« Hangi Komplo Gerçek? | Ana Sayfa | Papa, Cihad ve Müslümanlar »
September 15, 2006
'Nothing Buttery'e Giriş
Son günlerde sitedeki Akıllı Tasarım/Darwinizm tartışması odaklı bazı ilmeklere yorumlar ekleyen "Balbazar" rumuzlu okur, bir yerde şöyle demiş: "Eğer evrim 'tesadüf'se, sizin beyninizdeki düşünceler de körlemesinedir." Böyle demekle de, materyalizm ve evrim teorisinin materyalist yorumu açısından önemli bir çıkmaza işaret etmiş. (Aslında kendisi de bu yorumu savunuyor gibi gözüküyor; dolayısıyla bu çıkmaza işaret etmekle kendi argümanlarını nasıl desteklediğini sandığını anlamak güç.)
Sözkonusu çıkmazı açıklamak için, önce materyalist iddiayı hatırlatmak gerek: Bu felsefeye göre madde, var olan tek şeydir. Maddenin dışında hiç bir şey yoktur. Bizim maddeden ayrı kavramlar olarak algıladığımız, adına "manevi" dediğimiz şeyler ise, aslında maddenin birer türevidir. İnsanın maddeden bağımsız bir "ruh"u yoktur. Ruha atfettiğimiz düşünme, kavrama, hissetme, duygulanma gibi özellikler, aslında "başka hiç bir şey değil" sadece beynimizdeki nöronların ve onları oluşturan atomların arasındaki etkileşimlerdir. Sevgi, fedakarlık, akıl veya istek, "başka hiç bir şey değil" sadece beynimizdeki kimyasal ve fiziksel etkilerden ibarettir.
Materyalizmin bilim dünyasına egemen olmaya başladığı 20. yüzyılda söz konusu "başka hiç bir şey değil" (İngilizcesi'yle "nothing but") tipi açıklamalar da çok popüler olmuştu. Yüzyılın en önemli Hıristiyan düşünürlerinden biri sayılan Oxford Üniversitesi profesörü C. S. Lewis, bunlara topluca "nothing buttery" ("başka hiç bir şey değilleme") adını verdi. Lewis'e göre "nothing buttery" hem kanıtlanmamış iddialara dayanıyordu, hem de kendi içinde garip bir çelişki barındırıyordu.
Bu iki probleme sırasıyla bakalım.
Önce Ne Vardı?
"Nothing buttery"nin kanıtlanmamış iddialarının özünde, madde-ötesi bir bilinç tarafından yönlendirilmemiş, o bilinçten gelen bir bilgiye göre düzenlenmemiş maddenin, bugün gördüğümüz cansız ve canlı evreni ortaya çıkardığı hikayesi yatar. Bu ortaya çıkarışın, "evrim" denen, yönlendirilmemiş, rastlantısal bir süreçle gerçekleştiği iddia edilir. Darwinizm işte böyle bir "evrim"in teorisidir. (Kuşkusuz yönlendirilmiş, rastlantısal olmayan bir "evrim" süreci de mümkündür; ama bu materyalizme uymaz.)
Darwinistler kimi zaman buradaki "rastlantısal" kavramına itiraz ediyor ve teorilerine göre evrim sürecinin tümüyle rastlantısal işlemediğini, doğa kanunları tarafından yönlendirildiğini, doğal seleksiyonun böyle bir kanun olduğunu belirtiyorlar. İyi ama Darwinizm'e "rastlantısal"lık atfedenler de, doğa kanunlarının yönlendiriciliğini reddetmiyorlar ki... Buradaki tartışma, maddenin, maddeden önce de var olan bir bilinç tarafından yönlendirilip yönlendirilmediği sorusudur. Bu anlamda Darwinizm de diğer tüm materyalist teoriler de "yönlendirmeyi" reddeder ve rastlantısallığı kabul ederler.
Ancak, günümüzde gerek doğa kanunlarının hassas ayarı (fine-tuning) gerekse de yaşamın kompleks yapısı materyalizmi bilimsel açıdan büyük bir zora sokmuş durumda. Bu zorluğu bir örnekle açıklayayım: Diyelim ki Mona Lisa tablosunun kökenini tartışıyoruz. Bu tablonun "başka hiç bir şey değil" ama kağıt ve yağlı boya arasındaki etkileşimlerin ürünü olduğunu savunmak, hayli zorlama bir argümandır. (Daha doğrusu saçmalıktır, çünkü kağıt ve yağlı boyanın yan yana gelmesiyle öyle tablolar oluşmadığını ve oluşmayacağını herkes bilir.) Mona Lisa, kağıt ve yağlı boyadan ibaret değildir. Onda, bu maddesel malzemeden çok daha önemli bir unsur daha vardır: Ressamı olan Leonardo da Vinci'nin zihnindeki bilgi ve amaç.
İşte materyalizm, evrenin ve canlılığın kökeninde böylesi bir bilgi ve amaç olduğunu reddeder. Materyalizmin karşısında yer alan teizm ise, böylesi bir bilgi ve amacın var olduğunu, bunların kaynağının da Allah olduğunu bildirir. Teist bir din olan Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil'de, "başlangıçta Söz vardı" denir. Yani söz — ki burada geçen "logos" kelimesi aynı zamanda "bilgi" anlamına gelir — maddeden önce vardır. Bir diğer teist din olan İslamiyet'in kutsal kitabı Kuran'a göre de, evrenin yaratılmasından önce, yaratılacak her şeyin bilgisi "Levh-i Mahfuz" (Korunmuş Levha'da) saklıdır. Her iki dine göre de maddeden önce bilgi vardır; maddesel evren bu bilgiye göre inşa edilmiştir.
İşte günümüzde çağdaş bilimin evren ve canlılıktaki "bilgi içeriğini" daha fazla ortaya çıkarması, materyalist açıklamayı zayıflatırken teist açıklamayı güçlendiriyor. "Nothing buttery", kanıtlanmak bir yana, giderek daha inanılmaz hale geliyor.
Kendini Çürüten Argüman
Yazının başında "nothing buttery"nin hem kanıt yoksunluğuna işaret etmiş, hem de kendi içinde garip bir çelişki barındırdığını belirtmiştim. Şimdi bu ikinci kısma gelelim.
Söz konusu çelişki şudur: Eğer bizim düşünce ve sezgilerimiz, beynimizdeki fiziksel ve kimyasal etkilerden "başka hiç bir şey değil" ise, o zaman bu etkilerin bize mutlak gerçekliği yansıttığını nasıl bilebiliriz? Örneğin, bize, "bu fikirler ve sezgiler beynimizdeki fiziksel ve kimyasal etkilerden başka hiç bir şey değildir" diyen bir fikrin, doğru olduğuna nasıl karar verebiliriz? Bu fikir de insan zihninin bir ürünü olduğuna göre, ve insan zihni de kimya ve fizikten ibaret olduğuna göre, belki de bize "insan zihni kimya ve fizikten ibarettir" dedirten şey, beynimizdeki atomların hatalı bir kombinasyonu olabilir.
Buradaki paradoks, "bütün Giritliler yalan söyler" diyen Giritli'nin hikayesine benzemektedir biraz. Veya "tüm görüşler rölatiftir" diyen bir rölativistin. (Eğer tüm görüşler rölatif ise, tüm görüşlerin rölatif olduğu fikri de rölatif olmak zorundadır.)
Öte yandan teizm böyle bir paradoks içermez. Çünkü teizme göre insan, içinde bulunduğu evreni kavrama yeteneğiyle birlikte tasarlanmış ve yaratılmıştır. Zihnimize güvenebiliriz, çünkü onun bize dünyayı anlamak için özel olarak verilmiş bir araç olduğunu kabul etmişizdir. Bu nedenledir ki, teizm, insan aklını daha güvenilir bir zemine oturtmaktadır.
İnsanın sadece aklı değil, iradesi de teizmle birlikte güvenilir bir zemine oturur. Materyalizme göre insanın maddeden bağımsız bir iradesi yoktur: İradi sandığımız şeyler, aslında beynimizdeki fiziksel ve kimyasal süreçler ve onları etkileyen dış dünyadaki maddesel etkilerin bir ürünüdür. Bir başka deyişle, materyalizme göre, insanın kendisini oluşturan maddi unsurlara (örneğin genlere) uymaktan başka bir seçim şansı yoktur. İnsan, adeta bir robottur. Bu felsefi kabul; doğru ve yanlış, suç ve ceza gibi kavramları da tartışılır hale getirir. Cinayet işleyen bir kişi "bunu bana genlerim yaptırdı, kanımdaki adrenalim de fazla yükselmişti" dediğinde, ona karşı ne denecektir? Toplumsal sağduyu bunu kabul etmemekte ve suçluları cezalandırmayı doğru bulmaya devam etmektedir; ancak materyalizmin tümüyle içselleştirildiği bir toplumda bu da tartışılır hale gelebilir.
Teizme göre ise insanın ruhu ve ondan kaynaklanan iradesi vardır. Bazı insanlar iradi olarak kötülük yapmayı seçerler ve bu yüzden de cezalandırılmayı hak ederler. Diğer insanlar da iradi olarak iyiliği seçerler ve bundan dolayı takdire ve ödüllendirilmeye layıktırlar. Bu geleneksel kavramların, iyi ve kötü ayrımının ortadan kalktığı bir toplumda her şey, ama her şey, kabul edilebilir hale gelir.
Kısacası "nothing buttery", kanıtsız bir önkabul ve çelişkili bir argüman olmasının ötesinde, "zararlı"dır da…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 15, 2006 1:22 AM




materyalizm saçmalıktan başka hiçbirşey değil....
bu arada PAPA hazretleri yeni açıklamasında İslamın akla aykırı bir din olduğunu ifade buyurmuşlar.
Mustafa Bey ,siz teizmden değilde sadece islamdan bahsedin bence.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: September 15, 2006 10:22 AM
Mustafa Bey,
BU YAZI BİR "MASTERPIECE"
Bu durumda tebrik etmek değil, teşekkür etmek gerekir.
Teşekkürler.
Yazan: ME Tarih: September 15, 2006 10:24 AM
Papa, son açıklamalarıyla bazı müslümanlarla aynı hamurdan geldiğini gösterdi. Ne de olsa onlar da Hz. Muhammed'in yolunu kılıç ve kan olarak görüyorlar.
Tebliğ mi? O da ne?
Yazan: ME Tarih: September 15, 2006 10:45 AM
Zamanim dar oldugu icin ancak yazinin bas kismina goz atabildim. Boyle "herseyin temeli" uzerine bir yorumcunun deyimi ile MESTETPIECE'in tamanini daha sonra okumak vacip oldu.
Ama gene de cikarabildigim ana fikirin kafamda olsturdug bazi cagrisimlari paylasmak isterim.
1. Bir materyalist yotrumcu buralarda bir yerde daha once "quantum beni korkutuyor" demisti mealen. Bu TOE (tehory of everytihing) dedikleri fizik le metafizigin sinirini yok eder yondeki gelismele materyalizmi temelden sarsici olarak goruyorum. Korkusu da bu idi.
2. Big Bang'cilar "kunfe yekun" den baska birsey demiyorlar. Yoktan var olma. Dolayisi ile "big Bang'a inanan materyalist" bana oxymoron gibi geliyor. "nothinbutists" lerin "something" ile ise baslamak zorunda olmalari. Yerlerinde olmak istemezdim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 15, 2006 11:06 AM
Bu yazınız ile her türlü akla söylenebilecek herşey söylenmiş oldu.Daha da anlamata zorlananlar"teizme göre insan,içinde bulunduğu evreni kavrama yeteneğiyle birlikte tasarlanmış ve yaratılmıştır."cümlenizdeki "kavrama yeteneklerini"sorgulamaları gerekiyor. Beyinlerindeki atom ve nöronları tekrar bir etkileşime sokup bir de bu açıdan bakmayı en azından denesinler..Sadece teşekkürler..
Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: September 15, 2006 2:30 PM
Her iki görüşte olanlar için de ortak payda,insanoğlunun sahip olduğu akıl ve muhakeme yeteneği.
Darwinistlere göre de bir tek insanoğlunda evrim geçiren bu özelliğin sanırım yoktan var edebilmesi için bir yada birkaç tesadüf gerekiyor.
Sistemi olan hiçbirşey tesadüfi olamaz.Bilim ışığında fosillerle evrime ispat bulanlar,aynı bilimin aklın tek kalemde düşünebilme yeteneğinin üzerinde "muhteşem tasım" olarak adlandırılabilecek biyolojik oluşum çözümüne ne yanıt verecekler?
Akıl sahibi herkes soru sorar ama sadece bilgi sahibi doğru cevabı ayırt edebilir.Atgözlükleri ile sadece yürüdüğümüz yolu görebiliriz..
Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: September 15, 2006 2:56 PM
Her iki görüşte olanlar için de ortak payda,insanoğlunun sahip olduğu akıl ve muhakeme yeteneği.
Darwinistlere göre de bir tek insanoğlunda evrim geçiren bu özelliğin sanırım yoktan var edebilmesi için bir yada birkaç tesadüf gerekiyor.
Sistemi olan hiçbirşey tesadüfi olamaz.Bilim ışığında fosillerle evrime ispat bulanlar,aynı bilimin aklın tek kalemde düşünebilme yeteneğinin üzerinde "muhteşem tasım" olarak adlandırılabilecek biyolojik oluşum çözümüne ne yanıt verecekler?
Akıl sahibi herkes soru sorar ama sadece bilgi sahibi doğru cevabı ayırt edebilir.Atgözlükleri ile sadece yürüdüğümüz yolu görebiliriz..
Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: September 15, 2006 4:53 PM
Dear Richard Dawkins and C.Dennet
I chose to believe ‘possibility of an agent in nature ‘ rather than ‘imposibility of the probability of a mutation’ can function as constructive triger of evolution.Darwinists use semantics much more than Science.It is something like Sofists in Athens who can explain everthing with nothing…but a...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: September 16, 2006 1:34 AM
Materyalizmi bugün savunan var mı gerçekten? Dolayısıyla "nothing butterly" görüşüne yığma yapmaya da gerek yok. Zaten çürütülmüş bir görüş niye çürütülmeye çalışılsın ki?
Bugün geçerli olan, "belirsizlik alan" görüşüdür. Bilimin belirlilik alanı içerisine aldığı ve alamadığı konular vardır. Belirsizlik hiç bir dünya gününde ortadan kalkıp tamamen belirlilik hakim olmayacaktır. "Madde tek var olan şeydir, başka bir şey yoktur" iddiasının kanıtlanması için belirsizliğin tamamen ortadan kalkması gerek ki, bu mümkün değil.
Dolayısıyla, iki zıt tezden biri çürütülünce diğeri otomatik olarak doğrulanır savıyla hareket edemezsiniz. Materyalizmi çürütüp "demek ki idealizm doğru" diyemezsiniz. Bu mantık, "Bir insan ya suçlu, ya suçsuzdur, suçluysa idam, suçsuzsa beraat eder" gibi yalın ve düz bir mantıktır. Böyle düz mantıkları sadece makineler kurar. Biz insanlar belirsizlik ve belirliliklerle çalışırız.
Materyalizm "madde asıldır, ona yüklenen manalar ruh ve duygu dediğiniz şeylerdir" derken, idealizm "ruh asıldır, ruhun eylemleri duygu ve maddeyi ortaya çıkarır" der.
Sınırlı olan bilimimiz, materyalizmi daha haklı çıkar göstermekle birlikte, "sınırlı" olduğu için madde dışı her şeyi değilleme lüksüne sahip değildir.
Bilimsel olarak bir "ruh" a gerek var gibi görünmüyor. Kimyasal ilaçlarla bir çok psikoterapik etkiyi elde edebildiğimize, halisünasyon gördürebildiğimize, tüm duygulanımlarımızın bir beyin kimyası olduğunun belirlendiğine göre, tüm duygu ve düşüncelerimiz gerçekten de beyin nöronlarımızın, sinaps bağlantılarının karmaşık işlevleridir. Ne var ki bu bağlantılar son derece karmaşıktır. Bir duygulanım sırasında beynimizde kimyasal moleküllerin ve elektron deşarjlarının oluşturduğu bir çağlayan ortaya çıkmaktadır. Bu mikroskopik ve hatta yer yer nanoskopik mekanizma tamamen elektrokimyasal bir düzenektir. Tüm beyin işlevlerimizin elektrokimyasal bir makineye tekrarlatılması veya taklit ettirilmesi olası görünmüyor, şimdilik... "Ruh" diye tanımlanan olguyu beyin örüntüsü, genetik bilgi veya buna benzer karmaşık mekanizmalar olarak görmek mümkündür. "Ruh"u maddenin banisi ve öncülü olarak görmek için bir neden gözükmüyor. Bir tür "öncül madde" de tasavvur edilebilir, öncül evrenler, öncül her türlü şey... Bunların hiç biri (ruh dahil) kanıtlanabilir şeyler değildir.
Bilim ancak şöyle bir perspektif sunmaktadır: Bilindiği kadarıyla hiç bir nedensellik dışı olgu kanıtlayamadık. Çamurun içinde hiç bir biyomateryal olmadığı halde gizli bir el tuhaf şekilde yaratıklar oluşturmuyor. Genetik mekanizma dışında bir yaratım mekanizması hiç bir biçimde yok, böyle bir belirleme hiç yapamadık. İzleyebildiğimiz tüm olgular nedensellik zincirine sıkıca bağlı. Bunun dışına çıkan bir olgu hiç yok. Dolayısıyla belirsizlik alanı içerisinde de nedensellik örüntüsü belirlilik alanında olduğu gibi devam etmekte olmalı. Tabii ki bu örüntü bir yerde nedenselliğin bittiği ve başka süreçlerin devreye girdiği bir alan içerisine girebilir. Bunun olamayacağını kanıtlayamayız. Ya da nedensellik bambaşka mekanizmalarla sürüyor olabilir o alanda. Tüm bunlar aksi ya da doğruluğu kanıtlanıncaya kadar "belirsizlik" tir.
Bu verilerin bizi getirdiği nokta şudur: O halde canlılar birer makine mi? Eğer böyle iseler ve bu derece karmaşıksalar, bu makineler nasıl tasarlanmış olabilir?
Her alanda, gelip nano düzeyde tıkanıyoruz. Nano düzeyde hiç bir açıklamamız hemen yok gibi. Gözlerimiz, parmaklarımız bir yana, son teknik bilimsel araçlarımız bile bu alanda çay bardağını karıştırmak isteyen buldozer kepçesi gibi kalıyor. Mikroskopun ötesine geçen bir "nanoskop" yapamadık henüz. Dünya bir nano bilimsel devrim bekliyor. Nedenselliğe dayalı bilim mekanizması, nano süzgeçlerde takıldı, öteye geçmek için zorluyor. Başarıp başaramayacağını gelecek gösterecek. Darvinci evrim kuramı, bir kaç bin yıl içinde yapay seçilim yabani kurttan bu kadar köpek cinsi elde etmeye yeterli ise, milyarlarca yılın da doğal seçilimle bu kadar canlı türünü ortaya çıkarmaya yeterli gelmiş olacağı gibi bir savlama ile bir parça ikna edici görünse bile, kartalın mağrur bakışları, ceylanın ağlatan zerafet ve güzelliği, yılanın ürkütücülüğü... Tüm bunlar gerçekten hayranlık ve hayret uyandıran, insanlar üzerinde etki bırakması için özellikle tasarlanmış gibi duran, devinen ve yaşayan bir tablo gibi...
Nanoteknoloji ve bilim devrimi de bu sorulara yanıt bulamayacak, ancak bir kanı edinmeyi sağlayacak fakat bu kanı daha sağlam olabilecek. Milyarlarca yılda oluşmuş bir evrimi asla yeniden simüle edemeyecek ve baştan tekrarlayamayacağız. Son insan ferdi de beyninde oluşmuş bir "kanı" ile bu hayattan göçecek. Yâni evet, tüm fikirsel edinimlerimiz birer "kanı" ve inançtır. Dogmatizm de, natüralizm de... Ancak ne materyalizmi, ne idealizmi peşin kabul olarak alamaz ve birini çürütünce birini geçerli kıldığınızı ileri süremezsiniz. "Ya kırmızı, ya mavi hapı yutacaksın" diye insanları iki seçenekten birine zorlayamazsınız. "A seçeneği yanlış, demek ki B doğru" deyip, sonra dönüp dünyayı B seçeneğine göre düzenlemeye kalkışamazsınız. Karşınızda hep "B seçeneği yanlış, demek A doğru" deyip dünyayı buna göre düzenlemek isteyen insanlar bulacaksınız. Biz nedenselliği izleyen "deterministler" diyeyim, bu çatışmanın ortasında kalmaktan bıktık. Siperlerinize çekilin de şurada işimizi yapalım!
Yazan: demirkan efegil Tarih: September 16, 2006 11:27 AM
Demirkan Efegil tipik "aslinda ikisi de yanlis" diye baslayip (materyalizm idealizm) "Ama dogru secenegin denen A sikki" oldugunu aciklayan stili ile "nothingbutery" ye ne gerek var zaten materyalizm curutuldu" ifsatinda buklunuyor ve "nedensellik" yerine "belirsizligi koydum" diyor. Ama su mikroskopun yerine nanoskop olsa belirsizligi buyuk olcude ortadan kaldirilacagini umit ediyor ve "birakin da isimi yapayim" diye bitriyor gene tipik tepeden bakan uslubu ile (isini nerde yapar acep, YOK Unversiteleri'nde yapilan is "atatrkucu laik, cagdas geccler yetistirmek ve kafanin disiyla ilgilenmek olduguna gore?).
Dogrusu bircok ciddi konulara temas eden daha once soledigim fizik ile fizikotesinin ayriminin karmasiklasmasindan rahatsizligini gozleyemedigi yorumu uzerinde, fazla dusunmedim. Ilave edecegim satirlar sadece ilk intiba.
Bazi maddeler vasitasi ile beyinde yapilabilecek "ruhi" degisiklikler anaolojisi bana televizyon alicisindaki degisiklikle goruntunun manpipule edilebilmesini cagristirdi. Yapilan manipulasyon algilama veya algilanani isleme ile ilgili; VERICI ile alakasi yok. TV cihazi muhtevayi yaramiyor, algiliyor yansitiyor. Baska ornek?
TV'nin icine nanoskopla baksak konusan insanlari bulabilirmiyiz? Nedir goremedigimiz TV'nin icinde veya beyinin hucrelerinde? Yahutta onumuzdeki Pc denilen alet yani donanim terimleri ile yazilimi aciklamak mukunmu?
Soyledigim gibi bu bir ilk intiba. Belki firsat bulursam biraz daha derine inebilirim; ama terimlerim fazla nakli bilgi urunu olmayacagi icin anlatabilmede zolu cekebilirim, muhtemelen burda oldugu gibi. Saniyorum biryerlerde Ahmet Hulusi adli zat ta DE'ninkine paralel birseyler diyordu her ne kadar Islami bir zaviyeden yaklassada iradeyi maddenin urunu olarak algilayan birseyler; aklima geldi.
Siz bize aldirmayin efem, "isinizden" alikoymayalim1
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 16, 2006 12:59 PM
Sayın Akyol,
Verdiğiniz tüm örnekler mekanik anlayışla ilgili .Materyalizm'in çok kaba ,modası geçmiş bir versiyonu.Bu da yazınızın felsefi yönünü çok zayıflatıyor.
Şerif Mardin hocanın dediği gibi felsefe geleneği olmayan toplumlarda bilimde olmuyor,bilim adamıda yetişmiyor (her kesim için geçerli)
Acaba ülkemizde materyalizmi ve marksizmi anlayan (materyalist ve marksistler de dahil) ve yorumlayabilen kaç kişi var sorusu üzerinde durulmalı,bunun nedenleride tartışılmalı.
Saygılar
Yazan: can Tarih: September 16, 2006 8:09 PM
Materyalizmin kaba ve ince ayarları nasıl yapılır bilmiyorum. Sonuçta materyalizm materyalizmdir. Maddeyi esas alır ve her şeyin temelinin maddi olduğunu savunur. Materyalizme göre madde hep vardır ve var olacaktır, maddenin çeşitli devinimleri bizde birtakım izlenimler bırakır ve biz bu izlenimlere anlamlar yükleriz.
İdealizm bunun tam tersini savunur. Bu düşünceye göre ruh asıldır. Maddi âlem sadece ruhun gördüğü bir izlenimler bileşenidir, madde diye bir şey aslında yoktur. Ruh bir cesette yaşadığını görüyor ve bu ceset bir dünya içerisinde deviniyorsa, bu tamamen geçici bir rüyadır.
İdealizmin savına son zamanlarda kuantumdan destek arama çabaları var. Atomda elektronun hiç bir konumu yoktur, yörüngeler tamamen bizim kavramsal zihnimizin ürettiği elektron konumlarıdır. Fakat ölçüm yaptığımız anda elektron için bir yörünge konumu belirliyoruz. Yani elektron bizim "ölçümümüzden etkileniyor" ve biz ölçüm yaptığımız anda "esas duruşa geçiyor." Ortada bir belirsizlik olduğu halde, ölçüm yapıldığı anda bir belirlilik oluşuyor. Bu kuramı büyük ölçeklere uyarladığımız zaman, Ay, Güneş, Galaksiler... Hepsi biz gözlemlediğimiz için var gibi görünüyorlar, aslında hiç biri yok! Evrenden insan ruhları tamamen çekilse, zaten olmayan, bize var gibi gözüken evrenin varlığı anında sona erer. Çünkü zaten yoktu, biz gözlemlediğimiz sürece var olarak algılıyorduk.
Ya da ölüme kadar şu anda izlediğimiz evren algısı devam ederken, ölümden sonra ruh başka bir moda geçerek tamamen farklı bir evren algısı başlayabilir. Tamamen farklı yaratıklar ve farklı bir çevre görebiliriz. Bu ikinci algılar evreni de bir zaman gelip değişebilir, tamamen farklı bir algılar ortamına girebiliriz.
Bu öne sürümlerle dinsel verileri birleştirmek tabii ki hemen olası. Ölümden sonra berzah, melekler, sorgu alemi başlayabilir. Kıyametten sonra ise öbür dünya algılarına geçilir şeklinde... Buna göre mutlak ve ölümle sonlanan bir evren algısı yoktur. Ruh ebedi hayatında bir çok farklı algılar evreni görebilir.
Bu tarz ile Miraç da açıklanabilir. Peygambere özel bir kıyak yapılarak ölmeden ruhuna başka bir tür algılar evreni gösterilmiş olabilir.
Tüm bunlar gerçekten doğru olabilir mi? Güneş'in her gün doğuşu batışı, Ay'ın safhaları, sistemler, genetik, canlılar... Hepsi aslında hiç olmayan, geçici bir imajinasyondan ibaret olabilir mi?
Valla ne diyelim? Olacaksa göreceğiz. Başka bir yorumumda beni hiç bir şeyin şaşırtmayacağını söylemiştim. Bütün bunlar olursa da hiç şaşırmayacağım. Yine başka bir başlık altındaki yorumumda anlattığım öyküdeki gibi ölüm sonrasına inanan biri ile bahse girişmeye kalkışmam.
Bilimsel analiz yöntemim çok materyalist gibi görünebilir. Ama ben materyalist değilim. Tıpkı laik olup dinsiz olmadığım gibi. Bilimsel kuramlarımda tanrı faktörüne asla yer vermem. Ama öldüğümde beni de camiye götürecekler, namazımı kılıp İslami usullerle defnedecekler. Bunun yapılmaması yönünde bir vasiyet filan bırakmaya hiç niyetli değilim. Ne yani, içinde doğduğum toplumun dini İslam, ben de doğal olarak müslüman oluyorum. Bunun dışına çıkmayı neden isteyeyim ki? Aklımdan bile geçmez. Zenci olsam derimi ilaçla mı ağarttıracaktım yahu? Neysen osundur yani, bunda gocunacak bir şey yok.
"İşte asıl işler ondan sonra başlayacak, sen bırak camiyi İslami usulle defnedilmeyi, bunlar yarar sağlamayacak" diyenler olduğunu seziyorum. Bunu göreceğiz. Geçen yıl bir mesai arkadaşımın ani ve genç ölümü sonucu defin törenine katıldım. Hiç bir hareket gözlenmeyen ve soğuk toprağın bağrına terkedilen bedenine bakarken bazen gülerek, bazen kızarak konuşmalarımız, mimikleri, gülüşü hiç gözümün önünden gitmiyordu. Ses tonu durmadan kulaklarımda çınlıyordu. Böyle her şeyin TV'nin düğmesine basılıp kapanıvermesi gibi bitmesini insanın kabullenmek istemediğini anlayabiliyorum. Sadece alıcının kapanıp yayının devam ettiğini düşünmek elbette rahatlatıcı olabiliyor. (Ya da belki rahatsız edici olabilir, bilmiyorum. Ölüyosun, gene kurtuluş yok! Belki de kabustur bunu düşünmek. Demek ki vicdanında ne varsa cenneti cehennemi kendin oluşturuyorsun.)
Tabii bütün bunlar böyle olabilir diye din bezirganlarının sömürülerine kulak verecek ve din duygularının istismarına onay verecek değilim. "Ha şöyle yola gel" diyenler olabilir diye bu kaydı koyuyorum. Ben ne yoldan çıktım, ne yola geldim. Başından beri hep aynı şeyi söylüyorum. Hiç değişmedi...
Bu arada: Bazı yorumcular, isminizi tıklayınca adresiniz açılmadan yorum yazmayı nasıl başarıyorsunuz anlamadım. Bunun yolunu bulsaydım posta kutumu dolduran bir yığın mesajdan kurtulurdum. Artık bunaldım, okumadan silmeye başladım.
Yazan: demirkan efegil Tarih: September 18, 2006 4:46 PM
Demirkan Bey,
Nerelerdesiniz yahu? Bu baslikta bambaska bir felsefeler alemine dalmissiniz. Arkadasiniza cok uzuldum, basiniz sagolsun.
Email de atabilirim, ama blog'da paylasayim dedim. Etyopya'da bulunan en son kucuk kiz cocuk fosilinden haberiniz var mi? Maymun ile insan arasindaki gecis turleri konusunda bizlere bilgiler sunmasi acisindan ilginc bir gelisme.
http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/5363328.stm
Sevgilerle,
Beyaz
Yazan: Beyaz Tarih: September 22, 2006 3:04 AM
Sayın Beyaz Bey
Sizi Antropoloji ile alakadar gördüm pek bahtiyar oldum. Roger Lewin okuyan insanlarla yazışmak hep istemişimdir zaten. Bu konuda evrimcilerin bu sitede nerdeyse hiç solukları çıkmazdı. (Siz belki de değilsiniz) Sonra aklıma Lucy's baby den çok çok daha eski Human-like bir buluntu geldi, daha sonra zihnim açıldı ve bir başka buluntular geldi ki aklıma, bunlarda 'kafatası'.İstedim ki mademki siz bizi aydınlatmışsınız, bizde Akıllı Tasarımcılar olarak aynı güzel karşılığı verelim buyurun;
http://www.arn.org/docs2/news/nuclearbombforevolution082002.htm
http://www.arn.org/docs2/news/newskulls081302.htm
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: September 23, 2006 12:57 AM
Mustafa Bey,
Teist dusuncenin insan aklinin temel paradokslarindan azade oldugunu iddia etmissiniz: "Öte yandan teizm böyle bir paradoks içermez. Çünkü teizme göre insan, içinde bulunduğu evreni kavrama yeteneğiyle birlikte tasarlanmış ve yaratılmıştır."
Bu durumda, "Tanri kendi kaldiramayacagi buyuklukte tas yaratabilir mi?" gibi ateist akil oyunlarina vercek somut bir cevabiniz olsa gerek. Ya da en temelinden "Tanri nasil ortaya cikti?" sorusuna. Sahsen, bu sorularin yanitlan(a)mamasinin teist felsefeyi zayiflattigina inanmiyorum, ama teist felsefe disindaki butun felsefi akimlari "materyalizm" adi verilen bir sepete koyup cope atma hevesiyle bu kadar haddini asan iddialarda bulunuluyorsa, bu sorularin da ciddiyet kazandigini dusunuyorum.
Yazan: Balbazar Tarih: November 2, 2006 7:28 PM
Kendi argümanımı nasıl desteklediğimi "sandığımı" açıklamamışım:
Bilim doğayı modelleme çabasıdır, doğa karmaşıktır. Rastgelelik, karmaşık sistemleri modellemekte son derece işe yarayan bir matematiksel modeldir, çünkü: (i) Çok karmaşık deterministik sistemler, stokastik davranış üretebilirler, (ii) Stokastik bir sistem, birçok faktörle bir araya geldiğinde deterministiğe yakın davranış üretebilir.
Bundan dolayı birçok önemli bilimsel model rastgelelik içerir. Mesela, kuantum mekaniği. Aynı şekilde, beynimizdeki nöral ağların karmaşık mekanizması, stokastik değişkenler kullanarak daha iyi modellenebilir. İşte evrim kuramındaki rastgelelik de bundan ibarettir.
Evrimin tesadüf olduğu saptırması, bilimsel modeli anlamakta güçlük çeken yaradılışçıların propagandasından başka birşey değildir. Evrim kuramı, canlılıktaki çeşitliliğinin tesadüfi olmadığını, bir mekanizmasının olduğunu söyler ve bunu anlamaya çalışır.
Şimdi sorayım. Aradan bir yıl geçmiş, cevap verilmemiş, belki bu defa verilir.
Şöyle diyorsunuz:
Öte yandan teizm böyle bir paradoks içermez. Çünkü teizme göre insan, içinde bulunduğu evreni kavrama yeteneğiyle birlikte tasarlanmış ve yaratılmıştır. Zihnimize güvenebiliriz, çünkü onun bize dünyayı anlamak için özel olarak verilmiş bir araç olduğunu kabul etmişizdir. Bu nedenledir ki, teizm, insan aklını daha güvenilir bir zemine oturtmaktadır.
Bu durumda ateistlerin teizmin paradoksal olduğunu savlamak için kullandıkları "Tanrı kendisinden daha büyük bir varlık yaratabilir mi?" sorusuna verecek güzel bir cevabınız.
Yalnız, cevabınız "insan aklının bunu tahayyül edemeyeceği" şeklinde olmasa gerek, çünkü yukarıda alıntıladığım iddiayla bu açıklamayı kendiniz dışlıyorsunuz.
Yazan: Balbazar Tarih: December 9, 2007 6:07 AM
Meteryalistlere derim ki, onların çoğu hint felsefesini bilmez.. Dindar insanlarda bilmez.. İnsanlar okumuyor deriz ya, işte budur okumamak tek yanlı okumak okumamaktır, cahillik bu ayrıntıdadır. Aşağıdaki söz çok yerinde:
"Kimi dinde imanda buldu yolu
Kimi akıl, bilim yolunu tuttu.
Derken ses geldi karanlıklardan:
Gafiller! Doğru yol ne odur, ne bu!"
Ömer Hayyam ( İslam Düşünürü )
...
Kimseye şu dinin müridi bu felsefenin mensubu olun demiyorum,bende değilim sadece okuyun ve derinlerine dalın. O kadar derin düşünceler vardır ki aydınlığı daha ağır basmasa insan yolunu bulamaz. Örnek olarak şunu verip bir kapı açayım:
http://www.yogamerkezi.com/ceviriler/ceviri.htm
Çünkü sanki insanlara kapalıymışçasına kimse görmüyor bu bilgileri: En büyük hazineler sonuna kadar kapıları açık yerde saklanıyor ;fakat hiçbir hırsız onları kaldıracak kadar kuvvetli değil.
Felsefenin ataları burada doğmuştur, hindistanda.. İnsanlığın dahi o civardan yayıldığını söylerler. Ben İslamiyeti ve dinleri bile orda açıklanırken buldum, maddeyi ruhu..
Tabi orada yüzyıllarca karıştırılmış bilgide bulacaksınız, bunları zihninizle iyice düşünerek hesaplayın hint felsefeleri derya denizdir.. Öyle şeylerden bahseder ki bir insanın bunları o zamanlarda ve o koşullarda söylemesinin imkanı yoktur diye düşünürsünüz. Özellikle belirtmek gerekiyor ki o düşünürler sanki çok büyük bir uygarlığın yıkıldıktan sonraki bilginleri gibi konuşmaktadır.
Yazan: bay k Tarih: February 2, 2008 11:22 PM
Guzel bir yazı olmus tebrikler Mustafa Bey bir iki kelamda ben edeyim.
Bilimin ilk ilkesi kanıtın tarafsızca arastırlması mı yoksa kanıta bakılmaksızın materyalist soylemin onaylanması mı ?
Çeşitlilik diye gozuken olay aslında buyuk bir Birliğe işaret ediyor.
Fizik yasaları bilindiği gibi matematiksel ifadelerden oluşur.Newtonun kutle cekim yasaları da matematiksel ifadelerdir ve basittir.Gorecelikte Kutle çekimine kıyasla daha kompleks bir denklemdir.Fizik bilimi geliştikce ve evrende var olan daha derin yasalar ulaşıldığında matematiksel ifadelerin daha da karmaşık hal aldığı gozler onune seriliyor.Mesala string teorilerini formulize etmek için daha fazla matematiğe ihtiyac vardır ve fizikçiler gunumuz matematiğinin yetmediğini soyluyorlar.
Şimdi Matematik ve Mantık arasındaki sıkı bağlantı dusunulure bu matematiğin yasaların ardında çok yuksek bir mantığın varlığınını gosterdiği ortaya çıkmaktadır.
Gerald Schroeder:
Tanrının Saklı Yuzu (Gelenek yay )
Fiziksel dünya, mucizevi olgularla dolu bir birlik fenomenidir. Evrendeki milyarlarca galaksi arasında dağılmış olan trilyonlarca yıldızı yöneten, 15 milyar ışık yılı uzaklığa kadar uzanan aynı yasalar, 0,0001 santimetrelik bir hücre içerisindeki kimyasal reaksiyonları da yönetmektedir. Organik hücrenin 10 -5 metrelik alanından evrenin 10 26 metrelik alanına kadar, 10 -26 kilogramlık atom kütlesinden, 10 30 kilogramlık Güneş kütlesine kadar, aynı yasalar. Ama neden? Evren neden böylesine idrak edilebilir ve tutarlıdır? Buna bilim tek başına cevap veremez. Muhtemelen bizler, fiziksel olanın içerisinde tutulan metafiziğe dair ip uçlarıyla karşılaşmaktayız
Saygılarımla
Yazan: Neodeist Tarih: June 14, 2008 6:19 PM