« Tarikatlar, Özgürlük ve Şeffaflık | Ana Sayfa | Kurtuluş Savaşı'nda Tarikatlar ve İdeolojik Körlükler »
September 29, 2006
Laikçilerin Faşizanlaşması Sürpriz Değil
[29 Eylül 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

"Laikçiler ırkçılığa kayıyor." Ekonomi profesörü Eser Karakaş'ın 23 Eylül tarihli Referans gazetesinde yayınlanan yazısının başlığı buydu. Prof. Karakaş, CHP'nin Türk vatandaşlığını "ırk esasına göre" tanımlamaya yönelik girişimlerine işaret ederek, "Türkiye, büyük bir hızla ırkçılığa dayalı bir anlayışın pençesine kayıyor" diyor ve şöyle ekliyordu; "hem de kendini ilerici, modern, Atatürkçü, çağdaş diye tanımlayan bir kesimin itelemesi ile."
Söz konusu "ilerici kesim"den bazı grupların düşünce özgürlüğüne vurulan bir pranga niteliğindeki 301. maddeyi de cansiperane savunduklarını, Elif Şafak gibi düzeyli yazarlara karşı gayet düzeysiz saldırılar düzenlediklerini de biliyoruz. Yani sadece ırkçılığa değil, onunla hep atbaşı giden faşizanlığa da eğilimliler.
Bu kuşkusuz ilginç bir durum. Ama aslında pek de şaşırtıcı değil. Çünkü sözkonusu "laikçi" kesimin dünya görüşü, aslında ırkçılığın ve faşizmin yeşermesine gayet uygun bir zemin oluşturuyor.
Laiklik, Laikçilik
Belki öncelikle "laikçilik"in anlamını açmak gerek. Bu kavram, aslında Türkiye Cumhuriyeti devletinin laik kimliğinin korunmasından yana olmak anlamına gelmiyor. (Kendini dindar olarak tanımlayan pek çok vatandaş da laikliğin devamından yana.) "Laikçiler", dini sadece devletten değil aynı zamanda toplumdan da soyutlamak isteyenler. Toplumsal yaşamda Allah'ı ve dini hatırlatır hiç bir şeyin gözükmemesi, söylenmemesi, anılmamasından yana olanlar. Aslında belki bunlara "sekülerist" demek daha doğru, ama Prof. Karakaş'ın tanımına sadık kalıp "laikçiler" demeye devam edelim.
Türkiye'de siyasi kavramlar havada uçuştuğu için "laikçiler" kendi ideolojik/felsefi görüşlerini laik devlet ilkesinin bir gereği gibi gösteriyorlar. Bu kavramsal el-çabukluğu-marifetle, aslında "devleti dinden, dini de devletten korumak" anlamına gelen laikliği, "devlet eliyle dine baskı yapmak" şeklinde uygulatmaya çalışıyorlar.
Weimar'dan Naziler'e
Şimdi asıl gelelim "laikçilik" ile faşizm ve ırkçılık arasındaki ilişkiye.
Malum, 20. yüzyılda faşizmi ve ırkçılığı en radikal biçimde hayata geçiren proje, Nazi Almanyası'dır. Naziler'in yükselişini inceleyen pek çok tarihçinin cevap aradığı soru ise, 1920'li yıllarda gayet "ilerici" bir toplum olan Almanya'nın nasıl olup da kısa zamanda Nazizm gibi bir cinnete kapılabildiğidir.
Bu sorunun Almanya'nın geçirdiği sosyo-ekonomik buhran, I. Dünya Savaşı'ndaki ağır yenilgi gibi farklı cevapları vardır. Ancak kendisi de bir Alman Yahudisi olup Naziler'in yükselişi üzerine ABD'ye göç eden ve Chicago Üniversitesi'nde uzun yıllar ders veren siyaset bilimci Leo Strauss, bir başka faktörün daha altını çizer: Strauss'a göre Naziler'in yükselişinin önemli bir nedeni, selefleri olan Weimar Cumhuriyeti'nde Alman toplumunun çok hızlı bir sekülerizasyon, yani dinden uzaklaşma süreci yaşamasıdır. Hıristiyan değerleri hızla erimiş, bu ise, Tanrı'nın yerine "devlet"i ve "Ari ırk"ı yerleştiren "Nazi kamusal dini"nin yolunu açmıştır.
Bu nedenledir ki Strauss, kendisi bir ateist olmasına karşın, sağlıklı bir demokrasi için geleneksel dini değerlerin çok gerekli olduğunu, bu değerlerin ortadan kalktığı durumlarda insanların radikal totaliter projelere kolayca kapılabileceklerini savunmuştur.
Devlet Tek Ölçü Olunca
Strauss'un sözünü ettiği tehlikenin yaşama geçmesi için mutlaka Nazi Almanyası gibi marjinal örneklere gerek yoktur. Amerikalı Katolik entelektüel Richard John Neuhaus, "Çıplak Kamusal Alan" adlı kitabında, geleneksel dini değerlerin eridiği bir toplumda devletin kolayca otoriterleşebileceğini anlatır. Çünkü toplum, devletin koyduğu ilke ve kurallardan bağımsız olarak kendine ait değerlere sahip olmazsa, devleti denetleme yeteneğini yitirir. Neuhaus'un ifadesiyle:
"Değer bildiren dini geleneklerin toplumsal yaşamdan dışlanması, 'iyi devlet' veya 'adaletli devlet' gibi kavramları anlamsız hale getirir, çünkü bu durumda devletten başka bir iyilik veya adalet ölçüsü kalmamıştır." (The Naked Public Square, s. 159)
İşte Türkiye'nin "laikçiler"i bu sorundan muzdaripler. Kendilerini adadıkları, "varlıklarını varlığına armağan ettikleri" tek otorite Devlet olduğu için, onun geçmişten kalan her türlü otoriter alışkanlığına sahip çıkıyor, hatta daha da fazlasını istiyorlar. Osmanlı İmparatorluğu gibi demokratik olmayan bir devlette bile Sultan'a "mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var" dedirten değerlerden yoksun oldukları için, Devlet'e eleştirel bakmayı hayal bile edemiyorlar.
Ancak elbette seküler insanların hepsi söz konusu laikçi/devletçiler gibi değil. Aksine, pek çok seküler vatandaş da "evrensel" sayılan ve günümüzde Avrupa Birliği'nde ifade bulunan değerleri sahiplenerek Devlet'i sorguluyor.
Zaten bu nedenle de bugün Türkiye'de Devlet'in otoriterizmlerini evrensel değerlerle eleştiren "liberaller" ile dini değerlerle eleştiren "muhafazakarlar" arasında zımni bir ittifak var.
Bunun ise bozulmaması gerek. Aksi takdirde Türkiye'nin demokrasi yürüşü, Weimar Cumhuriyeti'ninki kadar trajik olmasa da, başarısız bir deneme olarak tarihe geçebilir…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 29, 2006 11:37 AM



laikciligi anladikta bence laiklik eskik tarif edilip yanlis biliniyor.
laiklik deyince cogu kisi "dinlere nötr yaklasmak" yada "dinlerin hür bir sekilde yasanabilmesi" gibi tercüme ediyor,bu tarifi "dindar,muhafazakar" kesimde yapiyor,"ateist yada dini kurallari referans almayan diger allaha inananlarda " aliyor...fakat suda bir gercek ki laikligin vazgecilmez unsuru "din(lerin) devlet yönetim seklini yada kanun cikarma mevzusunda belirleyici olamamasidir/yasak olmasidir",,bu son cümle laikligin diger ilk tarifinden daha esas ve temelini teskil eder...bu sekilde bir tarif ise islamiyetin tartismasiz hüküm verici/kanun koyucu olan allahin özelligini sorguluyor,dolayisiyla birakin laikciligi,bu tür bi tarifi sindirmek "dogrudur" demek ve beyninde,kalbinde kabul etmek islamin inanc ilkeleriyle celisiyor...cünkü islamiyet müdahele hakki olmayan hic bir alani kabul etmez...laikligie inananlar yada onu savunanlar (dindarlar? dahi) aslinda sunu demis oluyorlar: "tamam allah bu galaksileri yaratma kaabiliyetine sahip,ama devletin her hangi bi kanununu belirlemede eksiktir"...buda müslüman olmaya mani bir kanaattir...
Yazan: metin Tarih: September 29, 2006 2:29 PM
Haklisiniz Mustafa Bey, ban da surpriz gelmedi asagi yukari ayni saiklerle. Hatta diger ilmege koydugum ADD icindeki liderlik cekismesnde eski baskanin yeni yonetimi "Misyonerlikle" suclamasi dahi fazla sasirtici gelmedi. Hatirlarsaniz "din elden gidiyor" "yabancilar turkiye'yi satin aliyor" diyen "irticacilar" da "yuce devlet" tarikati mensuplari Ecevitler ve bazi CHP'lilerdi. Bu ulkeye "seriat (yoksa komunizmmi idi farketmez) gelecekse de biz getiririz" diyen kafadakilerin kutsallastirdiklari "degerlerin" sadece koruyucusu degil kendisi haline gelmistir "yuce devlet". Bndandirki aslinda cagdaslasmayi temel objektif edinen bir hareket ulkeyi buraya goturen AB gibi mekanizmalari reddederler cunki bu "kutsal devlet" dinine zarar verir otoristesini azaltmak sureti ile. Oysa "muasir Batili" olmayi hayal eden bu taifenin Ataturk'un hayali olan Avrupa'ya girmesine karsi olmasi nasil tevil edilebilir? "dinsizlestirmeyi de ancak biz yapariz lan; sizin gibi baldiricikplak liboslarami kaldi" diyorlar kaba tabirle; bizim hakimiyetimizi azaltacak bir Batililasmaya da hayir "Turkiye nev-i sahsina munhasirdir , ....kalacak". Cari duzen'in muhafizlari yaniz demokrasi degil, batillasmadan, musirlasmadan hatta Ataturkculukten dahi vaz gecebilirler, devlet kutsal ve onlarin kalmasi sarti ile; yani fasizmden taviz veremezler; ontolojidir.
Laiklik, laisizm, laikcilik, laiklestirme, sekulerizm kavramlarini ve "laikcilik" kelimesininm tam da yerinde bilimsel bir terim oldugunu Sami Selcuk cok guzel aciklamisti Zaman gazetesinde bir ay kadar once cikan enfes yazi dizisinde; herkese tavsiye ederim.
Kaleminize, zihninize saglik!
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 30, 2006 12:03 AM
Yazınıza konu ettiğiniz kesimle ilgili yaptığınız -aşağıda alıntıladığım- iki tanımlama tüm olan biteni özetlemeye yetiyor bence. Üzerinde tekrar tekrar düşünülmesi gereken analizler bunlar, hem manidar hem de vurucu bir yanı var. Yalnız, ülkem üzerinde etkisi yüksek bir kısım insanımın kafa yapısını sereserpe ettiği çok açık.
("Laikçiler", dini sadece devletten değil aynı zamanda toplumdan da soyutlamak isteyenler)
(Kendilerini adadıkları, "varlıklarını varlığına armağan ettikleri" tek otorite Devlet olduğu için...)
Teşekkürler...
Yazan: Engin Emin Tarih: September 30, 2006 2:23 AM
Mustafa bey'den "laikçilik" hakkında yine nefis bir yazı.. Kalemine sağlık..
Bekir Ağabeyin bahsettiği, Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk'un "Laisizm" ve "Laiklik" kavramlarını açıkladığı yazı dizinin linklerini aşağıya veriyorum. Ezberlerinin bozulmasından korkmayan demokrat (!) laikçiler başta olmak üzere herkesin bu diziyi okumasında fayda var:
‘Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye (1)
‘Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye (2)
‘Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye (3)
Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 30, 2006 2:23 AM
Sami Selcuk'tan laiklik-laikcilik (laisizm) farki uzerine:
"Anladım ki, Türkiye'de din, bir merkezi sistemden yönlendiriliyor. Bir ülkeye gidiniz ve 'biz hutbeleri bile merkezden gönderiyoruz' deyin. Laik ülkenin adamları buna şaşıracaklardır. Buradan şunu anlayabiliriz ki, Türkiye 'laiklikle' değil 'laisizm' ilkesiyle yönetilmektedir. İki kavram arasındaki fark bilinmedikçe ve uygulamaya laiklik yansıtılmadıkça, Türkiye'nin laik bir düzene kavuşması da mümkün değildir. Laiklik ile laisizm arasındaki farkı da saptamamız gerekir. Laisizm devletin güdümünde bir din ister. Bir başka deyişle laisist devlet, rejime göre din isteyen devlettir. Laik devlet ise yansız bir devlettir. Ne rejime göre din ister, ne de dine göre rejim ister. Ancak din konusunda da vicdan özgürlüğünü ve tapınma özgürlüğünü hem gerçekleştirir hem de kendi ilgi alanının dışında kabul eder" dedi.
Doç. Dr. Sami Selçuk, laik devletlerin bütün inançlara aynı mesafede olduğu için, hiçbir inancın hak ve özgürlüklerine el atmayacağını sözlerine ekledi. ".
O kadar da "derin , felsefi" felan degilmis, degilmi Sibel Fidel Beyaz hanim?
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 30, 2006 8:24 AM
Sn.Akyol, laikçilerin din yada başka sivil dinamik
lerce dengelenmediğinde, faşizme kayacağı endişe
nizde yerden göğe haklısınız. Ülkemiz için devlet
otoritesi dışındaki dinamiklerden başlıcası din
ise diğeri, maalesef artık esamesi okunmayan sol
sosyalist dinamik ve ağırlığı arttıkça artan ABD
dinamiğidir. Faşist ve otoriter bir yönetim, ABD
nin bölgesel politikalarının sürdürülebilmesi için
gerekli görülüyor. Zemin hazırlama, yada psikolo
jik harekat ustaları, bu projeye boyun eğmeyen kul
olmayan, Muazzez İslam dinini ve samimi dindarları
hedefe koymuş durumdalar. Solu ve sosyalizmi bitir
me taktiklerini şimdi İslam dini için deneme hazır
lığındalar. Unuttukları materyalist solun bazı
maddi sunumlarla, baskılarla başa çıkmakta manavi
donanımdan yoksun oldukları olgusu. İkinci unuttuk
ları Allahın yardımının inananların yanında olduğu
gerçeği. Hazırladıkları tuzakların üzerinde, daha
büyük bir tuzağa düşecekleri gerçeği. Yine insanın
inançli yada inkarcı hepsinin fıtratında Allah kor
kusu olması. Fırtınalı bir havada karanlık denizde
kalanların, hemen Allaha sarılmaları, yada çakan
şiddetli şimşekler karşısında kapıldıkları korku
bilinen hususlardır. ABD uygulamaya koyduğu proje
için Türkiye'ye muhtaç, tehditle, şantajla, paray
la bunu sağlamaya çalışıyor. Ama bu en ılımlısısı
da olsa ,Halkından icazet almış, seçilmiş bir ikti
darla olmayacağını görüyor. ABD den yılmış, izni
olmadan tuvalete bile gidemeyen, halkına ve onun
değerlerine yabancı, gizli dinli bir iktidar arzu
ediliyor. Ülkemizi birarada tutan değerleri inkar
eden, ülkenin doğusunu düşman gören ve iten bir iktidar. Türkiyeyi dünya üzerinde hiç bir liderlik
iddiası taşımayan kukla bir ülkeye dönüştürmek.
Bu günlerde irtica bahanesiyle, yarattıkları sahte
şeyhler ve tarikatlar marifetiyle başlatılan sal-
dırılara karşı, vatanına ve milletine bağlı,ülkesi
nin doğusu ve batısıyla bölünmez bir bütün olduğu
na inanan tüm vatandaşlarımızın uyanık olması
gerekiyor. Ulusalcılık adı verilen, milletimizin
bağrında hiçbir karşılığı olmayan, manevi dinamik
lerimize düşman, karanlık lobilerin faaliyetleri
dikkatle izlenmeli. İslama ve Milletimizin asli unsuru Başta Kürt vatandaşlarımızı itici karşıya
savurucu operasyonlara dikkat etmeliyiz. Oyun büy
ük, oyun kurucular dolar milyarderi, fakat iman
ları yok. Herbiri milletimizin ruh güneşi olan,
Hacı Bektaşlar, Hacı bayramlar, Hoca Ahmet Yesevi
ler, Yunuslar, Mevlanalara dil uzatanların bizi en kuvvetli dayanağımızdan mahrum etmek isteyenler
olduğunu biran bile unutmayalım. Bu mübarek günler
de Dinimiz üzerinden ülkemize kurulmak istenen tuzaklara karşı Allah'ımızdan yardım isteyelim.
Hıristiyanlar, ve Yahudiler bizim kardeşimizdir,
Ancak dinlerini gizleyerek, aziz dinimize ve milli birliğimize saldıran gizli dinliler kardeşi
miz değildir. Bunların maskeleri mutlaka düşecek
ve rezil olacaklardır. Örnekleri görüp vakit başka
ları için varken vazgeçerler umarım. Şimşekler
çok şiddetli çakınca sığındıkları tek bir yer oldu
ğunu unutmasınlar. Saygılar.Levent.
Yazan: levent Tarih: September 30, 2006 1:59 PM
Mustafa Akyol'un kalemine sağlık Darbe yargarasını Tv reklamı yapan bir gazetenin haliyeti ruhiyesinin potresi olmuş,maşallah.Esas Paradoks bu faşizan laikçiler zümresinin beyin takımının Beyaz Türklerden oluşması.Üzerinde derin düşünülmesi gerekli nokta budur.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: September 30, 2006 2:00 PM
Darbe yaygarası mı dediniz? Ne darbesi? Endişeniz mi var?
Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilköğretim okulu öğrencilerine bedava dağıttığı ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ kitabında İNKILAP kelimesini İNKİLAP olara basmışlar. İNKILAP yerine İNKİLAP olunca anlamı şöyle değişiyormuş. ATATÜRK İLKELERİ VE KÖPEKLİK TARİHİ.......!!!
Akılları sıra yanlışlık olmuş. Diğer kitaplardaki fahiş hatalarda hep yanlışlıkla olmuş.
Bu gidişle yaygaraya bile gerek kalmayacak gibi gözüküyor. Korkarım tarih sizleri affetmeyecek. Geçmişte affetmediği gibi.
Laikçilerin faşizanlaşması yaygarası sizi kurtarmıyor. Ektiğinizi biçeceksiniz. Yoksa biçtirecekler.
Yazan: Uyar_Onları Tarih: September 30, 2006 6:10 PM
Laikciligin spora da elini sokmasi yeni bir vakia degil. Son olarak bir Yahudi futblcunun dinin e gosterilen sayginin Ramazan'da dini vecibelerini yerin getirmek isteyen Musluman sporculardan esirgenmesinin dusundurduklerini yansitan bir yazi:
Spor ve inanç hürriyeti: Yahudi Balili, Müslüman Olajuwon, ve laik Hakan ªükür
link olustugundan emin olmadigim icin: http://bekirlyildirim.wordpress.com
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 30, 2006 6:31 PM
Mustafa Bey sitenizi takip etme imkanım olmamasına rağmen bu yazınızı tesadüfen gördüm ve yazma ihtiyacı hissettim.prof.dr Atilla Yayla Bey'in de Ertuğrul Özkök'e cevaben kaleme aldığı yazının ardından sizin yazınızı okumak benim umutlarımı daha da artırdı Türkiye adına.
Laikçiler bugün Mustafa Kemal'in kurduğu T.C ve onun sistemi ilede kavgalılar.kraldan fazla kralcı olmuş durumdalar.Mustafa Kemal Diyanet işleri başkanlığını kurdurarak dini adeta devletin koruması altına almıştır.Diyanet işleri Cumhuriyetimizin bir kurumudur ve mutlaka korunması gerekir.ama laikçi anlayışta bu kurum olamaz Mustafa Kemal'e rağmen.
aşağıdaki yazıyı Diyanet'in sitesinden aldım.
'Diyanet İşleri Başkanlığı 3 Mart 1924 tarihinde 429 Sayılı Kanunla Başbakanlığa bağlı bir teşkilat olarak kurulmuştur.
Anayasamızın 136. maddesinde belirtildiği üzere Diyanet İşleri Başkanlığı, genel idare içinde yer alan bir kamu kurumu olup, "laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirmekle yükümlüdür. İlgili kanunda da bu görevler, "İslâm Dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, Din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek" şeklinde belirlenmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, her türlü siyasi görüş ve düşüncenin üstünde kalarak milli birlik ve dayanışmayı temin etmeyi, kardeşlik, yardımlaşma ve fedakarlık başta gelmek üzere dinimizin yüce prensiplerini vatandaşlarımıza tanıtmayı, din konusunda halkımızı doğru bilgilendirmeyi, manevi ve ahlaki değerlere bağlılıklarını artırmayı amaç edinmektedir. '
ben Türkiye Cumhuriyetinin laik ve demokratik yapısını çok önemsiyorum.bir din görevlisi olarak hizmet vereceksem hiçbir siyasi düşüncenin baskısı altında olmamalıyım.siyaset üstü olmalıyım.bunu laiklik güvence altına alıyor.ve din özgürlüğünün gereği olarak başımı rahatça örtebilmeliyim.bunu da demokrasi sağlıyor.
ben sadece kendimi değil herkesin inancına uygun yaşamasını savunuyorum.liberal demokrat diye kendini tanımlayanlar eğer bunları samimi şekilde istemiyorlarsa takiyye yapıyorlar demektir.
herkese selamlar,sevgiler...
Yazan: deniz Tarih: September 30, 2006 8:05 PM
Uyar onları
Maşallah asmak kesmek biçmek tamda laik olduğunu savunan kafanın haliyeti ruhiyesi.Üslubunuz demokasiden nasibinizi almadığınızı gösteriyor.Kamu binası değilseniz yada kendinizi öyle sanmıyorsanız laik olamasınız;bu devletin kamusal alanında eşitlik demektir o kadar,imtiyaz kanun önünde var olmayan bir kavram.Kamusal alanın dışarısında bir taraf olmak zorundasınız ki bu belli. Söylediğiniz çirkinlikten haberim yoktu ve gerçekten çok iğrenç bir olay olmuş,böyle bir niyet varsa Allah havale etmek lazım.Bu ülkede Atatürk gibi vatan kahramanlarının tapusu eğer kendini laiklik ve kamu binaları ile ontolojik sınıflandırmaya koyanların elinde olmasa sanırım sizin bu şikayetlerinizde olmaz.Bu ülkenin insanı kendi gibi düşünmeyen kardeşine inanç yada inaçsızlık özgürlüğünü bahşetmeden o gazatedeki kafalarda değişmez sanırım.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: October 1, 2006 2:04 AM
Selamın Aleykum Sevgili Dostlar
konu başlığı aktif olduğundan çok hayırlı ve vatanımız için harkulade kampanyayı size buradan duyurmayı istedim;
TEMA vakfımız daha yeşil bir gelecek için bizden yardım bekliyor, yardım dediği parmaklarınızın ucunda linkini vereceğim sayfadaki kısa formu dolduruyoruz.Bu şekilde cep telefonumuza gelecek 20 reklam mesajını kabul etmiş oluyoruz.Bunu yapınca mı ne oluyor:? 10 milyar meşe tohumu Anadolumuzun kuraklaşmış yerlerine hayat olacak Allahın izniyle.Bu vatan hepimizin sahip çıkalım;
http://www.smsmese.org/mesaj.asp
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: October 1, 2006 2:45 AM
Basortulu gorunce al gormus bogaya donen Sezer ve onun zihniyetindekilere ithaf olunur:
================================================
Kraliçe sarayda mescit açtırdı
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, çalışanlar arasında bulunan 19 yaşındaki bir Müslüman'ın ibadetini rahatça yapabilmesi için en çok kullandığı Windsor Kalesi'nde mescit açtırdı
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'in ikamet olarak en çok kullandığı yer Windsor Kalesi
MAHMUT DİKMEN / LONDRA 01.10.2006
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'in, yılın büyük bölümünü geçirdiği ikametgahlarından biri olan Windsor Kalesi'nde bir odayı, kalenin tek Müslüman çalışanının kullanabileceği mescit haline getirtti. Kale içinde ziyarete açık bölümleri gezen turistlere satış yapan küçük dükkanda çalışan Nagina Choudary'nin rahat namaz kılabilmek için yaptığı başvuruyu değerlendiren Kraliçe, kalenin Saxon kulesi adı verilen bölümündeki bir odayı Choudary'ye tahsis etti. Kraliçe'yi 'örnek bir insan' diye öven 19 yaşındaki Choudary, Windsor Kalesi'nde namaz kılan ilk Müslüman olmanın kendisini çok heyecanlandırdığını belirterek, “Bir ilk olarak tarihe geçeceğimi biliyorum” dedi. Choudary, “Kalede çalışmaya başlayalı sadece iki ay oldu. Bütün bunlara rağmen herkes bana yardımcı olabilmek için seferber oldu” diye konuştu
Kaynak :Yeni Safak
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 1, 2006 10:08 AM
ya tabi sayın kraliçe,
böyleikle ingiliz askerlerinin ıraklı çocukları nasıl dövdükleri haberlerini unuttuk gitti,.
birinci dünya savaşında 1.5 milyon hint askerine inançlarına saygıdan dolayı türban takmasına izin vermiştiniz değil mi, hepsi öldüler.
siyaf beyaz fotoğrafları kaldı, sarıklı.
ama o hint askerlerine anzaklar gibi anıt diken de yok. bi masum kurban dahi olmadılar ya,.
Yazan: knz Tarih: October 1, 2006 11:06 AM
Hayir KNZ hanim dediklerinizin hicbirini unutmadik; onlari unutturmaya calisanlar ne haberi veren gazete ne de buraya alintilayan kisi.
O bahsettiginiz zulumleri anlamakla geciyor zamanimizin cogu.
Ama haberin de buraya konulmasinin da gayesi acik "Basortulu gorunce al gormus bogaya donen Sezer ve onun zihniyetindekilere ithaf olunur"
Islama karsi Hacli seferi baslatmis olan Bati'dan dahi "olumlu manzaralar" gordugumuzde bot ederiz. Washington'da 10-15 musluman calisan olarak patrionumuza gidip "bize mescvit verin" dedigimizxd oistegimizin yerine getirilmesi, bir avuc musluman olarak ABD'nin en buyuk supermarken zinciri Safeway'e gidip "bize icinde domuz mamulleri bulunan yiyeceklerinizin listesin verin" dedigimizde bole hazir bir lsteleri olmadigi icin gunlerce calisip 70 sayfalik liste hazirlamalari gibi..Bunlar gercek laiklik, cogulcu demokrasi de farkiliklara saygi ornekleri. Bu ulkelerin diger milletlere yaptiklai zulumleri hakli cikarma gayretleri degil.
Eminimki Windsor sarayinda namaz kilan genc kiz degildir sizi rahatsiz eden. Ya da bugun Beyaz Saray'da Erdogan serefine iftar yemegi verilecek olmasi.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 1, 2006 2:16 PM
iki yüzlülük gibi geliyor.
bilmiyorum ben hasasas olablirim.
WİNDSOR Sarayında namaz kılacak bir kızın mescide ne ihtiyacı var ? Onu da anlamış değilim., erşey gösteriş gibi duruyor. sevmiyorum bunu. gerçi o sarayın 200 tane falan odası olablir belki., makaj odası, 5 çayı odası, kahvaltı odası, öğlen ve akşam yemekleri odası .,
merak ettim acaba mescit hizmetkarlar bölümünde mi açıldı,.
bushun iftar yemeğine bişey demeyim.
yani o kadar yazmayayım.
siz anlayın.,
çok sıkıcı bir ortam gelir bana.
ben iftarları sadece çok sevdiklerim yanında yapmayı tercih ederim.,suni ortam ve iftar, bana hiç gelmez.
ama bu sayfada açıklamam gereken bişey var;
ben insanları severim. karşımda bir kadın görsem başörtüsünü farketmem bile,. sarılmak gelir içimden. tabi ki sarılamam resmi ortam ama, gözlerim öyle bakar.
pek diplomatik bir cevap olmadı ama,
öyle., iran sayfasında yazdığım ile burada yazdığım aynı şeyi ifade etmek zorunda değil.
Eş kamu hizmeti vermiyor.,
Yazan: KaNeZe Tarih: October 1, 2006 8:35 PM
KNZ Hanim,
Yazdiklariniz bana Tristan Tzara'nin siirlerini hatirlatiyor. Hani su dadaizm'in oncusu varya. Bir dizi kor alakali satirlar. Sizin basortuluyu gorunc ne yapmak istediginizle, ya da iftari nerde yapmayi tercih ettiginizle na alakasi var bunun. Bulabildigim tek mantioki ifade Kralice'nin iki yuzlu olup olmayisi.
Bu konuda ise soyleyecegim su:
Mevzu karsilikli saygi, servgi degil, tolerans, hosgoru dahi olmak zorunda degil farkiliklara "TAHAMMUL" anahtar kelime; cogulcu dem,okrasinin temel ogelerinden. sizin psikoanaliziniz veya Ingiltere'nin kolonial donemleri, eperyal hirslari bilmem ne degil. size verdigim Safeway veya benim Washington'daki isverenimin
"MUTLU CALISAN, TATMIN OLMUS MUSTERI" saiki ile musluman sahislarin arzularini yerine getirmesi ornegimdemi bir soylemiyor size? Gerek Ingiltere, gerek ABD ve Bati'yi en agir elestriler yonelten bir kimseyi elestiren kisi Bati modernizminin, feminzminin, kuturunun savunucusu olan kisi olmasi ne garip bir ironidir!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 1, 2006 9:01 PM
asagidaki haber kupurune gore Turk universiteleri gene sifir cekmis dunya universiteleri siralamasinsa. Bence bu iste "dis ve ic dusmanmlarin" komplosu var! Bahsedilen iki arstirmayi yapan Cin unuiversitesi ve Ingilz kurulusu ne anlar universiteklerin ne demek oldugundan. Gel;sinlerde bizden ogrensinler. Yok efendim, bilimsel arstirma imis, tebklig imuis, konfernsmis, patentmis,. Bunlar ivir zivir. Bilmezlerki bu cahiller universitelerin asil gorevi once laik, Ataturkcu, cagdas, laik, Ataturkcu, cagdas, laik, ve de Ataturkcu , ordusu ile el ele, ve cagdas, ve bos inanclardan korunmus gencler yetistirmektir.
Tabiiki bu dallarin hepsinde kendilerine fark atacagimzi bilen, bizi bolmek isteyen mihraklar bilim, arastirma, bimem ne gibi luzumsuz kriterler icad ederek ustunlugumuzu inkar ediyorlar. Hemen Celal Sengor Pasa, Atyamabn pasa ve diger pasalar bu cahillerin universitelerine gonderip onlarin bilgi acigi giderilmeli ve universitelerin asli gorevleri ogretilmelidir. Bu da insanliga Turk hediyesi olsun, ve de varligim Turk varligina armagan olsun!
=============================================
Buyurun:
==========================================
Üniversiteler dünya liginde sıfır çekti
Çin ve İngiltere’de yapılan iki ayrı araştırma, Türk üniversitelerinin bilimsel başarısızlığını ortaya koydu. Türkiye’den hiçbir akademik kuruluş, dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında ilk 500’e giremedi.
Üniversiteler, 2006-2007 akademik yılına görkemli törenlerle adım atıyor. Rektörler açılışlarda bilimsel çalışmalardan ziyade siyasi içerikli konuşmalarıyla dikkat çekiyor. Dünya çapında yapılan 2 ayrı araştırma, rektörlerin bu tavrının altında yatan temel sebebi ortaya çıkardı: Türk üniversiteleri bilimsel başarı açısından uluslararası alanda varlık gösteremiyor.
İdeoloji, bilimsel
araştırmayı bitiriyor
Yükseköğretimle ilgili acı tabloyu değerlendiren, Üniversite Öğretim Elemanları Dayanışma Derneği Başkanı Prof. Dr. Şefik Dursun, son yıllarda üniversitelerde siyaset ve ideolojiden başka bir şey konuşulmadığına işaret etti. YÖK'ün ve rektörlerin öğretim üyeleri üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Dursun, “Hocalara, 'Araştırmaları bırakın.' diyen rektörler gördük.” eleştirisinde bulundu. Türk Eğitim Sendikası İstanbul Şube Başkanı Yard. Doç. Dr. Hanefi Bostan da, ideolojik ve siyasi baskılar sebebiyle hocalarda bilimsel araştırma aşkının ve şevkinin öldüğünü söyledi. Bostan, huzur ortamının eksikliğine, maddi sıkıntıların da eklendiğini vurguladı.
Her yıl Çin'de belirlenen dünya üniversiteleri sıralamasında Türkiye'den hiçbir kuruluş ilk 500'e giremedi. İngiltere'deki başka bir araştırmada da sonuç değişmedi; Türk üniversiteleri ‘Dünyanın en iyi 200 üniversitesi' sıralamasında ‘sıfır' çekti. Değerlendirmeyi, İngiltere'de uluslararası eğitim ve kariyer konularında uzman araştırma kuruluşlarından The Times Higher Education Supplement yaptı.
Türk üniversiteleriyle ilgili ilk acı haber Çin'den geldi. Şanghay Jia Tong Üniversitesi Yükseköğretim Enstitüsü'nün yaptığı Dünya Üniversiteleri Akademik Sıralaması araştırmasının 2006 yılı sonuçları açıklandı. 4'üncüsü gerçekleştirilen araştırmada Türk üniversiteleri bilimsel bir başarı ortaya koyamadı. Geçen yıl 410'uncu olan Hacettepe Üniversitesi ile 469'uncu seçilen İstanbul Üniversitesi, 2006'da bu seviyeyi bile koruyamadı. Araştırma çerçevesinde, “Uluslararası bilimsel atıf indekslerinde yer alan makale sayıları, bilimsel araştırma sonuçları, mezunları ve hocalarının uluslararası bilimsel çalışmaları” gibi kriterler değerlendirildi. Başta Amerika, İngiltere, Almanya ve Japonya olmak üzere, sıralamaya şu ülkeler girdi: Şili, Güney Afrika, Yeni Zelanda, Singapur, Çek Cumhuriyeti, İrlanda, Macaristan.
İngiltere’de uluslararası eğitim ve kariyer konularında kılavuzluk yapan araştırma kuruluşlarından The Times Higher Education Supplement’in (THES) yaptığı araştırma, Çin’deki sonuçlardan çok farklı çıkmadı. Dünyadaki 3 bin 700 akademik aktivite, dünya çapında ünlü 30 üniversitenin en iyi araştırma laboratuvarlarında çalışan tecrübeli elemanlarla görüşme, 736 iş kurumu ile yapılan görüşme, uluslararası çalışmalar, uluslararası öğrenci oranının toplam öğrenciye göre durumu gibi kriterlerin değerlendirildiği araştırma sonunda dünyanın en iyi 200 üniversitesi belirlendi. Ancak Türk üniversiteleri başarısız bulundu ve sıralamaya alınmadı.
‘Üniversitelere siyaset ve ideoloji hakim’
Türk üniversitelerinin uluslararası alandaki başarısızlığı, akademisyenler tarafından Yükseköğretim Kurulu (YÖK)’na ve üniversite rektörlerinin öğretim üyeleri üzerindeki baskılarına ve kaynak yetersizliğine bağlanıyor. Üniversite Öğretim Elemanları Dayanışma Derneği Başkanı Prof. Dr. Şefik Dursun, son yıllarda üniversitelerde siyaset ve ideolojiden başka bir şey konuşulmadığına dikkat çekerek, “Üniversitelerde maalesef siyaset ve ideoloji hakim. Son günlerdeki tartışmalardan bunu anlamak mümkün. Üniversitelerdeki yönetim anlayışı sadece polisiye tedbirler alarak istedikleri tipte insan yetiştirmeye yönelik oldu. Bilimsel araştırmaların kalitesi çok düşük. Yayın sayıları arttı gibi gösteriliyor ama kullanılabilir araştırma değil.” dedi. Türk Eğitim Sendikası İstanbul Şube Başkanı Yard. Doç. Dr. Hanefi Bostan ise YÖK ve üniversite rektörlerinin hocalar üzerinde kurduğu baskıdan dolayı hocalarda bilimsel araştırma aşkının ve şevkinin öldüğünü belirtti.
--------------------------------------------------------------------------------
En iyiler değişmedi
Çin Shanghai Jia Tong Üniversitesi’nin yaptığı araştırmada dünyanın en iyi üniversitelerinde ilk 10 üniversite değişmedi. Dünyanın en iyi üniversiteleri şöyle: Harvard, Cambridge, Stanford, California-Berkeley, MIT, California Teknoloji, Columbia, Princeton, Chicago ve Oxford.” THES’in yaptığı araştırmada ise sıralama şöyle: “Harvard, Cambridge, Oxford, MIT, Yale, Stanford, California Teknoloji, California, Berkeley, Imperial College London ve Princeton.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 7, 2006 6:20 AM
Gercek ile yanlis olan karisiyor bu forumda.
Yazan: haydouks Tarih: November 2, 2006 1:42 AM
Sizin gibilerin takiyyeci, yüzsüz ve iftiracı olduğunu biliyordum ama yalancılıkta, demagojide ve çarpıtmada bu kadar ileri gideceğinizi tahmin etmiyordum. Kendinizi özgürlükçü, gerçek demokrat göstermede epeyi başarılıymışsınız. Ancak ben şüphesiz sizin pis nöronlarınızdan geçen sinyalleri sizden iyi bilirim. Sizi Atatürk'ün ve bilimin ışığında öyle ezeceğiz ki çırpınmakta olduğunuz ininizde karanlığa gömüleceksiniz...
Yazan: yiğit Tarih: December 13, 2006 10:25 AM
Teşekkürler Mustafa Bey yazılarınızın devamını diliyorum
Yazan: Hasan Ali Tarih: December 13, 2006 12:29 PM
sayın AKYOL laiklikle ilgili yazınızı,hakaret içeren yorumuda okudum.Bu ülkede laiklik sekülerizm veya dinin toplum üzerindeki etkisi boyutunda algılanmıyor.iktidar, daha doğru bir ifadeyle,müktedir olma kavgasının arenası.iktidarın nimetlerinden yıllarca hesapsızca nemalananlarla ,ıtılen,kakılan,maniplasyonlara,baskılara,hatta darbelere maruz kalan ve öteki olmaya zorlanan," ÇARIKLILAR'IN "çocuklarının kavgasıdır bu kavganın merkezi.Diğer boyutu felsefe,kamufule.AB de Türkiyeyi tam üyelik için hazım kapasıtesinde zorluk çekiyor.Türkiyede kendini laiklı ğın temsilcisi olarak görenler,bizim milli ve manevi köklerimizden kopmadan moderniteyi yakalamamıza,iktidara talıp olmamıza,finansı yöneten olmamız noktasında hazım sorunu yaşıyor. saygılar
Yazan: erdoğan coşkun çap Tarih: December 18, 2006 4:35 PM
Yigit bey,
Ataturk "ışık" filan degildir... "ulu" da degildir.
Ataturk dunya tarihinin yetistirdigi en onemli liderlerinden biridir. 72 milletten insanla oturup kalkarim ve HEPSi Ataturk'u saygiyla anarlar. Onlara Ataturk "ışık" veya "ulu" desem heralde bana gulerler.
Yapmayin gozunuzu seviyim!
Yazan: Haydar Tarih: December 18, 2006 6:38 PM
Yiğit bey,
Yahu şu ikide bir söylenen "bilimin ışığı" nedir anlayamadım bir türlü. "Bilimi rehber edinmek" falan ne demektir bu? Bilim insanları nasıl aydınlatır bunu birisi açıklayabilir mi? Bence açıklayamaz, çünkü bilimin "insanları aydınlatma" gibi bir görevi yoktur. Bilim insanların evren hakkındaki meraklarını gidermek ve hayatı kolaylaştırmak için bir araçtır. Bilim benim yaşam tarzımı belirlemez, neyin iyi neyin kötü olduğunu söylemez. Hiçbir zaman hayatında önemli kararlar alınırken "ilim ve fenni" araç olarak kullanan gördüm ben. Bilimi dinselleştirenlere karşı bu gerçekleri söyleyince "bilim düşmanı" olursunuz.
Ayrıca "Atatürk'ün ışığı" lafına da çok güldüm. Atatürk bir insandır, etrafa ışık saçmaz, "bilimsel" olarak mümkünü olmayan bir şey bu. :)
Yazan: Ahmet A. Tarih: December 20, 2006 6:25 PM
Tesettür faciası değil ‘Ertuğrul Faciası...’
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=107461
Hayır, bildiğimiz ‘Ertuğrul Fırkateyni’nden söz etmiyorum... Hani Sultan Abdulhamid tarafından ‘iyi niyet’ çerçevesinde Japonya İmparatoru’na gönderilen, 11 aylık zahmetli yolculuktan sonra Serendrip adası açıklarında batan gemi...
Tarihe ‘Ertuğrul Faciası’ olarak geçen kazada bir rivayete göre çoğu üst düzey memur 500’ün üzerinde Osmanlı vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Kurtulanların sayısı da, bir rivayete göre 69, bir rivayete göre 70... Geminin kaptanı ‘Kaptan Ali Paşa’nın şair Can Yücel’in dedesi olduğunu ekleyelim de tam olsun.
Bakmayın ‘bildiğimiz Ertuğrul Fırkateyni’ dediğime, kimselerin bir şey bildiği yok; adam ismini ‘entelektüel’e çıkarmış ama ne ‘teslis’le ‘tevhid’ arasındaki farkı biliyor, ne de ‘harem’in esasında ‘mahrem’ (anlayacakları dilden söylersek ‘özel hayat’) demek olduğunu çözebiliyor.
Konu ne?
Bir süre önce, çok satışlı gazetelerimizden birinde ‘Tesettür Faciası’ başlıklı bir haber çıktı.
Bu bir ‘irtica haberi’ydi ve hem habere konu olan hastane, hem haberde geçen tesettürlü doktorlar, hem de olmayan tesettürlü doktorlara göz yuman Sağlık Bakanlığı dayak yiyordu.
Dayaktan dolaylı olarak Başbakan, hükümet ve böyle bir hükümeti başımıza sardıran halk da nasibini alıyordu.
Haberin altında ‘güvenilir’ bir ismin imzası vardı.
Hani, aşevi ve pastane imalathanesi baskınları yapan, sterilizasyon gereği gittiği yerlerde ‘bone’yle karşılanan ünlü gazeteci...
Gazeteciye bir şey demiyorum, görevini yapmıştır, hastane kayıtlarındaki sıhhat derecesi tartışmalı bir raporu kamuoyuna faş etmiştir. İyi de etmiştir.
Fakat, haberin işleniş biçimi biraz şeydi...
Nasıl derler, biraz tuhaftı...
İddiaya göre, testislerinden arızalı bir hasta hastaneye başvuruyor, tedavi için röntgen çekilmesi gerekmektedir, röntgenci doktorlar bayan ve aynı zamanda ‘tesettürlü’ oldukları için röntgen çekilemiyor, dolayısıyla hastamız kısır kalıyor.
Madem yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi çevresinde bazı ‘çıktı haberler’e ihtiyaç var, al sana çok yönlü, çok işlevli, çok amaçlı bir ‘irtica haberi.’
Gelgelelim, haberin yalan olduğu, daha doğrusu masa başı çalışmasıyla hafiften manipüle edildiği ortaya çıktı.
Gazete, tesettürlü doktorların muhtemelen günah olduğu gerekçesiyle röntgen çekmeye yanaşmadıklarını öne sürüyor ama ortada tesettürlü doktor yok. Üstelik, ‘olmayan tesettürlü doktorlar’ daha önce yüzlerce testis röntgeni çekmişler; bunu da Yeni Şafak refikimiz belgeleriyle ortaya koydu.
Bir de doktor var...
Bu doktor, bir rivayete göre hastayı özel muayenehanesine çekmek için mahsustan tedaviyi savsaklamış, ihmalinin ortaya çıkacağından korktuğu için de uyduruk bir rapor yazarak (olmayan tesettürlü doktorları suçlayan bir rapor yazarak) hastanın dosyasına koydurmuş.
İşin ilginç tarafı şu: Röntgen çekmemekle suçlanan ‘olmayan tesettürlü doktorlar’ o gün nöbetçi değillermiş.
Dahası da var: Başhekim böyle bir şeyden haberi olmadığını söylüyor. Raporu yazan (dolayısıyla tedaviyi savsaklayan) doktor kah gazetenin haberini yalanlıyor, kah bu haberi çürütenleri suçluyor....
İrticacı doktorların kısır bıraktığı hasta ise, ‘Olay gazetenin yazdığı gibi değil, benim testislerim üzerinden irtica kampanyası yürütmesinler’ diyor.
Ben işin içinden çıkamadım.
Sadece şu kadarını anlayabildim: Ortada bir olay var ama, olayın ne irticayla, ne de olmayan tesettürlü doktorlarla ilgisi var.
Biraz yukarıda ‘Ertuğrul Faciası’ndan söz etmiştim.
Fazla da bir şey söylemek istemiyorum. Arkadaşımız, ‘teslis’ten ‘testis’e güzel bir geçiş yaptı. Hayırlısı diyorum...
21.12.2006
Yazan: Haydar Tarih: December 21, 2006 8:01 AM
İşsizlik, adaletsiz gelir dağılımı, sendikasızlaştırma, hukuksuzluk, özgürlüklerin tırpanlanması... Bu toplumun gerçek sorunları bunlar. Ve toplumu terörize eden daha başka sorunların birincil kaynağı. Fakat bunca toz duman arasında, bunca kamplaşma ve sert tartışmanın arasında bu sorunlardan bahseden hiç kimse yok. Ciddiye alınır sol diye birşey de yok zaten. Günümüzdeki kemikleşmiş devletci kemalist zihniyetin, daha doğrusu otoriter, baskıcı, aman pastadan en çok ben pay alayımcı, elitist zümrenin bu ülkenin sorunlarına çözümümüne en ufak bir katkıları olamaz. Sorunların oluşmasında en büyük paya sahipler kendileri. FAKAT, bugün karşılarında bulunan, aynı şekildeki yağmacı zihniyet de aynı şekilde hiçbir sorunu çözebilecek durumda değildir. Can alıcı sorunlar açısından, karşıtlarının kopyasıdırlar. Sadece, bu toplumun işleyişi ve özünde olan, rant dağıtma mekanizması ile işleyen düzenine büyük ortak olmak istiyorlar. Kendilerine hareket sahası yaratmak adına ve meşruiyet kazanmak uğruna yapılan hamlelerin hiçbir anlamı yoktur. Her iki taraf da, laiklik, atatürkçülük, islam, dincilik vs gibi sembolik olarak kullanılan kavramlarla aslında iktidar ve rant paylaşımı kavgası yapıyorlar. Kelimeler ve kavramlar sadece sembolik. Yoksa bu ülkede gerçekten demokratik bir laiklikten söz etmek mümkünmüdür? olmuşmudur böyle birşey?
Kamplaşmanın niteliği bu olunca, meydanlardaki ucube zihniyetli aşırı manipule kalabalıkların niteliği de ortada. Güya demokrasi ve özgürlük aşığı bu kalabalık, bu ülkenin "aydınlık" yüzü. Bu "özgürlükçü" kalabalığa rağmen bir gün öncesinde bir dergi baskılara dayanamayıp kapatılabiliyor. Ve bir bakıyorsun baskıların kaynağı yine bu "aydınlık" cepheden. Manzara böyle olunca bu ülkenin geleceği hakkında insan ciddi ciddi kuşkulanmaya başlıyor. Tepede iktidar mucadelesi veren muktedirler, ve aşağıda, kökleşmiş, dünyanın gerçeklerinden uzak, ideolojik söylencelerle manipulasyona sonuna kadar açık bir kalabalık. Maalesef, özgürlükçü bir yaklaşımla bu ülkenin sorunlarını çözmeye talip bir oluşum, hareket yada zihniyet ortaya çıkacakmış gibi görünüyor. Faşizm faşizm diyor bazıları sürekli. Bazıları da bu kavramı bir küfür olarak algılıyor. Fakat bakıyorsun, iş tamamen deneyimlerin kitabına uyuyor. Tuzu suyu envai çeşit içeriği var. Nem-sıcaklık da yerinde, e mayası zaten var ....
Yazan: Barış Tarih: April 24, 2007 3:17 AM
Laiklik, devlet yönetiminde
(“Buraya dikkat devlet yönetiminde!”) her hangi bir dinin referans
alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan
prensiptir. (Kuran’da bunu istemez mi? Kuran’da sadece Müslüman[ya da herhangi bir dinden] olanlara
tarafsız davranın diye bir ayet mi var?) Laiklik kavramı zaten devlet için
geçerlidir. İnsanların laik olmasından söz etmek, anlatım bozukluğu olmakla
beraber, fikirlerinizin ciddiye alınmamasına neden olur. İnsanların inançlı
olmaları laikliğe karşı mıdır sorarım size? Ya da bizler Müslüman’ız diye
Cumhuriyet ve laiklik düşmanı mıyız? Bu iki kelime maalesef iki zıt kelime
gibi lanse edilmeye başlandı. (Neden acaba bir sorun kendinize? Tabi ki de,
bizi yıpratmaya çalışanlar bunu etnik unsurlarla gerçekleştiremeyeceğini
anlayınca toplumu kamplara ayırmaya başladılar.) Laik olduğunu söyleyenler
biz Müslüman değil miyiz diyorlar. Peki, Bizim Müslüman olmamızın laik
olmamıza engeli ne?
Yazan: Taner Güngör Tarih: May 12, 2007 8:30 PM
Sayın Mustafa Bey
Laiklik mefhumunu anlamak konusunda ciddi sorunlarınız olduğunu düşünüyorum artık.(ad hominem oldu biraz ama :) ) Din dışı yaşantı olan insanlarda değerler silsilesine tekabül eden yerde neden kocaman bir boşluk arıyorsunuz anlamıyorum ki? Yani laik bir insanın etik ve ahlaki değerleri olabileceği konusunda sıkıntı yaşamanıza neden olan şey ne? Batı toplumunu da sanki nazi ve komünizm döneminden kalmış anakronik bir toplummuş gibi görmekten sıyrılmanız gerek. Bence bugün nüfusunun büyük bir kısmı seküler yaşantı içindeki Batı toplumlarına haksızlık ediyorsunuz. İnsan hakları konusunda en ileri toplumlar, liberal demokrasiyi özümsemiş toplumlar laik yaşantı içinde yaşayan toplumlardır. Hala Nazilerden bahsedip de güldürmeyin insanı.
Ayrıca Leo Strauss ki kendisi şu anki Bush ve ekibine en güçlü neo muhafazakar ideolog olarak hizmet etmiştir, Marx'ın ünlü sözüne riayet eder "Din kitlelerin afyonudur!". E o zaman der, biz halkı bu afyondan mahrum etmemeliyiz!
Sizi artık kafamda şöyle canlandırıyorum, eksantrik fikirlerine satır arası bulabilmek için birçok madene izinsiz giren bir madenci gibisiniz, birçok kitapla, eserle, yazarla boğuşuyorsunuz, cebelleşiyorsunuz ama bu bir işe yaramıyor alacağınızı alıp yolunuza devam ediyorsunuz. :)
"Ancak elbette seküler insanların hepsi söz konusu laikçi/devletçiler gibi değil. Aksine, pek çok seküler vatandaş da "evrensel" sayılan ve günümüzde Avrupa Birliği'nde ifade bulunan değerleri sahiplenerek Devlet'i sorguluyor." Ben buna uyuyorum işte, ama muhafazakarların ideolojilerinden de zerre hazzetmiyorum, bir liberal seküler olarak hazzedilmesini de doğru bulmuyorum şimdi ne olacak? Faşist olmayayım sakın. :))
Yazan: Füreya Tarih: January 3, 2008 5:30 PM
Yazıyı okumama neden olan yorum Füreya Hanımın yorumu idi.
O yüzden önce onun yorumunu okudum.
Fakat Mustafa Bey'in az çok görüşünü bildiğimden bir şüpheye düştüm döndüm bir de yazıyı okudum.
Sonra karar verdim ki Füreya Hanım yazıyı okumamış.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: January 4, 2008 10:26 PM