« 'Nothing Buttery'e Giriş | Ana Sayfa | Kör İdeolojinin Muhakeme Üzerindeki Tahribatı »

September 15, 2006

Papa, Cihad ve Müslümanlar

[16 Eylül 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

Papa XVI. Benedict"Papa başkanlığında Hıristiyan dünyadan İslâm'a topyekün saldırı ve hakaret!" Bu sabah bilgisayarıma düşen ilk email'in başlığında böyle yazıyordu. Eski reformist yeni ulusalcı Yaşar Nuri Öztürk'ün "Halkın Yükselişi Partisi"nden gelen bu mesaj, sanırım çok sayıda Müslümanın Papa XVI. Benedict'in İslam'a dair son yorumu hakkındaki algısını yansıtıyor.

Papa, söz konusu yorumu, Almanya gezisi kapsamındaki bir konuşmasında yapmış. Bizans İmparatoru Manuel II. Paleologos'un, "Bana Muhammed'in getirdiği yenilikleri gösterin, sadece kötü ve insanlık dışı şeyler bulacaksın, tıpkı vaaz ettiği dinin kılıç gücüyle yayılması emrini verdiği gibi" şeklindeki cümlelerinden alıntı yaparak, İslam'daki "cihad" kavramı eleştirmiş.

İşte bu sözlerin medyaya yansıdığı andan itibaren doğal olarak bir "Müslüman tepkisi" geldi. Ancak görünen o ki, bu tepki, daha önceki örneklerde de olduğu gibi, kınama ve "özür talebi" ağırlıklı. Oysa belki de Papa'yı "cihad" konusunda bu yorumu yapmaya yönelten gerçeklerin ne olduğunu ele almak, sonra da bunlar hakkında iyi bir açıklama getirmek daha doğru olacak.


'Cihad Gözlemi' Büyüyor

Papa'nın bu yorumunun son yıllarda yaşadığımız gerçeklerden bağımsız olmadığını not etmek lazım.* 11 Eylül 2001'deki terör saldırılarından bu yana İslam'daki "cihad" kavramı Batılı entelektüel çevrelerde -- ve de hiç de entelektüel olmayan çevrelerde -- histerik bir biçimde tartışılıyor. İslam adına teröre başvuran El Kaide ve benzeri grupların kendileri "Cihadi" olarak tanımlaması, yaptıkları eylemlerin İslami bir meşruiyeti olduğu zannını doğuruyor. Öyle ki bugün Batı'da, hele de ABD'de, "cihad" kavramı "terör" ile eş anlamlı hale gelmiş durumda. Bu konuda yayınlanmış yüzlerce kitap var. "Jihad Watch" gibi fanatik İslam karşıtı siteler, dünyanın dört bir yanındaki "Müslüman şiddeti"ni "gözlem"liyor.

Peki buna karşı Müslümanlar ne diyor? Bazen sadece "İslamofobi tehlikesi"nden söz ediyorlar ki, bu haklı bir yakınma. Ama sadece yakınmak yeterli değil. Bu "korkuyu" ve düşmanlığı giderecek bir şeyler yapmak lazım.

Bunu bazen Müslümanlar "en iyi savunma saldırıdır" mantığıyla yapıyor, "İslam ve şiddet"ten bahseden Batılılara, "asıl siz kendinize bakın" anlamına gelen cevaplar veriyor. Papa'nın son sözlerine gelen cevaplarda da bu tonu görmek mümkün. Hıristiyanlığın tarih boyunca döktüğü kanlardan, Haçlı Seferleri'nden, Engizisyon'dan, Ortaçağ bağnazlığından söz ediliyor.

Bunların hepsi gerçekten de Hıristiyanlık için yüz karası. Ancak şunu görmek lazım: Günümüzün Hıristiyanları, "evet bunlar korkunç şeylerdi, ama İncil'de emredilen din bu değildi, bunlar birer sapmaydı ve bugün hepsi geçmişte kaldı" diyorlar. "Haçlı Seferi"nin İncil'de olmadığına, buna karşılık "cihad"ın doğrudan Kuran'da yer aldığına işaret ediyorlar.

İşte bu nedenle de Müslüman düşünürlerin, dini otoritelerin ve entelektüellerin "cihad" kavramına bir açıklık getirmesi gerek.


Savunma mı, Saldırı mı?

Öncelikle "cihad" çoğu Müslümanın bugün inandığı gibi sadece "savunma savaşı" mı? Eğer böyle ise kimse buna bir şey diyemez, çünkü "saldırıya karşı kendini savunma" evrensel olarak kabul edilen bir hak.

Ama "cihad fosibi" yaşayan Batılılar, bunun sadece savunma değil, dini yaymaya yönelik saldırgan bir doktrin olduğu iddiasındalar. Hz. Muhammed sonrasında İslam imparatorluğunun bu "fetihçi" anlayışla yayıldığını; karşısına çıkan toplumlara "ya İslam'ı kabul et, ya boyun eğip cizye öde, ya da kılıcı seç" dediğini; Müslümanların İslam'ı anlatarak yaymaktan çok siyasi egemenlik yoluyla kabul ettirmek istediğini söylüyorlar. Televizyonlarını açtıklarında bazı Amerikalılara "ya İslam'ı seçin, ya da cezanızı çekin" diyen El Kaide'nin yeni Amerikalı sözcüsü Adam Gadahn'ı veya iki Amerikalı gazeteciyi kaçırıp "İslam'ı seçme" şartıyla serbest bırakan Filistinli "Cihad Kıtaları" adlı örgütü görünce de, "cihad tehlikesi" ile yüz yüze olduklarını düşünüyorlar.

Oysa İslam'ın ilk yayıldığı dönemde zaten bir "imparatorluklar çağı"nı yaşayan dünya ile günümüz dünyası çok farklı. Dahası İslam'ın barışçıl "tebliğ" yoluyla yayılmasının tarihte çok örneği var; Orta Asya'daki dervişlerin veya Uzakdoğu'daki Müslüman tüccarların yaptığı gibi.

İşte bugünün Müslümanlarına düşen, tüm bu dini ve tarihsel mirası yeniden anlayıp, günün şartlarını göz önünde bulundurarak yorumlamak; sonuçta "cihad"ın saldırgan bir doktrin olmadığını, "silah zoruyla din yaymak" anlamına gelmediğini anlatmak. Bunu da tepkiyle ve öfkeyle değil, kendilerine saygınlık kazandıracak bir olgunluk ve bilgelikle yapmak.

Ne enteresandır ki, Papa'nın kendisinden alıntı yaptığı Bizans İmparatoru Manuel II. Paleologos'un cihadla ilgili sözleri, o imparator ile "bilgili bir İranlı" arasında muhtemelen 1391 yılında geçen bir tartışmadan alınmış. Anlaşılan o "bilgili" İranlı Müslüman, Bizans İmparatoru ile bu konuları uzun uzadıya ve tartışmış, İslam'ı savunan argümanlar ortaya koymuş.

Bugün de öyle bilgili İranlılara, Türklere, Araplara ve sair Müslümanlara fazlasıyla ihtiyaç var.


* Dahası XVI. Benedict yakın geçmişte bazı konularda "Müslüman yanlısı" bir tavır takındığını da görmek lazım. Fransa'daki devlet liselerine getirilen başörtü yasağına karşı çıkmış, Danimarka basınında yer alan "Hz. Muhammed karikatürlerini" ise eleştirmişti.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 15, 2006 2:08 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa Akyol bu konuda ne diyecek diye merak ediyordum... Bu olayda bile itidali elden bırakmamanız takdire şayan. Ali Bardakoğlu ki çok yumuşak tabiatlı bir adamdır, Papanın sözlerini duyunca dayanamadı, koyverdi...
16. Benedict tutucu bir adam. Selefi gibi değil. Koyu Hristiyan fundamentalisti... Kilit adamlar diplomatik olmalı. Elbette İslam hakkında iyi düşünmüyor. Düşünse zaten müslüman olur. Ama yani böyle uluorta konuşup çamlar devirmenin ne alemi var.
Dünya acayip bir döneme giriyor. Bir yandan İslam karşıtlığı çığ gibi büyüyor, bir yandan Çin ve Rusya dengeleri değiştiriyor. Bir tarafta İslam, barbarlık ve gericiliğin kaynağı olarak görülüyor, ki öyle gösteriliyor... Bir yandan Ortadoğu fokur fokur kaynıyor. Diğer yandan Avrupa ve Amerika idealizmi çözülüyor, projeler yelken indiriyor, toplumlar hımbıllaşıyor, tembel ve kafası basmayan yeni nesiller çıkıyor ortaya. 20 sene sonra bambaşka bir dünya göreceğiz. O dünyanın tohumları bugünlerde atılacak. Bugünkü kelebeklerin kanat çırpışının oluşturduğu tayfunlar o zaman tebarüz edecek. Göreceğiz Mevlam ne eyleyecek... Bahse girerim iyi eyleyecek :)

Yazan: blue Tarih: September 15, 2006 3:21 PM

Mustafa Bey,

Yorumunuzu destekliyorum, tebrikler.

H.A

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 15, 2006 3:57 PM

öncelikle papa 16. Benedict'e cihadın saldırgan veya sömürücü bir anlayış olmadığının anlatılması gerek. Eğer Osmanlı cihadı böyle anlamış olsaydı şu anda yahudi ve hristiyan ülkeler bu konumda olabilirler miydi acaba? zaten kendisi yakın bir zamanda Türkiye'yi ziyaret edecek. Ziyareti sırasında söylediklerinin ne kadar yanlış olduğunu görecektir.

Yazan: ekrem Tarih: September 15, 2006 4:02 PM





Mustafa Bey'den özeleştiri çağrılarının yanında en azından bir paragrafla Papa'nın sözlerindeki -çünkü sadece cihad'dan bahsetmiyor Papa- saçmalıklara da cevap vermesini beklerdim. Sınırlı alana yazılmak zorunda olan bir köşe yazısı olduğunun farkındayım ama böyle bir yazıda bu cevaplar bir paragrafla da olsa verilebilirdi.


Papa cahil birisi değil. Kuşkusuz İslam'ı birçok müslümandan daha iyi biliyor.Tıpkı bizim alimlerimizin Hristiyanlığı birçok Hristiyandan daha iyi bildiği gibi. O yüzden Mustafa Bey'in " Papa'yı "cihad" konusunda bu yorumu yapmaya yönelten gerçekler" tanımlaması yanlış. Bu sözleri İslam'ı bilmeyen birisi yanlış yorumlar yüzünden söylese tamam. O zaman denir ki bu kişiyi böyle konuşmaya sevkeden nedenleri sorgulayalım. Ama burada Papa'dan bahsediyoruz. Ayrıca Papa'nın sözleri bir dil sürçmesi, ya da bir soru üzerine ağızdan sehven çıkmış bir cümlelik söz de değil. Papa bu sözleri taammüden, zamanlamasını da ayarlayarak, alıntı yaparak söylemiş.


Bunun bir amacı olmalı. Papa'nın usul olarak böyle bir açıklama yapmasını da eleştirmemiş Mustafa Bey. Elbette Papa İslam hakkında böyle düşünecek; zaten böyle düşünmese müslüman olurdu. Ama Papa'nın konumunda olan birisinin farklı bir din hakkında böyle bir açıklama yapması doğru mu? Bunun nasıl yansımaları olur? Asıl konuşulması ve eleştirilmesi gereken budur. Ama görüyorum ki Papa açıklama yapıyor onda bile neredeyse biz suçlu oluyoruz.


Aslında bu Papa'nın radikal görüşte olduğu sır değildi ve açıkçası böyle bir açıklama -Papa'nın kişiliğini ve düşüncelerini dikkate alırsak- gecikmiş bir açıklama bile sayılabilir bana göre.


Böyle bir açıklama bir sebebe binaen ve yapılmış belli. Bu ne olabilir? Kutuplaşmayı arttırmak, radilalizmi kuvvetlendirmek ve bu sayede İslamofobiyi güya haklı çıkartıp, diri tutmaya çalışmak. Bence Papa'nın amacı budur. Şimdi İslam dünyası boş durmayacak tabii Papa'ya cevap verecek, bu cevabı verirken elbet sadece savunma yapmayacak. Müslümanlar Hrstiyan teolojisindeki saçmalıkları irdeleyecek ve tabii ki bundan hristiyanlar rencide olacak ve dolayısı ile iki medeniyet ve inanç arasında gerginlik artacak.


Mesela hassas bir Müslüman olarak ben Papa'nın sözlerine karşılık "Papa İslam'daki soyut tanrı dan şikayet etmiş. elbette Allah soyut olacak, Hristo kafası işte, Allah somut olur mu?" desem ve devamında da "bir açıklayın hele üç Tanrı nasıl olur, ayrıca nasıl olur da Tanrı'nın çocuğu olur üstüne üstlük bir de bu çocuğunu yarattığı insanlara kefaret olarak çarmıha gerdirerek öldürtür? İsa'dan önce yaşayanlar da çoluk çocuk İsa'ya inanmadıkları için cehenneme doldurulur?" gibi provokatif bir cevap versem olur mu? İşta Papa'nın amacı bu çatışmayı, tartışmayı ve kutuplaşmayı arttırmaktır. Bir ihtimalde Batı'da bile ölmüş durumda olan, bomboş kiliseleri ile gerçekten acı görüntüler veren Hristiyanlığı ihya etme ve bununla bağıntılı olarak dünyanın halen en hızlı büyüyen dini olan İslam'a olan teveccühün önünü kesme çabası olarak görülebilir. (Halen İslam'a en çok muhtedi Hristiyanlardan gelmektedir.)


Ayrıca Mustafa Bey'in yazısında şu dikkatimi çekti. Mustafa Bey şöyle demiş:



Bunların hepsi gerçekten de Hıristiyanlık için yüz karası. Ancak şunu görmek lazım: Günümüzün Hıristiyanları, "evet bunlar korkunç şeylerdi, ama İncil'de emredilen din bu değildi, bunlar birer sapmaydı ve bugün hepsi geçmişte kaldı" diyorlar.



Burada Hristiyanlar açısından bir çelişki var. Hristiyanlıkta Papalık yanılmaz ve günahsız olarak görülür. Ve Papa'nın ağzından çıkan sözleri, İslam'daki "vahy" olgusundan çok farklı olarak "vahy" anlamında görülür. Halen de bu böyledir. Peki nasıl oluyorda bu "hatasız" Papa ve emrindeki kilise bunca herzeyi İncil'de olmamasına rağmen işledi? Ve nasıl oluyorda halen bu "hatasızlık" Hristiyan teolojisinde kabul görmeye devam ediyor? Bu açık çelişki içinde olanların İslam'a dil uzatmalarını aslında ciddiye bile almamak lazım.


Kutsal Kitabı okuyanlar bilir. Eski ve yeni ahidin değişmediğini iddia eden bir güruhun (Hristiyan) İslam'ı eleştirmeye çalışması saçmalıktır. Ama işte oluyor gördüğünüz gibi. Tevfik Fikret bile oğlu Hristiyan olunca babası mealen şöyle demiş :"bir dini düşünceye kapılmanı anlayabilirim belki de tek tanrılı bir dini bırakıp üç tanrıya tapınmanı anlayamam." Teolojisine inanmayanların bile hayran olduğu İslam'ın savunulmaya ihtiyacı yok aslında ama ben yine de buraya Prof.Bardakoğlu'nun Papa'nın sözlerine verdiği ve dünyada geniş yankı uyandıran açıklamalarını alıntılamak istiyorum:


***




Bardakoğlu, Papa'nın bugün gazetelere yansıyan açıklamalarıyla ilgili olarak “Hem Hıristiyanlık dünyası adına hem de insanlığın ortak barışı adına fevkalade kaygı ve üzüntü verici, talihsiz bir açıklamadır” dedi.



Bardakoğlu, yaptığı açıklamada, haberi dehşet ve hayretle okuduğunu belirterek, bu sözler, “Papa'nın kendi iç dünyasındaki kini, düşmanlığı, nefreti yansıtıyorsa” çok daha vahim bir durumla karşı karşıya olunduğunu söyledi.



Papa'nın sözlerinin, hem Hıristiyanlık dünyası hem de insanlığın ortak barışı adına fevkalade kaygı ve üzüntü verici olduğunu ifade eden Bardakoğlu, Papa'dan sözlerini acilen geri almasını ve özür dilemesini beklediklerini bildirdi.

Batı'da İslam dünyası, İslam ve İslam'ın peygamberi hakkında hep önyargılı, taraflı, bilimsellikten uzak ve hasmane değerlendirmeler yapıldığını dile getiren Bardakoğlu, şunları kaydetti:



HAÇLI ZİHNİYETİ ZİHİNLERİNDE



“Kilise, tarihte batı kamuoyunu da ayağa kaldırarak İslam'ı düşman gördüğü için haçlı seferleri yaptı. İstanbul'u işgal ettiler, binlerce insan öldürüldü. Ortodoks Hıristiyanlar ve Yahudiler öldürüldü ve zülüm gördüler. Hıristiyan teologlar 4. asırdan itibaren dünyayı hep 'Hıristiyani dünya-şeytani dünya', 'Hıristiyani güç- şeytani güç' olarak ikiye ayırdılar. Zihinlerinde hep bu kategori oldu.



Hıristiyan dışındaki dünyayla savaşmayı kutsal bir görev olarak gördüler. Onun için Batılı kilise adamlarının beyin arkalarında hep haçlı zihniyeti ve kutsal savaş anlayışı vardır. Öyle zannediyorum ki Papa'nın bu sözleri de beyin arkasındaki kutsal savaş ve haçlı zihniyetinin bir yansıması gibi görünüyor. Batı'nın Ortaçağ boyu İslam hakkında önyargılı ve çarpıtılmış bir kanaate sahip olduğunu sadece bizler değil, birçok insaflı Batılı bilim adamı da söylüyor.”



“AKLI DEVRE DIŞI BIRAKAN KİLİSEDİR”



Papa'nın “İslam'da Tanrı ile akıl arasında bağlantı olmadığı” yönündeki iddialarını da değerlendiren Bardakoğlu, “O konuda sorgulanması gereken Kilise'nin yaptıklarıdır. Kilise dinin orijinalinde yaptığı tahribatı akıl zannetti. Hıristiyan Kilise, tarihte aklı devre dışı bırakarak, kendi çıkarlarını kendi hiyerarşik yükselmesini öne çıkardığı, insanların dindarlıkları üzerine tahakküm kurduğu, Tanrı ile fert arasına girip adeta kutsalı sömürdüğü için Batı bir aydınlanma ve reform süreci yaşadı. Bugün Batı'da din karşıtlığı varsa onun sorumlusu aklı devre dışı bırakan Hıristiyan Kilise'dir” diye konuştu.



Bardakoğlu, Benedikt’in “İslamda tanrı ile akıl arasında bağ yok” açıklamalarına da tepki göstererek “Önce onlar 3 tanrı inancını açıklasınlar. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu söylüyorlar. Bunun neresi akılla bağdaşıyor. Bunu açıklasınlar” diye konuştu


Papa'nın aynayı kendine tutması, kendi iç dünyasındaki duyguları zapt etmesi ve Batı'nın çokça telaffuz ettiği barış, sevgi, ötekine saygı gibi kavramları özümsemesi ve içselleştirmesi gerektiğini kaydeden Bardakoğlu, kendi dinine saygılı bir din adamından böyle bir ahlaki erdem beklediğini söyledi.



"ELEŞTİRİYE AÇIĞIZ AMA..."



Papa'nın söylediklerinin ötekine saygı, dine saygı ve ortak ahlaki erdemler çerçevesine sığmadığını ifade eden Bardakoğlu, şöyle konuştu:



“Hele hele eleştiri hiç değildir. Çünkü biz eleştiriye açık bir geleneğiz. Bir din adamı, bilim adamı, bir dinin tarihinde o dine mensup insanların yanlışlarını eleştirirse bunu tartışırız. Ama bir dinin kutsalına, peygamberine, kitabına yönelik bir dil uzatma varsa artık bu küstahlıktır, düşmanca bir ifadedir ve din kavgasını körükleyen büyük bir talihsizliktir.


Batı'da birçok insan, Batı'nın teknolojik ekonomik ve askeri üstünlüğünün verdiği bencillikle küstahlıkla ve tepeden bakmacı tavırla öteki kültüre mensup insanları yargılıyor. Halbuki gerçek medeniyet, teknolojide ve ekonomik gelirde üstünlük değil, insani ve ahlaki erdemlerde insana insan olduğu için saygı göstermede ilerleyebilmektir. Papa'dan ve diğer kilise adamlarından bu gerçek medeniyetin öncüleri olmalarını beklerdim. Böyle olabilirse bir din adamı o zaman saygın olur.”


***


Daha yazılacak çok şey var ama ben de vakit yok.. İslam'da "cihad" kavramını sadece bu sitede bile o kadar çok yazdık ki tekrara gerek var mı bilmiyorum. Fakat "Ettekraru ahsen velevkene yüzseksen" demişler. :-) Yani tekrar da fayda vardr.



Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 15, 2006 4:24 PM

Suat Bey'in yorumlarına katılıyorum. Ben de Papa'nın bu sözleri uluorta,plansız ve amaçsız söylediğini düşünmüyorum. En temel bakış açısıyla dolaylı yoldan İslam'ın önünü kesmek gibi bir niyet olabilir. Umarım sadece böyledir. Çünkü Papa konuşmasının bir bölümünde İslam'ın "dinde zorlama olmadığı" yönündeki fıkhına da atıfta bulunmuş ama tabi bu ifadeler genel konuşmanın sertliğini yumuşatmaya yetmemiş. O bakımdan Papa'nın bu çıkışı temelde çok daha büyük çatışmalara yol açabilir ve tabanda tahammülsüzlükleri artırabilir.

Pap'dan ziyade Manuel II. Paleologos'un da cevaplanması lazım. Örneğin Hz.Muhammed'in toplam hayatındaki savaş süresi ortaya konulabilir. Benim bildiğim kadarıyla büyük çoğunluğu savunma ağırlıklı olan bu savaşların toplam süresi sadece 50 gündür. 23 yıllık peygamberlik döneminde 50 günlük savaş süresi herhalde ve mutlaka barbarlığın değil bir başka düşüncenin izlerini gösteriyor bize.

Neticede ben bu kadar taraflı yaklaşımların bile ki niyet İslam'ın önünü tıkamak da olsa tersiyle neticeleğini düşünüyorum. Allah nurunu gerekirse küffarın eliyle de tamamlar.

Yazan: Feraklit Tarih: September 15, 2006 5:05 PM

Ben de çizsem, böyle çizerdim..

sayg.

Yazan: Ece Tarih: September 15, 2006 5:21 PM

(...Peygamberimiz Hazreti Muhammed’ten(S.A.V) başkası bunu 15-20 yılda başaramamıştır. Ancak Hz. Muhammed(S.A.V), 23 yılda tüm Arabistan halkını yanında toplayabilmiştir. Bu bir ilahi mucizedir. Tarihte örneği yoktur....www.varliktanveriler.com Dinde Reform olmaz isimli yazıdan bir bölüm)

Adıyamanlı tasavvuf yazarı Kazım YArdımcı'nın 7 kitabından birisi MUHAMMED,İSA,ADEM isimli kitabıdır. Bu kitapta ve diğer eserlerinde Hz.İsa gerçeği ayrıntıları ile açıklanmıştır. Bu konuyu Hz.İSaya atfedilen sözler, Vaftiz meselesi, ve diğer yazılarında açıklamış ve bunlar Adıyaman gazetelerinde yayınlanmıştır. Saygılar.
işte bunlardan birisi:

Varlıktan Veriler-69-Hz.İsa'nın Allah'ın Oğlu Olmadığına Dair Veri

DÖRT İNCİLDE DE HAZRETİ İSA’NIN ALLAH’IN OĞLU OLMADIĞI’NA DAİR BİR VERİ


Dört İncil’de de, Hz.İsa’ya hitaben ‘’Ey Oğul, Ey Oğlum’’ diye bir hitap yoktur. İncillerde, Hz.İsa’nın ağzından da Ben ‘’Allah’ın Oğluyum’’ diye bir sözcük yoktur. Peki baba, oğul, ruhul kuddus üçlemesi İncil’de olmadığı halde kim ortaya attı. Bu yorum, Hazreti İsa’nın havarisi olmayan Pavlos ve benzeri rahiplerin uydurmasıdır. Bu şekilde, Kilise İncil’e ters düşmüyor mu? Dört İncil’in hangi eshahında ve ve bablarında böyle bir söz vardır? Var ise isbatlasınlar. İşte meydan!

Bu baba oğul ruhul kuddus üçlemesi ne Tevrat'da, ne Zeburda, ne İncil’de ne de Kur’an da vardır. Bu üçleme ilahi mesajlara aykırıdır. Yani bu üçleme klasik bir felsefi yorumdur. İspatlanması ne vahiy ile, ne ilim ile, nede akıl ile mümkün değildir. Bu ispatı mümkün olmayan bir teoridir. Dört semavi kitapta da yoktur. Bu görüş Hazreti İsa, Peygamber ve Havarilerin görüşü olmayıp, Kilise tarafından sonradan oluşturulmuş bir teori, bir yorumdur. Yani Kilise, Tevrat, Zebur, Kur’an’ın dışında İncil’ede ters düşmüştür. Bütün İnciller Türkçeye tercüme edilmiştir. Hiçbirinde Oğul sözcüğü yoktur.

İbranice ve Aramice lisanlarında Eb(baba) sözcüğü Rab anlamınadır. Abd (köle,kul) bu lisanlarda ve Araplar arasında oğul anlamına da kullanılır. Yani Abd’ın (kul, köle) bir anlamıda, Mevlanın (sahib’in ,efendinin) oğlu anlamınadır. Bu anlayış İbrani’ler Arami’ler ve Arap’lar arasında o kadar yaygındır ki; abd’ın kölenin- kızı ile, evlenmek bile efendisi için ayıp ve hatta haram sayılmaktadır.

Hazreti Mesih’in Allah için ‘’benimde babam sizinde babanız’’ ifadesi benimde rabbım sizinde rabbınız anlamınadır. Eğer Cenab-ı Mesih’in bu sözünü gerçek anlamda ele alırsak, o zaman Hazret’i İsa’nın üstünlüğü, yok olur. Çünkü sizinde babanız sözü ile çoğullaştırılmıştır. O zaman bütün insanlar Allah'ın oğulları ve kızları olur. İsa Mesih (a.s.) de, Allah’ın yanında diğer insanlardan biri olur. O zaman her erkek ve kadın Allah’ın (Tanrı’nın) yanında İsa derecesinde olur. Herkes Hz.İsa gibi kutsal ve yüce olur. Ve İsa’nın kutsallığının anlamı kalmaz.O da herkes gibi sıradan basit bir insan olur. Ya da tüm insanlar mukaddes ve masum-günahsız olur. Onlar için dine, imana, ibadete gerek kalmaz.

Hakikatte tüm babalarda, rububiyet sıfatının yansıması vardır. Çünkü Rabbin sözcük anlamı terbiye edici, eğitici ve sahip anlamınadır. Bu sıfatlar zaten her babada da mevcuttur. Baba da, aynen çocuklarını eğitir (terbiye eder) ve onu reşit oluncaya kadar yönetir. Çünkü Allah, uluhiyet (varlık) sıfatı hariç, bütün sıfatlarını Adem (a.s.) ve evlatlarına vermiştir. İnsan, Tanrı’nın aynasıdır.

‘’ Ve alleme, Ademel Esmae Külleha ‘’ (Bütün isimleri Ademe öğrettim) Bakara-31

‘’ Ve nefehtu fihimin ruhi’’ [Ona (Ademe) Ruhumdan üfürdüm.] Hicr- 29, Sad-72

Ve Ademe Allah, bütün melekleri yani, gök ehlinin tamamı olan yüce varlıkları secde ettirmiştir.

Öyle ise Adem –insan, Tanrıyı yansıtmaktadır. Tanrının aynasıdır. Ancak, ulûhiyet (ilahlık) sıfatını hiç kimseye vermemiştir. Çünkü Ulûhiyet Allah’ın varlığı zatıdır. Sıfatı değildir. Adem, Kâmil İnsan İLAH değildir. Ancak, İlahi vasıflar taşır.

Hu sırrındandır. Hu- O zamiri, doğrudan kadim vücudu ifade eder. Kadim vücud; sonsuz nur, kuvvet, kudret, ilim ve hikmettir ve Allah’ın Kadim varlığının sınırı – kenarı yoktur. Öyle ise kadim var olan Allah bir, tektir. Zaten iki sınırsız var düşünülemez. Vücud ,varlık Allah’a aittir. Tanrıdan öteki nesnelerin varlığı izafidir, gelip geçicidir. Tanrıdan; öteki nesneler Tanrının nurunun derece derece tekasüf edip (yoğunlaşıp) basitleşmesidir. Tanrı ezelden beri kâmil ve mükemmeldir. Hiçbir eksiği yoktur. Ama kendi taayünü (belirtileri) olan nesneler basittir, kısıtlıdır ve Tanrıya göre kusurludur, noksandır. Tanrı, bir basit yaratmıştır ki, kendi mükemmelliği bilinsin. Basit olmasaydı, mükemmel bilinemezdi.

TANRI TAM MÜKEMMELDİR VE HERŞEYDEN MÜNEZZEHTİR VE MÜSTAĞNİDİR.

‘’Ela İnnehu Bi Külli Şey’in Muhit’’(Fussilet-54) ayeti ile de, Tanrı’nın her şeyi kapladığı bildirilmektedir. O halde bütün nesneler, hakikatte Tanrı'nın içindedir. Tanrı hiç kimsenin içinde değildir. Çünkü kenarsız olan Tanrı, kenarlı olan nesnelerin içine sığmaz. Ancak Tanrı, ruhunu insana üfürmüştür ve mukaddes nefesi ve ruhu insanın içindedir. Yani insanın içinde Tanrının zatı değil, nur ve sıfatı olan kutsal ruhu vardır. İşte meleklerin secde ettiği de Adem’in bu kutsal ilahi ruhu’dur. Yoksa insanın cesedine secde edilmiş değildir. İnsanın içindeki ilahi ruha, secde edilmiştir. Yani, Allahın sıfatına secde edilmiştir.

Ruh Allahın emri olduğu için Allahın emir sıfatına secde edilmiştir. Buradaki ‘’Emr’’ gramerlerdeki eylem anlamına değildir. Emrin gerçek anlamı, hal-durum- dur. Hal, hal sahibin vasfıdır, sıfatıdır(niteliğidir). Yani, ruh Tanrının emri( hal-durum-) sıfatıdır. Tanrının durumu, Tanrı’nın niteliğidir. Tanrının sıfatına secde, hürmet, Tanrının zatına sayılır.

Sıfat zat’tan ayrılmaz. Zatsız sıfat olmaz. Sıfatsızda zat olmaz. Zat, sıfat ile bilinir. Zat- Varlık, öznedir, zamirdir. Hu (O) zamiridir. O zamirdir. Yani bir şeyin kendisi varlığı’dır. ‘Hu’ sıfat değildir. Allah’ın varlığı ezeli ve daimi, hududu- sınırı- olmayan sonsuz nur ve kuvvettir. Diğer nesneler kendi nurunun yoğunlaşmış ve kendi zatına göre basitleşmiş yaratıklarıdır. Nur ve kuvvet olan Allah’ın hududu- sınırı-kenarı olmadığı gibi oğulları ve kızları da olmaz. Hakikatte nur ve kuvvet olan Allah’ın oğlu kızı olmaz. Allah’ın oğlu- kızı yoktur. Allah Nur’dur- Allah güçtür. Nur ve güç olan Tanrı varlığında ilim ve hikmet ve sanat ve yaratıcılık vardır. Tanrının cinsiyeti yoktur. Tanrı erkek ve kadın değildir. Tanrı bir anadan doğmamıştır ve Tanrı bir ana gibi doğurmaz. Eğer Tanrıya Eb,( baba), üm( ana) denilecek olursa Tanrıya cinsiyet verilmiş olur. Allah cinsiyetten münezzehtir. Nur ve kuvvetin cinsiyeti olmaz ve Tanrının varlığı kendindendir. Yani, Tanrı bizatihi mevcuttur. Tanrı’yı yaratan yoktur, Tanrı bir yerden gelmemiştir, ezelden beri kendiliğinden mevcuttur. Allah sonsuz nurdur. Mutlak varlıktır, bütündür, çözülmez, pörsümez, tükenmez, bitmez, parçalanmaz, kendiliğinden var olan mukaddes bir varlıktır. Rabbımızdır.

Bir uyarı, bir işaret: Şu masmavi tertemiz göğün genişliğine baksınlar; bu gök sonsuz ve kenarsız nur olan Allah’ın ezeli varlığının taayyünlerinden bir taayyün, tezahürlerinden bir zuhurdur. Tanrının bir belirtisidir; güneşin şafağı gibi. Acaba bu gök hiç parçalanır mı? Bundan bir parça koparmak mümkün mü? Kimse bu göğü yarabilir mi? Göğü parçalamak mümkün değilken, göklerin ve her şeyin özü olan Allah’ın temizliğini, güzelliğini, varlığını , bölünmez, parçalanmaz, kenarsız bütünlüğünü düşünsünler.

Kilisenin Oğuldan söz etmesi saçma olduğu gibi, Yahudilerin ‘’melekler Allah’ın kızlarıdır’’ sözü de saçmadır. Eğer Allah’ın oğlu kızı olsa idi onlarda ilah olurdu.

Allah ise dört kitapta, Allah’tan başka ilah yoktur buyurmuştur.

(Ve huvellezi fis semahi ilahın ve fil erdi ilah ve huvel hekimul alim) Sure-i Zuhruf 84( Göktede ilah yerde de ilah Allah’tır.

Vema min ilahin illailahun vahid (Vahid-Bir tek ilahtan başka ilah yoktur. ) Maide- 73

Vema muhammedin illa resul( Muhammed resuldan başkası değildir.) Ali İmran -144

Mel Mesih ibnü Meryeme illa resul( Meryem oğlu Mesih Resuldan başkası değildir.) Maide -75

Kilisenin üçleme teorisi, ne dört kitapta, ilahi mesajlarda vardır, nede ilimle ve akılla bağdaşabilir.

Sonsuz nur ve kuvvet olan Allah’ın oğlu ve kızı olmaz. Bu saçma sözler, ispatlanması mümkün olmayan tamamen safsata olup Allah’a da İsa’ya da Meryem’e de iftira ve hakarettir. Allah şirkten ve her türlü noksanlıktan münezzehtir. (Övgü Allah’a mahsustur. Selam, Allah’ın seçtiği kullarının üzerinedir. Allah müşriklerden hayırlıdır, şirkten münezzehtir.)

( Ve kululhamdülillahi ve selamun ala ibadihillezi nestefa Allahu hayrun emma yüşrikun ) Neml-59

Bütün Müslüman kardeşlerime, ''Allah Bir'' diyen bütün kitap ehline sevgilerimle, Hepinizin gözlerinden öperim.

KÂZİM YARDIMCI

06.10.2005 /ADIYAMAN

www.varliktanveriler.com

info@varliktanveriler.com

Yazan: İrem kılıc Tarih: September 15, 2006 5:37 PM

Bu mevzuda Suat Bey'in soylediklerinin altina imazmi atarim hicbir serh veya mim koymaksizin.

Ben muhtevadan cok onun da degindigi Papa'nin zamanlamasi, ve dolayisi ile gayesi ile ilgili biriki dusuncem paylasmak istiyorum.

Suat Bey'in de degigi gibi Papa sokaktaki hiristiyan degil. Her soylediginin etkisin olcup bicecek kapsitede, konusmalarini hazirlayan, teolojik, siyasi arstirmala yapan ordusu var emri altinda. Bununla hicbir gaye gutmedigi, sadece bir teolojik konuda fikir beyan ettigini dusunmek hele hele bu Bati dunyasinda , bazi muslumanlarin "cihadist" olsuna Hiristiyanlarin tepkisi" seklinde algilamak siyaseti bilenlerin hakki degildir. Ne tesaduf papa Islam hakkindaki 14. yuzyilda soylenen bir sozu tamda Bush'un "Islamic Fasistler" ve Blair, Sarkozy dahil pek cok Batili liderin, oryantalist dusunurun paralel mesajlari ile es zamanli olarak soyledi.

Acaba bu Papa'nin Turkiye'nin AB'ya girmesine karsi cikmasini aciklamasini da "bu Islami radikllizme tepki" olarak aciklamak mumkunmudur?

Sirf teolojik konulari konusan bir Hiristiyan lider ERKEKSE YAHUDILERIN TASVIP ETMEYECEGI BIRSEY SOYLESIN! FACE IT FRIENDS: HE IS A POLITICIAN! "politika"nin ne oldugu da belli! Mevcut Islam dunyasinin fethi projesi (pardon terorle global savasmiydi, yoksa yeni dunya duzenimi adini siz koyun) icin kendine duseni yapan bir pokltikaci.

Merak ediyorum acaba Musfa Bey , Suat Bey'in yazisini okdugunda sadece "once kendilerine baksinlar; en iy defans ofans" ten baska hicbir makul arguman goremiyormu?

Ben biraz daha ileri gidip Mustafa Bey'in bu yazisinin bir cesit defansif strateji oldugu spekulayonunu yapacagim. Soyleki, "Iyi Hiistiyanlar" olan Katolikler'in liderinin bu sozleri bu zamanda sarf etmesi oncelikle diyalogcu dostlarimiza darbedir. Hatta ihanettir demek lazim. Benim gibi "asirilarin" ya da Mahcupyan'in deyimi ile "yerli Huntingtoncular'in" ise elini guclendiren bir agumandir. Mustafa Bey'in defansif pozisyon almasi anlasilir. Sectigi politik pozisyonu sabit, ve korunmasi gereken mevzi olarak gorenler, tabiati ile o pozisyonun korunmasi bir numarali onceliktir. Mustafa Bey gibi bircok ilimli, diyalogcu, medeniyetler bulumacisi -"anti-Huntingtoncu"- diyelim isterseniz, dostlarimiz yaralarini yaliyorlar, ve hasar kontrolu yapiyorlar.

Bunu bir derece anlayabilirim. Insanlik zaafidir, bu olgu. Islamci, sagci, solcu, feslefi poitik spektrumun herhangibir yerindeki kimse de bu "mevzi koruma" psikolojisi icerisinde bulur kendisini farkinda dahi olmadan. Benim diyalogculuga bakisimin Hayreddin Karaman hHoca'ninki ile ayni oldugunu soylemistim daha once. "kar zarar muhaklemesi yapilmali, bunun bir arac oldugu" unutulmamali. Korunmasi gereken mevzikler temel inanislar ahlaki degerlerdir.

Ben dilerimki Musafa Bey Batili insani anlamaya gosterdigi gayretin yarisini biz "diger muslumanlari" anlamaya gostersin. Defalarca sunu soyledik durduk: Bati'nin bugun "terorle savas" adii altinda yaptiklari 11 Eylul'den cok once yazilmis olan "Amerikan Yuzyili projesi" nde yaziyor diye. En azindan buna bir cevap vermek gerekmezmi? Bu kadar mantiktan yoksun bir argumanmi bu?

Mustafa Bey "Bati'li hiristiyani"in psikoanalizini yapip "fobilerinin" nedenlerini arstirdigi kadar "dogulu muslumanin korkulari" uzerinde durmasini beklemeye hakkimiz yokmu? Neden Bati'li insanla, insanlin firtratinin bir parcasi olarak Islam dunyasi hakkinda irrasyonel korkulara kapilmaya haklari var da Filistinli Lubnanli veya Turkiye'li muslumandan "en rasyonel tavir" isteniyor? Sosyalbilimci nin bunu beklemeye hakki varmi?

Filistin'de iki tane cinnet halindeki cocugun iki gazeteciyi kacirip birakirken de aptalca "musluman yapmasi" ni Bati'li Hiristiyan'in fobisi icin sebep olarak sunarken dunyanin her tarafinda katledilen, asagilanan, hor gorulen, kutsallarina hakaret edilen milyonlardan Hz, Muhammed veya Mevlana davranisi beklemek, arzu edilebilir ama rasyonmel arguman olarak sunulamaz. Judeo-Hiristiyanlar'inki ise sadece "BIZIM YAPTIKLARIMIZA TEPKI" diyebilirmiyiz?

Gelin birbirimizin soylediklerini dinlemeye calisalim. Biraz "nedensellik" tahlili yapalim. ETKI NEDIR TEPKI NEDIR sorusu ile baslasak?

Ve lutfen bizlerin de belki makul argumanlarimiz olabilecegini sadece birilerine din koenli kinle hareket etmedigimizi musluman'in kardesi hakkindaki husn-u zani olarak kabul etsek ve gercekten konusmaya baslasak? Bu da malesef non-starter eger bir diyalog gayesi var ise.

Son olarak bu "Iyi Hiristiyan" ifadem uzerine bir not ekleyeyim. Muteveffa Papa Jean Paul, II'nin gercekten "ahlakli insan" oldugunu dusunurum hep; ve ahlaki kaburgasini 25 yili boyunca gozleyebildim. Bu adam benim icin kotu haber. Subjektif bir yargimi soyleyeyim. Adamin yuzunde sahte, seytani bir gulumseme goruyorum; tecrubelerimden edindigim sezgi diyelim. Secilmesinde de epeyce politika varmis okudugum kadari ile; kendisi secici kurulun basi imis saniyorum. (aklima gelmisken biliyormuydunuz ABD Baskan yardimcisi Dick Cheney'in ogul Bush'un ilk secim kampanmyasinin basinda baskan yardimcisi adayi bulmakla gorevlendrildigini?)

Birde "kotu hiristiyanlarin" (protestan ve ozellikle Evanjelik kanadi) ve Yahudilerin Islam hakkinda soylediklerini duysaniz. Bu papa onlarin yaninda gercekten Benedict XVI dir. Buraya tekrar etmeye parmagim varsa sansurlenir.

Ozetin ozeti:

Mustafa Bey'in teshisine katilmiyorum. TEPKi onlarinki degil bizimkidir. Onlarinki stratejidir. "Biz tepkisel olmayalim; akilli davranalim" demek tplum psikolojisi
olarak tutarli bir beklenti degildir.
Kontrol gucu, olaylarin gidisini degistrme gucu bizde degildir. Onlar icin bu cok kolaydir. Sadece Bush kucucuk bir DECENCY isareti verse gorursunuz ISLAm dunyasinda bununla ne kadar mesafe katettigini. Bu tarihi kayitlarla sabittir. Eisenhover Islam dunyasinda en sevilen politik liderlerdendir Israil'e kurulusundan beri "hayir" diyebilmis tek Amerikan Baskani olarak (Suveys kanali). Carter keza. Nerde anti-amerikanizm, hiristiyan dusmanligi? Sadece su Filistin, Lubnan daki son katliamlarin olmasi ZORUNLULUKmu idi Bati icin; TEKIMI IDI?? Bunu yapmamakmi daha kolaydir, yoksa buna tepkiyi kontrol etmekmi? Muhendisler bunu iyi bilirler. Sosyal bilimciler de anlasalar!

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 15, 2006 6:01 PM

NAHL SÛRESİ
(110) Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
HAC SÛRESİ
(39) Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah'ın onlara yardım etmeğe gücü yeter. Tevbe suresi 111. Şüphesiz Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah bunu Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da kesin olarak va'detmiştir. Kimdir sözünü Allah'tan daha iyi yerine getiren? O halde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.
TEVBE SÛRESİ
(81) Allah'ın Resûlüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve "Bu sıcakta sefere çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennemin ateşi daha sıcaktır." Keşke anlasalardı.
TEVBE SURESİ 111. Şüphesiz Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah bunu Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da kesin olarak va'detmiştir. Kimdir sözünü Allah'tan daha iyi yerine getiren? O halde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.
Kuran surelerinin hep çağa uygunluğundan bahsedilir ve bazı surelerinde açıklaması yapılırken(kölelik gibi)indiği zamana uygun olduğundan..
şimdiki zamanın savaşının sadece iletişim ve bilgi ile yapılacağına pekçok kişi hemfikir.O halde yukarıdaki sureleri şu şekilde yorumlamak mümkün;bir insan nerdeyse 20 saatini inandığı kitabı açıklamak için harcıyorsa canından,bu uğraşıda edineceği bir maddi kazancı da yoksa malından fedakarlık etmiş olmuyor mu?Adam sende bırak bu ahiret işlerini,dünyada keyfine bak bu ekonomik düzende ve materyalist cenneti yaşa demiyorsa..!?

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: September 15, 2006 7:51 PM

Kotami asmadi isem kucuk bir bilgi ilavesi:
Biraz once BBc ve CNN'de de ayni konu tartsiliyordu. CNN'de verilen bilgi: Papa XVI. Benedict'in papa olur olmaz ilk icraatlarindan biri, dinlerarasi diyalog dariesini (musluman-Hiristiyan diyalogu fonksiyon goren- onlarin notu) kapattirip, dairenin basini Kahire'ye elci atamasi imis.

Musadenizle selefi Jean Paul II. hakkinda butun Islam dunyasinin olumlu bakisi oldugunu da hatirlatalim, M. Ali Agca haric (ki o da zaten mesihmis), Humeyni, Hatemi dahil.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 15, 2006 10:12 PM

Ben Papa nın bu tip çıkışlarının altında, Avrupa da hızla çoğalan müslüman nüfusunun oluşturduğu, paranoyanın da etkili olduğunu düşünüyorum..

Yakın zamanda İtalyan kadınlara yönelik yapılan "Müslüman erkeklerle evlenip din değiştirmeyin" uyarısı da, İtalya da hızla artan müslüman nüfusun getirdiği endişenin sonucu olsa gerek..

Nitekim, geçen yaz tatilinde tanıştığım İngiltere de yaşayan oldukça genç bir müslüman hanım, 4 çocuk sahibi olduğunu ve varis ameliyatından sonra doktorunun tavsiyesi üzerine beşinciden vazgeçtiğini, iyileşir iyileşmez beşinci bebeği doğuracağını söylediğinde ağzım açık kalmıştı :)
Açıkça şöyle diyordu:
"İngiltere de müslüman nüfusun artması gerek"..
Bir ingiliz hanımın böyle düşünmeyeceğine eminim:)
Yaşlanan ve homurdanan Avrupa, çocuk yapmak yerine, köpek beslemeyi tercih ediyor malum..

Hasılı, İSTANBUL demek yerine KONSTANTINAPOL demeyi tercih eden ve Bizans kralının dilinden konuşmaya başlayan Hz.PAPA, belki de rüyasında Vatikan da mevlit okunurken görüyordur ve uyku sersemi iken bu tip konuşmalar yapıyordur:)..
[Müzmin bey in kulakları çınlasın]

SAYGILARIMLA

dipnot:

Biraz tarayınca karşıma çıkan rakamlar şu şekilde:
Alıntı site
Bazı kaynaklar Avrupa müslümanlarının sayısını 52 milyon olarak verirken, kanaatimizce Türkiye'nin Avrupa kıtasında kalan (Trakya) bölgesindeki nüfusu da dikkate almaktadır. (1)
Biz, diğer bir kaynağın tesbit ettiği Türkiye'siz rakamları baz olarak almayı -şimdilik- uygun bulduk.

Bugünkü durum itibariyle, Avrupa kıtasında 30,2 milyon müslüman yaşamaktadır. Bu toplam sayının kıta üzerindeki dağılımı aşağıdaki gibidir: (2)


-Doğu Avrupa : Yaklaşık, 11 milyon.

-Güneydoğu Avrupa : Yaklaşık, 11 milyon.

-Batı Avrupa : Yaklaşık, 7,9 milyon.

-Güney Avrupa : Yaklaşık, 0,25 milyon.

-Kuzey Avrupa : Yaklaşık, 0,05 milyon.


Eski Sovyetler Birliği'ne dahil olan bugünkü 'Doğu Avrupa Ülkeleri'ni yukarıdaki toplam sayıdan çıkardığımızda, 15-20 milyon civarında müslümanın kıtada yaşadığı tahmin ediliyor. (3)

(1) : Ulrich Schüler, Islam im Vormarsch
(2) : wwwhelmut-zenz.de

Yazan: Ece Tarih: September 16, 2006 12:37 AM

Huntingtoncu müslümanlarin dikkatine

Papanin bu tehlikeli sözünü bugün öglen yemeginde katolik bir arkadasin agzindan ögrendim.

Arkadasim "Bu papanin Iranli ayetullahlardan bir farki yok ama müslüman çogunluk terörü açikça dislamadigi sürece Islâm'in imaji batida böyle kalacak" dedi sonra.

Bir düsüncenin yayilmasi zor, sloganlar ise orman yangini gibi ilerliyor..

Fanatik hristiyanlar dünyayi "biz ve onlar" diye iki renk gösteren bir gözlük takmislar.

Huntingtoncu müslümanlar da ayni gözlügü kullaniyor sanki. Israil'in Lübnan'a yaptigi saldirilar sirasinda bir çok yorumcu "önce onlar basladi" dediler, sivillere saldiran Hizbullah ve EL KAIDE gibi örgütleri övdüler. Oysa 1983'te Hizbullah'in kurulusuna büyük katkisi olan Tyr sehri müftüsü bile önce ROOZ (gün) adli gazetede sonra da LBC adli lübnan TV kanalinda "bütün yumurtalari ayni sepete koymakla hata ettik, silahli mücadele bizi ancak çikmaza götürüyor, 1000 lübnanlinin öldügü bu olaya zafer degil dense dense ancak FELAKET denir" diye konustu.

Umarim Huntingtoncu müslümanlar yaniliyordur çünkü dünyamiz 1ci Dünya savasi öncesine benziyor gitgide. Papa da dahil bir çok insan da yangina benzinle gidiyor.

Fatih Demir blogunda (http://siyahi.wordpress.com) Racist Laundry adli bir yazi yayinlamis.


Bu sabah televizyon izlerken yeni bir tabirin ortaya cikmasi icin yapilan tv arastirma sonuclarini gordum : FWA(M) (Flying while Arab(Muslim)) , Arap veya Muslumanken ucmaya kalkmak…

Arastirmada havaalanlarinda Musluman ve Araplara karsi bir profiling sistemi uygulanmasi konusunda ne dusunuyorsunuz sorusuna katilanlarin %66 evet yapilmali demis…

Yani polis sizin goruntunuzden yada bileti alirken ogrendigi adinizdan dolayi hicbir gerekce gostermeden alip, arayip, sorgulama hakki olmasini normal karsiliyor beyaz Amerikalilar.

Burasi garip bir ulke olmaya basliyor…

Mustafa Akyol gibi müslümanlarin söylemleri fanatik ve savas yanlisi Huntingtoncu müslümanlari (ve hristiyanlari) bastirmazsa Israil ordusunun öldürdügü 30 bin insanin küsurat sayilacagi bir noktada bulacagiz kendimizi.

Iste bunun için Sn AKYOL'un fikirlerinin kazanmasi gerek.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: September 16, 2006 2:12 AM

Bu adamı bu kadar ciddiye almayın suratına bakın, bir cemaline dikkat edin.Biri(mesela Aytunç Altındal) bu adamın(Papa demeye dilim varmıyor Hristiyan inananlar kusura bakmasın) gençliği araştırırsa ve SS sempatizanı olduğunu çıkarsa hiç şaşırmam.Bu cihetle İtalya ve İspanya hariç Katolik Hristiyanın en az olduğu kıtada bu adam pervasızca konuşarak içlerindeki Haçlı ezikliği kusuyor sonrada bizimkiler medeniyetler diyaloğu falan diyor esas kızılması gerekenler onlar.Bu adam olduğu gibi görünüyor hiç değilse...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: September 16, 2006 2:15 AM

İslam kılıç dini mi? Bu sıkça söylenir. Papa'da bunu ifade etmiş satıraralarında. Bunu söylemek için insanda insaf ve vicdana dair bir şey olmaması lazım. Hz.Peygamber (sav) 23 yıllık peygamberlik devrinin yarısından fazlasını Mekke'de binbir sıkıntılar içinde tebliğ ile geçirmiştir. Yaklaşık 10 yıllık Medine devrinde ise bir çoğu savunma amaçlı olan çeşitli gazveler yapmış ve Faraklit arkadaşımın da söylediği gibi toplam 50 gün süren bu savaşlarda da -konunun otoritesi ünlü siyer alimi Prof. Muhammed Hamidullah'ın tespitleriyle- her iki tarafın toplam kaybı 170 kişiyi geçmemiştir.(Bu sayıya kendi tuttukları hakemin kararıyla infaz edilen Beni Kurayza'lılar dahil değil.)

Ve bu küçük bilançoyla Peygamberimiz, ardında yaklaşık iki milyon kilometrekarelik devasa bir alana yayılmış, veda hutbesinde ikiyüzbin kişilik bir topluluğa hitap edecek kadar genişlemiş bir mü'minler topluluğu bırakmıştır. Nasıl bir kılıçmış bu da önceleri iki kabile arası savaşta ölen kişi sayısı kadar zaiyat (170 kişi. bunların yarısı da müslüman) ile bir kıt'ayı ve yüzbinleri bu kadar kısa sürede İslamlaştırmış?

T.W.Arnold "İslam'ın en büyük insan kazanımlarını, siyasal gücünün en zayıf olduğu zaman ve mekanlarda gerçekleştirmiş olduğuna inananlardanım." der. Ve ekler: "İslam İspanya'daki varlığının en son gününe kadar mühtedi kazanmayı sürdürmüştür."

Bunlar ne demektir?

İslam medeniyetini çekirge sürüleri gibi yağmalayan moğol sürülerini, 100 yıl içinde müslüman yapan ve ardından bu göçebe ve yağmacı kavimden TacMahal'i yapacak bir medeniyet çıkartan İslam mı kılıç dini? Bütün bunlar şunu gösterir: İslam cazibesini ondan, şundan, bundan, saltanattan, kılıçtan, güçten değil özünden almaktadır. Dünya'da İslam'a dair onca olumsuz yayına ve yazılıp çizilenlere rağmen, İslam'ın hala dünyanın en hızlı yayınlan dini olması ne ile açıklanır? Elbette "Hakikat cazibesini özünden alır." ilkesiyle.

Zaman zaman bazı sapmalar meydana gelse de genel olarak İslam tarihinde hiçbir zaman sistematik bir soykırım ya da sistematik bir din değiştirme baskısı olmamıştır. Bu konuda İslam medeniyetinin alnı hiçbir medeniyetin -hele hele Batı/Hristiyan medeniyetinin- olmadığı kadar paktır.

Mesela Marksist Auguste Bebel, "Hz. Muhammet ve İslam Kültürü" adlı kitabında şunları yazar:

".....başka dinden kimselere Doğu’da o zamana kadar eşi örneği görülmemiş bir yumuşaklık ve hoşgörüyle davranılması ve bu kimselerin nispeten kolay yollardan özgürlük ve bağımsızlıklarını elde edebilme olanağı bulmaları, İslâmiyet’in hızla yayılmasının başlıca nedenleridir. Bugün Avrupa’da hâlâ yaygın olan ve İslâmiyet’in, inanmayanlara (başka dinden olanlara) karşı fanatik bir tahammülsüzlükle yaklaştığı sanısına karşı, bunun tam tersinin doğru olduğunu göstermek gerekmektedir. Hıristiyanlar, Museviler ve öteki dinlerden olanlar, Müslümanlık dininin doğduğu ilk günden itibaren, aynı dönemdeki Hıristiyan Avrupa’da akılların ucundan bile geçmeyecek bir rahatlık ve güven içinde yaşamışlardır."

"Museviler ve Hıristiyanlar, gerek İslâmiyet’in en parlak, gerekse daha sonraki dönemlerindeki, hatta günümüze kadar uzanagelen örneklerden görebileceğimiz gibi, İslâm devlet örgütü içinde en yüksek mevkilere kadar gelebilmişlerdir. Yahudiler, bugün bile Hıristiyan Avrupa’da hâlâ kendilerine yasaklanmış onurlu mevkilere ve haklara, İslâm devlet bünyesi içinde her zaman sahip olabilmişlerdir. Hıristiyanlar ve Yahudiler, sarayda çok yüksek düzeydeki görevden sorumluluklar yüklenmişler, çoğu kez halifelerin danışmanlığını yapmışlar, özellikle Doğu’da çok saygın bir yeri olan doktorluk uğraşında sivrildikleri gibi, sık sık halifelerin başhekimliğine getirilmişlerdir. Bütün bunlardan başka, Hıristiyan kilise ve manastırlarının yanı sıra Yahudi sinagoglarının, Hz. Muhammed döneminden önce ve sonra İslâm İmparatorluğu’nun bütün topraklarında çok yaygın olmalarına karşılık, söz konusu dinlerin mensupları, kiliselerinin sınırları içinde tam bir din özgürlüğüne sahip oldukları gibi, gerek çok büyük varlık ve mülklerinin denetim ve yönetiminde, gerekse din işlerinde kusursuz bir özerkliğe sahip olmuşlardır. Ayrıca Hıristiyan ve Yahudi bilim adamları İslâm bilim adamları ile dostane ilişkiler kurmuşlardır; gerek dinî, gerekse hukuksal, tıbbî ve doğalbilimsel konular büyük bir özgürlük içinde ve çok içtenlikli, her türlü resmiyetten uzak bir açıklıkla tartışılabilmiştir; böyle bir ilişki, birçok Hıristiyan devletinde hâlâ olanaksızdır."

"İşte bütün bunların sonucunda, çok erken dönemlerden başlayarak, Hıristiyan Avrupa’nın, derin ve karanlık bir barbarlığın çukurunda debelendiği ve kilise dogmalarına kuşkuyla bakmaya cesaret edebilen ve bu kuşku sonucunda dogmalarını sarsabilecek incelemeler yapmaya kalkışanların amansızca izlendiği dönemlerde, İslâm İmparatorluğu, düşünce özgürlüğünün ve kültürün en üst düzeylerine ulaşabilmiş olmanın mutluluğunu yaşamış ve Doğu, koyu, tutucu bir inanç karanlığına gömülmüş Avrupa’ya bilginin ışığını taşımıştır... Yukarıda betimleyegeldiğimiz ve kimilerine inanılmaz gelen bu hoşgörü aslında çok doğaldı. Hıristiyanlar, Yahudiler ve öteki dinlere bağlı insanlar, İslâmiyet’in öncelikle yayıldığı ülkelerde yüzyıllar boyunca barışçı bir ilişki içinde yaşamışlardı."

Bu mu kılıç dini İslam? El-İnsaf.

Bunun gibi birçok insaflı kalemden çeşitli örnekler verilebilir. Hal böyle iken İslam'a yapılan bu iftira ayıp değil mi?

Aslında asırlar boyunca Hristiyanların Peygamberimize bakışı korkunç derecede cehalet ve taassubun eşlik ettiği bir önyargı ile olmuştur. İslam ile ilgili Hristiyan teologlarının bilgileri 18.yy' dan önce yok denecek kadar azdır. Daha Hz.Peygamber'in doğduğu asrı bile bilemeyen bazı tarihçiler akıl almaz iftiralarla dolu tamamen hayal mahsülü süslemelerle O(sav)'nu Hristiyan dünyasına , "beklenen Deccal" ve bir "Hristiyan sapkın" olarak tanıtmıştır. Bu o kadar abartılı bir şekilde yapılmıştır ki mesela İslam'da domuz etinin ve içkinin yasak olmasının sebebi olarak Hz.Peygamber'in domuz eti yerken ve içki içerken çatlayarak öldüğü , o yüzden İslam'da domuz ve içkinin yasaklandığı gibi trajikomik iftiralar en ciddi din ve tarih kitaplarına alınmıştır. Ne zaman ki Batı kendi dışındaki kültürler ile birebir temasa geçmiş o zaman ancak kısmen de olsa objektif araştırmalar yapmış ve nisbeten eski bağnaz taassubundan kurtulmuştur.

Son 150 yılda Batı'da da az da olsa insaflı oryantalist yetişmiştir. Papa'nın onlardan mesela Anna Maria Schimmel, V.Watt ya da Max Dumant'tan değil de 14.yy dan bir Bizanslı'dan örnek vermesi de aslında bağnazlığının önemli bir göstergesi.

İslam, cihad ve hoşgörü konusu böyle.

Pekii Hristiyan tarihinde ne görüyoruz? Biraz da ona bakalım.

Coğrafî keşiflerle başlayan ve insanlık tarihinin en barbar, en vahşi, en alçak saldırılarını yapan Avrupalılar tüm bu soykırımlarında kilisenin sonuna kadar desteğini almışlar Amerika'da koca bir kıtayı soykırıma uğratmışlar, Afrikayı köleleştirmişlertir. Endülüs'te bir tek müslüman bırakmayıncaya kadar katliam emirlerini verenlerde Katolik din adamlarıdır. Protestanlarla aralarında yaptıkları savaşlarda birbirlerine saldırrak vahşice katliamlar yapanlar da yine onlardır. Afrika ve Avustralya yerlilerinin başlılarına gelenlerin tamamında katolik din adamlarının dahli vardır.

Günümüze gelelim. Yaklaşık üçyüzelli yıldır Batılı sömürgecilerin hertürlü katliam, soykırım ve sömürüsünü dün olduğu gibi bugün de Hristiyan din adamları ya doğrudan ya da zımnen desteklemektedir.

Papa belli ki halen Bizans özlemi içinde. Ama ne hikmetse 14.yy da Haçlı seferi için geçerken Bizans'ı yağmalayanın, Ayasofya'nın içinde Ortodoks Hristiyanlara tecavüz edenlerin ve neticeten, Bizans elitlerine "Konstantin de Latin külahı görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederim" dedirtenlerin Katolikler oldunu unutuyor.

Papa, T.Carly'nin "Eline bir kılıç geçirdiğinde Hıristiyan dini de onu kullanmaktan çekinmemiştir. Şarlman’ın, Saksonları Hıristiyan yapışı vaiz yoluyla olmamıştır." dediğini unutuyor.

Yine Papa, W.Howitt'e "Adına Hristiyan sömürgeci denen soyun, boyunduruğu altına aldığı halklara karşı gösterdiği vahşet ve zulmün bir benzerine, hiçbir çağda ve ne kadar yabani, merhametsiz ve kaba olursa olsun, başka hiçbir soyda rastlanmaz" dedirtenlerin Hristiyanlar ve de özellikle de lideri olduğu Katoliklerin olduğunu unutuyor.

Benim asıl garibime giden nokta ise "İslam ve Cihad"dan ziyade Papa'nın İslam ile Hristiyanlığı akla uygunluk açısından kıyaslayarak "Hristiyanlık akla önem verir, İslam ise Tanrı akıl ilişkisini yok sayar" demesi.

Şimdi Hristiyan inancına hakaret ediyor gibi bir intiba vermek istemem böyle bir hakaret yapmam da ama bu konuda konuşacak en son kişilerin Hristiyanlar olduğunu da belirtmek isterim. Biraz teoloji bilgisi olan, mantık nimetinden nasiplenmiş bir kişinin İslam ve Hristiyan teolojilerinin farklarını ve akıl karşısındaki konumlarını rahatlıkla tasvir edebilir. İslam'ın teolojisine inanmayanlar bile hayranken, İslam'ın saf, berrak ve beşer fantazilerine indirgenmemiş bir Allah tasavvuru varken, bu şekilde bir suçlamayı, hele hele Tanrının üç olduğuna ve aynı (bir=üç ?) Tanrı'nın bir de oğlu olduğuna inanan bir katoliğin yapması salt komedidir. Hristiyan teolojisinden ve tarihinden haberdar olmasak, kilisenin ortaçağda akla karşı giriştiği amansız savaşı bilmesek, ve aydınlanmanın kilisenin insan aklına vurduğu zincire bir tepki olduğunu ve bu tepkinin -yine hristiyanlık yüzünden- şirazesinden çıkmış bir materyalizme ve kutsala karşı savaşa dönüştüğünü bizzat yaşamasak belki bu sözleri ciddiye alabilirdik. Ama geçmişte yaşananlar ortadayken Papa'nın bu sözleri, tribünlerini tatmin etme çabasından öte bir anlam ifade etmiyor.

Son olarak Hindistan'da yapılan büyük bir dini münazaradan ve akabinde yayınlanan bir kitaptan bahsedeyim. Hindistan'da Rahmetullah el Hindi adlı İslam alimi ile Pfander adlı bir Hristiyan arasında o zaman (yıl 1854) büyük yankı uyandıran bir münazara gerçekleşir. Başlangıçta El-Hindi Pfanderle münazara yapmak için ona dokuz mektup gönderir.

Münazara beş konuda kararlaştırılır. Bunlar: 1-Tevrat ile İncilin bozulduğu(tahrif). 2-Tevrat ile İncilin hükümsüzlüğü (nesih). 3-Üç Tanrı inancı (Trinite) 4-Kur’an’ın Allah sözü olduğu. 5-Hz.Muhammedin Peygamberliğini ispat.

French, Pfandere; Vezirhan da el-Hindiye yardımcıdır. Sözü edilen münazara Ekberabad’ta (Agra), Abdulmesih mahallesinde başlayacaktır. Bu münazaraya Müslüman ve Hindu liderleriyle İngiliz hakimleri ve değişik kesimden yetkililer ve çeşitli dinlerin bilginleri de katılılır. Esseyyid Abdullah el-Ekberabadi ile Veziruddin b.Şerefuddin, hazır bulundukları münazara oturumlarını zabıtlara geçirirler.

Hatta gerçekleştirilen bu münazaraya el-Münazarat’ül Kübrâ/büyük münazara denilir. Pfander ile French bu ilk oturumlarında tahrif ve nesih olaylarını kabullenmek zorunda kaldılar. Böylece diğer konulardaki münazaraya katılmaktan çekinerek münazaradan çekilirler.

Neticeten münazara el-Hindi’nin zaferiyle sonuçlanır. Daha sonra el-Hindi bu münazaradan hareketle bir kitap yazar Münazara konularını detayları ile işleyen bu kitap türkçeye de geçtiğimiz 2005 yılında (tekrar) çevrildi. İslam ve Hristiyanlığı temel inanç ve akide esasları üzerinden karşılaştırmalı mukayesesi olan bu kitap halen Hristiyanların korkulu rüyasıdır. Öyleki kitap ilk yayınlandığında The Times gazetesi: ”Bu kitap Müslümanlarda bulundukça onlar Hıristiyanlaşmayacaklardır.” şeklinde endişelerini dile getirdi. Konu ile tüm yönleri ile ilgilenenlerin kütüphanelerinde mutlaka yeralması greken bir kitap. (Daha detaylı bilgi bu tanıtımdan edinilebilir.)

Sonuç olarak Papa'nın İslam için söylediği olumsuz sözlerin hiçbirisi ciddiye alınacak şeyler değildir. Papa bu sözleri bilerek ve bir zamanlama gözeterek söylemiştir. Medeniyetlerarası çatışmayı ve uçurumu arttırmak amacıyla yapılmış bir açıklamadan başka birşey değildir. Bu açıklamadan "müslümanlar cihat konusunda bir özeleştiri yapmalı" anlamını çıkartmak sinekten yağ çıkartmaktan daha zordur.

Özleştiri yapalım. İslam'ı yanlış yorumlayanların yorumlarındaki mantık hatalarını gösterelim. Ama kendimiz, kendimiz istediğimiz ve ihtiyacımız olduğu için yapalım. Bunu kendi dinamiklrimiz ile yine İslam için yapalım. Papa cenapları böyle buyurdu diye ve adeta Papa'yı haklı çıkarır tarzda değil.

Saygılarımla..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 16, 2006 3:00 AM

Bugün sabah gazetesinde Erdal ŞAfak'ın yazısını okuyunca, Papa'nın konuşmasına aldığı kaynaklar hakkında bir alıntı vermek istiyorum.

Varlıktan Veriler 78-2 VAHDETÜL VÜCUD- VAHDETÜL ŞUHUD- VAHDETÜL MEVCUD-PANTEİZM-KELAMCILIK VE MASONLUK
.........İbni Rüşt(Averroes), Gazaliyi redde kalkışmış ama sonrada tanassur etmiştir.İbni Rüşt aşırı bir akılcı ve Aristocudur. Ona göre, mutlak gerçek akılla bilinir(Felsefeciler hala bilecekler!) İbni Rüşd’e göre, peygamberlerde akılcıdır. Melek, Cebrail diye bir şey yoktur. Yani İbni Rüşte göre Peygamberler kutsal kitapları teorik bir akılla yazmışlardır. Cebrail, vahiy diye bir şey yoktur. İşte böyle biri olan İbni Rüşt vahye, nakle dayanan Gazaliyi de bu suretle bütün vahiyci nakilci tasavvufçuları da yani maneviyatçıları da inkar etmektedir.

BU NASIL BİR MÜSLÜMANLIKTIR. İbni Rüşd, İspanya’nın hristiyan tarafına geçerek, İspanya kralının önünde diz çöküp İslam’dan çıkmıştır. İbni Rüşd, mutlak akılcı(Aristo Mantıkçısı) olduğu için bizim Ortadoğu ve Orta Asya kökenli İslam felsefecilerimize de benzemez. İbni Rüşd, kökten felsefeci olup, Vahyi delil kabul etmez. Ortadoğulu ve Asyalı Feylezoflar (Kindi, Farabi, İbni Sina, Maktul Sehreverdi, Meşşai ve İşraki Feylezoflarımız, aşırı felsefeci ve Aristo Mantıkçıları değildir. İbni Rüşd, Avrupa kökenli olduğundan, batının ve hristiyanlığın etkisinden vareste değildir. İbni Rüşd’ün metafiziği tamamen Aristo’nun metafiziğidir. İslam’ın metafiziğini reddetmiştir. Ortadoğu’nun ve Asya’nın İslam Felsefecileri yereldir, Ortadoğu, Asya ve İslamının etkisindedirler. Onlar, bizim değerlerimizdendirler. İbni Rüşd, yerel felsefecimiz sayılmaz. Ona İslam Feylezofu demek doğru değildir. O Avrupai bir mutlak felsefecidir. Onun için Batı, O’na sahip çıkmış ve onu İslam saymamıştır. İbni Rüşd olarak değil ‘’Averroes’’ olarak bağırlarına basmışlardır. Ona sahip çıkmışlar, Ortadoğulu ve Asya Felsefecileri, Farabi, İbni Sina, Kindi ve diğerlerine sahip çıkmamışlardır. Onlarda İslami kimlik gözlemlemiş olduklarından gerek.....Kazım Yardımcı www.varliktanveriler.com/turkish/

Yazan: İrem kılıc Tarih: September 16, 2006 9:25 AM

Avrupa yada Amerikada(ve hatta ülkemizde ve müslüman doğu ülkelerinde)aile mirası olarak müslümanlığı vekaleten devam ettirenlerin sayılarından ziyade bildikleri müslümanlığı yaşayışları ve anlatışları önemli.Müslümanlığın öğreti kitabı Kuranı bilmeden hadislerini eleştiren ve kelime anlamlarına harflar bütünü gibi bakıp,hayata sözlük yaşamak için aktaran iki ayrı kesimin doğmasına neden olmuyor mu?Her iki bakış da bir özelliği atlıyor.KURAN İNSANLARI BİRLEŞTİRİCİ.Müslümanım diyen ama tamamıyle dışında davrananlar ki Papaya bunları söyletenler de onlar değil mi?Yine bu kesimden bazıları kendi dinini eleştirip "çağın müslümanı"olmaya çalışmıyor mu?Din olarak kabul görmüyorsan karşılıklı "din"üzerine nasıl fikir yürütebilirisin?Sapkın bir tarikat yada örgüt olarak sana bakılıyorsa bu konunun neresinden tutabilirsin?Silahlı mücadele din adına yap sonra,dinlerarası ılımlı yaklaşım için masa başına gel de.Bu size neyi çağrıştırıyor!Neyi kime anlatma derdindeyiz.Birilerinde olan hakkımız var da almaya mı çalışıyoruz?Amaç,Müslümanlaştırmak mı?Müslümanlık hakkıyla yaşanır ve anlatılırsa zaten özenilen bir din olmaz mı?Müslüman olup da dünyada söz sahbi bir ülke var mı?Yok.Neden?Hala ayıklayalım,çağa uyduralım diye dinimize eskimiş kompleksiyle bakıyoruz.Nasıl bakarsan öyle görürsün.Türkiye bir müslüman çoğünluğa sahip laik bir ülke.Tüm müslüman aleminin sözcüsü değil.Batı ya benim gibi ol,doğu onlardansan benden değilsin -diyorum ama seninle de oraya uzanan bağlarım olur- diyen ikilem içinde.Türkiye ise şu bir zamanlar "Alamancı"dediğimiz ikinci nesil modunda,kararsız.Kararlı olması gereken tek nokta"laik bir devlet"anlayışına sahip olmasıdır.

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: September 16, 2006 11:53 AM

İslam'ın mesajının yayılmasının kılıçtan öte, özündeki doğrulukla olduğunu Suat bey çok güzel ifade etmiş. Papa'nın bu sözlerini, mevcut durumdan (islamofaşizm tartışmalarından) istifade ederek cemaatini korumaya çalışan bir din önderi olarak değerlendirmek lazım. 21.yy'da akılla dini buluşturabilen tek din olarak İslamiyet kalmıştır. Amerika'da ve Avrupa'da İslam'a bir yöneliş olduğu görülmektedir. Papanın bütün derdi bu gidişe bir son vermektir. Ne yazık ki müslümanlar papaya karşı "hayır İslam kılıçla yayılmamıştır" mesajını tam da kendi içinde çelişkiye düşen bir üslupla yanıtlıyorlar. Sabah haberlerde Gazze'de bir kiliseye bomba atıldığını duydum. Dün de protestoları izliyordum. Papanın kuklasını yakıyorlardı. Bu kukla yakmak hiç anlamadığım bir şey. Galiba Afrika kökenli bir uygulama. Kara büyü gibi bir şey. Kuklayı yakmakla ne mesaj veriyorlar anlamak zor. "Çok konuşma seni böyle yakarız" mı denilmek isteniyor, cehennemde yanış provası mıdır, nedir belli değil. "İslam barış dinidir" mesajı verilmediği açık... Bu protestolarda dikkatimi çeken ikinci nokta küçük kız çocuklarının kullanılması. Onların o saf, masum tabiatları bağırttırılarak, nefret mesajları attırılarak bozuluyor. Yani Papa'nın söylediği ne mesaj varsa bu protestolarla fiilen tasdik ediliyor. Geçenlerde de İsrail'e lanet mitingine destek için gelen bir hristiyanı, başında sempatik olsun, müslümanlara benzesin diye taktığı takkeyi kippaya benzetip güzelce benzetmişler, sonra özür dilemişlerdi. "Hayır" diye karşı çıktığımız şeyleri aynı nefretle, kinle, ağzından köpükler saçarak protesto ettiğimiz zaman sadece içimizdeki nefreti büyütmüş oluyoruz. Müslüman feraseti diye bir şey var mı sahi?

İrem hanıma bir not: Avrupalıların İslam bilim adamlarını farklı isimlerle anmalarının onların asıl kimliklerinin farklı olmasıyla hiçbir alakası yok. Biz Platon'a nasıl Eflatun diyorsak, onlar da İbni Sina'ya Avicenna; Rüşt'e de Ave Roes derler. Avrupa'daki aydınlanmanın babalarıdır bu müslüman bilim adamları... İbni Rüşt'ün farklı fikirleri olduğu doğrudur. Fakat İslam'dan çıktığını söylemek kimsenin haddi değildir. İslam'da afaroz kurumu yoktur. İbni Rüşt aykırı fikirleri için ömür boyu hapiste tutulmuş ve orada ölmüştür. Karşı çıkmamız gereken böyle değerli bir bilim adamını hapse tıkıp öldüren zihniyettir. Şeyhinizin fikirlerini okuyup istifade ediyoruz, Allah razı olsun. Yalnız ne yazık ki mutasavvıfların doğru/yanlış tanımları bazen çok keskin oluyor. Bu tip afaroz sözcükleri her şeyden çok zarar veriyor...

Yazan: blue Tarih: September 16, 2006 12:03 PM

Sayın Akyol'un fikirlerine katılmamak elde değil ama ne yazık yorum yazan arkaşlarımızın çoğu söylediklerini pek dikkate almamaktadır. Bunun yerine ezberlenmiş artık usanç veirici inanç bildirgelerini tekrarlayarak kendilerini savunuyorlar.

Papa'nın sözleri tabii ki densizliktir ama bu sözlere sebep olan olayları düşünmektense hemen savunmaya geçiyoruz. Her zaman yaptığı gibi Sayın Akyol bizi özeleştiri yapmaya davet ediyor ama davetiyeyi reddiyoruz.

Papa'nın sözleri üzerine dün bir ortodoks kilisesine bomba atılmış. Al sana Papa'nın sözlerini doğrulayan bir örnek daha. Nerede dialog? Nerede muhabbet?

Tarihte biz Müslümanların çok iyi davrandığı dönemler olduğu gibi kötü davrandığımız dönemler de var ama biz tarihin bu dönemlerinden habersiz olduğumuz ve göz ardı ettiğimiz için Batı'yı anlamakta zorlanıyoruz. Dünyada İslam adına ve sözde müslümanlar tarafından yapılanlardan habersiz olduğumuz için Batı'yı anlamakta zorlanıyoruz. Sayın Akyol gibi Batılıların medyasını takip edemediğimiz için anlamakta zorlanıyoruz. Onun perspektifine sahip olsaydınız İslam'ı savunmak için herkesin bildiği ezbere "mantralar"a başvurmazdınız. Bir yorumcunun akılalmaz iddiası şöyleydi : "her iki tarafın toplam kaybı 170 kişiyi geçmemiştir." Sadece Hz. Muhammed'e ihanet eden ve sonra öldürülen Yahudilerin sayısı en az 600 kişiydi. (bkz. wikipedia.com)

(Dış dünyada bize karşı yapılan "propaganda"yı görmek için şu siteye bakabilirsiniz http://www.thereligionofpeace.com/)

Genelde Batı ile yapılan mücadele aklımızda kalıyor ama Hindu'lar da biz müslümanlara karşı derin bir şüphe duymaktadır ve Müslüman ordunların Hindistan'ı fethetmesi hikayesini okuyunca neden böyle düşündüklerini anlamak hiç de zor değil, ama... okuymuyoruz!!! öz eleştiri yapamıyoruz!!! Haklı taraflarımızdan başka bir şey göremiyoruz!!! Görmek istemiyoruz!!! Batı'nın Engizisyon'u, Haçlı Seferleri ile o kadar meşgulüz ki...Sayın Akyol bence boş yere bizi özeleştiri yapmaya davet ediyor. Biz bu kabiliyetten yoksunuz sanki.

Başka bir konuda Sayın Kazım Yardımcı'nın Allah Oğlu ile ilgili söylediklerine değinmek istiyorum. Söylediklerinin %90'ına katılıyorum ama şunu eklemek lazım. Allah'ın fiziksel bir oğul edindiğine inanan bir Hıristiyana hiç rastlamadım. Allah'ın Oğlu ve Mesih ünvanları Tevrat döneminden beri eşanlamlıdır. Mesih neyse Allah'ın Oğlu da aynıdır. Üç ilah'a inanan bir Hıristiyan'a da hiç rastlamadım. Teslis doktrini de İncil'de geçmez ama biz hep kendi ilahiyat bakış açımızla yaklaşırsak onlar hep "öteki" kalacak ve aramızda kan akmaya devam edecek.

Saygılarımla,

barış

Yazan: Barış Tarih: September 16, 2006 12:19 PM

Sayın Kılıç,

Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Bir süreden beri sürekli konu ile ilgili olsun olmasın bir siteden 'copy-paste'lar yapıp duruyorsunuz. Neden kendfi fikirlerinizi yazmıyorsunuz?

Erdal Şafak'ın yazısını okudum. Alıntı yaptığınız yazı ile E.Şafak'ın yazısının ne alakası var? Neresine dayanarak bu yazıya atıfta bulunup ilgili siteden alıntı yaptınız?

Ayrıca Erdal Şafak'ın yazısınında oldukca bilinçli yapılmış olduğunu düşündüğüm bir hata var. Şöyle diyor Erdal Şafak:

Gazali'nin "Filozofların Yıkımı" kitabına "Yıkımın Yıkımı" eseriyle meydan okuyan İbn Rüşd.

Bu kadar cehalet tahsille olur diyeceğim ama bunda cehaletten öte bir kasıt var. Bu kasıt E.Şafak'ta değil. E.Şafak'ın ne Gazali'yi ne de İ.Rüşd'ü okuduğunu sanmıyorum. Muhtemelen biryerlen okuklarını yazısına yazsıtmış. Bir kere Gazali'nin kitabının adı Filozofların Yıkımı değil "Filozofların Tutarsızlığı"dır. Orjinal adı "Tehafüt-ül felasife" dir. İ.Rüşd'ün kitabının adı da "Yıkımın yıkımı" değil "Tutarsızlığın tutarsızlılğı"dır. Bu kitabın orjinal adı da "Tehafüt-üt Tehafüt" dür. Erdal Şafak'ın yazısının diğer kısımlarında yazdıkları ayrıca tartışılabilir, ama bu hata ya da kasıt yenilir yutulur birşey değil. Bu kasıtlı hata üzerinden güya "Gazali fesefeyi yıkmak istedi" gibi bir intiba uyandırılmak isteniyor. İ.Rüşd hiç de katıksız Aristocu falan değildir. Ama Aristo ile İslam'ı uzlaştırmaya çalıştığı da doğrudur. Katıksız Aristo'cu olsa neden yığınla şerh yazsın? Ayrıca daha sonra Batı dünyasının İ.Rüşd'den işine gelenleri alması ve onu yıllar sonra güya Averroes diye adlandırması İ.Rüşd'ün suçu değildir.

Hakikatte ne Gazali felsefeyi yıkmak istemiştir, ne de İ.Rüşd rasyonalist bir akılcı olarak İslam dairesinde çııkmıştır. Aksine Gazali ile İ.Sina / İ.Rüşd dünyevi ilimlerde tam bit ittifak içindedirler. Yani akıl ve müspet ilimler nokrasında aynı düşünürler. Ayrı düşündükleri konuların tamamı metafizik anlamda teolojik konulardır.

"İbni Rüşd, İspanya’nın hristiyan tarafına geçerek, İspanya kralının önünde diz çöküp İslam’dan çıkmıştır." mış. Bubir iftiradan başka birşey değildir. ("Ama Gazali tekfir etmişti" demeyin, Gazali öldüğünde İ.Rüşd daha doğmamıştı.) Bu satırları yazanın İ.Rüşd'ün felsefesinden zerre kadar birşey okuduğunu bile düşünmüyorum. İ.Rüşd sağlam bir müslümandır. İ.Rüşd'ün felsefesinde Peygamberlik haktır, ona göre hakikate ulaşma yolunu kitlelere benimsetmek ancak nübüvvet ile olur. İ.Rüşd nübüvvetin yanında bazı kimselerin akıl ile ve nefs ile mücahede ederek, tefekkür yoluyla da hakikate ulaşacaklarını söyler. Herhalde bazıları bu "faal akl" olgusunu bizim beynimizde bulunan akıl sanıyorlar. Bunu bile anlayamıyorlar. Faal akl, ilk yaratılan olarak görülen hakikatin bilgisidir. Bizim aklımız değildir. Bu Cebraili inkar değil, bilakis onaylamadır. Derinliğine vakıf olabilecek kabiliyete sahip olmayan insanlar felsefenin çetrefilli meselelerini ancak böyle anlar işte. Hakikate ulaşmanın farlı yollarını anlatan, İ.Tüfeyl'in Hayy bin Yakzan adlı bir felsefi romanı var, Onun küçük bir özetini yapmıştım. Oradan okunduğunda da görüleceği gibi Felsefe ile Din’in, doğru yorumlandığında aynı olan Hakikat’e ulaşmak için farklı yöntemler uyguladığı ve nihayetinde aynı Hakikat’e ulaştığı görülür.

Ali Bulaç’ın sözleriyle “Din, daha kapsamlı ve evrensel düzeyde sosyal bir disiplin ve bireye alan bırakmakla birlikte cemaatin hayatına yönelik bir yaşama tarzıdır.” Yani din evrensel ilkeleri koyar ve hudutları çizer. Hakikat’e ulaşmak ise bireyin kendi çabası ile olur. Hikayedeki ana kahraman "Hayy" Hakikat’in bilgisine önce gözlem ve akıl sonra da müşahede ile varırken yien hikayedeki diğer kahraman "Absal" da, Peygamber’in tebliği ile varır. Peygamber’in getirdiği bilgilerin anlam ve hikmetlerini araştırırarak Hakikat’ın bilgisine ulaşır.

Sanıldığı gibi Gazali ile Farabi ve İ.Sina arasındaki ihtilaf derin değildir. Üç noktada Gazali onlara yüklenmiştir, bunlar da Alemin kıdemi, Cismani haşr, ve Allah'ın ilminin kapsayıcılığı konularıdır. Gazali bunların tamamında da haklıdır, ama İ.Rüşd'de Gazali'nin ölümünde yıllar sonra Tehafüt-üt Tehafüt'üyde çok iyi savunma yapmıştır. Felsefenin bu ateşin zekaları arasındaki bu müthiş tartışmalara akılları yetmeyenler utanmadan sıkılmadan İ.Rüşd'e saldırıyorlar. Herşeyden önce bu suçlamayı yapanların İ.Rüşd'ün tehafüt-üt tehafütünü alıp sindire sindire okumaları lazım ki, bu ağır suçlamalarının ne kadar anlamsız bir şey olduğunu kavrasınlar.

Ben geleneksel kanattanım. Ve bu tartışmada Gazali'yi haklı görürüm. Fakat Gazali filozofları bu ihtilaf yüzünden tekfir ederken haksızdır. Bu tekfirde Gazali El-İktisad'da kendi koyduğu ölçüye riayet etmemiştir. Bu ölçüyü aslında şöyle ifade eder Gazali: "İki şahadeti dili ile söyleyip, kalbi ile iman eden bir kişiyi tekfir etmekten daha zor ne olabilir?" İşte Gazali bu ölçüye uymayarak tekfirini yapmıştır. Gazali bir peygamber değildir, hata yapabilir; burada hata yaptığı gibi. (Hepimiz biliyoruz ki İslam dünyasında bir tekfir hastalığı vardır.)

İslam semasının yıldızlarının arasındaki bu son derece verimli ihtilaftan dolayı etiketleme yapmak neden? Bir taraf akıl uğruna İ.Rüşd'e sarılıyor, diğer taraf buna reddiye olarak İ.Rüşd'ü İslam dairesinin dışına atmaya çalışıyor. Hayret birşey.. Gazali yaptığı tekfire rağmen kendisine dayanarak İ.Rüşd'e böyle cahil suçlamalar yapıldığını görse herhalde mezarında ters dönerdi.

Bir yazı da ben alıntılayayım. Bu İslam felsefecilerine geleneksel kanattan bir İslam aliminin nasıl baktığına güzel bir delil.. Benim uzun uzun anlatamayacağım bir şeyi Mustafa İslamoğlu bir köşe yazısında çok daha güzel anlatmış:

YÖK'ün yasakçılığıyla ünlü başkanı "Gazzali'nin İbn Rüşt'ü yenmesine bir kez daha izin vermeyeceğiz" gibisinden oldukça garip bir şeyler söylüyordu. Farabi ve İbn Sina'yı da diline dolayan aynı şahsın özel "görevi" ve kamuoyundaki imajı gözönüne alındığında, böyle ilmi konuların ağzına hiç yakışmadığı takdir edilecektir.

YÖK Başkanı Gazzali'den, aleyhinde rapor düzenlediği, işinden etmekle tehdit ettiği 657 sayılı yasaya tâbi bir öğretim görevlisinden söz eder gibi söz ediyordu. Bir an, İnönü'nün Gazzali hakkında Meclis'te yaptığı nakledilen açıklama geldi aklıma. İsmet İnönü, o günün muhalefet lideridir. TBMM'de dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'i eleştirirken, şöyle bir laf eder: "Süleyman Demirel'i destekleyen üç sacayak var: Biri Said Nursi, biri Konya müftüsü, biri de Gazzalî'dir."

İnönü bu lafı kinaye olarak da söylemiş olabilir. Çünkü Gazzali, 30 yılı aşkın bir zamandır Türkiye'de en çok okunan isimlerden biri. Onunla YÖK Başkanı'nı birleştiren nokta Gazzali düşmanlığı. Muhaliflerinin şahsında Gazzali'yi görüyorlar besbelli...

Sahi sizce YÖK'ün başındaki zat Gazzali'yi, ya da safında taraf tuttuğu İbn Rüşd'ü okumuş mudur? Gazzali'nin İbn Rüşd'ü yenmesinden söz ederken, sakın onları rakip takımlarda top koşturan futbolcu, ya da birbirine rakip iki boksör falan sanıyor olmasın?!

Olur a! İslam semasının iki felsefe devinin (Gazzali'yi okuyanlar onu neden "felsefe devi" olarak nitelendirdiğimizi de anlarlar) arasındaki oldukça verimli ilmi tartışmayı "yenmek-yenilmek" sözcükleriyle anlıyorsanız, sizin maksadınızın başka olduğu ortaya çıkar.

Buna, tarihi şahsiyetleri istismar derler. İdeolojik bakış açısı insanın gözünü bu kadar döndürmemeli. Geçen yazımızda da değinmiştik: Gazzali'nin en büyük çabalarından biri, Allah'tan bağımsız bir alan tasavvurunun yalan ve yanlışlığını isbattır. O bu hakikati felsefe de dahil tüm bilimlere tasdik ettirmeye çalışırken, kimi zaman kendi koyduğu ölçülerin dahi dışına çıkacak kadar kendini bu meseleye kilitlemiştir.

İşte bu, sekülarizmin en çok bozulduğu şeydir. Gazzali'yi dünyevileşmenin, dolayısıyla laisizmin önündeki engellerden biri olarak görmekte haksız da sayılmazlar laikçi jakobenler. Aslında bunun için bozulacaklarsa Allah'a bozulmaları gerekir. Gazzali ne yapsın? O varlığı ve Allah'ı okumaya çalıştı, hepsi bu.

Tabii ki gerçek de bu. Yani Allah'tan bağımsız bir alan tasavvurunun bir yanılsama, bir aldanış olduğu... Bu ülkenin Allah'la olan bağını ısrarla koparmaya çalışan kafaların bu gerçeği inkar etmeleri, hakikatin özünü değiştirmiyor; her nasılsa elde ettikleri gücü bu inkarı yaygınlaştırmak ve kurumlaştırmak için hiçbir kural ve ölçü tanımadan kullanmaya kalkışmaları da...

Peki İbn Rüşd'den, YÖK'ün tepesindeki zatın ve o kafadakilerin istismarına elverişli bir şeyler çıkar mı?

Hiç ama hiç sanmıyorum. Yine bilmeden, öylesine edilmiş bir laf bu. Görüldüğü kadarıyla bu lafı eden kişi, daha Gazzali'nin (öl. 1111) İbn Rüşd'le (doğ. 1126) aynı çağda yaşamadığını bile bilmiyor.

Gazzali ne kadar İslam'ın ürünüyse, İbn Rüşd de, Farabi ve İbn Sina da o kadar İslam'ın ürünüdür. Laikçi kafa kendisi için kullanmaya elverişli isim ararken dahi, İslam ümmetinin dağarcığına başvurmaktan başka çıkış yolu olmadığını, kendisi de görüp utanıyor mu acaba? Bu gerçekten ibretlik bir durum.

Oysa ki bu kafa, ille de kendisine bizim diyarlardan kök arayacaksa, bunun yaşı üç çeyrek yüzyılı aşamaz. Ve bu kafanın bu topraklardaki geleceği de pek parlak görünmüyor. Çok değil bir çeyrek yüzyıl sonra bu kafayı müzelerde tarihe karışmış gayr-ı tabii bir "ürün" olarak ibret-i âlem için sergilenirken görürseniz, şaşırmayınız.

İbn Rüşd'den bu kafa için malzeme çıkmaz, demiştik. Mesela İbn Rüşd'ü İbn Rüşd yapan hacmi küçük fakat değeri sırf kendi literatürümüzün değil, tüm dünya ilim literatürünün baş yapıtlarından biri olacak kadar büyük olan Faslu'l-Makal'inin tam adı nedir biliyor musunuz:

Faslu'l-Makâl fî-mâ Beyne'l-Hikmeti ve'ş-Şeriati mine'l-İttisal

Bu ismi Türkçe'ye, biraz serbestçe şöyle tercüme edebiliriz: "Felsefe ile İslam Şeriatı Arasındaki Kopmaz İlişkiye Dair Sözün Kesilip Tartışmanın Bitirilmesi"

İbn Rüşd'ün başyapıtının sadece ismi bile, YÖK'ün başındaki zatın ve o kafadakilerin kanlarını beyinlerine sıçratması gerekmez mi?

Ne diyordu: "Gazali'nin İbn Rüşd'ü yenmesine bir kez daha izin vermeyeceğiz!"

Şu haydarane naraya, şu hiddet ve celadete bakınız!..

"Breh!.. breh!.." mi, yoksa "Vah...vah..."mı çekelim?

Bir numaralı eseri Şeriat'la akıl arasındaki ilişkinin koparılamazlığına dair olan İbn Rüşd'ün yanına ne kadar yakışır bu kafa? Ya da bu kafanın İbn Rüşd'ün yanında yer alıyor görünmesi ne kadar samimidir?

Bütün bunların "samimiyet"le değil "cehalet"le ilgili olması da ihtimal dahilindedir.

Ama cehaletin bu kadarı da, ancak tahsil ile mümkün olsa gerektir.

Bu nasıl bir şaşkınlık ki "Felsefe ile İslam Şeriatı Arasındaki Kopmaz İlişkiye Dair Sözün Kesilip Tartışmanın Bitirilmesi" adlı bir eseri bulunan bir İslam filozofuna bu şekilde ağır sözler söyleniyor?


Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 16, 2006 1:52 PM

Sayın Barış,

Söylediklerinize küçük bir itiraz mimi ile katılıyorum. Ben-i Kurayza Yahudilerinin öldürülmesi ile ilgili bilgi yanlıştır, veya en azından abartıdır. Bu konuda yine Mustafa Akyol'un Andrew G.Bostom'ın faşizmin kaynağını İslam'ın kendisinde arayan yazılarına verdiği uzun ama çok önemli cevabını okumanızı tavsiye ederim:

http://www.thewhitepath.com/archives/2004/10/still_standing_for_islam_and_against_terrorism.php

Mustafa bey,

Bu yazıyı ve bu bağlamdaki diğer yazıları Türkçe'ye çevirmenizi istesek çok şey istemiş olur muyuz? Bu "cihad" tartışmasından Türkiye'de öğrenecek şeyleri olan çok insan var.

Yazan: azure Tarih: September 16, 2006 2:24 PM

Sn. Baris,

Yazinizi okuyunca" Biz bilmeyiz, biz cahiliz, kotuyuz, Mustafa Bey gibi Bati kaynaklarini bilmiyoruz vb" (mealen) ifadelerinize katilmaktan kendimi alamiyorum.

Ama o kadar komplekse gimeyin derim, zamanla ilerlersiniz, bilmemek ayip degil ogrenmemek ayip.

Ben eminimki gun gelir burada okudugunuz yorumlari anlama kapsitesi de edinirsiniz, ve umit ederim begenmediginiz muslumanlar hakkinda da daha makul fikirler uretebilirsiniz.

"Fikirlerinizin " baska cevaba ihtiyaci oldugunu sanmiyorum. Ne kadar ekmek o kadar kofte!

Satirlarinizin Mustafa Bey'e kredi kazandidigini sanmiyorum; onun adina konusmak aklimin ucundan bile gecmez ama bu yorumunuzun altina imza atmaktan imtina edecegine kalibimi basarim.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 16, 2006 2:40 PM

Barış Bey,

Şöyle yazmışsınız:

"Bir yorumcunun akılalmaz iddiası şöyleydi : "her iki tarafın toplam kaybı 170 kişiyi geçmemiştir." Sadece Hz. Muhammed'e ihanet eden ve sonra öldürülen Yahudilerin sayısı en az 600 kişiydi. (bkz. wikipedia.com)"

Siz sanırım yazılarımı iyi okumuyorsunuz. Bakın ben ne demişim:

"konunun otoritesi ünlü siyer alimi Prof. Muhammed Hamidullah'ın tespitleriyle- her iki tarafın toplam kaybı 170 kişiyi geçmemiştir.(Bu sayıya kendi tuttukları hakemin kararıyla infaz edilen Beni Kurayza'lılar dahil değil.)"

Koyu renkle yazılan yere dikkat ettiniz mi? Neymiş tekrar yazayım, "Bu sayıya (170) kendi tuttukları hakemin kararıyla infaz edilen Beni Kurayza'lılar dahil değil.miş.

Yazıyı okumadan işkembe-i kübradan yorum yapmayın. Alıntı yaptığınız 600 sayısı işte bu Ben-i Kurayza idamlarıdır. Ve bu sayıda ihtilaflıdır. Ekşi sözlüğün ilşham kaynağı wikipediayı böyle ciddi yerlerde kaynak vermeyin, komik duruma düşersiniz. Ve bunlar da yazımda belirttiğim gibi ihanetleri neticesinde kendi tuttukları hakemin kararınna istinaden öldürülmüşlerdir. Ve bunun da sayıya dahil olmadığını söylemiştim zaten. Capiş?

Bu sayı(170) benim uydurduğum bir sayı değil. Prof.Hamidullah Hoca'nın ünlü siyerinde geçen ve Avrupa'da bile en nesnel siyer olarak kabul edilen kaynaktan alıntılanmıştır. Birçok siyerde de benzeri rakamlar geçer. En kaba rakam 200 dür. Buyrun çürütün.

Yorumunuzun diğer kısımlarında da eğlencelik noktalar var.

"em>Papa'nın sözleri üzerine dün bir ortodoks kilisesine bomba atılmış. Al sana Papa'nın sözlerini doğrulayan bir örnek daha. Nerede dialog? Nerede muhabbet? "

İşte ben bu mantığa hastayım. Papa cenapları çıkıyor, kinini kusuyor, atıyor tutuyor, ona birşey diyemiyoruz buna sinirlenen ve yanlış birşekilde tepki koyan bir müslüman yüzünden "Nerede dialog? Nerede muhabbet?" suçlamasına maruz kalıyoruz. Bu ayıp artık ya..

Sanki bu müslüman durup dururken keyfinden kiliseyi bombalamış gibi çıkıyorsunuz suçun tamamını ona yıkıyorsunuz. Bu ne demek? Bu insanları salak yerine koymak, hem yere yatırıp vurmak hem de "ne vuruyorsun?" diye bağırmak demektir. Neden tahrik unsurunu, bunun bilinçli bir tahrik olduğunu gözardı ediyorsunuz?

Beyefendi siz "nerede diyalog?" sorusunu gidin Vatikan'daki diyalog dairesini kapatan Papa'ya sorun. Bir dini lider başka bir din için böyle provokatif bir suçlama yapar mı? Bu sadece densizlik mi? Bunda bir kasıt olduğunu görmeyecek kadar kör müsünüz?

Gidin bu soruyu İslam dünyasının üstüne çullanan ve her dönem kilisenin ya doğrudan ya da zımnen desteğini alan emperyal avrupaya sorun. Gidin bunu Irak'ta ve Afganistan'da ne aradığının cevabını veremeyen ABD'ye sorun. Gidin bu soruyu ortadığunun kalbine hançer gibi BEME kararıyla yerleştirilen yapay devlet İsrail'e sorun. neden onyıllardır bunca katliam yaptıklarını sorun. Bıktık artık bu suçlamadan. Mazlum olan biz, sömürülen biz, katledilen biz, yerimizden yurdumuzdan çıkarılan biz, itilip kakılan biz ama buna rağmen bunca vahşet nedeniyle doğal olarak haddi aşan ve kontrolsüz olan tepki/şiddet için salt suçlanan biz. Artık bu gözümüzün içine baka baka yapılan mantıksiz argümandan tiksiniyoruz.

Biz salak değiliz, neyin ne olduğunun ayırdındayız. "Biz müslümanlar.." diye başlayıp tüm yazıda İslam medeniyetini ve müslümanları itin k..çına sokan ve yazının sonunda da papazlar dahil milyonlarca Hristiyan'ın bile anlayamadığı saçma sapan teslis akidesini göya açıklamaya çalışan bir yazıda da iyiniyet göremiyoruz.

İnsanları ahmak yerine koymanın anlamı yok.

Bir de İslam Tarihinden verdiğimiz örnekler için ezber deme cür'eti göstermişsiniz. Dikkat ettiyseniz alıntı yaptığım kaynak bir oryantalist tarihçidendi. İslam dünyasında da bir takım sapmalar olduğunu da söyledim zaten. Ama bunların hiçbir zaman sistematik olmadığını hele Hristiyan tarihinle ASLA VE ASLA kıyaslanamayacak kadar temiz olduğunu örnekleriyle anlattım. Bunlara ezber diyen kişiye hakaret etmiyorsam bu platforma ve kendime olan saygımdandır. Ayıp denen birşey var. Yazmış olmak için yazılmaz. Bir iddianız varsa nesnel ve tarafsız kaynaklarıyla gösterir, bu ezberi bozarsınzın. Eliniz, zihniniz, klavyeniz armut mu topluyor?

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 16, 2006 2:54 PM

Tarifinize uygun bilgili kişi var. Nasıl yapacağız. Nerede savunacağız Mustafa Bey?

Papa karşısında muhatap bulamıyor. Neden çünkü islamda birlik yok, herkes tek başına. O zaman hangi islam cevap verecek papaya? Fethullah Gülen mi?

Papa bize soru sormayan bir yaklaşımla konuşma yaptı. Sadece suçladı. Batılı politikacılar gibi.

Talibanı suçlayıp afganları öldürmek, Saddamı suçlayıp Iraklıları öldürmek, Nasrallahı suçlayıp Lübnanlıları öldürmek gibi.
Ya da kimseyi suçlamaya gerek görmeden Filistinli öldürmek gibi.

Yazan: ilhan Tarih: September 16, 2006 3:20 PM

Papa XVI Benedict'in Islam hakkindaki sozlerinin politik oldugunu, ve Papanin poltikaci oldugunu ilk duydugumda soylemis idim. Simdi gerek Basbakan'in gerek bircok Bati kaynakli yorumcunun ortak fikri de bu ifadelerin bir "teolojik" degil politik beyan oldugu uzerinde yogunlasiyor. Zaten boyle derin teolijik mevzular cogunlugu katolik dahi olmayan "unlu sahsiyet gorme" saiki ile orda bulunan, bir milyon kisi onunde tartislimaz. BKZ: Jean Paul II.

Bu yorumu yazisimin esas sebebi bira once HUrriyet'te Papa'ya tepkileri ozetleyen bir yazida kucuk gibi gozuken fakat Hurriyet'in fikirsel parmak izi olarak telakki ettigim bir detay.

Hurriyet bircok ulke liderleri ve gruplarin tekilerini verirken Taliban'in da Papa'nin ozur dilemesi gerektigini talep ettigini yaziyor.
Soyle dusundum: Hurriyet b birer ikiser cumlelik tepki ifadelerini herhalde kendi muhabirleri vasitasi ile toplamadi. O da bircok yayin organi gibi haber servislerinden, yabanci kaynaklardan derledi.

O zaman "bakalim yabanci kaynaklar ne demis" deim ve Yahoo'dan baslayip bircok saygin, mainstream siteyi dolastim. Hicbirinde Taliban'in tepkisine yer verilmiyordu. Hemen hepsinde Turkiye, Endonezya, Filistin gibi bircok Musluman ulkesinden ve bircok Bati ulkelerinden gelen tepkiler vardi.

Simdi bu Bati'li haber servislerinin ihmal ettikleri bilgiye yer verme geregini Ertugrul Ozkok kumandasindaki amiral gemisi neden duymus olabilir acaba?

Bir nokta daha: Karikatur krizi'nin aksine Bati medyasi ve mainsteam politik cevreleri su ana kadar oldukca "ilimli" tepkiler gosterdiler ve gene manistream medya da oldukca nesnel olarak yansitti mevzuyu. Yerli maintream (siz kartel veya merkez okuyun) medya da mevzuyu fazla islam dunyasini yargilama firsatina cevirmedi ise bu kendi sebest iradelerinden cok Bati medyasinin bahsettigim "nesnel" tavri karsisinda Ertugrul Ozkok'lerin elinin kolunun baglanmasindandir.

Acaba bana "koru korune bati dusmani" diyenlere yaranabildimmi bu yorumla?

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 16, 2006 5:24 PM

1) Papa bir Bati unversitesinde Hiristiyan bir kitleye hitaben konusma yapiyor. O halde Muslumanlar nicin maydanoz oluyorlar da ondan sonra soylenen sozler hoslarina gitmedi diye o ayni sozleri dogrulayan saldirilara kalkisiyorlar?

2) Burada yer alan bazi yorumlardaki Hiristiyan teolojini ve/veya Hiristiyanlari alaya almak veya onlara her turlu kotulugu atfetmek sadece Papa'nin sozleriyle ortaya cikan yeni bir fenomen degil. Muslumanlar bunu surekli yapiyorlar. Yaptiklarinda da Hiristiyanlar kuplere binip camilere mescidlere saldiriyorlar mi ? Siz ayni olgunlugu gosteremiyorsaniz nicin gosteremiyorsunuz ?

3)Pardon ama kiliselere saldirmak gibi camilere ve mescidlere saldirmak ta Muslumanlarin adeti oldugunu Irakta Siilerin Sunniler tarafindan bizzat Sii camilerinde ozellikle ibadette bulunduklari anlarda bombayla katledikdiklerini haberlerden her gun izlemiyor musunuz ?

4) Muhamed'in savaslarinda olenlerin 170'i gecmedigini ve 23 yillik 'peygamberlik' karyerinde 50 gunden fazla savasmadigi istatistiklerini ilk kez burada goruyorum. Dogruysa bu cok iyi. Sizleri kutlarim. Ama palavra sikiyorsaniz arastirip isin dogrusunu sayin Mustafa bey izin verirse bu yorum zincirinde yayinlarim.

5) Tamam son noktaya geldik. Islam'da zorlama yoksa nicin "Hotel California" gibi bir dindir : yani

"We are programmed to receive.
You can check-out any time you like,
But you can never leave!'"

Afganistan'da Hiristiyan olarak "leave" etmek isteyen adamin dini mahkemede idamini istediler. Butun gazetelerinde haber oldu. Sizin bundan haberiniz yok mu ? Bizzat Papa araya girdi de adami arka kapidan Italya'ya kacirdilar. Yahu su laik dedigimiz Turkiye'de bile adam Hiristiyan oldu diye isini kaybedebiliyor, komalik derecesine kadar dayak yiyebilor.

Siz Papa'yi bu kadar sertce tenkit edecek yerde Islami biraz daha iyi arastirin ve etrafinizda olanlara biraz daha iyi dikkat edin.

Yazan: Anonymous Tarih: September 17, 2006 1:38 AM

Sayın Suat,

Dile getirdiğiniz bu "suçlamadan tiksiniyoruz" sitemi çok iyi anlıyorum. Yalnız karşı tarafa geçip onların perspektifinden bakmakta fayda var. Batı'da Hıristiyanlık (veya din) adına (kullandığım ifadeye dikkat edin) şiddet uygulayan hemen hemen yok ama maalesef burada şiddete başvuran bir çok kişi "tekbir" getirerek veya başka dini sloganlar atarak bunu yapar. Onlar için haçlı zihniyeti diyoruz ama onların gözünde burada yapılan 1000 kat daha 'Hilalli Seferleri' andırıyordur ve bunu anlayamayan kişi nesnel olamıyor demek.

Bu son Papa diğerlerine göre daha muhafazakar ve politik ama yaptığı umrumda değil aslında. Ona bakarak yaşamıyorum. Söylediği şeyler de Batı için yeni şeyler değil. Asıl önemli olan bizim yaşayışımız.

Teslis konusunda açıklama falan yapmaya çalışmıyordum. Buna gerek olmadığını söylemeye çalışıyordum çünkü öyle bir şey YOK!

Sayın Bekir,

mustafaakyol.org websitesini sürekli takip edecek zaman bulamıyorum. Mustafa Akyol'a kredi kazanma gibi bir derdim yok. Saygı duyduğum bir kişidir ve fikirlerimiz zaman zaman örtüşüyor. 100% örtüştüğünü zannetmiyorum ama nesnel olmaya çalışmasını takdir ediyorum.

Sizin kadar bilgili olmayabilirim. İnşallah zamanla bu değişir ama İngilizcem çok ileri düzeyde ve dış dünyada haberleri sıkıca takip ediyorum. Keşke Mustafa Bey gibi "biz" dış kaynaklı haberleri takip edebilseydik dediğim zaman toplumumuzu kastediyordum.

Zamanım bitti... işe dönme zamanı

Saygılarla,

Yazan: Barış Tarih: September 17, 2006 9:42 AM

"Islâm cephesinde henüz yeni bir sey yok..."

Baris Bey'in yorumuna gelen tepkiler "dindar" ve "birikim sahibi" arkadaslarin henüz özelestiriye çok uzak oldukarini düsündürüyor ne yazikki.

Artik bu tepkilerin çok "bilgili" bir kitleden geldiginden emin degilim. Çünkü bilgi sahibi olmak insana tevazu saglar. Oysa Onlarca sayfa yorumla bu sayfayi tarih ansiklopedisine çevirip "bakin ben bilgiliyim, siz ise cahilsiniz" demek kibir degil de nedir?

ALLAH'in isimlerinin anlatildigi bir kitapta EKBER ve kibir ayni kökten geldigini ve Kur'an da bunun bazi zitliklari anlatmak için kullanildigini okumustum.

Ilahiyatçi veya imam hatip mezunu olmak (veya Islâm tarihi ile ilgili en iyi kitaplari okumak) bilgisizligi siliyor ama nefis sahibi her insan gibi bu arkadaslar da zaman zaman nefislerinin oyununa geliyorlar.

"bilgili", ALLAH'in "ALIM" (bilen) ve ALÎM (bildiren, ögreten) sifatina tecelligâh olmus kimselerin tipki Mustafa Akyol'un yaptigi gibi digerlerine isik tutmasi gerekmez mi?

Meselâ Kürt sorunu konusunda Mustafa Bey'in "siz henüz cahilsiniz, okuyun da gelin!" dedigine tanik oldunuz mu?

Okudugum kadariyla Baris Bey kimseye ne hakaret etmis ne de saldirida bulunmus. Oysa verilen tepkiler ne kadar orantisiz.

"Fikirlerine katilmadigim bir insana her cepheden saldirabilirim" diyen bir anlayis ile "düsüncelerin zitligi bizler için rahmettir" diyen Hz Muhammed'i nasil bagdastirabiliyorsunuz?

Müslümanlar özelestiri yapmalilar. Ne batinin gözüne girmek için ne de bir reform yapmak için. Elestirilemeyen seyler yozlasir. Iste bu yozlasmadan kurtulmak için yapmalilar bunu.

Müslüman kimligi ve dinimizin gençler tarafindan algilanisi bati ve israil nefreti üzerine kaydi. Bunda batinin ve israilin suçu büyük. Ama bugün suçluyu bulmaktan çok bu kötü gidisi degistirmemiz gerekmez mi? Bu yanlis algilama sonucu müslümanlar dünyayi düsmanlarla dolu bir yer olarak görüyor. Bu paranoya özetle söyle yasaniyor:

1° Bütün müslümanlar iyidir,
2° Bütün gayrimüslimler komplocudur,
3° Yahudi ve bati nefreti Islâmin 6ci sartidir,
4° "ALLAH'in partisi" veya "Seriat devleti" adi tasiyan bütün kurumlar Islâm'i temsil edebilir,
5° Bati ve Israil ile olan mücadelede ALLAH'in koydugu kurallara uymasak da olur, sivilleri öldürebiliriz, intihar edebiliriz.

Kurt dumanli havayi sever

Iste bu paranoya ISLAMOFASIZM lafini üreten ve yayan gerçek düsmanlarimizin ekmegine yag sürüyor. Çünkü fasizm basit fikirleri, sloganlari sever. "Bilgili" ve "tepkili" arkadaslarimiz süphesiz Almanya'nin diger fasit idarelerin tarihlerini de benden iyi biliyorlardir.

Ama daha yakin bir örnek alalim ve ülkemizdeki fasit uygulamalarin (müslümanlara zulüm getiren ) güç aldigi olaylara bakalim :
1) komünizm korkusu (1982'ye kadar)
2) "sevr hortlamasi" (AKP'ye karsi yeniden diriltildi)
3) PKK saldirilari (ülkücülere kuvvet verdi)

Müslüman olmak bizi fasizmden korumuyor, "korku ve paranoya" ortamlari fasizmin en sevdigi havalar.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: September 17, 2006 12:02 PM

Baris Bey,

Sizin "biz" taniminiz cok ilginc! BaBizim bildigimiz sozlukte "cok iy ingilizce bilen zat-i aliniz disindaki" ve baska dinden insanlara "SIZ" denir. Aksini soylemek ciidi bir psikitruik problem veya sre4smen sahtekarliktir.

Mustafa Bey ile ortusen fkirleriniz arsinda sectiginiz din de varmi? Islam hakkinda sadece elestri, saldiri, Hiristiyan savinmasi icerenm uslup ve muhtevaniz "da BIZ" derken kim kastettiginizi hepimiz anlariz; kendionizi komik duruma dusurmeyin derim.

Ilgilizce bilginizl de Islam bilginiz gibi ise uzulurum adiniza; kompleksiniz icin epeyce sebep var.

Tuunc ile tanistinizmi?

Bye now dude!

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 17, 2006 1:02 PM

Mevzu ile ilgili guzel bir degelendirme:


Fehmi Koru
f.koru@yenisafak.com.tr

--------------------------------------------------------------------------------


Adım adım Ortaçağ karanlığına...
Bazıları 'dinler arası diyalog' çabalarına karşı çıkıyorlar; gerekçelerine de sonuç alma konusunda duydukları kuşkuya da hak vermemek elde değil doğrusu. Ancak şu da başka bir gerçek: Dinler arasında diyalog kapılarını kapattığımızda dünyamızın geleceğinden umutvar olamayız...

'Dindarlar arası diyalog' sorun değil; tarih boyunca her dinin inançlısı diğer dinlerin bağlılarıyla iyi geçinmenin bir yolunu mutlaka bulmuştur. Sorun, dinlerin yek diğerine yaklaşımından kaynaklanıyor; özellikle de Hıristiyanlığın diğer dinlere... Tarih boyunca İslâm Dünyası'na Haçlı Seferleri Hıristiyanlık adına düzenlenmişti; geçen yüzyılın başlarına kadar Orta ve Doğu Avrupa'da görülen Yahudi kıyımlarının perde gerisinde de aynı çarpık anlayış yatar...

Sebebi belli: Örgütlü bir din olan Hıristiyanlık diğer iki semâvi dinin inkârı üzerine oturur... Kilise, kendi inanç esaslarına göre hayatı çarmıhta tamamlanmış Hz. İsa'nın başına gelenleri Yahudiler'den bilir; Aynı Kilise, 'sahte bir din' olarak gördüğü İslâm'ın, kutsal saydığı topraklardan kovulması için sayısız Haçlı Seferi düzenlemiştir.

Üç semâvi dinin birbiriyle ilişkisini, tarihin akışı içerisinde kendilerine nasıl baktıkları belirler: Musevilik ancak Yahudi ırkından olanları müntesip kabul eder, bu durum onun başka dinlerle ilişkilerini de etkilemiştir. Musevi/Yahudi, çevresini saran hasım dünyada varlığını koruma üzerine bir hayat tarzı oluşturmuştur. İslâm ise, kendinden önce gelmiş bütün dinleri ve bütün peygamberleri 'hak' kabul ettiği için, diğer dinlere karşı müsamahalı yaklaşabilmiştir. 'Diyalog' çalışmalarında en istekli görünenin Müslümanlar olması bundandır; İslâm dininin başka dinlerden çekinecek bir yönü bulunmamaktadır çünkü.

Sorun, örgütlü bir din olan, ruhban sınıfı bulunan Hıristiyanlığın Katolik versiyonundan ve ruhban sınıfının diğer dinlere (hatta diğer Hıristiyan mezheplerine) ters bakışından kaynaklanıyor.

Tarihte çok kanlı savaşlara sebep olan Hıristiyanlığın Katolik versiyonu, uzak görüşlü bir rahibin XXIII. John adıyla papa seçilmesini (1959) tâkiben başlattığı bir ilkeleri ayıklama hamlesiyle değişim süreci geçirdi. Papa seçildikten üç ay sonra bir Vatikan Konsülü toplama çağrısında bulundu XXIII. John; buna neden gerek duyulduğu sorulduğunda verdiği cevap ünlüdür: “Kiliseye bir pencere açmak istiyorum ki, bu sayede hem biz dışarıyı görelim, hem de dışarısı bizi görebilsin.” Çalışmaları hayli uzun süren (1962-1965) İkinci Vatikan Konsülü'ne öteki Hıristiyan mezheplerinden din adamlarını da çağırdı Papa; Konsül'den Yahudiler ile Müslümanları hor görmeyen bir karar da çıkarttı.

Şimdiki Papa XVI. Benedict'in Müslümanları rencide eden açıklaması, Katolik Kilisesi'nin İkinci Vatikan Konsülü'yle açtığı pencereyi kapatıp kendini Ortaçağ karanlığının eline bırakması anlamına da geliyor. O karanlıkta yalnız dinler arası husumet, baskı, şiddet, kitle kıyımı bulunmuyor; hırsları yüzünden hayatları kısalmış papalar da o dönemin belirgin unsurudur.

Bir şeyi kesinlikle bilmekte yarar var: Papa XVI. Benedict'in akla zarar son açıklaması İslâm Dünyası'ndan çok Hıristiyan Âlemi'nin üzerinde durmasını gerektiren bir zihinsel sapma teşkil ediyor ve bütün dünyayı Ortaçağ karanlığına sürükleme potansiyelini içinde barındırıyor. 1 milyarın üzerindeki İslâm Dünyası'nı canından aziz bildiği Peygamberini tezyif ederek karşısına alan bir Hıristiyanlık anlayışı, bugünün şartlarında varlığını nasıl sürdürebilir?

Dindarlar arasında diyalog elbette yerinde, Papa'nın sözlerine Hıristiyan Âlemi'nden gelen tepkilerin de gösterdiği gibi, o noktada bir sorun yaşanmıyor zaten; önemli olan, Papa Benedict'in başında olduğu Vatikan'ı yeniden Ortaçağ karanlığına düşmekten kurtarabilmek...

Esas Katolikler'in işi zor...

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 17, 2006 1:28 PM

Sayın Anonymous,

1) Papa bir Bati unversitesinde Hiristiyan bir kitleye hitaben konusma yapiyor. O halde Muslumanlar nicin maydanoz oluyorlar da ondan sonra soylenen sozler hoslarina gitmedi diye o ayni sozleri dogrulayan saldirilara kalkisiyorlar?

Çok değişik bir mantık.

Papa cenapları üniversitede hristiyan bir kitleye gitsin, havadan, sudan, o akla uygun(!) teslisten, Katolikliğin ne kadar iyi bir şey olduğundan hristiyan medeniyetinin geçmişte ne kadar hoşgörülü ve insancıl olduğundan(!) falan bahsetsin; kendi adıma söz, vallahi de billahi de karışmayacağım

Ammma cahilane ve kasıtlı bir şekilde İslam'a ve Efendimiz'e hakaret ediyorsa elbet maydanoz olacağım. Çünkü benim dinimden bahsediyor sayın Anonim!.. Ben tepki göstermeyeceğim de kim tepki gösterecek; Hindular mı?

2) Burada yer alan bazi yorumlardaki Hiristiyan teolojini ve/veya Hiristiyanlari alaya almak veya onlara her turlu kotulugu atfetmek sadece Papa'nin sozleriyle ortaya cikan yeni bir fenomen degil. Muslumanlar bunu surekli yapiyorlar. Yaptiklarinda da Hiristiyanlar kuplere binip camilere mescidlere saldiriyorlar mi ? Siz ayni olgunlugu gosteremiyorsaniz nicin gosteremiyorsunuz ?

Bunun birkaç nedeni var.

Herşeyden önce Hz.İsa müslümanların da peygamberidir. Müslümanlar hiçbir zaman Hristiyanlığın aslî haline ve Hz.İsa'ya dil uzatmazlar. Bu itikadî olarak mümkün değildir. Mesela hiçbir Müslüman Hz.İsa'yı çirkin bir şekilde karikatürize edemez. Hiçbir Müslüman Hristiyanlığın aslını, bozulmamış halini terörle suçlayamaz. Hiçbir müslüman "Bana İsa'nın yeni diye getirdiği nedir, sadece onu gösterin. Burada sadece şer ve insanlıkdışı şeyler bulursunuz. Tıpkı kendi inancını kılıçla yayma yönetiminde olduğu gibi' demez/diyemez.

Müslümanların eleştirileri Hristiyanların ve aynı zamanda müslümanların peygamberi olan Hz.İsa'ya değil, kiliseye ve onun tarih boyunca yaptığı insanlık dışı davranışlaradır. Müslümanların eleştirileri İseviliğe yani aslî haliyle Hz.İsa'nn getirdiklerine değil kilise boyunduruğu ile paganlaştırılmış ve adeta bir Roma dinine döndürülmüş muharref hristiyanlık metinlerine ve otoritelerinedir.

Papa'nın ve benzerlerinin İslam'a olan saldırıları ise direk bu dinin aslı kaynaklarına; Hz.Peygamber'e ve onun getirdiği Kur'an'a dır. Bu iki eleştiri arasında dağlar kadar fark var, tabii anlayanlar için..

Ayrıca Batı dünyası Hristiyanlık mirasını artık büyük ölçüde üzerinden çıkartmış ve dinlerini folklörleştirmiştir. Kiliseler gün geçtikçe boşalmakta ateistlerin ve agnostiklerin oranı bazı -özellikle kuzey avrupa- ülkelerinde %65 lere ulaşmaktadır. İsa'ya inananlar içinde bile ahirete inananların oranı çok düşük çıkarken ve dinlerini angarya gibi gören Hristiyanlar ortada iken, Hristiyanlıkla savaşa savaşa aydınlanma adıyla ortaya çıkmış ve materyalizme dönüşmüş bir felsefe tüm etkileri ile Batı'ya sinmişken, Hristiyanlar'ın dinlerine bir Müslüman hassasiyeti ile sahip çıkmaya çalışmalarını beklemek anlamsızdır.

Ama Hristiyanlar içinde de fanatiklerin olduğunu biliyoruz. Bunların başında da Irak'a savaş açarken Haçlı seferi sözlerini kullanan, "Tanrı ile konuştuğunu" iddia eden evangelist Bush gelmekte. Bu dinsel terörizmi değil mi? "Tanrıyı kıyamete zorlamak" için ortadoğuda büyük bir savaş çıkması gerektiğini düşünen evangelistlerin olduğunu biliyoruz. Ve küresel hesaplar yanında ortadoğuda İsrail ekseninde dönen savaşların önemli bir sebebininde bazı Yahudiler ile evangelist Hristiyanlar ve bu çeşit teolojik niyetleri olduğunu da biliyoruz. Hal böyle iken koskoca dinî terörist Bush'u ve Irak'ta, Afganistan'da yaptığı katliamları görmeyip, haham fetvalarıyla çoluk çocuk binlerce sivili öldüren Olmert'i görmeyip, bizzat Peygamberine ve kutsal kitabına hakaret edildiği için ölçüsüz tepki gösteren birkaç münferit hareketi -ki bu tür tepkilerin yanlış olduğunu, müslümana yakışmadığı tüm kanaat önderlerince defaatle söyleniyor- örnek göstererek "olgunluk" sorusu sormanız abesle iştigal.

3)Pardon ama kiliselere saldirmak gibi camilere ve mescidlere saldirmak ta Muslumanlarin adeti oldugunu Irakta Siilerin Sunniler tarafindan bizzat Sii camilerinde ozellikle ibadette bulunduklari anlarda bombayla katledikdiklerini haberlerden her gun izlemiyor musunuz ?

Asıl pardon bizden.. Acep bu Şii-Sünni çatışması neden ABD işgalinden sonra başladı? Neden daha önce yoktu? Yine pardon ama ABD Irak'ta ne arıyor? Hem gelip düzeni bozup hem farklılıkları çeşitli provokatif saldırılarla kışkırtıp hem de böyle suçlamak hangi mantığa uygun?

Birçok yerde Şii ve sünni müslümanlar aynı ülkelerde yaşılyorlar. Mesela neden Suriye'de bu çatışma yok? Neden S.Arabistan'da, Lübnan'da -ki Lübnan çok daha kozmopolit- Filistin'de, Azerbeycan'da, Türkiye'de yok? Neden Endonezya'da, Malezya'da yok? Buradalarda da Şii kitle var, niçin böyle bir çatışma yok?

Bir kere Irak'ta yaşananlar çok daha farklı şeyler. Orada yaşanan tamamen siyasal nedenlerden olan bir çatışma. Ayrıca bu çatışmalardaki aktörlerin kim olduğu, kimler tarafından kullanıldıkları belli değil. Bilinçli olarak bir Şii-Sünni gerginliği tırmandırılıyor ve bu çatışmalar da ABD'nin İran ve Suriye'ye yapacağı müdahale öncesi ortadoğuda bir Şii-Sünni ayrımı ile karşılıklı bloklar oluşturma çabası olarak görünüyor. Orada yaşananları "zaten siz böylesiniz" diye lanse etmek, saydığım nedenlerden dolayı anlamsızdır.

Mezhep savaşlarının ne olduğunu dünya Batı'dan öğrendi. Katoliklerle protestanlar arasında, onyıllar boyunca vahşi şekilde süren ve Avrupa nüfusunun üçte birinin telef olmasına neden olan savaşlar yaşandı.

İslam tarihinde de birçoğu siyasal nedenlerden dolayı çeşitili mezhep çatılmaları oldu ama hiçbir zaman Hristiyan tarihindeki gibi, kitlesel, örgütlü ve o derece vahşi bir mezhep savaşları olmadı. İslam mezheplerinin arasındaki ihtilaflar -hele itikadî konularda- asla bir Katolik-Protestan arasındaki gibi apayrı birer din hüviyetine bürünen ayrılık boyutuna ulaşmadı. Bakın A.Bulaç bir yazısında ne diyor:

Kendimize şu suali soralım: İslam tarihinde mezhep veya etnik çatışma var mı? Kıta Avrupası nüfusunun üçte birinin zayi olmasına sebep olan din veya mezhep savaşlarının bir benzeri İslam tarihinde de yaşanmış mıdır?

Peşinen ve tereddütsüz olarak şu cevabı veriyoruz: İslam tarihinde sınıf savaşları vuku bulmadığı gibi mezhep ve etnik savaşlar da vuku bulmamıştır. Bu elbette, insanların birbiriyle güllük gülistanlık içinde geçindiği anlamına gelmiyor. Ancak İslam tarihini ve bugünkü İslam toplumlarında olup bitenleri anlama gibi bir niyetimiz varsa, Batı toplumlarının tarihindeki çatışma modellerini bir kenara bırakmamız lazım. Siyasi iktidar kavgaları, bey isyanları ve farklı devletler (mesela Osmanlı-Safevi) arası mücadeleler her zaman olmuştur, bunları sahici anlamdaki sınıf, din/mezhep veya etnik çatışma biçimlerinden ayırt etme zarureti var.

Bulaç'ın bu konu ile ilgili birkaç yazısı var. Linklerini vereyim:

Mezhep çatışması, Irak’taki çatışmalar: Sınıf, Din ve mezhep savaşları

Haçlı seferleri sırasında uğradıkları Konstanti'i yağmalayarak, Ayasofya'da protestanlara tecavüz edenlerin sözcülerinin bize mezhep gerginliği konusunda birşey söyleme hakları yoktur.

4) Muhamed'in savaslarinda olenlerin 170'i gecmedigini ve 23 yillik 'peygamberlik' karyerinde 50 gunden fazla savasmadigi istatistiklerini ilk kez burada goruyorum. Dogruysa bu cok iyi. Sizleri kutlarim. Ama palavra sikiyorsaniz arastirip isin dogrusunu sayin Mustafa bey izin verirse bu yorum zincirinde yayinlarim.

Bu konuda verdiğim kaynak dünyaca ünlü siyer otoritesi Prof.M.Hamidullah'ın Fransızca olarak 20 yılda kaleme aldığı, akademik dünyada en çok kabul gören ve birçok dile çevrilen ödüllü eseri "İslam Peygamberi" adlı eseridir.

Bu rakamlar elbet %100 kesin değil ama kaynaklardaki rakamlar 200'ler civarlarında dolanıyor. (Tekrar söylüyorum, B.Kurayza infazları dahil değil.)

Bu rakam 200 değil de 2000 olsun birşey farkeder mi? Bu küçük bilançoyla Peygamberimiz, ardında yaklaşık iki milyon kilometrekarelik devasa bir alana yayılmış, veda hutbesinde ikiyüzbin kişilik bir topluluğa hitap edecek kadar genişlemiş bir inanç imparatorluğu ve bunu büyük bir medeniyete dönüştürecek mü'minler topluluğu bırakmış ardında..

İslam'a kılıç dini diyenlerin utanması gerekir. Bu

5) Tamam son noktaya geldik. Islam'da zorlama yoksa nicin "Hotel California" gibi bir dindir :

Afganistan'da Hiristiyan olarak "leave" etmek isteyen adamin dini mahkemede idamini istediler. Butun gazetelerinde haber oldu. Sizin bundan haberiniz yok mu ? Bizzat Papa araya girdi de adami arka kapidan Italya'ya kacirdilar. Yahu su laik dedigimiz Turkiye'de bile adam Hiristiyan oldu diye isini kaybedebiliyor, komalik derecesine kadar dayak yiyebilor.

Elbette bundan haberimiz var. ve bunun yanlış olduğunu defalarca söyledik.

İslam hukukun yaşayan en önemli alimlerinden Prof.Hayrettin Karaman Hoca "İrtidad'ın (din değiştirmenin) cezası ölüm müdür?" sorusuna şu cevabı veriyor:

Eğer dininden dönen, din değiştiren kimse bu yüzden öldürülseydi; yani din değiştirmenin cezası idam olsaydı o zaman dinde zorlama (kişiyi müslüman etmek veya müslümanlığını devam ettirmek için tehdit ve baskı yapma) olurdu. Halbuki ilgili âyet, "dinde zorlamanın olmadığını" açıkça ifade ediyor (Bakara: 2/256). Esasen iman, aklın hükmü, gönlün rızası ve vicdanın kanâat getirmesi ile olur. Bir kimseye baskı uygulanır ve bu yoldan "inandım" demesi sağlanırsa, o kimse inanmış olmaz, takiye yapmış, münafıklık etmiş olur. İslam böyle bir iki yüzlülüğe meydan vermez.

Bu cevap gayet açık ve nettir.

İslam'ın asli kaynaklarına dayanmayan yanlış ve uç yorumlarını genelleştiremezsiniz. Böyle yaptığınızda müslümanlar da evangelist hristiyan yorumunu ve Tanrı'yı kıyamete zorlamak ve büyük İsrail megola ideası için ortalığı nasıl kan gölüne çevirdiklerininden bahsedip tüm Hristiyanları aynı kefeye koyarlar. Yani yaptığınız sağlıklı bir genelleme değil. İslam'ın düsturu belli: "din de zorlama yoktur."

İslam medeniyetinin gayri müslimlere nasıl davrandığı konusunda tarih yanılmaz bir şahittir. Yukarıda örneğini verdiğim tarihçi gibi yığınla kaynak var. Orakardan okunabilir. Eğer İslam'da zorlama olsaydı, -tıpkı Hristiyanların Endülüs'te tek bir müslüman ve yahusdi bırakmadıkları gibi- müslümanlarda Anadolu'da, İstanbul'da Balkanlar'da Ortadoğu'da, hatta İspanya yarım adasında bir tek gayri müslim bırakmazlardı.

Aynaya bakmak iydir; ara sıra bakmak lazım.

Siz Papa'yi bu kadar sertce tenkit edecek yerde Islami biraz daha iyi arastirin ve etrafinizda olanlara biraz daha iyi dikkat edin.

Bu yanlış olmuş müsadenizle biraz değiştireyim; "Siz İslam'ı bu kadar sertçe tenkid edeceğiniz yerde Hristiyanlığın kanlı tarihini biraz daha iyi araştırın ve emperyal düzenin dünyanın nasıl çarkına okuduğuna, tüm kaynaklarını nasıl sömürdüğüne, çevreyi nasıl mahvettiğine ve dünyada nerede iç ya da dış savaş ve zulm varsa bunun ezici bir çoğunluğunun kökeninde Batı/Hristiyan uygarlığının emellerinin olduğuna dikkat edin."

Böyle yaptığınızda eminin daha iyi anlaşacağız..

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 17, 2006 2:05 PM

Anlamadığım tek bir şey var. Cihadı savunan müslüman kitle İsrail v.b taraflardan gelen saldırılarda önce büyük bir mazlum edebiyatı yapıyor ama çatışma sonrasında "zafer" naraları atıyor. Son Lübnan Savaşı'nda Hizbullah İsrail'i nasıl geri püskürttüğünü gururla izah etmeye çalıştı ya! kastettiğim bu. Şimdi de birileri "biz yıllarca ezilen, katledilen..." diye başlayan cümleler kuruyor ama Filistin'de saldırıya uğrayan kiliseler oluyor.

Papa'ya gelince. Öncelikle Papa tüm dünya Hıristiyanlarının ruhani temsilcisi değildir. Katolik Kilisesi'nin Papa'yı aklama çabaları da bununla örtüşüyor. Zira Hıristiyanların çoğu kendisini konuya muhatap görmüyor. Tıpkı Haçlı suçlamalarında görmediği gibi. Siz nasıl kalkıp birkaç teröristin yaptığı Müslümanları bağlamaz diyorsanız, Hıristiyanlar da Papa'nın "kurumsal" söylevi konusunda suçlanmayı kabul etmeyebilirler.

Birde Papa'nın söylediği şeyler sanki çok yeni savlar içeriyormuş gibi "barışa vurulan darbe" çığlıkları atanlar var ki takdire şayan bir politik gerilimcilik örneği bu. Katolik Kilise arşivleri açıktır, Muhammed yorumlarını okuyabilirsiniz. Papa bir Katolik Üniversite de teolojik bir konuda, kendi düşüncesini, kendi insanlarına ifade etmiş, yaşanan durumu "şok" olarak lanse etmek, spekülatör bir tutumdan başka şey değildir.

Şiddet mi? Şiddeti çağıran her ses kördür, katil ruhludur. Bunu da bize ne Papa öğretti nede İslam teolojisi. Şiddeti anlamamak için aptal olmak gerekir...

Yazan: Gökhan Tarih: September 17, 2006 2:22 PM

Tunç Bey,

Ben burayı tarih anseklopedisine çevirmeye meraklı değilim. Ama tutup da birisi bana "bunlar sizin ezberiniz" mealinde birşeyler söylüyorsa elbet ona kaynaklarıyla vevap vereceğim.

Kibirden Allah'a sığınırım; ama aynı şekilde cehaletten de..

Benim isimlerle işim yok; ben burada fikirleri konuşuyorum. Birisi benim yazıma atfen "bir yorumcunun akılalmaz iddiaları" diyorsa elbet bu iddianın nasıl bir akıl alırlılığı olduğunu göstereceğim. Bundan doğal ne olabilir? Kaldı ki kendi şahsi yaşantımdan, kariyerimden değil İslam'dan ve Hz.Peygamber'den bahsediyorum. İslam'a kılıç dini diyenlere (Barış bey dedi demiyorum) cevap veriyorum. Ne yapacağım yani onlar söyleyecek ben eyvallah mı diyeceğim? Elbette bildiğimi anlatacağım bu benim hem vicdanî hemn de dinî borcumdur.

Özeleştiriye ihtiyacımız olduğu her zaman yazdım, yine yzıyorum. bakın yukarıdaki yazılarımdan birinin sonunda ne yzmışım:

Özleştiri yapalım. İslam'ı yanlış yorumlayanların yorumlarındaki mantık hatalarını gösterelim. Ama kendimiz, kendimiz istediğimiz ve ihtiyacımız olduğu için yapalım. Bunu kendi dinamiklerimiz ile yine İslam için yapalım. Papa cenapları böyle buyurdu diye ve adeta Papa'yı haklı çıkarır tarzda değil.

Burada" Papa'yı haklı çıkarır tarz" demek Papa'nın söylediklerindeki mantıksal anormalliklere ve kasıtlı yanlışlıklara cevap vermeden "ha Papa böyle demiş, kendimize çeki düzen verelim" şekline yapmalım demek. Daha nasıl anlatılır bu bilmiyorum. Papa'nın bu açıklamasının zamanlaması da dahil bilinçli bir tahrik olduğu belli iken bu nasıl atlanır ve bundan dolayı Papa yerine müslümanlar suçlanır ben bunu aklıma sığdıramıyorum.

Siz zannediyormusunuz ki özeleştiri sadece yenikken yapılır? Bir müslüman zaten ömrü boyunca özeleştir yapmalıdır. Bizim buna karşı çıkmamız mümkün mü? Burada elli kere söyledik, müslümanların çok hataları var, İslam=Müslüman değildir diye.. Mevcut durumu tüm nedenleriyle birlikte sorgulamzsak işin içinden çıkamayız, bu sorgulamanın içinde en başta "kök nedenler" de var ve siz bunu hep atlıyorsunuz.

Bir paranoyadan bahsetmişsiniz. Beni eleştirdiğiniz yazının içinde yer aldığı için üstüme alınıyor ve cevaplıyorum.

1° Bütün müslümanlar iyidir,

Değildir.


2° Bütün gayrimüslimler komplocudur,

Değildir.


3° Yahudi ve bati nefreti Islâmin 6ci sartidir,

Değildir.


4° "ALLAH'in partisi" veya "Seriat devleti" adi tasiyan bütün kurumlar Islâm'i temsil edebilir,

Edemez. Doğrusu hiçbir devlet İslam'ı temsil ettiğini idia edemez. Mesela Osmanlı'yı İslam devleti olarak adlandırmak hatalıdır, şöyle denebilir, "Osmanlı Müslümanların kurduğu devlettir" İslam devleti olarak adlandırdığınızda Osmanlı'nın yaptığı her hata İslam'ın hatası olarak yazılır. İslam siyaset teorisi tek bir devlet tipi dayatmamıştır, devlet yapılanmasını ana kadieler koyarak toplumsal gelişime göre insanlara bırakmıştır. Mesele İslam'da halife Allah'ın yeryüzündeki halifesi değildir, müslümanların yeryüzündeki temsilcisidir. Sadece bu bile İslam'ın bu konuda ne kadar hassas olduğunun ispatıdır.


5° Bati ve Israil ile olan mücadelede ALLAH'in koydugu kurallara uymasak da olur, sivilleri öldürebiliriz, intihar edebiliriz.

Kesinlikle hayır.

**

Ne oldu şimdi? İkmale kaldınız. Bu soruların ayrıntılı cevaplarını aylardır burada yazdığımız yazılarda bulabilirisniz. Eğer bana ise hükümler ya yazdıklarımı hiç okumadınız ya da okudunuz ama anlamadınız. Ha bu şekilde düşünenler vardır, bunlar da avam tabakasındandır -dikkat bunun kök nedeni de bellidir- ama aynı biçimde, farklı konularda yüzeysel düşünen Batı'da ya da başka toplumlarda da vardır.

Ben buradan "Hristiyanlara ölüm" sloganı mı atıyorum da bana zımnen faşist suçlaması yapıyorsunuz? Ben bu yazıları durduk yere yazmadım. Papa cenaplarının İslam'a yaptığı saldırı üzerine yazdım. Suçlamalarındaki saçmalaıklara cevap verdim. Yani ben savunmadayım. Daha önceki yazıları da hep İslam'a ve kaynaklarına yönelik suçlamalar üzerine yazdım.

"Bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler" diyecek lüksüm yok. O kadar rahat değilim.

Ve sevdasına tutulduğum İslam'ı ve aşık olduğum Peygamberimi savunuyorum. Kuşkusuız onların savunulmaya ihtiyacım yok, ama bu benim hem vicdani hem dinî görevim.

"Din'de zorlama yoktur" emr-i ilahisine inanıyorum, ve "lekum dinikum veliyedin" diyorum. İnanç hürriyetini savunuyor ve hertürlü dayatmaya karşı çıkıyorum. İslam adına masum insanlara yönelik eylemlerin İslam'a uymadığını haykırıyorum. "Bir topluluğa olan kininiz sizi onlalara karşı adaletsiz davranmaya itmesin" emr-i ilahisini dillendiriyorum.

Bu mu faşizm?

Ve İslam'ın ve müslümanların artık rahat bırakılmasını istiyorum. Yağmaladıkları coğrafyamdan, sömürdükleri kaynaklarımdan, katlettikleri canlarımdan ellerini çeksinler istiyorum. Kendi yaramı kendim dikeyim, kendi hatamı kendim eleştireyim, kendi hatamı kendim cezalandırayım diyorum.

"Gölge etmesinler başka da hiçbir ihsan istemem" diyorum.

Bu mu faşizm?

Bunlar mı faşizm; yoksa bende bu tepkiyi doğurtan ve üç asırdır üzerimize çullanan sömürü ve vahşetle bizi yağmalayanların felsefeleri mi? (Topyekün suçlama değil bu. Kök nedenlerin müsebbipleri ve bu bağlamda bunları yapanlar.)

Yoksa benimki faşizm de onlarınki duygusal humanizm mi? Hangisi?

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 17, 2006 3:04 PM

Bu yorumlari, ayni konuy gundeme getiren Suat Bey'in blogundan asirdim. Bir ikisi benim, biri ECe Hanim'in (tarihi bilgiler iceriyor OKU GOKHANBu yorumlari, ayni konuy gundeme getiren Suat Bey'in blogundan asirdim. Bir ikisi benim, biri ECe Hanim'in (tarihi bilgiler iceriyor OKU GOKHAN

============================
YAHOO’nun giris sayfasindan alintilar:

Once Ne dedigi:

“”The emperor comes to speak about the issue of jihad, holy war,” the pope said. “He said, I quote, ‘Show me just what Muhammad brought that was new, and there you will find things only evil and inhuman, such as his command to spread by the sword the faith he preached.’”

“Imparator Jihad, yani mukaddes savas’tan bahseder dedi Papa. “bana Muhammed’in getirdigi yenilikleri goster; orda vaz ettigi dini kilic ile yayma emri gibi SERYTANI VE INSANLIKDISI seyler goreceksiniz” dedi.

Ben Papa’nin burada yaptiginin tipik Judeo-Hiristiyan karakterinin bir pacasi olan, doublespeak, samimiyetsizlik, politik spin-doctoring olarak goruyorum. Oyle ifadeler secerlerki Batli poltikacilar, her zaman aslinda demek istedigim deyip genis bir yelpaze icersinde lastik gibi saga sola sundururler. Adam poltikacidir; bu is poltikadir.

Ne demis “regrets” (nedamet) ifade ederken. Mealen “muslumanlar uzdugum icin uzgunum; onlari uzmek degildi niyetim” demis. Aklima kizin birinin bir oglana :terbiyem musade etseydi babanin agzina si***dim” deigi geldi. Baska? Sozcusu Papa “alinti yapiyordu. Kendi fikri manasina gelmez” demis. kelime secimine bakin. Papa oyle dusunmuyor, imparatora katilmiyor de kurtulsana! Peki NE MANADA DEMIS?Hangi gaye hangi kontekst? Ben Usame’nin ABD hakkinda dusunduklerini soylesem bir kousmanmda ve bunu yanlis bulduguma dair hicbir ifade kullanmasam ne konusma sirasinda, ne sonra ve “amerikalilari uzmek istememistim; sadece alinti idi” desem ne olur tepkiler? Ilginctir bu defa Papa’yi “anlayisla karsilayin” diyenler cogunlujkla Bat’li kaynaklar degil icerden. Bu yazinin basligi “pope falls short of apology” idi.

Yanlis soyledim demiyor.
Dil surcmesi idi demiyor.
Imparator yanlis demiyor.

Bende imparator gibi papa da ciplak diyorum!

Haberin devamindan alintilar:

VATICAN CITY - Pope Benedict XVI “sincerely regrets” offending Muslims with his reference to an obscure medieval text that characterizes some of the teachings of Islam’s founder as “evil and inhuman,” the Vatican said Saturday.

But the statement stopped short of the apology demanded by Islamic leaders around the globe, and anger among Muslims remained intense.


“We swear to God to send you people who adore death as much as you adore life,” said the message posted in the name of the Mujahedeen Army on a Web site frequently used by militant groups. The message’s authenticity could not be independently verified. The statement was addressed to “you dog of Rome” and threatens to “shake your thrones and break your crosses in your home.”

In a broader talk rejecting any religious motivation for violence, Benedict cited the words of a Byzantine emperor who characterized some of the teachings of the Prophet Muhammad as “evil and inhuman,” particularly “his command to spread by the sword the faith.”

The pontiff did not endorse that description, but he did not question it, and his words set off a firestorm of protests across the Muslim world.

Benedict “thus sincerely regrets that certain passages of his address could have sounded offensive to the sensitivities of the Muslim faithful and should have been interpreted in a manner that in no way corresponds to his intentions,” Bertone said in a statement.

Mohammed Bishr, a senior Muslim Brotherhood member in Egypt, said the statement “was not an apology” but a “pretext that the pope was quoting somebody else as saying so and so.”

Turkey cast some doubt on whether Benedict could proceed with a planned visit in November in what would be the pontiff’s first trip to a Muslim nation.

Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan insisted the pope apologize to the Muslim world, saying he had spoken “not like a man of religion but like a usual politician.”

Asked if Muslim anger would affect the pope’s trip to Istanbul, where he hopes to meet with Orthodox leaders headquartered there, Erdogan replied, “I wouldn’t know.”

Turkey’s top Islamic cleric, Religious Affairs Directorate head Ali Bardakoglu, welcomed the Vatican statement.

“He says that he respects Islam and didn’t want to hurt the feelings of Muslims. I find that a civilized position,” said Bardakoglu in an interview posted on the Web site of Germany’s Der Spiegel magazine.

“The emperor comes to speak about the issue of jihad, holy war,” the pope said. “He said, I quote, ‘Show me just what Muhammad brought that was new, and there you will find things only evil and inhuman, such as his command to spread by the sword the faith he preached.’”

Ece on Eylül 17th, 2006
“Papa, Almanya’da yaptığı konuşmada, Bizans İmparatoru 2. Paleologos’a atfedilen, ‘Hz. Muhammed’in yeni olarak sadece inancın kılıçla yayılmasını getirdiği’ şeklindeki sözleri aktardı”

bunu söyleyen biri keşke bunu söylemeden önce biraz tarihine baksaydı ya…

Birinci Haçlı Seferi (1096-1099)
İkinci Haçlı Seferi (1147-1149)
Üçüncü Haçlı Seferi (1189-1192)
Dördüncü Haçlı Seferi (1204) (sadece bu seferde hedef müslümanlar değildi)
Beşinci Haçlı Seferi (1217-1221)
Altıncı Haçlı Seferi (1228-1229)
Yedinci Haçlı Seferi (1248-1254)
Sekizinci Haçlı Seferi (1268-1270)
Dokuzuncu Haçlı Seferi (1990-2006-….)

saygılarımla

bekirlyildirim on Eylül 17th, 2006
Ve birde tabiiki Hirisuyanlarin, Musluman yonetimleer altinda, dinlerinin zorlav degistrilmedigi, haklarinin korundugu, Hiristiyan yonetimler altindaki uslman ve Yahudilerie neler yapildigi (Kudus nufusunun siykirimi, engizisyon, Holokost. vs) ve yakin tarihten hangi din mensuplarinin kac, farkkli din mensubunun olumunden sorumlu oldugu gibi rakamlara baksa!

Nerden aliyor bu adam bilgilerini? Bugunku Hurriyet(!) haberine gore Papa’nin sozcusu Paopa’nin TANRININ SOZCUSU OLDUGUNU ONUN ADINA KONUSTUGUNU SOYLEMIS!. Bush’ta SIK SIK ‘Dun gec e Tanri ile konustum” dedigi icin Venezuelle Devlet Baskani Chavez “senin konustugun seytan” demisti. Bir iltisim problemi oldugu muhakkak. Yanlis numara dusuruyorlar bellik; e-posta kullaNSALAR CARE OLURMU ACEP
==========================================

Gokhan daha once Hiristiyan oldugunu soylemis Protestan oldugunu imav etmis idi. Samimiyeti icin kredi veririm. Baris gibi "BIZ" diye baskasaindan bahsetme sahtekarligina bas vurmamis en azindan!

Walla burdaki yorumlari okuyunca Rahsan Ecevit'in "din elden gisdiyor" diye irticalik yapmasini anlamak o kadar zor degil. :))

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 17, 2006 3:42 PM

Gökhan Bey, "Öncelikle Papa tüm dünya Hıristiyanlarının ruhani temsilcisi değildir" diyor, bunu ben de biliyor ve kabul ediyorum.

Amma velakin Vatikan bırakın temsilciliği -unutulmuş kilise dogmasını canlandırarak- Papa'nın Tanrı adına konuştuğunu düşünüyor:

VATİKAN: PAPA TANRI ADINA KONUŞUR

Vatikan Adalet Bakanı Kardinal Julian Herranz ise La Rebubblica Gazetesi’ne açıklamada bulunarak, “Papa’nın sözleri tamamıyla anlaşılmadı veya tamamıyla yanlış anlaşıldı. İnsanlar tarafından çok sert yorumlar yapıldı. Papa her zaman kutsal ruhlar tarafından yönlendirilir. Papa direkt Tanrı adına konuşur. O basitçe iyiye yönelmek isteyen insanları diyaloğa ve karşılıklı saygıya davet etti" dedi.

------------------

Bir de felsefe hocası ve şair Hilmi Yavuz'un bugünkü "Papa, Akıl, İman" başlıklı yazısını aktarmak istiyorum:

"Katoliklerin dini önderi papa 16. Benedictus’un, İslam konusunda, dini ve onun Peygamber’ini aşağılayan sözleri düpedüz bir haddinibilmezlik örneğidir.

Sadece hadbilmezlik ya da pervasızlık olsa iyi, Papa, ayrıca Akıl ve Vahiy arasındaki ilişkilerin Hıristiyanlık bağlamında ne kertede sorunlu olduğunun da farkında görünmüyor. Papa seçilmezden önce üniversitede teoloji okuttuğu söylenen muhterem pederin, Hıristiyan felsefesinde Akıl ve İman (Vahiy) konusundaki tartışmalara bakmadan, ‘İslam’da Tanrı kavramı o kadar soyuttur ki, akıl ile Tanrı arasında bir bağ yoktur; Hıristiyanlıkta ise Tanrı ile Akıl arasında ayrılmaz bir bağ vardır’ sözleri, maalesef, bir cehaletin dilegelişidir;- hem de koyu bir cehaletin!

İslam’da Akıl ile Vahiy arasındaki ilişki meselesini daha sonraya bırakarak, Papa cenablarının, ‘Hıristiyanlıkta Tanrı ile akıl arasında ayrılmaz bir bağ vardır’ sözü üzerinde duracağım. Hemen ve öncelikle belirtmeliyim ki, Hıristiyanlık, daha Milattan Sonra 1. yüzyıldan başlayarak Akıl’la İman arasındaki ilişkinin problematik bir ilişki olduğunu gösteren büyük ve ciddi tartışmalar yaşamıştır. Prof. Dr. Ernst von Aster ‘Felsefe Tarihi Dersleri’nde, ‘Mesela, Hıristiyanlıktaki Allah’ın insan şekline girdiği ve bir insan olarak ızdırap çektiği dogması[nın], akla külliyen aykırı olan bir tasavvur, bir paradox’ olduğunu bildirir. Bu dogma bugün de geçerli olduğuna göre, Hıristiyanlıkta Tanrı ile Akıl arasında ‘ayrılmaz bir bağ’ olduğunu önesürmeyi nasıl açıklamak gerekir, doğrusu bilemiyorum.

Teoloji dersleri veren Papa cenablarına hatırlatmak gerekiyor: Hıristiyanlıkta Akıl ile İman (ya da Tanrı) arasında o kadar büyük karşıtlıklar vardır ki (-ki bunlardan biri, yukarıda Prof. Von Aster’in ‘akla külliyen aykırı’ dediği, Allah’ın insan şekline girerek insan gibi ızdırap çektiği dogmasıdır), bu karşıtlıkların bir ‘saçmalık’ kertesine vardığı bile görülmüştür. Saçmalık, evet! Zira, bir Hıristiyan düşünürü olan Tertullian’a atfedilen ‘credo quia absurdum est!’ (’saçma olduğu için inanıyorum!’) sözü de bunu gösterir! Prof. Von Aster şöyle der: ‘Hatta Tertullian büsbütün ileri giderek, dogmanın akla tamamiyle aykırı olabileceğini de söyler.[...] Fakat buna rağmen dogmalara inanmak lazımdır. Ona göre [Dogma’lara dayanan] dini iman ile [Akıl’a dayanan] felsefi bilgi birbirinin zıddıdırlar. ‘Muhal [saçma] olduğu için inanırım’ sözü, doğrudan doğruya Tertullian tarafından söylenmemişse bile onun anlayışını çok güzel ifade etmektedir.’ Eğer Hıristiyanlıkta Akıl ile İman (ya da dogma) arasında bir problem olmasa, Tertullian ya da bir başkası, ‘saçma olduğu için inanıyorum’ demek gereğini duyabilir miydi?

Şüphesiz, Tertullian’la aynı yüzyılda yaşamış olan İskenderiyeli Clemens gibi bazı Hıristiyan düşünürler, Akıl’la İman arasında bir karşıtlık olmadığını önesürmüşlerdir: Clemens’in ‘credo ut intelligam’ (’anlamak için inanıyorum’) sözü de bunu gösterir: Von Aster’in deyişiyle Clemens, bu sözüyle ‘inandığım şeyin akıl tarafından tasdik edildiğini [onaylandığını] görmek için inanırım’, demek istemektedir: ‘Yani dogmayı bir kere imanla kabul ettikten sonra, dogmanın aynı zamanda aklımıza uygun olduğunu da görürüz. Çünkü dogma beşeri akla aykırı değil, bilakis uygundur’: Katolik Kilisesi Clemens’in görüşlerini resmileştirmiştir ama bu resmileştirme, Allah’ın insan (Hz. İsa) şeklinde zuhur etmesini, akıl yoluyla meşrulaştırmayı, hâlâ mümkün kılmış değildir.

Akıl’la İman arasında problematik ilişki, Musevilik için de geçerlidir. Sevgili okurlarım belki hatırlayacaklardır. Bundan iki yıl kadar önce bu gazetede, Spinoza’nın Museviliği akla aykırı çelişkilerden bütünüyle arındırarak bir rasyonel teolojiye indirgeme çabalarına karşılık Levinas’ın, dini bu çelişkilerle temellük etme gereğine ilişkin argümanlarından söz eden yazılar yazmıştım. Doğru bir yakıştırma sayılmasa da, ana çizgileriyle Tertullian ile Levinas’ın, son kertede, benzer bir konumda bulundukları söylenebilir.

İslam’a gelince bu konuda, daha M.S. 8-9. yüzyıldan başlayarak bir akıl dini olduğunu kanıtlayan argümanlar var. El Kındi, ‘Felsefe Risaleleri’nde vahyin akla uygunluğunu gösterir bize; İbn Rüşd de ‘çifte hakikat’ doktrinini öne sürer (İbn Rüşd’den 80 yıl sonra Brabandt’lı Siger, bu doktrini Hıristiyanlığa tanıtacaktır).

Papa cenablarının İslam konusundaki türrehatını kaale almaya değer mi, bilemiyorum. Ama şimdilik, ona Akif’in şu beytiyle cevap vereyim: ‘Biz ne müfti ne imam istemişiz Evropa’dan / Ne de ukbada şefaat dileriz Rim Papa’dan...’

-----------

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 17, 2006 3:51 PM

Okudum Bekir "BEY",
Ama yazıda öncelikle bir Türkçe sıkıntısı var. Ayrıca hala beni ilgilendiren yada BİZİ ilgilendiren bir durum göremiyorum ortada. Dinler savaşında, dinler üstü bir inancın, İsa'nın öğrencisi olmayı amaç edinmiş birinin, dinsel kurumlardan daha Yüce bir hissiyat ve ruhaniyetle bugüne yaklaşan bireylerin yeri olamaz. Siz varın Papa'yla atışın, benim kaygılarım bu politik oyunlardan çok daha öte noktalara bakmaktan ileri geliyor.

Birde düşünmeden edemiyorum, bugünün Fethullahçı, v.s'ci politik İslam jenerasyonu, Celaleddin Rumi'yi, Fazlullah-u Tebrizi'yi v.b farklı kimlikleri ne kadar biliyor diye... Herşeyi katı bir kurumsallık ve politiklikle bir savaş gerilimi noktasına çekeceğinize, inancınızın mistik temelleriyle ilgilenin azıcık. Ha açık söyleyeyim samimi bir Hıristiyan için takdir edilir bir şey olmaz bu, çünkü Mesih İsa dışında yol, gerçek bilmez Hıristiyanlar. O yüzden dinler arası diyalog masallarına ben sizden önce tokum. Ama kimseyle kavga etme derdinde değilim yahu. Değilim, olmayacağım da. Papa'yla atışacaksanız atışın. Üç kuruşluk felsefi kavramlarına kürsüden kürsüye sataşmalarla sarılan eski zaman filozofları gibi. Sadece yorulursunuz. Bundan payı da yine politik egemenler alır.

Yazan: Gökhan Tarih: September 17, 2006 4:00 PM

Suat Bey,
Bu anlattıklarınız konusunda önce din kardeşlerinizi ikna edin. Buyurun mesela şu aşağıda ki haberde bahsi geçen insan bile olamamış din tüccarlarından başlayın...
------------------------------

Somali'de bir rahibe öldürüldü
Papa'nın İslam'a yönelik çirkin sözleri dünyada gerginliği tırmandırdı. Somali'nin başkenti Mogadişu'da bir İtalyan rahibe kimliği belirsiz silahlı kişilerce öldürüldü. İki kilise ateşe verildi.
17 Eylül 2006

Somali'nin başkenti Mogadişu'da bir İtalyan rahibenin kimliği belirsiz silahlı kişilerce öldürüldüğü bildirildi. Başkentin güneyindeki SOS adlı hastanedeki kaynaklar ve görgü tanıkları, hastaneyi basan bir grup silahlı kişinin rahibeye ateş açtığını ve daha sonra da kaçtığını kaydetti. 70 yaşlarındaki rahibenin uzun yıllardır Somali'de yaşadığı belirtiliyor. Papa 16. Benediktus'un İslam dünyasında tepkilere yol açan sözlerinden sonra, dün başkentte bir dini lider, ''Papa'dan intikam alınmasını'' istemiş ve Peygambere hakarette bulunanların öldürülmesi gerektiğini söylemişti.

2 KİLİSE ATEŞE VERİLDİ

Papa 16. Benediktus’un İslam hakkında sarf ettiği sözlere tepkiler sürerken, Batı Şeria’da 2 kilise daha ateşe verildi.
Tulkarim’de, 170 yıllık taş kilisenin şafaktan önce ateşe verildiği, kilisenin içinin tümüyle yandığı belirtildi.
Tubas köyünde de küçük bir kilise yapılan saldırıda kısmen yandı.

Papa’yı protesto için dün de Batı Şeria ve Gazze’de 5 kilise yakılmıştı.

Yazan: Gökhan Tarih: September 17, 2006 4:36 PM

Gökhan Bey,

Tüm İslam kanaat önderleri müslümanları sakinleştirmek için günlerdir açıklamalar yapıyorlar. Bu saldırıların tasvip edilecek yeri yok, İslam'da yok böyle birşey. Ağır tahrikin getirdiği taşkınlıklar var. Malum adi cinayetlerde bile ağır tahrik olduğunda ceza indirimi yapılıyor. Bu saldırılardaki tahrik unsurunu da unutmayın. Durduk yere olmuyor bunlar.

Sizde din kardeşiniz sayılan Papa'ya söyleyin de bir daha insanları tahrik edici konuşmalarda bulunmasın. İnsanların kutsallarına, Peygamberimiz'e hakaret edip onları çileden çıkartmasın. Ve özellikle bu şekilde bile isteye zamanlamasını da ayarlayarak yapmasın.

Ve böyle üzücü hadiseler yaşanmasın.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 17, 2006 5:48 PM

Boşuna zaman harcıyor herkes!
Papanın ne söylediği pekte umurumda değil zira hepimiz biliyoruz onların ciğerlerini.
Üretmeliyiz ve ilerlemeliyiz kısır tartışmalarla yerimizde saymanın bir anlamı yok.

Konuyu dini duygular ile ele almanın ve din ilmihali ile irdelemenin düşülecek bir başka yanlış olacagı kanısındayım. Yapılmak istenende budur zaten bu tip çıkışlar ile. Bu tip çıkışlar papa veya başkası tarafından dile getirilsin fütursuzca yaklaşımlardır. Papa tarafından dile getirilmesi ise yakışık almamaktadır. Ancak resim çok açıktır. Ortada meşrulaştırılmak istenen bir SAVAŞ ve savaşlara gebe bir coğrafya vardır. Bu meşrulaştırma çabası başta hiristiyan toplumunda yükselen savaş karşıtları ve evrensel uzlaşma yanlıları anti emperyalistlere karşı din kisvesinin kullanılmasıdır ki buda tehlikeli bir işarettir.

AT sürecinde, günümüzde Avrupalı'lar söylüyor ise/onlar böyle düşünüyor ise doğrudur tarzı fikirleri benimsemiş birçok koltuk sevdalısı ve çağdaş/modern/liberal/düşünür kisvesi altında batı yalakacılığı yapanlar bulunmakta, satılmış kalemler köşe yazıları yazmaktadırlar..Bu anlayış değiştirilmelidir. Atatürk'ün de ifade ettiği üzere tarih başka ulusların fikirleri ile beslenen toplumlarda bir gelişme katetmemiştir.
(AT nin Türkiyeyi birlikte görmek istemediği kanatindeyim!) Ayrıca NATO üyesi birçok AT üyesinin içinde Türkiyeyi barındırmayan bir Avrupa Savunma Paktı olusturma çabasıda ilginçtir!!) Pragmatik davranmalı ve olaylar ve gidişata saplanmadan hızla ileriye bakmalı alternatiflerimiz ve önceliklerimizi iyi saptamalıyız ve bunları milli politikalar haline getirerek ilkokullardan başlayarak ders programına eklemeliyiz.

IMF, Birleşmiş Milletler, NATO vb. birçok kurum ortaya konan oyunda birer piyon niteliğindedir ve ikiyüzlü bir siyaset uygulamaktadırlar. Zaman güçlü olma ve aramızda nifak tohumları yayılmasını önleme zamanıdır. 3 Uçağı 4 helikopteri bulunan ufak ve az gelişmiş bir ülkenin günlerce bombalanmasına seyirci kalıp sonrada saldırganlara kalkan olmaya gitmek için organize olma gayretinde olanlar bu kurumlar değiller midir?

neymiş efendim 2 askerleri kacırılmış...
Ülkemizde neler olup bittiğini herkes biliyor.. ve kimse artık daha fazla seyirci olmak istemiyor. Tam bağımsız güçlü Türkiye için artık uyanma zamanı gelmiştir. Gözünüzü açın ve dirlik içinde güçlü yarınlar için çalışın. Yapabileceginiz en güzel şey budur, papanın açıklamalarının altında sofistike kuramlar bulmak ve dini, islamiyeti cihadı vb. tekrar yorumlamak değil. Türkiye'ye gelecekmiş, buyursun gelsin... bu arada Israil Filistin dostluğunu pekiştirmek adı altında düzenlenen ve destekçisi Musevi lobisi olan Orkestra günlerce lanse edildi ... ve seçilen mekan ise yine bir kilise idi... orkestranın tam arkasında kocaman bir haç.. tüm dünyaya izlettirildi.. dini duyguları fazla yoğun olan biri olmasamda bu resmin hiç hoşuma gitmediğini belirtmek istedim.. peki savasa hayır barıs der iken yapılan bu seçim üzerine yazılar yazılmıyor neden bu nasıl iş demiyoruz? bir tepki verilmesi ancak saldırının bu kadar acıktan yapılarak tepkisiz kalınmayacak gibi olmasına mı bağlı...?

Yüzyıllardır dinsel öğeler toplumları yönlendirmekte kullanılan araçlar olarak çıkmıştır karşımıza. Ve batı dünyası kendi aralarında bir işbirliği tesis etmiş kiliseyi kendi ortak çıkarları yönünde kullanmak konusunda gayet başarılı olur iken günümüz dünyasında karşımızda beliren sorun sarihtir.

1) G7-G8 ler toplayarak dünya siyasasına yön verecek toplantılar yapar haldedirler. Kendi aralarında uyum içinde çalışmaktalar ve AT gibi siyasi birlikteliğe varacak gelişmeler içindedirler.
2) Pek çok Müslüman ülke gelirleri petrol doğal kaynağından ibarettir
3) Türkiye dünyanın 16. büyük ekonomisidir ve ortadoğuda ve dünyada etkin bir ülkedir ancak bu dengelerde değiştirilmek istenmekte uzun yıllardır sahneye konmak istenen ve bir miktar alt yapısı hazırlanmış bir plana start verilmiş durumdadır.

Her kafadan ses cıkmamalı, birlik ve beraberliğe önem verilmeli, tam bağımsız güçlü bir Türkiye için çalışacak Milli Politikalar yürütecek yeni bir Milli Hükümet ile adeta bir savaş niteliğinde top yekun ekonomi/üretim/teknoloji geliştirme/ağır sanayi/enerji/bölgesel ittifaklar ve Rusya ve Türki Cumhuriyetler ile işbirliği yürütülerek koklu kamusal yatırımlar yapılması şarttır. (Geçmişte Rusya işbirliği ile MKE, Rafineriler ve Demir Çelik Tesisleri Vb. tesisler kurulması gibi..) Kıbrıs konusunda kesinlikle taviz verilmemeli öngörülü davranarak atılması gereken adımlar atılmalıdır.

K.Irak'ta yeni bir devlet kurulmasına izin verilmemelidir.

Devletçilik anlayışı doğru anlaşılmalı ve sadece eldeki kamu kurumlarının satışı ile Karma Ekonomik Sistem (Avrupa buna Atatürk'çülük der) gerekleri yerine getiriliyor sanılmamalıdır. Derhal yeni kamusal yatırımlar yapılmalıdır. Nükleer Enerji Santralleri, Uzay Araştırma Merkezleri, Teknoloji Enstitüleri, Savas Sanayii Geliştirme Merkezleri kurulmalı ve Üniversiteler/özel sektör entegrasyonu sağlanmalıdır.

Bunlar sanıldığı kadar zor değildir ve görülüyorki Türkiye hepsini hayata geçirmek konusunda pek yakında hemfikir olacaktır. Avrupa Birliğine daha fazla taviz verilmemeli onurlu ve milli çıkarları gözeten sağlıklı bir dış politika yürütülmelidir. Gerekirse AT görüşmeleri dondurulmalı ve önceliklerimize gereken önem verilmelidir. Gelişme ve kalkınma zaman zaman Sıçrama ve dalgalanamlar seklinde tezahür ederki bu Türkiye'de böyle olacak ve onumuzdeki 5-10 yıllık süreçte köklü yanlışlar yapılmaz ve erken bir savaş içine çekilmez isek önemli gelişmeler kaydedilebilecek daha güçlü bir Türkiye olagelecektir.

Yazan: Mustafa E. ORAN Tarih: September 17, 2006 11:49 PM

Mustafa bey, batı ve hıristiyan dünyası İslam kar-
şıtı saldırganlığı artırdıkça bizlerin telaşa ve
korkuya kapılması son derece doğal. Bu saldırgan-
lığı kışkırtmak biryana yumuşatmak ve önlemek her
müslümanın batı ve hıristiyan dünyasına karşı öde
vidir. Ancak asıl ve gerçek ödevimiz ise, hem mad
di hem manevi olarak hazırlıklı olmaktır. Bazı ba
tılı entellektüeller Türkiyenin kaybedilmemesi
gerekir desede, Huntingtoncu, Neo-con ve Siyonist
blok Türkiyeyide hedefe koymak istiyor. Bu yüzden
batılı barış yanlılarıyla diyalogu geliştirerek
sürdürmeli, aynı zamanda içimizde İslama sarılma-
lıyız. bir ülkenin manevi direniş zirvesinin din
olduğunu biz Türklerden daha iyi hiç kimse bilmez.
Çanakkale destanı bu teze belge olarak yeterlidir
zannımca. Bir milletin savunmasının zaafa uğratıl-
masının ilk ayağı dinine yabancılaştırılması, on-
dan nefret eder hale getirilmesidir. Aşırı zorba
itici,pis bir din imajı oluşturulması, bu kirli
faaliyetin bilinen yöntemlerindendir. Batıyla
Ehli Kitapla diyaloga devam çabalarınızı destekli
yorum. Yanı sıra İslama saldırının Vatikancada be
nimsenen yeni bir haçlı seferine dönüşme tehdidine
karşı, başta laikçiler ve aşırı gidenleri uyarma
görevinizide ihmal etmemenizi talep ediyorum.
İslamdan uzaklaşarak tehlikeden kurtulamayacağımız
gibi, din gününün Sultanı korkaklardan hazetmiyor.
Yürekli ve saygın çizginizin devamı için yolun
denge noktasından uzaklaşmadan gerçeklere hizmete
devam etmenizi temenni ediyorum. Allah iman ettim
demekle insanları salıvermeyeceğini, büyük zorluk
larla imtihan edileceğimizi haber veriyor.
Allah zalimlere dayananlardan etmesin bizleri.
öfkeyle aşırı gidenlerden de etmesin bizleri.
Zalimlerin medya gücü öyle boyuttaki, haklıyı hak
sız göstermek için kurgulanmış sahtekarlıkları,
bire bin katarak aktarıyor. Tüm yorumcuları her
gece sakin bir ortamda, Kuran okumaya davet ediyor
um. Rabbimiz, Kuran'ın insanların kalp gözlerini
açan ışıklardan oluştuğunu müjdeliyor. Basirete
her zamankinden daha çok muhtacız. Saygılar.
levent.

Yazan: levent Tarih: September 18, 2006 12:07 AM

Sayın Bekir Bey,

1) Tunç'la tanışamadım. Tanıştırırsanız sevinirim. En azından ölçülü, özeleştiri yapabilen bir insana benziyor.

2) "biz" kelimesini anlamanız bir hayli zor olmalı çünkü "siz"in için herkes ötekidir. Sizinle aynı fikirde olmayanları sivri bir dille eleştirmekten, onları "aptal ve bilgisiz" göstermekten ve düşmanlık tohumlarını ekmekten başka bir şey yapamıyorsunuz. Sizin dünyanızda "biz" herhalde "ben" anlamına geliyor.

3) Tanımadığınız insanları (mesela beni) sahtekarlıkla suçlamanız çok tuhafıma gitti ama genel tavrınıza uygundur. Bunun gene sevgisizliğinize, saygısızlığınıza vermek zorundayım.

4) Bir post'ta Mustafa Bey'e kredi kazandırmakla suçladınız beni ama bence Mustafa Bey'e en çok kredi kazandıran sizsiniz. Onun yazdıklarını sizinkiyle karşılaştırınca yüreği temiz aklı pak olan herkesin onun çizdiği yolu seçeceğinden eminim.

Saygılarla,

barış

Yazan: Barış Tarih: September 18, 2006 8:15 AM

Suat Bey,
"Din kardeşiniz sayılan Papa" demişsiniz. Sanırım idrak sorunu şu sıralar genel olarak Müslüman arkadaşlarda krize dönüştü. Arkadaşım ben Protestan mezhebinin Pentekostal koluna yakın teolojik tercihleri olan bir kiliseye mensubum. Temelde sorarsan sadece Hıristiyanım. Roman Katolik hiç değilim. Papa yanlısı olmaksa erdemlerine inandığım Protestan Reformunun özüne ters. Tekrar ediyorum Papa'yla sorununuz varsa bunu inatla savunduğunuz, inanç ve aklın erdemlerini kullanarak halledersiniz. Tüm dönemlerin mücadele şartları vardır. Ama 70 yaşında, hayatını Somali'ye vermiş bir kadını vurmanın arkasında tahrik v.b unsurları bahane edecek kadar mı çirkinleşti durum? Siz Türksünüz 70 yaşında kadın bizde küfür etse tahrik sayılmaz. Bu ne aymaz bir tutumdur siz bunu açıklayın?

Tabi din kardeşiniz Papa deyip duracaksanız ben gidip sitenizde ki diğer birkaç aklı başında yazıyı okumayı tercih ederim.

Yazan: Gökhan Tarih: September 18, 2006 10:50 AM

Barış bey,

Bekir bey ve Suat bey'in yazılarını okurum. Her ikisi de çok değerli, bu ülkedeki köşe yazarlarının çoğunu kırk defa cebinden çıkaracak kadar usta ve birikimlidirler. Farklı tarz-ı telakkiler olabilir. Gerçek her zaman tek değildir. İnsanlar da, düşünceleri de çeşit çeşittir. Mevlana'nın ölümsüz benzetmesi gibi karanlıkta birisi filin hortumunu, diğeri bacaklarını tutmuş. Hepsi fili tarif ediyorlar. Yorumları daha sık takip ederseniz neden bahsettiğimi anlayacaksınız.

Bekir ve Suat beyler,
Fazla hüsn-ü zan bazen yanında su-i zannı da taşıyor. Barış arkadaşımızın Mustafa beye teveccühü böyle bir duruma sebebiyet vermiş görünüyor. Abilere hoşgörü ve affetmek düşer.

Sevgi, saygı ve hürmetlerimle,
Maydanoz

Yazan: maydanoz Tarih: September 18, 2006 11:03 AM

Sayın Suat Bey,
Yazının tamamını okusanız, sanırım aynı kanaatte olmazsınız. Ayrıca bence kişisel olarak sataşmak yerine fikirler tartışsa daha iyi değilmi?

Size alıntı yaptığım kaynakda; www.varliktanveriler.com da,
Hz.İSa, Hz.Meryem ve yüzyıllardur gelen kilise geleneği, vaftiz gerçeği ve daha bir çok konu ayrıntılı olarak açıklanmıştır, bu tabiki binlerce yıllık kilisenin işine gelmeyecektir. Tüm gerçekler ortadadır. Yazar KAZIM YARDIMCI,derin tasavvuf bilgisi VE BİRİKİMİ İLE bunları yazmaktadır.8 kitabı vardır, ancak kutsal konuların ticareti olmaz inancı ile kitaplarını para ile satılmıyor. Kitapları Bütün büyük kütüphaneler ve Üniversite kitaplarındave internet sitesinde türkçe ve İngilizce olarak var. Bana da bir dost tavsiye etmişti.

Kendi Peygamberi Hz.İsa'yı bile tanımayan papa,
bizim efendimizi nerden tanıyacak ve yorum yapacaktır.

Saygılar

Yazan: İrem kılıc Tarih: September 18, 2006 11:19 AM

Sayin Bekir Bey,

Yazdiginiz bu satirlariniz benim bir zamandir anlatmaya çalistigim ve bazi arkadaslari kizdiran "müslüman gözlügü" deyimimi çok güzel açikliyior :

Sizin "biz" taniminiz cok ilginc! BaBizim bildigimiz sozlukte "cok iy ingilizce bilen zat-i aliniz disindaki" ve baska dinden insanlara "SIZ" denir. Aksini soylemek ciidi bir psikitruik problem veya sre4smen sahtekarliktir

Hamdolsun, ben de müslümanim ve müslüman olmayan insanlarla birlikte çok güzel isler yaptim ve yapmaya devam ediyorum. Onlardan da "biz" diye söz etmekten çekinmiyorum. Ayrica karsima hasa ALLAH adina sivilleri öldüren (veya bunu hos gören) bir müslüman gelirse ona "biz" diye hitap etmekten çekinirim. Ben Islam'i iyi güzel ve dogrudan yana oldugu için seçtim. Nitekim Kutsal kitabim olan Kur'an bir çok suresinde dini ne olursa olsun iyi isler yapanlara cennet vaadeder, müslümanlara da iyi isler yapmalarini emreder.

ALLAH'a hamd olsun ki gerek Sevigili Peygamberimiz gerekse atalarimiz olan Selçuklar ve Osmanlilar bu "müslüman gözlügü" ile fazla uzaga gidilemeyecegini biliyorlardi.

("Bilgili" arkadaslar alinmasin, izleyen satirlar sadece hatirlatma)

Peygamberimiz Etyopyali hristiyan kral öldügünde "kardesiniz için dua edin" demistir. Arap yarimadasinda yasayan Yahudi ve hristiyan topluluklarla bir anlasma imzalayarak dünyanin ilk federal çok uluslu ve çok dinli devletini kuran da yine Peygamberimiz Hz Muhammeddir.

Atalarilimiz da çikarlarini farkli dinden ve ulustan insanlarla birlestirmesini bilmis, genis cografyalara asirlarca baris ve huzur getirmislerdir.

Meselâ savasta Selçuk türklerine esir düsen ve köle olan Nizam ül Mülk (iranli veya Kürt) Sii olmasina bakilmadan devlet katinda rütbe aldi ve sonunda basvezir oldu.

Osmanlilarda da sirp ve yunan asilli pasalar ve bas vezirler çok. Yahudi doktorlar ve casuslar da asirlarca Osmanliya sadakatla hizmet etti. Türk musikisinin yazili hale geçirilmesinde ermeni ve yahudi bestekarlarin katkilari temel bir rol oynamistir.

Ancak müslmanlara denir" demek son derece yanlis. ALLAH'in bize bahsettigi
bu güzel dünyanin okyanislari, havasi kirlendiginde bedelini biz insanlar (müslümanlar, hristiyanlar, putperestler, dinsizler, agnostikler....)

Bugün de türk yahudileri ermeni sorunu gibi konularda Türkiye lehine lobi yapiyorlar. Fransa'daki bazi yahudi ve rum asilli üniversite dekanlarinin müslüman ögrencilere destek olduguna, onalara burs ve is bulma imkâni sagladiklarina bizzat tanik oldum.

"Müslümanlarla gayri müslimler hep savasmistir, bu bugün de böyledir" yaklasimi hatali ve tehlikelidir. Tipki "Kürtlerle türkler baris içinde yasayamaz" lafi gibi.

Okudugum bir hadise göre "ALLAH'in adinin geçtigi sohbetlerde bulunmak ibadettir." Toplu halde ibadet etmemize firsat saglayan bu forumun sahibi Mustafa Akyol'dan ALLAH razi olsun.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: September 18, 2006 11:22 AM

Baris Bey,

"Siz" vee "biz"in tanimini bilmiyorsaniz ben naapiyim SIZE? "biz: diye basladiniz ilk yorumunuza ve muslumanlara yonelik bircok asagilamalar, suclamalar siraladiniz. Sonra burdaki bircok yorumcunun "mustafa beyu'in aksine" Ingilizce bilmedigi icin Bati kaynaklarini takip edemediguini, bundan bilgisiz kaldigini acikladiniz; tesekkurler. Bir sobnraki yorumunuzda ise ben "BIZ" DERKEK kendimi katliyorum, ben cok iyi ingilizce bilirim, yabanci kaynaklari okurum, felan dediniz. YANI BIZ DERKEN SIZ DEMEK ISTIYORUM dediniz acikcasi.
Bu kadar idrakten yoksunmusunuz?

Sonrada aklinizca "mustfa bey"in yaninda digerlerimize karsi stratejisi ile aklinzca birbirlerinin fikirlerine, kisliklerine saygi duyan ve poltik tahlillerde zaman zaman ayrilan nsanlari farkli cepheler gibi gosterme tesbbusune girisiyorsunuz. Bunu Beyaz dahil bircoklari denedi; zekamiza hakaret etmeyin. Sahtekarligi de cehaleti de gordugumuzde taniriz.

Mustafa Bey'le fikirlerinizin ortustugunden eminmisiniz? Turkiye'de laiklik, demokrasi, cagdaslik gibi kavramlatrin tanimlari ve bunlarin uygulamada neleri temsil ettigi, basortusu yasagi, jakoben devleti, toplum muhendisligi gibi konulardan birkaci uzerine fikirlerinizi kisaca paylasin bakalim ne kadar ortustugunuzu ogrensek. Daha once dininiz ortusuyormu? sorumu cevapsiz biraktiniz.

Inglizceyi cok iyi bildiginize gore: Good try! But I don't think so.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 18, 2006 11:33 AM

Suat Bey,
Bu arada insanların Kutsallarına küfür görmek istiyorsanız, herhangi bir MEB damgalı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabı açın. Bunları çocukların zihnine kazıyanlarla tanışın. Ayrıca eğer tahrik olmak için Hıristiyanlar bahane arasaydı, inanın bana özellikle Arap topraklarından edilen küfürler 1000 savaş sebebi olurdu.

Yazan: Gökhan Tarih: September 18, 2006 11:35 AM

Suat Bey,

Mesajiniz için tesekkür ederim. Faydali gördügüm noktalara cevap veriyorum:

Ben burayi tarih anseklopedisine çevirmeye merakli degilim. Kibirden Allah'a siginirim; ama ayni sekilde cehaletten de.. ....Elbette bildigimi anlatacagim bu benim hem vicdanî hemn de dinî

borcumdur.(SÖ)

Sözlerim sizden ziyade kendisini "bilgili" digerlerini "cahil ilân eden

arkadaslar içindir. Zülfü yâre dokunmus. Kusuruma bakmayin. Fransa'da güzel

bir laf var : "Bilgi reçele benzer, ne kadar az ise okadar çok yayman

gerekir" Ne zaman birisi barisi, insanlarin kardesligini ve özelestiriyi

savunsa bazi yorumcular neredeyse dinazorlardan baslayan bir tarih dersine

girisiyor, önce hristiyanlar basladi diyor çocuk gibi. Ben 2006'da yasiyorum

2030'larda güçlenmis bir Türkiye ve Islâm dünyasi görmek istiyorum.



Özlestiri yapalim. Islam'i yanlis yorumlayanlarin yorumlarindaki mantik

hatalarini gösterelim. Ama kendimiz, kendimiz istedigimiz ve ihtiyacimiz

oldugu için yapalim. Bunu kendi dinamiklerimiz ile yine Islam için yapalim.

Papa cenaplari böyle buyurdu diye ve adeta Papa'yi hakli çikarir tarzda

degil.

Burada" Papa'yi hakli çikarir tarz" demek Papa'nin söylediklerindeki

mantiksal anormalliklere ve kasitli yanlisliklara cevap vermeden "ha Papa

böyle demis, kendimize çeki düzen verelim" sekline yapmalim demek. Daha

nasil anlatilir bu bilmiyorum. Papa'nin bu açiklamasinin zamanlamasi da

dahil bilinçli bir tahrik oldugu belli iken bu nasil atlanir ve bundan

dolayi Papa yerine müslümanlar suçlanir ben bunu aklima sigdiramiyorum.(SÖ)

Son derece haklisiniz. özelestiri yaparken elbette "stockholm sendromu"

denen olaydan kaçinmak gerek. Katilleri veya hirsizlari hakli çikarmanin

alemi yok. Bu arada benim de Ayasofya konusunda anlattigim gibi Papalik

hristiyan alemi için de sorun olmus bir kurumdur. Bir çok hristiyan "papalik

bizden Isa'yi çaldi" demektedir. Ayrica sayin Ajlan Abudak'in süpheleri

yerindedir, yani su anki Papa Ratzinger gençliginde Nazi örgütlerinin üyesi

olmustur. Bundan daha da ürkütücü olan
su anda Opus Dei adli bir baska örgütün üyesi olmasidir. Bu örgüt Vatikan'da

dahi korkulan bir çok cinayete imza atmis
çok güçlü ve tehlikeli bir örgüttür. Ratzinger'in Papa seçilmesi ise

Vatikan'daki ilimli/barisçi katolikler için agir bir yenilgi olmustur.

Neyazikki türk basini sizin "gelenek" blogunda da anlattiginiz gibi Pinar

altug'un yeni sevgilisinden ve Sibel Can'in tangasindan vakit bulamadigi

için Türk halkini zamaninda uyaramadi. Papanin bu kiskirtmasi bie rastlanti

veya kaza degil.

Mevcut durumu tüm nedenleriyle birlikte sorgulamzsak isin içinden çikamayiz,

bu sorgulamanin içinde en basta "kök nedenler" de var ve siz bunu hep

atliyorsunuz.(SÖ)

Samimiyetle soruyorum : Nedir bu kök nedenler? Sn Abudakla tartismaya

baslamistik bu konuda, sonra yarim kaldi. Ama ALLAH rizasi için bana cevap

verirken çözüme dönük konusun. Kök nedenleri anlatmak=sorumluluktan kaçmak

olmasin. Inanin bekliyorum bu konudaki düsüncelerinizi. Isterseniz

Gelenek'te devam edelim. Benim için cihadlarin en büyügü bu, akilci bir

sekilde bir diagnostik yapmak.



Bir paranoyadan bahsetmissiniz. Beni elestirdiginiz yazinin içinde yer

aldigi için üstüme aliniyor ve cevapliyorum.

1° Bütün müslümanlar iyidir,

Degildir.


2° Bütün gayrimüslimler komplocudur,

Degildir.


3° Yahudi ve bati nefreti Islâmin 6ci sartidir,

Degildir.


4° "ALLAH'in partisi" veya "Seriat devleti" adi tasiyan bütün kurumlar

Islâm'i temsil edebilir,

Edemez. Dogrusu hiçbir devlet Islam'i temsil ettigini idia edemez. Mesela

Osmanli'yi Islam devleti olarak adlandirmak hatalidir, söyle denebilir,

"Osmanli Müslümanlarin kurdugu devlettir" Islam devleti olarak

adlandirdiginizda Osmanli'nin yaptigi her hata Islam'in hatasi olarak

yazilir. Islam siyaset teorisi tek bir devlet tipi dayatmamistir, devlet

yapilanmasini ana kadieler koyarak toplumsal gelisime göre insanlara

birakmistir. Mesele Islam'da halife Allah'in yeryüzündeki halifesi degildir,

müslümanlarin yeryüzündeki temsilcisidir. Sadece bu bile Islam'in bu konuda

ne kadar hassas oldugunun ispatidir.


5° Bati ve Israil ile olan mücadelede ALLAH'in koydugu kurallara uymasak da

olur, sivilleri öldürebiliriz, intihar edebiliriz.

Kesinlikle hayir.(SÖ)

ALLAH sizden razi olsun, bunlari ne kadar çok hatirlatsak azdir. Sivil

öldüren ve intihar eden "islamci" teröristleri elestirdigimde "bütün ulema

sizin gibi düsünmüyor" veya "yahudi propagandasi yapiyorsunuz" diye çikisanlar az degildi.

Ne oldu simdi? Ikmale kaldiniz. Bu sorularin ayrintili cevaplarini aylardir

burada yazdigimiz yazilarda bulabilirisniz. (SÖ)

"yazdigimiz yazilarda" demissiniz. SÖ imzali yazilar için haklisiniz. Biz derken bir grubu kasdediyorsaniz sasirtici. Çünkü verdiginiz cevaplar dogrultusunda azinliktasiniz.

Ben buradan "Hristiyanlara ölüm" slogani mi atiyorum da bana zimnen fasist

suçlamasi yapiyorsunuz? (SÖ)

Sahsinizla alakasi yok, insanlarin degil rejimlerin fasitlesebilecegini düsünüyorum. Ama müslümanlar buna çanak tutmamali, tersine uyanik olmali. "Her agacin kurdu kendinden olur" sözünü çok severim. Huntingtoncu müslümanlarin istemeden/bilmeden islâm alemi için en büyük tehlikelerden birini olusturdugunu düsünüyorum.

Ve sevdasina tutuldugum Islam'i ve asik oldugum Peygamberimi savunuyorum.

Kuskusuiz onlarin savunulmaya ihtiyacim yok, ama bu benim hem vicdani hem

dinî görevim.

"Din'de zorlama yoktur" emr-i ilahisine inaniyorum, ve "lekum dinikum

veliyedin" diyorum. Inanç hürriyetini savunuyor ve hertürlü dayatmaya karsi

çikiyorum. Islam adina masum insanlara yönelik eylemlerin Islam'a uymadigini

haykiriyorum. "Bir topluluga olan kininiz sizi onlalara karsi adaletsiz

davranmaya itmesin" emr-i ilahisini dillendiriyorum.

Aynen katiliyorum. Bu yönde ciddi bir söylem olusturmak ve müslüman gençlerin bu yanlis yoldan uzaklastirilmasi gerektigine inaniyorum.
Almanya'da türkler, fransa'da ise araplarin gitgide politikaya ve is hayatina katildigini sevinerek görüyorum. Müslüman/türk milletvekilleri, bakanlar, medya patronlari, üniversite rektörleri artmali batida. Bu sayede kan dökmeden yapilacak bir Cihad ile müslümanlarin can ve mal güvenligi baskalalari için de önemli hale getirilebilir.

Dostlugumuzun devami dilegiyle
Tunç

Yazan: Tunç Tarih: September 18, 2006 1:19 PM

Sayin Suat Ozturk bey,

1) Papa bir Bati unversitesinde Hiristiyan bir kitleye hitaben konusma yapiyor. O halde Muslumanlar nicin maydanoz oluyorlar da ondan sonra soylenen sozler hoslarina gitmedi diye o ayni sozleri dogrulayan saldirilara kalkisiyorlar?

Çok de?i?ik bir mant?k. (…)Ammma cahilane ve kas?tl? bir ?ekilde ?slam'a ve Efendimiz'e hakaret ediyorsa elbet maydanoz olaca??m. Çünkü benim dinimden bahsediyor say?n Anonim!.. Ben tepki göstermeyece?im de kim tepki gösterecek; Hindular m??
========
Tabii ki cok degisik bir mantik. Ama bunu size anlatamamisim. Tekrarliyorum : akademik bir sunuya hicbir Musluman’in muhatap olmadigi bir ortamda ana konusuna teyet gecen tarihi bir alintiya Musluman da olsaniz ille de tepki gostemeniz gerekmez. Bu size cok ters mi geliyor ? Ben bunu siz yaptiniz veya yapiyorsunuz demiyorum ama Papa’nin kisiligine kadar saldiracak tarzda tekpi gostermek bence fikir hurriyetine ve bunun beyanina saygi gostermenin ne anlama geldigini anlasilmadinigini gosteriyor sadece . Evet cok farkli bir mantik fakat Islam dunyasinda nicin fikir uretilmediginin veherkesin gerisinde nicin kalindiginin bir resimidir.

2) Burada yer alan bazi yorumlardaki Hiristiyan teolojini ve/veya Hiristiyanlari alaya almak veya onlara her turlu kotulugu atfetmek sadece Papa'nin sozleriyle ortaya cikan yeni bir fenomen degil. Muslumanlar bunu surekli yapiyorlar. Yaptiklarinda da Hiristiyanlar kuplere binip camilere mescidlere saldiriyorlar mi ? Siz ayni olgunlugu gosteremiyorsaniz nicin gosteremiyorsunuz ?

Bunun birkaç nedeni var.(…) Müslümanlar hicbir zaman Hristiyanl???n aslî haline ve Hz.?sa'ya dil uzatmazlar. (…) Hiçbir Müslüman Hristiyanl???n asl?n?, bozulmam?? halini terörle suçlayamaz. (…) Müslümanlar?n ele?tirileri ?sevili?e yani aslî haliyle Hz.?sa'nn getirdiklerine de?il (…)Papa'n?n ve benzerlerinin ?slam'a olan sald?r?lar? ise direk bu dinin asl? kaynaklar?na; Hz.Peygamber'e ve onun getirdi?i Kur'an'a d?r. Bu iki ele?tiri aras?nda da?lar kadar fark var, tabii anlayanlar için..
======
Ozur dilerim ama Hiristiyanligin “asli hali” gibi kavramlarin tarihi hicbir gercege hicbir belgeye dayanmamaktadir. Muslumanlarin bu kondaki argumanlarinin farkindayim. Dedigim gibi Hirisitiyanligin “asli haline” (yani her zamanki ve simdiki hali) siz Muslumanlar hep saygisizlikla, bilincsizce, dogru durust arastirmadan, surekli olarak saldiriyorsunuz ama hicbir Hiristiyan hicbir yerde kuplere binip Muslumanlar gibi gazete manseti olmuyorlar. Nicin ?

Bir de sunu ilave edegim ki 600 yil sonra gelen Muhamed’in hayal unurunu olan “Hz.Isa” ile organik bir bag ile dunyadaki yasamina kadar dayanan taniklik neticesinde tanidigimiz Kurtarici ve Rab ISA (1.Yuhanna 1:1-4) tamamen ama tamamen farkli kisilerdir.

3)Pardon ama kiliselere saldirmak gibi camilere ve mescidlere saldirmak ta Muslumanlarin adeti oldugunu Irakta Siilerin Sunniler tarafindan bizzat Sii camilerinde ozellikle ibadette bulunduklari anlarda bombayla katledikdiklerini haberlerden her gun izlemiyor musunuz ?

As?l pardon bizden.. Acep bu ?ii-Sünni çat??mas? neden ABD i?galinden sonra ba?lad?? Neden daha önce yoktu? Yine pardon ama ABD Irak'ta ne ar?yor? Hem gelip düzeni bozup hem farkl?l?klar? çe?itli provokatif sald?r?larla k??k?rt?p hem de böyle suçlamak hangi mant??a uygun?
Birçok yerde ?ii ve sünni müslümanlar ayn? ülkelerde ya??lyorlar. Mesela neden Suriye'de bu çat??ma yok? Neden S.Arabistan'da, Lübnan'da -ki Lübnan çok daha kozmopolit- Filistin'de, Azerbeycan'da, Türkiye'de yok? Neden Endonezya'da, Malezya'da yok? Buradalarda da ?ii kitle var, niçin böyle bir çat??ma yok?

==============
Irak’taki Sunniler ve Siiler ancak Saddam Huseyin’in demir yumrugu altinda birbirlerine saygili davraniyorlardi. Ama nefretler her zaman vardi. ABD’nin yaptigi Saddam faktorunu ortadan kaldirmak ve bu mezheplerin birbirlerine karsi dusundukleri gibi hareket etmelerine ortam acmaktir. Bu ABD’nin yanlis bir politikasi olabilir. Ama Muslumanlarin iyi davranislarini hep dinlerinde olan yuce karakterine atfetmek ve kotu davranislarina gelince hep “sinsi imperyalistlere” atftmek olgun bir yaklasim ve analizden cok uzaktir.

Benim vurguladigim nokta ayni dinden bu iki mezhebin birbirinin taraftarlarini ozellikle ibadet yerlerinde ibadet ederken telef etmeleridir. Boyle bir sey Hiristiyanlarin mezhep catismalarinda yani gunuzmuzde Irlanda’da olan Katolik ve Protestan catismalarinda bile gorulmemistir. Ama gunumuz Islaminda defalarca tanik oldugumuz bir gercek. Nicin ?

Haçl? seferleri s?ras?nda u?rad?klar? Konstanti'i ya?malayarak,
==========
Konstanz mi ? Yoksa Constantinople mu demek istediniz ? Evet sehri (yani Istanbul’u) yagmaladilar Haclilar. Bunu da onaylamiyoruz ama insanlari Kiliselerde ibadet halindeyken katlettiler mi ?

Ayasofya'da protestanlara tecavüz edenlerin sözcülerinin bize mezhep gerginli?i konusunda bir?ey söyleme haklar? yoktur.
==========
Aya Sofya’da kim ne zaman Protestanlara tecavuz etmistir?

4) Muhamed'in savaslarinda olenlerin 170'i gecmedigini ve 23 yillik 'peygamberlik' karyerinde 50 gunden fazla savasmadigi istatistiklerini ilk kez burada goruyorum. Dogruysa bu cok iyi. Sizleri kutlarim. Ama palavra sikiyorsaniz arastirip isin dogrusunu sayin Mustafa bey izin verirse bu yorum zincirinde yayinlarim.

Bu konuda verdi?im kaynak dünyaca ünlü siyer otoritesi Prof.M.Hamidullah'?n Frans?zca olarak 20 y?lda kaleme ald???, akademik dünyada en çok kabul gören ve birçok dile çevrilen ödüllü eseri "?slam Peygamberi" adl? eseridir.Bu rakamlar elbet %100 kesin de?il ama kaynaklardaki rakamlar 200'ler civarlar?nda dolan?yor. (Tekrar söylüyorum, B.Kurayza infazlar? dahil de?il.)Bu rakam 200 de?il de 2000 olsun bir?ey farkeder mi? Bu küçük bilançoyla Peygamberimiz, ard?nda yakla??k iki milyon kilometrekarelik devasa bir alana yay?lm??, veda hutbesinde ikiyüzbin ki?ilik bir toplulu?a hitap edecek kadar geni?lemi? bir inanç imparatorlu?u ve bunu büyük bir medeniyete dönü?türecek mü'minler toplulu?u b?rakm?? ard?nda.?slam'a k?l?ç dini diyenlerin utanmas? gerekir.
=====
Evet ben de bu konuyu biraz daha arastirdiktan sonra Muhamed’in savaslarinda olu sayisinin az olabilecegini musahade ettim. Ama az olmasinin nedenini arastirinca muhaliflerinin silahli bir tehdid karsisinda kendisine boyun egip Musluman olduklarini ve/veya Muhamed’e kiz vererek bir nevi baris paktina girmeleriyle olmustur. Ben Muhamed’in giristigi savaslarin listesini bu mailin sonuna ekliyorum. Ayrica Muhamed’den sonra izleyicileri tarafindan girisilen savaslarin listesini de veriyorum. Muhamed’den sonra gelen savaslarda katledilenlerin sayilari cok cabuk yukseldigine dikkatinizi cekerim.

5) Tamam son noktaya geldik. Islam'da zorlama yoksa nicin "Hotel California" gibi bir dindir :
Afganistan'da Hiristiyan olarak "leave" etmek isteyen adamin dini mahkemede idamini istediler. Butun gazetelerinde haber oldu. Sizin bundan haberiniz yok mu ? Bizzat Papa araya girdi de adami arka kapidan Italya'ya kacirdilar. Yahu su laik dedigimiz Turkiye'de bile adam Hiristiyan oldu diye isini kaybedebiliyor, komalik derecesine kadar dayak yiyebilor.

Elbette bundan haberimiz var. ve bunun yanl?? oldu?unu defalarca söyledik.
?slam hukukun ya?ayan en önemli alimlerinden Prof.Hayrettin Karaman Hoca "?rtidad'?n (din de?i?tirmenin) cezas? ölüm müdür?" sorusuna ?u cevab? veriyor:
E?er dininden dönen, din de?i?tiren kimse bu yüzden öldürülseydi; yani din de?i?tirmenin cezas? idam olsayd? o zaman dinde zorlama (ki?iyi müslüman etmek veya müslümanl???n? devam ettirmek için tehdit ve bask? yapma) olurdu. Halbuki ilgili âyet, "dinde zorlaman?n olmad???n?" aç?kça ifade ediyor (Bakara: 2/256). Esasen iman, akl?n hükmü, gönlün r?zas? ve vicdan?n kanâat getirmesi ile olur. Bir kimseye bask? uygulan?r ve bu yoldan "inand?m" demesi sa?lan?rsa, o kimse inanm?? olmaz, takiye yapm??, münaf?kl?k etmi? olur. ?slam böyle bir iki yüzlülü?e meydan vermez. Bu cevap gayet aç?k ve nettir.

==========
Bilmem ama bana pek acik bir cevap gibi gelmedi. Yani bir Islam mahkemesi “takiye yapmis munafiklik etmis” karari cikarirsa Islam’dan cikan kisinin idami “OK” mi oluyor? Yani lafi buna mi getiriyorsunuz ?

Bir siz bana, efendim, “Endulus’ta(…) Anadolu'da, ?stanbul'da Balkanlar'da Ortado?u'da, hatta ?spanya yar?m adas?nda bir tek gayri müslim b?rakmazlard?.” diyorsunuz. Ben fethedilen yorelerde yasayan Hiristiyanlarin ve Yahudilerin Musluman olmaya zorlanmasindan soz etmedim ki. Ne alaka ! Bunu da konusabiliriz ama bu ayri bir konudur. Ben Islam’i terk etmek isteyen kisinin halinden soz ediyorum. Hadislerde, tarihte ve gunuzmde goruldugu gibi O hal de o kisinin olumudur.

Saygilarimla,
Anonymous

Muhamed’in giristigi savaslar:
=====================
623 - Battle of Waddan
623 - Battle of Safwan
623 - Battle of Dul-'Ashir
624 - Muhammad and converts begin raids on caravans to fund the movement.
624 - Battle of Badr
624 - Battle of Bani Salim
624 - Battle of Eid-ul-Fitr and Zakat-ul-Fitr
624 - Battle of Bani Qainuqa'
624 - Battle of Sawiq
624 - Battle of Ghatfan
624 - Battle of Bahran
625 - Battle of Uhud. 70 Muslims are killed.
625 - Battle of Humra-ul-Asad
625 - Battle of Banu Nudair
625 - Battle of Dhatur-Riqa
626 - Battle of Badru-Ukhra
626 - Battle of Dumatul-Jandal
626 - Battle of Banu Mustalaq Nikah
627 - Battle of the Trench
627 - Battle of Ahzab
627 - Battle of Bani Quraiza
627 - Battle of Bani Lahyan
627 - Battle of Ghaiba
627 - Battle of Khaibar
628 - Muhammad signs treaty with Quraish.
630 - Muhammad conquers Mecca.
630 - Battle of Hunsin.
630 - Battle of Tabuk
632 - Muhammad dies.

Muhamed’den sonra girisilen savaslar:
=============================
632 - Abu-Bakr, Muhammad's father-in-law, along with Umar, begin a military move to
enforce Islam in Arabia.
633 - Battle at Oman
633 - Battle at Hadramaut.
633 - Battle of Kazima
633 - Battle of Walaja
633 - Battle of Ulleis
633 - Battle of Anbar
634 - Battle of Basra,
634 - Battle of Damascus
634 - Battle of Ajnadin.
634 - Death of Hadrat Abu Bakr. Hadrat Umar Farooq becomes the Caliph.
634 - Battle of Namaraq
634 - Battle of Saqatia.
635 - Battle of Bridge.
635 - Battle of Buwaib.
635 - Conquest of Damascus.
635 - Battle of Fahl.
636 - Battle of Yermuk.
636 - Battle of Qadsiyia.
636 - Conquest of Madain.
637 - Battle of Jalula.
638 - Battle of Yarmouk.
638 - The Muslims defeat the Romans and enter Jerusalem.
638 - Conquest of Jazirah.
639 - Conquest of Khuizistan and movement into Egypt.
641 - Battle of Nihawand
642 - Battle of Rayy in Persia
643 - Conquest of Azarbaijan
644 - Conquest of Fars
644 - Conquest of Kharan.
644 - Umar is murdered. Othman becomes the Caliph.
647 - Conquest of the island of Cypress
644 - Uman dies and is succeeded by Caliph Uthman.
648 - Campaign against the Byzantines.
651 - Naval battle against the Byzantines.
654 - Islam spreads into North Africa
656 - Uthman is murdered. Ali become Caliph.
658 - Battle of Nahrawan.
659 - Conquest of Egypt
661 - Ali is murdered.
662 - Egypt falls to Islam rule.
666 - Sicily is attacked by Muslims
677 - Siege of Constantinople
687 - Battle of Kufa
691 - Battle of Deir ul Jaliq
700 - Sufism takes root as a sect of Islam
700 - Military campaigns in North Africa
702 - Battle of Deir ul Jamira
711 - Muslims invade Gibraltar
711 - Conquest of Spain
713 - Conquest of Multan
716 - Invasion of Constantinople
732 - Battle of Tours in France.
740 - Battle of the Nobles.
741 - Battle of Bagdoura in North Africa
744 - Battle of Ain al Jurr.
746 - Battle of Rupar Thutha
748 - Battle of Rayy.
749 - Battle of lsfahan
749 - Battle of Nihawand
750 - Battle of Zab
772 - Battle of Janbi in North Africa
777 - Battle of Saragossa in Spain

Yazan: Anonymous Tarih: September 18, 2006 2:28 PM

Sayın Anonymous,

Birkaç soru:
1. Neden Muhammed değil de Muhamed diye yazıyorsunuz? Böyle bir telaffuzu ilk defa duydum? Bir sebebi var mı?
2. Yukarıdaki listedeki peygamber zamanındaki çatışmaların içeriği nedir? Saldırı mıdır, savunma mı? Bildirin de herkes öğrensin? Bunların kaçı sıcak çatışmadır? Toplam kaç kişi ölmüştür? Anladığım kadarıyla Ece hanımın sıralamasına bir nazire yapmışsınız. Pek olmamış, benim sünnetimi eklememişsiniz...
3. Muhaliflerin silahlı tehditi altında kız vererek çatışmadan kaçması nedir? Kaç kız vermişlerdir? Kaç defa kaçmışlardır bir söyleyin de öğreniverelim. Onları da şöyle bir dökün de okuyuverelim bakalım... Koca koca imparatorlar nasıl kılıçtan korkup kız verip kurtulmuşlar. Okuyalım, öğrenelim.
4. Hristiyan mezhep savaşlarının çok ilkeli yapıldığını mı iddia ediyorsunuz? lol. Yapmayın ya... İş bu haber yoğ idi, yeni çıktı...
5. Gökhan bey'e destek için mi geldiniz? Siz de bir protestan mısınız?
Aramıza hoşgeldiniz. :)

Yazan: blue Tarih: September 18, 2006 4:29 PM

Sayin Blue,

Pardon bundan boyle “Muhammed” yazarim. “Muhamed” yazmamda ozel bir neden yoktu.

Merak ettiginiz diger konulari ilgilenen arkadaslar arastirsin. Neticede bunlar Muhammed’in misyonu hakkinda bir sey degistirmez.

Bu arada sayin Muhammed’in kervan yagmalama operasyonlari hakkinda ne dusunuyorsunuz ? Peygamberlikle nasil bagdastiriyorsunuz ?

Saygilarimla,
Anonymous

Yazan: Anonymous Tarih: September 18, 2006 6:25 PM

sayın provokatör anonymous;
şu "kervan yağmalama operasyonları" ne oluyor ne demek istediniz?Hz.Muhammedin hayatıyla ilgili önce bilgi edinip sonra fikir sunmanız daha mantıklı gibi görünüyor.

Yazan: zeynep xx Tarih: September 18, 2006 7:39 PM

Sayın Anonymous,

1.)

Bence asıl siz anlamıyorsunuz. Burada herhangi bir akademisyenden, gazeteci-yazardan bahsetmiyoruz. Bir milyar Katoliğin ruhani lideri Papa'dan bahsediyoruz. Yani bir dini liderden bahsediyoruz. Papa'nın bu sözlerinin menfi etkilerinin olacağını hesaplamaması mümkün değil. Bu bilerek yapılmış bir provokasyondur diyoruz. Bunun sebebi de belli: Küresel emperyalizmin yeni düşmanı İslam'ı karalamak ve böyle provokatif eylemlerle tepkilere sebep olup Batı'da ki İslamofobiyi arttırmak.

Yoksa herhangi bir akademisyen Papa'nın dilinin ucuyla o da ancak alıntı yaparak söylemeye cesaret edebildiği şeyleri zaten Hristiyan Üniversitelerinde söyleyip duruyor. Bırakın Hristiyan Ünv.lerini Türkiye Ünv.lerinde bile daha alaları söyleniyor. Yine Türk gazetelerinde İslam'a, kutsala açık olarak olmasa da dolaylı yönlerden sövülüp duruluyor. Hatta Cumhuriyet ve Radikal bunu açık olarak da çoğu zaman yapıyor. Batı' da kitapçıların rafları İslam'ın ne kadar korkunç bir din olduğuna dair kitaplarla dolu. Gazeteciler benzeri şeyleri yazıp duruyorlar.

Tekrar ediyorum Papa'dan bahsediyorum; herhangi bir kişiden değil. Bu farkı ayırt edersiniz umarım.

2.)

İslam'ın Hz. İsa anlayışı bellidir. Bu konuda derinlemesine bir tartışmaya girip sizi ve inançlarınızı incitmek istemem. Fakat Hz.İsa'ya dair tarihsel kaynaklar yok denecek kadar azdır. Bugün elimizde bulunan İnciller de yazılı olanlar metin analizi olarak İslam Peygamberinin en zayıf rivayetli hadisleri kadar bile güvenilir değildir. Bu kaynakların Hz.İsa ile ilgili verdiği bildilerde bile birbirleri ile uzlaştırılması mümkün olmayan çelişkiler vardır. Kutsal Kitap, çeşitli Hz.İsa biyografileri ve sonradan bunlara eklenen hayli kabarık yorumlar birbirleriyle çelişki içindedir. Hatta Hz. İsa ve yaşamı o kadar karanlıktır ki bazı düşünürler (Ernest Renan) Hz.İsa'nın hiç yaşamadığını bile iddia etmişlerdir. Şu an ki İncillerin seçim sürecini, hangi metinlerin içinden bugünkü mevcut İncillerin seçildiğini bildiğimiz için sizin asli hali için "her zamanki ve simdiki hali" demeniz ve bu "asli hali" için mevcut Hristiyanlığı ve metinlerini göstermeniz bizim açımızdan bir anlam ifade etmemekte. Bu konuyu derinlemesine irdelemekten özellikle kaçınıyorum, çünkü inanın kimseyi rencide etmek istemiyorum.

Sizin de bildiğiniz gibi müslümanlar Hz İsa'ya ve Hz. Meryeme büyük saygı gösterirler. Nikos Kazancakis'in 50 yıl önce yazdığı ve kilise tarafından aforoz edilmesine sebep olduğu romanı 20 yıl önce "Günaha Son Çağrı" adıyla filme çevrilmiş. Ben o zamanlar çocuktum bizzat müşahade etmedim ama bu filme Papa J.Paul'den önce Humeyni'nin tepki gösterdiğini ve Müslümanları enbiyaullaha sahip çıkmaya çağırdığını çeşitli yerlerde okumuştum.

İnancınız konusunda sorgulamadan çekinmeyenlerdenseniz yukarılarda da linkini verdiğim ve bir münazaradan hareketle yazılmış "Kutsal Kitaba İlahi Çağrı" (2 Cilt) adlı eseri incelemenizi öneririm.

3 )

Irakta olanları açıkladım. Anlamamış ya da anlamak istememiş olabilirsiniz. Zorla ikna edecek değilim. Aynı çatışmaların neden Türkiye'de, S.Arabistan'da, Endonezya'da Malezya'da Suriye'e, Lübnan'da olmadığı sormuştum. Eğer bu nefretse ve kökende bu Şii ve Sünnilerin birbirlerine nefretleri varsa tüm müslüman ülkelerde Şii ve sünni topluluklar var. Buna bir cevap vermemişsiniz. Dolayısı ile aynı soruyu tekrar sormanızın anlamı yok.

Bu konuda daha önce verdiğim Bulaç'ın yazılarının linkleri tekrar vermekle yetineceğim:

Mezhep çatışması, Irak’taki çatışmalar: Sınıf, Din ve mezhep savaşları

Mezhep çatışmaları denince tüm dünyanın aklına maalesef Hristiyan tarihi gelir. Hristiyan tarihinden örnekler verememişsiniz. Bunun yerine "Hiristiyanlarin mezhep catismalarinda yani gunuzmuzde Irlanda’da olan Katolik ve Protestan catismalarinda bile gorulmemistir." demişsiniz. Yani "günümüzde" şerhini düşmüşsünüz. Acep tarihinizi neden bu kadar kolay reddediyorsunuz? Hiç kuşkunuz olmasın eğer mesela doğudan ABD gibi güçlü bir devlet İrlanda'yı işgal etseydi araya İrlanda'daki mezhepler üzerinden siyasi kaos soksaydı, ve aynı işgalçi güç, mezhep çatışmasından diğer planladığı işgaller için fayda umsaydı İrlanda'da da benzeri olaylar olurdu.

Bu konuda tarihten örnekler veremiyorsunuz çünkü Hristiyan mezhep savaşları tarihi gerçekten korkunç bir vahşettir. Bu vahşeti görmek için fazla araştırmaya gerek yok; eğer kalbiniz dayanabilecekse Voltaire'rın Felsefe Sözlüğü'ne ya da Nietsche'nin Anti-Christ'ine bakılabilirsiniz. Ayrıntıya girmek istemiyorum ama Katolikliği terkedip Protestanlığa geçenlerin vücutlarına demir çengeller saplayıp kale duvarlarının dibine yakılan ateşlere tutularak kızartıldıklarını Batılı tarihçiler yazıyor. Sadece Konstantinapolis’te yüz binlerce Ortodoks Hıristiyan’ın katledilmesi, engizisyon vahşeti, ünlü filozof Jordano Bruno’nun Roma meydanında diri diri yakılma merasimleri, birçok kişinin çeşitli dinsel nedenlerle ateşlere atılarak yakılması, otuz yıl ve yüz yıl savaşları, bu tarihin nasıl bir vahşet olduğunu göstermektedir. Sadece farklı mezheplere değil, Hristiyanlar farklı dinlere de en vahşi katliamları yapmışlardır. Kudüs’te yüz binlerce Müslüman’ın öldürülmüştür. Yahudiler İslam topraklarında hep huzur içinde yaşadıkları halde, Hıristiyanlar tarafından defalarca kitlesel kıyıma tabi tutulmuşlardır. Hristiyanlar Endülüs'te bir tek müslüman bırakmamışlardır.

Bizim Peygamberimiz kendisiyle görüşmeye gelen Necran Hristiyanlarının ibadet saatlerinin geldiğini belitrmeleri üzerine, ashabın şaşkın bakışları arasında mescidin boşaltılmasını emretmiş ve bir köşeye haçlarını koyarak ibadet etmelelerine izin vermiş bir Peygamberdir. Neyi neyle kıyasladığınıza dikkat edin.

"Konstanz" yazmadım ben, Konstantinopolis'i uzun yazmak zor geldi Konstantin yazdım, ama onun da "n" si çıkmamış.Ama anlamışsınız. Bu yağmadan ve yüzbinlerin öldürülmesinden de haberdar olduğunuz halde İslam'ı işgal sonrası ve asıl müsebbibi halen bilinemeyen çatışmalarından dolayı yargılamaya çalışmak hayret verici bir iç çelişki.

Haçlılar tarafından Konstantinapolisin yağmalanması sırasında Ayasofya'da protestanlara tecavüz edildiğini yazmışım, yeni farkettim özür dilerim. Protestanlara değil, "ortadokslara" olacaktı. Bunu Hristiyanlık üzerine araştırmaları ile bilinen Aytunç Altındal yazıyor. Buna ve daha birçok farklı vahşet örneklerine onun kitaplarından da bakabilirsiniz.

4.)

Peygamberimizin savaşlarındaki ölü sayısının azlığına uydurduğunuz çirkin kılıf o kadar düzeysiz ve cahilane ki aslına ciddiye alınıp cevabı haketmiyor ama yine de bir iki cümle yazayım.

Öncelikle sizin iyi bir siyer okumanıza ihtiyaç var. Peygamberimizin bütün savaş ve seriyyeleri ya savunma ya da bir tehdidi bertaraf etme çabasıdır. Peygamberlik hayatı 23 yıldır. Ve bunun yarısından fazlası Mekke'de bir avuç mü'minin arasında sıkıntılar içinde geçmiştir. Medine devrinde de sürekli müşriklerin tehdidinde sürekli savunma durumunda kalmıştır. Bu arada Medine bir kaç kez müşrikler tarafından baskına uğramış ayrıca Hendek savaşı olarak bilinen bir de kuşatmaya maruz kalmıştır. Bu nasıl bir güç ki düşmanlar kuşatma altına aldıklarından korkup çekinerek Peygamberimizin boyun eğmişler? Yazdıklarınızdan İslam tarihine ilişkin hiçbir bilginiz olmadığı anlaşılıyor.

Peygamberimizin mutlak olarak müşrikleri yenmesi ve savunma durumundan çıkması Mekke'nin fethi ile gerçekleşmiştir. Bu da 630 yılına rastlar. Yani vefatından 2 yıl önceye. Bu fetihte de Peygamberimiz kendisine yıllardır düşmanlık yapıp kan kusturan mekkelileri affetmiş ve fetihten sonra orada hiçbir kuvvet bırakmadan yine kendi içlerinden Mekke'ye bir lider seçerek Medine'ye dönmüştür.

Mekkenin fethinden sonra kayda değer tek savaş Huneyn savaşıdır ve bunun nedeni de Mekke'nin dışındaki dağlarda yaşayan Havezin kabilesinin ve başka birkaç putperest kabilenin birleşip bir ordu oluşturarak Huneyn vadisinde toplanmaları ve Peygamberimizi ortadan kaldırmaya and içmeleri üzerine gerçekleşmiştir. Yani bunda da saldırı karşı taraftan gelmiştir. Bu savaşta da çok az bir zaiyatla Müslümanlar düşmanı bozmuşlar ve geri çekilmelip dağılmalarını sağlamışlardır.

5)

Size açık bir cevap olarak gelmeyebilir. Malum, bakılan yere göre cevaplar değişik oluyor. İslam konusundaki cehalet burada da devam ediyor. İslam mahkemesi bir kişinin takiyye yapıp yapmadığına karar veremez. İslam'da sözlü beyan esastır. Niyet okuma yoktur. Bu adî olaylarda bile böyledir. Hele İslam'da asla "itikad ve iman" mahkemesi gibi birşey yoktur. Herhalde kendi dininizle karıştırdınız. Münafıklar Hz.Peygamber devrinde de yaşamışlardı ve onlara hiçbir şey yapılmamıştır. Hayrettin Hoca böyle bir inanç baskısının İslam açısından anlamı olmadığı örnekleyerek anlatıyor. Yani Hayrettin Hoca'nın "Esasen iman, aklın hükmü, gönlün rızası ve vicdanın kanâat getirmesi ile olur. Bir kimseye baskı uygulanır ve bu yoldan "inandım" demesi sağlanırsa, o kimse inanmış olmaz, takiye yapmış, münafıklık etmiş olur. İslam böyle bir iki yüzlülüğe meydan vermez." demesi imanın baskısız, hür bir şekilde gerçekleşmesinin gerektiğine işarettir. Buradan "İslam münafıklığa fıkhen izin vermez ve bunu cezalandırır" anlamını nasıl çıkardınız bilmiyorum. Bunun yanlışlanması için Asr-ı Saadet örneği yeterlidir. Maaşallah işkembe-i kübra iyi çalışıyor. Bu konuda da bizim alnımız paktır. Birkaç münferit vak'a genele örnek verilemez. Size bırakın irtidatı, farklı bir mezhebe geçmenin bile nasıl kurumsal biçimde ve sistematiğe oturtulmuş olarak nasıl cezalandırıldığının en vahşi örnekleri için yine Hristiyanlığı örnek vereceğim kusuruma bakmayın.

"Aynaya bakmak iyidir; ara sıra bakmak lazım" demiştim bir önceki yazımda ama siz bunu hiç yapmamışsınız..

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 18, 2006 10:36 PM

Sayın Anonymous,

Yaptığınız argümanlardan çok iki milyar insanın kutsalı olan Hz Peygamber'e karşı olan üslubunuz hakkında bir yorum yapmak istiyorum. İslam'ın peygamberinden (siz ne düşünürseniz düşünün) sanki mahalle komşunumuş gibi söz ediyorsunuz. Oysa, gerçek hiç bir müslüman Hristiyanlar'ın Peygamberi Hz İsa'ya karşı böyle terbiyesiz bir üslub kullanmazlar. ya Hz İsa derler ya da İsa aleyhissalam derler. Eğer bir müslüman Allah'ın Peygamberi olan İsa aleyhisselam'dan sanki arkadışı imiş gibi küstah bir üslubla bahsederse o gerçek bir müslüman olamaz veya İslam'ı bilmiyor demektir.

Yazan: ilhanb Tarih: September 18, 2006 10:52 PM

Sayın Anonymous,

İslam'da hırsızlık haramdır. Sizden malınızı gasbetmiş olsalar dahi onlara karşılık veremezsiniz. Müslümanlar Medine'ye hicret ettikten sonra Kureyşliler kalan Mekkeli Müslümanların mallarına el koydular. Buna karşın kervanların yolları kesildiğinde yağma yapılmadı. Kervan saldırıları bir stratejiydi. Amaç bütün gücü ekonomiye dayalı olan Mekke'nin ticaret yollarını kesip gücünü zayıflatmaktı. Ve hedefine ulaştı da. Mekkeli Müşrikler Bedir savaşını açmak zorunda kaldılar.
Evet Muhammed'in (selam üzerine olsun) misyonu bellidir:
'Allah birdir. Ondan başka ilah yoktur. Muhammed O'nun elçisidir'.
Vizyonu tüm insanlığa Allah'ın sözünü iletmektir.
Hedefi insanları kulluğunun bilincine ulaştırıp, her iki dünyada mutluluğa ulaştırmaktır.

Bu sizin yazdığınız uzun liste internette birçok yerde var. Bir propoganda aracı olarak kullanılmaya başlanmış. Alt alta yazıp uzatınca karanlık bir tablo çıkıyor ortaya.
Bakın o uzun listedeki savaşlarda ölen(peygamber ve 4 halife döneminde) tek bir sivil yoktur. O savaşların her birinde ölen sayısı 15-20 gibi komik rakamlardır. Ne kitle imha silahları, ne misket bombaları vardır.
Sorduğum sorulardan neden kaçıyorsunuz? Cevaplarını ben vereyim:
1. Sebebi olduğunu düşünüyorum. Knot-the-dots'u yeni öğreniyorum. Ne olduğunuzun çok önemi yok, ama dürüst bir tartışma için kartların açık oynanması gerekiyor. Muhatabımın mensubiyetini bilmem hakkım.
2. Peygamber zamanındaki savaşların TÜMÜ savunma amaçlıdır veya misillemedir. Toplam ölenler Suat bey'in belirttiği gibi 200 kadardır. Bedir diye sıralananların birçoğu 3-5 kişinin öldüğü ufak çatışmalardır.
3. Bu tam bir zırva ! Nasıl diyorlar: 'Bullshit'
4. Hristiyan mezhep savaşları insanın ne kadar ilkel olabileceğini gösteren savaşlardır. Diri diri yakılanlar, binbir çeşit işkenceyle öldürülenler... Bağdat'ta 2 senedir olan çatışmanın çok daha ilkeli bütün Avrupa'da 30 yıl sürdü. Engizisyon ise tam bir kabus. Londra'da Madam Tuso müzesinde kullanılan işkence aletlerini görmüştüm. İnsan insanlığından utanıyor. İslamiyet'te işkencenin esamesi bile yoktur. İnsan öldürmek vahşi bir şey. İşkence ise 'esfel-i safilin', 'Belhum adal'in canlı tefsiri. Gidin görün..
5. Samimi hristiyanları, kendi dinini sevdirmek adına diğer dinleri kötüleme yolunu seçmeyen dürüst hristiyanları selamlarım.

Yazan: blue Tarih: September 18, 2006 11:30 PM

Müslümanlar Papa'nin özrünü kabul edip onu affetmelidir.

"AKIL" konusu:

Akilsiz din, yarim dindir. Bunun icin gercek din, "akilli" ol-
mak zorundadir. Islâmiyet akla önem vermistir. Hiristiyanlik
da tam din olabilmek icin akilla bütünlesmek zorundadir.
Hiristiyanlar akilda müslümanlasirken, Müslümanlar onda
hiristiyanlasmamalidir, hiristiyanlasamaz. Zira Kur'an der:
Nicin akletmiyorsunuz? Avrupalilar bu sualin cevabina bir
iki asirdir dünyevî olarak tam uymuslardir. Fakat gercek
dini bulmada ileri olamamislardir. Müslümanlar ise, son bir
kac yüzyildir bilim ve akilda hiristiyanlasmistir. Bunun
sebebi olarak da; onlarin dinlerinin aslindan uzaklasmalari
ve Islâmiyeten zayiflamalari, emperyalizmin esaretine düs-
meleri ve komünizmin bütün dünyayi etkisi altina almis
olmasi gösterilebilir.

"CIHAD" konusu:

Biz, Hz. Muhammed'in yaptigi savaslarin "hakli mi, haksiz
mi" olduguna bakmaliyiz. Onun yaptigi bütün savaslar,
"hakli" savastir. Hakli savasa "$iddet" denemez. Zaten
Kur'an $iddete, yani haksiz saldiri ve tecavüze izin vermez.
Ayetler ortadadir. Ama gecmiste bazi devletlerin ve günü-
müzde de bazi radikal M'lerin Islâm dIsi savas ve eylem-
lerine, "Müslümanlik" denemez, onlar Islâmiyetle e$itlene-
mez.

Hiristiyanligin gecmisini ortaya dökmekte ise bir fayda
ve hayir görmüyorum. Katoliklerin tekrar gecmise dönme-
yeceklerini ümid ediyorum. Zaten Hz. Mesih'in görevbasi
yapma zamani cok yaklasmis oldugundan, Katolikler eski
hatalarina dönemezler. Eger dönmeye yeltenirlerse, Hz.
Mesih Vatikan'i ortadan kaldirir ve kaldiracaktir. Cünkü
Hz. Mesih'in bulundugu bir yerde Hac'in ve Vatikan'in bir
anlami yoktur. Ruhen yeryüzüne inmis bulunan Hz. Mesih'
in 13 yil sonra vazife ba$ina gececegini düsünüyorum.
Anlayacaginiz, dünyamiz cok degisecek!

"PAPA'NIN HATASI" konusu:

"Nefis Muhasebesi" isimli bir kitapcikta $unlar yaziyor:
"Baskalarini SIK SIK affedin. Fakat kendinizi ve nefsinizi
asla!"
"Muariz; lütuf, kerem, semehat (cömertlik ve iyilikcilik)
görürse artik ondan kötülük gelmez."
"Öfke zamaninda hürmet ve merhamet ne güzel $eydir."

Papa 16. Benedikt, konusmasinda sadece alinti yaptigini
ve oradaki sözlerin kendi fikirleri olmadigini ve bu durumun
Müslümanlari incitmis olmasindan üzüntü duydugunu bildi-
rerek kapali bir özür dilemede bulunmustur. Biz onun bu
özrünü kabul etmeliyiz. Zorla yaptirilacak bir özür dileme-
den de hayir cikmayacagini bilmeliyiz.

Papa hatasini mutlaka anlamistir. Bundan sonra bu tür
hatalara meydan vermeyecegini ve konusmasindaki alintila-
mada da Müslümanlara karsi bir hakaret kasti bulunmadigini
düsünüyorum. O halde Papa affedilmelidir. Onun hatasi bü-
yütülerek daha büyük hatalara kapi acilmamalidir. Barisi bo-
zacak eylemler ve yüklenmeler, onun hatasindan daha büyük
hata olur. Bu hatalar ise, Islâmiyetle asla bagdasmaz. Sen,
affeder, yücelik gösterirsen; dinini yüceltmis olursun. Iki
din arasinda barisi korumak zorundayiz. Birisi hataen boz-
mussa, sen ondan daha hatali olmamalisin. Düzelten, baris
dini Islâmdandir. Bozan, bizden degildir. Allah da bozgun-
culari sevmez. Senin dininde af, hosgörü, iyilikcilik varsa;
sen onu da göstermelisin. En iyi düzeltme yolu budur.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 19, 2006 12:20 AM

ÇAĞRI

Arkadaşlar,

Yukarıda Anonymous'un gönderdiği liste internette tüm dünyada yüzlerce noktadan ve belki emaillerle propoganda aracı olarak kullanılıyor. Daha yeni çıkmış ortaya, fakat kısa zamanda yayılacağına emin olabilirsiniz. Bu İslam'ı anlatmak için bir fırsattır. Bu listeye karşılık ayrı bir liste oluşturmayı ve İslam'ın barış mesajlarını ve üstünlüğünü bu liste ile özetlemeyi teklif ediyorum. Listede;
624 Bedir Savaşı- esirlerin okuma yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakıldığı savaş
632 İlk insan hakları bildirgesinin Hz. Muhammed tarafından okunması
gibi çarpıcı, afallatıcı bilgiler olmalı.
Bunları, Anonymous'un yayınladığı listenin yayınlandığı sitelere ve belki email dolaşımına açmayı teklif ediyoum. Tüm arkadaşları ve sayın abi/ablalarımı desteğe çağırıyorum.
Avrupa ve Amerika'da İslam'ın çok kötü bir imajı var. Dün yabancı sitelerde biraz gezindim ve inanamadım. O kadar cahiller ki... Yazdıkları şeyler saç baş yolduruyor. Bizim ateistler bile yine İslam toplumunda yaşadıkları için İslam'ın en azından neyi içermediğini biliyorlar. Böyle bir liste çok büyük hizmet edecek inşallah. Sevapta hepimizin payı bulunsun. Değerli katkılarınızı bekliyorum.

Yazan: blue Tarih: September 19, 2006 8:52 AM

Sayın Anonymous,

Bu sayfa ile doğrudan ilgili değil ama, Intelligent Design Theory hakkındaki yorumunuz nedir? (İlgili sayfalarda yorumunuz varsa linkini belirtmenizi isterim).

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: September 19, 2006 6:39 PM

Sayın Bekir Bey,

Sorunuza cevaben

Deyin ki: "Biz Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa'ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab'lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz."

Buradaki 'biz'de ben de varım :-)

Şunu da eklemem lazım. Kurumsallaşmış tüm dinlere karşıyım çünkü bunlar sadece "kurum"ların menfaatleri içindir. Allah ile kul arasına kimse giremez ilkesi çok önemli bence.

With regard to your curiousity for signing-off in English, I feel compelled to point out that your use of "dude" is aşırı casual. In fact, in our relationship, it could only be viewed as slightly derogatory but then that was your niyet right? Neyse... yazışmalarımız burada sona eriyor. Hayatta başarılar!

Yazan: barış Tarih: September 19, 2006 8:02 PM

Merhaba Cengiz bey,

Bircok ICR'lilar (www.icr.org) I.D.'cileri tenkit ediyorlar nedeni de "Designer"in KIM oldugunun aciklanmamasini yanlis buluyorlar. Ben sahsen www.icr.org'liyim diyebilirm fakat her iki ekolun de olumlu katkilarda bulunabilecegini dusunuyorum.

Beyler .... Hiristiyan olmadan evvel Ataturkcu Turk bir aileden gelmis olmama ragmen o zamanki dusuncemle bile bir peygamberin bu derece tabular arkasinda tutulmasini cok garip karsilardim bundan eminim.

Peygamber de bizim gibi bir insan degil mi ? Onu bizden ayirt eden Tanri'dan bir mesaj tasimasi degil mi ? O halde kisiden ziyade mesaja onem vermek lazim degil mi ? Ama Islam dunyasi "yok efendim Muhammed hakkinda ters bir sey soyledin" diye neredeyse adam oldurmeye hazir.

Siz de mesaji : 'Allah birdir. Ondan başka ilah yoktur.' diyorsunuz. Bu da mesaj mi yani ? Bunu herkes biliyor. Olay buysa o zaman Judaism'den farkiniz ne ? O zaman birakin Judaism'e rakip olmayi. Degil mi yani ? Ne anlami var ki ?

Niyetim kimseyi uzmek degil. Hepiniz saygideger dusuncelere sahip saygideger insanlarsiniz ama bu konuda futbol taraftarlari gibi davranmayalim, davranamayiz.

YATAY iliskilermizde birbirimize YAPAY bir kibarlilik gosterbiliriz ama DIKEY yonden Muhammed'in tek islevi Tanri'nin gercek mesajinin isitilmesine engel teskil etmesidir.

Cunku Tanri'nin Oglu geldi ve butun peygamberlikleri tamamladi ve noktaladi. Bundan sonra peygamber gelebilir mi ?

Simdi size soyleyim benim zamanimda her Turk Musluman'di ben de Turk oldugumu cok iyi bilen birisi olarak Hiristiyan olmak aklimdan gecen bir ihtimal bile degildi. Bu 30 yil oncesiydi.

Ben O'nu aramamisken RAB ISA beni buldu. Kutsal Ruh'u yasaminda calisdi, Kutsal Soz'u ile gozlerimi acti ISA'nin Kurtarici ve Tanri oldugunu gosterdi.

Hepimiz dogustan gunahlarimizda koruz (yani ruhsal gozlerimiz gormuyor). KUTSAL bu Tanri'nin onunde nasil gunahli oldugumuzu bile gormuyoruz, goremiyoruz. Kurtulusa ihtiyacimiz oldugunu bile kabul etmiyoruz -- korluk o derece yani (Efeslilere 2:1-3). Fakat ISA'nin yani Allah'in Oglunun gelisini TEK nedeni budur bile diyebiliriz -- yani bizi gunahin cezasindan ve gucunden kurtarmak.

Lutfen bir de BURADA "Tanri'nin gucu ve bilgeligi olan Mesih" baslikli kismini oluyun. Olay bu.

Yazan: Anonymous Tarih: September 20, 2006 1:08 AM

Baris Bey,

Siz Turkce'den anlmazmisiniz? BAgirsan fayadasi olurnmu acep? BIZ dediginiz grup "siz" yani Baris'i icerir. Oysa Baris kendini dahil etmedigi bir gruptan "BIZ' diye bahsetmis.

Kur'an dan ayet-i kerime okuyarak kendinizi "biz" yapmanizin konuyla alakasi yok; ama madem bunu yapmissiniz sorayim: SIZ Kur'an'a inanirmisiniz, onunlami itikat edersiniz; yoksa sadece argumanda ise yarar diyemi kullaniyorsunuz?

Daha once size "mustafa Bey'le fikirlerimiz ortusuyor" demeniz uzerine hic sanmadigimi soylemistim ve dininiz ortusuyormu diye sormustum. Sonraki yorumumda ise laiklik, demokrasi, gibi bazi kavramlar uzerinde dusuncelerinizi sormustum bu ":ortusme"nin ne oldugunu anlamak icin. Sorulara cevap vermeden carpik bir mantik ile nasil "biz" oldugunuzu asnlatmaya calismissiniz.

Hiristiyan, veyaMusevi, mecusi putperest her ni ise olmaniz beni irgalamasz. Burda musluman gruba "biz" diye Musluman gibi kousup sonra onlara asgaklimalar, suclamalar yagdirip Papa;yi Hirisiyanlatr savunmak sahtekarliktir. Bir de Mustafa Bey ingilizce biliyor, benim gibi, siz bilmiyorsunuz o hakli "mealen derken yaptiginiz seyin adini yazmayayim. Istediginize inanin ama lutfen boyle kurnazlik, kelime oyunu, carpitma yapmayin!

Burada birkac isimle yazan, defalarca isim degistirerek reinkanasyon yapan, kendilerine diger isimle destek cikan, Atesit sitelerinden alintilari kendi fikirleri gibi sunan enva=i cesit sahtekar yakaladim simdiye kadar. Artik gereksiz herhalde. Su laikciler arasinda ahlaki, entellektuel omurga sahibi kimse cikmayacakmi?
Ingilice'niz icin aferin! tebrikler!

Bu size son cevabimdir.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 20, 2006 1:39 AM

Sayın Anonymous,

Hz. İsa hakkındaki, ne hıristiyanların ne de yahudilerin hiçbir düşüncesi islam tarafından
kabul görmemektedir. Dinimizde bu konuda belirtilenler Hz. İsa'nın kesinlikle ve kesinlikle öldürülmediği sadece ona çok benzeyen birinin öldürüldüğüdür. Bunun dışında yine Hz. İsa'nın hiçbir şekilde ne bir ilah olduğu ne de Allah(cc)' ın oğlu olduğudur. Ayrıca kendinden önceki her peygamberin haber verdiği gibi Hz. İsa da Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed(sav)'in kendisinden sonra geleceğini haber vermiştir. Peygamber Efendimiz hakkında yazdığınız 'Muhammed'in tek islevi Tanri'nin gercek mesajinin isitilmesine engel teskil etmesidir.' yorumu dinimize yapılan büyük bir saygısızlıktır. Allah birdir ve ondan başka ilah yoktur. Ve yoktan var eden bir tek O'dur. O ezelden beri vardır ve ebediyen de varolacaktır. Yarattığı her varlık gibi Hz. İsa aleyhisselam da O'na iman etmiştir. Bu inançta olmayan ve Hz. İsa'yı ilah edinmiş olanlar ise Kuran-ı Kerim'e göre sapkın yolda olan insanlardır. Hz. İsa aleyhisselam yaşamı boyunca gerçekleştirdiği tüm mucizeleri Yüce Allah(cc)'ın dilemesiyle gerçekleştirmiştir. Aklı başında olan herkes hiçbir insanın bir ilah olamayacağının farkındadır. Hz. İsa'yı ilah edinenlerin firavunu ya da benzeri örnekleri ilah sayanlardan da bir farkı yoktur. Kur'an-ı Kerim'in Allah(cc) tarafından yollanmadığınıza inandığınızı açık bir dille belirtmişsiniz. Ancak aklı başında biri yüce kitabımızı okuduğunda O'nda hiçbir insan tarafından bilinemiyecek bilgiler olduğunu görür. Sizin sözlerinize karşılık ben de Goethe'den bir alıntı yapmak istiyorum: 'İnsanlık herşeyini Hz. Muhammed'e borçludur.'
Kur'an; ebediyetten mi?
O besbelli,
Ben, onu sormuyorum
O Kitaplar Kitabı...
Evet, itiraf ediyorum.
Çünkü bu Müslümanlık şiarı!

Eğer sizde biraz olsun gözünüzü açarsanız bunları görürsünüz. Hüseyin Avdic'ın belirttiği gibi Hz. Mesih'in ve O'nu takiben de Hz. İsa'nın dünyaya teşrifleri yüce Allah(cc)'ın izniyle çok yakındır. Eğer bu zamana yetişirseniz siz de İslam'ı bizzat Hz. İsa'dan öğrenebilirseniz. Aklı selim herkes Kur'an'ı okuyup O'nun Allah(cc)'tan olduğunu görür. Aklı selim herkese selamlar

Yazan: jackal Tarih: September 20, 2006 2:19 PM

Sayın Anonymous,

Sitede bulunan 'Mucizeler' adlı linke göz atmanızı tavsiye ederim.

Yazan: jackal Tarih: September 20, 2006 2:22 PM

Sayın Anonymous,

"Allah'tan başka ilah yoktur" çok güçlü bir argümandır. Bu, Hristiyanlık ve Museviliğin de özünü oluşturur. Üç dinin ortak kelimesidir "Tanrı'nın tekliği..." Şu linkte İncil'deki 44 tevhid pasajını okuyabilirsiniz:
(http://www.bible.ca/trinity/trinity-oneness-unity-one-god.htm)
Zaten bizim inanışımızda İslam Hz. Muhammed'le başlamış bir din değildir. Hz. Adem (AS) ile başlayıp İsa Mesih (AS) ile şekillenmiş ve Muhammed (SA) ile tamamlanmış bir dindir.
İncil'i sürekli okurum, başucu kitabımdır. (Bunun için eşimle atıştığımız bile oluyor. Bana sürekli müslüman olduğumu hatırlatmak ihtiyacı hissediyor.:)) İsa Mesih İncilin hiçbir yerinde son peygamber olduğundan bahsetmez. Tam tersi yalancı peygamberlerden sakınmamızı öğütler. Ama kendinden sonra gelen tüm peygamberlerin yalancı olduğu şeklinde bir uyarı hiçbir yerde yok. Demek ki başka bir peygamber gelebilir, en azından ihtimal dahilinde. Bu konuda Yahudiler gibi dar düşünmeyin. (Onların durumu daha da vahim, 3000 senedir hiçbir peygamber gelmediğine inanıyorlar.:))
Hz. Muhammed'in tabu olduğu konusunda tespitiniz yanlış. Hiçbir peygamberin hayatı Muhammed (SA)'inki kadar didik didik edilmemiştir. Şükredin ki İsa Mesih hakkında çok az kayıt var. Buna rağmen Maria Magdalena'yla ilgili bile nasıl yakıştırmalar yapıyorlar???
Benzer birçok mesaja sahip tek tanrılı dinler neden birbirine destek olup ateizmin karşısında durmak yerine birbirinin kuyusunu kazmaya çalışıyor? Muhammed'i (AS) ve İslam'ı yıpratarak Hristiyan mı kazanacağınızı umuyorsunuz? Size ne kazanırsınız söyleyeyim: Bir sürü Hülagü... İslam'dan çıkan sadece İslam'a değil tüm dinlere düşman oluyor. Siz bir istisnasınız, kutlarım.
Lütfen gerilim oluşturmayalım. Hepimiz tek bir tanrıya ve İsa'ya (AS) ve kutsal ruha (Cebrail) inanıyoruz. Bu ortak paydada birleşelim ve Allah'a dua ve şükür edelim. Haleluya.

Yazan: blue Tarih: September 20, 2006 2:25 PM

İncil'i sürekli okurum, başucu kitabımdır. (Bunun için eşimle atıştığımız bile oluyor. Bana sürekli müslüman olduğumu hatırlatmak ihtiyacı hissediyor.:)) İsa Mesih İncilin hiçbir yerinde son peygamber olduğundan bahsetmez. Tam tersi yalancı peygamberlerden sakınmamızı öğütler. Ama kendinden sonra gelen tüm peygamberlerin yalancı olduğu şeklinde bir uyarı hiçbir yerde yok. Demek ki başka bir peygamber gelebilir, en azından ihtimal dahilinde.

Sayin Blue,

Incil'de "peygamber" sozcugu ekseriyetle "vaaz" sozcugu ile esanlamidir. Yani vaaz eden kisiler "peygamberlik" erderler ve vaazlerin konusu (Sermonaudio'da 100,000 ustunde ornegi mevcut) Mesih'in kendisidir.

Iyi aksamlar,
A.

Yazan: Anonymous Tarih: September 21, 2006 12:04 AM

Beyler,

Bakin Sultanate of Oman'in resmi web sitesinde ne yaziyor. Su an konumuz oldugu icin aktariyrum :

"After God empowered Muslims to enter Mecca, Islam became the prevailing power and was spread by use of fear. This was particularly evident in the tribe of Quraysh, who had responded to the Prophet Muhammad’s new message of Islam with unrelenting persecution, eventually putting its resources in the service of the ever growing new religion. The Prophet then saw it preferable to contact neighbouring kings and rulers, including the two kings of Oman, Jaiffar and Abd, sons of Al Julanda, through peaceful means. History books tell us that the prophet had sent messages to the people of Oman, including a letter carried by military escort from Amr Inn Al Aas to Jaiffar and Abd, sons of Al Julanda, in which he wrote: ‘In the name of God the Merciful and the Compassionate, from Muhammad bin Abdullah to Jaiffar and Abd, sons of Al Julanda, peace be on those who choose the right path. Embrace Islam, and you shall be safe. I am God’s messenger to all humanity, here to alert all those alive that non believers are condemned. If you submit to Islam, you will remain kings, but if you abstain, your rule will be removed and my horses will enter your arena to prove my prophecy’.

Yazan: Anonymous Tarih: September 21, 2006 2:26 AM

Sayın Anonymous,

Bir metnin resmi sitede yer alması ona bir gerçeklik sağlamıyor. Umman'ın resmi sitesinde uzun bir hikaye anlatılmış, kaynak da bir adamın biyografisi. Hiçbir bağlayıcılığı yok. Böyle bir mektup olsa dahi onu tarihi perspektif içinde değerlendirmek lazım. Diğer bütün mektuplar bundan farklı iken neden böyle bir tehdit yazılma gereği duyulmuş, ona bakmak lazım. Ki kaynak geçersiz olduğu için böyle bir araştırmaya da gerek yok. Tarihi kayıtlardaki peygamber mektupları ise şu şekilde, hiçbir kılıç tehdidi yok:

Bizans imparatoru Heraklius'a gönderilen mektup:
“In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful. This letter is from Muhammad the slave of Allah and his Apostle to Heraclius, the ruler of the Byzantines. Peace be upon him who follows the right path. Furthermore, I invite you to Islam and if you become a Muslim you will be safe, and Allah will double your reward, and if you reject this invitation of Islam you will be committing a sin by misguiding your subjects. And I recite to you Allah's statement:

“O People of the Scriptures! Come to a word common to you and us that we worship none but Allah and that we associate nothing in worship with Him, and that none of us shall take others as Lords beside Allah. Then if they turn away, say: Bear witness that we are Muslims (those who have surrendered to Allah). (Qur’an: Surah 3, Ayah 64).”
(Muhammad the Messenger of Allah)

İran Kralı'na davet (gördüğünüz gibi tehdit manevi):
In the Name of God the Merciful, the Compassionate From Muhammad, God's Messenger, to Khusrow, the King of Persia. Greetings to the followers of the right path, to those obedient to God and His Prophet, to those who bear witness to God's Oneness, who worship the One God, and who bear witness to the prophecy of God's servant, Muhammad.

Truly I call upon you to obey God's command and convert to Islam. I am God's Messenger to all the people so that living hearts will be awakened and illuminated and so that infidels will have no excuses. Submit to Islam so you will be safe and immune, and if you disobey me and turn down my invitation, you will be blamed for the sins of the magi.'

Roma kralı'na mektup (Siz müslüman olmasanız da müslüman olmak isteyen halkınızı serbest bırakın diyor):
In the Name of God the Merciful, the Compassionate ...I call upon you to submit to Islam. If you become a Muslim, you will share the Muslims' gains and their losses, and if you do not want to become a Muslim yourself, then let your people freely convert to Islam or pay the poll tax, paid in lieu of conversion to Islam, and do not restrict them in choosing their faith."

Yahudiler'e gönderilen mektup (yine manevi tehdit var, ortak paydalar ön plana çıkarılmış):
In the Name of God the Merciful, the Compassionate This is a letter from Muhammad, God's Messenger, Musa ibn `Imran's brother and co-missionary. God has assigned to Muhammad the same mission He had assigned to Moses. I swear to you by God and by the sacred commands descended upon Moses on Mount Sinai that: Have you found in your Holy Book predictions of my prophetic mission to the Jewish community as well as to all other peoples? If you have found this, then fear God and convert to Islam, and if you have not found such a divine prediction, then you will be excused.'"

Necran Piskoposuna Mektup (görüldüğü gibi çok mutedil ve akılcı):
In the Name of God the Merciful, the Compassionate This is a letter from God's prophet Muhammad to Bishop Najran: Truly I call on you to worship the real adored God instead of worshipping God's creatures

Kafanızdaki Muhammed (AS) modeline göre bir heykel yontmak istiyorsanız yontun, fakat bunu bize Muhammed (AS) olarak tarif etmeyin. O sizin çirkin heykeliniz sizin beyninizin ürünüdür. Hz. Muhammed diyor ki "Ben bir aynayım, bende gördüğünüz sizin kalbinizin suretidir". (Züpdetül Buhari'den)

Yazan: blue Tarih: September 21, 2006 11:06 AM

Sayin

Allah, "dogurucu" ve "dogurtucu" degil, "yaratici"dir. Bura-
dan, "Allah'in cocugu olmayacagi"ni anlamalisiniz. Bu ger-
cege göre sizin icin dogru inanc: "Allah'in oglu ve e$i yok-
tur. Isa Allah'in kulu ve elcisidir"dir. Bunu kabul etmek is-
temiyorsaniz, hic olmazsa $unu demelisiniz: "Isa Allah'in
oglu degil, mucizesidir". Elinizde bunun aksini isbatlayacak
gecerli bir deliliniz yoktur.

Eger bu teze karsi Incil ile kendi iddianizi isbatlamaya ca-
lisirsaniz, buna karsi da $u cevaba hazir olmalisiniz:

Allah âhirette: "Isa Benim oglum degildi. Ona böyle bir a-
yet de indirmemistim. Fakat Isa'dan sonra size bu gercegi
bildiren bir Kur'an gönderdim. Kur'ana nicin inanmadiniz"
derse, ne yapacaksiniz?

Eger buna karsi: "Biz, Kur'anin 'uydurma' (asla olamaz) ol-
dugunu düsünüyorduk. Bunun icin ona inanmadik" dedigi-
nizde de Allah size: "Kur'an icin düsündügünüz $eyi Incil i-
cin de nicin düsünmediniz? Hem Kur'anin uydurma bir ki-
tap olmadigi ihtimalini de düsünmeniz gerekmez miydi? Siz
Hz. Isa döneminin insanlari degildiniz. Buna göre Kur'an si-
ze Incil'den daha yakindi. Siz yakinda olanin gercekligine
degil de, uzakta olanin gercekligine inandiniz. Halbuki ya-
kinda olanin uzakta olandan daha gercekci olabilecegini de
kestirmeliydiniz. Ama siz Kur'ani pesinen inkâr ettiniz! Eger
siz, Isa döneminin insanlari olsaydiniz, bu sorgulamayi yap-
mazdim. Lâkin siz, yirminci ve yirmibirinci yüzyilin insanla
riydiniz. Kur'an size 15 asir uzakta iken, Incil size 20 asir
uzaktaydi. Akliniz, uzakta olanin gercekligini kabul etti de,
yakinda olanin gercekligini kabul etmedi" dediginde ne
cevap vereceksiniz?

Bu ihtimalleri de hesaba katarak inancinizi gözden gecirme-
li ve Allah'a vereceginiz cevaba iyi hazirlanmalisiniz.

Hz. Isa'yi tanrilastirmanin büsbütün yoldan cikis
oldugunu da unutmamalisiniz.

Dogruyu bulmada Allah yardimciniz olsun.

Not: Buradaki sözler, Vatikanlilar icin de gecerlidir.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 21, 2006 11:19 AM

Sayin Blue,

Bu Zupdetul Buhari’nin sozu Muhammed’i tanrilastirmak degil da nedir ?

Daha once dedigim gibi Islamda Muhammed tabu haline gelmis ta basindan beri.

Bir kere bu kisinin peygamber olmasi imkansiz. BUTUN peygamberler (tek bir istisna gosterin gosterebilirseniz) Ibrahim, Isak ve Yakub’un yani Israilogullarin soyundan gelmistir. HEPSI. Isa Mesih’i siz peygamber sayiyorsunuz, O da Israilogullarindan gelmistir.

Dusunen insanlar olarak kendi kendinize sunu sorun : Tanri ne zaman programini degistirdi de Araplar (veya herhangi baska bir kavimden) peygamber gonderdi ? Lutfen. Yok boyle sey.

======================

Huseyin bey ….“Dogurucu” “dogurtucu” gibi kelimeleri alip bunlari “yaratici” kelimesine tezat olarak gostermekle Hiristiyan teolojisini epeyi yanlis anladiginizi gosteriyorsunuz. Ama bu sizin kabahatiniz degil . Islam hatta Kuran bile bu kavrami carpitmaktadir.

O zaman dogurusunu anlatmaya calisayim.

Tabii Allahimiz Yaraticidir ve herseyi yoktan var etmistir. Tanri’nin kendisi yaratilmamistir ve ezelden beri vardir. Bunu herkes biliyor. Simdi Kutsal Kitab Isa’da dan soz ederken hep ezelden beri var oldugunu (Micah 5:2 ,
Yuhanna 1:1,14, Koloseliler 1:15) vurgular. (Yehova Sahitlerin sapkin ogretilerine karsin) melek olmadigina gore Tanri’dir ve Tanri’nin Ogludur.

“Tanri’nin Oglu’da ne demek ?” diye sorarsaniz, bu Tanri’nin Meryem ile seks yapip 2,000 once dunyaya kucuk bir tanri “dogurdugu” anlamina gelmez.

Incil (ozellikle Yuhanna incili) “dogurdu” ifadesini kullandigi zaman bedensel ya da fiziksel bir olgudan soz etmez .Aksine ruhsal ve ontoljik bir kavramdan soz eder. Ornegin, insan nasil objelerden bir “persona” ya da “kisilik” sahibi olma ozelligi ile farklilasirsa Tanri’da “superpersonality” gibi bir ozellik ile insandan farklilasir. Uclukbirlik buradan kaynaklaniyor. Bu bir sirdir. Tam anlamamiz mumkun degil fakat bize “Baba” “Ogul” ve “Kutsal Ruh” olarak vahiy edilmistir ki bunu iyi anlayabiliriz, ama belki sizin anladiginiz sekilde degil.

Diger konuda yaklasiminizi gayet akilci buluyorum ve Kutsal Kitap ile Kuran inceledigimde bu tur bir yaklasim izledigimi soyleyebilirim.

Ilk olarak sayin Blue’ya verdigim yanit bu baglamda da gecerli olacagini saniyorum.

Fakat tarih olarak daha yakin bir belgenin otomatikman daha guvenilir olacagini nicin pesinen kabul ediyorsunuz ?

Araba ya da bilgisayardan soz edersek – yani bu tur teknolojik nesnelere gelince yenisi eskisinden daha makbuldur. Ama biz fikir ve tanikliktan soz ediyoruz. Burada farkli bir metodoloji izlemek gerekir. Ornegin tarihciler inceledikleri olaylara zaman acisindan en yakin olan belegeleri daha guvenilir bulurlar cunku once bir seyin asli soylenir ve daha sonra da sapkini ortaya cikar ki bu da eskinin daha makbul ve guvenilir oldugunu gosterir.

Tabii bir de Tanri’nin Sozu “degisti” veya “degistirildi” gibi bir sav var ki bu ne teolojik ne de tarihi gercekler acisindan gecerli bir sav degildir. Bu konuda daha sonra, zamanim olursa, buraya bir yazi post ederim.

“Inceledigimiz belge dogrulanabilir niteliklere sahip midir degil midir ?” diye sormak lazim. Incil ulu orta insanlarin arasinda zaman ve mekan icinde olan bitenler hakkinda elimize ulasan bir belgedir. Bunlar arkeoloji bilimde ve/veya gazetecilikte kullanilan yontemlerle gercekligi ya da sahteligi incelenebilen belegeler.

Incil’lerin sayisinn 4 olmasinin buyuk bir nedeni (belki) ve yarari (kesinlikle) en az 4 ayri tanigin olaylari kendi acilarindan aktarmalaridir. Bu da size bize herkese belgeleri inceleme ve muhakeme firsati veriyor.

Halbuki Kuran boyle degil. Icinde aktarilanlar ya tamamem soyut seyler (yani nasil dogrulayacaksiniz?) ya da zaman ve mekan icinde yer alan seyler ise bunlar daha once Kutsal Kitap’ta anlatilan seylerin tekrarindan ibaret. Tekrari derken tabii biraz ya da epeyi degistirilerek tekrari demek lazim. Siz de bu noktada “duzeltici” istampasi vurursuzunuz . Ama neye dayanarak ?

Unutmayin ki Allah’in Sozunde bahsediyoruz ve Allahimiz bu konuda guvence versin vemesin kendi sozunu korur , korumalidir ve korumaktan da aciz degildir. Yani Kuran icin iddia edilen Kutsal Kitap (Tevrat, Zebur ve Incil) icin de gecerli olmasi gerekir

Saygilar,
A.

Yazan: Anonymous Tarih: September 21, 2006 2:30 PM

Tekrar Merhaba,

Bilgisayarimda bunu buldum. Daha once soz verdigim icin aktariyorum ama uzun tartismalara girmeye zamanim olmayacak.

Bir se su linki de tavsiye ederim.
=============================================
Allah'a iman etmeyenler icin O'nun mukaddes kitaplarinin degistirilebilecegine, hatta yok edilebilecegine inanmak belki zor degildir. Fakat hem "Allah'a inaniyorum" hem " Tevrat, Zebur, ve Incil degistirildi" diyenler, asilmaz bazi mantik sorunlariyla karsi karsiyadirlar:

1) Hiristiyanlarin ve Muslumanlarin inanisina gore Allah herseye kadirdir.

2) Allah merhametlidir, mukaddes kitaplarini insanlara dogru yolu gostermek icin vahyeder.

3) Fakat eger Tevrat, Zebur ve Incil degistirilebilirse , su iki sonuctan birini kabul etmek zorundayiz.:

i) Allah kitaplarinin yok edilmesini onlemeye (hasa) acizdir (ve boylece gercekten herseye kadir olamaz)

ii) Allah insanlara dogru yolu gostermeye yalniz ara sira onem verir; soyle ki, O'nun kitaplari degistirilir ve boylece insanlar dogru yoldan saparlarsa , O pek ilgilenmez, baska bir deyimle merhametsizdir (gene hasa).

Allahutaala (c.c) bu tur iftiralardan munezzehtir. Incil'de tahrib edilme yoktur.

Kuran bircok ayetinde kendisiyle birlikte Tevrat ve Incil'in MUSADDIK oldugunu yani ONAYLADIGINI aciklar. Ornegin

Bakara 97 : "De ki, "Allah'in izniyle Kuran'i, kendinden oncekini dogrulayici ve inananlara yol gosterici ve mujdeci olarak senin kalbine indirdigi icin..."

Ali Imran 3,4 : "Sana Kitabi hak ile ve kendinden oncekini dogrulayici olarak indirdi. Bundan once de insanlara dogru yolu gostermek icin Tevrat e Incil'i indirmisti. Dogruyu ve egriyi ayirdeden kitablari da indirdi. Allah'in ayetlerini inkar edenler icin mutlaka cetin bir azap vardir.

Ali Imran 50 : " "Ben, benden once gelen Tevrat'i dogrulayici olarak size haram kilinan bazi seyleri helal yapayim diye gonderildim. Size Rabbinizden bir mucize getirdim,Allah'tan korkun bana itaat edin.

Maide 46,47 : " Onlarin ardindan yanlarindaki Tevrat'i dogrulayici olarak Meryem oglu Isa'yi gonderdik ve ona, icinde yol gosterme ve nur bulunan Incil'i verdik. Onundeki Tevrat'i dogrulayici ve korunanlar icin yol gosterici ve ogut olmak uzere. Incil sahipleri, Allah'in onda indirdigi ile hukmetsinler. Kim Allah'in indirdigyle hukmetmezse iste yoldan cikmistir. "

Yunus 94 : " Eger sen sana indirdigimizden kuskuda isen, senden once Kitab okuyanlara sor. Andolsun, sana Rabbinden hak geldi,sakin kuskulananlardan olma !

Maide 68 : " De ki; Ey Kitab ehli, siz Tevrati Incili ve Rabbinizden size indirileni uygulamadikca bir esas uzerinde degilsiniz

Enbiya 48 : " Andolsun biz, Musa'ya ve Harun'a hak ve batili ayirdeden ve korunanlar icin bir isik ve ogut olan Kitabi verdik.

Tanri kendi indirmesidir diye Kuran'i koruyor da yine kendi indirdigi kitaplar olan Tevrat ve Incil'i neden korumamistir ?

Bazi Muslumanlar sunu iddia ederler : >

Bunun dogru olmasi icin su Iki ihtimalden biri gecerli olmasi gerek :

1) Tahrifin Kuran yazildigi devirden once olmus olmasi :

Boyle olsaydi Kuran'dan yukarda aktardigimiz sekilde dogrulayici sozler olmazdi herhalde.

2) Tahrifin Kuran yazildigi devirde veya daha sonra yapildigi :

Muhammed'in zamanindaki Hiristiyanlarin ve Yahudilerin birden bire cildirdiklarini ve Kutsal Yazilarini tahrif etmek istediklerini dusunsek dahi bunu pratik olarak yapmis olmalari imkansizdir. Bu devirde Hiristiyanlar ve Yahudiler bircok ulkeye yayilmislardi : Avrupa'ya, Hindistan'a, Iran'a, Mezopotamya'ya, Suriye'ye, Filistin'e, Arabistan'a, Habesistan'a, Misir'a ve Kuzey Afrika'nin diger ucuna kadar yayilmislardi. Birbirinden farkli mezheplerden olan bu kisilerin bir araya gelerek ne sekilde tahrif edecekleri hakkinda anlasmis olmalari gerekirdi ki aksi halde yaptiklari degisiklikler birbirinde farkli olurdu ve boylece kolayca meydana cikardi.

Yazan: Anonymous Tarih: September 21, 2006 3:53 PM

Sayın Anonymous,

Peygamberin bu sözünü "bir insanın tanrılaştırılması" olarak görmeniz, bu sözün ne kadar mucize ve doğru olduğunu, en azından bana ispatlıyor.:)
Gelelim Allah'ın peygamberleri hep İsrailoğulları arasından göndermesi sorununa. Öncelikle Hz. Muhammed İbrahim oğlu İsmail'in (ASE) soyundan gelmektedir. Soyu Hz. İsa ile İbrahim (AS) ile birleşmektedir.
Tanrı 124,000 peygamber göndermiştir. En çok peygamberin İsrailoğulları'na indirilmesinin sebebini ırkçı mülahazalarla açıklamayacağınızı umarım. Allah mesajını bir Zenci'yle de, Çin'liyle de iletebilir. Ve ilettiğine inanıyorum. Yoksa bu insanların yaşamasının bir anlamı kalmaz ve Tanrının adaleti anlamsız olur. Evet, Allah en çok peygamberi İsrailoğullarına göndermiştir, çünkü:
1. Dünyanın göbeğindedir, mesajın en kolay yayılacağı bölgedir.
2. En kalabalık coğrafya burada bulunmaktadır. (O zaman Amerika, Avusturalya ve Antartika'da çok az insan bulunuyordu)
3. Mesaja en çok onların ihtiyacı vardı. Çünkü onlar, mesaja sadık kalmıyorlar, peygamberleri öldürüyorlar, mesajı yalanlıyorlardı (Bk. Hz. Musa, Hz. İsa'nın yaşam hikayeleri ve Eski-Yeni Ahit'te Allah'ın buyurdukları). Bu ihtiyaç 6. asırda puta tapan bedevi Araplar için hasıl oldu. Yani Allah'ın peygamber göndereceği kavmi seçme kriteri sizin düşündüğünüzden epey farklı.

Yazan: blue Tarih: September 21, 2006 4:27 PM

Devamı...

Belirttiğim söz Zübtetil Buhari'nin sözü değildir. Zübdetil Buhari peygamberin bu sözünün içinde bulunduğu bir hadis kitabıdır. Kusura bakmayın İslam teolojisine uzak olduğunuzu düşünmeliydim.
Tanrının oğlu konusunu "sır" olarak belirtmişsiniz. Yani vahiy oğul olduğunu söylüyor, biz de inanıyoruz ama nasıl bir oğulluktur biz de bilmiyoruz, demek istiyorsunuz. Goodwill !
Hz. İsa'nın insan peygamber olduğuna inanan bir çok hristiyanı afaroz mu ediyorsunuz? Üstelik bunu İncil'e dayandırıyorlar:
http://www.path-light.com/B2L1lesson.htm

İncil'in değişmediğinden bahsetmişsiniz. National Geographic'te izlemiştim. Kaynak bulursam size göndereceğim. Son yıllarda bulunmuş en eski İncil tabletleri hiç de Tanrının oğlundan bahsetmiyor. Bizim gibi insan bir peygamberden söz ediyor.
(Bahsettiğim belgeler şunlar mı emin değilim:
http://www.nationalgeographic.com/nglive/washingtondc/spring2006/single/judas.html)

Yazan: blue Tarih: September 21, 2006 5:16 PM

Bu konuda artık birşey yazmayı -kimseyi incitmemek adına- düşünmüyordum ama bakıyorum Anonymous arkadaşımız bir coşmuş bir coşmuş, saçma sapan argümanlarla adeta propagandaya başlamış.

Kutsal kitabın tahrif edilmediğini savunmak aslında cevap bile verilmeyecek bir saçmalıktır. Bunu çürütmek için sadece, -yüzlercesi İznik konsülünde imha edildiği halde- piyasadaki dört farklı incili incelemek bile yeterlidir.

Ama o da ne? Karşımıza gülünç bir bahane çıkıyor. Neymiş "Incil'lerin sayisinn 4 olmasinin buyuk bir nedeni (belki) ve yarari (kesinlikle) en az 4 ayri tanigin olaylari kendi acilarindan aktarmalaridir" Yahu böyle bir "çevir kazı yanmasın" argümanı olur mu? Bu nasıl değişmezlik de tek ve değişmez nusha yerine birbiri ile çelişkili dört nüsha oluyor? Sonra bu dört nüshayı kim neye göre yazmış ve seçmiş? Diğer imha edilen yüzlerce nüsha neden imha edilmiş? Diğer "farklı bakış açıları (!!)" neden kabul edilmemiş de İsa(as)'dan yüzlerce yıl sonra "birileri" buna gerek duymuş? Yani bu kadar acayip bir mantığa ancak "pes doğrusu" derim.

Ayrıca arkadaşımız demişki -mealen - "tahrif olsa içinde Kur'an'ın doğruladığı hususlar olmazdı." Anlaşılan arkadaşımız tahrifin kelime anlamını da bilmiyor. Kur'an "bunların hepsi uydurmadır" demiyor, "tahrif edilmiştir" diyor. Ve ben "tahsis ediciyim" yani "bozulmuş yerlerini düzelticiyim" diyor. Bu tevrat ve incilde hiç doğru bir yer yok demek değil. Tahrif edilmesine rağmen Eski ve Yeni Ahitte vahy-i ilahiden esinti taşıyan yerler vardır.

Bir de demişki "Tanri kendi indirmesidir diye Kuran'i koruyor da yine kendi indirdigi kitaplar olan Tevrat ve Incil'i neden korumamistir ?"

Bu sorudaki basit mantık yanlışlığının anlaşılmaması imkansız. Kur'an Hz.Peygamber'in "son Peygamber" olduğunu açıkça belirtiyor. Dolayısı ile Kur'an'ın kıyamete kadar korunması hususu mantıken anlaşılır bir şey.

Soruyu ters çevirip soralım; neden Tevrat vardı ve Tanrı kitaplarını korumak zorundaydı da, Zebur indi arkasından? Neden onca İsrailoğlu peygamberi gönderildi? Neden daha sonra da İsa(as)'a ihtiyaç duyuldu? Neden en başta tek bir peygamber ve tek bir kitap gönderip sadece onu korumadı?

"Kur'an neden geldi?" sorusunu soranlar önce bunu cevabını vermeli. Böyle argümanlara sahip insanları görünce dinimin kıymetini anlıyorum ve imanım güçleniyor. R.Graudy'in "dinini bilen bir müslümanın hristiyan olması imkansızdır" demesi ne kadar da haklı bir söz..

Şimdi Anonymous devam etmek isterse ben de bu dört muharref İncildeki çeşitli yerlerin karşılaştırmasını yapacağım ve uzlaşması mümkün olmayan -bırakın yorumu- kronolojik bilgi hatalarını soracağım. Bakalım nasıl farklılıklar var ve bu nasıl bir değişmezlik?

Bir de -yine devam etmek isterse- değişmedi dediği Eski Ahit'te yer alan, Allah'a ve O'nun Peygamberlerine akıllara ziyan çirkin iftiralarda bulunulmasının hikmetini soracağım. Mesela Eski Ahit'e göre Allah; hırsızlık emri veren, Peygamberle güreş tutan, yenilince hile yapan, ama sonunda mağlup olan; katliam emirleri veren, söylediğini unutan, yanlış yapan, bundan pişman olan; uyku uyuyan, kıskanan, kullarına küsen bir profil çizmektedir. Bunun nasıl olabildiğini soracağım. Yine Eski Ahit'te Allah'ın mübarek elçileri Peygamberler de; düşmanlık tohumları eken, kızkardeşleriyle evlenen, korkudan deli taklidi yapan; annesini azarlayan; Allah'a isyan eden; putlara tapan; zinakar; yalancı, katil ve daha birçok menfur fiilin sahibi gibi gösterilir. Bunların nasılını soracağım. (Kur'an, Allah'a ve O' nun Peygamberlerine yapılan bu çirkin iftiraların tamamını tahsis etmiştir.)

Ha bir de nasıl olur da Tevratta "Vahy" olunduğu Hz. Musa'nın ölümünün ve ardından tutulan yasın yeraldığını soracağım.(Tesniye 34, 4 12) Yahudi teologları kıvır kıvır kıvrandıran bu durumun eminim bir açıklaması vardır sayın Anonymous'ta. Bunlardan sonra da nasıl olur da değişmeyen bu kutsal metinlerde ve yorumlarında yahudilerin Hz.İsa (as)'a akla hayale gelmedik hakaretlerde bulunabildiklerini soracağım. (Talmud, onun (Hz.İsa) cehennemde kaynayan dışkının içine daldırılacağını belirtir)

Ve utanmadan sıkılmadan İslam'a kılıç dini diyenlerin değişmediklerini iddia ettikleri Eski Ahitteki şu ayetleri niçin görmezden geldiklerini ve bunları -tabi tev'il ediyorlarsa- nasıl tev'il ettiklerini soracağım:

"Ele geçen her adamın gövdesi delik deşik edilecek ve tutulan her adam kılıçla düşecek. Yavruları da gözleri önünde yere çalınacak, evleri çapul edilecek ve karıları kirletilecek." (İşaya, Bab 13 / 15)

"Onların herşeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme; erkekten kadına…çocuktan, emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşğe kadar hepsini öldür..." (I. Samuel, Bab 15 / 3 )

”Tanrınız Rab kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınızın size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz . Yakınınızdaki milletlere ait olmayan sizden çok uzaktaki kentlerin tümüne böyle davranacaksınız.” (Tesniye, 20; 13-15

"Ve İsrail onun mirasının sıptıdır; ismi orduların Rabbidir. Sen Benim topuzum ve cenk silahımsın; ve seninle atı ve binicisini kıracağım; ve seninle erkeği ve kadını kıracağım; ve seninle genç adamı ve erer varmamış kızı kıracağım; ve seninle çobanı ve sürüsünü kıracağım; ve seninle çiftçiyi ve çiftini kıracağım; ve seninle valiyi ve kaymakamı kıracağım." (Yeremya, bab 51 / 19-23)

Anonymous arkadaşım bütün bunları muknî bir biçimde cevapladıktan sonra da teolojiye geçeceğim.

Ama burada biraz kolaylığa kaçmak istiyorum.

Bir İslam felsefecisi doçenti olan Orhan Atalay Y.Şafak'ta, Papa'nın sözleri üzerine bir yazı kaleme aldı. (Makalenin tamamının okumanızı isterim. Çok yerinde tespitler var.) Orada bir takım sorular sormuş. Aslında sorular Papa'ya ama bunlar temel Hristiyan amentusu ile ilgili olduğu için Anonymous da -eğer devam etmek isterse- madde madde cevaplamasını istirham edeceğim.

1-Tanrı'nın bir açıdan bir; diğer bir açıdan üç olmasını hangi rasyonel temele dayandırıyor ve nasıl izah ediyorsunuz?

2-Anasından doğan her insanı babası Adem'in günahıyla yükümlü tutmayı hangi sağduyuya, hangi akla ve mantığa dayanarak temellendiriyorsunuz? Vaftiz olmadan ölen çocukları bile ebedî olarak cehennemin diplerinde sürünmeye terk eden Kilise hangi yüzle hümanizmadan, merhamet ve şefkatten bahsediyor?

3-Babalarının günahından sorumlu kıldığınız beşeriyeti bu günahın vicdani azabından kurtarmak için ete ve kemiğe bürünerek kendisini günahkar kulların elinde çarmıha geren bir Tanrı'yı hangi akıl ile tanımlıyor ve niteliyorsunuz?

4-İnsanların mallarını haksız gerekçe-lerle yemek amacıyla yeryüzüne salıverdiğiniz papazların cehennemden azad etmek ve cennetten arsa satmak karşılığında endulijans dağıtmalarının hangi rasyonel dayanağı vardır?

5-'Akıl Çağı'na ulaşmak amacıyla insanları akıllarını kullanmaya davet eden nice düşünce ve bilim adamını engizisyonlarda Tanrı adına cezalandırmaya ne dersiniz? Yüzünüzü kıyamete kadar kızartmaya yetecek derecede akla ve insana karşı işlediğiniz bu cürümün suçlusu olarak 'akıl' kelimesini telaffuz etmeye utanmıyor musunuz?

6-"Ben özgürüm, kimsenin kölesi değilim. Ama daha çok kişi kazanmak için herkesin kölesi oldum. Yahudileri kazanmak için Yahudilere bir Yahudi gibi davrandım. Kendim Tevrat'ın denetimi altında olmadığım halde, Tevrat'a bağlı olanları kazanmak için Tevrat'a bağlıymışım gibi davrandım… Güçsüzleri kazanmak için onlarla güçsüz oldum. Ne yapıp ne edip bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldum." (Korintlilere Birinci Mektup) esasına dayanarak yeryüzünde yalana, kandırmaya, ikiyüzlülüğe dayalı dinî bir tebliğ harekâtı ile malul iken, samimiyetten, açık sözlülükten, doğruluktan nasıl söz edersiniz?

7-"Kilise'nin dışında felâh yoktur" dogması ile kurtuluşu Kilise'nin tekeline alan sizler, ne zamandan beri akla da bir alan ayırdınız ki, 'akla hitap eden' ayırıcı özelliğine sahip İslâm ile akıl ilişkisini değerlendirmeye cüret edebiliyorsunuz?

8-Sözde Hz. İsa'nın "Onları içeriye girmeye zorla!" sözüne dayanarak insanları zor ve şiddet kullanarak Hıristiyanlaştırmayı asırlarca dinî bir politika olarak yürütmüş olan Kilise'nin, bunun esasında resmî doktrinlerinizden ayrılmalar sonucu gittikçe azalan gelirlerinizi korumak ve yeniden artırmak amacından başka bir amaç taşımadığını duymayan ve bilmeyen akıl mı kaldı sanıyor?. (Bury, J. B. Fikir ve Söz Hürriyeti, Çev. Avni Başman, Remzi Kitabevi, İst., 1945, s.46-50)

9-Akıldışı tüm dini faaliyetleriniz nedeniyle Nietzsche'ye 'Bizi bu halinizle Müslümanlar karşısında gülünç duruma düşürdünüz, bakın Müslümanlar haklı olarak bize gülüyorlar' dedirten Kilise değil midir?

Daha sorulacak çok soru var ama hele bakalım Anonymous arkadaşımız yazımdaki tüm sorduklarıma madde madde cevap versin devam ederim..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 21, 2006 8:29 PM

Sayin Blue,

1)Tanrının oğlu konusunu "sır" olarak belirtmişsiniz. Yani vahiy oğul olduğunu söylüyor, biz de inanıyoruz ama nasıl bir oğulluktur biz de bilmiyoruz, demek istiyorsunuz. Goodwill !
======
Negatif olarak sadece fiziksel ogulluk degil demistim. Pozitif olarak nasil bir ogulluk icin ilgilenen arkadaslar Incil’de su bolumleri okuyabilirler : (Yuhanna 1,Yuhanna 5, Ibraniler 1).
Ozne ile oznenin sozu arasindaki bag ne ise ruhsal anlamda “Baba” ile ”Ogul” arasindaki bag da boyledir. Bunun icin Incil’de ozellikle Yuhanna 1’e bakiniz.

2)Hz. İsa'nın insan peygamber olduğuna inanan bir çok hristiyanı afaroz mu ediyorsunuz? Üstelik bunu İncil'e dayandırıyorlar:
">http://www.path-light.com/B2L1lesson.htm

======
O web sayfasinda yazilanlarla hicbir problemim yok.

3)İncil'in değişmediğinden bahsetmişsiniz. National Geographic'te izlemiştim. Kaynak bulursam size göndereceğim. Son yıllarda bulunmuş en eski İncil tabletleri hiç de Tanrının oğlundan bahsetmiyor. Bizim gibi insan bir peygamberden söz ediyor.
(Bahsettiğim belgeler şunlar mı emin değilim:
">http://www.nationalgeographic.com/nglive/washingtondc/spring2006/single/judas.html)

=======
Yahuda “Incil’I” ve gnostikler hakkinda BKZ

Yazan: Anonymous Tarih: September 21, 2006 10:19 PM

Ayrıca, siz uydurma olduğunu, Müslümanların yazdığını öne sürseniz de Aziz Barnabas Hz. Muhammed'in geleceğini apaçık söylüyor:
http://en.wikipedia.org/wiki/Gospel_of_Barnabas

O söylemese de yine siz kutsal ruh olduğunu söyleyeceksiniz ama sizin elinizdeki incilde İsa (AS), ben gideceğim, ta ki size tesellici gelsin demekte, gelecek olanın çöllerden çıkacağını, kılıçla savaşacağını tarif etmektedir. Faraklit, yani Ahmed aslında kutsal ruhtur tabi size göre...
Yahudiler de İsa'nın geleceğini (AS) benzer açıklamalarla inkar ediyorlar zaten.
Hüseyin Cisri, Hamidiye Risalesinde mevcut İncil'den Hz. Muhammed'e ait 114 işaret çıkarmıştır. Meraklısına duyrulur.
Allah'ın gönderdiği mesajı neden korumadığı konusuna gelince. İncil'de geçen bir hikayeyle cevap vereyim:
Şeytan İsa'ya (AS) gelir ve der ki:
-Haydi kendini şu uçurumdan aşağı at, bakalım Rabbin seni kurtaracak mı?
İsa (AS) cevap verir:
-Rab, kullarını imtihan eder. Kullarının Rabbini imtihan etmek haddi değildir.
...
Rab mesajını neden korumuyor demek bizim haddimiz değildir. Dünyada her şey bir imtihandır. Rab nasıl peygamberlerine zulmedilmesine izin veriyorsa mesajının değiştirilmesine de öyle izin verir. Veya tersinden düşünürsek Allah nasıl İsa (AS)'ı işkenceden koruduysa, onun mesajını da İslam ile tekrar diriltecektir ve diriltmiştir.

Yazan: blue Tarih: September 21, 2006 11:55 PM

Sayın Anonymous,

Hatırlarsanız yukarıda şöyle bir argümanınız var;

“Cunku Tanri'nin Oglu geldi ve butun peygamberlikleri tamamladi ve noktaladi. Bundan sonra peygamber gelebilir mi ?”

Eğer olaya sizin mantığınızdan yaklaşacak olursak, Allah’ın İlk insane ve Peygamber olan Hz Adem’den sonar bir daha peygamber göndermemesi gerekirdi. Siz ( Pavlus’un Paganizm’den etkilenmiş olan öğretisinin de katkıları ile) Allah’ın sonsuz kudreti ve ilmi dahilinde sadece minicik bir mucize olan, Hz İsa’nın, Hz Meryem’den (sadece babasız) olarak dünyaya gelmesini Tanrı-oğul ilişkisi olarak yorumluyor ve oğul geldikten sonra artık başka bir peygambere ihtiyaç kalmadı” gibi Hz İsa’yı ümmeti için büyük üzüntüye boğan bir mantık silsilesi yürütüyorsanız, bu mantık silsilesinin esasını Hz ADEM için yürütmeniz gerekirdi. Çünkü Hz Adem hem anasız hem de babasız olarak dünyaya gelmiştir ve Allah’ın sonsuz ilim ve kudreti ile topraktan (insane vücudunda bulunan topraktaki 107 elementten) yaratılmıştır. Bu durumda, sizin mantığınıza gore, hem anasız hem de babasız dünyaya gelen, Hz Adem için de “has” ya da “öz” oğul gibi benzetmeler yapıp, Allah’a da HAŞA hem anne hem de babalık atfetmeniz gerekmez miydi (ki bu çok daha mantıklı olurdu, çünkü sizde çok iyi biliyorsunuz ki Allah’a “kadın” ya da “erkek” gibi bir cinsiyet atfedilemez). Eğer Pavlus’un “Tanrı-oğul” Çarpıtması bağlamında), Hz Adem’de günümüzdeki üç büyük semavi din gibi bir semavi dini temsil edip günümüzde de bu dinin mensubları bulunsaydı ve bu durumda sizler gibi çarpıtılsaydı o zaman ne(ler) olacaktı tahmin edebiliyor musunuz? Biri kalkıp “Allah Hz Adem’in hem annesidir hem de babasıdır. Bu nedenle, ondan sonraki peygamberlerin hiç birini kabul etmiyorum” dese sizler ne cevap vereceksiniz buna düşündünüz mü hiç?

Tekrar edelim: Hz Adem’de hem annesiz hem babasız varolmuştu; ancak, bu Allah’ın onun annesi ya da babası olduğu anlamına gelmiyordu. Allah, O’nun yaratıcısıdır. Hz İsa’nın durumu da bundan farklı değildir. Nitekim Kuran’da şöyle denir:
“Şüphesiz Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonar “ol” demesiyle o da hemen oluverdi.” (Al-I İmran,59)

Gönderilen Peygamberin bir çogu, bazen çok az sayıda bir topluluğa ve kavme gönderilmiş ve Allah’ın kader-kaza çerçevesinde belirlediği sebeb ve olaylar zinciri kapsamında (belirlenmiş) görevlerini tamamlayarak yine bu silsile içinde, bir sonraki Peygambere zemin hazırlamışlardır. Siz, Peygamberlik görevi,” Hz isa ile tamamlandı” gibi asla kanıtlayamayacağınız bir iftira ile hem Allah adına karar vermekle hem de Hz İsa’nın asla söylemeyeceği bir şeyi söylemekle büyük yanlış yapıyorsunuz. Tabii ki İslam’a mensub müslümanlarda da benlik-ego-gurur etkisi ile yanlış yapanlar var. Tüm yanlış yapanların ahirette gerekli karşılığı bulacaklarını bizzat Allah belirtiyor.

Hz İsa’da kendinden once gelen Peygamberler (HZ Nuh, Hz İbrahim, Hz Yakup, Hz Yusuf, Hz Musa, Hz İlyas…) gibi aynı mesajı getirmişti: “BİR OLAN ALLAH’TAN KORKUN VE O’NA İTAAT EDİN.” Hiç biri kalkıpta O’nun “oğlu” olduklarını söylemedi. Hep aynı inancı korudular: BİR OLAN ALLAH’A İMAN. Hz İsa’da böyle bir şeyi iddia etmedi. “BİR OLAN ALLAH’TAN KORKUN VE O’NA İTAAT EDİN.” Mesajını iletmek ile görevli bir peygamber böyle bir şeyi nasıl iddia edebilir? İşi çarpıtan Hristiyanlar gelen tepkilerden sonar Allah, Haz İsa’nın Physical Father’I değil de “only begotten son" of God” komik bir çarpıtmaya gittiler. Peygamberler, bangır bangır “Allah Birdir, O’nun eşi benzeri benzeri yoktur, O zaman ve mekandan münehzehtir, O doğrulmamış ve doğrulmamıştır,... gibi binlerce mesaj verecek sonra bir gün çıkıp Pavlus adlı birinin tarikatı ile Tanrı’nın Oğlu hikayesi doğacak ve siz gelmiş geçmiş tüm peygamberin TEVHİD ilkesini bir çırpıda elinizin tersi ile bir kenara itip buna inanacaksınız öyle mi?

Bir kere Allah’ın kudreti ve ilmi böyle bir duruma izin vermiyor. . Allah, yarattığı tüm varlıklardan yüce, üstün ve münehzehtir. Hiç bir yaratıcı, yarattığı şey ile aynı türden olamaz. Çünkü tüm insanlar (Peygamberler de dahil) O’nun tarafından sonradan yaratılmış, ACİZ; HATA YAPMA KAPASİTESİNE SAHİP, ZAYIF varlıklardır. Evet Allah bazı kullarını diğerlerinden daha çok sevebilir, dilediği kulunu yüceltip onu şereflendirebilir. Onlara mucizeler bahşedebilir. Ama bu yüceltip şereflendirme O’nun oğlu olduğunu idda etme boyutuna varırsa bu artık Bir SAPKINLIK halini halir.
Dolayısı ile bir varlığın hem İLAH hem de KUL olması mümkün değildir. Ya ilahtır ya da kuldur. Ikisinin ortası mümkün değildir. Bu ayrım, evrendeki en SOMUT ayrımdır. Allah asla kul özellikleri göstermez ve bir kul da asla ilah olamaz.Hz İsa için de durum farksızdır. Eğer Hz İsa’da ilahlık özelliği olsaydı bu durumda her türlü kusur, zaaf ve eksiklikten münezzeh olması gerekirdi. Acıkmaması, susamaması, acı çekmemesi … gerekirdi. Oysa, O kulluk vasıflarının hepsine birden sahipti. Bu durumu, Hz İsa’yı ilahlaştırmaya çalışan Yeni Ahit’te bile bir çok yerde gözlemleyebilirsiniz ki bud a çelişkinin alasıdır. Hrıstiyan’lar bu yüzden Hz İsa’nın TAM BİR İNSAN olduğunu Kabul etmek durumundadırlar. Ancak, bir taraftan da O’nun (dolaylı da olsa) bir Tanrı olduğunu öne sürünce işler sarpasarır ve bu zaten yukarıda açıklamaya çalıştığım şeylerden dolayı imkansızdır.

Hristiyanların yaptığı üçleme de (Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh) bir mantıksal çelişki daha vardır: BU da ünlü 1+1+1=1 formülüdür. Buna gore Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh üç ayrı varlık olmaaalarına karsin yine de tek bir Tanrı oluşturuyorlar. Bu nedenle Hristiyanlık üç ayrı ilahın varlığına inanmasına rağmen yine de kendini tek tanrılı (monesit) bir din olarak tanımlar. Oysa böyşle bir şey yopk. “ÜÇ BİRDİR VE BİR ÜÇTÜR” demek “otuz sekiz, seksenbeştir; seksenbeş de otuzsekiz’die” demek kadar anlamsız ve sığ bir ifadedir. Bu ifadenin temelinde, ÜÇLEME’nin “trietist” (üç tanrılı) bir doktrin olmasına rağmen moneteizmi inkar etmemeesi yatr. İnkar edemez, çünku gerek Eski Ahitte yer alan gerekse Yeni Ahitte olan TEVHİD ilkesi gözardı edilemeeyecek kadar GÜÇLÜDÜR. Bu nedenlerden dolayı ÜÇLEME doktrini çok çelişkilidir. Sanki bu doktrini “tanrı’nın tabiatının anlaşılması için değil deanlaşılmamasını sağlamak için” ortyaa komuşlar. Dinin amacı ise insane Allah’I tanıtmak, O’nun varlığı ve sıfatlarını insanın anlayabileceği gibi tanıtmaktır. Karmaşa, paradoks, anlaşılmazlık gibi şeyşer ise dinin değil felsefenin konularıdır. Biliyorsunuz Yeni Ahitte bile “Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısıdır” denmiş.

Saygılar,

Yazan: ilhanb Tarih: September 22, 2006 11:36 AM

Sayın Anonymous,

Hatırlarsanız yukarıda şöyle bir argümanınız var;

“Cunku Tanri'nin Oglu geldi ve butun peygamberlikleri tamamladi ve noktaladi. Bundan sonra peygamber gelebilir mi ?”

Eğer olaya sizin mantığınızdan yaklaşacak olursak, Allah’ın İlk insane ve Peygamber olan Hz Adem’den sonar bir daha peygamber göndermemesi gerekirdi. Siz ( Pavlus’un Paganizm’den etkilenmiş olan öğretisinin de katkıları ile) Allah’ın sonsuz kudreti ve ilmi dahilinde sadece minicik bir mucize olan, Hz İsa’nın, Hz Meryem’den (sadece babasız) olarak dünyaya gelmesini Tanrı-oğul ilişkisi olarak yorumluyor ve oğul geldikten sonra artık başka bir peygambere ihtiyaç kalmadı” gibi Hz İsa’yı ümmeti için büyük üzüntüye boğan bir mantık silsilesi yürütüyorsanız, bu mantık silsilesinin esasını Hz ADEM için yürütmeniz gerekirdi. Çünkü Hz Adem hem anasız hem de babasız olarak dünyaya gelmiştir ve Allah’ın sonsuz ilim ve kudreti ile topraktan (insane vücudunda bulunan topraktaki 107 elementten) yaratılmıştır. Bu durumda, sizin mantığınıza gore, hem anasız hem de babasız dünyaya gelen, Hz Adem için de “has” ya da “öz” oğul gibi benzetmeler yapıp, Allah’a da HAŞA hem anne hem de babalık atfetmeniz gerekmez miydi (ki bu çok daha mantıklı olurdu, çünkü sizde çok iyi biliyorsunuz ki Allah’a “kadın” ya da “erkek” gibi bir cinsiyet atfedilemez). Eğer Pavlus’un “Tanrı-oğul” Çarpıtması bağlamında), Hz Adem’de günümüzdeki üç büyük semavi din gibi bir semavi dini temsil edip günümüzde de bu dinin mensubları bulunsaydı ve bu durumda sizler gibi çarpıtılsaydı o zaman ne(ler) olacaktı tahmin edebiliyor musunuz? Biri kalkıp “Allah Hz Adem’in hem annesidir hem de babasıdır. Bu nedenle, ondan sonraki peygamberlerin hiç birini kabul etmiyorum” dese sizler ne cevap vereceksiniz buna düşündünüz mü hiç?

Tekrar edelim: Hz Adem’de hem annesiz hem babasız varolmuştu; ancak, bu Allah’ın onun annesi ya da babası olduğu anlamına gelmiyordu. Allah, O’nun yaratıcısıdır. Hz İsa’nın durumu da bundan farklı değildir. Nitekim Kuran’da şöyle denir:
“Şüphesiz Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonar “ol” demesiyle o da hemen oluverdi.” (Al-I İmran,59)

Gönderilen Peygamberin bir çogu, bazen çok az sayıda bir topluluğa ve kavme gönderilmiş ve Allah’ın kader-kaza çerçevesinde belirlediği sebeb ve olaylar zinciri kapsamında (belirlenmiş) görevlerini tamamlayarak yine bu silsile içinde, bir sonraki Peygambere zemin hazırlamışlardır. Siz, Peygamberlik görevi,” Hz isa ile tamamlandı” gibi asla kanıtlayamayacağınız bir iftira ile hem Allah adına karar vermekle hem de Hz İsa’nın asla söylemeyeceği bir şeyi söylemekle büyük yanlış yapıyorsunuz. Tabii ki İslam’a mensub müslümanlarda da benlik-ego-gurur etkisi ile yanlış yapanlar var. Tüm yanlış yapanların ahirette gerekli karşılığı bulacaklarını bizzat Allah belirtiyor.

Hz İsa’da kendinden once gelen Peygamberler (HZ Nuh, Hz İbrahim, Hz Yakup, Hz Yusuf, Hz Musa, Hz İlyas…) gibi aynı mesajı getirmişti: “BİR OLAN ALLAH’TAN KORKUN VE O’NA İTAAT EDİN.” Hiç biri kalkıpta O’nun “oğlu” olduklarını söylemedi. Hep aynı inancı korudular: BİR OLAN ALLAH’A İMAN. Hz İsa’da böyle bir şeyi iddia etmedi. “BİR OLAN ALLAH’TAN KORKUN VE O’NA İTAAT EDİN.” Mesajını iletmek ile görevli bir peygamber böyle bir şeyi nasıl iddia edebilir? İşi çarpıtan Hristiyanlar gelen tepkilerden sonar Allah, Haz İsa’nın Physical Father’I değil de “only begotten son" of God” komik bir çarpıtmaya gittiler. Peygamberler, bangır bangır “Allah Birdir, O’nun eşi benzeri benzeri yoktur, O zaman ve mekandan münehzehtir, O doğrulmamış ve doğrulmamıştır,... gibi binlerce mesaj verecek sonra bir gün çıkıp Pavlus adlı birinin tarikatı ile Tanrı’nın Oğlu hikayesi doğacak ve siz gelmiş geçmiş tüm peygamberin TEVHİD ilkesini bir çırpıda elinizin tersi ile bir kenara itip buna inanacaksınız öyle mi?

Bir kere Allah’ın kudreti ve ilmi böyle bir duruma izin vermiyor. . Allah, yarattığı tüm varlıklardan yüce, üstün ve münehzehtir. Hiç bir yaratıcı, yarattığı şey ile aynı türden olamaz. Çünkü tüm insanlar (Peygamberler de dahil) O’nun tarafından sonradan yaratılmış, ACİZ; HATA YAPMA KAPASİTESİNE SAHİP, ZAYIF varlıklardır. Evet Allah bazı kullarını diğerlerinden daha çok sevebilir, dilediği kulunu yüceltip onu şereflendirebilir. Onlara mucizeler bahşedebilir. Ama bu yüceltip şereflendirme O’nun oğlu olduğunu idda etme boyutuna varırsa bu artık Bir SAPKINLIK halini halir.
Dolayısı ile bir varlığın hem İLAH hem de KUL olması mümkün değildir. Ya ilahtır ya da kuldur. Ikisinin ortası mümkün değildir. Bu ayrım, evrendeki en SOMUT ayrımdır. Allah asla kul özellikleri göstermez ve bir kul da asla ilah olamaz.Hz İsa için de durum farksızdır. Eğer Hz İsa’da ilahlık özelliği olsaydı bu durumda her türlü kusur, zaaf ve eksiklikten münezzeh olması gerekirdi. Acıkmaması, susamaması, acı çekmemesi … gerekirdi. Oysa, O kulluk vasıflarının hepsine birden sahipti. Bu durumu, Hz İsa’yı ilahlaştırmaya çalışan Yeni Ahit’te bile bir çok yerde gözlemleyebilirsiniz ki bud a çelişkinin alasıdır. Hrıstiyan’lar bu yüzden Hz İsa’nın TAM BİR İNSAN olduğunu Kabul etmek durumundadırlar. Ancak, bir taraftan da O’nun (dolaylı da olsa) bir Tanrı olduğunu öne sürünce işler sarpasarır ve bu zaten yukarıda açıklamaya çalıştığım şeylerden dolayı imkansızdır.

Hristiyanların yaptığı üçleme de (Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh) bir mantıksal çelişki daha vardır: BU da ünlü 1+1+1=1 formülüdür. Buna gore Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh üç ayrı varlık olmaaalarına karsin yine de tek bir Tanrı oluşturuyorlar. Bu nedenle Hristiyanlık üç ayrı ilahın varlığına inanmasına rağmen yine de kendini tek tanrılı (monesit) bir din olarak tanımlar. Oysa böyşle bir şey yopk. “ÜÇ BİRDİR VE BİR ÜÇTÜR” demek “otuz sekiz, seksenbeştir; seksenbeş de otuzsekiz’die” demek kadar anlamsız ve sığ bir ifadedir. Bu ifadenin temelinde, ÜÇLEME’nin “trietist” (üç tanrılı) bir doktrin olmasına rağmen moneteizmi inkar etmemeesi yatr. İnkar edemez, çünku gerek Eski Ahitte yer alan gerekse Yeni Ahitte olan TEVHİD ilkesi gözardı edilemeeyecek kadar GÜÇLÜDÜR. Bu nedenlerden dolayı ÜÇLEME doktrini çok çelişkilidir. Sanki bu doktrini “tanrı’nın tabiatının anlaşılması için değil deanlaşılmamasını sağlamak için” ortyaa komuşlar. Dinin amacı ise insane Allah’I tanıtmak, O’nun varlığı ve sıfatlarını insanın anlayabileceği gibi tanıtmaktır. Karmaşa, paradoks, anlaşılmazlık gibi şeyşer ise dinin değil felsefenin konularıdır. Biliyorsunuz Yeni Ahitte bile “Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısıdır” denmiş.

Saygılar,

Yazan: ilhanb Tarih: September 22, 2006 11:38 AM

Sayin Anonymous,

"Ornegin tarihciler inceledikleri olaylara zaman acisindan en
yakin olan belegeleri daha guvenilir bulurlar cunku once bir
seyin asli soylenir ve daha sonra da sapkini ortaya cikar ki
bu da eskinin daha makbul ve guvenilir oldugunu gosterir"
demissiniz.

Bu halde Incil de Tevrat'in saptirilmisi oluyor, öyle mi? O
zaman ilk Kitap'tan gayrisi hep saptirilmis Kitap demektir!
Âdem'in Kitabi'ni bilmedigimize göre, hepimiz kitapsiz ka-
liyoruz!

Bir Kitap Allah'tansa, o Kitap önce inmis olsa da sonra in-
mis olsa da kiymetlidir. Ancak sonraki Kitap öncekilerden
daha kiymetlidir. Eger böyle olmasaydi, Âdem'in Kitabi en
kiymetli olurdu. O zaman baska Kitap gönderilmesine de
gerek kalmazdi. Demek son gönderilen Kitap daha kiymet-
lidir. Cünkü, Allah, insanlarin akil seviyesine göre Kitap
gönderir. Insan akli da zamanla gelisme gösterdiginden, son
Kitap önceki Kitaplardan daha ileri ve kapsamli olur ve
önceki bütün Kitaplari icerir. Böyle olmazsa, yeni Kitap
gönderilmesine de gerek olmazdi. Ayrica sonraki Kitab'in
öncekileri icermesi sapkinlik olmaz. Cünki Kitap, "Allah
Kitabi"dir.

Allah yeni bir Kitap indirmisse, bu Kitap eskileri de icer-
diginden, eskilerin korunmasina gerek kalmaz. Bunun icin
Allah Tevrat ve Incil'i ve daha öncekileri korumamistir ve
korunmalarina da gerek yoktu. Cünkü bir okula yeni kitap-
lar gelmisse, eskilerin hükmü kalmaz. Cünkü eskiler yeninin
ve sonuncunun icindedir. Bu halde ögrenciler, egitim kuru-
muna: "Eski kitaplari nicin korumuyorsunuz" demez, diye-
mez. Cünkü böyle bir sualin sorulmasi bile mantiksizdir!

Demek, Kur'ani inkâr ettiginiz takdirde Incil de inkâr edi-
lir ve yok sayilir. Bu halde "Isa'nin Tanri ogullugu meselesi"
ni de ancak bilim ve akil planinda tartisabiliriz. Öyleyse Isa'
nin Tanri oglu olduguna dair bilimsel ve felsefî deliliniz nedir?

Eger: "Isa Isa olarak, Allah da Allah olarak ikisi birlikte ezel-
de var idiler" derseniz, hata edersiniz. Bunu isbatlayacak ke-
sin bir deliliniz de yoktur. Eger: "Isa ezelde Allah'in ilminde
vardi" derseniz, isabet edersiniz. Bu halde Âdem de, Ibrahim
de, Musa ve Muhammed de (hepsinin ruhuna selam olsun)
tümü Allah'in ilminde var kabul edilir. Bu durumda Isa'nin
Tanri ogullugundan bahsedemeyiz. Cünkü Isa da dahil bütün
insanlar ve Peygamberler "yaratilmis"tir, hepsi birer "yaratik"
tir. Yaratiklar ise "ogul" lâkabiyla degil, "kul" lâkabiyla anilir.

Allah Isa'ya "sen oglumsun" demis midir? Buna dair elimizde
(Kur'an ve Incil disinda) bir delil yok. Fakat insanlar Allah'i
(mânen) bir "baba", kendilerini de "ogul-kiz" (gibi) görebilir.
Ama (aSIL) olarak "Allah bir babadir, biz de O'nun ogullari
ve kizlariyiz" denemez. Cünkü hepsi birer yaratiktir. I$te I-
sa'nin ogullugu da ancak bu $ekilde kabul edilebilir. Yani
Isa Allah'in "oglu" degil, "oglu gibi"dir. Bu itibarla Isa Allah'
in bir "mucizesi", bir dostu ve cok sevdigi bir "elcisi" olabi-
lir.

Ezelde bütün Peygamberler ve insanlar Allah'in ilmindeydi.
Bu da, "Isa'nin Allah'ta oldugunu" gösterir. Ama "Allah'in I-
sa'da oldugunu" göstermez. Cünkü her seyden önce bir Al-
lah bulunmazsa, baska seyler de O'ndan önce var olamaz.
Eger var olursa, o vakit Tanri'ya "Tanri" denemez. Demek
Isa ile Allah ezelde "bir" degildiler. "Bir" degil idi iseler, Isa
Tanri olamaz! Cünkü varligi Allah'tan önce olmayan bir var-
lik, "Tanri" kabul edilemez. Allah'tan önce de hic bir varlik
var olamaz.

Bir heykelle bir Heykeltirasin ezelî olarak birlikte bulunma-
lari mümkün olmadigi gibi, Allah ile Isa'nin da ezelde birlikte
bulunmalari mümkün degildir. Cünkü heykel ancak Heykel-
tirasin yaratmasindan sonra var olabilir. Buna göre, "Isa Tan-
ri'daydi ve Tanri'dandir" diyebilirsiniz. Ama "Tanri Isa'daydi"
diyemezsiniz. Heykeltirasin heykelin icinde bulunmasi müm-
kün olmadigi gibi, Allah da Isa'nin icinde bulunmaz. Demek
eser ile Usta, Tanri ile yaratik ayni seyler degildir. Demek,
"Tanri ile Isa birdir" demenin anlami olmaz. Demek, "Allah'
tan baska Tanri yoktur. Isa ve Musa ve Muhammed Allah'
in eseri ve elcisidir". Dogru iman i$te budur!

Bu hakikati kabul etmezseniz, artik kesin gercegi ancak â-
hirette ögrenecegiz demektir. Tabi bu ögerenim kimimiz icin
cok gec bir ögrenim olacak. Onlarin da kim olacagini yine
ancak orada görebilecegiz. Dileyelim, gercegin ögrenilmesi
oraya kalmasin...

Islam'da Muhammed Allah'a perde degildir. Cünki bu dinde
Allah ile Muhammed (Katoliklikteki gibi) "bir" degildir. Mu-
hammed sadece bir elci ve ögreticidir. Muhammed'e degil,
Allah'a tapilir. Muhammed'e tapmak, dinden cikistir.

Katoliklik'te ise tam bunun tersidir. Cünki Isa ile Tanri "bir"
tutuldugundan, Isa'ya tapmak Tanri'ya tapmak gibi kabul e-
dilir. Dolayisiyla Isa Allah'a bir perde yapilmakta ve Allah
yerine Isa'ya tapilmaktadir. Ama Katolikler bu tapinmayi,
Allah'a tapinma zannetmektedir. Acaba Allah bu tapinmayi
kabul eder mi? Kur'anililar'in Kitabi'na göre kabul edilmez.

Cünkü bu kâinatin yaraticisi, ya$aticisi ve yöneticisi Isa de-
gil, Allah'tir. Isa'nin Allah'in yönetiminde bir yardim ve ortak-
ligi yoktur ve olamaz. Madem olamaz, Isa'nin tapilmaya da
hakki yoktur. Kendini ölmekten ve öldürülmekten kurtara-
mayan bir Isa'nin Tanri yerine konulmasi da mümkün degil-
dir. Madem mümkün degildir, tapilma hakki da sadece ve
sadece Allah'indir. Isa'yi Allah'a aslî ogul ve ortak yapan-
lar, affedilmez bir hata icindedir. Bu hatada israr edenler
yakinda (itaat edilmedigi ve isyan edildigi takdirde) Hz.
Mesih'in eliyle veya kiliciyla yok edilecektir!

Avrupa'dan veya Amerika'dan cikacak ve yine onlardan o-
lacak bir Hz. Mesih cikip da Katoliklere savas acarsa, hic
sasirmayalim. Bu savas muhtemelen Italya'da baslayacak,
Protestanlar ve Müslümanlar da Hz. Mesih'e yardim ede-
ceklerdir. Neticede Isa'yi tanrilastiran Vatikan ortadan kal-
dirilacaktir. I$te "Büyük Kilise'nin göge kaldirilmasi olayi"
budur. Allah dilemisse, bunun önüne gececek kimse yoktur!

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 22, 2006 12:14 PM

Suat bey,

"Daha sorulacak cok sey var"diyorsunuz ve makinali tufek yagmuruna tuttunuz beni! Merak etmeyin "sorulacaklarinizin" tumune Answering Islam web sayfasinda cevabinizi bulursunuz.

Hatta orada Kuran hakkinda da bir iki sey de var ama ben sizi makinali tufek yagmuruna tutmiyacagim. Siz once benim yazdiklarimi dusunun isterseniz onlari goruselim ama konuyu dagitamaya vaktim yok. Zaten Papa'nin konusmasi olan konumuzdan cok uzaklasmis bulunuyoruz.

1995'te internet'e ilk ciktigimda Barnabas Incili hakkinda vardi simce 2006'e geldik Blue hala ayni seyleri pompalamaya calisiyor. Barnabas incilini kaynak gostermekte su problemler var :

1) it contains historical anachronisms :

according to > (chapter 2 and chapter 217)Pontius Pilate is said to have been the Roman governor of Judah during the time of Jesus's birth as well as at the time of his death. According to Luke 3:1 and to Josephus, Pilate was appointed governor by Tiberius in 26 A.D. In 1961, archeologists found a stone inscription recording that Pilate was appointed during the reign of Tiberius ( 14 A.D.-37 A.D.). If the writer of the so-called gospel had lived at the time of Christ he would not have made such an error with regard to the time Pilate was governor.

according to > chapter 3 the Jewish High Priest at the time of Jesus birth was Caiphas whereas according to historical records and the Bible ( Luke 3:1) ,Caiphas was High Priest from 8 A.D. 6 to 36 A.D.

> chapter 54 refers to a golden consisting of 60 whereas the dinar used at the time of Christ was not gold but silver. Each Roman dinar was made up of 16 and each is made of 4 . There was no currency known as the . The golden dinar and the minuti were currency used in Spain during the period of the Vizigoths (i.e. during the 5th to 8th centuries A.D)

the custom of a vassal owing his lord a portion of his cup

a notary recording a case in court (chapter 121)

chapter 99 records a duel between two persons.

according to chapter 152, Jesus is supposed to have miraculously evaded soldiers who were pursuing him . Refering to the soldiers > says that > whereas during 1st century Palestine, wine was not kept in wooden casks, but in wineskins ( Matthew 9:17)

in chapter 119 it says :>. According to the Encyclopedia Brittanica sugar was not introduced to the Mediterraean until the 7th century A.D. when it was introduced by the Arabs. Arabs had learned the science of processing sugar from the Persians who themselves had learned it from the Hindus in the 6th century A.D. Sugar was ,during 1st century Palestine an unknown product ; hence ,for Jesus to have spoken about sugar is ridiculous

2) it contains elementary errors in geography :

it locates Nazareth on the shores of Lake Galilee (chapter 20, chapter 151)

having reached Nazareth, would have Jesus travel uphill to Capernaum (chapter 21) whereas travelling from Nazareth to Capernaum is a downhill journey.

in chapter 151 having boarded a ship in Nazareth Jesus is supposed to have reached Jerusalem (chapter 152). It refers to Jerusalem as a .

in chapter 63 > would have the large fish spew Jonah up on> whereas it is known that the city of Nineveh was located near the Iraqi city of Mosul thousands of kilometers from the sea.

much of > was taken from the Dante. for instance, in chapter 178, we see that in terms of we are told there are 9 levels of heaven which agrees with Dante but disagrees with the Koran (2/29) which says there are 7 heavens.

3) Its quotations from the Bible reflects the errors found in the Latin Vulgate translation which was made in the 4th centutry A.D. by Jerome. Some example, not exhaustive , are as follows :


chap.74 quote from Psalm 84:6

chap.12 quote from Psalm 110:3

chap.118 quote from Song of Solomon 3:51

chap.4 quote from Luke 2:15

Other examples are found in the English translation of the Gospel of Barnabas by Lonsdale Ragg dated 1907.


If the writer of the > was truly Barnabas he would not have made such ridiculous mistakes.

3) it contradicts the Koran at several points :

it claims that Jesus said He was not the Messiah, whereas in the Koran Jesus is frequently called the Messiah.

Yazan: Anonymous Tarih: September 22, 2006 12:41 PM

Anonymous,

Öncelikle İsa (AS) dönemi tarihi mevcut İncillere dayanarak yazıldığı için, tarihe göre yanlışlama geçerli bir sav değil. Aziz Barnabas İncilindeki tarihi yanılgıları, elinizdeki İncille kanıtlamaya çalışmanız doğru mu?... Eğriye eğri bakınca doğru görünür derler...
Ayrıca, Barnabas'ın 9 gök tabakası bulunduğunu söylemesi, İslam'ın 7 olduğunu söylemesi yazanın müslüman olmadığını gösteriyor. Dante ile bu konuda örtüşmesi hiçbir şey ifade etmiyor. Dante ile ilgili başka birçok parallelik olduğunu ispat ederseniz, savınıza katılabilirim. Ama yalnızca 9 tabaka cennet paralelliği hiç yeterli değil.
Coğrafi yanlışlıkları da yine elinizdeki İncil'e göre belirliyorsunuz. Pagan Konstantin'in belirlediği incillere... Hani şu Barnabas incilini yaktıran Konstantin. Aziz Barnabas İncil'deki önemli karakterlerden biridir, öyle değil mi? Onun incilinin devre dışı bırakılmasının sebebi nedir? Madem 3 aşağı 5 yukarı aynı şeyler yazıyor neden Konstantin yüzlerce İncili yaktırıp sadece 4'ünü bıraktı? Sizin savınıza göre ne kadar çok tarihi kayıt, o kadar güvenilirlik. İşte tarih, işte güvenilirlik.
Şeker konusundaki ayete rastlamadım. Fakat elimizdeki Barnabas incilleri İspanyolca ve İtalyanca, yani orjinalinden tercümede yorum yapılmış olabilir. Şimdiki bazı incillerde çokca yapıldığı gibi... Bu gayet normal tabi. Bazı şeyler bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle açığa çıkıyor. Kuran tercümelerinde bile oluyor. "Nutfe"'yi "sperm" diye çeviriveriyor çevirmen. Böyle bir yorum yapılmış olma ihtimali oldukça yüksek.
Mesih konusunda ise; bildiğiniz gibi Mesih sadece Hristiyanların kullandığı bir tabir değildir. Yahudiler krallarının hepsine mesih diyorlardı. Sanırım bu isim kralların tahta çıkmadan önce yağ sürmelerinden kaynaklı bir tabir. Dolayısıyla bir İsrailoğlu olan İsa'nın (AS), Muhammed'i (AS) mesih olarak tabir etmesinde anlaşılmayacak bir şey yok. İslamda da Mesih sadece İsa (AS) değildir. Deccalin bile (Anti-Crist) bir lakabı Mesihtir. Yani Mesih bir özne değil, bir sıfattır. Zaten genelde Mesih İsa diye birlikte kullanılır.
İncil'in pagan inancı doğrultusunda değiştirldiği ve birçok pagan unsurun dine katılması konusunda ne düşünüyorsunuz? Sun-day ayini mesela? Haçların kutsal sayılması mesela? National Geographic'te onlarca benzerlik saymıştı. Yayını tekrar yayınlarlarsa not alacağım. Hristiyan dininin içindeki "pagan" öğeleri inkar mı edeceksiniz.

Yazan: blue Tarih: September 22, 2006 4:36 PM

Peygamberlerin kime nicin ve ne zaman gonderildigine gelince bu hususta “Tanri’nin bir plani var mi?” diye sormakta yarar var.

Kutsal Kitab’ta Tanri’nin plani bize aciklanir mi ?

Bu konuda ilgilenenler Hristiyan.org sitesindeki “Tanri’nin Kralligi Flash Animasyon” Power Point prezantasyonunu izleyebilirler(ekranin sag tarafinda biraz asagida ).

Bu son mesajim olacak.

Tanri’nin bereketi hepinizin uzerinde olsun.

A.

Yazan: Anonymous Tarih: September 22, 2006 5:38 PM

Sayın anonymous,

Katkılarınız için teşekkür ederim. Birçok yeni şey öğrenmiş oldum. Misyoner Hristiyanlar konusunda hiçbir olumsuz düşünce taşımadığımı bilmenizi isterim. İslam peygamberi hakkında iddialar ortaya atmamış olsaydınız, ben de İncil hakkındaki iddiaları serdetmezdim. Misyoner faaliyetlerinizi inançlı müslümanlardan çok ateist Türkler'e yöneltmenizi salık veririm. Ne kadar tahrif olduğuna inansam da İncil çok hikmetli ve derin bir kitaptır. Ve özü ve mesajı doğrudur. Tüm müslümanların da İslam'ı tam olarak anlayabilmesi için İncil'i okuması ŞARTTIR. Ne var ki Kur'an'ı dahi okumaktan imtina ediyoruz.
Hayırlı dualarınız için Allah razı olsun.

Yazan: blue Tarih: September 22, 2006 6:06 PM

Sayın Anonymous’un siteden ayrılmadan once yukarıda belirttiğim Baba Tanrı-Oğul Tanrı_kutsal Ruh Paradoksuna da bir cevap verebilmesini beklerdim. Ancak onu da çok iyi anlıyorum, dinlerin gönderiliş gayelerinden biri olan TEVHİD inanışına son derece karşı olan bu TESLİS inancına cevap verilemez. Cevap verilmeye çalışılsa da ancak saçmalanır ve papağan gibi aynı şeyler şöylenir. Rabb’în isteğinin saptırılıp kulun tanrısallaştırılmasına, TEVHİD inancı ile bağdaşmayan bir SAPKINLIĞA,Hak dine iftiralar atılmasına, Peygamberler ile hiç alakası olmayan bir durumun dine sokulmasına,saçma sapan bahanelerle de olsa hiç bir cevap verilemez. Ancak kabre girene kadar kişi kendini avutur ve orada da gerçekleri görür.
Bir kimsenin müslümanlığı bırakıp Hristiyanlığa geçmesi aslında buradaki kişleri çok fazla enterese etmez. Sadece, o kişi için için üzülür ve dua ederiz.
Ancak, şunu da hatırlatmak borcumuz (biz görevimizi yapalımda): Hristiyan olarak doğarak, sonradan saptırılmış ve tahrif edilmiş gerçekler içinde büyüyen, İslam’ın gerçeğinden, manasından, mesajından gerçekten habersiz olan ve kendi dininde saf bir kalble samimi olan bir Hristiyan kurtuluşa erebilir, Aynen afrika’nın Zulu kabilesinde gerçeklerden habersiz bir ZuLu’nun kurtuluşa ereceği gibi. Ancak, göz gore gore,İslam’I bırakıp da din değiştiren bir insan Hristiyan olamaz, sadece dinsiz olur ve ebedi azaba müstehaktır. Aynı müslümanım diye geçinip de dini kendi çıkarlarına alet eden münafıkların azaba müstehak oldukları gibi. Belki de siz Allah’ın sevdiği bir kulsunuzdur da bu siteye girmeniz gerçekleri görmenize vesile olur ve aklınızı başınıza toplarsınız.
Bu arada, Avrupa daki bir çok dindar arkadaşım, kiliselerde, rahip ve papazlar ile münazaralarda bulunup bana iletiyorlar. Sohbet ettikleri bir çok din adamı, Hz Muhammed’i ve İslam’ı kabul ettiklerini, ancak gelecek tepkilerden dolayı bunu açıklamalarının imkansız olduğunu söylüyorlar. Hatta bu din adamlarından birisi, kendisinin bazı kötü elektirik ve etkileşimlere (bizim tabirimizle nazar) karşı Nas ve Felak surelerini tavsiye ettiğini söylemiş.
Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az…
Saygılar

Yazan: ilhanb Tarih: September 22, 2006 7:34 PM

HIRISTIYANLAR BUNLARI BILMELIDIR

Hiristiyanliktaki Isa'nin "ogul" kabul edilmesi meselesinde
$öyle bir hata daha bulunmaktadir. O da $udur:

"Ogul" sözcügü; soy, cinsiyet ve akrabaligi cagristirmakta-
dir. Bu cagrisim ve kabul de, insan ile Tanri arasindaki
ciddiyeti ortadan kaldirabilir. O zaman Tanri, tapilacak
biri degil de, sadece saygi gösterilecek veya sevilecek bir
varlik olarak algilanir. Cünkü baba ile cocuklari arasinda
tapma ve tapilma olamaz. Ancak saygi, sevgi, itaat gibi
$eyler olabilir. Bu da Tanri'yi insanlik seviyesine düsürmek-
tedir. Bu düsürme de, Tanri'nin tapilma hakkini ortadan
kaldirmaktadir. Zaten Katolikler de Hz. Isa'yi "Tanri" yeri-
ne koyduklarindan, gercek Tanri'nin varligi ve haklari güme
gitmektedir. Bütün teveccühler ve yönelimler ve ibadetler
ise, Âdem soyundan türemis olan Hz. Isa'ya kalmaktadir.
Veya Isa-Tanri-Kutsalruh arasinda taksim edilmektedir.
Böyle bir sonuc, Allah'in razi olabilecegi bir $ey degildir.
Bunun icin Kur'anda Allah, Isa'ya babaligi ve onun ogul-
lugunu reddetmis, kabul etmemistir. Gercek de budur! Bu
gercege karsi Hiristiyanlar: "Incil'de böyle demiyor" diye,
karsi bir tez getirebilirler. Fakat Incil'in karsisinda da Kur'
anin oldugu unutulmamalidir. Kur'an inkâr edildigi takdirde
Incil de inkâr edilir. Bu takdirde biz gercegi baska yollar-
dan bulmak zorunda kaliriz. O yol da herhalde ancak bilim
ve felsefe olabilir. O halde tip ilmine sormaliyiz: Babasiz co-
cuk olabilir mi? TIP ilminin verdigi cevap: "Evet, kadinlar
babasiz da cocuk dogurabilir"dir.

Kur'anin Hiristiyanliktaki "baba-ogul" meselesini reddedisi,
yerinde ve hakli bir tavirdir. Allah, "babalik" lâkabindan hos-
lanmamaktadir. Siz birisini hoslanmayacagi bir lâkapla anar
ve cagirirsaniz, onun hiddet ve nefretini cekersiniz. Hatta bu
yüzden bir cok kimse mahkemelik olmaktadir. Allah icin ise
bu olay daha siddetli cereyan eder. Ve Allah der: "Sizin bu
sözlerinizden ötürü neredeyse gök catlayip dagilacak!"

Hiristiyanlar, Allah'in öfkesini ve hiddetini cekmemek icin
Tanri'ya "baba", Isa'ya da "ogul" demekten vazgecmek zo-
rundadirlar. Tanri'ya ancak "Tanri" olarak veya O'nun "güzel
isimler"yle hitap edilebilir. Yani "adaletli Tanri", "merhametli
Tanri", "sevgili Tanri", "yüce Tanri" gibi. Kur'anda onlarca
güzel Tanri ismi bulunmaktadir. "Ogul" yerine de; "kul", "kö-
le", "elci", "dost", "mucize" gelmelidir. Cünkü "kul" kelimesi,
Allah ile insan arasinda bir soy ve cinsiyet iliskisini andirma-
maktadir. Fakat "ogul" kelami ise tam bunun ziddidir. Hiris-
tiyanlar her nekadar: "Biz maddî ve cinsel bir ogul degil, mâ-
nevî ve ruhanî bir oguldan bahsediyoruz" deseler de, bu ba-
his yine de Hz.Isa ile Tanri arasinda bir soy-sop iliskisini an-
dirmaktan kurtarmiyor. Onu bu insansal iliskiden kurtaracak
tek kelime, "kul" kelimesidir. Bunun icin insanlar Allah'in oglu
ve kizlari degil, "kullari"dir. Peygamber ise, "elcisi"dir. Allah
ile Elcisi arasinda derin bir muhabbet varsa, Elci, Allah'in
"dostu" veya "sevgilisi" olur.

Hz. Isa, babasiz dogumu karsisindaki gercegin bir "mucize"
oldugunu Allah'tan aldigi ayetler ile bilmis ve kendini bir
"Tanri oglu" olarak degil, "Insan oglu" olarak görmüs ve bu-
nu kabul etmistir. Bunun icin kendini Incil'de (Pavlus'un bir-
iki söyletmesi disinda) hep "insan oglu" olarak zikretmistir.
Gercek de budur.

Fakat Isa'yi görmeyen ve ondan sonra gelen "Pavlus" gibi
kimseler Hz. Isa'nin mucizesini akillarina sigistiramadiklarin-
dan, "babasiz cocuk mu olur, olamayacagina göre, bunun
babasi olsa olsa Allah (asla olamaz) olabilir" savini gelistir-
mislerdir. Böylece Hz. Isa'yi yahudilerin "gayri mesru co-
cuk" (asla olamaz) isnad ve iftirasindan da kurtarmis olmus-
lardir! Bu sekilde bugünkü Hiristiyanlik vücut bulmustur.

Halbuki, bugünkü TIPtaki "tüp bebek" icadi, Hz. Isa'nin
babasiz dogum mucizesindeki sirri cözmüstür. Yani babasiz
dogmak da mümkündür. O halde Isa, "Allah'in oglu" olamaz!
Nesi olabilir? Ancak bir "kulu", "yaratigi", "mucizesi" ve elcisi
olabilir! I$te Kur'an bu gercegi 15 asir önce bildirmis ve Isa'
yi "insanî" aslina kavusturmus ve onu asilsiz iftiralardan arin-
dirmistir. Bu arindirma bile Kur'ana karsi Hiristiyanlarin sev-
gi ve muhabbetini cekmesi gerekirken, maalesef onlar inkâri
secmisler ve Kur'anin Incil'in saptirilmisi oldugundan dem
vurmuslar ve vurmaktadirlar!

Kur'anin indirilisinden önceki ve tüp bebek mucizesinden ha-
beri olmayan Hiristiyanlar Allah'a karsi bir özür gösterebilirler.
Fakat bugün karsilarinda hem Kur'ani hem de tüp bebek mu-
cizesini gören ve bulan Hiristiyanlar, Kur'andaki Isa gercekle-
rini inkâr etmeleri hakkinda Allah'a nasil bir özür gösterecek-
lerdir?

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 23, 2006 7:13 PM

gerçekten çok güzel

Yazan: zeynep Tarih: January 17, 2007 7:42 PM

Hangi müslüman bir insana kalkıpta savaş ya da savaş dışı bir durumda müslüman ol ya da seni öldürürüm demiş ?Bunun bir tek örneği yoktur ki bu denli yanlış açıklamalar yaparken kendi dinsel tarihine bir göz atması gerekenler vardır.Müslüman kardeşlerimize yapılan işkencelerin izini hala bu çağımızda bile hisseden torunlar vardır.Demem o ki mevsimüdafa durumundaki insanlara zanlı konumunu yakıştırmak bu kadar kolay ve basit olamaz .

Yazan: Yüksel Tarih: November 13, 2007 2:08 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)