« Fransa'yla Aşk/Nefret ve Kökü Dışarıda Milliyetçilik | Ana Sayfa | İngilizce Sempozyum: İslam ve Din Özgürlüğü »

October 16, 2006

Orhan Pamuk'a Tebrikler

Orhan Pamuk'un Nobel kazanması üzerine ne düşündüğüme dair bir kaç soru geldi. Açıklayayım.

Ne yazık ki iyi bir roman okuyucusu değilim. Çok isterdim daha fazla roman okuyabilmek, ama zaman bulmakta zorlanıyorum ve sanırım "yaşamın kökeni" üzerine okuduğum kitap sayısı bile bitirebildiğim romanlardan daha fazla. Pamuk'un da sadece "Beyaz Kale"sini okuyabildim ve açıkçası çok da beğenemedim. Ama dünyanın dört bir yanında Pamuk okuyan ve beğenen insanlarla karşılaştım. İyi bir edebiyatçı olduğu kuşku götürmez bir gerçek.

Pamuk'un politik görüşlerine gelince; Kürt sorunu ve Ermeni meselesi konularında yaptığı o ünlü açıklamayla Türkiye'ye haksızlık ettiğini düşünüyorum. (Onun ağabeyi ve benim de üniversiteden hocam olan Prof. Şevket Pamuk'un görüşlerini çok daha takdire şayan bulurum.) Ama bu durum; Pamuk'un aldığı Nobel'in değerini düşürmez, o Nobel'i bir edebiyat ustası olarak kazandığı gerçeğini değiştirmez, dahası bu ödülün Türk (ve sadece kültürel düzeyde de olsa Müslüman) bir yazara verilmiş olmasının benim açımdan ifade ettiği anlamı ortadan kaldırmaz diye düşünüyorum.

Dolayısıyla, Pamuk'u kutlamayan Sayın Cumhurbaşkanı gibi değil, kutlayan Sayın Başbakan gibi davranmayı tercih ediyorum: Kendisini tebrik ederim. Kazandığı Nobel ödülü, Türkiye için bir gurur ve sevinç vesilesi.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 16, 2006 5:31 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Pamuk'u ben de kutluyorum, kisisel basarisindan dolayi. Ama tekrar ediyorum b ne Turkiye'ye ne Turklere verilmis bir oduldur.

Zatan Mustafa Bey de "Ama bu durum; Pamuk'un aldığı Nobel'in değerini düşürmez, o Nobel'i bir edebiyat ustası olarak kazandığı gerçeğini değiştirmez, dahası bu ödülün Türk (ve sadece kültürel düzeyde de olsa Müslüman) bir yazara verilmiş olmasının benim açımdan ifade ettiği anlamı ortadan kaldırmaz diye düşünüyorum." demis.

Butun kelimelerini dikkatle secen Mustafa bey "...edebiyat ustasi olarak kazandigi" ifadesini kullanms "edebiyat ustasi oldugu icin" yerine. Saniyorum bu oduleun verilemesi sadec edebiyat taki basarisindan olmadigi konusu artik kendisini en kuvvetle destekleyebnler icin de reddedilemez bir gercek.

Beni "Turkiye'ye haksizlik yaptigindan" cok rahatsiz eden ise "BUNU STYRATEJIK KARIYER ADIM I OLARAK YAPTIGI" dir. Iste bunu asabilsem bende istemezmiyim Turkuyeli bi yazarin isminin olumlu bir sey ile duyulmasini?

Ama lutfen Bati medyasini iyi takip edelim: Turk dusmani butun kalemler bunu "Turkiye'ya atilmis bir samar" olarak satiyorlar. BBC'deki bi tartisma programinda Le Monde yazari Marc Roche de bunu soyledi ve ilave etti "TURKIYE DE JENOISTI KABUL EDEN HAPSE GIRER".

Simdi ben nasil gurur duyayim ama?

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 16, 2006 7:23 PM

mustafa bey orhan pamuğun nobeli kazanmasını edebiyatçılığına bağlamış merak ediyorum mustafa bey gerçekten dediklerine inanabiliyormu? olaya iyi niyetle yaklaştığı açık ama yazısında feci hatalar var , orhan pamuğa bu ödülün verilmesinin arkasında çokta sisli olmayan bir şeyler yokmu sizce, umarım mustafa bey siyasi duruşlardan ziyade gerçekleri yazar bundan böyle

bekir beyin yazısının ise tamamına katılıyorum iyi kurgulanmış,

Yazan: ames Tarih: October 16, 2006 8:30 PM

Nobel edebiyat ödülünün kime verileceğinin açıklanması bir hafta ertelendi ve nasıl bir tesadüftür ki ödülün Orhan Pamuk'a verildiğinin dünyaya açıklanması, Fransa'daki tasarının oy sonuçlarının açıklanışından yarım saat sonra yapıldı. Bu ödülün Orhan Pamuk'a edebi eserlerinin saygınlığından dolayı verildiğini hiç ama hiç düşünmüyorum.

Yazan: ilhanb Tarih: October 16, 2006 9:37 PM

Ahmed-i Necdet tebrik etmediyse onunla muhalif düşmüş olmaktan şeref duyarım:). Orhan Pamuk'un aldığı ödülün siyasi bir amacı olmadığını söyleyemem. Fakat sadece bu noktaya hasr-ı nazar edip bu başarıyı gölgelemek yanlıştır. Orhan Pamuk'un Ermeni ve Kürt meselesiyle ilgili söyledikleri talihsizdir. Fakat, yazarlar, aydınlar aykırı olmalıdır. Türkiye ne çektiyse popülist yazar ve aydınlardan çekmiştir. Türkiye'de fikir özgürlüğüne getirilen ifrat derecesindeki kısıtlamaların bu tip muvazenesiz çıkışlar doğurmasını çok normal karşılıyorum. Bu çıkışlar mutedil ve aklı başında da yapılabilir fakat ne yazık ki bu düzen insanları çılgınlaştırıyor. Başörtülü kızların ellerinde pankartlarla depremden sonra 'yetmedi mi?' şeklindeki muvazenesiz çıkışları gibi... Birilerinin aykırı durması lazım. Ermeni sorununu, Kürt sorununu dile getirmek bu ülkede tabudur. Bu ülkenin başbakanı bile Kürt sorunundan bahsetti diye başına gelmedik kalmadı. Birilerinin artık serbestçe konuşabilmesi gerekiyor. Siz tabuları konuşmazsanız edilgen durumda kalırsınız. Ermeni konuşur, PKK konuşur. Siz bu işi tarihçiler tartışsın diyedurun. Adamlar 28 ülkede soykırım olmuştur diye kabul ettirdiler. Ve artık 'soykırım olmamıştır' demenin suç olduğu safhaları yaşamaya başladık. Bunun sebebi sadece Ermeni diasporasının gücü müdür? Veya Türklerin lobiciliğinin zayıflığı mıdır?
Uykudan uyanmak için Orhan Pamuk gibi aydınlara ihtiyaç vardı. Hafifçe dürteceğine yüzümüze bir kova su boca etti. Haksızlık etti. Ama biz de fazla mı horluyorduk ne? İnsan kendi horladığını duymazmış...

Yazan: blue Tarih: October 16, 2006 11:08 PM

Yazılarını takdirle okuduğum ve okumaya devam edeceğim Sn. Mustafa Akyol bu yazısı ile bazı yanılgılara düşmüş.



Birincisi; Orhan Pamuk kendisini ‘‘ateist bir aileden gelme ateist’’ olarak tanımmıştı. Buna göre kendisine müslüman demek doğru olmaz galiba. Gerçi şu (http://www.dergibi.com/polemik/ayrinti.asp?id=263) adresdeki habere göre annesi;
’’Oğlum kendi adına konuşsun, ben kendi adıma konuşurum. Biz ateist filan değiliz. Haberi okuyunca oğlumdan nefret ettim’’ demiş. Ama Orhan Pamuk bu konuda çıkan haberler ve ropörtaj hakkında her hangi bir düzeltme yapmamıştı.



Şimdi hatırlayamadığım bir gazetemizin yazarı, son bir hafta içinde çıkan bir yazısında bu konuya değinmiş ve Nobel sahibi Mısırlı Necib Mahfuz'un da müslüman olmadığını açıkça ortaya koymuştu.



Buna göre; henüz hiç bir müslüman Nobel almamıştır.



Bence Orhan Pamuk sürekli kendini geliştiren ve üslubunu değiştiren bir yazardır. Özellikle "Benim adım kırmızı" ve "Kar" isimli romanlarını büyük bir iştiyak ile bir çırpıda okumuştum. İki kitaptan da etkilendiğimi söyleyebilirim. Diğer kitaplarının vasatın üstünde olduklarını söyleyemem. (Son kitabını henüz okumadım)

Nobel neye göre verilir bilmem ama, Orhan Pamuk'un sadece bu iki kitabıyla bile bir ödül almayı hakettiğini düşünürüm.



Akıllı insan geçmişden ders alır, ama alacağı kararları geçmişe göçre değil geleceğe göre verir.


Şu aşamada bence önümüzde gidilebilecek iki yol mevcut. Birincisi Sn Sezerin gittiği Orhan Pamuk'u dışlama "bizden değildir" demeye getirme yoludur. Ortaya çıkaracağı sonuç: "Türkiye'de fikirleri yüzünden suçlanmış, taşlanmış, kovalanmış aykırı yazar, nobel aldı"dır. Bu tavır halkımızın milliyetçi duygularını daha çok kaşıyarak halkı galeyana getirmeye yarar. Aynı zamanda da, dünyada bizim "fikir düşmanı, ön yargılı insanlar olduğumuzu" düşünenlerin artmasına sebep olur.



Öte yandan, diğer yol; Orhan Pamuk, müslüman olmasa da vatandaşları tarafından pek sevilmese de, Türk vatandaşıdır. Hem de Edebiyatın olimpiyat madalyasını kazanmış bir vatandaşımızdır. Yapmamız gereken, onun göğsüne Türk bayrağını asarak sahip çıkmak, destek vermek, farklı ya da -belki- yanlış görüşlere sahip olsa bile benimsemektir. Bizi temsil etmesini istemektir.



Popülist politikalarla gelinen nokta da Akl-ı selim de ortadadır.

Yazan: ikuzgun Tarih: October 16, 2006 11:42 PM

Soru şu olmalı: Orhan Pamuk Ermeni soykırımını kabul etmeseydi nobel ödülünü alabilecek miydi?

Bence Pamuk'un aldığı nobel sadece edebiyattan ibaret bir ödül olmadı. Müfteri şekilde ülkesine/Türkiye'ye söven zihniyete verilmiş bir ödül oldu. Yani politik bedeli edebi değerinin önüne geçti. Batı'nın bize karşı gösterdiği ikiyüzlü tutumun yeni bir tezahürü oldu.

Bu ödülün saf edebiyattan oluştuğunu iddia etmek için fazlaca safdil olmak gerekiyor.

Yazan: engin emin Tarih: October 17, 2006 12:10 AM

Asagida Mevzu ile ilgili olarak bu gunku Zaman'daki Ekrem Dumanli yazisindan bir bolum alintiliyorum.

Blue Bey kasrdesim, akl-i selim tahlillerinize katiliyorum; adamin sadece Turkiye karsitligi veya ikbal icin akilli ticaretine de yogunlasmayalim ama burada kisisel duygular ifade ediyoruz, strateji belirlemiyoruzki.

Avrupali karakteri icin cogunlukla negatif olan dusuncelerimi soylemem Turkiye'nin AB'ya girmesini istemem ile celiskili degil. "soykiriminin 28 uljkede" kabulu de bizim gibi bu olayla gurur duyamayanlarin davranisi ile ilgili degil.

Fakat siz de Mustafa Bey de haklisiniz onu protesto da topuzu kacirip Kerincizlesmemek lazim. Basaridir; belliki iyi bir romanci. Asrin zaferi de felaketi de degil.

===========================================

Buna çifte standart bile denemez; çoklu standart


Geçen hafta adliye koridorlarına yansıyan iki dava vardı. İkisi de gazeteciyi suçluyor, ceza öngörüyordu.
Ancak ne hikmetse ne mahkeme önünde bekleşenler vardı, ne kameralar huzurunda yumruklaşanlar. Sessiz sedasız yürütülen davanın "gereği düşünüldü".
Ne meslek örgütlerinin sesi çıktı ne de yeni bir tartışma başladı. Hâlbuki davalardan biri o meşhur 301. madde ile ilgiliydi. Hani şu son günlerin en hararetli tartışmalarına konu olan TCK'nın 301. maddesi var ya; işte tam bu maddenin hükümleri üzerine yargılanıyordu gazeteci. Hrant Dink davasında ateş püskürenler, Elif Şafak'ın yargılanmasında aydın duruşu sergileyenler, Orhan Pamuk'un sigaya çekilmesine isyan edenler nedense yoktu meydanlarda. Yanlış anlaşılmasın; bu davalara neden tepki gösterildi demiyorum; tam aksine yakın dönemde bu üç davaya büyük bir önem atfeden ve bundan modern bir Dreyfus davası çıkaran seviyeli meslektaşlarımız neredeydi diye soruyorum. Yargılanan kişi Yeni Asya Gazetesi'nin sorumlu Yazı İşleri Müdürü Faruk Çakır'dı. Ve yine huzurlarınızda 301. madde vardı. Ne var ki ne yurtdışından gelip adliye önüne üşüşen gözlemciler vardı orta yerde; ne meslektaş dayanışmasıyla soluğu meydanda alanlar. Her taşın altından çıkan komplocu avukat bile yoktu. Hatta ve hatta ortada davayı takip edecek muhabir ordusu da yoktu. İyi ki Zaman'ın yargı muhabiri Büşra Erdem var ve onun dikkati sayesinde bu tür davalar gözden kaçmıyor.

Adamına göre muamelenin dik âlâsı

Hafta içinde bir başka dava daha vardı ve onun da kaderi aynıydı. Bağcılar Adliyesi'nde görülen davada Vakit yazarı Abdurrahman Dilipak cezaya çarptırıldı. Üstelik çok ilginç bir şekilde verildi ceza. Cumhuriyet savcısı, Dilipak'la ilgili bir mütalaada bulunuyor ve "suç unsuru oluşmadığından" sanığın beraatını talep ediyordu. Genel teamül nedir? Savcı, verilebilecek cezanın en ağırını talep eder, hâkim, takdir haklarını zanlının lehine kullanarak talep edilen cezanın mümkünse en hafifini verir. Savcının beraat isteği davadan 1 yıl 2 ay hapis cezası çıktı. Sonra takdir hakkı kullanıldı ve ceza 11 ay 20 güne düşürüldü.

İşte meselenin bam teli: Türkiye'de her şey adamına göre şekil alıyor. Medyanın yaklaşımı da yargının bakışı da hakkaniyet terazisindeki standart sapmaları derinden derine işaretliyor. Meseleye bu açıdan bakıldığında Türkiye'de çifte standart var demek, bile bile olayı hafife indirgemek olur. Bu ülkede çoklu standart var. Sadece şu zümreye, bu fikre, göre değişmiyor kurallar; bazen zümre ötesi zümreler, ideoloji içre ideolojiler, imtiyaz aşkın imtiyazlar ortaya çıkıyor. Kişilere dair kamuoyuna aksetmeyen üst ve alt kimliklerin katmanları bilin(e)mediği için refleksler anlaşılmıyor, tepkiler boşlukta kalıyor. Her neyse, derin bir mevzu bu…

Anlatmakta zorluk çektiğim nokta şu: Dilipak'ı ya da Çakır'ı beğenmeyebilirsin, onların çalıştığı gazeteler de kendi dünya görüşüne uzak görebilir; hatta onların düşünce ve yöntem biçimine tam zıt bir pozisyon alabilirsin; ancak ifade özgürlüğü söz konusu olunca herkese ayrı bir mezura kullanamazsın.

Yargı ve medyada çoklu standart

Türkiye'de maalesef yargı ve medyanın üzerine çoklu standart gölgesi düşüyor. Bu gölgeyi kaldıracak tek şey, aydın cesaretinin ve meslek şehametinin bir güneş gibi ortaya çıkmasıdır. Dava konusu edilen yazıların içeriği ile ilgilenmiyorum; onun hesabı başka; önemli olan, ifade özgürlüğü adına ortaya konulan tepkinin herkesi kuşatacak kadar erdem ufkuna ermesi…

Keşke mesele sadece gazeteci-yazar çerçevesinde cereyan etseydi. O zaman meslektaş sevecenliği içinde bazı platformlar kurulur, ortak tavra kapılar açılırdı. Çoklu standart her yerde. Sanatta, ticarette, siyasette… Mesela CHP'nin çok meşhur bir milletvekili var. Denizlispor-Vestel maçında olay çıkararak meşhur olmuş bu vekilimizin çekleri karşılıksız çıkınca ortalık karıştı. CHP Genel Merkezi bile bulamıyor bu şahsı; 4 aydır kayıp, yurtdışında olduğu söyleniyor. Bu skandal neredeyse bütün gazetelerin 25. sayfasından sonraki küçük paragraflara sıkıştırıldı. Olabilir. Ancak bahsi geçen kişi AK Partili olsaydı durum böyle olur muydu? Bırakın milletvekilini, geçen hafta Mersin'in bilmem hangi ilçesinin bilmem hangi beldesindeki AK Parti belediye başkanı medyada büyük bir haber konusuydu ve birinci sayfaların misafiriydi. Boşanma-evlenme hikayesi üzerine yaşanan olayın nahoş olduğu ortada. Hatta birinci sayfaya taşınması da makul olabilir; ancak çekleri karşılıksız çıkan ve dört aydır kendisinden haber alınamayan vekilin de bir haber değeri olsa gerek…

Sözün özü şu ki; bu ülkenin çıtasının yükselmesi, insan kalitesinin yükselmesine bağlıdır. Bunun için yapılacak ilk hamle, herkesi eşit gören ve herkese aynı standartta muamele eden bir zihniyete kavuşmakla mümkündür. Aksi takdirde medya ve yargı başta olmak üzere her kurum değer kaybeder ve bir gün hayati kurumlara cidden ihtiyaç duyulduğunda inandırıcılığını kaybeden sadece o kurumlar değil bütün bir ülke olarak ağır bir fatura çıkar karşımıza.

.....

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 17, 2006 1:12 AM

Nobel denilen icad Batı Uygarlığının içinden çıkmış Viking bozması bir kapitalistin 3.dünyaya hediyesidir. Kendilerince 'sömürülmeye muhtaç' ülkeler içersindeki habislere verilmek üzere ayrılan para ile fonlanması hatta postmodern 'kutsanması'dır.Şimdi Orhan Pamuk nezlinde bu durumda bir değişiklik var mı?Bunun cevabı herkes için kişiseldir.Kimi sevinir kimi yerer.Ben Nelson Mandela üzerinden yorumlayayım. Bu icadın ülkesinin ve temsil ettiği Batı medeniyetinin yüce insanları zamanında Nelson amcanın ülkesini Apartheid yönetimi altında gene bir Batı medeniyeti icadı olan soykırıma tabi tutup,onlara ülkenin Kruger (Freddy!) milli parkındaki hayvanlar kadar değer vermeyerek bir asırdan fazla alenen kanlarını emmiştir.Daha sonra mı ne olmuştur Nobel Barış Ödülü 20 senelik hapi işkence ve aşağılamadan sonra Nelson Amcanın olmuştur,şimdi de kendisi Cumhurbaşkanı.Peki Güney Afrikada değişen ne var;hiçbirşey hala Dünyanın en zengin altın ve elmas madenlerinde zenciler ataları gibi çalışıp ataları gibi ölmekteler,ve bu madenlerden çıkarılıp Amsterdamda maharetli yahudi kuyumcularca işlenen elmas parçaları Nobel icadının verildiği salondaki 'asil'hanımların boyunlarını süslemektedir...evet Nobel çok saygın bir ödül

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: October 17, 2006 1:17 AM

Mustafa Bey'in böyle kısa ve politik bir yazı yazdığı hiç görmemiştim. :-) Kısalığı ve biraz da okurlarının ısrarı karşısında yazdığı da göz önüne alınırsa bu konu hakkında yazdıklarının, yazmadıklarının zekatı etmeyeceği hükmüne varıyor, buna da tabii ki saygı gösteriyor ve kendi düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Tevafuka bakınız ki ben de roman okuma özürlülerindenim. Hem okunacak o kadar çok şey varken roman okumaya vakit ayırmak benim için zor oluyor.

Orman Pamuk'un "Benim Adım Kırmızı" adlı kitabını bitirememiş bir okuru(?) olarak Pamuk'un edebi yönden bana hitap etmediğini rahatlıkla söyleyebilirim. Bunda edebiyattan pek anlamamamın etkisi vardır muhakkak ama dili bana ağdalı ve kasıtlı olarak karmaşıklaştırılmış geldiği için Pamuk'a bir türlü ısınamadım. (Bu arada Engin Ardıç iyi akıl vermiş, belki farklı bir dilden okumayı deneyebilirm. O zaman fikrim değişebilir.)

Kendi sitemde de bu konuyu tartıştık. Bildiği gibi Pamuk geçen yıl "Türkiye'de 30 bin Kürt öldürülmüştür. Bir milyon da Ermeni." yolundaki açıklamaları nedeniyle çok tepki çekmişti. Tesadüfe/tevafuka bakınız ki Fransız Parlamentosu'nda Ermeni tasarısının kabul edildiği gün Orhan Pamuk da Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi oluyor. Şimdi ister istemez bu ödülün üzerine "Ermeni tasarısı" gölgesi düşmüş olmuyor mu?Şimdiden Ermenistan Yazarlar Birliği Başkanı David Muradyan, ödülü Pamuk'a vermekle "güçlü bir mesaj verildiğini" belirterek "Bu hem bir edebiyat ödülüdür, hem de ahlaki bir durumdur." demiş. Ermeni yazar Perch Zeitunsiyan da "Bu, Pamuk'u yargılamak isteyen Türklere bir derstir." diye konuşmuş.

Nobel ödüllerinin birer siyasi boyutu olduğu sır değil. Tüm bunlar üst üste konduğunda ortada belirttiğim ilginç tesadüf/tevafuk zihinleri bulundurmaya yetiyor. Pamuk'un ödülü -varsayalım ki siyasi boyutu tamamen gözardı ederek- hakedip etmediği ya da ödül bağlamından tamemen ayrı olarak iyi bir yazar olup olmadığı tartışmalarını edebiyatçılara bırakıp devam etmek istiyorum.

Ali Bulaç bugünkü yazısında önemli noktalar temas ediyor. Bir kısmını alıntılıyorum:

Nobel ödüllerinde siyaset önemli rol oynar. 12 Ekim günü tam Fransız Meclisi'nde soykırım yasa tasarısının geçtiği saatlerde Orhan Pamuk'a ödül verildiğinin açıklanması tesadüfi olmasa gerek. Orhan Pamuk, "1 milyon Ermeni'nin kesildiğini" söylemişti. Bu, üstü kapalı "soykırım iddiası"nın teyidiydi. Pamuk'un Irak'ta öldürülen 655 bin Müslüman için tek bir kelime ettiğini duymadık. Pamuk'un her konuşması olay yarattı ve her aldığı tepkiden hemen sonra Avrupalı parlamenterleri, sivil kuruluşları arkasında buldu. Batı nezdinde şöhret sahibi olmak istiyorsanız "Müslümanlığı aşağılayın, Türklüğe hakaret edin, Müslüman dünyanın değerlerini hafife alın, bu dünyanın neden geç Batılılaştığını" anlatın, literatüre girersiniz. 11 Eylül sürecinin başladığı zaman diliminde Hint asıllı V. S. Naipaul, o kaba oryantalist söylemiyle pervasızca İslami değerleri aşağıladığı için bu ödüle layık görülmüştü. (2001) Orhan Pamuk'a ödül verildiği gün Abdurrahman Dilipak ceza aldı, Yeni Asya Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Faruk Çakır 301'den yargılandı. Avrupa'da kimsenin ruhu duymadı. Ben ve benim gibi insanlar onlarca kere yargılandı, Avrupa'dan hiç kimse gelip bizi sormadı.

Necip Mahfuz elbette iyi bir yazardı, ama onu öne çıkaran şey, edebiyattaki ustalığı değildi. Özellikle onun Kahire Üçlemesi (Sülasiye) okunmaya değer bir eserdir. (Ben, Mahfuz'un "Sülasiyesi"nden hemen sonra Orhan Pamuk'un "Cevdet Bey ve Oğulları" romanının okunmasını tavsiye ederim. Eminim çok eğlenceli ve öğretici olacaktır.) Fakat Mahfuz'a 1988'de edebiyat ödülünü kazandıran başka şeydi. "Cebelawi Çocukları", İslam'ın değerlerini, Hz. Muhammed (sas)'i hakaret içeren üslupla anlatıyordu. Necip Mahfuz "hain veya satılık" bir insan değildi, ne var ki travmasını, kültürel şizofrenini bütün Mısır'a ve İslam dünyasına teşmil ediyordu.
Bunları -müslümanlar olarak- gözardı edebilir miyiz?

Ermeni tasarısı tartışmalarının ödüle gölge düşürmesinde Pamuk'un ciddi bir katkısı var. Ödül almasında da Pamuk'un siyasi duruşunun önemli bir katkısı olduğu düşünüldüğünde aslında ilginç bir dairesel durum ile karşı karşıya olduğumuz rahatlıkla görülebilir.

Pamuk'un iddiası neydi hatırlayalım: "Türkiye'de 30 bin Kürt öldürülmüştür. Bir milyon da Ermeni."

1915'te yaşananların bir siyah/beyaz mantığı ile hele ki Pamuk'un dediği gibi "Türkiye'de 30 bin Kürt öldürülmüştür. Bir milyon da Ermeni." kesinliği ve keskinliğiyle değerlendirilemeyeceği izahtan varestedir.

Orhan Pamuk'un bu sözleri inanarak söyleyip söylemediğini kesin olarak bilmiyoruz ama tarihsel kaynaklarımız Orhan Pamuk'un "Bir milyon Ermeni öldürüldü" keskinliğiyle değindiği tehcirin lanse edildiği gibi olmadığını gösteriyor.

Eğer inanarak söylüyorsa bu tarihsel gerçeklere ters bir durum ki; Türk aydını olduğu ileri sürülen bir kişi için hiç de hafife alınır bir eksiklik değil. Ama politik bir durum gereği bu sözlerini söylüyor ve ardında duruyorsa -ki bana göre öyle- bu durum Pamuk vb.lerinin ahlaki omurgasızlıklarının göstergesi.

Bu konuyu konuştuğumuz arkadaşlara verdiğim çeşitli cevapları burada da zikretmek isterim.

Bana göre buradaki mesele salt bir ödül meselesi ya da bu ödül bağlamında değerlendirilen Ermeni tehciri ve/veya Kürt sorunu konusunda marjinal bir ifade meselesi değildir.

Mesele bir Türk aydının bu netameli konuyu (tehcir ve kürt meselesi), üzerine basarak kendisine "basamak yapma" meselesidir. (bakın edebi yönünden bahsetmiyorum) Bunu kabul etmeyenler olacaktır elbet saygı duyarım ama bana göre Orhan Pamuk bunu yapmıştır. Bu topraklarda çıktığı kabuğu beğenmeyen kestaneler bolca yetiştiği için bu şaşırtıcı gelmeyebilir ama bu aydın tipi aynı zamanda medeniyetimin köküne kibrit suyu döken tanzimat aydınlarının ve ittihatçıların da felsefî takipçisidir. Bu benzerliğe dikkat çekmek isterim; şimdi geçmişe(ittihatçılara) vurmaları ve kendi aralarında kapışmaları kimseyi şaşırtmamalı.

Hem bugün -yukarıda da değindiğim gibi- kim Nobel'in hiçbir siyasi yönü olmadığını iddia edebilir? Bu Nobel'i önemsememek ya da küçümsemek değil, bir realiteyi belirtmek. Benim eleştirim Nobel'e, -varsa-Pamuk'un edebi derinliğine değil; O.Pamuk'un ilgili sözlerine ve bunları doğrudan / zımnen kullanmasına/kullanmalarına izin vermesinedir.

Bu bir hakkaniyet meselesi. Entelektüel omurga meselesi. Orhan Pamuk bunu basamak olarak kullanıyor. Fransayı eleştirdiği demecini okumuşsunuzdur. Ne kadar da yarım ağız. "Pire için yorgan yakmayalım" diyor. Acep pire kim yorgan kim?

Ama omurgasızlık da biryandan da devam ediyor. ABD'de düzenleyeceği "Ermeni Soykırımı" ile ilgili konferansı da Nobel sonrası el çabukluğu ile erteliyor.

"Olsun, neticede bir Türk ve kültürel de olsa bir müslüman Nobel ödülü aldı." diyerek gurur duyanlara da maalesef katılamıyorum. Orhan Pamuk'un -mesela- tüm siyasi yönünü gözardı etsem, -yine mesela-çok beğenerek okusam, üslubuna kurgusuna bayılsam da bu ödülden dolayı gurur duymuyorum.

Çünkü ben Pamuk'u -özetleyegeldiğim sebeplerden dolayı- "bizden" görmüyorum.

Beğeni, gurur için yeterli mi? Ben Rilke'yi de beğenerek okurum, Woolf'u ve Capote'u da Aziz Nesin'i de… Bana göre bunlar ne kadar "bizden" ise Orhan Pamuk da o kadar "bizden"dir. Bir Türk ismi taşıması ve müslüman topraklarda doğup büyümesi bana göre "bizden" olması için yeter şart değildir.

Hangi açılardan bakarsam bakayım -bu açılara beğenerek okumak da dahil- Orhan Pamuk ile ortak bir noktada buluşamıyorum.

Kabul edemeyeceğim şey sırf, siyasi yönü olduğu besbelli olan bir ödülü aldı diye "bizden" bile saymadığım bir yerli oryantalistin, atalarımı işlemediği bir suçtan dolayı mahkum ettiğini ve bunu basamak olarak kullandığını unutmamızın ve üstüne üstlük bundan gurur duymamamızın istenmesidir.

Eğer Pamuk bir J.P.Sartre kadar olamıyorsa, benim gözümde "bizden" kabul edilip gurur duyulmayı haketmiyor.

Orhan Pamuk'tan bu ülkeye ve bu medeniyete fayda ummak boş bir hayaldir.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 17, 2006 1:18 AM

Mustafa Bey'e yazmış olduğu bu dengeli yazıdan ötürü teşekkür ediyorum.

Bir çok kesim bu ödülün siyasi bir amaçla verildiğini söylüyor. Orhan PAMUK geçen yıl da bu ödülün en büyük adaylarından biriydi.Ödül için daha çok öne çıkan isimse İngiliz yazar Harold Pinter gözüküyordu.Nitekim ödülüde o aldı. Bu yıl için ise Orhan PAMUK'un ismi ödülü alabilecek adayların başında geliyordu. Bu ödülü alabilmesi için yaratılmış olan tartışmalar beklenmiyordu.O tartışmalar yaşanmamış olsaydı bile bu ödülü alacağı bir gerçekti.

Bazı olaylar yaşandı ve Pamuk gibi üst düzey bir yazarın,ifade özgürlügü çerçevesinde söylemiş olduğu sözlerden ötürü vatan haini ilan edildi. Açılan dava neticesinde ise beraat etti. Burada bir yanlışlık varsa T.C anayasasında vardır o zaman.Anayasamızın suç unsuru görmediği bir konuda insanlarımızın Pamuk yerine anayasayı sorgulaması gerekmez mi?

Orhan PAMUK'un tartışma yaratan ifadelerine gelince: Yaptığım bazı araştırmalar sonucunda Pamuk un sözlerini doğrular yönde neticeler elde ettim. O döneme tanıklık etmiş bir çok dedelerimiz var, bir gün oturduğunuz yerden ahkam kesmeyi bırakıpta o insanların bilgilerine başvurmuş olsaydınız karşılaşmayı ummadığınız tablolarla karşılaşacaktınız ne yazık ki.O dönemki hükümetin desteğiyle çoğunluğu kürtlerden oluşan topluluklar, Ermenileri bu vatandan sürmeye çalıştığı ve soykırım da denebilecek düzeylerde insanı katlettiği bir gerçek. Bu gün Ermenilerin, o dönemleri anlatan bir çok verilerine de ulaşabilirsiniz.

Türkiye tarafından sürekli ifade edilen bir şey var: "Gelin arşivlerimizi açalım tarihçiler bunu tartışsın" Bu gün hala beklenen şey ne? Bıçak kemiğe dayandı ve artık başka ülkelerde bu konuda Ermenistan 'ın yanında,bu arşivleri ortaya çıkarma zamanı gelmedi mi? Buradan da, hükümetin ifade ettiği gibi Türkiye yi haklı çıkaracak belgelere gerçekten de sahip olmadığımız çıkartılabilir...

Yazan: metin Tarih: October 17, 2006 5:07 AM

Bu tartisma sagliklidir!

Kimsenin "adamlar bize Nobel verdiler, tesekkur etmek yerine hakaret ediyoruz" psikolojisine gormesine gerek yok. Bu tartisma sagliklidir.

Bir kere sunu demis oluyoruz: Nobel efendi gece dogduk ama dun gece degil, yutmadik. Senin de dige "Batili devletler kuruluslar"dan fakli degilsin.

BM'e "babanne senin tirnaklarin niye bir gorunuyor bir kayboluyor" demerken yaptigimiizi yapiyoruz.

Sonuc ta Nobel Efendi de France Kirali Francesko da "yaw muslumnlarida Chavezi de Manel;ayi da kanirmaiyoryoruz; stratji degistirelim dermi demezmi bilmem.

Ben bir kisilik marsima devam ederim abi! Ahlaki dogru politik dopgrudur benim kitabimda.

Belki gun gelir Nobel Baris odulu Yusuf el-Karadawi degilse Muhammed Hatemi'ye verilir.
Verilmezse vijdanim rahat kalmaya devam eder.

"ALKIS YOKSA NE BEIS? GERCEK NISAN GOGSUN DISINA DEGIL ICINE TAKILIR"

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 17, 2006 10:22 AM

Bir akadas "hicbir musluman Nobel almadi" demis. Dogryu ama bir Musluman Jr. bir Nobel Jr. aldi.

26 yasinda bir Jr. California Univ.'de "hucrelerde protein tasiyicilari" calismasindan dolayi Science Dergisi tarafindan verilen Nobel Jr. "yilin genc bilim adami" odulunu aldi. Bizde ne Sezer, ne Amiral gemisi, ne YOK, ne TUBITAK, ne demokratlar, ne bag duydu ne bagbanci!
Sonra ogrendik neden duymadiklarini. Efendim, Yildiz'in odulu'nn YOK'e gore "denkligi" yok imis; cunkum "esas kriterler" olan Ataturkculuk, darbecilik, irtica avciligi kategorileri degerlendirmeye alinmamis gavurlar tarafindan. Bu da yetmiyormus gib namerdin esi basini orter imis! Tezic Pasa ile Sengor Pasa da tabiati ile "urun s namerdin kellesini" buyurmuslar.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 17, 2006 10:56 AM

Değerli yorumcular, Orhan Pamuk'un Nobel edebiyat
ödülünü değerlendirmeden önce, Nobel barış ödülü
üzerinde durmak istiyorum. Dr.Muhammed Yunus Nobel
barış ödülünü alan Bangladeş'li gerçek bir halk
kahramanı. Yaşayan bir efsane... Yoksulluğun bulun
madığı bir dünyanın savaşçısı. Bir insan bu kadar
Hayırlı bir iş yapabilir ancak. Kur'an tabiriyle
Ameli Salih. 1976 yılında 6 dolar krediyle başlı
yor proje. Bugün 111 ülkede 80 Milyon insana ula
şıyor. Bangladeş Grameen Trust Bank,- Bangladeş
Köylü Bankası, bugün 13000 şubesi olan bir dev.
Muhammed Yunus Ülkemizede gelip bu projeyi başla
tan, Diyarbakır milletvekili Aziz Akgül beye des
tek vermişti. Proje Türkiyede de başarıyla yürü
yor. Geniş bilgi için, Yoksulluğun Bulunmadığı
Bir Dünyaya doğru. Muhammed Yunus. Çevirisi Doğan
Kitap, Gülden Şen. Şimdi bu muhteşem destanın baş
aktörü Nobel barış ödülünü aldı. Ödülün gerekçesi.
Yoksulluk insanlığın bu büyük belası ile başedile
meden, gerçek bir barışa ulaşılamayacağı.
Arkadaşlar, bu ödülü alan Bangladeşli bir müslüman
Ermeni olayıylada bir bağlantısı yok, şimdi bu Nobel bu ödülü veriyorsa bunda mutlaka bir defo
vardır mı demeliyiz, yoksa inanan müslümanlar ola
rak, dünyanın belkide bu en insancıl ve başarılı
barış projesini bir müslümanın kazanmasından dola
yı göğsümüz mü kabarmalı. Nerede barbar, terörist
İslam suçlamaları, nerede bu insancıl barış desta
nı.Gerçekten İslamın barış dini olduğunun daha gü
zel bir tarifi,ıspatı olabilir mi?
Gelelim Orhan Pamuk kardeşimize. Beyaz Kale, Kara
Kitap, Benim Adım Kırmızı gibi kitapları, oryanta
list bir gözle, gizemli Türk-İslam coğrafyasını,
ve Osmanlı dönemini, meraklı Batı okuruna sunması
Orhan Pamuk'un Batıdaki değerinin gerçek nedeni
dir. öteki Renkler denemesi bu çizginin desteklen
diği bir kitap bana göre. İyi bir Evliya Çelebi
okuru olarak, Orhan Pamuk'un Bu deryadan çokça bes
lendiğini de söyleyebilirim. Başka hiçbir popüler
yazarın bu sahada çalışmadığı vakıadır. Oysa onlar
ca Nobel ödülü çıkaracak bir hazinenin üzerinde
yaşıyoruz, bir kıymetini bilsek. Bir Milyon Ermeni
kestik! tamda romancı ufku!!! Türkler Doğu illeri
mizde Acımasız katliamlar yapan, Ermeni Komitacıla
rı, temizlemişlerdir. Bu harekatın başında Kazım
Karabekir gibi savaş sanatının değerli bir Komuta
nı vardır. ermeni çeteleri ise düzensiz katiller
sürüsü görünümündedir. Bu bile bu olaylarda utanı
lacak şeylerin bizde değil Ermeni çetelerinde aranması için yeterlidir. Orhan Pamuk Edebiyat ödü
lü hak eden evsafta bir yazardır. Ahmet Hamdi Tan
pınar kalitesine yakın bir yazardır. Ve Tanpınar
dan etkilendiğini kendisi ifade etmektedir. Gele-
lim Orhan Pamuk'a saldıranlara, bunların pekçoğu
öfke ve hiddette kantarın topuzunu tutamayan milli
yetçiler olsada, asıl saldırganlar cambaza bak cambaza takımıdır. Yani Stratejik konularda Ülke
nin altını oyan İslam karşıtlarıdır. Fitne fücur faaliyetlerini gölgelemek için, bir yazara hücumla
göz boyamaktalar. Van şehrine rektör atama işine
benzemez bu işler, Türkler İslamla şereflenmese,
Anadolu müslüman olmazdı demeye hiç benzemez. Kürt
lerle Türklerin En derin ortak paydası İslam, İslam yıpratılmadan bu ülke bölünemez tespitlerine
hiç benzemez. Batıda Milli geliri 20 Bin dolar olan Beyaz bir Türk devleti hayalini kuran gizli
dinlilerin tezgahına hiç uymaz. Haydi gelin bu iki
ödülünde tadını çıkaralım. Bilhassa Türkiyede de
Beşbin aileye ulaşan Mikro Kredi uygulamasına des
tek olalım. Hayırlı bir işe vesile olmuş oluruz.
Saygılar. Levent.

Yazan: levent Tarih: October 17, 2006 10:58 AM

O. Pamuk eğer Ermeni ve Kürtler'in kesildiğini söylemiş olmasa bu ödül kendisine verilir miydi? Soru bir...

O. Pamuk bu iddiayı dile getirirken, bunu söylemesinin Nobel almasını sağlayabileceğinin farkında olarak mı söyledi? Bu iki...

Daha ötesi, bunu söylemesi şartıyla kendisine ödül vaad edilmiş olabilir mi? Bu da soru üç.

Bu soruları sorarken bile tiksinti ve öğürme hissi duydum. Böyle bir ödülden dolayı kıvanç duyamadığım için kimse kusuruma bakmasın. Bir romancı kalkıp böyle işkembeden konuşarak ödül alırsa bunun beni iğrendirmesini haklı bulacağınızı umuyorum. Yok eğer bir tarihçi belgelere dayalı bir araştırma kitabı yayınlasa da iddialarını belgelendirse sözüm olmazdı.

Fakat romanları çok satıyor, o ayrı konu. Ona denecek bir şey yok. Harry Potter de çok sattı ve ikisi de romancılık olarak büyük başarıdır.

Fakat O. Pamuk bu lafı etmeden Nobel almış olsa ben de kıvanırdım.

Laiklik ve irtica tartışmaları konusunda da bir kaç söz etmek isterim:

Bir bireyin neye günah, neye sevap dediği ve bu doğrultuda kendi yaşamını nasıl formatladığı ne beni, ne başkasını ilgilendirmez. Bunun beni ilgilendirdiği an, o bireyin bu düşüncelerini devletin yapısına sokma yönünde bir irade gösterdiği andır. Her organik yapı, yapıtaşlarıyla uyumsuz eklemlemelere karşı bağışıklık tepkisiyle antijenler üreterek o eklemlemeyi bertaraf etme çabası gösterir. İran rejimi de benim eklemlemek isteyeceğim düşüncelere benzer tepki verirdi. Yok, olumlu bulur, tepki vermez ve dönüşme iradesi gösterirsiniz, ola da bilir. Fakat şu an bu yapı bu eklemlemelere tepki üretiyor. Dini baz alan bir yapıya dönüşmeyi reddediyor. Yarın bu direnç azalırmış, artarmış ben onu bilmem. Günün realitesi bu şekilde.

Rejimin karşıtlarına ne ölçüde baskı uyguladığını tartışmaya açarsanız, bunu matematiksel bir oranla ifade etmek zordur. Ne ölçüde baskının, ne ölçüde gönülden kabulün rejimi sürdürdüğünü belirlemek zordur. "Kolay, referandum yaparız" diyebilirsiniz. Böyle konularda referandum yapmak imkansızdır. Soruyu ne şekilde soracaksınız?

a. Laik rejimin devamını istiyorum.
b. İslami düzen istiyorum.

Şeklinde bir seçenek sunmak, aşırı derecede belirsizdir. "İslami düzen" den ne kastedildiği hakkında binlerce yorum üretilebilir ve bu seçeneğe oy atanların neyi istediği aşırı biçimde belirsiz kalır. Aynı şekilde laik rejimin neyinin istenmediği de belirsizdir. Adam fındık fiyatlarına kızar, b seçeneğini işaretler. Biri cüppeli hocaya kızar, a seçeneğini işaretler.

Böyle aşırı hassas konularda referandum olmaz. Bu konularda büyük toplumsal değişim ve dönüşüm süreçleri belirleyici olur. Zamanı gelen bir oluşum kendini dayattığında ise çelik setler çekseniz önünde duramaz, yıkılır. Referandumun filan lafı bile olmadan dönüşüm gerçekleşir.

Konuyu bu şekilde görüyorum. Nasıl Konstantinopolis Osmanlı kavuğunu Latin serpuşuna tercih ettiyse, ve bu tercih kendini bir oluşum ve dönüşüm biçiminde dayattıysa, laik rejimin koruyucuları da çürür ve bozulursa, dayanakları çürüyen her yapı gibi çökme kaçınılmaz olacaktır. Hiç bir şey fizik ve kimyanın yasalarına karşı koyamaz. Yapı tabii ki kendini çürümeden korumaya çalışıyor, ve bunu başarmayı ummak zorunda.

"Çürütelim, çöksün, hele bir yıkılsın, yenisini kurmak için Allah kerim, bir şeyler yaparız" şeklinde düşünenler olursa buna tepkinin biraz sert olması da doğaldır.

Her zamanki gibi benden durumun tespitini yapması... Kimseyi yermiyor, aşağılamıyorum. Dayanakları kalmayan yapı da yıkılır yani, "yıkılırsak herkes altında kalsın" demenin de alemi yok. Bu yapıyı sağlamlaştırmaya çalışmak gerekiyor. "Yıkmaya çalışanlar var" diye feryat etmek değil... Yıkmaya çalışan tabii olacak. Aldığımız nefeste içtiğimiz suda sayısız organizmamıza yabancı organizma yok mu? Biz ölünce bizim cesedimizden başka organizmalar hayat bulmayacak mı? Evrim bu demek değil mi?

Daha üst düzey bir demokrasi ve laiklik için de cenderelerden geçmek gerekebilir. Beton gibi kaskatı kalıp yapımızı koruyacağız diye bir şey yok. Hayat dönüşüm ve değişim üzerine kurulu...

En sağlam ve katı görünen iskeletimizi bile kendi vücut hücrelerimiz sürekli kemirir ve yine kendi vücut hücrelerimiz yeniden yapar. Böyle olmasa kırılan kemik kaynamazdı.

Bu döngü ve dönüşüm hayatın ta kendisi...

Yazan: demirkan efegil Tarih: October 17, 2006 4:26 PM

Evet , mustafa akyol yine bir başka misyonu olan cumhurbaşkanımıza bir çentik atmayı yine amaçlamış görünüyor. Yani konu önemli değil , ortada ben nasıl olur da konuyu bu noktaya bağlarım derdi var. Tıpkı tayyip erdoğan gibi : "Demokrasi hedefe ulaşıncaya kadar bineceğimiz bir trendir.' Amaç başka , araç başka.
Konuya gelince Erol Manisalı haftasonu Cumhuriyet gazetesinde 19 Aralık 2005 tarihinde yazdığı yazı , ve de bugün Emin Çölaşan ın köşesinde de hatırlattığı gibi yazıda bakın kaç ay önceden orhan pamukun ödülü garantilediğini belirtiliyor. - Bu arada Çölaşan Ahmet Taner Kışlalı'nın 'İnandıklarını açıkça savunanlara hep saygı duydum. O düşüncelere karşı olsam bile. Ama o yürekliliği gösteremeyip de bunu sinsice yapmaya kalkışanlara, oraya buraya 'bityeniği' sokuşturanlara hep tiksinerek bakmışımdır' sözünü de koymuş köşe yazısına. Doğrusu ben Kışlalı'nın bu sözünü daha önce okumamıştım , ama emin olun bana bu sitede en başta yine son yazısında bu yönteme başvurmuş gördüğüm mustafa akyolu hatırladım yine.
orhan pamuku ben de tebrik etmek istiyorum , ama bunun için orhan pamukun ortaya çıkıp bizim aklımızı karıştıran ve de bizim inanmak istediklerimizi bize göstermesini bekliyoruz. Erol Manisalı'nın yanıldığını göstersin bize orhan pamuk. Kanald de kendisine bu iddialar sorulunca orhan pamukun cevabı yine biz Türkleri küçülten nitelikte idi: ben böyle ufak şeylere cevap vermek istemiyorum. Pardon orhan pamuk da sizin ufak dediğiniz iddiayı burada sizin ülkeniz insanı tartışıyor ve de bu iddia size resmen vatan hainliği gibi bir itham yapıyor . Bu noktada eğer Erol Manisalı yanlışsa - ki ben haklı olduğuna inanıyorum - orhan pamuk ortaya çıkıp eğer bu ödül benim bu sözlerim için verildi ise ben bugün ermeni iddialarının tersini sırf bu ödülü reddetmek için aksini düşündüğüm halde söylemeye hazırım desin de biz de bilelim nobel gerçekten edebiyatı için mi verilmiş.
Son olarak mustafa akyolun ana misyonu olduğunu düşündüğüm cumhurbaşkanımıza laf atmasına gelince , kusura bakmayım siyaset bilimi okumuş zat ama herhalde belirli makamların ağırlığını ve de yetki dahilinde olan işlerini öğrenmişsinizdir . Eğer öğrenmedi iseniz bilesiniz , cumhurbaşkanı her söze cevap vermek zorunda değildir , her tartışmaya dahil olmaz , kendisi hakkındaki her iddiayı cevaplamaz , her ödül alanı tebrik etmez. Bir buna zaten mecbur değildir , ikincisi bu onun kendi takdiridir , üçüncüsü bu makam büyüklüğü gereği her gündem konusuna dahil olmamalı . Çankaya köşkü siz , ben ve bu sitede herkesin girdiği bu site gibi canının her istediği konuya dalan , yazı yazan veya cevap veren bir yer değildir. Bilmiyorum ya boğaziçinde Türk İdare dersi almadınız mı ?

Yazan: beagle Tarih: October 17, 2006 5:57 PM

Don Quixote IRticaci Trafolara Karsi!


KURU KAFA İKNA ETTİ
“ Trafo dediğin kirli, paslı olur. Böyle trafo olur mu? ” diyerek içeriye girmeye çalışan Halil Tiryaki, ancak duvarın üzerindeki 'kuru kafa' işaretini görünce ikna oldu.

ABDÜLKADİR SELVİ
CHP Kırıkkale Milletvekili Halil Tiryaki'nin ağalığı biliniyor da, dedektifliğini bilen yoktu. Tiryaki'nin bu yeteneği kendini ilk olarak Kırıkkale'deki düğünlerde gösterdi. Kırıkkale'de davul-zurnanın susturulduğunu, artık ilahili, Kur'an'lı düğünler yapıldığını belirtip,”davul zurna alıp bu düğünleri basacağını “ilan etmişti. Düğünleri basmadı hatta gelen tepkiler üzerine, “Bu devirde ev basmak olur mu. Tespit ettireceğim” demek durumunda kaldı ama dedektiflik bir kere kanına işlemişti Halil Ağa'nın. Ankara'da da boş durmadı. Bu kez konu hem daha farklı, hem de konjonktüre tam uygundu...
ÇOK ÖNEMLİ HABERİM VAR

Ankara'dan Kırıkkale'ye giderken, Mamak yolu üzerinde ya da parkların için de küçük küçük yapıların belirdiğini fark etti. Her gidiş gelişinde yol kenarındaki kulübeciklerin sayısı artıyor, giderken yarısı boyanmış olarak gördüğü yapının, dönüşte camının çerçevesinin de ortaya çıktığını fark ediyordu. Samimiyetine güvendiği birkaç gazeteci ile konuştu. Onlara da, sadece “Çok önemli bir haber var” demekten öte bir bilgi vermedi. Yanlarında foto muhabirinin bulunmasını şart koştu. İyi bir haber yakalamanın heyecanı ile muhabirler, “tamam” dediler. Her şey tamamdı. Sadece Tiryaki'den gelecek telefonu bekliyorlardı.

İŞTE ARKADAŞLAR BU BİNA

Çok geçmedi Halil bey aradı. Kızılay'da bir buluşma noktası tespit edip, belirlenen saatte buluştular. Milletvekilinin aracı önde, onlar arkada habere doğru sürmeye başladılar. Kızılay'dan çıkıp Aydınlık Kavşağından dönüp, Samsun Yolu'ndan Mamak'a yöneldiler. Telekomu az geçmişlerdi ki, Halil Tiryaki bir parkın önünde durdu. Eliyle küçük bir yapıyı işaret etti. Foto muhabirleri şakır şakır fotoğraf çekerken, muhabirler hala ne olduğunu anlamamışlardı. Yeterli görüntünün alındığına kanaat getirince Halil Ağa,”beni takip edin” dedi. İkinci bir hedefe yöneldiler. Kısa bir müddet gitti

leri ikinci mekanda da, yine bir öncesinin tıpkısı küçük bir kulübe vardı. Bir önceki kulübe gibi sadece boyanmamış, üzerine doğa resimleri yapılmıştı. Foto muhabirleri bir yandan gösterilen yerin resimlerini çekerken, Halil Tiryaki ile muhabirler de, konuşmaya başladı. Tiryaki,”AK Partili belediyeler irticaya hizmet ediyor” dedi.

AMA EFENDİM BURASI...

Resmi çekilen kulübeler ile irticanın ne ilgisi vardı? Gazetecilere göre ilgisi yoktu ama CHP'li vekile göre AK Parti tam suçüstü yakalanmıştı. Çünkü resmi çekilen yerler mesciddi ve AK Partili belediyeler başta parklar olmak üzere buldukları her yere mescid yapıyorlardı. Ancak ufak bir sorun vardı. Foto muhabirlerinden biri,”Ama efendim” dedi. “Bunlar mescid değil ki?” CHP'li vekil,”ne demek mescit değil” dercesine yüzüne baktı. İçlerinden biri,” Bunlar elektrik trafosu” dedi. Tiryaki, “Böyle trafo olur mu ” diye itiraz etti. Trafo dediğin kirli, paslı olur. Üzerinde ilan ve duvar yazısı bulunur. Gazetecilere inanmadı ama içine de bir kurt düştü. En iyi gidip bizzat kontrol etmekti.

SECCADELER NEREDE?

Tiryaki önce kapı kolunu tutup çekti, o sırada kapıyı açtığı gibi içeride seccadelerin bulunduğu mescidi bulacağından emindi. Ancak kapı açılmadı. Kolu zorladı, bir türlü açamayınca, onun da içine bir kuşku düştü. Uyarıyı yapan foto muhabiri, “Bakın efendim burası elektrik trafosu. O kapı açılmaz” diye üsteledi. Kulübenin sağına soluna baktılar, ortada mescide benzer bir şey yoktu. CHP'li vekil ancak trafonun üzerindeki kuru kafa işaretini görünce ikna oldu.

KİMSEYE ANLATILMASIN

Tiryaki, uzun yıllardır tanıdığı ve samimiyetine güvendiği gazetecilere,”Kusura bakmayın” dedi. Ancak gazeteciler sıkı dostuydu. Orada, bu olaydan kimseye söz edilmemesi konusunda karar alındı. O gün, bugündür kimseye söz edilmedi. Böylece yapılan değil, yapılamayan bir haberin öyküsü ortaya çıktı.

17.10.2006

www.yenisafak.com.tr

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 17, 2006 6:40 PM

NOBEL'e SEVİNMEK ZORUNDA MIYIZ?

Orhan Pamuk'un özellikle tarihi roman kategorisine giren Beyaz Kale ve Benim Adım Kırmızı'yı okudum. Hemen ardından Kara Kitap geldi. Tabi ki pek çok kişi gibi zar zor bitirebildim. Eserin bir bölümünde Mevlana Celaleddin Rumi Hz. lerinin Şems-i Tebrizi ile olan dostluğunun eşcinsel bir ilişki olduğu (!) sayfalarca anlatılıyordu. Doğrusu böyle bir yaklaşımdan tiksinmedim desem yalan olur.

Son okuduğum "Kar" 28 Şubat dönemi sonrası konjokturünü iyi anlatan, doğru zamanda yayımlanmış bir romandı. ( Edebi açıdan iyi miydi? O tartışılır!)
Pamuk, Engin Ardıç’ında bir yazısında belirttiği gibi çevirmenine göre yazıyor, belli bir üslubu yok. Bence de tipik bir oryantalist bakış açısı hakim. Batılı nasıl istiyorsa doğuyu öyle tasvir etmek.

Beyaz Kale romanı hakkında ciddi intihal iddialarının olduğunu da hemen belirtelim.
Daha önce Yeni Şafak Gazetesi'nde ( 31 Ocak 1995) daha sonra da Hürriyet'ten Murat Bardakçı'nın köşesine taşıdığı intihal iddiaları dikkat çekiciydi. İddialara göre Orhan Pamuk, Fuat Carım'ın, 1550'lerde üç yıl boyunca esir olarak İstanbul'da yaşayıp hatıralarını kaleme alan Pedro de Urdemalas adında bir İspanyol'un yazdığı metni içeren, 1964'te Türkçeye çevirip bastığı ''Kanuni Devrinde İstanbul'' isimli eserinin birçok bölümünü intihal etmiş ve ''Beyaz Kale'' adındaki romanın temelini Carım'ın bu kitabı üzerine kurmuştu. Hem de bazı cümleleri neredeyse aynen alarak...

Özellikle “Edebiyat” ve “Barış” dalındaki Nobel Ödüllerinin siyasi olarak belirlendiğine kimsenin itirazı yok. Kanımca bu konudaki tartışmaları fazla da büyütmemeli. Berlin Film Festivali’nde en büyük ödülü alan Yönetmen Fatih Akın, Oyuncuları Sibel Kekili, Birol Ünel ne kadar bizdense Orhan Pamuk’ta o kadar bizden.

Asıl tartışılması gereken Türk aydınının ve batının bir çok konuda olduğu gibi düşünce özgürlüğü konusunda da uyguladığı çifte standart. Orhan Pamuk’ta ne yazık ki aynı grubun içerisine giriyor.
Önemli not: Orhan Pamuk’a en ağır eleştiriyi getiren Özdemir İnce ve benzerleriyle aynı kategoriye kesinlikle girmek istemiyorum. Onların düşünce özgürlüğünden ne anladıkları belli.

Yazan: Tuncay Yılmazer Tarih: October 17, 2006 9:39 PM

Aslında Orhan Pamuk'un iyi bir edebiyatçı olduğu tartışılır.Yalçın Küçük'ün Halide Edip'in Sinekli Bakkal'ından romanı için temelde aynı malzemeyi kullanıp taslak bakımından bolca intihal yaptığı iddialarını ve diğer görüşlerini dikkate değer buluyorum.

Nobel edebiyat ödülünün saygınlığını asıl burada tartışmalıyız.Bu ödül şimdiye kadar hiç siyasi etkenlerden bağımsız verilmedi hak eden yazarlara dahi...Söylenenler doğru bile olsa veya ödül hakedilse bile hep siyasi çıkarlar dahilinde bu ödülün veriliyor olması, bu ödül sahibini meşhur ediyorsada saygınlığını yitirmesi için yeterli nedendir.Pamuk Ermeni meselesinden bahsederken ABD'nin Irakta 600000 kişiyi katletmesi hakkında herhangi birşey söylememesi veya filistin gibi dünyanın herhangi bir yerindeki katliamlara fazla ilgi duymaması insani duyarlılığı hakkında derin şüpheler meydana getirdi.


Aslında benim kanaatim tüm bunlar muvazenesinde şöyle gelişti: Orhan Pamuk kesinlikle bu söylediklerini insan hakları pek de umurunda olduğundan değil, birilerine yaranmak için söyledi ve karşılığınıda peşin aldı.

Gelenek yine bozulmadı; Avrupanın işine gelen cümleler eden birine bu ödül verildi...

Ama ben milliyetçi/şovenist bir bakış açısının dışından bakarak Pamuk'un sözlerini yanlış bulmuyorum.Hukuki bakımdan meseleye yaklaşacak olursak ortada karşılıklı bir katliam olduğu doğru ve hakim olan biz, Ermenilerden çok daha fazla katliam yaptığımız tarihi bir gerçek.Bunu kabul etmemekle bu gerçeğin siyasi birtakım çıkarlar için kullanılmasına karşı çıkmak aynı şey olmasa gerek...Pamuk'da zaten soykırım kelimesini kullanmadığını söylüyor.Kürtler hakkındaki kanaatlerinde de de oldukça haklı buldum kendilerini.Fakat hassas meseleler kabul edilip bu meselelerin tartışılmasına izin verilmiyor bu ülkede...

Eğer hakkaniyet gibi bir derdimiz varsa meseleye soğukkanlı yaklaşmalıyız.Ucuz populist yaklaşımlarla birşey elde edebileceğimizi sanıyorsak yanılıyoruz.Ortada bir katliamın olduğunu ve bizim bu meselede masum olmadığımız ortada..Fakat bu katliamı Türkiye'nin önüne koyup siyasi birtakım çıkarlar uman ülkelere papuç bırakmamalıyız.Yalnız bunu yaparken birtakım yanlışlarmızın üstünü örtmemeliyiz tarihteki hatalarımızdan ders almasını bilmeliyiz. Katliam olmadığını savunmak tarihi bir gerçeği reddetmek olur ki Fransa'nın Cezayirde yaptığını reddetmesi nasıl gülünç olursa bizde kendimizi öyle gülünç duruma düşürürüz.

Herşeyden önce şeffaflaşmayı ülkemizde hukukun egemen olmasını istiyorsak dokunulmaz bölgeler oluşturmaktan vazgeçmeliyiz.Bu meselede kınadıklarımızın durumuna düşmemek için her görüşü tartışmalıyız.Halkı yanlış bilgilendirmemeliyiz yaptığımız zulumleri yok sayıp özeleştiriden kendimizi azade tutmamalıyız.
Ancak ozaman gerçek bir hukuk refleksine sahip olur ve bizi haksız yaptırımlarla karşı karşıya bırakmak isteyenlere gerçekçi tepkiler verip kendimizi gülünç duruma düşürmekten kurtulabiliriz.

Son olarak hakkı teslim etmekle birlikte yani hukuki ilkeleri görmezden gelmeyerek sözü söyleyinin samimiyetini anlamaya çalışmak en doğru yoldur acizane kanaatim...

Saygılar...

Muhammed Ali DİKTAŞ

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: October 17, 2006 11:43 PM

"...Ama ne olur ne olmaz, gene esir düşebiliriz korkusu ile, kürekçileri sıkıştırmaktan vazgeçtiler. Maluma kürek çekenler ya Türk ya 'Mağribi'. Gemi bir kere zaptedildi mi, bunlar artık serbest. O vakit Türklere, bu bize şunu etti, şu bize işkence yaptı derler..." (Pedro'nun..... syf.12)
"Türk ve Mağripli olan kürekçilerimiz sevinç çığlıkları atıyordu; sinirlerimiz bozuldu... Esir düşerse cezalandırılmaktan korkan kaptanımız kürek kölelerini şiddetle kırbaçlatmak için bir türlü emir veremiyordu..." (Beyaz Kale, syf.11)
"...Birinin bileklerini, kulaklarını ve burnunu kesip omuzuna bir pafta yapıştırdılar; paftada şu yazılı idi; "böyle eden böyle olur". Öbürünü kazığa çaktılar..." (Pedro'nun..... syf.12)
"...Kazığa oturtulan korkak kaptanımız yeni ölmüştü. Kırbaççıları burnunu, kulağını kesip ibret olsun diye bir sala koyup denize bırakmışlardı..." (Beyaz Kale, syf.11)
"Rampacılar gemiye daldılar ve herkesi çırılçıplak ettiler. Beni tepeden tırnağa soymadılar; sırtımdakiler onların hoşlanmadıkları ve beğenmedikleri şeylerdi. Hem sırtımdakilerle uğraşmaya bir lüzum görmediler; yattığım kamara çok değerli eşyalarla doluydu..." (Pedro'nun..... syf.13)
"...Rampacılar gemimize ayak basarlarken kitaplarımı sandığıma koyup dışarı çıktım. Gemi ana-baba günüydü. Dışarıda herkesi toplamışlar soyuyorlardı..." (Beyaz Kale, syf.14)
"...Cerrah mısın, diye sordular. Hayır deyince, az kalsın partiyi kaybediyordum. Bereket versin lafa, sözü geçen kaptanlardan Durmuş Reis karıştı. Cenevizli dönme Durmuş Reis 'idrar ve nabız hekimidir, cerrahtan daha faydalıdır' dedi. Kürekten işte bu suretle kurtuldum..." (Pedro'nun..... syf.12)
"...Sonradan Ceneviz dönmesi olduğunu öğrendiğim Reis iyi davrandı bana; neden anladığımı sordu. Küreğe verilmemek için hemen astronomi bilgimden, geceleri yön bulabileceğimden söz ettim, ama ilgilenmediler. Bunun üzerine bende bıraktıkları anatomi cildine güvenerek hekim olduğumu ileri sürdüm. Az sonra gösterdikleri kolu kopmuş birini görünce cerrah olmadığımı söyledim. Öfkelendiler, beni küreğe vereceklerdi ki, kitaplarımı gören Reis sordu; idrardan ve nabızdan anlıyor muydum? Anladığımı söyleyince küreğe verilmekten kurtuldum..." (Beyaz Kale, syf.14)
Daha fazla uzatıp sabrınızı taşırmak istemem. Bu tip 'benzerlik' örnekleri inceleme boyunca sürüp gidiyor. Artık 'ihtiyatı' elden bırakıp buna, Rowling'in ve Pamuk'un yaptıklarına düpedüz 'aşırma' diyebilir miyiz? Yoksa Yahya Kemal Beyatlı'nın Shakespeare konusunda olduğu gibi temkinli olmakta fayda mı var:
"Ben intihallere dair bazı etütler gördüm... Bir etüt de Le Cid'in (Corneille'in eseri) 120 mısraının Guilhem de Castro'ndan doğrudan doğruya tercüme edilmiş olduğunu bildiriyordu. Tetkik ettim ve aslını gözümle gördüm. Comoedia gazetesinde bir etüt, Shakespeare'in on üç bin mısraından dokuz bininin ya doğrudan doğruya veya takriben intihal olduğunu iddia etmişti." Hilmi Yavuz Zaman gazetesindeki "Haşim, İntihal ve Metinlerarasılık" adlı yazısında (24.4.2002) Yahya Kemal'in sözlerini şöyle bitirdiğini yazıyordu: 'Fakat yine de, Shakespeare'e intihal isnat etmek için düşünmek lazımdır.'

Okur mutlaka düşünecektir kim 'özgün' kim değil. 'Aşırmasız' yapıtlara ihtiyacımız var;
hem burası Türkiye demeden hem de şu ünlü çok sattı o zaman 'iyidir' demeye gerek görmeden. Eleştirel bir bakış açısı 'güneş altında söylenmiş yeni bir şey yoktur' ile intihalleri ayırmayı bilecektir.

YUKARIDA ALINTILADIĞIM YAZI SANIRIM ORHAN PAMUK'UN NE MAL OLDUĞUNU KANITLAMIŞTIR.
NOBEL ÖDÜLÜNÜN EDEBİYAT NAMINA VERİLMEDİĞİ AŞİKAR...
BİR YAZARI YÜCELTEN ŞEY, ALDIĞI ÖDÜLLER DEĞİL VERDİĞİ ESERLERDİR. PAMUK'UN ESERLERİ İŞTE ORTADA...
ÜLKESİNE İFTİRA ATARAK ÖDÜL ALAN BİR KİŞİYİ CUMHURBAŞKANI NİYE KUTLASIN Kİ?

Yazan: barış Tarih: October 18, 2006 12:46 AM

Değerli yorumcular, Nobel almış bir yazara bu denli hücm haklı olabilir mi? Bunda haset ve kıs
kançlık payı varmıdır?
Bazı ünlülerin sözleri:
biraz kıskançlık duyarsanız, yaşarken ölmenin ne
demek olduğunu anlarsınız.(W.Oursler)
Haset başkasının balını kendi ağzına zehir etmek
tir.(C.Şahabettin)
Kıskançlık insanı alçaltan ve küçülten bir duygu-
dur.(Tolstoy)
Hırs sahibi mahrumdur.(Hz.Muhammed a.s.)
İntihal konusu Edebiyat sözkonusu olduğunda dikkat
li olmayı gerektirir. Bazı eserler kültür ve tabi
at varlıkları gibi yazara ilham verebilir.
Şeyh Galib'in Hüsnü Aşk eseri için, tamamen mesnevi taklididir diyenlere cevabı ilginç. Şöyle
diyor Galib Dedemiz: Esrarımı Mesneviden aldım/
Çaldımsa Mir'i malından çaldım.
Bir insanın mutlu gününün zehrolmasına gönlüm el vermedi. Muhammed Yunusla ilgili tek kelime yok,
büyük bir sevinç vesilesine tepkisiz kalmamalı...
Saygılar. Levent.

Yazan: levent Tarih: October 18, 2006 9:56 AM

İnsan "Hadi canım, biz de Ermenileri kestik şimdi, şurda biz bizeyiz, birbirimizi biliriz" diyenler görünce üzülüyor. Bu belirsizlik ve ikiyüzlülüğü sürdürmek zorunda mıyız? Bu kadim huyumuzdan dolayı yapmadığımız işleri bile "yapmışızdır canım" diye bulandırmak zorunda mıyız? Biz Ermenilerle savaştık kardeşim, jenosit uygulamadık. Çünkü Ermeniler müttefik oldukları Batılı devletlerle birlikte Osmanlı topraklarını paylaşmak için devlete savaş açmışlardı. Hem de son derece kirli, iğrenç bir savaş. Bütün erkekler uzak cephelerde savaşta oldukları için erkeksiz kalmış köyleri, kasabaları basıyor, silahsız kadın, yaşlı ve çocukları (işkencelerle hem de) katlediyorlardı. Asıl jenositi onlar yapıyordu. "Bu topraklarda yaşayan Türk kalmasın ki Ermenistan'ı kurabilelim" diye düşünüyorlardı. Bırakın köy ve kasabaları, Van şehri tek canlı kalmamacasına ve taş üstünde taş bırakılmamacasına Ermeni çetelerce tamamen yakılmıştı. Görgü tanıklarının Van'ın tamamen bir hayalet şehre dönüştüğünü anlattıkları tarihe geçmiştir.

Buna rağmen tehcir ettirilen Ermeni kafilelerine intikam için saldıran Türklerin ağır şekilde cezalandırıldığı da tarihlerde kayıtlıdır. Biz jenosit filan yapmadık kardeşim. Alnımız bu konuda açık, yüzümüz ap aktır.

Kusurlarımızı kusur bilelim ve itiraf edelim, beceremediğimiz işler var. Ama üstümüze sıçratılan haketmediğimiz çamurlara da katlanmak zorunda hiç değiliz.

O. Pamuk alsın ödülünü çekmecesinde münasip bir yere konuşlandırsın. Bu ödül beni ilgilendirmiyor. Cumhurbaşkanını da tebrik ediyorum ve yerine böyle kişilikli bir cumhurbaşkanı gelecek mi acaba diye endişe ediyorum.

Yazan: demirkan efegil Tarih: October 18, 2006 9:58 AM

Cumhurbaaskani Cumhurunun baskani oldugu cin Pamuk'u kutlamasdi adabi-i muaseret geregidir. Cankaya "simarik cocugun" oyun bahcesi deildir. O benim gibi siradan bir vatandas degildir, Orhan Pamuk "cumhur" un bir ferdidir. Ama anyasa firlatmayi, "kamusal alanina" basortulu sokmamayi, Islam konfernsina gitmemeyi, Ramazan aynida Islam'a hakaretler, ozgurlukler kisitlamalari diktalari ile dol konusmasini su icmekle si=uslelemeyi siar edinen reis-i cumhur iin istisna degil kural bu tur davranislar.

Dogrusu "ozgurluklerin" demokrasinin her turlusundenm nefret eden, sezmez, sezer, kalin, ince kerincli, kerincsiz bilumum lumpnle ayni kumede yer almak rahatsiz edici, ama tekrar edeyim benim Pamuk'un odulune sevinememem onun "Turkuluge hakareti" vb ile ilgili degil PAMUK TUCCARI ile gurur duymak icin bir sebep bulamyisim. Iyi bir romanicidir berlki, anma gozumde edebiyatci da olamaz entellektuel de. Her ikisi icin ahlaki omurga getrekir. Sartre, Pasternak'taki gibi.

Asagidaki bekirlyildirim.wordpress.com dan alinti:
-----
İade Olunur Monsigneur!

Gazetelerden:

“Erdoğan Tezic Fransa’ya nişanını iade etti”

“Karman İnan madalyasını iade etti”

Fransa’nın bize en büyük hediyesi olan “laikçilik” ne zaman iade edilecek acaba?

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 18, 2006 10:32 AM

El insaf yahu..Edep yahu..Van şehrine Ermeni rek-
törü atayan hassasiyeti aman kaybetmeyelim...
Ramazanda oruç tutan bir Cumhurbaşkanımız olurda
sosyeteye rezil oluruz sonra... Hadi canım sende
derler adama...Bekir Bey güzel söylemiş, şu laikçi
liği iade etsek Fransaya ne dersiniz.. Bangladeşli
bir müslüman Nobel barış ödülü aldı, ey ahali duyan varmı? Saygılar.Levent.

Yazan: levent Tarih: October 18, 2006 2:14 PM

Orhan Pamuk'u ödülden dolayı tebrik ederim. Nobel siyasi yönleri ağır basan bir ödül olsada Türkiye'nin prestiji için değerli bir atak olmuştur.

Yazan: Gökhan Tarih: October 18, 2006 2:51 PM

evet malesef büyük resim olan ermeni soykırımını kabul ettirmeyi emperyalizm başarmada adım adım ilerliyor. Hayatta öyle hadiseler vardır ki sizi haberiniz bile olmadan içerisine almakta son derece ustalardır.
Her ne kadar bu konu için söylenmemişse de son derece fazla parallelik gördüğüm için İlhan Selçuk tan bir alıntı yapmak istiyorum:
Bir ingiliz lordu orta yerde atıp tutuyormuş:
Bu dünyada parasını verdikten sonra yatağa atamayacağınız kadın yoktur , kraliçe bile.
Tabii bu sözler sonunda kraliçenin kulağına gider. Birgün bir toplantıda karşılaşırlar ve de kraliçe kızarak:
Parasını verdikten sonra kraliçeyi bile yatağa atabileceğini söylüyormuşsunuz. Bu ne küstahlık ! Hem kraliçeyi yatağa atmak için ne kadar para yetebilir ki ?
Lord cevaplar :
100 milyon sterlin !
Kraliçe :
100 milyon sterlin mi ? Bu kadar parayı siz nasıl bulacaksınız ki ?
Lord cevaplar:
Bakın , kraliçem pazarlığa başladık bile.

Evet , ermeniler pazarlığı çoktan kabul ettirdi , ve de malesef satışlar bile başlamış görünüyor. İşin çok daha ilginci orhan pamuk a sırf türk karşıtlığı ithamları karşısında bu kadar sahip çıkanlar , bugün onu mağdur durumundan kurtarmaya uğraşanlar , ona yapılan iddialar karşısında alabildiğine orhan pamuk u alkışlayanlar lütfen söyler misiniz Aziz Nesin , Yaşar Kemal , Rıfat Ilgaz hapishanelere atılırken nerede idiniz ?
Metin Altıok , Asım Bezirci yakılırken ( bakın itham edilirken değil , canlı canlı yakılırken ) nerelerde idiniz ?
Yoksa o zamanlar rüzgar başka yönden mi esiyordu ? Sizin edebiyatımızı alkışlamanız için bir batı ödülü mü gerekli yoksa ? Zamanında milliyetçi olanlar sonradan liberal oldular , bakalım şimdikiler ileride hangi rüzgara yelken açacaklar ?
Evet ülkece bir yerlere gidiyoruz ama tam gaz geri .

Yazan: beagle Tarih: October 18, 2006 3:17 PM

Amerika'lı ünlü tarihçi Prof. J. Macharty : "Ermeni katliamı yoktur; Ermeniler Türkleri katletmiştir"
Ünlü Türk Romancısı Orhan Pamuk : "1 milyon Ermeniyi katlettik"
Hangisi gerçek... Balta ile Katliam: İzmit'in Kollar köyünden Ermeniler tarafından balta ile katledilen müslümanlardan bir kısmının olaydan sonra çekilen fotoğrafı; 1- Boşnak Malik 2- Abdulmecid oğlu Ali 3- Ali oğlu Seyid (14 yaşında) 4- Ömer oğlu Abdulgani 5- Abdulgani oğlu Mecid 6- Abdullah oğlu Hüseyin 7- Bekir oğlu Yusuf 8- Osman oğlu İsmail
Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

Erzincan'da Ermeniler tarafından ırzına geçilerek öldürülen Pakize adlı bir Türk kadını.
Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

25 Nisan 1918'de, Subatan'da Ermeniler tarafından öldürülen Türk çocuklar, kadınlar ve karınları deşilerek bebekleri çıkarılan anneler.
Kaynak:Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

Erzincan'ın Odabaşı bölgesinde, Ermeniler tarafından oyularak katledilen bir Türk.
Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.


Sivas'ta Ermeni çeteleri tarafından yapılan katliamda boğazı kesilerek öldürülen jandarma Mustafa.
Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.


Ordudan hava değişikliği için terhis edilen ve 23 Temmuz 1915 de Diyarbakır'ın Lice kazasına bağlı Kum ve Çom köyleri civarında elleri ayakları bağlanarak Ermeni komitecileri tarafından şehid edilen askerler.
Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

Diyarbakır'ın Şark nahiyesine bağlı Hızır İlyas köyü Mersani deresi (23 Temmuz 1915). Hono ismindeki ermeninin başında bulunduğu çete tarafından hançer ve kurşunla şehit edilen erkek, kadın ve çocuklar.
Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

29 Ağustos 1914 tarihinde Ermeni çeteleri tarafından Siverek-Urfa Yüksekyol ve Karacadağ civarında türbe ziyareti sırasında esir edilip canlı hedef yapılarak şehit edilen müslüman Türkler.
Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

Silvan civarında, Beşnik ermeni köyüne Van ve Tolorya'dan gelip, Doryan Dano ve kardeşlerinin başında bulunduğu Ermeni çeteleri tarafından 11 Haziran 1915 tarihinde Şeytankaya mevkiinde şehit edilen milis subayı Hamid Efendi komutasında bulunan erzak kafilesi, jandarması ve subayları.
Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

Erzincan Odabaşı bölgesinde, birbirlerine bağlanmış halde öldürülmüş kadın ve çocukların cansız bedenleri.
Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

16 Şubat 1918'de, Erzincan'ın Vagarir köyünde, Ermeniler tarafından şehit edilen ve bir evin arkasında bulunan şehit edilmiş Türkler.
Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

Hasankale'de, Ermeniler tarafından şehit edilen kadın ve çocuklar.
Kaynak:Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures

Yazan: Vecihe Tarih: October 18, 2006 11:04 PM

Bir önce ki postun linki http://www.geocities.com/gercekkatiller/erm.htm resimleriyle inceleyin efendim.Saygılarımla...

Yazan: Vecihe Tarih: October 18, 2006 11:12 PM

"Ama bu durum; Pamuk'un aldığı Nobel'in değerini düşürmez, o Nobel'i bir edebiyat ustası olarak kazandığı gerçeğini değiştirmez,"

tek bir sey sormak istiyorum.
bu adam turkluge bu kadar hakaret etmeseydi,nobel odulu alabilecekmiydi acaba?

sayın akyol ve herkesin bu soruyu kendine sormasını ve samimi bir sekilde kendi kendilerine cevaplamasını istiyorum.

bir de o adamdan aldıgı 1.5 milyon dolarlık odulu istanbuldaki sokak cocuklarına bagıslamasını istiyorum.

umarım fazla bir sey istememisimdir.

ulkeme tek bir faydası olmustur.cirkin bir yollada olsa ulkem kultur ve edebiyatını dunya'ya tanıtma fırsatı yaratmıstır.
bu onemli gercegi gozardı edemem,ancak boyle olmamalıydı.bizler onurlu insanlarız.onurumuzu ayaklar altına alarak degil.gercekten calısarak,kendimizi kabul ettirerek dunya'ya sesimizi duyurmalıyız.

Yazan: bercenay Tarih: October 21, 2006 11:43 PM

Şimdi biraz da realist bakış açısından konuyu şöyle toparlayayım:

Her ulus bağımsız olarak kendi devletini kurmak ister ve Ermeniler de Osmanlı devletinin içinde bulunduğu kaos ortamından yararlanarak bu ortamı bir çok başka ulus gibi bağımsız bir devlet kurmak için fırsat olarak gördüler. E yani fırsatı değerlendirebilselerdi olurdu da. Bu amaçla emperyalist işgalcilerle işbirliği yaptılar. Bu durumda Osmanlı devleti de bütün diğer işgalcilerle savaştığı gibi Ermenilerle de savaştı. İşgalciler gitti ve Ermeniler de savaşı kaybetti. Olay budur yani. Hiç mi sivil Ermeni ölmedi? Ölmez olur mu tabii ki öldü. Bir çok sivil Türk'ün de öldüğü gibi. Hastalıklar, açlık, göç, karmaşa bir çok can götürdü elbette.

Hâlâ O. Pamuk'u tebrik etmekte ısrar edenleri kınıyorum. Bu davranışı vahim bir Türk karşıtlığı olarak değerlendiriyorum. Ben de bu milleti çok eleştiririm ama yerinde ve doğru eleştirmek kaydıyla.

Bu toprakların ekmeğini yeyip suyunu içip O. Pamuk'a destek çıkanlara şiddetle teessüf ediyorum. Bu adamın hakkı dışlanmak ve yerilmektir. Gitsin uşağı olduğu adamların kucağında yaşasın. Burada yeri yurdu yoktur!

Yazan: demirkan efegil Tarih: October 30, 2006 11:22 AM

Fikir bağnazlığı insan pragmatik de olsa dogmatik de olsa hiç bitmiyor ama bazı demokratlarda görününce bu virus sırıtıyor.
Demirkan Efegil e şu yukarda ki yazıyı hiç yakıştıramadım.
Yazdığınız kaçamak tarih bilgileriniz çok yanlış.Bu sütunlarda Osmanlı nın son kahramanı Enver Paşa ya küfreden cahiller olduğu gibi,Atatürk ün kimin yanında yetiştiğini bilmeyen yobazlarda var ne yazık ki.
Saygılar

Yazan: salih Tarih: October 31, 2006 8:54 AM

Sayın Salih, hatalı olabilirim, düzeltmelere her an açığım. Ermeni meselesinde neyi yanlış söylediğimi belirtmeden Enver Paşa ve Atatürk konularına atladığınız için bir yorum yapamayacağım. Saygılar karşılıklı...

Yazan: demirkan efegil Tarih: October 31, 2006 2:36 PM

Sayın Efegil
Sizin demokratlığınıza Orhan Pamuk a yaptığınız ''Hâlâ O. Pamuk'u tebrik etmekte ısrar edenleri kınıyorum.Bu davranışı vahim bir Türk karşıtlığı olarak değerlendiriyorum.''
yorumunu yakıştıramadım.Şu milliyetçiliğin üzerine yatmış başkasına elletmeyen mhp lilerin görüntüsünü verdiniz.Ben Pamuk un kar romanını okumuştum sadece.Bence o satırları yazan birisinin daha ciddi değerlendirmelere tabi tutulması gerekir.
Ermenilerle ilgili verdiğiniz tarih bilgisi kaçamak ve yanlıştır.
Esasen tehcire sebep olan olaylar Rusların kendi topraklarında yaşayan ermenileri bizim akıncılar gibi öncü birlik olarak kullanmarıyla başlamıştır.Burada mevzu bahis olaylar erivan ve daha gerisinden gelen ermenilerin ki bunlar daha aç ve daha az şehirlidirler,doğu anadolu da yaşayan bir takım genç ermeni birliklerini ikna ederek çete savaşlarına girmeleridir.Burda esas amaç yağmadır.Daha sonra bu olaylar Türklerinde karşı çetelerini kurmasıyla bir iç savaş görüntüsüne ulaşmıştır.Devlet o zamanlar balkanlar,ortadoğu ve afrikada savaşmaktadır.
Doğu cephesinde çıkan bu hassas durumu ortadan kaldırmanın tek yolu Rus Ordusuna destek veren bu halkı başka bir yere yerleştirmektir.Karar alınır ve tehcir uygulanır.
Elazığ,Malatya,Tunceli güzergahından güneye doğru yol alırlar.Yokluk ve hastalıklar bu yolcu grubu azaltır.Kimi iyi müslümanlar tarafından yanlarına alınır(eş veya çocuk olarak),kimi yolda hastalıktan ölür.Bir kısmıda o dönemde bolca var olan eşkiya gruplarca yol boyunca tecavüze ,hırsızlığa uğrarlar.Ararat filminin konusuda bu olaya dayanır.Bu filmde her ne kadar suçlu devlet olarak gösterilmeye çalışılsa da sonuçda bu göçü başka tarafa yaşamış insanlarla yaptığım konuşmalar bunun böyle olmadığını teyid etmiştir.
Ben tarihçi değilim ama Fatih Demir bilir,Nenehatun un torunlarındanım.
Şu altta ki satırları vaktiniz olursa okuyun lütfen :
Osmanlı Devleti'nin başkentine birkaç saatlik mesafedeki Edirne düştüğünde Trablusgarp'te savaşan Özel Teşkilat'ın başkanı Enver Paşa geri dönmek zorunda kaldı. Libyalıların gözyaşları içinde, milli marşlarla, tekbirlerle dualarla uğurladığı Enver Paşa İstanbul'a doğru yeni bir maceraya yelken açarken, arkasında muhteşem bir direniş, kulaktan kulağa yayılan destanlar bırakıyordu.
Teşkilat-ı Mahsusa'dan gerillacılığı öğrenen Ömer Muhtar, Cumhuriyet döneminde, eski silah arkadaşı Atatürk'e mektup yazarak destek istedi. Bu mektuplar cevapsız kaldı. Orhan Koloğlu'nun Libya Kralı İdris Sunusi'nin başbakanlığını yapan babası Sadullah Efendi'nin naklettiğine göre, mektuplar Atatürk'e ulaşmamış. Libyalılar Türkiye'ye uzun süre kırılmışlar. İşin gerçeğini bir İngiliz ajanı, Sadullah Bey'e açıklamış. Buna göre İtalyan işgal kuvvetleri komutanı faşist Mareşal Rodolfo Graziani, bu mektupları ele geçirerek saklamış.

Yazan: salih Tarih: October 31, 2006 5:59 PM

musafa bey üzgünüm,ki orhan pamuk hakkındaki hiç bir desteğinize yada aldığı ödülü tebrik etme gibiiyi niyet gösteinize katılmam mümkün değilo ve onun gibiler TÜRK,iye üzerine oynan birsantraç oyunun piyonlarından birisi olduğuna inanıyorum bu barış ödülü,nü orhan pamuktan başka bu ülkede hakeden kimse yokmuydu şimdiye kadar?ama ödülün verilişi açısındazamanlama harika adamlar işi biliyor yorum sizin iyi çalışmalar.

Yazan: sami Tarih: October 31, 2006 11:05 PM

Sayın Salih, verdiğiniz bilgilerde benimkilerle çelişen bir taraf göremedim. Yaklaşık aynı şeyleri söylüyoruz. Tek anlaşamadığımız, benim mhp li gibi davranmış olmam. Bu görüntüyü vermek istemezdim, çünkü mhp li tavrı bana da pek sempatik gelmez. Herkesle olduğu gibi o arkadaşlarla da asgari müşterekler bulmayı kesinlikle başarırım. Ama genel görüntülerinin itici olduğunu düşünüyorum. Pamuk'un ödülünü niye reddettiğimi bir kez daha dikkatle okuyarak belki anlayabilirsiniz diye düşünüyorum.

Ömer Muhtar'ın o muhteşem canlandırmasını bir kez daha hatırlattığınız için teşekkür ederim. Ne zaman olsa yeniden izleyebileceğim ender filmlerdendir. Bu muhteşem filmi çeken ve belki başkalarını çekecek olan Mustafa Akad gibi değerli bir yönetmenin terör bombasına kurban verilmiş olması çok acı ve düşündürücü. Teröre toleransın sıfır olması ve "benim teröristim iyi, başkasınınki kötü" anlayışının yok olup her türlü terörün lanetlenmesi anlayışının herkesçe benimsenmesini diliyorum.

Yazan: demirkan efegil Tarih: November 1, 2006 10:18 AM

Sn Efegil
Ermeni meselesinde aynı şeyleri söylediğimize inanıyorsak problem yok.
Orhan Pamuk iyi bir yazar.İyi şair ve yazarlar aykırı olurlar.Aykırı olmaları toplum yararınadır.Yaşar Kemal in 30 sene önce söyledikleri o zaman ne kadar aykırıdıysa Orhan Pamuk un bu sözleri de bugün o kadar aykırıdır.Hallac ı Mansur misalidir bu sözler.Dikkate almak lazım.
Omer Muhtar ı Enver Paşa ve Atatürk ilişkisi için anlatmıştım.Siz de yönetmenin sanatsal yanını ele almışsınız.
Saygılarımı sunarım

Yazan: salih Tarih: November 1, 2006 11:25 AM

DİĞER OKURLARIMIZA KATILMAKLA BERABER ORHAN PAMUKUN TÜRKLÜĞE HAKARET ETTİĞİ GEREKÇESİYLE KINAMAKTA LAKİN KİŞİSEL FİKİRLERİYLE BU ÖDÜLÜ HAKETMİŞ OLDUĞU İÇİN TEBRİK EDERİM

Yazan: PELİN Tarih: November 16, 2006 4:27 PM

Oncelikle Mustafa Akyol'a Orhan pamuk'un bir tek romanini okumadan nasil elestiri yapabildigini sasiyoruyorum. Ben politik konulari bir kenara birakip, Benim adim Kirmizi romanini okudugum zaman ( Orhan Pamugun odul almasindan yaklasik 4-5 sene oncesi) o kadar etkilenmistimki tek soyledigim sey, ne kadar buyuk bir sanat eseri ve yazarin ozellikle kendi yuzyillindan once bir zamandan ve insanlardan bahsederken nasil bu kadar ayrintili bir saheser yazabildigine hayret etmistim ve tek tarifim mukkemel bir sanat eseri ve roman olarak o kadar cok kitap okudugum halde boyle guzellikte bir roman okumamistim. Daha sonra Kar kitabini okudum ve o da degisik bir konu ve anlatimdi. Demek istedigim Orhan Pamuk yazar olarak bence Nobel odulune laik bir yazardir ve o odulu yuzde yuz haketmistir sadece "Benim Adim Kirmizi" romani ile. Mustafa Akyol'a siddetlele tavsiyem bu romani okuduktan sonra buraya Orhan Pamuk ile ilgili bir yazi yazmasidir. Orhan Pamuk'u gonulden tebrik ediyorum ve bir yazar olarak bu odulu fazlasi ile hakettigine inaniyorum. Gercek olan bu odul bu yazara yazdigi romanlar icin verilmistir, kisisel gorusleri icin degil. Tarihe bu sekilde gececektir ve sonucta bir Turk yazaridir. Konuyu saptirtmanin hicbir anlami yoktur. Mustafa Bey sizde sadece kulturel duzeyde musluman yorumunuzla nobel odulu almis bir yazarimizla gurur duyabilirsiniz cunku tarihe sadece kulturel duyezde musluman olarak degil, "Musluman" olarak gececektir.

Yazan: gunka Tarih: December 2, 2006 6:48 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)