« Kör İdeolojinin Muhakeme Üzerindeki Tahribatı | Ana Sayfa | Tarikatlar, Özgürlük ve Şeffaflık »
September 20, 2006
Papa, İslam Algısı ve Yöntem Meselesi
Papa XVI. Benedict'in İslam hakkındaki son yorumlarının tümüyle yanlış olduğuna kuşku yok. Kritik soru, İslam'a dair bu gibi yanlış kanaatler (ve anti-İslami propaganda) karşısında Müslümanların nasıl bir tutum izlemesi gerektiği.
Bu konuda bugün yayınlanan iki ayrı köşeyazısında kayda değer kısımlar var. Birincisi Hadi Uluengin'in Hürriyet'teki yazısı. Uluengin, Papa'yı eleştirdikten sonra şöyle demiş ki, bence tamamen haklı:
Papa tüm bunlardan sorumludur ama biz de aidiyetini taşıdığımız din kültürünün mensupları olarak şeytanın avukatlığını yapmak ve kendimize çuvaldız batırmak zorundayız.Hadi, delidir, ne yapsa yeridir deyip, Bin Ladin ve şurekâsının 11 Eylûl kıyamından Zarkavi ve şebekesinin Irak cellâtlığına, hâlâ sürüp giden cinneti hesaba katmamış olayım.
Peki ama Salman Rüşdi ve Teslime Nesrin için “kâtli vâciptir” fetvası çıkmadı mı?
“Put”tur diye Taliban dağ başındaki Buda heykellerini dinamitlemedi mi?
Kıpti Mısır Hristiyanlarına karşı ikide bir katliam düzenlenmiyor mu?
Cezayir’de, Türkiye’de, Senegal’de, Pakistan’da İsevi ruhbanlar katledilmedi mi?
“Karikatür krizi”nden 16. Benediktus’un konuşmasına, doğru yanlış; haklı haksız; Müslümanlığa yönelik en ufak eleştiride o Müslümanlık adına iş zıvanadan çıkmıyor mu?
Aynı konuşma nedeniyle Gazze’de, Basra’da, Somali’de kiliseler bombalanmadı mı?
Paris, Londra, Roma banliyölerinde genç kızlar zorla “hicâp”a büründürülmüyor mu?..
Evet evet, bunların hepsi doğru ve hayır hayır, bunların hiçbiri mantıkla bağdaşmaz.
Oysa, bu Ali kıran, baş kesenlik hakimiyet kurduğu; en azından vitrine çıktığı içindir ki, başka din mensupları artık Müslümalığı “öcü” olarak algılıyor. Ya korkuyor, ya kınıyor.
Uluengin'in sıraladığı kötü örnekler, kanımca Müslümanların ne yapmaması gerektiğinin bir özeti. (Buna Türkiye'de giderek yükselen Hıristiyan/Yahudi düşmanlığını da ekleyebiliriz.) Peki Müslümanların yapması gereken ne? Bu soruya iyi bir cevap Ali Bulaç'ın bugünkü yazısında var. İslam ile terörü ilişkilendiren anlayışı eleştirdikten sonra şöyle demiş Bulaç:
Bu durumda sorumlu mevkideki insanların, kanaat önderleri ve İslam bilginlerinin ısrarla “İslam ile terör arasında hiçbir ilişki yoktur” demelerinden ve diyaloğu öne çıkarmalarından daha makul ne olabilir? Diyalog, çatışma zeminini engeller. İlişkiler tümüyle koparılırsa, savaş notaları verilmiş olur, bu da “İslam terörü” söylemi üzerinden askeri ve politik operasyonlar yürüten küresel güçlerin işine gelir. Papa bu küresel sürecin içinde yer almıştır, bu doğru. Ama mesela Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hayrettin Karaman Hoca gibi ne olup bittiğini çok iyi gören zatlar “yine diyalog” dediler ki, bu Müslümanların basiret ve ferasetlerinin dipdiri olduğunun göstergesidir.Bence de büyük bir komplonun önüne geçmenin en doğru yolu, “diyalog kapılarının açık tutulması”dır. Diyaloğun cevazını Papa vermiyordu ki, onun vazgeçmesiyle bu iş sona ersin. Diyaloğa inanan sayısız Hıristiyan var. Bundan sonra bu sürecin başını İslam çekecek, dünyanın hızla büyük bir felakete doğru gidişini büyük endişe ile gören erdemli insanları kendi şemsiyesi altında konuşmaya, müzakere etmeye ve yeni Hilfu’l-fudullar akdetmeye davet edecektir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 20, 2006 11:54 AM




İşte. Sn. Akyol'un bizim yapmamızı istediği özeleştiriyi Uluengin yapabiliyor. Dürüst olma vakti geldi.
Saygılarla,
Yazan: barış Tarih: September 20, 2006 12:32 PM
"İslam'ın terör ile arasında hiç bir ilişki yoktur"ya da "İslam bağnaz değildir" gibi başlıkları insanlara anlatmak yerine İslamın ne olduğunu anlatırlarsa,ne olmadığı zaten çıkar ortaya.Bu söylemler de İslam'ın anlaşılmadığının apaçık göstergesidir zaten.
Bir devlet kurumuna İslam'ı havale ettiğini sanıp sonra da biraz kafası çalışan insanların bu kurumu hiç kaale almayıp İslamı daha iyi anladıklarını düşündükleri insanların yanına toplanıp cemaatler kurduğunu ve bazı cemaat başkanlarının da bu insanları kuzu kuzu istediği yere çektiğini görenler bu cemaatleri engelleyemeyince şimdi nasıl oradan pay alacaklarının derdine düşmüş..
Müslümanlar kendini eleştirecekse bu bence bu dini adam gibi anlatamadıkları ve anlatsın diye kurdukları kurumların halini gördükleri halde (cemaatlerin ekmeğine yağ sürdüğü için o kurumun bu hali) gıkları çıkmadığı için eleştirmeliler kendilerini.
O kurum canım dinim,sevgili peygamberim diyerek insanlara din öğrettiğini zannediyorsa ya da çizgi filim yayınlayarak iş yaptım sanıyorsa (ki bunu böyle sandığına hiç ihtimal vermiyorum),yaptığı işi, para basma merkezine
dönen cemaat ve tarikatlardaki gençlerden ya da bilmem hangi gizli servisin maşası olan ve cihad yapıyorum sanan insanlarda göre bilir.
Tüm bunlar olurken cemaatler palazlandığı ve din tamda onların istediği gibi yürüdüğünü sandıkları için cemaatler dört köşedir herhalde!O güçlü cemaatlerin karşısına çıkıp iki laf edemeyenler,bu cemaatlerin varlık nedenini ya da İslam dininde ki yerini sorgulayamayanlar başka yerlerde boşuna oyalanır kanımca..
İnsanlara, para/pul almadan,cennet vaad etmeden,içine siyaseti sokmadan dinin kendi dertleri olduğunu,falanca filancanın kuyruğuna yapışınca kurtulmuş olmayacaklarını anlatma,onları soru soramayan,sorunca zinnar fasık olursun diye tırstır,falanca hocanın sohbetini dinleyince sevap kazanırsın diye eline şeker ver sonra adamın biri çıkıp o sorgulamayan beyinleri kullanınca kendimizi eleştirelimde..
Boş iş gibime geliyor..
Ya bu insanlar kendi sırtlarına dini sorumluluklarını alır,sormaya,araştırmaya,irdelemeye başlar ya da sanır ki kilise hristiyanları,falanca cemaatte İslamı temsil ediyor aralarında anlaşacaklar!!bir kurumun,cemaatin,devletin,kişinin islamı temsil edemeyeceğini anlamadı ise cemaat lideri vur der vurur,öldür der öldürür,sus der susar..Koyun yetiştirip,neden koyun gibi davranıyor diye sormak olsa olsa komedi olur..
Yazan: serkan Tarih: September 20, 2006 2:22 PM
Merhabalar,
Ali Bulaç’ın yazdıklarına bende katılıyorum. Fakat Uluengin’in yazdıklarına biraz takıldım. Uluengin, “Paris, Londra, Roma banliyölerinde genç kızlar zorla “hicâp”a büründürülmüyor mu?..” demiş. Ben böyle bir şey duymadım be yazara tamamen katılan Mustafa Bey’den bu konuda bir açıklama bekliyorum.
Fakat asıl takıldığım nokta bu değil. Bin Ladin, Zerkavi, Taliban vb. ile Müslüman dünya ilişkilendirilmiş ve “Gâvur yapıyor ama bizde de var kabahat” mealinde bir noktaya varılmış.
Buna şiddetle karşı çıkıyorum. Sebeplerini açıklamadan evvel İslam konusunda şahsi bir iki düşüncemi açmak istiyorum. Müslümanların ilk sahih kaynaklara dönerek ve akl-ı selim ile İslam literatürünü, tarih anlayışımızı, yaşam biçimimizi ve İslami ilimler metodolojisini yeniden ele almaları gerektiği kanaatindeyim.
Fakat buradaki motivasyonun “nasıl daha iyi Müslümanlar oluruz?” düşüncesi olması gerektiğini, Batı ile uzlaşmak, onlardan meşruiyet vizesi almak kaygıları ile yapılacak bir “silkinmeyi” Cenab-ı hakkın bereketlendirmeyeceği inancındayım. (Batı ile uzlaşma karşıtı değilim. Batı ötekimiz olsun demiyorum. Bizim ötekimiz “şeytan”dır. Ben “hareket noktası olarak uzlaşmadan” bahsediyorum.)
Şimdi neden Bin Ladin’den batıyı sorumlu tuttuğumu izah etmek istiyorum. Evvela bu hareket ile ilgili tüm bilgimiz Amerikan kaynaklarına dayanıyor. Yaptığı söylenen eylemler tek tek konuşulduğunda kimse bu işlerin arkasında “Derin Devletler”in olduğunu inkar etmez, tüm dünyada buna işaret eden kitap ve belgeseller yok satarken herkes totalde El-Kaide’nin dünyadaki tüm terör olaylarının müsebbibi olduğunda ittifak edebiliyor. Ayrıca soğuk savaş zamanındaki El-Kaide-Abd ilişkileri de unutulmuş durumda. El-Kaide eylemlerinin soğuk savaş sonrası hazırlanmış Amerikan-İsrail master planlarına fevkalade uygun olması da ayrı bir soru işareti? (Bkz. Fehmi Koru.) Şimdi hal böyleyken, Amerika basınıyla, papasıyla, ordusuyla kontrollü bir kışkırtma harekatı uygulanırken –doğru yanlış- gelen tepkilere bakıp “yahu biz de biraz özeleştiri yapalım” demenin en hafifinden saflık olduğunu düşünüyorum. (Nasıl daha makul ve işe yarar tepki verebiliriz diyen varsa amenna.)
Büyük Birader kendi Goldstein’ını yaratmışken ben “Nerde yanlış yaptım” diye dövünemem.
Yazan: Taner AYAZ Tarih: September 20, 2006 2:49 PM
Baris Bey,
Hosgeldiniz. Sanal biçimde de olsa sizi (ve fikirlerinizi) tanimaktan mutluluk duydum. Diger makalelerde yazdiginiz baris taraftari yorumlarinizi gönülden destekliyorum.
Sayin Blue da baska bir makalede yabanci sitelerdeki tirmanan islâm düsmanligini isaret etmis hakli olarak.
Google'in trendine baktigimizda da Islam ve terörizm kelimeleri arasindaki korelasyon çarpici:
http://google.com/trends?q=islam%2C+terrorism&ctab=0&geo=all&date=all
Zaman gazetesi yazarlarindan Mahçupyan'in deyimiyle Huntingtoncu müslümanlar da farkinda olmadan biz/siz kavgasina girerek yangina benzinle gidiyorlar.
ALLAH'tan Akyol, Bulaç, Chomsky ve Mahçupyan gibi insanlarin basini çektigi bir "diyalog" hareketi var. Tabi içindeki hristiyan ve yahudilerden ötürü Sayin Bekir L. Yildirim onlara "biz" diyemez ama ....:-))
Neyse Bekir Bey'i kizdirmaya gelmez, iki hafta önce bana bir kizdi, ANABRITANICA ansiklopedisini copy/paste yapti cevap olarak. "Dinozorlarin yok olusunda yahudi parmagi" adli baslik gerçekten ilginçti ;-))
Neyse, Türkiye'nin bu baris sürecinde oynayacagi önemli bir rol oldugu kanisindayim. Papanin tehlikeli laflarinin hemen arkasindan Abdullah Gül'ün "lütfen Türkiye seyahatinizi iptal etmeyin" mesajini sag egilimli Le Figaro gazetesi mansetten verdi :
http://www.lefigaro.fr/international/20060918.FIG000000077_le_souverain_pontife_reste_malgre_tout_bienvenu_en_turquie.html
Hz Muhammed'in dedigi gibi "kalem kiliçtan güçlüdür". Düsünmeye ve yazmaya devam...
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: September 20, 2006 2:54 PM
Sorunu hep yanlis tarafindan ele aliyoruz. Islam ulkelerinde yasanan bu ornekleri savunan yok (en azindan burada yok) mesele bunun Islam'in bir rüknü gibi sunulmasi Bati tarafindan.
Soru cok acik, mesela Neo-Con ideolojisinin ürettigi maddi manevi vahsetin boyutlari ortadayken (Irak; Ebu Garib; Kuba'daki cezaevi; tecavuzcu askerler; Bush'un Hacli seferleri aciklamasi; Avrupa'daki gizli iskencehaneler ve Amerika;da muteber (!) din adamlarinin Islam dusmani sozlerine en ust duzeyden sahip cikmalar)bunlarla Hiristiyanlik arasinda kimse bir bag kurmuyor (hakli olarak)
Lubnan ve Filistin'de Israil devletinin yaptigi akil almaz vahsetin ve cocuklari bile bombalamanin boyutlari televizyonlarda yayinlanirken ve Yahudi alimleri buna cevaz veren fetvalar yazdiklari halde bu vahset ile Yahudi dini arasinda bir baglanti kurulmuyor (gene hakli olarak)
Burda yasananlarin sorumlulugu bireylerin cikarlarina; dini kullanmaktaki aymazliklarina filan veriliyor (gene hakli olarak)
Ama sira Islam'a gelince olayin Islamiyetten kaynaklandigi aciklamasi yürürlüge giriveriyor.
Bu soru gayet hakli: Neden ilk ikisini Protestan terörü ve Yahudi terörü olarak adlandirmiyoruz; neden IRA'yi Katolik terörü kapsamina almiyoruz. Neden Protestanofasist veya Yahudofasist gibi kavramlari hiç duymadik?
Neden?
Yazan: onur atalay Tarih: September 20, 2006 2:55 PM
evet Ali bulaç ve uluengini kısmiyle haklı buluyorum.yalnız bazı durumları kavrayamıyorum.
bizler sürekli bu kışkırtmalara ve hakaretlere ''dialog'' diye fısıldayark mı cevap vereceğiz. peki bu şekilde nereye kadar devam edecek. ayrıca durum gittikçe aleyhimize döndürülüyor. sayın papa o meşhur sözlerinin ardından sarf ettiği 'üzgünüm' kelimesi tabiatiyle çoğu müslümanı tatmin etmemişti.tam bu sırada italyan gazeteleri Papa ' dialog' diyor diye manşet atmasınlar mı? müslümanlar bir anda dialog karşıtı şekliyle lanse edildi.
Bu çevirmelerin bu şekilde kalmayacağı bunun böyle ve hatta daha da artarak devam edeceği herkesce malum.
aslında bu durumların ortaya çıkması bizim dinimize sarılamayışımız tanıyıp yaşayamayışımız dan kaynaklanıyor.yani güçlü değiliz.eğer güçlü olsaydık olaylar bu şekilde cereyan etmezdi.
Kanuni sultan Süleyman Fransaya dans ettiğiniz için sizinle dialog kuralım derdi.
şuna katılıyorım ki aklı selim davranılması oyunlara alet olunmaması gerekir.ama dinime halkıma kişiliğime yapılan saldırılara karşı bu şekilde durmak ve sadece dialog kelimesini kullanmak bana çok güç geliyor.ben kalkıp intihar bombacısı olalım demiyorum.ama bizimde atağa geçmemiz hakkı aramamız gerekir.ne yapmamız gerekir noktasında bir şey demek istemiyorum ama şu anki duruşumuzun eksik olduğunu düşünüyorum..
saygılar...
Yazan: zencir Tarih: September 20, 2006 4:48 PM
"Kadınlar ve biz, zavallı vitaminsiz ruhlu gençler bu tereddinin örnekleriydik."(R. H. Karay)
Yakin bir dostun tavsiyesiyle girip okudugum forumunuza ilk yorumumu gonderiyorum:
Hicbir dusunce akimi, hicbir din yada ideoloji cikis noktasindan hedefine olan yolculugunda sapmaya&kaymaya basladiginda elde ettigi sonuclar bekledigi sonuclar olmayacaktir. Gunumuz dunyasinda ki hemen her alanda ki "YOZLASMA"nin etkileri din ve toplumlarda ve/ya topluluklarda tezahur edecektir.
Tarihi bir kenara koyarsak kisaca Bati Islami nasil taniyor bir kus bakisi bakalim:
Guncel Avrupa Islam dinini malesef musluman gocmen azinliklar ile taniyor:
- Banyoda kurban kesmeye kalkan turkler,
- Berlinde, pariste, munichte namus cinayetine kurban giden genc kizlar,
- Kara carsaflari ile dolasanlar,
- Uyusturucu trafiginin buyuk miktarini ustlenen Turkiye ve Afrika ulkeleri,
- Adi suc orani yuksek musluman azinlik,
- Her gayri muslim avrupa kadinini potansiyel fahise gorme egilimleri,
- Sosyal haklari ve kanunlardaki bosluklari iyi degerlendirip evde yatip ev/cocuk maasi alan musluman gocmenler,
ve daha bir cok ornek bunun cabasi:
Sonucta ortada kalinmislik, kimlik bunalimi, gelisememislik, integrasyon eksikligi, CEHALET uzerine eklenince inanin 11 Eylul yada Taliban gibi orneklere gitmeye gerek duyulmuyor.
Kimlik bunaliminin, ait olamama hissinin YOZLASMA'ya katalizor etkisi yaptigi musluman gocmenlerde, PAPA SADECE AIT OLDUGU VE CEVRESINDE KI HALKIN GORUSLERINI YANSITMAKLA YETINMISTIR. Islam algisinin batidaki gorunusu budur. Uzaklara gitmeye gerek yoktur.
Yozlasmanin cozumu; cikis noktasi fikrini anlayip hedef duzeltmektir. Orta yolda ki DIYALOG cabalari kanayan yarayi kapatmayacak belki ileride acilmak uzere bandaj etkisi yapacaktir.
Amac asikardir; ikinci dunya savasindan sonra yuksek buyume orani yakalayan Batili devletlerin durgunlasan ekonomileri akabinde Neo-milliyetcilik ve Neo-hristiyanlik duygularinin yayilmasi tesadufmudur? Elde edilmis ortak payda "Modern Avrupa Medeniyeti" ise; tum hristiyan avrupalilar biliyorki bu Kultur Mozaiginin sonucu degil, paralel kulturlerin yarattigi bir fenomendir. Papa'nin kasitli olarak Almanya'da dikte ettigi bu sozlerden sonra; " aaaa Papa'da abartti artik" diye nutuk atan modern bati dunyasinin icinden kis kis guldugunu gorebiliyorum, bilmem siz fark ettiniz mi?
Yazan: jeanluc Tarih: September 20, 2006 5:07 PM
Sn.Akyol iğneyi başkasına, çuvaldızı kendine batır
ma davranışı geleneklerimize uyuyor. Kendimizdeki
hata ve eksikleri araştıralım ve bunları hızla
değiştirelim. Yalnız İslamın nasıl algılandığı
meselesi birazda onun nasıl algılanmasına çalışıl
dığı meselesidir. İslam bir yanıyla dünya malına
aşırı tutkunları uyaran ve aslolan ahiret hayatı
dır diyen bir din. Bu tutum kapitalizmin işine
gelmiyor. Yine islam dini haksızlıklara karşı çık
mayı istiyor. Küresel sömürü üstadları bu karşı
çıkıştan rahatsız oluyor. İslam Allaha kul olmayı
istiyor, bu bilince ulaşan kişi artık başkasına
kul olmaktan uzaklaşıyor. Dik durmaya başlıyor,
küresel sömürü düzenine uyum sağlamakta zorlanıyor
Tekfirci, aşırı ve zorlamacı ''İslamcı'' tutum,
gerçek islamı geriletmek için bu çevrelerce kulla
nılıyor. Bu hatalı tutumları manşete çekmenin baş
ka ne manası olabilir. Bilhassa ülkemizde, yakla
şan Ramazan ayında da göreceğimiz gibi, Yardımla
şan, zorda olana, yolda kalana, okumaya gayreti
olana katkıda bulunan islam kardeşliğinden bahse
den manşetler ne zaman manşetlere çıkacak.
''Hikmetli bilgi,vehim ve şüphe,şek ve tereddüt
karanlığının kandilidir. Bu kandil hayvani/beşeri
duyguyla idrak edilemez.Çünkü hayvani makam, makam
ların en aşağısıdır.Onlar, en aşağı alemin dış yü
zünü imar etmek için yaratılmışlardır. Onların his
leri ve duygularına içinden çıkamayacakları bir
daire çizilmiştir.-O,aziz ve alim Allah'ın takdiridirKur'an-ı Kerim, Enam,6/96- Allah bizi
hapsinden, mühründen ve perde ardında kalanları
kendisiyle perdelediği korusun.Amin,ey alemlerin Rabbi!'' mesnevi 6. defter Mukaddimesinden alıntı
lanan bu paragraf Mevlana Celadettin'e ait.
Hikmetli bilgiye ulaşamayan, medeni olmayı dünyayı
imar etmekten ve onun zenginliği için her türlü
rezilliği göze almaktan ibaret zannedebilir.
İnsanın yaradılış gayesini idrakten yoksun olanlar
sömürü ve zulmü doymak bilmez nefislerinin aracı
yapabilirler. İslamdaki gerçek cihadın nefisle
olduğunu bilmeden cihadı karalamaya kalkabilirler.
Benim üzüntüm Papanın bunu idrakten yoksun olması.
Yada idrake rağmen Vatikanın Milyar-dolar örtülü
bütçesinin bu idraki köreltmesiş olmasıdır.
Haksızlıkla savaş, zulme başkaldırı İslamın olmaz
sa olmazlarındandır. Ve hak erlerinin gerçek ve
büyük Cihadın nefis terbiyesi olduğunu unutmadan
küresel azgınlığa karşı dik durmaları kaçınılmaz
dır. Nefsine esir olmamış her dinden müslimler
bu dik duruşa saygı duyacaktır.
Diyalog, iyiliği emr, kötülüğü men ancak diyalogla
mümkündür. Bu sakındırma aşırıya giden herkesi
kapsar. İslam dini kendisini orta yol, ılımlı olma
hilm üzre olma olarak tarif ediyor. Temizliği
kılık kıyafetin uyumlu olmasını istiyor. Ancak
kalbin nefsani duygulardan arınıp, temizlenmesini
en büyük hedef olarak görüyor.
Kehf 28/ Benliğini, sabah-akşam yüzünü isteyerek
Rablerine yalvaranlarla beraber tut. İğreti dünya
hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan
kaydırıp uzaklaştırma. Ve sakın kalbini Kurandan gafil koyduğumuz, boş arzularına uymuş kişiye boyun eğme. Böylesinin işi hep aşırılıktır.
Allah bizleri hikmetli bilgiyle desteklenen kulla
rından eylesin. Amin ey alemlerin Rabbi.
Saygılarımla. Levent.
Yazan: levent Tarih: September 20, 2006 7:29 PM
jeanluc haklısınız ve bir eklemede benden. Vekaleten kulaktan dolma islam bilgilerine sahip bu göçmelere,din eğitimi konusunda yardımcı olmak için diyanetin gönderdiği görevlilerin, bulunduğu ülkenin dilini bilmediğini de ekleyelim..ve ayrıca bu en küçük "tanıtım timi olan müslüman göçmenlerin"kendi aralarında müslüman din kardeşlerini bile "az müslüman" yada "çok müslüman"olarak böldüklerini ve hatta herhangi bir tarikat yada bölge camine devam etmiyorlarsa o kişilerin müslümanlığına sogulayıcı bakmanın ötesinde dışladıklarını da ekleyelim..
kendilerini yabancı hissettikleri bir çoğunluğun ortasında "ben" olabilmek ve bunu yani gavur olmadıklarını ispat etmek için, ellerinde ve içlerinde olana gereğinden çok sarılıyor ve bu tam bilmedikleri bağlayıcı halatın gücünü birbirlerini bağlamak için de kullanıyorlar.. sıkıca sarılıyorlar..kaybolmamak için..bilmiyorlar ki halata değil gönül bağına ve doğru bilgiye ihtiyaç var..Pekii bu dinin gerçek yüzünü halka kim gösterecek?magazinfoforever beyaz amcam mı,önce mesih sonra partici kişiler mi,yaa benim bir fikrim var bir ilgilenseniz diyen aklı fazla çalışan genci nerdeyse afaroz edecek eski diyanetçi mi?Kim?devlet desteklese bir grup"irtica"diye ayağa kalkar,deseteklemese durum açık yanlışlar doğru gibi görünüyor ve tarikatlar iş başında..
Papa kasımda Türkiyedeymiş..eh Cumhurbaşkanını din görevlisi sıfatı ile ziyaret etmeyecek herhalde..sanırım kendine verilen"Türkiye yeterince laik değil"raporu doğrultusunda bir iki kelam edip "laik olun diyecek"yada "bakın ben size dedim siz kılıç dini takipçilerisiniz doğru yola dönün"mü diyecek!
Yoksaaa dinler arası dialoğu geliştirmek ve pekiştirmek için Sn.Bardakoğlu'na"yanlış bilgilenmişim şu İslamın doğrusunu bi de siz anlatın" mı demeye geliyor?Herhalde olay yaratan sözlerini de geldiğinde sohbet sıcak geçsin diye havayı yumuşatmak adına yaptı!!!!!!kendisi bir pop sanatçısı olsaydı gelmeden rüzgarı geldi denebilirdi...
Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: September 21, 2006 12:14 AM
Hadi Uluengin'den yapılan alıntının bence çok önemi yok..
Çünkü İslam dünyasında ön plana çıkan Ladin,Zerkavi,Taliban gibi kötü örneklerin yanında;
Ali Bulaç'ın da dediği gibi F.Gülen,H.Karaman yada Yusuf Kardavi gibi barışçı din adamları da var ve bu olumlu din adamları İslam dünysının büyük bir kısmında var olan hoşgörüyü ve ötekiyle yaşama kültürünü seslendiriyorlar..
Ali Bulaç'ın şu tespiti bence çok isabetliydi:
...sorun Müslümanlara şiddet ve terörün empoze edilmesi, başka ifade biçimlerine başvurmalarının önüne geçilmesidir. “İslam şiddeti öngörüyor veya Müslümanlar terör yapıyor” dendiğinde, aslında “Ey Müslümanlar terör yapın” denmek isteniyor. Tıpkı Huntington’ın “Medeniyetler savaşı çıkacak” demesinin aslında “Medeniyetler savaşı çıksın” demek istemesi gibi.
Yazan: Salih Tarih: September 21, 2006 10:15 AM
Mustafa Bey yyine maksadını cok asmış cok
bir de maocu eskilerini İslamın problemleri asla ilgilendirmez
Mustafa Bey de bir müslüman olarak bu maocuyla aynı düşünüyor
Yazıda dile getirilen hususlar sadece ve sadece uygulamalar
Üstelik biz bunların farkındayız ve ne sekilde çözülecegini de çok iyi biliriz
ortada özeleştiri yapacak durum yok
dfaha doğrusu
iman edenler olarak var
ama İslam adına özeleştri yapmamız gerektiren durum yok
her zamanki gibi suclu biz tehdit biz saldırgan biz
savunma hakkımız asla yok
Iraktaki direnişçiler de terörist.
Mustafa Beye göre sanırım ıraklılar da İslamın özeleştiriye acık yönü
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: September 21, 2006 11:48 AM
papanin konusmasi kasitli ve provokatif idi."alintidir,kendi fikrim degildir" demesi, bir bahanedir,ardindan aciklamasinda "yanlis anlamaya müsait cümleydi" demesi papaninda,ne kadar papanin sözlerinin "kutsal" oldugununda hristiyanlik acisindan tartisilir:)
gelelim islam aleminin tepkilerine,bence tepki verilsin,ama bilimsel,zekice,onun sözlerine tarihi verilerle haksizligini vs. hatirlatilsin..kilise yakmak filan tartisilmaya dahi sunulmaz yanlislardir...cünkü papada zaten onu istedi;-)bence papadan özür dilemesini istemekte yanlis,adamin islama derin saygisi olsa zaten papami olurdu:) birakin gayrimüslim acikca islam hakkindaki fikrini söylesin,ama sizde ona öyle bir tepki verin ki,dinleyen müslüman ve müslüman olmayanlar "wooooow" ceksin;-)cünkü müslüman olmak demek,herseyin en güzelini yapabilmek demektir;-)özür beklemeyin,hatta tenezzül etmeyin,islama kin duymak onun zaten inancsizligindan dogan hakki;-)ama zekice haddini bildirmesini bilin;-)
birde tabiiki papa,bayerli bir papa,bayerliler hem yabanci hemde islamdüsmani bir alman toplulugudur,bayerliden papa oluncada,anca bu bekledirdi maalesef;-)
kilise yakanlari tasvip etmiyorum,ama suna ictenlikle inaniyorum,islam aleminin üzerinde islenen zulumler,hristiyan alemine 100 biri yapilsaydi,bu hristiyanlar sokakta gördükleri müslümanlari bogazlardi;-)sonucta islam alemine burnunu sokupta sürekli kiskirtmaktan öte kan dökende papanin zihniyetinin yetistirdigi hristiyan devlet adamlari,simdi bizde onlairn matigiyla hristiyanlik bakin ne kadar kan döküyo,ayni ortacagdaki gibi diyebiliriz?korkmayin deyin;-)ve "aman,daha atesle körüge gitmeyelim" demeyin,cünkü siz demedikce onlar azten diyecek;-)birazda sizler bilimsel olarak üstlerine gidin ki meydan bos kalmasin;-)
Yazan: metin Tarih: September 21, 2006 12:53 PM
Sayın Mustafa Bey'in ciddi anlamda Hadi Uluengin ve benzeri insanlardan örnek verip, onların görüşlerine katıldığını ifade etmesi, onların ciddiye alınmaz yazılarına bir nebze de olsun değer katıyor ki bunu kabullenmek mümkün değil.Sizin gibi değerli insanların böyle yazılar yazması doğrusu yakışık kalmıyor bence. Saygılarımla
Yazan: Media Warning Tarih: September 21, 2006 2:56 PM
bilmem nedendir avrupalılar bizi böyle görüyor bu halimizden hoşlanmıyor bunu değiştirmemizi istiyor şeklinde açıklamalar beni ziyadesiyle rahatsız ediyor.önceleri katılmıyordum ama şimdi daha iyi anlıyorumki çoğu erdemlerimizi avrupaya endekslemişiz.
ben burda ya da başka bi yerde böyle olmalıyız islam bunu gerektirir islama inanmayan kimsede en azından ahlak ve erdem bunu gerektirir şeklinde düşünmesi ve paylaşması gerekir.
bizim kimseye bişey anlatmak mecburiyetinde değiliz.eğer inandığımız şekliyle yaşamış olsa idik en büyük dialog bu olurdu.
kendimiz olmalıyız.bu söylem ve düşüncede kalmamalı artık uygulamalıyız.
saygılar...
Yazan: zencir Tarih: September 21, 2006 7:29 PM
Insecurity affraid of things you can not see- şimdi burdaki son kelime 'see ' ele alalım bu ingilizlerin sözünde bir kelime oyunu gizli sanki see hem 'görmek' hemde 'anlamak' için kullanılır bu dilde.Demekki bu toplumun filolojisinde görmek ve anlamak kendini güvende hissetmek demek.Peki Batı dediğimiz coğrafya kendini niçin hala güvensiz 'insecure' hissediyor?
Bunu açıklaması da var sanırım.İlk olarak Batı toplumunda özellikle Amerika ilinde halk ile yönetici elit arasında çook büyük bir eğitimsel uçurum var.(Yönetici kesim Sionist-evangelist halk sıradan sömürü toplumu)Bu nedenle anlamak anlamındaki see avam halktan çok uzaktır.Bunun içindir ki Utah salt lake city civarından bir mormon çiftçinin İslam ve diyolog çabasınına I see demesi oldukça uzak bir ihtimaldir.Nerdeyse rasgele süreçlerle flagellanın motorunun oluşması gibi...İkinci sebepte bizden kaynaklanan ezber,umursamama hali,karşıdakini tanımayı zulül yada tehlike gören yanımız.Onların görebilmesi için görünür bişey ortaya çıkarmamızın gerekliliği.Biz ne yapıyoruz?Bir çaba içersinde birini gördük mü hain, ajan ,kumpascı gibi damgalarla ucuz karalamalarla fişleyerek karşı tarafı tanımamayu sürdürüyoruz.Diyalog bir çeşit ittifaktır asla gönül bağı değil.Halbuki biz Türklerin bu hastalığı çok aşikar.Almanlarla I.Dünya harbinden kalan ittifak bugün hala Katılmadığımız kupalarda Almanları tutmaya onların kazanmasını istemeye kadar gidiyor.Halbuki o zaman alınan kara en hafif tanımıyla dangalaklıktı.
Batının bizi görmesi gerekli belki sonra anlayabilir.Fakat içlerindeki hissetikleri güvensizlik ne bilmediklerinden ne anlamadıklarından yada görmediklerinden de olmayabilir. Daha kötüsü tüm bunlar bir perde ve biz o perde ile ağa takılan balıklar olabiliriz.Batı'nın çok övündüğü ileri sanaii teknolojisi artık ömrünü tamamladı.Nano teknoloji ye geçiş onların planlamadıkları yada ön göremedikleri kadar hızlı olmakta düşünün 5 sene evvel 56k dial-up modemlerle bu yorumu içeren siteye bağlanmaya çalıştığınızı;tam bir işkence.Bu ön görememizlik onların insecure kıldı çünkü bugünkü teknolojilerini sürdürebilmek için Petrola hala amansızca ihtityaçları var.Eğer bu dönüşümü gerçekleştiremezlerse büyümekte olan Uzak doğu çok yakın bir gelecekte Süper güç konumuna elveda demesini gerektirebilir.(Çinliler durup dinlenmeden Amerikan tüketimini sülbanse ediyor kazandıkları para ile abd devlet tahlili alıyorlar)Dönüşüm için zaman kazanmaları gerekli, en az 10 senelik bir defransiyel perioda ihtiyaçları var.Bugün abdde benzin fiyatları 1 doları aştı bu ne demek anlayan vardır sanırım yorumcuların içinde 50 senedir ilk defa hemde.İç dinamikler için bir perde arkasından bugün ve ilersi için (Bor etc) Dünya kaynaklarını elinde bulunduran İslam dünyasına saldırmak için bu din altyapılı demokrasiperdesine sığınıyorlar(acizler farkında da değiller) Herhalde geçmişin adi Haçlıları için Genocide özürü dileyeceklerine utanmadan sıkılmadan bizim Ermeni ihaneti sebebiyle yaptığımız teciri katliam yaparak suçluyor Cezayirdeki 2.5 milyon müslüman katlini es geçiyor.Bugün Filistin deki insanlık ayıbına arka çıkıyor, Irakta kardeşi kardeşe katlettiriyorlar.vs.Anlaşılan verimli hilale yerleşmek nihayi amaç,monopol oyununda olduğu gibi adım adım (göstere göstere) bölgeye yerleşilmek kaynakları sömürülmek insanları mümkünse asimile edilmek değilse hazmedilmek isteniyor.Sonra bizde burda masalarda klavyelerimizi çıtlatarak cahil bir haçlı sempatizanı papazın ne algıladığını sorguluyoruz.Bundan önceki Papa II.Jean Paul'un mekanı cennet olsun keşke bu önemli yere layık birini atama hakkı olsaydı...ama böylede tarih yazılmıyor maalesef.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: September 21, 2006 9:21 PM
Bu "özeleştiri" konusunda aslında epey şey yazdım. Özeleştirinin sadece yenikken ya da başımıza bir felaket geldiği zaman değil, ömrümüzün her anında yapmamız gereken bir islamî ödev olduğunu, özeleştiriyi bizim yapmamızı, bizim istediğimiz için yapmamızı, içten yapmamızı ve buna şiddetle ihtiyacımız olduğunu da söyledim.
Meselenin başlangıç noktasını ıskalarsak varacağımız sonuçlar istediğimiz hedefler olmayacaktır. Bu şekilde bir sebepsiz ve adeta bir kesit alınarak yapılacak bir özeleştiri değerlendirmesi kuyruğunu yakalamaya çalışan kediye çevirecek bizleri; esasen şu anda yapılan da bundan farklı değil.
Mustafa Bey, Hadi Uluengin'den alıntı yapmış. Şimdi elbette söyleyene değil söze bakmak lazım da bunları söylemek Hadi Uluengin denen, birçok yazısında İslam'a bindiren, eski maocu yeni nasyonal sosyalist (bazen de liberal solcu, dönem dönem yerine göre değişir, bu modeller böyle) bir köşe yazarına düştüyse ve biz bunun ciddiye alacaksak vay bizim halimize..
Hadi Uluengin 11 Eylül ve Laden arasında hemen bağı kurmuş. Ben buna hoop derim bakalım ne oluyor? Bu kadar basit mi? 11 Eylül saldırılarının kimin yaptığı ile ilgili ABD halkında bile onca şüphe varken bu kesin hüküm niye derim. (Yeri gelmişken Bekir Bey'in sitesinde bir dizi yazı olarak yazdığı 11 eylül değerlendirmesi var. Okumanızı öneririm.) Zerkavi ve Irak demiş suçu müslümanlara atmış; yapılanlar çok yanlış amenna da ben yine hoop derim, bunun sebebi nedir? ABD Irak'ta ne arıyor? Bu çatışmaların sebebi ve yaratacağı bloglaşma kimin işine yarıyor sorusunu neden sormuyoruz derim. Diğer maddelerin hemen tamamının tepkisel eylemler olduğunu aynısının hatta daha fazlasının (200 yıllır sömürü ve işgalin) başka herhangi bir medeniyetin başına gelmesi durumunda da olacağını söyler sorunun çözümü için bu sebeplerin kurutulmasının gerkliliğinden bahederim.
Ama maalesef bunlara hiç girilmeden abalıya vurulup duruyor. Bu tür bir analiz sosyoloji bilmi bakımından da tutarsız ve sığ bir analizdir.
Ali Bulaç ise müslüman bir entellektüeldir. Yani "içten"dir. Ve birçok yazısında konuyu işlerken, sebeplerini, geçirdiği süreçleri ve yapmamız gerekenleri bir bütün olarak değerlendirir ve çözümler önerir. Bulaç'ın yukarıdaki sözleri de dahil bu konuda da söylediği her söze katılıyorum.
İ.Karagül bugünkü yazısında AB Yüksek temsilcisi Javier Solana'nın "Müslümanlarla dünyanın geri kalanı arasındaki uçurumun derinleştiği" şeklindeki sözlerini değerlendirmiş.
'Derin uçurum'un mimarları siz değil misiniz?
AB Yüksek temsilcisi Javier Solana, karikatür krizi ve Papa 16'ncı Benedict'in sözlerine atıfta bulunarak; 'Bir sorunumuz var. Uçurum derinleşiyor, bunu son günlerde görüyoruz. Uçurum sandığımızdan daha derin. Bizim için bir saldırı kaynağı olmayan, ancak dünyada milyonlarca insan için böyle algılanabilecek sözleri, ifadeleri kullanma biçimimiz konusunda sakınımlı olmalıyız' dedi ve Müslümanlarla dünyanın geri kalanı arasındaki uçurumun derinleştiğini söyledi. İyi niyetli cümleler ancak son derece yanlış bir tespit içeriyor.
Müslümanların dünyanın geri kalanı ile bir sorunu yok. Batı'nın Müslümanlarla sorunu var. Şimdi kalkıp bunu; Müslümanların kendileri dışında her topluma, kültüre, medeniyete düşman olduğu şekliyle sunmak, onları küresel tehdit, düşman ilan etmekle aynı ölçüde sorumsuzca.
Soğuk Savaş döneminde böyle bir sorun var mıydı? Batı-İslam ilişkileri tehdit üzerine mi kuruluydu? Hatta o zaman Batı'nın İslam'la ilişkileri yer yer “ittifak” ilişkisi içinde değil miydi? Batı, Sovyetler'e karşı kimlerle ittifak yaptı? Ki bunun, Müslümanlar için ne derece zararlı sonuçlar doğurduğu ortada. Afganistan'da “Rambo”lar kimlerle birlikte kime karşı savaşıyordu? Afgan direnişçileri Batı'nın özgürlük sembolü değil miydi?
Soğuk Savaş bittikten sonra değişen neydi? Bir zamanlar özgürlük sembolü olanlar neden birkaç yıl içinde yeryüzünün en gerici insanları, teröristler ve azılı düşmanlar oluverdiler? “Uluslararası terörizm, İslam tehdidi, radikal İslam” gibi kavramları kimler üretip pazarladı? “İslamcı terörizm”e karşı küresel ölçekte operasyonları kim başlattı?
“Medeniyetler çatışması” tezini kim hazırladı? Bu bir öngörü değil proje değil miydi? Neden böyle bir projeye ihtiyaç duyuldu? Bununla da kalmayıp “Medeniyet içi çatışma” tezini kim ileri sürdü? “İslam kendi içinde çatışacak” tezini doğrularcasına, yeniden sömürge harekatı başlattıkları İslam coğrafyasında kitleleri etnik ve mezhep eksenli çatıştırma stratejisini kim hazırladı? 1990'dan bu yana, özellikle de 11 Eylül'den sonra, Batı'nın 21. yüzyıla dönük politikaları, güvenlik stratejileri neden hep “medeniyetler çatışması” ekseninde hazırlandı?
Dünyayı “İslamcı faşistler”le savaşa çağıran, “Haçlı ittifakı”ndan söz eden, dini olarak bunu reddetse de siyasi sonuçları itibariyle bir nevi Haçlı savaşı yürüten, “Hristiyan Birliği” çağrıları yapan Batı değil mi?
Ordularıyla bu toprakları istila eden, kaynaklarını talan eden, akılalmadık işkence ve katliamlara imza atan, bütün bunları dini-kültürel bir motivasyonla yapan, esir kampları ve işkence merkezleri kuran onlar değil mi? Bütün bunlar Müslümanların kendi topraklarında olmuyor mu?
Onlarla ortaklık eden baskıcı rejimler, fakirlik, geri kalmışlıkla mücadele eden Müslümanlar özgürlüklerinden, tarihlerinden, kimliklerinden ve onurlarından başka ne istiyor? Ülkelerini istila eden, kaynaklarını sömüren, kimliklerine saygısızlık yapanların topraklarından gitmesinden başka ne istiyor?
Hal böyle iken, Batı kendine yeni bir düşman belirlemişken, bu düşman tezi üzerinden yeryüzünün önemli bir bölümünü ele geçirmeye ve yağmalamaya çalışırken, bu yolda bütün gayri insani ve gayri ahlaki yöntemleri denerken, ürettiği kavramlarla kitleleri zehirlerken, Vatikan ve Avrupa ülkeleri bu ganimet paylamışında ABD'nin yanında saf tutarken, dünyanın sürüklendiği kaosun sorumlularını gizlemeye çalışmak son derece ahlaksızca. Müslümanların, kendilerine yönelen yeni sömürge harekatına, Haçlı dalgasına karşı olmaktan başka ne günahı var? Ne yapsaydılar, önlerinden diz mi çökseydiler? Batı'nın bu müdahalesi dışında Müslümanların yeryüzünün diğer kültür ve medeniyetleriyle bir sorunu yok.
Dünyayı ayrıştıran, kamplara bölen, çatışmacı tezleri besleyen, bu yolda “İslam düşmanlığı” tezine sarılan Batı, kendi kötülüklerini Müslümanların üzerine yıkarak dünyanın geri kalanlarını da aynı düşmana karşı ortak cepheye çağırıyor. “Müslümanlarla dünyanın geri kalanı arasındaki uçurum derinleşti” derken bütün suçu Müslümanlara yüklemek, hepimize kör ve aptal muamelesi yapmaktan başka bir şey değil.
------------
Karagül'ün de yazdığı gibi bu sürecin en büyük müsebbibi Batıdır. Topyekün Batı demiyorum, yönetme makamında olan egemenlerden ve sermaye sahiplerinden bahsediyorum. Bu batı düşmanlığı değil bir durum tespitidir. Şu anda İslam coğrafyasında aslında İslam ile hiç alakalı olmayan birtakım eylemleri oluyorsa ya da diğer coğrafyalarda İslam adına birtakım eylemler yapılıyorsa bunların en önemli sebebi kendisine yapılanlar nedeniyle adeta çileden çıkmış insanların tepkilridir. Bu "en önemnli sebep" görmezden gelinerek bu sorun çözülmez.
Aslında olanlar bir din savaşı falan değil. Batı zaten Hristiyanlık mirasını çoktan çıkartıp attı. Yapılanlar tamamen emperyal bir yağma hesabıdır. Bir kaynak paylaşımıdır. Bu hesaplar islam coğrafyasında olduğu için ve İslam bu coğrafyada yaşayan insanlara en büyük direnç kaynağı olduğu için tukaka hale getirilip ötekileştirilmeye çalışılıyor. Nuray Mert dünkü yazısında bu konuda şunları yazmış:
"Sovyetler'in çöküşünü izleyen dönemde, dünya, muazzam bir yeniden paylaşım, daha doğrusu yeniden talan mücadelesine sahne oldu. Bu mücadelenin, kitleler nezninde pazarlanması yeni bir 'dost/düşman' tanımı gerektiriyordu. Neydi Soğuk Savaş döneminin iktidar mücadelelerinin bahanesi, uluslararası müdahaleler, didişmeler neyle meşrulaştırılıyordu? 'Komünizme karşı mücadele', 'totaliter ideolojilere karşı özgürlük savaşı' olarak değil mi? 'Dünyanın şu bölgesinin kaynaklarını biz sömürmek istiyoruz, Sovyetler'e bırakmak istemiyoruz, bizim nüfuz bölgemiz olsun istiyoruz' diye yola çıkılabilir miydi? Bu, kamuoylarına nasıl anlatılırdı?Anlatılamayacağı için, 'Özgürlük savaşı' dendi ve yola devam edildi. Şimdi aynı şey, medeniyetler üzerinden yapılmaya çalışılıyor. Afganistan'a müdahale, Irak işgali nasıl pazarlandı? Bin Ladin'i yakalamak, kitle imha silahları bahaneleri üç günde fos çıktı, ama ardından, 'Zaten asıl önemli olan özgür dünyayı savunmak' denmedi mi?
Bunların Papa'nın söyledikleriyle ne alakası mı var? Çok alakası var. Nereden çıktı sizce Bizans İmparatoru'nun İslam hakkındaki sözlerini alıntılamak? Sizce bu sıradan bir gaf, tesadüf olabilir mi? Olabilir diyorsanız, ben rahatınızı bozmayayım, size iyi uykular, tatlı rüyalar! Papa, 'medeniyetler çatışması' fikrini canlı tutacak bir çıkış yapmış değil mi? Bu fikri, tezi, projeyi canlı tutmanın amacı, her iki dünyayı, yani Batı ve Müslüman dünyayı karşılıklı olarak bu fikrin etrafında yoğunlaştırmak. İster çatışmacı, ister uzlaşmacı cephede yer alın, dünyada olanların başka bir şey değil de, medeniyetlerin savaşı olduğuna inandığınız sürece, bu perdenin arkasına gizlenen iktidar mücadeleleri kolayca yol alacaklar.
Dünyanın içinde bulunduğu hal ve özellikle Müslüman nüfuslu bölgelerde yaratılan kan gölü karşısında, insan vicdanını susturmak için gerekçe lazım. Üstelik, bu belli ki daha başlangıç, şimdi gündemde İran ve daha kimbilir neler var. İnsanlığı, işin içine inanç katıp bu rezalete razı etmek, bu mücadelenin bir parçası. Bakın, ne zaman Batı kamuoyunda savaş karşıtı, ABD politikaları aleyhinde bir yükselme olsa, dikkatler medeniyetler meselesine çekiliyor. Karikatür krizi de bunlardan biriydi.
Bush'un Irak'ta ve tüm dünyada 'İslamo-faşistlerle' mücadele ediyoruz demesiyle, Papa'nın söyledikleri arasında sizce anlamlı bir bağ yok mu? ABD politikaları ile Papa arasında hızlı bir bağ mı kuruyoruz? Bir kere, mesele tek başına ABD değil, ABD öncülüğündeki emperyal saldırı. Aralarındaki bazı ayrışmalara karşın, Batı'nın zengin ülkelerinin aynı cephede hizalaşması giderek daha belirginleşiyor. Soğuk Savaş döneminde, kapitalist dünya egemenliği için Papalığın ne role soyunduğunu bir kez daha hatırlayın, bugünkü tablo biraz daha netleşmiş olur. Bırakalım olaylara balık hafızası ile bakmayı, alık yerine konmayı."
-------------
Asıl mesele budur. Bu büyük resim görülmeden çözüm üretmek mümkün değil. Bu bir teşhistir; teşhis olmadan tedavi mümkün mü?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 22, 2006 8:12 AM
Bu "özeleştiri" konusunda aslında epey şey yazdım. Özeleştirinin sadece yenikken ya da başımıza bir felaket geldiği zaman değil, ömrümüzün her anında yapmamız gereken bir islamî ödev olduğunu, özeleştiriyi bizim yapmamızı, bizim istediğimiz için yapmamızı, içten yapmamızı ve buna şiddetle ihtiyacımız olduğunu da söyledim.
Meselenin başlangıç noktasını ıskalarsak varacağımız sonuçlar istediğimiz hedefler olmayacaktır. Bu şekilde bir sebepsiz ve adeta bir kesit alınarak yapılacak bir özeleştiri değerlendirmesi kuyruğunu yakalamaya çalışan kediye çevirecek bizleri; esasen şu anda yapılan da bundan farklı değil.
Mustafa Bey, Hadi Uluengin'den alıntı yapmış. Şimdi elbette söyleyene değil söze bakmak lazım da bunları söylemek Hadi Uluengin adlı, birçok yazısında İslam'a bindiren, eski maocu yeni nasyonal sosyalist (bazen de liberal solcu, dönem dönem yerine göre değişir, bu modeller böyle) bir köşe yazarına düştüyse ve biz bunun ciddiye alacaksak vay bizim halimize..
Hadi Uluengin 11 Eylül ve Laden arasında hemen bağı kurmuş. Ben buna hoop derim bakalım ne oluyor? Bu kadar basit mi? 11 Eylül saldırılarının kimin yaptığı ile ilgili ABD halkında bile onca şüphe varken bu kesin hüküm niye derim. (Yeri gelmişken Bekir Bey'in sitesinde bir dizi yazı olarak yazdığı 11 eylül değerlendirmesi var. Okumanızı öneririm.) Zerkavi ve Irak demiş suçu müslümanlara atmış; yapılanlar çok yanlış amenna da ben yine hoop derim, bunun sebebi nedir? ABD Irak'ta ne arıyor? Bu çatışmaların sebebi ve yaratacağı bloglaşma kimin işine yarıyor sorusunu neden sormuyoruz derim. Diğer maddelerin hemen tamamının tepkisel eylemler olduğunu aynısının hatta daha fazlasının (200 yıllır sömürü ve işgalin) başka herhangi bir medeniyetin başına gelmesi durumunda da olacağını söyler sorunun çözümü için bu sebeplerin kurutulmasının gerkliliğinden bahederim.
Ama maalesef bunlara hiç girilmeden abalıya vurulup duruyor. Bu tür bir analiz sosyoloji bilmi bakımından da tutarsız ve sığ bir analizdir.
Ali Bulaç ise müslüman bir entellektüeldir. Yani "içten"dir. Ve birçok yazısında konuyu işlerken, sebeplerini, geçirdiği süreçleri ve yapmamız gerekenleri bir bütün olarak değerlendirir ve çözümler önerir. Bulaç'ın yukarıdaki sözleri de dahil bu konuda da söylediği her söze katılıyorum.
İ.Karagül bugünkü yazısında AB Yüksek temsilcisi Javier Solana'nın "Müslümanlarla dünyanın geri kalanı arasındaki uçurumun derinleştiği" şeklindeki sözlerini değerlendirmiş.
'Derin uçurum'un mimarları siz değil misiniz?
AB Yüksek temsilcisi Javier Solana, karikatür krizi ve Papa 16'ncı Benedict'in sözlerine atıfta bulunarak; 'Bir sorunumuz var. Uçurum derinleşiyor, bunu son günlerde görüyoruz. Uçurum sandığımızdan daha derin. Bizim için bir saldırı kaynağı olmayan, ancak dünyada milyonlarca insan için böyle algılanabilecek sözleri, ifadeleri kullanma biçimimiz konusunda sakınımlı olmalıyız' dedi ve Müslümanlarla dünyanın geri kalanı arasındaki uçurumun derinleştiğini söyledi. İyi niyetli cümleler ancak son derece yanlış bir tespit içeriyor. Müslümanların dünyanın geri kalanı ile bir sorunu yok. Batı'nın Müslümanlarla sorunu var. Şimdi kalkıp bunu; Müslümanların kendileri dışında her topluma, kültüre, medeniyete düşman olduğu şekliyle sunmak, onları küresel tehdit, düşman ilan etmekle aynı ölçüde sorumsuzca.
Soğuk Savaş döneminde böyle bir sorun var mıydı? Batı-İslam ilişkileri tehdit üzerine mi kuruluydu? Hatta o zaman Batı'nın İslam'la ilişkileri yer yer "ittifak" ilişkisi içinde değil miydi? Batı, Sovyetler'e karşı kimlerle ittifak yaptı? Ki bunun, Müslümanlar için ne derece zararlı sonuçlar doğurduğu ortada. Afganistan'da "Rambo"lar kimlerle birlikte kime karşı savaşıyordu? Afgan direnişçileri Batı'nın özgürlük sembolü değil miydi?
Soğuk Savaş bittikten sonra değişen neydi? Bir zamanlar özgürlük sembolü olanlar neden birkaç yıl içinde yeryüzünün en gerici insanları, teröristler ve azılı düşmanlar oluverdiler? "Uluslararası terörizm, İslam tehdidi, radikal İslam" gibi kavramları kimler üretip pazarladı? "İslamcı terörizm"e karşı küresel ölçekte operasyonları kim başlattı?
"Medeniyetler çatışması" tezini kim hazırladı? Bu bir öngörü değil proje değil miydi? Neden böyle bir projeye ihtiyaç duyuldu? Bununla da kalmayıp "Medeniyet içi çatışma" tezini kim ileri sürdü? "İslam kendi içinde çatışacak" tezini doğrularcasına, yeniden sömürge harekatı başlattıkları İslam coğrafyasında kitleleri etnik ve mezhep eksenli çatıştırma stratejisini kim hazırladı? 1990'dan bu yana, özellikle de 11 Eylül'den sonra, Batı'nın 21. yüzyıla dönük politikaları, güvenlik stratejileri neden hep "medeniyetler çatışması" ekseninde hazırlandı?
Dünyayı "İslamcı faşistler"le savaşa çağıran, "Haçlı ittifakı"ndan söz eden, dini olarak bunu reddetse de siyasi sonuçları itibariyle bir nevi Haçlı savaşı yürüten, "Hristiyan Birliği" çağrıları yapan Batı değil mi?
Ordularıyla bu toprakları istila eden, kaynaklarını talan eden, akılalmadık işkence ve katliamlara imza atan, bütün bunları dini-kültürel bir motivasyonla yapan, esir kampları ve işkence merkezleri kuran onlar değil mi? Bütün bunlar Müslümanların kendi topraklarında olmuyor mu?
Onlarla ortaklık eden baskıcı rejimler, fakirlik, geri kalmışlıkla mücadele eden Müslümanlar özgürlüklerinden, tarihlerinden, kimliklerinden ve onurlarından başka ne istiyor? Ülkelerini istila eden, kaynaklarını sömüren, kimliklerine saygısızlık yapanların topraklarından gitmesinden başka ne istiyor?
Hal böyle iken, Batı kendine yeni bir düşman belirlemişken, bu düşman tezi üzerinden yeryüzünün önemli bir bölümünü ele geçirmeye ve yağmalamaya çalışırken, bu yolda bütün gayri insani ve gayri ahlaki yöntemleri denerken, ürettiği kavramlarla kitleleri zehirlerken, Vatikan ve Avrupa ülkeleri bu ganimet paylamışında ABD'nin yanında saf tutarken, dünyanın sürüklendiği kaosun sorumlularını gizlemeye çalışmak son derece ahlaksızca. Müslümanların, kendilerine yönelen yeni sömürge harekatına, Haçlı dalgasına karşı olmaktan başka ne günahı var? Ne yapsaydılar, önlerinden diz mi çökseydiler? Batı'nın bu müdahalesi dışında Müslümanların yeryüzünün diğer kültür ve medeniyetleriyle bir sorunu yok.
Dünyayı ayrıştıran, kamplara bölen, çatışmacı tezleri besleyen, bu yolda "İslam düşmanlığı" tezine sarılan Batı, kendi kötülüklerini Müslümanların üzerine yıkarak dünyanın geri kalanlarını da aynı düşmana karşı ortak cepheye çağırıyor. "Müslümanlarla dünyanın geri kalanı arasındaki uçurum derinleşti" derken bütün suçu Müslümanlara yüklemek, hepimize kör ve aptal muamelesi yapmaktan başka bir şey değil.
------------
Karagül'ün de yazdığı gibi bu sürecin en büyük müsebbibi Batıdır. Topyekün Batı demiyorum, yönetme makamında olan egemenlerden ve sermaye sahiplerinden bahsediyorum. Bu batı düşmanlığı değil bir durum tespitidir. Şu anda İslam coğrafyasında aslında İslam ile hiç alakalı olmayan birtakım eylemleri oluyorsa ya da diğer coğrafyalarda İslam adına birtakım eylemler yapılıyorsa bunların en önemli sebebi kendisine yapılanlar nedeniyle adeta çileden çıkmış insanların tepkilridir. Bu "en önemnli sebep" görmezden gelinerek bu sorun çözülmez.
Aslında olanlar bir din savaşı falan değil. Batı zaten Hristiyanlık mirasını çoktan çıkartıp attı. Yapılanlar tamamen emperyal bir yağma hesabıdır. Bir kaynak paylaşımıdır. Bu hesaplar islam coğrafyasında olduğu için ve İslam bu coğrafyada yaşayan insanlara en büyük direnç kaynağı olduğu için tukaka hale getirilip ötekileştirilmeye çalışılıyor. Nuray Mert dünkü yazısında bu konuda şunları yazmış:
"Sovyetler'in çöküşünü izleyen dönemde, dünya, muazzam bir yeniden paylaşım, daha doğrusu yeniden talan mücadelesine sahne oldu. Bu mücadelenin, kitleler nezninde pazarlanması yeni bir 'dost/düşman' tanımı gerektiriyordu. Neydi Soğuk Savaş döneminin iktidar mücadelelerinin bahanesi, uluslararası müdahaleler, didişmeler neyle meşrulaştırılıyordu? 'Komünizme karşı mücadele', 'totaliter ideolojilere karşı özgürlük savaşı' olarak değil mi? 'Dünyanın şu bölgesinin kaynaklarını biz sömürmek istiyoruz, Sovyetler'e bırakmak istemiyoruz, bizim nüfuz bölgemiz olsun istiyoruz' diye yola çıkılabilir miydi? Bu, kamuoylarına nasıl anlatılırdı?Anlatılamayacağı için, 'Özgürlük savaşı' dendi ve yola devam edildi. Şimdi aynı şey, medeniyetler üzerinden yapılmaya çalışılıyor. Afganistan'a müdahale, Irak işgali nasıl pazarlandı? Bin Ladin'i yakalamak, kitle imha silahları bahaneleri üç günde fos çıktı, ama ardından, 'Zaten asıl önemli olan özgür dünyayı savunmak' denmedi mi?
Bunların Papa'nın söyledikleriyle ne alakası mı var? Çok alakası var. Nereden çıktı sizce Bizans İmparatoru'nun İslam hakkındaki sözlerini alıntılamak? Sizce bu sıradan bir gaf, tesadüf olabilir mi? Olabilir diyorsanız, ben rahatınızı bozmayayım, size iyi uykular, tatlı rüyalar! Papa, 'medeniyetler çatışması' fikrini canlı tutacak bir çıkış yapmış değil mi? Bu fikri, tezi, projeyi canlı tutmanın amacı, her iki dünyayı, yani Batı ve Müslüman dünyayı karşılıklı olarak bu fikrin etrafında yoğunlaştırmak. İster çatışmacı, ister uzlaşmacı cephede yer alın, dünyada olanların başka bir şey değil de, medeniyetlerin savaşı olduğuna inandığınız sürece, bu perdenin arkasına gizlenen iktidar mücadeleleri kolayca yol alacaklar.
Dünyanın içinde bulunduğu hal ve özellikle Müslüman nüfuslu bölgelerde yaratılan kan gölü karşısında, insan vicdanını susturmak için gerekçe lazım. Üstelik, bu belli ki daha başlangıç, şimdi gündemde İran ve daha kimbilir neler var. İnsanlığı, işin içine inanç katıp bu rezalete razı etmek, bu mücadelenin bir parçası. Bakın, ne zaman Batı kamuoyunda savaş karşıtı, ABD politikaları aleyhinde bir yükselme olsa, dikkatler medeniyetler meselesine çekiliyor. Karikatür krizi de bunlardan biriydi.
Bush'un Irak'ta ve tüm dünyada 'İslamo-faşistlerle' mücadele ediyoruz demesiyle, Papa'nın söyledikleri arasında sizce anlamlı bir bağ yok mu? ABD politikaları ile Papa arasında hızlı bir bağ mı kuruyoruz? Bir kere, mesele tek başına ABD değil, ABD öncülüğündeki emperyal saldırı. Aralarındaki bazı ayrışmalara karşın, Batı'nın zengin ülkelerinin aynı cephede hizalaşması giderek daha belirginleşiyor. Soğuk Savaş döneminde, kapitalist dünya egemenliği için Papalığın ne role soyunduğunu bir kez daha hatırlayın, bugünkü tablo biraz daha netleşmiş olur. Bırakalım olaylara balık hafızası ile bakmayı, alık yerine konmayı."
-------------
Asıl mesele budur. Bu büyük resim görülmeden çözüm üretmek mümkün değil. Bu bir teşhistir; teşhis olmadan tedavi mümkün mü?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 22, 2006 3:28 PM
Bu yazının konusu aslında Papa olmalı değil miydi?
Burda Papa'nın, Vatikan gibi bir makama yakışır ifadeler kullanması, en azından dialog halinde bulunduğu dinin emirleri ve yasakları hakkında fikir sahibi olması gerekirdi.
Hadi Uluengin'in tesbitlerininde yerinde olmadığını düşünüyorum.Tafsilata girmiyorum ama 11 eylül gibi şüphelerle dolu bir olayı müslümanlara mal etmek hoş bir durum değil açıkçası.
Batı'da İslam'a karşı bu tavırların sebebi elbette biziz. Yanlış İslam anlayışımızdan, yanlış uygulamalarımızda, aşırılığımızdan, Osmanlı olamayışımızdan...
Ama Öz eleştirinin yeri başka bir yazı olmalıydı diye düşünüyorum. Papa'nın cahilliğiyle yaptığı hatanın bizim öz eleştirimizle gizlenmeye çalışılması bizi(Müslümanları) üzüyor..
Saygılarla..
Yazan: Demir Tarih: September 22, 2006 7:28 PM
bir çok yoruma kısmen katılıyorum ama bana kalırsa islam için en büyük sorun kendi içsel engelleri ve benim gözümde fettullah güleninki olmak üzere domates yetiştirir gibi insan (müslüman) yetiştiren cemaat ve tarikatlardır.
Yazan: simu Tarih: September 22, 2006 11:51 PM
Bu mevzuda soylenebilecek hemen herseyi esasen soyledigimiz ve bazil dostlarimizin da kulaklarini tikamada israr etmeleri uzerine sessiz kalmakti niyetim mukun mertebe. Fikirlerine deger verdigim Musdtafa Bey tarafindan dahi savundugumuz fikirlerie "fari hearing" verilmedigi intibai uzerine biraz kendini sorguma, ya da "ozelestri": yapmaya calistim. Acaba bizmi onlari anlamiyorduk? Nertdi bu iletisim kopuklugunun nedeni/ Kendi adima bunu gidermek icin bazi tesebbuslerim de oldyu Allah biliyor.
Nryse, biraz once BBC'de Nobal Baris odulu kazaman bes kisinin tartismaci olrak katildigi bi r terorizm programi vardi. Umid ederim Mustafa Bey seyretmistir; muhtemelen tekrar yayinlanacaktir; ya da BBc'nin web sayfasindan ulsilabilir saniyorum.
Ne gordum biliyormusunuz bu programda? Bes Nobel odullu hicbiru de Musluman olmayan bu zatin besi de asag yukari benim burada vurgu yaptigim temel noktalarui tekrarladilar; tabii ki benimkinden ve Hugio Chavez;inknden cok daha "ilimli" uslup ile. "diger gorsu " temsil eden tek kisi panel'in moderatoru Zainab Badawi idi.
Badqwi penelistlere "siz terorun kok sebepler dediginizde, ya da "neden" dediginizde teroru hakli gostermis oluyorsunuz, ona mazeret uretiyorsunuz" dedi. Buna butun panelistler (Dalai Lama (nepal), Jody Willams (ABD), Dogu Timor'lu rahip, sonra devlet baskani, ve en hararetle de Desmund Tutu (G. Afrika'li baspiskopos) karsi cikri, yani hepsi Hiristiyan olan bu grup "HAYIR TERORUN NEDENINI SORGUMAK, ONA MAZARET URETME DEMEK DEGILDIR" dediler.
Diger deikleri sunlar idi:
1. Terorist dedigimiz cocuklar, iontihar bombacilarinin bunu neden yaptiklarini, onlari buna iten sebepleri sorulamayi icermeyen bir tahlil nesnel olmaz.
2. "teror" derken sadece belirli bireysel, veya orgutsel terorden bahsedi[p hakim devletler tarafindan yapilani "de-link" etmek te dogru, adil bir yaklasim degildir; care uretemez.
3. Desmund Tutu ile "terorist" dediklerimiz "ben asagilanmakta, ezilmekten, hor gorulmekten biktim, carem kalmadi'; bak aci cekiyorum "GOR BENI" diyor" dedi asagi yukari. Onu dinlemeyi reddederek terore care bulamayiz dedi.
4. Gene Desmun Tutu ve Dalai Llama ynilmiyorsam "ben pasifist degilim, ben baristan yanayim" dediler.
5. ABD'li Jody Willams Irak ve Afganistan'da oldurmek icin sadece ABD'nin harcadigi ayda 10 milyar dolar dunyada gunde iki dolarin altinda yasayan 4 milyar insan icin neler yapilabilecegini soyledi.
Simdi ben "radikal" isem bununla gurur duyarim; I am in good company! Siz niye degilsiniz? B Nobel Baris odullu Hiristiyanlar neden sizin bilgeliginizden yoksunlar? Biraz OZELESTRI lutfen!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 23, 2006 4:43 PM
Aslında Biz yönetilenler için, Papa'nın bu tip çıkışlar yapması daha hayırlı bana göre. Hatta diğer dinlerdeki ileri gelenler de kendilerine göre dogruları uluorta konuşsunlar, insanlar tartışsınlar ki, yüzyıllardır süren yaradan'a kim daha kısa yoldan ulaştırır fikri şekillenmesi üzerine kurulmuş saltanatlar son bulsun, Arz yuvarlağı üzerinde farklı vadilerleki farklı yaşmaların temelde aynı fakat söylemde farklı "en hakiki benim ki" üzerine kurgulanmış bu yönetsel erk biraz daha durulsun, birtaz daha insanileşsin diye Papa'nın istemeden kaçırdığı bu çıkışlar daha da çogalmalıdır.
Hiç düşündünüz mü acaba? Papa'nın veya batılı bilim adamlarının İslamiyet hakkında cevap verilmesi güç çıkışları ve bunların tartışılması örneğin Ortadoğuda Suudi Arabistanda Kralın otoritesinimi sarsar, yoksa Suudi vatandaşlarının hayatlarını helak mı eder. Bence sarsılan krallık ve erk yönettiklerine daha çok kendi kullandığı haklardan verir, yeniden otoriteyi inşa edebilmek için. Tıpkı Osmanlıdan Cumhuriyete evrlirken yeni yönetenlerin eskisinden daha çok hak tanıdığı gibi..
Tabii birde "bu dünyada gün yüzü görmedik, bari öbür dünyada cenneti ıskalamayalım" diyenlerin varlığı ve çokluğu mevcuut ki, belki tartışmalardan çıkacak genel kanıyla, bu dünya da cenneti yaratmak için uğraşırlar, heveslerini öbüt dünyaya bırakmazlar..
Yazan: Nihat Serttas Tarih: September 23, 2006 5:25 PM
Tum blog ahalisi muminlerin mubarak Ramazan-i Serif'ini tebrik eder insanlik icin guzelliklere vesile olmasini dilerim. Guzelliklerinden biri de magdur, mazlum, dertli ile hemdert olma, paylasma olan bu ayda sokaklardaki, magdur , masum ve korumasiz iki ve dort ayakli dostlarimizin da hatirlanmasini dilerim.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 24, 2006 5:13 AM
Değerli Yorumcular Papanın tam konuşma metni burada;
http://www.msnbc.msn.com/id/14848884/
Sadece kanımca çok önemli olduğan inandığım bir paragrafı size sunuyorum.Burada Evrensel ruhani lider olduğunu iddia eden birinin evrensellikten ne kadar uzak dar bir çercevede dünya tarihini algıladığı apaçık görülmekte.(Rum Ortadoksluğunada taş atmakta kendince aslında Rum Ortadoksluğu Roma Hristiyanlığıdır ve evrenseldir ekümenik lafı local arazi için kullanılabilecek bir kavram zaten biz Rum diyerek yani Rumi= Romalı evrensel Roma imparatorluğunun Ruhani lideri olarak kabul ediyoruz Berthelemeos hazretlerini)Avrupa bir Hristiyan projesidir deyip aday Müslüman ülke Türkiye gelmeye kalkmak pes doğrusu pes.
This inner rapprochement between Biblical faith and Greek philosophical inquiry was an event of decisive importance not only from the standpoint of the history of religions, but also from that of world history - it is an event which concerns us even today. Given this convergence, it is not surprising that Christianity, despite its origins and some significant developments in the East, finally took on its historically decisive character in Europe. We can also express this the other way around: this convergence, with the subsequent addition of the Roman heritage, created Europe and remains the foundation of what can rightly be called Europe.
Düşünün bu satırların yazarına Endülüs hiç var olmadı mı? diye sorsalar o konferansta cevabı nasıl kıvıracağını merak ediyorum.Belki bir gün babayiğit Ateist bir tarihçi sorar kim bilir...?
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: September 24, 2006 4:46 PM
RAMAZAN-I SERIF HAYIRLI VE UGURLU OLSUN
Özelestiri’nin tehlikeleri
Özelestiri konusu gündeme geldiginden beri bazi arkadaslar hakli uyarilarda bulundular. Gerçekten de amaci ve yöntemi belirlenmemis entellektüel bir çaba en iyi ihtimalle zaman kaybi olur. Üstelik Suat, Bekir, Müzmin, Blue ve Ajlan beylerin altini israrla çizdikleri su tuzaklara da düsmemek gerek :
1) Müslümanlara karsi yapilan saldirilari hakli göstermek,
2) Batililari anlamaya çalisirken onlarin deger yargilarini ezbere benimsemek,
3) Islâm’i reform etmeye kalkismak,
4) Özde degil biçimde degisiklikler yapmak,
5) Yenilgiyi kabullenme seklinde bir havaya girmek.
Bu uyarilari kendi hesabima çok ciddiye aldigimi söyleyebilirim. Meselâ Osmanli imparatorlugunun zayifladigi dönemlerde özelestiri yapan ve çözüm arayan bazi kimseler meselâ aralarinda Mustafa Kemal’in de bulundugu jöntürkler (genç türkler) çözüm bulmak yerine sonunda batiya hayran olup çikmislar. ”sapka devrimi gibi saçmaliklara kadar varan bu hayranligin fiatini hala ödüyoruz... meselâ harf devrimi.
Birlestirici ve barisçi bir söylem olusturmak
Adi geçen ve düsüncelerine çok kiymet verdigim arkadaslarla asgari bir müsterekte bulusabilecegimizi umud ediyorum. Zira biz müslümanlarin tutarli bir söylem olusturmamiz ve çikarlarimiz dogrultusunda ittifaklara gidebilmemiz çok mühim. Mustafa Ajlan Abudak bir yorumunde söyle diyor :
Gerçekten de Mustafa Akyol’un tabiri ile vicdan sahibi gayrimüslimlerle ittifak kurmaya ihtiyacimiz var.
Din savasi kisvesi altinda para savasi
Su aralar Haçli seferleri sirasinda yasamis ve günlük tutmus müslüman ve hristiyan araplarin yazdiklari ile haçli seferlerine katilmis avrupali soylularin günlüklerini okuyorum.
1000’li yillardaki Haçli seferleri 2000’liler arasinda insani sasirtan ve korkutan paralellikler var. Tipki bu günkü gibi ilk haçli seferleri de Ortadogunun zenginliklerini yagmalamak için baslatilmis. Ama Papalik bunu din farkindan kaynaklanan bir savas gibi göstermek istemis. Vatikan’in eylemleri ve yöntemleri gerçek niyetini de ortaya koyuyor :
1) Avrupa’da yasayan, hristiyan olup da katolik olmayan (Vatikan’a vergi vermeyen) topluluklar da adina haçli seferi denen saldirilara maruz kalmislar. Soykirimlar, yakilan sehirler sayilamayacak kadar çok. Anmak için katarlari, ortodokslari ve protestanlari hatirlatalim.
2) Müslümanlari hedef alan haçli seferlerinin hemen tamami yol üzerinde yasayan sirp ve yunan topluluklarina da pahaliya patlamis. Lojistik konusunda çok geri olan avrupalilar sürekli açlik tehlikesi ile karsi karsiya kalmislar ve hristiyan sehirleri de yagmalamislar.
3) 1098 yilinda Maara sehrinde franklar (bugünkü fransizlarin atalari) açlik yüzünden önce yetiskin müslümanlari haslayarak çocuklari ise ateste kizartarak yemisler. Inanilmasi her ne kadar güç de olsa gerek müslüman Usama bin Munkid gerekse katolik Albert d’Aix gibi bizzat savasa katilmis olan tarihçiler olaylari dogruluyor. Soylular da Papa’ya yazdiklari mektuplarda ”hristiyan olmaktan utaniyoruz” diyorlar. Tabi bunlar CNRS gibi ciddi kurumlarin yayinlarinda var ama fransiz ders kitaplarinda okutulmuyor nedense!!!
Biraz kestirmeden gitmek olacak ama bugünkü ABD’nin Ortadogu’da yaptiklari o dönemdeki haçli seferlerini hatirlatiyor. (Henüz Iraklilari yemeye baslamadilar ama petrol için girdikleri bu ülkede iskence ve kimyasal silah vakayi adiyeden oldu!)
Neden durduramiyoruz?
Simdi arkadaslar “yenilmislik psikolojisi” demezlerse bir paralellik daha kurmak istiyorum : Okudugum günlüklerden (Usama Ibn Munkid, Ibn Al Athir, Ibn Al Adim, ...) anladigim çok aci bir gerçek var : Haçlilar geldiginde müslüman dünyasi siyasal olarak paramparça! Meselâ Bizans ordusu ile birlesen franklar Halep’i kusatiyor, halepliler Sam’dan yardim istiyor, ama Sam’in sultani Basra’da veya Kudüs’te yasayan diger müslümanlarin (arap, türk ve iranli) kendisine saldirmasindan korkugu için ordusunu sehirden uzaklastirmiyor. Tabi eninde sonunda sehri ele geçiren haçlilar her türlü katliami ve yikimi yapiyorlar. Siilerle sünniler, türklerle araplar, selçuk türkleri ile danisment türkleri birbirleri ile savas halindeler.
Çok sayida savas hristiyan-müslüman arasinda degil de meselâ türk-frank karmasi ile arap-frank karmasi arasinda oluyor. Hatta bizans ordusunda da türkler var ve arap sehirlerinin fethinde kullaniliyorlar.
Bin yil öncesinde oldugu gibi bu gün de bu bölünmüslük müslümanlarin en büyük sorunu sanki?
Ajlan Bey için not : Papa Ratzinger’den aktardiginiz su sözleri aci bir gülümseme ile okudum. Papa hazretleri avrupa’nin tarihini bile bilmiyor, Islâm’i nerden bilsin?
”Given this convergence, it is not surprising that Christianity, despite its origins and some significant developments in the East, finally took on its historically decisive character in Europe. We can also express this the other way around: this convergence, with the subsequent addition of the Roman heritage, created Europe and remains the foundation of what can rightly be called Europe.”
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: September 24, 2006 5:36 PM
mrb
lafı söyleyene değil söyletene bak...
saygılar
Yazan: rüya Tarih: September 24, 2006 6:13 PM
Bir Haber:
"Fransa'nın batısındaki Quimper kentinde bir caminin ateşe verildiği, güneydeki Carcassonne kentinde de bir caminin duvarlarına hakaret içeren sözler yazıldığı bildirildi. Rusya'nın orta kesimlerindeki Yaroslavl kentinde, kimliği belirlenemeyen saldırganların bir camiye molotofkokteyli attığı kaydedildi. İki ülkedeki saldırılarda da ölen ya da yaralanan olmadığı bildirildi.
Bu arada Rusya'nın orta kesimlerinde, başkent Moskova'nın yaklaşık 240kilometre kuzeydoğusundaki Yaroslavl kentinde de kimliği belirlenemeyen saldırganların, sabah erken saatlerde camiye molotofkokteyli attığı ifade edildi."
Demek ki neymiş, "tepki" insana özgü ve tahrikle doğru orantılı olarak yükselen birşeymiş. Demek ki bu tür şeyler müslümanlara özgü birşey değilmiş. Demek ki Fransa ya da Rusya gibi bir ülkede, yani özgür, baskı altında olmayan, işgal edilmemiş, sömürüye uğramamış bir ülkede bile -tepkisellik nedeniyle- bu tür olaylar olabiliyormuş. (Yine geçen hafta, başka bir Batılı ülkede benzer eylemler ve müslümanlara ırkçı saldırılar ile ilgili haber vardı.)
Ben tekrar soruyorum. Eğer İslam coğrafyasına reva görülen işgal, sömürü, yağma, tevacüz, değerlerine hakaret ve cinayet, müslümanlar tarafından Batı coğrafyasına yapılsaydı, Batılılar ne yaparlardı? Müslümanları sanık sandalyesine oturtanlar bunu vicdaklarına sorarak -yukarıdaki haberi de gözlerinin önüne getirerek- iyice bir düşünsünler derim.
Terörü kök sebeplerine kadar irdelenmeden anlamlandırmak mümkün değildir. İnsaf sahibi her insan bir olay karşısında "bunun nedeni nedir? Bu insanları çıldırdıp, bunları yapmaya sebep olan şey nedir?" diye sorar, sormalı.
Meseleyi çözmek isteği ile sorunun nedenlerini birilerinin üstüne kasıtlı olarak yıkma amacı çok farklı şeyler. Bizler meseleyi samimi olarak çözmek istiyorsak olayları tüm sosyolojik ve psikolojik yönleri de dahil sebepleri bile incelemeli ve bu sebeplerden başlayarak eleştirimizi yapmalıyız. Bunun içinde elbette özeleştiri de olmalı.
Ve bu sorunu çözmeye çalışırken, bunun nedenlerini müslümanların üstüne yıkmaya çalışanlarla aynı çuvala girmemeliyiz.
Ama böyle yapmak zor geliyor ve suçu salt müslümanlara atıp kolaylıkla sorunu halledebileceğimizi sanıyoruz. Bilmem belki de zülfü yare dokunuyor. Ve kendi ayağımıza kendimiz kurşun sıkmış oluyoruz. Zaten İslam=terörizm diyen ve bunu kanıtlamak için uğraşanlar bir göz isterken biz de benzeri sığ, sosyolojiden habersiz ve kök sebeplere inmemiş değerlendirmelerle onlara "alın size iki göz" diyoruz.
Aklımızı başımıza devşirmezsek daha çook sırtımıza semer vuran olacaktır.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 25, 2006 11:25 PM
papa sağolsun , malesef yine batının bizi bizden çok daha iyi tanıdığını kanıtlar bir işe girişti. Sistem o kadar sade ve net ki , önce şiddet bahaneli bir kışkırtma yap ( provakasyon değil ) , bu kışkırtma ile zaten cehalet yuvası toplumlar bir güzel bunlara yine şiddet ile cevap versin , şiddet ile verilen her cevap papa ve onun gibilerin ekmeğine daha da yağ sürsün ...
Düşünsenize adamın birisi birgün durduk yerde sokağın ortasında size sen manyaksın diyor. Siz de tutup adama bir tane yumruk atıyorsunuz , daha sonra da bak ben demedim mi sen manyaksın diye cevap veriyor ve siz bu şiddet yönteminden vazgeçip de gereken şekilde savunmanızı yapmadığınız sürece daha da manyaklaşmış kalıba girmeye devam ediyorsunuz , kaybeden hep siz , kazanan hep onlar.
Batı bizi o kadar iyi tanımış ki ve o kadar sistemli üzerimize geliyor ki , şunları çok iyi bilmeliyiz :
Yaptığımız her işte 100 doğrunun yanında yapacağımız bir yanlışı batı çok iyi kullanır ve bunun ile 100 doğrumuzun üzerini örtmesini çok iyi bilir.
Özünde birlik ve bilgi olmadığı sürece ( ki bunların bizde olmadığını çok iyi biliyorlar ) bizim haritalarımızı ve isimlerimizi koymaya devam edeceklerdir.
İş o kadar gerilerden başlıyor ki , taa binlerce yıl önceden ..
Batı kendi dışındaki bütün unsurları antik yunandan bu yana öteki yapmayı becerebilmiştir ve temelinde dünyada herşeyi sahiplenme , mülkiyet edinme iştahına sahiptir. Hiç düşündük mü yuvarlak olan bir dünyada nereye doğu ya da batı diyebiliriz ? Kuzey ve güney diyebiliriz kutup noktalarını kullanarak , ama nasıl bir yere doğu ya da batı diyebiliriz ? Tabiki cevabı bir noktayı merkez yaparak. Örneğin Ankara'yı merkez alırsak Yozgat doğuda kalır. Ama Erzurum'u merkez alırsak aynı Yozgat batıda kalır. Yani bir noktaya batı ya da doğu diye nitelendirmek sizin alacağınız merkeze bağlıdır. Harita da ortadoğu , uzakdoğu isimlerinin nasıl koyulduğunu anlamak için nerenin merkez alındığına bakmak gerekir. Batı dediğimiz hrıstiyan-avrupa medeniyeti bizim ismimizi koyuyor , kendi değerlerini evrenselleştirip bütün dünyaya dayatıyor , kendi dinini , kendi para birimini . Elbetteki birçok değerin evrenselliğini tartışmaya gerek yok bilim , teknoloji , insan hakları , demokrasi gibi. Kaldı ki bunları Türk uygarlığı batıdan binlerce yıl önce çoktan sindirmişti. Peki ne oldu da Ruhi Su'nun ' El Kapısı ' nda söylediği gibi daha 300 yıl önce hüküm sürdüğümüz , burçlarımızı diktiğimiz bu ülkeler karşısında biz el kapılarına böyle düştük . Hem de öyle bir düştük ki , namazımızı bile kılarken ' Allah ım oğlum amerikalarda , avrupalarda tahsil yapsın ' diye dua eder olduk . Alman elçiliği önünde hayvan muamelesi görmeye razı olduk , bir amerikan gazetesinde yazımız yazınca sevindirik kaldık.
Tabiki bu soruların cevabı sayfalar değil belki kitaplara bile sığmaz . Ama benim buna en kısa vereceğim cevap bilgi ve birlikten uzaklaştık . Cehaletimiz öyle seviyelerde ki bize atılan her atıfa cevap vermeye çalışıyoruz , İslamın , bu İpek yolundan beslenmiş toprakların kendini en iyi ve de sadece eylemleri kanıtlayacağını unuttuk . PKK askerlerimizi öldürürken bile beğenmediğimiz Ahmeninejad kadar olamadık amerika karşısında - adamlar aylardır Kandili topa tutuyor , biz hala kordinatörle oyalanıyoruz, bu ülke sınırlarını meğer borsa düşmesin ya da cumhurbaşkanlığı seçimine kadar herşey sineye seçilsin diye çizmişiz.
Papa nın bu lafları karşısında yapılması gereken bence tek hamle kendi medeniyetimizi nasıl olurda eski günlerine geri getiririz hesabına girmektir ve bunu doğru yöntemle yani akıl ve bilim ile doğrudan en ufak , tek bir adım bile şaşmadan yapmalıyız. Türkiye öyle bir ülkedir ki Kurtuluş Savaşımız ile sömürü karşısında dünyadaki ilk zaferdir , birçok başka ulusun ilhamıdır , batı karşısında kendi sınırlarını kendi kanı ile çizebilmiş tek ülkedir . Ve biz bu zaferleri çok eskilerde değil , 300 yıl önce , 80 yıl önce yaşadık.
Ama cehalet ve kin öyle bir hadiselerdir ki , onları beslemek , ortaya çıkarmak çocuk oyuncağıdır , hele bir de batı için bundan kolayı yoktur. Evet bize bu cehaleti ve kini 80 yılda ekmeyi çok iyi başardılar . Ülkemizi ziyaretlere gelen İran , Afganistan , bize ta memleketlerinden altın gönderen Pakistanlılar , Hintliler , Cezayirliler ile ne hale geldik . Birdik dağıldık , cehalet ve geri kalmışlık yuvalarına dönüştük. Ve bu ağlanacak halimizle bir papa bile bizi ne hallere sokmaya yetiyor. Neden bir ülkemizde nanoteknoloji ilerlemiyor sorunusunu kendimize bir kere bile sormazken , bir papa ile aklımızı patlatıyoruz ?
Bu dünya çalışanındır , ama sadece çalışanın değil doğru çalışanındır.
Yazan: beagle Tarih: September 26, 2006 11:28 AM
Tepki mi? yoksa organize suç mu?
Suat Bey,
Diye yazmissiniz. Dogru olabilir, hakli olabilirsiniz. Ama ikinci bir ihtimal daha var : Planlanmis ve organize bir eylem olmasi. Müsadenizle bir parça açayim : Papa "müslümanlik siddet dinidir" diye bizi kiskirtti. Bir gün sonra Somali'de bir rahibe öldürüldü. Yani bize "saldirgansiniz" diyen birini protesto için tuttular bir hristiyani öldürdüler. Simdi de camiler saldiriya ugruyor.
Buna benim aklim yatmiyor. Burada sanki tepki degil de açikça kiskirtma var.
Fransa'da olan baska bir olayi hatirlatayim : Paris valiligi bir tehdid faxi aldi, Kur'an'in birinci sayfasi ile baslayan mesajda bütün fransizlara ölüm, ALLAH adina sunu yapicaz, bunu yapicaz filan...Polis anketi sonucu faxin irkçi bir grup tarafindan yollandigi ortaya çikti.
Benim tezim su "insanlarin müslüman-hristiyan, müslümanlarin türk-kürt-arap, türklerin solcu-sagci diye bölünmesi siyasi ve ekonomik rant üretiyor.
Konuyu ülkemize getireyim biraz : Gelenek adli forumda ayni yaslarda oldugumuzu gördüm. O halde hatirlayacaksiniz 12 eylül darbesinden önce politikacilar ve sendikacilarin konusma tarzlarini :
1 Mayis 1977'de sular idaresinin çatisindaki silahli adamlarin kimliklerinin açiklanmasini hala bekliyoruz. PKK terörü arttigi dönemlerde bazi partilerin oylarinin artmasi rastlanti olabilir mi? Ne yazikki Sayin Mustafa Akyol'un kitabinda bu boyutu göremedim. Simdi de PKK AKP'ye karsi kullaniliyor. Orgeneral Altay'in Hakkâri'de bazi yerlere bomba attirdim" seklindeki sözlerini bu forumda gündeme gelmesi ilginç olurdu.
Neyse, derin mevzular, dostlukla diyorum
Yazan: Tunç Tarih: September 26, 2006 11:32 AM
Tunç Bey,
Elbette haklısınız. Ben meselelerin o boyutunu daima gözönünde bulundururum. Yazımda bu boyutunu tamamen gözardı edip salt sosyolojik sebeplerinden bahsettim.
Provokasyon ihtimali çok yüksek eylemler oluyor. Mesela Somali'deki Rahibe cinayeti buram buram provakasyon kokuyor. 70 yaşındaki kadıncağızı kimliği belirsiz birileri hastaneyi basıp öldürüyor. Yani bir tepkisel eylem sırasında sürü psikolojisi ile olan birşey değil.. Taammüden bir cinayet.. Failler de ortada yok.
Aklıma İsrail'in Mısır savaşı öncesi, gizli servis elemanlarını arap terörist kılığına sokup, Mısır'daki BM binalarını, yabancı konsoloslukları bombalatması geldi. Sonradan bu ortaya çıkmış ve İsrail BM tarafından kınanmıştı.
Yani bu tür şeylerin ardını iyi okumak gerekiyor.
12 Eylül yıllarında çocuktum. Siz herhalde blogumda tevellüt kısmını yanlış okudunuz.. :-) Yani darbe sırasında 6 yaşındaydım. haliyle öncesini de bilmiyorum.
Ama tabi sonradan okumalar yaptık, ortamın darbeye nasıl hazırlandığını, aynı silahın sabah ülkücü, öğleden sonra devrimci cinayetinde kullanıldığını, 12 eylülden sonra olayların bıçak gibi kesildiğini okuduk..
PKK mücadelesi de aynı. Orgeneralin açıklamaları dehşet verici. Yanılıyorumdur inşallah ama sanki AKP sıkıntıya düşsün diye bilerek bu iş gevşetildi diye bile düşünüyorum.
Bunlar yaşanılan "an"ın içinde iken hemen okunamayan hususlar. Taşlar yerine oturunca daha açık seçik belli oluyor herşey..
Ne güzel söylemiş ayet:
"Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. "(Hucurat 6 )
Saygılar..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 26, 2006 12:39 PM
Sayın Tunç bey Sizin nezlinizde tüm inanan yorumcuların Ramazanlarının hayırlara vesile olmasını dilerim.
Bölünmüşlük olgusu evet maalesef biz Türklerden daha çok Arap zihniyetinin içindeki tamir olunmaz kabilecilik ve kan asaleti gibi kuruntulardan kaynaklanıyor.Sami kavimleri her halde pek öyle onurlu geçmişleri olmadıkları halde pek severler bu insan hastalığını.Asıl övünülmesi gereken kültürken...evet çok haklısınız bizdeki bu bölünmüşlükle diyalog hüsnü kuruntumuz olarak kalır ,liderlik için Türkiyeden başka bir ülke yok oda ulus devlet şiarı içinde hapsolmuş imparatorluk bilinçini kaybetmiş olduğundan pek umut var gibi görünmüyor.İttifak akılcı olduğu sürece güç verir yoksa Demokles'in kılıcının keskin yanı kelle ucuru. İlk önce kendi içimizde entellektüel bir birleşmeyi sağlamalıyız,üniversiteler hocalar öğrenci değişim programları, konferanslarla sonra Batıyı masanın diğer ucunda muhattap görmekten hicap duymayız.Unutmayın ki Batı biliçaltında hala İslam ve Osmanlı kültürüne karşı bir eziklik yaşamaktadır.Bugünde Kapital için petrol için bu eziklik kullanılmaktadır,işgal bahanesi olarak.Avusturyanın bizim birliğe dahil olmamıza bu kadar karşı çıkması nedendir sanıyoruz.Abileri bizim yapamadığımızı küçük kardeş yapsın, bizde el altında destekliyelim demesi olmasa bu kadar kafa direyebilir mi?.AT bizim kendi iç mekanizmalarımızı rasyonelleştirme ve sivilleştirme projesi haline geldi.Bu akılcı bir ittifakdır.(Ben bilinçli değilde Tarihin bir cilvesi olarak görüyorum). Hariciyenin Mülkiye zulmünden kurtulmuş imparatorluk şuurunda hareket edebilen kadroları ile biz zaten o bize yamanmak istenen Köprü imgesini, anayola çevirebiliriz.
Aksi takdirde bu diyalog çabası Ukraynadaki seçimlere benzer kızım sen söyle oğlum sen oyna havası. İyi günler
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: September 26, 2006 1:49 PM
Suat Bey,
Sagolun, gene bana bir sey ögrettiniz. Bu hadisi bilmiyordum. Tabi sagduyu ile davranan herkes bunu kendi kendine düsünebilir ama Peygamberimizin agzindan çok açik ve tartismaya yer vermeyecek biçimde olmus.
"Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. "(Hucurat 6 )
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: September 26, 2006 6:04 PM
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
M. Akif Ersoy
Yazan: Belir L. Yildirim Tarih: September 26, 2006 7:19 PM
''Deus vult!'' "Tanri istiyor" dedi Papa XVI. Benedict, pardon II. Urban! Muslumanlar hacca giden dindaslarimizi taciz ediyorlar, kiliselerimizi yakiyorlar dedi. Bati Hiristiyanliktan uzaklasirken Dogu Islam'a yaklasiyordu. Dogu'da zenginlikler Bati'da ihtiraslar vardi. Her gece bir rivayete gore Tanri digerine gore Seytan ile konusan Kiral Busghignon II, ve diger derebeyleri zaten kucuk capta ise koyulmustu. Hikyenin devami 11. yuzyil veya bugunun gazetelerinde.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 26, 2006 7:48 PM
Sayin Abudak,
Asagidaki sözlerinize tamamen katiliyorum, bu noktalar müslümanlarin temel sorunlarindan kanimca:
Bu "entellektüel birlesme" baskalariyla da yaptigim tartismalarda gündeme geliyor. Sanirim hükümetler bazinda bir çaba yapilmali. AKP'nin politikasi nedir bu konuda bilmiyorum.
Muhafazakâr kesim diyelim isterseniz, dinci/irkçi partilerin "ortak düsman" Osmanli
karsisinda bir türlü gerçeklestiremedikleri bir "hristiyan birligi" hayali var. Gerçekte
hristiyan etiketli askerlerin hristiyanliga verdigi zarari "müslüman" etiketli askerler
veya teröristler isteseler bile veremezler. Kaç Usama Ben Laden bir araya gelmeli ki bir
Adolf Hitler yapsin?
Türkiye'deki bir çok insan artik AT yolu AT'nin kendisinden daha faydali diyor. Ama yol kadar AT'ye giris de kazançli bir ittifak bizim için. ABD, Çin ve Rusya'nin güç alanlarini arttirma
çabalarina karsi Türkiye'nin tek basina yapabilecegi bir sey yok.
AT içinde de
Türkiye'nin üyeligini destekleyen güçler var ama sanki türk basini bunlara yeterince yer vermiyor. Avrupali isadamlari, sosyalistlerin ve yesillerin bir kismi Türkiye'nin kabulü için
saglam bir lobi olusturdular. AKP'nin de sesiz ve derinden giden bir lobi çabasi var. Financial Times, Le Figaro ve Lo Monde gibi genis okuyucu kitlesi olan gazetelerde Türkiye lehine yazilar yayinlaniyor son bir kaç yildir. Yeri geldiginde AKP'yi elestiriyorum ama dis isleri/lobicilik
konusunda sanirim son zamanlarin en iyi ekibi is basinda.
Neyse, konuyu dagitmayalim. Bu mesajinizda daha önceki tartismalarimiza (özelestiri gibi)
isik tutan elemanlar buldum. Vakit ayirip cevap yazdiginiz için tesekkürler.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: September 27, 2006 12:15 PM
Sevgili dostlar
Eminim hepiniz dünyadaki gelismeleri sadece Türk medyasindan takip etmiyorsunuzdur.
Ben de öyle yapiyor ve ara sira alman web/ habersitelerine göz atiyorum.
Ne yazik ki alman medyasi Türkiyede dikatli takip edilmiyor.Alman medyasinda Türklere karsi bir" 28 subat" benzeri psikolojik harekat düsük yogunluktan orta yogunluga gecirilmistir.Papa´nin sözleri ise bu amaca hizmet etmektedir.
16.09.2006 tarihli tüm alman haber sitelerinde
su haber vardi:
"Bardakoglu Papa´nin konusmasini okumadan tepki vermis".Haberin devaminda ise "tamamini okumadigi" ifade ediliyordu.Ancak böylesi bir haberde insanlar sadece iri harflerle yazilmis üst basliga bakar.Dolayisiyle biz Türk milleti de okumadan tepki veren,siddet yanlisi azgin bir millet oluyorduk,zira Papa sadece bir alinti yapmisti.
Ben bu noktada bütün herseyin planli oldugunu düsünuyorum,Papa cok zeki bir politikaci.Öte yandan meselenin asil can alici noktasi alman haber sitelerinin sözkonusu haberlerine gösterdikleri kaynakti.Alman medyasi Bardakoglu´nun metni okumadigina dayanak olarak ayni tarihli Hürriyet gazetesinin bir köse yazarinin ismini veriyordu!(Mehmet Yakup Yilmaz).
Nasil oluyordu da Türkiyeyle ilgili hic bir gazete haberi türkceden alamancaya cevrilmezken,ayni gün bu haber alman medyasinda yer aliyordu?
Öte yandan yorum bölümlerine yazdigim cevaplar,kismen geri cevriliyor ve yayinlansin diye kendi kendime uyguladigim sansure ragmen yorumlarimin en önemlileri yayinlanmiyordu!
Bu noktada fikir ve ifade özgürlügü diye bir seyin olmadigini müsahede ediyordum!
Bu gün gerceklesen ucak kacirma eyleminin faili de sonradan hristiyan olmus birisidir!
Istedikleri Türkiye´nin almanlarin kafasindaki imajini "Siddet yanlisi barbar,demokrasiden ,demokratik tartisma usülünden uzak" bir ülke seklinde pekistirmek!Ayrica Türk düsmanliginin arttirilmasi.
Bu noktada Ahmedinejad ´in ne kadar aklili bir politikaci oldugu ortaya cikmiyor mu?Zira o tarihlerde Papa´nin özür dilemeksizin yaptigi düzeltme mahiyetindeki aciklamalara destek cikmis,"bunlarin yeterli" oldugunu ifade etmistir.Bu ifadesiyle, ilaveten Yahudi soykirimini inkar etmesiyle almanlarin gönlünde taht kurmaktadir.
Bu baglamda Iran´in,"Irtica" tartismasi v.b ile vakit kaybeden Türkiyeye yavas yavas stratejik olarak üstün gelmeye baslamasi kacinilmazdir.Lütfen dikatlerimizi dagitmayalim.
Papa´nin sözleri,Carsamba cinayeti,Irtica cigliklari,son ucak kacirma hadisesi birbirne baglidir.Ucak kaciran kisi bunu hristiyan oldugu icin magdur olusuyla aciklayabilir buna ragmen Türk kimligi alman medyasinda öne cikartildi ve "iste Türkler"...seklinde bir haber mantgiyle verildi.Bu kisi bir de hristiyan oldugu icin magdur oldugunu,toplumdan dislandigini iddia ederse,ne olacaktir varin sizler tahmin ediniz.
Yazan: Muzaffer Edip Kayhan Tarih: October 3, 2006 11:48 PM