« Yoksa Laikçilerimiz Komünist mi? | Ana Sayfa | Bahçeşehir Üniversitesi'nde Konuşma »

October 28, 2006

Birlik ve Beraberliğe İhtiyacımız Yok

[28-29 Ekim tarihli Referans gazetesinde yayınandı]

Cumhuriyet Bayramı hepimize kutlu olsun. Bize demokrasi ve özgürlük getiren, en azından getirmesini umduğumuz Cumhuriyet, kuşkusuz tüm vatandaşlar için büyük bir değer. Dolayısıyla onun “bekçisi” olmak ve yıl dönümlerini kutlamak, gerçekten de iyi fikir.

Ancak Cumhuriyet’i “beklerken”, onu durağan bir yapı olarak tutmaya çalışmak yerine, geliştirmeye ve güncellemeye de ihtiyacımız var. Dünya hızla değişiyor, yeni olgular ve anlayışlar doğuyor. “Muasır medeniyet” hedefiyle ve “inkılapçılık” okuyla yola çıkmış bir Cumhuriyet’in bunlara gözlerini kapaması düşünülemez. Aksi takdirde Cumhuriyet bizzat kendi “temel nitelikleriyle” çelişmiş olur.

Oysaki muasır medeniyetin 20. yüzyılın ikinci yarısında ürettiği kimi değerler, nedense bizim Cumhuriyet’imize pek uğramadı. Bazı aydınlarca benimsenmesi, toplumda belirli bir ilgi uyandırmasına karşın, devlet katında pek itibar görmedi. Bunların başında da “çoğulculuk” geliyor. Bir toplumda değişik siyasi ve felsefi fikirlerin, farklı dini ve etnik kimliklerin uyum içinde var olabileceğini, bunun “tek tip” toplumdan daha ideal bir yapı oluşturacağını kabul eden çoğulculuk düşüncesi, devlet katında kabul görmek bir yana “tehdit” sayılıyor.

Bu tehdit algısının en yalın ifadelerine muhtemelen bugünlerde duyacağınız ve zaten onyıllardır duyageldiğiniz bayram mesajlarında rastlayabilirsiniz. Devlet büyüklerimiz bu mutad mesajlarda bize sık sık “birlik ve beraberliğin önemi”nden söz ederler. “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde...” diye başlayan ve hepsi birbirine benzeyen nice konuşma dinleriz. Ardından “iç ve dış düşmanlara” yönelik uyarılar gelir...


Çoklukta Beraberlik Gerek

Ben tüm bu resmi ezbere aykırı bir şey söyleyeyim: Bizim “birlik ve beraberliğe” ihtiyacımız yok; “çoklukta beraberliğe” ihtiyacımız var... Türk toplumunun, farklı kimlikler, fikirler ve dünya görüşleriyle dolu bir “çokluk” olduğunu anlamamız ve “beraberlik” kültürünü bu gerçekliğin üzerine inşa etmemiz gerek. Bu kültürün anahtar kelimeleri ise “hoşgörü” ve “uzlaşı” olmak zorunda...

Türkiye’nin iç çatışmalarının çoğu, ilk baştan beri var olan ve dahası giderek de büyüyen “çokluk”u bir türlü kabullenemeyişimizden geliyor. Cumhuriyet kurulurken Kürt vatandaşların varlığını kabul edemedik ve onları “birlik”e zorlayarak, yani kendilerini inkar etmelerini isteyerek, aksi yönde bir tepkinin doğmasına neden olduk. Laikçi-dindar çatışmasında da aynı problem var: “Laikçi” denen kesimin ve özellikle de asker/sivil bürokrasinin toplum için belirlediği bir “meşru dindarlık dozajı” var; ideal bir vatandaşın bayramlarda tebrikleşmesi, oruç tutması, belki arada bir camiye gitmesi, ama bundan daha fazla dindar olmaması gerek. Hele de kılık-kıfayet konusunda “çağdaş” olmak zorunda. Yoksa “iç tehdit” haline geliyor. (Gayrımüslim olması da iyi değil; o zaman da “yabancı” oluveriyor.)

Öte yandan bazı dindarlar da din-dışı saydıkları yaşam biçimlerini tehdit olarak algılıyor, sokakta bira içen veya gece klübünde dans edenlere “ahlakımız elden gidiyor” diye tepki gösteriyorlar. Kollektif bir “biz”in varlığına inandığımız için, bu “biz”in içindeki her türlü farklı görüş ve yaşam biçiminin sonuçta hepimizi kendine benzeteceğini sanıyor ve bu korkuyla karşı-atağa geçiyoruz. Çok farklı görüşlerin, dindarlıkların ve din-dışılıkların bir arada yaşayabileceği, nedense aklımıza pek gelmiyor.

Dahası bir de bunu aklımıza getirenleri “kökü dışarda fikirlerle bizi bölmeye çalışmakla” suçluyoruz.

Oysa bu da yanlış... Müslümanlar açısından çoğulculuğun kökü hiç de “dışarıda” değil; Kuran’ın “Sizin dininiz size, benim dinim bana” ilkesini (109:6) veya sufilerin “kesrette vahdet” (çoklukta birlik) düsturunu hatırlamak yeterli. “Laikçiler” açısındansa sormak gerek: Eğer çoğulculuk “kökü dışarda” olduğu için kötüyse, sanki milliyetçilik veya laikliğin “kökü içerde” mi? Batı’dan gelen fikirleri, otoriter bir anlayışa uydurulabilirse sahipleniyor, özgürlükçü bir anlayışı zorluyorsa mı kötülüyorlar?

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 28, 2006 2:00 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Peygamberimiz (S.A.S) "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." derken ta o zamanlardan bugün çoğulculuk diye bahsettiğimiz şeyi kastetmiş olmasın.

Yazan: fatmyr Tarih: October 28, 2006 4:04 PM

Noktası noktasına katılıyorum.

Yazan: Enes Reyhan Tarih: October 28, 2006 4:35 PM

Çoğunlukla olumlu buluyorum yaklaşımınızı. Çoğulculuk, demokratik birlik, gibi kavramlar insanın içini okşuyor. Yani kim ülkesinde özgür ve çoğulcu bir yönetime hayır diyebilir değil mi?

Peki ama Mustafa Bey çoğulculuğun, demokrasinin tanımı nedir? Genel tanımından bahsetmiyorum. Ülkemizde ki nesnel tanımı nedir? İslamcılara göre, azınlıklara göre, laiklere göre, anti-laiklere göre, askerlere ve hükümetlere göre?

Ne yazık ki resmi ideolojinin tanımladığı çoğulculuk bence büyük oranda azınlıkların asimilasyonuna yönelik. Bunun yanında İslami çoğulculuksa kesin bir dini kabullenme emrediyor. Yani benim gibi bir Hıristiyana inancının gereğini, inanç ilkelerinin tanımladığı şekilde yaşa, ülke demokrasisi açısından yalnızca anayasal ve hukuksal bir üst yönetime birlikte bağlı olalım der mi mesela?

Ha tabi birde hukuk ve anayasa içinde tanım karmaşası var. O da askerlerin düşüncelerinin aynasından ülkeye yansıyor. 312. ve 311. tartışmaları mesela çoğulculuk için ne ifade eder.
Hukuk mesela! YİMPAŞ kahramanını 4 bakanla kucaklayıp bir Valiyle onurlandıran ve Cumartesi annelerini sınıflandıran Genelkurmay başkanını taçlandıran saydam bir kavram mıdır?

Mustafa Bey, en ufak ulusal gerilimlere milliyetçi çığırtkanlıkla linç sloganları atan bir güruhun çoğulculuğuna nasıl inanacağız?

Trabzon'da vurulan (vurulan diyorum evet doğru okuyorsunuz) bir kilise Papaz'ını; "nasıl olsa misyonermiş gebersin, haa birde eşcinselmiş kerata" diye gazetelerinde teşhir eden zihniyet de giriyor mu o çoğulculuğun içine.

Ben bir Hıristiyan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, 7 göbekten Türk (Yalçın Küçük daha iyi bilir ama) biri olarak sizden çoğulculuğun tanımını yapmanızı istiyorum.

Demokrasi sadece devlet işi midir?

Yazan: Gökhan Tarih: October 28, 2006 5:21 PM

Ona bakarsanız özlemini duyduğunuz o Cumhuriyet'te Mustafa Akyol gibilerine de yer yoktur! Bugün Mustafa Akyol varsa bu cumhuriyet ve onun değerleri sayesinde var.

Yatın kalkın dua edin bu Cumhuriyet'e ve değerlerine. Cumhuriyeti'ne ve Cumhurhurbaşkanı'na saygı göstermeyen bir zihniyet kimseden kendisine ve inançlarına saygı göstermesini beklemesin!

Cumhuriyetimizi bugün bu hale getirenler Mustafa Akyol zihniyetindeki insanlardır. Şimdi kalkmış beyfendi şikayet ediyor.

Yeterki siz gölge etmeyin başka ihsan istemez!

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: October 28, 2006 6:00 PM

Harika bir Mustafa Akyol yazısı daha.. Kaleminize sağlık Mustafa Bey..

Daha önce de bir başka yazı için de söyledim; bu tür yazılar turnusol kağıdı işlevi görüyor.

Şimdi ben, bu yazıya; demokrasiyi, çağdaşlığı(ne demekse), hatta şaşılası ve cür'etkar biçimde çoğulculuğu nalıncı keseri gibi kendilerine yontanlardan gelecek "ama efendim bizim ülkemizin şartları ehem ühüm.." gibi itirazları bekliyorum.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 28, 2006 6:28 PM

... Laikçi-dindar çatışmasında da aynı problem var: “Laikçi” denen kesiminin ve özellikle de asker/sivil bürokrasinin toplum için belirlediği bir “meşru dindarlık dozajı” var....

bu cümleyi çok sevdim.yıllardır dindarlığımızın dozunu tutturamadık gitti.refah partisi döneminde istediğimiz bollukta pardesü giyebilir ve istediğimiz ebatta eşarp takabilirdik.Ecevit döneminde ne eşarp kaldı ne pardesü.AKP döneminde biraz ürkekde olsa tekrar başımızı bağladık.ama her ihtimale karşı blujean giyip değişen dozlarda makyajı ihmal etmedik.ne olur ne olmaz.çok kapalılıktan açıklığa geçiş zor oluyordu çünki.talimliydik ne de olsa.

erkeklerimiz mübarekler gibi dolaşırlardı üniversitelerde.sakallar,bol pantolonlar,kolları kıvrık her an abdest almaya hazır gömlekler.süreç ilerledikçe önce sakallar gitti,sonra hafiften kot pantolonlar,artık saçlar yandan taranmıyor,bir tutam jöleyle havaya kaldırılıyordu.dindar gözükmemek için hafif alkol alınmaya başlandı,islamın yasakladığı faiz değil ribaydı.
modernleşmeyle ilgili gerekli dönüşümü sağlayacak bütün fetvalar son dönem ultra modern ilahiyatçılarımız tarafından çıkarılmıştı.

artık Tayyip Bey'de milli görüş gömleğini çıkarmış
AB yolunda Türkiyeyi ayağa kaldırmıştı..neydi o Ümmet fikri felan.biz artık BOP'un yılmaz savunucusuyduk..kanlı da olsa kansız da olsa İslam ülkeleri demokrasiyi kabul etmek zorundaydı..sağda solda gezmedikleri ülke kalmadı.Afrika'daki kabilelere kadar gittiler.öyle iyi pazarladılarki memleketi şimdi dünya bizim 1,5 milyon Ermeniyi kestiğimizi düşünüyor.

artık bir Nobel ödülümüz bile vardı.kim tutabilir diki bizi.

YOL ONUN VARLIK ONUN GERİSİ HEP ANGARYA...
YÜZ ÜSTÜ ÇOK SÜRÜNDÜN AYAĞA KALK SAKARYA...

eğer hala bir parça gücün kaldıysa.

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: October 28, 2006 8:28 PM

Mustafa Bey şöyle söylüyorlar:

Bir vatandaş olarak bu fikirleri her düzeyde savunma hakkım var mı? Böyle düşünen milyonlarca vatandaş aynı hakka sahip mi? Bizi temsil etsinler diye parlamentoya seçtiğimiz milletvekilleri, siyasi iradeye tam olarak sahipler mi?

Demokrasi, bu sorulara "evet" dendiği yerde başlar. "Hayır" dendiği yerde ise çoktan bitmiştir...


fikirlerimin özgürce ifade edilebilmesi babında son yazımı yayınlamanızı rica ediyorum.o kadar önemli bir yazı da değildi.eğlenceliydi sadece bana göre.

Elif Şafak hanıma tanıdığınız hakkı bir Türk milliyetçisi olan benim gibi basit sıradan bir vatandaştan esirgemeyin lütfen.sizde mi dışlıyorsunuz bizi?

Yazan: deniz Tarih: October 29, 2006 12:00 AM

Mustafa Bey size çok kırıldım doğrusu.yazdığınız yazıların,yaptığınız hizmetlerin hepsini terazinin bir kefesine koysanız benim kırılan kalbim daha ağır basar.

benim kalbimi kırmayacaktınız..yazık oldu..

insan ne oldum değil ne olacağım demeli..belki bugün küçümsediğiniz değer vermediğiniz insanların duası hürmetine işleriniz yolundadır.yazık oldu.

Yazan: deniz Tarih: October 29, 2006 2:05 AM

Cumhurun ülke yönetimine gerçek anlamda egemen olduğu bir Cumhuriyetle nice bayramlara...

Mustafa Bey, diyeceğim o ki; yazınızda ifadesini bulan çoğulcu Cumhuriyet'e geçiş bir süre sonra kaçınılmaz olacaktır. Dünyanın ve ülkemizin gittiği nokta burasıdır. Sizin gibi gelecek öngörüsü yüksek aydınlarımız da, bu geçişte "doğum sancısının" daha fazla tahribata neden olmaması için, yazılarıyla süreci hızlandırmaya yardımcı olmalıdırlar (ve sağolun ki oluyorsunuz).

Benim acizane tavsiyem; bir olan Allahımızın bizi içinde yarattığı çokluğa mümkün olduğunca yan gözle bakmamaya/sevgiyle bakmaya gayret gösterelim...

Yazan: engin emin Tarih: October 29, 2006 4:11 AM

Değerli yorumcular, Cumhuriyeti cumhur kutladığın
da İstanbuldaki muhteşem görüntüler çıkıyor ortaya
AK Partili belediye, Cumhuriyetin ne denli önemli
olduğunu çok iyi kavramış. Saltanat olsa Tayyib
Erdoğan belki kapıkulu olabilirdi. Kısa pantolonla
mahallede top oynayan biride Demokratik Cumhuriyet
de Başbakan olabiliyor. Laikçi, demokrasisiz Cumhu
riyetçilerde anlayabilirse, otuzların tek partili
Faşist dönemlerine geri dönmeyi defterlerinden
silebilirse irtica diye bir tehdit kalmaz zannımca
Çoulculuk, farklılıkların zorunlu bir sonucudur.
Bunu içimize sindirmek zorundayız, Hem Rabbimiz,
farklılıkların tanışıp kaynaşma için hasıl edildi
ğini bildiriyor. Millete tepeden bakarak, her konuşmada milleti ve temsilcilerini azarlayarak,
olsa olsa Çavuşesku Cumhuriyetçisi olunabilir.
gençler Çavuşeskuyu askerlikte bir rütbe sanabilir
ve orduya dil uzatıldığını zannedebilir. Doğrusu,
Çavuşesku: kendini sosyalist sanan, Faşist bir Trilyonerdi. Kurşuna dizildiği sarayında, taharet
muslukları bile altındandı. Yani bu diktatörler
biraz kazı kazan kartı gibiler, yada hokkabaz gibi. Şapkayı kaldırınca altından muhtemelen başka
bir aidiyet çıkıyor. Mesela şimdi çok Amerikan kar
şıtı görünen birtakım zevatın Amerikan madalyası
kolleksiyonu yaptığını, İslam düşmanı masonik med-
yayı takip edenler rahatlıkla öğrenebilirler.
Yani beğenmediğimiz AK Partinin Demokratik Cumhuri
yetle uyumu, Şapkanın altındakileri daha bir hayli
kızdıracak gibi. Cumhuriyet hiç böyle coşkuyla kut
lanır mı? Cüppeli-cüppesiz cemaat liderlerini Konu
tta ağırlayacaksınki, banka batakçıları, masonik
medya, madalya koleksiyonerleri defterini dürüver
sin. Dürüversinki Milletin Seksen milyar Doları,
bankalardan buharlaşıversin. Trilyonluk en büyük
banka hesaplarının Ankarada olması tesadüf mü sizce? Cumhurun, yani milletin Bayramı kutlu olsun
Masonluğu yasaklayabilen yegane lider Mustafa Kemal Atatürke'de selam olsun. Saygılar. Levent.

Yazan: levent Tarih: October 29, 2006 5:15 PM

Türköne Hoca teşhisi bence çok kayda değer şöyle demekte;1860'lı yıllarda Yeni Osmanlılar ilk defa olarak cumhuriyeti açıkça savunmuşlardı. Kime karşı? Tabii saltanata karşı. Namık Kemâl, tezini savunurken sağlam bir gerekçe koymaktadır: "İslâm, ibtida-ı zuhûrunda bir cumhuriyet değil miydi?" 1923 yılında saltanat ilga edilip Cumhuriyet ilan edildiği zaman, bu değişikliğe prensipte itiraz eden çıkmamıştır. Saltanat usûlü, yani iktidarın (sembolik de olsa) verasetle intikalini mantıklı bir şekilde savunmak imkânsızdır. Tek gerekçe, yönetim değişikliklerinin kargaşaya yol açmasını önlemek için bunun bir usule bağlanması, meselâ "ekber evlat" prensibine uyulmasıdır. Cumhuriyet'in ilanından sonra, saltanat özlemi duyanlara, hanedanın geri getirilmesini isteyenlere hiç rastlanmaması, doğru tercihin Cumhuriyet olduğunu da göstermektedir. Ancak saltanattan Cumhuriyet'e geçiş, aynı zamanda imparatorluktan ulus-devlete geçiş anlamına gelmektedir. Cumhuriyet, ulus-devletin siyasî yönetim biçimi olarak yerleşmiştir. Avrupa monarşilerinin (İngiltere gibi) devam etmesi, büyük ölçüde imparatorluk mirasını bir çıkar alanı olarak sürdürebilmek içindir. Cumhuriyet, ulusun, ama erdem sahibi bir ulusun yönetimi olarak belli belirsiz karşılığını bulmuştur.

Bugün, Cumhuriyet'in 83. yılında üzerinde durmamız gereken şey, işte bu "fazilet"in yani "erdem"in içeriği sorunudur. Erdemi güç sahiplerine hasretmek Cumhuriyet'i militerleştirir; karşılığını halkta aramak demokratikleştirir. Doğrusu, Cumhuriyet'in de cumhurun yani halkın yönetimi olduğunu hatırlamaktır.

Birde Pazar günkü Zaman gazatesinde yayınlanan yorum köşesinde Hukukçu Nihat Boz beyfendinin bazı yanlarına katılmasamda sorunun ne olduğu yolundaki şahane tesbiti ve sorusu ile bitirelim ;"Toplum mühendisliği" yönetimiyle halkın belirlenmesine cumhuriyet olanak vermez. Çoğunluğun değerleri ile çatışan değil, çakışan bir yönetimin adı olabilir cumhuriyet. Ancak bu durumda bireysel ve "toplumsal içselleştirme" ile yani "cumhuriyetin toplumsallaştırılması" ile başarı elde edilebilir. Sözgelimi, toplumsal yaşama egemen olan din, ahlak, kültür gibi değerlere tamamen zıt, belirli bir elit sınıfın, aydının benimsediği değerlerin, inanç ve düşüncelerin uygulanmaya çalışılmasında barış ve uyum olabilir mi?

Cumhuriyetimizin hangi fedakarlıklarla kurulduğu için ise Çanakkale ve 30 Ağustosu konu alan belgeseller her Türk çoçuğuna mutlaka seyrettirilmelidir.Siyasi Rant ve Elit statüko malzemesi olmadıkça Cumhuriyet insan tecrübesinin bulduğu en erdemli ve hakkaniyetli yönetim şeklidir.Nice 83.yıllara...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: October 30, 2006 12:39 PM

Bu yazı için söylenebilecek tek şey "teşekkürler".Kaleminize sağlık.Keşke bu yazı Sn.Yılmaz Erdoğan'ın tam sayfa gazete ilanı gibi yayınlanabilseydi.Hani görmedim denemezdi. :)Herkesin okuması gereken bir yazı olmuş.

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: November 2, 2006 7:16 PM

Teletubbies ?


Fatih Demir GELENEK'teki bir yorumunda "bizi yakinda Teletubbies'lere çevirecekler" diyordu!!!

Keske Necdet Sezer de buna benzer bir Cumhuriyet Bayrami mesaji verse birgün (veya Büyükanit???)

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: November 2, 2006 11:32 PM

SEL FELAKETI, BELEDIYELER VE PKK PROVOKASYONU!..

Turkiye’nin dogusundan batisina, kuzeyinden guneyine son bir hafta icerisinde sel felaketi yasaniyor. Insanlarin en cok kenetlenecegi, en cok birbirine, devletine, vatandasina sahip cikacagi zaman boylesi zamanlardir. Herkes yarasini sarmaya calisiyor. Ancak insanin dogayla mucadelede yenilisini gosteren trajik sahneler, tabii ki Turkiye’de yasayan ve insanim diyebilen herkesin yuregini sizlatiyor.

Televizyon ekranlarina ve gazetelere yansiyan haberlere soyle bir bakildiginda, bolgedeki vali, kaymakam, asker, polis, doktor, ogretmen el ele vermisler, vatandaslar icin yapilmasi gerekeni yapmaya calisiyorlar, magdur vatandaslarin yaralarina bir nebze merhem olmak icin cirpiniyorlar.

Batman, Diyarbakir, Urfa, Sirnak, Mardin, Cinar ilcesi… Yine televizyon ekranlarindan izliyoruz, bazi yorelerde insanlar, gecmiste oldugu gibi, bugun de PKK’nin provokasyonuna geliyor ve sel felaketi ile ilgili olarak devlet yetkililerini sucluyor. Hatta Batman da, PKK oyununa gelen bazi insanlar kaymakamlik binasini tasliyorlar.

Ama, kesinlikle adres yanlis… Kaymakamin, bir ilin asayisinden sorumlu olduguna, il, ilce ve beldelerin alt yapisindan ve imarindan sorumlu olanlarin belediye baskanlari olduguna dikkat cekmek istiyorum.

Bu nedenle, kaymakamlik binasini taslayanlarin, gidip Diyarbakir, Batman, Sirnak, Urfa belediye baskanlarinin karsisina dikilip; “Secimlerde bize hizmet sozu verdiniz. Biz de inandik, oylarimizi verdik ve sizleri belediye baskani yaptik. Niye yolumuzu, kanalimizi, bendimizi yaptirmadiniz? Gerekli imar calismalarini yapmadiniz? Vergilerimizi ne yaptiniz? Devletten aldiginiz paralari nerelere harcadiniz?... Sizin asil isiniz belediye hizmetleri degil mi? Bolgenin sosyal, ekonomik, kulturel yonden kalkinmasi icin projeler uretmek yerine, vatandasin hizmetleri icin ayrilan paralari Avrupa ulkelerinde, yok PKK sorunu, yok Kurt sorunu bahaneleriyle yemekten utanmadiniz mi? Bugun sel felaketi sonrasinda bolgede yasanan insan manzaralari yureginizi sizlatmiyor mu mu?...” demeleri lazim…

Sorulari artirmak mumkun, ama bolgedeki Belediye Baskanlarina vatandaslarin hesap sormasi da biraz guc gorunuyor. Niye mi? Cunku demokrasi, insan haklari kavramlarini her firsatta dillerine dolayan bu belediye baskanlari PKK’nin silahli adamlari tarafindan korunuyorlar? Vatandas, birakin bunlarla konusmayi, belediye binalarinin onunden gecemiyor.

Gostermelik de olsa, onceden haber verilen ve orgut sempatizani vatandaslari ziyaret ediyorlar, sorunlari dinliyormus gibi gorunup, PKK endeksli vatandasi devlet aleyhine kiskirtmaya yonelik propaganda yapmayi ihmal etmiyorlar.

PKK’nin yayin organlarina soyle bir goz atiniz lutfen… Dogal bir afet olan sel felaketini sanki Devlet yapmis gibi yansitiliyor. Sanki, camurlar altinda kalan yuzlerce vatandasi PKK’lilar ve belediye baskanlari kurtardi… Magdur vatandaslarin yiyecek, giyecek, barinma ihtiyaclari icin bolgede gorevli tum birimlerin seferber oldugu, yardim kuruluslarinin bolgeye akin ettigi ile ilgili tek bir haber yok. PKK yayin organlarinin, “tek yonlu” ve “orgut propagandasi”nin otesine gecemeyen habercilik anlayisi, bugun basta Kurtler olmak uzere, ulusal ve uluslararasi kamuoyu tarafindan ciddi sekilde sorgulaniyor.

Avrupa ulkelerinde gelir kaynaklari yakin takibe alinan ve araliksiz operasyonlar sonucunda buyuk darbe yiyerek finansman krizi yasayan PKK, “sel felaketi”ni bahane ederek, “bagis” adi altinda kampanyalar baslatti. PKK’nin emrindeki Heyva Sora Kurdistan’in onculugunde yurutulen kampanya sonucunda toplanan paralarin, gecmiste oldugu gibi, bu sefer de Kandil’e akitilacagi ve gercek anlamda ihtiyac sahibi insanlara ulastirilmayacagi konusunda Kurtleri uyarmak istiyorum. “Mahmur Kampi” icin toplanan paralarin, “depremzedeler” icin toplanan paralar, Ramazan ayinda fakirler icin toplanan paralarin Kandil ya da Avrupa’daki orgut yoneticilerinin Ýsvicre’deki banka hesaplarina aktarildigini, ya da orgut sorumlularinin sevgililerinin boyunlarinda kolye olarak yer aldigini hatirlayalim.

Belediye Baskanlarinin, PKK’nin degil, vatandasin baskani olduklarini unutmayarak, PKK icin degil, bolgenin imari ve kalkinmasi icin kafa yormalari gerektigini hatirlatmak istiyorum.

Doga, ozellikle Dogu ve Guneydogu Anadolu bolgelerinde cok acimasiz, ancak asil acimasiz olanlar, yillarca “deprem”, “bayram” vb. ozel gunler bahane edilerek toplanan paralari ve vergileri PKK’ya aktaran, belediye baskani olduklari il, ilce, beldelere hizmet etmek yerine, gunlerini Avrupa ulkelerinde PKK ve Abdullah Ocalan icin harcayan, HADEP-DEHAP’li belediye baskanlarina karsi, basta Kurtler olmak uzere, Turkiye kamuoyunu tepki gostermeye ve PKK’nin “provokasyonlarina” karsi ozellikle bolgedeki insanlari uyanik olmaya cagiriyorum.

Nail Amudi
Nail_amudi@hotmail.com

Yazan: nail amudi Tarih: November 10, 2006 3:46 PM

bizim birlik ve beraberliğe çooooooooooooooooook hemde çoooooook ihtiyacımız var..............

Yazan: özo Tarih: April 19, 2007 10:09 AM

bırlık ve beraberlık nutukları artık karın doyurmuyor goruyorum kı etkılı olmuyor sanırım yalnızca bu kardeslık nutuklarından turkler etkılenıyor ve de gul dıkenlı kardesler ....gun kardeslık gunu degıldır gun netlesme gunudur

Yazan: ancazin Tarih: April 20, 2007 7:12 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)