« Kürt Sorunu'nda 'Ortak Akıl'a Katkı | Ana Sayfa | Kürt Sorunu'nda 'Ortak Akıl'a Katkı -II- »
October 9, 2006
TV'de Tartışma: Laiklik, Tarikatlar, 'İrtica'
Gazeteci-yazar Nazlı Ilıcak'ın sunduğu ve Kanal 7'de yayınlanan Sözün Özü adlı tartışma programının bu haftaki bölümüne Mustafa Akyol da katılacak. Laiklik, tarikatlar ve "irtica" konusunun tartışılacağı programı Çarşamba (11 Ekim) günü saat 23.45'ten itibaren izleyebilirsiniz.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 9, 2006 3:05 PM
Okur Yorumları
(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)




"kacirilmayacak" diye not etmis olmama ragmen cogunu kacirdim. Turkiye'mizin nev-i sahsina munhasirliklarindan biri de TV'lerdeki tartisma programlarinda konusulacak konulari moderatorun, veya program yapimcisinin degil konuklarin secmesi, ve programlarin konuklar yoruldugunda son bulmasi. Bu defa bu "bize ozgu" durum isime yaradi ve 1:30 da TV'yi acmis olmama ragmen fazla birsey kacirmadigima kani oldum.
Adinin basinda Prof. bulunan "Tanri Turku korudugu muddece musluman" zat bildik birkac slogan otesinde birsey sunmadi. Sayesinde artik sokakta kapkac magdurlarinin "ben profesorum cantami caldilar " demenin faidesinin olmayacagini dusunmesinin sebebinin sadece Emre Kongar ve Celal Sengorgiller olmadigini ogrenmis oldum.
Ali Bulac her zamanki gibi bol bilgi, az bilgelik. Sanki Ismailaga cemaatinin yeni "laikci poster cocugu" olmasi icin gozle gorulur baska motivasyon yokmus ta uyanik komplo teorisyenimiz "fener Rum Patrikhanesinin bolgeyi ele gecirme planinin" musebbibi oldugunu kesfetmis. Eee. ne olmus yani Seymour Hersh'in de benzeri komplo terileeri var diyebilecekler icin ufak bir detay "Arastirmaci gazetecilik". Islam ile demokrasinin de laikligin de catismadigi noktasi belki bazilari icin yararli bir vurgu. Fakat tartstigimiz konular bazinda akademik bence; cunki Turkiye Seriat degil demokratik, laik hukukun hakim oldugu iddia edilen bir ulke. Dolyisi ile soru bu sifatlarin alti ne ile dolduruluyor sorusudur. Seriat hukumsuren bir ukeye demokrasi veya laiklik getirsekmi degilki sorumuz, bunlarin Islam'a uygunlugu konumuz olsun.
Obur adam, ismini hatirlamiyorum, kahverengi poyesterli (yoksa ipekmi idi?) ne ise, laikci kimdi bilmiyorum laikci idi iste (frenklerin deyimi ile birini bilin , hepsini bilirsiniz), Simdi soylemlerini tekrarlamaya ne gerek var? Burda dahi en az yuz kere okumussunuzdur. Hatta Mustafa Bey'e kredi olsun diye soyleyeyim: Bu sitenin laikcilerinin bazilari onu cebinden cikarir.
Seyrettigim kisimda civiyi tam tepesinden vuran, verilmesi gereken "proflar icin demokrasi, laiklik 101" dersi veren en genc konuk idi. Ona da tabiati ile fazla firsat vermediler "sadece bir cumle soylemek" isteyenler. Ben de benim cumlelerim uzun sanirdim!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 12, 2006 3:04 AM
Programın çoğunu seyrettim.
Ülkücü Prof başlangıçta iyi bir tahlil yaptı, meselenin sosyolojik boyutunu çok güzel açıkladı, ama sonradan başladı tribünlere oynamaya. Tutarsız, mantıksız bir takım argümanlarla tanımın içini doldurmaya çalıştı ve bol bol mantıksız komplo teorisi sundu.
Laikçi Prof. bildiğimiz laikçilerden. 1930'ları asr-ı saadet olarak görüyor. O kadar kapatmış ki kendini dünyaya acınılacak halde olduğunun bile farkında değil. Bir kaç kitaptan müslümanların kendi ahlaki yaşayışları ile ilgili tavsiyeri cımbızlamış buralardan komplolar çıkartmaya çalışıyor. Paronoid şizofren bir tavır. Hem Ali Bulaç hem de Mustafa Bey verdikleri mantıklı cevaplarla argüman bile sayılamayacak söylemlerini yerle bir ettiler.
Ali Bulaç konusunda Bekir Ağabey'e katılmıyorum. Programı baştan itibaren izlediğim için belki de. Bulaç konuya ilişkin tüm boyutlara değindi ve İslam ile ilgili paranoyaların yersizliğini haklı olarak açıkladı. İsmailağa ve patrikhane meselesi yabana atılır bir şey olmadığı gibi Bulaç'ın dillendirdiği tez de yeni birşey değil. Öteden beri bilinen bir husus. Merak edenler Bulaç'ın şu yazısına bakabilir.
Bulaç çok değerli bir müslüman entelektüel. Görüşlerinin neredeyse tamamına katılıyorum. Programda daha çok suçlamalara cevap verdi ki bu cevapların da verilmesi gerekiyordu. Ve bunlara cevap verirken de İslam-demokrasi, İslam-laiklik konularına girmesi kaçınılmazdı. Bence çok da iyi oldu. Bekir Abi'nin program hakkındaki diğer düşüncelerine ise katılıyorum.
Mustafa Bey, her zamanki gibi. Rahat sakin; kısa ve net, hedefe direk atış yapan cümlelerle irtica paranoyasının ardındaki felsefi duruşu ve anlamsızlığını, özgürlüklerin önemini, çoğulcu demokrasiyi ve gerçek laikliğin nasıl olması gerektiğini adeta ders verir gibi açıkladı.
Bozdağ iki de bir "genç arkadaşım" diye küçümser bir tavırla cevaplar vermeye çalışsa da mızrağın çuvala sığmadığını çok açık ve net bir biçimde gösterdi. Mustafa Bey önünde nice akademik ünvanlar bulunan bu ve benzeri profları cebinden çıkarıyor. Mustafa Bey'in yıldızı her geçen gün biraz daha parlıyor ve ben genç bir zihin olarak Mustafa Bey konuşurken kendimi ifade etmiş gibi olduğum için çok seviniyorum. Anlaşılan ileride de bu tür programlarda bol bol Mustafa Bey'i izleyeceğiz.
Proflar meseleye o kadar yüzeysel yaklaşıyorlar ki buradaki pek çok yorumcu arkadaş bile bu prof ünvanlı kişilerin argümanlarını birkaç örnekle rahatlıkla çürütebilir. İnsan bu gibi kişilerin varlığı görünce ülkesi adına üzülüyor ama Mustafa Bey gibi genç zihinlerin temsil ettiği düşünce akımı bir dip dalga olarak çok kuvvetli ve bu pozitivist dinoları ait oldukları yüzyıla göndermekte kararlı.
Zaman lehimize işliyor; daha yaşanabilir bir Türkiye için hiç de umutsuz değilim..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 12, 2006 8:20 AM
keşke baştan izleyebilmiş olsaydınız bekir bey gerçekten güzel bir programdı gözlüklü (ismini hatırlayamıyorum) prof bey sn.akyoldan aldığı cevaplardan olacakki bir ara epey sinirlendi adeta burnundan tüy aldırmadı hatta atatürkün ismini kullanıp karşılıklı rant sağlayanları eleştirdiği dakikalarda nazlı ılıcak hoş bir söylev kullanıp (özünde sayın profu onore etmeye yönelikti) profun bu tarz insanları ciddi bir şekilde eleştirdiğini anlatmaya çalışırcasına bir kaç cümle kullandı ama galiba aldığı cevaplar karşısında oldukça sinirlenen beyefendi bunuda otomatik olarak kendisine yapılan bir saldırı olarak kabul etti ve ses tonunu yükselterek konuşmaya devam etti bir okadar kayda değer bir durumda sürekli demagoji yapmasıydı yaklaşık olarak aralıksız bir ara 10 dk konuşan sayın prof bunun üstüne birde nazlı ılıcağı kendisine ayrımcılık yapmakla suçladı (gerçi ali bulaç da bir ara bundan şikayetçiydi)
ama ben mustafa akyolun konuşmasını üslubunu ve bilgi seviyesini beğendim ortamda karbondioksit alıp taze entellüktüel hava veren bir yapısı vardı tebrikler
Yazan: ames Tarih: October 12, 2006 10:02 AM
"Genç kardeşim"...
Yaşınıza bakıp kolay lokma sandılar. Dün gece sizden çok şey öğrendiler. "Genç kardeşim"i Can Dündar'ın ve Ahmet Hakan'ın tartışma programlarında da görmek istiyoruz. Türkiye'nin karışmış kafasını berraklaştırmaya ihtiyacı var. Bunu sizden daha iyi yapan ikinci bir kişi yok.
Yazan: blue Tarih: October 12, 2006 10:34 AM
Ben de keske bastan seyretseydim demistim ama sonradan da bu hasta halimde kaldirabilirmiydim diyerek sukrediyorum. Daha Muistafa Bey'i izlememiz icin cok firsatlar olcagi konusunda sizlerle hemfikirim. Kayit dusmus olalim; rivayet sanilir belki! :)
Sizler mevzuyu guzel ozetlemissiniz. Ben bu defa su TV"lerde acik oturum adabi, formati, teknigi uzerine bir iki ornek vermek istiyorum. Dogrusu Arapca bilmedigim icin muhtemelen dunyanin en saygin, en nesnel gorsel yayin kurulusu olarak kabul edilen El-Cezire'yi izleyemiyorum.Bekli Christian Science Monitor'un da TV'si vardir , kadarini bilmiyoruum. Ama bildigim kadari ile onlarin program formatlari da bizimkinden cok BBC veya CNN'i andiriyor.
Firsati olan akadaslara "DOHA Debates adli her pazar yogreden sonra yayinlanan BBC programini tavsiye ederim. Hard Talk (BBC) hakeza. Yoo, program yoneticilerinin tarafsizligindan dolyi degil. Oyunun kurallarini biliyorlar. Dioha Debates ornek format, ornek konuk, ornek moderator, ve ornek dinleyici (katilimci). Size garanti ederim o Tanri kurdu korusuncu Prof ta laikci sivil pasa da yaramazlik yaparlarsa hemen uyarlirlar, israr ederlerse miktrofonlari kapanir, ve sov canli degilse yayinlanmaz. Canli sovda bu olaylar hemen hic yasanmaz, cunki akli basindaki herkes bunun kendisin pahaliya mal olacagini bilir. Bir cumle ilave edeyim denildiginde en fazla iki cumle ilave edilir. 15 dakikalik nutuk degil. Program yoneticisi korkuluk degil diktatordur resmen, kimse otoritesini sorgulamaya cesaret dahi edemez! Bizdekiler en baba moderatorleri cay soylemye gonderip cene calarlar, kabadayiliklari ile orantili olarak. O bakimdan en basarili diyebilecegim program yoneticisi Mustafa Karalalioglu ama oyle gorunuyorki o da uslu duracak cocuk bulmakta zorlaniyor. Oguz Haksever'inki fena sayilmaz. Taha Akyol, Huseyin Gulerce programlari'da tartsma programindan cok mulakat olarak telakki ediyorum. Ahmet Hakan'la Can Dundar'd Nisantasi'nin gavur gavur haber TV'lerini gosteren kafelerini tavsiye ederim klaslarina uygun vardir herhalde. Ikisi de haberci maberci degil canim, eger bu isin profesyonel bir meslek oldugunu kabulleniyorsak.
Sahi usulden baslasak? Ornek konular: Iyi TV programi nasil yapilir? Otekini taklit etrmeden basrarili TV'ci olunmazmi? Reyting elde etmenin pek orijinal ve daha az masrafli yollari (hemde aynaya baktiginda utanmazsin). "Yok M. A. Erbil'in yaptigi komedi de degil, acting'de degil, soytarilik mektebinde de caka, biz ait bisey". "Ayni cumleyi ust uste 18 defa yayinlayinca bir o kadar etkili olur terisi bizim Temel'e mi aittir Murrow'ami?" Ders adi icin uzun oldu herhal, birileri kisaltir eminim.
Not bir oncekininin" On izlenmis ve gelistrilmis halidir. Ben TV'ci felan degilim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 12, 2006 11:26 AM
Programda Ümit Özdağ'ın konuşmasında katıldığım yerler de oldu ama genelde kendini pek iyi ifade edemedi bence. Mustafa Bey, "irtica" kavramını çok iyi tanımladı zannımca. Ümit Özdağ karşısında olduğu her "tu kaka" fikri "irtica" başlığı altında toplama gayretinden kurtulamadı. Alpaslan Işıklı da sağ olsun hiç kimseyi konuşturmadı. Yalnız programda tartışma çok hararetli değildi bence. Daha sıkı bir laikçi kemalist bir insan programda olmalıydı bence.
Yazan: Ahmet A. Tarih: October 12, 2006 2:11 PM
Benim en fazla ilgimi çeken, Mustafa Bey'in son derece sakin ve rahat konuşma tarzı, birkaç cümle ile konunun özünü açık şekilde ortaya koyan üslubu oldu, her zaman olduğu gibi. Karşısındaki katılımcılar biraz nutukvari ve duygusal konuştular. Uzun ama aslında kısa. Ve ben bunlarda açıkçası önemli bir bilgi boşluğu gözledim. Bekir Bey'in değindiği gibi bu siteden öğrenmeleri gereken şeyler var. Söylemleri sorgulandığında ortaya çıkan boşlukların farkında değiller. Çok ilginç ama hem kafaları karışık, hem de bunun farkında değiller. Ama ben yine de bunları 'öğretilebilir' insanlar olarak gördüm. Bunun için biraz "open-minded" davranabilmeleri gerekiyor tabi.
Bir irtica tanımına varabildik mi acaba? Yanılmıyorsam Mustafa Bey bunu "toplumsal değişimin geriye çevrilmesi" gibi bir şekilde tanımladı. Ve bunun yalnızca dini değil, sekülerce, positivistçe vb. olabildiğini belirtti. Burası oldukça önemliydi bence. Yani irticayı reddetmek değil, irticanın -ve aynı zamanda istismarın- tek türden birşey olmadığını göstermek.
Ve programın başlarında Sayın Ilıcak'ın sunduğu, resmi makamlardan gelen 'irtica bilgilendirmeleri' de oldukça ilginçti. Hiçkimse "irtica"nın hukuki durumunu açıklayayamış.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: October 12, 2006 3:13 PM
Ben,konu "İrtica" ve Mustafa bey de tartışmanın katılımcıları olması nedeni ile programı başından izledim.Programda dikkatimi çeken, Mustafa beyin de belirttiği gibi modernite ve dinin birleşemeyeceği konusunda genel düşünce nin hakim olduğu ve bunu savunanların da, emperyalist güdümlü irtica yapmakla suçlanması.Programın konusu olan "irtica"konukların da taraf olmaları nedeniyle bir türlü tanımlanamadı.Sn.Bulaç'ın dediği gibi hukuken bile "irtica "tanımı yok ise neyin varlığı irtica?Din savunucuları,dinin özgürce vicdana uygun yaşanmaması durumunu devletin yeterince laik ve eşitlikçe olmaması nedeniyle,demokraside irtica,kendilerini laik olarak tanımlayanlar da dine dönük yaşamın gözle görülür somutlukta yaşanır olmasına,dini irtica olarak bakıyor.Mustafa yada Sn.Bulaç'ın işaret ettiği gibi eğer suçlama eylemlerde baskı oluşturacak boyutda baskın bir şekilde hissedilirse nefsi müdafa olarak algılanbilecek içgüdüsel savunu maalesef"irtica" olarak algılanır.Baskı fazlalaştıkça bu yoğun baskıdan kurtulma kuvveti"irtica "olarak adlandırılabilir.Aklı selim ve toplum hayatı içinde varlığını devam ettiren bir insanın taraf ve inanç sahibi olmaması düşünülemez.Aksi taktirde toplumsal bir birey olmadığı,dolayısıyle etken faktör olamayacağı için sorgulanmalı zaten.Endişe laik devlet düzenin bozulması yada inanç sahiplerinin yetki sahibi olup içerden(!) sistemi imha edeceği doğrultusundaysa,o halde her iki görüş sahibi de laik düzeni sağlayıcı kanun ve güçlere hiç inanmıyorlar demektir.İnanılmayan ve güvenilmeyen bu sistemde kalkıp bu konuda görüş belirtilebiliyorsa.!!!Korku irticadan değil zaafiyet noktalarını keşfedilmesi,var olduğuna inanılan yumuşak karnın ortaya çıkması.Yumuşak karın,darbelerin,terörizmin ve cahil toplumların kolaylıkla silah olarak kullanılabilir olması.Sn.Bulaç ın dediği gibi başörtüsü irtica yada innç özgürlüğünün simgesi olarak da algılanabilir.Hangi noktada irtica başlıyor belli bile değilken kimi neye karşı uyarıyor yada önlem alıyorsunuz.
Aklıma gelen bir örneği yazmadan geçemeyceğim;tüm dünyada idam cezası insan haklarına aykırı bulunup kaldırılırken Amerika da hala bu ceza uygulanmakta ve kendi vatandaşı olup olmamsı onu pek ilgilendirmeden.Uzun bir süre önce iki Alman kardeş idam cezası ile cezalandırılan bir suçun sanıkları iken Almanya araya iripkendi vatandaşları olması nedeni ile bu iki suçlunun cezalarına itiraz etmişti.Kısaca devletin yapması gereken kendi vatandaşına yine bu halkın en müreffeh ve mutlu bir şekilde yaşaması için hazırlanmış kanun ve düzenlemelerle hizmet etmesidir.Halkın eylemlerinin kendini yıkmasından korkarak kendine elişilebilecek yollara duvarlar kurup, yasaklarını daha da arttırarak değil.Sistem inanç üzerine değil adalet üzerine kurulmalı.
Tartışma programı ile ilgili olarak ;Mustafa beyi eski kurtlar olarak tarışmada bulunan kişler karşısında sadece yaşı nedeniyle genç kalmıştı.Uslubundan dolayı kendisini kutlamak gerek ama Suat beyin dediğine iştirak edemeyeceğim :) zira bu tür programlarda nabız yükseltmiyor ve saldırmıyorsanız sesiniz normal seviyede ise rayting yapmıyor sadece düşüncenizi anlatmış oluyorsunuz.Bağırmazsanız duyulmuyor gerçek olduğunuz pek fark edilmiyor.Mustafa bey bu size!"terorist eylemlerden önce Kürt realitesinin farkına varılmamıştır"cümlenize ithafen.:)Başarılarınızın bireysel kalmaması temenisiyle.
Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: October 12, 2006 8:28 PM
Dünkü açıklamalarından dolayı Sayın Akyol'u tebrik ediyorum.
Esaslı noktalara parmak bastı.Resmi ideolojinin seksen küsür senelik saçmalıkları karşısında seviyeli bir uslupla kullandı ve hukuki, şeffaf bir açılım getirdi.Bu arada Sayın Bulaç ve Nazlı hanımında hakkını vermek gerekir.
Ümit Özdağın ülkücülükle ete kemiğe bürünen despot/otoriter devlet anşlayışına karşı gerekli cevapları son derece latif uslubuyla verdi. Onun ''genç kardeşim''diyerek ''sende kimsin dünkü çocuk'' kabilinden bir çağrışım yapan ifadelerini kendisiyle aynı seviyeye düşmeyerek son derece olgunlukla karşılayıp cevap vermeye dahi gerek görmeyerek gülümseyerek geçiştirdi.
Bu ona yakışandı zaten...
Hasılı kelam bence Mustafa Akyol izleyicilerden tam not aldı...Hemde entellektüel seviyede...
Muhammed Ali DİKTAŞ
Saygılar
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: October 12, 2006 11:11 PM
Can alıcı olarak değerlendirdiğim bir iki nokta programda Sayın Akyol tarafından dile getirilmiştir. Sayın Akyol “Türkiye’yi 1930’lara götürmeyi istemek, baskıcı ve tek parti anlayışını savunup istemek de irticadır” demiştir. İrtica kavramını dine dayandırıp üzerinden politika ve söylem geliştirme yoluna gidenlerin bazılarının yapmaya çalıştığı şeyin de irtica olabileceği göz ardı edilmemelidir. İrtica konusunda devletin hatalarının olup olmadığının öz eleştirisinin yapılması ihtiyacı Sayın Akyol tarafından ifade edilmiştir. Bu ihtiyaç, konuklar arasında mutabakatla kabul edilmiştir. Bu da önemli bulduğum diğer bir noktadır. Sayın Akyol’un anayasadaki laiklik tanımı ile topluma dayatılan laiklik arasındaki farkı izah etmesi de son derece önemlidir.
Karşıt fikirdeki konukların mutabakata vardığı bir diğer konu ise İslam ile demokrasi’nin, laikliğin çatışmadığının ifade edilmesidir. İrtica meselesi ile İslam dinini örtüştürme hatasına düşmemiş olmaları sevindiricidir. Din ve cemaat olgularının toplumun temel ve olağan dinamikleri olarak vurgulanması da önemlidir. Sayın Alpaslan Işıklı, irticanın asıl sebebinin ve kaynağının emperyalist güçler olduğunu ifade etmiştir. Bu noktada Sayın Akyol’un çok yerinde itirazı ve hem fikir olduğum açıklaması olası yanlış anlamaları ve değerlendirmeleri de engellemiştir. Neredeyse yaşadığımız ve sahip olduğumuz her olumsuz durumun kaynağının emperyalist güçler olduğunu ifade etmek pek de gerçekçi değil. Emperyalist güçlerin etkisi ve katkısı söz konusudur, ancak bu ortamı sağlayan iç unsurların varlığı da göz ardı edilmemelidir.
Netice itibariyle ben programın izlediğim kadarından memnun olduğumu belirtmek isterim. Suat Beyin yorumunun sonunda ifade ettiği gelecek umudunu ben de paylaşmaktayım.
Yazan: Arife Tarih: October 13, 2006 11:50 AM
Sn.Akyol, değerli yorumcular, tartışmayı başından
itibaren izleme şansını bulanlardanım. Mustafa beyi, namı diğer genç arkadaşımızı, konuya olan
hakimiyeti ve soğukkanlı tavrından dolayı kutlarım
Evet kafalar karışık, Ümit Özdağ bir Türk milliyet
çisi olarak, İslam dininin ülke güvenliği için çok
önemli bir 'silah!' olduğu gerçeğini görmüş durum
da ancak, militerleri kızdırma korkusundan olacak,
bu gerçeği eveleye, geveleye kuşa döndürdü!
Birde bu Uluslcı çevrelerin misyonerliğe şahince
karşı çıkışları çok komik.Çoğunda Din iman hak ge
tire, ama müslümanlardan çok daha fevri bir biçim
de karşı çıkışın anlamı ne ola acep. Samimi bir
dindarın, hangi dinden olursa olsun, dinini tebliğ
etmesi hakkıdır. Bunun güvenlik zaafı yaratması
devletin ilgili organlarınca takip edilmeli. Tıpkı
tarikatlar için olması gerektiği gibi. Osmanlı
serbestçe çalışmalarına izin verdiği tarikatları
çok sıkı bir biçimde denetlerdi. Açıklık denetimi
kolaylaştırır. Ancak üç beş misyonere böyle yayga
racı bir karşı çıkış, dikkatleri dağıtmak maksatlı
olabilir mi? Örneğin, Van şehrimizi ele alalım.
Bu şehrimiz, Anadoluyu Türk dünyasına bağlayan bir kapıdır ve kilidinin Türklerin elinde olması
stratejik önemdedir. Burada geçmişte Ermeni mezalimi yaşanmış bir kentimizfir. Türk ve Kürt
müslüman ahali bu saldırılara kayıplar vermiştir.
Yine Ermenistan bu güzel serhat şehrimizden toprak
talep etmektedir. Şimdi bu kentin en önemli kurumu
olan 100.Yıl üniversitesine Ermeni rektör atanır mı? Bu rektörün Cumhuriyet savcısınca soruşturul
ması adeta cansiperane şekilde önlenmeye çalışılır
mı? Orhan Pamuk Türkler Ermenileri kesti dedi diye
linçe kalkışanlar, Bu Milletimizin bekası ile ilgi
li konuda nasıl tam ters bir tutum takınır. Bu kafa karışıklığı ile açıklanamaz. Bir Türk Ermenis
tanda , yunanistan da asla aynı gçreve gelemez.
Evet Türkler, fırsattan istifade şehirlerimizi ya
kıp yıkan, masum Kürt ve Türk ahaliyi katleden Er
meni komitacıları hakettikleri şekilde cezalandır
mıştır. Bugünde aynı olaylar yaşansa aynı karşılı
ğı kim olsa görecektir. ben bu irtica yaygarası,
ulusalcı adlı tavır alışları, müslümanları baskı
altında tutma, ve ülkemizin yeniden lider ülke
olmasını istemeyenlerin faaliyeti olarak görüyorum
Genç kardeşlerimizin çoğalması dileğiyle, saygılar
sunuyorum. Levent.
Yazan: levent Tarih: October 13, 2006 5:39 PM
Ne guzel, sagduyu entellektuel derinlik, basiret urunu yorumlar var burada. Biz de buyrum arkadaslar; ozelikle siz Arife Hanim, ve bir suredir takdir ile takip ettigim Levent Bey kardeslerim. Yok iftara demek istemedim. :)
Bu arada Levent Bey, 10 yil falan once ABD'de bazi Turkce Islami sitelerde makaleler yazan Levent Bey'misiniz? Sadece merak.
Herkese selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 13, 2006 9:42 PM