« Yeniden Fransa | Ana Sayfa | Minnesota Üniversitesi'nde Konferanslar »
October 13, 2006
İslam, Akıl ve Laiklik Üzerine
Bugünkü Radikal'de, Türk basınında az rastlanır nitelikte, "dolu" bir yazı var: "Türk devrimi, laiklik ve İslam". Uygar Aktan imzalı makalede, İslam tarihindeki iki ana kelam ve fıkıh akımı karşılaştırılmış ve bunlardan "akılcı" olanın laikliğe uygun düştüğü savunulmuş.
Yazıya yüzde yüz katılmıyorum, örneğin Türkiye'deki resmi laiklik uygulamalarının burada resmedildiği kadar toz-pembe olduğunu düşünmüyorum. Yazarın Eşarilik ve Maturidilik arasındaki farkı da biraz abarttığı kanısındayım. Ama İslam'ın ilk asırlarındaki ehli hadis/ehli rey veya akıl/nakil çatışmasına yaptığı vurgu yerinde. "Zamanın değişmesi (ezman-ı tegayyür) ile hükümlerin de değişmesi gerektiği"ni söyleyen Ahmet Cevdet Paşa gibi otoritelere yaptığı atıflar da isabetli.
Yazıdaki şu kısım ise, İslam'da bireysel özgürlük kavramını — ve "kader" gibi doğruları suistimal ederek bu kavramı ortadan kaldırmaya çalışan despotizmi — vurgulaması açısından kayda değer:
Maturidi insanın özgür iradeye sahip olduğunu savunmuştur. Maturidi'nin yaşadığı dönemin koşulları dikkate alındığında 'özgür irade' kavramının dinsel olduğu kadar siyasal sonuçlarının da olduğu kolayca anlaşılır. Eşariliğin savunduğu kader doktrini sayesinde iktidarı gasp eden despot sultanlar [ise], kendi egemenliklerinin 'Allah'ın yazdığı kader' olduğunu, zira Allah dilemeseydi başa zaten geçmiş olmalarının mümkün olamayacağını iddia edebilmişlerdir. Buradan hareketle onların hükümranlığını sorgulayanlar 'Allah'ın hikmetinden sual olunmaz' diye susturulmuşlardır. Ve bu despotlar 'Peygamber'in vekili', 'Allah'ın gölgesi' gibi sıfatları aldıklarından kendilerine isyan edenleri, Allah'ın irade ve takdirine isyan etmekle itham edip ezmişlerdir.Maturidi dönemin payitahtı olan Bağdat'a gitmeye tenezzül etmeyerek, aslında politik bir tavır sergilemiştir. Dahası dönemin teamülü gereği cami hutbelerinde sultan-halifelere yapılan methiyelere karşı, yaşadığı Semerkant'ın camilerinde 'zalim sultanlara adil diyenlere' karşı çok sert bir fetva okutarak, saltanat ve baskıya muhalif tutumunu ortaya koymuştur. Bütün bunlar Maturidi'nin bireyin akıl, vicdan ve irade özgürlüğünü savunan bir abide isim olduğunu göstermektedir.
Bu çok kapsamlı konuyu ilerde bir gün ele alma niyetindeyim, ama şimdilik sadece bu yazıyı önermiş olayım. Aktan'ın yazısı, okunmaya ve üzerinde düşünmeye değer...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 13, 2006 3:26 PM




Uygar Aktan isimli yazarın yorumu bazı noktalarda çok isabetli olmakla birlikte üstünkörü yapılmış yorumlar olarak geldi bana.Laiklik ve demokrasinin neden önemli olduğunu anlatırken siyasi ,itikadi ve hukuki alanlarda örnekler vermiş.aşağıya aldığım çarpıcı bir cümlesi var yazarın..
'İşte bugün artık demokrasi ve cumhuriyet
kavramlarını benimsediklerini iddia edenler 'muamelat alanındaki hükümlerin mensuh olduğunu' ileri süren teolojik çizgiyi benimsemezlerse, başbakanın seçilmiş bir padişah, meclisin ise 'ruhbanlar şûrası' olmanın ötesinde demokrasi iddiaları olamaz'
bu paragraf bana ahkam kesici bir yazı olarak gözüküyor.
tarihte Emevilik örneği ve bugün İran gibi ülkelerde devletin resmi bir mezhebinin olması ve bu mezhebe uygun yapılan dini faaliyetleri desteklemesi ve karşı görüşleri rejim sorunu yapması İslami düşünceye çok büyük zarar vermektedir.siyasetin bulaşmasıyla verilen birçok fetvayı biz islam diye geleneğimizin içinde sahiplenmişiz yada şartlardan kaynaklanan dönemin maslahatı gereği verilmiş fetvaları bugün değişmez ilkeler sanmışız.eğer laiklik(laisizm değil) gerçek anlamda Türkiye'de uygulanırsa bu İslam düşüncesinin de önünü açacaktır.bu yüzden ben laiklik ilkesini çok önemsiyorum.
fakat laikliği koruma adı altında imam hatip ve ilahiyat fakültelerinin önü tıkanır, arapça gericiliğin sembolü bir dil gibi sunulup gerekli araştırmalara imkan sağlanmazsa biz bu irticadan kurtulamayız.ilahiyat fakülteleri kapatılma noktasındadır ve kontenjanları aşırı düşürülmüştür.siz bu gerçeklere vakıf din adamını yetiştirmezseniz daha çok irticadan şikayet edersiniz.
muamelat alanındaki hükümlerin mensuh olması ciddi bir meseledir.demokrasiyi savunma adına ahkam ayetlerine bir çizgi çekerseniz işte burası tam siyasetin dine karıştığı yer olur bence.bu konuda kimse keyfine göre ahkam kesemez.
HZ.Ömer'in kendi dönemindeki şartlara uymadığı gerekçesiyle bazı hükümleri kaldırdığından bahsetmiş yazar.HZ.Ömer müellefe-i kuluba (kalbleri islama ısınması istenen guruplar) zekat vermemiştir.ayet olmasına rağmen(tevbe-60).hz.Ömer (artık islam güçlenmiştir.kimsenin kalbini ısındırmak için zekat vermeyiz.dileyen inanır dileyen inanmaz)demiştir.fakat bu uygulamadan dolayı artık bu hüküm neshedilmiştir denemez.
nitekim 5.halife (islamın örnek halifelerinden biri olduğu için raşit halifelerden sonraki halife anlamında)tekrar müellefe-i kuluba zekattan hisse ayırmıştır ve bu hükmü işletmiştir.
islam gayeci bir dindir.eğer bu gayeci ruhu bir kenara iter ve her değişmeyi kabullenirse bir müddet sonra ortada islam hukuku diye birşey kalmaz.zaman ve mekan unsuru gözönünde bulundurularak islamın hükümlerinde esneme olur evrenselliği gereği.fakat tamamen bunlar tarihseldir deyip neshedilemez.şartlar eski haline dönünce hükümde tekrar işletilebilir.müellefe-i kulub örneğindeki gibi.
bu işler din alimlerinin elinden alınıp halka verilecek meseleler değildir.(yazarın temennisi)bunları işin uzmanlarına bırakıp dini siyasete kurban etmemek lazım.
yazar cumhuriyeti ve değerlerini korumakta samimi ise demokrasi mücadelesi vermeye ağırlık versin.
düzgün din eğitimi almış insanlar Türkiye cumhuriyetinin sistemine büyük katkı sağlarlar.
iyi yetişmiş din adamları olmadan irtica ile mücadele imkansızdır.irtica ile mücadelede çok yanlış bir siyaset takip ediliyor.
din adamı küstürülüyor,sistem dışına itiliyor.meydana gelen boşluğu mutlaka birileri dolduruyor.niye bu kadar hurafe var diye yine hesap din adamlarına soruluyor.bu gidişle siz daha çok irticayla uğraşırsınız.
Atatürk'ün gösterdiği muasır medeniyetler seviyesine çıkmak ancak eğitimle olur.ilmin yolunu tıkayanlar ve bunu savunanlar bu ülkeye ihanet ediyor.
selamlar,sevgiler,
Yazan: deniz Tarih: October 13, 2006 6:02 PM
Deniz hanım/bey katılmamak mümkün değil isabetli noktalar çok.Nacizane kanımca ülkemizdeki esas sorun güç/erk paylaşımı sorunu.Bunun medya örneğine yansıyan maalesef dindar siyaseti dinsizlerde dini kullanmasıdır.
Cumhuriyetin kurulması ne kadar güç oldu ne bedeller ödedik herkes biliyor.Cumhuriyetimizi sevmek tıpkı ailemizi sevmek gibidir, öyle olmalıdır.Fakat aile içinde sorun oluyorsa aile bunu çözmelidir.Dışa yansıyınca işte Fransa ermeni meselesi örneğinde görüldüğü gibi dışarıda düşmanımız daha çoktur.Yanılıyorsam büyüklerim affetsin ve düzeltsin konu çok basite indirgenirse şudur; Devrimleri(adı üstünde) Tanzimattan bu yana gelen kutsalımızı koruyarak çağdaş toplum yapısına uyum çabamızın sadece aşırı hızlı bir uyum çabası haline gelmesidir.Başarılar ekseriyeten çokta olsa her dönüştürme çabası gibi kayıp olması kaçınılmazdır(mesela latince alfabe kararı ne kadar doğru idi ise öz Türkçe çalışmaları ve aşırı sadeleştirme okadar kötüydü.Bugün yaşadığımız Batı kaynaklı dilsel kirlenmenin kökleri bu dilsel kelime yoksullaşmasıdır) .Temelinde devrimler bu halkın elbet yarar ve medeniyet projesi için atılmış adımlardır.Uygulamalarda bazen aşırılık oluşmuştur.(Türkçe ezan gibi)Ben ülkemizin kraldan çok kralcı olan insanına kızmaktayım.Atatürk'ten sonra Cumhuriyet maalesef tarihine ve birazda değerlerine küsmüşlerin projesi olarak içselleşti.Muhafazakar kesimde bir itilmişlik,ikinci sınıflık hissiyatı oluştu.Siyasetin dini merkez alarak kendi yaşam alanı oluşturması maalesef bu gücenmişliğin sömürüsüdür.Her inançlı Türkün Dinini Devletini Ordusunu kutsal saydığı apaçık bir gerçektir.Bunlar Tripodun üç ayağıdır.Devlet batıdaki gibi antlaşmlar ile oluşturulmuş bir mekanizma değil ,bizde daha çok varlığın nedeni,sadece bedenen değil ruhende ait olduğumuz bir varlıktır.Bu yüzden Batıda uygulanan Klise ve Devlet ayırımı bizim için maddi olarak belli ölçüde olanaklı olsada(kanunun her inanca ve inançsızlığa eşit mesafede olması) ruhsal alanda olanaksızdır.İlber Hocamın yaptığı açıklamalar ne kadar özlü buyrun;
Din ve devletin ayrılması Yahudilik ve Müslümanlık'ta imkansızdır. Çünkü her iki dinde de din, insanların 24 saatini ayarlar. Sadece devletle olan ilişkilerini değil, özel hayatlarını, nasıl yiyip içeceklerini, karı-koca arasındaki ilişkileri ve devletle olan ilişkiyi ayarlar. Devlet ile din iç içe geçmiştir. Devlet ve devletin aygıtı olan bürokrasi ve ordu, insan hayatının toplum hayatının vazgeçilmez iki unsurudur. Dolayısıyla 'Din tamamen devletin dışına çıkmalıdır' gibi çok demokrat görünen görüşlerin, aslında böyle bir toplum için en büyük tehlike ve hatta kaosun başlangıcı olacağına hiç şüphe yoktur. Burada yeni bir adet çıkarmanın gereği yoktur. Çünkü bünyemiz böyledir. Bizim toplumumuzda laiklik, bilime, gelişmiş, çalışan bir cemiyetin içtimai gereklerine göre ayarlanır. Bunun örneği Batı'da yoktur. Hiç kimse önüne laiklik için reçete alarak fark türetmeye kalkmasın.'
Dinin devletin (ruhsal bağlılık) ve hayatın tamamen dışına çıkarıldığı Batı toplumları özellikle Kuzey Avrupalıların yüksek refaha karşı yüksek intihar olayları olması sadece güneş görmemek yüzünden depresyon olamaz.İnançsızlığın giderek gelenek olduğu toplumların daha yukarıda olması tesadüfi değildir. Bu sosyolojik vaka,enlem olarak daha yaşanılası yerlerin inananların toprakları olmasını sağlamıştır.Bu ülke yaşanılası en güzel enlemlerden birinde olduğuna göre tarih boyunca bunu savunacakların inançda en yüksek şuura sahip olması kaçınılmazdır.Çanakkalede ki gibi... şimdi olduğu gibi..şehadete en yakın insanlar Mehmetçiklerdir şehadette inananlar için en kutsal mertebemiz değil mi?Bu yapay tartışmalar bitsin artık ülkemizi daha cağdaş mürefeh aynı zamanda kendi kimliğini oluşturan temel değerleri seven ve mirascısı olduğu yüksek Osmanlı Medeniyeti gibi cihan-ı Şumül bir diyar yapalım.Birbirimizi sevelim,ülkemiz,Cumhuriyetimiz için elimizden gelenin en iyisini yapalım...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: October 14, 2006 4:46 AM
Mustafa Bey'in alıntı yaptığı yazıyı okudum.
Yazar o kadar çok meseleye değinmiş ki her paragrafı üzerine sayfalarca yazılabilir.Mustafa Bey "Yazarın Eşarilik ve Maturidilik arasındaki farkı da biraz abarttığı kanısındayım." demiş ama buradaki "biraz" çok iyimser bir bakış. Bir maturidi olarak bu farkların neler olduğu konusunda tartışabilirim ama kesinlikle yazarın addettiği kadar bir farkın olmadığını söyleyebilirim.
Mustafa Bey'ın bu konuya vakit bulduğunda değinecek olması çok iyi; en azından böyle bir amaca matuf şekilde yazılmış bir yazıdan ziyade daha derli toplu ve entelektüel namus kaygısı ile daha teorik çerçevede konuyu tartışma imkanına kavuşabilriz.
Yazı, akademik bir araştırma gayretinden ziyade konuyu biryerlere getirip bağlamak amacıyla yazılmış. Bu o kadar ki hani neredeyse mevcut ucube laikçi yönetim sistemimiz için "aha işte budur!" diyeceğiz ve ardından da yatıp kalkıp Allah'a şükredeceğiz.
Yazının tüm yönlerine ilişkin yapılacak değerlendirmeler var ama yazarın üstünkörü geçtiği bazı yerlerde ciddi bilgi yanlışları var. Örneğin yazarın mürcie konusunda yazdığı "Mürcie iman ve amelin ayrı olduğunu ve dolayısıyla bir insanın 'Ben Müslümanım' dedikten sonra günahkâr bile olsa inancının başka insanlarca asla sorgulanamayacağını ifade etmiştir." sözü atıfta bulunduğu anlamı içermiyor.
Mürcie'nin bu iddiası toplumsal düzeyde doğru ama bu iddia sadece toplumsal düzeyi değil Yaradan'a karşı olan sorumlulukları da kapsıyor. Mesela Mürcie'ye göre bir kişi kalben inanmasa da iki şahadeti dili ile söylese o necat ehlinden sayılıyor. Yani "hesap gününde o kişi kurtulur" diyor. Bu ne mantıksal açıdan ne de İslamın temel inanç ve ahlak esasları bakımdan kabul edilebilir bir husus değil. Tabi Mürcie'nin savunuları bu kadar siyah/beyaz olarak anlatılamaz belki ama yazarın verdiği anlam da yanlış; onu söylemeye çalışıyorum. Bir kişinin İslam'ı kalben kabul ettikten sonra günahkar olmasının nihai anlamda inancına -elbette zayıflatacağı ama- tamamen halel getirmeyeceği hususu Ehl-i sünnetin üzerinde ittifak ettiği bir husus zaten.
Bu gibi birçok husus var, üzerinde tartışılması gereken. Kanımca burada en önemli konu meselenin tarihselci bakış ile değerlendirilmesi.
Yaygın bir yanlışlık şu ki Hz.Ömer'in içtihadı ve "zamanın değişmesi (ezman-ı tegayyür) ile hükümlerin de değişmesi" gibi bir reailtenin Fazlurrahman'ın tarihselcilik ekolüne iyi bir argüman olduğunun sanılması. Burada anormal olan, Hz.Ömer'in içtihadı ayetin amacına uygun bir içtihad iken ve ezman-ı tegayyür ve bağıl sonuçları birçok İslam aliminin zaten kabul ettiği ve fıkıh kitaplarına aldığı bir husun iken bu durumun zaman içinde Kur'an'ı tamamen devre dışı bırakıp yerine genel geçer insan aklı ve bulgularını koyma gereği olarak algılanması. Ki yazarın yazısında da bu açıkça belli oluyor. Tarih boyunca sosyal entropiye direnemeyen dinler yerine yenileri gönderilmiş ve mesaj sürekli yenilenmiştir. İslam ise son dindir ve maalesef tarihselcilik ekolünün en uç yorumları adeta bu sosyal entropiye meşruluk kazandırmak ve İslam'ı bu bozulmaya ortak ederek entropinin temelini "Vahy"e dayandırmak için çabalamaktadır.
Bu konuda oldukça modern görüşleri olan M.Said Hatipoğlu Hoca'ın değerlendirmelerine baktığımızda hiç de sayın yazarın savunduğu gibi bir neticeye vardığını göremiyoruz. M.Said Hatipoğlu Hoca'nın editörlüğünü yaptığı hakemli ve bilimsel bir dergi olan "İslamiyat" bu konuya ilgi duyanlar için takip edilebilecek iyi bir kaynak.
Bu konu gerçekten uzun. Ben Mustafa Bey'in yazıda katıldığı hususları anlayabiliyorum; bunlar önemli, birçoğuna bende katılıyorum ama sayın yazarın ifade ettiği ve konuyu getirip bağlamak isterdiği neticeye uygun bir "anlama" değil bu. Eminim Musfafa Bey'de böyle düşünüyor, ki zaten ihtilafını birkaç cümle ile de olsa belirtme gereği duymuş.
Mustafa Bey konuyu işlediğinde daha detaylı bir şekilde üzerine yoğunlaşabiliriz.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 14, 2006 5:33 AM
Değerli yorumcular, gerçekten bu blogda yaşanan
düzeyli konu başlıkları ve tartışmalar, yorumlar
insanı ülkesine ve milletine güvenme noktasında
mutlu ediyor, Bilgece yazılarıyla Bekir Bey, Genç
kardeşlerimizden! Suat bey, Deniz Hanım,Ajlan
Abudak ve ismini sayamadığım diğerleri. Gerek ente
llektüel derinlikleri, gerekse murat ettiklerini
ifade edişleriyle, bizlerin de algı kapasitesini
olumlu olarak etkiliyorlar, teşekkür ederim.
Deniz Hn. ve Mustafa Ajlan Abudak'ın ilmekte dile
getirdikleri konular çok önemli.
Şimdi içinde bulunduğumuz tarihsel konjoktür İslam
a açılan savaşın gidişatı ile yakından alakalı. Bu
savaşın küresel bir savaş olduğu, bunun yurtdışı
ayaklarının açıkça şekillendiği ortada. Bu savaşın
savuşturulması, ülkemizin bekası ile yakından ilgili, diyebilirim ki, eğer Türkiye birilerinin
haritalarında gösterdiği gibi bölünecek ve yutulacaksa-Allah saklasın- bu post modern haçlı
seferinin başarısıyla olacak, yok Türkiye yeniden
Aleme nizam veren lider bir ülke olacaksa bu yine
bu saldırganlığın başarısızlığıyla olacaktır.
Saldırganlığın ülkemizde az sayıda ancak çok güçlü
destekçileri vardır. Bunlar Medya desteğiyle İslam
dinine karşı bir savaş sürdürüyorlar. İsmailağa
Camii olayı, Cüppesiz Hoca olayı ve hazırladıkları
yeni tezgahlarla bu karalama savaşı sürecektir.
Bu savaşın kurmay boyutunun YÖK odaklı olduğu sırı
tıyor. Bu kurumun İlahiyat fakültelerini ve dolayı
sı ile İmam hatipleri bitirme savaşı giderek mes
lek liseleri ve sanayimizi de etkilemekte ama ne
gam. Belkide bir taÅŸla iki kuÅŸ vurma...
Gayri-milli, ve islam karşıtı kadroları tercih ve
teÅŸvik, eÄŸitimimize kan kaybettirdiÄŸi bir yana,
Milli birliğimizi de tehdit etmektedir. İsrail
in rahatlatılması için sahnelenen, Türkiye, İran,
Irak ve Suriyenin bölünme projesi ile, ülke için
deki,İslamı pasifize etme operasyonu birliktelik
arzetmektedir. Bunun için yemin etmiş azgın güçler
gözü karartmış durumdalar. Ağar gibi Tartışılmaya
cak bir milliyetçinin, Kürt kardeşlerimizi bu oyu
nun aleti olmaktan kurtaracak çıkışı, bu sözde
milliyetçileri çok kızdırdı. Oyunlarının bozulabi
leceği endişesi nasılda kudurtuyor gizli dinlileri
Herkes aklını başına almalı, erken Orta Asya göçeri Türkler Kuzeyden Yaptıkları göç gereği,
İslamla şereflenmeden Batıyla ilişkiye girdikleri
için İzi tozu bellisiz oldular. Avarlar, Uzlar,
Peçenekler Hun devletini kurmalarına rağmen silin
diler. Bunların torunları Diojenin saflarında Alpaslana karşı malazgirtte saf tuttuklarında, ba
siret gözüyle gerçeği görüp müslüman oldular.
9 Eylül rektörünün üzüntüsünü anlıyormusunuz, Türk
ler İslamla şereflenmese tarih sahnesinden yok ol
up gideceğini rektör göremiyor mu? Vatanını ve
milletini seven, Sosyalist, sosyal demokrat, Libe
ral, muhafazakar, milliyetçi düşünceden tüm kişi
ve kurumlarımız, her mezhepten, meşrepten Müslüman
ahalimiz, her kökenden vatandaşımız ve bilhassa
azınlık mensubu vatandaşlarımız... Hakkaniyetli,
adil, bölge ve dünya politikalarını barışçı bir
biçimde etkileyen bir Büyük Türk devletine dünya
nın ihtiyacı var. Atatürkçü ve Laik -laikçi değil-
Demokrat bir Cumhuriyet, samimi dindarların ve her
kökenden vatandaşlarımızın, özgür gelişimine hiz
met edebilir yeterki, azgınların saldırısını göğüs
leyebilelim. Bu topraklarda zaman zaman İslam eti
ketli kışkırtıcıların tezgahı olaylar olmuştur.
Bazı muhterislerin adi hırsları ile İslam bir resimde gösterilmeye çalışılabilir. Tüm tartışma
ve görüşlerin bu hassasiyeti göz önünde bulundur
masını dilerim. Eşarilik olsun, Maturidilik olsun
tüm İslam ekolleri devlet aygıtını etkilemişlerdir
ve bu çaba Kur'an-ın emridir bir yerde. Ancak bunun metodu devletin yönetim şekline göre bir hal
alıyor. Demokrasi için bu hal ve yöntem, gerçek
manada laiklikle sağlanabilir. Sultanlık ve Krallık ta ise bu Hilafet marifetiyle sağlanabilir
Müslümanlar kendi hassasiyetlerini taşıyan bir ik-
tidarı oylarıyla belirleyebilme hakkına sahipse, laiklikle ne diye çatışssınlar. Ancak, dinden çıkan sapık bir Sultan'ı denetlemek için dengeleyi
ci güçlü bir Hilafet makamı, Fetva müessesi devre
ye giriyor. Bu çatışma aşırılıklara, etki tepki
karşıtlığına da yol açabiliyordu. Türkler, İslamı
Demokrasi ile uyuşturarak, Hem İslama hem insanlı
ğa hizmet ediyor. AK Parti deneyimi bu açıdan da çok önemsenmeli diyerek sabrınızı daha fazla zor-
lamak istemiyorum saygılarımla. Levent.
Yazan: levent Tarih: October 14, 2006 5:43 PM
radikaldeki uygar katanın makalsesini bir arkadaşımla okuduk
makalenin çok araştırılarak yada başka bir deyimle entellektüel olarak değerlendirme imkanı yok
ancak makalenin iaret ettiği bazı noktaları da görmezlikten gelemeyiz.bunlar hükümlerin zamanlara göre değişeceği ancak hüküm statülerinin değil neticelerinin değişmesi gibi
yazarın hurafe dinin irtica olduğunu söylemesi doğru olmakla birlikte yetersiz dir.çünkü irtica sadece müslümanlara ait bir kavram değil ki dolayısıyla yazar bu konuyu daha netleştirmeliydi
imam maturitinin özgürlük anlayışı ise çok mubalağa edilerek sunulmuştur halbuki maturitinin yaşadığı dönem şartlarında hiç olmayan özgürlük kavramını cüzi irade adı altında işlemeye başlamıştır.yani insana islamda olduğu gibi geniş bir özgürlük anlayışı maturiti de de yoktur.
ayrıca yozlaşma tarihini emeviler olarak alan yazar urada da pek fazla kafa yormadığı belli çünkü,yozlazma Resulullahın ölümüyle başlayan mushaflaşma hareketinden hemen sonraya gelir yani mushaf haline getirilen vahiy olması gereken özelliğini kaybeder kadı ve valilere verilir suç işleyenler kadı ve valilere giderek cezalandırılırlar ki bu vayhin temel özelliği değildir.vahiy düşünceyi düzenleyecek temel eğitimdi yani insan vahiyle beraber düşüncesini düzenleyecek yaşamsal durumunu ise ona göre kendisi düzenleyecekti.yazar burada da pek araştırma yapmamış
diğer bir konu ise ATATÜRK ün diyanet teşkilatını kurarken mezhebi tavrının kaydedilmesi konusu ki bunu bilmemekle beraber biraz zorlama olarak gördüm.
netice olarak okumak düşünmek tartışmak iyiyi doğruyu güzeli getirecektir vesselam
Yazan: ahmet UZUN Tarih: November 7, 2006 8:58 PM