« İngilizce Sempozyum: İslam ve Din Özgürlüğü | Ana Sayfa | Birlik ve Beraberliğe İhtiyacımız Yok »
October 27, 2006
Yoksa Laikçilerimiz Komünist mi?
[27 Ekim 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

ABD Başkanı John F. Kennedy, 20 Ocak 1961 tarihli ünlü "göreve başlama" konuşmasında şöyle diyordu:
"Atalarımızın uğrunda mücadele ettiği devrimsel düşünce, bugün dünyada yayılıyor: Bu, insan haklarının, devletin bonkörlüğünden değil, Tanrı'nın elinden kaynak bulduğu inancıdır."
Kennedy'nin bu sözleri, Amerikan ve Sovyet devletlerinin temel felsefeleri arasındaki farka vurgu yapıyordu. Harvard Üniversitesi hukuk profesörü Harold J. Berman'ın ifadesiyle, ABD'de, "bireylerin temel haklarının devletten bağımsız olarak var olduğu" kabul edilegelmişti. ABD'nin Bağımsızlık Bildirgesi'nde "insanların… Yaratıcı'ları tarafından verilmiş asla çiğnenemez haklara sahip oldukları" yazılıydı. Marksist-Leninist ideolojiye dayalı olan Sovyetler Birliği'nde ise "tüm haklar devlet tarafından verilmiş ve dolayısıyla devlet tarafından geri alınabilir" nitelikte idi.
İnsan haklarının kaynağı arasındaki bu iki farklı yaklaşım, Cumhurbaşkanımız Sayın Sezer'in geçen haftalarda yaptığı "temel hak ve özgürlüklerin laik Cumhuriyet’in gereklerine göre sınırlandırılabileceği" şeklindeki yorumu üzerine aklıma geldi. Kendisi bunun farkında mı, bilmiyorum, ama Sayın Cumhurbaşkanı'nın siyasi felsefesi Sovyet Birliği'ninkini andırıyor.
Son haftalardaki "laiklik uyarılarına" baktığımızda, sadece insan haklarında değil başka alanlarda da Sovyetler Birliği'nin resmi ideolojisi olan komünizmi çağrıştıran unsurlarla karşılaşıyoruz. Sayın Sezer, "uluslararası tekelci sermayenin, özelleştirme yöntemiyle iç pazarı ele geçirmesinin ulusal ekonomiye zarar vereceğini" söylüyor ki, bu düşünce, Lenin'in ünlü "emperyalizm teorisi"nde sözünü ettiği "sermaye ihracı" kavramıyla pek bir örtüşüyor. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu'nun "emperyalizm ve evrensel kapitalizm"i düşman ilan etmesi de aynı paralelde.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ise komünizmin bir diğer unsuru olan "bilimcilik"le yoğrulmuş şeyler söylüyor. "Rasyonalizm" ve "pozitivizm"i övüyor ve 19. yüzyılın ilk yarısında positivist felsefe üzerine bir "insanlık dini" kurmuş, kendisine de "Pozitivizmin Papası" adını vermiş olan Auguste Comte'u referans veriyor. Comte, aynı zamanda demokrasiye karşı çıkmış, bunun yerine "hiyerarşik bir elitler yönetimini" savunmuş bir düşünür.
Tüm bunlar gerçekten çok enteresan… Anlaşılan Devlet Bakanı Sayın Abdüllatif Şener "her Mülkiyeli biraz komünisttir" derken mübalağa etmemiş. Veya eski Brüksel Büyükelçisi emekli diplomat Temel İskit: "Laikçi cephe bizi Kuzey Kore yapmak istiyor" derken, (Radikal, 5 Haziran 2006) abartmamış. Türkiye'nin "mülkiyelilik"le sembolize edilen bürokrasisinde ve "laikçi cephe"nin diğer cenahlarında, komünist ideolojinin; otoriter devlet, kapalı ekonomi, din özgürlüğünün sınırlanması, bilimin dine alternatif yeni bir inanç sistemi olarak algılanması gibi temel unsurları var. (Tabii bu "Sovyetik" değil "yerli" bir komünizme karşılık geliyor, "Kadro" dergisi veya Doğan Avcıoğlu tarafından geliştirilen türden… )
Kimi devlet büyüklerimizde böyle bir ideolojik eğilimin varlığı ise aslında başlı başına sorun değil. Hepsi okuyup-yazan insanlar; elbette fikirleri olacak. Sorun, bu ideolojik eğilimin "cumhuriyetin temel nitelikleri"ne teşmil edilip, tartışılmaz birer ilke halinde önümüze konması. 19. yüzyılda üretilmiş, 20. yüzyılda çürümüş olan pozitivizm, sosyalizm, ekonomik izolasyonizm gibi anlayışların 21. yüzyılda "ilericiliğin" gereği gibi sunulması, bunların tartışılmasının bile "irtica" sayılması ise aslında traji-komik bir durum.
Kuşkusuz vatandaşların çoğu söz konusu ideolojiye itibar etmiyor. Örneğin ben bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, insan haklarının devlet değil Allah tarafından verildiğine ve devletin bunları geri alma yetkisi olmadığına inanıyorum. Laik devletin hem ilahi dinlere hem de ateist felsefelere (örneğin pozitivizme) eşit mesafede durması gerektiğini düşünüyorum. "Evrensel kapitalizm"le içiçe olan Güney Kore'nin kalkındığını, ona set çeken Kuzey Kore'nin süründüğünü görüyor ve seçimi birinciden yana yapıyorum. Dahası, ülkem "İslami kapitalistler" tarafından zenginleştirilir ve "Müslüman demokratlar" tarafından Avrupa Birliği'ne taşınırken, bazı üst düzey devlet memurlarının sahip olduğu laikçi/sosyalist ideolojinin "terakkiye mani" olmasından ciddi şekilde endişe ediyorum. Asıl "irticai tehlike"yi de bu ideolojinin tartışılmasında değil tartışılmamasında görüyorum.
Bir vatandaş olarak bu fikirleri her düzeyde savunma hakkım var mı? Böyle düşünen milyonlarca vatandaş aynı hakka sahip mi? Bizi temsil etsinler diye parlamentoya seçtiğimiz milletvekilleri, siyasi iradeye tam olarak sahipler mi?
Demokrasi, bu sorulara "evet" dendiği yerde başlar. "Hayır" dendiği yerde ise çoktan bitmiştir...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 27, 2006 11:15 AM




Sayın Mustafa Akyol
Keşke bu duruşlarında samimi olduklarına inansam size bbir itiraz yazısı yazacaktım.Ama öylesine karmaşık bir iktidar kavgası,menfaat çatışmaları düzeni var ki sizin müslüman demokrat diye adlandırdıklarınızda aynı samimiyet imtihanından sınıfta kalmışlardır.
Biz gençken ideallerle bürünmüş gözlerim şimdi hangi menfaat çarklarının nerede döndüğünü iyi görmekte hatta bazen bu çarklara yağ katmayı gerektirmekte.Bu nedenle konunun ideal bir platformda tartışılmasına karşıyım.Şunu anlamamız gerek.Siyaset bir çıkar düzenidir.Her kim içinde yer alıyorsa;istisnalar her zaman ki yerinde duruyor,kaideler namuslu;iktidar,maddi çıkar,manevi çıkar gibi muhasebesi oldukça derinlerde yeralan,adalet manzumesi sıratın en inceldiği yerde yazılan bu bataklıktan çıkması zordur.Ee bu bataklıkta siz bu yazınızla gelincik ve kar çiçeklerini aramışsınız!
Sahi hiç kar çiçeği topladınız mı?
Kar çiçekleri bana annemi hatırlatır.Bir annenin evladına olan ilişkisi kadar saftır,ilahidir kar çiçekleri.
Saygılar
Yazan: salih Tarih: October 27, 2006 12:09 PM
yazıya aynen katılıyorum. devletin tepesindekilerin, bir başka ifadeyle iktidarı elinde bulunduranların ideolojilerini açık ve net bir şekilde soylemeleri halinde karşılaşacakları eleştiriden çekindikleri bir gerçek.
fakat bu eleştiriyi yapacak olanların seslerinin pek gür çıkacağını sanmıyorum. medya askerlerin ve de elitist tabakanın maşası konumunda. 28 şubatı hatırlayalım. özgür bir medyamız olmadığından, meclis başkanı laikliği yeniden tanımlayalım dediği zaman yer yerinden oynuyor. aslında sayın Arınçın kastettiği tüm elitist tayfanın iktidarını yeniden tartışalım idi çünkü ellerinde olan en büyük koz "laiklik" onu da istedikleri gibi tanımlıyolar.
iktidar sahiplerinin bu çıkışları hükümetin de elini güçlendirmektedir. kaç tane makam vekillerle yönetilmekte? bu şekilde hiçbir hükümet iş yapamaz. efendim kadrolaşıyolar. bunun adı kadrolaşmaksa varsın öyle olsun. üniversitelerde var olan dinazorlar 7 sülalelerini öğretim üyesi yaparken CHP ve yardakçısı medya nerede? ülkenin bilimsel geleceğini karartıyolar ama kimsenin umrunda değil.
kadrolaşma anlamında şuna da değinmek istiyorum. ist belediyesi 3 dönemdir AKP nin elinde.(RP, Fazilet). orda var olan kadrolaşma da üni.lerde varolan kadrolaşmaya benzemekte. çünkü orası da yakında devletin çürümüş bürokrasisine dönecek. iş yapmayan bi ton tayfa var. lütfen araştırılsın bu adamlar günde kaç saat çalışıyolar. işe ne zaman geliyolar ne zaman paydos diyolar. Kadir Topbaş beyfendi önce bu işleri düzene koysun sonra ist.yi. çünkü yakında bu hanedanlığa laf geçiremeyecek.
saygılar
Yazan: sahin Tarih: October 27, 2006 2:12 PM
sevgili mustafa abi,gerçekten sizi ilgiyle takip ediyorum.son kitabınız olan kürt sorunun yeniden düşünmeyi okuyorum.çok bilgi verici ve değerli bir kitap.sizin entellektüel alt yapınıza hayranım.biyoloji mezunu olmamanıza rağmen ateizmi yerle bir eden akıllı tasarım teorisini çok güzel savunuyorsunuz.karşınızda koca koca evrimci profların nasılda dağıldıklarını görmek açıkçası beni mutlu ediyor.allah kaleminize kuvvet versin.
Yazan: cüneyt Tarih: October 27, 2006 4:55 PM
..........
ABD'nin Bağımsızlık Bildirgesi'nde "insanların… Yaratıcı'ları tarafından verilmiş asla çiğnenemez haklara sahip oldukları" yazılıydı.
...........
ne kadar inançlı insanlar bunlar böyle.insanların doğuştan gelen hakları vardır deseler daha bir kuşatıcı olurdu belki.herkes Tanrı'ya inanmıyor.buna rağmen yaratıcıdan bahsetmişler.bravo.
ABD'nin eleştirdiğimiz taraflarını bir yana koyarsak sırf bu Yaratıcıya olan imanları birgün onları hidayete erdirebilir.Sovyetleri devirdiler şimdi sıra evrimde.O da gidici gözüküyor.
ABD'ye birde bu gözle baksak.yüzümüzü Avrupaya değilde ABD'ye çevirsek belkide demokrasimiz ve laikliğimiz çoktan yoluna girerdi.
çok mu safça düşünüyorum acaba?..
bir devlet kendisini tehlikede hissettiği anda bazı sınırlamalar getiremez mi?..komünizmi reddetmekle beraber bir devlet bu kadar serbestliğe izin vermeli mi?..bu sorularda insanın aklına geliyor..
kafam ne kadar karışık değil mi?burda bırakayım en iyisi..
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: October 27, 2006 8:49 PM
Ben bahse mevzu zihniyetin sosyalist dünya görüşüyle mutlak şekilde ilişkilendirilmesini hayli yanlı ve yanlış buluyorum.Bundan bir kaç yıl önce, örneğin 28 şubat döneminde aynı zihniyetin nasıl batıcı/ABD'ci olduğunu şöyle bir hatıra getirmek ve bundan önce yaptığı zulumlerin hepsinde batıya, batıcılığa dayandığını hatırlamak yeterli olacaktır.Seksen küsür senedir çanak yalayıcılığını yaptığı batıyla bugün ters düşüyor ve elindeki saltanatı kaybetmemek için anti emperyalist çizgiye geliyor olması bizi yanıltmamalı.Bundan daha önce Türkiye'deki sol akımlarıda iyice ezdiğini hatırlarsak aslında bu çetenin, elindeki saltanatı kaybetmemekten başka hiçbir ideoloji ya da dini olmadığı ortaya çıkmaktadır.
İşte bu noktada yapılan sunum hayli yanlı bir sunumdur.İki şık arasından tercih yapın; ya Sosylist resmi ideoloji ya da Emperyalist Batı...
Böyle bir okuma neden tercih edilmektedir?Bu sözün sahibinin ön kabulunde yatıyor.Meseleye bir taraftan yaklaşılıyor batı tarafından. Halbuki bir müslüman olarak bakıldığında yani kendimizi mutlak manada bir tarafa ait hissetmeden yaklaştığımızda bu iki dünya görüşününde olumlu ve olumsuz tarafları var.Fakat bu bağlamda dünyaya/dünyada yakın zamanda hakim yada güçlü olmuş iki ideolojinin çarpışmalarında kendimizi taraf haline getirmemiz neyle açıklanabilir?
Şununla; bu iki görüşten birine dayanmakla...
İslami bir bakış açısıyla meseleyi masaya yatırıp Kapitalizm'in tüm dünyaya getirisi götürüsü ne olur? Bu uygulandığında tüm insanlığa saadet getirir mi? diye hiç tartışmadan birden bu görüşle ve takipçileriyle aynı çizgiye geliveriyoruz.
Bu ideolojinin nasıl oumsuz yönlerinin olduğunu tüm dünya İslam alemi başta olmak üzere görüyor ve yaşıyor.Bu aslında tamamen nerden baktığımızla ilgili ben İslamdan bakıyorum, tüm tarihimizi eleştirinin dışında tutmayarak, nerde hata yaptık diyerek, ne yapmalıyız diyerek, benim gibi düşünen kaç kişi var diyerek, amacım gücüm ne diyerek, İslami bir yenilenmenin tekamülün önünü nasıl açarız diyerek, yenilenmeden ne anlıyorum diyerek, tamamen meşruiyetimi haktan/Hukuktan, haklılıktan alarak ve kendimize ait değerlerle tanımlayarak insanlığın huzur barış ve saadeti için ne yapabiliriz diyorum.
Diyalog içinde olmalıyız kendimizi kapatamayız fakat bu onlar gibi, seküler bir bakış açısını temelinde barındıran bir perspektifi/Emperyalizmi tamamen kabul edilebilir bir sistemmiş gibi sunan bir anlayışı meşrulaştırmak gibi bir amaç taşımamalıdır.Herşeyden önce bizim İslami yani Allah'ın rızasına uygun bir sistem dahilinde bir bakış açısı geliştirmemiz ve böylece insanların huzur barış ve saadeti için birşeyler yapmaya çalışmamız söz konusudur.Zaten böyle bir sistem evrensel nitelikte olacaktır.
Yoksa emperyalizm'in böyle ulvi bir derdinin olduğunu hiç düşünmüyorum.
Malumun ilamı abestir...
Saygılar,
Muhammed Ali DİKTAŞ
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: October 27, 2006 11:43 PM
Kara Kuvvetleri Komutani Orgeneral Ilker Basbug ise komünizmin bir diger unsuru olan "bilimcilik"le yogrulmus seyler söylüyor. "Rasyonalizm" ve "pozitivizm"i övüyor ve 19. yüzyilin ilk yarisinda positivist felsefe üzerine bir "insanlik dini" kurmus, kendisine de "Pozitivizmin Papasi" adini vermis olan Auguste Comte'u referans veriyor.
Şöyle söylemiş/okumuş İlker Bey :
"Atatürk'ün düşüncelerinde ve gerçekleştirdiği "Türk Devrimi"nin temellerinde büyük ölçüde rasyonalizm ve pozitivizmin izleri bulunmaktadır. Rasyonalizmin önemli temsilcilerinden Descartes'ın "Metot Üzerine Konuşmalar" kitabı Atatürk'ün isteğiyle Türkçeye çevrilerek basılmıştır. Rasyonalizmin diğer önemli temsilcisi olan Kant'ın eserlerinden "Kant ve Felsefesi" adlı inceleme de yine o dönemde yayımlanmıştır. Pozitivizmin öncüsü Auguste Comte da incelediği düşünürler arasındadır."
(Şerafettin Turan'ın kitabından aynen aktarma yaparken dikkatsiz davranmış olacak ki Mehmet Emin Erişirgil tarafından hazırlanıp 1925 yılında basılmış olan "Kant ve Felsefesi" adlı kitaba "Kant'ın eserlerinden" demiş.)
Eksik söylemiş aslında. Kemalizmin pozitivizmden de geçip düpedüz materyalist inançlara göre hareket etmiş olduğu bilinen bir şey. Yalnız Kant felsefesini bu bağlama yerleştirmek o denli doğru değil. Pozitivizm Kant felsefesinden önemli ölçüde ayrımlaşmış bir yorum. İlki ikincisinin devamı sayılamaz. Kant felsefesi transendental idealizm olarak bilinir ve aslında daha çok materyalizm ile yakınlığı olan pozitivizm bundan oldukça farklıdır. Erişirgil'in 1925'te basılmış olan kitabı incelendiğinde 1930'lardan itibaren dillendirilen söylemlerin bundan önemli ölçüde farklılaşmış olduğu anlaşılabiliyor. Materyalistlerin Kant'tan hiç de haz etmedikleri bilinen bir şey. Tabi bu, Kant'ın "tümüyle doğru yolda" olduğu gibi bir anlama gelmiyor. Immanuel Kant düşünce tarihinin önemli mimarlarından biri ama düşüncesinde "tabiat"a da yer vermiş. O'nda Berkeley düzeyinde bir idealizm yok.
İlker Bey (yani Şerafettin Turan) Comte'un yanında rasyonalizmden, Descartes'ten, Kant'tan filan değil de Hobbes, Diderot, Feuerbach vb.den söz etseydi herhalde daha tutarlı konuşmuş olurdu.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: October 28, 2006 1:09 AM
"Evrensel kapitalizm"le içiçe olan Güney Kore'nin kalkındığını, ona set çeken Kuzey Kore'nin süründüğünü görüyor ve seçimi birinciden yana yapıyorum. Dahası, ülkem "İslami kapitalistler" tarafından zenginleştirilir ve "Müslüman demokratlar" tarafından Avrupa Birliği'ne taşınırken, bazı üst düzey devlet memurlarının sahip olduğu laikçi/sosyalist ideolojinin "terakkiye mani" olmasından ciddi şekilde endişe ediyorum. Asıl "irticai tehlike"yi de bu ideolojinin tartışılmasında değil tartışılmamasında görüyorum.
Sn Mustafa Bey,
Sosyalist ideoloji insanliga cok aci bedeller odetti, kabul. Ancak evrensel kapitalizm cok mu masum?? Secimi birinciden yana yapiyor olmaniz tam manasiyla yuregimi incitti :(
Evrensel kapitalizmin kimleri ne bedel karsiliginda zenginlestirdigini bilmiyor muyuz biz? Ya da ola ki Irak gibi ayaklarina takiliverirsek dislerini etimize gecireceginden suphemiz mi var?
Musluman demokratlar tarafindan Avrupa Birligi`ne tasinan ulkenizin geleceginden ne kadar umutlusunuz Allahaskina? Hepimiz biliyoruz ki bunun demokrasiyle, ozgurlukle filan degil, sadece ve sadece menfaatle alakasi var. Menfaatlerine uygun gorurlerse alacaklar bizi.
Amerikan politikalarini yonlendiren ideolojinin de ozgurlukle, demokrasiyle, Allah`la, dinle uzaktan yakindan alakasi olmadigi gibi Mustafa Bey. Onlar dahi kendi menfaatleri icin neyi uygun gorurlerse onu yapiyorlar. Ve dahi menfaatlerini korumak ugruna kibirden, yalandan, kustahliktan, zulumden, haksizliktan, acimasizliktan zerre kadar cekinmiyorlar...
Musluman demokrat, Islami kapitalist!! Olmaz hocam. Bu tabirler bize ait degil. Bu tabirlerden `Islam` lafzini kaldiralim. Gun gelecek su evrensel kapitalizm dediginiz sey tarih mahkemelerinde agir yargilanacak. Islam asla kapitalizmin gunahlarina ortak olmaz. Musluman fayda gorecegini umuyorsa, o dahi bedelini oder.
Bizim laikcilerimizin komunistligine gelince; iktidar kavgasinda muhafazakarlik, otoriterlik, baski ve din karsitligi onlarin payina dusuyor. Sizin ifadenizle eger evrensel kapitalizm musluman demokrati iktidar yaparsa laikci muhalif de komunisti oynamak zorunda kaliyor. Ne yaman celiski degil mi ;)
Saygilar...
Yazan: Elif Tarih: October 28, 2006 2:18 AM
Yıllarca komünizm bu kış/yaz gelecek tehditiyle halkı tehlikeden koruma : ) misyonunu dikte edenler yine aynı çevreler değil miydi?..
Şimdi bakıyoruz ki korumaya çalıştıkları şey kendilerinin aynıymış meğer...
Halkın bu tür kurtarıcılardan kurtarılması gerekiyor bence...
Mustafa Bey'in yazısındaki resim bana stadyumda ağır silahlarla yapılan gösterileri anımsattı...
Eh komünistleri örnek aldığımıza göre bizimde aynı türden,halkımıza(!) karşı gövde gösterisi yapacak törenlerimiz olmalıydı değil mi?..
29 Ekim törenlerinde bir kez daha ağır silahlarımızın sergilendiği,tankların yürüdüğü,savaş uçaklarının akrobasi yaptıkları törenleri izleyeceğiz...
Tıpkı komünist ülkelerdeki gibi..
Bizim neyimiz eksik ki onlardan...
Yazan: Tarık T. Tarih: October 28, 2006 9:46 AM
Elif Hanım fikirlerinize katılıyorum.
Mustafa Bey'de bir rahatlık var nedense.bize ABD'yi ve değerlerini hoş gösterme çabası var sanki.
biz kendi değerlerimizle varolmalıyız.köklü bir medeniyetimiz var.kendi medeniyetimizi ve değerlerini canlandırmak için çaba sarfetmeliyiz.
kapitalizm ve demokrasi adı altında müslümanlara neler çektirdiklerini hepimiz biliyoruz.bizim kafamızı karıştırmayın Mustafa Bey.ayaklarımızın üstüne sağlam basalım lütfen.rica ediyorum.
saygılar,sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: October 28, 2006 11:11 AM
Değerli yorumcular, kafaları bir hayli karıştırabi
lecek bir yazı kaleme almış Mustafa bey. Bu konuda
kendi kafasının da açık olmadığı ortada. Birincisi
OYAK marifetiyle uluslararası kapitalist sistemle
tam bağlaşık bir zümreyi, kapitalizm karşıtı görmek birinci yanlış. Sosyalist toplum tezahürünü
Stalinci katillik, ve marksist tanrı tanımazlık
şekline büründürmek yanlışını bu şekliyle sunmak
ikinci yanlış. Sosyal adalet ve yardımlaşma duygu
su da toplumcu bir yaklaşım içerir. Ticarete de
karşı çıkmıyor dinimiz, şimdi hangi sisteme daha
yakın duruyor, fakihler çıksın işin içinden. Her
halde Kur'an neredeyse İnfak ve Namazdan en vurgulu şekilde bahsederken bu dengeyi kurmak zor olmasa gerek diyorum. Tabii ki nefse kapitalizm çok cazip geliyor. Levis kot için insanlık neler kaybetti dersek abartmış olmayız. Bakmayın siz
laikçi tayfanın yardakçı apartmak için geliştirdi
ği materyalist söyleme. Konjoktür öyle esiyor,ABD
İslamla ittifak gereği duyarsa, Kürsülerden Ayetler ve hadisler okunur. Muhaddis kesilirler de
biz gene kenarda kalıveririz. İstikamet üzre olmak
yada gönlü gerçeğe rabteylemek, türlü çeşit esen
rüzgarlara rağmen rotayı kaybetmemek zor iş. Hele
Ege'nin Akdeniz'le bağlaştığı yerde Akdeniz üçle
mesi diye karışık rüzgarlar vardır. En usta kaptan
lara denizleri dar eder. Elan küremizde rüzgarlar çok karışık esiyor. Ben yinede Selçuk ve Osmanlı
Yadigarı Denizcilerimizin bu denizlerden bizleri,
kazasız belasız karaya ulaştıracağına inanıyorum.
Her kayıkçı lakırdısını fazla ciddiye almaya gerek
yok diyorum. Böyle havalarda Osmanlı leventleri,
kulaklarına çiçek takar güvertede böcek yakalarmış
Saygı ve selamlar. Levent.
Yazan: levent Tarih: October 28, 2006 11:30 AM
bazı yorumcuların dediği gibi bende bir müslümanın kendi bakış açısı olması gerektiği... aslında olması gerektiği değil zten var olduğu.bunun farkına varılmadığı zaman suçu nesnede değil öznede aramamız gerekir.
müslüman kelimesinin önüne sonuna demokrat faşist gibi kelimelerin yerleştirilmesini kasıtlı buluyorum.(söz meclisten dışarı)müslüman kimliği olabilecek en güzel kimliktir.tabi taşıyabilen için.islamda en gzel sistemdir.
bide gördüğüm kadarıyla bu kadaş peşmekeş arasında haklı olarak umutsuzluktan yakınanlar olmuş. umut herşeyin güzel oldğ ortamda biter bence. güzelin yanında çirkinin bulunması ve bizim o çirkinide güelleştirme çabamız bizim umudumuzdur.yalnız çirkin güzelden fazla ise ve biz rehavete kapılıp yapamayacağımızdan kokmuşsak en kötüsü bu olurdu heralde..
sayın cumhurbaşkanı koltuğuna oturur oturmaz militanlarını teker teker afettirerek kendisinin komunist olduğunu ilk baştan belli ettirmişti zaten.fazla düşünmeye (en azından reisi cumhur için) gerek yok.
saygılar...
Yazan: zencir Tarih: October 28, 2006 11:59 AM
Mustafa Bey’in son yazısı, çoğu yazısında olduğu gibi, bir sehli mümteni örneğiydi. Bugünden bakan, ama dünü çok iyi bilen bir bakış. Laikçilerle dindarların tarihi, yaşananların derinliğinden dolayı, çok uzun bir tarihtir. O tarihi kuşatıcı bir şekilde okumuş olanlar bu yazının göndermelerini çok iyi anlamışlardır. Basit bir iktidar kavgasına göre şurda veya burda konum alındığını düşünmekse, ancak bizimki gibi, akşamdan sabaha, bir çırpıda çoşku ve inançla hiçten bir devlet kurulduğuna inandırarak insan “eğiten” bir sistemden gelenler için normaldir . İslam’a gönderme yaparak kendimizi, yaşadığımız toplumdan ve onun bize verdiği eğitim, algı ve zihniyetten kurtaramayız; nitekim çoğumuz da hala kurtaramadık. Yaşanan süreci realite içinden kavramalıyız. Dünyada hiçbir düzen akşamdan sabaha kurulamaz. Değil devlet, devletler, sistemler mafya bile bize öğretildiği gibi iş yapamaz. Dünyadaki çıkar kavgalarının temelinin “ekmek” olduğunu düşünenler için bu kavgalar, seçim sandıklarındaki sonuca göre yer ve yön değiştirebilirler. Fakat gerçek dünyada bir mafya düzeni bile çok daha uzun süreli planlara dayalı işler. Bizim mantığımızla olsa olsa çiftçi hesabı yapılır. Ayrıca çıkar kavgalarının temelinde “ekmek” kavgasının yattığını düşünmek başından bir yargıyla hareket edildiğini gösterir. İslam’dan bakıyorsak daha farklı bir yere gitmemiz gerekir. Evet, yaşanan çıkar kavgasıdır ama “çıkar”ın tanımı yanlış. İnsanın inanmayanı yoktur hepsinin çıkarı inancıdır. Mahallemizin çıkarcılarıyla dünyanın çıkar çarkını çevirenleri karıştırmayalım. Ve bu kavga dün çıkmadı yarın da bitecek değil.
Bahse mevzu zihniyet, uzlaşmazlığı, kibri, acımasızlığı, kesin yargılılığı, pişkinliği, saygısızlığı, değer tanımazlığı, uç kök bırakmadan her şeyi yakıp geçmesi vs. özelliklerinden de anlaşılacağı üzere kesinlikle sosyalizmle alakalıdır. Bu zihniyetin İslam’la tek alakası insanlığı ondan korumayı Müslümanlar üzerine bir borç kılmasıdır.
Yazan: Hande Eren Tarih: October 28, 2006 12:11 PM
Hande Hanımın yazısından anladığım kadarıyla bahsimizin mevzusu olan zihniyet kesinlikle sosyalist olduğu için bununla mücadelenin tek yolu realiteden bakınca evrensel kapitalizmle işbirliği yapmaktır.çıkar çarkını döndürenler büyük oynadıkları için bizim direnmemiz veya kendi değerlerimizle ayakta durmamız zor
eğer yanlış anlamadıysam bu düşünce çok teslimiyetçi ve proje üretmeyen bir zihniyet gibi göründü bana.
bir çarkın içinde yuvarlanıp durmak zorunda kalsak da kendimize ait projelerimizi geliştirmekten kendimize güvenmekten korkmamalıyız.entellektüel insanlar,toplumun önünü açacak olan herkese ve herşeye rağmen düzene karşı fikir üretebilen insanlardır.ben bu anlamda Mustafa Beyi devrimci olarak düşünürdüm ama sadece evrimi deviriyor galiba.
muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut.ben Türkün ve kendini bu topraklara bağlı Türk olarak hisseden herkesin titreyip kendine geleceğini ümit ediyorum.ümitsiz değilim.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: October 28, 2006 3:01 PM
Saptamalarınız olağanüstü...
Efendim , kemalizm adı altında bataklığa saplananlara esasında sormak lazım peygamber bildiğiniz Atatürk simdi olsa kemalist ideolojiye ne derdi?
Esas hata şu; Cumhurbaşkanımız ve tsk dahil kemalist çizgideki herkes ülkeyi 1930 lu yıllara çekme çabasında. Atatürk'ün 30'larda uyguladığı politikaların şimdiye modifiye edilmesi gerekiyor sözüm ona bu muhteremlere göre.
Herkes ülkesini ileriye götürmek ister. Bizim kamu otoritesi ise geriye. Kardeşim Atatürk o yıllarda hem ülkenin uluslararasındaki konjuktürü hem de yeni kurulmus rejimin iç dinamiğinin belirli bir temele oturtulması gereği sıkı bir merkeziyetci ve baskıcı politikalar uygulamıs olabilir. Ama hedef untuulmasın ki muassır medeniyet seviyesidir.1930 lar bizi o seviyelere goturmez. Su anki muassır medeniyetler liberal, özgürlükçü ve kurumları son derece domokratik olan devletlerdir.
Unutulumasın kimsenin bu ulkede burjuvazi veya elit kesim yaratma hakkı yok. Devlet için halk yoktur halk için devlet vardır. Bunu tanzimatçı babiali bile anlamış, bizim babiali hala anlayamadı.
Yazan: Ozan Kırgız Tarih: October 28, 2006 3:54 PM
"Atalarımızın uğrunda mücadele ettiği devrimsel düşünce, bugün dünyada yayılıyor: Bu, insan haklarının, devletin bonkörlüğünden değil, Tanrı'nın elinden kaynak bulduğu inancıdır." (ABD Başkanı John F. Kennedy, 20 Ocak 1961)
Mustafa Akyol açıklar mısınız lütfen neymiş ABD nin dünyaya yayılan devrimsel düşüncesi? Nasıl yani ABD'nin Irak dahil bütün dünyada yaptığı kötülükler Tanrı'nın elinden mi kaynak buluyor demek istiyorsunuz?
ABD, Irak'ta işlediği insanlık suçlarının ilhamını John F.Kennedy nin bu konuşmasından mı alıyor acaba? İnsan haklarıymış. Buna kargalar bile güler.
ABD hayranlığınızı biliyoruz ama bu kadarına da pes artık. Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesini ve değerlerini savunanları komünist diktatörlere benzetmeye çalışmakla ancak kendinize güldürürsünüz.
Komünist rejimi dinsel diktatörlüklerle yönetilen ülkelerle mukayese ederseniz anlarım. Her ikisi de ütopya çünkü.
En iyisimi siz boş verin Türkiye Cumhuriyetiyle uğraşmayı da ABD nin devrimsel düşüncelerini yaymaya ve bizlerle paylaşmaya devam edin. Sayenizde insan olduğumuzun farkına varıyoruz hiç olmazsa. Yaşasın Amerika Birleşik Devletleri. Allah ABD yi başımızdan eksik etmesin.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: October 28, 2006 7:03 PM
bana çok garip gelen yorumlar okuyorum.teknolojik olarak gelişmiş ülkelerin değerleri ne ise geri kalmış ülkeler o değerleri benimseyerek muasır medeniyet seviyesine yükselecekler.ileri ülke komünist ise bizde komünist liberal ise bizde liberal.
peki biz kimiz Allah aşkına?.ne zaman bu ülkenin insanları kompleksten kurtulup kendi değerlerine uygun politikalar üretecek.rüzgar ne yönden eserse o yöne savrulmak.hiçbir milli duruş yok.
yıllarca batılılaşma yüzünden insanların beyni yıkanmış.normal görmek lazım.Akif ne güzel ifade etmiş.
-medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar--
diyerek.
sanırım bu batıcı demokrat arkadaşlar büyük ortadoğu projesinide canı gönülden destekliyorlardır.çünki yüksek değerler bunlar.
savunmazsanız ayıp olur.
Yazan: deniz Tarih: October 28, 2006 7:05 PM
Mustafa Bey'e katılıyorum.Tartışılan konular bir tabuya dönüşme niteliğini almaya başlıyorsa özgürlükten ve demokrasiden söz edilemez.Saygılar İrem.
''Cumhuriyet ve özgürlük olmayan yerde; gerçek dine,dindarlığa Gerçek Müslümanlığa yer yoktur.''
Kazım YARDIMCI'NIN İSLAMDA ŞERİAT VE TARİKAT İSİMLİ KİTABININ ÖNSÖZÜNDEN...
http://www.varliktanveriler.com/new/kitap/islam_seriat/
ÖNSÖZ (1)
Cumhuriyet ve özgürlük olmayan yerde; gerçek dine,dindarlığa Gerçek Müslümanlığa yer yoktur.
Saltanat,padişahlık,krallık sistemi, Emeviler tarafından İslâm’a Musallat edilmiş gayet zalim ve tamamen beşeri, şahsi iradeye-Melik, sultan, şah iradesine-dayanan despot ve faşist bir sistem
dir. Diktatörlüktür.
Arada bir, Ömer b. Abdülaziz ve Murad-ı Hüdavendigar gibi iyi Hükümdarların çıkmış olması, bu saltanat ve padişahlık sisteminin İslâmi Sisteme ters düşmediğinin kanıtı olamaz. İyi padişahların iyilikleri, kendi iyilikleridir. Ya da kendilerine özgüdür.Yoksa padişahlık sisteminin iyiliğinden değildir. Tarihte de bu iyilerin sayısı üç-beşi geçmez. Bunlar gayet azdır.
Önemli olan sistemdir. İslâm Sistemi, Cumhuridir. İnsan Haklarına saygılı ve insanın özgürlüğüne hürmetkardır.
Batı Demokrasisi, İslâmi değildir. Ancak Sosyal Demokrasi İslâm’a en yakındır.Özgürlüğün olmadığı yerde ise samimi Dindarlık olamaz.
Peygamberin(S.A.S) Hadisine göre: “Benden sonra Hilafet-yani Şeriat- 30 yıldır. Ondan sonra vahşi Meliklik, Krallık başlar.” Zira Hz. Ali, Ebubekir, Ömer, Osman yani 4 Halife gibi birinin Halife olmadığı yerde Şeriat olmaz. Faşist krallık,diktatörlük olur. Şeriat adına zulüm yapılır. Kralın her şahsi emri, Şeriatın emri gibi gösterilir.Ulema da korkusundan bunu tasdik eder. Zulmün adı Şeriat olur, Maazallah...
4 Halife; gayet Muttaki, Âdil ve Özgürlükçüdürler.Ve toplum tarafından sevilen büyük zat’lardır.
Kazım YARDIMCI
“Şeriat,Tarikat yoldur bilene
Marifet, Hakikat ondan içeru...”
Yunus Emre
Saltanat, dikta rejimleri İslamla bağdaşmaz. Batı demokrasisi İslami değildir. Ancak; Sosyal demokrasi, sosyal devleti, sosyal adaleti ve bireyin özgürlüğünü önerdiği için İslama en yakın olandır.
Cumhuriyetle Devletimiz ayaktadır. Ona, Allah korusun; birşey olursa Devletimiz yıkılır. Dini-Vatanı koruyan Devlettir. Devlet olmazsa Vatan olmaz. Vatan olmazsa ne Din kalır ne de Millet. Onun için; Atatürk’ün ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyetin aleyhinde olanlar, aslında bilmeyerek de olsa Din düşmanlığı yapmaktadırlar. Bilmeden yapıyorlarsa gaflet ve cehalet içindedirler. Bilerek, yapıyorlarsa hıyanet içindedirler. Camilerimizi, Ezanımızı, Dinimizi koruyan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetleridir. Biz Cumhuriyetçiyiz.
Samimi, Mütedeyyin Müslüman kardeşlerimizin bu gerçekleri bilip ayık olması; ütopik (Hülyacı-hayalci) ve yobaz mollaların ve çoğu cahil ve çıkarcı ve şekilci, kisveci olan şeyhlerin oyunlarına gelmemeleri lazımdır.
Gerçeği arayan ve sevenlere selam olsun.
KÂZİM YARDIMCI/ADIYAMAN
http://www.varliktanveriler.com/new/kitap/islam_seriat/
Yazan: İrem Kılıç Tarih: October 31, 2006 12:01 PM
Çagdaslik tabusu
Topluma dayatilan tuhaf ülküler hakkinda Cemil Meriç'in sahane bir yazisi var, küçük bir alinti:
Yazinin tamami için :
http://gelenek.wordpress.com/2006/10/18/bir-soru-bir-cevap-cagdaslasmak-de-demektir/
Yazan: Tunç Tarih: November 3, 2006 12:18 AM
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: İslamdan/Kurandan bahsederken bir hukuk ya da modern bir kanun kitabından bahsetmiyoruz.İslam/Kuran bize ancak genelgeçer ahlaki ilkeleri verir, bu ilkeler içinde hukuka ve sosyal hayatın düzenlenmesine dair mesaj/buyruklar da vardır fakat şunu da gözden kaçırmamak gerekir ki bu mesajların her çağda insanları nasıl kuştacağı tamamen İçtihada dayanır.
Bu bağlamda bahse mevzuu ideolojilerin insan/ahlak gerçeğinden yola çıkarak geliştirdikleri sistemlerinin İslamın genelgeçer ölçüleriyle sınandıktan sonra bir ihtiyaça binaen kabul edilmeleri veya belli noktalarda faydalanılmaları yeni bir içtihad olarak görülmelidir.
Yoksa üzerine esaslı mütalalar yapılan bu izm'lerin külliyen reddi insan düşüncesine ve emeğine gözleri kapatmak olur ki bunun İslami bir yaklaşım olduğu ileri sürmek mümkün değildir.Bu düşünürler müslüman olmasalar dahi emeklerinin sonunda insanların bir ihtiyacına karşılık geliyor ve yeni çözüm/açılım getiriyorlarsa müslüman buna kulak kesilmek zorundadır yoksa 1400 sene öncesinin hukuki ve sosyal şartlarına göre şekillenmiş buyruk/şeriatı aynen/birebir bugüne taşıyarak problemlerimizi halletmemeiz mümkün değildir.
Söylediğim gibi Kuran'ı Kerim'in genel geçer hukuk ya da sosyal ilkelerinden yola çıkarak yeni şartlara göre ''Allah'ın muradına en uygun sistem/içtihad bugün ne olabilir '' diye kafa yorulmalıdır.Bu zaten islam tarihi boyunca uygulanan bir yöntemdir.
Benden hatırlatması...
Muhammed Ali DİKTAŞ
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: November 7, 2006 7:40 PM
Sağ cenahımızın tipik propaganda malzemesinin onyıllardır değişmemesi gerçekten trajikomik: "Gominis bunlar gominis, yaşlıları sabun yapacaklar."
Yani muhafazakarlık (köyde ağanın, evde kocanın, işyerinde müdürün, fabrikada patronun, toplumun vicdanında hocaefendinin ikidarını koruma şeysi) hangi kılığa girse, anafikir değişmiyor. Paşa'nın iktidarını eleştirir gibi yapmakla "muhalif", "ilerici" olduğumuzu sanıyoruz, amma ötekilere gıdım dokunmadan, hatta bizzat katmerlenmelerini savunarak.
Tevekkeli değil, muhafazakarlığın en "liberal" savunucuları öcü göstermecilikte Emin Çölaşan'ın gıdım ilerisine gidemiyor. Elbette, her önümüze gelenden Nuray Mert, Umur Talu, Oral Çalışlar kadar fikirsel tutarlılık beklemek onlara haksızlık olur. Yalnız şu maskeleri çıkarsak...
Yazan: Balbazar Tarih: November 15, 2006 5:52 PM
Sayın Balbazar,
Yani muhafazakarlik (köyde aganin, evde kocanin, isyerinde müdürün, fabrikada patronun, toplumun vicdaninda hocaefendinin ikidarini koruma seysi) hangi kiliga girse, anafikir degismiyor. Pasa'nin iktidarini elestirir gibi yapmakla "muhalif", "ilerici" oldugumuzu saniyoruz, amma ötekilere gidim dokunmadan, hatta bizzat katmerlenmelerini savunarak.
Burada oldukça ilgisiz bir karşılaştırma var gibi duruyor. Her sosyal grupta tabiki bir yönetim, bir iktidar şöyle yada böyle olacak. Bunu sağla solla ilgisi yok. Bunun meşrusu var, meşru olmayanı var. Hukuka uygun olanı var, olmayanı var. Demokrasiye uygun olanı var, olmayanı var. Bu yazıda uygun olmadığı düşünülen bir 'iktidar' biçimi eleştirilmiş. Savunulma biçimi de evet 'komünist'lerinkini andırıyor. Bunun ifade edilmesine "iyi ama diğer iktidarlara bir sözünüz yok" gibi bir karşılık vermişsiniz. Sanki onlar bundan çok farklıymış gibi. Tabiki böyle olur. Zaten şu an yaşadığımız durum demokrasi bilincinin yerleşmemiş olmasıyla ilgili. Öyle olmasaydı herhalde ikide bir meclis basanlardan, iktidarlarını "milli/vatani duyguların istismarı" yöntemiyle koruma çabasında olanlardan bunun hesabı sorulmuş olurdu.
Bu sitedeki yazılarda meşruiyyeti bulunmayan diğer alt düzey despotlukların "katmerlenmelerinin savunulduğunu" hiç görmedim. Bunu bu yazı ile ilişkilendirmeniz de ilginç olmuş.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: November 16, 2006 4:37 AM
Yani bir tarafta güzeller güzeli Hristiyan Amerikan kültürü, insan haklarının baba, oğul ve kutsal ruh tarafından verilmesi, diğer tarafta ise çirkin Sovyetler, yani insan haklarının devlet eliyle verilmesi...
Sizin öneriniz nedir? Hazır papa hazretleri teşrif etmişken ülkemizi topyekün bi vaftiz etse, hepimiz hristiyan olsak insan haklarını garanti altına almış olur muyuz?
Bir de şunu sormak istiyorum: Acaba insan hakları konusunda örnek gösterebileceğiniz bir müslüman ülke bulunmadığı için mi Amerika gibi bir hristiyan ülkeyi örnek verme gereği duydunuz?..
Yazan: Emre Sayar Tarih: November 20, 2006 12:45 PM
Mustafa Bey, şu kullanmayı çok sevdiğiniz laikçi sözcüğü üzerine.
Eminim, sizin için, ya da bir başkası için, dinsel tandanslı fikirlerinizde şeriatçı kelimesini kullananlar vardır, hem de çok vardır. Hoşunuza gidiyor mu?
Hoşunuza gitmesinden öte, bu sözcüğü kullananların entelektüel olgunluğu, fikir etiği konusunda ister istemez olumsuz bir düşünce sahibi olmuyor musunuz? Şahsen, ben oluyorum. Hem şeriatçı sözcüğünü, hem de laikçi sözcüğünü bu kadar hoyratça kullananlar için.
Yazan: Balbazar Tarih: November 22, 2006 10:26 PM
Cengiz Hocam,
Uzun uzun özelleştirme tartışmak istemiyorum. Ama sizce "Yahu durun bu özelleştirme denilen şey gerçekten çıkarımıza mı?" yahut "Hele yavaş olun özelleştireceksek planlı programlı yapalım bu işi" diyen herkese komünist, statükocu vs. damgasının vurulması sevimsiz değil mi?. Belki plan program yapmaya, temkinli olmaya bizden çok daha az ihtiyacı olan o özgür ve güçlü ekonomili Amerika'nın bile bir ulusal ekonomi politikası var: Örneğin, hükümetin parasını harcıyorsanız, geçerli bir sebebiniz olmadığı takdirde, Amerikan şirketlerinin ürünlerini kullanmak zorundasınız.
Cumhurbaşkanı eleştirip hükümet yüceltmek de. Misal, cumhurbaşkanını kadınlarımızı köşke sokmuyor diye eleştiriyoruz, ama hükümetimizin kadınlarımızı döven kendi milletvekiline karşı tavrı ortada. Aile içi şiddet, toplumumuzun en önemli sorunlarından biri, ama dillendiren "ailenin pişkinliği" pişkinliğiyle susturuluyor, bunu önlemek için mücadele eden kadın örgütleri "laikçi", "komünist".
12 Eylül'den beri birileri habire statüko yıkıyor, değişim rüzgarları esiyor, plansız programsız mevcut altyapı yerlebir ediliyor. Yerine konulan, konulması planlanan hiçbirşey yok. Durun adabıyla, hep beraber, tartışarak, araştırarak, değerlendirerek değiştirelim diyen susturuluyor. Pilot sözcüğü "ilk kurban" anlamında kullanılıyor. Mahkeme kararları çiğneniyor. En büyük yerleşim birimlerinde bile, yerel yönetimler mafya gibi çalışıyor. Kurumların kalifiye elemanları bizden değil gerekçesiyle uzaklaştırılıp, yerlerine yeterli niteliklere sahip olmayan insanlar yerleştiriliyor ve iyi işleyen kurumlar bile çökertiliyor.
Sonuç, ahlaki açıdan çökmüş, bütün kesimleri, bütün ideolojileri ile fanatik, tahammülsüz bir toplum. Ya öldüren ya süründüren bir sağlık sistemi, çocukların hergün birbirini bıçakladığı bir eğitim sistemi, çok tüketen ama birtürlü üretmeyi rayına oturtamayan, paranın üretmekle değil zarar etmekle kazanıldığı, tek bireyin tek hamlesiyle yerle bir olabilecek, ancak eşitsizlikleri daha çok arttırarak büyütülebilen bir ekonomi.
Kim suçlu? "Laikçi statüko". Sanki bu toplumda onyıllardır iktidar olan, onyıllardır bu eşitsizliklerin, bu haraç mezat satışların kaymağını yiyen başka hiçbir güç grubu yok.
Yazan: Balbazar Tarih: November 22, 2006 10:55 PM
Satın Balbazar,
"Kim suçlu? "Laikçi statüko". Sanki bu toplumda onyıllardır iktidar olan, onyıllardır bu eşitsizliklerin, bu haraç mezat satışların kaymağını yiyen başka hiçbir güç grubu yok."
:-))
Hangi iktidardan bahsediyorsunuz efem?
Görünürde iktidar olup atamalarını bile yapamayan, eli ayağı bağlanan, ama adına da demokratik seçimle gelmiş hükümet denen muktedirsiz iktidarlardan mı?
Yoksa her on yılda bir "Beyaz Türkler" tarafından "hassolar ve memolar"ın söz sahibi olmasına önlem olarak balans ayarlarlarının yapıldığı muz cumhuriyeti iktidarlarından mı?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 23, 2006 2:46 AM
Oluşumunda Cumhuriyet ideolojisi ve mirasının önemli payı bulununan, iyi-kötü fırsat eşitliği sağlayan bir eğitim sistemi sayesinde okuma fırsatı bulmuş, ve bugün aynı kendisiyle aynı koşullarda doğan bir Haso'nun bir tarikata kapılanmadığı takdirde aynı şansı elde edemeyeceğini bilen bir Memo olarak şunu sorayım:
Haso'ların Memo'ların çıkarlarına olan bütün yasaları TÜSİAD ricasıyla veto etmiş hacı cumhurbaşkanı da komünist midir sizce? Ya TÜSİAD, o da mı komünist?
Yoksa Haso'nun biri eli kanlı Mehmet Bey'lerin Mersedesine çarptığında oluşuveren toplumsal uyanış ve tepkiyi "mum söndü oynuyorlar" diyerek destekleyen "sisteme tehdit sistem adamı" hocamız da mı komünist? Sonrasında hocayı bahane ederek olayı örtbas etmeyi başaranların komünistlikleri konusunda zaten hemfikiriz sanırım.
Sadece Haso'lar ve Memo'lar değil, Ayşe'ler Fatma'lar da okuyup öğretmen olsunlar da köylerine gidip köylerindeki Haso'ları Memo'ları yetiştirsinler diye kurulmuş okulları, Amerikan ricası ve komünist yetişdirdikleri gerekçesiyle kapatanlar da komünist miydi mesela?
Ya Kemal Abi? O da mı komünist?
Yazan: Balbazar Tarih: November 23, 2006 9:33 PM
Sayın Balbazar,
Siz önce benim sorularıma cevap verin isterseniz.
Bu sorulara cevap verdiğinizde göreceksiniz ki kendi sorduklarınızın cevabı da cümlelerinizde mevcut.
Eğitimde "iyi/kötü fırsat eşitliği var" demenize ve "tarikate kapılanmadığında şans elde edemeyeceği" demenize karnım ağrıyana kadar güldüm. Parodi için sağolun.
Bir de "Ayşe'ler Fatma'lar da okuyup öğretmen olsunlar" demenize. Galiba "halkevleri"nden bahsediyorsunuz. Bu Ayşeler ile Fatmalar balolara gidip kısa etek giyen yani "çağdaşlaşan"lar arasından mı olacaktı, yoksa inancı greği başını örten anadolu kızlarından mı?
Yahu bu Ayşeler ile Fatma'ların bankalarda temizlikçi, hastanelerde hastabakıcı olmalarına izin veren amma bu çocuklar öğretmen, doktor, mühendis olmak istediklerinde kanunsuz başörtüsü yasağı icad ederek "ııhhh" diyen sistem bu ülkede "herzaman" egemen değil mi? Ve siz de bu sistemi savunmuyor musunuz?
Ve en son katsayı adaletsizliğini gidermek için tavsiye kararı alan şuraya "laik eğitime karşı çıkanlarla savaşırız" diyen TÜSİAD değil mi? Nasıl bir laiklik bu, devlet hem laik hem de dini imam-hatiplerle kontrol etmeye çalışıyor, böylece hem kendi öğretmiyor, hem de öğrenilmesine izin vermiyor?" sorusuna boş boş gözlerle bakıp sukût eden ve halen nasıl olup da bu zekayla o makama geldiğini anlayamadığm Ö.Sabancı TÜSİAD başkanı değil mi?
Yoksa At izi ile it izi birbirine mi karıştı?
Aynı ülkeden bahsettiğimize emin misiniz sayın Balbazar?
Ben darbelerle sürekli demokrasisinin önü kesilen, bürokrasi ile militarizmin hakimiyetinden ödün vermek istemediği, bu bürokrasi ve militarizmin de tam da sizin felsefi duruşunuzu desteklediği/benimsediği ve türlü baskı ve yöntemlerle seçilmiş iktidarları maymuna çevrildiği, bu yüzden de bir türlü burnu b..ktan kurtulamayan Türkiye'den bahsediyorum, ya siz?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 26, 2006 11:23 AM
Gulmeniz normaldir Sayin Ozturk, zor ekonomik kosullarda parasiz yatili okullarda okumaya calisirken, bir yandan kimliginiz ve inancilarinizin sapkinlik oldugunu arkadaslariniza ve size ballandira ballandira anlatan tarikat mensubu abilerin muktedir oldugu bu okullarda nereden geldiginizi ve ne oldugunuzu saklayarak varolmaya calismak zorunda kalmamissaniz ve gercekten de bugun ayni kosullardaki bir cocugun ayni "firsati" yakalama sansi olmadigini bildiginiz icin kendi halinize sukretmemisseniz anlamaniz zordur elbette, size komik gelmesi normaldir.
Bahsettigim koy enstituleriydi, hani su komunist suclamasiyla cadi avina tabi tutulmus, kendisi hafiz olan maarif vekili H. A. Yucel'in bakanliginda kurulanlar. O donemki muhafazakarlarimizin sizinki kadar postmodern bir namus anlayislari olmadigi icin, bu okullarin komunist yuvasi olduklari sonucuna Ayse'lerin Haso'larla ayni siniflarda okumasi yeterli oluyordu. Belki ogrencilerin yonetsel karar mekanizmalarina dogrudan katilmalari, okullarin ese dosta verilen ihalelerle degil de bizzat ogrencilerin kendi cabalariyla insa edilmis olmalari da bu kaniya yardimci olmus olabilir.
Evet, guzel ifade etmissiniz. At izi ile it izi birbirine karisiktir. En basindan beri elestirdigim de itin at, atin it gibi gosterilmesi. TUSIAD komunist midir sorusunu bu cercevede degerlendirseniz verdiginiz cevabin benim tezimi destekledigini gorursunuz. Iktidar olmak nedir? Yolsuz bakanlarinizi aslanlar gibi savunurken, insanlarin kisisel inanclarini devlet iyi ayrimcilik yapabilsin diye nufus cuzdanlarina kazimak uzere yasalar cikarirken, kendi cocuklarinizi yurtdisina gonderip, firsat esitsizligini zedeleyen ve kadinlarin okuma haklarinin onune gecen turban yasagini gerilime sebep olmasin bahanesiyle ertelemek gercekten mazlumluk mudur sizce? Yoksa sizi oraya getiren ve orada tutan guc odaklarinin gonlunu hos tuttugunuz surece, kitlelerin sizi ne icin desteklediginin onemini yitirmesi midir? Sonra, Ozal ya da Demirel Kemalist midir, yoksa Islamci midir mesela? Ya Kainat Pasa? Turkes? Ya da Cemil Cicek, gercekten iktidar olamamis, sisteme muhalif bir insan midir? Melih Gokcek mi daha muktedirdir Emin Colasan mi? Aydin Dogan mi, Fethullah Gulen mi? Hangisinin herhangi bir konuda kamuoyu yaratilmasinda daha cok payi var?
Benim soylemeye calistigim su: Bu ulkede, birbirine tam karsit gibi gorunen sosyal demokrat-Kemalist ve milliyetci-muhafazakar olarak adlandirilabilecek iki politik akim yoktur. Zaman zaman birbiriyle catisan, zaman zaman isbirligi yapan cesitli iktidar odaklari vardir ve bunlar bu maskelerden birini, ya da ikisini birden sik sik takarlar, hatta bazen ikisine birden muhalif gorunurler. Ne mevcut sistem, ne mevcut muhalefet, bu akimlarin ikisiyle de adlandirilamaz. Siyasal bir ideoloji olarak Ortodoks Islam bu topraklarda yuzlerce yildir oynadigi rolle, muhalefet ve degisimin degil, daha cok mevcut iktidarin ve esitsizliklerin korunmasindan ve katmerlenmesinden yana tutum alir. Bugunku guc celiskilerinin ortaya cikarttigi tabloda, sistemin ve bazi onemli guc odaklarinin Kemalist-laik bir maske takmis olmasi ve bu durumun siyasal Islam'i ister istemez gorece muhalif, dolayisiyla demokrasi talep eder bir duruma itmis olmasi, bu ulkede koklu bir toplumsal gelenege sahip bu ideolojiyi bir gunde demokrasi sampiyonu yapmaz, ancak toplumsal dengenin diyalektik bir surecle kurulmasina yardimci olabilir. Benim elestirdigim, iste Islamci entelektuellerin cuvaldizi baskasina batirirken igneyi kendine batirmaktan ozenle kacinan tutumlariyla, bu surece katkida bulunmanin aksine kostek olmalaridir (var elbette onu yapanlar, ama yazik ki sayilari bir elin parmaklarini gecmiyor). Elbette bu degisimin de bir gunde olmasini beklemiyoruz ama, "laikciler komunisttir" gibi babadan kalma sloganlar umutsuz gorunuyor.
Bugun, Mustafa Akyol'un bilime karsi takindigi tavir, bana nedense Cumhuriyet doneminin Ankara valisi Nevzat Tandogan'in bir sozunu hatirlatiyor: "Komunizm gelecekse onu da biz getiririz!" (Bilim bes para etmez, ama yapilacaksa onu da biz yapariz). Kemalizm'i elestiriyorsak, onun en azindan bir adim ilerisine gitmeye calismamiz gerekmez mi?
Yazan: Balbazar Tarih: November 27, 2006 1:10 AM
Sayin Ozturk, bakin siz bana sayisiz baglanti veriyorsunuz, bir kere de bana izin verin, Allah rizasi icin su yaziyi bir okuyun: http://www.sabah.com.tr/yaz04-40-126.html
Yazi, daha bu hafta, Ataturk elestirilsin mi elestirilmesin mi yaygarasi altinda, sessiz sedasiz gecirilmis bir yasayi anlatiyor. Yazari, bu ulkede hem merkez, hem Islamci, hem sol basin orgutleri tarafindan odule layik gorulmus tek gazetecimiz. Iktidar olup olamamak, iktidarini ne icin kullanip ne icin kullanmamayi tercih etmek uzerine guzel bir ornek veriyor. Elbette, bu olay "daha buyuk davalarla" mesgul bircok gazetecimizin ve demokrat ve yurtsever kose yazarimizin gozunden kaciyor. Biz de bu arada sizinle hangimizin daha Haso oldugu konusunda yarisiyoruz.
Yazan: Balbazar Tarih: November 27, 2006 2:41 AM
Ozur dilerim, bir onceki yorumumda verdigim link yazarin benim bahsettigim yazisina degil, gundelik sayfasina olmus. Dogrusu http://www.sabah.com.tr/2006/11/26/yaz04-40-126.html olmali.
Bu vesileyle, yazar hakkinda bir not daha duseyim. Bana gore, pasalari en somut, en tutarli, en kararli sekilde elestiren gazeteci olan ve turban yasagi, kadinlarin koske cagrilmamasi gibi ayrimci tutumlara net bir sekilde karsi olan bu yazar, bildigim kadariyla, "laikci" cumhurbaskanimizin telefonla arayip sohbet ettigi yegane gazetecidir. Su baslarini tutmus medya mensuplariyla her gece gazete patronlarinin kredi ve tesvikleri ila bunlarin karsiligi konusunda konusunda sohbet eden diger cumhurbaskani ve basbakanlarimizin kulaklari cinlasin. Su kuresellesme, borsa, trend, kredibilite, likidite, fizibilite ve prezantibilite ortaminda bu kadar tutuculuk olsa olsa komunistlerde olur canim!
Yazan: Balbazar Tarih: November 27, 2006 7:50 AM
Sayın Balbazar,
Şimdi gördüm yazılarınızı, çıkmak zorundayım inanın okuyamadım bile. Akşama okuyup ona göre değerlendireceğim.
Saygılar.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 27, 2006 2:52 PM
Sayın Balbazar,
Tekrar merhaba.
Umur Talu çok beğendiğim, severek okuduğum medyadaki nadir omurgalı yazarlardandır. Blogumda birçok yazısından alıntılar yaptım, atıfta bulundum. Bu yazısını da okudum, lanet olsun ne diyeyim? (Bir kategorize etme huyu var hepimizde galiba. Beni AKP'nin yılmaz bekçisi sanmanız bunun göstergesi.)
Önceki yazınıza dönersem. Aslında çok geniş bir konu. Çok kısaca değineyim. Verdiğiniz örnek münferit birşey değil. Bir tavır, bunu üzülerek söylüyorum kabul etmek gerek.
Fakat aynı tavrın daha organizesini tam tersi yönden örnekleyebilirm. Bu -çok yanlış bir biçimde- "sapkın" olarak addedilen inanç mensuplarının askeri okullara nasıl kayırılarak girdiğini, halihazırda birçok üst kademede de aynı inanç sahiplerinin olduğu, kurmaylıkta bir numaralı kıstasın bu olduğu bir sır değil.
Bakın bu ülkede müslümanlar 1950 lere kadar itilip kaklıldılar. Dinlerini öğrenemediler/öğretemediler. Şapka yüzünden asıldılar. Ezanları bile yasaklandı. Ve bunlar bu ülkede azınlık falan değildi. Bu toprağın insanıydı, kurtuluş savaşını yapanlar, ülkeyi kurtanlardı. Bunları nasıl görmezden gelirsiniz? Bunları yaşayan insanların hiçbir şey olmamış gibi bir devri sahiplenmesini beklemek ne kadar safça bir tutum?
Bunu etki-tepki olarak görmelisiniz.
Daha sonra görece bir serbestlik oldu. Bazı rahatlamalar oldu. İkinci Dünya savaşı sonrası ülkenin ekseni reelpolitik kaygılarla ABD'ye kaydı. Ve bu politikayı ardına lan sağ iktidar zaten müslümanlara geçmişte kan kusturan milli şef dönemimin icraatleri merceğe alındı. Müslümanlarının eksenin de Rusya'dan ABD'ye kayması normaldi çünkü SSCB "din" mefhumuna karşı çok daha serrtiş. ne bekleniyordu ki? Ehven-i şer oldu ABD'nin kara kaşı kara gözü için değildi bu kayma...
Sonrasında ihtilal ve bu müslümanlara yapılan kısmı rahatlamanın bedelini darağıcında ödeyen başbakan.
Devamında da bu ülkede her 10 yılda bir müdahale oldu. Bu sorunların kendi içinde yani demokratik çerçevede çözülmesinin önü kesildi. Bunu müslümanlar mı yaptı? Müslümanlar mı destekledi?
Militarzim bu ülkede kesintisiz biçimde devam etti. Ve tüm sorunların birincil kaynağı da bu oldu. Amansız bir toplum mühendisliği hülyasıyla onyıllar kaybedildi. Halen de kaybettirmek için direniyorlar. Siz de hiç istemeyeceğinizi tahmin etmeme rağmen zımnen destek oluyorsunuz.
İktidar dediğiniz şeyi homojen yapı zannediyorsunuz. Çok sorunlar oldu. İktidarlar bu sorunları hep sırtında buldu. Demoklasin kılıcını sürekli sırtında hisetti. Halen de hissediyor. Bu nasıl iktidar olmak? Hatalar yapmadılar mı? Yapmaz olurlar mı? Hem de çok. Fakat bu hataları yapanların elimine edilmesinin önü kesildi. Eğer demokrasi sağlıklı işleseydi bunlar gittikçe azalır bizim de sağlıklı bir demokrasi anlayışımız olur, takım tutar gibi parti tutma olmaz, köylü amcaların her seferinde kendilerine nanik yapılmasına rağmen "kıratın böğrüne böğrüne vurdum oyumu" demezdi. Ve halen Demirel gibi birisi çıkıp da siyaset konusunda birşeyler söyleme cesaretini kendinde bulamazdı.Erbakan halen meydanlarda insanları toplayamazdı.
Bunlar sistemin kısırlaştırılmasının sonucudur. Bunun sebebi de müslümanlar değil.
Ve bugün sağlık bir demokrasimiz olsaydı AKP'nin bir alternatifi olur, Cargill'e özel yasalar çıkartan AKP devrilir yerine daha iyisi getirilirdi.
Sistemin spontone oluşmasına engel olur da toplum mühendisliği sevdasından bir türlü vazgeçilmezse olacağı budur. Bu da müslümanların suçu değil.
Bugün gelinen noktada "geçmişte sen böyle yaptın, sen böyle yaptın" demektense asgari müşrereklerde buluşup kavramları maymuna çevirmeden adam gibi meselerimizi konuşabilmeliyiz.
Fakat siz "iki yanlış bir doğru eder" diyerek statükoyo savunur yorumlar yapıyorsunuz. Ve sorunu sisteme değil kişilere/partilere indirgiyorsunuz. Önce temel konularda asgari müşterekler oluşturmalı ve sistemi buna göre revize etmeliyiz. Sonrasını da fikirlerin özgür ve saygılı biçimde çatışmasına bırakmalı ve daha sağlıklı geleceğe yol almalıyız.
Konuşmazsak ne olur? Aynı sorunlar devam eder. Bundan 20 yıl sonra bu kez çocuklarımız ekran başında kimin daha çok Haso olduğunu tartışırlar.
Hızlı acelele ve dağınık oldu. Kusura bakmayın. Ancak bu kadar zaman ayırabildim. Başlıklar açıldıkça daha ayrıntılara girebilirz inşaallah.
Sürçü lisan ettiysem affola.
Saygılar.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 27, 2006 11:28 PM
size katılıyorum amm bizim ülkemizde demokrasi sadece seçme ve seçilme şeklinde ilerliyor sizce kim düşüncelerini ortaya çıkıp rahatça söyleyebiliyor.amerikada ya DA birçok avrupa ülkesinde insanlar bizden daha rahat konuşabilmektedirler.demokrasi bizde solcu yada sssağcı davasından daha ileriye gidemiyor.bunlar tartışiılabilir ama ülkemizi geliştirecek başka şeyler yapmalıyız.çünkü ben üniversite bitirince boşta kalmak istemiyorum.demokrasi buna çare bulabil di mi ki.teşekkürler
Yazan: mehmet Tarih: December 14, 2006 4:24 PM
bence hepınız kokusmus solcularsanız eskı kıtpalar dayanarak degılde gozunuzun gorduklerı sekılde yurumesını bılmıyorsunuz hıc bır sey gormek ıstemıyorsunuz her gozunu u onunde yıne gormek ıstemıyorsunuz
Yazan: murat Tarih: May 29, 2007 2:30 PM
Sn. Akyol, Marksizm konusundaki bilgisizliğini gidermeniz gerekiyor. İtiraf ediyorum ki yazının tamamını okumadım.
___Marksist-Leninist ideolojiye dayalı olan Sovyetler Birliği'nde ise "tüm haklar devlet tarafından verilmiş ve dolayısıyla devlet tarafından geri alınabilir"___
Bu cümlede birçok hata var. Birinci Marksizme göre devlet bir sınıfın diğeri üzerindeki baskı ve egemenlik aracıdır. Yani Marksizme göre devlet hak vermez, gasbeder. İkincisi sovyetler birliği hakkın devlet tarafından verildğini iddia etmez, çünkü marksist ilkelere dayalı bir sosyalist devlet olduğunu iddia eder. Üçüncüsü SSCB sosyalist değildir, çünkü Marx'ın 150 yıl önce belirttiği üzere tek ülkede sosyalizm mümkün değildir.
Laikçilerin komünist değildir ama zorunlu din dersini savunan, İ. Türüt'ün faşizan şarkısını savuan vs... islamcılarınız ile aynı devletçi-muhafazakar ideolojiye sahiptir.
Yazan: ahmet Tarih: September 23, 2007 10:05 PM