediyor; PKK ve uzantısı oluşumların Kürt sorunu bağlamında yürüttükleri propaganda ve söylemler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları tarafından kabul görmüyor.
Anket sonuçlarında dikkatleri çeken bir başka yön ise, Türkiye kamuoyu, sorunun çözülmesi için terörün mutlaka yok edilmesi gerektiğini düşünüyor. Yüzde 90 gibi ezici bir oranda kabul gören bu görüşün, çözüm için atılması gereken ilk adım olarak algılanması yanlış olmaz diye düşünüyor ve eklemek istiyorum; PKK ve uzantısı siyasi oluşumların “ateşkes, barış, kardeşlik” söylemlerinin gerçeği yansıtmadığı, son dönemde yaşanan şiddet olayları ve mayınlama eylemleriyle bir kere daha net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bir elde silah, diğer elde zeytin dalı dolaşmak gerçekçi değil. Daha önce de defalarca vurguladığım üzere, sorunun çözümünün ön koşulu, “PKK’nın silah bırakması”dır.
Yine, anket sonuçları irdelediğinde, ana dili Kürtçe olanların oranı yüzde 12; nüfus projeksiyonuyla yüzde 15; “Ben Kürdüm diyenler” ise yüzde 9’dur. Dahası var: Türkiye’de yaşayan Kürtlerin yarısı, ülkenin batı illerinde yaşıyor. Türk-Kürt evlenmesinden doğan 3 milyon insan var. Ekonomik gelişme doğudan batıya iş gücü göçünü, batıdan doğuya da sermaye ve organizasyon göçünü gerektiriyor. Böyle bir sosyal vakıa ortadayken, nasıl ülkeyi ayırıp ayrı bir “ulus”tan bahsedilebilir ki?
Kürt milliyetçileri şoven bir duyguyla bu sosyolojik gerçeği görmüyor ya da zorla, şiddetle bunu değiştirmek istiyor. Ama Türkiye’de yaşayan halk, bu gerçeği görüyor ve benimsiyor. KONDA’nın kapsamlı araştırmasına göre, Kürtlerin sadece yüzde 38’i Kürt milliyetçiliğine, DTP’ne oy veriyor. Batı illerimizdeki Kürtlerde bu oran dörtte birden aşağıya doğru iniyor.
Türkiye’de geri çevrilemez bir “sosyolojik entegrasyon” yaşanıyor. Pan-Kürdist milliyetçilik de, Kürtçü veya Kürtçü etnik milliyetçilikler de artık bu sosyolojik gerçeğe aykırı hareket ettiklerini anlamalılar. Terörle bir türlü hesaplaşamayan Kürt aydın ve siyasetçileri artık harekete geçmek zorundalar. Hala mahçup bir biçimde PKK’nın şiddet eylemlerini mazur görmekten, teröristlere “gerilla” demekten vazgeçmeliler. Bazen Öcalan’a “Sayın Öcalan” denilerek, bazen de haklı haksız, suçlu suçsuz ayrımı yapılmaksızın yapılan barış ya da ateşkes çağrılarıyla, “savaş bitsin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın” gibi klişe lafların ötesine geçmeliler.
Bugün Türkiye’de kimsenin tarafgir bir “tarafsızlık” tutumu takınmaya hakkı yok. Yok olmamak için çırpınan terör, Türkiye’nin sorunlarının çözümü için adımlar atılmasının önündeki en büyük engel. Şiddet eylemleriyle rejimi provoke etmeye, Türkiye’yi demokrasiden uzaklaştırmaya çalışıyor. Böyle bir düşman karşısında Türkiye’de yaşayan hiç kimse tarafsız kalmamalı. Sebebi, kaynağı, tarihi geçmişi ne olursa olsun, PKK şiddetine karşı herkes yüksek sesle haykırmalı. Taraf olmazsanız “çözüm” adına konuşma hakkını kaybedersiniz. Böyle bir sözde tarafsızlığın bölgedeki sorunların çözümüne herhangi bir katkı yapabilmesi, kimseyi ikna edebilmesi mümkün olamaz.
Nail Amudi
Nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: April 12, 2007 10:43 AM
Eski mantık, eski korku
Kürt sorunu gündemde tırmanıverdi... Önceki gün... İlk işaretlerini veren gelişmeler... Dış güçlerin gösterdiği bir kırmızı kart mı?
Yoksa ‘derinlerin’ dayanışması mı olduğunu sormuştuk. Şimdi bakınca...
İkisinin bir arada olduğunu görüyoruz.
Hem kırmızı kart...
Hem ‘derin’ bir dayanışma var.
***
Öncelikle ‘kırmızı kart’ meselesine bakalım.
Türkiye maalesef eski mantığını terk etmeyince...
Eski korkularını da suya salamıyor.
Yeniden oluşmakta olan bir dünya...
Yeniden oluşmakta olan bir bölge var...
Üstelik bu ıstıraplı süreç uzayıp duracak gibi...
***
Türkiye ‘Kürt meselesine’ demokratik bir rahatlıkla bakabilseydi...
Kuzey Irak’ı dışlar mıydı, içerir miydi?
Türkmenler’e sahip çıktığımız kadar Kürtler’e de sahip çıksak...
Daha doğrusu sadece ‘vatandaşlık hukukunu’ çalıştırsak...
Bölgede alt süper olmak işten bile değil.
***
Kuzey Irak’ı Türkiye’ye alternatif saymak...
Kuzey Irak’ın bizim vatandaşlarımızı etkileyeceğini sanmak...
Oranın, buraya alternatif oluşturacağını sanmak...
Oranın, cazibe merkezi haline geleceğini sanmak...
Türkiye’ye karşı insafsızlıktır.
***
Ne var ki eski anlayış...
Askeri korkular...
Bölünme paronayası...
Türkiye’yi gücüne uygun davranışlardan alıkoyuyor.
Türkiye olmazsa nefes alamayacak dört buçuk milyonluk yere ağabeylik yapacak yerde, orayı ‘büyük bir düşman’ kabul ederek kendi kendimizi alt lige düşürüyoruz.
***
Kuzey Irak ABD’nin müttefiki.
ABD, Türkiye’yi de bu ittifakın içine almak istemekte...
Türkiye ise ‘Kürt kimliğine’ değil, doğrudan teröre karşı olduğunu inandırıcı bir şekilde belirtemediğinden bu çağrı etkili olmuyor.
Onlar başka bir dil...
Ankara başka bir dil kullanıyor...
Sanıyorum bu bize kırmızı bir kart olarak geri dönmekte.
***
Derinlerin dayanışması da...
Bu noktada devreye giriyor.
Bu mesele istikrarı yok edecek ağır bir pürüz olarak ortaya çıkıyor...
Ölümlerle birlikte öfke artıyor.
Bu kimin işine yarar?
Demokratikleşme ve değişim isteyenlerin işine yaramayacağı kesin...
***
Milliyetçi dalgayı artıracak bir askeri operasyona gelince...
Bu ne kadar mümkün?
ABD’nin buna karşı kesin tavırlı olduğu çok açık...
Ayrıca mevcut siyasal iktidara milliyetçi bir rüzgar verecek böyle bir adıma ‘içerisi’ne kadar istekli durur, o da başka bir soru.
***
Kürt sorunu provokasyonun üç sıcak noktasından biri olmaktan çıkacaksa...
Türkiye eski mantık yapısını ve korkularını paspas yapmalı.
Ülke içinde önyargısız bir ‘vatandaşlık hukuku’ devreye girse, bölgeye de başka bakacağız.
Dost olacağımız, himaye edeceğimiz unsurlarla düşman hale gelerek, kendimize haksızlık yapmayacağız.
Bunu başarmak, içerde de Türkiye’yi rahatlatacak...
Vatandaşlık hukuku, ırk bağlamında gerginliği yok edecek...
Ülkeyi özgürleştirecek...
Güvenlik söylemini geri çekecek.
***
Yapabilir miyiz?
Siyasal cesarete bağlı.
Ama yapmak da zorundayız.
Yoksa...
Yeni hayatı anlamamak bizi hırpalayacak...
Kazanacağımız bir ortamda boş yere kayıplı hale geleceğiz.
Diyalog, iletişim, uzlaşma kavramlarını hem bilmeyen hem beceremeyen bürokrat kadrolarıyla...
Sadece öfkelenerek...
Nedeyse bütün dünyaya düşman diye bakarak...
Nereye kadar gideceğiz?
Ve niye bu yanlış yolda gideceğiz?
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=117560
Yazan: Haydar Tarih: April 12, 2007 3:18 PM
Sayin Ancazin,
"hatta turkıyedekı kurtler de gıtsınler oraya ne kadar guzel olur anlatamam" sozlerinizi ibretle okudum... ve protesto ediyorum
neden orada petrol var madenler var orada abd dolarları var sırketlerı gelecek yatırım yapacaklar buyuk petrol ve dogal yerlatı varlıklarını ısleyecek cıkaracak tesısler kuracaklar opnlarda orada calıacaklar para da kazanacklar ne var yanı turkıye bunları veremııor ya yıllarca fakır fukara bıraktık ya oyle ıse gıtsınler orada zengın olsunlar yanı bır tavsıye .. barzanı ve aılesı kabılesını daha zewngın edecek sılahlı adamları artacak daha cok adam besleyecek gercı bır devle tdegıl arap emırlıgı gıbı bısı olacaklar ama olsun en azından otuz kırk yıl sefa surecekler ya sonra ıste ısın zevklı kısmı burada...:) neyse haydar kardes kınamıssın not aldım ama sunu dıyeyım her seye ragmen muslumanın muslumana sılah cekmesı bırbırını katletmesı ve bunu bır baska memleketın ınsanı ve dınının dusmanı ıcın yapması karsısında ben su cumlelerı sarf etmekten gerı duramadım .... dogal bır ceza ılahı bır netcıe ..
sıyaset bır yana ulkuler ıdealler cıkarlar bır yana... gercek olan aslolan bır sey var ıse Allah bozguncuları sevmez hele hele muslumanlardan bu sekılde davrananlar pesıne dustuklerının duseceklerı rezıllıklerı yasayarak daha da rezıl olurlar bu bır ılahı adalet ve turkıyeye ulkesınde kurtlerı kardes bılerek ınatla onları kazanma cabasını surdurmelı turk halkı ınatla kurtlerı ıcıne almayı ve onlarla aynı secdede bulusmaya devam etmelıdır yoksa gerısı orada oldugu gıbı kan ve huısrandır kımsenın de bır kazancı olmayacahı acık aklı selım dusunmelı.... ha ben bır ıstatıstık yaptım bu ıstatıstıgım de bır yanlıs yok kı yanı ulkede kurtler olmasa ıdı suc oranları dusmez mı ıdı lutfen bunu acık yureklılıkle soyle.. ne yazık kı suc mekanızmasında dort tekerlegın ucunu kurtler dondurur neyse bu ısın krımınal boyutu :)
Yazan: ancazin Tarih: April 12, 2007 10:33 PM
Ancazin kardes,
Onunuzdeki istatistiklerden konustugunuz hakkinda hic suphem yok. Keske bir de sebeplerinden bahsetseydiniz. Umarim "genetik" veya "kulturel" oldugunu soylemiyecek kadar entellektuel ve rafine kimsesinizdir.
***
Ayni istatistikleri Rusyada Cecenler, Eski Yugoslavyada Bosnaklar, Almanyada Turkler, ABD de Siyahlar icin yayinliyorlar. Amerikalilar daha evvel bu "istatistikleri" Kizildrililer icin kullaniyorlardi... simdi utandiklari icin sozunu etmiyorlar.
***
Bir sure once bir yazi yazmistim... onu nakledeyim...
-----------------------------------
(Degerli yorumcu)
Sadece yorumlariniz ve arastirmalarinizi biraraya getirerek gercek bir insanlik trajedisini anlatmakla kalmayip, bunun ulkemizi nasil ilgilendirdigi, yakin gelecekte bizi nelerin bekledigini nefis bir sekilde izah etmissiniz.
Makalenizi okurken nedense surekli aklima Turk Adalet Sistemi geliyordu. Daha spesifik; Ingiliz konsoloslugu civarindaki bir isyerinin onunde durdugu sirada patlamanin siddeti ile savrularak yaralanan adama yargicin “napalim sende pencere onunde durmasaydin” dedigi andaki fiyakali, defne yaprakli cuppesi ve yuzundeki (!) ifade duruyordu.
***
Birkac gun once ABD Baskani George W Bush, II Dunya savasi boyunca beyaz denklerinden daha cengaverce savastigi halde “denk” olmayan muamelelere tabi tutulan ve zencilerden olusan havaci askeri birlik -Tuskegee Airmen-den ve onlara yapilan haksizliklardan dolayi resmi ozur diledi. Bu birlik uyelerinin selamlari bile beyazlar tarafindan karsilik gormuyordu, gerisini tahmin edin.
Tuskegee Airmen meselesi, ABD deki irkcilik ve bunun dogrudan sonuclarindan biri olan yuksek suc orani meselesinin ufak bir parcasi.
Dun zencilere askeri selam vermiyen toplum, bu gun bunun yuksek bedelini cesitli boyutlariyla oduyordu.
Yuzyillar boyunca kolecilik ve ayrimcilik sebeplerinden dolayi aile yapisi, ahlak, manevi degerleri, kultur, inanc, gelenekleri vs her turlu ust yapisi tahrip edilen, karisi baska bir yere satilan kocanin neler hissetigini umursamayan, 7 yasindaki ogulu anasindan ayirmanin her ikisindede nasil tahrip yarattigini aklina bile getirmeyen, onlari insan yapan KUMAS’in paramparca oldugunu gormeyen, 1860 larda zencilere birer kagit parcasi vererek “hadi ozgursun” diyen beyaz adam, herseyin kendiliginden gulluk gulustanlik olacagini ummus ki hic bir -tedavi programi- gelistirmemis, sonucunun bugunku hapisanelerde milyonlara varan suclu ve bu suclularin kurbani olan milyonlarca insan olarak odemek zorunda kalmistir.
Bugunku ABD de amcasini taniyan siyah cocuk sayisi yuzde 7-8 lerdedir. Babasinin kim oldugunu bile bilmeyen bir tahribatin urunu olan cocuklarin topluma verecegi/alacagi hesabi ancak 150 sene sonra akla gelmektedir.
***
Bugun köyleri yakilan, goce zorlanip istanbul, Mersin, Antalya varoslarina dolan insanlarin hikayesi sanki bundan farklimidir? Bunun toplumsal bedelinin olmadigini dusunen “yoneticiler” gaflet icinde olmalilar.
Bundan birkac sene once köyundeki evinin bahce duvarinin önunden birkac kere gecen genclerin bu davranisinin kizina veya karisina sarkintilik oldugunu varsayip namus meselesi yapan baba veya abinin, ertesi gun ayni aile ve ayni kafayla istanbula yerlesip istanbullu gibi yasiyacagini umanlar sadece gunu gecistiriyorlar.
Insanlarin, ailelerin, toplumlarin KUMASI yirtilmaya gorsun. Bukadar buyuk ekonomik guce, esi benzeri az gorulen Adalet Sistemine ve ozur dileme buyuklugune sahip olan Amerikanin basina bunlar geldikten sonra…
…”napalim sende pencere onunde durmasaydin” diyebilen bir yargicin oldugu bu devletin nelerle karsi karsiya olacagini aklima bile getirmek istemiyorum.
--------------------------------------
Yazan: Haydar Tarih: April 13, 2007 3:21 PM
haydar bey bu ulkede hıc bır zaman klun klux klan olmadı 1944 olayları dısında herhangı bır etnık varlıga yonelık toplumsal bır saldırı yasanmadı boyle bır orgutlenıs ıcıne gırme egılımınde hıc bır tane yasıttan kesımden turk bıreyı bulunmadı yoksa var ıdı de kayda mı gecmedı .... ama yırmı yıldır pkk denılen bır orgut var..
ardnıyetlı dusunuldugunde turkıye bılınclı olarak kurtlerı yoksul ve cahıl bıraktı ne temel amacı olan kamusal hızmetlerını yeterınce verdı rehafı artırdı adaletının getırdı ne de ozel kesımın orada ıs yapmasına olanak tanıdı bunun ıcın de pkkyı bızzat kurdu hatta daha da ılerı gıderek pkkya hem kurtcu dedı hem de kurtlerı oldurttu gıbı bır ıddıada bulunamayız degıl mı .. nedenlerden bahsettıgın ıcın soyluyorum bunları tam tersıne yasanmıs ve yasanmakta olanlar bunların tam tersıdır. su anda turkıyenın en yoksul bolgesı orası degıldır batıda bır yıl ıcınde bakkalk dukkanından marketler zıncırıne donenler oradan gelen dadaslar yorukler turkmenler cerkesler azerıler felan degıl kurtlerdır kısacası turkıyenın sucu ıddıa edıldıgı gıbı bır devlet olamamasıdır ne derını var ne galdyosu ne entırkası hep gunu kurtarma cabasında olmus ve devlet adamları rant pesınde kosmus... kurt bıreylerının suca eglılımlı olması yoksulluk ve cahıllıklerı ıle mı ılgılı dıyorsun bunu devlet mı bızzat polıtıkası geregı yaptı dıyorsun hayır zengın oln kurt mafya fakır olanı da gaspcı olmaktan baska bır sey olmadıgı gıbı dıyarbakır ıle kars arasındakı mesafeye ragmen hemsehrım dıyerek cıddı bır azınlık ruhsal halı ıle de gettolasmaları cetelesmelerı ıttıfaklasmaları da nedenlerı bakımından devletın sucu degıl devletın devlet olamamasının sorunudur.
ısraılın yahudı katlımaı uzerıne bıtmek bılmeyen duygusal somurulerı, ermenıstan dayatmaları kıbrısta ısgalcı turk ordusu osmanlının hatta yetmıyor hunların bıle balkanlar ve avrupadakı barbarlıkları felan derken turkler sosyolojık psıkolojık polıtık acılardan sureklı zan altında bırakılır ıken ustune bır de kurt sorunu ıle bogusmak zorunda kalan bır ulus ve devlet ortada yanı sonucta bunun da faturasını aklınızca turk devletıne ve mılletıne kesmıs olmanız bunu abd despotu ıle alman nazılıgı ıle orneklendırmıs olmanız dogaldır... dogal olmayan turklerın yunan katlıamlarını balkanlarda mılyonları bulan turk katlıamlarını ve zorla goc ettırılmelerını yakın doneme kadar bosnayı kosovayı prızrenı mamuskayı kırımı karacay cerkes balkar cecen ve nahcıvan karadagı bolgelerını daha yakınlarda ve halen suren ırak turkmenlerının durumunu cındekı uygurları sıbıryadakı ve gecmıstekı turkıstandakı turklerın ruslarca soykırım ve asılemılasyona tabı tutulmalarını, halen avrupada zaman zaman turklerın ırkcı saldırılara maruz bırakılmalarını unutmus olmalarıdır...
Yazan: ancazin Tarih: April 14, 2007 12:15 AM
Bundan birkac sene once köyundeki evinin bahce duvarinin önunden birkac kere gecen genclerin bu davranisinin kizina veya karisina sarkintilik oldugunu varsayip namus meselesi yapan baba veya abinin, ertesi gun ayni aile ve ayni kafayla istanbula yerlesip istanbullu gibi yasiyacagini umanlar sadece gunu gecistiriyorlar.
burada da turk kulturunu bılmeden konusmussun nerede yasıyorsan artık bebekte mı etılerde mı her ne ıse mutlu ve turk olmayan azınlık yasamını ıstanbul yasamı olarak algılayıp da bu yorumu yapman da ayrıca nefret uyandırdı. namusla ılgılı mukayeselerde dıkkatlı olmak gerek
Yazan: ancazin Tarih: April 14, 2007 12:20 AM
Ancazin kardes,
Benim dediklerimden birsey anlamamissiniz.
Onemlide degil.
Yazan: Haydar Tarih: April 14, 2007 6:34 PM
TOPLUM OLARAK AYDINLATILIMIYORUZ...
İlk olarak siyasilerin toplumu yetiri kadar aydınlatmadığını görüyorum.üstü kapalı sözler insanları çeşitli yerlerden kendilerine bilgi edinmeye zorluyor.buda insanlarda kafa karıştırıyor.ben ilk önce istiyorum ki ab'nin sunmuş olduğu 9000 madde nedir? bu maddelerde neler var.ülkemize her türlü sorunu gösteriyorlar.bir müslüman ülkeyi kendilerinden saymıyacakları kesindir.diğer ülkelere bakıyoruz ki bu kadar zorluk çıkarmadılar.müslüman ülke olarak tek girecek olan ülkeyiz.zannedilmesinki bize de zarar vermezler kimse garanti edemez.yıllar önce nasılsa şimdide değişmez.atalarının intikamını almak için ellerinden geleni yapacaklardır.600 yıllık bir ülkenin temelinden geliyoruz.atatürk'ün gençliğe hitabesinde dediği gibi bir gün geldiğinde anlayacağızki içten fetedilmişiz işte ozaman kim nasıl görev yapacak acaba.kürt meselesi ilk önce kürtler tarafından ayrımcılıktan çıkmalıdır.kürtler yardım yapmasa dirense terörizme karşı türkiyede gerekeni yapar.türk halkıda onları savunmak için elinden geleni yapar.öyle insanlar görüyoruzki bizzatda yaşadım.askerde çatışmaya girdiği zaman tek kurşun bile sıkmadan gelen insanlar var.sırf kendi gibi kürt olduğu için.devlete zarar vermek için elinden geleni yapanlar,pkk için tarlasında ot yetiştirenler,vb... ab yolunda tek gördüğüm sömürge ülkesi haline gelmek üzere olduğumuz.ekonomi bakımından çöken avrupa kendine yem arıyor.işsizlik hat safhada.amerika bile ekonomisi çökmek üzere olduğu için ırak'a savaş açtı.çünkü kendine sömürge arıyordu.norveç ve danimarka en akıllı ülkeler arasında bence.neden girmediklerini araştırın anlarsınız.şuan avrupanın en sağlam ülkeleri.ülkemizde insanları aydınlatmak gerekir.ben insanlara soruyorum ab'ye girmek lazım girmemek mi? cevap verirken akıllarına iki şey geliyor.birincisi; "işsizlik maaşı" ikincisi; avrupada özgürce gezip çalışmak.düşününki avrupa kadar potansiyelimiz yüksek olsa alım gücümüz yüksek olsa ne gerek var ab'ye.bizim içimizde ab gibi denetleme yok.kendi kendimizi denetliyemiyoruz.en basit örnek: cafelerde sigara içme yasağı.vatandaş uygulayamıyor.sigara içme yeri isteniyor.klima isteniyor.onu iste şunu iste.ama kimse demiyorki sen bunu yapabilecek güçtemisin.alım gücün nasıl.vergi nasıl ödüyorsun.avrupa halkını koruyor.en güzel yanı bu.avrupalı türklerden çok duydum bunu.sonuç olarak ilk önce halk üstü kapalı deil açık seçik aydınlatılmalı ve her iş kitabına uydurularak yapılmamalı...
Yazan: sinan Tarih: August 21, 2007 12:58 AM
Sinan bey kardesim,
Duymakla birseylere karar vermenin saglikli olmayacagini takdir edersin umarim.
http://www.gazetem.net/bellek.asp
linkinde AVRUPA BİRLİĞİ TEMEL HAKLAR BİLDİRGESİ nin tercumesi var. Bizahmet oku... ve begenmedigin, maksatli buldugun konulari bize yaz. Bizde senden birseyler ogrenmis oluruz.
Dahasi, o sayfanin ust kismindaki pencerede baska konularda var. Zamanin olurda okur ve begenmedigin seyler olursa lutfen bu siteye yaz, bizde ogrenmis oluruz.
Selamlar.
Yazan: Haydar Tarih: August 22, 2007 1:20 AM
Üniversitelerde yaşanan olaylara her geçen gün bir yenisi daha ekleniyor. Özellikle son günlerde yaşanan olaylar üniversitelerimizde tehlikenin ne boyutlara ulaştığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Üniversitelerimizde Türk Milleti'nin değerlerine sataşanlar, bölücü söylemlerde ve faaliyetler bulunanlar mazlum pozisyonuna düşüyorlar. Bu mazlum rolünü oynayabilmek içi nde şu taktiği izliyorlar;
“Türk Milleti'nin hassasiyetlerine saldırıp, duyarlı öğrencilerden tepki almak. Aldıkları tepki sonrasında da etnik grubu farklı ve bu farklılığından dolayı da darp edilmiş mazlum rolünü oynamak”.
Son bir haftada cereyan eden olaylarda bu oyunu çok rahat görmemize rağmen, bir takım medya olayları çarpıtarak tamamen belli siyasi gruplara yıkma çabasındalar. Belli başlı medya organları üniversitelerdeki bölücü örgüt faaliyetlerini suçlamak ve bu konuya tepki çekmek yerine, bölücülere tepki gösterenleri suçlayıp haber olarak vermektedir.
İTÜ ve Mersin Üniversiteleri'nde çıkan olayların tek sorumlusu olan bölücü örgüt yandaşları, medyayı da kullanıp “saldırıya uğramış insan görüntüsü” çiziyorlar.
Sen geleceksin bir milletin ecdadına, bayrağına, değerlerine söveceksin tepki alınca da mazlum pozisyonuna düşeceksin. Bu kabul edilemezdir.
Türk medyasının önemli kuruluşları üniversitelerimizde oynanan oyunları her ne hikmetse göz ardı etmektedir. Mesela 2005–2006 eğitim-öğretim yılında üniversitelerimizdeki vahim tablodan hiç bahsedilmemekle beraber, bölücü örgüt yandaşlarının üniversiteleri ele geçirme çabaları da göz önünde bulundurulmamaktadır.
2005–2006 eğitim-öğretim yılının tamamını ve 2006–2007 eğitim-öğretim yılının ilk yarısını temel alarak üniversitelerimizdeki tabloya bakalım;
AKDENIZ ÜNİVERSİTESİ (Antalya): PKK yandaşlarının okuldaki yurtlara hâkim olma çabasında olduğu görülüyor. Üniversite içinde çok sık olaylar yaşanıyor, geçmişte de yaşanmış büyük olaylar var. (Basına yansımadı)
ANKARA ÜNİVERSİTESİ: Her yıl nevruz şenliklerinde üniversitede nereden geldikleri belli olmayan bölücü örgüt yandaşları sahne alıyor. Halaylarla zılgıtlarla başlayan etkinlikler pkk propagandasıyla son buluyor. (Basına yansımamakta)
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ (İstanbul): Boğaziçi Rektörü, Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen amacını aşan ve büyük tepkiyle karşılaşan Ermeni konferansına en büyük desteği verenler arasındaydı. (Basında çok az yer buldu, büyük medya organlarında hiç verilmedi)
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ (Adana): Geçen sene mayıs ayında apo posterlerinin asıldığını ve bölücü örgüt yandaşlarının baskı kurduğu bir üniversite. Asılan paçavraların medyaya yansıması üzerine bir öğretim üyesinin bölüm başkanlığından istifa etti ve paçavraların asıldığı R–1 kantini yıkılıp yerine derslik kuruldu. Bizzat Cumhurbaşkanı'nın talimatıyla açılan soruşturmalar neticesinde olayın geçtiği yere Türk Bayrağı asıldı. (Olayları sadece 2 gazete verdi)
DİCLE ÜNİVERSİTESİ (Diyarbakır): Geçen sene Türk bayrağı taşıdıkları gerekçesiyle birçok öğrenciye saldırı yapıldı. (Basına hiçbir şekilde yansımadı)
DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ (İzmir): Geçen sene ve önceki senelerde okul içinde PKK'yı destekleyen bildiriler dağıtıldı. Çıkan olaylar sonrası yine birileri mazlum ve ezilmiş oldu. (Bir kısım medyaya gerçeklikten çok uzak bir şekilde yansıdı)
EGE ÜNİVERSİTESİ (İzmir): Ege Üniversitesi'nde yaşanan olaylar da Dokuz Eylül Üniversitesi'nde yaşananların kopyası niteliğinde. (Basına farklı yansıdı)
GAZİ ÜNİVERSİTESİ (Ankara): Akademik yapısı her geçen gün değiştiriliyor. Bir öğrencinin burnu kanasa dahi medyada olay oluyor. 80 bin öğrenci sahip Türkiye'nin en büyük üniversitesi konumundayken, yaşanan her olay çok fazla haber oluyor. Fakat bu haberlerin çoğu objektiflikten çok uzak bir görüntü çiziyor. (Olaylar basına farklı yansıyor)
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ: İstanbul Üniversitesi siyasi yönden çok karışık bir üniversitedir. Her türlü yasadışı örgüt üniversite içinde var olmaya çalışıyor. PKK yandaşlarının sayısının bir hayli fazla olduğu görülüyor. Üniversite içinde öğrenci klubü adı altında faaliyet gösteren “Halk Bilim Klubü” sayesinde her türlü bölücülük yanlısı siyasi propaganda yapılabiliyor. Geçen sene, Üniversite içinde, PKK'yı öven şarkılarıyla tanınan Grup Yorum konser vermişti. Sol gruplar tarafından her sene Mahir Çayan'ın resimleri asılır, ölüm oruçları tutulur, yemekhanelerde eylemler düzenlenir. Sonuç olarak İstanbul Üniversitesi için acil olarak önlem alınmalıdır. PKK ve yandaşlarının üniversite üzerindeki etkisi yok edilmelidir. (Basında çok az yer aldı. Çıkan haberlerde objektiflikten çok uzaktı)
İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ: Pkk yandaşları çok fazla. Geçen sene Türk Bayrağı astıkları gerekçesiyle öğrenciler darp edilip yerlerde sürüklendi. Geçen hafta pkk provokasyonuyla çıkan olaylar ilerisi için önemli işaretler verir nitelikteydi, şiddeti her geçen gün artan üniversite için acil önlem alınması gerekiyor (Yazılı ve görsel medyada oldukça yer buldu. Ancak çıkan haberler objektiflikten çok uzaktı).
KAFKAS ÜNİVERSİTESİ (Kars): Geçen eğitim-öğretim yılında Kafkas Üniversitesi Öğrenci Derneği'nin (KAÜ-ÖDER) Kars Sanat Merkezi'nde düzenlediği ‘Demokrasinin Öncelikli Sorunları' konulu konferansa DTP Kars İl Başkanı Mahmut Alınak ile İstanbul Kürt Enstitüsü Tarih Bölümü Başkanı Hasan Baraçkılıç konuşmacı olarak katıldı. Bu konferansta söylenen sözler tamamen bölücü örgütün propagandası niteliğindeydi. DTP il başkanının sözlerinin öğrenciler tarafından sürekli alkışlarla kesilmesi de üniversitedeki öğrenci profilini anlatır nitelikteydi(Basına yansımadı).
KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ : Geçen sene Deniz Gezmiş'in dev posteri açılınca, duruma tepki gösteren karşıt görüşlü öğrenciler olaya müdahale etmek istedi ve olaylar büyüdü. Bunun üzerine bölgeye jandarma sevk edildi. Grupları dağıtabilmek için havaya ateş açmak isteyen askerlerden biri, yanlışlıkla asker arkadaşını vurarak şehit düşmesine neden oldu. Yani okuldaki siyasi yapı bir Mehmetçiğin şehit olmasına sebep oldu. (Basına çok az bir bölümü yansıdı)
MUĞLA ÜNİVERSİTESİ: Bölücü örgüt yandaşlarının üniversite üzerinde büyük oyunları var. 19 Aralık'ta meydana gelen olaylarda birçok milliyetçi görüşlü öğrenci yaralandı. Bu gibi olaylar birçok zaman tekrar ediyor. DTP il başkanlığı üniversitedeki bölücü yandaşı öğrencilerin en büyük destekçisi durumunda. (Basına yansıdı)
OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ (Eskişehir): Üniversitede geçen sene büyük sıkıntılar yaşandı. Bahar şenliklerinde olay çıkaran bölücü örgüt yandaşları halaylar ve zılgıtlar eşliğinde pkk propagandası yaptılar. (Basına yansımadı)
YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ (KKTC): PKK sempatizanları okula hâkim olma çabasında. Okuldaki pkk yandaşı öğrencilerin çoğunun lüks arabalara binip “hukuk” bölümlerinde okumaları da dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı. (Basına yansımadı)
Ne yazık ki Gazi Üniversitesi'nde yaşanan en ufak bir olayı, tv ekranlarında ve gazetelerde, “öğrenci terörü” olarak veren bir takım medya, yukarıda verdiğimiz bilgilerin birçoğunu es geçiyor, görmemezlikten geliyor ya da taraflı bir şekilde veriyor.
Görüldüğü üzere üniversitelerimiz için tehlike çanları çoktandır çalmaya devam ediyor ve her geçen gün artan pkk yanlısı kışkırtmalar ve eylemler üniversitelerin doğal işleyişi haline getiriliyor.
Sonuç olarak pkk'nın yeni mücadele alanı üniversitelerimiz olmuştur. Bölücülerin bu amaçla her türlü faaliyeti en kısa zamanda bitirilmeli ve üniversitelerimiz geleceğimizin en büyük ilim yuvaları haline getirilmelidir. Bu doğrultuda Türk medyası da üzerin düşen görevi en iyi şekilde yapmalı, tarafı olacaksa da bu taraflılık Türk Milleti'nin hassasiyetleri doğrultusunda olmalıdır.
Yazan: ancazin Tarih: August 23, 2007 2:44 AM
Tarih yazmak!
Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nu kutlarız. Dünya gündemini sarsan "Bilimsel açıklamalarıyla" bir anda gezegenimizin en ünlü tarihçisi oluverdi.
Aslında dünya onu tanımakta ve hakkını teslim etmekte biraz geç kaldı. Çok daha önce küresel şöhreti yakalayabilirdi. Örneğin 5 ay önce Esnaf ve Sanatkarlar Derneği'nin dergisi "Kepenk"e yaptığı "Bomba gibi" açıklamalarıyla: "AB, Hıristiyan Birliği'dir. Açılacak tek yer Doğu bizim için, Batı'da bir şey yok. "
Batılılar haydi bu müthiş jeostratejik açılımı atladılar, hiç değilse onun yine bu yıl başlarında "Çukurova Adanalılar Derneği"nde verdiği konferansı dinleseler veya metnini okusalar, şimdi çoktan ezberleri bozulmuş olurdu. Şöyle demişti: "Tehcir sırasında eşkıya saldırılarında ölen Ermeni sayısı 8.500 kişi kadar. Haydi yolda hastalıklar nedeniyle hayatını kaybeden 37 bin Ermeni'yi de ekleyin. Bütün bilanço bu! Hem sonra 1915'te kurulan Divan-ı Harp mahkemelerinde 1673 kişi yargılanmış, 67 kişi idama mahkum edilmiş, 68 kişi kürek, 524 kişi de çeşitli hapis cezalarına çarptırılmış. Uluslararası hukuka göre bir hükümet suçluları cezalandırmışsa artık onun soykırım olma iddiası tamamen ortadan kalkar."
Neyse; geç oldu ama temiz oldu. Prof. Halaçoğlu evrensel ün getiren açıklamalarıyla hem Ermeniler, hem de Kürtler ile ilgili tartışmaları bir çırpıda kesip attı. İskender'in Gordiyum çözümü gibi.
Neymiş; Sünni Kürtler'in büyük bölümü aslında Türkmen kökenliymiş, Alevi Kürtler'in büyük bölümü ise Ermeni dönmesi!
Kürtler'i Hint-Avrupa halkları ailesinden sayan ve atalarını Medler'e kadar götüren antropologlar utansın. Meğer "Gerçek" Kürtler, Ural-Altay halklarındanmış.
3 bin yıllık yalanı aydınlattı
Meğer Sümerce'deki "Kuragutyum" ve "Karda", Elamice'deki "Kurdasu", Akatça'daki "Kurtei", Asurca'daki "Kurti", Babilce'deki "Kardu" sözcüklerinin "Kürt" anlamına geldiğini söyleyip yazan tarihçiler ve etimologlar da bilimsel gerçekleri tahrif ediyorlarmış. Aynı şekilde Kürtler'e Yunanlılar'ın "Karduşoy", Romalılar'ın ise "Korduen" dediklerini öne sürenler de.
Meğer Selçuklu Sultanı Sencer'in 1150'de "Kürdistan" adıyla bir eyalet kurduğunu yazan tarihçiler de düpedüz uydurmuşlar.
Tıpkı 9 ciltlik tarihinde uzun uzadıya Kürtler'den söz eden "Tarihin babası" Halikarnaslı Herodot gibi.
Tıpkı Thucydide, Xenophon, Polib, Flavius Josephe ya da İbranice adıyla Yasef Bin Matityahu gibi.
Hele Xenophon'un (M.Ö. 426-355) başyapıtı "Anabassis"te "Dağların gözünü budaktan sakınmayan halkı Karduhi'ler", "Yurtları Karduşi'de -ki bazıları Kardyen veya Kordyen diyorlar- Yunan ordularının önünü kesip kıyasıya savaştılar" ifadeleri tümüyle cehalet eseriymiş. Öyle ya; onların Orta Asya'dan kopup gelen Türkmenler olduğunu nereden bilecekti ki?
"Ermeni dönmesi Alevi Kürtler"e gelince... Gerçi Prof. Halaçoğlu onların tam listesinin elinde olduğunu söylüyor ve "Asla açıklamayacağım" güvencesi veriyor ama aslında "Dönmeler"in hiç değilse bir bölümü çoktan kendilerini ele verdiler.
Hrant Dink'in cenaze töreninde 80 bin kişi ellerinde Türkçe, Kürtçe ve Ermenice "Hepimiz Ermeniyiz" pankartlarıyla yürümemiş miydi? Aslında Ermenice pankartlar köklerinin, Kürtçe dönmeliklerinin, Türkçe ise dönmeliklerini gizlediklerinin mesajıydı! Daha doğrusu itirafıydı! Herkes uyudu! Prof. Halaçoğlu hariç!
Türk Tarih Kurumu'nun değerli başkanını dünya tarihinin akışını değiştiren bu bilimsel başarısı için bir kez daha kutlarız!
http://www.sabah.com.tr/haber,5821C907A936443DAF3A81547A12991B.html
Yazan: Haydar Tarih: August 24, 2007 6:33 AM
Haydar Bey,
Daha once ucu Kurtlere hiristiyanlara, Yahudilwere veya sdiger azinliklara dokunabilecwek bazi sozlermden dolayi bazi "derin dusunduklerini" itiraf edecek kadar kendine guvenen filozoflarin hismina ugramis biri olarak korkarim asagidaki ifadelerim sizin de hosunuza gitmeyecek. Bu konuda kendi blogumda da yazdim. Malesef "kendi icin demokrat" benim gibi dusunen denmokrat vb klaramlarini herkes baskasi icin gecerli sayiyor.
Bu tur tasvifleri en cok kullanan bircok Kurt ve Ermeni aydin dahi bu hastaliktan munezzeh degil. Belki ben de degilimdir ama en azindan bu teste taabii tutulmaya hazir oldugumu soyleyeyim.
Benim icin bir seye taraftar eya karsi olmak bir peket pazarligi degildir. Askweri vesaywetm, Kurt, laiklik, resmi ideloji poltikalarina karsi olma durumumdan hwer konuda takinacagim taver tahmin edemezsinizx; cunku her konu bir mahkem davasi gibi kendi verileri ile degerlendirilir. Orbegin 1915 Ermeni meselesi veya PKK teroru konusundaki fkirlerim devletci veya karsiti olmamin otomatik sonucu degildir.
Bu kadar prensip ve usul girizgahini gerekli gordum cunku gerek burada gerek benim blogdaki "Agreeing with Abe Foxman, or cool it Armenians!" baslikli yazi altina biraktiginiz yorumlardan cikrimim, olaylari kendi meritleri, objektif gercekleri ile degerlendirmek yerine yazarin aidiyeti, kendi aidiyetinz, kimlerin destekleyip desteklemedigi gibi kriterler kullanmamaniz. Bir gercek arayicisi icin yadirganmasi gereken yntemler.
Gelmek istedigim nokta Yusuf Halacoglu hakkindaki ifadeleriniz. Adam hakkinda cok sr soylemissiniz fakat iddiasnn yanlis oldugu veya neden yanlis oldugunu dusndugunuz bunar arasinda degil.
Bir kere bir duzelteme yapayim. Alewv Kurtlerin bircogu veya bir kismi Ermeni dinmesidir dedi yanilmiyorsam; cogu degil. Sunni Kurtlerin bircogunun da Turkmen asitretlerinden gweldigini soyledi. Bunun ne derece dogru olu olmadigini anropolojistlere birakiyorum; irk meszelelweri hic ilgimi cekmedi. Gecmiste buradaki brcok yorumlarinizdan bur irkcilik mesekles uzerine epey kafa yordugunuzu anladim.Kimin kafatasinin veya DNA;sinin kime benzedigi konyusun ne ilgim ne bilgim dahilinde.
Fakat Halacoglu'nun sizi celallendiren ":en az yuzbin Ermeni ailesinin (veya sahsin) tehcir sirasinda Alevi Kurt olrak nufus kaydini degistirdigi" iddiasi vwe bunu takip eden "bunlarin kimler oldugu, eski isimleri yweni isimleri, hane numaralari nin hepsi arsivde ifadesi bircok Ermeni Kurt ve Kurt alewi tarafindan dogrulandi. Bunlardan Etyen Mahcupyan 24tv'deki "Ortak Akil" programinda "bunlarin hwepasi bilinen seyler; hicbiri yeni degil" dedi. ayn rogram katilimcilarindan Ali Bayramoglu, Beril dedeoglu, ve adin hatirlamadigim kurt Ermeni tezlerine yakin duran bir diger yazar da Halacoglu'nun bu bilgilerini dogrulad fakat kendsini "devlet memuru" statusndeki birinin bunlardan bahsetmesi, biraz bu "Eermeni dnmesi Alev Kurtler ile PKK teroru arasinsda baglantri kurmasi gibi sebeplerle elestirdiler.
Hasil=-i kelam kimse bu iddiasinin yanlis oldugu savini ortaya koymadi; bilakis bnun dogru oldugunu fakat Halacoglu'nun kotu adam oldugu konusunda mutabakat saglandi.
Irkcilik , tahammulsuzluk, bencillik Turklerin tekelinde degildir. Bir konuda aldigimiz pozisyon ilkeswel mi yoksa menfaat aidiyet urunu mu sorusunu sikca sornmaliyiz kendimize; hepimiz.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 30, 2007 10:10 PM
Bekir Bey,
Blog dunyasinda pek cok yonunu takdir ettigim yazarlardan birisiniz. Yazismalarimizi polemikten ziyade diyalogla surdurebildigimizi gormekte bana memnuniyet veriyor.
1915 te neler oldugu konusunda tavrim son 30+ senedir degismedi: Osmanlinin amacinin Ermeni soykirimi, toptan silip supurme, soyunu tuketme, yoketmek olduguna kanaat getirmiyorum.
Buna karsilik "tehcir olayiydi ve karsilikli catismalar olmustur" gibi aciklamalarida yakisik bulmuyorum.
Arguman kutuplarinin bu denli birbirinden uzak olmasi nedeniyle detaylarina girip "sen uc yumruk vurdun, ben bes" turunden tarihsel analiz tartismalarida anlamsiz bence.
O nedenle bu tur konu basligindaki yazilara pek istirak etmiyorum.
***
Tarihe baktigimizda cok cesitli uygarliklar ufak veya buyuk capta benzeri seyleri yapmistir. Bunu yaparken sorumlulugu yada sorumsuzlugunun derecesi o zamanki medeniyet seviyesi ile dogru orantilidir.
Ornegin 1500 kusur sene once Hunlarin Ostragotlari Karadenizin kuzeyinden kovarak bugunku Almanya civarina surmesi o gun olagandi. Cengiz Han, B Iskender'in vs yaptiklarida ayni kefededir.
Fakat yakin tarihte olan mesela; 1800 lerde ABD Kizilderilileri Georgia, Carolina, Florida vs dan alip Oklahoma collerine gonderdiginde olan biten Osmanli-Ermeni meselesinden cok farkli degildi. Fakat gunu geldiginde ABD once yanlisligini itiraf etmis sonrada -RESMI OLARAK- ozur dilemistir. Almanya ve Yahudiler, Ispanyanin Conquistadors utanci, vs de bunlara ornektir.
Onlarin bugunku uzantilari olan devletler samimi bir sekilde tarihteki rollerini aciklayip meseleyi tarihcilere birakmislardir. Sadece birkac sene once vuku bulmus olan Bosna da Milosevicin yaptiklarini bugunku begenmedigimiz Sirbistan hukumeti bile olaylari kinayarak tepesindeki karabuluttan kurtulmustur.
Koca Turkiye hala 100 sene onceki olaylardan dolayi Osmanlinin son donemindeki darbeciler konusunda sessizligini surduruyor.
Osmanlinin buyuk tek "tehcir"i sadece bumudur? Hayir. (Bazen tarihci olsaydim diyesim geliyor) Ornegin; Istanbul ile Bolu daglari arasindaki bugun sayilari muhtemelen milyonlarla ifade edilen Kafkasya asilli Cerkezler nereden nasil gelmislerdir? Neden bu tehcirde bir vukuat olmamistir.
Bursa Yalova Izmit hattindaki bugun sayilari milyonlara varan Balkan muhacirleri Osmanli ve Cumhuriyet doneminde kitleler halinde hicret etmislerdir. Onemli olaylar olsada Ermenilerin kaderi gibi bir kaderleri olmamistir.
Ayni olmasada benzer olan; Adana, Nigde, Nevsehir, Kirsehir, Corum, Maras, Sivas, Dersim, Erzincan, Tokat, Amasya hattindaki Aleviler neden guney-kuzey hatti gibi dizilmislerdir? Bunun arkasindaki tarihin bugunun sorunlarinin aciklamasi olduguna bak(A)miyoruz.
*
Hos, isin aslinda Ermenilere 1915 te ne oldugu cogu devletlerin umrunda bile degil(di). Ama, Turkiyenin bu "hassasiyetini" bildikleri icin damarina basip kendi ajandalarini empoze etmek icin bir vesile olarak kullaniyorlar ve biz de on yillardir buna alet oluyoruz.
***
Halacoglu konusuna gelince.
Adamin soyledikleri cogunlukla dogru... fakat maksadi kotu... yontemi kotu... tehdit edercesine tavri kotu... seviyesiz... ucuz!
Umarim konu kapanmaz ve gercekten (evlerimizde gizlice cocuklarimiza ogrettigimiz, konustugumuz, kiz alip verirken acikladigimiz) KiM OLDUGUMUZ ve KOKENLERiMiZ bu vesileyle tartisilabilir. Birde bakmisizki 70 milyonun 70 i de oyle veya boyle azinlikmis(ne demekse?).
Nazi zihniyetinden kalma toplum muhendisligi devri kapanmistir. Bunu hala surdurmek isteyerek toplumu kutuplastiran ve "bana ihtiyac var" dedirten kesimler iflas etmistir.
(On)Birinci Cumhurbaskani ve Hukumetin bu konuda ciddi adimlar atacagini umut ediyorum.
Muhabbetle kalin.
Yazan: Haydar Tarih: August 31, 2007 4:55 PM
Haydar Bey,
Tesekkur ederim guzel sozleriniz icin. Ben de kucuk kurnazliklar, duygu somurusune bas vurmayan olculu tartisma tarziniz ve bircok guncel mevzuularin tarihi kokenleri konusundaki birikiminizi taktir ediyorum.
Burada yazi basligi olan Kurdofobik dis politika konusundan fazla uzaklasmak degildi niyetim. Ermeni Meselesi'ni gundeme getirir iken benim bloga bu gunlerde Turkiye'den Edip Yusel-Harun Yahya aziziligi sayesinde Turkiye'den girilemeyisinden dolayi koydugum bir Ingilizce yaziya yaptiginiz yorum ile buradaki Halacoglu yorumunuz arasinda baglanti kurmamdan kaynaklandi bu tegetten cikma durumu.
Ermeni Meselesi'ni burada cozemeyiz sizin de taktir edeceginiz gibi. Her aergumanin karsi argumani var ve muhtelif mekanlarda yapildi brasi dahil. Israel Shamir'in bahsi gecen yazida isaret ettigi 1910-15 arasinda ne oldugu degil bu gun ABD'
de ve dunyanin diger yerlerinde sizin de isaret ettiginiz gibi umurunda olmayan bircok siyasi "entellektuel fahise" tarafindan cari menfaatler icin nasil aracsallastirildigi, ve bunun icerisnde muhtelif aktorlerin rolleri. Shamir'in bu konuda soyledikleri Norman Fintelstein'in "Holocaust Industry" kitabinda soyledikleri ile ortusuyor. Yahudiler Holokost'tan karli bir endustri olusturdular, siyasi ve ekonomik olarak. Onlarin "Ermeni soykirimi" na olumsuz yaklasimlarinin bir numarali nedeni ahlaki degil bu karli endustride ortak istememeleri. Bunu diyor Shamir esasen "icerden biri" olarak. Ve ABD. ABD icindeki muhtelif politik sahsiyetler,. ADL gibi kuruluslarin bu konuda takindiklari tavrin bir ahlaki dogru arama ugrasisi olmadigindan bahsediyor. Benim konuya ilgi noktam da burada: AHLAKI POLTIKA mevzuu benim icin bu veya diger konular.
Konu sadece belirli bir zaman biriminde ne oldu ise bu tarihi inceleme konusudur. Ve Konu bu olanlara "soykirim" adinin verilip verilemyecegi ise bu milletlerarasi hukuk konusudur. Ama ikimizde biliyoruz ki bu ikisi de degil bir siyasi konudur. Ben bu tespitle konudaki dusncelerimi noktalayayim.
Halacoglu'na gelince: Adamin bu sozleri kullandigi baglam konusunu tam arastirmadim. Birileri bu gunku PKK 'lilarin bircoklari ile bu Eremini'den Alevi Kurt'e donmeler arasinda baglanti kurdugunu soyledi. Bu benim icin de kabul edilemez bir yaklasim. En azindan yaptigi tespitlerin sadece bilimsel degil, bir siyasi mesaj icin aracsallastirilmis olduguna isaret eder ve kendi guvenilirligine leke surer.
Bence kimin hangi kokenden geldigi bir antropoloji, genealoji meselesidir. Bu gun icin fazla bir pratik manasi yoktur; kendisine Kurt diyen Kurt Ermeni diyen Ermeni Alevi diyen alevidir. Bu konulari ben ancak kulturel etudler konusu olarak yaklastigimi soyledim muteaddit defalar. Kafatasi, DNA incelemesinden haklar, kimlikler belirleme isine hic prim vermedigimi de ifade ettim. Bu konuda Mustafa Bey'in buraya naklettig 1930 lardaki "kafatasi" calismalari ornegi bu ugrasinin zirvaliginin guzel bir tasviri. Ama yukarda da ifade ettigim gibi irkcilik ta bir irkin veya Mahcupyan ifades ile "millet-i hakime" nin tekelinde degil. Pek ala bir etnik, kulturel veya dini azinlik ta irkci olabilir. Tabbi pratik te hepsi ayni seyi ifade etmez.
"resmi tez" devlet tezi devletci ... kisacasi icinde "devlet" gecen ifadelerin coguna karsi bir allerji olusturmus vaziyetteyim gene yorumlarimdan anlasilabilecagi uzere. Ama hakikat arayisi icinde olan entellektueller olrak herhangi bir konuya onuna ilgili objektif veriler uzerinden, "dur bi kere bakalim resmi tez ne imis.." demeden yargilara varabilecegimizi saniyorum. Ben gerek Halacoglu, gerek Ozdemir (ayni zamanda postal yalayicidir zat-i muhterem) gibi "devlet tarihcilerinin" aslinda diasporanin ekmegine yag surdugu kanaatindeyim. O da ayri konu.
Bilmakabele.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 1, 2007 2:37 AM
Bekir Bey,
Kim demis bilmiyorum "insan zihni heba edilen en degerli seydir" diye. Sizin yazilarinizin bazilarini okurken bu soz aklima geliyor.
Bahsettigim sey arada kizarak yazdiginiz... buna birde kisitli zaman eklenince, ortaya koydugunuz fikir degil de offline meseleler karsidakine firsat veriyor. Buna bu sitede (en cok) uzulenlerden birisiyim.
Saglam, sagduyulu fikirlerinizi ustalikla ve hayrete dusurecek derecede detaylariyla ortaya koyan bu zihniyetten ben dahil pek cok kimse faydalaniyor. Bunu daima ifade ve tesvik ediyorum.
Varsin katilmadigimiz konular olsun. Ama anahatlarinda orijin farklardan baska gorus farkimiz olmadigini saniyorum.
***
Sitenizdeki Samir'e ait yazinin Turkiyenin egitiminden gecmis birisin yazdigi konusunda fikrim sabit. Samir pekala Yahudi olabilir veya Yahudiligi terketmis biri bile olabilir... yorumum bununla ilgili degil.
Dunyada hic bir kulun Turkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi tezini neredeyse noktasina virgulune kadar boylesine anlatabilmesi ve savunmasi akillara durgunluk verecek birsey.
Itirazim bunaydi. Yoksa icerigi konusundaki durusumu yukarida kismen ifade etmeye calistim.
***
Bahsettiginiz "resmi tez"e yaklasim aciniza tamamen katildigimi belirtmek isterim. Haklisiniz, skeptical olmak baska onyargili olmak baska.
Muhabbetle.
Yazan: Haydar Tarih: September 1, 2007 9:26 PM
Adilcevaz'da yaşayan Seher Bulut 122 yaşında. 250 torunu olan Seher Nine, Van ve Bitlis civarında Ermenilerin katliam yaptığını anlatıyor: <