« Kürt Sorunu'nda 'Ortak Akıl'a Katkı -II- | Ana Sayfa | İslam, Akıl ve Laiklik Üzerine »
October 12, 2006
Yeniden Fransa
Fransa, "Ermeni Soykırımı"nı reddetmeyi suç sayan yasayı onayladı. Türk medyası, bu despot yasaya yönelik tepkilerle dolu. Bu tepkiler haksız değil, ama hemen hepsinde atlanan önemli bir nokta var: Despotlukla eleştirdiğimiz "Fransız zihniyeti"nin aynısı, Türkiye'de de son derece egemen.
Geçen Mayıs ayında aynı konu gündeme gelmiş ve "Fransa'ya Bakıp Kendimizi Görmek" başlığıyla siteye girdiğim notta şöyle yazmıştım:
Türk basıninda son günlerde pek çok kalem Fransa'ya ateş püskürüyor. Sebep, bu ülkede "Ermeni soykırımı"nı tarihsel bir gerçek olarak ilan eden ve bunu "inkar edenlere" hapis cezası verilmesini öngören bir yasa tasarısı. 1915 olayları daha önce de yazdığım gibi bir "soykırım" olmadığı için, Fransa'nın bu olaylara getirdiği tarif elbette yanlış. Ama daha da yanlış olan, bir konudaki görüş farklılıklarını yasa yoluyla cezalandırmakta sakınca görmeyen despot Fransız zihniyeti.Bence en ilginç olan nokta ise, söz konusu Fransız zihniyetine karşı öfkeyle ayağa kalkan Türk elitinin önemli bir bölümünün, aslında aynı despot zihniyetin — hatta onun daha da katısının — temsilcileri olmaları. Türkiye'de din ve dindarlar üzerinde baskılar getiren otoriter laiklik anlayışı, Fransa'nın bir kopyası, hatta ondan bile daha radikal. Cengiz Çandar "Eğer koca Avrupa’da Türkiye’yi hatırlatacak ölçüde bir 'yasakçı kafa yapısı' varsa, orası Fransa olmalı" derken iki ülkenin elitleri arasındaki zihinsel paralelliği doğru özetliyor.
Vatan gazetesi yazarı Ruhat Mengi de Fransa'yı "çağdışı, baskıcı, demokrasiyle asla bağdaşmayan" bir yasa hazırlamakla suçlamış. Çok güzel. Peki ama madem bu ülke "çağdışı, baskıcı, demokrasiyle asla bağdaşmayan" yasalar ve fikirler üretiyor, onun ürettiği laiklik anlayışına neden bu kadar aşkla bağlıyız? Yoksa bizim de "çağdışı, baskıcı, demokrasiyle asla bağdaşmayan" bir zihnimiz mi var? Fransa'ya bakınca aynada kendimizi görmüyor muyuz?
15 Ekim 2005 tarihli "Fransa'dan İbret Almak" başlıklı yazımda ise şöyle demiştim:
Fransa 19. yüzyıldan bu yana Türk elitinin önemli bir bölümü için ilham kaynağı olagelmiştir. Ve Fransa'nın hoşgörüsüz, katı, "devrimci", Jakoben geleneği, biz de nice toplumsal sorun üretmiştir.Geçtiğimiz Cuma günkü Radikal'deki köşesinde Türk elitinin bu geleneksel Fransız sevgisine işaret eden Haluk Şahin, şöyle yazıyordu:
"Şimdiki gençler için Fransa sıradan bir ülke; Fransızca ise orta önemde, ama öğrenilmese de olur cinsinden bir dildir. Benim kuşağım için öyle değildi. Bizim için Fransa düşünce ve edebiyat dünyasının merkezi, Fransızca ise ne pahasına olursa olsun mutlaka öğrenilmesi gereken bir dil idi. Benim kuşağım 18 yaşındayken Camus ve Sartre okumayı zorunluluk saydı. Bize göre dünyanın en akıllıca sözleri Fransa'da edilir, oradan dünyaya yayılır ve tabii bu arada Türkiye'ye gelirdi..."Ancak Haluk Şahin, buna, tüm "Frankofonlar" için durup düşünme nedeni olması gereken bir teşhis ekliyordu: "Bakıyorum da, son zamanlarda dünyanın en akılsızca, en ipe sapa gelmez sözleri Fransa'da ediliyor."
Belki eskiden de Fransa'da edilip bizde çok sevilen bazı sözler "akılsızca, ipe sapa gelmez" şeylerdi, ama elitlerimiz bunu fark edemiyorlardı.
Dolayısıyla hazır Fransa'nın katılığını ve hoşgörüsüzlüğün fark etmeye başlamışken, belki de geriye dönüp "Frankofon" mirasımızı sorgulamak gerekiyor.
Örneğin Fransız tipi laikliği bir kenara bırakıp, Anglo-Sakson tipi laikliği ele almaya ne dersiniz?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 12, 2006 5:44 PM




Allah sizi inandirsin buraya gelis niyetim baska idi. Suat Bey bana blogumdaki yazilarini dogru cikmasi tuyosu vermisti; Sistem soyle idi: Yaziyi yayinlamadan once Mistafendi'nin oraya goturup onun yorum karesine koy; ordan tekrar kopyele getir post et. Bomba gibi. Bende bir zamandir sessiz sedasiz yaptigim bu korsanlik curmumunu ifa etmeye gelmis idim. Birde ne goreyim! Konu basligi herkesten once yayina verecegim "exclusive" imin bir kism ile ilgili (Fransa kismi). Eh simdi mubarek paylasma ayinda elim kolum bagli kaldim. Buyurun arzu ederseniz Mustafa Bey ve ahali millet! Hadi gene yasadiniz :)
==============================
Blogistanda ilk: Mazlum (!) Orhan Pamuk, ve Onu Sasisirtan Nobel Edebiyat Odulu!
Iki saat kadar once Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Odulu’nu aldigi aciklandi. Forbes’tan okuduguma gore Pamuk’un tesekkur borclu oldugunu dusundugum Buyuk Hukukcular Birlgi (?) Baskani Kerincsiz “bekliyorduk, surpriz olmadi; romanlari icin degil Turkluge hakaret icin aldi” demis. Ama o millyetci lumpen poltikaci, kotu artisti bir kenara birakalim ve Avupali iyi artistleri dinleyelim.
Gene Forbes haberine gore Pamuk Turk gazetecilere odulden once Nobel Akademisi Baskani Horace Engdahl Pamuk’un politik durumu kararlarını etkilemediğini söylemiş
“Bu tabi ki bir miktar politik türbülansa sebep olacaktır, fakat bizi ilgilendirmez. O ülkesinde tartışılan bir isim ama hemen ödül sahiplerinin hepsi öyle demiş” * Bence Kerincsiz Engdahl’ seyredip biraz oyunculuk öğrenmeli. Belki da Emmy, Grammy, Oscar, George, Larry falan alır. Bir tek akademi Nobel değil ya Batı’da akademiden çok ne var!
Engdahl Pamuk’un Doğu ve Batı’daki bağları sayesinde çağdaş romanın kok salmasına yardımcı olduğunu da ilave etmiş. Nobel Edebiyat Ödülü ile ilgili Forbes haberinde Fransa Meclisinde görüşülen “Ermeni soykırımı yoktur demeyi suç sayan Kanun tasarısı” nin görüşülmesine de yer vermiş. (Not: Sizi bilmem ama benim tahminim geçmesi ihtimalinin kuvvetli olduğu yönünde! Keh, keh! Egalite, fraternite, liberte falan fistik. Ayri mevzuu? Haklisiniz; hatırlatın sonra lütfen!). Ben ilgiyi anlayamadım ama herhalde Bati’li ustun adamın “Doğu ve Batı’daki bağları vasıtası ile çağdaş Romanın (ve Ermeninin-BLY) köklerini güçlendirdi derken kastettiği şey olmalı. Haberde ayrıca Pamuk’un İsviçre radyosuna kahramanca verdiği “1 milyon Ermeni ve 30 bin Güneydoğulunun katledildiği” bilgisinden dolayı persecuted (mazlum) olduğunu da yazmış ama biliyoruz ki bunun Nobel’le falan alakası yok çünkü: 1. Nobel’i veren Bati’li, 2. Avrupalı yalanmi soyleyecek! 3. Yalan söyleyene ne denirmiş? Bilemediniz: Sark kurnazı!
Ama Pamuk Ne demiş?
CNN-Türk haberine göre Pamuk kısa sure öncesinden bir New York yayınevi ile kontrat imzalamış bütün PR (Public Relations) faaliyetlerini de kapsayan ve onlardan izinsiz konuşması mümkün değilmiş. Öte yandan Forbes haberine göre Pamuk son günlerde kendisine Nobel ile ilgili yöneltilen sorulara “benim öyle saçmalıklarla uğraşacak zamanım yok, Ben her zaman ilgilenmediğimi söyledim, ve aklımdan gecen bir şey de değil” demiş mealen. Bak biz de adamın günahını alıyormuşuz , meğer ne Nobel’den haberi varmış ne de öyle saçmalıklarla uğraşacak zamanı. PR falan islerini de “eh olumlu dünya” diye devretmiş Madison Avenue firmalarına. Hangimiz yapmıyoruz yani degilmi? “Müslüman BIR ULKEDEN BIRI ICIN EDEBIYAT ODULU ALMANIN TEK KURALI ULKENIN YA REJIMINE, YA DININE, KULTURUNE VEYA TERCIHEN HEPSINE BIRDEN MUHALIF OLACAKSIN” ALTIN KURALINI HIC DUYMAMIS MEDAR-I IFTIGARIMIZ! Üstelik New York’ta kendisini “handle” eden PR firmaları veya Bati’li dostları da hiç böyle bir bağlantıdan bahsetmemişler, ve “Ermeni soykırımına” bonkörce bir porsiyon da Kurt ekleyerek dolmuşun on koltuğuna kurulması sadece tesadüf imiş.
Tamam biraz ciddileşeyim, zaten kara mizah benim bir bardak çayım değil.
1. NOBEL , BM, EU, veya Oscar Akademisi bütün ülkelerden, dinlerden, kültürlerden eşit uzaklıkta kuruluşlar değillerdir.
Bu ve hemen bütün “milletlerarası” statüsü veya imajı taşıyan kuruluşlar Bati Emperyalizminin kültürel veya siyasi karakollarıdır;
2. Orhan Pamuk Kerincsizlendiginde Türkiye darbeyi yemişti; o zaman hem demokrasi adına, hem bir taraftaki çapulcu, diğer tarafta entellektüel fahişenin Türkiye’ye birbirine benzer emellerle ve vurdukları darbeyi şiddetle protesto etmiş idim. Pamuk kazanma sansının yüzde kaç arttığını hesaplatmıştı Bati’li dostlarına. Simdi yalan söylüyor.
3. Hiç Türkiye’yi , ona ait değerleri satma karşılığında Nobel alma isini yapmış olmasa idi dahi Nobel ULKEYE DEGIL KISIYE VERILIR. Sili, Misir veya Hindistan Nobel sayesinde bir adim ilerlemediler, Turkiye Gassaray’in Avrupa Samiyonlugu sayesinde bir ilerleme kaydetmedigi gibi. . Batlı haber kaynakların hemen hepsi Pamuk’un evinde dinle alakalı bir şey olmadığı, Robert Kolej’de yetiştiği, dedesinin demiryolu yapan sanayici olduğu ve kendisi yetişirken “dinin köylüler için olduğunu” söylediği yazıyor. Yani SEVGILI VATANDASLAR, SIZ ONUN ODULU ILE GURUR DUYMAYA IHTIYACINIZ VARSA BUYURUN AMA O SIZINLE GUNAHINI PAYLASIR ANCAK!
4. Belki ilerde “Bay. Yüzde On Gulbenkyan” Vakfı’nın (Osmanlı topraklarındaki petrolleri Bati’nin devlerine peşkeş çekip yüzde on komisyon alarak zamanında dünyanın en zengin üç beş şahsı arasına giren millet-i sadika mensubumuz) müzelere bağışta bulundugu gibi onun torunlari da dedelerinin adina cagdas roman ödülü falan verirler.
5. Olayın edebiyatla biraz , konjukturel politikalarla epey, oryantalizm’le derin ilgisi vardır.
6. Ermeni soykırımı entellektüel fahişeliği yüzünden yargılandığında demokrasi adına utanç, üzüntü duyduğumu söylemiş idim. Su anki tepkimin milliyetçi refleksle falan alakası yok (bahse girerim E. Mahcupyan bu “milliyetçi devletçi refleks” üzerine bir yazı daha döktürecek!). Konu sahtekarlıktır, transvestitism (travestilik) tir. Hele hele ağzında gümüş kasıkla doğan bir seçkinin “mağdur statüsü” kullanarak bu elemine ulaşması mide bulandırıcıdır.
Başkaları çok daha süslü edebi ve de sosyopolitik, felsefi analizler yaparlar. Benim gayem, hiçbir etki altında kalmadan vardığım tepkiyi ilk olarak burada paylaşmak idi. Henüz mevzuda hiçbir yorum çıkmadı. Lütfen okuyun önümüzdeki birkaç ayda köse kadılarının usanana kadar yazacaklarını ve gelişmeleri. Sonra buyurun tespit ve teşhislerimi değerlendirin. Bu teste her zaman varım. Süslü yazıda yokum!
YARIN: PAMUK, NOBEL ODULU VE BATI’NIN “GOOD MUSLIMI”: The Pattern! Nobel odulunu Hak eden adamdan (Israel Shamir) Turk Milletine tebrik mektubu!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 12, 2006 9:24 PM
Fransa ile ilgili Murat Karun'un yazılarını tavsiye ederim, bir hayli eğlenceli
http://muratkarun.blogspot.com/2005/09/franszlar.html
http://muratkarun.blogspot.com/2005/10/kemalistler-ve-franszlar.html
http://muratkarun.blogspot.com/2005/11/benzerlikler-daha-bitmedi.html
Yazan: VolkanS Tarih: October 12, 2006 10:38 PM
20.yy'in basinda bir doktor "Hasta Adam"i iyilestirmek icin babasina soz verdi. Hasta Adam'i sehirden alip dag bayir dolastirmaya basladi. Temiz hava kendisine yaramisti. Dusmanlarini tek tek hakladi. Ve bunlari yaparken genclestigini hissetti ve yorulmadi. Doktoru buna cok sevindi. Ama eve donme vakti gelmisti ve doktorun Hasta Adam'in babasinin yerinde gozu vardi. Babasina oglun oldu dedi. Buna dayanamayan babasi sessiz sedasiz ulkesini terketti. cok uzak diyarlarda hickimsesiz bir sekilde hasta ogluna aglayarak gozlerini yumdu...
Doktor hastanin gucunu gormustu. Hastaliklardan korumak ve kendi basina hareket etmesini engellemesi lazimdi. Bir gece hastanin herseyinin gecmisinden kaynaklandigina karar vererek tum baglarini kesmeye karar verdi... Ilk is beynini yikadi... Yeni bir hafiza yuklemeye bazi bolgelere ise hicbir zaman ulasilmamasi icin kilit vurmaya karar verdi... Bu sirada goruntusunu de degistirmeliydi.. O yuzuyle basladi.. Doktor yeni adami ile daha cok kaynasamadan bu dunyadan ayrildi.
Yeni doktorlar cok acimasizdi. Kendi zevkleri adina bacagini kolunu her turlu sekilde degistirmeye basladilar. Hafiza bazen ise yaramiyordu ve hasta eski seyleri hatirlayip duruyordu. Kalbi ise tamamen bir muammaydi. 3'u buyuk 4 ameliyata soktular. En sevdigi ozelliklerini kesip yenileri ile degistirdiler. Cok kanini doktuler bazen sirf uyarmak adina baskalarina dokturduler... Bazen bilincsizce kendi kendine zarar vermesine izin verdiler. Hasta onlar icin calisip onlari korudukca hicbir problem yoktu. Babasinin mirasini doktorlar kullaniyordu nasil olsa. Anlasmayi oyle imzalatmislardi hasta adama.
Hasta adamin her uzvu, her organi baska birinin ya kopyasi ya onlarin zayiflarindan bir alinti idi. Hangi parcasi kendisinin hangi parcasi baskasinin bilmiyordu. Hafizasina da devamli mudahale ediliyor bir turlu kendisi olmasina izin verilmiyordu. Bazi organlari ile yeniden uyum saglamis onlari randimanli bir sekilde aklinin ve kalbinin dogrultusunda kullanmayi da ogrenmisti halbuki. Bazen doktorlarini bile acaba yapmasa miydik diye birbirine dusunen mudahaleler...
Hasta adam kendisini cok yalniz hissetmeye basladi. Sonunda bir klube uye olmaya karar verdi. Kendisine bugune kadar hep "senin senden baska dostun yok" demislerdi ama bu sekilde kendisini hic olmassa daha guvende hissedecek ve bu sozu anlayabilme sansi olacakti. Klupte degisik sesler cikiyor bunlari geri gelip anlattigi zaman doktorlari farkli seylerle ona kiziyor o ise ne yapacagini sasiriyordu. Hastayi uzun sureden beri taniyan bazilari klupte onun degisimlerine yardimci olmaya karar vermislerdi. Ama durduk yerde maraza cikaranlarda vardi. Onu kendisine rakip olarak gorenlerde.
Sonunda bir tanesi ofkeyle ayaga kalkti. Ruj diye cagirmisti babasini bir zamanlar bu uye ama onun bunu hatirlamasi icin boyle anlar lazimdi. Ve ortaligi karistirdi. Onun gecmisinden birseyler getirmisti. O kadar karanlikti ki neler oldugunu hatirlayamiyordu. Dogru yada yanlis o hasta bir adamdi. Komada ona yapilanlari bile doktorlarinin anlattigi kadar ogrenmisti. Gercek hafizasini tekrar kazanmasi icin, ne olduguna karar verebilmesi icin, kalbinin sesini tekrar gur bir sekilde duyabilmesi icin bu klube ihtiyaci oldugunu dusunmustu ama bu uye kendisine boyle bir kotulugu neden yapiyordu ki.
Artik dayanamiyordu. Tum doktorlari o uyenin olum emrini vermisti. Sinirli bir sekilde ayaklandi yine. Bir kosede bekleyip uyenin bir hata yapmasini bekledi. Uye hatayi yapar yapmaz uzerine dogru yurudu. Tetigi tam cekip ates ediyordu ki : Arkadan bir ses duydu... "Yuzune bak!!!!"... Silahi kafasina dayadi. Bana don dedi. Uye dondugunde girdigi soktan elindeki silahi dusurdu. Sesi kendi sesine ne kadar cok benziyordu. Yuzu onun yuzuydu. Konusmasi onun konusmasi... Ayni seye layik iki dusmanlardi...
Yazan: fatih demir Tarih: October 12, 2006 11:44 PM
Ruhunu kitabına kelimelerle bağlamış bir yazarın en tabii hakkı onu olabildiğince geniş dünya pazarında satılığa çıkarması ve ruha değer biçebilen ruh experi olan alıcılar tarafından "nobel" ödeyerek alınması Pamuk'un aynı zamanda iyi bir pazarlama taktisyeni olduğunu da göstermez mi?Nasıl oldu bilmiyorum ama bu olay bana bir süre önce gazetede çıkan bir haberi anımsattı;hani bir ülkenin oldukça ünlü ve etkin bir kaleminin yönünün bir bedel karşılığı tersine dönmesi pardon döndürülmesi.
Bir de herhangi bir avrupa ülkesine iltica edip "siyasi görüşümden dolayı baskı,şiddet işkence gördüm" diye ifade verenlerin cüzi kira karşılığı ev ve oldukça dolgun işsizlik parası aldıklarını çalışmadan rahatça yaşadıklarını ve bu imkana sahip olabilmek için görüşmelerde nasıl ifade verilmesi gerektiğini birbirlerine ezberlettiklerini de söylemeden geçemeyeceğim..Her ürünün(!) bir alıcısı var..
Yazan: çuvaldız=herkes ALINMASIN Tarih: October 13, 2006 2:23 AM
katiliyorum...fransaya bu ne hiddet bu ne celal,komik.fransa aslinda kemalistleri örnek alip uyguladi.orhan pamugu yargilamayi reva görenler niye simdi "fransa bize niye böyle yapti" diye aglarlar anlamiyorum:)aslinda "oh olmus kemalistlere" :))
Yazan: Metin Tarih: October 13, 2006 12:23 PM
mustafa akyol sizin bu ülkede dini olabildiğince hayatın her noktasına yerleştirmek gibi bir misyonunuz mu var ? Yani kürt meselesini islamcılıka bağlıyorsunuz ya maşallah fansızların ermeni soykırımı meselesini bile bir ucundan tutup Türkiye deki varolduğunu iddia ettiğiniz din ve dindarlığa baskıya tutuşturmuşsunuz ya maşallah . Herhalde deprem de size göre cübbeli ahmet hocanın dediği gibi din düşmanları yüzünden oldu da ! Ne dersiniz ?
Burada koca bir devletin üzerindeki emperyalist baskıyı görmeyip de olayı bir ucundan - din baskısına bağlıyorsunuz ya söyler misiniz lütfen ben tutup da sizin derdiniz bu ülkenin geleceği ya da başka meseleleri değildir , sizin tek derdiniz ben ne yaparım da sözde islam üzerindeki baskıyı ortadan kaldırımdır diye iddia etsem yanlış mı olur ? Lütfen nedir bu islam üzerindeki baskı merak ettim , bugün cübbeli ( konuşmaları bana oflu hocayı hatırlatıyor hep ) hoca bile çıkıp tvlerde kendini savunabiliyor , gazetelere demeç veriyor , ki bu kadar uçlarda bir insan bile bunu yapabilirken hangi din baskısı imiş bu ? Bu sorumun en basit cevabı türban ( dikkat et başörtüsü değil , çünkü ikisi aynı şey değil ) örneği olursa gerçekten çok gülerim.
Konumuz Fransa iğrençliğine gelince ;
Buradaki ana nokta batının nasıl bizim haritalarımızı çizdiği , ismimizi verdiği , ekonomimizi hakim altına almak istediği gibi aynı zamanda tarihimizi , kimliğimizi de belirleme hırsıdır. Bu nedenle siz batının bize koymuş olduğu kalıba ne kadar girerseniz karşınızda bize o kadar alkış tutan bir batı görürsünüz . Güzel bir söz vardır :
Ne düşündüğünüzden daha önemli olan bir şey varsa o da o düşünceye nasıl ulaştığınızdır. Ermeni ya da Fransızların ne düşündüğünden ya da ne yasa çıkardığından daha önemli olan nokta bunun nasıl ve ne şekilde ortaya atıldığıdır. Ortada tarihi belge yok , mecliste bir tarihi tartışma ortamı yok , karşı argüman hiç yok , konu özünde tam bir bilim karşıtı bir dogma yaratma hevesi , ne olursa olsun Türkleri köşeye sıkıştırma çabası . İşte var olan bu gerçekler ve de sürekli karşımıza çıkmış , ve de çıkmaya devam edecek olan dava budur. Nasıl bu bakış açılarını yok edeceğimize ve de bu emperyalist iştahları kurutacağımıza kafa yormalıyız.
Bunun dışında akp hükümetine diyecek hiç bir söz bulamıyorum , bir başbakan kınamaktan başka hiçbirşey yapamıyor ,zapsu da herhalde kendisine akıl veremiyor ki ortada hiçbir icraat yok . Hükümetin yarattığı bu boşluk nedeni ile sivil toplum örgütleri , halk nasıl tepki versek diye bir de kafa tutuyor ; ben ise asıl tepki yöntemini söyleyeyim : Hükümete gereken tepkiyi oluşturması için baskı yapmak. Neymiş efendim ihalelerden dışlanacakmış , bugüne kadar yaptınız da ne oldu ? Ayrıca ihalalerden çıkarmak sadece onlara devede kulak bir zarar oluştururken bize hiçbir fayda sağlamamaktır. İhalelerden çıkarmak yanlış değil ama hükümetin vereceği , ya da verebileceği tek tepki bu ise , gücünü sadece bu şekilde hissetirebiliyorsa ben buna sadece ağlarım.
Ayrıca hukuki nebzede iki ülke arasındaki , veya bir ülkenin kendi içerisindeki bir mesele sizin karşınıza çıkmadığı sürece kimseyi ırgalamaz. Yani ermeni soykırımını kabul edilsin , yasak konsun , bizi tutuklamadığı sürece bizi ilgilendirmez - kural olarak. Burada onların haklı olduğundan bahsetmiyorum , bir kural işleyişinden bahsediyorum , sakın karıştırılmasın. Ama sizin üye olduğunuz bir cemiyetin ya da birliğin aldığı her karar sizi ilgilendirir ve de Ab ve BM her 24 Nisan da zaten bu olayı kınıyor , anıyor ; ee bizim hükümet ne yapıyor : Hiçbirşey . Asıl bu fransızların bu yasasından çok daha önemlidir. Bu tür bir olay yaşandığı anda o birlik ile olan bütün bağınızı tekrardan acil olarak gözden geçirmelisiniz. Düşünebiliyor musunuz ? Sİz bir dernek üyesisiniz ve de o dernek size katil diyor , böyle karar alıyor , ve siz hala o derneğe girip çıkıyorsunuz ? Pardon da bu tür bir durum da size hangi sıfat eklenmeli ? ( Başka bir ilginçlik ise siyaset bilimi ve uluslarası ilişkiler okumuş insanların bu noktalardan hiç bahsetmeden konu hakkında konuşmasıdır . )
ayrıca bir başka önemli durum şudur ki asıl büyük resmi görmek gerekiyor. Burada büyük resim zaman içerisinde Türkiye ye bu soykırımı kabul ettirmek ve de buradan hareketle en önemlisi Türkiye'yi bir tarihi suçlu ilan etmek , arkasından da toprak ve tazminat almaktır. Bu yasa bu soykırım iddiaları resmin ilk fırça darbeleridir sadece ve de şu çok iyi bilinmeli batı emperyalizmi sabırlıdır , sizi ezeceği günü sabırla beklemesini bilir , tazminat ve toprak talebi için hiç aceleleri yoktur. Zaten daha önemli mesele varsa umarım yarın bir gün bugünki halimizi hatırlayıp keşke bir tek ermeni soykırımı iddiaları olsa demeyiz çünkü bugün emperyalizm bize ermenilerin yanında pontus , süryani soykırımlarından bahsetmeye başladı . Yani resim çizilmeye yavaş yavaş başladı. Pontus soykırımı uluslararası toplantılarda konuşuluyor , her sene yunanlılar doğu Karadeniz e turlar yapıyor , bunu o yöredeki insanlarımıza sorabilirsiniz. Tayyip Selanik ziyaretinde ikinci pontus soykırım anıtı dikilmişti Selanik'te . EE ne yaptı başbakanımız , Atatürk Evi'ndeki resmi ziyaret deffterindeki kendisine hakaret edilen bir sayfayı yırttı sanki defter babasınınmış gibi. Ne oldu Pontur soykırımı? Boş.
Hükümet aklını başına alsın , hem de bir an önce. İş vatandaşa kalmamalı. TV leri izliyorum bir tane bir akp milletvekilini bir fransız ile tartışırken görmedim , Onur Öymen ve Şükrü Elekdağ da olmasa yani .. Nerede bizim büyükelçimiz , nerede dışişleri bakanı ? Abdullah Gül sadece kınıyor , kınamayı ben de yapıyorum . Lütfen benimle bir bakan arasında bir fark olsun.
Yazan: beagle Tarih: October 13, 2006 3:02 PM
Tartışmayı başka bir düzleme taşımak istemem ama şu "biz başörtüsüne değil, türbana karşıyız" sözü kadar ifrit olduğum ikinci bir söz yok. Bu sözün altında şu var: "Biz babannelerimizin ve hizmetçilerimizin başındaki örtüye karşı değiliz, sadece üniversiteye girmeye çalışanların başındaki örtüye karşıyız". Tunç bey, bunu külkedisi benzetmesiyle çok güzel anlatmıştı. Lütfen birbirimizi kandırmayalım. Üniversiteye başını ne şekilde örtersen ört giremiyorsun. Hatta peruk ve şapkayla dahi sokmuyorlar. Mesele başına örttüğünün şekli değil, anlamıdır. Hadi bu sözü siyasetçilerin kullanması normal ama yorumcu arkadaşların tribün derdi de yok. Ne yazık ki bir şeyi 40 defa söyleyince "doğru" hüviyeti kazanıyor.
Mustafa bey'in bu yazıda olduğu gibi buna benzer başka analojileri de var. Suudi ve İran rejiminin ne kadar kötü olduğunu söyleyip aynı otoriter devlet anlayışının burada uygulanması çelişkisini de bir başka yazısında aktarmıştı. Konu çok basit: Cübbeli hoca gibi bu devlet de kınadığını, lanetlediğini kendisi yapıyor. Bu ahlaksızlığı da böyle karşılaştırmalar çok çıplak şekilde ortaya koyuyor.
Bu ülkede herkes ezberden konuşuyor. "Türkiye laiktir laik kalacak..." Çocukluğumdan bir örnek vermiştim. Apartmanımızın bahçesini güzelleştirmek için aşağı mahalleden hırsızladığımız "Çiçekleri koparmayın" tabelasını dımdızlak bahçenin ortasına dikip gelen geçenin alaylı kahkahalarına hedef olmuştuk. Türkiye'de de aynı durum var. Fransız tipi bir laiklik anlayışı en despot biçimiyle uygulanıyor. Bünye bu laiklik tanımını kaldıramıyor. Avrupa'da laiklik anlayışı zaman içinde toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenmiş ve kök salmış bir kavramken, bizde tepeden inme ve baskı aracı bir kavram olarak kullanılıyor. Türkiye'nin önündeki en büyük engel bu baskıcı zihniyettir. Ve bu zihniyet topluma o kadar sirayet etmiştir ki toplumda en ilgisiz konuların tartışması hep dönür dolaşır laiklik ve İslam konusuna gelir.
Türbanın yasaklanması konusunda sırtını medeni ! Fransa'ya dayayanların, ermeni soykırımı kanununda hanya ve konyayı anlamaları kaderin bir cilvesidir. İnsanlar zulmeder ama kader hep adalet eder. Fransa'nın Ermeni soykırımı konusunda takındığı tavrı, içerdeki Frenklerimizin tavrıyla beraber kınıyorum. Bu, sanırım AB maceramızın sonunu hazırlayacak bir gelişme olacak. Göreceğiz...
Yazan: blue Tarih: October 13, 2006 4:25 PM
Blue Bey Kardesim,
Yorumunuzda pek akl-i selim tesbitler, anolojiler var; hepsine de katiliyorum, Ahmet Hoca ile ilgili olanlar haric. Kendisini tanimazdim bir hafta oncesine kadar su Samyel soyadli bayanin haber okudugu kanalda idi. Ben adami hic onceden hazirlanmis paket cevaplar degil, samimi akllina gelen dogrulari soyleyen bir olarak gordum. Ve bircok kaynaktan adam hakkinda okuduklarim verdig cevaplar ile zerre kadar cekismiyor idi. Evinde "TV bunlunmasi" , "yuzme havuzu", "Malta'da tatil" gibi sozumona "haberlere" verdigi cevaplarin her biri gayet makul geldi bana. Hehangibir musluman hakkinda Kartel'de cikan "haberi" "veri" olarak kabul etmek son derece yanlistir kanaatimce. Bundan dolayi sizi suclamiyorum, insanin kendi anne babasi dahi bir pacavrada insan icin siparisle uretilmis "haberi" baz alarak "niye boyle yaptin" diyebiliyor! (muusahhas coki komik orneklerim cok) Bu mevzuda diger bir baslik altinda yorum kurallari uzerine yazdigim yorumda da biracik degindigim icin uzatmayaim. Ugur Dundar "gunes dogudan dogar" derse suphe ederim ben.
Selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 14, 2006 6:37 AM
Son yılların öyküsü çok güzel anlatılmış.Lütfen okuyun cüppeli,laik,komplo,petrolcü kardeşlerim.
hem yarın torunlarımıza Erzurum derbendi,mührü islamın gazeli yerine,Erzurum kapısı kürdü islamın gazelini okuyacağız hep beraber.
http://www.milliyet.com.tr/2006/10/14/yazar/toruner.html
Saygılar
Yazan: salih Tarih: October 14, 2006 10:42 AM
Yine tekrarlama gereği duyuyorum. Türban ve başörtüsü farklı şeylerdir. Bunların ikisinin de mi yasak olduğu , veya ikisinin de mi yasak olması gerektiği , ya da türban yasağı doğru mu ? İşte bu sorular ve de onların cevapları türban ile başörtüsünü arasıdaki farkı halletmez.
Evet asıl konunun özünden farklı görünse artık bugün bu ülkede Lozan dan geriye geldiğimizi görmemiz gerekmiyor mu ?
Bakın Lozan da ek maddelerde 8 no lu genel affa ilişkin protokolde Fransanın da imzası var. Ne diyor bu madde: 20 Kasım 1922 tarihinden önceki bütün siyasi ve askeri nedenlerle ortaya çıkan suçlar bu genel af kapsamında mütalaa edilmiştir. Bu her iki taraf içinde geçerlidir. Yani 1915 de ne olmuşsa bu bizim sorumluluğumuzda değildir , ki zaten bizim suç teşkil eden birşey yaptığımıza da inanmıyorum. Yani bugün Fransa kendi imzası olan bu metini hatırlamamaktadır. Haklılığımızı ortada iken neler oluyor böyle ?
En son olarak ee nerede o Lozan ı kötüleyen yazarlar ? nerede o Kerkük ü soran tarihçiler ?
Hadi bakalım şimdi de hükümete sorun bakalım : Ne oldu da biz bugün Lozan'dan gerideyiz ?
Yeni bir hak elde etmek bir yana , sadece hak ettiğimizi bile neden savunamıyoruz ? Hadi bakalım hükümetten yeni bir Lozan yaratsın istemiyoruz , sadece eldekine sahip çıksın , ya da çıkabilsin yeter.
Yazan: beagle Tarih: October 17, 2006 6:10 PM
Ermenilerin selâmi var
Bir süredir fransa'daki türk düsmani ermeni sitelerine takiliyorum. Kendilerine açik yüreklilikle
ama fanatiklige kaçmadan düsündüklerimi anlattim. "Gelin" dedim, "erkek erkege konusalim. Fransa'nin
eteklerinin altindan çikin". Bazilariyla arkadas olduk. Içlerinden birine kahve bile ismarladim.
içlerinden bazilarinin öldürülmek korkusuyla davetimi geri çevirdigini de söylemek gerek.
Hatirlamak gerekir ki bir tek ermeni camiasi yok. En akli basinda olanlari bu süregelen kin ve nefretten yilmis vaziyetteler.
Ama en çok sesi çikanlar en kalabalik olanlar degil. Bir de tabi onlarin algiladigi Türkiye ve türkler
ne yazik ki bir avuç ülkücü ile meshur 301 ci madeden ibaret. Fanatizm fanatizmi besliyor.
Kimseye tarih dersi vermek niyetinde degilim. Ermeni kelimesinin ardinda da tek tek insanlar var.
Kira ödeyen, is arayan, evlat büyüten insanlar.Asagidaki satirlari sizlerle paylasmanin
barisa hizmet edecegini umuyorum : (çevirim serbesttir, anlama sadik kalmaya çalistim)
Dostlukla
Tunç
Haklisin, biz de sark insaniyiz. sigindigimiz ülke neresi olursa olsun
böyle kalacagiz. Bu sebeptendir ki kendimi bir türke bir fransizdan daha yakin hissediyorum.
Ayni seyleeri yiyoruz, ayni Müzigi dinliyoruz, dis görünüslerimiz ayni.
Zaten herkes beni türk saniyor. Aileye verdigimiz önem ayni. Neyse liste uzun ama
bizler kardesiz.
Süphesiz sizi sasirtacagim çünkü söylediklerinizin hemen hepsine katiliyorum.
Haklisiniz, türklerden de kayiplar oldu ne yazik ki. Hiç süphesiz ermeniler
kendilerine çesitli vaadlerde bulunup aldatan büyük güçler tarafindan kullanildilar,
tasnak ve hinçak partileri tarafindan da...
.....
bana kalsa ne toprak isterim ne de para
.....
Sizinle yazismaktan her zaman onur duyacagim. Herkes bir parça iyi niyetle katkida bulunmus olsa
bir birimize verimsizce saldirmak yerine hem sinirlari hem de kendimizi açabiliriz digerlerine.
Yazan: Tunç Tarih: October 17, 2006 10:39 PM
Bonjour cher Tunç,
Alakeum salam. Ermeniler'le böyle bir diyaloğa girmeniz çok hoş. Eminim ki bu tip karşılıklı diyaloglar sıklaştıkça, hem onlar bizi, hem de biz onları daha iyi anlayabileceğiz ve sorunlar kendiliğinden çözülüverecek. İnsan bilmediğine düşman olur derler. Ne yazık ki kapalı bir toplumuz. Kabuğumuza çekildikçe düşmanlıklarımız da sivriliyor. Sizi bu girişiminizden dolayı kutluyorum.
Yazan: blue Tarih: October 18, 2006 10:09 AM
Selam Blue,
ilk kelimelerinizi görünce irkildim, eyvah dedim,
simdi "siz Paris'te rahat koltugunuzda ..." filan diye baslar artik.
Neyse... Ben bu taktigi Mustafa Akyol'dan kopyaladim. Islâm'a düsman amerikali bir gazeteciyle randevulasmis, sonra da bu kisi hatalarini kabul eden, insanlari hosgörüye çagiran bir yazi yazmisti.
Inanin böyle sevgi ve saygi ile atilan tohumlar yeseriyor, ermeni arkadaslar sadece bana yazdiklari mesajlarda degil foruma yazdiklari yorumlarda da daha ilimli sözler söylemeye basladilar.
Elbette hersey toz pembe degil, 92 yillik bir küskünlügü 4 ermeni ile bir türk bitiremez. Ama bir zamanlar buraya aktardigim bir deniz yildizi hikayesi vardi... Iste onun gibi bu da.
Sizinle konusabildigime sevindim, dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: October 18, 2006 2:52 PM
Tunç Bey, sayenizde uzun zamandır ilk defa ümit veren, çözüme odaklı bir yorum okudum. Umarım iki toplum da "biz" ve "öteki" katılığından kurtulur. İki toplum da kolaycılıktan vazgeçer ve çözüme odaklanır.
Aşağıdaki alıntı o günleri yaşayan bir Ermeninin samimi acısının tarih içinden bizimle kurduğu bir diyalog:
“Biz önceleri çok mutlu bir halktık. Vergimizi öder, işimizle gücümüzle uğraşır, huzur ve refah içerisinde yaşardık. Fakat, Berlin Andlaşması! İngiltere’nin işi karıştırması yok mu? Eğer, Avrupa bizi yalnız bırakmayı istese iyi bir geleceğe sahip olabiliriz. Fakat halk olarak bizim kötü bir duruma düşmüş olduğumuz görülüyor. Zavallı Ermeniler! Avrupalılar bizi Türkler’e karşı fena bir hırsla tahrik ettiler. Yazık! Memleketimiz harap oldu.” *
Şikayetleri de dahil ne kadar tanıdık bir tavır değil mi? İşte Tunç Bey’in yaptığı da bu yüzden önemlidir. İki toplum da “elçi”den şikayetçi olduğuna göre “elçi”yi aradan kaldırmanın zamanı gelmedi mi?
George H. Hepworth, Through Armenia On Horsback, E. P. Dutton, New York, 1898, s:332.
Yazan: Hande Eren Tarih: October 18, 2006 3:44 PM
Tunç Bey'i ben de tebrik etmek istiyorum.
Gerçekten bu tür diyaloglara herzamankinden daha çok ihtiyacımız var. Karşılıklı olarak Ermenileri ve bizleri kullananları aramızdan çekip keni meselelerimizi kendimiz meselelerimizi konuşabilmeliyiz.
Bu durumun uzaması acıların taze tutulamasına neden olacak yeni yeni ritüellere ve aramızdaki uçurumun derinleşmesine neden oluyor.
Bunu değiştirebilirz.
Hande Hanım gibi ben de umutluyum..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 18, 2006 9:21 PM