« Papa, İslam Algısı ve Yöntem Meselesi | Ana Sayfa | Laikçilerin Faşizanlaşması Sürpriz Değil »

September 27, 2006

Tarikatlar, Özgürlük ve Şeffaflık

[30 Eylül 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

İsmail Ağa Cemaati'nin camisinde yaşanan cinayet ve linç olaylarından bu yana Türkiye'nin gündemine yeniden "tarikatlar" meselesi oturdu. Tarikatların ve diğer dini cemaatlerin "gerici yuvası" olduğu, rejimi tehdit ettiği gibi klişeler de yeniden ağızlara sakız oldu.

Modern teknolojiyi reddeden ünlü Amerikan tarikatı 'Amish'lerÖncelikle temel bir "vatandaşlık bilgisi"ni belirtmek gerek: Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşları nasıl isterlerse öyle yaşayabilirler. İsteyen tümüyle seküler bir yaşam sürüp koyu bir ateist olabileceği gibi, isteyen de istediği dozda dindar olabilir. Hatta dindarlık bir yana, göğsünü gere gere "gerici" de olabilir. Modern çağın kötü olduğunu düşünüp daha önceki devirlere özlem duyabilir, mutluluğunu ve kurtuluşunu geçmişteki gibi yaşamakta arayabilir. Asırlar öncesinin kıyafetlerini tercih edip, modern bilimi ve teknolojiyi reddedebilir. Liberal, sosyalist, milliyetçi veya feminist olmak nasıl bir özgürlükse, "gerici" olmak da bir özgürlüktür.

Zaten dünyanın tüm özgür toplumlarında alabildiğine özgür "gericiler" vardır. ABD'de, Avrupa'da veya İsrail'de modern teknolojiyi reddeden, yüzlerce yıl öncesinin yaşam biçimini aynen koruyan cemaatler bulunur. Kimse de bunları görünce "irticaya karşı savaş" yeminleri etmez. Böyle yeminlerin edildiği ve "gericiliğin" suç sayıldığı ülkeler, Kuzey Kore, sabık SSCB, Kızıl Khmer Kamboçyası gibi ideolojik diktatörlüklerdir.

Ancak "gericilik" özgür toplumlar için gerçekten de bir sorun ve hatta bir tehdit haline gelebilir. Bu, "gericiler"in kendi yaşam biçimlerini başkalarına dayatmaya kalkmaları durumudur. Böyle bir despotizme eğilim gösterdiklerinde, kabul edilebilir çizgiyi aşmış olurlar. Elbette aynı çizgi, "gericiler"e kendi yaşam biçimlerini dayatmaya kalkan "ilericiler" için de geçerlidir. Özgür bir toplumda her türlü felsefe serbesttir; kabul edilemez olan tek şey despotizmdir.

Dolayısıyla Türkiye'de "tarikatların" var olması ve bunların toplumun bir kesimince "gericilik" olarak görülen bir yaşam biçimini sürdürmesi, son derece doğal ve meşrudur. Bunun aksi yönde kanunlarımız var ise, sorun o kanunlardadır ve bir an önce bunlardan kurtulmamız gerekir.


Baskı ve Şeffaflık

Bunlar, işin özgürlükle ilgili kısmı. Ama bir de toplumsal sorumluluk yönü var: Evet, çoğumuz toplumumuzda geniş kitlelerin "gerici" olarak yaşamasını, modern çağa tümüyle kapalı bir evrende hayat sürmesini istemeyiz. En azından alternatifleri tanımalarını dileriz. Çoğu dindar da, dindarlığın geçmiş çağların yaşam biçiminin korunması olarak anlaşılmasını istemez. Çünkü gerçekte gayet modern bir dindarlık da mümkündür, ama belki de pek çok insan "gericiler" nedeniyle bunu görememekte ve bu yüzden sadece onlara değil dinin kendisine de yüz çevirmektedir.

Dahası bir de içine kapalı dini cemaatlerde sıkça ortaya çıkan bir "dini sömürü" sorunu vardır. Bu cemaatlerden bazılarının liderleri, çok güçlü bir motivasyon kaynağı olan dini ilahi amaçlarından saptırıp kendi çıkarları için kullanmakta, müridlerinden her türlü menfaati sağlamaktadırlar. Bu da, "özgürlük" kapsamına girse bile, toplumsal sorumluluk açısından sürmesini istemeyeceğimiz kötü bir modeldir.

İşte Cumhuriyet'in ilk yıllarında tarikatların kapatılması ve yasaklanması, bu gibi düşüncelere dayanıyordu. Genç Cumhuriyet'in diğer devrimci hamlelerinde olduğu gibi tarikatlar konusunda da "beyaz sayfa" açılmak istendi.

Oysa 80 yıl sonraki tablo bize açıkça gösteriyor ki bu uygulama başarılı olamadı. Tarikatlar hala var. Hem de güçlü bir biçimde. Var olmaya da devam edecekler, çünkü bireysel ve toplumsal bir ihtiyacı karşılıyorlar. Din, insanlığın ayrılmaz bir parçası ve dindarlık sadece bireysel değil aynı zamanda cemaatsel bir tecrübe. (Modernleşme ile birlikte dinin ortadan kalkacağı tezinin — ki genç Cumhuriyet biraz bundan etkilenmişti — tamamen yanlış olduğu ise artık Batılı sosyal bilimcilerin ezici çoğunluğu tarafından kabul ediliyor.)

Ancak tarikatların yasaklanmasının hiç bir etkisi olmadığını söylemek yanlış olur. Oldu, ama ne yazık ki olumsuz yönde: Baskı, tarikatları yer altına iterek onları dondurdu. Kendilerini gizlemek zorunda kalan bu cemaatler zaten kendi içine kapalı olan yapılarını daha da kemikleştirdiler. Dış dünyadan izole oldular. Sosyolog Şerif Mardin'in ifadesiyle "gettolaştılar." Böyle bir ortamda hem kendilerini geliştiremediler, hem de dini sömürü için ideal bir yapı ortaya çıktı.

Oysa tarikatlar legal olsalar daha açık ve şeffaf bir yapıda gelişebilirlerdi. Bugün bu hala mümkün. Düşünün, ülkemizde kapısında adı yazan, ilkeleri, kuralları, çalışma sistemi, finans kaynakları açıkça ortada olan tarikatlar olsa, her şey çok daha iyi olur. İsteyen beğendiğine katılır. Katılanlar neye katıldıklarını bilir. Kendilerini devletin yumruğu ve toplumun baskısı altında hissetmeyecekleri, "istenmeyen vatandaş" duygusuna kapılmayacakları için de topluma daha kolay entegre olurlar. "Gettolaşma"dan sıyrılır, toplumun tümüne yönelik hayırseverlik faaliyetlerine girişebilirler. "Muasır medeniyet"te bu işler böyle yürüyor. ABD, "tarikatların" ve diğer dini örgütlenmelerin açtığı okullar, Kitab-ı Mukaddes kursları, hastaneler, aş evleri ile dolu...

"Muasır medeniyet"e yürüme iddiasında isek, bizim de artık vatandaşlarımızın tepesine binmekten vaçgeçmemiz gerekiyor. Başka her şeyde olduğu gibi tarikatlar konusunda da Türkiye'nin yasaklamaya değil, özgürleştirmeye ihtiyacı var.

Ama bakalım "ilericiler" bunu anlayabilecek mi...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 27, 2006 2:38 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Daha evvel de soylemistim..yaygin kanaatin aksine Serif Mardin teknik anlamda sosyolog de-gil-dir. Serif hoca, Stanford'dan siyaset bilimi doktorasi almistir...

Ozgurluk vurgusu ise gayet yerinde. Ancak jakoben sekuler zihniyetin hosuna gitmeyecegi acik..

Yazan: FK Tarih: September 27, 2006 4:18 AM

Yazılanlar çok doğru gibi duruyor.

fakat bir durumu diğer bir durumla karşılaştırıken dikkatli olmayız.

Afganistan tarihi olarak bugünkü gibi bir ülke değildi, ipek yolunun geçtiği külürel zenginliği barındırıyordu, ama emperyalizm karşında tarikatlarçok kolay manupule olan özelliklere büründüler.

eskiden tarikatlar vardı ama siyaset onlara kapalıydı., padişah onlara muhtaç değldi.
bir lokma, bir hırka ile bilgelik arayan kurumlardı.

bu demokrasi ortamında bozulmaktan kurtulamazlar.
dev holginlere dönüşüyorlar. para tarikatı bozar.
bu böyledir., manuple edilebilirler. diğer sivil toplum örgütleri böyledir aslında ama, dinin vicdan özgürlüğünü sağlamak da devletin görevidir. yani din yoluyla bize nüfüs eden kurumlar keyfince olmazlar.

bu tıpkı şuna benziyor, kanser ilacım var diye elindeki otu bana 500 ytl satan birini tüketici koruma kanunu adına hesap sorma yetkisi varsa?

ilacı ben istiyorum, adam satıyor.
kime ne ?
ama ben çaresiz duurmdayım, ölümle yüzyüzeyim, benim bu çaresizliğimden yararlanıp zengin olma hakkı kimseye verilmemlidir.

bir ölüm karşında çaersiziz, ve bunu ististismar eden kişilere karşı bu zayıflığımız korunmalıdır.

amerika da "davit kureysh" hatırlarmısınız ?
FBI topla tüfekle yok etmişti.
ya toplu intihar manyaklıklarını.

moon tarikatı özgürdür ama kimbilir ardında hangi gizli örgüt dümenleri vardır.

temiz kalamazsınız.

temiz kalmanın tek yolu tarikatlar ekonomik bir güç olmamasıdır.

parasız olacak.
gönül olacak.

günlerce oruç tutsun tek ve hür.
zikir etsinler kardeşcesine,
kimse verdiği bilinmeden versin.
gizli bir yere,
eğer böyle verebiliyorsa.
sen hayır için vermiyormuydun?
eskisi gibi verin, gizlice.
yoksulda gizlice alsın.
bu olamıyorsa hiç yapmayın.

insanları sadaka ve dilenciliğe alıştırıp,
feodal beylere dönüşmesin tarikatlar.

ve tarikatın ortak kasası olduğu anda orası biter. ne hu kalır, ne huşu.

para tarikatı bozar.


ama para tarikatı bozar.
bu böyle biline.

almanyada yıllar önce cami cinayeti olduğunda şaşırmıştık değil mi ? şaşırmayacağız bundan sonra.

Yazan: knz Tarih: September 27, 2006 8:17 AM

Mustafa Bey
Valla ne diyeyim bilmem ki.Ramazanınız kutlu olsun.Tam ramazana uygun bir yazı(Medya geleneği açısından)
Şu iktidar, ihtiras,gizemlilik,cehalet,yeraltı,korku,mağara,cemaat,ekmek,hırka,köfte kelimeleri ne kadar uyumlu değil mi.Buraya bir de başbakan,bakan,belediye başkanı kelimelerini eklersek sonuçlardan Ozan Arif türü bir şiir çıkar.
Hazır Ahmet Hakan doğru yolu bulmuşken biz de biraz bu konuları tartışsak fena olmaz.
Saygılar

Yazan: Salih Tarih: September 27, 2006 9:21 AM

Harika bir yazı olmuş, elinize sağlık. Özellikle devletin tarikatlere yaklaşımını çok güzel izah etmişsiniz.
Ben kısaca devletin Mevlevi tarikati ile ilgili tutumunu burdan ifade etmek istiyorum.
Tekke ve zaviyeler kanununa göre tarikatlerin yasak olduğu bir ülkede tassavuf ve tarikat kültürünün en temel öğelerinden olan Mevlevilerin, her yıl yaptıkları törene devlet erkanının katılıyor olmasını anlayamıyorum.
Üstüne üstlük "Mevlevi Tarikatı" kurucusu Mevlana ülkenin bir değeri olarak dünyaya tanıtılıyor, adına uluslar arası etkinlikler düzenleniyor.
Mevlana ile bir sorunum olduğundan değil, gerçekten merak ettiğimden soruyorum, Mevleviler işin kanuni yönünü nasıl hallediyorlar?
Bu işlerden anlayan bir okuyucu varsa lütfen izah etsin.
Teşekkür ederim.

Yazan: Taner Ayaz Tarih: September 27, 2006 9:42 AM

SAyın KAzım YArdımcı İSLAMDA ŞERİAT VE TARİKAT isimli kitabının bir bölümünde şöyle der:
Tasavvuf, dinin iman ve Tanrı’ya götüren ibadet tarafıdır. Bunun bir adı da Tarikat Tarikat-ı Muhammediyedir.(25)

(25) Şeriat-ı Ahmediye isıam Fıkhı (islam Hukuku)’dır. şeriat ilmi defıkıh ilmidir. Bu iıim zahiridir. Batıni ilim değildir. ıman ile ilgili bilgiıer batıni iıim’dir. Cüz’ i akıla iman gerçekleRi bilinmez. Akıl kabuL eder. Ama çözemez. ıman-itıkad ilmi ve her türlü ibadet “TaRlkat-ı Muhammediye dir

TANRI YOLU

Bilgisizlikten ve çiğlikten kurtulup olgunlaşmak, Tanrısal bilgiye erip, bunun neticesi güzel ahlâka kavuşmanın yolu, işte bu Tanrı bilgini, güzel ahlâk sahibi Olgun İnsanı bulmak ve Ona bağlanıp, onun yüksek Ruhani eğitimi ile mümkündür.

“İrcii... – Tanrı’ya dön” (Fecr-27)

buyruğuna kulak verilecek, Tanrı Yolunun en ulu kişisi Hazret-i Muhammed’e uyulacaktır. Çünkü O en son ve Güneş gibi idi. Dünyaya Güneş gibi doğdu ve Güneşin batışı gibi tekrar Tanrı’sına döndü. Kendisinden sonra, insanlık tekrar karanlığa gömüldü. Ancak O çok acıyıcı Tanrı elçisi “Ene medinetül ilmi ve Aliyyün bâbuha – Ben bilimin memleketiyim, Ali kapusudur” ve “Eshabiken nücum – Beni gören inançlı arkadaşlarım yıldızlar gibidir” sözleri ile kendisinden sonra, insanlığın zulûmatta -koyu karanlıkta – kalmasını istemedi. Tanrı’nın izin ve dileği ile, en büyük varisi ve Velilerin başkanı Hazret-i Ali’yi ve gözde arkadaşlarını insanlığa işaret etti. Ayın ondördü gibi aydınlık saçan bilimin kapusu – Tanrı’sal bilgi - ve en büyük Veli Hazret-i Ali ve Gökteki ışık saçan yıldızlar gibi en büyük arkadaşı Ebubekir Hazretlerini ve benzeri arkadaşlarını bize bıraktı. Ta ki kendisinden sonra gerçeği arayanlar mahrum kalmasınlar.

Böylece, Kutsal Tanrı Yolu açık bırakıldı. Onlara uyanlar doğru yolu buldu. Zamanla, Hz. Ali’nin ve Hazret-i Ebubekir’in yollarından başkası kayboldu veya gizlendi.

Kâzim YARDIMCI

www.varliktanveriler.com

info@varliktanveriler.com


(Not: Okuduk ve öğrendiklerimizden anladığımız şu oldu:GERÇEK BİR TARİKAT'E SİYASET, TİCARET
vE AHLAK DIŞI ŞEYLER GİREMEZ. TARİKAT OLDUĞU SÖYLENEN OLUŞUMDA BUNLARDAN BİRİSİ VARSA HAK ORDA TECELLİ ETMEZ.irem )

Yazan: İrem kılıc Tarih: September 27, 2006 11:26 AM

yaşam değişti, Taner Bey., günümüz cematleri mevlevi çıkartamaz artık ( nedenlerini yukarda yazdım )

o zaman eski değerleri olduğu yerde muhafaza etmek bizim neslin görevidir., ekonomik bağını keserseniz hiç sorun kalmıyor., parasız tarikat.,

bir lokma ekemekten fazlası boğaza düğüm.

Yazan: knz Tarih: September 27, 2006 11:41 AM

Sayın Akyol,

Ülkemizin gerçekten her alanda özgürlüğe ihtiyacı var.

İlericiler kadar tarikatçıların da bunu anlaması gerek.

Saygılar

Yazan: can Tarih: September 27, 2006 11:44 AM

Sayın Knz,

Diyorsunuz ki;Parasal bağlantıları kesilsin.Evet kesilsin ama o parasal bağlantıyı kesseniz de bu kesimler kendilerine "bağlı" insanları oy deposu olarak kullanır,siyasi bir erk olarak elinde tutar vs vs..Bataklığı oluşturan ana neden para değil ya da kurutacak olan ana neden bu değil.İnsanların dinini bağımsız kaynaklardan öğrene bilmesi ve bu öğrenme sürecini bir ya da bir kaç cemaatin yönlendirmesinden çıkarmak gerek.Çünkü iş paradan da daha derin,çıkarlar paradan da büyük..

Normal bir sivil toplum örgütü olarak bu gücü elinde tutsa bir itirazım olmaz,bu çok normal olur,demokratik bir hakkıdır.Söz konusu cemaat ve tarikatlar "İslam adına" değil de kendi görüşlerine göre bunu yapıyor izlenimi doğuyor olsa gene normal karşılarım.Ama tüm bu cemaatler,tarikatlar "İslam adına"hareket ettiklerini söylerler.Onlara bağlı insanlar da o cemaat ya da tarikat liderine İslam'ı temsil ediyor diyerek uyar.Bu yüzden para verir oraya,bu yüzden siyasi yönlendirmelerine uyar.Tıpkı Hristiyanların Papaya, Tanrıyı temsil ettiğini düşündüğünü için uyması gibi..(Biraz ağır oldu evet biliyorum.Ama en güzel benzetme de bu oluyor ..)Bu insanların bunu yapmaya hakları elbette var.Dilerlerse dini;siyasi,ekonomik çıkarlarına uydurmak için kullana bilirler.Ya da tüm samimiyetleri ile dini dünyada hüküm sürmek için gelmiş siyasi hüküm olarak algılar ve buna göre de yaşarlar.Bu onların demokratik hakkı.


Sorun, Devletin dini hizmet verme ve öğretme sorumluluğunu üstüne almış görünürken(Ne üstüne vazife ise!).Bu işi aslında cemaatlerin eline bırakmış olması ve o cemaat ve tarikatların bu bilgi akışını ellerinde bulundurması,insanların tarafsız,çıkarsız(maddi/manevi)bilgi edinmelerinin önüne geçilmesidir.Bu devletin asıl görevi de insanlara din öğretmeyi bırakıp,sağlıklı bilgi edinmesinin yolunu açmaktır.Ama cemaatleşen İslam ya da tarikatleşen İslam gibi Devletleşen İslam da aynı bataklıktır.Bu bilginin önünü açmak işine gelmez.Günümüz Türkiyesinde devlet ve cemaatler pas alış verişi içindedir.Bir fert bu kısır döngünün içine girdiğinde de çıkması çook zor.


İslam'ı fert olarak anlamak sorumluluğu yerine;bağlanmak,uymak,itaat etmek,sormadan kabul,ben bilmem falanca büyüğüm bilir kavramları üzerine inşa etmeye devam ediyorlar.Devlette buna gözyumuyor.Devlet dini öğretmekle yükümlü değil ama kişilerin dini öğrenme,yaşama haklarını korumakla yükümlü.Siyasi çıkarlarını gözeterek cemaatleri kayırmakla değil..Oysa o,alt yapı olarak yukarıda saydığım kavramlar ile donanmış fert yetiştiriyor ya da gözyumuyor.En az cemaat ya da tarikatlar kadar dini kullanıyor...


Kanımca,cemaatleşmenin demokratikliği elbetteki tartışılmaz ama bu cemaatleşme "Din adına" hüküm sürmeye başlamışsa ve elini/kolunu tarafsız olması gereken devletin içlerine kadar sokup kendi görüşlerini,İslam diye yutturmaya başlamışsa bunun demokratikliği nerededir?

Yazan: Serkan Tarih: September 27, 2006 1:31 PM

ülkemizde tam anlamıyla islam dininin emir ve yasaklarına uyunca yani sünnetullaha göre yasamaya calısınca hemen irticacı damgası yiyorsunuz. bize diyorlar ki inanabilirsiniz ama bu inancı kimseye dayatamassınız. bizim kimseye inancımızı dayatmadığımız zorla kimseyi biseye inandırmadığımız acık ama onlar kendi inanclarını zorla bize dayattırmıyorlar mı? onlar gibi yasamamızı istemiyorlar mı? ülkemizde cıkan cogu kanun hep sünnetullaha karsı. bırakın bu ülkede demokrsi varsa kim nasıl inanıyorsa ona göre yasasın.askerde nicin insanlar namaz kılamaz , insanlar devlet dairesinde nicin kendi inancı doğrultusunda sakal bırakarak calısamaz. veya bir ögretmen okulda nıcın bas ortusu takamaz. bunlar basit seylermis gibi gorunsede acıkca bu ülkede islama karsı olan inanc dayatması var. ne diyor ben basortusunun geregine inanmıyorum o zaman sende buna inanmayacaksın ya da en azından benimle beraberken boyle yapacaksın. müslümanları ya da islamı hala gerici diye gören zihniyetin at gözlüklerini çıkarıp geriye donup tarihe bakmaları gerekir. bilimde tekknikte ve kültürel alanda müslümanların ve islam devletlerinin ne kadar cok basarı sagladıkları ve modern bilimlerin kurulmsında da azami olcude katkıda bulundukları gorulecektir. islam bilime karsıdır müslümanlar gericidir sozu namerdce bir sozdur. ve bu halkın bilinç altına bir sekilde yerlestirilmistir bu. gecenlerde bir yazarın bas ortusu takmayan modern bir toplum haline donuyoruz seklindeki ifadesi de bu hastalıklı zihniyetin acık bir gostergesidir. modern olmayı baş açmakla sanan kişilerden olusan toplum ülkeyi ne kadar ileriye goturebilir. Atatürkün muassır medeniyet seviyesi hedefini saptırıp medeni olmanın ya da modern olmanın açık secik dolasmak oldugunu , icki icmek , ve türlü nefsani batı adetlerini yapmak oldugunu varsyan zihniyet bu ülkeyi bataklıga saplamıstır. gerici dedikleri osmanlı devleti 600 yıl hüküm sürerken tc devleti kurulduğu 80.yılda bırakın dünyaya hükmetmeği iflasını verip ekonomisine bile hükmedememiş ve dısgüclerin eline ekonomisini bir sekilde namusunu teslim etmiştir. ben inanclı bir adamım ve bircok inancsızdan daha cok teknolojiyi takip ediyor ve turkce haric iki dil biliyorum.kendimi ovmek icin soylemiyorum bunları dedigim odur ki ilerlemek icin calısmak gerekir yoksa bizler batının bize uygun olmayn ananevilerini ve kültürünü alarak ilerleyemeyiz. ilericilik keci sakal bırakmakla , bası acık veya daha da acık gezmekle , yabancı sarkılar dinlemekle , sarap icmekle olmaz kisiler bunu yapabilir o kendi secimleridir ama bize bunlar ilerlemenin ya da muassır medeniyetin bir geregidir diye dayatmak buyuk bir hata olacaktır. son olarak sunu soyleyeyim univrsitede degerli bir hocam soyle demisti "oglum bu ülkede uc seyi asla gercek manada ogretmeyeceklerdir ; dilimizi , tarihimizi ve dinimizi" cunku bunları gercek anlamda milletimiz ogrenirse o zaman hersey cok farklı olacaktı. tarih deyince aklıma geldi ingiltere elinde bulundurduğu osmanlı arsivini acmamakta her ülkenin arsivini acarken osmanlıyla ilgili arsivlerin acılma süresinin miadı doldukca ileri bir tarihe ertelemekteler. neden acaba?

Yazan: mücahid Tarih: September 27, 2006 2:02 PM

Mustafa Bey,

Elinize zihninize sağlık. Güzel bir yazı olmuş. Yazdıklarınıza katılıyorum.

Bu tür yazılar turnusol kağıdır; kimin ne kadar özgürlükçü ve demokrat olduğunu çok güzel açığa çıkarır.

Hemen; "iyi ama şöyle olmasın, iyi ama böyle olmasın" vs. sızlanmaları başlar. Yani özgürlük verilecekse, demokratik süreç işleyecekse bunun sınırına ve şartlraına da egemenler yani "ilericiler" karar verecektir. Doğal oluşuma bırakamazlar; çünkü kendi fikirlerini dikte etmeye alışmışlardır..

Demokrasiden anladıkları bu kadardır. Bunlara demokrasinin dünyadaki örneklerini göstermek de faydasızdır, çünkü kabul etmezler. Sebep: "Efendim ülkemizin nev-i şahsına münhasır şartları var."dır. Laikliğin tarifinin yapılmasına karşı çıkarlar, çünkü laikliğin "kutsal inek" olarak görülmesinden memnundurlar. Halbuki bu laiklik değil laikçiliktir. "Laikiz" derler Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumu devlet bünyesinde barındırırlar. Bu ne yaman paradoks dendiğinde sus-pus olurlar.

Hasılı ülkemiz garip bir ülkedir. Yönetim şekli de demokrasidir ama, nalıncı keseri demokrasisi..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 27, 2006 2:10 PM

Kuzey Kore, sabık SSCB, Kızıl Khmer Kamboçyası gibi ideolojik diktatörlüklerdir ve türkiye gibi diktatörlükten bozma ülkelerdir

Yazan: Sami muzafferoglu Tarih: September 27, 2006 2:35 PM

Tarikatlar çok hassas bir konu. 1000 yıllık bir gelenek. Öyle kapattım tekkeleri, zaviyeleri demekle yok olacak kurumlar değil, nitekim hala ayaktalar. Siyasetle bu kadar içli dışlı olmaları, holding haline gelmeleri baskıcı zihniyetin ürünüdür. İnsanların önünü tıkarsanız, istediği gibi ayin yapıp, istediği gibi giyinip, istediği yaşam tarzını seçmesine izin vermezseniz bu adamlar da refleks olarak ezilmemenin, horlanmamanın, küçümsenmemenin çarelerini ararlar. Güçlenmeye çalışırlar. Para ve iktidar ile bu kadar içiçe olma tasavvufun özüne aykırıdır. Fakat güçlü olmak için 21.yüzyıl kapitalist düzeninin bir gereğidir. Tarikatları özlerine, asıl vazifelerine döndürmenin yolu kesinlikle yasaklar değildir. Bir arkadaş mevlevi tarikatı örneğini vermiş. Mevlevilik devlet tarafından korunup kollanan, el üstünde tutulan bir tarikat olduğu için holdingleri, siyasi ilişkileri yoktur.
Türkiye'de tarikatlar ve cemaatler İslam'ın siyasileştirilmesine engeldir, kürt sorununun çözümünde etken bir ajandır, toplumsal karmaşıklıkların engellenmesi ve asayişin temini için bir faktördür. Velev ki kısıtlanmasınlar. Siyasi İslam'a engeldir, çünkü İslam'ın özüyle ilgilenirler. Şahsi mükemmelleşme ve günahtan arınma odaklıdırlar. Bugün tarikatların tasavvuftan uzaklaşmasının ve işlevini tamamen yitirmesinin sebebi de bu noktada aranmalıdır.
Kürt sorunu çözümünde bir ajandır, çünkü ırkçılık fikrini zayıflatır. Asayiş için bir faktördür, çünkü "ahirette hesap verilecek" fikrini empoze eder.
Tarikatları asli vazifelerine döndürmenin çaresi devletin, Mevlevilere yaptığının aynısını diğerlerine de yapmasıdır. Bugün Mevlevilik öğretisi nasıl evrenselse, Nakşilik, Kadirilik, Şazelilik, Bektaşilik değerleri de o kadar evrenseldir. Dünyaya ihraç edecek hangi kültürümüz var? Bakar mısınız şu Feng-Shui felsefesine, Ferrarisini satan bilgelere, gurulara, onlarla yatıp kalkan sonradan görmelere... Ellerinde 1000 yıllık bir tasavvuf kültürü varken, bir ülkede en çok satan kitaplar Budist guruların kitapları. Yazık !

Yazan: blue Tarih: September 27, 2006 2:56 PM

Gene ayni noktaya geliyoruz. En ilericisinden, en gericisine, herkes bir ozgurlesmedir ve cogulcu demokrasidir tutturmus gidiyor. Farkli dunya gorusune sahip kisilerin bu soylem uzerinde uzlasmaya vardigini goruyoruz, mesele, bizleri daha ozgur kilacak yontem ve icraatlar uzerinde uzlasmakta.

Turkiye'de dini ozgurluklerin yasanmasi konusunda bir problem var, bu noktada da anlasiyoruz. Ama bu problemin, dine hayatinda mumkun mertebe yer vermek isteyen insanlarin problemi oldugu kadar, dini hayatinin disinda tutmak veya, farkli bir sekilde yorumlamak isteyen insanlarin da problemi oldugu konusunda anlasamiyoruz.

Daha once farkli bir yazi altinda basortusu icin soyledigim seyi, tarikatlar icin de soyleyebilirim. Turkiye'de basortusu, tarikatlar gibi konularin cozumu, cok daha kapsamli bir din reformunun bir parcasi olarak ele alinmalidir. Bu reform, din konusunda tum vatandaslarimizdan esit uzaklikta bir olusum tarafindan gerceklestirilmesi ve temel amaci, devletin dinden elini tumuyle cekmesi uzerinde odaklanmalidir. Diyanetin kapatilmasi, zorunlu din derslerinin kaldirilmasi, imam hatiplerin kapatilmasi veya ozellestirilmesi, devlet memuru olan imamlarin isine son verilmesi de tarikatlarin serbest birakilmasi gibi bu reformun bir parcasi olmalidir. Bu reform tamamlandiktan sonra ortaya cikacak devlet, vatandaslarina sundugu hizmetlerde ne belli bir dini veya mezhebi kisitlamali, ne de belli bir dine veya mezhebe ayricalik tanimalidir.

Boyle bir sistemi uygulamaya gecirirken karsilasacagimiz temel problemler ne olabilir? Benim kafamda, bunlardan en onemlisi din hizmetleri ve din egitimi nasil denetlenecek konusu. Size acik acik soyleyeyim, ben islam fanatiklerine guvenmiyorum, onlarin dinde zorlama yoktur, cogulcu demokrasi, farkli melodiler gibi palavralarina zerre kadar inanmiyorum. Dunyada gozledigimiz islama dayali rejimler, Turkiye'de islam fanatiklerinin gerceklestirdigi cinayetler, linc olaylari, incil dagitanlari, basini ortmeyen gazetecileri, bikinili kizlari tartaklama olaylarindan tutun da, AKP hukumetinin zinayi suc haline getirmeye calismasi, devlet kadrolasmasinda dini inanislari on plana cikarmasi, egitim sistemini dini bir eksene dogru kaydirmaya calismasi vs. vs. vs. vs. vs. vs. islamcilara kesinlikle guvenilmemesi gerektiginin ornekleri. Bunun disinda bir ornek gormedik, duymadik.

Sadece laf salatasi mahiyetinde bir takim soylemler var. Bu soylemlere gonulden inanan dini butun Muslumanlar olabilir, ama onlarin da ozgurlukler soz konusu oldugunda dusunce sistemleri ancak bir noktaya kadar gidebilir, onun otesine gidemez. Bu blogda bunun orneklerini cok gordum. Bunu da normal karsiliyorum cunku organize bir dinin veya tarikatin mensubu olmak, ozunde hayati belli bir disiplin icinde yasamayi veya Tanri icin bazi ozgurlukleri kisitlayan kurallari kabul etmek demek. Benim bu insanlarin yasam tarzlarini veya felsefelerini degistirmeye calismak gibi bir niyetim yok. Sorun, onlarin benim hayatimi degistirmeye calismasi. Sorun, bu insanlar kendi dusunce sistemlerini, din diye, saygi diye, gorgu diye, tore diye, seriat diye, baska insanlara dayatmaya kalkarsa bunu engellemek icin nasil bir denetim mekanizmasi olacak?
Belki AIHM gibi, sadece dini ozgurlukler meselesi konusunda karar veren ve etkin olarak isleyen bir mahkeme kurmak gerekiyor. Dini ozgurlukleri kisitlamaya yonelik eglemlerin detayli olarak tanimlandigi ve gerektiginde agir cezai yaptirimlar iceren yasalar cikartmak gerekiyor. Bu yasalarin tumunun laik, yani tum dinlerden esit uzaklikla olan yasalar oldugundan emin olmamiz gerekiyor.

Sunu da belirtmek isterim, butun tarikatlar gerici olacak diye bir kaide yok. Tarikatlar serbest olsa, "ilerici" insanlar da kendi tarikatlarini kurabilirler. Ornegin kadinlarla erkeklerin bir arada namaz kilabildigi, kadinlarin basini ortmeden camiye girebildigi, kadin imamlar iceren, ozetle dinde kadin ve erkegi daha esit konumlandiran tarikatlar olabilir. Turkce ibadeti esas alan tarikatlar olabilir. Dini, kitaba cok bagli kalmadan, daha evrensel, hem gundelik hayatin gereklerine, hem de dinde korkuyu degil sevgiyi esas bir hayat felsefesinin gereklerine gore yorumlayan tarikatlar olabilir. Tek tanrili dinlerin, ayni cati altinda ibadet ettigi tarikatlar yayginlasabilir.

Modernlesme ile birlikte dinin ortadan kalkacagi tezinin ben de yanlis oldugunu dusunuyorum. Ancak, benim dusuncem, modernlesme ile birlikte, insanlarin Tanriyi yorumlama bicimlerinin daha evrensel bir hal alacagi ve organize dinlerin onemini gittikce yitirecegi yonunde. Bence icinde bulundugumuz cagda, organize dinlerin son hesaplasmasina tanik oluyoruz, bu hesaplasma yapay bicimde bizlere dayatiliyor, bunu organize dinlerin dunyadaki etkinliklerini muhafaza etmek icin verdikleri son mucadele olarak goruyorum. Ictenlikle inaniyorum ki, bundan sonra gelecek cag, Tanri olgusunun, insanlari evrensel boyutta birbirine yaklastirdigi bir cag olacak.

Yazan: Beyaz Tarih: September 27, 2006 8:41 PM

Bu basligi gorur gormez "Beyaz Sibel Fidel baliklama atlar" diyordum. Hic yaniltmadi beni Isalophobe Barbie!

Efem Beyaz ile bircok konuda anlasiyormusuz (larmis). Ama "dinde refrm" sartmis. Ben oraya kadar tahammul edebildim.

Hangi dinder reform sartmis acep? Dinini bagislamadigi icin kendisine yardimci olmayacagiz. Simdiye kadar verdigi isaretlerden kendisinin DE'nin aksine(!?) dindar oldugunu anladik. Kendisi "reformed Jew" olmaz onlar zaten reform gecirmis. Hassidic olcagini da sanmiyorum; onlar Israil devletine fazla sermpatik degillerdir. Sefardimmi, Protestanmi, Ortodoksmu, Evanjelikmi bilsek belki bazi dost onerilerinde bulunuruz; simdi spekulasyon olacak.

Bizim dinimizden bahsediyor olamaz; cunki zaten bizi Arabia'ya tayin etmistir kendileri daha once. DE en azindan "islami foklorlerstirmek" sarti ile kalmamiza izin buyurmus idi.

Saka bir tarafa mubarek ayda Islam dusmani densizlere Islam'i savunmayi "ama lutfen Beyaz Hanim", DE Bey.." uslubu ile konusmayi bazilarina layik olmadiklari seref bahsetmek olarak gouyorum. Bu derece kustaflasmalarinda bizim de rolumuz var. Hadlerini bildirirseniz bir defa Musluman'la karsilastiklarnda basil konusacaklarini bilirler!

Bu vesile ile yarin fakirhanemde Sivassporlu Yahudi Balili, Houston Rocket'li Musluman Ollajuwon ve Galatasarayli Laik Hakan Sukur, fotbolcularin gizlice oruc tutup tutmadiklarini anlamak icin Ogun Altiparmak 'tan "orucometer" hangi takim daha Ataturkcu gibi derin mevzular isnecektir, duyurulur.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 28, 2006 12:09 AM

illeti iyi tanımlamak lazım. sayın blue yazdığınız mazret üretmek gibi duruyor.
Tibet komunist çin'den sonra ayaktaydı, aksine
bizimkilere fazla özgürlük bozdu.


ben yazdım, bir padişah bir tarikata muhtaç mıydı ? değildi . Ama cumhuriyer olunca,
3. sınıf bir polikacı,
oy deposu gördüğü tarikata muhtaç oldu.

yağma hasan böteği gibi tarikatların önüne pilav tepsisi sundular. Onlar da malesef önlerine konana pilava kaşık saldırdılar.
biz tenezül etmeyiz diyemediler.
Sorun insanlık tarihi kadar eski;
ne biliyor musunuz ?
açgözlülük. DEMEK Kİ BİNLERCE YILLIK ÖĞRETİ onları açgözlü olmaktan koruyamadı.

Bu ülkede namusu yıllardır eşşek gibi çalışan insanların karnını zor doyururken, vilları uzak ülkede çiftlikleri, biz bunlar da gördük.

otokontrol de yoktu. ali kalkancıyı kim deşifre etti ? O çok okmuş, çok bilgili dediğiniz tarikatlar mı ? deşifre olmasıydı oo ne güzel viila kazan, genç kızlar kepçe yaşayacaklardı.,

bu mazlumluk psikolojisi de, dokunma bana, eleşitrme beni demekten başka bir şey değil.
kimi ve neden eleştirmeyeceğiz ve üzerine gitmeyeceğiz.

demek ki, tibet gibi kendilerini muhafaza etme özelliklerini yitirmişler.,

keşke bunların önüne kazan konmasaydı.
artık geç,.tarikatlar metalaştı.

dağdan topladığı otu 10 grama otu kanser hastasına 100 ytl satan umut tacirleri gibi yoksulun cennet rüyasını mı satacaklar.

elbette tüketiciyi koruma kanunu gerekiyor.

serkan bey parasız tarikat meselesini düşünceğim,.ama önlerindeki taşı atlayamadılar ki zaten. kendileri takıldılar.,keşke olmasydı bile desem şuanda neye yarar ?

not :ben de sivassporlu isralili hakında yazcağım, eski bir başlığım vardı, "türkiye iran olacak mı "sayfasında, e-mine hanıma.

Yazan: knz Tarih: September 28, 2006 8:51 AM

Beyaz hanım,

Yazınızdaki bir cümleye katılıyorum:

Sadece laf salatasi mahiyetinde bir takim soylemler var.

İyi uçmuşsunuz, umarım iniş takımları çalışıyordur :)

Yazan: blue Tarih: September 28, 2006 9:17 AM

Burada "Islami Tarikatlar" uzmani kesilenler kendi tarikattlarini soylemezler ama cogunlukla "taife-i Laicus" olduklarini sanardik. Oylsa bircoklari pek te "dindar" imisler "keske Islam Andolu'ya gemeseydi" diyen Dokuz Eylul Rektoru gibi. Adama "hangi dini olsa imis iyi olurmus" mealinde bastirdiklainda "dinimi sorgulatmam" buyurmus. Iste bunlar boyledir dostlar. Sadece Musluman'in dinini sorgulatirlar bu mubarek ayda "cami duvarina is*** yarismcilari". Bakin bu Demokratik Sol Partimizin toplantisinda "ilim ve bilim" uzerine inciler sacan secimlerde oy alamayip Reis-u Cumhuriyet Sezer tarafindan is basina getrilen 9 Eylul Tarikat Lideri ne buyurmus:
================================
Ağzından çıkanı kulağı duyunca inkarı seçti

CHP'nin düzenlediği bir toplantıda İslamiyeti geri kalmışlığın sebebi olarak göstererek “Keşke Anadolu Müslüman olmasaydı” diyen Rektör Emin Alıcı, dün ses kaydına rağmen böyle bir konuşma yapmadığını iddia etti

ALİ EYVAZ/ ANKARA 28.09.2006
CHP tarafından organize edilen 'Karşıkaya Toplantıları'nda Anadolu'nun Müslüman olmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiren Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı, dün ise inkar yolunu seçerek böyle bir konuşma yapmadığını iddia etti. Alıcı CHP'nin düzenlediği toplantıda İslamiyeti geri kalmışlığın sebebi olarak göstererek "1450'li yıllarda matbaa bulundu ve hızla Avrupa'da yayıldı. Biz, 250 yıl sonra matbaayı kullanabildik. Matbaayı Müslüman olmayan halk kullandı. Keşke o zamanlar Anadolu Müslüman olmasaydı" ifadelerini kullandı.
SES KAYDINI DA YALANLADI

Alıcı hakaret dolu cümlelerinin gazetelerde eleştirilmesi üzerine dün yazılı bir açıklama yaparak iddia edildiği gibi bir konuşma yapmadığını öne sürdü. Alıcı şunları kaydetti: "Haberde vurgulanan söz konusu sözlerin kaydının olduğuna dair ifadeler doğru değildir. Dolayısıyla söylenmeyen sözlerin kaydının bulunması mümkün değildir."

BÖYLE BİR ŞEY SÖYLEMEDİM

Bu arada Alıcı, Sabancı Kültür Sarayı'nda DEÜ'nün 2006-2007 akademik yıl açılışı öncesinde, gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Bir gazetecinin, "(Ben Hristiyan'ım, bunlar da benim Papalık sözlerim) demişsiniz" sözleri üzerine Prof. Dr. Alıcı, şunları söyledi: "Toplum şu anda linç psikolojisi içinde, ondan dolayı o sözler de ilave. Toplantıda bulunan 75 kişi şahitlik yapabilir böyle bir şey söylenmediğine dair."

İNANCIMI SORGULATMAM

"Gazetede sizin Süryani olduğunuz yazıyor. Haberin sonunda ise siz, Hristiyan olduğunuzu belirtmişsiniz?" sorusuna ise Prof. Dr. Alıcı, şu cevabı verdi: "Türkiye laik bir ülke. Ben sizin ne olduğunuzu soruyor muyum, sorguluyor muyum? Beni de ilgilendirmiyor üstelik. Bir insanın inançlarının sorgulanmasını doğru bulmuyorum. Ben başka bir insanın inançlarını sorgulamıyorum. Kimsenin de benim inançlarımı sorgulamasını doğru bulmuyorum."

SİYASETE ATILMAYACAĞIM

Rektör Alıcı, bir başka soru üzerine de "Siyasete atılma planım yok. Tekrar doktor olmayı düşünüyorum. Hakkımdaki iddialarla ilgili olarak mahkemeye başvuracağım" dedi.
Prof. Alıcı, Sezer'in ısrarıyla atanmıştı

Prof. Dr. Emin Alıcı'nın rektör olarak atanması Cumhurbaşkanı Sezer ile dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz arasında krize sebep olmuştu. Alıcı, rektör seçiminde en yüksek oyu almasına rağmen YÖK'ün Çankaya'ya sunduğu listede yer almamıştı. Sezer, listeden hiç kimseyi rektör olarak atamayarak Alıcı için direnmişti. Bazı adayların istifa etmesinden sonra Alıcı'nın ismi listeye girince ataması yapılmıştı. Sezer'in ısrarıyla rektör seçilen Alıcı, 2003'de YÖK yasa tasarısını engellemek için 'Gerekirse Kubilay gibi can veririz' diyerek ortamı germişti. Gelecek yıl görev süreci dolacak olan Alıcı'nın siyasete atılmak için son çıkışını yaptığı önü sürülürken, Anadolu'nun Müslüman oluşunu sorun haline getiren bir kişiyi hangi siyasi partinin kadrolarında gösterebileceği ise merak konusu oldu.

Yazan: Belir L. Yildirim Tarih: September 28, 2006 11:42 AM

Sayın knz hanım,

Padişahların birçoğu tarikat mensubuydu. Padişahların tamamı tarikatları himaye etmişlerdir. Biraz tarih okuyun...
Cumhuriyetle özgürleştiler savınız ise tam bir zırva. Açın bir 1930'lu yılların Cumhuriyet gazetesini irtica haberlerini okuyun, 80'lere kadar hapse girmemiş, takibat görmemiş sadece bir şeyh ismi söyleyin... Ne özgürlüğünden bahsediyorsunuz? Bahsettiğiniz özgürlükçülük Demokrat parti midir? Hani şu astığımız başbakanımızın bahşettiği özgürlük müdür tarikatları şımartan? Hangisi Cumhuriyet sizin tanımınıza göre? Asanınki mi, asılanınki mi?
Ali Kalkancı kimdir? Fadime Şahin kimdir? Müslüm Gündüz kimdir? sorularının cevabını hala bulamadıysanız sizi bu temiz kalbiniz için tebrik etmem gerekiyor. Çok başarılı bir derin devlet harekatıydı bu. Öyle ki herkes birbirinden çekinir hale gelmişti. Artık dindarlar bile birbirleriyle görüşmez hale gelmişti. Kimin ne olduğu belli değildi ki? Başörtülüler Fadime Şahin ismiyle özdeşleştirildi, her şeyhe Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz gözüyle bakılmaya başlandı. Hep beraber derin devletin kurduğu bir tarikatı (Aczmendiliği) ve sonra şişirdiği balonu nasıl patlattığını izledik. Şimdi nerede bu Aczmendiler? Ben nerede söyleyeyim. Kostümlerini değiştiriyorlar, sakal uzatıyorlar, cumhurbaşkanlığı seçimine yakın çıkarlar ortaya...
Tarikatların metalaştığını çok büyük bir keşif yapmış gibi söylüyorsunuz. Kimse bunun aksini söylemiyor. Benim sorum şu:
- Metalaşmak, holdingleşmek tasavvuf ve tarikatların felsefesine zıt değil mi? Bir insan veya topluluk felsefesine zıt bir davranışı neden sergiler? Neden tekkelerinde oturup zikr edip Allah'a yaklaşmak için çabalamak yerine şirketler kuruyorlar, siyasete temas ediyorlar? Hem, bunu tarikatların felsefesine zıt olduğu için eleştiriyoruz. Peki metalaşmak, holdingleşmek kötü müdür? Bence tam tersi iyidir. Bu insanların sosyal yaşama katılması, şirketler kurması, toplumla entegre olmaları iyidir. Ve gereklidir. En azından kendi bilecekleri bir iştir.
Sizin çözümünüz nedir? Zaten yasak olan tarikatların nasıl üzerine gidilmesi öneriniz? Mal varlıklarına el mi koysun devlet? Şeyhleri tutup kodese mi tıksın?
"Hanif Müslümanların" faşist olduklarını bilmiyordum. Siz tarikatın İslam'da yeri olmadığını savunabilirsiniz, tarikatları kıyasıya eleştirebilirsiniz. Fakat devlet üzerlerine gitsin derseniz, bu başka bir şeydir knz hanım.
Hürmetler...

Yazan: blue Tarih: September 28, 2006 11:53 AM

Bu hamur çok su kaldırır. En güzeli de bilmeden konuşmak ve atıp tutmak herhalde.. Bilgiye saygı duyanlar için Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç'la yapımış bir seri röportajın linki vereyim:

1.Bölüm. 2.Bölüm. 3.Bölüm.

Bir de artık şu samimiyetsizliği bıraksak? Bir başka ilmekte kısas konuşulurken "Kur'an'a hakaret etmek istemem ama.." diye başlayan cümleler kuranlar şimdi başımıza reformcu kesilmiş de modern tarikatlardan, kadın erkek bir safta ibadet eden camilerden, başı açık ibadet edilen yerlerden bahseder olmuş.. Üç dini bir çatıda buluşturacakmışmış... Bunu söyleyen Papa'nın hakaretleri sırasında nedense sesini çıkartmadı..

Dininiz, felsefeniz, tarikatiniz ne ise istediğiniz biçimde ibadet edebilirsiniz; ister kadın erkek karışık, ister ayrı, ister altalta, ister üstüste, ister meydanda, ister kapalı yerde, ister bir mabed de, ister evde, ister başınız açık, ister..Dininizi, felsefesinizi tarikatinizi, ister reforme edin ister deforme.. Var mı karışan girişen? Yook.. İyi de İslam'dan size ne be kardeşim? Bırakın onu müslümanlar konuşsunlar.. Kimsiniz siz de burada müslümanlara salak muamelesi yapıp akıl fikir peydahlamaya çalışıyorsunuz? Bunu hangi sıfatla yapıyorsunuz?

Birarada yaşıyoruz; demokrat olun ve gölge etmeyin yeter; başka ihsan isteyen mi var sizden?

Bırakın bu samimiyetsizliği artık, yapmayın şu mübarek günlerde gözümüzün içine baka baka, ayıp denen bir şey var.

Hiç olmazsa bu sanal ortamda bari inancınızda, düşüncelerinizde samimi olun..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 28, 2006 3:18 PM

Değerli yorumcular, mübarek Ramazan ayının ülkemiz
ve insanlık alemine hayırlar getirmesini dilerim
bil-vesile. Art niyetli ve gizli dinli olanlar
hariç, bazı yanlış ön kabulleri yıkmak gerek.
Tarikatler Cumhuriyet düşmanı değildir. çünkü bu
fikir olarak bile yokken tarikatler vardı. Şeriat
ve fıkhın aşırı yorumlarına karşı bir sigortadır
da denebilir tarikatler için. Yunus Emre ile Molla Kasım olayı bunun için güzel bir örnektir.
Bazı tarikatlerin nüfuz ticareti yapmaları, siyaset ve ticarete ehil olmayan şeyhler eliyle bulaşması Tarikatlerin asli işlevini gölgeleyemez
Hal böyle olsaydı bugün merkez medyanın faaliyetle
ri hemen durdurulmak gerekirdi.
Peki bu irtica yaygarası neyin nesi:
Dünyevi gücün babası ABD zannımca Türkiye dahil
tüm İslam ülkelerini açıkça tehdit ediyor. 200 Mil
yonluk Pakistanı bombalayıp taş devrine döndürmek
le tehdit ettiğini Bizzat Pervez Müşerref itiraf
etti. Şimdi böyle bir tehdit Türkiye için varsa,
ve ABD şöyle güçlü, böyle attığını vurur psikolo
jik eğitiminden geçmiş bir güvenlik bürokrasisine
sahipsek... Bu varsayımdan hareketle Türkiyenin
kontrol dışı bir Hakka tapan ülke olmasının başı
mıza belalar açacağına inanmış çevreler, İslamı
özenilir birşey olmaktan çıkarmak için ellerinden
geleni yapacaklardır diyebiliriz. Hakka değil güce
tapanlar hertürlü, provakasyon, iftira ve fitneye
arttırarak devam edeceklerdir. Yapacak birşey yok,
cahilce safsataları bilimsel gerçeklik diye önümü
ze sereceklerdir. Kurdukları sahte tarikatlrla
alay ederken hedefe temiz, muazzez dinimizi koya
caklardır. Gelibolu mevlevihanemiz elan ayaktadır.
Ehli Tarik'in Osmanlının kuruluşundan, Çanakkale
destanı ve kurtuluş savaşına olan katkıları sulan
dırılacaktır. Sabır Ya rabbi.. Bu alçaklıklara
dayanmak sabır ehli yiğitlerin işidir.
Sözlerimizi Halveti Tarikatından olan Evliya Çele
bimizin deyişiyle bitirelim.
Yürü be ABD, seninde sonun gelir dert etme sonuna
böyle olur, diyelim.
Devlet büyüklerimize de yanlış ata oynamamalarını,
yarın öbür gün ABD nin tası tarağı toplayıp Daral
mış Ortadoğudan kaçacağını diyelim. Milli Güvenliğimizin en sağlam tuğlası İslam kardeşliği ve temiz pak müslümanlığımızdır. Ajanlaşmamış
iyi niyetli unsurlarıda böylece uyarmış olalım.
Ehli Tarik sevgi ehlidir, pis ağızlar ne derse
kirlenmez ve öfkelenmezler. Hem Rabbimiz ne diyor.
Sizde bir zamanlar bilmezlerdendiniz, kardeşlerini
zi bilmedikleri için kınamayınız. Sevgi ve saygı
larımla. Levent.

Yazan: levent Tarih: September 28, 2006 3:51 PM

ebn padaişahlar tarikatları himaye etmez demedim ki, tarikata muhtaç değildi dedim.
aynı şey değil.

neyi nasıl himaye deceğini o belirlerdi, buyduğunuz giibi istediği tarikatı istediği gibi himaye eder, istediğini bektaşiler gibi batırırdı. fermen padişahındı.

şimdi ise oy hesabı var, kelle sayısı var.
tarikatlar istedikleri 3. sınıf politikacıyı "kese"nin başına getiriyorlar.

metalaşmak modernizmin eleştirdiğimiz sonuçlarındandır.
bunu sızlanma şeklinde verdiğiniz diğer örenklere katabilirsiniz.

dini bir tarikatın metalşaması kötüdür.
iyi bişey çıkmaz.

ben devlet üzerine gitsin demedim.
tüketiciyi koruma kanunu gibi birşeyden bahsettim.

ali kalkancı derin devletse, yarın öbürgün bugün
saygın sandığımız bir tarikatın derin devlet olmadığını nerden bilelim. Ben zaten ali kalkancıyı değil, otokontrol sistemi olayan bir oluşumu şikayet ettim.

o bölgenin ekümanik için boşaltılma hesaplarından söz ediliyor., ali bulaç bey demiş bir ropartajında, benim eskim başkasının yenisinden iyidir derim ben.,

ama bu kirlenmeden kurtulamadıkları için kendileri( siz) görsünler (görün) artık diyorum.

onun için biizm türk tipi laikliğe ihtiyacımız var., batıya biz öğreteceğiz, çünkü dinimiz dogma değil., kimseyle birşey yarışına girmek zorunda değiliz.

tarih yaşanmıştır., herşey yerindedir.

suat bey, o kadınlı erkekli tarikatlı namazı gruplarını hiç hazetmiyorum. Ancak size de, e-mine hanıma dediğim şeyi söylüyorum; siz yaparsanız başkaları da yapar.,

tibette bu bozulmadan payını alacaktır.,

Yazan: KaNeZe Tarih: September 28, 2006 4:07 PM

mrb
ben sorunun herşeyde olduğu gibi anlayışsızlıkta olduğu kanaatindeyim.eğer bi şey gizli yapılıyorsa bunun önemli nedenleri vardır.tıpkı tarikatlar gibi.
siz kalkıp bir insanın en doğal hakkı olan seçme hakkını yönlendirirseniz,hakkını elinden almaya kalkarsanız,sırf sizin gibi,sizin istediğiniz gibi olmadıkları gerekçesiyle onları dışlarsanız vesaire vesaire.ortaya çıkmış olan olabilecek herşeyi de göze almış olmanız gerek.çünkü biri sizden farklı olmayı herşeye rağmen göze aldıysa bir çok şeye de cesaret edebilir...
ayrıca beyaz'ın aşağıya aldığım sözleri çok ilgimi çekti;
. Dini, kitaba cok bagli kalmadan, daha evrensel, hem gundelik hayatin gereklerine, hem de dinde korkuyu degil sevgiyi esas bir hayat felsefesinin gereklerine gore yorumlayan tarikatlar olabilir. Tek tanrili dinlerin, ayni cati altinda ibadet ettigi tarikatlar yayginlasabilir.
beyaz bunları yazdıktan sonra şöyle bi dikkatlice hiç mi okumamış acaba?
bu arkadaşın dini ne olarak gördünü de merak ettim ayrıca.hem kendisine bi öneride de bulunmak istiyorum önce islamın ne demek oldunu ii bi araştırsın,kulaktan dolma bilgiler gün gelir ele güldürür insanı...
SAYGILAR

Yazan: rüya Tarih: September 28, 2006 5:27 PM

Sayın knz,

Ben de sizin tarzınızda cevap vereyim:

Ferman padişahın olmaz. Osmanlı'da tarikat olmasaydı Osmanlı olmazdı. Osmanlı= Ahmed Yesevi'dir; Hacı Bayram Veli'dir; Akşemseddin'dir; bir okuyun tarihi Osmanlı'yı padişahlar mı yönetmiş tarikatlar mı?

Şimdi oy hesabı var demişsiniz. Demokrasi=halk idaresi değil mi? Cumhuriyet devletin cumhurun istediği gibi yönetilmesi değil mi? O zaman siyasetçinin tarikatten oy istemesinin neresi yanlış? Tarikatin siyasetçiden kendi haklarını gözetmesini istemesinin neresi yanlış?

Dini bir kurumun metalaşması kötüdür. Neden kötüdür? Din maddeden ayrı mıdır? Maddeli din olmaz mı? Bir taraftan bir lokma, bir hırka olmaz deyip eleştirirken holdingleşen, sanayileşen dindarlara kötüdür demek ne yaman çelişki. Dini bir kurumun metalaşması kötü değildir, tehlikelidir. Ebu Hanife gibi batan gemilerine üzülmediği için hamd edebiliyorsan metalaşmanın hiçbir kötülüğü yoktur. Tabi metalaşmanın kötülüğünü dini yönden değerlendiriyorsanız...

Tüketiciyi koruma kanunu gibi bir şey. Bunun için önce üretici olması lazım. Üreticinin legalize olması lazım ki tüketiciyi koru. Tarikatların legalize olmasına evet mi?

Ali Kalkancı derin devletse yarın öbür gün başka bir tarikat reisi de derin devlet olabilir. David Koresh gibi bir sapık tarikat da olabilir. Bu risk hayatta her alanda var. Size Brad Pitt ile Angelina Jolie'nin Mr.and Mrs. Smith filmini öneririm.

Literatürde Türk tipi laiklik diye bir şey yok. İcad olsaydı şimdiye kadar olurdu. Sosyolojiye şimdiye kadar kazandırdığımız bir değer yok. Biz, terim üreten değil, terim manüple eden bir milletiz. Burada da tüketiciyiz ve hatta terimlerin b.nu çıkartan bir milletiz yani. Türkiye'deki laiklik Fransız laikliğinin katı bir şeklidir. Demokrasi, laiklik ve cumhuriyetin ne olup olmadığını www.derinsular.com adresindeki serileri okuyarak öğrenebilirsiniz. Mutlaka okuyun, çok şey öğreneceksiniz.

Yorum film kritiğine döndü ama tarih ve kültür konusunda, ve belki tarikatlar konusunda yitirdiklerimiz için de Tom Cruise'un "Son Samuray" filmini izlemenizi tavsiye ediyorum. Modernizmin kültürü ve mistisizmi nasıl baltaladığını, ırzına nasıl geçtiğini gösteren muhteşem bir film. Tibet de bu bozulmadan payını alacaktır ve almıştır. Sorun şu: Bu güzellikleri yaşatmalı mıyız, yeni Yunus Emre'ler, Mevlana'lar, Hacı Bektaşlar mı yetiştirmeliyiz, yoksa bozuk, çürük var diye hepsini çöpe mi dökmeliyiz. Mevlana zamanında bütün tarikatler düzgün müydü? Ali Kalkancı'lar yok muydu? Açın Mesnevi okuyun, sürekli sahte şeyhlerden bahseder. Bu kafalarımız kollektif imha anlayışından kurtulmadıkça adam olamayacağız.

Yazan: blue Tarih: September 28, 2006 5:54 PM

"Dininiz, felsefeniz, tarikatiniz ne ise istediğiniz biçimde ibadet edebilirsiniz; ister kadın erkek karışık, ister ayrı, ister altalta, ister üstüste, ister meydanda, ister kapalı yerde, ister bir mabed de, ister evde, ister başınız açık, ister... Dininizi, felsefesinizi tarikatinizi, ister reforme edin ister deforme.. Var mı karışan girişen? Yook.. İyi de İslam'dan size ne be kardeşim? Bırakın onu müslümanlar konuşsunlar.. Kimsiniz siz de burada müslümanlara salak muamelesi yapıp akıl fikir peydahlamaya çalışıyorsunuz? Bunu hangi sıfatla yapıyorsunuz?"


Suat Bey isimli cogulcu demokrat yorumcumuzun seviyeli ifadelerine bir kez daha dikkatinizi cekmek istiyorum efendim. Cogulcu demokratlara dikkat, benden soylemesi. Islam acaba sizin maliniz mi, tapusunu gorebilir miyiz?
Iyi ramazanlar!

Yazan: Beyaz Tarih: September 28, 2006 5:58 PM

Beyaz hanım,

Ne o, saat tıkırtısı kuvvetli geldi galiba, duymuşsunuz..

İslam ne benim ne de bir başkasının tapulu malı değil..

İslam bir dindir, bir hayat tasavvurudur. İçinde birçok ekoller barındırır. Yorumları geniş coğrafyalarda ve sosyal dokularda farklılaşabilir, bu evrenselliğinin getirdiği bir esnekliktir, lütuftur. İslam'ın tarikat cemaat vb. yorumları ve varsa bunların içsel sorunları inananlarını ilgilendirir, İslam'a inanmayan bir başkasının buna maydonoz olması haddi aşmaktır.

İslam hakkında görüş bildirenler kabaca üçe ayrılabilir:

1. Müslümanlar. Yani bu dine kalben inanmış olanlar.

2. Oryantalizm olarak bilinen bakış. Bunun içine müslümanlar hariç hertürlü inanç sahibinin bakışını koyabiliriz.

3. Münafıklar. Bunlar da müslüman gözüken ama aslında inanmayanlardır. İnancını gizlemelerinin sebebi daha çok politiktir.


Oryantalist bakış bellidir, bunu zaten açıkça söylerler, kütüphaneler, üniversiteler bu şekilde İslam'ı inceleyen kitaplar ve araştırmalarla doludur.

Ama müslümanlarla münafıkların ki çoğunlukla birbirine karşışır. Kimin samimi, kimin gayri samimi olduğu kolayca anlaşılamaz. Bunu anlamak için biraz "iz" sürmek gerekir.

Hadi bakalım size 36 puanlık uzman sorusu. Sizin bu konu hakkında yazdıklarınız yukarıdaki grupların hangine giriyor? Bunun cevabını verin, ona göre daha yazacaklarım var. Yani Din de reform olur mu, kimler reformu savunur, reform -oluyorsa- içten mi dıştan mı olur, reformun gerektiğine kim karar verir, reform tecdid midir, değişik bir yorum mudur? Bunlara ve bu gibi konular 2.ci gruptakilerin ve/veya bir sahtekarlık timsali olan 3.cü gruptakilerin üstlerine niçin vazife değildir, gibi hususlara cevabınızdan sonra değineceğim.

Yazımdaki seviyeye gelince. Bu konuda standardım yoktur, cevap verdiğim yazıya göre değişir. Ama mümkün mertebe cevap verdiğim yazının seviyesine, amacına, muhatapları "ne" yerine koyduğuna, içinde geçen hop hop, zıp zıp gibi değişik iletişim kelimelerine ve yazıdaki hinliklere bakıp adaleti gözetmeye çalışırım..

"Men dakka dukka" da denebilir yani..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 28, 2006 7:02 PM

"Suat Bey isimli cogulcu demokrat yorumcumuzun seviyeli ifadelerine bir kez daha dikkatinizi cekmek istiyorum efendim. Cogulcu demokratlara dikkat, benden soylemesi. Islam acaba sizin maliniz mi, tapusunu gorebilir miyiz?
Iyi ramazanlar! " (Beyaz)

Surdaki mantik orgusune bakin Allah askina!!! Daha once muslumanlari Arabistana gonderen, ezanlarini susturan, basortusunu bu hukemet kaldiriersa darbe yaparim HA!! diyen, Islam hakkinda yapmadik hakaret birakmayan azinlik dinler icin yeni haklar isteyen, (Lozan kesmemis) ve Musluman olmadigini ifade eden "peki benim cocuklarim noolacak" ,"masaya oturdugumda benim de taleplerim olacak diyen kisi sinmdi BASKASININ DININ REFORME ETMEYE CALISTIGINDA ":SIZ KIM OLARAK BUNU YAPIYORSUNUZ, HANGI SIFATLA" diye soran bir Muslumana BASKASININ DININI REFORME ETME hakkinin "cogulcu demokrasiden" geldigini soyleyecek piskinligi, kapasitesizligi segileyebilior! PES DOGRUSU!

Behey ENTEL cogulucu demokrasi "SENIN DININ SANA BENIMDINIM BANA" nasina gore Muslumanmin zaten kabul ettigi, Islam medeniyetlerinin, Yahudi ve Hiristiyanlarin aksine diger dinklere, kuturlere tanidigi HURRIYET DEMEKTIR. SOM AGZINI ACIP SENIN DININI REFORME EDECEGIM DEME HAKKININ COGULCU DEMOKRATLIK HAKKIN OLDUGUNU DUSUNUYORSAN FAZLA DERIN, FELSEFI BULDUGUN TEMEL KABVRAMLARI ORGRENME ZAMANI GELDI DEMEKTIR!

Eger dininizi reforme etmek icin Muslunmanlarin tavsiyelerini istiyorsaniz tekrar ediyorum: ACIKLAYIn NE OLDUGUNU belki beyin firtinasi yapmak isteyenler olur. Biraz entellektuel, ahlaki butunluk bu kadar zormu?? Neyseki sahteklarliginizla bioy olcusecek zekaniz yok!
Hepimiz dun dogmadik!

Bugun sizin 9 Eylul Karargahi baskumandani Alici adli LUMPEN de "Keske Andolu musluman olmasaydi" demis. Sonra da "beniim soylediklerimde Papa'ninki gibi" yada "bende Turkiye'deki papayim" mealinde fesesefe yapmis CHP'nin Think(?) TANKCILARINA! Sezer, Basbug, ODTU karargahi Baskumandani'ndan sonra tabbiki bugun de HaKuvvetleri Kumandani muhtitasini vermis; ve MASAYA KODUMU OTURTMUS. Dusmani belirlemis: IRTACA Tiramniyormus! Oh so shocking!! Ne ozgun degilmi?

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 28, 2006 8:01 PM

Tarikatlara Türkiyenin "hem ihtiyacı hemde borcu var" diyen Ali Bulaç bu iddiasını şöyle dile getiriyor:

"Türkiye, 20. yüzyılın ikinci yarısından başlamak üzere üç büyük göç dalgası yaşadı. Kısa zamanda milyonlarca insan mekan üzerinde yer değiştirdi, köylerde, kırsal kesimde veya küçük yerleşim birimlerinde yaşayan insanlar başta İstanbul olmak üzere birkaç büyük kente taşındı, hem de kitleler halinde. Başka ülkelerde bunun muazzam sosyal sonuçları olmuştur. Boşanmalardan tutun, suç oranlarının kontrol edilemez boyutlara ulaşmasına, sosyal çalkantılardan isyanlara varan siyasal hareketlere kadar. Eğer Türkiye’de yaşanan bunca kültürel travma ve sıkça tekrarlanan ekonomik krizlere rağmen bu türden ciddi sorunlar yaşanmadıysa bunun en önemli sebeplerinden biri, dini cemaatlerin hakiki birer SİVİL TOPLUM KURULUŞU olarak faaliyet göstermeleri, göçmenleri şehrin mekanlarına yerleştirmeleri, onları rehabilite etmeleri ve imkanlar ölçüsünde yeni şehir hayatına kazandırmalarıdır... "

Yukarıda ifade edildiği gibi tarikatlar Türkiye'de gerçek birer sivil toplum kuruluşu olarak faaliyet gösteriyorlar
yani Türkiye'de çok çok az bulunan sivil toplum kuruluşları onlar...

Yazan: Tarık Yılmaz Tarih: September 28, 2006 8:34 PM

Suat Bey,

Uzulerek sunu ifade etmem lazim, sizinle hic istemedigim halde tekrar diyaloga giriyorum. Siz de, benimle diyalog kurmaktan haz etmediginizi daha onceki yazilarinizda ortaya koymustunuz, o nedenle neden hala sahsimi hedef alan yorumlar yaptiginizi anlamis degilim. Yukarida yapmis oldugunuz siniflandirmalar tam bir komedi harikasi. Muslumanlar varmis, oryantalistler varmis, munafiklar varmis - bu yorumlar hayati, insanlari ancak siniflara ayirarak yorumlayabilen basit bir beynin urunu olabilir olsa olsa.

Sizin sahsima yonelik arka arkaya siralamis oldugunuz nezaketsiz kelimeler de benim icin hicbir anlam ifade etmiyor. O yuzden kopyalayip yapistiriyorum ki, sizin kim oldugunuz ve ne oldugunuz daha bir anlasilsin. Sizden farkli dusunen insanlarin goruslerine tahammul bile edemeyip de, sonra kendinizi "cogulcu demokrat!!" olarak nitelemenize, hep birlikte gulelim. Ifadelerinizde, "alt-alta", "ust-uste" ve onceden yayinlanan ama sonra sansure ugrayan bazi kufurlu kelimelere yer vermeniz, sizden farkli dusunceleri ifade eden kisinin bir bayan olmasina karsi duydugunuz tahammulsuzlugun cok net bir gostergesi. Esra Hanim gibi, bayan yorumcularin, sizin satir aralarinizi okumasini, sizin gibi kisileri akil hocasi ilan etmeden once bir kez daha dusunmesini temenni ederim. Yukarida Grup 1 icine koymus oldugunuz Muslumanlarin, Ramazan ayinda boyle kufurlu ve nezaketsiz diyaloglara girmesi hos karsilaniyor mu merak ediyorum, bu sizin tarikatiniza ozgu bir gelenek olsa gerek.

Bazi arkadaslariniz, daha da ileri gitmis, benim gibilerin haddini bildirmek gerektigini ifade etmis. Nasil olacak bu had bildirme meselesi merak ediyorum? Bir koruma tutmama gerek yoktur umarim. Islamda siddet yoktur, hosgoru vardir gibi yorumlari sarf eden yorumculara duyurulur. Bunlar mi sizin, takim arkadaslariniz, akil hocalariniz? Bravo!

Ruya Hanim/Bey, yorumlariniza ilk firsatta cevap vermeye calisacagim.

Saygilarimla.

Beyaz.

Yazan: Beyaz Tarih: September 28, 2006 9:12 PM

Beyaz Hanım,

Takke düşünce haliyle kel görünüyor..

Sorulara cevap yok, kimliği faş etmek yok. -Sizin tabirinizle- bol bol, hop hop, zıp zıp var..

Çok basit sorular sordum, ama cevap vermek yerine kaçak güreşmeyi tercih ettiniz; herzamanki gibi..

Sizinle diyaloga girmeye meraklı değilim, bunun vakit kaybı olduğunu daha önce söyledim; siz de bu diyalogu istemiyorsanız İslam hakkında "dışarıdan" olduğunuz halde "içeriden"miş gibi kisvelere bürünüp nev'i şahsınıza münhasır yorumlar yapmayın..

Bunu yaptığınızda mecburen diyaloga girmek zorunda kalıyorum, bundan sonra da kalacağım.

Hariçten gazel okuduğunuzu ilan edin, sonra dilediğiniz temenniyi, düşünceyi, öngörüyü yapın. Tıpkı burada, bunu, çok çeşitli isimler altında yapanlar gibi. Tatlısı kurnazlığı yapmayın, içerdenmiş gibi davranıp reform adı altında evrensel ütopik teolojik argümanlarınızı pazarlamaya kalkmayın.

Hem başka bir başlıkta "Kur'an'a hakaret etmek istemem ama.." diye başlayıp, İslam'a dair düşüncelerinizi belli edip hem de burada "Turkiye'de basortusu, tarikatlar gibi konularin cozumu, cok daha kapsamli bir din reformunun bir parcasi olarak ele alinmalidir." diyerek bir ultra modernist müslüman gibi sözler söyleyerek hem nalına hem mıhına vurmaya çalışmayın. Hem devletin din eğitiminden elini çekmesini isteyip hem de bir şekilde denetlemesini(!)arzulamak gibi absürd hususları cilalayıp satmayın.

(Bu arada konu dışı olacak ama anladık; demokrasi sadece sizin düşünceleriniz için geçerli yani nalıncı keseri gibi hep kendinize yontuyorsunuz tamam da hiç olmazsa "demokratım" deyip de bizimle gırgır geçmeye çalışmayın. Bari dönün, Mustafa Bey'in yazısını ve vurguladığı hususları bir daha okuyun.)

"Koruma tutmama gerek yoktur umarım" mış; sanki sizin sanal kimliğiniz dışında tanıyan eden varmış gibi bir de duygusal sömürü yapıyorsunuz. Kimsenin kimseyi tehdit falan ettiği yok, "Haddi bildirmek" tabirini Bekir Ağabey kullandı; benim yaptığım da sizin haddinizi kelimelerle bildirmektir. Zaten o da bunu kasdetmiş yazısında, yaptığımız tartışmalar hususunda sert olmamızı ve gerçek niyetinizi afişe etmemizi salık vererek. Oraya buraya sündürmeye çalışmayın ex yorumculardan bazılarının yaptığı gibi.

Bu sitede bir yıldan fazla bir zamandır yazıyorum, sayenizde ilk kez -kesinlikle bir küfür olmayan- "kelimem" sansüre uğradı. Halbuki noktalama işareti ile ayırmıştım. Aynı düşüncemde ısrarlıyım; kendi inancınız, dininiz, felsefeniz her ne ise, istediğiniz kıyafetle, istediğiniz biçimlerde, istediğiniz yerde bunu yapın. Reforme edin, deforme edin, kimsenin umrunda değil. Ama yalnızca kendi inancınız için.

Konu İslam olduğunda sizin ya da benzer düşüncede olduklarınızın "içten" bir tavırla söz söylemeye hakkı yok. Bu usul açısından da böyledir, mantık açısından da.

Felsefi açıdan tutarlı olma kaygınız yok, bunu zaten daha önce söylemiştiniz, biliyoruz ama bu kadar da kör gözüne parmağım yapmak, buradaki insanların zekalarına hakaret etmek demektir.

Sizin "İslam içi" bir tartışmada yeriniz yok.

Anladınız mı?

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 28, 2006 10:37 PM

Asagidaki cok saygi duydugum "gercek domkorat" dusunur, Prof. Atilla Yayla tarafindan yazilan enfes yaziyi sadece link vererek gecisirmeye gonlum razi olmadi. Bir ogretmen olan Prof. Yayla ortalama zekasi olan herkesin anlayabilecegi bir uslup ile temel insan haklari, demokrasi, laiklik gibi kavramlari ogretiyor kapsite sahiplerine! Bilenler icin dahi zevk verici bir okuma olcagi dusuncesi ile..Ayni yaziyi bazi ilavelerle kendi mekanima da koyacagim.
=====================================
PROF. DR. ATİLLA YAYLA - GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
29.09.2006 CUMA -Zaman

Ertuğrul Özkök’e açık mektup!

Sayın Özkök, Hürriyet’in 23 Eylül 2006 tarihli nüshasındaki yazınızda “Üniversiteye ille de türbanla gitmek isteyen kızların misyonu nedir?” sorusunu sadece İslamcı çevrelerin değil “liberaller”in de tartışması gerektiğini söylüyorsunuz.


İdeolojik tercihi sosyalizm, muhafazakârlık, nasyonalizm veya İslamizm değil liberalizm olan, Türkiye’de liberalizm hakkında ilk Türkçe kitabı yazan ve son 14 yılı Liberal Düşünce Topluluğu bünyesinde olmak üzere yaklaşık yirmi yıldır liberal değerlerin tanınması, anlaşılması, yayılması ve ülkemizin siyasî, iktisadî ve hukukî düzeninin liberalleştirilmesi için gayret sarf eden bir akademisyen olarak bu çağrınızı üzerime almanın hakkım ve görevim olduğu kanaatindeyim.

Ben, insanların doğuştan gelen doğal haklara -hayat, hürriyet, mülkiyet- ve bu hakların toplum içinde tezâhürü olan sivil özgürlüklere -seyahat, din ve vicdan, ifade ve teşkilatlanma özgürlükleri- sahip olduğuna inanıyorum. Bana göre bir siyasî, ekonomik, hukukî yapılanma bu haklara saygı gösterdiği ve onları koruduğu ölçüde meşru ve kıymetlidir. Bu haklar, toplum, devlet, hükümet lütfettiği veya izin verdiği için sahip olduğumuz, onlar istemediğinde vazgeçebileceğimiz veya çiğnenmelerini normal karşılayabileceğimiz haklar değildir. Medenî bir hayat ancak bu değerlere bağlanmakla, onları sıkı sıkı korumakla ve siyasî, hukukî, ekonomik yapılanmaları onlar üzerinde gerçekleştirmekle mümkün olabilir.

Türkiye’de, kadın vatandaşlarımızın bir kısmı şu veya bu gerekçeyle yahut amaçla başını örtmektedir. Bir liberal olarak bana düşen; bu vakıâyı olduğu gibi kabul etmek ve başlarını örtmelerinden dolayı bu vatandaşları vicdanımda mahkum etmemek ve negatif diskriminasyona tutuluyorlarsa, buna karşı çıkmaktır. Elbette kimi kadınların başını niçin örttüğü bilimsel çalışmalara konu yapılabilir; ama bu çalışmalardan bir normatif hükme varılamaz. Bilim değer üretmez, olsa olsa toplumsal durumun kısmî ve geçici bir fotoğrafını çekmemizi sağlar. Değerler, hayatın içinden ve pek çok faktörden etkilenerek ortaya çıkar. Bilimsel araştırmalara dayanarak türban takmanın “iyi” veya “kötü”, “doğru” veya “yanlış” olduğu söylenemez.

Türbanlı öğrencilerin engellenmesi suçtur

Benim savunduğum liberal düşünceye göre türban takmak veya takmamak temel bireysel hakların kullanılma biçiminin bir yansımasından ibarettir. Kişinin türban takması, onun hem (negatif) özgürlüğüyle, hem mülkiyet hakkıyla, hem ifade özgürlüğüyle alakalıdır. Bir başka deyişle, kişinin türban takmasını kamu zoruyla engellemek, onun tercih özgürlüğünü, mülkiyet hakkını ve ifade özgürlüğünü ihlâl etmek anlamına gelir. Türbanın üniversitelerde yasaklanması, aynı zamanda, bizim darbe ürünü anayasamızda bile dile getirilmiş olan eşitlik ilkesinin ve eğitim öğretim hakkının ihlâlidir. Dolayısıyla türbanlı öğrencilerin üniversitede okumasının engellenmesi bir suç teşkil etmekte ve bunu yapanların cezalandırılması gerekmektedir. Bunun yapılmıyor olmasının başlıca nedeni, rejimimizin hukuktan çok güce dayanması ve güçlü olanın baskın çıkmasıdır. Hukuk ve kaba güç birbirinin zıddıdır. Belki dikkatinizi çekmiştir, türbanla ilgili olaylarda mağdur edilenler hep cezaî değil, idarî yaptırımlara maruz bırakılmaktadır. Tek başına bu gerçek bile yasağın kaynağının hukuk değil, bürokratik otorite olduğunu ve türban takmanın bir siyasî kabahat (cezalandırılmayan bir siyasî suç) durumuna getirildiğini göstermektedir.

Bu söylediklerime cevap olarak Anayasa’dan ve Anayasa Mahkemesi kararlarından bahsetmenizi tavsiye etmem. Zira, Anayasa da, Anayasa Mahkemesi kararları da bu yasağı temellendirmeye yetmez. İnsan haklarını ilgilendiren düzenlemeler kanunla yapılabilir; Türkiye’nin pozitif hukukunda türbanı yasaklayan bir kanun yoktur -olsa bile gayri meşru olurdu- ve Anayasa Mahkemesi kararları Yasama Meclisi’ni aşarak bir hüküm tesis etmez, edemez.

Sayın Özkök, yazılarınızdan bildiğim kadarıyla siz, reşit oldukları için, üniversite öğrencilerine türban yasağı koymanın yanlış olduğu kanaatindesiniz. Bu özgürlükçü tavrınızı takdir ediyorum. Ben de sizinle aynı fikirde; ama sizden iki yönden daha ilerideyim. İlk olarak, bana göre, bu yasak yukarıda dediğim gibi yalnızca yanlış değil, kanunsuzdur da. İkinci olarak, ben türban yasağının sırf üniversite öğrencileri için değil, bütün öğrenciler ve bütün kamu çalışanları için de yanlış ve hukuk dışı olduğunu düşünüyorum. İsteyen her öğrenci başını örtebilmeli ve avukatlık, doktorluk, hâkimlik gibi mesleklerin lisansını almış kişiler başörtülü olarak mesleklerini icra edebilmelidir.

Bu yaklaşıma ‘kamu görevlileri tarafsız olmalı’ diyerek itiraz ettiğinizi duyar gibiyim. Ne var ki, yanılıyorsunuz. Başı açıklık, tarafsızlık değildir. Başörtüsü takmak bir değer tercihini yansıtabileceği gibi başı açıklık da bir değer tercihini yansıtabilir. Elbette vatandaşlara kamu hizmetlerinin sunulmasında mutlak değilse bile maksimum tarafsızlığın sağlanması şarttır. Ancak, bunun yolu, insanların değersel olarak tarafsızlaştırılmasından -ki bu imkansızdır- değil, kamu hizmetini düzenleyen kuralların tarafsızlaştırılmasından ve bu tarafsız kuralları ihlâl etmenin idarî ve hukukî olarak müeyyidelendirilmesinden ve bunun kurumsallaştırılmasından geçmektedir. Bunun yapılabileceğini gösteren pek çok örnek vardır.

Sayın Özkök, üzülerek görüyorum ki, liberallerin de üzerinde “tartışmasını” istediğiniz sorunuz önyargılı. Üniversiteye “ille de türbanla girmek” istenmesinden söz ediyorsunuz. Bu sorunuza neden bazılarınca kızların “ille de” başörtülerini atarak üniversiteye gelmesinin istendiğini sorarak cevaplayabilirim. Başkaları istemiyor, birilerinin hoşuna gitmiyor diye insanların haklarından, bu hakların kullanılmasının tezahürlerinden vazgeçmelerini talep etmek ahlâk dışıdır ve bu yola bir defa girersek sonunda bütün haklara elveda deme noktasına varmamız kaçınılmazdır.

Perspektifinizi değiştirin, çünkü yanlışınız var!

Yazınızda TESEV’in bir araştırmasından ve başını örten kadınların sayısının artıp artmadığıyla ilgili tartışmalardan da bahsediyorsunuz. Bu tür çalışmalar daha önce de yapılmıştı. Hepsinin gösterdiği, Türkiye’de bir başörtüsü-türban gerçeğinin bulunduğu, yani kadınların önemli bir bölümünün başörtüsünü bir şekilde kullandığıdır. Ancak ben bir liberalim, değer yargılarımı ve neyin hak olup neyin olmadığını çoğunluğun tercihlerine veya azınlığın gücüne bakarak değil, evrensel (universalize edilebilir) ilkelere dayanarak belirlerim. O yüzden, toplumun sadece % 1’i başörtüsü taksa ve % 99’u başörtüsüne karşı olsa da insanların negatif özgürlüğünün bir parçası olarak başını örtme (veya örtmeme) hakkının ortadan kalkmayacağına inanmaktayım.

Gerek yazınızın bütünü gerekse spesifik sorunuz, başını örtenlerin siyasî veya İslamî bir misyonu üstlendiğini iddia ediyor. Ama bu yargınızı bir köşe yazarının bir fıkrasına ve söz konusu araştırmanın genel bulgularına dayandırıyorsunuz. Bildiğim kadarıyla sosyolojiyle haşır neşir olmuş bir insansınız. Nasıl oluyor da başını örtenlerin hedeflerinin veya kendilerine biçtikleri bir misyonun olduğunu ve bu hedefin mahiyetini ve misyonun muhtevasını hiçbir bilimsel araştırmaya dayanmadan tespit edebiliyorsunuz? Bu tür bir tespit, ancak ve ancak, bilimsel metotlarla, temsil kabiliyetine sahip bir örneklem üzerinde çalışarak yapılırsa doğru olur ve anlam ifade eder. Biliyorum ki Türkiye’de böyle bir çalışma yapılmamıştır. Yapılan, türbandan nefret eden bazılarının kendi gözlem, yargı ve vehimlerini genelleştirmesi ve genel bir hakikatmiş gibi takdim etmesidir. Aynı hatanın Fransa’da Starsi komisyonu tarafından da yapıldığına din özgürlüğü-laiklik konusunda sayılı otoritelerden olan Jeremy Gunn (Liberte Yayınları’nca yayımlanmak üzere olan) “Din Özgürlüğü ve Laisite” adlı kitabında işaret etmektedir.

Türban takanların bir kısmının (hatta tamamının) siyasî ve İslamî bir misyon üstlendiğini ciddi bilimsel araştırmalarla tespit etsek bile bu, onların haklarının kısıtlanması gerektiği sonucuna varmaya ve buna dayanan yasakları haklılaştırmaya yetmez. Önce bu misyonun tam bir teşhisini yapmamız ve sonra hangi yol, yöntem ve araçlarla gerçekleştirmek istediğine bakmamız icap eder. Türbanlı bir kızın misyonu etrafa siyasî veya dinî bir mesaj vermekse, bunda, benim gibi iflah olmaz bir liberal için, hiçbir mahzur yoktur. Bu kişinin örnek davranışlar sergileyerek veya telkin ve tavsiyede bulunarak diğer insanların kendisi gibi olmasını sağlamaya çalışması da olağan karşılanması gereken bir hayat gerçeğidir. Problem, türbanlı kişinin zor kullanarak, fizikî bir baskı yaparak başkalarını kendisine benzetmek istemesi durumunda ortaya çıkar. Bu tür davranışlar suçtur, mutlaka cezalandırılmalıdır; ama elimizde üniversitelerde şimdiye kadar böyle bir olayın yaşandığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Asıl problem, kamu otoritesi ve kamu organlarının insanlara türbanın temsil ettiğine-yansıttığına inanılan hayat tarzlarını zorla benimsetmek veya takip ettirmek için kullanıldığında doğar. Karşı çıkılması ve engellenmesi gereken işte budur ve bunu yapmanın tek ve kesin yolu kamu organlarının ve otoritelerinin sekteryen, ayrımcı misyonları hayata aktarma aracı olarak kullanılma imkân ve alanlarını azaltmak ve daraltmaktır. Misyonlar arasında hoşlanılmayanları tasfiye etmek için topluma müdahale etmek, yani toplum mühendisliği yapmak, hem hiçbir sonuç vermeyecektir hem de ağır yanlışlıklar ve haksızlıklar yaratacaktır.

Sayın Özkök, işte bu nokta bizi meselenin özüne getirmektedir. Türkiye’de farklı hayat tarzları vardır. Bu tarzların hiçbiri, -insan hakları hariç- hiçbir kıstas açısından diğerinden aşağı veya üstün değildir. Bir liberal demokraside, kamu otoritesi değişik hayat tarzları arasında bir tercih yapamaz; bu tarzlardan birini teşvik edip bir diğerine engel koyamaz. Hangi hayat tarzının akıbetinin ne olacağını ve kimin hangi tarzı seçeceğini hayatın akışı belirler. Her insanın kendi hayat tarzını korumak istemesi makul, anlaşılır, meşru ve hatta medenî bir ortak hayat için gerekli bir istektir. Ben de, büyük ihtimalle Necmettin Erbakan’ın hayat tarzından ziyade Ertuğrul Özkök’ünkine yakın olan hayat tarzıma müdahale edilmesini, tercihlerimin bastırılmasını arzu etmem. Bundan korkarım. Ancak, sevmediğim veya korktuğum hayat tarzlarının devlet tarafından benim hayat tarzım lehine bastırılmasını bu rahatsızlığın, endişenin, tehlikenin, korkunun giderilmesinin yolu olarak görmem; göremem. Bunu yaparsam, bastırılmasını istediklerime, dolaylı olarak, gücü ele geçirirlerse benim onları bastırmam gibi onların da beni bastırabilecekleri mesajını vermiş, bu tür bir muhtemel tavrı meşrulaştırmış olurum.

Sayın Özkök, çağrınıza değer verdim, yazınız ve sorunuz üzerine düşündüm, görüşlerimi gözden geçirdim. Umarım benim de size bir karşı çağrıda bulunmamı normal karşılarsınız. Şimdiye kadar bu meseleyi, yanılmıyorsam carî rejimi ve egemen laiklik anlayış ve tatbikatını kusursuz gören ve otoriteryen devletçi siyasî felsefeyi ve yapılanmayı korumayı en önemli amaç hâline getiren açılardan ele aldınız. Ancak, başka perspektifler de mevcut. “Türban sorunu”na bir de din ve vicdan özgürlüğü, sınırlı siyasî yönetim (yetkileri insan haklarıyla sınırlanmış Meclis, hükümet, üniformalı ve sivil bürokrasi), liberal demokrasi ve tarafsız devlet açısından bakar veya bunu yapan çalışmalardan yararlanırsanız çok değişik bir manzarayla karşılaşabilirsiniz. Farklı ve sizinkileri çürütebilecek fikirlerle yüzleşmeye ve bunun sonuçlarını köşenizde ve yönettiğiniz gazetede yansıtmaya yetecek derecede açık fikirliliğe ve medenî cesaret sahip olduğunuza inanmak istiyorum. Size açık zihinli ve özgürlük dolu günler dilerim...

(atillayayla@yahoo.com)

29.09.2006

Kaynak: http://zaman.com.tr/?bl=yorumlar&alt=&trh=20060929&hn=354113

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 29, 2006 4:20 AM

Suat Bey, siz kimin tartismasindan kimi kovuyorsunuz anlamadim. Dini inanclarimi sizin sacmasapan siniflandirmaniz icinde ele almak gibi bir mecburiyetim yok. Istedigim konuyu istedigim gibi irdelemekte ve tartismakta serbestim. Benimle tartismaya tahammul edemiyor musunuz, etmeyin, zaten ben de sizinle de, taliban kafali agabeyinizle de tartismaya hic merakli degilim. Onun icin de sozu daha fazla uzatmayacagim. Ancak inandigim dogrultuda goruslerimi ifade etmeye devam edecegim. Saygilarimla. Beyaz.

Yazan: Beyaz Tarih: September 29, 2006 5:15 AM

Saatle konusmayi seven ve fakat saati soylerken dahi sahtekarlik yapan bayan soylamis. Gorelim ne soylamis:

"Bazi arkadaslariniz, daha da ileri gitmis, benim gibilerin haddini bildirmek gerektigini ifade etmis. Nasil olacak bu had bildirme meselesi merak ediyorum?"

El-cevap: Bizim "had bildirmemiz" 30 kusur yildir komadaki Ecevit'in basortlu milletvekili gorunce "Bu Hanim'a haddini bildirin" dediginde kastettigi manada olmadigi tecrubelerle sabittir.

Bizim "had bildimermizin" ne oldugu zaten yorumlarimizdan anlasiliyordu, kapsite sahibine. Ama saati ogrenemmisler icin daha da acayim:

1) Misafir bulundugunuz ulkedeki ev sahipleri ile nasil konusulacagini ogreneckiniz.

2) Muslumana "nasil olsa ben guclu taraftayim; atrkam tufekli kuvvelere, ABD'ye Yahudiye bilmm kime yasladim" guveni le tepeden bakarak nlari Atrap ulkelerin gondereme, basni acmaya kalkarsan darbe yaparim actirmam; ezanini keseceghim bilmem ne deme kustahligini gosterenmeyeceksiniz artik. HADDINIZ DEGIL! Msafir kendisine ev yurt, ekmek veren insanlardan memnun degilse Beyazx Adamin Kizxilderili'ye yaptig gibi onlari ates suyu, kasitli miktop ve sla ile kaletmez; onlar baska yerlere surmez; gedigi yere geri doner.

3) Misafir bulundugunuz ulkede verdiginiz ?) (ABD'de bulundgunuzu ifade buyrmustunuz gercekten Turkiye'ye vergi veriyormusunuz bilmiyoruz ya) vergilerin sadece sizin hosunuza giden seyler icin hacamasini talep etmek te haddi asmaktir. ABD'de benim verdigim vergiler Musluman kardeslerimi oldurmek icin kullanilmasin deme hakkim vami? Ustelik bu "sunni muslumana hizmet" dediginiz Diyanet Faliyetleri'nin HIZMET Zulm oldugunu, Sunn Islam' kontrol altinda tutmak icin sizin muttefikiniz laikciler tarafindan koyuldugunu size Ustadiniz DE ogretmis idi, "Bekir Bey hakli; Islam'i serbest birakirsak kendi vakiflatrini kurup guclenirler; kuzuyu kaplana kaptirmamak icin diyaneti biz kurduk" diyerek Satti anlamiyorsunuz ustadinizi da mi anlayamadiniz. Sahi siz lafi neresinden anlarsiniz?

4) "din reforme etmek" hasddiniz dahilindedir fakat baskasinin dinini reforme etmek harcindedir; bunu defalarca ackladik anlayamadinizmi? SENIN DININ SANA BENIM DINIM BANA. Benim dinime reforme etmek, islah etmek icine ......... konusundaki iyi niyetinizden mutehassis oldum.. Cevabimiz: Thanks! But no, thanks! Ya da butt out!! Comprende?

5) Artik bir muslumanla karslsiginizda tebiyebnizi takinacak, karsinizdaki insanin size esit, en az izin kada birikimli, en az sizin kada zeki, ve hicbir halukarda size ara kltugu vermeyecegini bilerek yaklasacaksiniz, ESITLIK derler. Duydunuzmu? Bulundugunuz yerdeki Zencilere sorun aciklasinlar. Eger korkuyorsaniz ascin Mallcolm X, Rosa Paks, ML King'in hayatlarini mucadelelerini okuyun; ordaki beyaz adamin hala nefret ettigi zenciye, Yerli Amerikali'ya gosterdigi sahte nezaketi iyi izleyin.

Sizden samimiyet beklemiyoruz; haddinizi bilmeniz bekliyoruz diger insanlarla tesri-i mesainizde. Haklarinizin sinirlar diger bir deyimle.


Benim size "had bildirmem" yukariya koydugum Prof. Atilla Yayla'nin Amiral Gemisi kaptan E. Ozkok'e had bildirmesi ile aynidir. Onu okuyun. Hala anlayamadi iseniz yanlis yerdesiniz. Kapsitenize uygun mesgaleler tavsiye ederim.

Eger bu beni konusturup birilerne jurnallemek icin bir kucuk kafa urunu tuzak ise gene aklinizla bin yasayin! Been tehere, done that. "handler" larinizin Saunacilar, Atabeyler, Danistay komploculari, liderinizin Colasanlar ve 9 Eylul Rektoru kadar zeki olmasini dilerim!

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 29, 2006 6:36 AM

forum trafiği karıştı galiba, ben blue cevap veriyorum.,

Ferman padişahın olmaz. Osmanlı'da tarikat olmasaydı Osmanlı olmazdı. Osmanlı= Ahmed Yesevi'dir; Hacı Bayram Veli'dir; Akşemseddin'dir; bir okuyun tarihi Osmanlı'yı padişahlar mı yönetmiş tarikatlar mı?

tabi uzun bir süreçten bahsediyoruz. Selçuklu dönemi başka, yavuz sultan selim sonrası dönem başka., padişah zaman zaman bizzat tarikatlarla oynayan kişi, pir sultan abdal şiiri okusak bile anlıyoruz bunu.,

ancak biz bugünü tartışmak durumundayız, yukardaki fikir ayrılığı tartışmanın gidişatını etkilemez.

bugün tarikat saf mıdır ?
değil.
sözün kısası, siyasetçi yağma hasan böreğini tarikatlara sunmuştur.,
bu da saflığı bozdu.,
ben kendi görüşümü yazıyorum.

Şimdi oy hesabı var demişsiniz. Demokrasi=halk idaresi değil mi? Cumhuriyet devletin cumhurun istediği gibi yönetilmesi değil mi? O zaman siyasetçinin tarikatten oy istemesinin neresi yanlış? Tarikatin siyasetçiden kendi haklarını gözetmesini istemesinin neresi yanlış?

şimdi size anlamı çok derin iki sözcük yazıyorum.
din ve vicdan hürriyeti.
bu kelimeyi sadece din sözcüğü ile yanyana görürsünüz.ulusal kimlik ve vicdan hürriyeti diye bir kavram yok mesela.

Dini bir kurumun metalaşması kötüdür. Neden kötüdür? Din maddeden ayrı mıdır? Maddeli din olmaz mı? Bir taraftan bir lokma, bir hırka olmaz deyip eleştirirken holdingleşen, sanayileşen dindarlara kötüdür demek ne yaman çelişki. Dini bir kurumun metalaşması kötü değildir, tehlikelidir. Ebu Hanife gibi batan gemilerine üzülmediği için hamd edebiliyorsan metalaşmanın hiçbir kötülüğü yoktur. Tabi metalaşmanın kötülüğünü dini yönden değerlendiriyorsanız...

sonuçlar orta. iyi bir örenğini görmedik daha.
almanya da ne oluyorsa burda olmaya başladı.
almanyada cemallettin kaplan daha önce çıktı çünkü almanya daha özgürlükçüydü.

metalşamak günümüz müslümanların kaldıramayacağı kadar ağır bir yük.

odun kesmek bir semboldür.


Tüketiciyi koruma kanunu gibi bir şey. Bunun için önce üretici olması lazım. Üreticinin legalize olması lazım ki tüketiciyi koru. Tarikatların legalize olmasına evet mi?

legalizedir.
hanginiz odun kesme hakkından mahrumsunuz.
yunusların elinde olmayan herşey var sizde,
holdingler,
büyük büyük manastırlar, içinde yaşayan monk lar.
ne yok ki,

yüzbin kat daha legalize olsanız, bir söz söyleyecek biri var mı ?

Almanya hertürlü legalize olma hakkı tanımıştı( burnundan geldi), orada dükkan kavgasınından başka birşey görmedik.

Sorun hep daha fazlası değil, daha pazla para, daha fazla itibar, daha fazla iktidar, daha fazla adam değil.,yoksa eli biraz para görmüş cahil adama cennette arsa satmak bilgelik gerektirmiyor.

bu ortamda organizasyon tehlikelidir, sizin deyimizle.


Ali Kalkancı derin devletse yarın öbür gün başka bir tarikat reisi de derin devlet olabilir. David Koresh gibi bir sapık tarikat da olabilir. Bu risk hayatta her alanda var. Size Brad Pitt ile Angelina Jolie'nin Mr.and Mrs. Smith filmini öneririm.

din ve vicdan hürriyeti dedik ya,
david kureysh gibi biri, hangimiz sapık dediysek hata etmişiz; din dışında bir alandan çıkmaz.

Literatürde Türk tipi laiklik diye bir şey yok. İcad olsaydı şimdiye kadar olurdu. Sosyolojiye şimdiye kadar kazandırdığımız bir değer yok. Biz, terim üreten değil, terim manüple eden bir milletiz. Burada da tüketiciyiz ve hatta terimlerin b.nu çıkartan bir milletiz yani. Türkiye'deki laiklik Fransız laikliğinin katı bir şeklidir. Demokrasi, laiklik ve cumhuriyetin ne olup olmadığını www.derinsular.com adresindeki serileri okuyarak öğrenebilirsiniz. Mutlaka okuyun, çok şey öğreneceksiniz.

ingliz kralı 8. henry bütün manastırları topa tutmuştur. İNGİLTEREDE'de ÇATISI uçmadık manastır yok., kendi mezhebini kurdu. Yavuz da benzer birşey yaptı., yani dinin orjinali bize, zaten özgür bir alandan süzüle süzüle gelmedi.

inglizler 8 henry , biz de yavuz selimin tercihi doğrultusunda bugüne geldik.

fakat bizim dinimizin orjinali bize, "ya atalarınız hatalıysa "diye sorgulama öneririyor.
biz insan olarak, her nekadar ingilizler gibi padişah veya kral tarafından güdülsek de, belki bu nedenden esnek kalabilddik.

biz model üretebilecek kadar deneyimliyiz.
çünkü geçmişimiz benzese de, insanımız farklı.

türk tipi laiklik kadınların yüzünden peçeyi indirdi. bu az bişey değil.
yani şimdi büyük adaya gidenler orada peçesini içine elini sokarak, el yordamıyla ağzını içerde bulup kola içmeye çalışan kadını görünce kendi değerini anlıyor.

kadınların savcı olması tartışma konusu bile değil.,iran'ı örnek veririler, iran anayasası cumhurbaşkanı erkek olmalı der,

iranlı kadınlar daha yeni bisiklete binmek için mücadele kazandılar,. parkta polisten bu yüzden dayak yiyorlardı.

biz selçuklu devrinde bile böyle değilsek, model oluşturma şansımız var.

afganistan da böyle değildi ama, amerika tarikatlar yoluyla sızarak oradaki tarihi islam dokusunu berbat etti. müslümanlar yine tarikatlar eliyle en kötü görünme kavuşunca da, işagal etti.

Modernizmin kültürü ve mistisizmi nasıl baltaladığını, ırzına nasıl geçtiğini gösteren muhteşem bir film. Tibet de bu bozulmadan payını alacaktır ve almıştır. Sorun şu: Bu güzellikleri yaşatmalı mıyız, yeni Yunus Emre'ler, Mevlana'lar, Hacı Bektaşlar mı yetiştirmeliyiz, yoksa bozuk, çürük var diye hepsini çöpe mi dökmeliyiz. Mevlana zamanında bütün tarikatler düzgün müydü? Ali Kalkancı'lar yok muydu? Açın Mesnevi okuyun, sürekli sahte şeyhlerden bahseder. Bu kafalarımız kollektif imha anlayışından kurtulmadıkça adam olamayacağız.

hayır yetiştiremezsiniz.
iyibişey çıksa da,mazlum kurban verilir.
kuran'da yedi uyurlar devri diye bişey hatırlıyorum., devir öyle bir devir.
bozuk ortamdan iyi bişey çıkmaz.
atacağınız her adım islamın kirletilmesinde kullanılacak.,

kıyafet giyip modern olunmadığı gibi, takke giyip modernizme kafa tutulmaz.

hep şekle takılıyoruz.
günümüzde bir tarikatın yapacağı en iyi şey kendini fesh etmek olacaktır.
ölü ozanlar derneği gibi birşey olabilir en fazla.kesinlikle yedi kişden fazla kişi biraraya gelse bozulma başlar.

iyi bişey yapıyorlar diye ne roteryanlara sokulurum, ne de ismaila ağa da yerim olur.
herkese bunu tavsiye ederim.
bozulursunuz.

bu benim görüşüm tabiki,.

hipnoz edici her ortama bir adım mesefali durmaktan yanayım.

Yazan: knz Tarih: September 29, 2006 9:45 AM

Beyaz hanım,

Bakın yine ortalığı velveleye verdiniz. İlk yorumunuz hakikaten bir faciaydı. Tekrar okuyup değerlendirirseniz siz de hak vereceksiniz. AİHM gibi bir denetim mekanizması, "ilerici" insanların kurduğu "modern" (!) tarikatlar gibi uçuk fikirler bir yana hem İslam'ın dışında olup hem Türkçe ibadet, kadın-erkek yanyana, kadın imamlı, kitaba bağlı kalmayan bir din diye salık verdiğiniz sözüm ona reform fikirlerinin "bendimi çiğner aşarım..." kategorisine girdiğini farketmişsinizdir umarım.
İlkokul çocukları gibi ikide bir "terbiyesizz!" diye çıkışlarınız da beni çok güldürüyor. Hani şu satırları sizden okumamış olsam çok ahlakçı olduğunuza inanacağım:

kultur, gorgu, din, ahlak vb., bunlar goreceli kavramlar. Toplumdan, topluma, insandan, insana degisir. Sizin gorgulu buldugunuz bir seyi ben gorgusuz bulabilirim, sizin ahlakli buldugunuz bir seyi ben ahlaksiz bulabilirim.

Neyse, size tavsiyem Demirkan bey'e daha önce söylediğim gibi din hakkında konuşalım, tartışalım ama fetva vermeye kalkışırsanız olmaz. İbadeti yapan biz, Kuranı okuyan biz, camiye giden biz, fetvaları veren siz olmaz... Din de, reform da, tecdid de bizim bileceğimiz iştir. Bizim meselemizdir. Kimseden fetva almaya ihtiyacımız yok. Umarım bakış açımızı kavrarsınız, bundan sonraki yorumlarınızı daha ölçülü yaparsınız.

Yazan: blue Tarih: September 29, 2006 10:05 AM

Bir kucuk haber kupuru he ne kadar baslik konusuna biraz mesafeli olsa d yorumlasmal;atrin konulari ile cok yakindan ilgili.

========================================
HABERLER 29.09.2006 CUMA

‘Protestan misyonerleri Atatürkçü Düşünce Derneği’ni ele geçirdi’


Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı ve eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’un, kendisine ‘vatan haini’ isnadında bulunduğu gerekçesiyle hakkında 5 bin YTL’lik dava açtığı ADD üyesi Yılmaz Dikbaş, Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV), Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD)’nin Protestan misyonerliği yaptığını iddia etti.

Yazar Yılmaz Dikbaş, bu örgütlerin yönetimindeki kişilerin ADD’yi de ele geçirdiğini ve Atatürkçülüğü de kalkan olarak kullandığını savundu. Yazılı açıklamasında söz konusu örgütlerin yönetim kurullarında yer alan isimleri sıralayan Dikbaş, Yaşar Yaşer başkanlığındaki SEV’in 2006 yılında AB’den 191 bin Euro hibe para aldığını öne sürdü. SEV’in Türkiye’de Protestan misyonerliği yaptığını iddia eden Dikbaş, bunun da Adnan Odabaş’ın sahibi olduğu Üsküdar Gazetesi’nde çıkan haber üze-rine SEV’in tazminat için yargıya başvurmasının ardından, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) mahkemeye gönderdiği raporlarla resmileştiğini ifade etti. Dikbaş, yine Adnan Odabaş’ın kitabını kaynak göstererek, Yaşar Yaşer’in başkanlığını yaptığı SEV, eşi Gülseven Yaşer’in başkanlığını yaptığı ÇEV ve Prof. Dr. Türkan Saylan başkanlığındaki ÇYDD’nin birlikte çalıştığını iddia etti.Bu örgütlerin Atatürk ilke ve inkılaplarını kalkan olarak kullanıp, birçok kişi ve kuruluştan yardım adı altında para topladığı, ilgili bakanlıklardan izin almaksızın yurtdışından parasal yardım aldıkları bilgilerine yer verdi. Dikbaş, aynı kaynağa dayanarak Prof. Dr. Türkan Saylan’ın Hıristiyan kökenli olduğunu öne sürdü. Dikbaş son olarak ÇEV’in MİT raporunda Protestan misyonerliği yaptığının kesinleştiğini ve bu vakfın 2. başkanlığını 25 Haziran 2006’dan beri emekli Orgeneral Şener Eruygur’un yaptığını hatırlattı.

Bilal Öğütçü, Antalya, Cihan

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 29, 2006 10:22 AM

Sevgili knz,

Ben hiçbir tarikat ve cemaate mensub değilim. Ömrümde iki şeyh ile tanıştım. Birisini fazla sosyetik buldum. Diğeri de onu övdüğümde bundan hoşlandı. Bu benim için bir ölçüdür. Eğer bir Rumi, bir Geylani bulursam ki bahsettiğiniz gibi böyle bir dünyada bulacağımı sanmıyorum, hiç tereddüt etmem, rahle-i tedrisine otururum.
Ben de sizin gibi böyle bir zamanda tarikatların metalaştığını görüyor ve bundan tasavvufun safveti adına endişe duyuyorum. Bir şeyhin alttan ısıtmalı villalarda, konfor içinde yaşaması beni çok rahatsız ediyor. Hele öyle cahil müritler görüyorum ki saçımı başımı yoluyorum sinirden.
Bütün bunlar başkadır... Tarikat kurumunu topyekün çöpe göndermek başkadır. Birçok kötü örnek olabilir. Siyasette de yalan, dalavere, üçkağıtçılık var ama hiçbirimiz diktatörlüğü, askeri yönetimi istemiyoruz. Çünkü siyaset özünde güzeldir ve teoride o olmazsa demokrasi olmaz, seçim olmaz, halk iradesi olmaz. Kaldı ki düzgün insan yetiştirmek mümkün değil şeklinde bir sav'a inanmıyorum. Çok tarikat ehli insan var melek gibi, Yunus gönüllü, merhametli, üstün meziyetlere sahip. Böyle bir genelleme çok yanlış olur.

Kadınlar peçeyi Türk tipi laiklik sayesinde indirmemiştir. Bu, meşrutiyetle başlayan batılılaşma hareketinin bir sonucudur ve cumhuriyetten çok önce Osmanlı'da kadın kıyafeti değişmiştir. Biraz tarih okuyun sözümü yineliyorum. Tabi sizin "kıyafet devrimi" dediğiniz Türk tipi laiklik tanımıysa kalsın, almayalım. İlkokul öğretmeni dedemi şapka bulamadığı için babannemin şapkasıyla okula gitmek zorunda bıraktığı komik bir devrim bu. "Beyler, bu serpuşa şapka derler" deyip tüm kafalara aynı serpuşu giydirmek, tüm kadınları aynı prototipe dönüştürmekse Türk işi laiklik kalsın, istemiyorum. Türk işi laiklikmiş, peh ! Bunu mu ithal edeceğiz dünyaya. Adama gülerler...
Sürekli İran'ı, Afganistan'ı örnek verip durmayın. Afganistan sürekli savaş içinde olan bir ülke. Siz doğmadan orada Rusya ile savaş vardı. Böyle bir ülkede demokrasiden, laiklikten bahsetmek ancak kasıt olabilir. İran rejimi ise bizim Türk işi laik rejiminden hiç farklı değil. Onlar da insanları bizim gibi tek tip istiyorlar. Bizde kamusal alana başörtülü giremiyor. Orada başörtüsüz. Aynı rejimin aynadaki suretinden farklı bir şey değil.
Özgür bir ortamda herkesin selim ve berrak akılla düşünebildiği, hizipleşmekten, birbirine yabancılaşmaktan uzak bir Türkiye dileğiyle.
Hürmetler,

Yazan: blue Tarih: September 29, 2006 11:43 AM

Sayın Blue,
Size www.varliktanveriler.com da Yazar Kazım Yardımcı'nın Olgun İnsan isimli yazısında geçen bir kaç şiiri dikkatlerinize sunuyorum.

Yazı biraz uzun olduğu için hepsini buraya almıyorum.Saygılar

OLGUN İNSAN ............ ........ O gerçekten Veliyullah olan YUNUS EMRE’nin yaşam biçimini bir de bu zamanın kendilerini Yunus yerine koymuş Şeyhlerin yaşam biçimini kıyaslasınlar. Ve desinler ki, yahu YUNUS Emre’nin ve emsali evliyaların böyle köyleri holdingleri şirketleri böyle bol paraları var mıydı? Bu bir!....

Ayrıca onların devletin katmanlarında-hiyerarşide gözleri var mıydı? Bu da iki!..

Bu insan-ı Kamil bahsini böyle özetleyerek tamamlıyor ve sözlerimi; ‘’En büyük Arif ve en büyük Tasavvuf Pirlerinden Seyyid Ahmet Rufai Hazretlerinin, Yahya Kemal’in ve Kaygusuz Abdal’ın sözleri ile noktalıyorum.

‘’Birisi şeyh-veliyullah olmadığı halde ben şeyhim derse o iblisten de kötüdür. ‘’ Seyyid Ahmet Rufai Hazretleri.

‘Aradım İstanbul’u Dergah-ı Dergah.

Aradım bir piri dilaragâh

Aba var post var

Meydanda ER yok.

Horasan Erenlerinden

Hiçbir eser yok. ‘’ Edebiyat ve Fikir Adamımız Yahya Kemal Beyatlı.

''Zengin konuşunca beli (evet) diyorlar,

Fakir konuşunca deli diyorlar.

Zamane ŞEYHLERİNE VELİ diyorlar,

Gittikçe çoğalır DELİMİZ bizim.’’

Büyük Tasavvuf Şairimiz Kaygusuz Abdal

Ve yine Türkiye’mizin ve hepimizin kabul ettiği gerçek bir VELİ olan Yunus Emre’mizin o büyük uyarısı ile yazıyı taçlandırıyorum.

‘’Şeriat Tarikat yoldur varana

Marifet Hakikat Andan içeru’’ YUNUS EMRE


Niyazi Mısri Hazretleri :

‘’Bir hazinedir tasavvuf malik olmaz her hasis‘’
KAZIM YARDIMCI/ADIYAMAN 27.9.2006
www.varliktanveriler.com

Yazan: İrem kılıc Tarih: September 29, 2006 1:50 PM

Blue Bey,

Gene sizden beklenecek tarzda bir yorum. Islamin disinda olmak ne demektir, islamin icinde olmak ne demektir? Ayrica, bir kisi, dini inanisinda islam ile diger dinlerin felsefelerini harmanlayip, daha cagdas ve daha evrensel bir din yorumuna gidemez mi? Insanlarin dini nasil yorumlayip, nasil yorumlamayacaklarina siz karar veremezsiniz. Siz kendi dininizi istediginiz sekilde yorumlayabilirsiniz.

Turkiye'de dogan ve buyuyen pek cok insanin dini inanc ve gelenekleri, islam felsefesinden, kulturunden ve rituellerinden dogal olarak etkileniyor. Ama, islamin su anki yasanis ve yorumlanis sekliyle de tam bir huzur ve butunluk icinde olmayan pek cok insanimiz var. Bunun en onemli nedenlerinden birisi halihazirdaki islam kulturunun kadinlara karsi takinmis oldugu tavir. Ayrica, pek cok kisi Kuran'da yer alan kayda deger sayida ifadenin, o zamanin Arap toplumunu ilgilendiren ve bizim su anki yasayis tarzimizi pek baglamayacak ifadeler oldugunu dusunuyor. Insanlar, acaba Tanri neden daha evrensel, zamandan bagimsiz, sevgi gibi, doga ve evrendeki guzellikler gibi, ahlak gibi konulardan insanin ruhuna muzik gibi gelecek bir sekilde bahseden bir kitap indirmemis, diye merak ediyorlar. Boyle bir kutsal kitabin yorumlanmasinin, simdiki kitaplarin yorumlanmasindan cok daha kolay olacagini dusunuyorlar. Kendi dillerinde dua ve ibadet etmek ihtiyaci icinde olan pek cok insan var. Pek cok kisi, organize dinlere bagnaz bir sekilde bagli olmanin,dunyamiza sevgi ve baris degil, savas ve gerginlik getirdigi ve getirmeye devam edecegi kanaatinde.

Ama bu insanlar, yasamlarinda ve ruhani dunyalarinda Tanri ile butunluk arayisi icindeler. Ruhani hayatlarini daha da zenginlestirebilecekleri, cagin gereklerine daha uygun, kadin ve erkegin esitligi prensibine dayanan, sevgi ve huzur temasini on plana cikaran ve en onemlisi kendilerini olduklari gibi ifade edecekleri bir dini ve ruhani olusum ihtiyaci icindeler. Iste bu nedenle, size bahsetmis oldugum, "ilerici" tarikatlara bir ihtiyac ve talep oldugunu gozluyorum. Toplumda bu talebin isaretlerini de gorebiliyoruz. Siz boyle bir talep icinde olmayabilirsiniz, ama sizin gibi hissetmeyen insanlar da var. Ve, dini ozgurluklerin oldugu bir ulkede, bu insanlar da pekala cikip, biz boyle bir tarikat kuruyoruz ve bu temelde islam kultur ve felsefesine odakli bir tarikattir, ama icinde su su su sekilde farkli yorumlar da barindirmaktadir diyebilirler. Bunu isterseniz olcusuzluk olarak degerlendirin, isterseniz size haddinizi bildirecegim diye hop oturup hop kalkin. Bu boyle.

Yazan: Beyaz Tarih: September 29, 2006 6:38 PM

Ruya Hanim/Bey,

Kusura bakmayin ancak simdi cevap yaziyorum.

"Dini, kitaba cok bagli kalmadan, daha evrensel, hem gundelik hayatin gereklerine, hem de dinde korkuyu degil sevgiyi esas bir hayat felsefesinin gereklerine gore yorumlayan tarikatlar olabilir. Tek tanrili dinlerin, ayni cati altinda ibadet ettigi tarikatlar yayginlasabilir."

Bu yorumun uzerinde islamin ne oldugunu arastirmami onermissiniz. Birincisi, bu yorumda sadece islam altinda yer alacak tarikatlardan bahsedilmiyor. "Ilerici" dini tarikatlar hangi sekillerde ortaya cikabilir ondan bahsediliyor. Tek tanrili dinlerin ayni cati altinda ibadet ettigi bir tarikat bir islam tarikati olarak yorumlanamaz.

Ote yandan, kitaba daha az bagli, kadin ve erkeklere daha esit haklar taniyan, basi acik ve birlikte ibadete olanak taniyan, cagdas insanin ruhani ve ahlaki gereksinimleri uzerine kurulu bir islam tarikatindan bahsedilebilir pekala. Bakiniz ulkemizde milyonlarca Alevi vatandasimiz var, ve Alevilik tarikattan da ote islamin bir mezhebi. Aleviler, camiye gitmiyorlar, cem evinde kadin erkek birlikte ibadet ediyorlar, Sunni rituellerinden cok daha farkli felsefe ve rituelleri var. Simdi siz cikip da Aleviler once islamin ne demek oldugunu ogrensin diyebilir misiniz? Buradaki yorumculara teker teker soyledim, size de soyluyorum, din ve islam sizin maliniz degil, herkes onu istedigi gibi yorumlamakta serbest.

Yazan: Beyaz Tarih: September 29, 2006 7:54 PM

"O gerçekten Veliyullah olan YUNUS EMRE’nin yaşam biçimini bir de bu zamanın kendilerini Yunus yerine koymuş Şeyhlerin yaşam biçimini kıyaslasınlar. Ve desinler ki, yahu YUNUS Emre’nin ve emsali evliyaların böyle köyleri holdingleri şirketleri böyle bol paraları var mıydı? Bu bir!....(İREM)

-Yunus Emre ve emsali evliyaların holdingleri yok diye bu devrin dindarları "Ferrarisini satan evliya" mı olsunlar yani..?

***

"Ayrıca onların devletin katmanlarında-hiyerarşide gözleri var mıydı? Bu da iki!.."(iREM)

-Devlet katmanlarında gözleri varmıydı bilmiyorum ama dindarlıkları nedeniyle devletin baskısını üzerlerinde hissetmiyorlardı..
yani bizdekine benzer bir devlet baskısını onlar da yaşasalar benzer sonuçlar ortaya çıkarabilirdi...

Yazan: Tarık Yılmaz Tarih: September 29, 2006 8:01 PM

Beyaz şov devam ediyor:

Insanlar, acaba Tanri neden daha evrensel, zamandan bagimsiz, sevgi gibi, doga ve evrendeki guzellikler gibi, ahlak gibi konulardan insanin ruhuna muzik gibi gelecek bir sekilde bahseden bir kitap indirmemis, diye merak ediyorlar. Boyle bir kutsal kitabin yorumlanmasinin, simdiki kitaplarin yorumlanmasindan cok daha kolay olacagini dusunuyorlar.

Pek cok kisi, organize dinlere bagnaz bir sekilde bagli olmanin,dunyamiza sevgi ve baris degil, savas ve gerginlik getirdigi ve getirmeye devam edecegi kanaatinde. (Beyaz)


İyi ya işte, Tanrı'nız size uygun, istediğiniz gibi özellikleri olan bir kitap indirsin.. Bulun bir peygamber ve istediğiniz özelliklerde sahip kitap ona uyun. Olmadı kendiniz peygamberliğinizi ilan edin, size de insin bir kitap. İslam'dan ne istiyorsunuz?


ABD'de falan new age akımlar var, modern din bağlamında ve bunlar pırtlak gibi çoğalıyor. Siz de yeni bir din kurun, uygun bir kitap peydahlayın. O kitap istediğiniz şeylerden bahsetsin, istemediklerinizi yoksaysın, daha da olmadı zamana göre, insanların hevalarına göre eklemeler çıkarmalar yapılsın..


Size organize dinlere bağlı olun diyen mi oldu şimdiye kadar? Çözün bağlarınızı.. Madem Kur'an hakkında şüpheniz var ne diye illa İslamî köken istiyorsunuz.? Yepyeni bir öğreti bulun, hem rekabet olsun, malum rekabet kaliteyi getiririr.


Beyaz Hanım, bir şeye ya inanılır ya inanılmaz; bunun ortası yoktur.("İnanıyorum ama şüphelerim de var" diyorsanız bunun giderilmesinin yolu bu yaptığınız değildir ki "Kur'an'a hakaret etmek istemem ama..." diye başlayan cümleler kuran bir kişinin zaten Kur'an'a inanmadığı izahtan varestedir. Ayrıca sorularım halen yukarıda cevaplamanızı bekliyor. Lütfen bize inancınızı, durduğunuz yeri bağışlayın.)


"Ben Kur'an'a inanıyorum" diyen birisi onu yorumlamada belki uç denebilecek noktalara kadar marjinalleşebilir ama sonuçta Hz. Muhammed'in peygamberliğini kabul ediyor ve Kur'an'ın Allah'ın vahyi olduğuna iman ediyordur. Ve o bir müslümandır. Yorumlar farklılık gösterebilir; ama nihayetinde hepsi İslam'ın aslî kaynağına yani Kur'an'a dayanır..


Bunun haricinde herhangi bir -yani asli kaynaklara dayanmayan- teşebbüs sahtekarca bir deformasyon çabasıdır. Öyle "biz boyle bir tarikat kuruyoruz ve bu temelde islam kultur ve felsefesine odakli bir tarikattir, ama icinde su su su sekilde farkli yorumlar da barindirmaktadir" diye tarikat kurulmaz.. Ne demek İslam kültür ve felsefesine odaklı olmak? İslam kültür ve felsefsinin temeli Vahy'dir. Hz.Peygamber'dir, Kur'an'dır.


Kur'an inkar edilecek, Hz.Peybamber'in elçiliği inkar dilecek, "vahy" kavramı reddedilecek, uydurulup uydurulup yeni yeni ritüeller, yeni yeni ayetler ihdas edilecek sonra da buna "İslam kultur ve felsefesine odakli bir tarikat" denecek öyle mi?


Ya siz ne kadar beleşçisiniz? Yoksa İslam olmadan sahte bir din bile kuramıyor musunuz? Valla kusura kalmayın o bizim sorunumuz değil.. Biraz emek sarfedin canım sizde.. Öyle bedavadan öğreti kurmak nerde görülmüş?


İslam sizin saçmalıklarınıza izin vermez Beyaz Hanım..


Çünkü İslam'ın aslî kaynakları sapasağlam ayaktadır. İslam kendi öğretisine uymayan birşeyi kabul etmez. Bakın şu anda Diyanetten sorumlu bakanlık görevinde bulunan ve İslam felsefesi konusunda yetkin bir uzman olan Prof. Mehmet S. Aydın Hoca geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda “İslam ötekilerle (diğer dinlerle) aynı süreci yaşamadı” sorusuna nasıl cevap veriyor:

Ernest Gellner “İslam’ın üzerinden tarih geçmedi” diyor. Bu, İslam’ın tarihi yok demek değil. Tarihte bazı olaylar ortaya çıkıyor, din onlarla hesaplaşıyor ama çok kere geri adım atarak kendisini kurtarıyor. Veya kurtardığını zannediyor. Bir tek İslam kendisine sunulan her yeniliği kabul etmiyor. Ben ilkelerimle yenileşmeyi sürdürmek istiyorum diyor. Bu Batı için anlaşılması kolay olan bir şey değil.

Ve bu böyle olduğu içindir ki Mustafa Bey bir yazısında kendisinden alıntı yaptığı, ABD’nin önde gelen Hıristiyan liderlerinden P.Buchanan şöyle diyor:

Hıristiyanlık Avrupa’da ölür gibi dururken, İslam 21. yüzyılı, daha önce başka yüzyıllara yaptığı gibi, sarsacak şekilde yükseliyor… [İslami savaşçıları görünce] Victor Hugo’nun sözlerini hatırlamamak mümkün değil: “Hiç bir ordu, vakti gelmiş bir fikir kadar güçlü değildir.” Karşıtlarımızın çoğunun uğrunda savaştığı fikir, ikna edici bir fikir. Tek bir Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in onun elçisi olduğuna, İslam’ın yani Kuran’a teslimiyetin cennete giden tek yol olduğuna ve Allah’a bağlı bir toplumun şeriata göre yönetilmesi gerektiğine inanıyorlar… Milyonlarca Müslüman insan [onlara sunulan] Batılı alternatifleri kabul etmişti. Ama bugün onmilyorlarca Müslüman bunu reddeder gözüküyor ve daha saf bir İslam’daki köklerine dönüyorlar. Açıkçası, İslami inancın dayanıklılığı, hayranlık verici.

İslam, Osmanlı İmparatorluğu’nun iki yüzyıl boyunca yaşadığı yenilgi ve aşağılamaların ve hilafetin kaldırılmasının üstesinden gelmiş durumda. Nesiller boyu süren Batı hakimiyetinden de sağlam çıktı. Mısır, Irak, Libya ve İran’daki Batı yanlısı krallıkları aştı. Komünizmi kolayca püskürttü, 1967′de Nasırizm’i safdışı etti ve Arafat’ın veya Saddam’ın milliyetçiliklerinden de daha dayanaklı olduğunu gösterdi. Şimdi de dünyanın son süper gücüne direniyor.

Lütfen başka bir kapıyı çalın. Buradan size ekmek çıkmaz.. Kapish?

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 29, 2006 8:29 PM

Beyaz hanım,

Geçen sene Hacı Bektaş Hz.'ni ziyaret etmiştim. Nevşehirden Ankara'ya dönerken yol üzerinde onu da ziyaret edip manevi makamına bir fatiha gönderdik. Namazım geçmek üzereydi ve bir cami aradım. Koca kentte bir tek cami buldum. O da Hacı Bektaş'ın dergahının yanı başındaydı, dergaha ait bir camiydi. Dergahı gezdik, aşhaneyi gezdik. Bektaşilerin ayinlerini öğrendik alevi rehberlerimizden. Ne semahdan bahsettiler, ne kadın erkek içiçe namaz kılanlardan. Bektaşi tarikatından çok değerli bir hocam vardır, kendisi 5 vakit namaz kılar ve benden daha iyi müslüman olduğuna şahitlik edebilirim. Alevilik İslam'ın bir mezhebi değildir. Bir kültürdür. Semah, türküler, ağıtlar bu kültürün elemanlarıdır. Bektaşilik ise bir tarikattır ve diğer İslam tarikatlarından öz itibarıyla hiçbir farkı yoktur. Alevi olmanızın bence hiçbir mahsuru yok. Fakat Yezid'i lanetleyip Yezid gibi yaşarsanız bu aleviliği anlamadığınız anlamına gelir. Ama tanrı ile bir şekilde diyalog kurabiliyorsanız bu sizinle Allah arasındadır. Samimi olduğunuz sürece hiçbir problem yok. Bana Allah'ın elçisinin Hatem-i Tai için söylediği gibi 'Keşke müslüman olsaydı' demek düşer.
Selametle,

Yazan: blue Tarih: September 30, 2006 12:17 AM

Blue Bey,

Alevilik, bir kultur degildir, tipki sunnilik ve siilik gibi islamin bir mezhebidir. Ben Alevi degilim, ama Alevi inanc, felsefe ve kulturune saygi duydugumu ve sempati besledigimi soyleyebilirim.

Aleviligin ne olup ne olmadigini ogrenmenin en dogru yolunun Alevi dostlarimiza kulak vermek oldugunu dusunuyorum. Onun icin de sizin icin, Cem Vakfi'nin internet sitesinde Alevi Islam anlayisi ile ilgili yayinlanmis olan yazilardan bazi bolumleri kopyaliyorum. Konu hakkinda daha detayli bilgiye www.cemvakfi.org sitesinden ulasabilirsiniz.

"Alevilik, Dini İslam, Kitabı Kuran, Allah'a kul, Hz.Muhammet’e bağlı, Hz. Ali'ye talip, Ehli-i Beyt yolunu süren, Hacı Bektaşi-ı Veli'nin "eline, beline, diline sahip" olmayı ilke edinen, iyi düşünce, iyi söz ve iyi davranışta kendini bulan, tanrı korkusu yerine sevgisini benimseyen, zâhiri bâtınla, bâtini zâhirle birleştiren, şeriat kapısını aşıp, marifet yoluyla hakikat dünyasını ulaşan, Kuran’ın şekline değil, özüne inen, akıl ve gönül ile ruhsal olgunlaşma yoludur.

“Alevi İslam anlayışı; İslamiyet’in Kuran'a dayalı, Hz. Muhammed'in buyruklarına göre ,İslamI evrensel boyutları ile yorumlayıp yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan bir büyük düşünce akımı olan Tasavvuf felsefesiyle hayat bulan, bir insan bütünlüğüdür, özünü insan sevgisin-de bulan Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine inanır.

Alevi İslam anlayışı, Hoca Ahmet Yesevi, Ebul Vefa, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Anadolu Erenleri, Kuran’ı en iyi yorumlayan filozof velilerin görüşlerinden ilham alarak hayat alanı bulmuştur. Anadolu'yu İslamlaştıran bir yorumdur.

Alevilik, İslam dinin özüdür; manasıdır. Alevilik İslam içinde insanidir, aklidir, ahlakidir. Hz. Ali inancının, Kuran ayetlerinin yorumu-dur. Alevilik bir iç dünya olayıdır, his ederek yaşamaktır, insan olan her şeyi özünde duymaktır.

Alevilik, Hz. Muhammed-Ehlibeyt taraftarı, Hz-Ali ve onun soyunda gelenlere büyük bir saygı ve muhabbetle bağlılıktır. Alevilik, Ehlibeyt’in yoludur. Alevi-Bektaşi kendisini her anlamda yetiştirmiş, kâmil insan demektir. Alevilik, dış yüzünden halka ve iç yüzün den Hakka bakan bir inançtır. Alevilik görünüş itibari ile Cafer-i Sadık mezhebidir. İmam Cafer-i Sadık içtihatlarına göre hareket eder ve onun yolunu sürer.

Alevilik, İslam dinini de Kuran yorumu ile kabul eder. Kuran’ın gerçek manasına vakıftır ve tüm mevcudatın Hakkın kendi öz var-lığından ibaret olduğuna inanır ve bilir. Kuran’ı Kerim’in yorumudur ve İslam’dır. Alevilik İslam içerisinde doğmuştur. Toplumsal, kültürel, yapısal ve inançsal kimlik oluşmasında etkili olan inançsal temeller yaratmıştır. Bu nedenlerden dolayı İslam’ın içindedir."

Yazan: Beyaz Tarih: September 30, 2006 7:11 AM

Blue Bey,

Size tesekkur borcluyum, bugun sayenizde internetteki Alevi forumlarinin varligini kesfettim. Bakiniz, baska bir makalede Alevilikte kadinin yeri nasil ifade ediliyor:

"Her inanç, kendine has bir yaklaşımla, dünya ve ahirete ilişkin farklı yorumlar getirmiştir. Bu farklı yorumlar, kendi cemaati içindeki bireylere bakışına ve dinî hiyerarşiye de yansımıştır. Ya onları cinsiyetlerine göre ayırıp, bireylerin konumunu buna göre belirlemekte; ya da bâtınî bir yorumlayışla, onların zaten Tanrı katında cinsiyetsiz olduğundan hareketle dinî uygulamalarda bir ayrım yapmadan bilgi ve becerileri doğrultusunda görevlendirme yapmaktadır.

Bu durum sadece dinden dine farklılık göstermeyip, bazen aynı dinin farklı yorumlarında bile mevcut olabilmektedir. Bunun en ilginç örneğini günümüz Türkiye’sinde Alevî ve Sünnî inancın yapılanışında görmek mümkündür. Ortodoks Sünnî inancın temel yaklaşımlarına göre cinsiyet ayrımı oldukça belirgin olup, erkek egemen bir tutum izlendiği görülmektedir. Sünni Ortodoksluğun bu yaklaşımının toplumsal hayattaki yansımalarda olumsuz kimi örneklerine de rastlanmaktadır.

Bu durum Alevîler’de farklılık arz etmekte olup inancın kendisinde, cemaatin bireyleri cinsiyetine göre değil, onların niteliklerine göre değerlendirilip, dinî hiyerarşi içindeki statüsü buna göre belirlenmektedir. Bu yaklaşımın sonucu olarak cemlerde belirli bir cinsiyet ayrımı yapılmadan, kadın-erkek birlikte, toplu şekilde ibadet edildiği gibi; kadın evliyalara duyulan saygı dinî önderliğin sadece erkeklere ait olmadığını göstermektedir. Alevî inancında Hz. Ali’nin karısı Fatma’ya duyulan saygı ve hürmetin altında yine aynı gerekçe yatmaktadır. Kadınlar bir anlamda Fatma Ana’nın yaşayan temsilcileri olarak görülür.

Aleviliğin kadın ve erkek arasında bir ayrıma gitmeyip, onu farklı bir kategoride değerlendirmesi, tarihsel hafızası olan ilk dönem tasavvufunun kendi dünya görüşünün ürünüydü. Geçmişten günümüze, tarihsel bir süreklik olarak devam eden ilk dönem tasavvuf hareketi ürünü olan Kadın derviş ve Kadın evliya kültü Alevî inancında, kadına ilişkin değerlendirmelerde önemli bir rol oynamıştır.

Alevî-Bektaşî inancına göre Tanrı, herkese karşı eşit mesafede olup, ibadet herkese açıktır. Tanrı’nın karşısında insanlar, kadın ya da erkek değil can olarak bulunmaktadırlar. Bu nedenle, “Alevî–Bektaşîler, ibadetleri sırasında cins faktöründen soyunmuş-sıyrılmış olarak, bir üst bağlamda İnsan olarak meydana girerler. Bektaşîler’in ibadet yeri olan meydana girerken, erkeğin kişiliği ve kadının kişiliği meydana girmez, şeklinde vurgularlar.” İbadet esnasında insan, Tanrı’nın karşısındadır. Tanrı katında insan, zaten kendi bedeninden çıkıp ruh yani can olarak bulunmaktadır.

Alevî-Bektaşî İnancına Göre İnsan

Alevî inancında, cemaate bağlı insanlar can kavramıyla tanımlanır. Can kavramında herhangi bir cinsiyet iması bulunmaz. Yani burada kast edilen, bedenin içindeki ruhtur. İnsan bedeni ise ten olarak tanımlanıp o ruhun dışındaki elbisedir. Ruh bedenden çıktığı zaman, insandaki canlılık yok olur. “Ölürse ten ölür canlar ölesi değil” derken Alevî inancında tenin, canın elbisesi olarak algılandığı gösterilmektedir. Bu anlamda dünyevî olan ten olup, onda dünyevî cinsel görünümler bulunmasına rağmen, can, hak katına gidip gelen ruh olarak ahiret, yani Tanrı katında bulunan cinsiyetsiz bir varlıktır.

Alevîlik için esas olan zahirî görüntü değil, bâtınî, iç görüntü olduğuna göre, asıl olan candır. Burada kastedilen kadın ya da erkek değil, insan bedeninin içindeki ruh olup, cinsiyet ayrımı canda değil tendedir. “Tanrı katında insanlar can olarak bulunmaktadır. Tanrı onları insan bedenine sokmadan onlar ruhtur. Tanrı katından gelirken de giderken de ruh olarak bulunmaktadırlar.”"

Yazan: Beyaz Tarih: September 30, 2006 8:02 AM

post kavgası değil mi :)
beyaz hanımcım, serbest rekabet diyeceğim ama,
bir grup cuma namazı karışık kılıyordu, hatta sayın hükümetimizi beyni zapsunun eşi de vardı.,
ertesi hafta kapının önünde bir kalabalık grup vardı. bakalım gelebilecekler mi diye bekliyorlardı. yani sizde tabi serbestsiniz, ama yerseniz :)

sonra da aa sizi tutan mı var, gidin yapın derler.

eee kaz gelecek yer öte yandan, lezzzetli kokunun taliplisi çok olacak. engeleyemeceksin blue, veya diğerleri. sen yaparsan o da yapacak

ne kadar kavgaya hazırsınız değil mi ?
kural belden aşağı vurmamak olsa,
meczubu bu kadar bol ortamda boş konuşmuş olurum.

türk halkını dini gereksinimi ihalaye verilse,

yabancı ortaklı bir türk şirketi(pardon tarikatı)
bu ihaleyi kazansa, mesut mutlu toby' ler olarak yaşasak,

yok yok, ben almayım, ben o kazı alır bahçesinde yuva yaptığım çocukluk düşlerine dönerim, gerçi o bir leylekte olablir, kısaca harhangi bir tarikata 2 metreden fazla yaklaşmam.,

not :şimdi blue beye bir cevap verecektim:
sevgili blue, ne olur yazdığımı bul yukarda .
türk tipi laiklik demişim değil mi ?
bana tarih oku demişsin, sanra osmanlı da başladı serkülerleşme diye devam etmişsin.

o kadar şaşırdım, biliyorsun osmanlıya batılılar,
alatuca derdi. , türk uslü= yani ala-turco laiklik diyeyim bari. ama şunu yanlış biliyorsun, 1905 yılında doğmuş bir diplomat kızı peçeye isyan diye bir kitap yazmıştı.
orda muhtar o kızın evine tebligat göndermiş, bu kız büyüdü ne zaman peçeye girecek diye.

Yazan: KaNeZe Tarih: September 30, 2006 9:41 AM

Atatürk’ün Şeyh Sait ayaklanması sonrasındaki (30 Haziran 1925) konuşmasından:

"Efendiler ve ey Millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat (yol) uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın buyurduğu ve istediğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Tarikat başkanları bu dediğim gerçeği bütün açıklığı ile algılayacak ve kendiliklerinden derhal tekkelerini kapatacak, müritlerinin bundan böyle olgunluğa eriştiklerini kabul edeceklerdir."

Yazan: Hatırlat_Onlara Tarih: September 30, 2006 5:17 PM

TARIKAT VE REFORM

Yüzde doksandan fazlasi "Müslüman" kabul edilen Türki-
ye'de, yüzde 20-30 oraninda seyreden bir dindarlik bu-
lunmaktadir. Bu oran ise zamanin, "bir tarikat zamani olma-
digini" göstermektedir. O halde zaman, "ne zamanidir"?
yüzde yetmis-sekseninin dinden ve dindarliktan uzak oldu-
gu bir yerde elbette ki zaman, "dine dâvet zamani" olur.

Bununla birlikte dindar kitlenin, dinlerini ve dindarliklarini
koruyabilmek ve gelistirebilmek icin tarikat kurmasi, hür ve
demokratik bir ülkede onlarin haklaridir. Bu hak kötüye
kullanilmadigi müddetce, onlarin elinden alinmaz, alinmama-
si gerekir. Suc i$leyenler ise, cezalandirilir. Fakat birinin su-
cu yüzünden bütün tarikatlarin kapatilmasina gitmek, cumhu-
rî ve demokratik bir ülkede ayri bir suc ve haksizlik olur.
Toplum yararina faaliyet gösteren tarikatlar, bir "Sivil Top-
lum Kurumu-Örgütü" kabul edilir.

Tarikatlarin esas amaci, fert ve toplumu Allah'a ulastirmak
ve onlari mükemmellestirmektir. Tarikatlar (oy verme disin-
da) siyasetle ugrasmaz ve bir partinin hizmetine girmez ve
girmemelidir. Girerse, o tarikat, tarikat olmaktan cikar. Bu
da ce$itli düsmanliklar dogurur, toplumu böler. Zararli faa-
liyet gösteren STK'larin da kapatilmasi sart olur. Bir cok
kulüp, dernek, kurum ve kurulusa dokunulmadigi gibi, ama-
cini kötüye kullanmayan tarikatlara da dokunulamaz. Laik-
ligin keyfi icin bu dinsel kuruluslara düsmanlik etmek, laik-
ligin suistimali demektir. Bu da kabul edilemez.

Dinde reform yapma (bu bir "yenilesme" olarak anlasilabilir)
hakki ise, cagin Mehdisi'ne veya Imami'na aittir. Eger onlar
bulunmuyorsa, bu halde yenilestirme i$lemini, zamanin sart-
larinin zorlamasiyla din âlimleri yapar. Dinin disinda olan ay-
dinlar ise ancak bir tavsiyeci olur ve öneride bulunabilirler.

Fakat, dinin disinda olup da sahiplenmedikleri bir dinde re-
form isteyenlerin önce kendilerini reforme etmeleri daha i-
sabetli olur. Zira dinsiz ve dindisi kalmak bir mecburiyet de-
gildir. Hem dinin deforme oldugunu düsünüp onu reforme
etmek isteyenler, acaba kendilerinin de deforme olmus ola-
bileceklerini nicin düsünmüyorlar?

Bunu düsünenler ve kendilerini reforme etmek isteyenler a-
sagidaki linke tiklayip, "Biliyor Musun Senin Yaraticin Kim"
baslikli makaleyi okumali ve bireysel reformazisyonuna bas-
lamalidir. Insanlar kusuru biraz da kendilerinde ararlarsa, bu
dünya daha cabuk düzelir. Öyle degil mi?

Tarikat olmadan uygarlik olur, ama din ve iman olmadan uy-
garlik olmaz. Olursa, (mimsiz) medeniyet olur. Mimsiz mede-
niyet, alcak uygarliktir! Alcakliga razi olmama-
liyiz...

http://forum.antoloji.com/uye/kisi.asp?kisi=214884

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 30, 2006 6:25 PM

Eee yani ne olmus Ataturk bunlari demisse? Ataturk coook seyler demis; kimisi dogru kimisi yanlis. Sizin mesajiniz ne? O dedigine gore Taboomudur? O'nun her dedigini siz kabul ediyorsaniz ben bir dahaki sefere birkac ornek sunar goruslerinizi sorarim.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 30, 2006 6:41 PM

Sayın Beyaz hanım,

İslam'ın bir yorumu olan Aleviliğe sempati beslediğinizi söylemenize sevindim. Yukarıda bahsettiğiniz tanımların tümüne ruh-u canımla katılıyorum. İslamı elbette sadece sünni yorum olarak değerlendirmemeliyiz. İslam çok zengin ve her kültüre, insana hitap eden bir din. Türkiye,Malezya, Bangladeş,Amerika,İspanya,Bosna,İran,Mısır İslam anlayışları çeşit çeşittir ve alevi, nakşi, kadiri, cerrahi, caferi, rufai, bektaşi anlayışları da farklıdır, hatta bunların içinde dahi farklı fraksiyonlar vardır. Bütün bu farklılıklar peygamberin ifadesiyle 'rahmettir' ve hepsi İslam'ın gü