« TESEV: Laiklik Tehdit Altında Değil | Ana Sayfa | Kürdofobik Dış Politikanın Türkiye’ye Zararı »

November 24, 2006

‘En Güvenilir Kurum’a Güvenememe Sorunu

[25 Kasım 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Eski Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, Aktüel dergisinin kendisiyle yaptığı söyleşide “Türkiye için demokrasi lüks” demiş ve sonra da şu yorumu getirmiş:

Siyasi partileri idare edenler, başbakanlar, hükümet olanlar hep birazcık ulusal çıkarları da kollarlar ama kendi geleceklerini, kendi partilerinin menfaatini zaman zaman biraz daha ön planda tuttukları görülmüştür. Onun için Silahlı Kuvvetler'in zaman zaman ulusal çıkarlar aleyhine tecelli eden bazı tutumlar dolayısıyla, gericiliğe veya çağdaşlaşma konusunda sıkıntıları olan yönetimlere karşı tutumu, her zaman bir yerde siyasete karışma sonucunu doğurur."

Bunu okuyunca ister istemez akla iki soru geliyor.

İlk soru şu: “Siyasi partileri idare edenler, başbakanlar, hükümet olanlar… kendi geleceklerini, kendi partilerinin menfaatini” düşünüyor ise, bunu böyle kabul etmemiz gerekiyorsa, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensuplarının da yine kendi menfaatlerini düşünmediğini nereden bileceğiz? Askerler uzaydan gelmiş insan-üstü varlıklar olmadıklarına göre, onların da kendi “partilerinin” (yani kurumlarının) çıkarını düşünmelerini beklemek son derece mantıklı gözüküyor.

Örneğin şöyle bir senaryo düşünelim: Sivil bir hükümetin Genelkurmay Başkanlığı’nı Savunma Bakanlığı’na bağladığını, vergi mükelleflerinin parası ile sübvanse edilmekte olan Orduevleri’ni kapattığını, milli savunmaya harcanan bütçeyi daha sıkı denetim altına almaya çalıştığını varsayalım. Tüm bunlar TSK mensuplarının menfaatleri ile çelişebilir ve böyle bir durumda TSK mensupları da kendi menfaatlerini korumak için darbe yapmaya kalkabilirler. (Nitekim 27 mayıs darbesinde askerlerin bu gibi “dünyevi” hoşnutsuzluklarının da rol oynadığı bilinmektedir.)

Kuşkusuz askerler böyle illegal bir işe (darbeye) girişirken “kendimiz için yapıyorsak namerdiz, tek derdimiz ulusal çıkar” diyeceklerdir. Bu gibi sahte “ulusal çıkar” korumacılıklarını, Sayın General’in sözünü ettiği türden idealist ve halis “ulusal çıkar koruyuculuğundan” nasıl ayırd edebiliriz?


Bu konudaki ikinci soru da şu: TSK mensupları, ulusal çıkarın nerede olduğunu nasıl tespit edebilirler? Hangi ekonomik politika Türkiye’yi düzlüğe çıkarır veya hangi dış politika hamlesi bize avantaj sağlar? Bu gibi soruların cevaplarını, meslekleri gereği ekonomi ve diplomasiden uzak yaşayan, vakitlerinin çoğu tank, tüfek, uçak veya gemi kullanmakla geçen Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları nereden bilmektedirler?

Kuşkusuz siyasetçilerin çoğu da bu gibi teknik konularda uzman değildir. Ancak siyasetçiler uzmanlara danışarak siyasi parti programları hazırlar, bunları biz vatandaşlara sunarlar. Biz de beğendiğimizi seçip işbaşına getirir, beğenmezsek bir sonraki seçimde değiştiririz. Karar bizimdir, çünkü patron biziz. Bu ülkenin askerinin de milletvekilinin de maaşları, bizlerin, yani vatandaşların kazandığı paralardan ödeniyor. “Devlet” dediğimiz tüm bu devasa sistemi, bize güvenlik ve özgürlük sağlaması, hizmet vermesi için finanse ediyoruz.

TSK’nın da, aynen polis, itfaiye veya karayolları genel müdürlüğü gibi, yasalarla belirlenmiş bir görevi var: Türkiye’yi dış saldırılardan korumak. Ordumuza güveniyor ve ona saygı duyuyoruz; çünkü biliyoruz ki bir başka ülkenin ordusu sınırımızdan içeri girmeye kalkarsa, veya terörist bir örgüt canımıza kast ederse, TSK bu tehlikelere karşı harekete geçer ve bizi korur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bu bilinçle vergi veriyor, çocuklarını askere gönderiyor. Ama eğer TSK kalkıp da, bu vatandaşların bir kısmını “iç düşman” ilan eder ve onların vergileriyle oluşmuş olan kudretini onları “Anadolu denizinde boğmakla” tehdit etmek için kullanırsa, bu çok yanlış olur. O zaman rejimimizin adı demokrasi (yani halk idaresi) olmaz, oligarşi (yani azınlık idaresi) olur.

İşin garip tarafı Türkiye’de bu ikinci seçeneğin açık açık savunuluyor olması. Tabii hiç kimse doğrudan “oligarşi” demiyor, ama “demokrasi bize lüks” demek bu kapıya çıkıyor. Zaten “Cumhuriyet” kavramı da son yıllarda anlam kaymasına uğradı ve “oligarşi”nin kibarcası (İngilizce deyimle “euphemism”i) olarak kullanılmaya başladı.

Tüm bunları görünce ve “demokrasi bize lüks” diyen sayın emekli generali dinleyince, ülkemizin “en güvenilir kurumu”na tam anlamıyla güvenmekte zorluk çekmeye başlıyorum. Aslında açıkça söylemeliyim ki bu konuda fikir değiştirmiş durumdayım: Benim şahsen en çok güvendiğim devlet kurumu itfaiye. Bugüne kadar yangın söndürmek ve adam kurtarmak konularında son derece özverili gördüm hep itfaiye mensuplarımızı. Darbe planlayan veya işkence yapan itfaiye memuru ise ne gördüm ne duydum. Ödediğimiz vergilerden kendilerine ayrılan pay helal olsun ve elleri dert görmesin...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 24, 2006 2:09 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Benim şahsen en çok güvendiğim devlet kurumu itfaiye

ilahi Mustafa Bey..bir Mustafa Akyol yazısından ilk defa böyle güldüm..çok yaşayın:))))

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: November 24, 2006 2:49 AM

Gene zihninize, kaleminize gonlunuze saglik Mustafa Bey. Bu kadar berrak anlatilir. Bir anda Atilla Yayla'yi okuyorum sandim. Korkmayin kimseye "adam" falan dememissiniz :)

Ben de bu en guvnlir korumun neden en guvenilir oldugu hususunda bilmsel olmayan goruslerim kisaca ifade edeyim:

1. Kapali kutudur. Ne butcesi n icerde kimin kime ne yaptigi, kimin kantinden, ihalelerden nemalandigi, kimin eli kimin cebinde, multimilyarlik silah ihalerinde hangi kara mekanizmasi guduluyor gib mevzular devletin sivil kanadindan cok daha az seffatir. Ustelik "acredite medya" bunlain pesin gidermi gitmezmi sorusu da diger bir cevabi binen fakat soylemesi netameli husustur.

2. Millet "Allah devlete zeval vermesin" i asti buyuk olcude ama "peygamber ocagi" mitini henuz asamadi, gene madde 1'deki seffaflik ve askerin dokunulmazligindan dolayi. Sivilleri yipratan dolayisi ile sivil siysetcileri, kurumlari medyayi yipratan diger sivller var ama askeri yipratmaya cesaret eden "sovalye" gosterin bana!
Dolayisi ile onlar hep gul gib kokarlar.

3. Yazida da isare edildig gibi aker bizi dis dusmana ve v gerektiginde "teroriste karsi" korur. Bunun aksi olabilercei hayal dahi edilemez cogumuz taraindan Insanlar "kormalarna" guvnmek zorundalar; bu insan tabiatidir. Bazen korumalarin koruduklari sahsa suikast yaptigi da vakidir ama pek SIK degil. Onlar bize "sizi korumak icin yapiyoruz bnu" dediklernde suphe etmeyiz cogunlukla, her ne kadar "terorle savas" gibi bazi konularda JITEmhizbulkontra, Atabeyler, Eryamanlar, Saunalar, fazla nizami olmayan gucler, kacakcilar, "iyi cocuklar" PKK'ci ile ayni cetenin mensubu emekli sivil olmayanla..hay Allah konulari karistitriyorum gene galiba..

4. Yakin tarihi geregi guvenlige onem veren bir millet olarak, skeriyenin "guvnilir gounmesi"icin disimizden tirnagimizda artirdigimizi ona veririz; ya da o kendisi bilir ne kada alacagini. Bazi ailelerin favori couklari vardir; ornegin koylerde tek veya ilk erkek cocuklari. Asker de mille icin odur.

5. Bu millet kuvvete, otoriteye saygi gosterir, Osmanli'dan mirasimizdir bu karakteristik. "Saygi gosterileceeek, goster lan" diyene saygi gosterir. Benim askerim "kodumu oturtur".

Brde "orduevi" senaryonuz bana iki seyi cagrisirdi:

1. Sivas'ta dogup buyudugum evin tam karsisinda Sehir merkezinde buyuk bir ordu evi var. Bir zamanlar gene sehir merkezinde biraz daha kucuk bir astsubay orduevei vardi ama yikilmis simdi. Bir zamanlar bu orduevi alani hem 599. tumen komutanligi hem orduevini barindiriyordu, Simdi ayni geislikte alan sadece ord evi. Onunden gecen 10-15 yil kadar once onunden gecen sokaK trafige kapatilmis, orduevine gelen ubaylar ve yakinlarina park yeri olmasi icin.

2. Ramazan Bayrami'ni Urfa'da gecirdim. Sehrin merkezinin nerde ise yarisi orduya ait (karargah, orduevi vs.). Onun yakininda YIMPAS 10-12 katli bir luks otel, alisverias merkezi unsa etmis fakat hizmete acilmasina ordu izin vermemis "guvenlik" sebebi ile.

Sonra nemi olmus? YIMPAS kendi kullanamadigi binayi Dedeman'a satmak veya kiralamak uzere imis otel ve alisveris merkezi olarak. Herhalde isletmeci Dedeman olunca guvelik riski ortadan kalkiyor imis.

Son TESEV arastirmasina gore kafa karisiklik endeksi epeyce yuksek cikan cumhur (dindarim ama Cumhurbaskaninin esinin basini ortmesin musade edecek kadar degil vb) "en guvenlir kurum" unu secerken bunlari hasaba kattigni beklemek biraz fazla iyimserlik olur herhalde.

Son bir not: Acaba Generaller Motor'un termodinamik kanunlari degilse de "Ataturk ilkelerine ve inkilap kanunarina uygun calisan" ERKE, askerimizin "guvenilirlik" endeksinde ne kadar bir sicramaya sebep olmustur hic merak ettinizmi? Bazi ipuclarini birisinin blogunda gormustum ama kimindi hatirlayamiyorum :)

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 24, 2006 3:54 AM

Yazık,yazık
Türkiye de en önemli yerlere hep bu tipte çap problemli insanlar gelebiliyor.Şimdi zatı muhteremin ve benzerlerinin sözleri o kurumu yıpratmak için bir sebep mi?
Türkiye de başbakanlık dahil pek çok mevkiye gelmenin şartlarını biliyormusunuz?
Eğer siz işinizde dünyanın en iyisi bile olsanız birisi elinizden tutmazsa o göreve nahtan geleceğinizi biliyormunuz?
Böyle bir ülkede deve misali nerem doğru dedirtecek eğrilikler varken bu eğrilikleri tartışmak gerekirken,bir populizm,karşılıklı yıpratma politikalarının parçası olmak,körük yapmak bizlere yakışmaz.
Saygılarımla

Yazan: salih Tarih: November 24, 2006 9:22 AM

ırakta günde yüzlerce kişi ölmeye başladı,
cehenneme döndü. şimdi mezhepler çatışması pişmekte., iç savaş çıktı çıkacak.
ırak halkı(? kim pişiriyor bellli değil) birbirini yiyecek.
gizli hafızalarımızda balkan savaşları var.

biz neye sahip olduğumuzu biliriz.,
tamam tabu değil ama, tabu olmayan tartışılırken bu unuutlmaya,.

gözbebeği derler ya, hassas.

Yazan: knz Tarih: November 24, 2006 9:47 AM

bana kalırsa en güvenilir kurum meteoroloji. son yıllarda verdikleri hava tahmin raporlarındaki isabet oranı oldukça tatminkar. böylece hava raporuna bakarak evden çıkarken yanımıza şemsiye alıp almamamız gerektiğine karar verebiliyoruz.

ayrıca bizim mahallenin muhtarı da çok güvenilir, efendi bir amcadır. bir yanlışını görmedim şimdiye kadar. her ikametgah belgesi istediğimde vermesi de ayrı bir güzellik.

Yazan: anyone Tarih: November 24, 2006 9:53 AM

Siyasetçilere güvenmeyen emekli paşanın ileri sürdüğü gerekçelerin mantıksızlığınıonun mantığıyla yola çıkarak çok güzel açıklamışsınız...
Biz sivillerin de bazı askerlerin kendi menfaatleri için demokrasiye müdahale edebileceklerinden kaygılandığımızı dile getirmişsiniz.

Yakın zamandaki Atilla Yayla olayında yaşanan AKP teşkilatının ürkekliğinde,
sivillerin bilinçaltlarında yatan Paşanın bahsettiği türden müdahalelerin etkisi çok

fazla..

Menfaatçi siyasetçilerden sivillerde memnun değil ama demokrasilerde "rekabet" ve "oy" denilen bir kontrol sistemi var..

Sayın emekli Paşa, ülkeye yararlı bir şeyle uğraşmak istiyorsa
sağlıklı bir demokratik ortamın nasıl oluşabileceği yönünde kafa yormalı.

Ancak bu şekilde hem paşa hem de biz kaygılarımızdan kurtuluruz..

Yazan: Tarık T. Tarih: November 24, 2006 10:17 AM

Sayın Akyol, çok hassas bir konu. Bu başlıkta ağzı
açıp gözü yummak var. Bu zat Milli Güvenlik kurumu
başkanı iken Bir mütahhitle girdiği kayıtdışı ev
satın alma durumu var. Özel kuvvetler binasının
yapımı ile ilgili bir koyundan kırk post çıkarma-
lar var. Askeri mahkemede yolsuzluktan mahkum olan
Kuvvet Komutanı var. Bu ülkede kaç kişi kuvvet komutanı olabilir. Türk töresine göre Komutan ol-
manın şerefi dünyevi kazancın çok çok üstünde değilmi? Bunları bir kenara bırakalım. Askeri vesayet, darbe tehditleri maalesef ülkemiz açısın
dan hayati önemde bir güvenlik zaafiyeti yaratıyor
Asker ve onu pohpohlayan, seçimle bir yere gelmesi
asla mümkün olmayan leş faresi siviller. Azınlık
gizli din mensupları ile bunların ana vatanı dev-
letler. Bunlar ülkemizde diaspora işlevi görüyor.
Ve asker olmanın verdiği silaha ve güce hayranlık
ABD hayranlığı, bu süper güçle girilen karanlık
ilişkiler, bir potada eriyip yönetimin askeri vesa
yet ayağı oluşuyor. Diğer ayak ise seçimlerle olu
şan meclisin çıkardığı hükümet. Birinci ayak şu
veya bu gerekçeyle, meşru ayağa basmaya başlayınca
canı yanan hükümet ne yapacağını şaşırıyor. Bu bas
kı rastgele değil tabiiki. Dünyanın süperinin milyar dolarla oluşturduğu yapının danışmanlığında
yürütülen bir psikolojik harp sözkonusu. Elbette
ABD ile ortak politikalar izlenebilir. Bunun Türk
yurdunun bekası ile ilgili boyutlarıda olabilir.
Ancak üçbeş kuruş menfaat için stratejik adımların
gizli kapaklı atılması ile, meclisin bakanlar kuru
lunun yasal danışma organlarıncada brife edilerek
bu kararları alması başka bir durum. Irak konusun
da alınan karar bunun engüzel örneği. Hükümet tasarısı olarak meclise gelen talep, iktidar ve
muhalefet tarafından reddedildi. Bunun ülkemizi ne
büyük beladan kurtardığı ortadadır. iktidarde
kenan paşa yada sırada kim varsa bir asker olsaydı
üç kişi kafa kafaya ver Irak'a dal. Bu ikili yapı
nınmeşru olmayanı Türk töresine uygun davranışa
biran önce dönmeli. Türk yurdunun sahibi millettir
Ordu milletin bağrından çıkan bir yapıdır,O'nun hasmı değildir. Dindarlar, Kürtler bu ülkenin öz evladıdır. Bunlara karşı kırıcı, itici davranmak
bunları tavsiye edenlerin Türk yurdunun bölünmesi
ni isteyen azınlık diasporalarının anavatanlarıdır
Bunların ABD ve Fransayı parmağında oynattığı orta
dadır. Milletimiz ve devletimiz çok güçlü. Güce
tapanlar ABDnin karşı durulamaz silah ve teknoloji
sahibi olduğunu dillerine pelesenk edenler, birkez
milletiyle kucaklaşsın. ABD nin İslamla savaşı
sürdürmesi halinde bu bataktan asla çıkamayacağını
dostlarına anlatsın. Lübnan'daki Cemayel suikastı
ve İsrail'in yürekleri kanırtıp kışkırtmaya dönük
katliamları bu belanın artarak süreceğini gösteri
yor. Milletçe dikkatli olmalı, meclisimizin ve meş
ru hükümetimizin arkasında durmalıyız. Seçimlerde
hür tercihimizi kullanıp gerekirse iktidarı değiş-
tirmeli Muhalefeti bilinçle sergilemeliyiz. Askeri
darbeler Türkiye'yi engelleme maksadıyla ABD tara
fından organize edilir. Bunun altyapısı psikolojik
harp metodlarıyla oluşturulur. yanlış politikalar
şaşkınlaşan ve kendi güvenlik güçleriyle engellene
meyen şiddet hükümeti acze düşürür. Dpğan boşluk ve güvensizlik ortamı beklene fırsatı fırsatçılara
verir. Yanlız Allah korusun böyle bir darbe bu kez ülkeyi böler. Dindarlara ve Kürtlere sert dav
ranış Kürtleri Bizi katlediyorlar isyanına düşürür
Dindarların gönül kırıklığı ise Maazallah Gayretul
laha dokunur ki bu hepsinden ağır sonuçlara yol açar. Biz askerimizi, ordumuzu seviyoruz. Ülkemize
düşmanlık yapacak olan herkimse dünyayı ona dar edecek güçte bir ordumuz var. Ancak bu güç içte
hayali düşman yaratıp gölge boksuna izin vermeye
cek kadar büyüktür. Bu hayali oyunlar dükkanı taru
mar ediyor bu böyle biline. Üsluba dikkat, gergin
lik yaratmaya çalışanların oyunuma dikkat. Atatürk
ün manevi varlığına dil uzatanlara dikkat. Atatürk
hiçbir ideoloji paketi sunmayan bir liderdi. Bizim
ortak bir değerimizdir. Oyunlara dikkat, ABD yalpa
lıyor, bu yalpalayış bizede zarar veriyor. bu zara
rdan en az yara bere ile kurtulmak için Hükümeti
şaşırtacak faaliyetlerden uzak durulmalı. Herkes
aklını başına almalı derim. Cumanız mübarek olsun.
Camilere giden mümin kardeşlerimiz ülkemizin dirliği için dua etsin. Camiye gitmeyen kardeşleri
miz iyi dileklerde barışçı temennilerde bulunsun.
Seçimlere kadar bu zor günlerde Hükümetin arkasın
dayız. ırak'a asker gönderme gibi yanlışlarda da
meclise ve muhalefete güvenmeliyiz. Allah yar ve yardımcımız olsun. Saygılar Levent.

Yazan: levent Tarih: November 24, 2006 10:31 AM

Ordu neden Türkiye'nin en güvenilir kurumu olarak lanse edilmek isteniyor?

Çünkü dünyanin hiç bir ülkesinde, hiç bir ordu elektronik sanayi ,otomotiv sanayi, bankacılık, sigortacılık,Petrol dağıtımı, gıda sektorü gibi alanları kendi tekelinde tutarak holdingleşmemistir. Çünkü dünyanin hiç bir ülkesinde ordu bu kadar politikanin içinde ve yönlendiricisi olmamıştır.

Ordu Cumhuriyetin demokratikleşmesi için, ülkede barışın sağlanmasi için hangi çareyi söylüyor ki güvenilir kurum olabilsin?

Yazan: Aysegul Tarih: November 24, 2006 11:44 AM

Askerlik yapmış herkes ordunun ne kadar güvenilir bir kurum olduğunu bilir. Askerliğim boyunca şahit olduğum onca rezillik karşısında bu kuruma hiçbir saygım kalmadı maalesef. Benim elektrik mühendisi arkadaşımı bir yüzbaşının karısı fırçalayarak evinde ampül takmaya çağırmıştı. Makine mühendisi arkadaşım da pazar torbalarını taşıyordu. Biz de inşaat ekibi olarak kuvvet komutanının geçtiği yol üzerindeki kaldırım taşlarını ve lojmanların sadece yola bakan kısımlarını boyamıştık. Benimle askerlik yapan arkadaşlardan komutanlarına destek çıkanlar (!) rapor patlatıp askerliği 2-3 ayda tamamladılar. Ben 2 gün izinden sonra komutanıma çikolata getirdim. Askerlik bitene kadar son iznim oldu. :)
Bir broker arkadaş komutanına borsada iyi para kazandırınca 2.aydan sonra kendisini bir daha askerde görmedik.
Bir psikopat teğmen bir ere silah çekti ve kafasına dayadı. Daha sonra yanına çağırarak, bu durumu kimseye söylememesini tembihledi, silah çekerken yanından geçiyorduk.
Yine aynı dönemde bir sabah astsubayların erlerin boğazına çizmeleriyle bastırarak ve küfrederek mekik çektirdiklerine şahit oldum.
Yine aynı dönemde bir erin annesine küfreden ve aşağılayan bir komutanı, nöbet sırasında delik deşik etti.

Bunlar basit detaylar tabi ama iç denetim mekanizmasının ne kadar zayıf olduğunu göstermesi açısından ibretlik. 8 ay içinde yaşadığım şeylerden yalnızca ufak bir bölüm bunlar. Her askerlik yapan vatandaşın buna benzer bir sürü gözlemleri olmuştur. Tabi bağışını yapıp raporu patlatan arkadaşlarımızın olumsuz bir gözleme sahip olmaları beklenemez. Ordu en güvenilir kurummuş... Hiç sanmıyorum.

Yazan: blue Tarih: November 24, 2006 1:02 PM

ben bu devletin hiçbir kurumuna - Allah şahidim olsun ki- güvenmiyorum...

Yazan: simurg56 Tarih: November 24, 2006 2:57 PM

Ordu "en güvenilen" değil de, "güvenmiyorum" demekten en fazla çekinilen kurum da olabilir. Psikolojik bir baskısı var toplum üzerinde, bu açık.

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: November 24, 2006 3:37 PM

Teessüf
Askolsun Mustafa Bey, gözümüzün bebegi ordumuza böyle seyler söylemenizi teessüfle karsiladim. Sordugunuz sorulara hemen cevap vereyim de pashalarimizi yormayalim. Emekli de olsalar o zâtlar çalisan sivillerden daha çok çalisirlar!


Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Eski Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, ... “Türkiye için demokrasi lüks” demiş (MA)

Iyi de etmis. Demokrasi bizim neyimize? Gavur icâdi, adi bile yunanca. Türkiye’de yasayan herkesi askere alip üniforma giydirsek, 70 milyon halkalik bir emir-komuta zinciri kursak fena mi olur?

Askerler uzaydan gelmiş insan-üstü varlıklar olmadıklarına göre, onların da kendi “partilerinin” (yani kurumlarının) çıkarını düşünmelerini beklemek son derece mantıklı gözüküyor. (MA)

Nasil böyle dersiniz Mustafa Bey? Elbette insanüstü varliklar onlar. Siz hiç bir pasha ile konusmadiniz mi? Tiptan hukuka, siyasetten ekonomiye her konuda öyle derin bilgileri vardir ki. En güzel saksafon onlar çalar, en uzaga onlar gitmistir, en çabuk da onlar dönmüstür.

Kuşkusuz askerler böyle illegal bir işe (darbeye) girişirken “kendimiz için yapıyorsak namerdiz, tek derdimiz ulusal çıkar” diyeceklerdir. Bu gibi sahte “ulusal çıkar” korumacılıklarını, Sayın General’in sözünü ettiği türden idealist ve halis “ulusal çıkar koruyuculuğundan” nasıl ayırd edebiliriz?

Ilahi Mustafa Bey, ayird etmeye ne gerek var? Zaten pashalarimiz bizim yerimize düsünmüs, ayird etmisler. Onlarin isine akil sir erer mi? Askeri zekâ bu, yâni Military Intelligence! Sizin benim gibi ölümlülerin zekâlarinin çok üstünde. Mesela dünyanin her yerinde gayet güzel uçan helikopterler nasil oluyor da bize gelince tam da ihale sirasinda “pat” diye düsüveriyor? Iste, Military Intelligence! Hem de iki defa? Sonra sinirda gece görüs cihazlari belli bir saatte kapaniveriyor, PKK lilar geçiyor sinirdan. Gene Military Intelligence! Garip isler. Pashalarin yaptirdigi binalar sivillerinkinden 5 defa daha pahaliya mal oluyor. Neden? Evet, evet, Military Intelligence!

Bu konudaki ikinci soru da şu: TSK mensupları, ulusal çıkarın nerede olduğunu nasıl tespit edebilirler? Hangi ekonomik politika Türkiye’yi düzlüğe çıkarır veya hangi dış politika hamlesi bize avantaj sağlar? Bu gibi soruların cevaplarını, meslekleri gereği ekonomi ve diplomasiden uzak yaşayan, vakitlerinin çoğu tank, tüfek, uçak veya gemi kullanmakla geçen Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları nereden bilmektedirler?

Simdi bir kere tank, uçak veya tüfek kullanmayi böyle küçümsemek dogru degil. Siz hiç bir B52 tipi agir bombardiman uçagi kullandiniz mi Mustafa Bey? Hayir? Biliyordum zaten. Bakin “ekonomiden anlamaz” dediginiz bu pashalar PKK ile mücadele ediyoruz diye 10 milyar dolardan fazla para harcadilar. Zaten bizim olan Güney Dogu Anadolu bölgesini [bizden?] kurtardilar. 30 binden fazla insan öldü ve tam 20 yil sürdü. Sahi kurtulus savasinda kaç kisi ölmüstü? Neyse. Tabi bazi kendini bilmezler çikip “elin oglu 2 yilda 80 milyar dolar harcayip koskoca Irak’a ve petrollerine el koydu” diyebilir ama dedigim gibi onlar kendini bilmezler ( isim vermiyorum, onlar kendilerini biliyorlar)
Umarim sorulariniza tatmin edici yanitlar vermisimdir.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: November 24, 2006 4:07 PM

Cengiz Bey'le ayni gorusteyiz. "GUCVENILECEEEEEK, GUVEN LAN".

Ben dort ay askerlik yaptim "sakincali piyade bolugu"nde ama Blue Bey'inki gibi anlatacak birkac duzine hatira var. Aziz Nesin olsa idim rahat dort kitap cikarirdim.

Simdi sadece bir tanesi: Bolugumuz dort ayliklarin son devresi idi. Yani dor aylik askeerlik kaldirilmis idi fakat hapiste veya yurt disinda olmaktan zamaninda askerligini yapamamis ihtiyarlar icin kurulmus idi blougumuz.

Hapistekiler ikiye ayrilir: PKK'lilar (PKK'lilardan yanimda yatan tertipin idamla yargilangi haberlerini okuyorduk berberce egitim yapar, arazi falan olurken. Nasil diye sormayin oluyormus iste. Ulkuculerin basindaki hemsehrim simdi bir parti baskani.

Esas nakledecegim hatira bunla degil. Olay su:

Efendim Tugay Komutanimiz tuggeneral. X'in oglu Y, ITU'den atilmis ( o zamanlar ITU'de atilmak kolay is degildi alti hak veriyorlardi adama, ama generaloglu basamis bu isi!).

Tabii Pasa da her pasanin yapacagi gibi bizim boluge haber gondermis. "tez universtelerde tanidiklari olanlari toplayin getirin" buyumus (bir detay: Yurtdisinda oldugu icin askeligini yapamayanla arasinda Bogazicinde docent, Ortadogu'da asistan Minnesota'da ogretim gorevlisine kadar bircok akademiyen ve connecion'lari olanlar vardi. Yani benim Pasam ne yaptigini bniliyordu).

Meger ne cok universitede tanidigi olan varmis! Birden bire boluk te bikac PKK'li ile bir iki ilkokul ogretmeni ve ben kaldik, egtime gitmk icin! Herkes Pasa'nin oglunu kurtarmak (pardon vatan icin) tugay komutanliginda kurulan telefon bankasina tevdi edildi. Bazi "agir toplar" ciplerle gitti. Bunlarin bazilari Kurumlar'da onemli noktalara geldiler sonra. Pasa'nin oglu naapti bilmiyorum.

Gokten uc elma dusmus. Ucu de komutanlarimiza!

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 24, 2006 4:12 PM

gerçekten kendi kendime sorduğum soruları sormuşunuz.burdan çıkarabildiğim tek sonuç askerlerin aldıkları eğitim sonucunda akıllarını
özgürleştirebilme yeteneklerini kaybetmeleri.böylece onlar tek tip insan olma olgusundan sıyrılamıyorlar.bir insana devamlı sen bu ülkenin kurtarıcısısın denirse kendini süpermen
zannetmeye başlıyor bu vakadada bunu görüyoruz
halbuki geçen okuduğum bir yazıda atatürk bile askerlerin siyasetten uzak kalması için gerekenleri yapmaya çalışmıştır.şimdi bu insanlar
röportajdada görüldüğü gibi kendilerini doğruyu
yannışı bilen mükemmel varlıklar gibi görüyorlar
hatta halkın üstünde, adeta (tanrı) sıfatına bürünerek geleceği şekillendirmeye çalışıyorlar.
bu tür insanlarla işimiz çok.

Yazan: mikail Tarih: November 24, 2006 4:58 PM

Sayın Akyol,

Siz TSK yerine itfaiye'ye güvenin, kişisel tercihiniz tabi ki. Akademisyen olduğunuza göre verilerden faydalanalım.

Uluslararası Stratejik Araştırma Eğitim ve Danışma Merkezi Platformu’nın (USADEM) 15 kentte 2 bin 100 denek üzerinde yaptığı bir araştırmayı hatırlayalım. Türk halkının en çok güvendiği meslekleri ve kurumları araştırıyordu hatırlarsanız. Sonuçlar şöyle idi:

Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Mersin, Bursa, Balıkesir, Aydın, Antalya, Kayseri, Malatya, Kahramanmaraş, Diyarbakır, Trabzon ve Kars’ta yapılan araştırmada deneklerden bin 900’ü değerlendirmeye alınmış, katılanların yüzde 82.29’u öğretmenliği en güvendiği meslek olarak işaretlerken, bunu yüzde 79.84 ile profesörlük, yüzde 77.98’le işçilik, yüzde 68.09’la doktorluk, yüzde 66.10’la savcılık, yüzde 64.84 ile hakimlik izlemişti. TSK yüzde 81.94, Cumhurbaşkanlığı yüzde 79.41, üniversiteler yüzde 70.96, mahkemeler yüzde 64.46, sivil toplum kuruluşları yüzde 64.41 ile en güvenilir kurumlar olarak belirlenmişti. Katılımcıların en az güven duydukları mesleklerin başında ise yüzde 7.19 ile milletvekilliği yer alıyordu. Bunu yüzde 7.50 ile müteahhitlik, yüzde 8.53 ile kooperatifçilik, yüzde 11.14 ile politikacılık ve yüzde 24.39 ile din adamlığı izliyordu.

Tabiki bu araştırmayı TESEV yapmadığı, Avrupa Birliği fonlarınca finanse edilmediği için belki de itibar etmiyor olabilirsiniz. Ama ne yazık ki şu an için elimizdeki tek bilimsel veri bu. Demek ki siz bir güvenememe sorunu yaşasanız da Türk halkı TSK'ye güveniyormuş. Belki de Sayın Cengiz Cebi'nin ifadesi ile "güvenmiyorum demekten çekinen" Türk halkı bu ankette dizleri titreyerek TSK yanıtını vermişlerdir.

"Kuşkusuz siyasetçilerin çoğu da bu gibi teknik konularda uzman değildir. Ancak siyasetçiler uzmanlara danışarak siyasi parti programları hazırlar, bunları biz vatandaşlara sunarlar. Biz de beğendiğimizi seçip işbaşına getirir, beğenmezsek bir sonraki seçimde değiştiririz. Karar bizimdir, çünkü patron biziz." ifadeniz gerçekten Türkiye gerçekleri ile çok güzel örtüşüyor. Biz vatandaşlar 5 yılda bir sandığa gideriz, kayıtlı seçmenin (41,407,027 kişi) %26'sının (10,808,229), geçerli oyların (31,414,748) ise %34.4 'ünü alan "beğendiğimizi" meclisin %66'sını oluşturacak şekilde (363/550)işbaşına getiririz, beğenmezsek bir sonraki seçimde değiştiririz. Burada garip bir durum var, adaletsizlik var deyince "napalim seçim yasasını biz yapmadık, üzerine konduk, bir daha ki seçime" yanıtını alırız.

Bu koşullarda kararı siz verin "BU DEMOKRASİ" lüks müdür?

Yazan: Peyami İskender Tarih: November 24, 2006 5:54 PM

Peyami Bey,

Kimsenin demokrasiyi kusursuz yönetim biçimi olarak gördüğü yok. Demokrasinin de birçok sorunları vardır. Seçimlere katılım oranları için de Avrupa'daki ve ABD'deki oranları da incelemenizi öneririm. İncelediğinizde göreceksiniz ki birçok ülkede seçimlere katılım oranı çok daha düşüktür.

Ama demokrasi alternatifleri içinde en iyisidir; başka bir tabirle ehven-i şerdir.

Ben yazınızdan anlayamadım acaba sizin öneriniz nedir?

Ülkeyi bir avuç "Beyaz Türkler" ya da dış borçları kapatmak için "bu iş kağıtla boyaya bakar, basarım parayı öderim borçları" diyen Tuncer Kılıç gibi üstün zekalılar yönetecek, tebaaları olan Haso'lar ile Memo'lar da ağalarının emirlerine mi uyacaktır?

Nedir öneriniz? Buyrun sizi dinleyelim de kararımızı ona göre verelim.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 24, 2006 7:09 PM

Sayin Peyami İskender,

%30 veya %40'i elde eden bir partinin tek basina iktidar olmasi Türkiye'de daha önce de çok yasandi. Meselâ Özal'a "Halkin %60'i sizi istemiyorken basbakan oldunuz" dendiginde o da "Elma ile armut toplanmaz" diye cevap vermisti hakli olarak. Necmettin Erbakan ile Ecevitin son kurdugu koalisyonda ise sirayla %21 ve %19,5 oy almislardi.

ABD cumhuriyetçi ve demokratlariyla bir istisna ama Fransa'da buna benzer durumlar sikça oluyor.

Gene de seçim yasasinin çarpik oldugunu kabul etmek gerek. Ancak bunu Türk milletine dayatanlar yobaz kemalist tayfasi oldu ve demokratlar nedense sessiz kaldilar %10 baraji gibi hilelere. Baskasina kazdiklari tuzaga düsenler simdi "adaletsizlik var!" diye haykirinca biraz gülünç oluyor tabi.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: November 24, 2006 7:30 PM

Peyami Bey, halkın kendini yönetenler hakkında
söz sahibi olduğu tek yer olan "oy verme" hakkını halka fazla bulanlardan biri..
Ona göre bu hak 5 yılda bir de olsa gereksiz ve hiç olmamalı..
Çünkü herşeyin iyisini bilen askerler
pekala ülkeyide gayet iyi yönetirler..
Nasılsa halk en çok onlara güveniyor!..

Peyami Bey için "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" sözü de herhangi bir anlam ifade etmiyor...

Ülkemde herşey güllük gülistanlık,
ve herkes gibi o da halinden çok mutlu..

Yukardaki askerlik anıları ne tesadüf(!) ki herkeste var...

Ve herkes o hayali cihana değer askerlik süresinin uzamasını o kadar çok istiyor ki keşke hep asker kalsak diyor!..

Nede olsa onlar her şeyi bilen komutanlar,
biz de beyinsiz askerleriz..

Yazan: Tarık T. Tarih: November 24, 2006 7:38 PM

sayın akyol;ilginc bir yazı olmus,haklı taraflarınız var.yanlıs taraflarınız da var.

sayın Kılınc'tan kaynak olarak aldınız sozlerine aynen katılıyorum.

"Askerler uzaydan gelmiş insan-üstü varlıklar olmadıklarına göre, onların da kendi “partilerinin” (yani kurumlarının) çıkarını düşünmelerini beklemek son derece mantıklı gözüküyor."
boyle bir mantık yok sayın akyol.ordu'nun nereden,nasıl bir menfaati olabilir?asagıda saydıklarınız cok basit seyler.ordunun menfaati,ulkenin menfaatidir.bu kurumun batması-cıkması diye bir durum yok zaten.kaynagı millet.

"Örneğin şöyle bir senaryo düşünelim: Sivil bir hükümetin Genelkurmay Başkanlığı’nı Savunma Bakanlığı’na bağladığını, vergi mükelleflerinin parası ile sübvanse edilmekte olan Orduevleri’ni kapattığını, milli savunmaya harcanan bütçeyi daha sıkı denetim altına almaya çalıştığını varsayalım. Tüm bunlar TSK mensuplarının menfaatleri ile çelişebilir ve böyle bir durumda TSK mensupları da kendi menfaatlerini korumak için darbe yapmaya kalkabilirler."
boyle bir senaryo dusunmeyelim,aynen yapalım.oyle olmasıda gerekli zaten.orduyu savunma bakanlıgına baglayalım ve dediklerinizi aynen yapalım.bende aynı fikirdeyim.sonunda darbe olmaz,merak etmeyin.catlak sesler cıkarsa,o zaman bende dusunurum.

"Bu konudaki ikinci soru da şu: TSK mensupları, ulusal çıkarın nerede olduğunu nasıl tespit edebilirler? Hangi ekonomik politika Türkiye’yi düzlüğe çıkarır veya hangi dış politika hamlesi bize avantaj sağlar?"
bu tespiti yapmak zor degil.biz millet olarak her gun kahvehane koselerinde bu tespitleri yapıyoruz zaten.ordunun da danısmanları var,o kadar bos degiller yani.
ekonomiyi belki bilmezler ama esas konu ulke guvenligi,birligi ve huzurudur.bu konuda tehdit dısarıdan veya iceriden gelmis onemli degildir.

bence demokrasiyi isletememis toplumlarda bu darbe olayları oluyor.demekki biz demokrasiyi gecmiste isletememisiz.ancak bugune baktıgımızda darbe gibi olaylar bize cok uzak.artık bir cok konuda yol alıyoruz ve guzel gunler gorecegiz.bu konuda kimsenin endisesi olmasın.

Yazan: bercenay Tarih: November 24, 2006 7:56 PM

3 şey söylemek istiyorum.

1. Tuncer Kılıç vaktiyle "ülkemizin borçlarını para basarak ödeyebiliriz, kağıt bol boya gani..." mealinde laflar ederek, Adam Smith'in bile "nasıl düşünmemişim süpper bi fikir" diyebileceği inciler dökmüştü. Bu, mütekait paşamızın sözlerinin ne kadar ciddiye alınacağını gösterir.


2. "Ordu "en güvenilen" değil de, "güvenmiyorum" demekten en fazla çekinilen kurum da olabilir. Psikolojik bir baskısı var toplum üzerinde, bu açık" sözünü sarfeden Cengiz Çebi kardeşime katılmamak mümkün değil. "Cacığın katı komponenti" olduğunu düşündüğüm birisi de çekinme meselesini "dizleri titremek" olarak algılamış. Yoğurtla beraber oluşturduğu lezzet haricinde bir fikirsel değerinin olmadığını beyan etmek isterim.

3. anketlerde sorulan "güvenilmek" meselesine gelince,
acaba sorunun muhatapları, devlete gerektiğinde müdahale etme konusunda mı askere güveniyor, siyasi yetenekler konusunda mı askere güveniyor, herhangi bir tehdit halinde vatan evlatlarının oluşturduğu kuru kalabalığın çokluğuna mı güveniyor, amerikadan aldığımız ve israile bakımnı yaptırdığımız askeri uçaklar ve ekipmanlar konusunda mı askeriyeye güveniyor, içerisinde "made in china" yazan aselsan markalı cihazları üreten(!!!) askeriyeye mi güveniyorlar,
şunu söyleyeyim;
Allah savaş göstermesin. zira ben günümüz şartlarında güvenemiyorum. askerimizin önemli bir kısmının en iyi bildiği stratejik manevra "bitişik nizam tören yürüyüşü"... (benim de askerde en iyi yaptığım manevra buydu)
yazımın sonunda tüm içtenliğim ile tekrar ediyorum Allah Bu milleti Bu halde iken savaşa sokmasın. Böyle zihniyetlerle ancak ikinci bir Sarıkamış faciası yaşanır ki Allah muhafaza. "vatan sağolsun" diyen kişilerin azaldığı bir duruma düşmüşsek bu durumu kim üstlenir bilmiyorum. Zira tartışılmak ve denetlenmek isemeyen, darbelerin sorumluluğunu bile üstlenmeyen bir kurum...
-----------küçük bir senaryo-------------:
----komutanım biz Türkleri bir vadide sıkıştırdık, bombalayalım mı? ama bi dakka. o da ne, eyvah. komutanım!!!
----yoksa oğlum
----evet komutanım maalesef bitişik nizam tören yürüyüşüne geçtiler, üstelik yürüyüş kararı sayıyorlar.
----eyvah tahmin etmeliydim, 10. yıl marşını da söylüyorlar mı?
----evet sanırım komutanım
----b.ku yedikk, çabuk geri çekilinn!.
------------------------------akose@walla.com

Yazan: abuzer köse Tarih: November 26, 2006 8:34 PM

Tez cevap verile!

Din çok güvenilir bir kurum mudur?

Cevap : Evet tabiiki.

Peki neden evet? Bunun cevabını da size bırakıyorum. Çok basit. Eğer cevap vermekte zorlanırsanız ben size yardımcı olacağım.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: November 27, 2006 6:45 PM

Sizlere ipucu vereyim. Din'in neden çok güvenilir bir kurum olduğunun cevabı yukarda Bekir L.Yıldırım bey'in yazısında gizliden gizliye veriliyor. Bakalım görebilecek misiniz?

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: November 27, 2006 6:53 PM

Sayın Hulagu,

Din çok güvenilir bir kurum filan değildir. Bir kurum bile değildir. Dünyaya baktığınız yerdir din. Bu yerin doğru yer olduğundan eminseniz dininizden eminsinizdir. Değilseniz, yerinizi değiştirmeye çalışırsınız.

Umarım "benim dinim yok" gibi anlamsızlığı burada defaatle gösterilmiş türden bir iddianız filan yoktur. Var ise, bu cevabı görmezden geliniz.

Yazınızdaki üslupta bir miktar uygunsuzluk olduğunu da belirteyim bu arada.

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: November 28, 2006 1:11 AM

Cengiz Cebi bey,

Hadi kurum demeyelim kaynak diyelim. Heyhat din bu dünyadaki en güvenilir bir kaynaktır. Eğer din güvenilir olmasa şarlatanlar ve din tacirleri geçimlerini nasıl temin edebilirler? Eğer din güvenilir bir kaynak olmasa bugün YİMPAŞ zedeler diye bir zede tanımı olur muydu?

Din tacirleri din'i sadece maddi menfaat sağlamak için kullanmazlar. Örneğin dört yıl önceye kadar üniversite önlerinde türban eylemlerini teşvik ve tezgahlayanları gösterebiliriz.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: November 28, 2006 2:49 PM

"Karanliklarin uzerine gunes gibi dogan" Kadim Dost Ataman, Hulagu, Firdevs vs. ,

Yukardaki yorumunuzu camlaip duvarima asmak icin telif ucreti odemelimiyim? Gecen Oktay Eksi "laikligin tanimina ne gerek var; ... o binanin her tuglasinda binlerce defa yazili" gibi veciz bir soz soylediginde kendsinden ayni izni ucretsiz aldigimi hatirlatayim. Sahi aklima geldi, bence Eksi bu fikri sizden intihal etmis olabilir . Yanlis hatilamiyorsam siz de "laikligin tanimina ne gerek var; laiklik, modern aklin, bilimin... Said-i Kurdi " mealinde biseyler buyurmus idiniz. Bu vesile ile bu konuda sizden biraz farkli bir zaviyeden yaklasan Sezgin Kiroglu "laiklik ne is odur, Amerka'da saha yuz metre, Avrupa'da yuzyirmi olurmu" seklinde. Son gunlerde biraz Ataturkcu Dusun kuraklig yasaniyo bu mekanda da hepnizi yaad ettim.. Ha bir de not: www.ataturkcudusunce.wordpress.com adli laikci blog bu site ve bendeniz dahil bazilarimzi hedef tahtasina oturtmus!

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 28, 2006 8:32 PM

Hindistan ile Tayland arasinda bir ulke var. Simdilerde ismi Myanmar diye geciyor fakat biz daha cok Burma yada Birmanya diye biliriz. Nufus ve topragi uc asagi bes yukari Turkiye kadardir.


Modern tarihinde hemen hemen hic bir zaman demokratik bir hukumetle yonetilmemis, aksine neredeyse tamamen darbe yonetimleri isbasinda olmustur. 1980 lerde bir secim yapilmis, militarizme aykiri dusunen Soo ismindeki bir hanimin kazanacagi anlasilinca askerler secimi iptal etmisler, Soo ev hapsine alinmis ve birdaha secim sozu bile edilmemistir.


Son senelerde darbecilere karsi muhalefet bayagi yukselmis, vatandaslar neredeyse aciktan "indirecegiz bunlari" demeye baslamislar. Tabiiki bu, darbecileri kara kara dusunmeye tesvik etmeye baslamis.


50 kusur milyon nufusu olan bu ulkede 1 milyonun uzerinde asker var fakat etrafindaki komsu ulkelerden hic birisi ile hic bir sorunu yok. Yani dusman yok. AB ve ABD biraz damarina basiyor ama onlarla mucadele icin asker gerekce degil.


Dusman yoksa... yaratilir.
Ve Myanmarin generalleri belliki kafalarini kaldirip diger askeri yada yari askeri rejimlere bakmis olsa gerekki kendilerine en nihayet bir iC DUSMAN bulmuslar. Kim bu "ic dusman"? ulkenin kuzeyindeki daglik bolgede yasiyan bir azinlik.


Okuduklarima gore, son aylarda koylerin yakildigi, goc ettirildigi, hapishanelerin dolduruldugu... ve daha onemlisi, bu azinlik halk aleyhine muthis bir medya saldirisi kampanyasi baslatildigi soyleniyor.


Gozunuz aydin Mynamar askeriyesi, ERKE turu bir propaganda motoru buldunuz. Artik sizi kimse iktidardan uzaklastiramaz.

Yazan: Haydar Tarih: November 29, 2006 10:59 PM

Konu ile ilgili son haftadan iki Hurriyet haberi

1. YAS toplaniyor. Gundemin ana maddelerinden bir, evet bildiniz "Irticaci subaylarin ordudan atilmasi". Artik buna haber denirmi, ondan da emin degilim ya..

2. "İstanbul’dan Acele Posta Servisi (APS) ile gönderilen esrarı Eskişehir Birinci Hava Taktik Kuvvet Komutanlığı’na soktukları......

Bursa'da daha once Guneyde PKK ile "mucadele etmis" bir albay ile bir PKK'linin ortak kurduklar cete ile harac topladiklari, Kirmizi Kitap, MGSB'nin saunadan cikmasi, bir emekli uzatmali cavusun bogazdaki villasinda "vatani kurtarmak icin toplananlar"in Danistay Katili ile baglantilari, 18 yasinda olmasuina ragmen kurdugu sirketle henm kendisine hem babasi Erdil Pasa'ya Etiler'd daire alan super-girisimci genc kizimiz dunun haberleri. Simdi bircoklari "ama eskiden boyle degildi" derler ise onlara 70'lerin gazetelerinden Lockihead'den rusve alan generaller kupurlerini bulmam kolay olmayacak. Hoca esege binmeye calisirken yere usmus. Kendisine bakanlara "ben gencligimde boyle degildim, soyle cecviktim, kuvvetli idim..." ffalan demis; kalabalik uzaklasmaya baslayinca kendi kendine "ben senin genligini de bilirim" demis.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 30, 2006 8:49 AM

Haklısınız, ordudaki pisliklerle ilgili o kadar çok şey var ki anlatılması ve düzeltilmesi gereken. Ama şu da bir gerçek ki bir ülke olduğumuz sürece bir ordumuz olacaktır. Yani eleştirmekten çok çözüm yolları gösterirseniz sevinirim. Şu anda Türkiye çürümüş bir siyasete sahip ve siyasetin el atamadığı, kendi fikrini savunabilen tek kurum ordu. Eminim ki siyasetçiler orduyu denetleyebildikleri anda bu çürümüşlük orduyu da saracak. Tabi ki orduda insanlardan oluşmuş bir kurum ve her kurumda olduğu gibi bu kurumun içerisinde de yozlaşmış, nefes alıp vermesi haram, yetki ve konumlarını kendi menfaatlerine kullanan insanlar var ama bu insanların kafasını kopartacak mekanizmalar da var. Yolsuzluk, adam kayırma, üç kağıtcılık diğer kurumlardan farklı olarak orduda sistematik hale gelmemiş durumda. Bir kuvvet komutanı mahkum olabiliyor veya çete kuranlar ceza evlerini boyluyor.

Ama şu güne kadar hiçbir siyasetçinin yaptıkları yolsuzluklardan dolayı ceza aldıklarını görmedim. Siyasetçilerin yargılanması bile ender görülen şeyler ki o da o anda iktidarda bulunan hükümetle yakın olup olmama kriterine bağlı. Hükümetten indirme sözünüze gelince; adamlar öyle bir dünyalık yapıyorlar ki hükümetin başındayken siz onları bir daha seçmeseniz bile yedi kuşaklarının sırtı yere gelmiyor.

Ben sizin yazınıza cevaben şu örneği vermek isterim; Çarlık Rusyası döneminde Sosyalistlerin en çok eleştirdiği kurum ordu iken Sovyetler Birliğinde yine en değerli kurum orduydu; yani düşmanın ordusu her zaman kötü benim ordum her zaman iyidir. Eminim ki ordu sizin düşüncelerinizi benimsemiş olsaydı şu anda bazı şeylere biraz daha fazla tolerans gösterbilirdiniz.

Sıkıntılar vardır, insan olan her yerde her zaman sorun olacaktır; lütfen Türkiye'deki yazarların yazı yazma şeklini siz aşın ve sadece eleştirmek yerine biraz da çözüm yolu üretin.

Yazan: serhad yüksel Tarih: December 2, 2006 11:51 PM

Sayin Serhad Yuksel "biraz da çözüm yolu üretin" diye onemli bir konuyu belirtmis. Kendisine katiliyorum. Sanirim cozumun yarisini ortada sorun oldugunu ifade ederek asmis durumda.

Mesele kendi kendine soru sormakla baslar, sonra goreve getirdiklerini sorgulamakla devam eder. Eger goreve getirilen hesap vermiyorsa ortada kel bi durum var demektir.

Turkiyede cesitli kademelerde, cesitli konularda yargilamayi yapan mahkemeler vardir. Sulh Hukuk Mahkemesinden Yargitaya, Danistaya, Anayasa Mahkemesine kadar olan bu mahkemeler vatandastan ve devletten hesap sorar... Basbakandan, Cumhurbaskanindan bile.

Fakat 20-25 senedir kimsenin hesap soramadigi sivil suc olsa dahi sivil yargi harici olan kesim var. Neden? iste cozum icin bunun cevabini aramak lazim.
***

Gecenlerde gazetelerde bir manset "MHP liler kongrede Baykala ve CHP ye ovgu yagdirdi...".

Herkesin aklina 20-25 sene once bunlarin birbirlerinin kahvelerini taradigi gelmistir. O kadar fark nasil oluyorda bugun -sifir-a indirgendi. Neden? iste cozum icin bunun cevabini aramak lazim.
***

20-25 sene once "8-9 kisilik capulcu gurubu" denilen PKK, 30 kusur bin can aldiktan sonra bile hala duruyor. Neden? iste cozum icin bunun cevabini aramak lazim.
***

20-25 sene once ufak bir kurum olan OYAK, bugun en buyuk sirketlerden biri. Neden? iste cozum icin bunun cevabini aramak lazim.
***

Evimizde cocuklarimizi yetistirirken soyumuzu sopumuzu onlara gururla, ayrintilaryla anlatiriz, kiz alip verirken ince hesaplar yapariz. Ama okulda, isyerinde, mahallede vs bunu saklariz. Neden? iste cozum icin bunun cevabini aramak lazim.
***

Bu cevaplari aramamiz yasal veya sosyal olarak engelleniyorsa sistemde kel bi durum var demektir. Biz cevap aramiyorsak, bizim davranislarimizda kel bi durum var demektir.

Kisacasi ya demokrasimiz eksik yada demokrasi bilgimiz.

Yazan: Haydar Tarih: December 3, 2006 9:09 AM

TSK ile ilgili yorumlarını ibret içinde okudum
öyleki siz kendini aydın olarak tabir eden insanlar neden TSK üzerinden kendinize rant elde etmeye çalışırsınız ve bütün siyesiler niçin TSK yı politikanın içine almaya çalışır yada Her Darbe sonucunda alkışlananlar neden belirli bir süre sonra alış aldıkları aydınlar tarafından vatan haini ilan ediler. Sizlere Bir tavsiye Bırakın TSK yurt savunmasını yapsın ve sizler TSK yı karalayıcı davranışlardan vaz geçin ki onlar işlerini daha iyi yapsınlar ve şunuda unutmayınki bu ülkeyi İran modeline dönüştürmeye yada bölmeye kalkanlar elbet hak ettikleri cavabı alacaklardır ve siz aydınlarda her verilen şehit sonrası dökmüş olduğunuz göz yaşlarınızı bir yorumlayın ne kadar gerçekçisiniz..

Yazan: ali Tarih: December 3, 2006 1:59 PM

Peyami Bey'e katılıyorum, halkımız o kadar korkak ki ne olur ne olmaz bizim eve de darbe yaparlar korkusuyla ankete katılanların %81,94'ü en güvenilir kurum olarak TSK'yı seçmiş. Veya başka bir komplo teorisi üreteyim; TSK ankete sadece kendisine güvenen insanları sokmuş, fark edilmesin diye de %18'lik bir güvenmeyen gurup belirlemiş.

Sanırım burada yazı yazan birçok arkadaşımız ya halkını tanımıyor yada halkın TSK içinde kimleri gördüğünü bilmiyor. Halk TSK olarak generalleri bilmez, onlar çavuşunu, astsubayını, teğmenini bilir, önüne 3 öğün düzenli olarak çıkan sıcak yemeğini bilir, üstleri ona zaman zaman kızsa da yeri geldiğinde sırtını sıvazlayacaklarını, ADAM YERİNE koyacaklarını bilir, komutanlarının kendi cebindeki parayı bile düşündüklerini, hafta sonu iznine çıkarken parası yoksa çaktırmadan cebine 5-10 kaat koyacağını bilir, öyle yada böyle kışlada adalet olduğunu eşitlik olduğunu bilir. Cudide 6 günlük operasyonda aynı sırt çantasını taşıyacağını, aynı kumanyayı yiyeceğini, aynı pisliği yaşayacağını, aynı yorgunluğu çekeceğini bilir. Sivilde ise köle yerine kullanılacağını sömürüleceğini bilir.

TSK, sadece şikayet ettiğiniz generallerden ibaret değildir. Kendi işini alnının teriyle yapmaya çalışan binlerce insan olduğunu unutmayalım.

Haydar Bey'e uygun görürse bir teklif sunmak istiyorum, sorularla ilgili bir çalışma yapalım, mesela herkesin dertli olduğu Oyak konusuyla başlayalım. Oyak nedir? Kuruluş amacı nedir? Zaman içindeki gelişim seyri nedir? Hangi iştirakleri vardır? Cirosu ne kadardır? Yıllık bütçesi ne kadardır? Bu parayı nerelere harcar? Bu ve aklımıza gelmeyen birçok soruyu birlikte araştırarak burada cevaplayalım. Böylece sorunları akademik bir yolla çözmeye başlayabiliriz sanırım. Başka bir yol da zaten bize yakışmaz.

Yazan: serhadyüksel Tarih: December 3, 2006 5:13 PM

Serhad Bey teklifinizi ve ugrasinizi yurekten destekliyorum.

Herseyden once OYAK in TSK veya devletle resmi bir bagi yok, uyeleri yani sahibi TSK uyeleri. Tuzel kisiligi olan kurumlarin bagli oldugu kurallara bagli. Ornegin OYAK insaat bir taahut firmasi ve hesabi kitabi, vergisi vs Maliye Bakanligi ve diger devlet kurumlarinin gozetimine tabi.

http://www.oyak.com.tr/default.asp
***
Kurulusu:
internet sitesine gore 1 Mart 1961 de kurulmus. Yani 27 Mayis akabinde kurulmus. Belkide sadece tesaduf.
***
Amaci: "üyelerinin karşılaşabilecekleri sosyal ve fiziksel risklere karşı ek bir sosyal güvenlik oluşturma".
Ayni amacla kurulan pek cok memur "yardimlasma kurumlari" vardir. Onlarin bu denli basarili olmamasi belkide sadece tesaduf.
***

Avrupa Ekonimik ve Sosyal Komitesindeki (EESC) bir belgede sunlar yaziyor;
http://eescopinions.esc.eu.int/EESCopinionDocument.aspx?identifier=ces%5Crex%5Crex172%5Cces965-2004_ac.doc&language=EN

"...the armed forces maintain considerable power in Turkish society and economy: there is a vast area of influence – formal as well as informal – of the military which must be made transparent in the same way as all other economic activities*. This economic aspect has so far been neglected in discussions by the EU of the powerful role of the army in Turkish society only".

*...OYAK is an occupational pension fund that is alike with its equivalents in the EU.

Kisacasi, Oyak'in mesleki bir emeklilik fonu olup, Avrupadaki denklerine benzemedigi... askeriyenin (Oyak dahil) ekonomik konularda formal yada informal "influence" yani etkisi oldugunu ve bunun seffaflastirilmasinin mecburi hale getirilmesinden bahsediyor.
Belki EESC nin iddiasi maksatlidir.
***

Turkiyede zaman zaman ihalelere fesat karistiran, tehdit eden, hatta bu maksatla daha ciddi suclar isleyen kimseler (inci Baba?), ceteler (mafya?) vs oldugunu ve yargilandiklarini gazetelerden okuyoruz. Bu kimselerden hic birisi bu suclara karisirken OYAK taahhutlerini rahatsiz etmislermidir? Ben duymadim... ama buda tesaduf olabilir.
***

Genelde sirketlerin buyuyup kuculmesi ekonomik trendlere, yonetim stratejisindeki degisiklige, sosyo-politik degerlendirmelere vs baglidir. OYAK Insaat A.S. 1982 tarihinde kurulmus, yani 12 Eylul 1980 den hemen sonra. Buda tesaduf olabilir.
***
Ornekler cogaltilabilir.

Elbetteki digerler kuruluslari izledigi gibi, Uluslararasi kuruluslar, devlet ve bazi vatandaslar OYAK i da izliyorlar. Sonucta ahlaki ve yasal olmayan hic birsey yok. Zihinlere takilan ise tesaduflerin, iddialarin coklugu ve basari grafiginin kiskanclik verici boyutu.

Yazan: Haydar Tarih: December 4, 2006 1:12 AM

New York Times
http://www.nytimes.com/2001/01/14/world/14TURK.html?pagewanted=all

ve

Oregon State University

http://islab.oregonstate.edu/koc/favorites/yazilar/nytimes-010114.pdf

nin internet sitesindeki bir yazida baya ilginc aciklamalar var.
***
Mehmet Altan'in internet sitesinde daha baska yorumlar...
http://www.mehmetaltan.com/tr/default.asp?id=195

"Asker de böyle diyor: Milletin parasını hortumluyorsunuz, çok konuşmayın!
Ama, Lockheed diye bir olay var. Türkiye, askeri uçak alımı yolsuzluğunu açıklığa kavuşturmayan tek ülke. Susurluk konusunda i-na-nıl-maz derecede, general düzeyinde de olmak üzere çok sayıda askerin adı geçiyor. Zaten, bu sosyolojik olarak da mümkün değildir. Herkes kirli, bir kurum temiz.. olmaz. OYAK'ı açıklamak lazım. Fransa ile aramız Ermeni tasarısından dolayı gerginleştiğinde OYAK ne yaptı? Ana Britanicca'ya göre, üçüncü büyük holding durumundadır. Niye, ordunun böyle bir kurumu var? Bu ülkede silah alımlarını hangi kaynaktan yapıldığı bilinmiyor. Kaynağı bütçede yoktur. Eee, şimdi bir taraftan siz Askeri Ceza Kanunu'nu hiçe sayacaksınız, gerginlik olan ülkeyle ticari ilişkileri koruyacaksınız, Lockheed için ağzınızı açmayacaksınız, Susurluk'un üç ayağından birisi olan kişi hakkında takibatta bulunmayacaksınız, kendinize endeksli bir siyasi kurum oluşturacaksınız. Sonra da kendinizi çok temiz, dürüst, muazzam gösterip bir başkasını suçlayacaksınız".

===================
Dikkat edilecek husus, bu yazilar o kurumlarin degil yazarlarin sahsi gorusudur ve dogru oldugu on-sayilamaz.

Yazan: Haydar Tarih: December 4, 2006 1:45 AM

Hürriyet gazetesi savunma bakanligindan önce mi geliyor?

Ordu henüz sivil idarenin emrinde olmasi gerektigini kabul edemiyor sanki...

Ankara’nın Avrupa Birliği’nin (AB) yaptırımlarına karşı attığı ’Kıbrıs adımı’ndan Genelkurmay’ın haberdar olmadığı ortaya çıktı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Erdoğan Hükümeti’nin Brüksel gündemine damgasını vuran son dakika önerisiyle ilgili, "Şunu açık şeçik söylüyorum. Off the record demiyorum. Bizim görüşümüz alınmadı" dedi.

Öneriler için "Orada 40 bin askeri olan bir kurumun görüşü alınmaz mı" diyen Orgeneral Büyükanıt, "Sorsalardı şunu söylerdik; Bu devletin resmi görüşünden sapmadır. Elbette devleti biz yönetmiyoruz. Sadece görüşümüzü dile getiriyoruz. Görüşümüzü alıp kabul etmeyebilirlerdi" şeklinde konuştu.

Hükümetin kararını TV’den öğrendiğini söyleyen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Hürriyet’in sorularını şöyle cevaplandırdı:

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5575993.asp?m=1&gid=112&srid=3428&oid=2

Büyükanit hükümetin yaptigi bir seyi elestirmek için bagli oldugu(veya olmasi gerektigi) savunma bakanligina yönelecegine neden Hürriyet gazetesine demeç vermeyi tercih ediyor? Hükümeti basina sikayet ederek Kibris gibi hassas bir konuda Türk diplomatlarin elini zayiflatacagini bilmiyor mu? Yoksa Büyükanit da kriz çigirtkanlari gibi "AKP zayiflasin, Türkiye'ye ne olacagi mühim degil" diye mi düsünüyor?

Isin ilginç yani "Orada 40 bin askeri olan bir kurumun görüşü alınmaz mı?" diye sorarak Türk ordusunun sahibi/hakimi sanki kendisiymis gibi bir izlenim veriyor. Maaslari ve masraflari Türk milleti tarafindan ödenen, erleri de Türk milletinin çocuklari olan bir ordu nasil olur da kendisini sivil idarenin disinda bagimsiz bir örgüt gibi algilayabilir?

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: December 8, 2006 2:31 PM

Ben anlayamıyorum, neden ordunun görüşü alınacak?

Sebep ne yani? Bu konu siyasal bir karar değil mi?

Bu konu çok olsa MGK da tartışılabilir.

Gerçi olur olmaz herşeye "tavsiye!!" kararı veren MGK, en lazım olduğu zamanlarda, mesela Irak tezkeresi ve Lübnan tezkeresi öncesinde "ne hikmetse" sessiz kalmış, topu hükümetin üstüne atmıştı.

Fikrini soruyorsun sorumluluk korkusu ve olası kötü gidişte işi hükümetin üstüne yıkmak için "biz karışmayız" diyorlar. Eh iyi madem karışmayın deniyor-ki doğrusu da bu- bu sefer de "bizim fikrimiz alınmadı" diyorlar.

Bu gibi, insanları aptal yerine koyan şeylerin hiç farkedilmediğini mi düşünüyorlar acaba?

Sonuçta olan bu güzelim memlekete oluyor..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: December 8, 2006 3:37 PM

Irak tezkeresinden sonra, George W Bush Iskenderunda bekletilen birliklerini baska tarafa gondermeye karar verdiginde "B planini isleme koyacagiz ... gun gelipte (Turkiye) kapimizi caldiginda -evde kimse yok diyecegiz-" demisti.

Bu sozleri soylemesi ABD nin Buyuk hayal kirikligina ugradiginin acik ifadesiydi. Cunku gercekte "B" plani yoktu.
Plana gore Iraka hem kuzeyden hem guneyden girilecek, Saddamin tek noktaya konsantrasyonu engellenmis olacakti, dolayisi ile ABD can kaybi minimum olacakti.
***

Buraya kadari resmi olarak bilinenler.
Gayri resmi olan ve gazeteler, diger basin ve think-tank kuruluslarinin iddialari ise:
Turkiye ABD ile birlikte Kuzeyden girip Musul-Kerkuk hattini kontrol etmek istiyordu. Fakat ABD Turkiyenin bir girerse bir daha cikmayacagini bildigi ve yeni bir Israil-Filistin krizi gibi ilelebet surecek bir belaya girmek demek oldugunu vede Kerkuk petrollerine "elveda" oldugunu biliyordu.
Fakat Kuzeyden girmemenin de planlarin alt-ust olmasi demekti bunuda biliyordu.

Planlar askeri planlar.
Sivillerin bunu yapmasi veya anlamasi veya bilmesi sifir ihtimal. ABD basinina gore, TSK bunu ayrintilarina kadar dusunmus, senaryolari hesap etmis ve ABD nin Kuzeyden girmemesi halinde savasi kazanmasinin neredeyse imkansiz olduguna kanaat getirip "ya Iraka birlikte gireriz yada izin vermeyiz" noktasina ulasmislardi.
***

...Ve oylede oldu.
Sonucta, ABD oyle veya boyle olsada Saddami devirdi. Ve dedigi gibi "evde kimse yok" kararinida bugune kadar uyguluyor. Alinan kararlarda, toplantilarda, siyasi manevralarda Turkiye disarda birakiliyor, hassasiyetleri "kemige dayanmadikca" gozardi ediliyor.

Bu karardan dolayi, savastan once herkesin Turkiyeye bictigi rolun kirintilari bile yok.

Yazan: Haydar Tarih: December 8, 2006 7:01 PM

Suat Bey demişki:

Gerçi olur olmaz herşeye "tavsiye!!" kararı veren MGK, en lazım olduğu zamanlarda, mesela Irak tezkeresi ve Lübnan tezkeresi öncesinde "ne hikmetse" sessiz kalmış, topu hükümetin üstüne atmıştı.

MGK'nın hayati konularda sessiz kalması dikkat çekici gerçekten...

Konuyla biraz alakasız olacak ama ülke güvenliğini ilgilendirdiğini düşündüğüm "deprem gerçeği" nin bile MGK gündemine girmemiş olması devletlülerimizin ne kadar suni gündemlerle ilgilendiklerini göstermeye yetiyor...

Yazan: Tarık T. Tarih: December 8, 2006 8:43 PM

AB 'giden yolda engellerin neler olduğu düşünülürse,Büyükanıtın açıklaması bile yeterli sebeb gösterilebilir.
''Ordu henüz sivil idarenin emrinde olmasi gerektigini kabul edemiyor sanki...''
sözü şu anda bir özlemin ifadesi.AB trenine binmiş,yada bileti alıp istasyonda bekliyor olmamız gerekiyor.

Yazan: ipince Tarih: December 8, 2006 11:07 PM

Ahmet Altan'in su makalesini cok begendim.
http://www.gazetem.net/ahmetaltan.asp
----------------------------------------

Devlet ve hükümet


Bazen şu iri iri demeçleri okurken Cem Yılmaz’ın ünlü reklamındaki alaycı cümleyi hatırlıyorum.

- Eğitim şart…

Bu matrak klişenin hala ciddi bir anlam taşıyabildiğini görmek insanı şaşırtıyor gerçekten.

Geçen gün, Türkiye Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanı, hükümetin Kıbrıs konusunda yaptığı bir dış politika hamlesine kızarak aynen şöyle diyordu:

- Bu, devlet politikasından sapmaktır.

Bunu söylerken, “bu sözleri açıkça benim adımla yazın” dediğine bakılırsa sözlerinin doğruluğuna inanıyor.

Ve, ülkenin politikasına yön vermek istiyor.

Şimdi yaşını başını almış iddialı bir generali kırmadan nasıl söyleyeceğiz bilemiyorum ama bu cümle, sosyal bilimlerde okuyan bir öğrenciyi sınıfta çaktırır.

Dört kelimede bu kadar çok hata yapmak zordur çünkü.

Belli ki devlet kademelerindeki görevlilere kavramları yeniden öğretmek gerekiyor.

Önce devletten başlayalım.

Devlet, en basit tarifiyle, millete hizmet etmek için kurulmuş bir örgüttür.

Nasıl çalışacağını, o ülkenin anayasası belirler.

O anayasa çerçevesi içinde de devleti, milletin seçtiği hükümet yönetir.

Devletin politikası olmaz.

Hükümetin politikası olur.

Hükümetler değiştikçe politikalar değişeceği gibi hükümetler şartlara göre kendi politikalarını da değiştirebilirler.

En bilinen benzetmeyle anlatırsak devlet bir “arabadır”, hükümet ise onun şoförü.

O arabayı, şoförü bir yerden bir yere götürür.

Eğer hükümet yanış bir politika uygularsa seçimlerde bunun hesabını millete verir.

“Devlet politikasından” söz etmek, “bu ülkede seçimlerin de, milletin seçimlerde belirlediği iktidarın da, milletin iradesinin de önemi yoktur” demektir.

Bu, bizim darbe anayasamıza göre bile bir suçtur.

Genelkurmay Başkanı’nın bir suç işlemek istediğini sanmam.

O, söylediğine samimiyetle inanıyor.

Hükümetlerin önemi olmadığını, her kararı “devletin” vereceğini sanıyor.

Galiba şu basit soru aklına gelmiyor.

“Devlet”, hükümetten bağımsız o kararı nasıl verecek?

Orman müdürlükleri de, tapu kadastro müdürlükleri de, müftülükler de, polis karakolları da, konsolosluklar da, karayolları müdürlükleri de diğer birçok kuruluşla birlikte “devletin” içinde yer alır, her biri devletin bir parçasıdır.

Bütün bu kuruluşların yöneticileri toplanıp ortaklaşa bir politika mı belirleyecek?

“Devlet politikası” denilen bu mu?

Ya da acaba genelkurmay başkanı, “Milli Güvenlik Kurulu”nu ve özellikle onun asker üyelerini mi “devlet” sayıyor.

O kurulda kaç general var tam bilemiyorum ama diyelim ki on kişiler, “devlet” dediğimizde “on kişinin” iradesinden mi söz ediyoruz?

On kişilik bir devlet hiç duydunuz mu?

On kişilik “politbüro” olur ya da cunta olur ya da darbe yönetimi olur ama devlet olmaz.

Devlet, hükümetin direktiflerine göre hareket eden “nötr” bir örgüttür.

O örgütün “aklı” da, yöneticisi de hükümettir.

Eğer bir devlet görevlisi, bir asker, bir diplomat, bir maliyeci hükümetin politikalarından memnun değilse, onları yanlış buluyorsa, bunu bir raporla “üstlerine” bildirir.

Görüşlerine önem verilmiyorsa ve bu davranıştan rahatsızsa yapabileceği tek şey istifa etmektir.

Genellikle, normal bir ülkede genelkurmay başkanının bu tür açıklamaları açık bir “istifa mektubu” olarak kabul edilir.

Ama biz “normal” bir ülke değiliz, değil mi?

Peki nasıl normal bir ülke olacağız?

Sanırım, işe devlet görevlilerine kavramları öğretmekle başlayacağız.

- Eğitim şart çünkü….

Yazan: Haydar Tarih: December 11, 2006 8:45 PM

Rapor paralarıyla kral gibi yaşadım 23 Ocak 2007


Nurettin KURT / ANKARA

9 ila 12 bin YTL karşılığında yaklaşık bin kişiye çürük raporu düzenlediği tespit edilen çetenin elebaşı Başçavuş Aytekin Demirbaş’ın banka hesabına 1 milyon 200 bin YTL yatırılmış. Demirbaş ifadesinde paraları otel, kira, benzin, yemek ve eğlence için harcayıp krallar gibi yaşadığını söyledi.

JANDARMA Genel Komutanlığı’nın Türkiye genelinde başlattığı sahte çürük raporu soruşturması büyüyor. Şimdiye kadar aralarında iki albay, 3 astsubay, 14 askeri personelin bulunduğu toplam 53 kişi gözaltına alındı. Soruşturma derinleştikçe olayın büyüklüğü de ortaya çıkıyor. Çetenin 9 ila 12 bin YTL karşılığında yaklaşık bin kişiye sahte rapor düzenlediği tespit edildi. Rapor alanların çoğunun askere gitmek istemeyen PKK sempatizanları oldukları öne sürüldü. Olaya bir general ve iki albayın da daha adı karıştı. Soruşturma sürerken Hürriyet çarpıcı ayrıntılara ulaştı. İşte operasyonun perde arkası:

ELEBAŞI ASTSUBAY "Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak" ve "sahte evrak düzenlemek" iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan çetenin lideri Başçavuş Aytekin Demirbaş. Demirbaş hakkında Etimesgut Hava Hastanesi’nde görevli iken 1997 yılında benzer suçlamadan dolayı dava açıldı. Yargılaması süren Demirbaş, Kütahya Askeri Hava Hastanesi’ne gönderildi. Biyokimyacı olarak görev yapan Demirbaş, burada da birlikte iş yaptığı arkadaşları arıcılığı ile, sahte rapor düzenleme işini sürdürdü. Demirbaş ve ekibi rapor başına 9 bin ila 12 bin YTL para aldıkları, bunun bir bölümünü rapordan sonra tahsil ettikleri belirlendi.

SÜİT ODADA RAPOR Bol para harcamaya ve eğlenmeye düşkünlüğü ile tanınan Demirbaş, iki çocuk annesi eşinden boşanıp bir Rus kızı ile evlendi. Kayıtlara göre her gün Kütahya-Ankara’ya gidip gelen Demirbaş, Ankara Ümitköy’de kendisine bir villa kiralayıp Rus eşiyle burada yaşamaya başladı. Demirbaş, işlerini yürütebilmek için Ankara Radison-SAS otelinde aylığı 6 bin dolara süit oda kiralayıp burayı üs haline getirdi. Demirbaş’ın banka hesabına 1 milyon 200 bin YTL para yatırıldığı tespit edildi. Demirbaş, ifadesinde tüm suçlamaları kabul ederek, isimlerini verdiği arkadaşları aracılığı ile sahte rapor düzenlediğini açıkladı. Demirbaş, hesabına yatan paraları çektiğini ve bu paralarla, otel, kira, benzin, yemek ve eğlence için harcayıp, kral gibi yaşadığını söyledi. Demirbaş’ın otel odasında ve evinde yapılan aramada rapor düzenlemekte kullanılan, sahte kaşe-mühür, 2 bilgisayar ve 8 tabanca ele geçirildi.

ALBAY: HALLEDERİM Demirbaş, ifadesinde uzun süredir sivil personel olarak görev yapan arkadaşları aracılığı ile rapor işini yaptığını belirterek, kuruldan dönen 5 rapor için Albay Murat Altındağ’ın "ben hallederim" diyerek aracı olduğunu söyledi. Demirbaş, "İş yaptığımız Hava Hastanesi’nde görevli Levent Özcan, bir paşanın bize yardımcı olacağını kendisinin para istediğini belirterek benden para aldı" dedi.

22 TUTUKLAMA Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen 29 sanıktan 22’si tutuklanarak cezaevine konulurken, İkinci Sulh Ceza Hakimi Hayrullah Özdemir, olayda adı geçen Albay Murat Altındağ’ı önceden tanıdığı gerekçesiyle karar vermeyip mahkemeden çekildi.

Yazan: Simply Red Tarih: January 23, 2007 12:33 PM

Ah bu PKK yokmu, bu PKK!

Havva'ya o elmayi verenlerde kesinlikle onlardi.

Yazan: Haydar Tarih: January 26, 2007 7:38 AM

Haydar Bey

siz hep yorum yaparken böyle tarih öncesine mi gidersiniz?...ben genç olabileceğinizi düşünüyorum ama tarihte kaldıysanız bilemem:)

Yazan: deniz Tarih: January 26, 2007 3:22 PM

Bu gidisata bakilirsa gelecege bakmak pek sevimli degil. Gelecege bakinca bir Irak, bir Yugoslavya gormek istemiyorum.

Oralardada once devlet curumeye baslamisti, rusvetler, avantalar, kayirmalar... ceteler, sucu zincirin zayif halkasina yuklemeler.
***

Fotograf gonderdigim basin kurumlari mensuplarinin bana sorulari bile bi acayip. Adamlar Hrant'i ben vurmusum gibi bakiyorlar. Bana AIHM de ki dava kabarikliginin nedenini soruyorlar... birde sorulmayanlar, soylenmeyenler var.

Benim aklima gelenler yazdiklarim... ama adamlara bunlari soyliyemiyorum. Hep iyi seylerimizi, yonlerimizi anlatmaya calisiyorum. Ama nereye kadar inaniyorlar tahmin edin.

Siz ne tavsiye edersiniz?

Yazan: Haydar Tarih: January 26, 2007 5:49 PM

Tehlikeli konular mı?


Cuma günü.. Savunma Sanayi İcra Komitesi... Türk Taarruz Helikopterleri ihalesini karara bağladı... 2.7 milyar dolarlık... ATAK helikopterleri projesi bir İtalyan firmasına verildi.. ATAK dediğimiz Türk Taaruz Helikopterleri Projesi on iki yıldır sürünüp duruyordu..

Acaba neden?

Savunma konuları..

Silah alımları...

Bunlar bizde pek konuşulmaz..

Halbuki..

Nihayetinde vergilerin harcanması söz konusu..

Belki de askeriye..

Siyasete müdahaleden..

Ya da andıç yazmaktan savunmaya vakit ayıramıyor..

Ancak sivil iktidarın da..

Bu konuda iştahlı olduğunu söylemek zor..

İhtiyaçları..

İhtiyaç nedenlerini.

Tercihleri..

Süreçleri..

Kararları..

Ve en önemlisi..

Komisyonları..

Konuşmayız, bilmeyiz ve asla merak etmeyiz...

Saydam..

Berrak..

Net..

Demokratik bir toplumda bunlar kamuoyunun gözü önünde, tartışlan konulardır..

Çünkü halkın vergisinin nasıl harcandığı söz konusu olmaktadır..

***

Bir başka konuşulmayan..

Belki savunma sanayii gibi..

Gizli..Gizli..

Tehlikeli sayılan..

Bir diğer konu da..

Uyuşturucu ticareti..

***

Baktım dün gene...

355 kiloluk eroin yakalanmıştı..

Bir zaman önce de..

700 kiloluk bir parti yakalanmıştı..

Sağda solda..

Arada derede..

Çerez konumundakileri pas geçiyorum..

***

Merak ettim..

Gazetede arkadaşlar..

Ufak bir çalışma yaptı..

Şu anda 355 kilo eroin demek..

On beş milyon dolar demekmiş..

Sınır geçtikçe fiyat katlanırmış..

Örneğin...

Türkiye’de gram on iki dolar ise..

Bu mal İsveç’e ulaştığında 144 dolara çıkarmış..

***

ABD Dışişleri Bakanlığı..

Uluslarararası Narkotik Strateji Raporu..

Son raporunda..

Türkiye’den Ukranya’ya deniz yoluyla..

Ukranya’dan da Batı Avrupa sınırına..

Kara yoluyla yönelen eroin trafiğindeki..

Artıştan söz etmekte...

***

Bu uyuşturucu tacirleri kim?

İlişki ağaları ne?

Nerden güç alırlar?..

Uyuşturucu parası ne olur?

Nasıl dağıtılır?

Kimler nemalanır?

Türkiye’yi nasıl zehirler?

Bunu hep parça parça görürüz..

Ama büyük resme pek rastlıyamayız...

***

Asıl gündem..

Hep güme gidiyormuş gibi..

Hayati konuları..

Esas soruları sormadan yaşamak gibi bir şey bu..

Ya da tehlikeli varsayılanı ..

Topluca pas geçiyoruz...

Silah ihaleleriyle de..

Uyuşturucu ejderhasının ardındakiyle de..

Biraz daha yakından ilgilenmek gerekmiyor mu?

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=116613

Yazan: Haydar Tarih: April 2, 2007 7:52 AM

Vay kardeşim !....

Bu günlerde duyduklarıma inanasım gelmiyordu,birde üstüne forumda yazanların tamamını okuyup üzerine ekleyince daha da üzüldüm.Bu ülkeye demokrasi lüks filan değil hatta henüz yetersiz bir düzeyde ,şu sayıştay olayı sonuçlansada güvenmek istediğimiz ,gözümüzün bebeği askeriyemiz paraları nereye ve nasıl harcadığını söylese kendide aklansa,bizde vergilerin nereye gittiğini görsek ve huzurlu uyusak ha? ne dersiniz olurmu bunlar o günler gelirmi.

Yazan: cengiz Tarih: April 5, 2007 4:06 PM

Şöyle bir okudumda ne çok TSK düşmanı varmış.Makina mühendisi pazar torbası taşıyormuş,ha ha ha güleyimmi ne dersiniz. Beyler palavrayı bırakın. Anadolu köylerini bir gezerseniz arkerliği sırasında komutanını döven çok adama rastlarsınız. İnsanoğlu nedense hep hayal içinde yaşar. Gerçekleşmeyecek hayaller. Neden dövmüştür(hayalinde dövmek iştemiştir) biliyormusunuz. Yatmasına, dalga geçmesine, nöbeti esnasında sigara içmesine, Nöbet mahallini terk etmesine müsade etmediği için. Beyler eleştiri yaparken palavra atmayın hele yalan hiç söylemeyin. Evet Askerliğin bile eleştirilecek yanları yok değil, amma söyledikleriniz biraz tutarlı olsun, akla yakın olsun.
Ben sizin dikkatinizi bir yere çekmek istiyorum ;Yıllaradan beri Türkiyeyi bölmek isteyen dış güçler önce sağ sol diye kamplara böldü ülkemizi olmadı, Alevi meselesini kaşıdı olmadı, pkk terörü denedi yapamadı şimdide BOP safsatasını deniyor(Hani sayın Başbakanımızda eş başkanı ya)bunu yapabilmek için TSK yı saf dışı bırakmaları gerekiyor.TSK yı saf dışı bırakabilmek içinde önce milletin gözünden düşürmek gerekir. Bazı kendini bilmez yorumcular bilmeden bunlara hizmet ettiğinin farkındamı acaba. Bir düşünün. Eğer bilerek hizmet ediyorsanız çok yazık.
Neyzen Tevfiki bilirsiniz Şair adındanda belli ney çalıyor. Aklıma bir dizesi geldi
İŞGALDEKİ GÜNÜ UNUTMA
ATATÜRKE DİL UZATMA SEBEPSİZ
SEN YİNE ANANDAN DOĞARDIN DA
BABAN KİM OLURDU BİLEMEZDİN Ş.........
Saygılarımla

Yazan: Hacı Sultan BALCI Tarih: August 29, 2008 6:48 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)