« 'Nothing Buttery'e Giriş | Ana Sayfa | Kör İdeolojinin Muhakeme Üzerindeki Tahribatı »

September 15, 2006

Papa, Cihad ve Müslümanlar

[16 Eylül 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Papa XVI. Benedict"Papa başkanlığında Hıristiyan dünyadan İslâm'a topyekün saldırı ve hakaret!" Bu sabah bilgisayarıma düşen ilk email'in başlığında böyle yazıyordu. Eski reformist yeni ulusalcı Yaşar Nuri Öztürk'ün "Halkın Yükselişi Partisi"nden gelen bu mesaj, sanırım çok sayıda Müslümanın Papa XVI. Benedict'in İslam'a dair son yorumu hakkındaki algısını yansıtıyor.

Papa, söz konusu yorumu, Almanya gezisi kapsamındaki bir konuşmasında yapmış. Bizans İmparatoru Manuel II. Paleologos'un, "Bana Muhammed'in getirdiği yenilikleri gösterin, sadece kötü ve insanlık dışı şeyler bulacaksın, tıpkı vaaz ettiği dinin kılıç gücüyle yayılması emrini verdiği gibi" şeklindeki cümlelerinden alıntı yaparak, İslam'daki "cihad" kavramı eleştirmiş.

İşte bu sözlerin medyaya yansıdığı andan itibaren doğal olarak bir "Müslüman tepkisi" geldi. Ancak görünen o ki, bu tepki, daha önceki örneklerde de olduğu gibi, kınama ve "özür talebi" ağırlıklı. Oysa belki de Papa'yı "cihad" konusunda bu yorumu yapmaya yönelten gerçeklerin ne olduğunu ele almak, sonra da bunlar hakkında iyi bir açıklama getirmek daha doğru olacak.


'Cihad Gözlemi' Büyüyor

Papa'nın bu yorumunun son yıllarda yaşadığımız gerçeklerden bağımsız olmadığını not etmek lazım.* 11 Eylül 2001'deki terör saldırılarından bu yana İslam'daki "cihad" kavramı Batılı entelektüel çevrelerde -- ve de hiç de entelektüel olmayan çevrelerde -- histerik bir biçimde tartışılıyor. İslam adına teröre başvuran El Kaide ve benzeri grupların kendileri "Cihadi" olarak tanımlaması, yaptıkları eylemlerin İslami bir meşruiyeti olduğu zannını doğuruyor. Öyle ki bugün Batı'da, hele de ABD'de, "cihad" kavramı "terör" ile eş anlamlı hale gelmiş durumda. Bu konuda yayınlanmış yüzlerce kitap var. "Jihad Watch" gibi fanatik İslam karşıtı siteler, dünyanın dört bir yanındaki "Müslüman şiddeti"ni "gözlem"liyor.

Peki buna karşı Müslümanlar ne diyor? Bazen sadece "İslamofobi tehlikesi"nden söz ediyorlar ki, bu haklı bir yakınma. Ama sadece yakınmak yeterli değil. Bu "korkuyu" ve düşmanlığı giderecek bir şeyler yapmak lazım.

Bunu bazen Müslümanlar "en iyi savunma saldırıdır" mantığıyla yapıyor, "İslam ve şiddet"ten bahseden Batılılara, "asıl siz kendinize bakın" anlamına gelen cevaplar veriyor. Papa'nın son sözlerine gelen cevaplarda da bu tonu görmek mümkün. Hıristiyanlığın tarih boyunca döktüğü kanlardan, Haçlı Seferleri'nden, Engizisyon'dan, Ortaçağ bağnazlığından söz ediliyor.

Bunların hepsi gerçekten de Hıristiyanlık için yüz karası. Ancak şunu görmek lazım: Günümüzün Hıristiyanları, "evet bunlar korkunç şeylerdi, ama İncil'de emredilen din bu değildi, bunlar birer sapmaydı ve bugün hepsi geçmişte kaldı" diyorlar. "Haçlı Seferi"nin İncil'de olmadığına, buna karşılık "cihad"ın doğrudan Kuran'da yer aldığına işaret ediyorlar.

İşte bu nedenle de Müslüman düşünürlerin, dini otoritelerin ve entelektüellerin "cihad" kavramına bir açıklık getirmesi gerek.


Savunma mı, Saldırı mı?

Öncelikle "cihad" çoğu Müslümanın bugün inandığı gibi sadece "savunma savaşı" mı? Eğer böyle ise kimse buna bir şey diyemez, çünkü "saldırıya karşı kendini savunma" evrensel olarak kabul edilen bir hak.

Ama "cihad fosibi" yaşayan Batılılar, bunun sadece savunma değil, dini yaymaya yönelik saldırgan bir doktrin olduğu iddiasındalar. Hz. Muhammed sonrasında İslam imparatorluğunun bu "fetihçi" anlayışla yayıldığını; karşısına çıkan toplumlara "ya İslam'ı kabul et, ya boyun eğip cizye öde, ya da kılıcı seç" dediğini; Müslümanların İslam'ı anlatarak yaymaktan çok siyasi egemenlik yoluyla kabul ettirmek istediğini söylüyorlar. Televizyonlarını açtıklarında bazı Amerikalılara "ya İslam'ı seçin, ya da cezanızı çekin" diyen El Kaide'nin yeni Amerikalı sözcüsü Adam Gadahn'ı veya iki Amerikalı gazeteciyi kaçırıp "İslam'ı seçme" şartıyla serbest bırakan Filistinli "Cihad Kıtaları" adlı örgütü görünce de, "cihad tehlikesi" ile yüz yüze olduklarını düşünüyorlar.

Oysa İslam'ın ilk yayıldığı dönemde zaten bir "imparatorluklar çağı"nı yaşayan dünya ile günümüz dünyası çok farklı. Dahası İslam'ın barışçıl "tebliğ" yoluyla yayılmasının tarihte çok örneği var; Orta Asya'daki dervişlerin veya Uzakdoğu'daki Müslüman tüccarların yaptığı gibi.

İşte bugünün Müslümanlarına düşen, tüm bu dini ve tarihsel mirası yeniden anlayıp, günün şartlarını göz önünde bulundurarak yorumlamak; sonuçta "cihad"ın saldırgan bir doktrin olmadığını, "silah zoruyla din yaymak" anlamına gelmediğini anlatmak. Bunu da tepkiyle ve öfkeyle değil, kendilerine saygınlık kazandıracak bir olgunluk ve bilgelikle yapmak.

Ne enteresandır ki, Papa'nın kendisinden alıntı yaptığı Bizans İmparatoru Manuel II. Paleologos'un cihadla ilgili sözleri, o imparator ile "bilgili bir İranlı" arasında muhtemelen 1391 yılında geçen bir tartışmadan alınmış. Anlaşılan o "bilgili" İranlı Müslüman, Bizans İmparatoru ile bu konuları uzun uzadıya ve tartışmış, İslam'ı savunan argümanlar ortaya koymuş.

Bugün de öyle bilgili İranlılara, Türklere, Araplara ve sair Müslümanlara fazlasıyla ihtiyaç var.


* Dahası XVI. Benedict yakın geçmişte bazı konularda "Müslüman yanlısı" bir tavır takındığını da görmek lazım. Fransa'daki devlet liselerine getirilen başörtü yasağına karşı çıkmış, Danimarka basınında yer alan "Hz. Muhammed karikatürlerini" ise eleştirmişti.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 15, 2006 2:08 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa Akyol bu konuda ne diyecek diye merak ediyordum... Bu olayda bile itidali elden bırakmamanız takdire şayan. Ali Bardakoğlu ki çok yumuşak tabiatlı bir adamdır, Papanın sözlerini duyunca dayanamadı, koyverdi...
16. Benedict tutucu bir adam. Selefi gibi değil. Koyu Hristiyan fundamentalisti... Kilit adamlar diplomatik olmalı. Elbette İslam hakkında iyi düşünmüyor. Düşünse zaten müslüman olur. Ama yani böyle uluorta konuşup çamlar devirmenin ne alemi var.
Dünya acayip bir döneme giriyor. Bir yandan İslam karşıtlığı çığ gibi büyüyor, bir yandan Çin ve Rusya dengeleri değiştiriyor. Bir tarafta İslam, barbarlık ve gericiliğin kaynağı olarak görülüyor, ki öyle gösteriliyor... Bir yandan Ortadoğu fokur fokur kaynıyor. Diğer yandan Avrupa ve Amerika idealizmi çözülüyor, projeler yelken indiriyor, toplumlar hımbıllaşıyor, tembel ve kafası basmayan yeni nesiller çıkıyor ortaya. 20 sene sonra bambaşka bir dünya göreceğiz. O dünyanın tohumları bugünlerde atılacak. Bugünkü kelebeklerin kanat çırpışının oluşturduğu tayfunlar o zaman tebarüz edecek. Göreceğiz Mevlam ne eyleyecek... Bahse girerim iyi eyleyecek :)

Yazan: blue Tarih: September 15, 2006 3:21 PM

Mustafa Bey,

Yorumunuzu destekliyorum, tebrikler.

H.A

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 15, 2006 3:57 PM

öncelikle papa 16. Benedict'e cihadın saldırgan veya sömürücü bir anlayış olmadığının anlatılması gerek. Eğer Osmanlı cihadı böyle anlamış olsaydı şu anda yahudi ve hristiyan ülkeler bu konumda olabilirler miydi acaba? zaten kendisi yakın bir zamanda Türkiye'yi ziyaret edecek. Ziyareti sırasında söylediklerinin ne kadar yanlış olduğunu görecektir.

Yazan: ekrem Tarih: September 15, 2006 4:02 PM





Mustafa Bey'den özeleştiri çağrılarının yanında en azından bir paragrafla Papa'nın sözlerindeki -çünkü sadece cihad'dan bahsetmiyor Papa- saçmalıklara da cevap vermesini beklerdim. Sınırlı alana yazılmak zorunda olan bir köşe yazısı olduğunun farkındayım ama böyle bir yazıda bu cevaplar bir paragrafla da olsa verilebilirdi.


Papa cahil birisi değil. Kuşkusuz İslam'ı birçok müslümandan daha iyi biliyor.Tıpkı bizim alimlerimizin Hristiyanlığı birçok Hristiyandan daha iyi bildiği gibi. O yüzden Mustafa Bey'in " Papa'yı "cihad" konusunda bu yorumu yapmaya yönelten gerçekler" tanımlaması yanlış. Bu sözleri İslam'ı bilmeyen birisi yanlış yorumlar yüzünden söylese tamam. O zaman denir ki bu kişiyi böyle konuşmaya sevkeden nedenleri sorgulayalım. Ama burada Papa'dan bahsediyoruz. Ayrıca Papa'nın sözleri bir dil sürçmesi, ya da bir soru üzerine ağızdan sehven çıkmış bir cümlelik söz de değil. Papa bu sözleri taammüden, zamanlamasını da ayarlayarak, alıntı yaparak söylemiş.


Bunun bir amacı olmalı. Papa'nın usul olarak böyle bir açıklama yapmasını da eleştirmemiş Mustafa Bey. Elbette Papa İslam hakkında böyle düşünecek; zaten böyle düşünmese müslüman olurdu. Ama Papa'nın konumunda olan birisinin farklı bir din hakkında böyle bir açıklama yapması doğru mu? Bunun nasıl yansımaları olur? Asıl konuşulması ve eleştirilmesi gereken budur. Ama görüyorum ki Papa açıklama yapıyor onda bile neredeyse biz suçlu oluyoruz.


Aslında bu Papa'nın radikal görüşte olduğu sır değildi ve açıkçası böyle bir açıklama -Papa'nın kişiliğini ve düşüncelerini dikkate alırsak- gecikmiş bir açıklama bile sayılabilir bana göre.


Böyle bir açıklama bir sebebe binaen ve yapılmış belli. Bu ne olabilir? Kutuplaşmayı arttırmak, radilalizmi kuvvetlendirmek ve bu sayede İslamofobiyi güya haklı çıkartıp, diri tutmaya çalışmak. Bence Papa'nın amacı budur. Şimdi İslam dünyası boş durmayacak tabii Papa'ya cevap verecek, bu cevabı verirken elbet sadece savunma yapmayacak. Müslümanlar Hrstiyan teolojisindeki saçmalıkları irdeleyecek ve tabii ki bundan hristiyanlar rencide olacak ve dolayısı ile iki medeniyet ve inanç arasında gerginlik artacak.


Mesela hassas bir Müslüman olarak ben Papa'nın sözlerine karşılık "Papa İslam'daki soyut tanrı dan şikayet etmiş. elbette Allah soyut olacak, Hristo kafası işte, Allah somut olur mu?" desem ve devamında da "bir açıklayın hele üç Tanrı nasıl olur, ayrıca nasıl olur da Tanrı'nın çocuğu olur üstüne üstlük bir de bu çocuğunu yarattığı insanlara kefaret olarak çarmıha gerdirerek öldürtür? İsa'dan önce yaşayanlar da çoluk çocuk İsa'ya inanmadıkları için cehenneme doldurulur?" gibi provokatif bir cevap versem olur mu? İşta Papa'nın amacı bu çatışmayı, tartışmayı ve kutuplaşmayı arttırmaktır. Bir ihtimalde Batı'da bile ölmüş durumda olan, bomboş kiliseleri ile gerçekten acı görüntüler veren Hristiyanlığı ihya etme ve bununla bağıntılı olarak dünyanın halen en hızlı büyüyen dini olan İslam'a olan teveccühün önünü kesme çabası olarak görülebilir. (Halen İslam'a en çok muhtedi Hristiyanlardan gelmektedir.)


Ayrıca Mustafa Bey'in yazısında şu dikkatimi çekti. Mustafa Bey şöyle demiş:



Bunların hepsi gerçekten de Hıristiyanlık için yüz karası. Ancak şunu görmek lazım: Günümüzün Hıristiyanları, "evet bunlar korkunç şeylerdi, ama İncil'de emredilen din bu değildi, bunlar birer sapmaydı ve bugün hepsi geçmişte kaldı" diyorlar.



Burada Hristiyanlar açısından bir çelişki var. Hristiyanlıkta Papalık yanılmaz ve günahsız olarak görülür. Ve Papa'nın ağzından çıkan sözleri, İslam'daki "vahy" olgusundan çok farklı olarak "vahy" anlamında görülür. Halen de bu böyledir. Peki nasıl oluyorda bu "hatasız" Papa ve emrindeki kilise bunca herzeyi İncil'de olmamasına rağmen işledi? Ve nasıl oluyorda halen bu "hatasızlık" Hristiyan teolojisinde kabul görmeye devam ediyor? Bu açık çelişki içinde olanların İslam'a dil uzatmalarını aslında ciddiye bile almamak lazım.


Kutsal Kitabı okuyanlar bilir. Eski ve yeni ahidin değişmediğini iddia eden bir güruhun (Hristiyan) İslam'ı eleştirmeye çalışması saçmalıktır. Ama işte oluyor gördüğünüz gibi. Tevfik Fikret bile oğlu Hristiyan olunca babası mealen şöyle demiş :"bir dini düşünceye kapılmanı anlayabilirim belki de tek tanrılı bir dini bırakıp üç tanrıya tapınmanı anlayamam." Teolojisine inanmayanların bile hayran olduğu İslam'ın savunulmaya ihtiyacı yok aslında ama ben yine de buraya Prof.Bardakoğlu'nun Papa'nın sözlerine verdiği ve dünyada geniş yankı uyandıran açıklamalarını alıntılamak istiyorum:


***




Bardakoğlu, Papa'nın bugün gazetelere yansıyan açıklamalarıyla ilgili olarak “Hem Hıristiyanlık dünyası adına hem de insanlığın ortak barışı adına fevkalade kaygı ve üzüntü verici, talihsiz bir açıklamadır” dedi.



Bardakoğlu, yaptığı açıklamada, haberi dehşet ve hayretle okuduğunu belirterek, bu sözler, “Papa'nın kendi iç dünyasındaki kini, düşmanlığı, nefreti yansıtıyorsa” çok daha vahim bir durumla karşı karşıya olunduğunu söyledi.



Papa'nın sözlerinin, hem Hıristiyanlık dünyası hem de insanlığın ortak barışı adına fevkalade kaygı ve üzüntü verici olduğunu ifade eden Bardakoğlu, Papa'dan sözlerini acilen geri almasını ve özür dilemesini beklediklerini bildirdi.

Batı'da İslam dünyası, İslam ve İslam'ın peygamberi hakkında hep önyargılı, taraflı, bilimsellikten uzak ve hasmane değerlendirmeler yapıldığını dile getiren Bardakoğlu, şunları kaydetti:



HAÇLI ZİHNİYETİ ZİHİNLERİNDE



“Kilise, tarihte batı kamuoyunu da ayağa kaldırarak İslam'ı düşman gördüğü için haçlı seferleri yaptı. İstanbul'u işgal ettiler, binlerce insan öldürüldü. Ortodoks Hıristiyanlar ve Yahudiler öldürüldü ve zülüm gördüler. Hıristiyan teologlar 4. asırdan itibaren dünyayı hep 'Hıristiyani dünya-şeytani dünya', 'Hıristiyani güç- şeytani güç' olarak ikiye ayırdılar. Zihinlerinde hep bu kategori oldu.



Hıristiyan dışındaki dünyayla savaşmayı kutsal bir görev olarak gördüler. Onun için Batılı kilise adamlarının beyin arkalarında hep haçlı zihniyeti ve kutsal savaş anlayışı vardır. Öyle zannediyorum ki Papa'nın bu sözleri de beyin arkasındaki kutsal savaş ve haçlı zihniyetinin bir yansıması gibi görünüyor. Batı'nın Ortaçağ boyu İslam hakkında önyargılı ve çarpıtılmış bir kanaate sahip olduğunu sadece bizler değil, birçok insaflı Batılı bilim adamı da söylüyor.”



“AKLI DEVRE DIŞI BIRAKAN KİLİSEDİR”



Papa'nın “İslam'da Tanrı ile akıl arasında bağlantı olmadığı” yönündeki iddialarını da değerlendiren Bardakoğlu, “O konuda sorgulanması gereken Kilise'nin yaptıklarıdır. Kilise dinin orijinalinde yaptığı tahribatı akıl zannetti. Hıristiyan Kilise, tarihte aklı devre dışı bırakarak, kendi çıkarlarını kendi hiyerarşik yükselmesini öne çıkardığı, insanların dindarlıkları üzerine tahakküm kurduğu, Tanrı ile fert arasına girip adeta kutsalı sömürdüğü için Batı bir aydınlanma ve reform süreci yaşadı. Bugün Batı'da din karşıtlığı varsa onun sorumlusu aklı devre dışı bırakan Hıristiyan Kilise'dir” diye konuştu.



Bardakoğlu, Benedikt’in “İslamda tanrı ile akıl arasında bağ yok” açıklamalarına da tepki göstererek “Önce onlar 3 tanrı inancını açıklasınlar. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu söylüyorlar. Bunun neresi akılla bağdaşıyor. Bunu açıklasınlar” diye konuştu


Papa'nın aynayı kendine tutması, kendi iç dünyasındaki duyguları zapt etmesi ve Batı'nın çokça telaffuz ettiği barış, sevgi, ötekine saygı gibi kavramları özümsemesi ve içselleştirmesi gerektiğini kaydeden Bardakoğlu, kendi dinine saygılı bir din adamından böyle bir ahlaki erdem beklediğini söyledi.



"ELEŞTİRİYE AÇIĞIZ AMA..."



Papa'nın söylediklerinin ötekine saygı, dine saygı ve ortak ahlaki erdemler çerçevesine sığmadığını ifade eden Bardakoğlu, şöyle konuştu:



“Hele hele eleştiri hiç değildir. Çünkü biz eleştiriye açık bir geleneğiz. Bir din adamı, bilim adamı, bir dinin tarihinde o dine mensup insanların yanlışlarını eleştirirse bunu tartışırız. Ama bir dinin kutsalına, peygamberine, kitabına yönelik bir dil uzatma varsa artık bu küstahlıktır, düşmanca bir ifadedir ve din kavgasını körükleyen büyük bir talihsizliktir.


Batı'da birçok insan, Batı'nın teknolojik ekonomik ve askeri üstünlüğünün verdiği bencillikle küstahlıkla ve tepeden bakmacı tavırla öteki kültüre mensup insanları yargılıyor. Halbuki gerçek medeniyet, teknolojide ve ekonomik gelirde üstünlük değil, insani ve ahlaki erdemlerde insana insan olduğu için saygı göstermede ilerleyebilmektir. Papa'dan ve diğer kilise adamlarından bu gerçek medeniyetin öncüleri olmalarını beklerdim. Böyle olabilirse bir din adamı o zaman saygın olur.”


***


Daha yazılacak çok şey var ama ben de vakit yok.. İslam'da "cihad" kavramını sadece bu sitede bile o kadar çok yazdık ki tekrara gerek var mı bilmiyorum. Fakat "Ettekraru ahsen velevkene yüzseksen" demişler. :-) Yani tekrar da fayda vardr.



Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 15, 2006 4:24 PM

Suat Bey'in yorumlarına katılıyorum. Ben de Papa'nın bu sözleri uluorta,plansız ve amaçsız söylediğini düşünmüyorum. En temel bakış açısıyla dolaylı yoldan İslam'ın önünü kesmek gibi bir niyet olabilir. Umarım sadece böyledir. Çünkü Papa konuşmasının bir bölümünde İslam'ın "dinde zorlama olmadığı" yönündeki fıkhına da atıfta bulunmuş ama tabi bu ifadeler genel konuşmanın sertliğini yumuşatmaya yetmemiş. O bakımdan Papa'nın bu çıkışı temelde çok daha büyük çatışmalara yol açabilir ve tabanda tahammülsüzlükleri artırabilir.

Pap'dan ziyade Manuel II. Paleologos'un da cevaplanması lazım. Örneğin Hz.Muhammed'in toplam hayatındaki savaş süresi ortaya konulabilir. Benim bildiğim kadarıyla büyük çoğunluğu savunma ağırlıklı olan bu savaşların toplam süresi sadece 50 gündür. 23 yıllık peygamberlik döneminde 50 günlük savaş süresi herhalde ve mutlaka barbarlığın değil bir başka düşüncenin izlerini gösteriyor bize.

Neticede ben bu kadar taraflı yaklaşımların bile ki niyet İslam'ın önünü tıkamak da olsa tersiyle neticeleğini düşünüyorum. Allah nurunu gerekirse küffarın eliyle de tamamlar.

Yazan: Feraklit Tarih: September 15, 2006 5:05 PM

Ben de çizsem, böyle çizerdim..

sayg.

Yazan: Ece Tarih: September 15, 2006 5:21 PM

(...Peygamberimiz Hazreti Muhammed’ten(S.A.V) başkası bunu 15-20 yılda başaramamıştır. Ancak Hz. Muhammed(S.A.V), 23 yılda tüm Arabistan halkını yanında toplayabilmiştir. Bu bir ilahi mucizedir. Tarihte örneği yoktur....www.varliktanveriler.com Dinde Reform olmaz isimli yazıdan bir bölüm)

Adıyamanlı tasavvuf yazarı Kazım YArdımcı'nın 7 kitabından birisi MUHAMMED,İSA,ADEM isimli kitabıdır. Bu kitapta ve diğer eserlerinde Hz.İsa gerçeği ayrıntıları ile açıklanmıştır. Bu konuyu Hz.İSaya atfedilen sözler, Vaftiz meselesi, ve diğer yazılarında açıklamış ve bunlar Adıyaman gazetelerinde yayınlanmıştır. Saygılar.
işte bunlardan birisi:

Varlıktan Veriler-69-Hz.İsa'nın Allah'ın Oğlu Olmadığına Dair Veri

DÖRT İNCİLDE DE HAZRETİ İSA’NIN ALLAH’IN OĞLU OLMADIĞI’NA DAİR BİR VERİ


Dört İncil’de de, Hz.İsa’ya hitaben ‘’Ey Oğul, Ey Oğlum’’ diye bir hitap yoktur. İncillerde, Hz.İsa’nın ağzından da Ben ‘’Allah’ın Oğluyum’’ diye bir sözcük yoktur. Peki baba, oğul, ruhul kuddus üçlemesi İncil’de olmadığı halde kim ortaya attı. Bu yorum, Hazreti İsa’nın havarisi olmayan Pavlos ve benzeri rahiplerin uydurmasıdır. Bu şekilde, Kilise İncil’e ters düşmüyor mu? Dört İncil’in hangi eshahında ve ve bablarında böyle bir söz vardır? Var ise isbatlasınlar. İşte meydan!

Bu baba oğul ruhul kuddus üçlemesi ne Tevrat'da, ne Zeburda, ne İncil’de ne de Kur’an da vardır. Bu üçleme ilahi mesajlara aykırıdır. Yani bu üçleme klasik bir felsefi yorumdur. İspatlanması ne vahiy ile, ne ilim ile, nede akıl ile mümkün değildir. Bu ispatı mümkün olmayan bir teoridir. Dört semavi kitapta da yoktur. Bu görüş Hazreti İsa, Peygamber ve Havarilerin görüşü olmayıp, Kilise tarafından sonradan oluşturulmuş bir teori, bir yorumdur. Yani Kilise, Tevrat, Zebur, Kur’an’ın dışında İncil’ede ters düşmüştür. Bütün İnciller Türkçeye tercüme edilmiştir. Hiçbirinde Oğul sözcüğü yoktur.

İbranice ve Aramice lisanlarında Eb(baba) sözcüğü Rab anlamınadır. Abd (köle,kul) bu lisanlarda ve Araplar arasında oğul anlamına da kullanılır. Yani Abd’ın (kul, köle) bir anlamıda, Mevlanın (sahib’in ,efendinin) oğlu anlamınadır. Bu anlayış İbrani’ler Arami’ler ve Arap’lar arasında o kadar yaygındır ki; abd’ın kölenin- kızı ile, evlenmek bile efendisi için ayıp ve hatta haram sayılmaktadır.

Hazreti Mesih’in Allah için ‘’benimde babam sizinde babanız’’ ifadesi benimde rabbım sizinde rabbınız anlamınadır. Eğer Cenab-ı Mesih’in bu sözünü gerçek anlamda ele alırsak, o zaman Hazret’i İsa’nın üstünlüğü, yok olur. Çünkü sizinde babanız sözü ile çoğullaştırılmıştır. O zaman bütün insanlar Allah'ın oğulları ve kızları olur. İsa Mesih (a.s.) de, Allah’ın yanında diğer insanlardan biri olur. O zaman her erkek ve kadın Allah’ın (Tanrı’nın) yanında İsa derecesinde olur. Herkes Hz.İsa gibi kutsal ve yüce olur. Ve İsa’nın kutsallığının anlamı kalmaz.O da herkes gibi sıradan basit bir insan olur. Ya da tüm insanlar mukaddes ve masum-günahsız olur. Onlar için dine, imana, ibadete gerek kalmaz.

Hakikatte tüm babalarda, rububiyet sıfatının yansıması vardır. Çünkü Rabbin sözcük anlamı terbiye edici, eğitici ve sahip anlamınadır. Bu sıfatlar zaten her babada da mevcuttur. Baba da, aynen çocuklarını eğitir (terbiye eder) ve onu reşit oluncaya kadar yönetir. Çünkü Allah, uluhiyet (varlık) sıfatı hariç, bütün sıfatlarını Adem (a.s.) ve evlatlarına vermiştir. İnsan, Tanrı’nın aynasıdır.

‘’ Ve alleme, Ademel Esmae Külleha ‘’ (Bütün isimleri Ademe öğrettim) Bakara-31

‘’ Ve nefehtu fihimin ruhi’’ [Ona (Ademe) Ruhumdan üfürdüm.] Hicr- 29, Sad-72

Ve Ademe Allah, bütün melekleri yani, gök ehlinin tamamı olan yüce varlıkları secde ettirmiştir.

Öyle ise Adem –insan, Tanrıyı yansıtmaktadır. Tanrının aynasıdır. Ancak, ulûhiyet (ilahlık) sıfatını hiç kimseye vermemiştir. Çünkü Ulûhiyet Allah’ın varlığı zatıdır. Sıfatı değildir. Adem, Kâmil İnsan İLAH değildir. Ancak, İlahi vasıflar taşır.

Hu sırrındandır. Hu- O zamiri, doğrudan kadim vücudu ifade eder. Kadim vücud; sonsuz nur, kuvvet, kudret, ilim ve hikmettir ve Allah’ın Kadim varlığının sınırı – kenarı yoktur. Öyle ise kadim var olan Allah bir, tektir. Zaten iki sınırsız var düşünülemez. Vücud ,varlık Allah’a aittir. Tanrıdan öteki nesnelerin varlığı izafidir, gelip geçicidir. Tanrıdan; öteki nesneler Tanrının nurunun derece derece tekasüf edip (yoğunlaşıp) basitleşmesidir. Tanrı ezelden beri kâmil ve mükemmeldir. Hiçbir eksiği yoktur. Ama kendi taayünü (belirtileri) olan nesneler basittir, kısıtlıdır ve Tanrıya göre kusurludur, noksandır. Tanrı, bir basit yaratmıştır ki, kendi mükemmelliği bilinsin. Basit olmasaydı, mükemmel bilinemezdi.

TANRI TAM MÜKEMMELDİR VE HERŞEYDEN MÜNEZZEHTİR VE MÜSTAĞNİDİR.

‘’Ela İnnehu Bi Külli Şey’in Muhit’’(Fussilet-54) ayeti ile de, Tanrı’nın her şeyi kapladığı bildirilmektedir. O halde bütün nesneler, hakikatte Tanrı'nın içindedir. Tanrı hiç kimsenin içinde değildir. Çünkü kenarsız olan Tanrı, kenarlı olan nesnelerin içine sığmaz. Ancak Tanrı, ruhunu insana üfürmüştür ve mukaddes nefesi ve ruhu insanın içindedir. Yani insanın içinde Tanrının zatı değil, nur ve sıfatı olan kutsal ruhu vardır. İşte meleklerin secde ettiği de Adem’in bu kutsal ilahi ruhu’dur. Yoksa insanın cesedine secde edilmiş değildir. İnsanın içindeki ilahi ruha, secde edilmiştir. Yani, Allahın sıfatına secde edilmiştir.

Ruh Allahın emri olduğu için Allahın emir sıfatına secde edilmiştir. Buradaki ‘’Emr’’ gramerlerdeki eylem anlamına değildir. Emrin gerçek anlamı, hal-durum- dur. Hal, hal sahibin vasfıdır, sıfatıdır(niteliğidir). Yani, ruh Tanrının emri( hal-durum-) sıfatıdır. Tanrının durumu, Tanrı’nın niteliğidir. Tanrının sıfatına secde, hürmet, Tanrının zatına sayılır.

Sıfat zat’tan ayrılmaz. Zatsız sıfat olmaz. Sıfatsızda zat olmaz. Zat, sıfat ile bilinir. Zat- Varlık, öznedir, zamirdir. Hu (O) zamiridir. O zamirdir. Yani bir şeyin kendisi varlığı’dır. ‘Hu’ sıfat değildir. Allah’ın varlığı ezeli ve daimi, hududu- sınırı- olmayan sonsuz nur ve kuvvettir. Diğer nesneler kendi nurunun yoğunlaşmış ve kendi zatına göre basitleşmiş yaratıklarıdır. Nur ve kuvvet olan Allah’ın hududu- sınırı-kenarı olmadığı gibi oğulları ve kızları da olmaz. Hakikatte nur ve kuvvet olan Allah’ın oğlu kızı olmaz. Allah’ın oğlu- kızı yoktur. Allah Nur’dur- Allah güçtür. Nur ve güç olan Tanrı varlığında ilim ve hikmet ve sanat ve yaratıcılık vardır. Tanrının cinsiyeti yoktur. Tanrı erkek ve kadın değildir. Tanrı bir anadan doğmamıştır ve Tanrı bir ana gibi doğurmaz. Eğer Tanrıya Eb,( baba), üm( ana) denilecek olursa Tanrıya cinsiyet verilmiş olur. Allah cinsiyetten münezzehtir. Nur ve kuvvetin cinsiyeti olmaz ve Tanrının varlığı kendindendir. Yani, Tanrı bizatihi mevcuttur. Tanrı’yı yaratan yoktur, Tanrı bir yerden gelmemiştir, ezelden beri kendiliğinden mevcuttur. Allah sonsuz nurdur. Mutlak varlıktır, bütündür, çözülmez, pörsümez, tükenmez, bitmez, parçalanmaz, kendiliğinden var olan mukaddes bir varlıktır. Rabbımızdır.

Bir uyarı, bir işaret: Şu masmavi tertemiz göğün genişliğine baksınlar; bu gök sonsuz ve kenarsız nur olan Allah’ın ezeli varlığının taayyünlerinden bir taayyün, tezahürlerinden bir zuhurdur. Tanrının bir belirtisidir; güneşin şafağı gibi. Acaba bu gök hiç parçalanır mı? Bundan bir parça koparmak mümkün mü? Kimse bu göğü yarabilir mi? Göğü parçalamak mümkün değilken, göklerin ve her şeyin özü olan Allah’ın temizliğini, güzelliğini, varlığını , bölünmez, parçalanmaz, kenarsız bütünlüğünü düşünsünler.

Kilisenin Oğuldan söz etmesi saçma olduğu gibi, Yahudilerin ‘’melekler Allah’ın kızlarıdır’’ sözü de saçmadır. Eğer Allah’ın oğlu kızı olsa idi onlarda ilah olurdu.

Allah ise dört kitapta, Allah’tan başka ilah yoktur buyurmuştur.

(Ve huvellezi fis semahi ilahın ve fil erdi ilah ve huvel hekimul alim) Sure-i Zuhruf 84( Göktede ilah yerde de ilah Allah’tır.

Vema min ilahin illailahun vahid (Vahid-Bir tek ilahtan başka ilah yoktur. ) Maide- 73

Vema muhammedin illa resul( Muhammed resuldan başkası değildir.) Ali İmran -144

Mel Mesih ibnü Meryeme illa resul( Meryem oğlu Mesih Resuldan başkası değildir.) Maide -75

Kilisenin üçleme teorisi, ne dört kitapta, ilahi mesajlarda vardır, nede ilimle ve akılla bağdaşabilir.

Sonsuz nur ve kuvvet olan Allah’ın oğlu ve kızı olmaz. Bu saçma sözler, ispatlanması mümkün olmayan tamamen safsata olup Allah’a da İsa’ya da Meryem’e de iftira ve hakarettir. Allah şirkten ve her türlü noksanlıktan münezzehtir. (Övgü Allah’a mahsustur. Selam, Allah’ın seçtiği kullarının üzerinedir. Allah müşriklerden hayırlıdır, şirkten münezzehtir.)

( Ve kululhamdülillahi ve selamun ala ibadihillezi nestefa Allahu hayrun emma yüşrikun ) Neml-59

Bütün Müslüman kardeşlerime, ''Allah Bir'' diyen bütün kitap ehline sevgilerimle, Hepinizin gözlerinden öperim.

KÂZİM YARDIMCI

06.10.2005 /ADIYAMAN

www.varliktanveriler.com

info@varliktanveriler.com

Yazan: İrem kılıc Tarih: September 15, 2006 5:37 PM

Bu mevzuda Suat Bey'in soylediklerinin altina imazmi atarim hicbir serh veya mim koymaksizin.

Ben muhtevadan cok onun da degindigi Papa'nin zamanlamasi, ve dolayisi ile gayesi ile ilgili biriki dusuncem paylasmak istiyorum.

Suat Bey'in de degigi gibi Papa sokaktaki hiristiyan degil. Her soylediginin etkisin olcup bicecek kapsitede, konusmalarini hazirlayan, teolojik, siyasi arstirmala yapan ordusu var emri altinda. Bununla hicbir gaye gutmedigi, sadece bir teolojik konuda fikir beyan ettigini dusunmek hele hele bu Bati dunyasinda , bazi muslumanlarin "cihadist" olsuna Hiristiyanlarin tepkisi" seklinde algilamak siyaseti bilenlerin hakki degildir. Ne tesaduf papa Islam hakkindaki 14. yuzyilda soylenen bir sozu tamda Bush'un "Islamic Fasistler" ve Blair, Sarkozy dahil pek cok Batili liderin, oryantalist dusunurun paralel mesajlari ile es zamanli olarak soyledi.

Acaba bu Papa'nin Turkiye'nin AB'ya girmesine karsi cikmasini aciklamasini da "bu Islami radikllizme tepki" olarak aciklamak mumkunmudur?

Sirf teolojik konulari konusan bir Hiristiyan lider ERKEKSE YAHUDILERIN TASVIP ETMEYECEGI BIRSEY SOYLESIN! FACE IT FRIENDS: HE IS A POLITICIAN! "politika"nin ne oldugu da belli! Mevcut Islam dunyasinin fethi projesi (pardon terorle global savasmiydi, yoksa yeni dunya duzenimi adini siz koyun) icin kendine duseni yapan bir pokltikaci.

Merak ediyorum acaba Musfa Bey , Suat Bey'in yazisini okdugunda sadece "once kendilerine baksinlar; en iy defans ofans" ten baska hicbir makul arguman goremiyormu?

Ben biraz daha ileri gidip Mustafa Bey'in bu yazisinin bir cesit defansif strateji oldugu spekulayonunu yapacagim. Soyleki, "Iyi Hiistiyanlar" olan Katolikler'in liderinin bu sozleri bu zamanda sarf etmesi oncelikle diyalogcu dostlarimiza darbedir. Hatta ihanettir demek lazim. Benim gibi "asirilarin" ya da Mahcupyan'in deyimi ile "yerli Huntingtoncular'in" ise elini guclendiren bir agumandir. Mustafa Bey'in defansif pozisyon almasi anlasilir. Sectigi politik pozisyonu sabit, ve korunmasi gereken mevzi olarak gorenler, tabiati ile o pozisyonun korunmasi bir numarali onceliktir. Mustafa Bey gibi bircok ilimli, diyalogcu, medeniyetler bulumacisi -"anti-Huntingtoncu"- diyelim isterseniz, dostlarimiz yaralarini yaliyorlar, ve hasar kontrolu yapiyorlar.

Bunu bir derece anlayabilirim. Insanlik zaafidir, bu olgu. Islamci, sagci, solcu, feslefi poitik spektrumun herhangibir yerindeki kimse de bu "mevzi koruma" psikolojisi icerisinde bulur kendisini farkinda dahi olmadan. Benim diyalogculuga bakisimin Hayreddin Karaman hHoca'ninki ile ayni oldugunu soylemistim daha once. "kar zarar muhaklemesi yapilmali, bunun bir arac oldugu" unutulmamali. Korunmasi gereken mevzikler temel inanislar ahlaki degerlerdir.

Ben dilerimki Musafa Bey Batili insani anlamaya gosterdigi gayretin yarisini biz "diger muslumanlari" anlamaya gostersin. Defalarca sunu soyledik durduk: Bati'nin bugun "terorle savas" adii altinda yaptiklari 11 Eylul'den cok once yazilmis olan "Amerikan Yuzyili projesi" nde yaziyor diye. En azindan buna bir cevap vermek gerekmezmi? Bu kadar mantiktan yoksun bir argumanmi bu?

Mustafa Bey "Bati'li hiristiyani"in psikoanalizini yapip "fobilerinin" nedenlerini arstirdigi kadar "dogulu muslumanin korkulari" uzerinde durmasini beklemeye hakkimiz yokmu? Neden Bati'li insanla, insanlin firtratinin bir parcasi olarak Islam dunyasi hakkinda irrasyonel korkulara kapilmaya haklari var da Filistinli Lubnanli veya Turkiye'li muslumandan "en rasyonel tavir" isteniyor? Sosyalbilimci nin bunu beklemeye hakki varmi?

Filistin'de iki tane cinnet halindeki cocugun iki gazeteciyi kacirip birakirken de aptalca "musluman yapmasi" ni Bati'li Hiristiyan'in fobisi icin sebep olarak sunarken dunyanin her tarafinda katledilen, asagilanan, hor gorulen, kutsallarina hakaret edilen milyonlardan Hz, Muhammed veya Mevlana davranisi beklemek, arzu edilebilir ama rasyonmel arguman olarak sunulamaz. Judeo-Hiristiyanlar'inki ise sadece "BIZIM YAPTIKLARIMIZA TEPKI" diyebilirmiyiz?

Gelin birbirimizin soylediklerini dinlemeye calisalim. Biraz "nedensellik" tahlili yapalim. ETKI NEDIR TEPKI NEDIR sorusu ile baslasak?

Ve lutfen bizlerin de belki makul argumanlarimiz olabilecegini sadece birilerine din koenli kinle hareket etmedigimizi musluman'in kardesi hakkindaki husn-u zani olarak kabul etsek ve gercekten konusmaya baslasak? Bu da malesef non-starter eger bir diyalog gayesi var ise.

Son olarak bu "Iyi Hiristiyan" ifadem uzerine bir not ekleyeyim. Muteveffa Papa Jean Paul, II'nin gercekten "ahlakli insan" oldugunu dusunurum hep; ve ahlaki kaburgasini 25 yili boyunca gozleyebildim. Bu adam benim icin kotu haber. Subjektif bir yargimi soyleyeyim. Adamin yuzunde sahte, seytani bir gulumseme goruyorum; tecrubelerimden edindigim sezgi diyelim. Secilmesinde de epeyce politika varmis okudugum kadari ile; kendisi secici kurulun basi imis saniyorum. (aklima gelmisken biliyormuydunuz ABD Baskan yardimcisi Dick Cheney'in ogul Bush'un ilk secim kampanmyasinin basinda baskan yardimcisi adayi bulmakla gorevlendrildigini?)

Birde "kotu hiristiyanlarin" (protestan ve ozellikle Evanjelik kanadi) ve Yahudilerin Islam hakkinda soylediklerini duysaniz. Bu papa onlarin yaninda gercekten Benedict XVI dir. Buraya tekrar etmeye parmagim varsa sansurlenir.

Ozetin ozeti:

Mustafa Bey'in teshisine katilmiyorum. TEPKi onlarinki degil bizimkidir. Onlarinki stratejidir. "Biz tepkisel olmayalim; akilli davranalim" demek tplum psikolojisi
olarak tutarli bir beklenti degildir.
Kontrol gucu, olaylarin gidisini degistrme gucu bizde degildir. Onlar icin bu cok kolaydir. Sadece Bush kucucuk bir DECENCY isareti verse gorursunuz ISLAm dunyasinda bununla ne kadar mesafe katettigini. Bu tarihi kayitlarla sabittir. Eisenhover Islam dunyasinda en sevilen politik liderlerdendir Israil'e kurulusundan beri "hayir" diyebilmis tek Amerikan Baskani olarak (Suveys kanali). Carter keza. Nerde anti-amerikanizm, hiristiyan dusmanligi? Sadece su Filistin, Lubnan daki son katliamlarin olmasi ZORUNLULUKmu idi Bati icin; TEKIMI IDI?? Bunu yapmamakmi daha kolaydir, yoksa buna tepkiyi kontrol etmekmi? Muhendisler bunu iyi bilirler. Sosyal bilimciler de anlasalar!

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 15, 2006 6:01 PM

NAHL SÛRESİ
(110) Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
HAC SÛRESİ
(39) Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah'ın onlara yardım etmeğe gücü yeter. Tevbe suresi 111. Şüphesiz Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah bunu Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da kesin olarak va'detmiştir. Kimdir sözünü Allah'tan daha iyi yerine getiren? O halde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.
TEVBE SÛRESİ
(81) Allah'ın Resûlüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve "Bu sıcakta sefere çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennemin ateşi daha sıcaktır." Keşke anlasalardı.
TEVBE SURESİ 111. Şüphesiz Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah bunu Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da kesin olarak va'detmiştir. Kimdir sözünü Allah'tan daha iyi yerine getiren? O halde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.
Kuran surelerinin hep çağa uygunluğundan bahsedilir ve bazı surelerinde açıklaması yapılırken(kölelik gibi)indiği zamana uygun olduğundan..
şimdiki zamanın savaşının sadece iletişim ve bilgi ile yapılacağına pekçok kişi hemfikir.O halde yukarıdaki sureleri şu şekilde yorumlamak mümkün;bir insan nerdeyse 20 saatini inandığı kitabı açıklamak için harcıyorsa canından,bu uğraşıda edineceği bir maddi kazancı da yoksa malından fedakarlık etmiş olmuyor mu?Adam sende bırak bu ahiret işlerini,dünyada keyfine bak bu ekonomik düzende ve materyalist cenneti yaşa demiyorsa..!?

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: September 15, 2006 7:51 PM

Kotami asmadi isem kucuk bir bilgi ilavesi:
Biraz once BBc ve CNN'de de ayni konu tartsiliyordu. CNN'de verilen bilgi: Papa XVI. Benedict'in papa olur olmaz ilk icraatlarindan biri, dinlerarasi diyalog dariesini (musluman-Hiristiyan diyalogu fonksiyon goren- onlarin notu) kapattirip, dairenin basini Kahire'ye elci atamasi imis.

Musadenizle selefi Jean Paul II. hakkinda butun Islam dunyasinin olumlu bakisi oldugunu da hatirlatalim, M. Ali Agca haric (ki o da zaten mesihmis), Humeyni, Hatemi dahil.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 15, 2006 10:12 PM

Ben Papa nın bu tip çıkışlarının altında, Avrupa da hızla çoğalan müslüman nüfusunun oluşturduğu, paranoyanın da etkili olduğunu düşünüyorum..

Yakın zamanda İtalyan kadınlara yönelik yapılan "Müslüman erkeklerle evlenip din değiştirmeyin" uyarısı da, İtalya da hızla artan müslüman nüfusun getirdiği endişenin sonucu olsa gerek..

Nitekim, geçen yaz tatilinde tanıştığım İngiltere de yaşayan oldukça genç bir müslüman hanım, 4 çocuk sahibi olduğunu ve varis ameliyatından sonra doktorunun tavsiyesi üzerine beşinciden vazgeçtiğini, iyileşir iyileşmez beşinci bebeği doğuracağını söylediğinde ağzım açık kalmıştı :)
Açıkça şöyle diyordu:
"İngiltere de müslüman nüfusun artması gerek"..
Bir ingiliz hanımın böyle düşünmeyeceğine eminim:)
Yaşlanan ve homurdanan Avrupa, çocuk yapmak yerine, köpek beslemeyi tercih ediyor malum..

Hasılı, İSTANBUL demek yerine KONSTANTINAPOL demeyi tercih eden ve Bizans kralının dilinden konuşmaya başlayan Hz.PAPA, belki de rüyasında Vatikan da mevlit okunurken görüyordur ve uyku sersemi iken bu tip konuşmalar yapıyordur:)..
[Müzmin bey in kulakları çınlasın]

SAYGILARIMLA

dipnot:

Biraz tarayınca karşıma çıkan rakamlar şu şekilde:
Alıntı site
Bazı kaynaklar Avrupa müslümanlarının sayısını 52 milyon olarak verirken, kanaatimizce Türkiye'nin Avrupa kıtasında kalan (Trakya) bölgesindeki nüfusu da dikkate almaktadır. (1)
Biz, diğer bir kaynağın tesbit ettiği Türkiye'siz rakamları baz olarak almayı -şimdilik- uygun bulduk.

Bugünkü durum itibariyle, Avrupa kıtasında 30,2 milyon müslüman yaşamaktadır. Bu toplam sayının kıta üzerindeki dağılımı aşağıdaki gibidir: (2)


-Doğu Avrupa : Yaklaşık, 11 milyon.

-Güneydoğu Avrupa : Yaklaşık, 11 milyon.

-Batı Avrupa : Yaklaşık, 7,9 milyon.

-Güney Avrupa : Yaklaşık, 0,25 milyon.

-Kuzey Avrupa : Yaklaşık, 0,05 milyon.


Eski Sovyetler Birliği'ne dahil olan bugünkü 'Doğu Avrupa Ülkeleri'ni yukarıdaki toplam sayıdan çıkardığımızda, 15-20 milyon civarında müslümanın kıtada yaşadığı tahmin ediliyor. (3)

(1) : Ulrich Schüler, Islam im Vormarsch
(2) : wwwhelmut-zenz.de

Yazan: Ece Tarih: September 16, 2006 12:37 AM

Huntingtoncu müslümanlarin dikkatine

Papanin bu tehlikeli sözünü bugün öglen yemeginde katolik bir arkadasin agzindan ögrendim.

Arkadasim "Bu papanin Iranli ayetullahlardan bir farki yok ama müslüman çogunluk terörü açikça dislamadigi sürece Islâm'in imaji batida böyle kalacak" dedi sonra.

Bir düsüncenin yayilmasi zor, sloganlar ise orman yangini gibi ilerliyor..

Fanatik hristiyanlar dünyayi "biz ve onlar" diye iki renk gösteren bir gözlük takmislar.

Huntingtoncu müslümanlar da ayni gözlügü kullaniyor sanki. Israil'in Lübnan'a yaptigi saldirilar sirasinda bir çok yorumcu "önce onlar basladi" dediler, sivillere saldiran Hizbullah ve EL KAIDE gibi örgütleri övdüler. Oysa 1983'te Hizbullah'in kurulusuna büyük katkisi olan Tyr sehri müftüsü bile önce ROOZ (gün) adli gazetede sonra da LBC adli lübnan TV kanalinda "bütün yumurtalari ayni sepete koymakla hata ettik, silahli mücadele bizi ancak çikmaza götürüyor, 1000 lübnanlinin öldügü bu olaya zafer degil dense dense ancak FELAKET denir" diye konustu.

Umarim Huntingtoncu müslümanlar yaniliyordur çünkü dünyamiz 1ci Dünya savasi öncesine benziyor gitgide. Papa da dahil bir çok insan da yangina benzinle gidiyor.

Fatih Demir blogunda (http://siyahi.wordpress.com) Racist Laundry adli bir yazi yayinlamis.


Bu sabah televizyon izlerken yeni bir tabirin ortaya cikmasi icin yapilan tv arastirma sonuclarini gordum : FWA(M) (Flying while Arab(Muslim)) , Arap veya Muslumanken ucmaya kalkmak…

Arastirmada havaalanlarinda Musluman ve Araplara karsi bir profiling sistemi uygulanmasi konusunda ne dusunuyorsunuz sorusuna katilanlarin %66 evet yapilmali demis…

Yani polis sizin goruntunuzden yada bileti alirken ogrendigi adinizdan dolayi hicbir gerekce gostermeden alip, arayip, sorgulama hakki olmasini normal karsiliyor beyaz Amerikalilar.

Burasi garip bir ulke olmaya basliyor…

Mustafa Akyol gibi müslümanlarin söylemleri fanatik ve savas yanlisi Huntingtoncu müslümanlari (ve hristiyanlari) bastirmazsa Israil ordusunun öldürdügü 30 bin insanin küsurat sayilacagi bir noktada bulacagiz kendimizi.

Iste bunun için Sn AKYOL'un fikirlerinin kazanmasi gerek.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: September 16, 2006 2:12 AM

Bu adamı bu kadar ciddiye almayın suratına bakın, bir cemaline dikkat edin.Biri(mesela Aytunç Altındal) bu adamın(Papa demeye dilim varmıyor Hristiyan inananlar kusura bakmasın) gençliği araştırırsa ve SS sempatizanı olduğunu çıkarsa hiç şaşırmam.Bu cihetle İtalya ve İspanya hariç Katolik Hristiyanın en az olduğu kıtada bu adam pervasızca konuşarak içlerindeki Haçlı ezikliği kusuyor sonrada bizimkiler medeniyetler diyaloğu falan diyor esas kızılması gerekenler onlar.Bu adam olduğu gibi görünüyor hiç değilse...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: September 16, 2006 2:15 AM

İslam kılıç dini mi? Bu sıkça söylenir. Papa'da bunu ifade etmiş satıraralarında. Bunu söylemek için insanda insaf ve vicdana dair bir şey olmaması lazım. Hz.Peygamber (sav) 23 yıllık peygamberlik devrinin yarısından fazlasını Mekke'de binbir sıkıntılar içinde tebliğ ile geçirmiştir. Yaklaşık 10 yıllık Medine devrinde ise bir çoğu savunma amaçlı olan çeşitli gazveler yapmış ve Faraklit arkadaşımın da söylediği gibi toplam 50 gün süren bu savaşlarda da -konunun otoritesi ünlü siyer alimi Prof. Muhammed Hamidullah'ın tespitleriyle- her iki tarafın toplam kaybı 170 kişiyi geçmemiştir.(Bu sayıya kendi tuttukları hakemin kararıyla infaz edilen Beni Kurayza'lılar dahil değil.)

Ve bu küçük bilançoyla Peygamberimiz, ardında yaklaşık iki milyon kilometrekarelik devasa bir alana yayılmış, veda hutbesinde ikiyüzbin kişilik bir topluluğa hitap edecek kadar genişlemiş bir mü'minler topluluğu bırakmıştır. Nasıl bir kılıçmış bu da önceleri iki kabile arası savaşta ölen kişi sayısı kadar zaiyat (170 kişi. bunların yarısı da müslüman) ile bir kıt'ayı ve yüzbinleri bu kadar kısa sürede İslamlaştırmış?

T.W.Arnold "İslam'ın en büyük insan kazanımlarını, siyasal gücünün en zayıf olduğu zaman ve mekanlarda gerçekleştirmiş olduğuna inananlardanım." der. Ve ekler: "İslam İspanya'daki varlığının en son gününe kadar mühtedi kazanmayı sürdürmüştür."

Bunlar ne demektir?

İslam medeniyetini çekirge sürüleri gibi yağmalayan moğol sürülerini, 100 yıl içinde müslüman yapan ve ardından bu göçebe ve yağmacı kavimden TacMahal'i yapacak bir medeniyet çıkartan İslam mı kılıç dini? Bütün bunlar şunu gösterir: İslam cazibesini ondan, şundan, bundan, saltanattan, kılıçtan, güçten değil özünden almaktadır. Dünya'da İslam'a dair onca olumsuz yayına ve yazılıp çizilenlere rağmen, İslam'ın hala dünyanın en hızlı yayınlan dini olması ne ile açıklanır? Elbette "Hakikat cazibesini özünden alır." ilkesiyle.

Zaman zaman bazı sapmalar meydana gelse de genel olarak İslam tarihinde hiçbir zaman sistematik bir soykırım ya da sistematik bir din değiştirme baskısı olmamıştır. Bu konuda İslam medeniyetinin alnı hiçbir medeniyetin -hele hele Batı/Hristiyan medeniyetinin- olmadığı kadar paktır.

Mesela Marksist Auguste Bebel, "Hz. Muhammet ve İslam Kültürü" adlı kitabında şunları yazar:

".....başka dinden kimselere Doğu’da o zamana kadar eşi örneği görülmemiş bir yumuşaklık ve hoşgörüyle davranılması ve bu kimselerin nispeten kolay yollardan özgürlük ve bağımsızlıklarını elde edebilme olanağı bulmaları, İslâmiyet’in hızla yayılmasının başlıca nedenleridir. Bugün Avrupa’da hâlâ yaygın olan ve İslâmiyet’in, inanmayanlara (başka dinden olanlara) karşı fanatik bir tahammülsüzlükle yaklaştığı sanısına karşı, bunun tam tersinin doğru olduğunu göstermek gerekmektedir. Hıristiyanlar, Museviler ve öteki dinlerden olanlar, Müslümanlık dininin doğduğu ilk günden itibaren, aynı dönemdeki Hıristiyan Avrupa’da akılların ucundan bile geçmeyecek bir rahatlık ve güven içinde yaşamışlardır."

"Museviler ve Hıristiyanlar, gerek İslâmiyet’in en parlak, gerekse daha sonraki dönemlerindeki, hatta günümüze kadar uzanagelen örneklerden görebileceğimiz gibi, İslâm devlet örgütü içinde en yüksek mevkilere kadar gelebilmişlerdir. Yahudiler, bugün bile Hıristiyan Avrupa’da hâlâ kendilerine yasaklanmış onurlu mevkilere ve haklara, İslâm devlet bünyesi içinde her zaman sahip olabilmişlerdir. Hıristiyanlar ve Yahudiler, sarayda çok yüksek düzeydeki görevden sorumluluklar yüklenmişler, çoğu kez halifelerin danışmanlığını yapmışlar, özellikle Doğu’da çok saygın bir yeri olan doktorluk uğraşında sivrildikleri gibi, sık sık halifelerin başhekimliğine getirilmişlerdir. Bütün bunlardan başka, Hıristiyan kilise ve manastırlarının yanı sıra Yahudi sinagoglarının, Hz. Muhammed döneminden önce ve sonra İslâm İmparatorluğu’nun bütün topraklarında çok yaygın olmalarına karşılık, söz konusu dinlerin mensupları, kiliselerinin sınırları içinde tam bir din özgürlüğüne sahip oldukları gibi, gerek çok büyük varlık ve mülklerinin denetim ve yönetiminde, gerekse din işlerinde kusursuz bir özerkliğe sahip olmuşlardır. Ayrıca Hıristiyan ve Yahudi bilim adamları İslâm bilim adamları ile dostane ilişkiler kurmuşlardır; gerek dinî, gerekse hukuksal, tıbbî ve doğalbilimsel konular büyük bir özgürlük içinde ve çok içtenlikli, her türlü resmiyetten uzak bir açıklıkla tartışılabilmiştir; böyle bir ilişki, birçok Hıristiyan devletinde hâlâ olanaksızdır."

"İşte bütün bunların sonucunda, çok erken dönemlerden başlayarak, Hıristiyan Avrupa’nın, derin ve karanlık bir barbarlığın çukurunda debelendiği ve kilise dogmalarına kuşkuyla bakmaya cesaret edebilen ve bu kuşku sonucunda dogmalarını sarsabilecek incelemeler yapmaya kalkışanların amansızca izlendiği dönemlerde, İslâm İmparatorluğu, düşünce özgürlüğünün ve kültürün en üst düzeylerine ulaşabilmiş olmanın mutluluğunu yaşamış ve Doğu, koyu, tutucu bir inanç karanlığına gömülmüş Avrupa’ya bilginin ışığını taşımıştır... Yukarıda betimleyegeldiğimiz ve kimilerine inanılmaz gelen bu hoşgörü aslında çok doğaldı. Hıristiyanlar, Yahudiler ve öteki dinlere bağlı insanlar, İslâmiyet’in öncelikle yayıldığı ülkelerde yüzyıllar boyunca barışçı bir ilişki içinde yaşamışlardı."

Bu mu kılıç dini İslam? El-İnsaf.

Bunun gibi birçok insaflı kalemden çeşitli örnekler verilebilir. Hal böyle iken İslam'a yapılan bu iftira ayıp değil mi?

Aslında asırlar boyunca Hristiyanların Peygamberimize bakışı korkunç derecede cehalet ve taassubun eşlik ettiği bir önyargı ile olmuştur. İslam ile ilgili Hristiyan teologlarının bilgileri 18.yy' dan önce yok denecek kadar azdır. Daha Hz.Peygamber'in doğduğu asrı bile bilemeyen bazı tarihçiler akıl almaz iftiralarla dolu tamamen hayal mahsülü süslemelerle O(sav)'nu Hristiyan dünyasına , "beklenen Deccal" ve bir "Hristiyan sapkın" olarak tanıtmıştır. Bu o kadar abartılı bir şekilde yapılmıştır ki mesela İslam'da domuz etinin ve içkinin yasak olmasının sebebi olarak Hz.Peygamber'in domuz eti yerken ve içki içerken çatlayarak öldüğü , o yüzden İslam'da domuz ve içkinin yasaklandığı gibi trajikomik iftiralar en ciddi din ve tarih kitaplarına alınmıştır. Ne zaman ki Batı kendi dışındaki kültürler ile birebir temasa geçmiş o zaman ancak kısmen de olsa objektif araştırmalar yapmış ve nisbeten eski bağnaz taassubundan kurtulmuştur.

Son 150 yılda Batı'da da az da olsa insaflı oryantalist yetişmiştir. Papa'nın onlardan mesela Anna Maria Schimmel, V.Watt ya da Max Dumant'tan değil de 14.yy dan bir Bizanslı'dan örnek vermesi de aslında bağnazlığının önemli bir göstergesi.

İslam, cihad ve hoşgörü konusu böyle.

Pekii Hristiyan tarihinde ne görüyoruz? Biraz da ona bakalım.

Coğrafî keşiflerle başlayan ve insanlık tarihinin en barbar, en vahşi, en alçak saldırılarını yapan Avrupalılar tüm bu soykırımlarında kilisenin sonuna kadar desteğini almışlar Amerika'da koca bir kıtayı soykırıma uğratmışlar, Afrikayı köleleştirmişlertir. Endülüs'te bir tek müslüman bırakmayıncaya kadar katliam emirlerini verenlerde Katolik din adamlarıdır. Protestanlarla aralarında yaptıkları savaşlarda birbirlerine saldırrak vahşice katliamlar yapanlar da yine onlardır. Afrika ve Avustralya yerlilerinin başlılarına gelenlerin tamamında katolik din adamlarının dahli vardır.

Günümüze gelelim. Yaklaşık üçyüzelli yıldır Batılı sömürgecilerin hertürlü katliam, soykırım ve sömürüsünü dün olduğu gibi bugün de Hristiyan din adamları ya doğrudan ya da zımnen desteklemektedir.

Papa belli ki halen Bizans özlemi içinde. Ama ne hikmetse 14.yy da Haçlı seferi için geçerken Bizans'ı yağmalayanın, Ayasofya'nın içinde Ortodoks Hristiyanlara tecavüz edenlerin ve neticeten, Bizans elitlerine "Konstantin de Latin külahı görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederim" dedirtenlerin Katolikler oldunu unutuyor.

Papa, T.Carly'nin "Eline bir kılıç geçirdiğinde Hıristiyan dini de onu kullanmaktan çekinmemiştir. Şarlman’ın, Saksonları Hıristiyan yapışı vaiz yoluyla olmamıştır." dediğini unutuyor.

Yine Papa, W.Howitt'e "Adına Hristiyan sömürgeci denen soyun, boyunduruğu altına aldığı halklara karşı gösterdiği vahşet ve zulmün bir benzerine, hiçbir çağda ve ne kadar yabani, merhametsiz ve kaba olursa olsun, başka hiçbir soyda rastlanmaz" dedirtenlerin Hristiyanlar ve de özellikle de lideri olduğu Katoliklerin olduğunu unutuyor.

Benim asıl garibime giden nokta ise "İslam ve Cihad"dan ziyade Papa'nın İslam ile Hristiyanlığı akla uygunluk açısından kıyaslayarak "Hristiyanlık akla önem verir, İslam ise Tanrı akıl ilişkisini yok sayar" demesi.

Şimdi Hristiyan inancına hakaret ediyor gibi bir intiba vermek istemem böyle bir hakaret yapmam da ama bu konuda konuşacak en son kişilerin Hristiyanlar olduğunu da belirtmek isterim. Biraz teoloji bilgisi olan, mantık nimetinden nasiplenmiş bir kişinin İslam ve Hristiyan teolojilerinin farklarını ve akıl karşısındaki konumlarını rahatlıkla tasvir edebilir. İslam'ın teolojisine inanmayanlar bile hayranken, İslam'ın saf, berrak ve beşer fantazilerine indirgenmemiş bir Allah tasavvuru varken, bu şekilde bir suçlamayı, hele hele Tanrının üç olduğuna ve aynı (bir=üç ?) Tanrı'nın bir de oğlu olduğuna inanan bir katoliğin yapması salt komedidir. Hristiyan teolojisinden ve tarihinden haberdar olmasak, kilisenin ortaçağda akla karşı giriştiği amansız savaşı bilmesek, ve aydınlanmanın kilisenin insan aklına vurduğu zincire bir tepki olduğunu ve bu tepkinin -yine hristiyanlık yüzünden- şirazesinden çıkmış bir materyalizme ve kutsala karşı savaşa dönüştüğünü bizzat yaşamasak belki bu sözleri ciddiye alabilirdik. Ama geçmişte yaşananlar ortadayken Papa'nın bu sözleri, tribünlerini tatmin etme çabasından öte bir anlam ifade etmiyor.

Son olarak Hindistan'da yapılan büyük bir dini münazaradan ve akabinde yayınlanan bir kitaptan bahsedeyim. Hindistan'da Rahmetullah el Hindi adlı İslam alimi ile Pfander adlı bir Hristiyan arasında o zaman (yıl 1854) büyük yankı uyandıran bir münazara gerçekleşir. Başlangıçta El-Hindi Pfanderle münazara yapmak için ona dokuz mektup gönderir.

Münazara beş konuda kararlaştırılır. Bunlar: 1-Tevrat ile İncilin bozulduğu(tahrif). 2-Tevrat ile İncilin hükümsüzlüğü (nesih). 3-Üç Tanrı inancı (Trinite) 4-Kur’an’ın Allah sözü olduğu. 5-Hz.Muhammedin Peygamberliğini ispat.

French, Pfandere; Vezirhan da el-Hindiye yardımcıdır. Sözü edilen münazara Ekberabad’ta (Agra), Abdulmesih mahallesinde başlayacaktır. Bu münazaraya Müslüman ve Hindu liderleriyle İngiliz hakimleri ve değişik kesimden yetkililer ve çeşitli dinlerin bilginleri de katılılır. Esseyyid Abdullah el-Ekberabadi ile Veziruddin b.Şerefuddin, hazır bulundukları münazara oturumlarını zabıtlara geçirirler.

Hatta gerçekleştirilen bu münazaraya el-Münazarat’ül Kübrâ/büyük münazara denilir. Pfander ile French bu ilk oturumlarında tahrif ve nesih olaylarını kabullenmek zorunda kaldılar. Böylece diğer konulardaki münazaraya katılmaktan çekinerek münazaradan çekilirler.

Neticeten münazara el-Hindi’nin zaferiyle sonuçlanır. Daha sonra el-Hindi bu münazaradan hareketle bir kitap yazar Münazara konularını detayları ile işleyen bu kitap türkçeye de geçtiğimiz 2005 yılında (tekrar) çevrildi. İslam ve Hristiyanlığı temel inanç ve akide esasları üzerinden karşılaştırmalı mukayesesi olan bu kitap halen Hristiyanların korkulu rüyasıdır. Öyleki kitap ilk yayınlandığında The Times gazetesi: ”Bu kitap Müslümanlarda bulundukça onlar Hıristiyanlaşmayacaklardır.” şeklinde endişelerini dile getirdi. Konu ile tüm yönleri ile ilgilenenlerin kütüphanelerinde mutlaka yeralması greken bir kitap. (Daha detaylı bilgi bu tanıtımdan edinilebilir.)

Sonuç olarak Papa'nın İslam için söylediği olumsuz sözlerin hiçbirisi ciddiye alınacak şeyler değildir. Papa bu sözleri bilerek ve bir zamanlama gözeterek söylemiştir. Medeniyetlerarası çatışmayı ve uçurumu arttırmak amacıyla yapılmış bir açıklamadan başka birşey değildir. Bu açıklamadan "müslümanlar cihat konusunda bir özeleştiri yapmalı" anlamını çıkartmak sinekten yağ çıkartmaktan daha zordur.

Özleştiri yapalım. İslam'ı yanlış yorumlayanların yorumlarındaki mantık hatalarını gösterelim. Ama kendimiz, kendimiz istediğimiz ve ihtiyacımız olduğu için yapalım. Bunu kendi dinamiklrimiz ile yine İslam için yapalım. Papa cenapları böyle buyurdu diye ve adeta Papa'yı haklı çıkarır tarzda değil.

Saygılarımla..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 16, 2006 3:00 AM

Bugün sabah gazetesinde Erdal ŞAfak'ın yazısını okuyunca, Papa'nın konuşmasına aldığı kaynaklar hakkında bir alıntı vermek istiyorum.

Varlıktan Veriler 78-2 VAHDETÜL VÜCUD- VAHDETÜL ŞUHUD- VAHDETÜL MEVCUD-PANTEİZM-KELAMCILIK VE MASONLUK
.........İbni Rüşt(Averroes), Gazaliyi redde kalkışmış ama sonrada tanassur etmiştir.İbni Rüşt aşırı bir akılcı ve Aristocudur. Ona göre, mutlak gerçek akılla bilinir(Felsefeciler hala bilecekler!) İbni Rüşd’e göre, peygamberlerde akılcıdır. Melek, Cebrail diye bir şey yoktur. Yani İbni Rüşte göre Peygamberler kutsal kitapları teorik bir akılla yazmışlardır. Cebrail, vahiy diye bir şey yoktur. İşte böyle biri olan İbni Rüşt vahye, nakle dayanan Gazaliyi de bu suretle bütün vahiyci nakilci tasavvufçuları da yani maneviyatçıları da inkar etmektedir.

BU NASIL BİR MÜSLÜMANLIKTIR. İbni Rüşd, İspanya’nın hristiyan tarafına geçerek, İspanya kralının önünde diz çöküp İslam’dan çıkmıştır. İbni Rüşd, mutlak akılcı(Aristo Mantıkçısı) olduğu için bizim Ortadoğu ve Orta Asya kökenli İslam felsefecilerimize de benzemez. İbni Rüşd, kökten felsefeci olup, Vahyi delil kabul etmez. Ortadoğulu ve Asyalı Feylezoflar (Kindi, Farabi, İbni Sina, Maktul Sehreverdi, Meşşai ve İşraki Feylezoflarımız, aşırı felsefeci ve Aristo Mantıkçıları değildir. İbni Rüşd, Avrupa kökenli olduğundan, batının ve hristiyanlığın etkisinden vareste değildir. İbni Rüşd’ün metafiziği tamamen Aristo’nun metafiziğidir. İslam’ın metafiziğini reddetmiştir. Ortadoğu’nun ve Asya’nın İslam Felsefecileri yereldir, Ortadoğu, Asya ve İslamının etkisindedirler. Onlar, bizim değerlerimizdendirler. İbni Rüşd, yerel felsefecimiz sayılmaz. Ona İslam Feylezofu demek doğru değildir. O Avrupai bir mutlak felsefecidir. Onun için Batı, O’na sahip çıkmış ve onu İslam saymamıştır. İbni Rüşd olarak değil ‘’Averroes’’ olarak bağırlarına basmışlardır. Ona sahip çıkmışlar, Ortadoğulu ve Asya Felsefecileri, Farabi, İbni Sina, Kindi ve diğerlerine sahip çıkmamışlardır. Onlarda İslami kimlik gözlemlemiş olduklarından gerek.....Kazım Yardımcı www.varliktanveriler.com/turkish/

Yazan: İrem kılıc Tarih: September 16, 2006 9:25 AM

Avrupa yada Amerikada(ve hatta ülkemizde ve müslüman doğu ülkelerinde)aile mirası olarak müslümanlığı vekaleten devam ettirenlerin sayılarından ziyade bildikleri müslümanlığı yaşayışları ve anlatışları önemli.Müslümanlığın öğreti kitabı Kuranı bilmeden hadislerini eleştiren ve kelime anlamlarına harflar bütünü gibi bakıp,hayata sözlük yaşamak için aktaran iki ayrı kesimin doğmasına neden olmuyor mu?Her iki bakış da bir özelliği atlıyor.KURAN İNSANLARI BİRLEŞTİRİCİ.Müslümanım diyen ama tamamıyle dışında davrananlar ki Papaya bunları söyletenler de onlar değil mi?Yine bu kesimden bazıları kendi dinini eleştirip "çağın müslümanı"olmaya çalışmıyor mu?Din olarak kabul görmüyorsan karşılıklı "din"üzerine nasıl fikir yürütebilirisin?Sapkın bir tarikat yada örgüt olarak sana bakılıyorsa bu konunun neresinden tutabilirsin?Silahlı mücadele din adına yap sonra,dinlerarası ılımlı yaklaşım için masa başına gel de.Bu size neyi çağrıştırıyor!Neyi kime anlatma derdindeyiz.Birilerinde olan hakkımız var da almaya mı çalışıyoruz?Amaç,Müslümanlaştırmak mı?Müslümanlık hakkıyla yaşanır ve anlatılırsa zaten özenilen bir din olmaz mı?Müslüman olup da dünyada söz sahbi bir ülke var mı?Yok.Neden?Hala ayıklayalım,çağa uyduralım diye dinimize eskimiş kompleksiyle bakıyoruz.Nasıl bakarsan öyle görürsün.Türkiye bir müslüman çoğünluğa sahip laik bir ülke.Tüm müslüman aleminin sözcüsü değil.Batı ya benim gibi ol,doğu onlardansan benden değilsin -diyorum ama seninle de oraya uzanan bağlarım olur- diyen ikilem içinde.Türkiye ise şu bir zamanlar "Alamancı"dediğimiz ikinci nesil modunda,kararsız.Kararlı olması gereken tek nokta"laik bir devlet"anlayışına sahip olmasıdır.

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: September 16, 2006 11:53 AM

İslam'ın mesajının yayılmasının kılıçtan öte, özündeki doğrulukla olduğunu Suat bey çok güzel ifade etmiş. Papa'nın bu sözlerini, mevcut durumdan (islamofaşizm tartışmalarından) istifade ederek cemaatini korumaya çalışan bir din önderi olarak değerlendirmek lazım. 21.yy'da akılla dini buluşturabilen tek din olarak İslamiyet kalmıştır. Amerika'da ve Avrupa'da İslam'a bir yöneliş olduğu görülmektedir. Papanın bütün derdi bu gidişe bir son vermektir. Ne yazık ki müslümanlar papaya karşı "hayır İslam kılıçla yayılmamıştır" mesajını tam da kendi içinde çelişkiye düşen bir üslupla yanıtlıyorlar. Sabah haberlerde Gazze'de bir kiliseye bomba atıldığını duydum. Dün de protestoları izliyordum. Papanın kuklasını yakıyorlardı. Bu kukla yakmak hiç anlamadığım bir şey. Galiba Afrika kökenli bir uygulama. Kara büyü gibi bir şey. Kuklayı yakmakla ne mesaj veriyorlar anlamak zor. "Çok konuşma seni böyle yakarız" mı denilmek isteniyor, cehennemde yanış provası mıdır, nedir belli değil. "İslam barış dinidir" mesajı verilmediği açık... Bu protestolarda dikkatimi çeken ikinci nokta küçük kız çocuklarının kullanılması. Onların o saf, masum tabiatları bağırttırılarak, nefret mesajları attırılarak bozuluyor. Yani Papa'nın söylediği ne mesaj varsa bu protestolarla fiilen tasdik ediliyor. Geçenlerde de İsrail'e lanet mitingine destek için gelen bir hristiyanı, başında sempatik olsun, müslümanlara benzesin diye taktığı takkeyi kippaya benzetip güzelce benzetmişler, sonra özür dilemişlerdi. "Hayır" diye karşı çıktığımız şeyleri aynı nefretle, kinle, ağzından köpükler saçarak protesto ettiğimiz zaman sadece içimizdeki nefreti büyütmüş oluyoruz. Müslüman feraseti diye bir şey var mı sahi?

İrem hanıma bir not: Avrupalıların İslam bilim adamlarını farklı isimlerle anmalarının onların asıl kimliklerinin farklı olmasıyla hiçbir alakası yok. Biz Platon'a nasıl Eflatun diyorsak, onlar da İbni Sina'ya Avicenna; Rüşt'e de Ave Roes derler. Avrupa'daki aydınlanmanın babalarıdır bu müslüman bilim adamları... İbni Rüşt'ün farklı fikirleri olduğu doğrudur. Fakat İslam'dan çıktığını söylemek kimsenin haddi değildir. İslam'da afaroz kurumu yoktur. İbni Rüşt aykırı fikirleri için ömür boyu hapiste tutulmuş ve orada ölmüştür. Karşı çıkmamız gereken böyle değerli bir bilim adamını hapse tıkıp öldüren zihniyettir. Şeyhinizin fikirlerini okuyup istifade ediyoruz, Allah razı olsun. Yalnız ne yazık ki mutasavvıfların doğru/yanlış tanımları bazen çok keskin oluyor. Bu tip afaroz sözcükleri her şeyden çok zarar veriyor...

Yazan: blue Tarih: September 16, 2006 12:03 PM

Sayın Akyol'un fikirlerine katılmamak elde değil ama ne yazık yorum yazan arkaşlarımızın çoğu söylediklerini pek dikkate almamaktadır. Bunun yerine ezberlenmiş artık usanç veirici inanç bildirgelerini tekrarlayarak kendilerini savunuyorlar.

Papa'nın sözleri tabii ki densizliktir ama bu sözlere sebep olan olayları düşünmektense hemen savunmaya geçiyoruz. Her zaman yaptığı gibi Sayın Akyol bizi özeleştiri yapmaya davet ediyor ama davetiyeyi reddiyoruz.

Papa'nın sözleri üzerine dün bir ortodoks kilisesine bomba atılmış. Al sana Papa'nın sözlerini doğrulayan bir örnek daha. Nerede dialog? Nerede muhabbet?

Tarihte biz Müslümanların çok iyi davrandığı dönemler olduğu gibi kötü davrandığımız dönemler de var ama biz tarihin bu dönemlerinden habersiz olduğumuz ve göz ardı ettiğimiz için Batı'yı anlamakta zorlanıyoruz. Dünyada İslam adına ve sözde müslümanlar tarafından yapılanlardan habersiz olduğumuz için Batı'yı anlamakta zorlanıyoruz. Sayın Akyol gibi Batılıların medyasını takip edemediğimiz için anlamakta zorlanıyoruz. Onun perspektifine sahip olsaydınız İslam'ı savunmak için herkesin bildiği ezbere "mantralar"a başvurmazdınız. Bir yorumcunun akılalmaz iddiası şöyleydi : "her iki tarafın toplam kaybı 170 kişiyi geçmemiştir." Sadece Hz. Muhammed'e ihanet eden ve sonra öldürülen Yahudilerin sayısı en az 600 kişiydi. (bkz. wikipedia.com)

(Dış dünyada bize karşı yapılan "propaganda"yı görmek için şu siteye bakabilirsiniz http://www.thereligionofpeace.com/)

Genelde Batı ile yapılan mücadele aklımızda kalıyor ama Hindu'lar da biz müslümanlara karşı derin bir şüphe duymaktadır ve Müslüman ordunların Hindistan'ı fethetmesi hikayesini okuyunca neden böyle düşündüklerini anlamak hiç de zor değil, ama... okuymuyoruz!!! öz eleştiri yapamıyoruz!!! Haklı taraflarımızdan başka bir şey göremiyoruz!!! Görmek istemiyoruz!!! Batı'nın Engizisyon'u, Haçlı Seferleri ile o kadar meşgulüz ki...Sayın Akyol bence boş yere bizi özeleştiri yapmaya davet ediyor. Biz bu kabiliyetten yoksunuz sanki.

Başka bir konuda Sayın Kazım Yardımcı'nın Allah Oğlu ile ilgili söylediklerine değinmek istiyorum. Söylediklerinin %90'ına katılıyorum ama şunu eklemek lazım. Allah'ın fiziksel bir oğul edindiğine inanan bir Hıristiyana hiç rastlamadım. Allah'ın Oğlu ve Mesih ünvanları Tevrat döneminden beri eşanlamlıdır. Mesih neyse Allah'ın Oğlu da aynıdır. Üç ilah'a inanan bir Hıristiyan'a da hiç rastlamadım. Teslis doktrini de İncil'de geçmez ama biz hep kendi ilahiyat bakış açımızla yaklaşırsak onlar hep "öteki" kalacak ve aramızda kan akmaya devam edecek.

Saygılarımla,

barış

Yazan: Barış Tarih: September 16, 2006 12:19 PM

Sayın Kılıç,

Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Bir süreden beri sürekli konu ile ilgili olsun olmasın bir siteden 'copy-paste'lar yapıp duruyorsunuz. Neden kendfi fikirlerinizi yazmıyorsunuz?

Erdal Şafak'ın yazısını okudum. Alıntı yaptığınız yazı ile E.Şafak'ın yazısının ne alakası var? Neresine dayanarak bu yazıya atıfta bulunup ilgili siteden alıntı yaptınız?

Ayrıca Erdal Şafak'ın yazısınında oldukca bilinçli yapılmış olduğunu düşündüğüm bir hata var. Şöyle diyor Erdal Şafak:

Gazali'nin "Filozofların Yıkımı" kitabına "Yıkımın Yıkımı" eseriyle meydan okuyan İbn Rüşd.

Bu kadar cehalet tahsille olur diyeceğim ama bunda cehaletten öte bir kasıt var. Bu kasıt E.Şafak'ta değil. E.Şafak'ın ne Gazali'yi ne de İ.Rüşd'ü okuduğunu sanmıyorum. Muhtemelen biryerlen okuklarını yazısına yazsıtmış. Bir kere Gazali'nin kitabının adı Filozofların Yıkımı değil "Filozofların Tutarsızlığı"dır. Orjinal adı "Tehafüt-ül felasife" dir. İ.Rüşd'ün kitabının adı da "Yıkımın yıkımı" değil "Tutarsızlığın tutarsızlılğı"dır. Bu kitabın orjinal adı da "Tehafüt-üt Tehafüt" dür. Erdal Şafak'ın yazısının diğer kısımlarında yazdıkları ayrıca tartışılabilir, ama bu hata ya da kasıt yenilir yutulur birşey değil. Bu kasıtlı hata üzerinden güya "Gazali fesefeyi yıkmak istedi" gibi bir intiba uyandırılmak isteniyor. İ.Rüşd hiç de katıksız Aristocu falan değildir. Ama Aristo ile İslam'ı uzlaştırmaya çalıştığı da doğrudur. Katıksız Aristo'cu olsa neden yığınla şerh yazsın? Ayrıca daha sonra Batı dünyasının İ.Rüşd'den işine gelenleri alması ve onu yıllar sonra güya Averroes diye adlandırması İ.Rüşd'ün suçu değildir.

Hakikatte ne Gazali felsefeyi yıkmak istemiştir, ne de İ.Rüşd rasyonalist bir akılcı olarak İslam dairesinde çııkmıştır. Aksine Gazali ile İ.Sina / İ.Rüşd dünyevi ilimlerde tam bit ittifak içindedirler. Yani akıl ve müspet ilimler nokrasında aynı düşünürler. Ayrı düşündükleri konuların tamamı metafizik anlamda teolojik konulardır.

"İbni Rüşd, İspanya’nın hristiyan tarafına geçerek, İspanya kralının önünde diz çöküp İslam’dan çıkmıştır." mış. Bubir iftiradan başka birşey değildir. ("Ama Gazali tekfir etmişti" demeyin, Gazali öldüğünde İ.Rüşd daha doğmamıştı.) Bu satırları yazanın İ.Rüşd'ün felsefesinden zerre kadar birşey okuduğunu bile düşünmüyorum. İ.Rüşd sağlam bir müslümandır. İ.Rüşd'ün felsefesinde Peygamberlik haktır, ona göre hakikate ulaşma yolunu kitlelere benimsetmek ancak nübüvvet ile olur. İ.Rüşd nübüvvetin yanında bazı kimselerin akıl ile ve nefs ile mücahede ederek, tefekkür yoluyla da hakikate ulaşacaklarını söyler. Herhalde bazıları bu "faal akl" olgusunu bizim beynimizde bulunan akıl sanıyorlar. Bunu bile anlayamıyorlar. Faal akl, ilk yaratılan olarak görülen hakikatin bilgisidir. Bizim aklımız değildir. Bu Cebraili inkar değil, bilakis onaylamadır. Derinliğine vakıf olabilecek kabiliyete sahip olmayan insanlar felsefenin çetrefilli meselelerini ancak böyle anlar işte. Hakikate ulaşmanın farlı yollarını anlatan, İ.Tüfeyl'in Hayy bin Yakzan adlı bir felsefi romanı var, Onun küçük bir özetini yapmıştım. Oradan okunduğunda da görüleceği gibi Felsefe ile Din’in, doğru yorumlandığında aynı olan Hakikat’e ulaşmak için farklı yöntemler uyguladığı ve nihayetinde aynı Hakikat’e ulaştığı görülür.

Ali Bulaç’ın sözleriyle “Din, daha kapsamlı ve evrensel düzeyde sosyal bir disiplin ve bireye alan bırakmakla birlikte cemaatin hayatına yönelik bir yaşama tarzıdır.” Yani din evrensel ilkeleri koyar ve hudutları çizer. Hakikat’e ulaşmak ise bireyin kendi çabası ile olur. Hikayedeki ana kahraman "Hayy" Hakikat’in bilgisine önce gözlem ve akıl sonra da müşahede ile varırken yien hikayedeki diğer kahraman "Absal" da, Peygamber’in tebliği ile varır. Peygamber’in getirdiği bilgilerin anlam ve hikmetlerini araştırırarak Hakikat’ın bilgisine ulaşır.

Sanıldığı gibi Gazali ile Farabi ve İ.Sina arasındaki ihtilaf derin değildir. Üç noktada Gazali onlara yüklenmiştir, bunlar da Alemin kıdemi, Cismani haşr, ve Allah'ın ilminin kapsayıcılığı konularıdır. Gazali bunların tamamında da haklıdır, ama İ.Rüşd'de Gazali'nin ölümünde yıllar sonra Tehafüt-üt Tehafüt'üyde çok iyi savunma yapmıştır. Felsefenin bu ateşin zekaları arasındaki bu müthiş tartışmalara akılları yetmeyenler utanmadan sıkılmadan İ.Rüşd'e saldırıyorlar. Herşeyden önce bu suçlamayı yapanların İ.Rüşd'ün tehafüt-üt tehafütünü alıp sindire sindire okumaları lazım ki, bu ağır suçlamalarının ne kadar anlamsız bir şey olduğunu kavrasınlar.

Ben geleneksel kanattanım. Ve bu tartışmada Gazali'yi haklı görürüm. Fakat Gazali filozofları bu ihtilaf yüzünden tekfir ederken haksızdır. Bu tekfirde Gazali El-İktisad'da kendi koyduğu ölçüye riayet etmemiştir. Bu ölçüyü aslında şöyle ifade eder Gazali: "İki şahadeti dili ile söyleyip, kalbi ile iman eden bir kişiyi tekfir etmekten daha zor ne olabilir?" İşte Gazali bu ölçüye uymayarak tekfirini yapmıştır. Gazali bir peygamber değildir, hata yapabilir; burada hata yaptığı gibi. (Hepimiz biliyoruz ki İslam dünyasında bir tekfir hastalığı vardır.)

İslam semasının yıldızlarının arasındaki bu son derece verimli ihtilaftan dolayı etiketleme yapmak neden? Bir taraf akıl uğruna İ.Rüşd'e sarılıyor, diğer taraf buna reddiye olarak İ.Rüşd'ü İslam dairesinin dışına atmaya çalışıyor. Hayret birşey.. Gazali yaptığı tekfire rağmen kendisine dayanarak İ.Rüşd'e böyle cahil suçlamalar yapıldığını görse herhalde mezarında ters dönerdi.

Bir yazı da ben alıntılayayım. Bu İslam felsefecilerine geleneksel kanattan bir İslam aliminin nasıl baktığına güzel bir delil.. Benim uzun uzun anlatamayacağım bir şeyi Mustafa İslamoğlu bir köşe yazısında çok daha güzel anlatmış:

YÖK'ün yasakçılığıyla ünlü başkanı "Gazzali'nin İbn Rüşt'ü yenmesine bir kez daha izin vermeyeceğiz" gibisinden oldukça garip bir şeyler söylüyordu. Farabi ve İbn Sina'yı da diline dolayan aynı şahsın özel "görevi" ve kamuoyundaki imajı gözönüne alındığında, böyle ilmi konuların ağzına hiç yakışmadığı takdir edilecektir.

YÖK Başkanı Gazzali'den, aleyhinde rapor düzenlediği, işinden etmekle tehdit ettiği 657 sayılı yasaya tâbi bir öğretim görevlisinden söz eder gibi söz ediyordu. Bir an, İnönü'nün Gazzali hakkında Meclis'te yaptığı nakledilen açıklama geldi aklıma. İsmet İnönü, o günün muhalefet lideridir. TBMM'de dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'i eleştirirken, şöyle bir laf eder: "Süleyman Demirel'i destekleyen üç sacayak var: Biri Said Nursi, biri Konya müftüsü, biri de Gazzalî'dir."

İnönü bu lafı kinaye olarak da söylemiş olabilir. Çünkü Gazzali, 30 yılı aşkın bir zamandır Türkiye'de en çok okunan isimlerden biri. Onunla YÖK Başkanı'nı birleştiren nokta Gazzali düşmanlığı. Muhaliflerinin şahsında Gazzali'yi görüyorlar besbelli...

Sahi sizce YÖK'ün başındaki zat Gazzali'yi, ya da safında taraf tuttuğu İbn Rüşd'ü okumuş mudur? Gazzali'nin İbn Rüşd'ü yenmesinden söz ederken, sakın onları rakip takımlarda top koşturan futbolcu, ya da birbirine rakip iki boksör falan sanıyor olmasın?!

Olur a! İslam semasının iki felsefe devinin (Gazzali'yi okuyanlar onu neden "felsefe devi" olarak nitelendirdiğimizi de anlarlar) arasındaki oldukça verimli ilmi tartışmayı "yenmek-yenilmek" sözcükleriyle anlıyorsanız, sizin maksadınızın başka olduğu ortaya çıkar.

Buna, tarihi şahsiyetleri istismar derler. İdeolojik bakış açısı insanın gözünü bu kadar döndürmemeli. Geçen yazımızda da değinmiştik: Gazzali'nin en büyük çabalarından biri, Allah'tan bağımsız bir alan tasavvurunun yalan ve yanlışlığını isbattır. O bu hakikati felsefe de dahil tüm bilimlere tasdik ettirmeye çalışırken, kimi zaman kendi koyduğu ölçülerin dahi dışına çıkacak kadar kendini bu meseleye kilitlemiştir.

İşte bu, sekülarizmin en çok bozulduğu şeydir. Gazzali'yi dünyevileşmenin, dolayısıyla laisizmin önündeki engellerden biri olarak görmekte haksız da sayılmazlar laikçi jakobenler. Aslında bunun için bozulacaklarsa Allah'a bozulmaları gerekir. Gazzali ne yapsın? O varlığı ve Allah'ı okumaya çalıştı, hepsi bu.

Tabii ki gerçek de bu. Yani Allah'tan bağımsız bir alan tasavvurunun bir yanılsama, bir aldanış olduğu... Bu ülkenin Allah'la olan bağını ısrarla koparmaya çalışan kafaların bu gerçeği inkar etmeleri, hakikatin özünü değiştirmiyor; her nasılsa elde ettikleri gücü bu inkarı yaygınlaştırmak ve kurumlaştırmak için hiçbir kural ve ölçü tanımadan kullanmaya kalkışmaları da...

Peki İbn Rüşd'den, YÖK'ün tepesindeki zatın ve o kafadakilerin istismarına elverişli bir şeyler çıkar mı?

Hiç ama hiç sanmıyorum. Yine bilmeden, öylesine edilmiş bir laf bu. Görüldüğü kadarıyla bu lafı eden kişi, daha Gazzali'nin (öl. 1111) İbn Rüşd'le (doğ. 1126) aynı çağda yaşamadığını bile bilmiyor.

Gazzali ne kadar İslam'ın ürünüyse, İbn Rüşd de, Farabi ve İbn Sina da o kadar İslam'ın ürünüdür. Laikçi kafa kendisi için kullanmaya elverişli isim ararken dahi, İslam ümmetinin dağarcığına başvurmaktan başka çıkış yolu olmadığını, kendisi de görüp utanıyor mu acaba? Bu gerçekten ibretlik bir durum.

Oysa ki bu kafa, ille de kendisine bizim diyarlardan kök arayacaksa, bunun yaşı üç çeyrek yüzyılı aşamaz. Ve bu kafanın bu topraklardaki geleceği de pek parlak görünmüyor. Çok değil bir çeyrek yüzyıl sonra bu kafayı müzelerde tarihe karışmış gayr-ı tabii bir "ürün" olarak ibret-i âlem için sergilenirken görürseniz, şaşırmayınız.

İbn Rüşd'den bu kafa için malzeme çıkmaz, demiştik. Mesela İbn Rüşd'ü İbn Rüşd yapan hacmi küçük fakat değeri sırf kendi literatürümüzün değil, tüm dünya ilim literatürünün baş yapıtlarından biri olacak kadar büyük olan Faslu'l-Makal'inin tam adı nedir biliyor musunuz:

Faslu'l-Makâl fî-mâ Beyne'l-Hikmeti ve'ş-Şeriati mine'l-İttisal

Bu ismi Türkçe'ye, biraz serbestçe şöyle tercüme edebiliriz: "Felsefe ile İslam Şeriatı Arasındaki Kopmaz İlişkiye Dair Sözün Kesilip Tartışmanın Bitirilmesi"

İbn Rüşd'ün başyapıtının sadece ismi bile, YÖK'ün başındaki zatın ve o kafadakilerin kanlarını beyinlerine sıçratması gerekmez mi?

Ne diyordu: "Gazali'nin İbn Rüşd'ü yenmesine bir kez daha izin vermeyeceğiz!"

Şu haydarane naraya, şu hiddet ve celadete bakınız!..

"Breh!.. breh!.." mi, yoksa "Vah...vah..."mı çekelim?

Bir numaralı eseri Şeriat'la akıl arasındaki ilişkinin koparılamazlığına dair olan İbn Rüşd'ün yanına ne kadar yakışır bu kafa? Ya da bu kafanın İbn Rüşd'ün yanında yer alıyor görünmesi ne kadar samimidir?

Bütün bunların "samimiyet"le değil "cehalet"le ilgili olması da ihtimal dahilindedir.

Ama cehaletin bu kadarı da, ancak tahsil ile mümkün olsa gerektir.

Bu nasıl bir şaşkınlık ki "Felsefe ile İslam Şeriatı Arasındaki Kopmaz İlişkiye Dair Sözün Kesilip Tartışmanın Bitirilmesi" adlı bir eseri bulunan bir İslam filozofuna bu şekilde ağır sözler söyleniyor?


Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 16, 2006 1:52 PM

Sayın Barış,

Söylediklerinize küçük bir itiraz mimi ile katılıyorum. Ben-i Kurayza Yahudilerinin öldürülmesi ile ilgili bilgi yanlıştır, veya en azından abartıdır. Bu konuda yine Mustafa Akyol'un Andrew G.Bostom'ın faşizmin kaynağını İslam'ın kendisinde arayan yazılarına verdiği uzun ama çok önemli cevabını okumanızı tavsiye ederim:

http://www.thewhitepath.com/archives/2004/10/still_standing_for_islam_and_against_terrorism.php

Mustafa bey,

Bu yazıyı ve bu bağlamdaki diğer yazıları Türkçe'ye çevirmenizi istesek çok şey istemiş olur muyuz? Bu "cihad" tartışmasından Türkiye'de öğrenecek şeyleri olan çok insan var.

Yazan: azure Tarih: September 16, 2006 2:24 PM

Sn. Baris,

Yazinizi okuyunca" Biz bilmeyiz, biz cahiliz, kotuyuz, Mustafa Bey gibi Bati kaynaklarini bilmiyoruz vb" (mealen) ifadelerinize katilmaktan kendimi alamiyorum.

Ama o kadar komplekse gimeyin derim, zamanla ilerlersiniz, bilmemek ayip degil ogrenmemek ayip.

Ben eminimki gun gelir burada okudugunuz yorumlari anlama kapsitesi de edinirsiniz, ve umit ederim begenmediginiz muslumanlar hakkinda da daha makul fikirler uretebilirsiniz.

"Fikirlerinizin " baska cevaba ihtiyaci oldugunu sanmiyorum. Ne kadar ekmek o kadar kofte!

Satirlarinizin Mustafa Bey'e kredi kazandidigini sanmiyorum; onun adina konusmak aklimin ucundan bile gecmez ama bu yorumunuzun altina imza atmaktan imtina edecegine kalibimi basarim.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 16, 2006 2:40 PM

Barış Bey,

Şöyle yazmışsınız:

"Bir yorumcunun akılalmaz iddiası şöyleydi : "her iki tarafın toplam kaybı 170 kişiyi geçmemiştir." Sadece Hz. Muhammed'e ihanet eden ve sonra öldürülen Yahudilerin sayısı en az 600 kişiydi. (bkz. wikipedia.com)"

Siz sanırım yazılarımı iyi okumuyorsunuz. Bakın ben ne demişim:

"konunun otoritesi ünlü siyer alimi Prof. Muhammed Hamidullah'ın tespitleriyle- her iki tarafın toplam kaybı 170 kişiyi geçmemiştir.(Bu sayıya kendi tuttukları hakemin kararıyla infaz edilen Beni Kurayza'lılar dahil değil.)"

Koyu renkle yazılan yere dikkat ettiniz mi? Neymiş tekrar yazayım, "Bu sayıya (170) kendi tuttukları hakemin kararıyla infaz edilen Beni Kurayza'lılar dahil değil.miş.

Yazıyı okumadan işkembe-i kübradan yorum yapmayın. Alıntı yaptığınız 600 sayısı işte bu Ben-i Kurayza idamlarıdır. Ve bu sayıda ihtilaflıdır. Ekşi sözlüğün ilşham kaynağı wikipediayı böyle ciddi yerlerde kaynak vermeyin, komik duruma düşersiniz. Ve bunlar da yazımda belirttiğim gibi ihanetleri neticesinde kendi tuttukları hakemin kararınna istinaden öldürülmüşlerdir. Ve bunun da sayıya dahil olmadığını söylemiştim zaten. Capiş?

Bu sayı(170) benim uydurduğum bir sayı değil. Prof.Hamidullah Hoca'nın ünlü siyerinde geçen ve Avrupa'da bile en nesnel siyer olarak kabul edilen kaynaktan alıntılanmıştır. Birçok siyerde de benzeri rakamlar geçer. En kaba rakam 200 dür. Buyrun çürütün.

Yorumunuzun diğer kısımlarında da eğlencelik noktalar var.

"em>Papa'nın sözleri üzerine dün bir ortodoks kilisesine bomba atılmış. Al sana Papa'nın sözlerini doğrulayan bir örnek daha. Nerede dialog? Nerede muhabbet? "

İşte ben bu mantığa hastayım. Papa cenapları çıkıyor, kinini kusuyor, atıyor tutuyor, ona birşey diyemiyoruz buna sinirlenen ve yanlış birşekilde tepki koyan bir müslüman yüzünden "Nerede dialog? Nerede muhabbet?" suçlamasına maruz kalıyoruz. Bu ayıp artık ya..

Sanki bu müslüman durup dururken keyfinden kiliseyi bombalamış gibi çıkıyorsunuz suçun tamamını ona yıkıyorsunuz. Bu ne demek? Bu insanları salak yerine koymak, hem yere yatırıp vurmak hem de "ne vuruyorsun?" diye bağırmak demektir. Neden tahrik unsurunu, bunun bilinçli bir tahrik olduğunu gözardı ediyorsunuz?

Beyefendi siz "nerede diyalog?" sorusunu gidin Vatikan'daki diyalog dairesini kapatan Papa'ya sorun. Bir dini lider başka bir din için böyle provokatif bir suçlama yapar mı? Bu sadece densizlik mi? Bunda bir kasıt olduğunu görmeyecek kadar kör müsünüz?

Gidin bu soruyu İslam dünyasının üstüne çullanan ve her dönem kilisenin ya doğrudan ya da zımnen desteğini alan emperyal avrupaya sorun. Gidin bunu Irak'ta ve Afganistan'da ne aradığının cevabını veremeyen ABD'ye sorun. Gidin bu soruyu ortadığunun kalbine hançer gibi BEME kararıyla yerleştirilen yapay devlet İsrail'e sorun. neden onyıllardır bunca katliam yaptıklarını sorun. Bıktık artık bu suçlamadan. Mazlum olan biz, sömürülen biz, katledilen biz, yerimizden yurdumuzdan çıkarılan biz, itilip kakılan biz ama buna rağmen bunca vahşet nedeniyle doğal olarak haddi aşan ve kontrolsüz olan tepki/şiddet için salt suçlanan biz. Artık bu gözümüzün içine baka baka yapılan mantıksiz argümandan tiksiniyoruz.

Biz salak değiliz, neyin ne olduğunun ayırdındayız. "Biz müslümanlar.." diye başlayıp tüm yazıda İslam medeniyetini ve müslümanları itin k..çına sokan ve yazının sonunda da papazlar dahil milyonlarca Hristiyan'ın bile anlayamadığı saçma sapan teslis akidesini göya açıklamaya çalışan bir yazıda da iyiniyet göremiyoruz.

İnsanları ahmak yerine koymanın anlamı yok.

Bir de İslam Tarihinden verdiğimiz örnekler için ezber deme cür'eti göstermişsiniz. Dikkat ettiyseniz alıntı yaptığım kaynak bir oryantalist tarihçidendi. İslam dünyasında da bir takım sapmalar olduğunu da söyledim zaten. Ama bunların hiçbir zaman sistematik olmadığını hele Hristiyan tarihinle ASLA VE ASLA kıyaslanamayacak kadar temiz olduğunu örnekleriyle anlattım. Bunlara ezber diyen kişiye hakaret etmiyorsam bu platforma ve kendime olan saygımdandır. Ayıp denen birşey var. Yazmış olmak için yazılmaz. Bir iddianız varsa nesnel ve tarafsız kaynaklarıyla gösterir, bu ezberi bozarsınzın. Eliniz, zihniniz, klavyeniz armut mu topluyor?

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 16, 2006 2:54 PM

Tarifinize uygun bilgili kişi var. Nasıl yapacağız. Nerede savunacağız Mustafa Bey?

Papa karşısında muhatap bulamıyor. Neden çünkü islamda birlik yok, herkes tek başına. O zaman hangi islam cevap verecek papaya? Fethullah Gülen mi?

Papa bize soru sormayan bir yaklaşımla konuşma yaptı. Sadece suçladı. Batılı politikacılar gibi.

Talibanı suçlayıp afganları öldürmek, Saddamı suçlayıp Iraklıları öldürmek, Nasrallahı suçlayıp Lübnanlıları öldürmek gibi.
Ya da kimseyi suçlamaya gerek görmeden Filistinli öldürmek gibi.

Yazan: ilhan Tarih: September 16, 2006 3:20 PM

Papa XVI Benedict'in Islam hakkindaki sozlerinin politik oldugunu, ve Papanin poltikaci oldugunu ilk duydugumda soylemis idim. Simdi gerek Basbakan'in gerek bircok Bati kaynakli yorumcunun ortak fikri de bu ifadelerin bir "teolojik" degil politik beyan oldugu uzerinde yogunlasiyor. Zaten boyle derin teolijik mevzular cogunlugu katolik dahi olmayan "unlu sahsiyet gorme" saiki ile orda bulunan, bir milyon kisi onunde tartislimaz. BKZ: Jean Paul II.

Bu yorumu yazisimin esas sebebi bira once HUrriyet'te Papa'ya tepkileri ozetleyen bir yazida kucuk gibi gozuken fakat Hurriyet'in fikirsel parmak izi olarak telakki ettigim bir detay.

Hurriyet bircok ulke liderleri ve gruplarin tekilerini verirken Taliban'in da Papa'nin ozur dilemesi gerektigini talep ettigini yaziyor.
Soyle dusundum: Hurriyet b birer ikiser cumlelik tepki ifadelerini herhalde kendi muhabirleri vasitasi ile toplamadi. O da bircok yayin organi gibi haber servislerinden, yabanci kaynaklardan derledi.

O zaman "bakalim yabanci kaynaklar ne demis" deim ve Yahoo'dan baslayip bircok saygin, mainstream siteyi dolastim. Hicbirinde Taliban'in tepkisine yer verilmiyordu. Hemen hepsinde Turkiye, Endonezya, Filistin gibi bircok Musluman ulkesinden ve bircok Bati ulkelerinden gelen tepkiler vardi.

Simdi bu Bati'li haber servislerinin ihmal ettikleri bilgiye yer verme geregini Ertugrul Ozkok kumandasindaki amiral gemisi neden duymus olabilir acaba?

Bir nokta daha: Karikatur krizi'nin aksine Bati medyasi ve mainsteam politik cevreleri su ana kadar oldukca "ilimli" tepkiler gosterdiler ve gene manistream medya da oldukca nesnel olarak yansitti mevzuyu. Yerli maintream (siz kartel veya merkez okuyun) medya da mevzuyu fazla islam dunyasini yargilama firsatina cevirmedi ise bu kendi sebest iradelerinden cok Bati medyasinin bahsettigim "nesnel" tavri karsisinda Ertugrul Ozkok'lerin elinin kolunun baglanmasindandir.

Acaba bana "koru korune bati dusmani" diyenlere yaranabildimmi bu yorumla?

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 16, 2006 5:24 PM

1) Papa bir Bati unversitesinde Hiristiyan bir kitleye hitaben konusma yapiyor. O halde Muslumanlar nicin maydanoz oluyorlar da ondan sonra soylenen sozler hoslarina gitmedi diye o ayni sozleri dogrulayan saldirilara kalkisiyorlar?

2) Burada yer alan bazi yorumlardaki Hiristiyan teolojini ve/veya Hiristiyanlari alaya almak veya onlara her turlu kotulugu atfetmek sadece Papa'nin sozleriyle ortaya cikan yeni bir fenomen degil. Muslumanlar bunu surekli yapiyorlar. Yaptiklarinda da Hiristiyanlar kuplere binip camilere mescidlere saldiriyorlar mi ? Siz ayni olgunlugu gosteremiyorsaniz nicin gosteremiyorsunuz ?

3)Pardon ama kiliselere saldirmak gibi camilere ve mescidlere saldirmak ta Muslumanlarin adeti oldugunu Irakta Siilerin Sunniler tarafindan bizzat Sii camilerinde ozellikle ibadette bulunduklari anlarda bombayla katledikdiklerini haberlerden her gun izlemiyor musunuz ?

4) Muhamed'in savaslarinda olenlerin 170'i gecmedigini ve 23 yillik 'peygamberlik' karyerinde 50 gunden fazla savasmadigi istatistiklerini ilk kez burada goruyorum. Dogruysa bu cok iyi. Sizleri kutlarim. Ama palavra sikiyorsaniz arastirip isin dogrusunu sayin Mustafa bey izin verirse bu yorum zincirinde yayinlarim.

5) Tamam son noktaya geldik. Islam'da zorlama yoksa nicin "Hotel California" gibi bir dindir : yani

"We are programmed to receive.
You can check-out any time you like,
But you can never leave!'"

Afganistan'da Hiristiyan olarak "leave" etmek isteyen adamin dini mahkemede idamini istediler. Butun gazetelerinde haber oldu. Sizin bundan haberiniz yok mu ? Bizzat Papa araya girdi de adami arka kapidan Italya'ya kacirdilar. Yahu su laik dedigimiz Turkiye'de bile adam Hiristiyan oldu diye isini kaybedebiliyor, komalik derecesine kadar dayak yiyebilor.

Siz Papa'yi bu kadar sertce tenkit edecek yerde Islami biraz daha iyi arastirin ve etrafinizda olanlara biraz daha iyi dikkat edin.

Yazan: Anonymous Tarih: September 17, 2006 1:38 AM

Sayın Suat,

Dile getirdiğiniz bu "suçlamadan tiksiniyoruz" sitemi çok iyi anlıyorum. Yalnız karşı tarafa geçip onların perspektifinden bakmakta fayda var. Batı'da Hıristiyanlık (veya din) adına (kullandığım ifadeye dikkat edin) şiddet uygulayan hemen hemen yok ama maalesef burada şiddete başvuran bir çok kişi "tekbir" getirerek veya başka dini sloganlar atarak bunu yapar. Onlar için haçlı zihniyeti diyoruz ama onların gözünde burada yapılan 1000 kat daha 'Hilalli Seferleri' andırıyordur ve bunu anlayamayan kişi nesnel olamıyor demek.

Bu son Papa diğerlerine göre daha muhafazakar ve politik ama yaptığı umrumda değil aslında. Ona bakarak yaşamıyorum. Söylediği şeyler de Batı için yeni şeyler değil. Asıl önemli olan bizim yaşayışımız.

Teslis konusunda açıklama falan yapmaya çalışmıyordum. Buna gerek olmadığını söylemeye çalışıyordum çünkü öyle bir şey YOK!

Sayın Bekir,

mustafaakyol.org websitesini sürekli takip edecek zaman bulamıyorum. Mustafa Akyol'a kredi kazanma gibi bir derdim yok. Saygı duyduğum bir kişidir ve fikirlerimiz zaman zaman örtüşüyor. 100% örtüştüğünü zannetmiyorum ama nesnel olmaya çalışmasını takdir ediyorum.

Sizin kadar bilgili olmayabilirim. İnşallah zamanla bu değişir ama İngilizcem çok ileri düzeyde ve dış dünyada haberleri sıkıca takip ediyorum. Keşke Mustafa Bey gibi "biz" dış kaynaklı haberleri takip edebilseydik dediğim zaman toplumumuzu kastediyordum.

Zamanım bitti... işe dönme zamanı

Saygılarla,

Yazan: Barış Tarih: September 17, 2006 9:42 AM

"Islâm cephesinde henüz yeni bir sey yok..."

Baris Bey'in yorumuna gelen tepkiler "dindar" ve "birikim sahibi" arkadaslarin henüz özelestiriye çok uzak oldukarini düsündürüyor ne yazikki.

Artik bu tepkilerin çok "bilgili" bir kitleden geldiginden emin degilim. Çünkü bilgi sahibi olmak insana tevazu saglar. Oysa Onlarca sayfa yorumla bu sayfayi tarih ansiklopedisine çevirip "bakin ben bilgiliyim, siz ise cahilsiniz" demek kibir degil de nedir?

ALLAH'in isimlerinin anlatildigi bir kitapta EKBER ve kibir ayni kökten geldigini ve Kur'an da bunun bazi zitliklari anlatmak için kullanildigini okumustum.

Ilahiyatçi veya imam hatip mezunu olmak (veya Islâm tarihi ile ilgili en iyi kitaplari okumak) bilgisizligi siliyor ama nefis sahibi her insan gibi bu arkadaslar da zaman zaman nefislerinin oyununa geliyorlar.

"bilgili", ALLAH'in "ALIM" (bilen) ve ALÎM (bildiren, ögreten) sifatina tecelligâh olmus kimselerin tipki Mustafa Akyol'un yaptigi gibi digerlerine isik tutmasi gerekmez mi?

Meselâ Kürt sorunu konusunda Mustafa Bey'in "siz henüz cahilsiniz, okuyun da gelin!" dedigine tanik oldunuz mu?

Okudugum kadariyla Baris Bey kimseye ne hakaret etmis ne de saldirida bulunmus. Oysa verilen tepkiler ne kadar orantisiz.

"Fikirlerine katilmadigim bir insana her cepheden saldirabilirim" diyen bir anlayis ile "düsüncelerin zitligi bizler için rahmettir" diyen Hz Muhammed'i nasil bagdastirabiliyorsunuz?

Müslümanlar özelestiri yapmalilar. Ne batinin gözüne girmek için ne de bir reform yapmak için. Elestirilemeyen seyler yozlasir. Iste bu yozlasmadan kurtulmak için yapmalilar bunu.

Müslüman kimligi ve dinimizin gençler tarafindan algilanisi bati ve israil nefreti üzerine kaydi. Bunda batinin ve israilin suçu büyük. Ama bugün suçluyu bulmaktan çok bu kötü gidisi degistirmemiz gerekmez mi? Bu yanlis algilama sonucu müslümanlar dünyayi düsmanlarla dolu bir yer olarak görüyor. Bu paranoya özetle söyle yasaniyor:

1° Bütün müslümanlar iyidir,
2° Bütün gayrimüslimler komplocudur,
3° Yahudi ve bati nefreti Islâmin 6ci sartidir,
4° "ALLAH'in partisi" veya "Seriat devleti" adi tasiyan bütün kurumlar Islâm'i temsil edebilir,
5° Bati ve Israil ile olan mücadelede ALLAH'in koydugu kurallara uymasak da olur, sivilleri öldürebiliriz, intihar edebiliriz.

Kurt dumanli havayi sever

Iste bu paranoya ISLAMOFASIZM lafini üreten ve yayan gerçek düsmanlarimizin ekmegine yag sürüyor. Çünkü fasizm basit fikirleri, sloganlari sever. "Bilgili" ve "tepkili" arkadaslarimiz süphesiz Almanya'nin diger fasit idarelerin tarihlerini de benden iyi biliyorlardir.

Ama daha yakin bir örnek alalim ve ülkemizdeki fasit uygulamalarin (müslümanlara zulüm getiren ) güç aldigi olaylara bakalim :
1) komünizm korkusu (1982'ye kadar)
2) "sevr hortlamasi" (AKP'ye karsi yeniden diriltildi)
3) PKK saldirilari (ülkücülere kuvvet verdi)

Müslüman olmak bizi fasizmden korumuyor, "korku ve paranoya" ortamlari fasizmin en sevdigi havalar.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: September 17, 2006 12:02 PM

Baris Bey,

Sizin "biz" taniminiz cok ilginc! BaBizim bildigimiz sozlukte "cok iy ingilizce bilen zat-i aliniz disindaki" ve baska dinden insanlara "SIZ" denir. Aksini soylemek ciidi bir psikitruik problem veya sre4smen sahtekarliktir.

Mustafa Bey ile ortusen fkirleriniz arsinda sectiginiz din de varmi? Islam hakkinda sadece elestri, saldiri, Hiristiyan savinmasi icerenm uslup ve muhtevaniz "da BIZ" derken kim kastettiginizi hepimiz anlariz; kendionizi komik duruma dusurmeyin derim.

Ilgilizce bilginizl de Islam bilginiz gibi ise uzulurum adiniza; kompleksiniz icin epeyce sebep var.

Tuunc ile tanistinizmi?

Bye now dude!

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 17, 2006 1:02 PM

Mevzu ile ilgili guzel bir degelendirme:


Fehmi Koru
f.koru@yenisafak.com.tr

--------------------------------------------------------------------------------


Adım adım Ortaçağ karanlığına...
Bazıları 'dinler arası diyalog' çabalarına karşı çıkıyorlar; gerekçelerine de sonuç alma konusunda duydukları kuşkuya da hak vermemek elde değil doğrusu. Ancak şu da başka bir gerçek: Dinler arasında diyalog kapılarını kapattığımızda dünyamızın geleceğinden umutvar olamayız...

'Dindarlar arası diyalog' sorun değil; tarih boyunca her dinin inançlısı diğer dinlerin bağlılarıyla iyi geçinmenin bir yolunu mutlaka bulmuştur. Sorun, dinlerin yek diğerine yaklaşımından kaynaklanıyor; özellikle de Hıristiyanlığın diğer dinlere... Tarih boyunca İslâm Dünyası'na Haçlı Seferleri Hıristiyanlık adına düzenlenmişti; geçen yüzyılın başlarına kadar Orta ve Doğu Avrupa'da görülen Yahudi kıyımlarının perde gerisinde de aynı çarpık anlayış yatar...

Sebebi belli: Örgütlü bir din olan Hıristiyanlık diğer iki semâvi dinin inkârı üzerine oturur... Kilise, kendi inanç esaslarına göre hayatı çarmıhta tamamlanmış Hz. İsa'nın başına gelenleri Yahudiler'den bilir; Aynı Kilise, 'sahte bir din' olarak gördüğü İslâm'ın, kutsal saydığı topraklardan kovulması için sayısız Haçlı Seferi düzenlemiştir.

Üç semâvi dinin birbiriyle ilişkisini, tarihin akışı içerisinde kendilerine nasıl baktıkları belirler: Musevilik ancak Yahudi ırkından olanları müntesip kabul eder, bu durum onun başka dinlerle ilişkilerini de etkilemiştir. Musevi/Yahudi, çevresini saran hasım dünyada varlığını koruma üzerine bir hayat tarzı oluşturmuştur. İslâm ise, kendinden önce gelmiş bütün dinleri ve bütün peygamberleri 'hak' kabul ettiği için, diğer dinlere karşı müsamahalı yaklaşabilmiştir. 'Diyalog' çalışmalarında en istekli görünenin Müslümanlar olması bundandır; İslâm dininin başka dinlerden çekinecek bir yönü bulunmamaktadır çünkü.

Sorun, örgütlü bir din olan, ruhban sınıfı bulunan Hıristiyanlığın Katolik versiyonundan ve ruhban sınıfının diğer dinlere (hatta diğer Hıristiyan mezheplerine) ters bakışından kaynaklanıyor.

Tarihte çok kanlı savaşlara sebep olan Hıristiyanlığın Katolik versiyonu, uzak görüşlü bir rahibin XXIII. John adıyla papa seçilmesini (1959) tâkiben başlattığı bir ilkeleri ayıklama hamlesiyle değişim süreci geçirdi. Papa seçildikten üç ay sonra bir Vatikan Konsülü toplama çağrısında bulundu XXIII. John; buna neden gerek duyulduğu sorulduğunda verdiği cevap ünlüdür: “Kiliseye bir pencere açmak istiyorum ki, bu sayede hem biz dışarıyı görelim, hem de dışarısı bizi görebilsin.” Çalışmaları hayli uzun süren (1962-1965) İkinci Vatikan Konsülü'ne öteki Hıristiyan mezheplerinden din adamlarını da çağırdı Papa; Konsül'den Yahudiler ile Müslümanları hor görmeyen bir karar da çıkarttı.

Şimdiki Papa XVI. Benedict'in Müslümanları rencide eden açıklaması, Katolik Kilisesi'nin İkinci Vatikan Konsülü'yle açtığı pencereyi kapatıp kendini Ortaçağ karanlığının eline bırakması anlamına da geliyor. O karanlıkta yalnız dinler arası husumet, baskı, şiddet, kitle kıyımı bulunmuyor; hırsları yüzünden hayatları kısalmış papalar da o dönemin belirgin unsurudur.

Bir şeyi kesinlikle bilmekte yarar var: Papa XVI. Benedict'in akla zarar son açıklaması İslâm Dünyası'ndan çok Hıristiyan Âlemi'nin üzerinde durmasını gerektiren bir zihinsel sapma teşkil ediyor ve bütün dünyayı Ortaçağ karanlığına sürükleme potansiyelini içinde barındırıyor. 1 milyarın üzerindeki İslâm Dünyası'nı canından aziz bildiği Peygamberini tezyif ederek karşısına alan bir Hıristiyanlık anlayışı, bugünün şartlarında varlığını nasıl sürdürebilir?

Dindarlar arasında diyalog elbette yerinde, Papa'nın sözlerine Hıristiyan Âlemi'nden gelen tepkilerin de gösterdiği gibi, o noktada bir sorun yaşanmıyor zaten; önemli olan, Papa Benedict'in başında olduğu Vatikan'ı yeniden Ortaçağ karanlığına düşmekten kurtarabilmek...

Esas Katolikler'in işi zor...

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 17, 2006 1:28 PM

Sayın Anonymous,

1) Papa bir Bati unversitesinde Hiristiyan bir kitleye hitaben konusma yapiyor. O halde Muslumanlar nicin maydanoz oluyorlar da ondan sonra soylenen sozler hoslarina gitmedi diye o ayni sozleri dogrulayan saldirilara kalkisiyorlar?

Çok değişik bir mantık.

Papa cenapları üniversitede hristiyan bir kitleye gitsin, havadan, sudan, o akla uygun(!) teslisten, Katolikliğin ne kadar iyi bir şey olduğundan hristiyan medeniyetinin geçmişte ne kadar hoşgörülü ve insancıl olduğundan(!) falan bahsetsin; kendi adıma söz, vallahi de billahi de karışmayacağım

Ammma cahilane ve kasıtlı bir şekilde İslam'a ve Efendimiz'e hakaret ediyorsa elbet maydanoz olacağım. Çünkü benim dinimden bahsediyor sayın Anonim!.. Ben tepki göstermeyeceğim de kim tepki gösterecek; Hindular mı?

2) Burada yer alan bazi yorumlardaki Hiristiyan teolojini ve/veya Hiristiyanlari alaya almak veya onlara her turlu kotulugu atfetmek sadece Papa'nin sozleriyle ortaya cikan yeni bir fenomen degil. Muslumanlar bunu surekli yapiyorlar. Yaptiklarinda da Hiristiyanlar kuplere binip camilere mescidlere saldiriyorlar mi ? Siz ayni olgunlugu gosteremiyorsaniz nicin gosteremiyorsunuz ?

Bunun birkaç nedeni var.

Herşeyden önce Hz.İsa müslümanların da peygamberidir. Müslümanlar hiçbir zaman Hristiyanlığın aslî haline ve Hz.İsa'ya dil uzatmazlar. Bu itikadî olarak mümkün değildir. Mesela hiçbir Müslüman Hz.İsa'yı çirkin bir şekilde karikatürize edemez. Hiçbir Müslüman Hristiyanlığın aslını, bozulmamış halini terörle suçlayamaz. Hiçbir müslüman "Bana İsa'nın yeni diye getirdiği nedir, sadece onu gösterin. Burada sadece şer ve insanlıkdışı şeyler bulursunuz. Tıpkı kendi inancını kılıçla yayma yönetiminde olduğu gibi' demez/diyemez.

Müslümanların eleştirileri Hristiyanların ve aynı zamanda müslümanların peygamberi olan Hz.İsa'ya değil, kiliseye ve onun tarih boyunca yaptığı insanlık dışı davranışlaradır. Müslümanların eleştirileri İseviliğe yani aslî haliyle Hz.İsa'nn getirdiklerine değil kilise boyunduruğu ile paganlaştırılmış ve adeta bir Roma dinine döndürülmüş muharref hristiyanlık metinlerine ve otoritelerinedir.

Papa'nın ve benzerlerinin İslam'a olan saldırıları ise direk bu dinin aslı kaynaklarına; Hz.Peygamber'e ve onun getirdiği Kur'an'a dır. Bu iki eleştiri arasında dağlar kadar fark var, tabii anlayanlar için..

Ayrıca Batı dünyası Hristiyanlık mirasını artık büyük ölçüde üzerinden çıkartmış ve dinlerini folklörleştirmiştir. Kiliseler gün geçtikçe boşalmakta ateistlerin ve agnostiklerin oranı bazı -özellikle kuzey avrupa- ülkelerinde %65 lere ulaşmaktadır. İsa'ya inananlar içinde bile ahirete inananların oranı çok düşük çıkarken ve dinlerini angarya gibi gören Hristiyanlar ortada iken, Hristiyanlıkla savaşa savaşa aydınlanma adıyla ortaya çıkmış ve materyalizme dönüşmüş bir felsefe tüm etkileri ile Batı'ya sinmişken, Hristiyanlar'ın dinlerine bir Müslüman hassasiyeti ile sahip çıkmaya çalışmalarını beklemek anlamsızdır.

Ama Hristiyanlar içinde de fanatiklerin olduğunu biliyoruz. Bunların başında da Irak'a savaş açarken Haçlı seferi sözlerini kullanan, "Tanrı ile konuştuğunu" iddia eden evangelist Bush gelmekte. Bu dinsel terörizmi değil mi? "Tanrıyı kıyamete zorlamak" için ortadoğuda büyük bir savaş çıkması gerektiğini düşünen evangelistlerin olduğunu biliyoruz. Ve küresel hesaplar yanında ortadoğuda İsrail ekseninde dönen savaşların önemli bir sebebininde bazı Yahudiler ile evangelist Hristiyanlar ve bu çeşit teolojik niyetleri olduğunu da biliyoruz. Hal böyle iken koskoca dinî terörist Bush'u ve Irak'ta, Afganistan'da yaptığı katliamları görmeyip, haham fetvalarıyla çoluk çocuk binlerce sivili öldüren Olmert'i görmeyip, bizzat Peygamberine ve kutsal kitabına hakaret edildiği için ölçüsüz tepki gösteren birkaç münferit hareketi -ki bu tür tepkilerin yanlış olduğunu, müslümana yakışmadığı tüm kanaat önderlerince defaatle söyleniyor- örnek göstererek "olgunluk" sorusu sormanız abesle iştigal.

3)Pardon ama kiliselere saldirmak gibi camilere ve mescidlere saldirmak ta Muslumanlarin adeti oldugunu Irakta Siilerin Sunniler tarafindan bizzat Sii camilerinde ozellikle ibadette bulunduklari anlarda bombayla katledikdiklerini haberlerden her gun izlemiyor musunuz ?

Asıl pardon bizden.. Acep bu Şii-Sünni çatışması neden ABD işgalinden sonra başladı? Neden daha önce yoktu? Yine pardon ama ABD Irak'ta ne arıyor? Hem gelip düzeni bozup hem farklılıkları çeşitli provokatif saldırılarla kışkırtıp hem de böyle suçlamak hangi mantığa uygun?

Birçok yerde Şii ve sünni müslümanlar aynı ülkelerde yaşılyorlar. Mesela neden Suriye'de bu çatışma yok? Neden S.Arabistan'da, Lübnan'da -ki Lübnan çok daha kozmopolit- Filistin'de, Azerbeycan'da, Türkiye'de yok? Neden Endonezya'da, Malezya'da yok? Buradalarda da Şii kitle var, niçin böyle bir çatışma yok?

Bir kere Irak'ta yaşananlar çok daha farklı şeyler. Orada yaşanan tamamen siyasal nedenlerden olan bir çatışma. Ayrıca bu çatışmalardaki aktörlerin kim olduğu, kimler tarafından kullanıldıkları belli değil. Bilinçli olarak bir Şii-Sünni gerginliği tırmandırılıyor ve bu çatışmalar da ABD'nin İran ve Suriye'ye yapacağı müdahale öncesi ortadoğuda bir Şii-Sünni ayrımı ile karşılıklı bloklar oluşturma çabası olarak görünüyor. Orada yaşananları "zaten siz böylesiniz" diye lanse etmek, saydığım nedenlerden dolayı anlamsızdır.

Mezhep savaşlarının ne olduğunu dünya Batı'dan öğrendi. Katoliklerle protestanlar arasında, onyıllar boyunca vahşi şekilde süren ve Avrupa nüfusunun üçte birinin telef olmasına neden olan savaşlar yaşandı.

İslam tarihinde de birçoğu siyasal nedenlerden dolayı çeşitili mezhep çatılmaları oldu ama hiçbir zaman Hristiyan tarihindeki gibi, kitlesel, örgütlü ve o derece vahşi bir mezhep savaşları olmadı. İslam mezheplerinin arasındaki ihtilaflar -hele itikadî konularda- asla bir Katolik-Protestan arasındaki gibi apayrı birer din hüviyetine bürünen ayrılık boyutuna ulaşmadı. Bakın A.Bulaç bir yazısında ne diyor:

Kendimize şu suali soralım: İslam tarihinde mezhep veya etnik çatışma var mı? Kıta Avrupası nüfusunun üçte birinin zayi olmasına sebep olan din veya mezhep savaşlarının bir benzeri İslam tarihinde de yaşanmış mıdır?

Peşinen ve tereddütsüz olarak şu cevabı veriyoruz: İslam tarihinde sınıf savaşları vuku bulmadığı gibi mezhep ve etnik savaşlar da vuku bulmamıştır. Bu elbette, insanların birbiriyle güllük gülistanlık içinde geçindiği anlamına gelmiyor. Ancak İslam tarihini ve bugünkü İslam toplumlarında olup bitenleri anlama gibi bir niyetimiz varsa, Batı toplumlarının tarihindeki çatışma modellerini bir kenara bırakmamız lazım. Siyasi iktidar kavgaları, bey isyanları ve farklı devletler (mesela Osmanlı-Safevi) arası mücadeleler her zaman olmuştur, bunları sahici anlamdaki sınıf, din/mezhep veya etnik çatışma biçimlerinden ayırt etme zarureti var.

Bulaç'ın bu konu ile ilgili birkaç yazısı var. Linklerini vereyim:

Mezhep çatışması, Irak’taki çatışmalar: Sınıf, Din ve mezhep savaşları

Haçlı seferleri sırasında uğradıkları Konstanti'i yağmalayarak, Ayasofya'da protestanlara tecavüz edenlerin sözcülerinin bize mezhep gerginliği konusunda birşey söyleme hakları yoktur.

4) Muhamed'in savaslarinda olenlerin 170'i gecmedigini ve 23 yillik 'peygamberlik' karyerinde 50 gunden fazla savasmadigi istatistiklerini ilk kez burada goruyorum. Dogruysa bu cok iyi. Sizleri kutlarim. Ama palavra sikiyorsaniz arastirip isin dogrusunu sayin Mustafa bey izin verirse bu yorum zincirinde yayinlarim.

Bu konuda verdiğim kaynak dünyaca ünlü siyer otoritesi Prof.M.Hamidullah'ın Fransızca olarak 20 yılda kaleme aldığı, akademik dünyada en çok kabul gören ve birçok dile çevrilen ödüllü eseri "İslam Peygamberi" adlı eseridir.

Bu rakamlar elbet %100 kesin değil ama kaynaklardaki rakamlar 200'ler civarlarında dolanıyor. (Tekrar söylüyorum, B.Kurayza infazları dahil değil.)

Bu rakam 200 değil de 2000 olsun birşey farkeder mi? Bu küçük bilançoyla Peygamberimiz, ardında yaklaşık iki milyon kilometrekarelik devasa bir alana yayılmış, veda hutbesinde ikiyüzbin kişilik bir topluluğa hitap edecek kadar genişlemiş bir inanç imparatorluğu ve bunu büyük bir medeniyete dönüştürecek mü'minler topluluğu bırakmış ardında..

İslam'a kılıç dini diyenlerin utanması gerekir. Bu

5) Tamam son noktaya geldik. Islam'da zorlama yoksa nicin "Hotel California" gibi bir dindir :

Afganistan'da Hiristiyan olarak "leave" etmek isteyen adamin dini mahkemede idamini istediler. Butun gazetelerinde haber oldu. Sizin bundan haberiniz yok mu ? Bizzat Papa araya girdi de adami arka kapidan Italya'ya kacirdilar. Yahu su laik dedigimiz Turkiye'de bile adam Hiristiyan oldu diye isini kaybedebiliyor, komalik derecesine kadar dayak yiyebilor.

Elbette bundan haberimiz var. ve bunun yanlış olduğunu defalarca söyledik.

İslam hukukun yaşayan en önemli alimlerinden Prof.Hayrettin Karaman Hoca "İrtidad'ın (din değiştirmenin) cezası ölüm müdür?" sorusuna şu cevabı veriyor:

Eğer dininden dönen, din değiştiren kimse bu yüzden öldürülseydi; yani din değiştirmenin cezası idam olsaydı o zaman dinde zorlama (kişiyi müslüman etmek veya müslümanlığını devam ettirmek için tehdit ve baskı yapma) olurdu. Halbuki ilgili âyet, "dinde zorlamanın olmadığını" açıkça ifade ediyor (Bakara: 2/256). Esasen iman, aklın hükmü, gönlün rızası ve vicdanın kanâat getirmesi ile olur. Bir kimseye baskı uygulanır ve bu yoldan "inandım" demesi sağlanırsa, o kimse inanmış olmaz, takiye yapmış, münafıklık etmiş olur. İslam böyle bir iki yüzlülüğe meydan vermez.

Bu cevap gayet açık ve nettir.

İslam'ın asli kaynaklarına dayanmayan yanlış ve uç yorumlarını genelleştiremezsiniz. Böyle yaptığınızda müslümanlar da evangelist hristiyan yorumunu ve Tanrı'yı kıyamete zorlamak ve büyük İsrail megola ideası için ortalığı nasıl kan gölüne çevirdiklerininden bahsedip tüm Hristiyanları aynı kefeye koyarlar. Yani yaptığınız sağlıklı bir genelleme değil. İslam'ın düsturu belli: "din de zorlama yoktur."

İslam medeniyetinin gayri müslimlere nasıl davrandığı konusunda tarih yanılmaz bir şahittir. Yukarıda örneğini verdiğim tarihçi gibi yığınla kaynak var. Orakardan okunabilir. Eğer İslam'da zorlama olsaydı, -tıpkı Hristiyanların Endülüs'te tek bir müslüman ve yahusdi bırakmadıkları gibi- müslümanlarda Anadolu'da, İstanbul'da Balkanlar'da Ortadoğu'da, hatta İspanya yarım adasında bir tek gayri müslim bırakmazlardı.

Aynaya bakmak iydir; ara sıra bakmak lazım.

Siz Papa'yi bu kadar sertce tenkit edecek yerde Islami biraz daha iyi arastirin ve etrafinizda olanlara biraz daha iyi dikkat edin.

Bu yanlış olmuş müsadenizle biraz değiştireyim; "Siz İslam'ı bu kadar sertçe tenkid edeceğiniz yerde Hristiyanlığın kanlı tarihini biraz daha iyi araştırın ve emperyal düzenin dünyanın nasıl çarkına okuduğuna, tüm kaynaklarını nasıl sömürdüğüne, çevreyi nasıl mahvettiğine ve dünyada nerede iç ya da dış savaş ve zulm varsa bunun ezici bir çoğunluğunun kökeninde Batı/Hristiyan uygarlığının emellerinin olduğuna dikkat edin."

Böyle yaptığınızda eminin daha iyi anlaşacağız..

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 17, 2006 2:05 PM

Anlamadığım tek bir şey var. Cihadı savunan müslüman kitle İsrail v.b taraflardan gelen saldırılarda önce büyük bir mazlum edebiyatı yapıyor ama çatışma sonrasında "zafer" naraları atıyor. Son Lübnan Savaşı'nda Hizbullah İsrail'i nasıl geri püskürttüğünü gururla izah etmeye çalıştı ya! kastettiğim bu. Şimdi de birileri "biz yıllarca ezilen, katledilen..." diye başlayan cümleler kuruyor ama Filistin'de saldırıya uğrayan kiliseler oluyor.

Papa'ya gelince. Öncelikle Papa tüm dünya Hıristiyanlarının ruhani temsilcisi değildir. Katolik Kilisesi'nin Papa'yı aklama çabaları da bununla örtüşüyor. Zira Hıristiyanların çoğu kendisini konuya muhatap görmüyor. Tıpkı Haçlı suçlamalarında görmediği gibi. Siz nasıl kalkıp birkaç teröristin yaptığı Müslümanları bağlamaz diyorsanız, Hıristiyanlar da Papa'nın "kurumsal" söylevi konusunda suçlanmayı kabul etmeyebilirler.

Birde Papa'nın söylediği şeyler sanki çok yeni savlar içeriyormuş gibi "barışa vurulan darbe" çığlıkları atanlar var ki takdire şayan bir politik gerilimcilik örneği bu. Katolik Kilise arşivleri açıktır, Muhammed yorumlarını okuyabilirsiniz. Papa bir Katolik Üniversite de teolojik bir konuda, kendi düşüncesini, kendi insanlarına ifade etmiş, yaşanan durumu "şok" olarak lanse etmek, spekülatör bir tutumdan başka şey değildir.

Şiddet mi? Şiddeti çağıran her ses kördür, katil ruhludur. Bunu da bize ne Papa öğretti nede İslam teolojisi. Şiddeti anlamamak için aptal olmak gerekir...

Yazan: Gökhan Tarih: September 17, 2006 2:22 PM

Tunç Bey,

Ben burayı tarih anseklopedisine çevirmeye meraklı değilim. Ama tutup da birisi bana "bunlar sizin ezberiniz" mealinde birşeyler söylüyorsa elbet ona kaynaklarıyla vevap vereceğim.

Kibirden Allah'a sığınırım; ama aynı şekilde cehaletten de..

Benim isimlerle işim yok; ben burada fikirleri konuşuyorum. Birisi benim yazıma atfen "bir yorumcunun akılalmaz iddiaları" diyorsa elbet bu iddianın nasıl bir akıl alırlılığı olduğunu göstereceğim. Bundan doğal ne olabilir? Kaldı ki kendi şahsi yaşantımdan, kariyerimden değil İslam'dan ve Hz.Peygamber'den bahsediyorum. İslam'a kılıç dini diyenlere (Barış bey dedi demiyorum) cevap veriyorum. Ne yapacağım yani onlar söyleyecek ben eyvallah mı diyeceğim? Elbette bildiğimi anlatacağım bu benim hem vicdanî hemn de dinî borcumdur.

Özeleştiriye ihtiyacımız olduğu her zaman yazdım, yine yzıyorum. bakın yukarıdaki yazılarımdan birinin sonunda ne yzmışım:

Özleştiri yapalım. İslam'ı yanlış yorumlayanların yorumlarındaki mantık hatalarını gösterelim. Ama kendimiz, kendimiz istediğimiz ve ihtiyacımız olduğu için yapalım. Bunu kendi dinamiklerimiz ile yine İslam için yapalım. Papa cenapları böyle buyurdu diye ve adeta Papa'yı haklı çıkarır tarzda değil.

Burada" Papa'yı haklı çıkarır tarz" demek Papa'nın söylediklerindeki mantıksal anormalliklere ve kasıtlı yanlışlıklara cevap vermeden "ha Papa böyle demiş, kendimize çeki düzen verelim" şekline yapmalım demek. Daha nasıl anlatılır bu bilmiyorum. Papa'nın bu açıklamasının zamanlaması da dahil bilinçli bir tahrik olduğu belli iken bu nasıl atlanır ve bundan dolayı Papa yerine müslümanlar suçlanır ben bunu aklıma sığdıramıyorum.

Siz zannediyormusunuz ki özeleştiri sadece yenikken yapılır? Bir müslüman zaten ömrü boyunca özeleştir yapmalıdır. Bizim buna karşı çıkmamız mümkün mü? Burada elli kere söyledik, müslümanların çok hataları var, İslam=Müslüman değildir diye.. Mevcut durumu tüm nedenleriyle birlikte sorgulamzsak işin içinden çıkamayız, bu sorgulamanın içinde en başta "kök nedenler" de var ve siz bunu hep atlıyorsunuz.

Bir paranoyadan bahsetmişsiniz. Beni eleştirdiğiniz yazının içinde yer aldığı için üstüme alınıyor ve cevaplıyorum.

1° Bütün müslümanlar iyidir,

Değildir.


2° Bütün gayrimüslimler komplocudur,

Değildir.


3° Yahudi ve bati nefreti Islâmin 6ci sartidir,

Değildir.


4° "ALLAH'in partisi" veya "Seriat devleti" adi tasiyan bütün kurumlar Islâm'i temsil edebilir,

Edemez. Doğrusu hiçbir devlet İslam'ı temsil ettiğini idia edemez. Mesela Osmanlı'yı İslam devleti olarak adlandırmak hatalıdır, şöyle denebilir, "Osmanlı Müslümanların kurduğu devlettir" İslam devleti olarak adlandırdığınızda Osmanlı'nın yaptığı her hata İslam'ın hatası olarak yazılır. İslam siyaset teorisi tek bir devlet tipi dayatmamıştır, devlet yapılanmasını ana kadieler koyarak toplumsal gelişime göre insanlara bırakmıştır. Mesele İslam'da halife Allah'ın yeryüzündeki halifesi değildir, müslümanların yeryüzündeki temsilcisidir. Sadece bu bile İslam'ın bu konuda ne kadar hassas olduğunun ispatıdır.


5° Bati ve Israil ile olan mücadelede ALLAH'in koydugu kurallara uymasak da olur, sivilleri öldürebiliriz, intihar edebiliriz.

Kesinlikle hayır.

**

Ne oldu şimdi? İkmale kaldınız. Bu soruların ayrıntılı cevaplarını aylardır burada yazdığımız yazılarda bulabilirisniz. Eğer bana ise hükümler ya yazdıklarımı hiç okumadınız ya da okudunuz ama anlamadınız. Ha bu şekilde düşünenler vardır, bunlar da avam tabakasındandır -dikkat bunun kök nedeni de bellidir- ama aynı biçimde, farklı konularda yüzeysel düşünen Batı'da ya da başka toplumlarda da vardır.

Ben buradan "Hristiyanlara ölüm" sloganı mı atıyorum da bana zımnen faşist suçlaması yapıyorsunuz? Ben bu yazıları durduk yere yazmadım. Papa cenaplarının İslam'a yaptığı saldırı üzerine yazdım. Suçlamalarındaki saçmalaıklara cevap verdim. Yani ben savunmadayım. Daha önceki yazıları da hep İslam'a ve kaynaklarına yönelik suçlamalar üzerine yazdım.

"Bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler" diyecek lüksüm yok. O kadar rahat değilim.

Ve sevdasına tutulduğum İslam'ı ve aşık olduğum Peygamberimi savunuyorum. Kuşkusuız onların savunulmaya ihtiyacım yok, ama bu benim hem vicdani hem dinî görevim.

"Din'de zorlama yoktur" emr-i ilahisine inanıyorum, ve "lekum dinikum veliyedin" diyorum. İnanç hürriyetini savunuyor ve hertürlü dayatmaya karşı çıkıyorum. İslam adına masum insanlara yönelik eylemlerin İslam'a uymadığını haykırıyorum. "Bir topluluğa olan kininiz sizi onlalara karşı adaletsiz davranmaya itmesin" emr-i ilahisini dillendiriyorum.

Bu mu faşizm?

Ve İslam'ın ve müslümanların artık rahat bırakılmasını istiyorum. Yağmaladıkları coğrafyamdan, sömürdükleri kaynaklarımdan, katlettikleri canlarımdan ellerini çeksinler istiyorum. Kendi yaramı kendim dikeyim, kendi hatamı kendim eleştireyim, kendi hatamı kendim cezalandırayım diyorum.

"Gölge etmesinler başka da hiçbir ihsan istemem" diyorum.

Bu mu faşizm?

Bunlar mı faşizm; yoksa bende bu tepkiyi doğurtan ve üç asırdır üzerimize çullanan sömürü ve vahşetle bizi yağmalayanların felsefeleri mi? (Topyekün suçlama değil bu. Kök nedenlerin müsebbipleri ve bu bağlamda bunları yapanlar.)

Yoksa benimki faşizm de onlarınki duygusal humanizm mi? Hangisi?

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 17, 2006 3:04 PM

Bu yorumlari, ayni konuy gundeme getiren Suat Bey'in blogundan asirdim. Bir ikisi benim, biri ECe Hanim'in (tarihi bilgiler iceriyor OKU GOKHANBu yorumlari, ayni konuy gundeme getiren Suat Bey'in blogundan asirdim. Bir ikisi benim, biri ECe Hanim'in (tarihi bilgiler iceriyor OKU GOKHAN

============================
YAHOO’nun giris sayfasindan alintilar:

Once Ne dedigi:

“”The emperor comes to speak about the issue of jiha