« 30 Ağustos'u Kutlamak—Ve Yeniden Düşünmek | Ana Sayfa | Devletin Affetmeye Hakkı Var mı? »
September 1, 2006
Nasrallah'tan Öz Eleştiri
İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının başladığı günlerde yazdığım "İzninizle" başlıklı notta, şu yorumu yapmıştım:
Öte yandan Hamas'tan bir fraksiyonun ve sonra da Hizbullah'ın İsrail askerlerini kaçırarak, Olmert hükümetine arayıp da bulamadığı saldırı gerekçesini sunmuş olması gerçeği üzerinde de bence düşünmek lazım. İsrail'e karşı direniş nasıl ve hangi yöntemlerle olmalıdır, en az hayata ve acıya mal olacak yol nedir; İsrail'in devlet terörüne karşı çıkarken bunu da serinkanlılıkla düşünmek gerekiyor.
Daha sonraki yazılarımda da İsrail'in Filistinli ve Lübnanlı sivilllere yönelik saldırılarını lanetlerken, İsrail'i bu "devlet terörü" için provoke eden/gerekçelendiren Hamas ve Hizbullah eylemlerini kınamaya devam ettim. "İsrail'i yok etme" söyleminin hem yanlış hem de zararlı bir ucuz kahramanlık olduğunu savundum.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın geçtiğimiz günlerde Lübnan televizyonuna yaptığı açıklamayı bu çerçevede anlamlı buluyorum. Şöyle demiş Nasrallah:
İsrailli askerleri kaçırmanın, o dönemde, bu ölçüde bir savaşa yol açabileceğine yüzde bir bile ihtimal vermemiştik. Bana, "Bunun savaşa neden olacağını bilseydiniz yine de o emri verir miydiniz" diye sorsanız, cevabım "Kesinlikle hayır" olurdu. İnsanların güvenliğine, askeri ve siyasi nedenlere istinaden buna kesinlikle karşı çıkardım.
Kanımca Ortadoğu'daki yangına körükle gitme eğilimindeki tüm Müslümanların bu öz eleştiriyi dikkate almasında fayda var.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 1, 2006 3:06 PM




Liderler öngörmeyi başarana kadar Müslüman nufüs kalmayacak zaten.
Umarım, bu tartışmalar öngörebilen bir kamuoyu oluşturur da kundaktaki Müslüman bebekler mezarda değil beşikte uyurlar.
Yazan: Hande E. Tarih: September 1, 2006 5:22 PM
Maalesef, Mustafa Bey'in yazisindaki anafikire de, Nasarallah'in "ozelestrisi" konusundaki spesifik degerlendirmeye de katilamayacagim. Her ne kadar Mustafa Bey'in "Israil veya ABD'nin saldirgan tavrina bazi muslumanlarin eylem veya soylemleri sebep oluyor" seklinde ozetlenilebilecek genel durusunu bilsem de bu konuda kendisi daha once benim buraya koydugum, (fatih Bey'in tercumesini koydugu) Guardian yazisi uzerine "bunu bilmiyordum; ogrenmis edifiye edilmis oldum" (mealen) dedigini hatirladigim icin tekrar eski pozisyonuna donmesine sasirdim. Gerek o Guardian yazisi gerek ondan sonra cikan pek cok yabanci ve yerli medya'daki haber ve yorumlardan "BU SALDIRILARIN COK ONCEDEN PLANLANDIGI" acik secik anlasiliyor. Bu konuda Israil destekcileri arasinda dahi konsensus var. Gerekirse sadece bu bilgileri iceren bir dosya hazirlayip buraya koyarim Mustafa Bey'in musadesi ile. Benim blogda da "Israil Savas Planin Bir yil onceden yapmisti" baslikli bir alinti ve yorumum var, merak edenler icin.
Burada Mustafa Bey'in temel argumani olan "Hamas veya Hizbullah, bu yanlis hareketleri ile Israil'e bulunmaz firsat veriyorlar" argumanina karsi argumani da bu sitede defalarca yapmis idik diger akadaslar ve bendeniz. Bununla ilgili olarak ta gene benim blogda "Ha Hamas, Ha PKK Ha" baslikli bir yazi var arzu edenler icin (kusura bakmayin fazla reklam programi olduysa).
Ozet olarak soyledigim su idi: "terorizmden vazgecin, tamam", "Israil'i taniyin tamam", "charterinizi degistirin tamam" vb inducement'larin hepsi de yalan! Bu kadar basit!. Israil-ABD Inc. bu oyunu onlarca yildir oynuyor. Bir zamanlarin "teroristbasi" Arafat, bunlara karsi ve "ilimli" olursa herseyin duzelecegine, birseyler alabilecegine inandi. Bunun karsilignda ne aldigini da sonunu da gorduk.
"Hamas su spesifik aktiviteye girmeseydi, ya da Hizbullah askeri almasaydi sunlar olmazdi" diyenler: Nasil bu kadar yakin tarih bilgisinden yoksun, perspektifsiz, adeta Mars'tan gelmis gibi analizler yapabilirsiniz? "Amerikan Yuzyil Projesi", BOP, GOP, Siyonizm, Siyon liderlerinin protokolleri, "Yeni Ortadogu" haritasinin hepsi Hamas ve Hizbullah'in "israil'i tanimamasi" veya asker esir almasi uzerinemi yazildi, cizildi?
"tamam ama Hamas ve Hizbullah onlara firsat verdi" diyebilecekleriniz icin, tekar biraz basiret, feraset luttfen! Demek bu zihniyet sahibi, bu Aramgaeddoncular, BuYuk Israil planlarinn sahipleeri Hamas veya Hizbullah "uslu dursa" idi planlarin cope atacaklardi, oylemi? Peki ama FKO, ve El-Fetih sonunda uslu durmaya karar verdi, ne kazandilar gosterin lutfen! Hangi Israil'i taniyacaklar, sinirlari neresi? Isgal ettikleri topraklara her yil binlerce yeni evler yapan, ve sinirlari her gun kaymakta olan, Gaza'yi acik Aushwitz yapan Israil'i tanimak demek ne demek? Kurbana saldirganini tanima istemek ancak "guc caiz kilar" diye aciklanabilir; ne ahlakui kumpas, ne rasyonel bir aciklamasui olabilir. Once tabancani sakagimdan cek, sonra oldurdugun kardesimi gommeme musade et, sonra evimden cik, ondan sonra dusunurum tanimayi, tanimamayi! Kurbandan taviz istenmez! MUSLUMAN TARIH BOYUNCA HEP GUCLU ZAMANLARDA AFFEDICI OLMUSTUR. BIZ YAHUDILERDEN DE HIRISTIYANLARDAN DA INTIKAM ALMADIK HIC. YARIN DE ALMAYACAGIZ. ISTE USTUNLUK BURDA! Biz Selahaddin-i Eyyubi, ve Engizisyon;dan kacan Sefardim';e ev veren Osmanli geleneginden geliriz. Yahudi buna guvendigi icin bu kadar barbarlasiyor. Cunki onun ahlakida ne yapabilecegini neyin yanina kalabilecegi belirler.
Gelemim spesifik Israil askerlerinin esir alnmasi mevzuuna:
Daha once Israil'in Lubnan'i defalarca isgal ettigi, onbinlerc insan katlettigi, halen Lubnan'da cogunlugu Guney bolgesinde yuzbinlerce Filistin'den 1948'de kovulmus multecinin mukavva ve naylondan evlerde yasadigi gibi bilgileri defalaca tekrarladik. Israil sonunda 2000 yilnda Lubnan'in buyuk bolumunu (Guneyi) terk ettiginde geride kocaman bir mayin tarlasi birakti. Lubnan'in yalvamalarina ragmen mayin haritasini Lubnan'a vermedi. Lubnana ait Sheba Ciftlikleri bolgesi bu son saldiridan once de isgal altinda idi. Ve Lubnan'dan alip Israil'e goturdugu yuzlerce Lubnan'li hala Israil hapishanelerndedir, Cenevre Konvansiyonu dahil butun milletlerarasi hukuk ve evrensel ahlak normalri hilafina.
Hizbullah o iki askeri kacirdiginda Israil Gaza'ya olum yagdiriyordu. Son iki ayda Gaza'da 200 kisiyi katletti.
Hizbulah'in amaci o iki katili, Israil hapishanelerindeki kardesleri ile degis tokus etmekti. Bu kendi acilarindan gayet rasyonel bir beklenti idi. Cunki Israil'in kendilerinden birinin hayat veya olusune verdigi deger daha onceki bir Yahudi olusu karsilignda yuzlerce Lubnanli'yi takas etmesinden biliniyordu. Hizbullah;in ikici ve dolayli gayesi: Israil isgalcisini Sheba Ciftliklerinden cikarmak.
Yani Nasrallah'in eylemi gayet ahlaki oldugu gibi gayet RASYONEL IDI de.
Bir de bu NASRALLAH OZELESTRI YAPTI tesbitinin tam yerinde olmadigi, ve Mustafa Bey'in argumanlatrini hakli cikamadigi kanaatindeyim. Sadece agzindan cikan bir cumleyi baglamdan cikarip ele alirsak bu mana cikabilir ama asagiya koyacagim I. Karagul yazisi O ifadenin kullanildigi baglami cok guzel acikliyor. ONa hipotetik bir oru soruluyor. "eger boyle olacagini dusunse idiniz..." okabullerine dayali. Bu soruda zaten "asker esir alinmasi Israil'in saldirisina sebep oldu" onkabulu var. O da bu faraziye uzerine bina edilmis soruya cevap veriyor. NASRALLAH HICBIR ZAMAN ASKER ESIR ALINMASI BU SALDRIYA NEDEN OLDU DEMEDI. Arada cok buyuk fark var.
LUtfen asagidaki yaziyi da okuyunuz, bagalami tam olarak anlayabilmek icin. Hayir Mustafa Bey ve diger arkadaslar, Israil_ABD INC'in poltikalari tepkisel degildir, stratejiktir. Lubnan'a yaghdirilan bombalar bolgede hakimiye planlarini fille gecirirken (ilk is olaral Suriye ve Iran'i welimine ederek) ayaklarina dolsabilecek tek guc olarak gordukleri Huzbullah'i elimine etmek. Iki asker alinmasa idi en azindan her durumda piyasaya surululen ve bugun Iran icin kullanilan "Israil'in yasama hakkini tanimama" bahanesi var. Butun Islam dunyasi Israil'i tanisa Israil'in GOYIM'e bakisida planlari da zerre kada degismez. Arada baglanti dahi yoktur. Birinci dunya savasi Avusturya ar$iduku, Saray Bosna'da olduruldu diye mi cikti?
Mustafa Beyden bu yazi uzerine genel manada "tamam anladim, yanilmisim" demesini beklemiyorum ama "Nasrallah'in ozelestrisini" yanlis degerlendirdigini ifade etmesini bekliyorum dogrusu.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
----------------------------------------
İbrahim Karagül
ikaragul@yenisafak.com.tr
29.08.2006
Nasrallah ne dedi ?
Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah’ın; «İsrailli askerleri kaçırmanın, o dönemde, bu ölçüde bir savaşa yol açabileceğine yüzde bir bile ihtimal vermemiştik. Bana; ‘Bunun savaşa neden olacağını bilseydiniz yine de o emri verir miydiniz’ diye sorsanız, cevabım ‘Kesinlikle hayır’ olurdu. İnsanların güvenliğine, askeri ve siyasi nedenlere istinaden buna kesinlikle karşı çıkardım» şeklindeki ifadeleri ABD/İsrail kaynakları tarafından Hizbullah’a karşı bir kampanya aracı olarak görüldü. Hürriyet gazetesi ise, açıklamayı «Hizbullah pişman» şeklinde verdi.
Açıklamayı bu şekilde okuyanların Hizbullah hakkında, Güney Lübnan’da olanlar hakkında, bölgenin geçmişi hakkında ve bölge insanı ile Hizbullah arasındaki güçlü ilişki hakkında hiç bir şey bilmedikleri ortada. Hizbullah’ın attığı askeri ve siyasi adımları hangi ilke ve ölçeklerde belirlediğini bilmiyorlar. Savaşın sebebinin aslında iki askerin kaçırılması olmadığını, iki askerin bahane olarak kullanıldığını, daha önceki bu tarz eylemlerin böylesi bir savaşa yol açmadığını bilmiyorlar. G. Lübnan’daki yıkımın hangi boyutta olduğunu, İsrail’in Hizbullah’a zarar veremediğini ancak sivillere ve yenleşim birimlerine ağır zayiat verdiğini, bu kayıplarla Hizbullah otoritesini sarsmayı denediğini ama başaramadığını, şimdi Nasrallah’ın kendi halkına yönelik iyiniyet ve dürüstlük açıklamasını istismar ettiğini görmüyorlar.
Son saldırıdan önceki bir kaç yıla bakanlar, daha önce de benzer durumlar yaşandığını, karşılıklı çatışma ve asker esir alma eylemleri gerçekleştirildiğini ancak hiç birinin böylesi saldırıya gerekçe oluşturmadığını, son durumun ABD ve İsrail tarafından kasıtlı olarak istismar edildiğini, Lübnan halkını Hizbullah’a karşı kışkırtmak, ezemedikleri bu gücü bu yolla oyun dışına itmek, Suriye ve İran’a gözdağı vermek için korkunç bir sivil kıyıma girişildiğini anlayacaktır.
Açıklama, Hizbullah’ın böylesi bir savaşa hazır olmadığı, bu kadar şiddetli bir saldırı beklemediği anlamına da geliyor. Bu haldeyken, ciddi bir hazırlığı yokken, İsrail karşısında zafer kazanan, karadaki çatışmaların hemen hepsini kazanan, İsrail ordusunun yenilmezlik büyüsünü yok eden Hizbullah, acaba bu kapsamda bir saldırıya hazır olsa ne olacaktı? Hezimeti tartışan İsrail kamuoyu ve ordusu, Hizbullah’ın yıllardır böyle bir savaşa hazırlandığını söylemiyor muydu?
Hiç bir lider, bu ölçüde bir sivil yıkımın altından kalkamaz. Ama Nasrallah ve Hizbullah kalkabiliyor. Gidenler görecektir; ben gittim ve sınır köylerini, olağanüstü yıkımı, insanlık suçunu gördüm. Bunca yıkıma rağmen insanların Hizbullah’a bağlılığını ve manevi gücünü de gördüm. Nasrallah büyük bir lideri olarak dünya sahnesinde yerini aldı. Onlarca yıldır Arap dünyasının yapamadığını yaptı ve İsrail karşısında zafer kazandı. Kimse ona «bu yıkımı senin yüzünden yaşadık» demiyordu. Bunun sefasını sürebilirdi. Ama o öyle yapmadı, halkına ne kadar yakın olduğunu gösterdi. Acıyı onlarla birlikte yaşadığını... İşte onu güçlü yapan, G. Lübnan halkını «mukavemete» bu kadar sıkı bağlayan kullandığı bu dil, uyguladığı bu siyaset. Sınır köylerinden birinde, evinin ankazının yanında bekleyen yaşlı Lübnanlı’nın «Her şeyimiz yokoldu, hayvanları bile vurdular. Ama sabretmek gerekir. İsrail yıkılana kadar sabredip savaşacağız» diyerek Hizbullah’a övgüler yağdırması ile Nasrallah’ın açıklamasını ve yıkılan evlerin inşasına destek veren, evlere yemek servisi yapan Hizbullah ve şehid evlerindeki gururu birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Şu kesin: Hizbullah öncekinden çok daha güçlü. Lübnan’da kimseye hesap verme durumunda da değil. Çünkü kimse ondan hesap sormuyor. Sadece zaferini paylaşıyor. Ancak hayatını kaybeden, evlerini araçlarını kaybeden, köylerini köprülerini kaybeden insanlarla birlikte olan liderler, halkın gözünde daha da büyüyor. Nasrallah gibi...
Şu soru neden sorulmuyor: İki askerin kaçırılmasına karşı bunca yıkımın hesabını kim verecek? Köylerini, kasabalarını, camilerini savunan insanlara karşı sığınak delici bombalarla mahalleleri toptan yok edenler neden pişman değil? Savaşı onlar çıkarmadı mı? Neden Lübnan halkının acısını paylaşmıyorlar? Onlar yıkmadı mı, onlar öldürmedi mi?
Nasrallah’ın konuşmasında bir şey daha vardı: «G. Lübnan’a gelecek BM gücü, savaşçıları silahsızlandırmaya kalkışmazlarsa hiç bir sorunla karşılaşmayacak. Şimdiye kadar sabretmemiz, sürekli olarak sabredeceğimiz anlamına gelmez, Hizbullah ne şimdi ne de gelecekte kimseye garanti vermeyecektir. İsrail’in Lübnan’ın herhangi bir yerinde kalması durumunda savaşmaya hakkımız olacaktır.” Bu sözler de bölgeye asker göndermek isteyen ülkelereydi ve bence konuşmanın en önemli bölümüydü.
Kaynak: http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=29.08.2006&y=IbrahimKaragul
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 1, 2006 6:29 PM
Sn. Akyol, iki taraf arasında denge sağlamaya dönük tutumunuzu anlamaya çalışıyorum. Barışı
kurmak diplomatça davranmayı, bazen ruhsuz bir
yaklaşımla mesleleri irdelemeyi gerektirebilir..
Hamas ve Hizbullah'ın savaşçı yapılar olmaları
nedeniyle, sert ve kavgacı üslupları bizim diplo
matça üslubumuza ters düşebilir. Ancak yinede
orantısız güç kullanan ve bir ölüm makinesi gibi
davranan İsrail bu denge hesabıyla kollanmamalıdır
Tarihte insan kıyıcı barbar saldırganlar olmuştur.
Bugün bu barbar kıyıcılığı İsrail temsil etmekt
dir. Nasrallah bunları söylemiş olsada. asıl kulak
verilmesi gereken Lübnan başbakanı Sinyora olmalı
derim. Ne diyor sinyora göz yaşları içinde:'İsrail
ülkeme saldırırken bir ordu gibi değil, bir ölüm
makinesi gibi çalışmıştır. Hiçbir savaş kuralına bağlı kalmadan, misket bombalarıyla oluşan bir
Hiroşima yaratmıştır, güney Lübnan'da. Bir insan
olarak bu kıyımı kınıyorum. Hiçbirşey bu cinayet
lere gerekçe olamaz.' Şimdi İsrail ile barışa evet
Ancak hala sinsice süren tek yanlı cinayetlere hayır. Burada asıl konuşulması gereken bu İsrail
saldırganlığının İsrail'in güvenliğini sağlamak
için mi, yoksa ABD nin bölgesel politikalarının
temini içn mi yapıldığını anlamak olmalıdır.
Bu ikisi ortak bir çizgide buluşmuş olabilir, ancak unutulmaması gereken bu ortak çizginin varmak istediği hedef, yeni bir bölgesel haritaya
ulaşmaktır. Bu hedef Türkiye'nin bölünmesini de
içermektedir. Bu yüzden gelişmeler, direnişler
hayati önemdedir. ABD ve yandaşları Türkiye'yi bu
yeni dizaynı içine sindirmeye zorlamaktadır. Bu
zorlamada Hükümete yönelik büyük baskılar vardır.
Lübnan'a asker gönderilmesi de bu baskıların neti
cesidir. Bu kezde ABD isteğine direnen ve asker göndermeyen bir hükümetin iktidar olamayacağı ve
yükseltilecek terör dalgasıyla enterne edileceği mesajını hükümet almıştır. Bu ayakta kalma ve bir dahaki seçimlere kazasız ulaşma çabası olabilir.
Bu bölgesel alt üst oluş sürecinde olağanüstü hal
hükümetiyle yönetilmemek çabası da olabilir. Bu
üzücü kuşatılmışlık hangi iç ve dış güçlerce ger
çekleştirilmektedir. Bu kuşatılmışlık ve Türkiyenin bölünmesinide içeren oyunu anlayıp bunu
bozmak mümkün mü? Yoksa bu saldırganlığın öncelikli hedefi olan İran ve Suriye'yi ve şimdilik bu saldırganlığı tökezleten, Hizbullah direnişini kırmak için diplomatça manevralarla ülke
mize hizmet edemeyiz. Bizler barışta doğruları
konuşarak Hakk'ka hizmet edebiliriz. Savaşta ise
ancak dualarımızla Hakk'tan yana olanlar için dua
edebiliriz. Bugün doğrudan yana konuşma zamanı.
Sygılar. Levent.
Yazan: levent Tarih: September 1, 2006 7:28 PM
Sayin Mustafa Akyol,
Ne zor bir çagda yasiyoruz ki hâlâ baris çagrilari yapmak gerekiyor, bütün insanlarin kardes oldugunu hatirlatmak gerekiyor.
Sizin deyiminizle "yangina körükle gitmek" her bakimdan (dini ve stratejik) büyük hata. Dinimizin bize koydugu yasaklar var :
- Intikam pesinde kosmak,
- Sivillere "kiliç kaldirmak",
- Intahar etmek,
- Irkçilik.
ALLAH bize "benim rahmetim cehennemi bile ihata eder, sirk ile karsima geleni af edebilirim, ama kul hakkiyla gelmeyin karsima" diyor.
Stratejik açidan da bakildiginda "önce onlar baslatti" diye geçmiste yasamanin faydasi olmuyor, "bu durumdan nasil kurtuluruz" diye gelecege yönelmek gerek.
Ne gariptir ki "müslüman" olarak tanidigimiz her devlet, örgüt ve kurum bize hizmet etmedigi gibi dinsiz, budist, hindu, yahudi ve hristiyanlarin arasinda vicdan sahibi insanlar baris için çalisiyor ve dua ediyor.
Dualarimiz ALLAH'in Ortadogu'ya adaletli bir baris nasib etmesi için.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: September 1, 2006 7:48 PM
Bekir bey,
İsrail'in saldırıyı daha önceden planladığına dair The Guardian makalesini belirmiştiniz, ben de bilmediğim bu gerçeği bildirdiğiniz için teşekkür etmiştim. Burada, söz konusu gerçeği göz ardı etmeden yorumda bulundum.
İsrail'in saldırıyı planladığı doğru; benim dediğim Hizbullah'ın da yaptığı asker öldürme/kaçırma eylemiyle, bu saldırı için bahane yaratmış olması. Nasrallah da "önceden tahmin etseydik yapmazdık" diyor. Mesele bu...
Benim dediğim, İsrail'in yaptığının meşrulaştırılması anlamına gelmiyor. İsrail'in faşist bir zihniyetle yönetildiğini yazdım. Soru, bu zihniyetin kan dökmesine nasıl engel olunur sorusu. Adamların zihniyetini beyinlerine sızarak değiştiremeyeceğimize göre, ancak politika/diplomasi yoluyla bir şeyler değiştirebiliriz. (Ya da değiştirmeyiz, daha çok saldırırlar, daha çok masum insan ölür.)
İsrail'in Hizbullah karşısındaki saldırıyı planlamış olmasının nedeni ise, bu örgütü kendine tehdit olarak görmesi. İran "İsrail'i yok etmekten" söz ediyor, nükleer teknoloji geliştiriyor. Hizbullah da aynı hedefi ilan ediyor ve İran'a çok yakın. İsrailliler de diyor ki, "bu adamları onlar bize saldırmadan önce biz vuracağız." Bunu çoluk-çocuk ayırmadan, zalimce, acımasızca yapıyor. Ama bir "mantıkla" yapıyor.
Ben de diyorum ki Müslümanlar olarak bu mantık örgüsünü bozalım. "Biz sizi tanıyoruz kardeşim, buyrun siz de 67 sınırlarına geri dönün" diyelim. Bunu tüm İslam dünyası ilkeli bir biçimde yaparsa, İsrail köşeye sıkışır.
MIsır Camp David'de bunu kendi adına yaptı ve Sina'yı geri aldı. Sizce bu zararlı bir adım mıydı?
Selam, saygılarımla ve sevgilerimle,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 1, 2006 8:52 PM
Filistin'deki savaşı destekleyenler çok garip bir mantık içindeler. İlkin barış için ısrar edenleri sanki İsrail'i savunuyormuş gibi suçluyorlar. Onların masumlar ölürken soğukkanlılıkla politika üreterek modaya uygun davrandıklarını iddia ediyorlar ve çözüm olarak da yıllardır çözüm olamamış bir hareketin devam etmesi gerektiğini savunuyorlar. Peki bu insanlar başkaları intihar saldırıları düzenleyip ölürken, başkalarının çocuklarının üstüne bomba yağarken kendileri hararetle alkış tutmaktan başka ne yapıyor? Uzun zamandır malumu ilam olan "İsrail Filistin'e zulmediyor" yorumlarını başımı sallayarak, "tabii ki öyle" diyerek okuyorum. Ama çok net görünen bu gerçeği tekrar tekrar klavyelerimizin başında, başkalarının ölüme gitmesine tezahurat yapmak bizi ne daha çok vicdan sahibi ne daha imanlı yapacak. Diplomatik davranmayı "ruhsuzluk" olarak görenler kendilerinin de klavye başından taktik verdiklerini unutmasınlar.Çatışmacı tutumu bir erdem taslama haline getiren bu insanların yapacakları en vicdanlı hareket klavye başından kalkıp bir gönüllü birlik kurmaları olur. Uzlaşmacılığın pasif ,cılız, edilgen konumundansa
çatışmacılığın karizmasını tercih etmek gibi çözümden uzak bir "egobooster" bu söylem." Hepsi bahane"den daha sofistike bir bakış açısı gerekmiyor mu artık.
Yazan: ME Tarih: September 1, 2006 10:11 PM
Peki Nasrallah ne demek istedi? Mustafa Bey'e göre bu bir "özeleştiri." Bazı medya organlarına göre ise bu sözler bir "pişmanlık" ifadesi.
Hizbullah gibi bir örgütün lideri bu kadar sığ bakışlı ve attığı adımın, söylediği sözün ne olduğunu hesaplamayacak kadar basiretsiz olabilir mi? İsrail'in bu saldırıyı aylar öncesinde planladığı artık tartışılmaz bir gerçek haline gelmişken, sonbaharda yapılması planlanmış bu saldırıyı -İsrail'in hazırlığını sekteye uğratmak için- Hizbullah'ın üç ay önceye çektiği konuşulurken, herşeyin 23 Mayıs'taki Bush-Olmert görüşmesinde neticeye bağlandığı ve bu görüşmede Bush'un; Olmert'in Hizbullah'a karşı girişeceği "önleyici darbe" saldırılarına tam destek vereceğini söylediği birçok kaynağa dayandırılarak belirtilirken, Nasrallah gibi bir liderin, televizyona yaptığı ve -Bekir Ağabey'in isabetle belirttiği gibi- bir önkabule dayandırdığı soruya cevap olarak verdiği politik açıklamayı bu şekilde okumak nasıl mümkün olabilir?
İsrail'in bu savaşı çok önceden planladığı gerçeği nasıl bu derece gözardı edilebilir anlamak güç.
Hadi diyelim ki Nasrallah gerçekten böyle düşünüyor ve pişman. Pekii bunu bunca olaydan sonra kameralar önünde bunu söyleyecek kadar toy mu?
Bu eğer bir "özeleştiri" ya da "itiraf" ise aynı Nasrallah'ın 14 Ağustos'ta zafer ilan etmesi neyin nesiydi? O günden bu güne ne değişti? Bunu savaşın hemen ertesinde neden söylemedi de günler sonra söyledi?
Bu bir politik açıklamadır. Hizbullah aynı zamanda siyasi kanadı olan bir partidir. Lübnan parlamentosunda temsil edilmektedir. Nasrallah'ın ağzından çıkan her söz anında ajanslara düşüyor. Ne diyecekti Nasrallah "İsrailin bize savaş açacağını bildiğimiz ve bu kadar insanı katledip Lübnan'ı harabeye çevrileceğini öngördüğümüz halde bu askerleri kaçırdık" mı diyecekti? Asıl böyle söylese büyük bir gaf yapmış olurdu.
Nasrallah zaten bu savaşın herhangi bir bahane ile açılacağından haberdardı. Hizbullah mecburen bu savaşa girdi ve zaferle çıktı; İsrail ise isteyerek girdiği savaşta büyük bir psikolojik yenilgiye uğradı.
Bu bağlamda Nasrallah'ın açıklaması tamamen bilinçli ve "bir hedefi olan" sözlerdir.
Biraz geriye gidelim.
Şu anlaşılmadan mesele kavranamaz: İki asker kaçırılmadan önce neler oldu?
Genel olarak İsrail-Arap çatışmasının son aşaması, İsrail kuvvetlerinin Gazze’den iki sivili; bir doktor ve kardeşini kaçırmasıyla başladı. Ayrıca bir sahilde piknik yapan aileden 7 kişi İsrail kuvvetlerince öldürüldü. Yani olayların başlangıcı ve tahrik unsuru her zaman olduğu gibi yine İsrail'di. Bütün bunlardan sonra asker kaçırma eylemi oldu ve iş bu boyutlara geldi. (Halen İsrail zindanlarında tutulan ve suçunun ne olduğu belli olmayan 10.000 dolayında Filistinli var.) Ayrıca İsrail'in elinde Lübnan kuşatmasından beri tuttuğu ve halen bırakmadığı (ki bu 3. Geneva konferansının 118.maddesinin ihlalidir) 15 savaş esiri var. Hizbullah askerlere karşılık kendi askerlerini istiyordu.
"Kim başlattı?" konusunda Tarık Ali, John Berger, Noam Chomsky, Eduardo Galeano, Naomi Klien, Harold Pinter, Arundhati Roy, Jose Saramago, Guiliana Sgrena, Howard Zinn gibi isimler 24 Temmuz'da bir açıklama yapmışlardı. Onlarda aynı şeyi söylüyorlar. Başlatan tıpkı daha önceki intifadalarda da olduğu gibi İsrail'di. Şahin Alpay o günlerde bu açıklamadan da "Batı'nın utanç verici çifte standardı" başlıklı yazısında bahsetmişti. Yine aynı günlerde İsrailli bir gazetecinin "Kim başlattı?" başlıklı bir yazısı yayınlandı ve o yazıda İsrail'in yıllardır süren saldırgan ve tahrik edici pozisyonu net biçimde anlatılıyordu.
Bütün bunlar o kadar çok yazılıp çizildi ki artık tekrara gerek yok. Yukarıda linkini verdiğim Guardian'dan George Monbiot'un yazısı okunduğunda anlaşılacağı gibi İsrail ile Hizbullah arasında yıllardır -hemen hemen tamamı İsrail'in ihlallerinden, taciz ve tahriklerinden kaynaklanan- benzeri olaylar oluyordu. Yani nur topu gibi bir krizimiz ve savaş nedenimiz oldu denebilecek yeni bir olay yoktu meydanda..
Bunlar nasıl görmezden gelinebilir? Bunları Nasrallah'ın bilmemesi düşünülebilir mi? Elbette hayır.
Önceden planlandığı artık kesin olarak belli olan bir saldırı için hala Hizbullah nasıl suçlanabilir? Adı üstünde "önceden planlanmış bir saldırı." Bunu planlayanlar için bahane bulmak çok mu zor olurdu? Hala Hizbullahı bahane vermekle suçlamak "Sırp milliyetçisi genç, Avusturya veliahtını öldürmeseydi I.Dünya savaşı çıkmazdı" demeye benziyor. Bu gerçekçi mi?
Bekir Ağabey Karagül'ün yazısını aktarmış. Ali Bulaç da Bilgi ve Hikmet' de şöyle yazıyor:
Kaç kişi bunun farkında bilmiyorum ama Nasrallah dünyaya hem direniş hem de ahlak dersi veriyor.
Nasrallah'ın bu açıklamalarını "özeleştiri" ya da "itiraf" olarak okuyanlara gerçekten şaşırıyorum.
Eminim Nasrallah'ta böyle düşünenleri gördüğünde şaşırıyor hatta sinsi bir şekilde tebessüm ediyordur.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 1, 2006 10:48 PM
Mustafa bey,
Çok iyi niyetli bir düşünce. Hizbullah silah bırakıp, 67 İsrail sınırları tanınırsa barış sağlanır mı pek emin değilim. Arafat zamanında verilebilecek bütün tavizleri verdiği halde İsrail'e bir türlü yaranamadı. Ben, barışın da, huzurun da İsrail'in elinde olduğunu düşünüyorum. Hamas Filistin halkının oylarıyla iktidara geldi. Fakat ne İsrail, ne ABD Hamas'ı tanımadı. Huzur isteyen demokrasiye saygı gösterir, barışa şans verir. Lübnan'da, Filistin'de halkın anasını ağlatmışlar. Halk barış istemez de ne ister. 40 yıldır esir hayatı yaşayan, işgale uğrayan, sürekli sürgün bir topluluk bahsettiğimiz.
Üstad Bediüzzaman'ın ifadesi çok doğru:
Zalim bir adam seni yere atmış, kafanı ezecek şekilde bastırırken senin onun ayağını öpmen, afv ü merhamet dilemen zillettir. Hem onu daha da zulme teşvik eder. Onun yüzüne tükürürsen hem izzetini korursun, hem de cesedin bir şehid-i mazlum olur.
Üstad yanılmıyorsam bu sözleri İngilizler İstanbul'u işgal ettiği zaman söylüyor. Sonunda da şöyle diyor:
Tükürün zalimlerin hayasız yüzüne !
Bence gerekli tavır budur. Bilmem kaç tane nükleer bombası, bilumum kimyasal silahları, misket bombaları olan bir güç karşısında müslüman eğilemez. Ne zaman işgal ettikleri topraklardan çekip giderler, o zaman oturulup konuşulur.
Yazan: blue Tarih: September 1, 2006 11:25 PM
Mustafa Bey,
Sizi hicbir zaman Israil'in vahsetini tasvip etmekle suclamadim; bunu yapanlar burada da va ama sizi o gruba koymak aklimin ucundan dahi gecmedi. Yorumumdan bu cimis olamaz.
Temel ayrilma noktamiz siz ve bircok iyi niyetli musluman dost "bazi muslumanlarin tavirlari, karsi tarafa firsat" argumaniniza karasi biz "hayitr, bunlar planin parcasi, Arsiduk Fersdinand oldurulmesede I. Cihan savasi olcakti" diyoruz. Birbirmizi ikna edemesekte dogru anlamaya gayret gosterebilriz, baslangic noktasi olarak. Bu argumani desteklemek icin de gerek ben gerek SUat Be pek cok ornekler verdik, deliller sunduk.
Sizin son yorumunuzdaki mantigi anlamakta zorlandim Suat Bey gibi: Nasil hem "eve onceden planlannmisti" ve ayn zamanda "ama Hizbullah'in iki askeri kacirmasi bahan oldu" diyebiliriz. Onceden planlandi ise Israil bahane sikintisi cekermi? Sanki simdiye kadaer Filistin, Lubnan
diger komsu ulkelere karsi yaptigi saldirilarin her biri icin makul bir bahanemi uretiyor? sharion emrindeki askerlere "oldurun kadinlari da, o oros***** yarin terorist doguracaklar" demis idi; kim hesap sordu? BM gozlemcileri katledildi, BM kinayamadi bile. Demek istedigim ISrail veya ABD'nin BAHANEYE IHTIYACI YOKTUR. Yoksa "Kitle Imha Silahlari" gibi imal ederler.
Lutfen su "muslumanlarin hareketleri bahane veriyor; herkes Israil'i tanisa koseye sikisacaklar" argumaninizi, bizlerin karsi argumanlari degilse yakin tarihin verileri isignda bu "taviz poltikasi" (appeasment kelimesini sevmiyorsani) karsiliginda ne alindigini nesnel olarak degerlendiriniz.
Allah askina Ahmedinejad o "israil'i yok etmekten bahsettigi" konusmadan sonrami Iran hedef tahtasina konulu? Bolge siysetini ABD'nin Israil'in poltikalarin bilenlerin boyle bir tahlil yapmaya hakki varmi? Iran hedef tahtasindadir cunki Irak elimin edildigin gore Iran bolgedeki Israil dominansina mmeydan okuyacak tek ulke durumundadir; Suriye hedef tahtasindadir cunki Iran'in ulagi olarak gouluyor. Iran'in elinde nukleer silah yoktur ve nukleer silah teknolojisinden yillarc uzaktadir. Israil'in elinde 450-550 arasinda hali hazirda nukleer silah oldugu tartsilimaz bir gercektir. Dolaysi ile Israil'in tutumu ancak "seytann rasyoneli" olabilir, hak, hukuk, ahlaktan yoksun bir DE rasyoneli. Eger Israil'in "guvenlik konsepti" ve dunyaya bakisini veri olarak alip buna dayali bir rasyonelden bahsediyorsaniz tamam, rasyoneldir.
Biz muslumanlarin bircogunun "israil icin lanet" soylemlerimizde sokata dayak yiyen cocugun, kendisine dayak atan izbanduta kufretmes gibi bi pasikoloji ile bakmak lazim. Filistin'de cocug oldurulen kadinlar da caresizlik icinde Israil'e , Yahudilere lanet okurlar; hatta Ikiz Kuleler yikildiginda "oh olmus" derler; b psikolojiyi anlarsniz herhalde; Allah tecrube ile ogretmesin!. Bz "israil'e olum" deriz Israil_AND INc. sessiz sedasiz gelip oldurur. Iran ile Israil'in farki da burda.
"israil'in yasama hakkindan" yeteri kadar bahsettik. Hangi Sirail, hangi sinirlar. Tanima demek TANIMLAMA icerir. Belirlenmemis bvirsey tanima milletlerarasi hukuga da aykiridi. Once mesru bir Israil olsun; sonra tanma istesin. Ama sirf pragmatik olarak bahsediyorsaniz gene yukard bahsettigim bu metodun tarihi testine goz atmabnizi rica ederim.
"
MIsır Camp David'de bunu kendi adına yaptı ve Sina'yı geri aldı. Sizce bu zararlı bir adım mıydı?" diyorsunuz.
Eve zararli bir adim idi. Begin zaten bunu en kuvvetli dsmani saf dis birakip digerlerini kolay lokma haline getirmek icin "parcala ve fethet" politikasi olarak yapti. Kucuk dusunen, basariyi kuck menfaastler cercevesinde goren Sedat havucu kapti. Bu konuda jui daha karar vermedi; tarih kitabi kapanmadi. Bundan Arap dunyasi, Islam dunyasi, insanlik bir tarafa Misir dahi karli cikmadi kanmca; uzun vadeli bakilirsa. Cunki zayiflamis, her biri teker teker fethedilms br Arap-Islam dunyasi olustugunda, MIsr'da kaybedecektir. Zamanimizda ulke menfaatlerini bogenin ve dunyanin genel denklemlerinin disinda telakki edemeyiz.
Bolge ulkeleri butun olarak Israil'i frenleyici bir politik, askeri guc olusturdugunda ancak karsilikli "guvenlik" yani detant mumkun olabilir. Aksi halde domino teriosi, su anda uygulanmakta olan.
Burada birbirmizin niyetini degil metod sorguluyouz; ahlaki dogrular ve pragmatizm ortusmeyen kumeler degil. En azindan bu kadarini kabul edebiliriz. Kanimca Hizbullah bunun parlayan ornegidir.
Son not olarak Suat Bey'in de vurgu yaptigi I. Karagul makalesindeki spesifik noktayi tekrarlayayim. Hayir "Nasrallah da "önceden tahmin etseydik yapmazdık" diyor. Mesele bu..." degil. Nasrallah bir FARAZIYE UZERINE SORULAN BIR SORUYA CEVAP VERIYOR. Bu cevabin farkli yorumlarini Bulac'ta vermis. "booye olsa idi.." diyor. Sorunun on kabulu, faraziyesi "bu asker kacirmanin saldiriya sebebiyet verdigi". Cevapta bu on kabul uzerine verilmis bir cevaptir. Kendisinin bu on kabulu paylastigi anlamina gelmez. Yaptigim "pismanim" veya Oz elestri degil. Yukarda da dedigim gibi bu saldiriyi onceden planlandigini dusunen, ve ZAFER ilan eden biri ayni zamanda PISMANIM diyebilirmi? Bizim Hurriyet "Hizbullah pisman" demis ama ben Bati medyasinda benzeri sekilde yorumlandigini gormedim.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 2, 2006 12:05 AM
"Blue" bey,
Ben elbette "İsrail'in ayağını öpme" gibi bir örnekle ilişkilendirilebileceğini düşündüğüm bir pozisyonu savunmuyorum. Eğer bir örnek bulmak gerekirse, belki Hudeybiye daha uygun olabilir.
Öte yandan Üstad'dan söz etmiş ve kendisinin "Eski Said" olduğu dönemden kalma bu sözünü anmışken, sonradan "Yeni Said" oluşunu da hatırlamak gerekir sanırım.
Selam ve saygılarımla,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 2, 2006 1:00 AM
Bekir bey,
Ben elbette beni İsrail'i onaylamakla itham ettiğinizi düşünmedim. Duygu ve niyette bir olup stratejide farklı fikirlere sahip olduğumuzu biliyorum.
Belki bu müzakere, şu sorudan daha net bir zemine oturabilir: İsrail ile razı olacağımız pozisyon nedir? Ben, 67 sınırlarına geri dönmüş, Gazze ve Batı Şeria'da bir Filistin devletini kabul etmiş, Doğu Kudüs'ün Filistin başkenti olmasını onaylamış bir İsrail ile pekala birlikte yaşayabileceğimiz kanısındayım. (Mülteciler kısmen dönebilir, kalanlar da tazmin edilebilirler.)
İsrail'de bunu kabul edecek geniş bir kitle var. Bundan daha iyisi de bence imkansız. Bunu zorlamak için de "moral highground"u kaptırmayıp, "terör" gölgesinden kurtulmak lazım diyorum. Gandhi'nin söz konusu "moral highground" sayesinde İngilizleri dize getirmesinden örnek verebilirim.
Yok eğer, "hayır, Filistin İslam toprağıdır, geri alacağız" denirse, (ki İran, Hizbullah, Hamas çoktandır bunu söylüyor), o zaman adamlar da "sizden bizden önce biz sizi vuracağız" demeye hak kazanıyor.
Siz 67 sınırlarında bir İsrail ile yaşamaya razı mısınız? Evet ise sizce bu nasıl sağlanır?
Selam, saygı ve sevgilerimle,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 2, 2006 1:19 AM
Mustafa Bey,
Siznle ben pazarlik yapmiyoruzki bizlerin "evet" veya "hayir"lari sonucu belirleyici olsun.
Israil'in ne yaptigini veya yapacagini tamami ile sabit olarak alip ancak "bizim" ya da magdurun yapacaklarinin "sonuc etkileyici degisken" olarak telakki etmek bana olumcul bir hata gibi geliyor. "Oburu guclu ona birsey diyemeyiz o zaman dedigin yaparsak belki insafa gelir" argumanina benziyor bu. Sizinle Hamas veya Hizbullah 'in "teroizminin" veya "bellicose" soyleminin bu duruma sebebiyet verip vemedigi konsunda belliki anlasamadik. Bu tavirin ahlaken Israil'e bu hakki vermedigi konusunda anlasamiyor olcagimizi dusunenmiyoum.
Bakin son olarak "Yol haritasi", Israil'in menfaatleri dogrultusunda Bush'un adamlari tarafindan cizildi. Israil ise bunun sadece kendsine verdiklerinden yararlandi ve karsisinda vermesi gerekenlerin hicbirini vermedi. Israil hep boyle yapti yakin taihte. Ve dunya nesriyat kaynaklarini, gorus fabrikalarini Yahudiler kontrol ettigi icin "Palestinians never miss an oppoortunity to miss an opportunity" (Filstinliler asla firsat kacirma firsati kacirmazlar) sloganini satti Bati'li ya. Oysa Wye Point'te Barak Arafat'a hicbirsey vermedi. Guya isgal ettigi topraklarin cogunu veriyordu fakat bu topraklar "yerlesim bolgeleri" ile duvarlarla birbirinden ayrilmis, aralarnda yol, kanalizasyon, diger alt yapi baglantilari olmayan bglantisiz, kullanisiz, yonetilemez adaciklardi. Barak ta Clinton da bilyordu bunun kabul edilebilir yani olmadigini; Arafat yalvardi, lutfen devam edelim; gitmeyin diye. Ama bu bir zalimce Yahudi oyunu idi. Ve dunyaya yukarda alintiladigim soz ile satilacagi onceden planlamisti "spin-doctor" lar tarafindan.
Adamlar secilmis Hamas hukumetinin bakanlarini kaciriyor; oldururuz diyor, mesruyiteini kabul etmiyor iken bu hukumete "israil'i taniyin" demek adaleti bir tarafa birakin gercekcimidir sizce? Bu sarlar altinda HANGI SINIRLAR sorusunu sormak ne kadar mantikidir?
Bati'da pek cok soylenen soz: Dusmaninla pazarlik yaparsin; dostunla degil. Masada karar verilecek konula masaya oturmadan once istenebilirmi? Bir kere Israil Gaza'daki acik hapishanede, insanlari katletmeye son versin; hayati onlara imkansiz yapmayi -evet soykirim tanimina girer bu- poltikasindan vaz gecsin. Oraya giris cikislar kontrol etmesin, ordaki insanlarin balik tutmasini dahi engellemesin. Ve DUSMANI ILE MASAYA OTURMAYA RAZI OLSUN.
Ancak ve ancak o zaman 67 SINIRIMI, 73 SINIRIMI, 48 sinirimi, yerlesimler, geriye donus VE EVET TANIMA KONUSULABILIR Allah askina Gaza'daki durum bu iken, adamlar seni istedigim zaman gebertirim derken, kabine bakanlarni, milletbvekillerini sorgusuz sualsiz alip hapsedetrkem TANIMA VEYA HANGI SINIRLAR sorularini konusmak biraz abes kacmazmi?
Peki Israil veya ABD bu sartlarda kimsenin Evet Israil'i taniyorum diyemeyecegini bilmiyormu? Size Arafat Israil_ABD'nin dediklerinin hepsini yapti ne aldi karsiliginda diye sordum cevap alamadim. Bu onun Ramallah'taki karagahinin defalarca bombalamasini dahi engelleyemedi. Olum sebebi konusunda elimde delil yok ama epeyce suphem var. Siz HAMAS'in bu sartlar altinda dahi kendi davasi, serefi, tarihi, halki gozunde intihar manasina gelecek olan "Israil'i tanioyorum" demesinin birsey getirecegine inaniyorsunuz, Ben innmiyorum; bildigim gecmis buna musade etmiyor.
Daha once soyledigim gibi IT TAKES TWO TO TANGO. Sadece magdur mazlumun verecegi tavizle, atacagi adimlar sonucu belirleyemez. Karsi tarafin kucucuk olsun bir jest yapmasi lazim.
Yukarda bir yorumcu "Filistin'de savas isteyenler" ile baslayan bir yorum yapmis. Hosgeldiniz dunyamiza arkadas! Jupiter'de havalar nasil?
Selam saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 2, 2006 2:41 AM
Mustafa Bey,
Bir onceki yorumumda sizin "1967 sinrlari" ile ilgili sorunuza kacamak cevap verdigim intibasi olusmamasi icin bu ilaveyi yapma geregi duydum.
1967 sinirlarina sadece ben degil tanidigim Filistinler'in hemen hepsi razi, Hamas cizgisinde olanlar dahil. Ama bu sartlarda bunu masayaotumaya muhatap dahi alinmayanlarin ONCEDEN SOYLEMESINI BEKLEYEMEYIZ. Hapiste her gun isknce goren bir mahkum "cikacaksin ama evin biraz daha kucuk olacak, ve akrabalarinn bir kismi, eve donemeyecek" teklifine HAYIR YA HEP YA HIC cevabi vermez. Israil "eger benim yasama hakkim tanirsan 1967 sinirlaruina ceklecegim" mi dediki bu soru varit olsun?
Ama gene onceki yorumumda vurguladigim gibi, butun mazlum, magdur, ve butun KURTLUS SAVASCILARI icin "filistin'u kurtaracagiz" ve "kudus'u Yahudilerden temizleyecgiz" gibi iddiali replikler lazim. Bu cok tabiidir insan psikolojisi acisindan. Bizde birakin Kurtulus Savasi oncesin bugun dahi Pan-Turkizm, butun Osmanli topraklarini kurtarmak gibi sloganlar atariz, "bir Turk dnyaya bedelir gibi fazla hamasi olanlari birakalim. Yunanlilarin Istnbul'u ele gecirmek gibi "megali Idea'lari vardir. AMerikalilar'in poltikacilari sadec "dunyaya ozgurluk ve bris" goturmek icin ugrastiklarini soylerle fakat dunyayi fetmhetmek soylem degil FIILIYATTIR. Fark burda.
Kimsenin slogani, hayali, heyecean kaynagi savas narasi MASADAKI POZISYON olarak telakki edilip, "bak boyle diyor, simdi ben bununa masaya otururmuyum" denilse idi kimse kimse ile masaya otumazdi.
Dusmaninla masaya oturacaksin kayitsiz sartsiz; onun temsilcisini belirleleme ve masadan cikarilmasi gerekeni on sart yapma hakki yoktur; ancak niyeti bozuk olanlar bunu bahane olarak kulanir.
Selam, saygi ve muhabbetletrimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 2, 2006 8:51 AM
DUZELTME:
Yukarda "nasarahh'in ne dedigi" uzerine yaptigim bir yormda kullandigim su ifadeyi duzeltmek istiyorum:
"Bizim Hurriyet "Hizbullah pisman" demis ama ben Bati medyasinda benzeri sekilde yorumlandigini gormedim." (BLY)
Simdi Bati medyasini taradim ve bu ifademin dogruyu yansitmadigini, pek cok Batili haber sevislerinin de haberi Hurriyet'inkine benzer sekilde yorumladigini gordum. Yetersiz bilgiye dayanan bu tesbi icin ozur dilerim.
Bu duzeltmem "Iki askerin kacirilma savas nedenidir" manasina gelmez. Savas planinin cok onceden yapildigina dair cok saglam delilleri notrallestirmedigi gibi, Nasrallah'in "you ask me If I had known.." (bana bunlarin olcagini bilmis olsaydin bu emri verirmiydin diye soruyorsunuz..." ifadesi bu faraziyeyi kabul ettigi manasina gelmez.
Konu ile ilgili olarak daha saglam bilgi icin MULAKATIN yayinlandigi NEW TV-Lebanon'a yazdim; cevap gelirse paylasacagim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 2, 2006 11:20 AM
Niyetim bu "Nasarallah ne dedi, ne demek istedi, nicin dedi" tanjantndan cikmak degil ama asagida bu konuda CNN'de buldugum (ABD'deki) bu konuda daha genis bilgi ve tabiiki Israil taraflisi taraflisi yorum iceren haber kupurunnden kisimlari koyuyorum, ozellikle Nasrallah'in ayni mulakatta baska ne dedigine aciklik getirmesi acisindan. Anahtar cumlelerin tercumeleri de var.
BEIRUT, Lebanon (CNN) -- Had Hezbollah known how Israel was going to respond, the group would not have captured two Israeli soldiers last month in northern Israel, Hezbollah leader Hassan Nasrallah said Sunday.
But, in an interview with Lebanon's New TV, Nasrallah also said the war would have happened anyway -- a few months later.
Hizbullah lideri Seyid Huseyin Nasrallah, “Hizbullah Israil’in cevap verecegini bilse idi, gecen ay Kuzey Israil’den iki Israil askerini kacirmazdi” dedi.
He insisted, without offering evidence, that Israel had been planning to launch military action in October, and the July raid by Hezbollah merely moved up the Israelis' timetable.
Turkcesi:
Kendisi delil sunmadan (HMM BURASI ILGINC ACABA CNNN ISRAIL'lilerin SOYLEDIKLERININ BASINA "DELIL SUNMADAN" SERHI KOYARMI? Hatirklayiniz AB medyasini kimlerin kontrol ettigini- BLY)) Israil’in askeri hareketi Ekim’de yapmayi planladigini ve Hizbullah’in sadece Israil’in zamanlamasini one aldiginda israr etti.
In a raid into Israel on July 12, Hezbollah militants killed three Israeli soldiers and abducted two others.
That attack sparked a response that the Israelis said was intended to target Hezbollah militants, but which resulted in the killing of more than 1,000 Lebanese -- most of them civilians -- and the widespread destruction of the country's infrastructure. The death toll among Israelis was 159, including 41 civilians.
If someone had said July 11 that there was "a one percent possibility" Israel's military response would be as extensive as it turned out to be, "I would say no, I would not have entered this for many reasons -- military, social, political, economic," said Nasrallah, speaking in Arabic.
Not even the families of Lebanese prisoners held by Israel would have wanted to bring on such action, he said.
"If there was a one percent possibility, we would not have done that. We would not have done any capturing."
But, he added, "If we hadn't captured those soldiers, the war would have come in October anyway." Hezbollah's raid drew Israeli action sooner and "deprived the Israelis of the element of surprise," he said.
"The Israelis wanted to begin this war," Nasrallah said, calling it "an American decision" with "many European countries" involved. He insisted Israel was looking for "an Arab cover."
In an interview Sunday that lasted more than 80 minutes, Nasrallah again declared "victory" in the monthlong war with Israel.
Turkcesi:
Nasarallah Arapca olarak, eger biri 11 Temmuz’da Israil’in cevabi bu kadar genis olacagi “ihtimalinin yuzde bir oldugu” nu soylese idi “ben hayir derdim ve buna askeri, poltik, sosyal, ekonomik sebeplerlwe girmezdim” dedi.
Israil’in elindeki Lubnanli mahkumlarin aileleri dahi boyle bir harekete sebebiyet verilmesin istemezlerdi dedi.
Fakat ilave etti “biz bu askerleri esir almasaydik dahi savas Ekim’de zaten geleckti”. Hizbullah’in harekei Israil’in hareketini one aldi ve “israil’i surpriz faktorunden mahrum etti” dedi.
OZETIN OZETI: NASRALLAH "ISRAIL ZATEN SALDIRACAKTI FAKAT ASKER ALINMASI BUNU NE ALDI" ve "Eger ASKER KACIRMA OLAYI BUNLARA SEBEBIYET VERECEK DESEYDINIZ TABIKKI HAYIR DERDIM" demis.
Nesnellik adina yararli olacagini dusundum noktanin acikliga kavusmasinin.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 2, 2006 12:48 PM
2/9/06 Tarihli Vakit Gazetesi, Selahattin Çakırgil yazısından yorumsuz alıntıdır.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın 'İsrail rejiminin öyle büyük çapta bir saldırı ile karşılık vereceğini tahmin etmemiştik, tahmin etseydik ona fırsat vermezdik...' gibi sözlerinin çarpıtıldığından söz ediliyor. Tahran'da yayınlanan Kayan gazetesine göre, muhabirin, 'Bu neticeyi tahmin etmiş miydiniz?' şeklindeki sualine Hasan Nasrallah'ın gerçekteki cevabı şöyle imiş:
'Her halükarda biz 2 İsrail askerini esir aldık, onların da bize askeri cebhede cevap vermesini beklerdik; fakat onlar sivilleri hedef aldılar. Elbette biz İsrail'in gelecek aylarda Lübnan'a saldırmak için planlama yaptığını biliyorduk. Binaenaleyh, 2 İsrail askeri esir alınmasaydı da İsrail saldırısı gerçekleşecekti.'
Bu çarpıtma iddası doğru ise, söylenmesi gereken söz bu idi.. Ve, Nasrallah'ın yaptığı söylenen önceki konuşmanın ruhuyla taban tabana zıd.. Ancak, bu açıklama, sesli ve video görüntülü olarak, bizzat Nasrallah'ın ağzından verilmeliydi.
Yazan: Taner Ayaz Tarih: September 2, 2006 8:49 PM
SAVAŞIN AHLÂKI
Lübnan Savaşının bitiminden bir kaç ay geçti. Ortalık duruldu gibi... Ama gerçekte Filistin kaynıyor. Hem iç savaş tehlikesiyle, hem de İsrail katliamlarıyla...
Sorunu tekrar tekrar irdelemenin fazla anlamı yok. "Terör terörü doğuruyor" denecek. "Filistinlilerin de suçu var canım" denecek. Sanki 1. Dünya Savaşını, Filistin cephesini çok iyi biliyormuşçasına "Onlar da bizi arkadan vurmuştu, oh olsun" denecek. Basında biraz katliamlara yönelik eleştiriler,haberler, makaleler çıksın; hemen ardından "dengeleyici" yazılar birbirini izleyecek. Günümüz reel konjonktüründe İsrail'le ilişkileri iyi tutmanın önemi vurgulanacak, stratejik işbirliği yapılmasının ne kadar elzem olduğu milletimizin kulağına, gözüne sokulacak.
Sesim bilmem " ne yazık ki savaş ortamında böyle şeyler oluyor" diyen İsrail Dışişleri Bakanı’nın kulağına gider mi?
Bir devlet nasıl böyle acımasız, vahşet taraftarı olabilir?
Bir devlet nasıl böyle gözü dönmüş bir şekilde sağa sola saldırır ?
Bir devlet nasıl uluslararası hiçbir kuralı iplemez? Nasıl kendini dokunulmaz kabul eder?
Bir devlet nasıl füzelerini, silahlarını hep çocuklara, kadınlara , sivillere ateşler?
Bu devletin hiç mi savaş ahlakı yoktur? Hiç mi kırmızı çizgisi yoktur?
Bu devletin hiç mi ne dediğini, ne yaptığını bilen aydını, politikacısı , yazarı, çizeri yoktur?
Bu ne biçim bir devlettir ki Cengiz Han'ı bile aratır? (Ateşi bol olsun , hiç olmazsa katliam yapmadan önce haber gönderirdi!)
Bu ne biçim nefrettir? Bu ne biçim bir intikam duygusudur ki aynı aileden onlarca kişiyi katleder?
Ama yeter artık ! diyorum.
Bir müslüman olarak, bir insan olarak!
Yeter! Yeter!
Yazan: Tuncay Yılmazer Tarih: November 9, 2006 6:53 PM
İSRAİL MİLİTARİZMİ
Taha Akyol bey'in bugünkü yazısı (11.11.2006) bir çok gerçeği özlü bir şekilde vurguluyor, duygularımıza tercüman oluyor. Makalenin bir kısmını buraya alıntılamak istedim.
..........
Dünyada, İsrail'den başka hangi devlet, çocukları böylesine katleder de dünya ayağa kalkmazdı!
Yahudilerin tarihteki gerçek mağduriyetini, şimdi İsrail militarizmi öyle bir kalkan gibi kullanıyor ki, çocukların öldürülmesine bile dünya sessiz!
Eskiden beri militarizme karşı çıkan Haaretz gazetesinde Aluf Benn, Beyt Hanun katliamını eleştirirken, "Başbakan Olmert'in ordu üzerindeki denetimi kaybettiğini" yazıyor. Haklı ama eksik!
Hayfa Üniversitesi öğretim üyesi sosyolog Uri Ben-Elizer, 1998'de yayımladığı "İsrail Militarizmi" adlı akademik kitabında şunları yazıyordu:
"İsrail'de hiç askeri darbe olmadı. Çünkü seçilmiş liderler de siyasetlerinde temel bir unsur ve merkezi bir ideoloji olarak militarizmi benimsemiştir!"
İsrail devlet olarak, sistem olarak militaristtir!
Sırp militarizmi bir yerde dünyanın tepkisiyle karşılaştı. İsrail militarizmi en gaddar cinayetlerde bile serbest!
Mehmet Akif haklıydı:
"Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!"
..............
http://www.milliyet.com.tr/2006/11/11/yazar/akyol.html
Yazan: Tuncay Yılmazer Tarih: November 11, 2006 12:31 PM