« 'İrtica', ABD ve İngiltere | Ana Sayfa | Kürt Sorunu'nda 'Ortak Akıl'a Katkı »

October 5, 2006

Gayrimüslimlerin Özgürlüğü, Herkesin Özgürlüğü

Türkiye'deki gayrimüslim vatandaşların dinlerini diledikleri gibi yaşama konusunda büyük problemlerle karşılaştıkları, devlet baskısı ve kimi zaman da "devletçi kitle tepkisi"ne maruz kaldıkları bilinen bir gerçek. Ali Bulaç, bugünkü yazısında bu konuda şu önemli noktaları tespit etmiş:

Genel nüfusa göre gayrimüsimlerin en az olduğu (72 milyon içinde yaklaşık bin 400 Rum, 65 bin Ermeni, 20 bin Yahudi) ve maalesef 20. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren en sıkıntılı yaşadıkları ülke Türkiye’dir. Şu “din ile demokrasiyi bağdaştıran model ülke” söyleminin ne Müslüman ahali ne gayrimüslimler bakımından tutulur, savunulur tarafı var. Heybeliada Ruhban Okulu’nun anlamsız bir biçimde kapalı tutulması, Fener Patrikhanesi’nin ekümenik vasfının inkar edilip İstanbul’da bir ilçe kaymakamlığına bağlanması, cemaat vakıfları üzerindeki haksız yasaklar, hiçbir adalet temeli olmayan “mütekabiliyet” ilkesinden hareketle temel yurttaşlık haklarını kullanmada gayrimüslimlerin adeta cezalandırılması İslam dinine ve Osmanlı modeline ait statüler ve uygulamalar değildir. İslam dini bu tür yasaklar koymaz, tarihte de böyle yasaklar konmamıştır. Bu çerçevede artık gayrimüslimlerin diğer yurttaşlar gibi temel hak ve özgürlüklerinin teminat altına alınması, atılması gereken önemli adımlardan biridir.

Kanımca Bulaç burada tümüyle haklı. Ve bundan çıkması gereken iki önemli sonuç var.

Birincisi, Türkiye'nin Müslüman kanaat önderlerinin, gayrimüslimlerin özgürlük taleplerinin yanında yer alması gerektiği. Bunun ne yazık her zaman böyle olmadığını, bazı Müslüman çevrelerin devletin otoriter uygulamalarını desteklediğini, hatta daha da fazlasını istediklerini biliyoruz. Kanımca, böyle yapmakla, hem İslam'ın temel ilkelerine aykırı hareket ediyor, hem de Türkiye'nin Müslümanlarını da kısıtlayan yasakçı statükoyu desteklemiş oluyorlar. (Tabii söz konusu yasakçı statüko, gayrımüslimleri bastırmak için, "bunlar dış güçlerin ajanı, Bizans'ı yeniden kuracaklar, Türkiye'yi bölecekler, zaten ülkeyi parsel parsel satın alıyorlar" gibi paranoyalar üretiyor; bunların Müslümanları bastırmak için kullanılan "şeriat getirecekler, hepimizi kesecekler" paranoyasından pek de farklı olmadığını düşünüyorum.)

Bulaç'ın yazısından çıkardığım ikinci sonuç ise, kendisinin, özellikle günümüz realitesi açısından, kısmen, "var olanı" değil de "olması gerekeni" tarif ettiği. Çünkü günümüzün İslam dünyası, din özgürlüğü açısından, İslam medeniyetinin geçmiş yüzyıllarına kıyasla kötü bir durumda. Suudi Arabistan'da hiç bir kilise veya sinagog açılmasına izin verilmiyor; İslam dışında herhangi bir dinin savunulması kesinlikle yasak. Başka bazı İslam ülkelerinde de yerel Hıristiyanlara ve diğer gayrimüslimlere karşı baskılar ve saldırılar yaşanıyor. Bazen Batı'nın şu veya bu politikasına kızan Müslümanlar, bunun acısını yerel "gavur"lardan çıkarmak gibi son derece haksız bir işe girişiyorlar. Papa XVI. Benedict'e kızanların gidip de Batı Şeria'da kilise yakmaları veya Somali'de rahibe öldürmeleri örneğinde olduğu gibi. Bu gibi vahim olaylar, gayrimüslim dünyada, özellikle de Batı'da, İslam'ın baskıcı, hoşgörüsüz, totaliter bir din olduğu kanaatinin yayılmasına yol açıyor.


Batı'ya Endekslenmek

Bu problemi yazılarımda zaman zaman belirtiyorum. Gelen bazı yorumlarda "kendimizi Batı'ya beğendirmek zorunda değiliz" gibi itirazlar oluyor. Bu, "başkasının ne düşündüğü hiç umurumuzda değil" yaklaşımının, ilk başta "ilkeli" gibi dursa da, aslında yanlış olduğu kanısındayım.

Öncelikle şunu belirtmek gerek: İslam ülkelerindeki din özgürlüğü eksikliğini, Batı'nın değerlerine aykırı olduğu için değil, İslam'ın değerlerine aykırı olduğu için eleştiriyoruz. Aynı eleştiriyi Batılılar da getiriyor diye susmak, Batı'ya ters yönden endeksli olmak anlamına gelir. ("Batı ne derse doğrudur" demekle, "Batı ne derse yanlıştır" demek arasında ortak bir yön vardır: Her ikisi de "kendini Batı'ya göre konumlama"nın sonucudur.)

Dahası, Batı'nın ve genel olarak gayrimüslim dünyanın İslam hakkında ne düşündüğü, Müslümanları ilgilendirmelidir. Çünkü Müslümanlık, Müslüman doğmuş olanların malı değildir. "Ben Müslümanım" diye ortaya çıkan insan bu dini sadece yaşamakla değil aynı zamanda temsil etmekle de yükümlüdür. "Başkasının ne düşündüğü bizi ilgilendirmez" yaklaşımının, ilk bakışta "mertlik" gibi dursa da, aslında "kibir" ve "kompleks" gibi problemlerle ilişkili olmasından kuşkulanmamak elde değil.

Öte yandan İslam dünyasının problemlerini tartışmak "Batı'ya koz vermek" anlamına da gelmiyor; aksine bunları tartışmamanın öyle bir sonucu olması kuvvetle muhtemel. Öz eleştiri Batı dünyasında saygı duyulan bir özellik ve zaten orada kıyasıya eleştirilmeyen hiç bir kurum yok gibi. Aynısının İslam dünyasında da olduğunun görülmesi, İslam'ı kötü göstermek bir yana, "İslam medeniyeti ilkel, baskıcı ve kapalıdır" diyenlerin argümanını çürütecektir. Dahası, "İslam dünyası özgürlük üretemiyor, girip biz üretelim" diyenlerin önünü kesecektir.


Özgürlükten Korkuyor muyuz?

Meselenin içinde bir başka soru daha var: Acaba Müslümanlar, İslami olmayan fikirlere ve yaşam biçimlerine özgürlük vermeyi ne kadar istiyor? Bu özgürlüğü verdiklerinde "dinin elden gideceğinden" endişe ediyorlar mı? Görünen o ki, "memleketimizde misyonerler cirit atıyor, çocuklarımız Hıristiyanlaşacak, devletimiz uyuyor mu?" diyen Müslümanlar bu endişeden muzdaripler.

Buna karşı da bir-iki şey söyleyeyim. Birincisi, Müslümanların herkesi Müslüman yapmak veya öyle tutmak gibi bir sorumluluğu yoktur. Aksine, bu konuda baskıcı bir ısrar, Kuran'ın verdiği ilkelere aykırıdır. Bir ayette "sen sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir" (Kasas Suresi, 56) denir. Bir başka ayette ise kanımca din özgürlüğü açısından çok kritik olan şu gerçek hatırlatılır:

"Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?" (Yunus Suresi, 99)

Öte yandan özgürlük karşısında İslam'ın zayıflayacağını ve Müslümanların din değiştireceğini varsaymak, "diğer dinler İslam'dan daha cazip" demek anlamına gelir ki, bunun üzerine de düşünmek gerekir. Bir Müslümanın "diğer dinlerin kaynakları ve ilkeleri bizimkinden daha iyi" demesi sanırım söz konusu olmaz; çünkü o zaman Müslüman olarak yaşamaya devam etmesinin fazla bir anlamı kalmaz. Belki "diğer dinler bizimkinden daha iyi temsil ediliyor ve sunuluyor" denebilir. Zaten kanımca bugün karşımızdaki problem de bu.

Bu probleme karşı ise "diğer dinlerin özgürlüğünü kısmak" gibi otoriter bir yönteme başvurmak yerine, "o zaman biz de dinimizi iyi temsil edelim ve sunalım" demek gerek. Bu da tabii büyük bir zihinsel bir çaba, kapsamlı bir yenilenme, hatta Mehmet Akif'in ünlü deyişiyle "asrın idrakine" hitap edecek yeni bir Müslüman kültür inşa etmeyi gerektiriyor. Bu başarılırsa özgürlük İslam için bir tehdit değil aksine bir fırsat olur. Zaten bugün bile öyle.

Özetle, kanımca bugün gerek Türkiye içinde gerekse küresel düzeyde Müslümanların savunması gereken önemli ilkelerden biri özgürlük olmalı: Gayrımüslimler için özgürlük, Müslümanlar için özgürlük, herkes için özgürlük… Ve özgürlükten sadece Gerçek'i gizleyenler korkmalı, onu savunanlar değil…

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 5, 2006 12:34 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

herkes sunu iyi bilmeli bu ülke diyalog adı altında hristyanlastrılamayacaktır. ekümenligin siyasi bir olgu oldugunu sayın bulacın bilmemesi cok uzucu. ama bu konuda iyi niyet aramıyorum. halen kaynagı belli olmayan destekle malum cemaatlerini idame ettiriyorlar. beni uzen kendi dindaslarımızla ihtilafa dusmemiz ve bastaki kisilerin komploloru yuzunden o inanclı ve iyi insanlarla mucadele durumuna girmemizdir. degerli kardeslerim kime hızmet ettiginizi ne olur bilin ve arastırın , sorgulayın. kendi elimizle keferelerin bize ustunluk saglamasına izin vermeyelim. kim ki boyle bisey yapacak neci olursa olsun onunla her zaman savasacagız. cunku kulluk Allaha olur.

Yazan: mucahid Tarih: October 5, 2006 2:29 AM

Mustafa Bey,

ALLAH sizden razi olsun. Yazinizi okuyunca üzerimden bir yük kalkti. Bir zamandir sürüp giden yorumlarin çok güzel bir sentezini yapmissiniz. özellikle asagidaki bölümü ayakta alkisliyorum ;-)

Dostlukla

Öncelikle şunu belirtmek gerek: İslam ülkelerindeki din özgürlüğü eksikliğini, Batı'nın değerlerine aykırı olduğu için değil, İslam'ın değerlerine aykırı olduğu için eleştiriyoruz. Aynı eleştiriyi Batılılar da getiriyor diye susmak, Batı'ya ters yönden endeksli olmak anlamına gelir. ("Batı ne derse doğrudur" demekle, "Batı ne derse yanlıştır" demek arasında ortak bir yön vardır: Her ikisi de "kendini Batı'ya göre konumlama"nın sonucudur.)

Dahası, Batı'nın ve genel olarak gayrimüslim dünyanın İslam hakkında ne düşündüğü, Müslümanları ilgilendirmelidir. Çünkü Müslümanlık, Müslüman doğmuş olanların malı değildir. "Ben Müslümanım" diye ortaya çıkan insan bu dini sadece yaşamakla değil aynı zamanda temsil etmekle de yükümlüdür. "Başkasının ne düşündüğü bizi ilgilendirmez" yaklaşımının, ilk bakışta "mertlik" gibi dursa da, aslında "kibir" ve "kompleks" gibi problemlerle ilişkili olmasından kuşkulanmamak elde değil.

Yazan: Tunç Tarih: October 5, 2006 11:24 AM

Elinize, ağzınıza sağlık. Bu yazı için size teşekkür eder başarılar dilerim.

Sevgiyle,

Yazan: barış Tarih: October 5, 2006 2:08 PM

Sayın Ali bulaç demiş ki:

Heybeliada Ruhban Okulu’nun anlamsız bir biçimde kapalı tutulması, Fener Patrikhanesi’nin ekümenik vasfının inkar edilip İstanbul’da bir ilçe kaymakamlığına bağlanması.....

Şimdi bunu dediğiniz zaman size demezler mi nerde bizim hilafetimiz.E bide bunu dedikten sonra yiyeceğiniz irticacı damgası ve belki de mahkemelerde geçireceğiniz bir sürü vakit kaybı ve üstüne bide hapis cezası.Ne garip bir ülke şu Türkiye.

Biz ne kadar istesek de istemesek de Fener Rum Patrikhanesi ben ekümenikim diyor.Açıkçası Katoliklerin Vatikan'ının Türkiye sınırları içinde olması bence Türkiye için büyük bi avantaj ama nedense bunu kullanmıyor Türkiye.

Bide ilkokuldan beri öğretilen dini bir bilgi .Kafirun suresinin son ayeti.Bununla beraber gelende İslam da zorlama olmaz isteyen istediği dini yaşamakta serbesttir görüşleri.Şimdi ortalama bir müslüman namaz sureleri denen Kur'an'ın sonlarına doğru bulunan bu sureyi bilir.Bence Arap'larda bu sureleri çok iyi biliyor.Ve hatta bizden daha iyi de anlıyorlar anadillerinin arapça olması nedeniyle. Böyle olunca da Arap'lara kızmamak elde değil.Onlar ve türevleri yüzünden İslam'ın adı çıkıyor..

Saygılarımla...

Yazan: Ümit Ertok Tarih: October 5, 2006 4:30 PM

Fener Patrikhanesi’nin ekümenik vasfıni destekleyen tarihi olaylar ve referanslar mevcut. Isin adalet boyutundan baska bu patrikhane'ye hak ettigi mertebeyi vermenin bize getirecegi çok büyük siyasi ve ekonomik avantajlar var.

bunlar belki ayri bir makale altinda ele alinmaya deger. Ama Vatikan'a alternatif olabilecek potansiyelde bir kurumun Istanbul'da bulunmasi petrol bulunmasindan çok daha büyük bir koz.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: October 5, 2006 6:19 PM

Mustafa Bey,

Cok dogru saptamalar iceren ve iyi kaleme alinmis bir yazi oldugunu dusunuyorum, sizi kutlarim.

Iki yorumum olacak:

1. Bu yazida ifade edilen goruslere eminim pek cok yorumcu katilacaktir. Onemli olan, bu gorusleri gecerli kilabilmek icin gerekli olan, aktif icraatlar konusunda anlasabilmek, ve bu konuda bizi yoneten kisilerin uzerinde kamuoyu baskisi olusturabilmekte.

2. Soz konusu dini ozgurluklerin, sadece gayri muslimlere degil, kendini musluman olan niteleyen ama islami, ortodoks bir sunni anlayisinin disinda yorumlayan kisilere de taninmasi lazim.

Bu ozgurlukleri, bir islam ulkesi oldugumuz icin degil (cunku Turkiye Cumhuriyeti bir islam ulkesi degildir), laik bir ulke oldugumuz icin biran once garanti altina almamiz gerekiyor. Islam ulkeleri de bu ozgurlukleri vatandaslarina saglarlarsa elbette cok iyi olur cunku bunlar cagimizin geregi olan, son derece temel ve insani ozgurlukler.

Yazan: Beyaz Tarih: October 5, 2006 7:35 PM

Sn.akyol değerli yorumcular, bugün ülkemizde artık
numunelik diyebileceğimiz sayıda gayrimüslim vatan
daşımızın yaşadığı ortadadır. Gerçek manada bir
azınlıktan sözedebiliriz. Milyonlarca sizden fark
lı insanla birarada yaşamak pek kolay değil. Sade
ce bu yönden bile bakılsa azınlık vatandaşlarımıza
güven aşılayacak davranış modelleri geliştirmeli
yiz. İstanbul'u fetheden Sultan Fatih bu hassasiye
ti göstermişti. Tarihimiz bu örneklerle doludur.
Ancak aşırı laikçi tayfa müslümanlardan sakındığı
hakları, gayri müslimler içinde kısıtlama tarafta
rıdır. Onlara tanınacak hakların müslümanlar için
kötü örnek olmasından korkuyorlar sanırım.
Birde dünya üzerinde azınlık durumundaki müslüman
lar açısından ele alalım konuyu. ABD de yaklaşık Yedi, Avrupada ise Yirmi Milyon müslüman azınlık olarak yaşamaktadır. Bunlarda zaman zaman çeşitli
zorluk ve baskılarla karşılaşabilmektedir. Bu kar
deşlerimizin haklarını savunmaları açısındanda iyi
bir örnek oluşturabilmeliyiz. Tabi laikçilerin bu
hususlarla ilgili herhangi bir hassasiyetleri ola
maz. Kültürler arası çatışmanın doğru algılanıp
bunun giderilmesi açısındanda önem taşıyan bu konu
nun can alıcı noktasını ise, Allah nezdindeki ger
çek din olan İslamın, küreselleşmenin bunalttığı
insanlar için umut olabilmesi. Bugün hegomon kül
tür olan tüketim kültürü, Latin Amerikasından,Asya
sına, Afrikadan, Avrupanın doğusuna kadar,her din
ve milliyetten insanı adeta bir tünel içinde yürü
meye zorlamaktadır. Yapay olarak üretilen, felsefe
ler sahte bir din olarak herşeyi tüketen bir cana
var şeklinde insanları,paranın, şehvetin, modanın
medyanın kölesi haline getirmektedir. Maalesef
yerel bazı siyasal önderlikler ile bazı Hıristiyan
mezhepleri ve arınmacı doğu okulları dışında...
Topyekun karşı çıkış İslam dininden gelmektedir.
Yerel olan her türlü motifi yeniden imal edip suni
hap misali dünyaya sunan hegomon kültür, İslamı bu
kapta bir türlü eritememektedir. İslamı karalamak,
savaş açmak, tonlarca bombada işe yaramıyor. Bu
nedenle İslam başta entellektüel kafa yoran çevre
lerde, giderek ortalama dünya insanının önünde bir
sığınak haline gelmektedir..
Şimdi biryerde bize sığınmış durumda olan azınlık
mensuplarını, gözbebeğimizi korur gibi korumalıyız
İnsanların bölük bölük Allahın dinine yöneldikle
ri gün, bu azınlık vatandaşlarımız, ah ne yaptığı
nızı biliyormusunuz diye sormamalı.
Evliya çelebi dev eseri Seyahatnamede, Galatadaki
Rum,Ceneviz ve Venediklilere ait meyhanelerdeki
şarap çeşidinin hiç bir yerde bulunamayacağını
anlatır.
Ne o şaraptan rakıdan bu kadar çok bahsediyorsun,
yoksa serde bekrilik mi var diye soranlara elcevap
Haşa şarap içmeyiz/Postu meyhaneye serenlerdeniz.
diyen hak dostlarını hatırlatalım. Ramazanın hoşgörüsü içimize sinsin, gözümüze nur olsun.
Saygılar ve sevgiler tüm yorumculara olsun.Levent.

Yazan: levent Tarih: October 5, 2006 8:59 PM

HERKESE OZGURLUK BANA YETER!

Mustafa Bey’in ana mesajini “herkese ozgurluk” olarak algiladigim icin katiliyorum. Bence “azinliklara ozgurluk” ifadesi fazladan olmus “herkes” zaten yeteri kadar kapsayicidir.

Bu semantik bir nokta degil benm icin. Cunki yazidaki varsayim Turkiye’de ve diger Islam ulkeeinden dini azinliklarin, dini ozguerluklerinin olmayisi veya istenen duzeyde olmadigi yaninda Turkiye ve diger ulkelerdeki “islami cemaatlerin” de bu zihniyette oldugudur. Bu da bugun onemli olcude dogrudur. Ama madem nesnel olmaya calisiyoruz birazcik tarihi perspektiften bakalim, Bulac ayni yazisinda sunu da diyor:

“-Eğer iddia edildiği gibi İslamiyet, öğretisi itibarıyla akıl dışı şiddete başvuruyor ve kendini kılıçla yayıyorsa, Viyana’dan Çin Seddi’ne, Mağrip’ten Yemen’e kadar, Müslümanların kılıçlarını başarıyla oynattıkları yerlerde ve zamanlarda -ki başkalarının kılıçlarının işe yaramadığı dönemlerdi bunlar- Hıristiyanlar, Yahudiler, Sabiiler, Şemsiler, Mecusiler, Yezidiler, Budistler, animistler ve diğer inanç sahipleri nasıl oluyor da bugüne kadar gelebilmiş; fizikî varlıkları yanında inançlarını, ibadethanelerini, gelenek-görenek ve kültürel varlıklarını bugüne taşıyabilmişlerdir?
-Ve yine bununla bağlantılı olarak, Batı Hıristiyanlığının girdiği her yerde neden Müslümanlar ve Yahudiler başta olmak üzere hiçbir farklı din grubu varlığını koruyabilmiş değildir?
Müslümanların idaresinde Hıristiyanların ve diğer din mensuplarının varlıklarını koruyarak bugüne geldikleri konusu bir iddia değil, somut bir gerçekliktir. “İslamiyet’i ve Müslümanları rencide eden Papa’nın söylediklerinin Hıristiyan öğretilerine aykırı” olduğunu söyleyen Mısır Kıpti Ortodox Kilisesi Papazı Shenouda “73 milyonluk Mısır nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unu teşkil ettiklerini” ve hiç de baskı altında olmadan “Doğu Ortodox Kilisesi’nin geleneklerini takip ettikleri”ni söylemektedir ki, bu aynı zamanda bugünkü İslam dünyasının realitesi açısından önemlidir. “ ( A. Bulac)

Ama bugun geldigimiz noktada S. Arabistan gibi bazi Arap ulkelerinde Hiristiyan, ve Yahudiler (?)'in dini propganda yapamamasi, kilise, sinagog acamamasi gibi durumlarin varligi da bir gercektir. Bunun pek cok sebepleri vardir; ve hepsi de dini degildir. Musluman ulkelerde dini azinliklarin, cogunluk tarafindan mumelesi hep adil olmusur bugune dek. Ama ihanet, besinci kol faaliyeti hos karslanmaz muslumanlar rasinda da; guven kaybna sebep olur. Tarihte kural olarak degil isisnai olarak, musluman topllyluklar ozellikle kendilerini kusatma altinda hissettiklerinde, kendilerin arkadan bcaklayan gruplara tepki gostermislerdir, Ereminler drmunda oldugu gibi. Yani bu tavirlar cogunlukla tepkisel,. Musluman karakterin yansitmayan davranislardir; yukardaki Ali Bulac satirlarndaki tarihi perspektif de bunun verisel ozetidir. Bugun dahi Bati ulkelerinde bir dini veya etnik azinlik grubunun sadakatinden suphe edildiginde hurriyelerinin nasil kisitlandigin biliyoruz ABD’deki Japon toplama kampindan bugun Bati ulkelerindeki muslumanlarin durumuna kadar.

Turkiye de “dinimiz elden gidiyor” diye azinliklarin dini haklarinin sinirlandirilmasini isteyen, Heybeliada Ruhban okulunu kapatan, acilmasina karsi cikan Patrik’in ekumen satusune karsi cikanlarin oldugu dogrudur. Ama Rahsan Ecevit “Islami kanaat onderi”, Ataturk ve onu takip eden Ataturkculer, Deniz Bayklal CHP’sinin liderleri “islami kanaat onderleri” isleler evet, “islami gruplari” suclamakta hakliyiz. Mustafa Bey daha onceki “laikcilerin fasistlesmesi” yazisdinda da cogunlugun dine savas acan ulusalcilarin kendi hakimiyetlerini "ic ve dis butun dusmanlardan korumak" saiki ile kendileri tarafindan dikte ettirilmeyen butun inanislara savas actiklarindan bahsetmisti mealen yanilmiyorsam. Onlarin mantigi bir zamanin Ankara Valisi Nevzat Tandogan’in bir “koylu vatandasda “dedgi “ulan okuz, memlekete komunizm gelecekse de biz getririz” (mealen) mantigidir; ve azinliklarin haklarina karsi cikmalari da bu “ic ve dis dusmanlar” paranoyalarinin bir parcasidir.

Peki muslumanlar ne diyor?

Mustafa Bey musluman kesimin (dindar kesim koyun dilerseniz) de azinliklara dini haklar verilmesini bir tehlike addettigini ve bunun da kendi inancina guvenememe gibi bir kompleksi baridirdigini ifade ediyor. Mantik cizgisi dogru ama bir sosyal bilimci oldugunu bildigmiz Mustafa Bey’in varsayim kisimini hangi veriye dayandirdigini bilmiyorum. Ben “islami kesim” arasinda bu goruste olanlara rastlamadim, dedigim gibi milliyetci, ulusalci, kerincli, kerincsizleri , Aytac Altundallari “islami kesim” saymiyorsaniz.

Benim “islami kesimde” gozledigim sudur, ki bu benim de fikrimdir: Kopekler serbest taslar bagli. Onlar arsinda su gruplar sayilablir:

1)Mustafa Bey , Husrev Hatemi, Kezban Hatemi gibi “herkese din ozgurlugu” diyen tutarli demokrat mutedeyyn insanlar.

2)Laikciler arsinda, (onegin ADD, CEV, CYDD) gibi STK'lar icerisinde bir taraftan muslumanlar icin fasistce baskilari savnurken diger taraftan misyoner falliyetlerde bulunanlarin varligina isaret edenler. Bu baglar Zaman gazetesi, Aksiyon dergisi dahil bircok guvenilir kaynakta belgelendirilmistir. Detaya girmeyecegim; Turkiye’de misyoner hareketlerinin gecmisi ve bugunu uzerine cok sey yazilmistir. Bunlar dikkate alinip su yanlis su dogru denilmeden bunlarin hepsini bir “paranoya” damgasi ile kenara atamayiz. Kitab-i mukaddes yayinevinin CEV ile ne iliksisi olabilir? Sabataycilar hayal urunu degildir. Wikipedia dahil butun kaynaklarda kabul edilmistir. Harvard’da bir Turk hanimin bir konferaninda bir grup genc “Turkiye’li Sabetaycilar” diye bildiri dagitti. Buna isaret edenler digwer bir gruptur; bunlara da "azinlik hurriyetlerine katrsi" damagasi vuirulamaz.

3)Bugun Turkiye’deki dini azinliklain sadece dini azinlik olarak degil, disardaki bazi entiteler adina besinci kol faliyeti yaptigni dusunenler; bu dusunce ABD’deki muslumanlarin Saddam’a veya El-kaide’ye sempati duymasina Amerikan tepkisi ile kiyaslanabilir; konjuktureldir.

4)Ve kanimca en onemlisi: "Herhangibir ulkede Hiristiyan veya Yahudi gruplarin haklari cignendiginde onlarin cok guclu Batili dostlari var onara sahip cikan’ bizim yok" diyenler.

Bu gruplar veya argumanlari ozardi ederek yapilan bir analizin kapsayici veya nesnel oldugu iddia edilemez. Bu goruslerin hepsine veya herhangibirine katilmayabilirsiniz. Fakat diyalog, nesnellik iddiasi bu fikirlere cevap vermeyi gerektirir. Baskalari ile diyaligda gayet anlayisli, nesnel olabilen dostlarimiz kendilerinden farkli yaklasimlar sergilyenleri karakteriz ederken ayn hassasiyeti gostermemelerinin kompleksmi degilmi bilemiyecegim; saham olmadig icin. “bunlar azinliklarin haklarinin korunmasin istemiyorlar” tur bir genelleme haksizliktir.

Benim yaklasimim gayet basit ve yazi basliginda mundemic: HERKESE ESIT DINI OZGULUK. Hatta diniy de kaldirin; insan haklari!

Burada butun yorumlarinda muslumanin (pardon Sunni muslumanin) dini hurriyetlerini, insan haklarini nasil kisitlayacagi ile ugrasan, "basortusu yasagini kaldirisaniz darbe yaparim.....begenmiyorsaniz gidin Arap uklerine" diyen birisi , azinliklar soz konusu oldugunda birdenbire “insan haklar sampiyonu” kesildi ise bir muslumanda bu ne etki yaratir bunu bir dusunmenizi dilerim "nedensellik" orensibi icerisinde! Belki o zaman bazi muslumanlarin neden yukarda saydigim suphecilik, defansiflik tavirlarini takindiklarin anlamak kolaylasir. HAKLI GORMEK DEGIL ANLAMAK ANAHTAR KELIME! Adina sosyopsikoloji denir.

Bir de bazi muslmanlarin kendi dinlerinin, dinlerine ait olmayanlarca elestrilmesine “sana ne, benim dinim degilmi” gibi bir yaklasm segiledigi on kabulu uzerine birkac soz. Benim bu sitedeki bu sekilde yanlis anlasilmis olabileck yorumlarim var.

Benim soyledigim su: Hahangibir dinlerarasi diyalogda, bir panel tartismasinda tartismacilar, taraflar kendilerini tanitirlar; neyi temsil ettikleri bilinir. Herkesin kimi temsilen masada oldugu bellidir. Bir Iran’l musluman kendisini Yahudiler adina kousuyor olarak temsil etmesi sahtekarliktir; asagilik bir taviordir; tersi de keza. Bu sitede dahi bazi kimseler kendilerini “icrden” gibi sunarak islami reforme etmek, folklorize etmek, ezani yasaklamak gibi teklifle getirdiler ve diger dinlere daha fazla haklar istediler. Problem baskasinin Islami elestirmesi degil, bu simdi dunyada en yaygin "cottage industr" haline geld zaten. Problem bunu yapaken sahtekarliga bas vurulmasi. Papa, veya Jerry Falwell veya 9 Eylul Rektoru Emin Alici veya Yuzuncu Yil rektoru Yucel Askin Islam konusunda konusuklatrinda kendileri Hiristiyan olduklari bilinigi icin bir sahtekarlik soz konus degil. Dogru degerlendirebiliriz. Problem pos veya maske giyildiginde oluyor; ozellikle boyle aninim forumlarda. Buralari takip edenler ne dedigmi bililer.

Islami temsil konusu biraz daha karisik. Burada birey "association" (irtibatli olma?) yoluyla grubu veya inanisi temsil edermi gibi kisinin felsefesine bagli bir konuya girmek istemiyorum. Kisisel bir not olarak sadece Bekir Yildirim’i temsil ettigimi soyleyeyim.

“Bati’ya koz vermek” te Islamin problelemlerini tarismak veya “ozelestiri” yapmak degil. Yalniz “ozelestiri”nin kiminle kimin arsinda yapilacaginia sozlukten bakalim; yaptigimiz bu degilse adini dogru koyalim. Baskasi bizi ozelestirmesi demek beniz sizi intihar etmem demektir.
“ozelestriden korkuyorsunuz” diyen dostlari su sorular uzerinde dusunmeye davet ederim:

1) 11 Eylul’den beri ozelestri yapildimi yapilmadimi?

2) Yapildi is bunu Bati dunyasindaki ile nesnel olarak karsilastrirmisiniz? Lutfen Bati ve Islam dunyalarinin birbirlerine ne yaptiklarini oparametre olarak hasaba katiniz baz adiginiz zaman donemi icin.

3)Musluman ozelestirisi yapildi ise bunun olculebilir yararlari zararlari ne oldu?

4)Eger soylenildigi gibi simdilerde Islam dunyasinda bir ozelestri eksikligi varsa bunun soyopsikolojik nedenleri uzerine hic dusundunuzmu? Bu sadece kibir veya kendine guven yoksunlugumudur sizce? Bir ipucu" Siz hic komsusunun saldirisi altindaki bir alenin bu sirada birbirini elestirdigin gordunuzmu? Neden?

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

Not: Bu yorumumun biraz daha genisletilmis, duzenlenms sekli yarin blogumda yer alacaktir

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 5, 2006 11:58 PM

Öncelikle Sayın Bekir Bey'e teşekkür etmek lazım. Çünkü Ali Bulaç'ın yazısından daha geniş bir alıntı yaparak "true believer"lerin nesnel olmakta zorlandıklarını tekrar göz önüne sermektedir. Alıntı şöyle:

"Hıristiyanlar, Yahudiler, Sabiiler, Şemsiler, Mecusiler, Yezidiler, Budistler, animistler ve diğer inanç sahipleri nasıl oluyor da bugüne kadar gelebilmiş; fizikî varlıkları yanında inançlarını, ibadethanelerini, gelenek-görenek ve kültürel varlıklarını bugüne taşıyabilmişlerdir?
-Ve yine bununla bağlantılı olarak, Batı Hıristiyanlığının girdiği her yerde neden Müslümanlar ve Yahudiler başta olmak üzere hiçbir farklı din grubu varlığını koruyabilmiş değildir?"

Tabii burada Sayın Bulaç'ın amacı İslamiyet'in üstünlüğünü savunmak diğer inançları kötülemektir. Ya Ali Bulaç tarihi bilmiyor yada düpedüz yalan söylüyor. Rusya "Hırıstiyan bir ülke ve Sibiryanın hepsini sömürmüş ama şamanistler varlığını korumaktadır. Orta ve Güney Amerika da - özellikle zalim İspanyol anlayışla - sömürülmüş ama orada da hala şamanist geleneklerini devam ettiren halklar var. Afrika için de aynı şey söz konusu. Hindistan da İngiliz sömürgesi altında kalmış ama Hindüism hala varlığını koruyabilmişti. Kuzey Amerika'daki kızılderililer (hem Amerika'da hem de Kanada'da) inançlarını devam ettirmektedir. Sayın Bulaç iddiası gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Durumun tersine bakmak istersek, Suudi Arabistan'da şu an putperest inançlarını devam ettiren bir halk yok. Zerdüştlük de ortadan kalkmış ve kim bilir daha niceleri.

Bulaç'ın yaptığı demogoji'dir. Adam bazen güzel şeyler söylüyor ama nesnellik gibi bir suçlama asla yapılamaz. İman sahibi insanların en çok dikkat etmeleri konularından biri budur. Nesnel olabilmek çok önemli. Herkes kendini görüşünü savunmak için varolan tüm malzemeleri kullanma eğiliminde. Tarih de tüm taraflara o kadar malzeme sağlamış ki nesnel bir tablo çizmek zor oluyor. Yanlış hatırlamıyorsam Popper (ünlü kuram düşünürü) şöyle bir şey söylemişti. "İnsan aklı o kadar çevik ki hiç bir teori argümanlar ileri sürülerek ispatlanamaz" Yani bir görüşü savunmak isterseniz biraz düşünüp varolan malzemelerden mantıklı bir argümen ileri sürebilirsiniz. Sayın Bulaç da çoğu zaman böyle bir hataya düşüyor ama ne suçu var. O bir "true believer".

Saygılarla

Saygılarla

Yazan: Nuri Tarih: October 6, 2006 11:33 AM

Nuri Bey,

Hiç şaşırmıyorum. Gün geçmiyor ki, akyol.org da birisi saçmalama moduna girmesin.
O kadar hızlı bir girizgahla o kadar çok çam devirmişsiniz ki bunları temizlemek için bir kitap yazmak lazım..

İhtida ile, "zorla din değiştirme" olgusunu birbirine karıştırıyorsunuz. İran'da zerdüştlük kalmamışmış. Zedüştler İslam'ı seçtilerse bu İslam'ın suçu mu? Zorla değiştirmeye dair bir kanıt varsa söylersiniz; bunu yapmadan Ali Bulaç'ı yalancılıkla suçlamak da ne oluyor?

Arabistan putperestlikten Hz.Peygamber zamanında arındı. Hz.Peygamber daha sağ iken insanlar akın akın İslam'a girdiler. Veda hutbesinde 120.000 hacı vardı. Nereedn geldi bu insanlar aydan mı? Tabii ki putperestlikten..

İhtidaların farklı dinlere müsamaha ile ne alakası var.? Adam müslüman olmak istiyorsa onu engelleyecek miyiz?

İnançları yüzde yüz yoketmek mümkünmüş gibi onca baskı, katliam ve zulme rağmen zor da olsa varlığını sürdüren bazı inançları göstererk; "işte bu inançlar hala varlar, yani bu inançlara baskı yapılmadı" argümanınıza destek olarak kullanıyorsunuz. Bu kadar saçma bir argümana çok şaşırdım doğrusu.. Vaktim olsa daha çok üzerinde durabilirdim ama şu an vaktim yok. Ama daha sonra devam edeceğim.
Tarih müslümanların gayr-i müslimlere nasıl davrandığına en iyi şahittir.

Öte yandan yine tarih şahitir ki Hristiyanlar, İspanya'da bir tek kişi bırakılmayıncaya kadar tüm müslümanları öldürmüşler ve sürmüşlerdir. Neden ABD'de şamanlar var da Kastilyadaki Müslümanlar yokedilmiş Nuri Bey? Keza yahudiler avrupada hiçbir zaman rahat yüzü görmeden sürekli itilip kakılmışlar en son da Nazi zulmüne uğramışlardır.

Karşılaştırmayı bir kıstasa göre yapalım, önyargılarınıza göre değil.. Varsa bir deliliniz sunun, yukarıdaki gibi saçma argümanlar kullanmak yerine, müslümanlar şurada şunu şunu yaptılar, burada bunları bunları yaptılar şeklinde.. Atmasyona gerek yok. Ben Hristiyan Batı'nın dünyada yaptığı katliamların, soykırımların listesini yine bu sitede farklı başlıklara asmıştım. Arzu ederseniz tekrar ekleyebilirm.

Anlaşılan Bulaç'ın yazdıkları bir müslüman olması hasebiyle sizin önyargı alarmınıza takılmış. Bakalım bu oryantalistlerin sözlerine ne diyeceksiniz Nuri Bey?

Müslümanların Yahudilere ve diğer din mensuplarına karşı nasıl davrandıklarına dair Marxist Auguste Bebel, Yahudi Max Dumant ve iyi bir Hıristiyan oryantalist olan W. Montgomery Watt gayet "nesnel" şahitlikler yapıyorlar. “Hz. Muhammet ve İslam Kültürü” (Çev. V. Atayaman, İst., 1987, s. 28 vd.) adlı kitabında Bebel şunları yazıyor:
“…..başka dinden kimselere Doğu’da o zamana kadar eşi örneği görülmemiş bir yumuşaklık ve hoşgörüyle davranılması ve bu kimselerin nispeten kolay yollardan özgürlük ve bağımsızlıklarını elde edebilme olanağı bulmaları, İslâmiyet’in hızla yayılmasının başlıca nedenleridir. Bugün Avrupa’da hâlâ yaygın olan ve İslâmiyet’in, inanmayanlara (başka dinden olanlara) karşı fanatik bir tahammülsüzlükle yaklaştığı sanısına karşı, bunun tam tersinin doğru olduğunu göstermek gerekmektedir. Hıristiyanlar, Museviler ve öteki dinlerden olanlar, Müslümanlık dininin doğduğu ilk günden itibaren, aynı dönemdeki Hıristiyan Avrupa’da akılların ucundan bile geçmeyecek bir rahatlık ve güven içinde yaşamışlardır.”

“Museviler ve Hıristiyanlar, gerek İslâmiyet’in en parlak, gerekse daha sonraki dönemlerindeki, hatta günümüze kadar uzanagelen örneklerden görebileceğimiz gibi, İslâm devlet örgütü içinde en yüksek mevkilere kadar gelebilmişlerdir. Yahudiler, bugün bile Hıristiyan Avrupa’da hâlâ kendilerine yasaklanmış onurlu mevkilere ve haklara, İslâm devlet bünyesi içinde her zaman sahip olabilmişlerdir. Hıristiyanlar ve Yahudiler, sarayda çok yüksek düzeydeki görevden sorumluluklar yüklenmişler, çoğu kez halifelerin danışmanlığını yapmışlar, özellikle Doğu’da çok saygın bir yeri olan doktorluk uğraşında sivrildikleri gibi, sık sık halifelerin başhekimliğine getirilmişlerdir. Bütün bunlardan başka, Hıristiyan kilise ve manastırlarının yanı sıra Yahudi sinagoglarının, Hz. Muhammed döneminden önce ve sonra İslâm İmparatorluğu’nun bütün topraklarında çok yaygın olmalarına karşılık, söz konusu dinlerin mensupları, kiliselerinin sınırları içinde tam bir din özgürlüğüne sahip oldukları gibi, gerek çok büyük varlık ve mülklerinin denetim ve yönetiminde, gerekse din işlerinde kusursuz bir özerkliğe sahip olmuşlardır. Ayrıca Hıristiyan ve Yahudi bilim adamları İslâm bilim adamları ile dostane ilişkiler kurmuşlardır; gerek dinî, gerekse hukuksal, tıbbî ve doğalbilimsel konular büyük bir özgürlük içinde ve çok içtenlikli, her türlü resmiyetten uzak bir açıklıkla tartışılabilmiştir; böyle bir ilişki, birçok Hıristiyan devletinde hâlâ olanaksızdır.”

“İşte bütün bunların sonucunda, çok erken dönemlerden başlayarak, Hıristiyan Avrupa’nın, derin ve karanlık bir barbarlığın çukurunda debelendiği ve kilise dogmalarına kuşkuyla bakmaya cesaret edebilen ve bu kuşku sonucunda dogmalarını sarsabilecek incelemeler yapmaya kalkışanların amansızca izlendiği dönemlerde, İslâm İmparatorluğu, düşünce özgürlüğünün ve kültürün en üst düzeylerine ulaşabilmiş olmanın mutluluğunu yaşamış ve Doğu, koyu, tutucu bir inanç karanlığına gömülmüş Avrupa’ya bilginin ışığını taşımıştır… Yukarıda betimleyegeldiğimiz ve kimilerine inanılmaz gelen bu hoşgörü aslında çok doğaldı. Hıristiyanlar, Yahudiler ve öteki dinlere bağlı insanlar, İslâmiyet’in öncelikle yayıldığı ülkelerde yüzyıllar boyunca barışçı bir ilişki içinde yaşamışlardı.”

Yahudi yazar Max Dumant, “Museviler, Tanrı ve Tarih” adlı kitabında şöyle diyor: “İ.S. 800’den 1300’e kadar Museviler, Bağdat halifesinin yönetiminde altın çağlarını yaşadılar. Bu, Moğolların Bağdat’a girip her yeri tahrip edişleriyle son buldu. İspanya’da 500 yıl Müslümanların yönetiminde huzur ve güven içinde yaşadılar. Bu da Hıristiyanların Müslümanlar üzerinde İspanya’da katliam yapmaları ve onları oradan sürmelerine kadar devam etti.”


Buyrun buradan yakın Nuri Bey..

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak gerek..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 6, 2006 5:06 PM

Yazının geneli takdirlik. Ama kafama takılan bir şey var. Samimi olarak fikirleri merak ediyorum. Gayrimüslimlere yöneltilen inkar, şiddet ve bastırma hangi toplumsal sebeplere dayanıyor. Türkiye'nin dört tarafında linç düşüncesine sahip insanları besleyen ideoloji nedir? Yada gerçekten salt resmi ideolojiyle mi açıklanabilir bu? Resmi ideoloji böyle bir fikre altyapı sunmuyorsa nereden geliyor bu linç ruhu?

Yazan: Gökhan Tarih: October 6, 2006 5:14 PM

İnançlarımızda eksikler olduğunu anladığımız an onu telafi etme derdine düşmeliyiz.İlk önce neye nasıl inandığımız muhasebisini yapalım ki bu süreeç bize zaten eksikliklerimizi gösterecektir."Gavur"diye hemen etiketlemek müslümanların kolaylıcılığa kaçmasından başka bişey değil?Ne kadar müslüman olduğumuzu sorgulamak dudurken... ? Bu bağlamda İslam'ın müslim-gayri müslim ilişkilerine ve "küfre" nasıl baktığını iyi bilmek gerekiyor .

Ali Bulaç'ın bu yazısını fotokopilerle çoğaltıp belli koordinatlarda(neresi olduğu çok önemli değil)ulaştırmak gerek insanlara çünkü eminim ciddi bi şekilde okuyanların kafasında pek çok soru işareti oluşacak ? Vay beee "benim için ne kadar da kolaydı"gavur"demesi;oysaki işin aslı öyle değilmiş...vs "diyebilmek !

Körü körüne muhalefet akıllı davranmayı engeller bilirsiniz.Milli Gazete ise bu "akılsızlık"ta ısrarlı davranarak,tek taraflı haberler vermeye devam ediyor.Haber şöyle :(06.10.2006)

"Ermeniler tarafından kutsal sayılan Akdamar Kilisesi’nin AKP’li Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen restorasyon çalışması tamamlandı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın büyük önem verdiği kilise restorasyonunun bitmesi ile şimdi gözler 4 Kasım tarihinde yapılması planlanan açılışa çevrildi.
AB Uyum Yasaları çerçevesinde azınlıklara yönelik çeşitli özgürlükler getiren, ibadethanelerinin restorasyonuna trilyonlarca lira ayıran AKP hükümeti, başta tarihî camilerimiz olmak üzere yurt çapındaki binlerce caminin ihtiyaçlarını ise sürekli erteliyor."

Bu habere göre ne hissedilmeli,nasıl davranılmalı?Bu haberin "mantığı" nedir?böyle bir haberin müslümanlar üzerinde etkisini bi düşünün ! AKP hükümeti elde balyoz tüm kiliseleri -ermeni de olsa-yıkmalı,ama öbür taraftan her sokağa bir cami inşa etmeli mi(camiler cemaatsiz yani boş)(?)Milli gazetenin konuyla alakalı pek çok haberi AKP hükümetinin iktidarından beri artan kilise restorasyonları.Bir taraftan da Ali Bulaç'ın Türkiye'deki gayrimüslim vatandaşların dinlerini diledikleri gibi yaşama konusunda büyük problemlerle karşılaştıkları, devlet baskısı ve kimi zaman da "devletçi kitle tepkisini içeren yazısını okumak çok canımı sıktı;çünkü "gavur"ların zeval bulmasını ya da farklı bir muameleye(olumsuz)tabi tutulmaları inancını benimseyenlere bunun aksini nasıl anlatabilirim düşüncesi hasıl oldu(?)

Afrika'da her geçen gün daha da yaygınlaşan misyonerlik faaliyetleri hepimizin malumudur;para karşılığı dinlerini değiştirenlerin sundukları gerekçe "açlık".Şimdi bir ziyafet masasında oturuup da,sadakayı,zekatı önemsemeyerek,"komşusu açken tok yatan bizden değildir" inceliğinden yoksun bir şekilde hummalı çalışmalar içinde olan misyonerlere sövmek ne kadar doğru? Onlar bu iş için adam yetiştiriyorlar,servet harcıyorlar ama müslümanlar sövmekle yetiniyorlar;hiç dürüstçe değil!Ve Allah-u Teala çalışana veririm diyor,ihlası benimseyen için allah adildir-kulları adil olmasa da-

Dedim ya yazıyı ciddi bir şekilde okuyup muhasebe yapan üç açağı beş yukarı aynı sorgulamaları içinde duyacaktır ve o halde ben de "bir müslüman olarak kolları sıvamalıyım" der.Dinde kardeşimiz olmasa da insanlıkta eşimiz olanlar için daha insaflı olmalıyız!

Yazan: Ayşenur Bulut Tarih: October 6, 2006 10:08 PM

"Belki "diğer dinler bizimkinden daha iyi temsil ediliyor ve sunuluyor" denebilir. Zaten kanımca bugün karşımızdaki problem de bu."
Bence de bütün mesele bu.Nuri beyin işaret ettiği gibi"İnsan aklı o kadar çevik ki hiç bir teori argümanlar ileri sürülerek ispatlanamaz" Yani bir görüşü savunmak isterseniz biraz düşünüp varolan malzemelerden mantıklı bir argümen ileri sürebilirsiniz." Kısaca "özeleştri" karşı eleştri yada paralelde farklılık gözlemlenmeden akla gelmez.O halde şu çevik aklı kullanıp temsil ve sunumumuzu önce kendimize yapıp sindirelim.Sen bilmiyorsun ben biliyorumla başlayan hangi düşünce taraf bulur.Gelişmenın halkalar gibi yayılmasını istiyorsan sadece bilgi paylaş eleştireceğini ölçebileceğin bir cetvel yok.Düşündürebilmek için anlatabilmek,anlatabilmek için de önce tarafsızca "anlamak"zorundayız..

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: October 6, 2006 10:25 PM

Sayın Suat,

Söylediklerimi aynen doğruladınız. İnsan aklı o kadar çevik ve tarih bize o kadar malzeme veriyor ki herkes istediği fikrini savunabilmektedir. Tabii karşı taraf bir argüman ileri sürerken sizin kullandığınız malzemeyi değil başka bir malzeme kullancak ve hep farklı şeyler karşılaştırıp manasız yaygaraya devam edeceksiniz.

Sandığınızın aksine ben Hıristiyanların kötülük yapmadıklarını söylemedimmmmmmmm. Sayın Bulaç Hıristiyanların hiç bir din (İslam ve Musevilik dışında) bırakmadıklarını söyledi. Bu bir tez. Bu tezi doğrulamak için İslamın ne kadar hoşgörülü olduğundan söz ediyor. Ne alakası var? Tez ancak çürütülür. Bu tezi nasıl çürütürsünüz? Kolay Hıristiyanların hakim olduğu yerlerde yerel inançların var olduğunu gösterirsin. Gösteremezseniz çürütemezsiniz. O kadar basit. Onun tezi çürük olduğu için yanlış benim dediklerimden değil.

Sonra İslam'ı kötülemek gibi bir şey demedim. İslam'ın hoşgörüsüz olduğunu da söylemedim. Putperest ve zerdüştlerin kendi iradeleriyle imana gelmediklerini de söylemedim ama siz beni düşman ve tehdit olarak gördüğünüz için öyle bir sonuca ulaştınız. Niye. Çünkü başta Türkiye'de olmak üzere genel anlamda tüm dinlerde bir savunma mekanizması var ve çoüu insanlardaki homojenleştirme içgüdüsü. Yani farklı fikirlere hoş bakılmaz. Sayın Bulaç ve başka "akım sözcülerinin" dediklerine asla karşı çıkılmayacaktır.

Bakın benim ima etmeye çalıştığım şey şu idi. Purperestler Suudia Arabistan'da yoksa ve Zerdüştler de ortadan kalktıysa ve bunun hür bir iradeyle gerçekleştiyse belki Batı'daki halklar da aynı şekilde putperestlikten ve şamanist inançlarından hür bir iradeyle vazgeçmiş olabilir.

Dostlukla,

Yazan: Nuri Tarih: October 7, 2006 5:52 AM

Sayın Akyol,

Yazdıklarınıza tümüyle katılıyorum. Ve bunların aslında çokca, defalarca söylenmesi gerektiğine inanıyorum.
Devlet tabiki vatandaşını da, sınırlarını da, ilkelerini de korur kollar ama bu hiçbir zaman korkak, aciz ve paronayaya dönüşmüş bir çizgide olmamalıdır. Hele bu yaklaşımlar halka hiç yansımamalı, halk tarafından hiç benimsenmemelidir.
Farklılıklarımızdan korkmak, küçülmekten, yıpranmaktan ve yıpratıp incitmekten başka bir işe yaramaz diye düşünüyorum.
Galiba düşmanın kim diye belirlendiğinden, hedefin nereye yöneltildiğinden çok düşman göstermeye meyyal düşünüş ve yönetim biçimlerinin yaşatılıyor olması önemlidir. Yani aslında Elif Şafak'ın 'Baba ve Piç' romanına, 'kendi ad ve soyadını vermiş' diyen Muhsin Yazıcıoğlu da, 'her gün çoğalıyorlar' diye müslümanlardan haşeratmış gibi bahseden kişiler de beni çok rahatsız ediyor. Kaldı ki bu tavırlar 'Adı güzel, kendi güzel Muhammed (SAS)' dendiğinde muhabbetle, sevgiyle coşması gereken, acizliği, korkaklığı ancak Allah'a olması gereken bir kalbe hiç yakışmıyor.
Mekke fethedildiğinde Kabenin anahtarlarını o zamana kadar korumakla mükellef olan, bilindiği üzere putperest bir aile iken Allah Resulu 'emanete ehlini veriniz' ayetine binaen ve tam da İslam ruhuna uygun olarak anahtarları aynı aileye verdi.
Biz dünyaya bu İslam'ı tabi ki tanıtmalıyız, tabi ki örnek olmalıyız, ve tabi ki bu bağlamda başkalarının ne düşündüğünü önemsemeliyiz. Dediğiniz gibi tersi yönde hareket etmek benlikle alakalıdır.
Hele de Fransa gibi her fırsatta laiklik bakımından çeşitli vesilelerle bize örnek gösterilen bir batı ülkesi, Fransa'nın güneyinde bir yerde Chirac zamanında bir imam okulu açıp bunu toplumuna kabul ettirebiliyorsa, bizim devlet veya halk olarak hristiyanlardan ya da 'dincilerden' ya da başka birtakım görüş ya da ülkelerden tam da Osmanlı'ya da İslam'a da taban tabana zıt bir üslupla hareket etmemiz çok üzücüdür.
Saygılar, sevgiler,
Tuba

Yazan: tuba Tarih: October 7, 2006 6:15 AM

Sayın çuvaldızı,

Özet cümlenizi çok sevdim. Anlatmak istediğim de budur. Tarafsız olabilmek. Çok zor bir şey aslında. Çünkü belli bir inancımız var bunun doğru olduğunu bilmek isteriz. İnsan değişime karşı oldukça direnişlidir. Ancak kendimizi bir kenara koyup bizi ilgilendireni değil de karşı tarafı da ilgilendiren şeyleri değerlendirerek onların perspektifine sahip olabilirsek çok şey değişir diye düşünüyorum.

Suat Beyin değindiği Engizisyon olgusu bence siyasi bir olgudur. Yani "İspanya'da yapılanlar Batı'nın gerçek iç yüzü" iddiası bu ülkede her ne kadar prim yaparsa çürük olduğu da düşünen herkesçe kabul edilir. Çünkü engizisyon'un politik bir homojenleştirme politikası, iktidar pekiştirme çabası olduğu belli. Engizisyon'a olanak tanıyan Papal Bull'lar bir devlet olan Vatikan tarafından çıkarılmamış mıydı? Yani bu çirkin olay - ki sadece müslüman veya yahudiler yakılmadı protestanlar da yakılmıştı - dini bir olay olarak değil politik bir olay olarak görülmelidir. Dini bir olay olarak değerlendirebilmek için İncil'de bunu emreden veya böyle bir şey müsaade eden ayetler ve ilkeler bulunmalı.

Sayın Suat Bey, benim de şu an vaktim yok ama tarihiniz çok iyiymiş. Hindistan'da "Müslüman" Moğolların gerçekleştirdiği katliamlardan habersiz değilsinizdir. Engiziyon kadar dehşet verici. Bilmiyorsanız araştırabilirsiniz. Onlar gerçek müslüman değildi diyeceğinizi de biliyorum ama işte bütün sorun budur. Sayın Bulaç'ın yaptığı gibi genelleme yapmamak lazım. Sadece bunu anlatmaya çalışıyorum.

Dostlukla,

Yazan: Nuri Tarih: October 7, 2006 6:21 AM

Nuri Bey,

Tüm argümanınıza vereceğiniz örnek yeni müslüman olmuş ve İslam'ı henüz içselleştirmemiş; müslüman olmadan önce de İslam Medeniyetinin çanına ot tıkamış moğolların Hindistan'daki -zaten alışageldikleri- yağma mı?

Müslümanlar sütten çıkmış ak kaşık değildir. Bunu hiçbir zaman iddia etmedik. Ama insaf da buralara uğramalı bi zahmet. Soykırım, katliam, sömürü ve gezegenin başına bela olma konularında hiçbir medeniyet Batı Medeniyeti ile boy ölçüşemeyeceği gibi; hoşgörü, farklı din ve kültürlerle birarada yaşama konularında da hiçbir medeniyet İslam Medeniyeti ile boy ölçüşemez. (İstisnalar genel durumu yanlışlamaz) Yukarıda oryantalistlerden yaptığım alıntılardan da anlaşılabileceği gibi Müslümanlar her zaman farklı inanç sahiplerine hoşgörülü olmuşlar, gayri müslim unsurlar İslam topraklarında Hıristiyan Avrupa’da -Montgomery Watt'ın da dediği gibi- akılların ucundan bile geçmeyecek bir rahatlık ve güven içinde yaşamışlardır.

Şimdi bu tarihi gerçeklere dayanan değerlendirme yapıldığında nesnel olunmamış mı olunuyor? Bunun savunma mekanizması ile ne alakası var? Geçmişte böyle böyle oldu demek ve bunu da tarihsel gerçeklere dayanarak göstermek neden savunma yapmak oluyor?

Mutlak nesnellik tam bir hikayedir. Böyle bir şey mümkün değil. Hepimiz hayata birtakım pencerelerden bakıyoruz. O bakımdan mutlak anlamda tarafsız olmamız mümkün değil. Ama tarihe bakarken ve verileri incelerken neyin ne olduğunu da vicdan terazisine vurarak görebiliriz herhalde.

Yazınızda bir de bilgi yanlışı var. Siz Bulaç için "Hıristiyanların hiç bir din (İslam ve Musevilik dışında) bırakmadıklarını söyledi." demişsiniz. Halbuki Bulaç "İslam ve Musevilik dışında" demedi, "Müslümanlar ve Yahudiler başta olmak üzere" dedi. Ki ikisi arasında çok fark olduğunu siz de kabul edersiniz.

Bulaç'ın "Batı Hıristiyanlığının girdiği her yerde neden Müslümanlar ve Yahudiler başta olmak üzere hiçbir farklı din grubu varlığını koruyabilmiş değildir?" cümlesinin kesin bir genelleme olduğunu kabul ederim ve az da olsa bu baskı ve katliamlara rağmen varlığını sürdüren öğretiler kalmıştır ama bu, Batı Hristiyan dünyasının genel anlamda farklı inançlara -İslam medeniyetinin aksine- yokedici bir emelle yaklaştıkları gerçeğini değiştirmez.

Zaten Bulaç'ın aslen vurguladığı da bu. Ve bu insaflı tarihçilerin tamamının ittifak ettiği bir husustur.

Hala kesmedi ise bir de kendisini "ateist bir yahudi" olarak tanımlayan Uri Avnery'nin Papa'nın çıkışı sonrası yazdığı bir makaleden alıntı yapayım. Makalenin tam metni: http://zope.gush-shalom.org/home/en (Türkçesi de burada: http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=188998 )

Şöyle diyor Uri Avnery :

[...]
İsa “başkalarını ne yaptıklarından tanıyacaksınız“ demişti. Biz de öyle yapalım ve İslamı şu soruyu yanıtlayarak değerlendirelim: Müslümanlar bin yıldan fazla hüküm sürdükleri topraklarda dini kılıçla yayacak kadar güçlüyken, başka dinlere öyle mi yaptılar?

Hayır, yapmadılar.

Örneğin, Müslümanlar Yunanlılara yüzyıllarca hükmettiler, Yunanlılar [Rumlar] Müslüman oldular mı? Onları kimse İslamlaştırmaya çalıştı mı?

Hayır çalışmadı.

Tam tersine, Rumlar Hıristiyan oldukları halde Osmanlı yönetiminin en üst kademelerinde görevler aldılar. Bulgarlar, Sırplar, Romenler, Macarlar ve Avrupalı diğer bazı milletler şu veya bu zaman kesitinde Osmanlı idaresi altında yaşadılar, ama Hıristiyan inançlarına bağlı kaldılar.

Arnavutların Müslümanlaştıkları doğrudur, Bosnalıların da. Ama onlar İslamiyeti devletin gözüne girmek ve nimetlerinden yararlanmak için kabul etmişlerdir.

1099’da Haçlılar Kudüs’ü işgal ettiklerinde şehirdeki bütün Müslümanları ve Yahudileri sevecen İsa adına öldürdüler. Filistin 400 yıldır Müslüman egemenliği altındaydı ve Hıristiyanlar nüfusun çoğunluğunu oluşturyorlardı. Bunca uzun zaman zarfında onları İslamiyeti kabule zorlayan hiç bir teşebbüs olmamıştı. Ancak Haçlıların ülkeden atılmalarından sonra çoğunluk Arapçayı ve Müslümanlığı kabule başladılar, bugünkü Filistinlilerin pek çoğunun ataları onlardır.

YAHUDİLERE gelince, Müslümanların dinlerini onlara empoze ettiklerine dair hiç bir kanıt yoktur. Çok iyi bilindiği gibi, İspanya Yahudileri Müslüman idaresi altında o güne değin, hatta nerdeyse bugüne değin, hiç bir yerde olmadığı kadar serpilip geliştiler. Şair Yehuda Halevy şiirlerini Arapça yazdı, büyük Maimonides de öyle. Müslüman İspanya’da Yahudiler bakan oldular, şair oldular, bilimci oldular. Müslüman Toledo’da Hıristiyan,Yahudi ve Müslüman aydınlar el ele vererek eski Yunan’ın felsefe ve fen metinlerini çevirdiler. O yaşanılan dönem gerçekten de tam bir “Altın Çağ“dı. Bütün bunlar Peygamber’in “dini kılıçla yayın“ buyruğuyla acaba nasıl bağdaştırılabilir?

Sonra neler olduğuna bakmak yukarıda anlattıklarımızdan daha önemli. Katolikler İspanya’yı geri aldıklarında Yahudiler ve Müslümanlar dinsel bir terörle karşılaştılar: ya Hıristiyanlığı kabul edeceklerdi, ya da kitle halinde yok edileceklerdi yahut da İspanya’yı terkedeceklerdi. Hıristiyanlığı kabul etmeyip ülkeden ayrılmak isteyen Yahudiler kendilerine nerede vatan buldular dersiniz? Hemen hemen hepsine Müslüman ülkeler kucak açtı. Sefarad ( “İspanyol“ ) Yahudileri doğuda Fas’tan batıda Irak’a, kuzeyde ( o sırada Osmanlı toprağı olan ) Bulgaristan’dan güneyde Sudan’a kadar İslam dünyasının dört bir yanına yerleştiler, gittikleri hiç bir yerde suçlanmadılar, kovuşturulmadılar. Engizisyon eziyeti çekmediler. Yahudiler pogramlara, kitle halinde korkunç tehcirlere ve Holocoust’a Hıristiyan ülkelerinde maruz kalmışlardır.

NİÇİN BÖYLE?

Çünkü İslamiyet “kitapta yazılı kavimlere“ her hangi bir şekilde baskı yapılmasını yasaklamıştı. İslam toplumunda Yahudilere ve Hıristiyanlara özel yer vardı. Gerçi Müslümanlarla tamamen eşit haklara sahip değildiler, ama onlarla eşite yakın haklardan yararlanabiliyorlardı. Kendilerine kişi başına vergi [kelle vergisi] konulmuştu, ama bunun mukabilinde askerlik hizmetinden muaf tutulmuşlardı ki, Yahudilerin hepsi bu alış-verişten gayet memnundular. Müslüman yönetimler Yahudilerin –güzellikle ve ikna yoluyla bile olsa—İslamlaştırılmasına çok kızıyorlardı, çünkü o durumda devlet vergi kaybına uğruyordu.

Halkının tarihini bilen her dürüst Yahudi kendilerini asıp kesmiş veya “kılıçla“ Hıristiyanlaştırmaya çalışmış Hıristiyan dünyası yanında, Yahudileri elli kuşak boyunca himaye etmiş İslam’a şükranden başka bir şey duyamaz.

“DİNİ kılıçla yaymak“ hikayesi kötü bir tevatürdür, İspanyanın Hıristiyanlarca tekrar fethedilmesi, Haçlı Seferleri ve Türklerin Viyana’yı almalarına ramak kalmışken püskürtülmeleri gibi Müslümanlara karşı yapılmış büyük savaşlar sırasında Avrupa’da yaygınlaştırılmış bir efsanedir. Papanın o masallara inandığını hiç zannetmiyorum. Eskaza inanıyorsa, Katolik âleminin başındaki bu zat başka dinlerin tarihini öğrenmeye hiç çaba sarfetmemiş demektir.

[...]

----------------------

Yaşanan geçmiş ortada. Bunu eğip bükmeye çalışmak anlamsız bir gayret.

Saygılar..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 7, 2006 9:30 AM

Sayın Suat Bey,

Sular bulandırılıyor burada. Tekrarlıyorum. İslamın hoşgörüsüz olduğunu söylemedimmmmm. Siz niye İslamın hoşgörülü olduğunu anlatıyorsunuz hala? Ben Sayın Bulaç'ın yaptığı yanlış genellemeye karşı çıktım. Neyse kendimi anlatamışımdır. Montgomery Watt'ın kitabından 50 sayfa kadar okudum ve adamın gayreti ve tarafsız olmaya çalışmasını takdir ediyorum. Yine de bu adam Hz. Muhammed'in peygamberliğine şüpheli bakmaktadır. Adam aslında rahipmiş (Iskoçyalı Episcopalian Kilisesinde). Neyse..

Moğollar için söylediğiniz şeyler de doğrudur. Onlar için müslüman kelimesini kullanırken tırnak ("müslüman") kullanmamın sebebi de buydu. Bir dine mensup olduğunu iddia edenlerin yaptıklarına bakmamak lazım. Kul şaşar. İnsan hali yani. Fakat Batılı dinin özünde yani İncil'de bu şiddete meşruiyet kazandıran bir şey var mı? Yoksa burada dinin özünü bilmeyen, nefsine uyan ve kötü niyetli insanlar mı söz konusudur? Bu ayrımı yapabilmek çok önemli bence. Moğollar için ne dersek onlar için de denilebilir belki.

Bir de şunu yazdınız.

"Soykırım, katliam, sömürü ve gezegenin başına bela olma konularında hiçbir medeniyet Batı Medeniyeti ile boy ölçüşemeyeceği gibi; hoşgörü, farklı din ve kültürlerle birarada yaşama konularında da hiçbir medeniyet İslam Medeniyeti ile boy ölçüşemez."

Doğru olabilir, olmayabilir. Dünyanın en eski uygarlık Çin'dir. Bunları söyleyebilmek için Çin'in tarihini ÇOK iyi bilmek lazım. Aztekler, İnkalar, ve daha nice uygarlık vardır. Böyle bir iddia'da bulunabilmek için onları yeterince biliyor muyuz? Biraz zor.

İslam ile Hıristiyan dünyası hep komşu olarak yaşadıkları için birbirlerinin kusurlarını iyi bilirler. Genelde kendi yerini diğerinkine göre belirlemektedir (ki Sayın Akyol zaten buna dikkat çekmeye çalışıyordu). Siz İslam için ak tablo çizersiniz karşı taraf kara tablo çizer. Moğollar için hemen mazeret bulabiliyorsak onlar da bulamazlar mı? Yine aynı noktaya geliyoruz.

Benim için önemli olan kaynak. Onların dininde şiddeti meşrulaştıran bir şey var mı? Gösterirseniz sevinirim.

Sevgiler ve Saygılarla,

Yazan: Nuri Tarih: October 7, 2006 12:10 PM

Değerli yorumcular, Nuri beyin yaklaşımı bizleri
üzebilir, ancak sabırlı olmalıyız. Türklerin İslam
la şereflenmesiyledir ki, Tarih yapıcısı ve aleme
nizam veren bir güç olarak ortaya çıktık. Tarihte
Ebul Feth yani Fetih babası olarak adlandırılan
iki Türk büyüğü Alpaslan ve Fatih Sultan Mehmet
sayesinde Anadolu ve Rumeli Türklere açıldı. Bu
fetihler Hıristiyan Roma ve Bizansa karşı kazanı
lan zaferlerdir. Bu süreçte gerek Anadoluda gerek
Rumelinde Kitleler halinde Hıristiyan ahaliden ve
halklardan İslama ihtida hareketleri yaşanmıştır.
Eğer bu ihtida baskı ve kılıçla olmuş olsaydı,
süreç tersine dönüp Osmanlının dağılış sürecinde
tersine bir dönüş yaşanmalıydı. Oysa yakın zamana
değin süren acımasız baskılara karşın, müslümanlar
ın bırakın dinini, ismini bile değiştirmediğini
biliyoruz. Hıristiyanlık Romanın önce katliamla
engellediği, sonrasında, dinleştirdiği bir yapı
arzettiğinden Allahın diniyle uyuşamamakta ve İslam ençok ihtidayı bu din mensuplarından almak-
tadır. Çok özel bir durum olan Sabetay Sevi olayı dışında Yahudilikten İhtida olmamıştır diyebiliriz
Bogomil Hırisyiyanları ki bugün,ihtida edenleri
müslüman Boşnaklardır. Bu Ehli Kitap unsurların
Hıristiyan olarak yaşamlarına devam edenleri ise,
bu dinin belkide en değerli mezheplerinden biri olan Fransisken mezhebine dahildirler. İhtida eden
hıristiyanlar ve bugünde İslama dönenler kılıçla
değil, seçerek İslamı benimsemişlerdir.
Bir Asırı bulan Türklerin İslamla şereflenmesinden
sonra ortaya koydukları üstün eserleri belirlemek
için yapılan ilginç bir anketin sonuçlarını vermek
istiyorum.
Sinan eseri Selimiye Camii ve Külliye bütünü ola
rak Süleymaniye. Sivas Divriği Ulu Camii. Taş işçi
liğinin şahaseri bu örnek diğer Selçuklu eserleri
nide taçlandırır. Mevlananın Mesnevisi ve Yunus Emre Divanı. Levn'nin Surnamesi. Uluğ Bey Medrese ve Rasathanesi. Karahisari el yazması Hat eserleri
Dede'nin nevakarı. Itri'nin Ferah feza Mevlevi
Ayini ve Saba makamından Tekbiri. Fatihin İstanbul
u fethi ve Mustafa Kemal Atatürk'ün ve mehmetçiğin
Çanakkale savunması-bu ikisi harp sanatı açısından
ele alınmış sanırım- Süleyman Çelebinin Mevlidi,
Evliya Çelebi Seyahatnamesi yine Şah eserlerden
bazıları. Bunların çoğu Unesco tarafından kültür
mirası listesinde ön sıralardadır. İslam biz Türk
lere nasılda yakışıyor değil mi?
Geçmişte olduğu gibi Aleme nizam verme iddiamızı
ancak İslam olarak gerçekleştirebiliriz. Laikçi
tayfanın kokmaz bulaşmaz tavrı, Başta kendimiz,
soydaşlarımız ve dindaşlarımız için, parmak oynat
mayı bile istemiyor. Oysa Rabbimiz bozgunculuğu
men edip, düzen kuruculuğunu teşvik ediyor. İslama
düşmanlığını ilan ettiğinden beri ABD nasılda çare
siz bir açmaza düştü değil mi? Eğer bu iddiasını
sürdürmek istiyorsa İslamla biran önce barışmanın
yolunu bulmalı. İyi ilişkiler geliştirebileceği
Türkiyeden mutlaka fikir ve destek almalı. İyi bir özeleştiri ABD yi yeniden dünyada söz sahibi
yapabilir. Aksi halde eve dönüş kaçınılmaz.
Şimdi irtica adı altında İslama yapılan saldırılar
Türkiye nin lider ülke olmasını göze alamayan kor
kakların tavrıdır. İçimizdeki yağma bize yeter,
aleme nizam vermek enerji ister, çalışma ister,
yan gelip viskileri yuvarlamak varken, Orta Asya
Türkleriyle, Kafkas Çerkesleriyle, Balkan Arnavut
laruyla, Çöl Bedevileriyle uğraşmaktan bize ne diyenler, bizden değildir. Gizli dinlidir, ve İlahi kitabımızda Münafık ve müşriklerin, Hıristyan ve Musevilerden daha ateşli düşmanlar
olduğunu bize haber veriyor. İnsanları kitleler
halinde İslam dinine girerken gördüğümüzde , Rabbi
mize Şükrederiz değil mi? Saygılar Levent.

Yazan: levent Tarih: October 7, 2006 4:10 PM

Nuri Bey,

Konuyu benim açımdan bağlayayım.

"Onların dininde şiddeti meşrulaştıran bir şey var mı?" demişsiniz.

Hristiyanlık özelinde "Yeni Ahit" de ben şiddeti meşrulaştıracak bir şey göremiyorum.

Fakat Yahudilik (Eski Ahit) için aynı şeyi söylemek mümklün değil. Yahudiliğin tahrif edilmiş metinlerinde ve buna bağlı teolojisinde şiddetin meşrulaştırıldığını düşünüyorum. Bu konuda "Zulüm ve Yahudi Teolojisi" ile Yahudi Teolojisi Masum mu? başlıklı yazılarımda konuyu işlemiştim. Arzu ederseniz bakabilirsiniz.

Yeni Ahit farklı tabi ama Hristiyan akidesi Eski Ahiti de kutsal ve değişmez saydığı için bir problem çıkıyor bana göre. Zımnen şiddeti meşru gösteren muharref metnin yanlışına, -inanmak suretiyle- ortak olmuş oluyorlar. Ve malum evangelistler bu konuda hayli fundamantalist düşüncelere sahipler.

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 8, 2006 12:32 AM

Forumun düzeyini takdir etmekle beraber her zaman yorum yazamıyorum. Son konuşmamızda (daha doğrusu yazışma) Mustafa bey (Akyol) tabii ki haklıydı. Bir din tamamen kılıçla yayılmış tabii ki olamaz. Böyle bir iddianın arkasında durmak elbette abukluk olur. Biri çıkacak, "bana vahiy geldi" deyip en başta karısının, çocuklarının boğazına kılıç dayayıp önce onları zorlayacak, sonra onlar birden zorlandıklarını nasılsa unutup kılıca sarılacak ve yeni üyeler için etrafa saldıracaklar, derken zorlamalar zinciri bir din doğuracak. Böyle bir mantıksızlık tabii ki gülünç.

Böyle bir iddiaya kimsenin tutunduğunu ve tutunacağını sanmıyorum. Fakat bu iddianın çürüklüğü, dinlerin yayılmasında zorlamanın hiç bir rolü olmadığı anlamına gelemez. Tam tersine hiç bir zorlama olmaksızın tamamen gönülden kabullerle yayılmış hiç bir dinin bulunmadığını söylemek yerinde olur. Ama dersiniz ki "İslam dini büyük öiçüde gönülden gönüle yayılmıştır" , bu "büyük öiçüde" nin ölçüsü çok subjektif ve tartışmaya açık kalacaktır. İslam'ın ilk dönemlerinde zekat vermek istemeyen bir çok Arap kabilesi üzerine seferler yapıldığı İslam tarihlerinde yazılıdır.

Din kavramının özünde farklılıklara bir tahammülsüzlük olması kaçınılmazdır, bundan kaçınılamaz. Çünkü "fark" dediğiniz şey çok muazzam bir uçurum. Birinin sonunda ebedi azap, birinin sonunda ebedi mutluluk varsayılıyor. Bu inanca sahip insanların "ne olacak canım, varsın olsun" demelerini bekleyemezsiniz. Bu konularda yeterince uyarı yaptım, ırkçılığın bile bu kadar tehlikeli bir ayrımcılık getirmediğini vurguladım. Sonuçta "derisi siyahsa siyah" denebilir, bu farklılık önemsenmeyebilir. Fakat inanç farkı öz kardeşleri birbirine düşürecek bir potansiyele sahiptir.

"Potansiyel" dememe dikkat ediniz. Her inançlı tabii ki kalkıp birilerinin boğazına sarılmıyor. Fanatizmin törpülenip dinde ılımlılaşma, ehlileşme sağlanması yönündeki savlarım bu nedene dayanıyor. Belki "folklörleştirme" gibi itici ve sevimsiz gelebilecek bir sözcük kullanmakla hata ettim. Bu sözcük ibadetleri bir tür dans kategorisinde ele alma olarak algılandı. Belki "semah" bu yönde bir algılama olabilir, bu bir yozlaşma mıdır, bilmiyorum, tartışılacak çok şey çıkar burdan. Batılıların Aleviliğe daha sempati ile baktıklarını ve Mevlana'ya ilgi duyduklarını, İslam'a girenlerinin bunu genellikle ritmik ibadetler içeren tarikatlar aracığıyla yaptıklarını gözlemliyoruz.

Sonuç olarak dinin, özellikle İslam'ın hoşgörüsüzlüğe ve fanatizme kaymasından endişe duyulmasını lütfen garipsemeyiniz ve ciddiye alınız derim ben. Bırakınız toplum zamanla bu konuda rüştünü ispatlasın, endişeleri ortadan kaldırsın. Batı'nın müslümanlara hoşgörü örneklerini bize örnek göstermeniz yanıltıcı olabilir, onlara davulun sesi uzaktan hoş geliyor olabilir. Hatta Türkiye aleyhine faaliyet yapan fanatik dincilere stratejik olarak ses çıkarmaya da bilirler. Elbette amaç evrensel, milliyet, din ve sınır tanımayan bir demokrasi ve hür düşünce... Fakat bu evrensel amaca ulaşmak için Batı dünyası için bile yenecek çok fırın ekmekler bulunduğunu lütfen gözardı etmeyiniz.

Her ne kadar inanmayanlar varsa da amacımın İslam'ı karalamak olmadığını, savımın fanatizmin törpülenmesi ve ılımlı İslam anlayışı olduğunu yeniden vurguluyor, bu inanç yüklü günlerin de vesilesiyle herkese saygılarımı iletiyorum...

Yazan: demirkan efegil Tarih: October 8, 2006 3:45 PM

Sn Efegil,

Bu yorumunuzda bazi akl-i selim urunu tesbitler buldum. Genelde oldukca nesnel bir tahlil. Hacli seferlerinin dahi itici gucunun ne kadarinin dini oldugu tartisilir. Cogu savaslarda dini yayma, veya koruma gibi gunulerin rolunu tesbit etmek zor istir. Islam dininin girdigi yerlerde farkli inanislara toleransi ise artik izahtan vreste bir tarihi gercektir. Bunu dun ve onceki gunku Avrupa-Akdedeniz Bolgesi isbirligi konferansinda birkac Avrupali hatta Israilli diplomat, poltkacinin agzindan dahi duydum.

Islami fanatizm konusunda da bircok larinin "samimi korkulari" olugunu da kabul edebilirim. Ama bu korku sahipleri once bu kokulaini samimiyetle ifade etmeliler. Ben bu soruyu burada da defalarca sordum "nedir sizi gercekten korkutan" diye. Laikci cephe bu kokular hemen icbir zaman samimi olarak ifad etmeye yanasmadi. Hemen her zaman sahte kiliflar altinda on yargilarini teyid eden aciklamalar, uygulamalara giristiler. Eger bu samimi korkularinizin izal edilmesini istiyorsaniz once "neden fanatizm veya radikalizm var" sorusu ler baslamalisiniz? Bu sizn "islami fanatizm" dediginiz olgu bircoklarinin "laikci fanatizm" dedigi ile olusturdugu diyalektik icerisinde degerlndirilebilir ancak nesnel, bilimel olmak istiyorsak. Busuh'un "islami terore" yaklastigi kafa tam bir nostatarter'dir goruldugu uzre. Laikciler kendilerin sorgulamaya baslar, muslumanlarin hicbiryere gitmeyecegi gercegi ile yuzlesirlerse belki bir "dinlerarasi diyalog" baslayabilir. Simdilik laikci cephe "biz teroristlerle konusmayiz" ilkesini hemen her konuda uyguluyorlar gibi.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 8, 2006 5:04 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)